kanka.net'e hoş geldiniz.!

Forumda paylaşım yapmak ve tamamen tüm özelliklerden yararlanmak için hemen kayıt olmayı unutmayınız.

Kayıt Ol!
  • Sitenin kalıcılığı için... Konu açın, açık konulara yorum yapın siteye katkıda bulunun. Siteyenin hitleri düşmektedir, biraz daha düşüşte komple kapatmaktan başka çaremiz kalmıyacaktır.

♥-YÂSÎN-İ ŞERiF -♥(Arapça okumasını bilmeyenlere ezberlemede kolaylık olsun diye...)

Kılıç Aslan

Platin Üye
Katılım
20 May 2012
Mesajlar
8,283
Arapça okumasını bilmeyenlere ezberlemede kolaylık olsun diye...



OKUNUŞU:
Bismillâhirrahmânirrahîm


(1) Yâsîn (2) Vel Kur'ân-il hakîm (3) İnneke leminel mürselîn(4) Alâ sırâtın müstakîm (5) Tenzîlel azîzirrahîm (6) Litünzira kavmen mâ ünzire âbâühüm fehüm gâfilûn (7) Lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm lâ yü'minûn (8) İnnâ cealnâ fî a'nâkihim aglâlen fehiye ilel ezkâni fehüm mukmehûn (9) Ve cealnâ min beyni eydîhim seddev ve min galfihim seddev feağşeynâhüm fehüm lâ yübsirûn (10) Ve sevâün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minûn (11) innemâ tünzirü menittebazzikra haşiyerrahmâne bilgaybi febeşşirhü bimağfiretiv ve ecrin kerîm (12) İnnâ nahnü nuhyil mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehüm ve külle şey'in ahsaynâhü fî imâmin mübîn (13) Vadrib lehüm meselen ashâbel karyeh. İz câehel mürselûn (14) İz erselnâ ileyhi müsneyni fekezzebûhümâ fe azzeznâ bisâlisin fekâlû innâ ileyküm mürselûn (15) Kâlû mâ entüm illâ beşerün mislünâ vemâ enzelerrahmânü min şey'in in entüm illâ tekzibûn (16) Kâlû rabbünâ ya'lemü innâ ileyküm lemürselûn (17) Vemâ aleynâ illel belâgul mübîn (18) Kâlû innâ tetayyernâ biküm lein lem tentehû le nercümenneküm vele yemessenneküm minnâ azâbün elîm (19) Kâlû tâirüküm meaküm ein zikkirtum bel entüm kavmün müsrifûn (20) Vecâe min aksalmedineti racülün yes'â kâle yâ kavmittebiul mürselîn(21) İttebiû men lâ yeselüküm ecran ve hüm muhtedûn (22) Vemâ liye lâ a'büdüllezî fetarenî ve ileyhi türceûn (23) Eettehizü min dûnihî âliheten in yüridnirrahmânü bi-durrin lâ tuğni annî şefâatühüm şey'en velâ yünkizûn (24) İnnî izen lefî dalâlin mübîn (25) İnnî âmentü birabbiküm fesmeûn (26) Kîledhulil cennete, kâle yâleyte kavmî yâ'lemûn(27) Bimâ gaferelî rabbî ve cealenî minel mükremîn (28) Vemâ enzelnâ alâ kavmihî min badihî min cündin minessemâi vemâ künnâ münzilîn (29) İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâhüm hâmidûn (30) Yâ hasreten alel ibâdi mâ ye'tîhim min resûlin illâ kânûbihî yestehziûn (31) Elem yerev kem ehleknâ kablehüm minel kurûni ennehüm ileyhim lâ yerciûn (32) Ve in küllün lemmâ cemî'un ledeynâ muhdarûn (33) Ve âyetün lehümül ardul meytetü ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhü ye'külûn (34) Ve cealnâ fîhâ cennâtin min nahîliv ve a'nâb ve feccernâ fîha minel uyûn(35) Liye'külû min semerihî vemâ amilethü eydîhim efelâ yeşkürûn(36) Sübhânnellezî halekal ezvâce küllehâ mimmâ tünbitül ardu ve min enfüsihim ve mimmâ lâ ya'lemûn(37) Ve âyetün lehümülleyü neslehu minhünnehâre fe izâhüm muzlimûn(38) Veşşemsü tecrî limüstekarrin lehâ zâlike takdîrul azîzil alîm (39) Velkamere kaddernâhü menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm (40) Leşşemsû yenbegî lehâ en tüdrikel kamere velelleylü sâbikunnehâr ve küllün fî felekin yesbehûn (41) Ve âyetül lehüm ennâ hamelnâ zürriyyetehüm fil fülkil meşhûn (42) Ve halâknâ lehüm min mislihî mâ yarkebûn (43) Ve in neşe' nugrıkhüm felâ sarîha lehüm velâhüm yünkazûn (44) İllâ rahmeten minnâ ve metâan ilâ hîn (45) Ve izâ kîle lehümüttekû mâ beyne eydîküm vemâ halfeküm lealleküm türhamûn(46) Vemâ te'tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu'ridîn (47) Ve izâ kîle lehüm enfikû mim mâ rezakakümüllâhü, kâlellezîne keferû, lillezîne âmenû enut'ımü menlev yeşâullâhü et'ameh, in entüm illâ fî dalâlin mübîn (48) Ve yekûlûne metâ hâzel va'dü in küntüm sâdikîn (49) Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhideten te'huzühüm vehüm yehissimûn (50) Felâ yestetîûne tavsıyeten velâ ilâ ehlihim yerciûn (51) Ve nüfiha fîssûri feizâhüm minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn (52) Kâlû yâ veylenâ men beasena min merkadina hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekal mürselûn (53) İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâ hüm cemî'un ledeynâ muhdarûn (54) Felyevme lâ tuzlemu nefsün şeyen velâ tüczevne illâ mâ küntüm tâ'melûn (55) İnne ashâbel cennetil yevme fîşüğulin fâkihûn (56) Hüm ve ezvâcühüm fî zılâlin alel erâiki müttekiûn (57) Lehüm fîhâ fâkihetün ve lehüm mâ yeddeûn (58) Selâmün kavlen min rabbin rahîm (59) Vemtâzül yevme eyyühel mücrimûn (60) Elem a'hed ileyküm yâ benî âdeme en lâ tâ'buduşşeytân innehû leküm adüvvün mübîn (61) Ve enî'budûnî, hâzâ sırâtun müstekîm (62) Ve lekad edalle minküm cibillen kesîran efelem tekûnû ta'kılûn (63) Hâzihî cehennemülletî küntüm tûadûn (64) Islevhel yevme bimâ küntüm tekfürûn (65) Elyevme nahtimü alâ efvâhihim ve tükellimünâ eydîhim ve teşhedü ercülühüm bimâ kânû yeksibûn (66) Velev neşâü le mesahnâhüm alâ a'yunihim festebekussirâta feennâ yübsirûn (67) Velev neşâü lemesahnâhüm alâ mekânetihim femestetâû mudıyyen velâ yerciûn (68) Ve men nüammirhü nünekkishü filhalkı, efelâ ya'kilûn (69) Ve mâ allemnâhüşşi'ra vemâ yenbegî leh in hüve illâ zikrün ve kur'ânün mübîn (70) Liyünzira men kâne hayyev ve yehıkkal kavlü alel kâfirîn (71) Evelem yerav ennâ halaknâ lehüm mimmâ amilet eydîna en âmen fehüm lehâ mâlikûn (72) Ve zellelnâhâ lehüm feminhâ rekûbühüm ve minhâ ye'külûn (73) Ve lehüm fîhâ menâfiu ve meşâribü efelâ yeşkürûn (74) Vettehazû min dûnillâhi âliheten leallehüm yünsarûn (75) Lâ yestetîûne nasrahüm ve hüm lehüm cündün muhdarûn (76) Felâ yahzünke kavlühüm. İnnâ na'lemü mâ yüsirrûne vemâ yu'linûn (77) Evelem yeral insânü ennâ halaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn (78) Ve darebe lenâ meselen ve nesiye halkah kale men yuhyil izâme ve hiye ramîm (79) Kul yuhyihellezî enşeehâ evvele merrah ve hüve bikülli halkın alîm (80) Ellezî ceale leküm mineşşeceril ahdari nâren feizâ entüm minhü tûkidûn (81) Eveleysellezî halakassemâvati vel arda bikâdirin alâ ey yahlüka mislehüm, belâ ve hüvel hallâkul alîm (82) İnnema emrühû izâ erâde şey'en en yekûle lehû kün, feyekûn (83) Fesübhanellezî biyedihî melekûtü külli şey'in ve ileyhi türceûn.
