- Katılım
- 29 Mar 2006
- Mesajlar
- 1,998
- Beğeni puanı
- 0
- Puanları
- 0
- Cinsiyet:
- erkek
- Nerden:
- trabzon
SPORX ÖZEL – 3 temmuz 2011’den bu yana Türk futbolunun bir numaralı gündem maddesi durumuna gelen şike dosyası konusunda Yargıtay son sözünü söyledi… Ve kamuoyunda gözler Türkiye Futbol Federasyonu ve UEFA’nın alacağı tavıra çevrildi. Peki şimdi ne olacak ? Biz de bu soruyu yaklaşık 4 ay görevi nedeniyle inceleyen ve ardından kurumu PFDK’nın Fenerbahçe ve başkanı Aziz Yıldırım için verdiği “Şike ve teşvik konusunda ceza tayinine yer olmadığına” kararına muhalefet eden kurulun tek ismi Av.Yusuf Reha Alp’e sorduk… Başkan dahil 7 kişiden oluşan kurulda bir üyenin Fenerbahçe’nin, bir başka üyenin Aziz Yıldırım’ın ceza alması yönünde muhalefet ettiği iki karara birden şerh maddesi koyan üye Alp, Yargıtay’ın kararının ardından UEFA konusunda TFF’yi uyardı.
İşte TFF’nin şike dosyası konusundaki kararına muhelefetinin ardından federasyondan istifa eden Alp’in birbirinden çarpıcı açıklamaları.
- Fenerbahçelilerin iddiası 3 Temmuz’da başlayan sürecin bir cemaat operasyonu olduğu yönünde. Fenerbahçe bu sürece ne şekilde dahil oldu, kısaca özetleyebilir misiniz?
- Hatırlayalım, bu şike soruşturmasına neden ihtiyaç duyuldu? Yani birilerinin iddia ettiği gibi gerçekten belli bir grubun sırf Fenerbahçe yönetimini ele geçirmek adına yaptıkları planlı ve organize bir eylem miydi, yoksa suça konu bir takım eylemler içinde bulunulduğundan şüphelenilen şahıslara yönelik doğru bir operasyon muydu? Daha önce savcının iddianamesinde ve sonrasında 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçeli kararında gördüğümüz gibi Yargıtay'ın dün verdiği kararda da dosyanın cemaziyülevveli özet olarak geçiliyor. Üşenmeden okursak, aslında tüm operasyonun Giresunspor kullanılarak önce maddi menfaat temin etmek, daha sonra da alenen tehdit, baskı ve şantaj yoluyla, elde edinilen kazanımlarının korunması peşinde olan bir takım kişilerin giriştikleri faaliyetleri ortaya çıkarmak üzere yapıldığı anlaşılıyor. Burada ana hedef Olgun Peker liderliğindeki suç örgüt. Buraya kadar da konunun Fenerbahçe, Trabzonspor ya da başka bir takım ile hiç ilgisi yok. Yani operasyon bir Fenerbahçe ya da Aziz Yıldırım operasyonu olarak başlamıyor. Ne zaman devreye giriyor peki bu unsurlar? Dönemin Giresunspor Başkanı Ömer Ülkü'nün, Futbol Federasyonu'ndaki sorunlarının halli için Olgun Peker'den yardım istemesi, Peker'in de transfer yasağının kalkması için dönemin Federasyon Başkanı Mahmut Özgener'i aramasıyla olay başka yöne kayıyor. Özgener'in, Peker'in yetkisizliğini bilmesine rağmen yardım için elinden gelen her türlü çabayı göstermesi sonucu o da dinlemeye alınıyor ve görülüyor ki, Mahmut Özgener, Aziz Yıldırım'ın özellikle hakemlerle ilgili bir takım taleplerini de yerine getirme gayreti içinde. Federasyon Başkanlığı koltuğunu korumak için futbol ailesi içinde güçlü olduğuna inandığı Yıldırım'ın desteğini almak adına, Özgener, Aziz Yıldırım'ın bir dediğini iki etmemeye çalışıyor. İşte bu aşamadan sonra Aziz Yıldırım da dinlenmeye başlanıyor. Kısaca olaya Aziz Yıldırım, dolayısıyla da Fenerbahçe'nin girişi bu şekilde oluyor.
- Peki yargılama sırasında sanıkların savunma haklarının kısıtlandığı iddiaları sizce doğru mu?
- Sanıklar, günlerce tek bir defa sözleri kesilmeden savunmalarını yaptılar. Mahkeme heyetiyle sanıkların ve hatta daha da ileri giderek dinleyiciler arasında bulunanların bile nasıl polemiklere girdiği de duruşmalar sırasında medya organlarınca günlerce yazıldı, çizildi. Ayrıca, bu dosyada elde edilen deliller, yani tapeler ve fiziki takip tutanaklarıyla ilgili olarak sanıklara her türlü tartışma hakkının ve bu delillere itiraz etmeleri için yeterli süre ve gerekli imkanların verildiği mahkeme tutanakları ile sabit. Bu yüzden ben, duruşma sırasında savunma haklarının kısıtlandığı gibi bir iddiayı yerinde bulmuyorum.
- Sizce dosyada hukuka aykırı olarak elde edilmiş bir delil var mı?
- Tüm deliller, CMUK 135 gereği yetkili ve görevli olan mahkeme kararları ile toplanmış. Bu anlamda hukuka aykırı olarak bir delil elde edilmesi de söz konusu değil. Kaldı ki, Yargıtay'ın gerekçeli kararında açıkça alıntılandığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hukuka aykırı olarak bir delil elde edilmiş olsa bile, şayet bu delil ikna edici ve doğruluğu kesinleşmiş bir delil ise ve sanığa da bu delili kullanmazdan evvel bununla ilgili savunma imkanı sağlanmışsa, karar verilirken böyle bir delile dayanmanın adil yargılanma hakkını ihlal etmeyeceğini kabul ediyor.
- Tek başına tapeler bir kişiye bu denli ağır bir ceza verilebilmesi için yeterli midir? Başka deliller de aranamaz mı? Bu dosyada sadece tapeler ile mi karar verildi?
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2010 yılında bir karar aldı. Bu kararda Genel Kurul, "...iletişim tutanaklarının tek başına olayı nitelendirmeye yarayacak bilgileri içermemesi halinde (başkaca) delil elde edilmesi zorunluluğundan" bahsediyor. Bu dosyada iletişim tutanakları tek başına olarak olayı nitelendirmemiz için yeterli. Zaten mahkeme ve Yargıtay da bunu bu şekilde kabul ediyor. Kaldı ki kararda açıkça söylenildiği gibi bu dosyada kamuoyunda zannedildiği gibi tek delil tapeler değil. Fiziki takip tutanakları, para ve araba alışverişleri, buluşmalar, hatta bazı sanıkların açık ikrarları var. Hal böyle olunca, "sadece tapeler ile karar verildi" demenin hukuki bir altyapısı yok. Kararda da İbrahim Akın ve Şekip Mosturoğlu'nun verdiği ifadelere bakarsanız olayın sadece tapelerle sınırlı kalmadığını göreceksiniz. Benim muhalefet şerhlerimde de kullandığım argümanlardan biri bu ifadelerdi.
