Bu ülkede yaşıyorsan elbette Türkçe konuştuğunu söyleyeceksin.

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan £kin
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

£kin

Süpürgeli Cadı
Gümüş Üye
Katılım
21 Ara 2008
Mesajlar
1,258
Beğeni puanı
0
Puanları
0
Cinsiyet:
bayan
Nerden:
secilmemis
Bu ülkede yaşıyorsan elbette Türkçe konuştuğunu söyleyeceksin. Ama hangi Türkçe?...

Ana sütü gibi saf, doyurucu, yerli ve yeterli, bu toprağın dili olan Türkçe mi?
Yoksa “onlar”ın konuştuğu ve ne olduğunu kendilerinin de bilmediği Türkçe mi?

Onlar kim mi?...

Onları iyi bilmen gerek… Çünkü sen de onlardan biri olabilirsin!

Televizyon yokken onlar da yoklardı… Özel televizyonların ve özel radyoların yaygınlaşmasıyla “üreyip türemeye” başladılar.

Ana-babaları, radyoların “dijey”leri ve televizyon programlarının “yanlışsız tek cümle kuramayan” sunucuları oldu...

Dizi film senaristlerinin de bu kervana eklenmesiyle “dört dörtlük dil katliamı”nı el birliğiyle gerçekleştirip “Türkçenin annesini ziyaret ettiler!”

Ziyaretin sonunda ne diyeceklerini bilmediklerinden “Baay!” deyip ayrıldılar. O günden sonra “Hoşça kal” yerine “Bay” denir oldu.

Yeni yetme kızlarsa cinsiyet kavramını yeni keşfettiklerinden ve öğrendiklerini arap saçı gibi birbirine karıştırdıklarından olsa gerek, o günden sonra ağabeylerine ya da kendilerinden büyük erkeklere değil de kendi yaşıtları kızlara “Aabii” demeye başladılar.

İlköğretim çağındaki çocuklar da sevinçlerini belirten ”Yaşasın! Harika!” gibi sevinç ünlemleri yerine, yumruklarını boşluğa sallayıp “Oley be!” diye bağırmayı öğrendiler.

“Olay, olgu, durum” kavramlarını yalnız “olay” sözcüğüyle karşılayıp bunu da her yemeğe atılan “tuz” niyetine her tamlamada kullanmaya başladılar:

“Sinema olayı... Moda olayı... Aşk olayı... Temizlik olayı…”



Bu gruptakiler, Amerikan filmlerinin etkisiyle kendilerini “doktor” sandıkları için, karşılarındakine “Kendine iyi bak” demeyi alışkanlık haline getirmişlerdir.

Bir zaman, Amerika zencilerinin “Hey, adamım!” seslenme biçimine özenmişlerdi; daha sonra kadın erkek ayırımı yapmadan herkese “Hocam” diye seslenmeye başladılar… “Hocam” seslenmesini “din adamı” anlamına mı, “öğretmen” anlamına mı kullandıklarını kendileri bile bilmezler.

Onları şaşırtan (ya da şaşırmış gibi görünmek istedikleri) bir olay ya da haber karşısında – başka bir cümle kurmayı bilmediklerinden - günde kırk kez kullandıkları tek olumsuz eylem vardır: “İ-nan-mı-yo-ruuum!..”

- Dün sinemada Levent’i gördük.
- İnanmıyorum!

- Ben bu kitabı hiç beğenmedim.
- İnanmıyorum!

Türkçenin güzelim “ilgi” sözcüğüne düşmandırlar. Bunun yerine (eski zamanlarda babamdan ve dedemden duyduğum ve hiç kullanmadığım) Arapça “alâka” sözcüğünü, ağızlarını doldurarak söylemeyi bir halt sanırlar:

- Ne alâkası var?
- Benimle alâkalı bir olay diil...

“İlginç” yerine “enteresan”, “sorun” yerine “problem”, “uyarı” yerine “ikaz”, “uluslararası” yerine “milletlerarası”, “uygun” yerine “münasip” deme hastasıdırlar.

“Şey” ve “yani” en çok kullandıkları iki sözcüktür. Sözcük dağarcıkları yoksul olduğu için, bu iki sözcüğü her sözcüğün ve cümlenin yerine “joker” olarak kullanırlar:

- Şeyin şeyi...
- Şeyini şey ettiğimin şeyi...

