- Katılım
- 17 Ağu 2006
- Mesajlar
- 15,464
- Beğeni puanı
- 0
- Puanları
- 36
- Yaş
- 40
- Cinsiyet:
- bayan
- Nerden:
- almanya
OKUMADAN ONCE SIKAYETLERINI BI DUSUN....
NELERE SAHIP DEGILSIN......
(HEPSI GERCEK HAYATTAN VE GOZLEMLERDEN IBARETTIR....)
-----------------------
• markette iftar saatine yakın herkes hararetli hararetli aldığı şeyleri kasalardan geçirirken, evine sadece ekmek alabilen amcanın insanların kasalardan geçirdiği ürünlere bakması.
• 2005 yaz tatili için marmarise tatile gidilir. marmaris kalesinin yakınında, barlar sokağı çıkışında mütevazi bir pansiyona yerleşilir. bir gün genç bir çift akşamüzeri pansiyona gelir. daha sonra giderler. pansiyon sahibinden öğrenilir ki, bu genç çift yeni evlidir ve balayı için ancak bu küçük pansiyona
gelebilmişlerdir. akşam geldikleri için bir gece ücreti olan 30 milyon lirayı vermemek için sabah gelmek üzere odayı ayırtmış ve tüm geceyi dışarda geçirmek zorunda kalmışlardır.
herkesin özel ve mükemmel olmasını istediği balayı onlar için bir gece eksik, parklarda, sokaklarda geçmişti. sabahın ilk ışıklarını kimbilir nasıl beklediler ve nasıl otele koştular. 30 milyon çıkartıp vereyim isterdim ama guruları incinecek muhakkak.
iki gece kalıp gittiler.. tansaş poşetleriyle odaya gelir, balkonda atıştırırken, barlardan çıkan hayvanlar gibi bağırıp çağırıp içen şımarık turistleri seyrederlerdi.
• evden 4000 kusur kilometre uzakta, baska bir dilin konusuldugu baska bir ulkede babasina "baba sen hic olme" diye sarilan bir cocuk gormek. cocugun sari saclarinin arasindan kendi cocuklugumun simasini gorur gibi olmam. 4000 kusur kilometre uzakta, o an sarilamayacagim babamin hastaligini animsamam. ilk genclik gunlerimde ona karsi yaptigim insafsiz suclamalari animsayip urpermem. onun bana yaptigi suclamalardan urperdigini bilmem.
evden kilometrelerce uzakta, yazin ortasinda sagnak yagan yagmurda, yagmurda, kendimden ozur dilemeye karar vermem. hayatimdan cikip giden tum insanlari kucaklamak istemem, olurda belki beni kendime geri goturur diye o sari sacli cocuga gulumsemem.
evden ve cocuklugumdan oldukca uzakta.
• herkes golden sonra çılgınlar gibi bağırırken, konuşamayan dilsiz bir taraftarın sevincini yanındaki gence sarılarak paylaşması.
• küçük bir marketteyiz, akşama rakı sofrası kuracağız onun alışverişini yapıyoruz. peynirler, mezeler, her şeyi söylüyoruz, hangi rakıdan alacağız ona karar vermeye çalışıyoruz. o sırada gözüme iki adam ilişiyor, yakındaki inşaatte çalışıyorlar, gördüm onları daha evvel o gün. sessizce gelmişler, bir paket toz şeker almışlar, çayları için, bir de şişe kola. kasada çıkan fiyatı görünce duraklıyorlar, sessizce birbirleriyle konuşuyorlar, kasiyere "biz kolayı almayalım, şeker olsun sadece" diyorlar. kapıdan çıkarken duyuyorum, "bir dahaki sefere alırız abi. hem daha geçen hafta almıştık ondan." diye teselli ediyor birisi öbürünü. kolayı alıp arkalarından koşmak, vermek istiyorum, ama yapamıyorum.