ANLAMI:
1- Yâsîn. 2- 3- Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi 4- Dosdoğru bir yol üzerindesin. 5- 6- Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın. 7- Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler. 8- Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar. 9- Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler. 10- Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar. 11- Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele. 12- Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imam-ı mübin"de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir. 13- Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti. 14- Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler. 15- Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler. 16- Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz." 17- "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir." 18- Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur." 19- Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz." 20- O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!" 21- "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir." 22- "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz." 23- "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar." 24- "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum." 25- "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni." 26- (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!" 27- "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını." 28- Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik. 29- Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler. 30- Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı. 31- Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar. 32- Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir. 33- Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar. 34- Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık. 35- (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi? 36- Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir. 37- Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar. 38- Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. 39- Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür. 40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler. 41- Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır. 42- Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır. 43- Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır. 44- Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka. 45- Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman, 46- Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler. 47- Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler. 48- Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar. 49- Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir. 50- O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler. 51- Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar. 52- Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler. 53- Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir. 54- Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz. 55- Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler. 56- Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır. 57- Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır. 58- (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır. 59- Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın. 60, 61- "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak) 62- Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz? 63- İşte bu size vaad edilen cehennemdir. 64- Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için. 65- Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder. 66- Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler? 67- Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi. 68- Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı? 69- Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır. 70- (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir. 71- Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar. 72- Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar. 73- Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi? 74- Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar. 75- Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir. 76- O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da. 77- İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi? 78- Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi. 79- De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir." 80- Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız. 81- Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir. 82- O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir. 83- O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.​