- Mahkemeye göre Yıldırım ve arkadaşlarının böyle bir işe kalkışma sebepleri neler?
- Mahkeme, Yıldırım'ın arka arkaya 3 sezon şampiyonluk sözü vermesine rağmen, ilk sene şampiyonluğun Bursaspor'a kaptırılması ve ikinci senede de Trabzonspor ile puan farkının açılmasının yönetim içinde huzursuzluğa yol açtığını ve bu şekilde giderse sezon sonunda yönetimin değişmesinin gündeme gelme olasılığı karşısında Yıldırım ve diğer bazı yöneticilerin, sporun doğasına aykırı olarak bu tip faaliyetlere başladığını söylüyor. Tabi böyle bir durumda sadece Fenerbahçe'nin kalan maçlarını kazanması yetmeyecekti. Ayrıca en büyük rakibi olan Trabzonspor'un da puan kaybetmesi gerekiyordu. Hal böyle olunca, hem Fenerbahçe açısından şike, hem de Trabzonspor'un maçları açısından teşvik suçu işlenmiş oldu.
- Mahkemeye göre nasıl bir örgüt var karşımızda peki? Hiyerarşik yapılanması nasıl?
- En başta Aziz Yıldırım var. Hiyerarşik yapının en üstü o. Sonra İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu geliyor. Onların altında da Alaattin Yıldırım, Cemil Turhan ve Serkan Acar var. Onlardan sonra gelen grup da Ali Kıratlı, Yusuf Turanlı, Ahmet Çelebi, Abdullah Başak, Doğan Ercan, Yavuz Ağırgöl, Mehmet Yenice, Mehmet Şen, Hasan Çetinkaya ve Sami Dinç. Bir şemada düşünürsen en üstten en alta hiyerarşik sıralamayı bu şekilde veriyor mahkeme. Finansal işler de Tamer Yelkovan aracılığı ile hallediliyor. Böyle bir dikey yapılanma var.
- Şike ve teşvik için hangi futbolcularla temasa geçilmiş?
- Sercan Yıldırım, Gökçek Vederson, İbrahim Akın, İskender Alın, Ümit Karan, Sezer Öztürk, Korcan Çelikay, Mehmet Yıldız, Serdar Kulbilge, Mahmut Boz, Murat Şahin ve Emanuel Emenike. Kimi görüşmeyi kabul etmiş, kimisi de etmemiş bu oyuncuların.
- Fenerbahçe avukatlarının dosyanın bekletilmesi yönünde bir talebi vardı. Buna itibar etmedi mi mahkeme?
- 5. Daire buna da cevap vermiş karar içinde. CMK'da sınırlı olarak yargılamanın yenilenmesine ilişkin koşullar bellidir. Dosyayı bekletelim diye talepte bulunanlar bu koşulların hangisinin ne şekilde oluştuğuna dair somut bir şey sunamamışlar. Temyize konu olan bu davayı da içine alan yasal değişikliğin yapılıp yapılamayacağı bile belli değilken, yapılsa bile ne şekilde olacağına dair hiç bir bilgi yokken bu şekilde bir talepte bulunulmasına itibar etmemiş Daire. Ayrıca sanık lehine olan bozmaların her zaman uygulanabileceğini o yüzden de dosyayı bekletmeye gerek olmadığını söylüyor kararda.
- Aziz Yıldırım sonuç olarak hangi maçlarda şikeden, hangi maçlardan teşvikten ceza aldı?
- İBB – Fenerbahçe, Karabükspor – Fenerbahçe, Fenerbahçe – Ankaragücü, Sivasspor – Fenerbahçe maçlarında şikeden, Trabzonspor – Bursaspor, Eskişehirspor – Trabzonspor, Trabzonspor – İBB maçlarından da teşvikten dolayı ceza aldı. Ayrıca Yıldırım hakkında “Suç örgütü kurmak” suçundan dolayı verilen mahkumiyet kararını da onadı.
- Peki siz hangi maçlardan dolayı Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe için muhalefet şerhi koymuştunuz?
- Aziz Yıldırım hakkında Gençlerbirliği – Fenerbahçe ve Fenerbahçe – İBB maçlarından dolayı, Şekip Mosturoğlu için, ceza aldığı maçlar hariç, Karabükspor – Fenerbahçe maçından dolayı, Fenerbahçe Kulübü hakkında da Gençlerbirliği – Fenerbahçe, Eskişehirspor – Trabzonspor, Fenerbahçe – İBB ve Fenerbahçe – Ankaragücü maçlarından dolayı muhalefet şerhi koydum. Bir de menajer Erdem Konyar hakkında Karabükspor – Fenerbahçe maçındaki eyleminden dolayı muhalefet şerhim var. Ayrıca bir tek benim muhalefet şerhim yok ki dosyada. Aziz Yıldırım için Alper Tolga Erol’un, Fenerbahçe Kulübü için de Sinan Gürsoy’un muhalefet şerhleri de var.
- Sizin şerhlerin hemen hepsinde Gençlerbirliği – Fenerbahçe maçı var ama ne 16 Ağır Ceza ne de Yargıtay bu maçlardan dolayı ceza vermedi kimseye. Yanıldığınızı kabul ediyor musunuz?
- Hayır çünkü orada şöyle bir durum var. Gençlerbirliği – Fenerbahçe maçının tarihi 07.03.2011. 6222 sayılı yasa ise 31.03.2011’de yürürlüğe girdi. Yani mahkeme bu maçla ilgili bir inceleme yapmadı, çünkü henüz kanun yürürlükte değildi o tarihte.
- İlhan Ekşioğlu hangi maçlardan dolayı ceza aldı?
- Fenerbahçe – Ankaragücü ve Sivasspor – Fenerbahçe maçlarında şikeden, Trabzonspor – Bursaspor, Eskişehirspor – Trabzonspor ve Trabzonspor – İBB maçlarından da teşvikten dolayı ceza aldı.
- Peki PFDK hangi maçlardan dolayı ceza vermişti İlhan Ekşioğlu’na?
- Eskişehirspor – Trabzonspor, Gençlerbirliği – Fenerbahçe ve Fenerbahçe – Ankaragücü maçlarından dolayı ceza aldı.
- Geriye dönüp batığınızda “Haklıymışım” diye sevindiniz mi Yargıtay kararından sonra?
- Hayır, tam tersine üzüldüm. Bir ülkede şike ya da teşvik suçları varsa bunun nesine sevinebilir insan
- Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu hakkında verilen mahkumiyet kararları bozuldu mu?