• sene 1998 dir.
capa tıp fakultesinde yatmakta olan altı aylık dunya guzeli yegenin son nefesini verecegi
anı beklemektedir, babası ve de annesi, dayısı olarak da ben.
hemen yan yatakta yatmakta olan menenjit gecirmis altı yasındaki evlat,
yasam unitesine baglı bir sekilde, payına dusen cok az miktardaki oksijeni
en tasarruflu sekilde tuketmektedir.
babası girer iceri ve doktora cocugun baglı oldugu makinenin fisinin cekilmesi gerektigini,
yarın olecek olsa cenazesini almaya parası kalmayacagını,
cebinde kalan son parayla yavrusunun cansız bedenini kucagına alıp hastaneden cıkmak istedigini soyler.
nitekim bu istegini uzun ugraslardan sonra doktora kabul ettirir. cekilir o fis, atmaz o nabız bir daha.
o ana kadar cevresindeki insanları ayakta tutabilmek icin aglamamaya calısan dayının dizlerindeki bag cozulur.
tutmak istese de akar gozyası, yutkunmak istese de yutkunamaz. yutamaz o bogazına takılan,
hayatındaki en buyuk yumruyu.
• çocuğunuza ilerde vereceğiniz harçlığın miktarının bugünden belli olması, hiçbir şey yapamamak...
• 4-5 yaslarında bir cocuk,annesi onu salıncakta sallıyor,ve cocuk konusmaya baslıyor,
-anneciim,burda ne var,etrafta neler var anneciim
annesi küçücük cocugunun görmeyen gözleri oluyor ve orada olan seylerı anlatmaya baslıyor..
sövesi,yine de şükredesi geliyor insanın..
• belediyede çalışan biriyle aynı apartmanda oturmanın sonucunda binanın hemen önüne bir adet sarı belediye bankı konmuştur... yorucu bir yokuşta oturulduğu için, "yorulanlar dinlensin" amaçlı bir banktır... bir gün bank ortalardan kaybolur... "kim bankı ne diye alır ki??" diye bir şaşkınlık geçirir apartman halkı, sonra yeni bir bank daha getirtilir belediyeden ve bu kez sabitlenir durduğu yere...
bir akşam eve dönerken, karşı binanın en alt katındaki ışık sızan perdesiz cama ilişir gözler... ve sarı bir banktan başka hiçbir eşya görmezler...
• mahallede top oynayan bır grup cocugun hemen arkasında beliren,galatasaray forması gıymıs tekerlekli sandalyede oturup"hadiii aslanım,vuuuuur"diye bagıran bir cocuk..ben boyle seyler sadece reklamlarda olur sanırdım..
• ostimde butun gun birkaç saatlik iş arayan bir ortaokul ögrencisi. neden iş arıyorsun ne yapcaksın parayı diye kimse sormamıs. saat 19:30 civarı babamların yanına gitmiş"amca noolurrsunn bana birkaç saatligine iş verin cok yoruldum sabahtan beri kimse iş vermedi lutfen"demiş aglamaklı bir ses tonuyla. babam derdini sormus cocugun bir gun sonra karne parasının son gunuymus 5ytl vermesi gerekiyormus butun gun ostimdeki tum iş yerlerini gezme nedeni 5ytl lik karne parasını calısarak kazanmakmıs. iş yeri kapanmak uzere oldugu için çıkarmıs vermişler parayı fazla olarak ,kabul etmemiş cocuk sadece ihtiyacı olanı almıs calışmadan aldıgı için biraz da utanarak tesekkur edip cıkmış gitmiş
• artık günlerinin sayılı olduğunun farkında olduğunuz, bir zamanlar nasıl otoriter bir adam olduğunu, tek bir bakışıyla herkesin apışıp kaldığını yüzlerce insandan dinlediğiniz dedenin "neyim var benim, biliyorum kötü birşey, ama ne, bana da söyleyin" bakışı ile size bakmasıdır. bakınca koca bir düğümün boğaza yerleşmesi, gözlerdeki yaşların akmaması için onları yukarı doğru çekmeye çalışmaktır. ona daha sık, daha sıkı sarılmak isteği, sizi büyütmüş bu canım insanı ergen dönem hezeyanları ile ne kadar kırmış olabileceğinizi, onu ihmal ettiğiniz tüm zamanların o film şeridi hadisesiyle gözünüzün önünden geçip gitmesidir mütemadiyen.
