- Katılım
- 3 Tem 2005
- Mesajlar
- 14,897
- Beğeni puanı
- 0
- Puanları
- 36
- Cinsiyet:
- erkek
- Nerden:
- gaziantep
-- I --
[Görsel erişilemez]
Fenerbahçemiz tarihinin en başarılı dönemlerinden birini yaşıyor. Futbol takımımız son iki yıldır şampiyon ve bu sezonda koşar adım şampiyonluğa gidiyor. Bunun yanında stadı, tesisleri ile rakiplerini kıskandırıyor ve finansal açıdan da çok güçlü. Ancak Fenerbahçemizin her konuda gösterdiği bu üstün başarılar rakipleri tarafından takdir edileceğine, onların düşmanca davranışlarına neden oluyor. Tarih boyu gözlediğimiz "kutsal İttifak"ın camiamıza karşı bugünlerde kullandığı argüman başkanımız Aziz Yıldırım'ın onları tahrik eden(!) tutumu... Tarihin en az beyanat veren başkanlarından biri olan Aziz Yıldırım’ın onları nasıl tahrik ettiğini bilmiyoruz. Ancak bu bize yabancı bir kavram değil... Eski başkanımız Ali Şen de bu nedenlerle "kutsal ittifak" tarafından suçlamalara uğramıştı.
Ama futbol tarihimiz, Fenerbahçe'nin her başarılı olduğu dönemde, başkan ve yöneticilerinin kimlik ve kişilikleri ne olursa olsun, aynı kitle tarafından birleşik komplolara maruz kaldığını bize göstermektedir. Bu yeni yazı dizimizde, tarihten alınmış örneklerle Fenerbahçe, "kutsal ittifak" mücadelesini anlatıyoruz. Fenerbahçemiz bir yandan spor sahalarında rakipleriyle mücadele ederken, diğer yandan da rakiplerinin masabaşı oyunlarıyla da uğraşmak zorunda bırakılmıştır... Bu dizinin hazırlanmasında bizden hiç bir yardımı esirgemeyen Sayın Sertaç Kayserilioğlu'na, üyemiz löwekursleiter rumuzlu Ziya arkadaşımızıa çok teşekkür ederiz.
Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tarihine baktığımızda, kuruluş yıllarından itibaren ne denli kuvvetli bir takım olacağı anlaşılmış, özellikle de İstanbul’un işgal yılları sırasında işgal güçleri takımları ile yaptığı maçlar sonucu da popularitesi en üst seviyeye çıkarak, halkının, kendi içinden doğmuş olan bu saf ve dürüst spor yuvasını büyük bir muhabbetle bağrına basmasına sebep olmuştur. Düşman çizmeleri altındaki İstanbul’da, ulusal duygularla yoğrulmuş, engelleri yenmede kararlı, inançla şahlanmış bir okumuş gençler grubu ki kadronun tüm elemanları başta Askeri Tıbbiye olarak, Eczacı, Dişçi, Veteriner, Güzel Sanatlar Akademisi ve Fen Fakültesini ya bitirmiş ya da bitirecek olan bireylerdir. Aydın futbolcular topluluğu olan Fenerbahçe Spor Kulübü’nün o yıllarda başlayan “ülkelerine kendilerini sevdirip halka bağlanması”, ne mutlu bizleredir ki, halkla kulüp arasında ki bu çözülemez sevgi ve muhabbet bağını yaklaşık 100 yıldır sürdürmektedir.
Dünyanın her yerinde ki benzer durumlarda sıkça yaşandığı gibi, Fenerbahçe yuvasına halkın bu aşırı ilgi muhabbet ve bağlılığı, diğer rakipleri tarafından zaman içinde tabiidir ki kıskanılmıştır. Rakibinden geri kalma sonucu doğan ezilmişlik ile gelen bu kıskançlıkların ilk örneği, Talat Paşa'nın kurduğu Altınordu'nun Fenerbahçemizin şampiyon kadrosunun en başarılı futbolcularını traansfer etmesidir.
