- Katılım
- 15 Ocak 2005
- Üye No:
- 1
- Mesajlar
- 238,099
- Beğeni puanı
- 2
- Puanları
- 38
- Nerden:
- secilmemis
Senin bana her gelişin yeni bir kayıbın başlangıcı oluyordu. Yitirdiğim bütün hayaller çepeçevre yüreğimi sarıyordu. Sarmaşıklarla kuşatılmış bu hallerim bir dinamit olup patlıyordu, gecenin ayazında el değmemiş yarınlara. İnce bir sızı kasıp kavuruyordu, fırtınadan yaralı çıkmış beyin hücrelerimi. Çocukluğumun can yakan anılarını sarıp iyileştirmek istiyordum kalbimdeki sevgiyle. Kabukları örselenmiş bu yaraya, tuz basmak kadar acı veriyordu yanılgılarım... Senin bana her gelişin, ciğerlerime soluduğum tütünümün zehri olup akıyordu içime. Hiç bir ilde duyulmamış ağıtlar yakılıyordu yüreğimdeki mahşer yerinde. Çocuklar, analar ağlıyordu bu cehennemin içinde. Yitip gitmiş dünler birer birer celladım olup, indiriyorlardı zehire bulanmış hançerlerini bu kabuklanmış yaralara...
Senin bana her gelişin, ayaz gecelerde soğuktan titreyerek can veren karanfiller açtırıyordu yüreğimin bahçesinde. İçime akıttığın kanlı gözyaşlarımla büyütüyordum o karanfilleri. Kendi kendini zehirleyen bir akrep oluyordu bu yanılgılarım ve ateşin ortasına göz kırpmadan atıyordu kendini. Ölü sesleri yükseliyordu... Çığlıklar tütünle, tütün ağıtlarla, ağıtlar karanfil cellatlarla hesaplaşıyordu. Bu karmaşadan bir tek sen kurtulup kaçıyordun korkakça...
Senin bana her gelişin, tozlanmış raflarda duran yakılmış şiirlerimin küllerini katıp savuruyordu dağlara... Bütün bir evren dilsiz gecelere gebe kalıyordu. Bir tek şiirlerimin külleri raks ediyordu karanlıklar evreninde. Buz tutmuş yürekler okyanuslara karışıp, kayboluyordu hiçlik aleminde...
Senin bana her gelişin, ölümüm oluyordu. Hani o sürekli yinelenen ölümüm. Varlığın özünden sıyrılıp, yokluğun sıradışı ikliminde gerçekleşiyordu yeniden dirilişim. Dirildikçe azalıyordum; dirildikçe azalıyordu ruhumdaki tılsım... Anlamını yitiriyordu bütün bildiklerim. Yaşamla ölüme dair ne varsa, kimliğini yitirmiş bir olgu olarak kalıyordu bu gidiş gelişlerde...
Senin bana her gelişin, kırgınlığım oluyordu, çalınmış yarınlarda yorulan umutlarım. Senin bana her gelişin, damarlarımdan geçip kalbimi kuşatan zehirli bir sarmaşık oluyordu... Senin bana her gelişin bir kurşunla yerlere dağılan yakılmış gençliğim oluyordu... Senin bana her gelişin, ölümüm oluyordu; hani o sürekli yinelenen ölümüm...
SENİN BANA HER GELİŞİN...........
(?)
Senin bana her gelişin, ayaz gecelerde soğuktan titreyerek can veren karanfiller açtırıyordu yüreğimin bahçesinde. İçime akıttığın kanlı gözyaşlarımla büyütüyordum o karanfilleri. Kendi kendini zehirleyen bir akrep oluyordu bu yanılgılarım ve ateşin ortasına göz kırpmadan atıyordu kendini. Ölü sesleri yükseliyordu... Çığlıklar tütünle, tütün ağıtlarla, ağıtlar karanfil cellatlarla hesaplaşıyordu. Bu karmaşadan bir tek sen kurtulup kaçıyordun korkakça...
Senin bana her gelişin, tozlanmış raflarda duran yakılmış şiirlerimin küllerini katıp savuruyordu dağlara... Bütün bir evren dilsiz gecelere gebe kalıyordu. Bir tek şiirlerimin külleri raks ediyordu karanlıklar evreninde. Buz tutmuş yürekler okyanuslara karışıp, kayboluyordu hiçlik aleminde...
Senin bana her gelişin, ölümüm oluyordu. Hani o sürekli yinelenen ölümüm. Varlığın özünden sıyrılıp, yokluğun sıradışı ikliminde gerçekleşiyordu yeniden dirilişim. Dirildikçe azalıyordum; dirildikçe azalıyordu ruhumdaki tılsım... Anlamını yitiriyordu bütün bildiklerim. Yaşamla ölüme dair ne varsa, kimliğini yitirmiş bir olgu olarak kalıyordu bu gidiş gelişlerde...
Senin bana her gelişin, kırgınlığım oluyordu, çalınmış yarınlarda yorulan umutlarım. Senin bana her gelişin, damarlarımdan geçip kalbimi kuşatan zehirli bir sarmaşık oluyordu... Senin bana her gelişin bir kurşunla yerlere dağılan yakılmış gençliğim oluyordu... Senin bana her gelişin, ölümüm oluyordu; hani o sürekli yinelenen ölümüm...
SENİN BANA HER GELİŞİN...........
(?)