- Katılım
- 3 Tem 2005
- Mesajlar
- 14,897
- Beğeni puanı
- 0
- Puanları
- 36
- Yaş
- 41
- Cinsiyet:
- erkek
- Nerden:
- gaziantep
Maçlar 45 dakikalık
Aktifler yorulur, pasifler yorar her zaman. F.Bahçe'nin Bursa'yı ilk yarıda yorduğu gibi. Bu saatten sonra kondisyon antrenmanları da yapılamayacağına göre önce kendi sahana çekil, rakibini "F.Bahçe'yi nasıl da baskı altına aldım" diye havaya sok, bütün bir ilk 45 dakikayı uyku ilacı formatında geçir ama tüm bunları zekice bir tuzak olarak hazırla. İlk pozisyonu 34'te Kezman ile bulan, ilk 45 dakikada sadece bir şut atan, duran toplarda dahi kendi vuramayan, savunmadan çıkarken ya top kaptıran ya da uzun pasları rakibe atan F.Bahçe'nin ilk yarıda yaptıklarının tek açıklaması yukarıdaki paragraftı. İlk yarının F.Bahçe için tek iyi tarafı Lugano, Deniz ve Aurelio'nun top kazanmadaki becerileriydi. Üstelik bütün ilk yarı boyunca sadece iki hücum ribaundu alan F.Bahçe, ceza alanına sağ kanattan tek orta yapan ve hücumda çoğalamayan bir kimlikte oynuyordu. 2. yarıyla birlikte F.Bahçe'nin akıllıca hazırlanmış tuzak taktiği ortaya çıkıyor, Türk futbolunun en büyük derdi olan "Savunmadan çıkarken kaptırılan top" Bursa kalesine 3 pasla ve altı saniyede gol olarak geliyordu.
Şampiyonluk ışıkları
Dünyada atılan gollerin yüzde 90'ının 4 pas altında ve 8 saniyede olduğunu bilen F.Bahçe, hem bu karalı uyguluyor, Kezman'ın attığı golde ise ceza alanında 4 F.Bahçelinin olması "Gol atacaksan kalabalık olacaksın" gerçeğini bir kez daha gösteriyordu. Önder'in "Orta değil gol pası" nasıl atılırı gösterdiği pozisyon da bir başka ders niteliği taşıyordu. İlk yarının son dakikalarında iki pozisyon üs üste hücuma çıkıp sonuç alamayan Deniz, Real Madrid'li Diarra gibi davranıyor, 63'te golü atıp hak ettiği alkışı alıyordu. Güven denen duyguyu rüzgar gibi sırtına alan F.Bahçe, Serdar'ın giderek iyileşen formu, Kezman'ın istekli oyunu, Alex'in ise "İmzanın verdiği huzur ile" kendine gelen güveni ve "Boş alan bulursa yakan adam" Tuncay'ın nefis pasıyla 4'ü buluyordu. Bu futboluyla bir önceki haftadan daha iyi gözüken F.Bahçe bana göre şampiyonluğun ilk ışıklarını da yakıyordu.
Aktifler yorulur, pasifler yorar her zaman. F.Bahçe'nin Bursa'yı ilk yarıda yorduğu gibi. Bu saatten sonra kondisyon antrenmanları da yapılamayacağına göre önce kendi sahana çekil, rakibini "F.Bahçe'yi nasıl da baskı altına aldım" diye havaya sok, bütün bir ilk 45 dakikayı uyku ilacı formatında geçir ama tüm bunları zekice bir tuzak olarak hazırla. İlk pozisyonu 34'te Kezman ile bulan, ilk 45 dakikada sadece bir şut atan, duran toplarda dahi kendi vuramayan, savunmadan çıkarken ya top kaptıran ya da uzun pasları rakibe atan F.Bahçe'nin ilk yarıda yaptıklarının tek açıklaması yukarıdaki paragraftı. İlk yarının F.Bahçe için tek iyi tarafı Lugano, Deniz ve Aurelio'nun top kazanmadaki becerileriydi. Üstelik bütün ilk yarı boyunca sadece iki hücum ribaundu alan F.Bahçe, ceza alanına sağ kanattan tek orta yapan ve hücumda çoğalamayan bir kimlikte oynuyordu. 2. yarıyla birlikte F.Bahçe'nin akıllıca hazırlanmış tuzak taktiği ortaya çıkıyor, Türk futbolunun en büyük derdi olan "Savunmadan çıkarken kaptırılan top" Bursa kalesine 3 pasla ve altı saniyede gol olarak geliyordu.
Şampiyonluk ışıkları
Dünyada atılan gollerin yüzde 90'ının 4 pas altında ve 8 saniyede olduğunu bilen F.Bahçe, hem bu karalı uyguluyor, Kezman'ın attığı golde ise ceza alanında 4 F.Bahçelinin olması "Gol atacaksan kalabalık olacaksın" gerçeğini bir kez daha gösteriyordu. Önder'in "Orta değil gol pası" nasıl atılırı gösterdiği pozisyon da bir başka ders niteliği taşıyordu. İlk yarının son dakikalarında iki pozisyon üs üste hücuma çıkıp sonuç alamayan Deniz, Real Madrid'li Diarra gibi davranıyor, 63'te golü atıp hak ettiği alkışı alıyordu. Güven denen duyguyu rüzgar gibi sırtına alan F.Bahçe, Serdar'ın giderek iyileşen formu, Kezman'ın istekli oyunu, Alex'in ise "İmzanın verdiği huzur ile" kendine gelen güveni ve "Boş alan bulursa yakan adam" Tuncay'ın nefis pasıyla 4'ü buluyordu. Bu futboluyla bir önceki haftadan daha iyi gözüken F.Bahçe bana göre şampiyonluğun ilk ışıklarını da yakıyordu.