ALTINORDU VAKASI
Talat Paşa... Osmanlı İmparatorluğunu kimseye sorup danışmadan Birinci Dünya Savaşı'na sokan İttihatçı üç paşadan biri. Tam bir taktisyen. Talat Paşa'nın arkasında Enver'in, Cemal Paşa'nın olduğu gibi bir askeri güç yok. Selanik'te gezici posta memuru olarak başladığı çalışma hayatı sonunda Posta şefliğine yükselmiş bir sivil. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yöneticilerinden biri olarak, İkinci Meşrutiyet döneminde iktidar ortağı olmuş. Önce İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturmuş. Ardından da sadrazamlık makamına, yani bugünün diliyle "başbakanlığa" yükselmiş...
Talat Paşa'nın en yakın adamlarından biri ise dönemin İaşe Nazırı Kara Kemal. Talat Paşa her sırrını sadece Kara Kemal ile paylaşıyor. Onun aracılığı ile "esnaf birliği gibi, dernek gibi" sivil örgütler kurup, askere karşı bir denge kurmaya çalışıyorlardı. İşte halkın Fenerbahçemize gösterdiği aşırı sevgiyi ilk fark eden bu Kara Kemal'dir ve bu tesbiti yapar yapmaz Talat Paşa'ya "Ahalinin futbola merakını görüyorsun. Sen de futbol ile ilgilen. Bir kulüp kuralım, başına geç." demiştir. Aslında en ideali Talat Paşa'nın Fenerbahçemize başkan olmasıdır. Lakin bu iş kolay değildir. Çünkü Fenerbahçe artık üzerinde kolay oyun oynanamayacak bir camia olmuştur ve kulübümüzün başında bir saraylı, şehzade Osman efendi vardır. Ve Fenerbahçe'nin "fahri başkanı" ilan edilmiştir.
ALTINORDU OLAYI
Talat Paşa, sarayla sürtüşmeyi göze alamadığından başka bir çare bulur. Türklerle, İngilizlerin kurduğu Progress International takımının başına geçer, adını da Altınordu olarak değiştirir. Renkleri kırmızı-lacivert olan takımın isim babası da Ziya Gökalp’tir. Futbola ilgi gösteren biri olarak Talat Paşa, dönemin seçkinleri tarafından takdir edilmekten memnundur. Ancak Talat Paşa’nın bu hevesini Fenerbahçemiz kursağında bırakır. Paşanın tüm gayretlerine rağmen, Altınordu 1913-1914 sezonunu ikinci olarak bitirir. Şampiyon ise 10 maçta hiç yenilmeyen, 36 gol atıp, sadece 6 gol yiyen Fenerbahçemizdir.
Fenerbahçemizin şampiyonluğu aslında çok sakin bir adam olan Talat Paşa’yı kızdırmaktadır. Yakın arkadaşı ve sırdaşı Kara Kemal ile bu soruna bir çare düşünürler ve bulurlar da... Kendi kendilerine şu soruyu sordular; “şampiyon kim? Fenerbahçe, öyleyse en iyi futbolcular da Fenerbahçe’deydi.. Demek ki çözüm, bu futbolcuları Fenerbahçe’den almaktan geçiyordu..
FENERBAHÇELİLERE CEPHE YOLU GÖRÜNDÜ
O dönemde transfer enstrumanları; iş, memuriyet, askere gitmeme, öğrenciye para yardımıydı... Dünya Savaşı döneminde devlet eli, kolu sağlam herkesi askere almaktadır... İşte tam o günlerde bir haber bomba etkisi yarattı. Altınordu’da oynayan veya transfer olan futbolcular askerlik hizmetinden muaf tutulacaklardı. Fenerbahçemize karşı ilk komplo böyle kurulmuş, Talat Paşa Fenerbahçemizden istediklerini koparıp son derece kuvvetli bir kadro kurmuştu. Spor tarihçiliğinin önemli isimlerinden Ergun Hiçyılmaz bu olayı şöyle değerlendiriyor; “... İstanbul şampiyonluğunu ele geçiren ve kısa zamanda gücünü gösteren Fenerbahçe tam yedi fire vermişti. Altınordu bu ünlü futbolculara sadece kesenin ağzını açmakla kalmamışkulübe gidenlerin İstanbul’da masa başında askerlik yapmalarına da olanak tanımıştı. Devlet Altınordu’nun, Altınordu da devletin içindeydi. İkisini birbirine siyaset kaynaştırıyordu. Fenerbahçelilere cephe yolu görünmüştü.”
