Karadelikler ve Muhtemel Kıyamet Tasvirleri

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan fallen li
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

fallen li

Gümüş Üye
Gümüş Üye
Katılım
24 Şub 2006
Mesajlar
1,677
Beğeni puanı
1
Puanları
38
Cinsiyet:
erkek
Nerden:
istanbul
Karadelikler ve Muhtemel Kıyamet Tasvirleri

* Kıyamet hâdisesi ile ‘karadelik çekim kuvveti’ arasında
nasıl bir münasebet kurulabilir?
* Devenin iğne deliğinden geçmesi ve zamanda geriye gitmek
nasıl mümkün hâle gelebilir?
* Güneş’in batıdan doğmasına sebep olabilecek muhtemel tesirler…



Kur’ân-ı Kerîm’de, kıyamet esnasında vuku bulacak hâdiseler açıkça tasvir edilir. Âyetlerde kıyametin, sadece dünyayı değil, diğer gök cisimlerini de içine alan, kâinat çapında bir son olduğuna dikkat çekilir.

“Gök yarıldığı zaman; Yıldızlar parçalanıp etrafa saçıldığı zaman, Denizler birbirine katılıp tek deniz hâline geldiği zaman.” (İnfitâr, 82/1-3)

“Gün gelecek, gök şiddetle çalkalanacak, Dağlar sür’atle yürüyecektir.” (Tûr, 52/9,10)

“Güneş dürülüp ışığı söndüğü zaman, yıldızlar yerlerinden düşüp dağıldığı zaman; dağlar yürütüldüğü zaman.” (Tekvîr, 81/1-3)

“Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kâğıdı dürüp rülo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak, diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz.” (Enbiyâ, 21/104) .

Sebepler plânında, sağlam olarak çatılmış bir düzeni dağıtabilecek ve çekim gücü dâhil diğer kuvvetleri tesirsiz kılabilecek; gezegen ve yıldızları yörüngesinden çıkarabilecek kuvvet ne olabilir?

Son yıllarda bilim adamları, ‘karadelik çekim kuvveti’nin böyle bir vazife görebileceği ihtimali üzerinde durmaktadır.

“Kari’a; Nedir o kari’a? Kari’ayı, o kapıları döven ve dehşetiyle kalblere çarpan o kıyamet felâketini sen nereden bileceksin ki! O gün insanlar uçuşan kelebekler gibi şuraya buraya fırlatılırlar. Dağlar atılmış rengârenk yünlere dönerler.” (Kari’a, 101/1-5)

“Gök yarıldığı zaman.. Yıldızlar parçalanıp etrafa saçıldığı zaman.. Denizler birbirine katılıp tek deniz hâline geldiği zaman...” (İnfitâr, 82/1-3)

Yukarıdaki âyetlerde tasvir edilen hâdiseler Yaratıcı’nın takdiriyle ‘karadelik çekim kuvveti’nin tesirine bağlanmış olabilir.

[Görsel erişilemez]

Bir ateş küre üzerine oturduğumuz ve atmosferi meydana getiren gazların yerçekimiyle arz etrafında tutulduğu bilinmektedir. Kuvvetli bir çekimle dünya atmosferinden ilk önce kaybolacak şey, teneffüs ettiğimiz hava olacaktır. Böyle bir durumda dış basıncın kalkmasıyla, büyük ölçüde sudan (% 70) müteşekkil olan yeryüzündeki canlılarda ‘iç basınç’ galebe çalacak ve canlılar parçalanacaktır.

Diğer gezegenlerin yanısıra Güneş Sistemi’ndeki iki ‘asteroid kuşağı’nda mevcut trilyonlarca gök cisminin (asteroid, meteor ve kuyruklu yıldızlar) arasında Kudret-i İlâhî ile süregelen cazibe ipleri belki de karadelik çekim kuvveti tesiriyle koparılacaktır.

