- Katılım
- 11 Ara 2006
- Mesajlar
- 4,993
- Beğeni puanı
- 0
- Puanları
- 0
- Cinsiyet:
- bayan
- Nerden:
- ankara
Tarifsiz bir ürpertiyle düştün içime,
Anlatamam seni ilk gördüğümde
neler hissettiğimi, nasıl titrediğimi.
Anlatamam kelimeler lal olurken ifade de hislerimi,
Ritminde anlatamak ister gibi
yüreğimin nasıl cebelleştiğini.
Anlatamam gözbebeklerinde filizlenen kardelenin
Gönlümün buzullarınnı nasıl deldiğini.
Anlatamam yanağında gamzeleşen buğselerin
Duygularımı en ücra köşelerine sürdüğüm
Ergenakon dağlarımı nasıl erittiğini.
Dedim yaa anlatamam güzelim
Bir anda nasıl kanıma girdiğini,
hücrelerimi nasıl paramparça ettiğini.
Bunu ben bile anlayamadım ki......
Hani ey diyarı gönlüm
Ümitlerimin nilüferler gibi oynaştığı sularından
Göç yolları geçmezdi..
Çöl rüzgarlarına aşinaydık biz,meltemler esmezdi.
Göçebe duygularımın sert bozkırlarında
Yer yoktu ne evhamlara, ne de korkulara.
Şimdi neden bir savaş meydanı gibi
Tarumar ve hüzün kokar gecelerim?
Neden mağlup bir kumandan gibi
yüreğim avuçlarımda gezerim?
Nerden çıktı bu vakitsiz kızıl gurublar?
Neden öbek öbek toplanıyor başımda karabulutlar?
Bahar cıvıltısında bu hüzzam şarkılara sebep ne?
Sen misin korkularımın ilk durağı?
Yoksa sevdan mı?
Bir deprem şiddetiyle düşen istikbalime....
Oysa daha önceleri hiç yaşamamıştım böylesi duygular.
Seni severken başladı hayatımda tüm korkular.
Düşündükçe seni, düşledikçe bizi,
Yarınlardan korktuğumu hissettim.
Göçten geri kalmış bir kuşun tadirgin bakışlarında,
Ümitsizliğin melankolik nağmelerini besteledim.
Çıkmazların doğumsancısı çektiği sürgün saatlerde,
Duygularımı intihara sürükleyen yanılgılar besledim.
Ve son günümmüş gibi yaşadığım gecelerin fecrinde,
emri dudaklarından dökülecek infazlar bekledim..
Oysa daha önce bu korkuyu hiç hissetmemiştim.
Senden önce başkasını sen gibi sevmemiştim.
Düşmemişti bir geceyarısı
ansızın içime ölüm korkusu.
Dolmamıştı odama,
yalnızlığın kasvetli siyanür kokusu.
Dolaşmamıştım bir gece de
binlerce sahra Mecnun'la,
ve daha önce hiç idam edilmedim bir korkunun darağacında.
Uykusuz gecelerde,
bir ism yazmadım gökyüzüne yıldızlarla,
Samanyolundan kolye yapıp,
takmadım ki bir güzelin güvercin gerdanına....
Sen yaşamak kadar güzeldin benim için.
İlk defa seni sevdim,
ilk defa senle sevdim yaşamayı...
Yüreğimin ritimsiz med cezirlerinde biri atsın,
İlk defa biri dolaşsın istedim damarlarımda..
İlk defa bir gökgürültüsü ihtişamıyla,
senin adını haykırmak istedim,
yıllardır yalnızlık çektiğim kalabalıklar arasında...
Seni beklerken geçirdiğim beş-on dakika da,
Beş-on yıllık hayaller kurdum hayatımda ilk defa..
Sensizliği anlatırken, sükutun lisanıyla yalnızlığıma,
İlk kez hesap sordum, sensiz harcadığım yıllarıma....
Sanma beni ne amansız çırpınışlar,
ne ölümcül korkularla yordun.
Beni en zayıf noktamdan,seni gizlediğim yerden,
yüreğimden vurdun...
Oysa sen karanlık çağlarına gönlümün,
mutluluk vaateden miladım,
İşlerken zevk aldığım yegane günahımdın......
Hala bir korku gibi taşıyorum seni içimde.
Paslı bir kurşun gibi
bir gün degil, hergün vuruyor,
gençliğimin bagrına sıktığın hatıralar.
Döktüler cilalı yüzlerini,
yalan söyle(ye)miyor artık içimde ki aynalar..
Avutmuyor...
Hülyalarımın derinliklerinde vurgun yemiş arzularımı,
bir zamanlar kendimi bulduğum şiirler, ne de şarkılar...
Artık yorgun bir bahar gibi, ömür takviminde gençliğim.
Yaşama sevinci vermeden çatlayan goncanın ne anlamı var?
Bir kanadında umut taşımıyorsa turnalar,
gayrı göçe tövbe etseler bilmem ne yazar?
Kaybolmuşsa çoban yıldızı, sönmüşse deniz fenerleri,
Yelkenleri suya inmiş sandal gibi çaresizsen geceleri,
Ne fayda çarmaha gersen de seven yüreğini?
Giden sevgiliyi geri getirmiyorsa çektiğin acılar,
Bir damla gözyaşında,
Fırtınalar koparmanın ne alemi var....?