• okuma yazma bilmeyen cok yasli komsunuzun askerdeki torunundan gelen mektubu sevincle,acmasi koklamasi, okuma yazma bilmedigi halde okuyormus gibi uzun uzun satirlara bakmasi..sonra size ihtiyaci oldugunu bilip gözleri isildayarak okumaniz icin mektubu size uzatmasi..
• işyerindeki stajyer öğrencinin bütün kış boyunca incecik bir pardesü ile işe gelmesi. gelir gelmez gayri ihtiyari kaloriferin yanına doğru hızlı adımlarla gitmesi.
• hasta veya yakınının, eczacıya "bir bakıver ne kadar tutuyor ?" diye çekinerek reçete uzatması
• kızılaydan kanamalı hastası için kan alma imkanı kalmamış birine, kan bağışınızı hibe ettiğinizde yaşlı gözleriyle beyaz saçlarını elinize gömüp öpmeye çalışması.
• vapurda yan tarafa geçip oturmus keyifle bir sigara yakacakken, yanınızda oturan yolcunun demire uzattığı ayakkabısının patlak oldugunu fark etmek.
• 60 yaşlarında bir adamın halk otobüsüne binip ceplerinde iki saat para araması. zar zor bilimum bozukluktan parayı denkleştirmesi. o esnada elinde şeffaf bir poşet, poşette bir çikolatadan başka bir şey yok. hava kış ve üstünde eski püskü bir ceket başka bir şey yok. muhtemel bir ziyaret, gidilen yerde belki torunu bekliyor dedesini. hayatta bir canı var, bir ceketi, bir torunu ve nihayet bir otobüs bileti o an ha bir de onu izleyip içinden insanlığa bilimum küfür sıralamakta olan bir yabancısı.
• (bkz: manisalı gençler) ve bu gençler hep tutuklu aracına bindirilirken, aracın arkasından koşan "onlar daha çok küçük " diyen anne...
• bir öğretmen arkadaşıma öğretmenler gününde hediye alamayan bir çocuk ,sarı bir kartonun üstüne kitaptan kestiği (öğretmenle, mustafa kemal' le ilgili) bir şiiri yapıştırıp hediye etmiş. bu hediyenin naifliği, iç burkan bir detay olarak hayatımızda yerini almıştır.
''- ya bu nasıl kanırtıcı bir iş?,, deyip kederlenen öğretmen ve yoksulluğunu böyle de güzelleştiren bir çocuk.
• akşam 10 gibi sokakta yol kenarında sessiz sakin için için ağlayan bir çocuğun yanına gidince önce utanıp yüzünü gizlemeye çalışması sonra patlarcasına siz bir şey sormadan, "üşüdüm abla karnım aç" diye haykırarak ağlamaya devam etmesi.*
• çok istediği halde çocuk sahibi olamamış ağabey telefonda "çocuklar nasıl?" diye sorduğunda, sırf özlem duymasın diye sadece şikayet etmek, haylaz, vurdumduymaz olduklarını anlatmak. aslında ne mükemmel, başarılı, saygılı, merhametli v.s. olduklarını anlatamamak.
bir de bunun üzerine ağabey'den "çocuk oğlum onlar, olacak o kadar. hem sen çok mu matahdın?" diye fırça yemek.
• otobüste giderken, duraklara yapıştırılmış el ilânlarının birinde "acilen böbreğimi satıyorum, 30 yaşında sağlıklı..." yazısını okumak.
• elini sakatlayan kapicinizin yerine universitede okuyan oglunun her cop almaya gelisinde yuzunuze bakamamasi.
• en son etkilendiğim ve acaip ders cıkardığım olay;
- benim ekonomik planlar yaparken ve bunu yanımdakine anlatırken;
önümde yürüyen adamın poşetine ilişti gözüm.nedense birden dikkatimi çekti.
