- Katılım
- 4 Haz 2007
- Mesajlar
- 8,468
- Beğeni puanı
- 0
- Puanları
- 36
- Cinsiyet:
- bayan
- Nerden:
- secilmemis
.Nutuk Ve Medeni Bilgiler...Mustafa Kemal Müslüman Olmadığını İtiraf Ediyor...
Aşağıdaki Fikir İngiliz Tarihçi Wels'e aittir,Atatürk bu sözleri kendi ağzıyla aktarmış ve 'tatlı' diyerek katıldığını ifade etmiştir...
Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren «birleşik bir dünya devleti» kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.
Bizi ilgilendiren kısmı Müslümanlıktan vazgeçmeninde olduğu bir metne ''tatlı olduğunu inkar etmiyorum'' diyerek katılmasıdır...
Yani Müslüman olmadığımı inkar etmiyorum diyor..
[Bağlantı erişilemez] [13. Paragraf]
Hatta Nutuk'ta Atatürk'ün müslüman gibi konuştuğunu da fark edersiniz ama kafanız karışmasın...
Müslümanlıktan vazgeçelim diyen biri karşımıza geçip Kuran okusa müslüman değildir.
Nutuk'tan ikinci belge Atatürk'ün Şeriat'a çağdışı demesidir.
Ey Muhammed,biz seni ŞERİAT üzerine hakim kıldık.Sen ona uy;ona uymayanların heveslerine
uyma...(Casiye 18)
Şeriat görüldüğü üzere Allah'ın kesin uymamızı istediği kanun düzenidir.
"Çünkü, «şeriat» demek «kanun» demektir. «Şeriat hükümleri» demek «kanun hükümleri» demekten başka bir şey değildir ve olamaz. Başka türlüsü çağdaş hukuk anlayışı ile bağdaştırılamaz. Bu böyle olunca, «şeriat hükümleri» deyimiyle kastedilen anlam ve kavramın büsbütün başka bir şey olması gerekir."
[Bağlantı erişilemez] [5. Paragraf]
Yine burada Atatürk'ün müslüman gibi konuştuğuna tanık olabilirsiniz.
Ama ne yaptığını çok iyi bilmektedir...
Çünkü Şeri kanun demektir...
AYRICA:
Atatürk Kuran'ı Tercüme Ettirdi,Müslüman Olmasaydı Tercüme Ettirmezdi Diyenlere Cevap:
Jean Meslier'in Tanrısızlığın İlmihali adlı kitap Mustafa Kemal Atatürk‘ün emriyle, 1928 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında Aklı Selim adıyla yayımlandı ve basımı İstanbul’ da, Devlet Matbaası’nda eski harflerle gerçekleştirildi. Genç Cumhuriyet’in Aydınlanma savaşlarından Dr. Abdullah Cevdet‘in bu çevirisi, 1929‘ da Latin harfleriyle yeniden yayımlandı.
Bir kimse Kuran'ı Türkçe'ye çevirttiriyor diye müslüman oluyorsa bu kitabı çevirttirdi diye de ateist olması gerekir.Halbuki bir insan hem müslüman hem de ateist olamaz.Bir müslüman küfrün yayılma endişesiyle böyle bir şeye kalkışmaz.Demek ki Atatürk müslüman değil...
Şimdi de Kazım Karabekir'i dinleyelim...
Evet Karabekir; "Arapoğlunun yavelerini (saçmalıklarını) Türkoğullarına öğretmek için Kur’anı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip aldanmakda devam etmesinler!…
Şüphe yok ki, yakın günlere kadar Kur’anı ve Peygamberi her yerde medh ve sena eden ve hatta hutbe okuyan bir insandan bu sözleri beklemek herkese eza (sıkıntı,üzüntü) veriyordu."
Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası: Atatürk-Karabekir, Yayına hazırlayan: İsmet Bozdağ, Emre Yayınları, Aralık 1991, Syf:159
Aşağıdaki Fikir İngiliz Tarihçi Wels'e aittir,Atatürk bu sözleri kendi ağzıyla aktarmış ve 'tatlı' diyerek katıldığını ifade etmiştir...
Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren «birleşik bir dünya devleti» kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.
Bizi ilgilendiren kısmı Müslümanlıktan vazgeçmeninde olduğu bir metne ''tatlı olduğunu inkar etmiyorum'' diyerek katılmasıdır...
Yani Müslüman olmadığımı inkar etmiyorum diyor..
[Bağlantı erişilemez] [13. Paragraf]
Hatta Nutuk'ta Atatürk'ün müslüman gibi konuştuğunu da fark edersiniz ama kafanız karışmasın...
Müslümanlıktan vazgeçelim diyen biri karşımıza geçip Kuran okusa müslüman değildir.
Nutuk'tan ikinci belge Atatürk'ün Şeriat'a çağdışı demesidir.
Ey Muhammed,biz seni ŞERİAT üzerine hakim kıldık.Sen ona uy;ona uymayanların heveslerine
uyma...(Casiye 18)
Şeriat görüldüğü üzere Allah'ın kesin uymamızı istediği kanun düzenidir.
"Çünkü, «şeriat» demek «kanun» demektir. «Şeriat hükümleri» demek «kanun hükümleri» demekten başka bir şey değildir ve olamaz. Başka türlüsü çağdaş hukuk anlayışı ile bağdaştırılamaz. Bu böyle olunca, «şeriat hükümleri» deyimiyle kastedilen anlam ve kavramın büsbütün başka bir şey olması gerekir."
[Bağlantı erişilemez] [5. Paragraf]
Yine burada Atatürk'ün müslüman gibi konuştuğuna tanık olabilirsiniz.
Ama ne yaptığını çok iyi bilmektedir...
Çünkü Şeri kanun demektir...
AYRICA:
Atatürk Kuran'ı Tercüme Ettirdi,Müslüman Olmasaydı Tercüme Ettirmezdi Diyenlere Cevap:
Jean Meslier'in Tanrısızlığın İlmihali adlı kitap Mustafa Kemal Atatürk‘ün emriyle, 1928 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında Aklı Selim adıyla yayımlandı ve basımı İstanbul’ da, Devlet Matbaası’nda eski harflerle gerçekleştirildi. Genç Cumhuriyet’in Aydınlanma savaşlarından Dr. Abdullah Cevdet‘in bu çevirisi, 1929‘ da Latin harfleriyle yeniden yayımlandı.
Bir kimse Kuran'ı Türkçe'ye çevirttiriyor diye müslüman oluyorsa bu kitabı çevirttirdi diye de ateist olması gerekir.Halbuki bir insan hem müslüman hem de ateist olamaz.Bir müslüman küfrün yayılma endişesiyle böyle bir şeye kalkışmaz.Demek ki Atatürk müslüman değil...
Şimdi de Kazım Karabekir'i dinleyelim...
Evet Karabekir; "Arapoğlunun yavelerini (saçmalıklarını) Türkoğullarına öğretmek için Kur’anı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip aldanmakda devam etmesinler!…
Şüphe yok ki, yakın günlere kadar Kur’anı ve Peygamberi her yerde medh ve sena eden ve hatta hutbe okuyan bir insandan bu sözleri beklemek herkese eza (sıkıntı,üzüntü) veriyordu."
Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası: Atatürk-Karabekir, Yayına hazırlayan: İsmet Bozdağ, Emre Yayınları, Aralık 1991, Syf:159