- Hayır, kamuoyuna o da yanlış aksettiriliyor. Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu’ya yerel mahkeme, Beşiktaş – İBB kupa finalinden dolayı şikeden ceza vermişti. Yargıtay bu iki sanık hakkındaki kararı, yerel mahkeme hükmünde ertelemenin şartlarının oluşup oluşmadığının tartışılmadığı gerekçesi ile bozdu. Yani herkesin anlayabileceği şekilde söylersek, Yargıtay, Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu’nun İbrahim Akın ve İskender Alın’la şike yaptığının sabit olduğunu ancak haklarında verilen cezanın ertelenme şartları taşıyabileceğini, yerel mahkemenin bunu tartışmadan karar vermesini doğru bulmadığını söyledi. Kısaca, “suç var ama, yeniden incele bakalım verilecek ceza ertelenebilir mi ertelenemez mi” dedi. Aynı şey Şekip Mosturoğlu için de geçerli. Yargıtay onun için de, “her ne kadar Eskişehir – Trabzon maçında teşvik, Karabük – Fenerbahçe ve Fenerbahçe – Ankaragücü maçlarında da şikeye teşebbüste bulunmuşsa da cezası ertelenebilir mi ertelenemez mi, bunun tartışılması gerekir” diye bu kararı da bozdu. Burada anlaşılması gereken şu : Yargıtay bu kişiler için “suç işlemediler” demiyor. “Suçları sabit, ancak yasanın onlara tanıdığı bazı haklar var, bu hakları kullanabilirler mi kullanamazlar mı bunları yeniden inceleyin” diyor.
- Siz PFDK’dayken menajer Erdem Konyar’a Karabükspor – Fenerbahçe maçından dolayı ceza verilmesi gerektiğini söyleyip muhalefet şerhi koymuştunuz, ama İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde beraat etmişti bu suçtan dolayı. Yargıtay’ın bu konu hakkındaki kararı ne oldu?
- Yargıtay 5. Ceza Dairesi tıpkı benim muhalefet şerhimdeki gibi düşünüp Erdem Konyar hakkında verilen beraat kararını bozdu. “Karabük – Fenerbahçe maçı öncesinde Şekip Mosturoğlu’nun menajer Erdem Konyar vasıtası ile Karabüksporlu Emenike üzerinden şike teşebbüsü noktasında yapılan organizasyonun içinde olduğu kesindir” demiştim ben muhalefet şerhinde. Çünkü şike teklifini Emenike’ye ilettiği kesin. Ancak Emenike’nin kabul edip etmediğine dair kesin bir delil yok dosyada. Dolayısıyla “şikeye teşebbüs”ten ceza verilmeli demiştim, Yargıtay da aynı kanaate varmış.
- Peki bundan sonra ne olur?
- Artık kararlar kesinleşti, hem sportif yargılama hem de adli yargılama aşamaları bitti. Şimdi hak kaybına uğrayan kurumlar, ya da kişiler haklarını elde edebilmek adına yeniden PFDK’ya başvurabilirler. Bu sadece Trabzonspor için geçerli değil. İstanbul Büyükşehir Belediye de Ziraat Türkiye Kupası’nın kendisine verilmesini talep edebilir, etmelidir de zaten. Ayrıca bu sadece aleyhe olarak düşünülmesin. Mesela, PFDK’nın ceza verip 16 Ağır Ceza’daki dosyadan beraatle çıkan insanlar var. Bunlar da PFDK’ya başvurup yargılamanın iadesini talep edebilirler. Veya sanık, PFDK’da 5 maçtan ceza almıştır, ancak ceza dosyasından sadece 2 maç dolayısıyla ceza almıştır. O da PFDK’ya başvurup diğer üç maçtan dolayı kendisine verilen cezanın kaldırılmasını talep edebilir.
- Trabzonspor ne yapacak peki?
- Trabzonspor’un da yapacak olduğu şey bellidir. PFDK’ya başvurup, mahkumiyet kararı kesinleşen kişiler açısından yargılamanın iadesini talep etmek. Bunun için UEFA Disiplin Kurulun’nun verip UEFA Tahkim ve CAS’ın onadığı karar yeterliydi ancak Trabzonspor Yargıtay sürecini de beklemeyi tercih etti. Sanıyorum ellerini daha da kuvvetlendirmek istediler. Şimdi ivedilikle bu başvuruyu yapmak zorundalar. Aslında onlar bu başvuruyu yapmadan da TFF Hukuk Müşavirliği ya da TFF Yönetim Kurulu’nun bu sevkleri yapması lazım ama hepimiz biliyoruz ki bu yapılmayacak. O yüzden Trabzonspor’un bir hamle yapması gerekiyor. Kaldı ki demin söyledim, bu sadece Trabzonspor’la ilgili bir mesele de değil. Mesela İBB, Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu hakkında yargılamanın iadesini ve dolayısıyla da sonrasında hakkı olan kupayı talep edebilir. Yine bunun şekilde şike ya da teşvik olduğu artık kesinleşen maçların sonuçlarının iptali de istenebilir. Şayet bir takım, bu maçlardan biri bu şekilde bitti diye hak kaybına uğradıysa, sıralamada yeri değiştiyse mesela, ya da küme düştüyse onlar da PFDK’ya müracaat edebilirler. Türk futbolunu büyük bir kaos bekliyor yani senin anlayacağın.
- Ama Türkiye Futbol Federasyonu “bizim yargılamamız bitti” diyor. Mete Düren’in bu yönde bir demeci var.
- Mete Düren kendi işini yapsın, hukukçular da kendi işlerini. Yargılamanın yenilenmesi kurumu ne diye var peki? Ortada üç ayrı karar var. Üçü de birbiriyle çelişkili. “Tarafları ve konusu aynı olan bir dosyada verilmiş iki ayrı karar var ve bu iki karar birbiri ile çelişiyorsa, bu yargılamanın iadesi sebebidir” diyor yasa açıkça. Bunu görmezden mi geleceksiniz? Daha önce Tahkim Kurulu’nun verdiği ama sonradan FDT 90. madde uyarınca değiştirdiği bir sürü karar var. Mete Düren önce bunları incelesin, ya da hiç zahmet etmesin, direkt Kısmet Erkiner ya da Engin Tuzcuoğlu’na sorsun bakalım, “Tahkim Kurulu kararları değişir mi değişmez mi” diye. Onlar onu bilgilendirir.
- Ya PFDK dosyayı yeniden ele almazsa, ya da TFF böyle bir sevk yapmazsa ne olur?
- Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne imza attı. Bu imzası dolayısı ile de şunu kabul etmiş oldu : Bu sözleşme gereğince kurulmuş bulunan tüm kurumların kararlarını ülkemde uygulayacağımı kabul, beyan ve taahhüt ederim. Durum böyleyken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir vatandaş lehine verdiği tazminat kararını uygulamazlık yapabilir mi? “Ödemiyorum ben bu parayı. Tanımıyorum AİHM kararını” diyebilir mi? Diyemez, seve seve ödemek zorunda. Şimdi gelelim işin sportif boyutuna. Türkiye Futbol Federasyonu UEFA ve FIFA üyesi değil mi? Üye olurken şu taahhüdün altını imzalamadı mı : UEFA ve FIFA kurullarının aldığı tüm kararları ve talimatları uygulamayı kabul ve taahhüt ediyorum. UEFA, TFF’ye bir yazı yazdı diyelim : Daha önce vermiş olduğun kararları benim ve Yargıtay’ın kararları doğrultusunda yeniden gözden geçir, yargılamanı yenile, dedi. Ne yapacaksın? Bu yazıyı tanımıyorum mu diyeceksin? Ha, diyebilirsin, engel yok. Peki o zaman ülkene verilecek cezaların hesabını nasıl vereceksin? Ayrıca dikkat edin, Yargıtay 5. Ceza Dairesi TFF yöneticileri için bir içtihat oluşturdu bu kararı ile. Yargıtay diyor ki, “sizler kamusal faaliyet yürütüyorsunuz.” Yani bu ne demek? Bu şu demek, bundan sonra bir karar alırken bir değil beş bin düşüneceksiniz, çünkü artık hakkınızda görevi kötüye kullanma suçundan birileri suç duyurusunda bulunabilir. Çok yüksek meblağlı maddi, manevi tazminat davaları açılabilir. Yani artık birilerini kurtarmak için yanlış kararlar veremezsiniz, kendinizi kurtarmak için doğru ve hukuka uygun kararlar vereceksiniz. Aksi halde başınız fena halde derde girebilir. Bu karardan sonra isterlerse reddetsinler. Büyük sıkıntı olur kendileri açısından.
