- Katılım
- 15 Ocak 2005
- Üye No:
- 1
- Mesajlar
- 144,644
- Beğeni puanı
- 2
- Puanları
- 38
- Nerden:
- secilmemis
Guardiola, Barcelona'ya ofansif futbol anlayışıyla sayısız kupa kazandırdı, ancak Bayern Münih, savunmayla hücum arasında müthiş bir dengeye sahip. Guardiola, hangisini seçmeli?
YORUM
Brendan Cotto | Goal
Kupalarda veya liglerde zirveye oynayan ekiplerde büyük çoğunluk teknik direktörler ve oyunculardan etkileyici futbol sergilemeleri beklenir. Peki bu mümkün mü? Her zaman değil. Sonuca yönelik bir sistemin olduğu bir oyunda, birçok teknik adam oynattığı futbol stili gerekçesiyle işinden olabiliyor.
Bu da hem başarılarla yönetimleri tatmin, hem de sahadaki oyunla taraftarları memnun etmek zorunda olan teknik direktörler için ciddi bir ikilem yaratmakta. Futbolseverlerin önemli bir kısmı, başarının her zaman güzel ve ofansif bir futbol anlayışıyla gelmeyebileceğini bilir. Ancak son dönemlerde Barcelona ve İspanya takımları bu algıyı biraz kırdılar diyebiliriz.
[Görsel erişilemez]
Barcelona'nın tiki-taka şeklinde tabir edilen oyun sistemi, adeta bir devrim niteliğinde oldu. Küçük takımlar bile bu akımdan etkilenirken, son yıllarda daha akıcı ve göze hitap edebilecek bir yapı benimsemeye başladılar. Ancak böyle olunca, farklı yenilgilerin sayısı da arttı. Fakat onları kim suçlayabilir ki? Zaten Old Trafford, Santiago Bernabeu, Allianz Arena veya Avrupa'nın diğer devlerinin statlarında deplasmandayken kendi ceza sahanız içinde savunma yaparsanız, yenilgi genellikle kaçınılmaz oluyor.
Modern futbolun yapısını oluşturan düşüncelerden birisi de, nispeten daha zayıf olan takımların da sonuca yönelik oyun oynaması şeklinde. Bu elbette ciddi bir risk ve çoğu zaman sonuç vermeyebilecek bir düşünce. Ancak düşünce bu olunca, zayıf ekipler yenilse de, doğru şekilde oynadıkları yönünde bir argümanı ön plana koyabiliyor.
Bu arada, birçok büyük kulüp ise Barcelona'nın fırtınalar estiren ofansif futbol anlayışından önce de kendi atak futbol yapılarını oluşturmuşlardı çoktan. Bununla birlikte, günümüzde oyun stillerini daha bilinçli bir hale getirip, geliştirmeye çalışıyorlar.
Bu noktada Jose Mourinho örneğini verebiliriz. Portekizli teknik adam, ilk basın toplantısında şu sözleri sarf etmişti: "Chelsea taraftarını hem aldığımız sonuçlarla, hem oyun stilimizle, hem de takımımızın karakteriyle mutlu etmek istiyorum. Burada kaç kez üçlü savunmayla oynadım? 2006 Nisan'ın West Ham maçını hatırlıyorum. 1-0 yeniliyorduk ve Maniche'in erken kırmızı kartı nedeniyle 10 kişi oynuyorduk. Kumara devam ettim. Çünkü 10 kişiyle kazanmak istiyordum. Ve maç sonunda 4-1 kazandık."
[Görsel erişilemez]
Mourinho, genellikle başarı odaklı oyun stilleriyle ön plana çıkan, aynı zamanda bu özelliği nedeniyle sık sık eleştiri oklarına hedef olan bir teknik adam. Hatta ilk Chelsea döneminde ağırlıklı olarak 1-0 ve 2-0 gibi skorlarla kazanılan galibiyetler bile zaman zaman eleştiriliyordu. Aynı şekilde, Manchester United'ın başına geçen David Moyes'un da Sir Alex Ferguson'un 26 yıldır sürdürdüğü atak futbolunu devam ettirip ettiremeyeceği yönünde kafalarda ciddi soru işaretleri var.