[Görsel erişilemez]
Fenerbahçemiz tarihinin en başarılı dönemlerinden birini yaşıyor. Futbol takımımız son iki yıldır şampiyon ve bu sezonda koşar adım şampiyonluğa gidiyor. Bunun yanında stadı, tesisleri ile rakiplerini kıskandırıyor ve finansal açıdan da çok güçlü. Ancak Fenerbahçemizin her konuda gösterdiği bu üstün başarılar rakipleri tarafından takdir edileceğine, onların düşmanca davranışlarına neden oluyor. Tarih boyu gözlediğimiz "kutsal İttifak"ın camiamıza karşı bugünlerde kullandığı argüman başkanımız Aziz Yıldırım'ın onları tahrik eden(!) tutumu... Tarihin en az beyanat veren başkanlarından biri olan Aziz Yıldırım’ın onları nasıl tahrik ettiğini bilmiyoruz. Ancak bu bize yabancı bir kavram değil... Eski başkanımız Ali Şen de bu nedenlerle "kutsal ittifak" tarafından suçlamalara uğramıştı.
Ama futbol tarihimiz, Fenerbahçe'nin her başarılı olduğu dönemde, başkan ve yöneticilerinin kimlik ve kişilikleri ne olursa olsun, aynı kitle tarafından birleşik komplolara maruz kaldığını bize göstermektedir. Bu yeni yazı dizimizde, tarihten alınmış örneklerle Fenerbahçe, "kutsal ittifak" mücadelesini anlatıyoruz. Fenerbahçemiz bir yandan spor sahalarında rakipleriyle mücadele ederken, diğer yandan da rakiplerinin masabaşı oyunlarıyla da uğraşmak zorunda bırakılmıştır... Bu dizinin hazırlanmasında bizden hiç bir yardımı esirgemeyen Sayın Sertaç Kayserilioğlu'na, üyemiz löwekursleiter rumuzlu Ziya arkadaşımızıa çok teşekkür ederiz.
Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tarihine baktığımızda, kuruluş yıllarından itibaren ne denli kuvvetli bir takım olacağı anlaşılmış, özellikle de İstanbul’un işgal yılları sırasında işgal güçleri takımları ile yaptığı maçlar sonucu da popularitesi en üst seviyeye çıkarak, halkının, kendi içinden doğmuş olan bu saf ve dürüst spor yuvasını büyük bir muhabbetle bağrına basmasına sebep olmuştur. Düşman çizmeleri altındaki İstanbul’da, ulusal duygularla yoğrulmuş, engelleri yenmede kararlı, inançla şahlanmış bir okumuş gençler grubu ki kadronun tüm elemanları başta Askeri Tıbbiye olarak, Eczacı, Dişçi, Veteriner, Güzel Sanatlar Akademisi ve Fen Fakültesini ya bitirmiş ya da bitirecek olan bireylerdir. Aydın futbolcular topluluğu olan Fenerbahçe Spor Kulübü’nün o yıllarda başlayan “ülkelerine kendilerini sevdirip halka bağlanması”, ne mutlu bizleredir ki, halkla kulüp arasında ki bu çözülemez sevgi ve muhabbet bağını yaklaşık 100 yıldır sürdürmektedir.
Dünyanın her yerinde ki benzer durumlarda sıkça yaşandığı gibi, Fenerbahçe yuvasına halkın bu aşırı ilgi muhabbet ve bağlılığı, diğer rakipleri tarafından zaman içinde tabiidir ki kıskanılmıştır. Rakibinden geri kalma sonucu doğan ezilmişlik ile gelen bu kıskançlıkların ilk örneği, Talat Paşa'nın kurduğu Altınordu'nun Fenerbahçemizin şampiyon kadrosunun en başarılı futbolcularını traansfer etmesidir.