- Trabzonspor mutlaka o kupayı istiyor yani..
- Kupa bir sonuçtur sadece. Çok fazla da umurunda olduğunu zannetmiyorum Trabzonspor taraftarının. Takımları hem TFF yargılamasında, hem UEFA’da, hem de ceza yargılamasında aklandı. Tek bir yöneticisinin dahi bu işlere kalkışmadığı tescillendi. Mücadele ettiği rakibinin ise maalesef böyle eylemler içinde olduğu da kesinleşti. “O halde hakkaniyet neyse o uygulansın” diyor Trabzonspor taraftarı. Bunun sonucu kupanın iadesi ise o olsun, başka bir sonuç varsa o olsun. Önemli olan kupa değil yani. Bu ülkede egemen güçlerin “ne istersek onu yaparız. Ne yaparsak da yanımıza kar kalır” anlayışının kırıldığını göstermek. Hala ve her şeye rağmen, “bu ülkede adalet var” diyebilmek. Bu çok önemli. Çünkü bir ülkede hukuk yoksa, o ülkede aslında hiçbir şey düzgün gitmiyor demektir. Ekonomik göstergelerinin yukarıya doğru gittiği değil, haklının hakkının teslim edildiği ülkeler medenidir.
- Trabzonspor’un da tapeleri olduğu ancak bunun yargılama sırasında gizlenildiği iddiası var ortada. Sizce ne kadar doğru? Trabzonspor hakkında verilen karar doğru muydu?
- Trabzonspor Kulübü’nün bu süreçte PFDK’ya sevkedilen yöneticileri Sadri Şener, Nevzat Şakar ve Recep Denizeri’ydi. Üçü de yedi sıfır aklandı PFDK’da. Yani sadece benim oyumla değil, yedi üyenin yedisi de ceza tayinine yer yoktur dedi. Trabzonspor da yedi ayrı dosyadan sevkliydi. Bu yedi dosya için de yedi sıfır ceza tayinine yer yoktur kararı çıktı. Kaldı ki UEFA soruşturmalarında da Trabzonspor herhangi bir ceza almadı. Son olarak İstanbul 16 Ağır Ceza ve onun kararını onayan Yargıtay 5. Ceza Dairesi de Trabzonspor yöneticilerinin bu işlere kalkışmadığını kesin bir şekilde ortaya koydu. Üç ayrı yargılamadan da aklanmış bir kulüp için hala “Trabzonspor da bu işin içindeydi” demek, ne kadar doğrudur onu kamuoyu takdir etsin. “Trabzonspor’un tapeleri gizlendi” konusuna gelince, Trabzonspor’un kendi şike ya da teşvikini örtecek bir gücü olsaydı, şampiyon olmayı da becerirdi! Bunu ciddi ciddi söyleyenler var, inanabiliyor musun? Normalde, “Trabzonspor’un tapeleri gizlendi” diyen adamın akli melekelerinin yerinde olup olmadığını kontrol ettirmek lazımken, biz de televizyonda yorumcu yapıyorlar.
- Mecnun Odyakmaz, “Yargılamanın iadesi söz konusu olursa ben de Trabzonspor ile ilgili konuşacağım” diyor.
- Onun cevabını sayın Hacıosmanoğlu televizyonda verdi gayet güzel. Ayrıca Sayın Odyakmaz, bence şimdi konuşsun. Neden yargılamanın iadesini bekliyor ki? Ya da dava sırasında neden konuşmamış, madem elinde Trabzonspor ile ilgili belgeler varmış. Yargılaması süren davada yargılamanın seyrini değiştirecek delil mi saklamış yani, onu mu demek istiyor ben çok anlamadım. Şayet öyleyse o da ayrı bir suç, bilmesinde fayda var.
- Şikeyle ilgili cezaların yüksek olduğuna siz de katılıyor musunuz peki?
- Evet, katılıyorum. Bu, netice itibarıyla bir tehlike suçudur. Bu kadar ağır cezalarla müeyyidelenmesi bana göre de doğru değil. Hakkı yenenin zararının tazmin edilmesi, haksız yere elde edilen kazanımların iadesi ve sanıklar hakkında da çok ağır para cezası bana göre yeterlidir. Ama ne yapalım bugün mevzuat böyle. Bu kadar yüksek cezalar yanlış, orası doğru. Ancak eldeki mal bu, yapacak bir şey yok, herkesin yasalara saygı göstermesi lazım.
- Siz bu operasyonlarda paralel yapılanma şeklinde anılan yapının bir parmağı olduğunu düşünüyor musunuz?
- Ben hukukçuyum. Bu kavga beni çok ilgilendirmiyor. Müslüman Ortodoksisinin kendi içindeki iktidar mücadelesi bu. Benim bakacağım şey dosyadır. Sahte delil var mı, yargılama usulüne uygun yapılmış mı, savunma hakları kısıtlanmış mı, usulsüz elde edilmiş kanıtlara dayanılmış mı önemli olan odur. Bunlar varsa elbette bu dosya yeniden ele alınmalı, yargılama yenilenmeli. “Hapiste bir tek masum varsa, o ülkedeki hiç kimse özgür değildir” diyor Ursula Guin. Ama bunlar yok da, siz yasa dışı eylemlerinize bahaneler üretiyorsanız, kusura bakmayın da ben o oyuna gelmem.
- Trabzonspor yeni bir hukuk mücadelesi başlatacakmış ve sizin de kurulacak hukuk ekibinin içinde yer alacağınız söyleniyor..
- Doğru değil. Daha önce bana sayın Hacıosmanoğlu kulübün genel vekaletnamesini çıkartmak istedi, kabul etmedim. Ondan önce sayın Sadri Şener de söylemişti, ona da hayır demiştim. Ben Trabzonsporluyum, benden yardım istenmese de haklı davasında zaten yanında olurum Trabzonspor’un. Bunun için bir kağıt parçasına, ya da profesyonel bir iş ilişkisine ihtiyacım yok. Kaldı ki bu davada Trabzonspor hukuki olarak yapacağı pek az şey kaldı. Tüm mercilerce haklılığı kanıtlanmış bir kulüp var ortada. Hala hak ettiği adaleti bulamadıysa, demek ki bu hukukla falan alakalı değil. Kulübü yönetenler, adaleti beklediği yeri sorgulamalı.
- Son olarak, Trabzonspor nasıl kurtulur?