Kıyametin kopmasında geometrik çekim dengelerinin bozulmasına da rol verilebilir. Genel İzafiyet Teorisi’nde de görüldüğü üzere, göklerin uzay-zaman düzlüğü, Kur’ân’ın ifadesiyle, dürülebilir ve bir kâğıt gibi buruşturulabilir. Bu durumda da yıldızlar yerlerinden oynar ve dökülür.

Gergin bir örtü veya ağ, üzerine konan cisimlerin ağırlığı altında nasıl eğip bükülüyorsa, gökler de (uzay-zaman ağı) içlerine ‘yerleştirilmiş’ çok yoğun cisimler olan karadeliklere verilen vazifeyle eğilip bükülür, hattâ yırtılıp çatlar veya daha uygun bir tabirle delinir. Delinmenin mânâsı fizik kanunlarının geçerliliğinin ortadan kaldırılmasıdır.

Galaksilerin merkezine konmuş karadeliklerin giderek büyüyeceği, sonunda galaksinin karadelik hâline geleceği ve bütün karadeliklerin birleşmesiyle kâinatın toptan karadelik hâlini alacağı tahmin edilmektedir.

Deve iğne deliğinden geçtiğinde…

“Âyetlerimizi yalan sayanlara ve onları kabule tenezzül etmeyenlere gök kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçmedikçe onlar da cennete giremeyeceklerdir. İşte Biz, suçlu kâfirleri böyle cezalandırırız!” (A’raf, 7/40)

‘Devenin iğne deliğinden geçmesi’ ifadesi gökcisimlerinin karadeliklerdeki ‘tekillik’ denen küçücük bir ‘noktadan’ geçirilmesini hatıra getirmektedir. Bu benzetme, karadeliğin yutma alanına giren koskoca bir kürenin; incelerek âdeta bir ip hâline gelebileceğini ve yutulan cisme göre çok küçük kalan karadeliğin çekimiyle yutulabileceğini akla getirmektedir.

Güneş’ten yüzbinlerce defa büyük bir gök cismi uzay-zamanın son derece bükülüp çukurlaştığı karadeliklerde yutulmaya başladığında, bir topluiğne başı kadar boyutsuz bir nokta hâline gelebilir.

Karadelik çekim kuvveti tesirinin en büyük olduğu merkez bölge ‘olay ufku’ ile anlatılır. Karadelikler, içinde bulunduğumuz bu âlemden başka uzaylara açılan ‘geçiş kapıları’ olabilir. Bu durumda, farz-ı muhal karadeliğin içine düşen bir astronotun başına gelebileceklere bakalım.

Fezâ yolcusu ile saatlerimizi dikkatle ayarlıyoruz ve onu karadeliğin ‘olay ufkuna’ doğru uğurluyoruz. Astronot yavaş yavaş çekimin giderek arttığı olay ufkuna yaklaşırken onun saatinin daha yavaş işlediğini görürüz. Güneş kütlesi kadar bir karadelik çevresinde olay ufkuna biraz yakın bölgede bizim saatimiz 1 saniyelik bir zaman aralığını gösterirken, onun saati bu aralığı meselâ 3,3 saniye gösterebilecektir. Çünkü zaman orada daha ağır akmaktadır. Astronotumuz olay ufkuna biraz daha yaklaştığında, onun meselâ 33 saniyesi (bir öncekinden on kat daha yavaş) bizim yine 1 saniyemize tekabül edecek, olay ufkuna tamamen girdiğinde ise, orada zaman artık donacak, saniyeler arasındaki zaman aralığı duracaktır.

Bu tasavvurî yolculuk acaba astronot açısından nasıl algılanır?