...../......./.......
(Tarifi olmayanın, tarihi de olmaz...)
-Alıntıdır-
Anlatamam seni ilk gördüğümde
neler hissettiğimi, nasıl titrediğimi.
Anlatamam kelimeler lal olurken ifade de hislerimi,
Ritminde anlatamak ister gibi
yüreğimin nasıl cebelleştiğini.
Anlatamam gözbebeklerinde filizlenen kardelenin
Gönlümün buzullarınnı nasıl deldiğini.
Anlatamam yanağında gamzeleşen buğselerin
Duygularımı en ücra köşelerine sürdüğüm
Ergenakon dağlarımı nasıl erittiğini.
Dedim yaa anlatamam güzelim
Bir anda nasıl kanıma girdiğini,
hücrelerimi nasıl paramparça ettiğini.
Bunu ben bile anlayamadım ki......
Hani ey diyarı gönlüm
Ümitlerimin nilüferler gibi oynaştığı sularından
Göç yolları geçmezdi..
Çöl rüzgarlarına aşinaydık biz,meltemler esmezdi.
Göçebe duygularımın sert bozkırlarında
Yer yoktu ne evhamlara, ne de korkulara.
Şimdi neden bir savaş meydanı gibi
Tarumar ve hüzün kokar gecelerim?
Neden mağlup bir kumandan gibi
yüreğim avuçlarımda gezerim?
Nerden çıktı bu vakitsiz kızıl gurublar?
Neden öbek öbek toplanıyor başımda karabulutlar?
Bahar cıvıltısında bu hüzzam şarkılara sebep ne?
Sen misin korkularımın ilk durağı?
Yoksa sevdan mı?
Bir deprem şiddetiyle düşen istikbalime....
Oysa daha önceleri hiç yaşamamıştım böylesi duygular.
Seni severken başladı hayatımda tüm korkular.
Düşündükçe seni, düşledikçe bizi,
Yarınlardan korktuğumu hissettim.
Göçten geri kalmış bir kuşun tadirgin bakışlarında,
Ümitsizliğin melankolik nağmelerini besteledim.
Çıkmazların doğumsancısı çektiği sürgün saatlerde,
Duygularımı intihara sürükleyen yanılgılar besledim.
Ve son günümmüş gibi yaşadığım gecelerin fecrinde,
emri dudaklarından dökülecek infazlar bekledim..
Oysa daha önce bu korkuyu hiç hissetmemiştim.
Senden önce başkasını sen gibi sevmemiştim.
Düşmemişti bir geceyarısı
ansızın içime ölüm korkusu.
Dolmamıştı odama,
yalnızlığın kasvetli siyanür kokusu.
Dolaşmamıştım bir gece de
binlerce sahra Mecnun'la,
ve daha önce hiç idam edilmedim bir korkunun darağacında.
Uykusuz gecelerde,
bir ism yazmadım gökyüzüne yıldızlarla,
Samanyolundan kolye yapıp,
takmadım ki bir güzelin güvercin gerdanına....
Sen yaşamak kadar güzeldin benim için.
İlk defa seni sevdim,
ilk defa senle sevdim yaşamayı...
Yüreğimin ritimsiz med cezirlerinde biri atsın,
İlk defa biri dolaşsın istedim damarlarımda..
İlk defa bir gökgürültüsü ihtişamıyla,
senin adını haykırmak istedim,
yıllardır yalnızlık çektiğim kalabalıklar arasında...
Seni beklerken geçirdiğim beş-on dakika da,
Beş-on yıllık hayaller kurdum hayatımda ilk defa..
Sensizliği anlatırken, sükutun lisanıyla yalnızlığıma,
İlk kez hesap sordum, sensiz harcadığım yıllarıma....
Sanma beni ne amansız çırpınışlar,
ne ölümcül korkularla yordun.
Beni en zayıf noktamdan,seni gizlediğim yerden,
yüreğimden vurdun...
Oysa sen karanlık çağlarına gönlümün,
mutluluk vaateden miladım,
İşlerken zevk aldığım yegane günahımdın......
Hala bir korku gibi taşıyorum seni içimde.
Paslı bir kurşun gibi
bir gün degil, hergün vuruyor,
gençliğimin bagrına sıktığın hatıralar.
Döktüler cilalı yüzlerini,
yalan söyle(ye)miyor artık içimde ki aynalar..
Avutmuyor...
Hülyalarımın derinliklerinde vurgun yemiş arzularımı,
bir zamanlar kendimi bulduğum şiirler, ne de şarkılar...
Artık yorgun bir bahar gibi, ömür takviminde gençliğim.
Yaşama sevinci vermeden çatlayan goncanın ne anlamı var?
Bir kanadında umut taşımıyorsa turnalar,
gayrı göçe tövbe etseler bilmem ne yazar?
Kaybolmuşsa çoban yıldızı, sönmüşse deniz fenerleri,
Yelkenleri suya inmiş sandal gibi çaresizsen geceleri,
Ne fayda çarmaha gersen de seven yüreğini?
Giden sevgiliyi geri getirmiyorsa çektiğin acılar,
Bir damla gözyaşında,
Fırtınalar koparmanın ne alemi var....?
...../......./.......
(Tarifi olmayanın, tarihi de olmaz...)
-Alıntıdır-