(allah'ın bana bi uyarısı olarak galiba)
adam elindeki poşetle evine ekmek götürüyordu
ama fırından yeni cıkmış sıcak taze ekmek değil bir lokantanın dilimlenmiş artan ekmekleri.
bazılarımızın bayat ekmeğe yüz çevirdiğini hatırlamak bile istemedim o an.
• karşıdan karşıya gecerken, 150 km süratle gelen arabanın çarpmasıyla kafası patlayan, beyni yere akan kadın yerde cansız yatarken, kocasının evden terlikleriyle koşarak gelmesi ve karısının nabzına bakarken, "yaşıyor mu, nabzı atıyor galiba" demesi...
• bir gün kadiköy - beşiktaş vapurunda bir evsizi göze kestirmek, uzaktan izlemek, elinde kocaman ağzına kadar dolu büyük boy bir çöp torbası olduğunu görmek, geminin kıç tarafına yöneldiginde martılara ekmek getirmiş olduğunu fark etmek, insanların ondan uzaklaşması, içeri girmesi, belki kaçması, korkması...sonra yanına gitmek, dönüp "sen de atmak ister misin?" demesi...
• bir bayram gezmesi sırasında eve dönerken resmi plakalı bir aracın önünüzde zırt diye durmasıyla acı bir şekilde frene basmanız,ardından öndeki aracın sağa parketmesiyle birlikte içinden çıkan birkaç tane bazısının ellerinde çiçek,çikolata paketi olan askeri üniformalı kimselerin bir evin merdivenlerini çıkışını seyretmeniz,tüm bunları ancak eve gelip düşününce anlamanız;askerlerin bayram ziyaretine gittikleri evin aslında bir şehitin ailesinin evi olduğunu,bunu her bayram tekrarladıklarını öğrendiğinizde yanağınızdan süzülen bir damla yaşla bizler için hayatlarını feda edenlerin ve ailelerinin ne kadar değerli olduklarını bir kez daha idrak edilen anlarda hissedilendir.
• çocuğun ebeveyniyle görüşme sırasında arkadaşım soruyor
- çalışıyor musunuz?
adam ellerini kaldırıyor ve gösteriyor; nasırlı her yan
- çalışmanın şahididir bunlar, ameleyim
• bir babanın kapısının önüne parkeden askeri bir aracı görünce dışarı çıkması, ve gelenlere baktığında herşeyi anlamasıdır. hiç bir söz söylenmeden, söylemeden, "vatan sağolsun" diyerek gözünden bir damla yaş akmasıdır.
• marketteki et kuyruğunda hep arkada kalan ve sıra kendine geldiğinde en yağlısından 100 gram kıyma alan teyzedir.
• uzak bir yerde yaşayan kardeşinizle yaşadığınız hatıralarınızdır. onun, evde sizden kalan yırtık pırtık bir çorabı dahi atamamasıdır.
• annesiyle ekmek kuyruğunda bekleyen bir çocuğun;
- anne nolur bugün taze ekmek al. bi tane olsun taze ekmek al noolur annee.
demesi.
• harcanan onca çabaya düsünceye zamana ragmen büyüdükçe hayatim tam da annemiz babamizin anlattigi sey oldugunu farketmek, ve evet, yavas yavas onlara dönüsmek...
• bir yağmur sonrası pırıl pırıl güneş altında, üzerini pamuk beyazlığında bulutların kapladığı masmavi boğaz manzarasını ve köprüleri görmek, şöyle bir bakmak.. sonra derin bir nefes verip ekranın sağ üst köşesindeki "x" sembolüne tıklayıp resmi kapatmak; gurbet ellerdeki işinize gücünüze dönmek..
• yıllar önce bir yılbaşında çekilmiş aile fotografına bakıp, bir cok kisinin artık cok uzaklarda oldugunu fark etmek ve onların görüntüsünün üstünde parmakları gezdirerek onlarla yaşanan anın bi saniyesini de olsa hissetmeye çalışmak, o anki kokuyu hatırlamaya çalışmak ve kalbe giren derin ağrı*...