Uzay yolcusu olay ufkuna yaklaştıkça, zamanın ‘ağır’ işlediğini fark etmekle kalmaz, vücudunda garip bir uzama da görebilir. Çekim vücudun uç noktalarında (ayaklar ve baş) daha şiddetli tesir göstereceğinden, astronot ‘Ne oluyoruz?’ demeye kalmadan, iplik gibi uzamaya başlar. Gittikçe olay ufkuna yaklaşan astronot için geçen saniye, kâinatın bir ay, bir yıl, bin yıl sonrasını gösterir. Olay ufkuna bir adım kala, kâinatın neredeyse bütün geleceği astronotun 1 saniyesi içine sığar. Astronot, iğne deliği olan tekillik noktasına hızla sürüklenir ve kendini öteki tarafta bulur. Bu bölgede, ışık hızının mutlak hız (kâinattaki en büyük hız) olduğu tezini esas alan ‘özel izafiyet’ de geçerliliğini kaybeder. Çünkü tekilliğe doğru yaklaştıkça, astronotun veya uzay gemisinin üzerine tesir edecek çekim o denli şiddetlenir ki, bu andan sonra hız artık ışık hızını da aşar. Işıktan da yüksek bir hız söz konusu olduğunda, bütün illiyet prensipleri ve öncelik-sonralık münasebetleri artık geçersiz hâle gelir. İşte o vakit ‘zamanda’ da geriye doğru gidebiliriz. Bu konudaki yorumlar şu şekildedir: Tekillik kuyusuna düşmekte olan biri, kâinatın bütün geçmişini göz açıp kapama süresi içinde yaşayabilir. Artık o bir zaman gezgini hâline gelmiştir. Şimdiki zaman, geçmiş ve gelecek onun temaşası altına girmiştir. Tekilliğin iğne deliğinden o bir başka kâinata geçmiş olabilir.

Güneş, batıdan doğacak (Çekim gücünün gariplikleri)

Fahrettin Râzi tefsirinde, “Güneş dürülüp ışığı söndüğü zaman.” (Tekvîr, 81/1) âyetindeki ‘kuvvirat’ kelimesine Hz. Ömer’den gelen bir rivayete göre, ‘ışığını giderip karartmak’ mânâsını verirken; İbn-i Abbas’tan gelen bir rivayete göre ise, Güneş’in dürülmesini onun Arş’a katılması olarak yorumlar. Işığın dürülmesi ve toplanmasında İlâhî takdir fizikî âlemde nasıl tecelli edebilir? Bilindiği gibi karadelik çekiminden sadece madde değil ışık da kurtulamamaktadır.

Peygamberimiz’den (sas) gelen haberlere göre; Güneş, Arş’ın altında bulunduğu bir sırada ona, olduğu yerden doğması emri verilecek ve o da buna göre batıdan doğacaktır. Kıyamet esnasında vuku bulacağı bildirilen Güneş’in batıdan doğması nasıl mümkün olabilir?

Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüşü tersine çevirebilir mi? Bunda sebep rolü oynayacak mekanizma, karadeliğin yutulma tesirindeki bir gökcisminin (bu misâlde Dünya’nın) yörüngesinden çıkıp başıboş hâle gelmesi (böylece dönüşünün ters yöne çevrilmesi) olabilir.

Güneş’i ters yönden doğuyor gösterebilecek bir durum da, karadeliğin müthiş çekim tesiriyle ışınların yön değiştirebilmesidir. Doğudan gelen ışınlar ters yönden çekilince batıya yöneleceklerdir. Kıyamet tasvirlerinde Güneş’in ışınlarının ‘dürülüp kaldırılması’ karadeliklere yaptırılacak bir iştir.

İmâm-ı Gazâli Hazretleri, ‘Keşf-u Ulumu’l-Âhire’ risalesinde, kıyamet âyetlerinin tefsirini yaparken kâinat çapındaki kıyamete dikkat çeker: “Allah, Sur’un üfürülmesiyle, Kıyametin kopmasını murad ettiği zaman bir de bakarsın ki, dağlar uçuşup bulutlar gibi yürümeye, denizler birbirine doğru karışmaya, Güneş dürülüp kararmaya, kâinat birbirine girmeye, yıldızlar ipinden kopmuş tesbih taneleri gibi dökülüp dağılmaya, gök değirmen taşı gibi dönmeye, yer korkunç sarsıntılarla titreyerek deri gibi bazen gerilip bazen yayılmaya başlar. Öyle ki Allah, feleklerin görevden azledilmesini emreder; yerlerde, semalarda ve hattâ Kürsi’de canını vermemiş hiçbir canlı kalmaz. Ruhlu ise ruhunu teslim eder. Yer ve gökler sakinlerinden boş kalır.”

