Asmayalım da besleyelim mi?” ve bazı tartışmalar…

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

ernesto6724

New Member
Uykudaki Üye
Katılım
13 Kas 2012
Mesajlar
404
Beğeni puanı
0
Puanları
0
Cinsiyet:
bayan
Nerden:
secilmemis
[h=1]Asmayalım da besleyelim mi?” ve bazı tartışmalar…[/h]Ali MertHem idam tartışması gündemde hem de Evren’in yargılanması, daha doğrusu, yargılanıyormuş gibi yapılması... Bu durumda, bu sözün akla gelmemesi mümkün mü? Dönemi ve tepesindekinin tıynetini en “net” şekilde sembolize eden sözlerden biri değil mi: “Asmayalım da besleyelim mi?..“
Öyle. Ancak benim gündemime birkaç gün önce, başka ve “gözlerden uzak bir kitap ve tartışma” dolayısıyla girdi. Ertuğrul Mavioğlu’nun “Asılmayıp Beslenenler – Bir 12 Eylül Hesaplaşması” kitabı değil, o bundan yaklaşık bir buçuk yıl önce gündem(im)deydi. Geçen hafta başka bir vesileyle kimi alıntılar yaptığım, “Kaktüsler Susuz da Yaşar – Kadınlar Mamak Cezaevini Anlatıyor” kitabı ve onun “çağırdığı” bazı tartışmalar oldu bu sözü gündem(im)e getiren. Önce, kitaptan “ilk çıkış noktasını” aktarayım o halde:
“Dilini bilmediği bir cezaevinin gurbet mahkûmu… L. Ekmekçiyan havalandırmaya tek başına ve düzenli olmayan zamanlarda çıkarılırdı. Kadın koğuşlarının baktığı havalandırılmaya çıkarıldığı için biz de ya ranzaların üzerine yapışarak koğuş pencerelerinin kenarından, ya da tuvaletler tarafındaki varilin üzerine tüneyip hava mangasındaki askerlerden gizlenerek onu izlerdik. Üzerinde hep kahverengi-krem çizgili takım elbisesiyle voltalar, devamlı gökyüzüne bakan hali bize çok ürkek gelirdi. Sonunu merak eden, meçhulü bekleyen ve dilini bilmediği bir cezaevinin gurbet mahkûmu gibiydi. Hâl-i melali çok dikkat çekici ve pek çok anlamlandırmaya müsaitti.
Bir gece yarısı iç emniyetin nöbetçilerinin düdükleri telaşlı telaşlı öttü, panik halinde hızlıca kapı mazgallarımız kapatıldı. Olağanüstü bir durum olduğu aşikardı… Her zaman ranzadan en hızlı atlayan Şeniz, Meral ve Sükun kapı altına yatış pozisyonu aldılar. Takım elbiselerinden iyi tanıdığımız Ekmekçiyan’ın sürüklenerek götürüldüğünü görmüşlerdi. Bunun idam olduğunu hemen anlamıştık, hava ölüm sessizliğinde buza kesmişti. Ertesi gün de idam haberi doğrulandı. Tarih 1982 Aralık sonları ya da 83’ün ilk ayları olmalı… (“Kaktüsler Susuz da Yaşar – Kadınlar Mamak Cezaevini Anlatıyor”, s. 361, Seher Erol’un kaleme aldığı “Kaçak Yaşamak” başlıklı bölüm, Dipnot Yayınları, 2011)
İçli, merak uyandırıcı, hatta “gizemli” bir anı/bölüm değil mi? En azından bendeki etkisi bu yönde oldu. Bu kısa bölümü okuyunca, “L. Ekmekçiyan” adı da hiç tanıdık gelmediği için, merak edip “google’ladım” haliyle. İlk gelen sonuç, Sarkis Hatspanian’ın yenice bir yazısıydı. ([Bağlantı erişilemez]... ) Önce “L.”nin “Levon” olduğunu öğrendim, kitapta bu şekilde niye anılmamış acaba diye düşündüm; ardından da, özetle, “12 Eylül döneminde idam edilenler anılırken onun unutulduğuna, hatta dönemi anlatan ‘sol’ bir kitapta 50 yerine 49 idamdan bahsedilerek onun tarihten silinmeye çalışıldığına” dair tartışmaya, satır arasında “‘asmayalım da besleyelim mi’ sözünün onun için sarf edildiği” yönünde bir iddiaya ve “Asala’nın tarihi, devrimciliği, Levon Ekmekçiyan’ı idama götüren eylemin karakteri” gibi tartışmalara da açıldı konu. (Arada, Mamak’tan bir başka “tanıklık” da çıktı: [Bağlantı erişilemez]... )
