- Katılım
- 14 Mar 2005
- Üye No:
- 7,642
- Mesajlar
- 1,531
- Beğeni puanı
- 0
- Puanları
- 36
- Yaş
- 42
- Cinsiyet:
- erkek
- Nerden:
- denizli
Bir hüzün şarkisi çaliyordu bu kentin yikilmiş harabelerinde.
Bir ayriligin öyküsü yaziliyordu yüreklere.
Bitirmeye çaliştigimiz işkenceyle, ikinci bir yikilmişligi yaşiyordu bu kent öylesine soguk,
öylesine üşümüş, öylesine yalinayak bir vedayi kucakliyordu boş ellerle.
Gidişinle kent ayaklandi önce,
olanca şiddetiyle sarsildi tüm senfoniler, en agir dramlar, trajediler, aşklar.
Çöküntülerini içgüdülerimin duvarlarinda yaşadim yalnizliklarimda en fazla şiddetlerle
uyandim uykusuz sabahlarima. Yoklugunu acimasizca içime sindirmeye başladim.
Gidişinle kendime küstüm senden önce, sonra o çiplak benligine ve bu kasvetli,
havasiz, simsiyah bulutlu güneşin dogmaya küstügü bu kente küstüm yikilmiş anilar arasinda.
Yıkıntılar arasında seni aradım hep.
O kaybedemediğim, kaybetmek istediğim seni aradım bilinçsizce, melankolik havalarda.
Gitmeni istediğim, başını alıp temelli gitmeni istediğim o hayalini aradım hep bu yıkılmış
kentin ara sokaklarında. Ama işte geriye kalan o yıkılmış hayalin, anıların beni ayakta tutan.
Beni terk eden bedenindi, ruhun hep yanı başımda ağlamaklı, hüzün dolu o inat kent yığınının
arkasında gizlenmiş. Yıkılmış, ezilmiş benliğimin aka kapılarını açmışım ruhumun kanayan duygu
yaralarına, ama sen yoksun işte. Boşuna aramam boşuna yorulmam.
Kent'in arka sokakları boş, duvarları resimsiz ama tek duvarsız "yıkılmış bir kent var içimde"
sen gibi, sensizlik gibi şiirlerimde, şarkılarımda, Türkülerimde,
ağıdım da hep sen varsın sevgili...
Bir ayriligin öyküsü yaziliyordu yüreklere.
Bitirmeye çaliştigimiz işkenceyle, ikinci bir yikilmişligi yaşiyordu bu kent öylesine soguk,
öylesine üşümüş, öylesine yalinayak bir vedayi kucakliyordu boş ellerle.
Gidişinle kent ayaklandi önce,
olanca şiddetiyle sarsildi tüm senfoniler, en agir dramlar, trajediler, aşklar.
Çöküntülerini içgüdülerimin duvarlarinda yaşadim yalnizliklarimda en fazla şiddetlerle
uyandim uykusuz sabahlarima. Yoklugunu acimasizca içime sindirmeye başladim.
Gidişinle kendime küstüm senden önce, sonra o çiplak benligine ve bu kasvetli,
havasiz, simsiyah bulutlu güneşin dogmaya küstügü bu kente küstüm yikilmiş anilar arasinda.
Yıkıntılar arasında seni aradım hep.
O kaybedemediğim, kaybetmek istediğim seni aradım bilinçsizce, melankolik havalarda.
Gitmeni istediğim, başını alıp temelli gitmeni istediğim o hayalini aradım hep bu yıkılmış
kentin ara sokaklarında. Ama işte geriye kalan o yıkılmış hayalin, anıların beni ayakta tutan.
Beni terk eden bedenindi, ruhun hep yanı başımda ağlamaklı, hüzün dolu o inat kent yığınının
arkasında gizlenmiş. Yıkılmış, ezilmiş benliğimin aka kapılarını açmışım ruhumun kanayan duygu
yaralarına, ama sen yoksun işte. Boşuna aramam boşuna yorulmam.
Kent'in arka sokakları boş, duvarları resimsiz ama tek duvarsız "yıkılmış bir kent var içimde"
sen gibi, sensizlik gibi şiirlerimde, şarkılarımda, Türkülerimde,
ağıdım da hep sen varsın sevgili...