Bediüzzaman (ra) ise, kâinatın hassas bir düzen içinde birbirine bağlanmış parçaları arasındaki ulvî rabıtalarda (çekim, elektromanyetik kuvvet, nükleer kuvvet vd) bir bozulma olacağına dikkat çeker ve kıyameti şöyle tasvir eder (sadeleştirilerek):
“Şu dünyanın can çekişmesini, Kur’ân âyetlerinin işaret ettiği surette hayal etmek istersen bak. Şu kâinatın cüzleri, ince, ulvî bir nizam ile birbirine bağlanmış; gizli, nazik, lâtif bir rabıta ile tutunmuş ve o derece bir intizam içindedir ki; gök cisimlerinden tek bir cisim, ‘Öl!’ emrine veya ‘Yörüngeden çık!’ hitabına mazhar olunca şu dünya sekerata başlar. Yıldızlar çarpışır, gök cisimleri dalgalanır, nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleler, küreler gibi büyük topların müthiş sadaları gibi feryada başlar. Birbiriyle çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, denizler yanarak, yeryüzü düzlenir. İşte şu ölüm ve can çekişme ile Kadîr-i Ezelî, kâinatı çalkalar, onu tasfiye edip, cehennem ve cehennemin maddeleri bir tarafa, cennet ve cennetin maddeleri başka tarafa çekilir, âlem-i âhiret tezahür eder.” (Sözler, s.498)

Kıyametin gerçekleşme şekli nasıl olursa olsun, Kur’ân’ın sürekli vurgu yaptığı gibi, “Eğer dünyanın ecel-i fıtrîsinden evvel Ezelî İrade’nin izniyle hâricî bir maraz veya muharrib bir hâdise başına gelmezse ve onun Sâni-i Hakîm’i dahi fıtrî ecelden evvel onu bozmazsa, herhalde hattâ fennî bir hesab ile bir gün gelecek ki: ‘Güneş dürülüp toplandığında, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde’ (Tekvîr, 81/1-3) mânâları ve sırları, Kadîr-i Ezelî’nin izni ile tezahür edip, o dünya olan büyük insan sekerata (ölüm dakikaları) başlayıp acib bir hırıltı ile ve müdhiş bir ses ile fezâyı çınlatıp dolduracak, bağırıp ölecek; sonra Emr-i İlâhî ile dirilecektir.” (29. Söz, İkinci Maksad, Dördüncü Esas)

Burada maksadımız; Kur’ân-ı Kerîm’in bir kere daha mu’cizevî yönüyle haber verdiği muazzam hâdiseleri, yine Cenab-ı Hakk’ın bilimler vasıtasıyla insanlığa bahşettiği idrâk zaviyesinden ele almak ve aklımıza yeni pencereler açmaktır. Vuku bulan ve bulacak olan hâdiselerin gerçek şeklini elbetteki ancak Allah (cc) bilir.
 

fallen li

Gümüş Üye
Gümüş Üye
Katılım
24 Şub 2006
Mesajlar
1,677
Beğeni puanı
1
Puanları
38
Cinsiyet:
erkek
Nerden:
istanbul

KARADELİKLER


Dış katmanlarını uzaya püskürterek Güneş kütlesinin 1.4 katı haline gelen ölmüş yıldızlar,yaşamlarını Beyaz Cüce olarak devam ettirirken,kütlesi bunun üzerindeki bir değere sahip olan yıldızlar da Nötron yıldızına dönüşürler.