*ALINTIDIR*
NELERE SAHIP DEGILSIN......
(HEPSI GERCEK HAYATTAN VE GOZLEMLERDEN IBARETTIR....)
-----------------------
• markette iftar saatine yakın herkes hararetli hararetli aldığı şeyleri kasalardan geçirirken, evine sadece ekmek alabilen amcanın insanların kasalardan geçirdiği ürünlere bakması.
• 2005 yaz tatili için marmarise tatile gidilir. marmaris kalesinin yakınında, barlar sokağı çıkışında mütevazi bir pansiyona yerleşilir. bir gün genç bir çift akşamüzeri pansiyona gelir. daha sonra giderler. pansiyon sahibinden öğrenilir ki, bu genç çift yeni evlidir ve balayı için ancak bu küçük pansiyona
gelebilmişlerdir. akşam geldikleri için bir gece ücreti olan 30 milyon lirayı vermemek için sabah gelmek üzere odayı ayırtmış ve tüm geceyi dışarda geçirmek zorunda kalmışlardır.
herkesin özel ve mükemmel olmasını istediği balayı onlar için bir gece eksik, parklarda, sokaklarda geçmişti. sabahın ilk ışıklarını kimbilir nasıl beklediler ve nasıl otele koştular. 30 milyon çıkartıp vereyim isterdim ama guruları incinecek muhakkak.
iki gece kalıp gittiler.. tansaş poşetleriyle odaya gelir, balkonda atıştırırken, barlardan çıkan hayvanlar gibi bağırıp çağırıp içen şımarık turistleri seyrederlerdi.
• evden 4000 kusur kilometre uzakta, baska bir dilin konusuldugu baska bir ulkede babasina "baba sen hic olme" diye sarilan bir cocuk gormek. cocugun sari saclarinin arasindan kendi cocuklugumun simasini gorur gibi olmam. 4000 kusur kilometre uzakta, o an sarilamayacagim babamin hastaligini animsamam. ilk genclik gunlerimde ona karsi yaptigim insafsiz suclamalari animsayip urpermem. onun bana yaptigi suclamalardan urperdigini bilmem.
evden kilometrelerce uzakta, yazin ortasinda sagnak yagan yagmurda, yagmurda, kendimden ozur dilemeye karar vermem. hayatimdan cikip giden tum insanlari kucaklamak istemem, olurda belki beni kendime geri goturur diye o sari sacli cocuga gulumsemem.
evden ve cocuklugumdan oldukca uzakta.
• herkes golden sonra çılgınlar gibi bağırırken, konuşamayan dilsiz bir taraftarın sevincini yanındaki gence sarılarak paylaşması.
• küçük bir marketteyiz, akşama rakı sofrası kuracağız onun alışverişini yapıyoruz. peynirler, mezeler, her şeyi söylüyoruz, hangi rakıdan alacağız ona karar vermeye çalışıyoruz. o sırada gözüme iki adam ilişiyor, yakındaki inşaatte çalışıyorlar, gördüm onları daha evvel o gün. sessizce gelmişler, bir paket toz şeker almışlar, çayları için, bir de şişe kola. kasada çıkan fiyatı görünce duraklıyorlar, sessizce birbirleriyle konuşuyorlar, kasiyere "biz kolayı almayalım, şeker olsun sadece" diyorlar. kapıdan çıkarken duyuyorum, "bir dahaki sefere alırız abi. hem daha geçen hafta almıştık ondan." diye teselli ediyor birisi öbürünü. kolayı alıp arkalarından koşmak, vermek istiyorum, ama yapamıyorum.
