- Katılım
- 8 Tem 2006
- Mesajlar
- 1,632
- Beğeni puanı
- 0
- Puanları
- 0
- Yaş
- 44
- Cinsiyet:
- erkek
- Nerden:
- istanbul
Duayı Kabul Edip-Etmemek Allah’ın Hikmetine Bağlıdır
Dua bir yardım çağrısıdır. İnsan, sayısız istek ve arzularını dua vasıtasıyla Rabbine arz eder, yardımını talep eder. İnsan kul olarak dua ve talep makamındadır, kendine düşen dua etmek, halini arz etmektir. Allah ise cevap ve kabul makamındadır. Her duayı işitir, dinler; fakat her duayı aynen kabul etmeyebilir. Kabul etmek zarureti de yoktur.
Fakat insanlar gaflet saikasıyla bazen kendi hadlerini aşıp, Cenabı Hakkın bin bir hikmetli icraatına karşı itiraz eder mahiyette, “neden duam kabul edilmedi?” diyebiliyorlar.
Evet, O’nun kendi va’dine dayanarak söylüyoruz ki, Allah her duaya icabet eder, cevap verir. Kulun her türlü dua ve taleplerini işitir, dinler. Fakat, her duayı aynen kabul etmek gibi bir zarureti olmadığı için, bazen insan dua ettiği halde istediği şeyi elde edemez.
Lakin bu konuda insanın itiraz hakkı yoktur. Çünkü, bir dilenci misali isteme makamındadır. Nimetin sahibi Allah’tır. Verip vermemekte hürdür. İnsana borçlu değil ki her isteğini aynen yerine getirmek zorunda olsun. Hem insanın kısa aklı ile, heva ve hevesinin tesiri altında beyan ettiği her talep elbette yerine getirilmez. Çünkü Cenabı Hak insanın heva ve hevesine tabi olmaz, onun kısa aklına, dar görüşüne göre hareket etmez.
Mesela, yağmur yağmasında bin bir hikmet vardır. Çünkü rızıkları Allah’ın taahhüdü altında bulunan bitki hayvan ve insanlardan milyonlarca canlı o yağmurdan istifade edecek. Allah yağmur yağdırmakla onlara olan va’dini yerine getirecek, merhametini izhar edecek. Şöyle bir vaziyette, üşüyeceği ve hasta olacağı endişesiyle bir insan elini açıp, “aman Allahım, bu yağmuru yağdırma! Demiş olsa, bu da bir duadır ama, böyle bir duanın kabul edilmesi pek de beklenilmez.
Allahu Teâlâ, her duayı işitir ve nihayetsiz şefkat ve merhameti ile kulunun taleplerini dinler. Dua etme ve isteme yolunu her zaman açık tutmakla, hem duada kulu ile kendi arasına vasıta koymamakla ve her duaya cevap vereceğini ilan edip duaya davet etmekle bu şefkat ve merhametini izhar ediyor. Fakat duayı aynen veya başka bir tarzda kabul etme, yahut o duayı kabul etmeme hususunda tamamen kendi hikmetine göre hareket eder.
Dua ettiği halde istediğine kavuşmayan insan, her zaman olması gerektiği gibi Cenabı Hakk’ın, onun hakkındaki her türlü takdirine rıza göstermesi lazımdır. Hasta bir çocuk bir ilaç görür ve derhal doktordan o ilacı kendisine vermesini ister. Doktor ise, çocuğun bu talebini dinledikten sonra, hastalığına bakar; eğer münasip ise o ilacı, yahut bir başka ilaç faydalı olacaksa gider onu getirip çocuğa verir. Fakat, zararlı olacaksa hiç de ilaç vermez. Bu durumda hasta çocuğun, doktorun takdirine itirazla değil, hürmet ve rıza ile mukabele etmesi gerekir.
Şunu da unutmamak lazım ki, dua bir ibadettir, belki ibadetin de esasıdır. İbadetin neticesi ise daha ziyade ahirete bakar. Ve dua eden kabul edilmese dahi o duanın uhrevi sevabından mahrum olmaz. Çünkü dua ile insan Rabbine kul olduğunu ilan etmiş olur.
Dikkat edilirse, küçük büyükten, zayıf kuvvetliden, fakir zenginden yardım ister. İnsan istemekle kendi küçüklüğünü, acizliğini ve fakirliğini ilan etmiş olur. Hem başkasından değil de sadece Allah’tan isteyerek, kendisinden yardım istenilecek tek ilah, her şeye kadir, hem her şeyin sahibi, hem her duayı işiten, hem nihayetsiz bir şefkat ve merhamet sahibi sadece Allah olduğunu ifade etmiş olur. Bu ise en yüce hakikatlerin en doğru şekilde ilan edilmesidir. Dünyada kabul edilmese, yani istenilen şey verilmese dahi her duada böyle bir mana ve ruh vardır. Dua eden insani duası kabul edilse de, edilmese de bir şeyler kazanmaktadır. Yeter ki dua, dua olsun, samimane Rabbe yönelsin
Dua bir yardım çağrısıdır. İnsan, sayısız istek ve arzularını dua vasıtasıyla Rabbine arz eder, yardımını talep eder. İnsan kul olarak dua ve talep makamındadır, kendine düşen dua etmek, halini arz etmektir. Allah ise cevap ve kabul makamındadır. Her duayı işitir, dinler; fakat her duayı aynen kabul etmeyebilir. Kabul etmek zarureti de yoktur.