Premier Lig'e bakacak olursanız, birçok takımın son trende uyduğunu ve ofansif futbol yönlerini geliştirmeye çalıştıklarını göreceksiniz. Örneğin Stoke City... Daha çok bir futbol takımından çok rugby takımını andıran oyun tarzlarına rağmen Tony Pulis kulüp beklentilerini her zaman karşılarken, 2010'da da takımını FA Cup finaline taşıdı. Ancak yönetim sezon sonunda oynanan futbol tarzı nedeniyle Pulis'in görevine son verdi.
Yine West Ham United'da oynanan savunma ağırlıklı futbol eleştirilere neden oluyor. Uzun yıllar boyunca pozitif futbola ve Joe Cole, Frank Lampard ve Rio Ferdinand gibi isimlere alışık olan Upton Park seyircisi, güzel oyun istiyor.
[Görsel erişilemez]
Avrupa'nın diğer liglerinde de durum pek farklı değil. Mario Götze, Marco Reus, Thomas Müller, Mesu Özil, Julian Draxler, Joao Moutinho ve Juan Mata gibi oyuncular, aynı nedenlerle ön plana çıkmaya başladılar. Klasik 4-4-2'nin yerini artık 4-2-3-1 veya 4-4-1-1 gibi sistemler almaya başladı.
Böylece takımların hücum varyasyonları daha çok çeşitlilik kazanırken, savunma sanatları ise geri planda kalmaya başladı. Yine Premier Lig'i baz alacak olursak, son senelerde sık sık alınmaya başlayan 4-3 ve 3-2 gibi bol gollü sonuçların tesadüf olmadığını görebiliriz. Yine son yıllarda 7-3, 8-2, 6-1, 8-0, 7-1 ve 5-5 gibi sıradışı sonuçlar da gördük.
Öte yandan hücum odaklı futbola olan eğilim, uluslararası seviyeye de kaymaya başladı. Özellikle Almanya futbolu ciddi bir evrim geçiriyor. Hem organize, hem de fiziki açıdan üstün bir oyun yapısına sahip olan Almanya Milli Takımı, günümüzün en beğenilen oyun tarzına sahip olan takımlardan birisi.
Yine Brezilya'nın Konfederasyon Kupası zaferini daha da güzel kılan şey, alışıldık futbol tarzlarına geri dönüşleri oldu. Zira son yıllarda Brezilya'nın futbolu bir türlü tatmin edici seviyeye ulaşamamıştı.
Bu, ofansif futbol anlayışına yönelik bir ya da bu anlayışın oyun üzerindeki etkilerine yönelik bir protesto sla değil. Madalyonun bir yüzünde seyircileri coşturan, göze hitap eden ve sporun popülaritesini artıran bir şey. Aynı zamanda yaratıcı oyuncuların sayısını da artırıyor.
Ancak madalyonun öteki yüzünde ise çoğu zaman aynı zamanda sonuca da odaklanmak zorunda olan teknik adamlar üzerinde de anlamsız bir baskı oluşturan bir olgu olduğunu görüyoruz.
[Görsel erişilemez]
Sonuç olarak farkına varılması gereken şey, etkileyici futbolun elbette avantajları vardır; fakat bunu, her güzel şeyin sağlığa bir şekilde zararlı olmasına benzetmek mümkün. Bir takımda denge mutlak suretle sağlanmalıdır. Bunu geçen sezon Bayern Münih kusursuz bir şekilde gerçekleştirdi ve önündeki tüm duvarları yıkmayı başardı. Hem en az gol yeme rekoru kırdılar, hem de bir şekilde seyircileri fazlasıyla tatmin eden bir oyun sergilediler.