YÂSİN-Î ŞERİF'TEN SONRA OKUNACAK DUA
Ey cûd u keremine nihayet olmayan, kullarını lütuflarından mahrum bırakmayan Ulu Allah!
Ya Rab! Divanına geldik, yalvarıyor, dualarımızın makbul olmasını niyaz ediyoruz. Habibin aşkına kabul eyle, ya Rabbi!... Bütün günahlarımızı bağışla. Yaptıklarımızdan dolayı bizi cezalandırma, ya Rabbi!...
Okuduğumuz Yâsîn dudaklarımızdan çıkan âmîn seslerinden hasıl olan manayı aziz peygamberine arzediyor, kendisinden şefaat bekliyoruz, kabul eyle ya Rabbi!... Sâir peygamberlerin, sahabilerle salihlerin de ruhlarını şâd eyle, ya Rabii!
Onların lütuf ve kereminle, tilavet ettiğimiz Yâsîn-i Şerif vesilesiyle rahmet ve merhametinle doyur, ya Rabbi!... Azab içinde kıvrananları, müşkül durumda bulunanları, Yâsîn-i Şerif hürmetine sen kurtar, ya Rabbi!...
Yavrularımızı salih kimselerden, ana baba sözü dinleyenlerden eyle, ya Rabbi!... Evlerimize huzur, gönüllerimize nur yağdır, ya Rabbi!.. Hastalarımıza şifa, dertli olanlara deva, borçlu olanlara edalar nasib eyle, ya Rabbi!.. Yüzlerimizin karasına bakma, bizi nârına atıp da yakma, ya Rabbi!..
Allah Resulü (sav) buyuruyor:

"- Yâsîn, Kurân'ın kalbidir. Muhakkak o, bütün dertlere şifadır."
"- Kim Yâsîn-i Şerif'i Allah'a yönelerek tam bir itikad ile korusa geçmiş günahları affolunur. Onu ölülerinizin yanında okuyunuz."
"-Yâsîn-i Şerif'i bir defa okuyan kimse kur'an'ı on defa hatmetmiş gibidir."
"-Yâsîn Suresi'ni sabahleyin okuyan, akşama kadar ferah içinde olur. akşamleyin okuyan da sabaha kadar ferah içinde olur" (el-İtkân)


Önemli Açıklama:



Arapça okumasını bilmeyenlere ezberlemede kolaylık olsun diye sûre ve duaların okunuşları Türk harfleri ile de yazılmıştır. Ancak, Arapça harflerindeki bazı harflerin Türk alfabesindeki karşılıkları olmadığından sûre ve duaların yeni harflerle doğru olarak öğrenilmesi mümkün değildir. Bu sebeple sûre ve duaları, iyi bilen bir öğreticinin ağzından dinleyerek yanlışsız öğrenmek gerekir.
Örneğin (" î " harfi " iy " olarak telafuz edilmektedir. "Rahîm - Rahiym")​



 

imparator

sss
Yönetici
Katılım
15 Ocak 2005
Mesajlar
144,649
Kur'an öğrenmek ve okumak çok kolay

Ben Lâtin harfleri ile yazılmasına taraftar değilim. Çünkü Lâtin alfabesi arapçayı karşılamada yetersiz kalıyor. Bu nedenle Arapça okumayı öğrenmeye çalışmak gerekir. Öğrenmeli ve aslından okumaya çalışılmalıdır.