Buna karşın yaşam süresinin sonuna gelmiş olan bir yıldız eğer Güneş'in en az 2.5 katı bir kütleye sahipse bu sefer de yoz elektron ve nötron basıncı tarafından kendini dengeleyemeyeceğinden, yıldızın sahip olduğu kütle nedeniyle trilyonlarca basınç ile güçlü bir şekilde çökmeye başlar.Çökmesiyle birlikte yıldız,çevresine uyguladığı gravitasyonel çekimin güçlenmesine, dolayısıyla da uzay zaman eğriliğini gittikçe artırmasına neden olur ki, sonunda ışık dahil hiçbir şeyin kaçmasına izin vermeyeceği kıritik bir aşamaya gelir.İşte ışığın artık kaçamayacağı bu kritik yarıçapa Olay Ufku, yıldızın çökerek bir karadelik oluşturması için meydana gelecek büyüklüğe de "schwarzchıld yarıçapı" adı verilir.Bu aşamadan sonra ise, yıldız olay ufkunun altında tüm kütlesini merkezdeki sıfır hacimde ve sonsuz yoğunluktaki Zümrütü Anka misali bir Düşsel Tekillik noktasında toplamaya yönelik çökmesine devam eder.

Bir karadelik ne kadar kütleli ise, yoğunluğu,olay ufkunun etki alanı ve yüzey alan genişliği de o kadar fazla olur. Eğer Güneş bir karadelik olabilseydi, schwarzchıld yarıçapı 3 km,Güneş'in 150 milyar katı kütleye sahip olan samanyolu galaksisinin 450 milyar km. ve tüm evreni kapalı evren haline getirecek kadar madde bulunmuş olsaydı ,onun da yarı çapı 300 milyar ışık yılı kadar olacaktı. Ayrıca yapay bir karadelik oluşturmayı deneseydik, 1600 ton demiri cm. nin yüz milyonda birine sıkıştırmak gerekirdi.Aynı durumu dünyamızın kendisine uygulamak amacıyla tüm kütlesi 1 cm. yarıçaplı bir misket içine sıkıştırılabilseydi,suyun yoğunluğunun cm küpte bir gram olduğu yerde dünyanın beş gram olan yoğunluğunu trilyar kez artırmış olurduk. Bunun ilginç yanı,Dünya bu halde iken Ay'ın yine onun çevresinde dönmesini sürdürebilmesidir. Ay'daki bir insan bu misketi asla göremezdi, fakat çekimini algılayabilirdi.

Aynı şekilde Güneş de Beyaz Cüce olma durumuna geldiğinde yakın gezegenleri yutmasına karşın,dış gezegenler yörüngelerinde hareket etmeye devam edecektir. Çünkü evrende önemli olan hacim değil,kütledir. Yani bir şey hacimce ne kadar büyük olursa olsun,eğer kütlesi seyrekse başka deyişle yoğunluğu az ise, kendinden daha yoğun olan fakat çok küçük bir kütlenin çekimine kapılmak durumundadır. Bununla beraber Güneş'ten üç defa büyük, çöken bir yıldızın,karadelik haline gelmesi, saniyenin 67 milyon birinde ,Güneşden on kat daha kütleli bir yıldız için saniyenin 4 milyonda biri, milyon kez daha büyük bir yıldızın çökme süresi de diğerlerine göre oldukça uzun bir dilim olan saniyenin dörtte biri kadar olmaktadır.

Bir karadelik kütlesi,elektrik yükü ve dönme hızı ile ölçülebilir üç parametreye sahiptir. Şu ana kadar üzerinde durduğumuz (durağan)schwarzchild tipi karadelikleri idi. Şimdi de elektrik yüklü olanlar ile dönen türleri üzerinde duralım. (Bunlara ayrıca Reissner-Nordstrom ile Kerr karadelikleri de denmektedir).

Bilindiği üzere, Elektromanyetik kuvveti,çekim (gravitasyonel) kuvvetlerinden 10 sayısının 40. kuvveti kadar güçlüdür. Bunu göz önünde bulundurarak ,yüksüz ve durağan bir karadelik üzerine elektrik yükü düşürerek yüklediğimizi düşündüğümüz zaman,oluşan Elektromanyetik kuvvet, çekim kuvvetine karşı koyarak tekilliğin çevresinde iki ayrı olay ufkunun oluşmasına neden olacaktır. Yani, zamanın durduğu iki bölge. Deliğin elektrik yükü arttıkça iç olay ufku büyümeye,çekimden kaynaklanan dış olay ufku ise küçülmeye başlar. Alabileceği en fazla yükle yüklendiğinde ise, iki olay ufku çakışarak birbirlerini yok edip olay ufkunun kalkmasını ve tekilliğin çıplak olarak görünmesini sağlar.

