Antakya Hırıstiyanlık açısından ayrı bir önem taşır

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan dag-han
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

dag-han

T.C. Oğuzlar
Uzman Üye
Katılım
7 Ocak 2009
Mesajlar
7,520
Beğeni puanı
0
Puanları
36
Cinsiyet:
erkek
Nerden:
secilmemis
Antakya Hırıstiyanlık açısından ayrı bir önem taşır. İlk kilise burada kuruldu. Hırıstiyan dünyasında ilk vaftiz töreni Antakya'da yapıldı. Kentte putperestlerin yanısıra hali vakti yerinde büyük bir yahudi topluluğu da vardı. O zamanlar yeni bir din olan Hırıstiyanlık kısa sürede pek çok ülkeye üye kazandı. Hem yahudi hem putperestlikten gelmiş olmaları nedeniyle onlara özel yeni bir isim gerekti. Böylece İsa'nın yolunu izleyenler kendilerini "Hıristiyan" olarak adlandırdılar. Bu ilk olarak Antakya'da İ.S. 40 yıllarında oluyordu. Daha sonra 252 ve 300 yılları arasında kilisenin düzenlediği , konsil olarak adlandırılan genel toplantılardan 10'nu burada gerçekleşti ve şehir Asya Patriği'nin ikamet yeri oldu. İ.S. 341 yılında Constantius'un Antakya'daki Altın Kilisesi'nin takdis töreni vesilesiyle topladığı konsil Hırıstiyanlık tarihinde özellikle anılmaya değer. Bu toplantıda İsa'nın Tanrı ile aynı kökten olduğunu savunan Nikaia tanımı kınanarak yadsınmıştır. Aslında Antakya Okulu İsa'nın bütünüyle bir insan olduğu görüşüne hep sahip çıkmıştır. Hemen hemen bütün doğu ayin usullerinin ilk örneği olan Antakya Ayin Usulü, Antakya Patrikliği'nden doğmuş; daha sonra Bizans ve İskenderiye Ayin Usulleri'nin kaynağı olmuştur.

Erken Hırıstiyanlık Dönemi'nde bir din merkezi olarak ünlenen şehir Bizans tarihi boyunca gelişmesini sürdürdü. İ.S. VI. yüzyılda İmparator Justinyen Dönemi'nde iki deprem, bir büyük yangın ve bir veba salgınına sahne oldu. Persler tarafından yağma edildi. İzleyen yıllarda Bizanslılar, Araplar, Selçuklular kent için savaştılar. İ.S. 638'de Araplar, İ.S. 969'da Bizanslılar, İ.S. 1084'te Selçuklu Türkleri, İ.S. 1098'de Haçlılar tarafından ele geçirildi. İ.S. 1137'de tekrar Bizanslıların, İ.S. 1268'de de şehri neredeyse haritadan silen Memlüklülerin eline geçti. Bu savaşlardan ağır zararla çıkan Antakya İ.S. 1516 yılında Osmanlı Türkleri'nin egemenliğine girdi.

1864 ve 1865 yılları arasında bölge ayaklanmalara sahne oldu. Bunun üzerine Osmanlı Devleti Hassa Ordusu Komutanı olan Derviş Paşa'yı, düzeni sağlamak için bölgeye gönderdi. Derviş Paşa ordusunu buraya yönlendirerek bugünkü şehrin bulunduğu yere kamp kurdu. Çe
vre köylerin yardımıyla ayaklanmaları bastırdıktan sonra kamp kurmuş olduğu yere ordusunun adından esinlenerek "Hassa" adı verildi.




Saint Pierre ( Aziz Petrus Kilisesi ) :
Antakya'nın hemen dışında şehir merkezinin 2 km. doğusuna düşen Stavrin (Haç) Dağı'nın güney yamacında bir mağara kilisedir. Saint Pierre Kilisesi Saint Petrus'un ilk vaazını vermiş olduğu yer olması nedeniyle, Hırıstiyanlık tarihinde büyük bir öneme sahiptir. Nitekim Saint Petrus'un İ.S. 47 ve 54 yılları arasında Antakya'da olduğu bilinmektedir. Bir duvarla çevrelenen kilise 9,5 metre genişliğinde 13 metre uzunluğunda 7 metre yüksekliğindedir. Bugünkü yapı İ.S. XII ve XIII. yüzyıla aittir.