"Velkamere" diye yazıyor Latince ile. Arapça okumayı bilmeyen veya bilenden öğrenmeyen hakkını veremez ve sözcüğü aslı gibi çıkartamaz. Öğrenmesi çok kolay. Okuması da kolay. Latincenin gönüllü askerlerine bakmamak gerekir. Bir bilenden Kur'an'ı aslından okumayı öğrenmelidir.

Hiç mümkünü yoksa o zaman latince okunsa bile doğru okuyan birinden sesler öğrenilmelidir.

:)
 

Kılıç Aslan

Platin Üye
Katılım
20 May 2012
Mesajlar
8,283
Canım arkadaşım güzel arkadaşım.Ben arapçasını öğrenmesinler türkçesini öğrensinler diye paylaşmadım bunu.Arapça olarak hem okunuşunu gösterdim latin harflerle hemde anlamını yazdım türkçe olarak.Yaşı 50'nin 60 'ın üzerinde olan insan olur ne bilelim okusun öğrensin diye paylaştık yada ezberlemek isteyen olursa diye.Elbetde arapça okunması daha eftaldir.Amabuda bir kolay yoludur teşvik edicidir diye düşündüm.
Teşekürler
 

imparator

sss
Yönetici
Katılım
15 Ocak 2005
Mesajlar
144,649
Canım arkadaşım güzel arkadaşım.Ben arapçasını öğrenmesinler türkçesini öğrensinler diye paylaşmadım bunu.Arapça olarak hem okunuşunu gösterdim latin harflerle hemde anlamını yazdım türkçe olarak.Yaşı 50'nin 60 'ın üzerinde olan insan olur ne bilelim okusun öğrensin diye paylaştık yada ezberlemek isteyen olursa diye.Elbetde arapça okunması daha eftaldir.Amabuda bir kolay yoludur teşvik edicidir diye düşündüm.
Teşekürler
Anlıyorum seni. Zaten ben de gerekçelerimi yazdım yukarıda. İslamiyyeti dejenere etme ve aslından bozma niyyet ve gayretlerinin had safhada olduğu şu dönemlerde bu hususlara çok dikkat etmek ve alet olmamak gerekir, diye düşünüyorum. Sizin iyi niyetinizden şüphe duymam mümkün değil ama başkalarının su-i niyyetlerinden emin olamayız.

:)
 

Kılıç Aslan

Platin Üye
Katılım
20 May 2012
Mesajlar
8,283
Anlıyorum seni. Zaten ben de gerekçelerimi yazdım yukarıda. İslamiyyeti dejenere etme ve aslından bozma niyyet ve gayretlerinin had safhada olduğu şu dönemlerde bu hususlara çok dikkat etmek ve alet olmamak gerekir, diye düşünüyorum. Sizin iyi niyetinizden şüphe duymam mümkün değil ama başkalarının su-i niyyetlerinden emin olamayız.

:)
Başkaları başlarına gelenleri görünce ne halde olucaklarını bilse ohoooo :)Dilerim dönerler dilerim tevbe ederler.Hakkı tanımadan bir kişinin can vermesi heleki Allaha savaş açması-ki dikkat edersen Allaha savaş açması diyorum Allahı tanımayan ve onun ayetlerini inkar eden Allaha savaş açmıştır.Otomotikman ya müslümansındır yada değilsindir.İnan üzülüyorum yazık yazık çok yazık...Keşklerin yurdundan Allah hepimizi korusun...
 

NicéßRoThéR

Kappa Del Kappa
Katılım
23 Haz 2006
Mesajlar
9,576
Arapça ezberlemesi çok çok daha kolay diye biliyorum :) yanlışsam düzeltin. Yine de eline sağlık arapça bilmeyenler veya anlamını bilmeyenler için.
Speare kardeşim, arapça demişsin de :) Arapçayı öğretirken dil olarak öğretmiyorlar ne yazık ki. Veya insan dil olarak öğrenmiyor. Sadece nasıl okunduğunu öğrenip bırakıyorlar. Önemli olup okuduğunu anlamak. Anlamadıktan sonra okumanın pek yararı olacağını düşünmüyorum, ki Allah nasıl isterse ama melekten bir farkımız kalmıyor. Ne dediğini bilmeden, ne okuduğunu bilmeden. Sırf "helalmiş la hadi okuyalım" der gibi :) Önce anlamını bilmek, sonra makamında okumak en doğrusu :)
İkinize de teşekkürler
 

Kılıç Aslan

Platin Üye
Katılım
20 May 2012
Mesajlar
8,283
70- (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.