- Kurtarılma fikrinden kurtulduğu gün kurtulur. Çünkü Trabzonspor’un kurtarılmaya ihtiyacı yok. İhtiyacı olan şey, sistemli, planlı, programlı bir yönetim anlayışı. Borçlar önemli değil. Herkesin borcu var. Zaten bütün sistem krediler üzerinden yürüyor. Koskoca devletler borçlu ve kredi kuruluşlarından para alarak işlerini görüyorlar. Burada önemli olan mevcut parayı doğru yönetebilmek, piyasalara güven aşılayabilmek. Bunu becerebilirseniz sizin önünüze istemediğiniz kadar kapı açılır. O zaman borçlanmaktan da korkmamak gerekiyor.
-Teşekkürler
Kaynak: sporx.com
[Bağlantı erişilemez]
İşte TFF’nin şike dosyası konusundaki kararına muhelefetinin ardından federasyondan istifa eden Alp’in birbirinden çarpıcı açıklamaları.
- Fenerbahçelilerin iddiası 3 Temmuz’da başlayan sürecin bir cemaat operasyonu olduğu yönünde. Fenerbahçe bu sürece ne şekilde dahil oldu, kısaca özetleyebilir misiniz?
- Hatırlayalım, bu şike soruşturmasına neden ihtiyaç duyuldu? Yani birilerinin iddia ettiği gibi gerçekten belli bir grubun sırf Fenerbahçe yönetimini ele geçirmek adına yaptıkları planlı ve organize bir eylem miydi, yoksa suça konu bir takım eylemler içinde bulunulduğundan şüphelenilen şahıslara yönelik doğru bir operasyon muydu? Daha önce savcının iddianamesinde ve sonrasında 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçeli kararında gördüğümüz gibi Yargıtay'ın dün verdiği kararda da dosyanın cemaziyülevveli özet olarak geçiliyor. Üşenmeden okursak, aslında tüm operasyonun Giresunspor kullanılarak önce maddi menfaat temin etmek, daha sonra da alenen tehdit, baskı ve şantaj yoluyla, elde edinilen kazanımlarının korunması peşinde olan bir takım kişilerin giriştikleri faaliyetleri ortaya çıkarmak üzere yapıldığı anlaşılıyor. Burada ana hedef Olgun Peker liderliğindeki suç örgüt. Buraya kadar da konunun Fenerbahçe, Trabzonspor ya da başka bir takım ile hiç ilgisi yok. Yani operasyon bir Fenerbahçe ya da Aziz Yıldırım operasyonu olarak başlamıyor. Ne zaman devreye giriyor peki bu unsurlar? Dönemin Giresunspor Başkanı Ömer Ülkü'nün, Futbol Federasyonu'ndaki sorunlarının halli için Olgun Peker'den yardım istemesi, Peker'in de transfer yasağının kalkması için dönemin Federasyon Başkanı Mahmut Özgener'i aramasıyla olay başka yöne kayıyor. Özgener'in, Peker'in yetkisizliğini bilmesine rağmen yardım için elinden gelen her türlü çabayı göstermesi sonucu o da dinlemeye alınıyor ve görülüyor ki, Mahmut Özgener, Aziz Yıldırım'ın özellikle hakemlerle ilgili bir takım taleplerini de yerine getirme gayreti içinde. Federasyon Başkanlığı koltuğunu korumak için futbol ailesi içinde güçlü olduğuna inandığı Yıldırım'ın desteğini almak adına, Özgener, Aziz Yıldırım'ın bir dediğini iki etmemeye çalışıyor. İşte bu aşamadan sonra Aziz Yıldırım da dinlenmeye başlanıyor. Kısaca olaya Aziz Yıldırım, dolayısıyla da Fenerbahçe'nin girişi bu şekilde oluyor.
- Peki yargılama sırasında sanıkların savunma haklarının kısıtlandığı iddiaları sizce doğru mu?
- Sanıklar, günlerce tek bir defa sözleri kesilmeden savunmalarını yaptılar. Mahkeme heyetiyle sanıkların ve hatta daha da ileri giderek dinleyiciler arasında bulunanların bile nasıl polemiklere girdiği de duruşmalar sırasında medya organlarınca günlerce yazıldı, çizildi. Ayrıca, bu dosyada elde edilen deliller, yani tapeler ve fiziki takip tutanaklarıyla ilgili olarak sanıklara her türlü tartışma hakkının ve bu delillere itiraz etmeleri için yeterli süre ve gerekli imkanların verildiği mahkeme tutanakları ile sabit. Bu yüzden ben, duruşma sırasında savunma haklarının kısıtlandığı gibi bir iddiayı yerinde bulmuyorum.
- Sizce dosyada hukuka aykırı olarak elde edilmiş bir delil var mı?
- Tüm deliller, CMUK 135 gereği yetkili ve görevli olan mahkeme kararları ile toplanmış. Bu anlamda hukuka aykırı olarak bir delil elde edilmesi de söz konusu değil. Kaldı ki, Yargıtay'ın gerekçeli kararında açıkça alıntılandığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hukuka aykırı olarak bir delil elde edilmiş olsa bile, şayet bu delil ikna edici ve doğruluğu kesinleşmiş bir delil ise ve sanığa da bu delili kullanmazdan evvel bununla ilgili savunma imkanı sağlanmışsa, karar verilirken böyle bir delile dayanmanın adil yargılanma hakkını ihlal etmeyeceğini kabul ediyor.
- Tek başına tapeler bir kişiye bu denli ağır bir ceza verilebilmesi için yeterli midir? Başka deliller de aranamaz mı? Bu dosyada sadece tapeler ile mi karar verildi?
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2010 yılında bir karar aldı. Bu kararda Genel Kurul, "...iletişim tutanaklarının tek başına olayı nitelendirmeye yarayacak bilgileri içermemesi halinde (başkaca) delil elde edilmesi zorunluluğundan" bahsediyor. Bu dosyada iletişim tutanakları tek başına olarak olayı nitelendirmemiz için yeterli. Zaten mahkeme ve Yargıtay da bunu bu şekilde kabul ediyor. Kaldı ki kararda açıkça söylenildiği gibi bu dosyada kamuoyunda zannedildiği gibi tek delil tapeler değil. Fiziki takip tutanakları, para ve araba alışverişleri, buluşmalar, hatta bazı sanıkların açık ikrarları var. Hal böyle olunca, "sadece tapeler ile karar verildi" demenin hukuki bir altyapısı yok. Kararda da İbrahim Akın ve Şekip Mosturoğlu'nun verdiği ifadelere bakarsanız olayın sadece tapelerle sınırlı kalmadığını göreceksiniz. Benim muhalefet şerhlerimde de kullandığım argümanlardan biri bu ifadelerdi.
- Mahkemeye göre Yıldırım ve arkadaşlarının böyle bir işe kalkışma sebepleri neler?
- Mahkeme, Yıldırım'ın arka arkaya 3 sezon şampiyonluk sözü vermesine rağmen, ilk sene şampiyonluğun Bursaspor'a kaptırılması ve ikinci senede de Trabzonspor ile puan farkının açılmasının yönetim içinde huzursuzluğa yol açtığını ve bu şekilde giderse sezon sonunda yönetimin değişmesinin gündeme gelme olasılığı karşısında Yıldırım ve diğer bazı yöneticilerin, sporun doğasına aykırı olarak bu tip faaliyetlere başladığını söylüyor. Tabi böyle bir durumda sadece Fenerbahçe'nin kalan maçlarını kazanması yetmeyecekti. Ayrıca en büyük rakibi olan Trabzonspor'un da puan kaybetmesi gerekiyordu. Hal böyle olunca, hem Fenerbahçe açısından şike, hem de Trabzonspor'un maçları açısından teşvik suçu işlenmiş oldu.