Söylenceye göre on iki havarinin başı olan Saint Petrus, bu doğal mağarada Saint Barbara, Saint Luka, Saint Markos ile biraraya gelmiş ve Hırıstiyanlığı yaymak için çalışmalar yapmıştır. Bu mağarada ilk dini toplantıları yapan, o zamanlar herhangi bir isimle anılmayan bu topluluğa "Hırıstiyan" ( Hıristos) adı verilmiştir. Bu nedenle "St.Pierre Kilisesi" Hırıstiyanlığın ilk kilisesi olarak bilinir.
Kilisenin sol tarafında yer alan ve kısmen kapalı olan tünel, Hırıstiyanların bir saldırı anında kaçmasını sağlamak amacıyla kullanılmıştır. Kilisenin sağ tarafında birkaç yıl öncesine kadar kayalardan sızan ve iyileştirici özellikleriyle bilinen takdis edilmiş bir kaynak su bulunuyordu. Görünen o ki, meydana gelen depremlerle yolu değişmiş, daha sonra kaybolmuştur. Günümüze bir zamanlar sadece suyun aktığı yerde vaftiz için kullanılan bir su yalağı kalmıştır.

St. Pierra Kilisesi 1580 yılında Müslümanlar tarafından Ortodokslara verilmiştir. Suriye'deki Vatikan Temsilcisi, 1586 yılında Halep'teki Fransız Konsolosluğu'ndan aldığı kiliseyi, 1846'dan beri Antakya'da bulunan Kapuçin Rahipleri'ne teslim etmiştir. Haçlılar Antakya'nın Hırıstiyan egemenliği altında bulunduğu 1098 yılında Bizans stilinde iki kemerle ön cepheyi birbirine bağlamışlardır. Ön cepheden üç kapı aracılığıyla kilseye girilmektedir. Kilisenin iç tabanında V. yüzyıla tarihlenen mozaikler dikkat çeker. Arka duvarın yanında beyaz taşlardan yapılmış bir sunak bulunur. Bu sunağın üzerinde doğal bir oyuk vardır. 1932 yılında kiliseye beyaz mermerden yapılmış Aziz Petrus Heykeli konmuştur. Aynı kayalık duvar üzerinde eskiden kalan bir zamanlar sunağın üst tarafındaki bütün duvarı kaplayan fresklerden bazı izler görülmektedir. 1990 yılında sunağın arkasına taştan yapılmış bir kürsü yerleştirilmiştir.
Papa VI. Paul tarafından 1963 yılında Haç yeri olarak ilan edilen, böylece Hırıstiyanlığın ilk kilisesi olduğu doğrulanan St. Pierre Kilisesi bugün İl Müzesi'ne bağlı bir birim olarak hizmet vermektedir. Katolik Kilisesi tarafından yılın her 29 Haziran günü ayin düzenlenmekte ve bu ayine kalabalık bir cemaat topluluğu katılmaktadır.
Hatay Arkeoloji Müzesi :
Dünyanın en ünlü, en dikkate değer mozaik müzelerinden biri olan müzenin yapımına 1934 yılında başlanmış, 1939 yılında bitirilmiştir. Müze dokuz yıl süren bir restorasyonun ardından 23 Temmuz 1948'de ziyarete açılmıştır. Müzede sergilenen eserler, 1933 - 1938 yılları arasında Amik Ovası'ndaki Cüdeyde, Dehep ve Tainat'ta kazı yapan Chicago Oriental Institue, 1936'da El-Mina'da, 1937 - 1948 yılları arasında Aççana Höyüğü'nde British Museum adına Sir Leonard Woolley ve yine Antakya yöresinde kazı yapan Princeton Üniversitesi tarafından ortaya çıkarılmıştır.
Müzedeki mozaik kolleksiyonu dünyada ikinci büyüktür. Eserler Roma ve Bizans Dönemleri'nin II, III, IV, V ve VI. yüzyıllarına tarihlenir. Anılan mozaiklerde mitolojik konular, av, savaş, mevsimler, balıkavı ve geometrik şekiller şaşırtıcı güzellikte küçük renkli taşlar kullanılarak işlenmiştir. Mozaik sanatının klasik dönemi olarak bilinen Antoninus ve Severus Dönemlerine ait eserler muhteşemdir.
Bu dönemlerde dinsel yapıların yalın mozaiklerinde basit desenler yeğlenirken kamu yapılarında toplumsal yaşama ilişkin sahnelere yer verilmiştir. Müzede ayrıca Hitit ve Asur Dönemleri'ne ait taş ve cam eserler, değişik aletler, altın süs takıları, sikkeler sergilenmektedir.
Haron ( Charonion ) Kabartmaları :