Tatmin eden oyun derken; bir Barcelona veya Borussia Dortmund gibi değildi oyun tarzları. Müthiş bir takım savunması anlayışına sahiptiler. Oyun içindeki denge bir an olsun kaybedilmedi. Bavyera devinin bu özelliğini, mutlaka gelecek sezonda da devam ettirmesi gerekiyor.
Goal
YORUM
Brendan Cotto | Goal
Kupalarda veya liglerde zirveye oynayan ekiplerde büyük çoğunluk teknik direktörler ve oyunculardan etkileyici futbol sergilemeleri beklenir. Peki bu mümkün mü? Her zaman değil. Sonuca yönelik bir sistemin olduğu bir oyunda, birçok teknik adam oynattığı futbol stili gerekçesiyle işinden olabiliyor.
Bu da hem başarılarla yönetimleri tatmin, hem de sahadaki oyunla taraftarları memnun etmek zorunda olan teknik direktörler için ciddi bir ikilem yaratmakta. Futbolseverlerin önemli bir kısmı, başarının her zaman güzel ve ofansif bir futbol anlayışıyla gelmeyebileceğini bilir. Ancak son dönemlerde Barcelona ve İspanya takımları bu algıyı biraz kırdılar diyebiliriz.
[Görsel erişilemez]
Barcelona'nın tiki-taka şeklinde tabir edilen oyun sistemi, adeta bir devrim niteliğinde oldu. Küçük takımlar bile bu akımdan etkilenirken, son yıllarda daha akıcı ve göze hitap edebilecek bir yapı benimsemeye başladılar. Ancak böyle olunca, farklı yenilgilerin sayısı da arttı. Fakat onları kim suçlayabilir ki? Zaten Old Trafford, Santiago Bernabeu, Allianz Arena veya Avrupa'nın diğer devlerinin statlarında deplasmandayken kendi ceza sahanız içinde savunma yaparsanız, yenilgi genellikle kaçınılmaz oluyor.
Modern futbolun yapısını oluşturan düşüncelerden birisi de, nispeten daha zayıf olan takımların da sonuca yönelik oyun oynaması şeklinde. Bu elbette ciddi bir risk ve çoğu zaman sonuç vermeyebilecek bir düşünce. Ancak düşünce bu olunca, zayıf ekipler yenilse de, doğru şekilde oynadıkları yönünde bir argümanı ön plana koyabiliyor.
Bu arada, birçok büyük kulüp ise Barcelona'nın fırtınalar estiren ofansif futbol anlayışından önce de kendi atak futbol yapılarını oluşturmuşlardı çoktan. Bununla birlikte, günümüzde oyun stillerini daha bilinçli bir hale getirip, geliştirmeye çalışıyorlar.
Bu noktada Jose Mourinho örneğini verebiliriz. Portekizli teknik adam, ilk basın toplantısında şu sözleri sarf etmişti: "Chelsea taraftarını hem aldığımız sonuçlarla, hem oyun stilimizle, hem de takımımızın karakteriyle mutlu etmek istiyorum. Burada kaç kez üçlü savunmayla oynadım? 2006 Nisan'ın West Ham maçını hatırlıyorum. 1-0 yeniliyorduk ve Maniche'in erken kırmızı kartı nedeniyle 10 kişi oynuyorduk. Kumara devam ettim. Çünkü 10 kişiyle kazanmak istiyordum. Ve maç sonunda 4-1 kazandık."
[Görsel erişilemez]
Mourinho, genellikle başarı odaklı oyun stilleriyle ön plana çıkan, aynı zamanda bu özelliği nedeniyle sık sık eleştiri oklarına hedef olan bir teknik adam. Hatta ilk Chelsea döneminde ağırlıklı olarak 1-0 ve 2-0 gibi skorlarla kazanılan galibiyetler bile zaman zaman eleştiriliyordu. Aynı şekilde, Manchester United'ın başına geçen David Moyes'un da Sir Alex Ferguson'un 26 yıldır sürdürdüğü atak futbolunu devam ettirip ettiremeyeceği yönünde kafalarda ciddi soru işaretleri var.