- Mahkemeye göre nasıl bir örgüt var karşımızda peki? Hiyerarşik yapılanması nasıl?
- En başta Aziz Yıldırım var. Hiyerarşik yapının en üstü o. Sonra İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu geliyor. Onların altında da Alaattin Yıldırım, Cemil Turhan ve Serkan Acar var. Onlardan sonra gelen grup da Ali Kıratlı, Yusuf Turanlı, Ahmet Çelebi, Abdullah Başak, Doğan Ercan, Yavuz Ağırgöl, Mehmet Yenice, Mehmet Şen, Hasan Çetinkaya ve Sami Dinç. Bir şemada düşünürsen en üstten en alta hiyerarşik sıralamayı bu şekilde veriyor mahkeme. Finansal işler de Tamer Yelkovan aracılığı ile hallediliyor. Böyle bir dikey yapılanma var.
- Şike ve teşvik için hangi futbolcularla temasa geçilmiş?
- Sercan Yıldırım, Gökçek Vederson, İbrahim Akın, İskender Alın, Ümit Karan, Sezer Öztürk, Korcan Çelikay, Mehmet Yıldız, Serdar Kulbilge, Mahmut Boz, Murat Şahin ve Emanuel Emenike. Kimi görüşmeyi kabul etmiş, kimisi de etmemiş bu oyuncuların.
- Fenerbahçe avukatlarının dosyanın bekletilmesi yönünde bir talebi vardı. Buna itibar etmedi mi mahkeme?
- 5. Daire buna da cevap vermiş karar içinde. CMK'da sınırlı olarak yargılamanın yenilenmesine ilişkin koşullar bellidir. Dosyayı bekletelim diye talepte bulunanlar bu koşulların hangisinin ne şekilde oluştuğuna dair somut bir şey sunamamışlar. Temyize konu olan bu davayı da içine alan yasal değişikliğin yapılıp yapılamayacağı bile belli değilken, yapılsa bile ne şekilde olacağına dair hiç bir bilgi yokken bu şekilde bir talepte bulunulmasına itibar etmemiş Daire. Ayrıca sanık lehine olan bozmaların her zaman uygulanabileceğini o yüzden de dosyayı bekletmeye gerek olmadığını söylüyor kararda.
- Aziz Yıldırım sonuç olarak hangi maçlarda şikeden, hangi maçlardan teşvikten ceza aldı?
- İBB – Fenerbahçe, Karabükspor – Fenerbahçe, Fenerbahçe – Ankaragücü, Sivasspor – Fenerbahçe maçlarında şikeden, Trabzonspor – Bursaspor, Eskişehirspor – Trabzonspor, Trabzonspor – İBB maçlarından da teşvikten dolayı ceza aldı. Ayrıca Yıldırım hakkında “Suç örgütü kurmak” suçundan dolayı verilen mahkumiyet kararını da onadı.
- Peki siz hangi maçlardan dolayı Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe için muhalefet şerhi koymuştunuz?
- Aziz Yıldırım hakkında Gençlerbirliği – Fenerbahçe ve Fenerbahçe – İBB maçlarından dolayı, Şekip Mosturoğlu için, ceza aldığı maçlar hariç, Karabükspor – Fenerbahçe maçından dolayı, Fenerbahçe Kulübü hakkında da Gençlerbirliği – Fenerbahçe, Eskişehirspor – Trabzonspor, Fenerbahçe – İBB ve Fenerbahçe – Ankaragücü maçlarından dolayı muhalefet şerhi koydum. Bir de menajer Erdem Konyar hakkında Karabükspor – Fenerbahçe maçındaki eyleminden dolayı muhalefet şerhim var. Ayrıca bir tek benim muhalefet şerhim yok ki dosyada. Aziz Yıldırım için Alper Tolga Erol’un, Fenerbahçe Kulübü için de Sinan Gürsoy’un muhalefet şerhleri de var.
- Sizin şerhlerin hemen hepsinde Gençlerbirliği – Fenerbahçe maçı var ama ne 16 Ağır Ceza ne de Yargıtay bu maçlardan dolayı ceza vermedi kimseye. Yanıldığınızı kabul ediyor musunuz?
- Hayır çünkü orada şöyle bir durum var. Gençlerbirliği – Fenerbahçe maçının tarihi 07.03.2011. 6222 sayılı yasa ise 31.03.2011’de yürürlüğe girdi. Yani mahkeme bu maçla ilgili bir inceleme yapmadı, çünkü henüz kanun yürürlükte değildi o tarihte.
- İlhan Ekşioğlu hangi maçlardan dolayı ceza aldı?
- Fenerbahçe – Ankaragücü ve Sivasspor – Fenerbahçe maçlarında şikeden, Trabzonspor – Bursaspor, Eskişehirspor – Trabzonspor ve Trabzonspor – İBB maçlarından da teşvikten dolayı ceza aldı.
- Peki PFDK hangi maçlardan dolayı ceza vermişti İlhan Ekşioğlu’na?
- Eskişehirspor – Trabzonspor, Gençlerbirliği – Fenerbahçe ve Fenerbahçe – Ankaragücü maçlarından dolayı ceza aldı.
- Geriye dönüp batığınızda “Haklıymışım” diye sevindiniz mi Yargıtay kararından sonra?
- Hayır, tam tersine üzüldüm. Bir ülkede şike ya da teşvik suçları varsa bunun nesine sevinebilir insan
- Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu hakkında verilen mahkumiyet kararları bozuldu mu?
- Hayır, kamuoyuna o da yanlış aksettiriliyor. Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu’ya yerel mahkeme, Beşiktaş – İBB kupa finalinden dolayı şikeden ceza vermişti. Yargıtay bu iki sanık hakkındaki kararı, yerel mahkeme hükmünde ertelemenin şartlarının oluşup oluşmadığının tartışılmadığı gerekçesi ile bozdu. Yani herkesin anlayabileceği şekilde söylersek, Yargıtay, Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu’nun İbrahim Akın ve İskender Alın’la şike yaptığının sabit olduğunu ancak haklarında verilen cezanın ertelenme şartları taşıyabileceğini, yerel mahkemenin bunu tartışmadan karar vermesini doğru bulmadığını söyledi. Kısaca, “suç var ama, yeniden incele bakalım verilecek ceza ertelenebilir mi ertelenemez mi” dedi. Aynı şey Şekip Mosturoğlu için de geçerli. Yargıtay onun için de, “her ne kadar Eskişehir – Trabzon maçında teşvik, Karabük – Fenerbahçe ve Fenerbahçe – Ankaragücü maçlarında da şikeye teşebbüste bulunmuşsa da cezası ertelenebilir mi ertelenemez mi, bunun tartışılması gerekir” diye bu kararı da bozdu. Burada anlaşılması gereken şu : Yargıtay bu kişiler için “suç işlemediler” demiyor. “Suçları sabit, ancak yasanın onlara tanıdığı bazı haklar var, bu hakları kullanabilirler mi kullanamazlar mı bunları yeniden inceleyin” diyor.
