BİR MiSYONERiN Türkiye ANILARI... :))

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan uprocking
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

uprocking

Elite Üye
Elite Üye
Katılım
27 Mar 2005
Üye No:
9,676
Mesajlar
15,124
Beğeni puanı
2
Puanları
38
Cinsiyet:
erkek
Nerden:
diger
BİR MiSYONERiN Türkiye ANILARI... :))
> 8 Temmuz
> İşte Türkiye'deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla
> havaalanından kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım;
> "Hemen başlama, biraz sağını solunu tanımalısın; Türkler acayip bir
> millettir"
> filan diye bir şeyler söyledi, ama aldırış etmedim.
> Bir dakika bile zayi edilmemeli; görev kutsal, görev ağır.
>
> 9 Temmuz
> Tommy'nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile.
> Adam parkta öylece oturuyordu.
> Söylediğim her şeyi gülümseyip başıyla tasdik ederek saatlerce
dinlerken
> ruhumun göklere değdiğini hissetmiştim. Bizi seyreden simitçi,
sonradan
> o adamın sağır olduğunu söyleyince biraz moralim bozuldu
> ama olur öyle şeyler.
>
> 11 Temmuz
> Üçüncü gün; Tommy hâlâ "erken henüz" diye ısrar ediyor.
> Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki
burada.
> Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım
> ama eve dönerken artık benim altılı çelik tencere takımım vardı.
> Önemli değil, tencere gerekli bir araç nasıl olsa.
> Tencereci arkadaşa müjdeyi tebliğ ettim.
> "Ayıpsın abi, Hazreti İsâ' ya can fedâ." dedi, ben ağladım.
> Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile
verdi.
> O adrese gidersem bir sürü insanı misyona katabilirmişim.
>
> 21 Temmuz
> Tommy hâlâ "gitme, bak karışmam" diyor; işte bu aşırı
> ihtiyatkârlık yüzünden buralarda İsa'nın mesajı yeterince bilinmiyor
> zaten.
>
> Gittim; şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın
altıncı
> katına çıktım. İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri aldılar,
> mobilyasız bir salona geçtik. Çay getirdiler; hatır sordular. Tam
lâfa
> başlarken
> biri parmağıyla "sus" işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir adam çıkıp
> salona
> gelince herkes gibi ben de ayağa kalktım. Sonra adam konuşmaya, bir
nevi
> vaaz vermeye başladı.
> Şöyle bir dinledim; eh fena şeyler değil. Toplantıdan sonra herkes
> birbirine sarıldı, yeniden çay ikram edildi. Burayı sevdim, yarın da
> geleceğim.
>
> 2 Ağustos
> Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları
> misyona kazandırayım dedim. Tam "İsa" demiştim ki, ihtiyar vaiz
> "İsa dedin de aklıma geldi." deyip çok tatlı bir bahis açtı.
> Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler; sonra
> ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti; hele
cacık!
>
> 12 Ağustos
> Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. "Nereden buldun"
> diye sıkıştırıyor. "Dükkanın birinden aldım." dedim. Tesbih bana iyi
> geliyor, meditasyon yerine geçiyor. Bir tane de Tommy'e mi alsam?
>
> 6 Eylül
> Bugün hep birlikte camiye gittik. "Bakayım" dedim burada neler
> yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar. Mecit diye bir temiz yüzlü
> arkadaşım var cemaatten. Bana abdest almayı öğretti caminin
avlusunda.
> Tuvaletleri pek temiz değil ama abdest çok güzel bir olay. Fırsatını
> kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem bana da Mahmut
> demesinler!
>
> 16 Eylül
> "Nereden çıktı bu Mahmut?!" diye çıldırdı Tommy. "Kod adım."
> dedim. Anlamadı. Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum.
> Şimdilik sesimi çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum;
> ezan okununca "Hadi camiye gidelim, Mahmut." diyorlar, gidiyorum.
> "Neler okuyorsunuz fısır fısır?" diye sordum. Öğrettiler. Fatiha çok
> güzel bir sûre. Tommy'e de öğretmeliyim.
>
> 1 Ekim
> Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. "Seni kandırıyorlar,
> Müslüman yapacaklar enayi." diye çıkıştı. İtiraz ettim,
> "Ben bunların içyüzünü öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy."
> dedim.
> "Sırlarını öğrendiğim an, bunları sürü halinde önüme katıp
> Sarayburnu' ndan denize sokup cümlesini birden çatır çatır
> vaftiz etmezsem bana da Mahmut demesinler." dedim.
> "Çık dışarı aptal." diye kovdu beni. Misyondan gelen
> aylığımı da kesti. Vermezse vermesin, cemaatteki arkadaşlar
> aralarında para toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir otelde geçirdim.
> Bugün Mecit'in evine taşınıyorum.
> Az kaldı, az.. Dayan, oğlum Mahmut!
>
> 6 Kasım
> Mecit benim için istihareye yatmış; "Yeşil gördüm, Mahmut." dedi,
> "Nurlar içindeydin, hidâyet nasip oldu sana, ne mutlu." dedi.
> Tabii, aldırış etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil.
>
> 9 Kasım
> Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım;
> sabah namazını topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine
> kadar ders veriyorum.
> Kuşlukla öğle arasında tefsir dersleri yapıyoruz.
> Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar.
>
> 21 Kasım
> Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım.
> Mecit'in teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün.
> Nikâhımızı Saadettin Hoca kıydı sağ olsun.
> Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey zaten, çabucak geçti.
> Bu sabah yolda Tommy ile karşılaştık. "Kiliseye yazdım,
> seni defterden sildiler." dedi. Güldüm, hâlâ o bayatlamış
> misyoner kafası işte. Benim din değiştirdiğimi sanıyor, gerzek.
> Halbuki ben...
>
> 28 Kasım
> Ne kadar üzgünüm. Mecit, "Nasip değilmiş, seneye gidersin" diyor.
> Hac kayıtları kapanmışmış. İstesem ecnebi pasaportumla Mısır
> üzerindenvize alır giderim, ama ben olayı içeriden, herkesle
> bütün mü'minlerle birlikte yaşamak istiyorum oysaki.
>
> 19 Aralık
> Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda.
> Yav, bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam, fakat ne bileyim çok
> modern bir duruşu var gibi sanki;
> hani, "İslâm'ı en iyi ben bilirim." şeklinde bir dayılanma.
> Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim
> iki ay sonra çıkıyor:
> "İslâm'ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar".
> Yayıncım, "Fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız." diyor.
>
> "HAMD OLSUN"
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst Alt