Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan kobi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

kobi

Gümüş Üye
Gümüş Üye
Katılım
20 Ara 2006
Mesajlar
1,010
Beğeni puanı
0
Puanları
0
Cinsiyet:
erkek
Nerden:
secilmemis
Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz


Allahü teâlâ müminlerin, kendilerinin değil, imanlarının üstün olduğunu bildirdi. İman kimde bulunursa, o üstün olur. Sonsuz üstünlük ise, son nefeste belli olur.

İnsanın iyiliği, kötülüğü, Cennetlik, Cehennemlik olacağı, son nefeste belli olur. Altmış senelik bir kâfir, ölümünden az önce, Müslüman olsa, ahirette mümin olarak dirilir. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bir kimse, bütün ömrünce Cehennem ateşine götürecek günahlar yapar. Bu kimse, ömrünün son günlerinde, Cennete götürecek iyilikler yaparak, Cennete gider.)

Peygamberlerden ve Cennete gidecekleri bildirilmiş olanlardan başka, hiç kimse için Cennetliktir denilemez. Çünkü, son nefesin nasıl olacağı bilinemez. Bu sebepten, iman ile ölmek için, her gün dua etmek lazımdır.

Şeyhülislam Ahmed ibni Kemal Paşa hazretleri buyuruyor ki:
"İnsanın, işine göre ömrü ve rızkı değişir, iyiler kötü, kötüler iyi olarak değiştirilebilir. Böylece Allahü teâlâ, birine, ölümüne yakın iyi işler yaptırıp, son nefeste iman ile gönderir. Başka birine kötü amel işletip, imansız gönderir. Bunun için, Resulullah efendimiz her zaman; (Allahümme ya Mukallib-el-kulub, sebbit kalbi ala dinike) duasını okurdu ki; “Ey büyük Allah'ım! Kalbleri iyiden kötüye kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dininde sabit kıl, yani dininden döndürme, ayırma!” demektir. Hadis-i kudside de; (İnsanların kalbleri, Rahman'ın kudretindedir. Kalbleri, dilediği gibi çevirir) buyurulmuştur.”

Ali Bekka hazretler çok ağlardı. Zaten Bekka, çok ağlayan demektir. Kendisine Bekka lakabının verilmesinin sebebi şöyle anlatılır:

Bir arkadaşı vardı. Birlikte bir yolculuğa çıkarlar ve arkadaşı;
-Zannıma göre ben, falan vakitte, falan memlekette öleceğim. O zaman yanımda bulun diyerek, vasiyette bulunur. Daha sonra olanları Ali Bekka hazretleri şöyle anlatır:

“Arkadaşımın söylediği vakit gelince yanına gittim. Hayatının son anlarını yaşıyor ve can çekişiyordu. Yüzünü doğu tarafına dönmüştü. Tutup kıbleye çevirdim. Tekrar doğuya döndü. Tutup yine kıbleye çevirdim. Bu arada gözlerini açıp bana dedi ki:

-Hiç uğraşma, ben bu tarafa dönmüş olarak öleceğim! Hıristiyan ruhbanlarının söylediği küfür olan, imanı gideren sözler söylemeye başladı. Din-i İslamdan çıktı. Nihayet imansız öldü. Ölüsünü kaldırıp, oradaki bir kiliseye götürdük. Bir de gördük ki, kilisede bir kalabalık toplanmış ve çok üzgün bir halde idiler. Önlerinde yatan bir cenazenin etrafında duruyorlardı.

-Nedir bu hâl? dediğimizde;

-Bizim meşhur bir ruhbanımız vardı, yüz sene yaşadı. Bugün öldü. Fakat, ölmeden önce dinimiz olan hıristiyanlıktan çıktı. Müslüman olduğunu söyledi ve Müslüman olarak öldü dediler. Biz de onlara;
-Bizim elimizdeki cenaze de Müslüman idi. Son nefesinde hıristiyanlık dini üzere öldü ve imansız gitti. Siz bunu alın, o, Müslüman olarak ölen ruhbanınızın cenazesini de bize verin dedik. Bu teklifimizi kabul ettiler. Biz o Müslüman olanın cenazesini alıp, yıkadık, kefenledik, Müslüman mezarlığına defnettik. Onlar da öbürünü alıp, hıristiyan mezarlığına defnettiler. Bunun için Allahü teâlâdan, son nefesimizde iman ile gitmeyi nasip etmesini dileriz ve yalvarırız."

Bir kimsenin imanlı olup olmadığı son nefeste belli olur ise de, umumiyetle insan, dünyada iken nasıl yaşarsa öyle ölür. Behaeddin Buhari hazretlerini, vefatından sonra sevenlerinden birisi rüyada görmüş ve;
-Ne amel işleyelim ki kurtuluşa erelim? diye sormuş. O da;
-Son nefeste ne ile meşgul olmak gerekirse, onunla meşgul olunuz buyurmuştur.

Bir hastayı ziyarete giden Malik bin Dinar hazretleri, şahit olduğu hadiseyi şöyle anlatır:
"Hastanın halinden, ölüm durumunun yakın olduğu anlaşılıyordu. Kendisine Kelime-i şehadeti söyletmek için uğraştım. Fakat ne kadar uğraştımsa söylettiremedim. O durmadan on, onbir diyordu. Sonra kendisine gelip bana;

-Ey üstadım! Önümde ateşten bir dağ var! Ne zaman şehadet kelimesini söylemeye çalışsam, bu ateş bana hücum ediyor dedi.

Bunun üzerine mesleğini sorduğumda; malını ribaya veren, faiz yiyen, ölçü ve tartıda hile yapan biri olduğunu anladım."

Rebi bin Haysem hazretleri buyuruyor ki:
“İnsan ölüm zamanından önce nasıl yaşarsa, ruhunu o hâl üzere teslim eder. Ben mala, paraya karşı çok ihtiraslı ve insanları çok çekiştiren bir adamı hastalandığında ziyaret etmiştim. Son anlarını yaşıyordu. Yanında otururken, onun duyup okuması için La ilahe illallah kelime-i tevhidini okuyordum. O ise, her defasında para saymakla meşgul oluyordu.”

Netice olarak Din Büyüklerinin talebelerine hep buyurduğu gibi;
“Muteber olan sondur. Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Hep abdestli duran, son nefeste Allah diyerek ölür.”
 
Üst Alt