- Siz PFDK’dayken menajer Erdem Konyar’a Karabükspor – Fenerbahçe maçından dolayı ceza verilmesi gerektiğini söyleyip muhalefet şerhi koymuştunuz, ama İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde beraat etmişti bu suçtan dolayı. Yargıtay’ın bu konu hakkındaki kararı ne oldu?
- Yargıtay 5. Ceza Dairesi tıpkı benim muhalefet şerhimdeki gibi düşünüp Erdem Konyar hakkında verilen beraat kararını bozdu. “Karabük – Fenerbahçe maçı öncesinde Şekip Mosturoğlu’nun menajer Erdem Konyar vasıtası ile Karabüksporlu Emenike üzerinden şike teşebbüsü noktasında yapılan organizasyonun içinde olduğu kesindir” demiştim ben muhalefet şerhinde. Çünkü şike teklifini Emenike’ye ilettiği kesin. Ancak Emenike’nin kabul edip etmediğine dair kesin bir delil yok dosyada. Dolayısıyla “şikeye teşebbüs”ten ceza verilmeli demiştim, Yargıtay da aynı kanaate varmış.
- Peki bundan sonra ne olur?
- Artık kararlar kesinleşti, hem sportif yargılama hem de adli yargılama aşamaları bitti. Şimdi hak kaybına uğrayan kurumlar, ya da kişiler haklarını elde edebilmek adına yeniden PFDK’ya başvurabilirler. Bu sadece Trabzonspor için geçerli değil. İstanbul Büyükşehir Belediye de Ziraat Türkiye Kupası’nın kendisine verilmesini talep edebilir, etmelidir de zaten. Ayrıca bu sadece aleyhe olarak düşünülmesin. Mesela, PFDK’nın ceza verip 16 Ağır Ceza’daki dosyadan beraatle çıkan insanlar var. Bunlar da PFDK’ya başvurup yargılamanın iadesini talep edebilirler. Veya sanık, PFDK’da 5 maçtan ceza almıştır, ancak ceza dosyasından sadece 2 maç dolayısıyla ceza almıştır. O da PFDK’ya başvurup diğer üç maçtan dolayı kendisine verilen cezanın kaldırılmasını talep edebilir.
- Trabzonspor ne yapacak peki?
- Trabzonspor’un da yapacak olduğu şey bellidir. PFDK’ya başvurup, mahkumiyet kararı kesinleşen kişiler açısından yargılamanın iadesini talep etmek. Bunun için UEFA Disiplin Kurulun’nun verip UEFA Tahkim ve CAS’ın onadığı karar yeterliydi ancak Trabzonspor Yargıtay sürecini de beklemeyi tercih etti. Sanıyorum ellerini daha da kuvvetlendirmek istediler. Şimdi ivedilikle bu başvuruyu yapmak zorundalar. Aslında onlar bu başvuruyu yapmadan da TFF Hukuk Müşavirliği ya da TFF Yönetim Kurulu’nun bu sevkleri yapması lazım ama hepimiz biliyoruz ki bu yapılmayacak. O yüzden Trabzonspor’un bir hamle yapması gerekiyor. Kaldı ki demin söyledim, bu sadece Trabzonspor’la ilgili bir mesele de değil. Mesela İBB, Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu hakkında yargılamanın iadesini ve dolayısıyla da sonrasında hakkı olan kupayı talep edebilir. Yine bunun şekilde şike ya da teşvik olduğu artık kesinleşen maçların sonuçlarının iptali de istenebilir. Şayet bir takım, bu maçlardan biri bu şekilde bitti diye hak kaybına uğradıysa, sıralamada yeri değiştiyse mesela, ya da küme düştüyse onlar da PFDK’ya müracaat edebilirler. Türk futbolunu büyük bir kaos bekliyor yani senin anlayacağın.
- Ama Türkiye Futbol Federasyonu “bizim yargılamamız bitti” diyor. Mete Düren’in bu yönde bir demeci var.
- Mete Düren kendi işini yapsın, hukukçular da kendi işlerini. Yargılamanın yenilenmesi kurumu ne diye var peki? Ortada üç ayrı karar var. Üçü de birbiriyle çelişkili. “Tarafları ve konusu aynı olan bir dosyada verilmiş iki ayrı karar var ve bu iki karar birbiri ile çelişiyorsa, bu yargılamanın iadesi sebebidir” diyor yasa açıkça. Bunu görmezden mi geleceksiniz? Daha önce Tahkim Kurulu’nun verdiği ama sonradan FDT 90. madde uyarınca değiştirdiği bir sürü karar var. Mete Düren önce bunları incelesin, ya da hiç zahmet etmesin, direkt Kısmet Erkiner ya da Engin Tuzcuoğlu’na sorsun bakalım, “Tahkim Kurulu kararları değişir mi değişmez mi” diye. Onlar onu bilgilendirir.
- Ya PFDK dosyayı yeniden ele almazsa, ya da TFF böyle bir sevk yapmazsa ne olur?
- Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne imza attı. Bu imzası dolayısı ile de şunu kabul etmiş oldu : Bu sözleşme gereğince kurulmuş bulunan tüm kurumların kararlarını ülkemde uygulayacağımı kabul, beyan ve taahhüt ederim. Durum böyleyken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir vatandaş lehine verdiği tazminat kararını uygulamazlık yapabilir mi? “Ödemiyorum ben bu parayı. Tanımıyorum AİHM kararını” diyebilir mi? Diyemez, seve seve ödemek zorunda. Şimdi gelelim işin sportif boyutuna. Türkiye Futbol Federasyonu UEFA ve FIFA üyesi değil mi? Üye olurken şu taahhüdün altını imzalamadı mı : UEFA ve FIFA kurullarının aldığı tüm kararları ve talimatları uygulamayı kabul ve taahhüt ediyorum. UEFA, TFF’ye bir yazı yazdı diyelim : Daha önce vermiş olduğun kararları benim ve Yargıtay’ın kararları doğrultusunda yeniden gözden geçir, yargılamanı yenile, dedi. Ne yapacaksın? Bu yazıyı tanımıyorum mu diyeceksin? Ha, diyebilirsin, engel yok. Peki o zaman ülkene verilecek cezaların hesabını nasıl vereceksin? Ayrıca dikkat edin, Yargıtay 5. Ceza Dairesi TFF yöneticileri için bir içtihat oluşturdu bu kararı ile. Yargıtay diyor ki, “sizler kamusal faaliyet yürütüyorsunuz.” Yani bu ne demek? Bu şu demek, bundan sonra bir karar alırken bir değil beş bin düşüneceksiniz, çünkü artık hakkınızda görevi kötüye kullanma suçundan birileri suç duyurusunda bulunabilir. Çok yüksek meblağlı maddi, manevi tazminat davaları açılabilir. Yani artık birilerini kurtarmak için yanlış kararlar veremezsiniz, kendinizi kurtarmak için doğru ve hukuka uygun kararlar vereceksiniz. Aksi halde başınız fena halde derde girebilir. Bu karardan sonra isterlerse reddetsinler. Büyük sıkıntı olur kendileri açısından.