“Unutulma” meselesi, açık ve olgusal olanı. Belge yayınlarından çıkan, Hayri Argav’ın kaleme aldığı, “O Şafağın Atlıları – 12 Eylül İdamları” adlı kitapta yaşanmış bu “durum”. Hatspanian da bu durumu “Unutulan Adam” adlı bir makalesinde şu şekilde eleştirmiş:
"Kitap, 12 Eylül faşizmi ve onun devamındaki süreçte gerçekleşen siyasi idamları anlatmaktadır. ‘12 Eylül askeri faşizm yıllarında ve 24 Ekim 1984 yılında ANAP hükümeti döneminde toplam 49 kişi salben idam edildiler. Bu yıllar arasında idam edilenlerin 17'sini sol, 9'unu sağ, geri kalanlarını ise adli suçlular oluşturuyordu’ diye yazılıydı. Sayın Argav değerli çalışmasını, gerçekleştirilen en son idamdan da tam 1O yıl sonra, yani 1994 Aralık ayında tamamlamış olduğu halde sanki bir 'hafıza-i beşer' kaybına uğramış olmalı ki, söz konusu dönemdeki idamların gerçekte 49 değil, 50 insanın canına kıyılmış olunan bir tarih kesitine istina ettiğini 443 sayfalık kitabında, anlaşılmaz bir şekilde görmezden gelmişti. O kitabın ne önsöz, ne sonsöz ve ne de salt sayısal, istatistik bilgilendirme bölümünde bile ‘unuttuğu’ idam edilmiş tek insanoğlu Levon Ekmekçiyan adlı bir Ermeniydi. O, ne sol, ne sağ görüşlüler ve hatta ne de adli suçlular diye adlandırılanların listesine bile alınmayacak kadar ‘unutulmuştu’!" (Link: [Bağlantı erişilemez] )
Kitapta değil de internette yer alan viki kaynaklı “sayısal, istatistik bilgilenderme”de, “unutma” söz konusu değil haliyle, zira bu bir veri, nasıl değiştirilebilir ki: “7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı). İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.” (Burada Levon Ekmekçiyan “unutulmamış”, “1 Asala militanı” olarak anılmış ama bu kez de Argav’ın “verileri” ile karşılaştırıldığında, sol görüşlüler ile sağ görüşlüler arasında 1 kişilik fark var!)
Her neyse, bu makalenin ardından Belge Yayınları’ndan Ragıp Zarakolu’nun , Evrensel gazetesindeki bir makalesinde, “durum”u kabul eden, - tanımaktan onur duyduğum - Sarkis Çerkezyan’ın “Bu Dünya Hepimize Yeter” kitabına da referans veren, o kitapta Levon Ekmekçiyan’ın anıldığını belirten bir yanıtı gelmiş. (Link: [Bağlantı erişilemez] )
Unutma meselesi dışında dikkatimi çeken ikinci konu, 12 Eylül faşizmini sembolize eden ve başlığa taşıdığım sözün, spesifik olarak hangi olayda, hangi kişi(ler) için sarf edildiğine dair, “satır arası”nda geçen bir ifade oldu. Ben bu sözün, genel olarak 12 Eylül’ün mantığını yansıtmakla beraber, özel olarak Erdal Eren için sarf edildiğine dair bir “bilgi”ye sahipken ya da öyle olduğunu düşünürken, Hatspanian’ın 1 Ekim 2012’de yazdığı ve ilk referansı verdiğim makalesinde şöyle bir ifade de geçiyordu:

“Şahsımın da o kuruluşun adında geçen devrimci bir 78’li olması, hem de söz konusu örgütün açmaya hazırlandığı UTANÇ MÜZESİ gibi yerinde bir çalışmanın manen destekleyicisi olmam mı beni doğrudan etkiledi bilmiyorum ama, bundan iki yıl önce okumuş olduğum kitaptaki üzücü “unutma” olayının olumsuz etkilerini halen taşıyor oluşumdan ileri gelen reflekslerim sayesinde, sözü edilen UTANÇ müzesinde, aynı rejimin başı tarafından meşhur ‘asmayalım da besleyelim mi?’ sözleriyle işaret ettiği Ermeni devrimci Levon Ekmekçiyan’ın da kısa biografisiyle, bir fotoğrafının bulunup-bulunmayacağını merak etmem, çok zaman olduğu gibi, bu sefer de ‘T.C.’ solcularının sosyal-şoven tutumlarına rastlama bahtsızlığımla son buldu.“
“Eh bizim tevellüt yetmiyor bazı şeyleri hatırlamaya/bilmeye, demek bu söz Erdal Eren için değil Levon Ekmekçiyan için sarf edilmiş” diye düşünüp geçecektim ama elin altında bilgisayar ve internet olunca onu da bir “google’layalım” dedim. Kutsal bilgi kaynağı’ndan 3 ayrı bilgi geldi. Erdal Eren, Levon Ekmekçiyan ve bir üçüncüsü. Ve üçüncüsü belgeli! Buna göre, Kenan Evren’in 3 Ekim 1984’te Muş’ta yaptığı konuşmasında sarf edilmiş bu söz. Haber, Milliyet gazetesinde 4 Ekim 1984 tarihinde “Evren, Muş’ta halka sordu: Eşkiyayı asmayıp besleyelim mi?” başlığıyla şu şekilde yer bulmuş:
Haberin içeriğinde belirtilen ilgili olay da, 1 Ekim tarihinde Şemdinli’de yaşanan bir çatışma ve bir subay ile askerin bu çatışmada ölmesi imiş. Peki bunun büyük bir önemi var mı? Yok tabii ki, ancak hazır “peşine düşmüşken” aktarmak istedim. Yoksa o sözün Erdal Eren için olduğu da, Levon Ekmekçiyan için olduğu da, diğer devrimciler için olduğu da açık herhalde. 13 Aralık 1980’de de, 29 Ocak 1983’te de, 3 Ekim 1984’te de, 12 Eylül’ün her gününde, her anında söylenebileceği de açık. Tüm bir kuşak için, terörize etmek için, korkutmak ve yıldırmak için, otorite tesisi için, gözdağı için, solu ezip bitirmek için, gaddarlık için, hatta gaddarlığıyla şişinmek için… söylendiği de açık...
Bir de, bu vesileyle, 12 Eylül dönemindeki idamlar dendiğinde, sol cenahta sembolleşen Erdal Eren ve Necdet Adalı isimleri dışında, bilgim(iz)in epey kıt olduğunu anlayıverdim. Pek bilgim olmadığından ya da bu yazı için konu fazlasıyla dağılacağından, tartışmaların diğer kısımlarına (Asala ve eylemcileri devrimci sayılabilir mi, L. Ekmekçiyan’ın yakalandığı Etimesgut olayında hedef Bülent Ulusu muydu yoksa o bir “terör” saldırısı mıydı, bugün 78’liler Vakfı’nın, o dönem sol örgütlerin tavrı vb. ) hiç girmiyorum (meraklısı Garbis Altınoğlu’nun kaleme aldığı şu makaleye bakabilir: [Bağlantı erişilemez]... ); 12 Eylül’ün, idamların ve o “meşhur söz”ün her şeyden önce bir “insanlık suçu” olduğunun altını çizerek bitiriyorum...

[Bağlantı erişilemez]

 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst Alt