Televİzyonunuzu Bİr Hafta HİÇ AÇmayacaksiniz Deseler Evde Ne Yaparsiniz??

RuYa_GuZeLi

Sessizlik...
Elite Üye
Katılım
8 Mar 2006
Mesajlar
21,643
Beğeni puanı
11
Puanları
38
Cinsiyet:
bayan
Nerden:
istanbul
Televizyonla aran nasıl, diye kime sorsanız, benzer cevaplar alırsınız.
– Sevdiklerim, sevmediklerim var, diyeceklerdir.
Siz onlara bir bütün olarak istediğiniz kadar bastıra bastıra «te-le-viz-yon» deyin; onlar size programlardan bahsedecekler.
– Haberleri dinlerim. Bir de seçerek belgeselleri.
– Yıllar var ki statlara adımımı atmıyorum. Ne işim var itin kopuğun arasında birader! Burada dünya futbolunu, basketbolünü, tenisini, boksunu... Efendim, otomobil yarışlarını... İçkimi alıp, bacaklarımı uzatıp keyfimce seyretmek varken. Trafik, kalabalık sıkıntısı çekmeden.
– Ben eğlendirici programları seyrederim. Komedileri, sitkomları, «talk show»ları...
– Evde yalnız kaldığım saatlerde, kadın kadına programların sevdalısıyım.
Bunlar her söze, «Yarısı dolu!» diye başlayanlar. Çeşidi boldur: şarkıcıları, türkücüleri sevenler. Tedavi kabul etmez dizi tiryakileri. Benim tele-gerçek demeyi tercih ettiğim «reality-show»ların hastaları. Yarışma sevenler. Sinema meraklıları.
Ve «Yarısı boş!»çular. Hayatlarında neyi beğenmiş, kime bağlanmışlar ki televizyonda da sevdikleri olsun?
Ve yabancı kanal meraklıları.
Unutmayın, «Televizyonla aran nasıl?» sualine aldığınız cevaplar, aynı zamanda bir karakteroloji testidir. Küçümserken, mühimserken, beğenirken, nefret ederken insanoğlu bir taraftan da kendini ele verir.
Sorun ve sabırla dinleyin!
*
Televizyondan açmışken devam etmeye var mısınız? Bu pazarınki de bir Tel-aynak sohbeti olsun!
Dışarıda Fransa'yı takibe çalışıyorum. Geçenlerde, Arte adlı kanal adına, Val-de-Marne ilinin 25-30 bin nüfuslu ilçesi Cachan'da el ilanları dağıtıldı:
– Bir televizyon kanalı sizleri, genç ihtiyar ayırmadan, ailece, kendi mahallenizde gerçekleştirilecek bir televizyon programına katılmaya davet ediyor!
Yüz elli kişi kadar Cachan'lı, Belediye salonunda toplandı. Acayip bir teklifti yapılan.
Evlerindeki cihazı bir ay için yapımcı firmaya teslim ederek, bu süre boyunca televizyonsuz yaşamayı göze alacaklardı. Bakalım neler değişecekti günlük hayatlarında? Firma bu televizyonsuz evde yaşanan her şeyi kaydedecek ve bu belgesel Arte'de yayımlanacaktı.
Şu da anlatıldı onlara.
Buna benzer bir belgesel aynen, aynı yapımcı tarafından bundan tam yirmi yıl önce Créteil'de çekilmiş ve 1986'da Antenne 2'de yayımlanmıştı.
Toplantıdakileri bir düşüncedir aldı. Evin en konuşkan, en oyalayıcı, en eğlenceli ferdi sayılırdı televizyon. Onsuz ne yaparlardı? Bir dizide rol alma ümidiyle gelen gençler hemen ayrıldılar. 8 ocak ile 6 şubat tarihleri arasında yapılacak yarışmaya on bir aile katılacaktı.
Aile reisleri olarak iki hesap uzmanı, bir lokanta sahibi, bir belediye meclisi üyesi, öğretmenler, bir konsolosluk görevlisi, karı-koca emekli iki aile, henüz evlenmiş bir çift ve birkaç kişi daha katılıyordu programa.
Cevabı aranan sual şuydu:
– Yirmi yılda değişen nedir?
*
Türkiye'de de otuz yılı aşkın televizyon tecrübemiz var. Bir karşılaştırma yapabilir, bu vesileyle bizde de nelerin değiştiğini sorgulamış oluruz.
Televizyonların şekli değişti. Geçen yıllarda TV kutusu yassıldı ve genişledi; duvarlara tablo gibi asılabilecek hale geldi.
Kablo ve uydular sayesinde kanal sayısı çok, ama çok arttı.
Hepimiz üzerinde yeniliklerin, icatların en etkilisi, hâlâ uzun uzun kumanda aleti demeye devam ettiğimiz o maymuncuk oldu. (Çekirge diyelim şuna, kanaldan kanala sıçrama cihazıdır, dedim; kulak asan olmadı. Bakın öbürüne kısaca cep deyip çıktık işin içinden.)
Fransızlar «çekirge» kullanma iptilasını «zaplama tutkusu» diye adlandırıyor.
Programa katılan ailelerden birinin erkeği (Hanım okurlarımın «...reisi» demeyişimi fark edeceklerinden eminim):
– Eskiden programları, yayınları seyrederdik, diyor. Şimdi artık televizyona bakıyoruz.
Bir değişiklik de, televizyonlu evden, çok televizyonlu ev dönemine geçilmiş olması. Denemeye katılan ailelerden, emekli bir çiftin evinden mühürlenerek, bir ay firmanın deposunda muhafaza edilmek üzere götürülen televizyon sayısı dörttü.
Programa katılanlardan Prof. Bertrand Manuel, bu zorunlu tatilin kendisi için gerekli olduğunu itiraf ediyor:
– Ben televizyon bağımlısı oldum, diyor. Çocukken, öğretmen olan annemle başlıca didişme konumuzdu. Şimdi akşamları, herkes yattıktan sonra saat 23'ten sabahın 3'üne kadar kanaldan kanala zaplamakla meşgulüm. Bir filmi başından sonuna seyredemiyorum. Hiçbir programın sadık seyircisi değilim. Elimdeki oyuncağın oyuncağı haline gelerek kaybettiğim zaman beni dehşete düşürüyor.
Şu suale verilen cevaplar da çok ilgi çekici:
– Evde televizyon olmayınca, fazladan yaşayacak, değerlendirecek 3 saat 22 dakikanız oluyor. (Fransa'da bu kadarmış.) Nasıl değerlendirirdiniz?
Cevaplar ilgi çekici, öğretici.
Fransa'da yılda bir hafta süreyle olsun televizyonunuzu kapalı tutun kampanyası yapan dernekler bile varmış. «Televizyon da, otomobil gibi çevreyi kirleten, insanı hareketsizliğe mahkûm eden bir zararlıdır» türünden sloganları var.
*
Gelinlerle, kaynanalarla, damatlarla işiniz bitince, yani uyandırmayı başardığınız ilgi tükenince, bu dediğime benzer, bizi asıl gerçeklerimizle yüz yüze getirecek programlar da yapsanıza, ey ehl-i reyting!



TELEVİZYONUNUZU BİR HAFTA HİÇ AÇMAYACAKSINIZ DESELER EVDE NE YAPARSINIZ??
 
Üst Alt