Fakat burada önemli olan bir husus,böyle bir karadeliğin evrende bulunabileceğinin beklenmemesidir. Çünkü Elektromanyetik kuvvet alanları o kadar güçlüdür ki, her yöne doğru, birçok ışık yılı uzaklıktaki yıldızlar arası gaz ve toz bulutlarının atomlarını kolayca ayırarak yörüngelerindeki elektronları itip artı yüklü çekirdeği de kendine çekerek nötr duruma gelir. Bu sefer deliğin, artı yükle yüklendiğini düşündüğümüzde ise, çevresindeki eksi yüklü elektronları kendine çekerek aynı şekilde yüksüz hale gelir.

III. olarak,biraz önce bahsedildiği gibi yine elektriksel olarak yüksüz ve durağan bir karadeliği göz önüne alalım. Deliği döndürmeye başladığımız taktirde yine ikinci bir olay ufku açığa çıkacaktır. Bunun nedeni de tıpkı merkezkaç kuvvetinde olduğu gibi,dönmesiyle çekim kuvvetine direnmesidir. Deliğin dönme hızı artarsa,içindeki olay ufku artmaya ,dış olay ufku ise daralmaya başlayacaktır. Dönme maksimum hıza ulaştığında ise,iki olay ufku üst üste çakışarak ortadan kaybolur ve yüklü karadeliklerde olduğu gibi yine çıplak tekillik oluşur. Fakat yüklü olan türle olan benzerliğine karşın, bu türün Tekilliği,dönme eksenine dik ve ekvator düzleminde halka şeklinde olmaktadır.

Daha sonra karadeliklerin ayrı uzay-zaman noktalarını birbirlerine bağlama özelliği ortaya konunca,diğer ikisinde hangi yönden yaklaşılırsa yaklaşılsın sonsuzca eğrilmiş uzay zaman tarafından parçalanmasına karşın bu türde ancak yandan,yani ekvator düzleminden yaklaşmakla parçalanmanın gerçekleşebileceği bunun dışındaki başka bir açıdan yaklaşıldığında ise, sonsuz eğrilmiş uzay zamandan etkilenmeden halka tekilliğinin içinden geçebilme şansı tanıdığı ortaya çıkmıştır (belli bir açı ile tekilliğe girme şartı ile).

Ayrıca bu tür karadelikler küresel biçimde olmayıp dönme hızına bağlı olarak,ekvator bölgeleri şişkin haldedir. Şu an için kendi etrafında saniyede on bin kez dönen böyle bir karadelik bilinmektedir.İki olay ufuklu sistemlerde var olan ayrı bir özellik de ufukların ortasında uzayın soyut olmasın karşın, iç olay ufku ile tekillik arasındaki uzayın bizim uzayla aynı olmasıdır.

Güneş�in tam 2.95 katı olan bir karadeliğin schwarzchıld ile olay ufkunun yarı çapları özel bir hal olarak aynı uzunlukta olup üst üste çakışık durumdadır.Bu durumda da karadeliğin donmuş yüzeyi aynı zamanda onun olay ufku olur.

Bununla birlikte başlangıçta evreni oluşturan tüm maddenin aynı anda ve aynı yerde olmasından dolayı büyük patlamadan 10 üssü (-20) sn lik zaman parçası içinde bu aşırı yoğun bölgelerin sıkıştırılmasıyla birlikte, mini karadeliklerin oluşabileceği hesaplanarak her ışık yılı küplük hacimde böyle üç yüz yapının olabileceği ortaya çıkmıştır.Bu mini karadeliklerin ortalama yarıçapları bir proton boyutundaki 10 üssü (-13) cm,ağırlıkları da yaklaşık olarak Everest Dağı�nın ağırlığına eşit 10 üssü (15) gramdır.