Fakat insanlar gaflet saikasıyla bazen kendi hadlerini aşıp, Cenabı Hakkın bin bir hikmetli icraatına karşı itiraz eder mahiyette, “neden duam kabul edilmedi?” diyebiliyorlar.
Evet, O’nun kendi va’dine dayanarak söylüyoruz ki, Allah her duaya icabet eder, cevap verir. Kulun her türlü dua ve taleplerini işitir, dinler. Fakat, her duayı aynen kabul etmek gibi bir zarureti olmadığı için, bazen insan dua ettiği halde istediği şeyi elde edemez.
Lakin bu konuda insanın itiraz hakkı yoktur. Çünkü, bir dilenci misali isteme makamındadır. Nimetin sahibi Allah’tır. Verip vermemekte hürdür. İnsana borçlu değil ki her isteğini aynen yerine getirmek zorunda olsun. Hem insanın kısa aklı ile, heva ve hevesinin tesiri altında beyan ettiği her talep elbette yerine getirilmez. Çünkü Cenabı Hak insanın heva ve hevesine tabi olmaz, onun kısa aklına, dar görüşüne göre hareket etmez.
Mesela, yağmur yağmasında bin bir hikmet vardır. Çünkü rızıkları Allah’ın taahhüdü altında bulunan bitki hayvan ve insanlardan milyonlarca canlı o yağmurdan istifade edecek. Allah yağmur yağdırmakla onlara olan va’dini yerine getirecek, merhametini izhar edecek. Şöyle bir vaziyette, üşüyeceği ve hasta olacağı endişesiyle bir insan elini açıp, “aman Allahım, bu yağmuru yağdırma! Demiş olsa, bu da bir duadır ama, böyle bir duanın kabul edilmesi pek de beklenilmez.
Allahu Teâlâ, her duayı işitir ve nihayetsiz şefkat ve merhameti ile kulunun taleplerini dinler. Dua etme ve isteme yolunu her zaman açık tutmakla, hem duada kulu ile kendi arasına vasıta koymamakla ve her duaya cevap vereceğini ilan edip duaya davet etmekle bu şefkat ve merhametini izhar ediyor. Fakat duayı aynen veya başka bir tarzda kabul etme, yahut o duayı kabul etmeme hususunda tamamen kendi hikmetine göre hareket eder.
Dua ettiği halde istediğine kavuşmayan insan, her zaman olması gerektiği gibi Cenabı Hakk’ın, onun hakkındaki her türlü takdirine rıza göstermesi lazımdır. Hasta bir çocuk bir ilaç görür ve derhal doktordan o ilacı kendisine vermesini ister. Doktor ise, çocuğun bu talebini dinledikten sonra, hastalığına bakar; eğer münasip ise o ilacı, yahut bir başka ilaç faydalı olacaksa gider onu getirip çocuğa verir. Fakat, zararlı olacaksa hiç de ilaç vermez. Bu durumda hasta çocuğun, doktorun takdirine itirazla değil, hürmet ve rıza ile mukabele etmesi gerekir.
Şunu da unutmamak lazım ki, dua bir ibadettir, belki ibadetin de esasıdır. İbadetin neticesi ise daha ziyade ahirete bakar. Ve dua eden kabul edilmese dahi o duanın uhrevi sevabından mahrum olmaz. Çünkü dua ile insan Rabbine kul olduğunu ilan etmiş olur.
Dikkat edilirse, küçük büyükten, zayıf kuvvetliden, fakir zenginden yardım ister. İnsan istemekle kendi küçüklüğünü, acizliğini ve fakirliğini ilan etmiş olur. Hem başkasından değil de sadece Allah’tan isteyerek, kendisinden yardım istenilecek tek ilah, her şeye kadir, hem her şeyin sahibi, hem her duayı işiten, hem nihayetsiz bir şefkat ve merhamet sahibi sadece Allah olduğunu ifade etmiş olur. Bu ise en yüce hakikatlerin en doğru şekilde ilan edilmesidir. Dünyada kabul edilmese, yani istenilen şey verilmese dahi her duada böyle bir mana ve ruh vardır. Dua eden insani duası kabul edilse de, edilmese de bir şeyler kazanmaktadır. Yeter ki dua, dua olsun, samimane Rabbe yönelsin