“Medyanın giderek şey olduğunu mu (yozlaşmak) söylemek istiyorsunuz?” sorusunun yanıtı:
- Yani…

(“Evet, medyanın gittikçe yozlaştığını söylemek istiyorum” ya da “Evet, bunu söylemek istiyorum” cümlesinin yerine!)

“Dil maymunu”durlar. Duydukları “şablon söz”leri hemen belleklerine kaydeder ve kullanmaya başlarlar:

- Yok böyle bişiy!

- İğrençsiiin!
- İşte bu ya!
- Bu mudur?

Onlar “izin” istemez, “müsaade” isterler.

Herhangi bir konuda örnek vermeleri gerektiğinde, söze “örneğin, örnekse, söz gelimi” ile başlayacaklarına, “Atıyorum” sözüyle dalış yapar ve “atmaya başlarlar.”

Kitaplarında “değer vermemek, önem vermemek; sözünü etmeye değer görmemek” deyimleri yerine “kaale almamak” deyimi vardır. Bu, yarı Arapça yarı Türkçe deyimi söylerken ve yazarken de kafasını gözünü yararlar:

- Onu hiç kale almadım.
- Kale almaya değmez.

(Gel, bak şu kaleyi sana ucuza bırakacağım… Al şuradan birkaç kale!…)

“Sınav”dan hiç hoşlanmazlar; hep “imtihan”a girerler.
“Soru”ları “yanıt”lamaz, “sual”leri “cevap”landırırlar.
Bazı “konu”ları hiç sevmez, derin “mevzu”lara takılırlar.
“Gerçekten” sözcüğünü bilmediklerinden “hakkaten”i kafaya inen çekiç sesi gibi çıkartırlar.

Kendi aralarında ikiye ayrılırlar:

1. Türkçeyi İngiliz aksanıyla konuşanlar,
2. Türkçeyi Arap aksanıyla konuşanlar.

Birinci gruptakiler, Türkçedeki her sözcüğün İngilizce karşılığını söyleme meraklısıdırlar. Karşılığını bilmedikleri Türkçe sözcükleri de İngilizceye benzeterek söylerler:

- Herıld yani..” (Herhalde yani..)
- 2009 model biemvim var.” (Biemvi: BMW marka araç.)

Bunlar, bir kulüpte eğlenmeyi “klapta kopmak” biçiminde dile getirirler.


İkinci gruptakiler Arap ve Arapça hayranı dinci kardeşlerimizdir. Arapça küfre bile gülümseyerek tepki verirler. Yeter ki Arapça olsun!

Onların selamı ve konuşmaları da farklıdır:

- Salamünaleykum.”
- Allahu teala Kur’an-ı azim u şanda emrediyor ki...”
- Allahuakbar!”

Bu gruptakiler, “Dil Devrimi”ni gerçekleştiren ve (eski) Türk Dil Kurumu’nu kuran Atatürk’ü hiç sevmezler. Arap alfabesini ve Osmanlıca denilen uyduruk dili elinin tersiyle itip saf dışı ettiği için Atatürk’e bu yönden de düşmandırlar.

Türkçe konuşma özürlüler, işyerlerine de Türkçe ad vermeyi pek sevmezler. Onların “cafe”leri, “center”ları, “show-room”ları, “plaza”ları, “simit’s saray’s”ları ve “discorium”ları vardır.

Dil bilincinden ve anadili sevgisinden yoksun olanlarda yurt sevgisi de olamayacağından, bunların “yurtseverlik”leri söz konusu bile değildir. (Bu saptama da onların çok umurlarında değildir!)

“Zeki gibi” görünmeye çalışan “yarım akıllılar” bu grupta çoğunluğu oluştururlar.

De bakalım şimdi ey okuyucu, sen de onlardan mısın?
Ve nece konuşuyorsun?...
Mustafa Hakkı kurt


Yazı içerik olarak doğru..

Ama eksiği var..

Arapçalaştırılmış üstüne birde ingilizceden alıntılar eklenmiş bir karışımı Türkçe diye kullananları atlamış..

Bunlar; çöl kumu ile benjamin yeşilini harmanlayan, yobazın züppeleşmiş tipleri..

- Selamünaleyküm. flayt kaçta senin?
- Aleykümselam . tikitını aldın mı?
- Şefaatinin hikmetini gör. Mukadderattan kaçılmaz , amma velakin biemviler çok banal! temkinli kullan. İnayet olsun...

Ne diyelim(!), memleketimden insanımsı manzaraları...

Alıntı​
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst Alt