- Katılım
- 8 Mar 2006
- Mesajlar
- 21,643
- Beğeni puanı
- 11
- Puanları
- 38
- Yaş
- 43
- Cinsiyet:
- bayan
- Nerden:
- istanbul
Kangren olan bir kolun iyleşebilme ihtimalini düşünmeden keser kurtulursun. Mantıklı olan budur, olasılıklara yer yoktur.
Saksısında kurumaya yüz tutmuş bir çiçeği yeşertebilme uğraşı.Tamamen kuruduğunu görene kadar sulamaya devam edersin.
Bir aydan daha az ömrü kalmış yakınını düşün, ne sevgini eksik edersin ne deyaşatabilme mücadeleni.
Daha önce göz yaşlarıına boğulduğun bir filmin tekrarında mutlu sonla bitebilme olasılığını umut etmek…
Siz, mutluluğunuzun üzerine her an karabulutlar çökeceğini bile bile, mutlu olabilme savaşının anlamsızlığı ile acı sonu bekleyerek yaşamak nedemek bilirmisiniz? Ne garip değil mi? sonu belli bir hikayeyi mutlu sonla niyetlendirebilme çabası.
Uzun sürmeyeceğini biliyordum, Bu derece kısa sürmesi ise yeri çoktan rezerve edilmiş acılarımı katlıyordu. Neyi bekliyordu ki! tüm gerçekleri yüzüme harkırmak için. Yavaş yavaş mı bırakmalıydı insan sevgilisini, alıştıra alıştıra mı zerk etmeliydi ayrılıyı yüreğine?
Ben hiç terketmedim ki! Acemisiyim kahpe firarların Ve ustası yarım yamalak aşk kırıntılarının.
Telefondaki sıcak, sevecen ses tonu değişmiş soğuk rüzgarlar estiyordu içimde. Üzerime düşen karlara inat açıp bağrımı yürüdümde, hiç irkilmedim böylesine. Sonraki her görüşmemizde, “Biliyorum sevmiyorsun artık beni” diyebilmeyi çok istesemde bu amaçsız savaşın galibi olabilme umudu dilimi düğümledi.
Uzaklarda seni sevmediğini bildiğin bir sevgilinin, sıcakmığını yitirmiş sesisle yetinebilme onursuzluğu.
Utancım değildi beni böylesine hırpalayan, aynı acıları yaşama korkusu. Bir telefon görüşmesinin ardından aldırış etmeden yağan yağmura, anılarıma işleyen her yere iz düşürerek otagara kadar yürüdüğüm o gece nasılda cesaretlenmişti yüreğim, şaşırmıştım kendime. Görevli kıza yaklaşıp; Antalyaya bir bilet istediğimi söylediğimde kafasını kaldırmadan yok diyerek yanıt verişi, Sonra gözlerinin yüzüme değişi; “ama bir saniye bekleyin sanırım bir yer ayırtırılmış fakat alınmamış size verebilirim” diyerek cümlesini bitirişi.
Çok mu belli oluyordu yüzümdeki acizlik, okunabiliyormuydu bir bakışla. Utancım değildi beni böylesine hırpalayan, aynı acıları yaşama korkusu.
Otobüs, ağır ağır terkederken otgarı, ardımdan el sallamasını beklemiyordum görevli kızın, zaten sallamadı. Sabahın kör saatlerinde indiğimde Antalyaya, beni sevgilimin karşılamasını istiyordum ama karşılamadı. İşte o an anladım, her şey insanın istediği gibi olmuyor ve titretiyor bedenimi Antalya nın serin, sabah yeli.
Kapı açıldı, karşısında beni görünce şaşırdı ama sevinmediği her halinen belliydi. Sevinmesini beklerdim o çok şaşırdı
Saksısında kurumaya yüz tutmuş bir çiçeği yeşertebilme uğraşı.Tamamen kuruduğunu görene kadar sulamaya devam edersin.
Bir aydan daha az ömrü kalmış yakınını düşün, ne sevgini eksik edersin ne deyaşatabilme mücadeleni.
Daha önce göz yaşlarıına boğulduğun bir filmin tekrarında mutlu sonla bitebilme olasılığını umut etmek…
Siz, mutluluğunuzun üzerine her an karabulutlar çökeceğini bile bile, mutlu olabilme savaşının anlamsızlığı ile acı sonu bekleyerek yaşamak nedemek bilirmisiniz? Ne garip değil mi? sonu belli bir hikayeyi mutlu sonla niyetlendirebilme çabası.
Uzun sürmeyeceğini biliyordum, Bu derece kısa sürmesi ise yeri çoktan rezerve edilmiş acılarımı katlıyordu. Neyi bekliyordu ki! tüm gerçekleri yüzüme harkırmak için. Yavaş yavaş mı bırakmalıydı insan sevgilisini, alıştıra alıştıra mı zerk etmeliydi ayrılıyı yüreğine?
Ben hiç terketmedim ki! Acemisiyim kahpe firarların Ve ustası yarım yamalak aşk kırıntılarının.
Telefondaki sıcak, sevecen ses tonu değişmiş soğuk rüzgarlar estiyordu içimde. Üzerime düşen karlara inat açıp bağrımı yürüdümde, hiç irkilmedim böylesine. Sonraki her görüşmemizde, “Biliyorum sevmiyorsun artık beni” diyebilmeyi çok istesemde bu amaçsız savaşın galibi olabilme umudu dilimi düğümledi.
Uzaklarda seni sevmediğini bildiğin bir sevgilinin, sıcakmığını yitirmiş sesisle yetinebilme onursuzluğu.
Utancım değildi beni böylesine hırpalayan, aynı acıları yaşama korkusu. Bir telefon görüşmesinin ardından aldırış etmeden yağan yağmura, anılarıma işleyen her yere iz düşürerek otagara kadar yürüdüğüm o gece nasılda cesaretlenmişti yüreğim, şaşırmıştım kendime. Görevli kıza yaklaşıp; Antalyaya bir bilet istediğimi söylediğimde kafasını kaldırmadan yok diyerek yanıt verişi, Sonra gözlerinin yüzüme değişi; “ama bir saniye bekleyin sanırım bir yer ayırtırılmış fakat alınmamış size verebilirim” diyerek cümlesini bitirişi.
Çok mu belli oluyordu yüzümdeki acizlik, okunabiliyormuydu bir bakışla. Utancım değildi beni böylesine hırpalayan, aynı acıları yaşama korkusu.
Otobüs, ağır ağır terkederken otgarı, ardımdan el sallamasını beklemiyordum görevli kızın, zaten sallamadı. Sabahın kör saatlerinde indiğimde Antalyaya, beni sevgilimin karşılamasını istiyordum ama karşılamadı. İşte o an anladım, her şey insanın istediği gibi olmuyor ve titretiyor bedenimi Antalya nın serin, sabah yeli.
Kapı açıldı, karşısında beni görünce şaşırdı ama sevinmediği her halinen belliydi. Sevinmesini beklerdim o çok şaşırdı