Bize en yakın böyle bir karadeliğin yaklaşık 1.6 trilyon km uzaklıkta olduğu düşünülmektedir. Güneş'e yaklaşacak bir karadeliğin var olduğunu göz önüne alırsak,buharlaşmadan ya da Güneşten etkilenmeden içinde hareket ederek, kütle yutup çok büyük ölçekte enerji üreterek ve onun içinde büyüyerek daha büyük bir karadelik olarak ayrılabilir.

Ayrıca bunun gibi ya da daha büyük bir yapının Güneş'e çarpması veya yakın bir yörüngede konuşlanması da Güneş'e ait tüm maddeyi hortumlayıp onu karadelik içinde yok edebilir. Bu durumda da Beyaz cüce halinde mevcudiyetini devam ettireceğini düşündüğümüz Güneş'in bir karadelik olması bu şekilde söz konusu olabilmektedir.

Böyle bir durumun evrende olup olmadığı çift yıldız sistemleriyle (bunlar evrende bolca vardır.)açıklanabilir.Ki bu sistemde bildiğimiz normal bir yıldız ile ondan önce ömrünü tamamlayarak çökmüş bir karadelik bulunmaktadır. Karadeliğin olay ufku zarına yakalanan yıldızın sahip olduğu hidrojen ve helyum gazlarının (ki kolay çözünürler) karadeliğin yüzeyindeki yakalanma girdabında helisler çizerek milyarlarca derece ısınıp x ışını yayınlaması ile olay anlaşılmaktadır.

Bu x ışını yayımı beyaz cücelerde ve nötron yıldızlarında da vardır. Fakat ayırt edici özelliği beyaz cüce olmayacak kadar küçük ve onlar kadar parlak olmamaları, nötron yıldızı olamayacak kadar da düzenli aralıklarla x ışını yaymamalarıdır.

Böyle tehlikeli olabilecek bir cismin, şu anda galaksi merkezinden 9 ışık yılı uzaklıktan bize doğru saniyede 50 km.lik hızla yaklaşmakta olduğu tesbit edilmiştir. Bundan kurtulduğumuzu düşünsek dahi, galaksimizin merkezindeki şiddetli olayların neden olduğu dev kütleli ve çok hızlı dönen bir karadeliğin içine sürüklenip onda yok olmamız da çok çok yüksek olasılıklar içindedir.

Alınan radyasyonla ispatlanmış olan bu karadelikler Güneş kütlesinin 10 üssü(6) ile10 üssü(9) katı arasında kütle içerirler.Bununla beraber, yapılan gözlem ve hesaplamalar yüz bin ışık yılı genişliğindeki galaksimizin kendi ekseni etrafında 250 milyon yılda tamamladığı dönüşünün nedeninin de galaktik sistemin dışında yer almış bir karadeliğin korkunç şiddetteki çekim gücünden kaynaklanmakta olduğunu düşündürmektedir.

Yerleşik anlayışımızı zorlayan karadeliklerin daha iyi anlaşılması için Toskana kırlarında gezerken Ünlü fizikçi A.Einstein� ın zihninde uyanan şu iki soruyu kendimize sormamız gerekecektir.

İlki: "Acaba bir ışık dalgası üzerinde yolculuk etseydik dünyayı ve evreni nasıl algılardık?" ikincisi ise, "bu durumda dışarıdaki bir gözlemci bizi nasıl görürdü?"