Premier Lig'e bakacak olursanız, birçok takımın son trende uyduğunu ve ofansif futbol yönlerini geliştirmeye çalıştıklarını göreceksiniz. Örneğin Stoke City... Daha çok bir futbol takımından çok rugby takımını andıran oyun tarzlarına rağmen Tony Pulis kulüp beklentilerini her zaman karşılarken, 2010'da da takımını FA Cup finaline taşıdı. Ancak yönetim sezon sonunda oynanan futbol tarzı nedeniyle Pulis'in görevine son verdi.
Yine West Ham United'da oynanan savunma ağırlıklı futbol eleştirilere neden oluyor. Uzun yıllar boyunca pozitif futbola ve Joe Cole, Frank Lampard ve Rio Ferdinand gibi isimlere alışık olan Upton Park seyircisi, güzel oyun istiyor.
[Görsel erişilemez]
Avrupa'nın diğer liglerinde de durum pek farklı değil. Mario Götze, Marco Reus, Thomas Müller, Mesu Özil, Julian Draxler, Joao Moutinho ve Juan Mata gibi oyuncular, aynı nedenlerle ön plana çıkmaya başladılar. Klasik 4-4-2'nin yerini artık 4-2-3-1 veya 4-4-1-1 gibi sistemler almaya başladı.
Böylece takımların hücum varyasyonları daha çok çeşitlilik kazanırken, savunma sanatları ise geri planda kalmaya başladı. Yine Premier Lig'i baz alacak olursak, son senelerde sık sık alınmaya başlayan 4-3 ve 3-2 gibi bol gollü sonuçların tesadüf olmadığını görebiliriz. Yine son yıllarda 7-3, 8-2, 6-1, 8-0, 7-1 ve 5-5 gibi sıradışı sonuçlar da gördük.
Öte yandan hücum odaklı futbola olan eğilim, uluslararası seviyeye de kaymaya başladı. Özellikle Almanya futbolu ciddi bir evrim geçiriyor. Hem organize, hem de fiziki açıdan üstün bir oyun yapısına sahip olan Almanya Milli Takımı, günümüzün en beğenilen oyun tarzına sahip olan takımlardan birisi.
Yine Brezilya'nın Konfederasyon Kupası zaferini daha da güzel kılan şey, alışıldık futbol tarzlarına geri dönüşleri oldu. Zira son yıllarda Brezilya'nın futbolu bir türlü tatmin edici seviyeye ulaşamamıştı.
Bu, ofansif futbol anlayışına yönelik bir ya da bu anlayışın oyun üzerindeki etkilerine yönelik bir protesto sla değil. Madalyonun bir yüzünde seyircileri coşturan, göze hitap eden ve sporun popülaritesini artıran bir şey. Aynı zamanda yaratıcı oyuncuların sayısını da artırıyor.
Ancak madalyonun öteki yüzünde ise çoğu zaman aynı zamanda sonuca da odaklanmak zorunda olan teknik adamlar üzerinde de anlamsız bir baskı oluşturan bir olgu olduğunu görüyoruz.
[Görsel erişilemez]
Sonuç olarak farkına varılması gereken şey, etkileyici futbolun elbette avantajları vardır; fakat bunu, her güzel şeyin sağlığa bir şekilde zararlı olmasına benzetmek mümkün. Bir takımda denge mutlak suretle sağlanmalıdır. Bunu geçen sezon Bayern Münih kusursuz bir şekilde gerçekleştirdi ve önündeki tüm duvarları yıkmayı başardı. Hem en az gol yeme rekoru kırdılar, hem de bir şekilde seyircileri fazlasıyla tatmin eden bir oyun sergilediler.
Tatmin eden oyun derken; bir Barcelona veya Borussia Dortmund gibi değildi oyun tarzları. Müthiş bir takım savunması anlayışına sahiptiler. Oyun içindeki denge bir an olsun kaybedilmedi. Bavyera devinin bu özelliğini, mutlaka gelecek sezonda da devam ettirmesi gerekiyor.
Goal