• sene 1998 dir.
capa tıp fakultesinde yatmakta olan altı aylık dunya guzeli yegenin son nefesini verecegi
anı beklemektedir, babası ve de annesi, dayısı olarak da ben.
hemen yan yatakta yatmakta olan menenjit gecirmis altı yasındaki evlat,
yasam unitesine baglı bir sekilde, payına dusen cok az miktardaki oksijeni
en tasarruflu sekilde tuketmektedir.
babası girer iceri ve doktora cocugun baglı oldugu makinenin fisinin cekilmesi gerektigini,
yarın olecek olsa cenazesini almaya parası kalmayacagını,
cebinde kalan son parayla yavrusunun cansız bedenini kucagına alıp hastaneden cıkmak istedigini soyler.
nitekim bu istegini uzun ugraslardan sonra doktora kabul ettirir. cekilir o fis, atmaz o nabız bir daha.
o ana kadar cevresindeki insanları ayakta tutabilmek icin aglamamaya calısan dayının dizlerindeki bag cozulur.
tutmak istese de akar gozyası, yutkunmak istese de yutkunamaz. yutamaz o bogazına takılan,
hayatındaki en buyuk yumruyu.
• çocuğunuza ilerde vereceğiniz harçlığın miktarının bugünden belli olması, hiçbir şey yapamamak...
• 4-5 yaslarında bir cocuk,annesi onu salıncakta sallıyor,ve cocuk konusmaya baslıyor,
-anneciim,burda ne var,etrafta neler var anneciim
annesi küçücük cocugunun görmeyen gözleri oluyor ve orada olan seylerı anlatmaya baslıyor..
sövesi,yine de şükredesi geliyor insanın..
• belediyede çalışan biriyle aynı apartmanda oturmanın sonucunda binanın hemen önüne bir adet sarı belediye bankı konmuştur... yorucu bir yokuşta oturulduğu için, "yorulanlar dinlensin" amaçlı bir banktır... bir gün bank ortalardan kaybolur... "kim bankı ne diye alır ki??" diye bir şaşkınlık geçirir apartman halkı, sonra yeni bir bank daha getirtilir belediyeden ve bu kez sabitlenir durduğu yere...
bir akşam eve dönerken, karşı binanın en alt katındaki ışık sızan perdesiz cama ilişir gözler... ve sarı bir banktan başka hiçbir eşya görmezler...
• mahallede top oynayan bır grup cocugun hemen arkasında beliren,galatasaray forması gıymıs tekerlekli sandalyede oturup"hadiii aslanım,vuuuuur"diye bagıran bir cocuk..ben boyle seyler sadece reklamlarda olur sanırdım..
• ostimde butun gun birkaç saatlik iş arayan bir ortaokul ögrencisi. neden iş arıyorsun ne yapcaksın parayı diye kimse sormamıs. saat 19:30 civarı babamların yanına gitmiş"amca noolurrsunn bana birkaç saatligine iş verin cok yoruldum sabahtan beri kimse iş vermedi lutfen"demiş aglamaklı bir ses tonuyla. babam derdini sormus cocugun bir gun sonra karne parasının son gunuymus 5ytl vermesi gerekiyormus butun gun ostimdeki tum iş yerlerini gezme nedeni 5ytl lik karne parasını calısarak kazanmakmıs. iş yeri kapanmak uzere oldugu için çıkarmıs vermişler parayı fazla olarak ,kabul etmemiş cocuk sadece ihtiyacı olanı almıs calışmadan aldıgı için biraz da utanarak tesekkur edip cıkmış gitmiş
• artık günlerinin sayılı olduğunun farkında olduğunuz, bir zamanlar nasıl otoriter bir adam olduğunu, tek bir bakışıyla herkesin apışıp kaldığını yüzlerce insandan dinlediğiniz dedenin "neyim var benim, biliyorum kötü birşey, ama ne, bana da söyleyin" bakışı ile size bakmasıdır. bakınca koca bir düğümün boğaza yerleşmesi, gözlerdeki yaşların akmaması için onları yukarı doğru çekmeye çalışmaktır. ona daha sık, daha sıkı sarılmak isteği, sizi büyütmüş bu canım insanı ergen dönem hezeyanları ile ne kadar kırmış olabileceğinizi, onu ihmal ettiğiniz tüm zamanların o film şeridi hadisesiyle gözünüzün önünden geçip gitmesidir mütemadiyen.