St. Pierre Kilisesi'nin 200 metre kuzeyinde bulunan kabartmalar, kayalara oyulmuş dev bir büstle dikkat çeker. Büst, başında örtü bulunan tamamlanmamış bir kadın portresini andırmaktadır. Kabartma I. yüzyılda, Antiochus zamanında bir veba salgını sırasında yapılmıştır.
Söylenceye göre, çok sayıda insanın ölümüne yolaçan veba salgınını önlenmesi için danışılmış, kahinin tavsiyesine uyularak şehri yüksekten gören kayaya yüzü olmayan bir mask oyulmuş ve üzerine ölümleri önleyecek sözler yazılmıştır. " Cehennem Kayıkçısı Hero" ya da " Günahkarlar Hamamı" adıyla da anılan kayalığın yüksekliği 25-30 metredir. Haç Dağı'nın Antakya'yı gören yüzünde hala ihtişamla kente bakmaktadır.

Antakya Tyke'si :

İ.Ö. IV. yüzyılda I. Seleukos'un şehri kurmasıyla yapılan kale, azametiyle dikkat çeker. Büyük bir kısmı günümüzde hala sağlam durmaktadır. Sayısız savaşlarda yer yer yıkılan kale İ.S. VI. yüzyılda İmparator Justinyen tarafından yeniden yapılmıştır. Antakya Kalesi dünyanın en büyük kalelerinden biridir. Nitekim İstanbul Surları'ndan sonra Türkiye'deki en uzun surlara sahiptir. Bu surlar Helenistik ve Bizans Dönemleri'ne tarihlenir. Gözlem kuleleriyle kesilmiş çevre yapısının uzunluğu 23.600 metredir.

Kalenin 5 kapısı bulunmaktadır. Büyük taşlar kullanılarak yapılan Antakya Kalesi'nin iki ünlü kapısı vardır. Bu şehirlere açılması nedeniyle Halep (Demirkapı) ve Şam Kapısı olarak adlandırılan kapılar kuzey tarafında yer alır. İ.S. VI. yüzyılda yapılmış Halep Kapısı'nın genişliği 10 metredir ve bu rakam bize kalenin gerçek büyüklüğü hakkında ipucu vermektedir. Yapımında kullanılan büyük taşların birbirine perçinlenmiş gibi görünmesi teknik ve estetik açıdan önem arzetmektedir.

Habib_ün Neccar Cami :
İl olarak Memlük Sultanı Baybars zamanında (1223-1277) yapılmıştır. Eski bir Roma Tapınağı'nın yerine yapılan bir kiliseden dönüştürülen cami XVII. yüzyılda Osmanlı Dönemi'nde yeniden yapılmıştır. Osmanlı Mimarisi'ni yansıtan yapının altında halkın ziyaret ettiği üç mezar bulunur. Bu yer Kurân'de Habib-ün Neccar'la ilgili olayın geçtiği yer olması nedeniyle kutsaldır. Taş işlemeciliği ile dikkati çeken Taç Kapı üzerindeki kitabede " Yeniden Yapım Tarihi:1858" yazılıdır. Şadırvan 1853 tarihlidir.


Trajan Su Kemerleri (Kandra) :
Harbiye Çağlayanları'ndan Antakya'ya su getirmek amacıyla Roma İmparatoru Trajan tarafından yaptırılmıştır. 9 km. uzunluğundaki kemerler bugün çok tahrip olmuş bir haldedir. Halk arasında Kandra olarak anılan su kemerlerinin az sayıdaki kalıntısı bile projenin mükemmeliyeti hakkında fikirler vermektedir.


Harbiye :

Antakya'ya 8 km. uzaklıkta antik bir yerleşim yeridir. Çağlayanlar Bölgesi olarak da adlandırılan Harbiye, çok eski zamanlardan beri mesire yeri olarak ziyaret edilir. Burada yapılan kazılarda mozaik döşemeli Roma Villaları ortaya çıkarılmıştır. Antakya Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen eserlerin büyük bölümü bu bölgeye aittir.