Bu sorular,karadeliğe doğru hareket eden bir gözlemci ile ona dışarıdan bakan ayrı bir gözlemcinin birbirlerini ve çevrelerini nasıl algılar sorusu ile eşdeğer olduğu için, bir ana uzay gemisi ve ana gemiden de ayrı bir aracın karadeliğe doğru gönderildiğini düşünelim. Ayrıca bu süreç içinde hem duran,hem de hareket halindeki gözlemcilerimiz birbirlerine her saniye birer sinyal göndersinler. Dıştan bakan gözlemci ilkin hiçbir şey fark etmez ve gönderdiği her saniyelik sinyale karşılık gelen sinyalleri aynen almaya devam eder (çünkü değişimler ışık hızına çok yaklaştıkça açığa çıkmaktadır). Fakat hareketli olan karadeliğe yaklaşmaya başladıkça, dıştaki gözlemciye gelen sinyallerin zaman aralığı yavaş yavaş artmaya, gelen ışığın dalga boyu da kırmızıya kayarak kızıl renkte görünmeye başlar. Bunun nedeni çekimin yol açtığı etkinin fotonlar üzerindeki belirtisidir; yani enerjisini azaltmaktadır. Tıpkı,Dopler etkisi olarak bilinen yasaya göre,evrenin genişlemesiyle birlikte bizden uzaklaşan cisimlerin gönderdiği ışınların,hız nedeniyle kırmızıya kayması gibi. Başka bir deyişle, araç karadeliğin olay ufkuna yaklaştıkça,dıştaki gözlemci her saniyeye karşılık,sırasıyla artan bir zaman aralığıyla sinyalleri almasıyla beraber, aracın boyutlarının küçüldüğünü ve kütlesinin de arttığını gözlemler.Ve tam araç olay ufku sınırına geldiğinde ise, bu zaman genişlemesi 1 saniyeye karşılık sonsuz bir süreye uzayarak (ki zaman durmuştur artık) bu uzay zaman ağında (sadece zaman parametresini göz önüne aldığımız taktirde) aracın donmuş görüntüsünü algılar hale gelir.Bu durumda da aracın boyutları sıfır, kütlesi ise sonsuz olur.

Şimdi de araçtaki bir gözlemci,dışarıyı nasıl algılar onu görelim. Öncelikle o da anormal bir şeyle karşılaşmaksızın hareket etmesine rağmen, çekim etkisi arttıkça (gelen sinyallerin dalga boyları kısalarak mavi renge doğru kayar), geride bıraktığı cisimlerin kenarlarını önünde görmeye başlar. Nedeni de hareketin (çekimin) yol açtığı uzay zamanın eğilip bükülmesidir. Işık hızına yakın bir sürate ulaştığında ise her şeyin sıkışıp küçücük dairesel pencereye dönüştüğünü ve baktığı uzayın kütlesinin azalarak şeffaflaştığını,boyutların uzayıp arttığını ve zamanın da hızlandığını görür. Tam olay ufkunda ise,hızı ışık hızına ulaşarak (olay ufkuna giren tüm nesneler,çekim etkisiyle sırasıyla moleküllerine,atomlarına,parçacıklarına ve nihayetinde fotonlarına yani en temel bileşenlerine ayrılıp ışık hızıyla hareket etmektedirler.) kütlenin sıfır, zaman ve boyutların da sonsuz olmasıyla,dairesel pencerede kapanarak Tekillik de yok olur.

Evrenin gizlerinin saklı olduğu bu noktada tüm tarih tüketilmiş, uzay ve zaman,madde ve enerji anlamını yitirmiş olur. Artık burada,bilimin yasalarından, dolayısıyla Einstein denklemleri ve quantum mekaniğinden söz edilemez.Fiziğin bitip fikir yürütmenin başladığı bu boyutta,madde ve enerji yerini fokur fokur kaynayan kaotik bir yapıdaki Kuantum Köpüklerine bırakır.
 

mehmetakifm

FeNeRbAhÇeLi
Uzman Üye
Katılım
11 Haz 2006
Mesajlar
14,951
Beğeni puanı
0
Puanları
0
Cinsiyet:
erkek
Nerden:
istanbul
paylaşımın için saol
 

rexum

FENERBAHÇE
Uykudaki Üye
Katılım
26 Ara 2005
Mesajlar
885
Beğeni puanı
0
Puanları
0
Cinsiyet:
erkek
Nerden:
diger
ellerine saglık güzel paylaşım
 

crazy_senol

New Member
Uykudaki Üye
Katılım
24 Kas 2006
Mesajlar
67
Beğeni puanı
0
Puanları
0
Cinsiyet:
erkek
Nerden:
istanbul
paylasim için saolun kankalar allah razı olsun
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst Alt