• okuma yazma bilmeyen cok yasli komsunuzun askerdeki torunundan gelen mektubu sevincle,acmasi koklamasi, okuma yazma bilmedigi halde okuyormus gibi uzun uzun satirlara bakmasi..sonra size ihtiyaci oldugunu bilip gözleri isildayarak okumaniz icin mektubu size uzatmasi..
• işyerindeki stajyer öğrencinin bütün kış boyunca incecik bir pardesü ile işe gelmesi. gelir gelmez gayri ihtiyari kaloriferin yanına doğru hızlı adımlarla gitmesi.
• hasta veya yakınının, eczacıya "bir bakıver ne kadar tutuyor ?" diye çekinerek reçete uzatması
• kızılaydan kanamalı hastası için kan alma imkanı kalmamış birine, kan bağışınızı hibe ettiğinizde yaşlı gözleriyle beyaz saçlarını elinize gömüp öpmeye çalışması.
• vapurda yan tarafa geçip oturmus keyifle bir sigara yakacakken, yanınızda oturan yolcunun demire uzattığı ayakkabısının patlak oldugunu fark etmek.
• 60 yaşlarında bir adamın halk otobüsüne binip ceplerinde iki saat para araması. zar zor bilimum bozukluktan parayı denkleştirmesi. o esnada elinde şeffaf bir poşet, poşette bir çikolatadan başka bir şey yok. hava kış ve üstünde eski püskü bir ceket başka bir şey yok. muhtemel bir ziyaret, gidilen yerde belki torunu bekliyor dedesini. hayatta bir canı var, bir ceketi, bir torunu ve nihayet bir otobüs bileti o an ha bir de onu izleyip içinden insanlığa bilimum küfür sıralamakta olan bir yabancısı.
• (bkz: manisalı gençler) ve bu gençler hep tutuklu aracına bindirilirken, aracın arkasından koşan "onlar daha çok küçük " diyen anne...
• bir öğretmen arkadaşıma öğretmenler gününde hediye alamayan bir çocuk ,sarı bir kartonun üstüne kitaptan kestiği (öğretmenle, mustafa kemal' le ilgili) bir şiiri yapıştırıp hediye etmiş. bu hediyenin naifliği, iç burkan bir detay olarak hayatımızda yerini almıştır.
''- ya bu nasıl kanırtıcı bir iş?,, deyip kederlenen öğretmen ve yoksulluğunu böyle de güzelleştiren bir çocuk.
• akşam 10 gibi sokakta yol kenarında sessiz sakin için için ağlayan bir çocuğun yanına gidince önce utanıp yüzünü gizlemeye çalışması sonra patlarcasına siz bir şey sormadan, "üşüdüm abla karnım aç" diye haykırarak ağlamaya devam etmesi.*
• çok istediği halde çocuk sahibi olamamış ağabey telefonda "çocuklar nasıl?" diye sorduğunda, sırf özlem duymasın diye sadece şikayet etmek, haylaz, vurdumduymaz olduklarını anlatmak. aslında ne mükemmel, başarılı, saygılı, merhametli v.s. olduklarını anlatamamak.
bir de bunun üzerine ağabey'den "çocuk oğlum onlar, olacak o kadar. hem sen çok mu matahdın?" diye fırça yemek.
• otobüste giderken, duraklara yapıştırılmış el ilânlarının birinde "acilen böbreğimi satıyorum, 30 yaşında sağlıklı..." yazısını okumak.
• elini sakatlayan kapicinizin yerine universitede okuyan oglunun her cop almaya gelisinde yuzunuze bakamamasi.
• en son etkilendiğim ve acaip ders cıkardığım olay;
- benim ekonomik planlar yaparken ve bunu yanımdakine anlatırken;
önümde yürüyen adamın poşetine ilişti gözüm.nedense birden dikkatimi çekti.