ALTINORDU VAKASI
Talat Paşa... Osmanlı İmparatorluğunu kimseye sorup danışmadan Birinci Dünya Savaşı'na sokan İttihatçı üç paşadan biri. Tam bir taktisyen. Talat Paşa'nın arkasında Enver'in, Cemal Paşa'nın olduğu gibi bir askeri güç yok. Selanik'te gezici posta memuru olarak başladığı çalışma hayatı sonunda Posta şefliğine yükselmiş bir sivil. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yöneticilerinden biri olarak, İkinci Meşrutiyet döneminde iktidar ortağı olmuş. Önce İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturmuş. Ardından da sadrazamlık makamına, yani bugünün diliyle "başbakanlığa" yükselmiş...
Talat Paşa'nın en yakın adamlarından biri ise dönemin İaşe Nazırı Kara Kemal. Talat Paşa her sırrını sadece Kara Kemal ile paylaşıyor. Onun aracılığı ile "esnaf birliği gibi, dernek gibi" sivil örgütler kurup, askere karşı bir denge kurmaya çalışıyorlardı. İşte halkın Fenerbahçemize gösterdiği aşırı sevgiyi ilk fark eden bu Kara Kemal'dir ve bu tesbiti yapar yapmaz Talat Paşa'ya "Ahalinin futbola merakını görüyorsun. Sen de futbol ile ilgilen. Bir kulüp kuralım, başına geç." demiştir. Aslında en ideali Talat Paşa'nın Fenerbahçemize başkan olmasıdır. Lakin bu iş kolay değildir. Çünkü Fenerbahçe artık üzerinde kolay oyun oynanamayacak bir camia olmuştur ve kulübümüzün başında bir saraylı, şehzade Osman efendi vardır. Ve Fenerbahçe'nin "fahri başkanı" ilan edilmiştir.
ALTINORDU OLAYI
Talat Paşa, sarayla sürtüşmeyi göze alamadığından başka bir çare bulur. Türklerle, İngilizlerin kurduğu Progress International takımının başına geçer, adını da Altınordu olarak değiştirir. Renkleri kırmızı-lacivert olan takımın isim babası da Ziya Gökalp’tir. Futbola ilgi gösteren biri olarak Talat Paşa, dönemin seçkinleri tarafından takdir edilmekten memnundur. Ancak Talat Paşa’nın bu hevesini Fenerbahçemiz kursağında bırakır. Paşanın tüm gayretlerine rağmen, Altınordu 1913-1914 sezonunu ikinci olarak bitirir. Şampiyon ise 10 maçta hiç yenilmeyen, 36 gol atıp, sadece 6 gol yiyen Fenerbahçemizdir.
Fenerbahçemizin şampiyonluğu aslında çok sakin bir adam olan Talat Paşa’yı kızdırmaktadır. Yakın arkadaşı ve sırdaşı Kara Kemal ile bu soruna bir çare düşünürler ve bulurlar da... Kendi kendilerine şu soruyu sordular; “şampiyon kim? Fenerbahçe, öyleyse en iyi futbolcular da Fenerbahçe’deydi.. Demek ki çözüm, bu futbolcuları Fenerbahçe’den almaktan geçiyordu..
FENERBAHÇELİLERE CEPHE YOLU GÖRÜNDÜ
O dönemde transfer enstrumanları; iş, memuriyet, askere gitmeme, öğrenciye para yardımıydı... Dünya Savaşı döneminde devlet eli, kolu sağlam herkesi askere almaktadır... İşte tam o günlerde bir haber bomba etkisi yarattı. Altınordu’da oynayan veya transfer olan futbolcular askerlik hizmetinden muaf tutulacaklardı. Fenerbahçemize karşı ilk komplo böyle kurulmuş, Talat Paşa Fenerbahçemizden istediklerini koparıp son derece kuvvetli bir kadro kurmuştu. Spor tarihçiliğinin önemli isimlerinden Ergun Hiçyılmaz bu olayı şöyle değerlendiriyor; “... İstanbul şampiyonluğunu ele geçiren ve kısa zamanda gücünü gösteren Fenerbahçe tam yedi fire vermişti. Altınordu bu ünlü futbolculara sadece kesenin ağzını açmakla kalmamışkulübe gidenlerin İstanbul’da masa başında askerlik yapmalarına da olanak tanımıştı. Devlet Altınordu’nun, Altınordu da devletin içindeydi. İkisini birbirine siyaset kaynaştırıyordu. Fenerbahçelilere cephe yolu görünmüştü.”