Bu 70 ayete dikkat eden varmı :) sizce ne diyor burda :)?
 

Hasan Akcay

New Member
Katılım
17 May 2012
Mesajlar
669
Ona siir ögretmedik Biz. Zaten gerek te yok. Kuran yalnizca bir ögüt ve kolay bir okuma: Diriler uyarilsin, kafirler cezayı hak etsin (Ya Sîn 69-70).

Bu iki ayette Kuran’in siir olmadigi belirtiliyor ama kendine özgü bir siir oldugu kesin.

Bir kere Kuran, siirin bütün sanatlarını kullaniyor. Uyaklar, benzetmeler, yankilamalar, sözlerle resim çizmeler...

Her siir gibi duygulara sesleniyor, ayrica özellikle kulaga hos gelen bir ezgisi var ve her siir gibi ezberlenmesi kolay.

Edebî siirin ta kendisi Kuran.
O devrin siir kalıplarini param parça etmis bir siir.

O halde burada siir diye kinanan seyin edebiyattaki siirden apayri bir sey olmasi gerekir.

Benim anladigim, büyü sözleri kastediliyor. Akalaçi-makalaçi-abra-kadabra gibi. Bakin, bunlari düzüp söyleyenler de uyak kullanmis ama evinsiz konusmuslar. Yalan dolan. Amaçlari göz baglamak.


Tipki Suara sûresindeki şairler gibi (224-226):

Sairlere gelince, görmez misin her vadide saskin saskin dolanirlar; yapamiyacaklari seylere söz verirler. Yalnızca çapkin sapiklar uyar onlara.

Anlasilan, halkin gözünde büyücüdür o sairler. Büyü yaparlar, büyü bozarlar; "Elemtere fis, kem gözlere sis" gibi tekerlemeler uydururlar.


Kafirler Muhammed'in de o sairlere karistigini öne sürüyor. Yani birileri Muhammed’e gûya onlarin marifetini ögretmis. Sonra Muhammed kendi uydurdugu büyü sözlerini vahiy diye satmaya başlamış. Kuran bunu söyle dile getiriyor:

Içlerinden bir adama vahyetmemiz onlara acayip mi gelir ki küfre batanlar, "Belli iste; bir büyücü bu!" derler? (10:2).

Her şeyi açikça dile getiren ayetlerimiz okununca kendilerine gelen gerçege sirtlarini döndüler ve dediler ki: "Besbelli,BÜYÜ bu." (46:7).

Bakti. Sonra suratini asti; kaslarini çatti ve büyüklük taslayıp arkasini döndü. "Bu," dedi, "etkileyici bir BÜYÜ yalnızca; insan sözü." (74:21-25)

*

Bugüne gelirsek o kafirlerin Kur’an’a yaptigi kötülük bugün de reva görülmüyor mu Allah’in kitabina? Allah'ın sözleri, bi tür akalaçi-makalaçi-abra-kadabra gibi, mucize etkisi için okunmuyor mu?

"Nerde bu sözlerin evini?" diye sormayi zerrece akil etmeden "Ne dediginizi anlamasanız bile Kur’an’i ARAPÇA okuyun, namazi ARAPÇA kilin!" denmiyor mu?

*

70 ayete dikkat eden varmı sizce ne diyor burda? (Kılıç Aslan)

Hele bir de Ya Sin suresinin "ölenin ruhu içün" okunması yok mu, ancak bu kadar fütursuz olunabilir, Allah’in sözleriyle bu kadar alay edililebilir.

Yüce Allah ayet 70’te "Bu Kitapla diriler uyarılsın!" buyuruyor; sözde dindarlar onu "ölüler içün" okutuyor.

Saka mi yapiyorlar? Hayir, son derece ciddiler. Onlari yüreklendiren ya da bir sekilde onaylayan ciddi mi ciddi ilahiyatçilar var.

Örnegin Prof Dr Süleyman Ates'e göre Yâ Sîn sûresi ölüm yatagindaki bir insana okununca Azrail hemen geliyor. Yâ Sîn'de böyle bir mucize etkisi var.

Prof Dr Yasar Nuri Öztürk'e göre ise "ilahî kelamin kelime ve cümlelerinin vücut verdigi kozmik titresimler fiziksel hastaliklara sifa getirebilir."