Katolik Kilisesi :
Antakya kent merkezinde Kurtuluş Caddesi'ndedir. Katolikler, 600 yıl aradan sonra Osmanlı Dönemi'nde Antakya'ya döndüler. İlk gelenler bir kilise ve Hırıstiyanlar için bir okul açtılar. Daha sonra gelen Fransız Rahipleri de Antakya'ya küçük bir manastır kurdular. 1852 yılında dönemin Osmanlı padişahından bir Katolik Kilisesi kurmak için izin aldılar. Birkaç yıl sonra kiliseyi yaptılar.
1939 yılında bulundukları yerden taşınmak zorunda kalan katolikler, eski çalışmayan bir şeker fabrikasına yerleştiler. Bu onların kuracakları yeni kilisenin yeriydi. Yapılan düzenlemelerle bugünkü şeklini alan kilise, ufak bir manastır, Aziz Petrus ve Paulus'un adını taşıyan küçük bir şapel, Hırıstiyan cemaat ve hacıların toplantıları için iki salon ve üç bahçeden oluşmaktadır.















İSKENDERUN​


İ.Ö. 333' de Alexandreia adı altında Büyük İskender tarafından kuruldu. Aynı adı taşıyan diğer şehirlerden ayırt etmek için "Alexandreia Scabiosa" diye de adlandırıldı. Bu isim İ.S. IV. yüzyılda Alexandreia Minor yani Küçük İskenderiye olarak değiştirildi.
Her ne kadar kentin oldukça parlak bir geçmişi varsa da, bunu gösterecek çok az şey kalmıştır. Şehirde bugünkü Esentepe'yi kaplayan, tarihi İssos savaşında ölenler için yapılmış bir anıt mezar (Nekropol) vardır. Gerçekte kentin tarihi daha eskiye, Hellenistik Dönemden öncesine uzanır. Önceleri Myriandros diye adlandırılan şehir İ.Ö. 1500 yıllarında Fenikeliler tarafından kurulmuştur. Nitekim kazıların ortaya çıkardığı döneme ait bulgular bu teoriyi doğrulamaktadır.
Tarih boyunca, bir çok akımlara sahne olan İskenderun sırasıyla İ.Ö. 64'te Romalılar, 638' de Araplar, 969' da Bizanslılar, 1084'te Selçuklu Türkleri, 1098' de Haçlılar, 1137' de tekrar Bizanslılar, 1268'de Memlüklülerin eline geçti. 1516' da Osmanlı Devletinin idaresi altına girdi.
Şalan (Şivlan) Kalesi :

Amanos Dağları'nı aşarak İskenderun Körfezi'ni Kırıkhan Ovasına bağlayan, Değirmendere yakınındaki bir dağ yolunda, sarp bir tepe üzerindedir. Helenistik Dönem'de yapılan kale Bizans ve Haçlılar tarafından karakol, gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır.

Sarıseki Kalesi :
İskenderun'a 10 km. uzaklıkta, Helenistik Dönemden kalma bir kaledir. Osmanlıların eline geçmeden önce, sırasıyla Roma, Bizans, Haçlı ve Selçuklular tarafından kullanılmıştır. Kapı üzerinde bulunan Arapça yazı kalenin Memlüklüler tarafından yeniden yapıldığını bildirir. Osmanlı Döneminde 1516 yılında, Yavuz Sultan Selim zamanında başlayan onarım, 1549 yılında Kanuni Sultan Süleyman devrinde bitirilmiştir. Askeri bölge sınırları içinde olduğundan ziyarete açık değildir.
Yunus Sütunu:
İskenderun - Payas Demiryolu üzerinde Nato İskelesi yakınında, İskenderun'a giriş kapısı durumundadır. Rivayete göre Büyük İskender'in cesedi bu kemer üzerinde yerleştirilmiştir. Diğer bir rivayete göre Yunus Peygamber yunus balığının karnından burada karaya çıkmıştır.
Kaptanpaşa Camii :
İskenderun şehir merkezinde Ulucami caddesi üzerindedir. 1280 tarihinde yapılan caminin iki minaresi daha sonra eklenmiştir. Şehrin en büyük camisidir.
Latin Katolik Kilisesi :

1600' lü yılların başında Kapuçin Rahipleri tarafından kurulan kilise Mithatpaşa Caddesi üzerindedir. 1888 yılında büyük bir restorasyon geçiren yapı toplam 114 sütun üzerine oturur. Pek çok spor ve kültür faaliyetlerine sahiptir. İskenderun Belediye Sarayı yanında bulunan kilisede haftanın her günü ayin yapılmaktadır.


