Demek bir Mahkeme-i Kübrâ var!.

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan GuNeS
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

GuNeS

Active Member
Uykudaki Üye
Katılım
28 Şub 2005
Üye No:
7,722
Mesajlar
10,129
Beğeni puanı
0
Puanları
36
Cinsiyet:
erkek
Evet, görüyoruz ki, alelekser, gaddar, facir zalimler lezzetler, nimetler içinde pek rahat yaşıyorlar. Yine görüyoruz ki, masum, mütedeyyin, fakir mazlûmlar zahmetler, zilletler, tahkirler, tahakkümler altında can veriyorlar. Sonra ölüm gelir, ikisini de götürür. Bu vaziyetten bir zulüm kokusu gelir. Halbuki kâinatın şehadetiyle, adalet ve hikmet-i İlâhiye zulümden pak ve münezzehtirler. Öyleyse, adalet-i İlâhiyenin tam mânâsıyla tecellî etmesi için haşre ve mahkeme-i kübraya lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün.
İşârâtü'l-İ'câz,



***


Hem, o celâl ve izzete uygun bir dâr-ı mücâzât olacaktır. Çünkü, ekseriyâ zâlim izzetinde, mazlûm zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar. Demek, bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor, tehir ediliyor; yoksa, bakılmıyor değil. Bâzan dünyada dahi ceza verir. Kurûn-u sâlifede cereyan eden âsi ve mütemerrid kavimlere gelen azablar gösteriyor ki, insan başıboş değil; bir celâl ve gayret sillesine her vakit mâruzdur.
Sözler,



***


Hiç mümkün müdür ki, zerrelerden güneşlere kadar cereyan eden hikmet ve intizam, adâlet ve mîzanla Rubûbiyetin saltanatını gösteren Zât-ı Zülcelâl, Rubûbiyetin cenâh-ı himâyesine ilticâ eden ve hikmet ve adâlete imân ve ubûdiyetle tevfîk-ı hareket eden mü'minleri taltif etmesin ve o hikmet ve adâlete küfür ve tuğyan ile isyan eden edebsizleri te'dib etmesin? Halbuki, bu muvakkat dünyada, o hikmet, o adâlete lâyık binden biri insanda icrâ edilmiyor, tehir ediliyor. Ehl-i dalâletin çoğu ceza almadan, ehl-i hidâyetin de çoğu mükâfat görmeden buradan göçüp gidiyorlar. Demek, bir mahkeme-i kübrâya, bir saadet-i uzmâya bırakılıyor.
Sözler,
Lügatçe;
alelekser: genellikle, çoğunlukla--facir: Günahkâr--mütedeyyin: dindar--tahkir: Hakaret etme, horlamak, aşağılamak--celâl: Sonsuz büyüklük, haşmet, ululuk, yücelik ve haşmet sahibi olan Allah--dâr-ı mücâzât: Ceza ve mükâfat yeri; âhiret--mahkeme-i kübrâ: En büyük mahkeme; âhirette kurulacak olan büyük mahkeme--tehir: Ertelemek--Kurûn-u sâlife: Geçmiş asırlar--Rubûbiyet: Cenâb-ı Hakkın her zaman, her yerde ve her mahlûka muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onu terbiye etmesi ve idâresi altında bulundurması vasfı--Zât-ı Zülcelâl: Celâl ve büyüklük sâhibi Cenab-ı Hak--cenâh-ı himâye: Himâye tarafı, koruma kanadı--ubûdiyet: kulluk--tevfîk-ı hareket: Birşeyin olmasına ve düzenin gereklerine uygun düşen hareket--taltif: İltifat etmek. Gönül almak, ödüllendirmek--te'dib: cezalandırma, haddini bildirme--saadet-i uzmâ: Büyük saâdet. Âhiret saâdeti, saâdet-i ebediye.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst Alt