- Katılım
- 27 Haz 2006
- Mesajlar
- 28,888
- Beğeni puanı
- 1
- Puanları
- 36
- Yaş
- 50
- Cinsiyet:
- erkek
- Nerden:
- ankara
*Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor.**
Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir
evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.
Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi?
Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak
kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur.
Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların es
ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler
birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh
sever. Ayrıca ruhumuz olmadan es ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız
olmadığına da eminim... İste bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik
duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, iste bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp
kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü
yakalayamıyoruz...
Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı gidiyor ki, ne işe, ne
arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz
kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler
yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim.
Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır
yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi
bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın
bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya
elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte! Bence doğanın kara bir
laneti Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor.
Milan Kundera 'yavaşlık' adlı kitabında; 'yavaşlık hep hatırlatır , hızlılık
ise unutturur' diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları, söylenenleri
unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Evet freni
patlamış kamyon gibi yasamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş
çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık.
Aceleye ne gerek var?
Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da
yavaş...
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi
ruhumuzla buluştuğumuzda...*
Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir
evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.
Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi?
Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak
kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur.
Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların es
ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler
birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh
sever. Ayrıca ruhumuz olmadan es ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız
olmadığına da eminim... İste bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik
duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, iste bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp
kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü
yakalayamıyoruz...
Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı gidiyor ki, ne işe, ne
arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz
kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler
yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim.
Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır
yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi
bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın
bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya
elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte! Bence doğanın kara bir
laneti Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor.
Milan Kundera 'yavaşlık' adlı kitabında; 'yavaşlık hep hatırlatır , hızlılık
ise unutturur' diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları, söylenenleri
unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Evet freni
patlamış kamyon gibi yasamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş
çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık.
Aceleye ne gerek var?
Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da
yavaş...
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi
ruhumuzla buluştuğumuzda...*