Güzelyayla St. Meryem Ana Katolik Kilise ve Manastırı :
Önceleri Belen'de faaliyet gösteren St. Maria Kilisesi, dönemin ilçe yönetimi tarafından istimlak edilerek okul haline dönüştürülmüş, cemaate Güzelyayla' da başka bir yer tahsis edilmiştir.
1920 yılında yaptırılan Meryem Ana Kilisesi ve Manastırı'nda sedece yaz aylarında ibadet yapılmaktadır. İskenderun Latin Katolik Kilisesi'ne bağlı olan kilise 15 Ağustos'ta Meryem Ana'nın göğe yükselmesine adanmıştır.

Karasun Manuk Kilisesi :
Yapılış tarihi 1872' dir. Daha sonra restore edilen kilise halen kullanılmaktadır.


Marcircos Ortodoks Kilisesi :
1585 yılında kurulan kilise Denizciler caddesi üzerindedir. Halen yöre halkı tarafından gerek ibadet, gerekse adakta bulunmak için kullanılmaktadır. Marcircos Ortodoks Kilisesi'nde 5 Mayıs Hıdır İlyas Şenlikleri ve 6 Mayıs Aziz'in isim günü kutlamaları yapılmaktadır.

Aziz Nikola Ortodoks Kilisesi :
1870 yılında kurulan kilise İskenderun'un en işlek caddesi olan Şehit Pamir üzerindedir. Halen ibadete açık olan kilisede paha biçilmez tablolar ve işlemeler vardır.
Tarihi Saat :
Hatay'ı işgal eden Fransızlar tarafından yapılmıştır. 1925 yılında başlayan saat inşaatı 1936 yılında tamamlanmıştır. 1960 yılından beri Kamil Karagözoğlu adlı sanatçının bakımı altında bulunmakta olup saat bugün bile kusursuz bir şekilde çalışmaktadır.


SAMANDAĞ


Şehir, İ.Ö. 300 yılında, Musa Dağı eteklerinde Antakya'nın bir limanı olarak kurulmuştur. Ardından Roma hakimiyeti altına girmiş, İ.S. I. yüzyılın ikinci yarısında önemi artmıştır. Büyüyerek gelişmiş, koruma amacıyla savunma duvarları içine alınmıştır. İmparator Vespasianus şehre kendi adını verdiği yeni bir liman yaptırmıştır. Bu liman tüm bölge için çok önemli olmuş, şehir ticari olarak gelişmiştir. Nitekim limana gelen yükler Asi Nehri üzerinden taşınarak Antakya'ya ulaştırılmıştır.

Samandağ İncil'de St. Paul ve Barnabas'ın misyonerlikleri sırasında Kıbrıs'a gitmek için gemiye bindikleri liman olarak zikredilir. Antik şehrin Musa Dağı'na doğru yükselen tepelerinde bu dönemden kalma tapınak kalıntılarına rastlamak mümkündür. İlçe merkezindeki Hızır A.S. türbesi Samandağ'ın önemli bir sembolüdür.

Çevlik (Seleukeia Pieria) :
Uluçınar'a (Arsuz'a) sahil yolundan 42 km. Antakya'ya 35 km. Samandağı'na 5 km. uzaklıktadır. İ.Ö. 300 yılında Büyük İskender'in komutanlarından Seleukos Nikator tarafından Seleucia Piera adıyla kurulmuştur. Şehir kısa zamanda büyümüş, bölgenin önemli bir limanı olmuştur. Kent Romalılar tarafından dünyanın ilk başkenti olarak ilan edilmiş, ne varki stratejik konumundan dolayı, başkentlik Antakya'ya taşınmıştır.

1978 yılında bölgede yapılan kazıların ortaya çıkardığı mezarlarda çeşitli takılar, özel eşyalar gibi gömü sunuları bulunmuştur. 24 km. yi bulan uzunluğuyla Samandağ, dünyanın en uzun kumsalına sahiptir.










Kaya Mezarları ve Beşikli Mağara :...................



türkiye baskalarin elinde olsaydi türkiye yi hiristiyanlarin mekkasi yaparti .
söylediklerim yanlis anlasilmasin hiristiyanlarin mekkasi sadece turizimdem gelen pararalarla bu ülke nin sirti yere gelmezdi ama insanlarimiz gecmisteki olan miraslari ne yazikki sahip cikmasini bilmiyor ..
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst Alt