(allah'ın bana bi uyarısı olarak galiba)
adam elindeki poşetle evine ekmek götürüyordu
ama fırından yeni cıkmış sıcak taze ekmek değil bir lokantanın dilimlenmiş artan ekmekleri.
bazılarımızın bayat ekmeğe yüz çevirdiğini hatırlamak bile istemedim o an.
• karşıdan karşıya gecerken, 150 km süratle gelen arabanın çarpmasıyla kafası patlayan, beyni yere akan kadın yerde cansız yatarken, kocasının evden terlikleriyle koşarak gelmesi ve karısının nabzına bakarken, "yaşıyor mu, nabzı atıyor galiba" demesi...
• bir gün kadiköy - beşiktaş vapurunda bir evsizi göze kestirmek, uzaktan izlemek, elinde kocaman ağzına kadar dolu büyük boy bir çöp torbası olduğunu görmek, geminin kıç tarafına yöneldiginde martılara ekmek getirmiş olduğunu fark etmek, insanların ondan uzaklaşması, içeri girmesi, belki kaçması, korkması...sonra yanına gitmek, dönüp "sen de atmak ister misin?" demesi...
• bir bayram gezmesi sırasında eve dönerken resmi plakalı bir aracın önünüzde zırt diye durmasıyla acı bir şekilde frene basmanız,ardından öndeki aracın sağa parketmesiyle birlikte içinden çıkan birkaç tane bazısının ellerinde çiçek,çikolata paketi olan askeri üniformalı kimselerin bir evin merdivenlerini çıkışını seyretmeniz,tüm bunları ancak eve gelip düşününce anlamanız;askerlerin bayram ziyaretine gittikleri evin aslında bir şehitin ailesinin evi olduğunu,bunu her bayram tekrarladıklarını öğrendiğinizde yanağınızdan süzülen bir damla yaşla bizler için hayatlarını feda edenlerin ve ailelerinin ne kadar değerli olduklarını bir kez daha idrak edilen anlarda hissedilendir.
• çocuğun ebeveyniyle görüşme sırasında arkadaşım soruyor
- çalışıyor musunuz?
adam ellerini kaldırıyor ve gösteriyor; nasırlı her yan
- çalışmanın şahididir bunlar, ameleyim
• bir babanın kapısının önüne parkeden askeri bir aracı görünce dışarı çıkması, ve gelenlere baktığında herşeyi anlamasıdır. hiç bir söz söylenmeden, söylemeden, "vatan sağolsun" diyerek gözünden bir damla yaş akmasıdır.
• marketteki et kuyruğunda hep arkada kalan ve sıra kendine geldiğinde en yağlısından 100 gram kıyma alan teyzedir.
• uzak bir yerde yaşayan kardeşinizle yaşadığınız hatıralarınızdır. onun, evde sizden kalan yırtık pırtık bir çorabı dahi atamamasıdır.
• annesiyle ekmek kuyruğunda bekleyen bir çocuğun;
- anne nolur bugün taze ekmek al. bi tane olsun taze ekmek al noolur annee.
demesi.
• harcanan onca çabaya düsünceye zamana ragmen büyüdükçe hayatim tam da annemiz babamizin anlattigi sey oldugunu farketmek, ve evet, yavas yavas onlara dönüsmek...
• bir yağmur sonrası pırıl pırıl güneş altında, üzerini pamuk beyazlığında bulutların kapladığı masmavi boğaz manzarasını ve köprüleri görmek, şöyle bir bakmak.. sonra derin bir nefes verip ekranın sağ üst köşesindeki "x" sembolüne tıklayıp resmi kapatmak; gurbet ellerdeki işinize gücünüze dönmek..
• yıllar önce bir yılbaşında çekilmiş aile fotografına bakıp, bir cok kisinin artık cok uzaklarda oldugunu fark etmek ve onların görüntüsünün üstünde parmakları gezdirerek onlarla yaşanan anın bi saniyesini de olsa hissetmeye çalışmak, o anki kokuyu hatırlamaya çalışmak ve kalbe giren derin ağrı*...
*ALINTIDIR*