- Trabzonspor mutlaka o kupayı istiyor yani..
- Kupa bir sonuçtur sadece. Çok fazla da umurunda olduğunu zannetmiyorum Trabzonspor taraftarının. Takımları hem TFF yargılamasında, hem UEFA’da, hem de ceza yargılamasında aklandı. Tek bir yöneticisinin dahi bu işlere kalkışmadığı tescillendi. Mücadele ettiği rakibinin ise maalesef böyle eylemler içinde olduğu da kesinleşti. “O halde hakkaniyet neyse o uygulansın” diyor Trabzonspor taraftarı. Bunun sonucu kupanın iadesi ise o olsun, başka bir sonuç varsa o olsun. Önemli olan kupa değil yani. Bu ülkede egemen güçlerin “ne istersek onu yaparız. Ne yaparsak da yanımıza kar kalır” anlayışının kırıldığını göstermek. Hala ve her şeye rağmen, “bu ülkede adalet var” diyebilmek. Bu çok önemli. Çünkü bir ülkede hukuk yoksa, o ülkede aslında hiçbir şey düzgün gitmiyor demektir. Ekonomik göstergelerinin yukarıya doğru gittiği değil, haklının hakkının teslim edildiği ülkeler medenidir.
- Trabzonspor’un da tapeleri olduğu ancak bunun yargılama sırasında gizlenildiği iddiası var ortada. Sizce ne kadar doğru? Trabzonspor hakkında verilen karar doğru muydu?
- Trabzonspor Kulübü’nün bu süreçte PFDK’ya sevkedilen yöneticileri Sadri Şener, Nevzat Şakar ve Recep Denizeri’ydi. Üçü de yedi sıfır aklandı PFDK’da. Yani sadece benim oyumla değil, yedi üyenin yedisi de ceza tayinine yer yoktur dedi. Trabzonspor da yedi ayrı dosyadan sevkliydi. Bu yedi dosya için de yedi sıfır ceza tayinine yer yoktur kararı çıktı. Kaldı ki UEFA soruşturmalarında da Trabzonspor herhangi bir ceza almadı. Son olarak İstanbul 16 Ağır Ceza ve onun kararını onayan Yargıtay 5. Ceza Dairesi de Trabzonspor yöneticilerinin bu işlere kalkışmadığını kesin bir şekilde ortaya koydu. Üç ayrı yargılamadan da aklanmış bir kulüp için hala “Trabzonspor da bu işin içindeydi” demek, ne kadar doğrudur onu kamuoyu takdir etsin. “Trabzonspor’un tapeleri gizlendi” konusuna gelince, Trabzonspor’un kendi şike ya da teşvikini örtecek bir gücü olsaydı, şampiyon olmayı da becerirdi! Bunu ciddi ciddi söyleyenler var, inanabiliyor musun? Normalde, “Trabzonspor’un tapeleri gizlendi” diyen adamın akli melekelerinin yerinde olup olmadığını kontrol ettirmek lazımken, biz de televizyonda yorumcu yapıyorlar.
- Mecnun Odyakmaz, “Yargılamanın iadesi söz konusu olursa ben de Trabzonspor ile ilgili konuşacağım” diyor.
- Onun cevabını sayın Hacıosmanoğlu televizyonda verdi gayet güzel. Ayrıca Sayın Odyakmaz, bence şimdi konuşsun. Neden yargılamanın iadesini bekliyor ki? Ya da dava sırasında neden konuşmamış, madem elinde Trabzonspor ile ilgili belgeler varmış. Yargılaması süren davada yargılamanın seyrini değiştirecek delil mi saklamış yani, onu mu demek istiyor ben çok anlamadım. Şayet öyleyse o da ayrı bir suç, bilmesinde fayda var.
- Şikeyle ilgili cezaların yüksek olduğuna siz de katılıyor musunuz peki?
- Evet, katılıyorum. Bu, netice itibarıyla bir tehlike suçudur. Bu kadar ağır cezalarla müeyyidelenmesi bana göre de doğru değil. Hakkı yenenin zararının tazmin edilmesi, haksız yere elde edilen kazanımların iadesi ve sanıklar hakkında da çok ağır para cezası bana göre yeterlidir. Ama ne yapalım bugün mevzuat böyle. Bu kadar yüksek cezalar yanlış, orası doğru. Ancak eldeki mal bu, yapacak bir şey yok, herkesin yasalara saygı göstermesi lazım.
- Siz bu operasyonlarda paralel yapılanma şeklinde anılan yapının bir parmağı olduğunu düşünüyor musunuz?
- Ben hukukçuyum. Bu kavga beni çok ilgilendirmiyor. Müslüman Ortodoksisinin kendi içindeki iktidar mücadelesi bu. Benim bakacağım şey dosyadır. Sahte delil var mı, yargılama usulüne uygun yapılmış mı, savunma hakları kısıtlanmış mı, usulsüz elde edilmiş kanıtlara dayanılmış mı önemli olan odur. Bunlar varsa elbette bu dosya yeniden ele alınmalı, yargılama yenilenmeli. “Hapiste bir tek masum varsa, o ülkedeki hiç kimse özgür değildir” diyor Ursula Guin. Ama bunlar yok da, siz yasa dışı eylemlerinize bahaneler üretiyorsanız, kusura bakmayın da ben o oyuna gelmem.
- Trabzonspor yeni bir hukuk mücadelesi başlatacakmış ve sizin de kurulacak hukuk ekibinin içinde yer alacağınız söyleniyor..
- Doğru değil. Daha önce bana sayın Hacıosmanoğlu kulübün genel vekaletnamesini çıkartmak istedi, kabul etmedim. Ondan önce sayın Sadri Şener de söylemişti, ona da hayır demiştim. Ben Trabzonsporluyum, benden yardım istenmese de haklı davasında zaten yanında olurum Trabzonspor’un. Bunun için bir kağıt parçasına, ya da profesyonel bir iş ilişkisine ihtiyacım yok. Kaldı ki bu davada Trabzonspor hukuki olarak yapacağı pek az şey kaldı. Tüm mercilerce haklılığı kanıtlanmış bir kulüp var ortada. Hala hak ettiği adaleti bulamadıysa, demek ki bu hukukla falan alakalı değil. Kulübü yönetenler, adaleti beklediği yeri sorgulamalı.
- Son olarak, Trabzonspor nasıl kurtulur?
- Kurtarılma fikrinden kurtulduğu gün kurtulur. Çünkü Trabzonspor’un kurtarılmaya ihtiyacı yok. İhtiyacı olan şey, sistemli, planlı, programlı bir yönetim anlayışı. Borçlar önemli değil. Herkesin borcu var. Zaten bütün sistem krediler üzerinden yürüyor. Koskoca devletler borçlu ve kredi kuruluşlarından para alarak işlerini görüyorlar. Burada önemli olan mevcut parayı doğru yönetebilmek, piyasalara güven aşılayabilmek. Bunu becerebilirseniz sizin önünüze istemediğiniz kadar kapı açılır. O zaman borçlanmaktan da korkmamak gerekiyor.
-Teşekkürler
Kaynak: sporx.com
[Bağlantı erişilemez]