Süleyman Ateş (Sûrenin çeviri ve tefsirine giriş bölümü):

BU KONUDA yasadigim bir olayi anlatmak istiyorum. Elazig'da ablamin alevî bir komsusu vardi. Karakas diye bilinen bu zat, üç günden beri can çekisiyor, bir türlü can veremiyormus. Ablamin ricası üzerine gittim, yaninda Yâ Sîn okudum, sonuna varip "Ve ileyhi türceûn -Allah'a döndürüleceksiniz" dedigim zaman adam ruhunu teslim etti. O zaman sûrenin fazilet, bereket ve etkisini bizzat müsahede etmis oldum.

Gerçekten...
ilginç:


Acaba ölüm yatagindaki insanlara Arapça Binbir Gece Masalları okunsa aynı etki saglanamaz mi?

Acaba Süleyman Ates ölüm yataginda bir türlü ölemeyen kaç insanin üzerinde yapti bu deneyini; kaçi hemen öldü, kaçi ölmedi?

Yaşar Nuri Öztürk (KUR'AN'DAKI ISLAM, S 191):

O HALDE Kur'an'iı üfürükçülük âleti yapmak bir küfürdür; Kur'an'in mesaini esas hedefinden sapirmktir.Ancak sunu da unutmamak gerekir ki, ilahî kelamin kelime ve cümlelerinin vücut verdigi kozmik titresimler, eğer Kur'an'ı tasima ve temsil etme yetenegindeki bir benlikten çikarsa fiziksel hastaliklara sifa getirebilir.

Insan...
sormadan edemiyor:


Kimmiş bu, Kur'an'i tasima ve temsil etme yetenegindeki benlikler?

Siz onlar için "az da olsa
var onlar" demekle
üfürükçü tezgahini
kendi ellerinizle kuruvermiyor musunuz?


Öneri:

Bu iki ilahiyat profesörümüz
yanyana tezgah kursunlar.

Profesör Y N Öztürk ilahî kelamin kozmik titresimlerini harekete geçirerek hastalara sifa dagitsin. Tabii ücretsiz. Iyilesirlerse ne âlâ.

Iyileşmezlerse...


Profesör S Ates devreye girsin; Yâ Sîn sûresinin öldürücü etkisini harekete geçirerek hastalarin daha fazla aci çekmeden hemen ölmelerini sağlasin. Tabii ücretsiz.

Iyi olmaz mı?
 

!! Denizim !!

Elite Üye
Katılım
12 Mar 2008
Mesajlar
4,714
Ona siir ögretmedik Biz. Zaten gerek te yok. Kuran yalnizca bir ögüt ve kolay bir okuma: Diriler uyarilsin, kafirler cezayı hak etsin (Ya Sîn 69-70).

Bu iki ayette Kuran’in siir olmadigi belirtiliyor ama kendine özgü bir siir oldugu kesin.

Bir kere Kuran, siirin bütün sanatlarını kullaniyor. Uyaklar, benzetmeler, yankilamalar, sözlerle resim çizmeler...

Her siir gibi duygulara sesleniyor, ayrica özellikle kulaga hos gelen bir ezgisi var ve her siir gibi ezberlenmesi kolay.

Edebî siirin ta kendisi Kuran.
O devrin siir kalıplarini param parça etmis bir siir.

O halde burada siir diye kinanan seyin edebiyattaki siirden apayri bir sey olmasi gerekir.

Benim anladigim, büyü sözleri kastediliyor. Akalaçi-makalaçi-abra-kadabra gibi. Bakin, bunlari düzüp söyleyenler de uyak kullanmis ama evinsiz konusmuslar. Yalan dolan. Amaçlari göz baglamak.


Tipki Suara sûresindeki şairler gibi (224-226):

Sairlere gelince, görmez misin her vadide saskin saskin dolanirlar; yapamiyacaklari seylere söz verirler. Yalnızca çapkin sapiklar uyar onlara.

Anlasilan, halkin gözünde büyücüdür o sairler. Büyü yaparlar, büyü bozarlar; "Elemtere fis, kem gözlere sis" gibi tekerlemeler uydururlar.


Kafirler Muhammed'in de o sairlere karistigini öne sürüyor. Yani birileri Muhammed’e gûya onlarin marifetini ögretmis. Sonra Muhammed kendi uydurdugu büyü sözlerini vahiy diye satmaya başlamış. Kuran bunu söyle dile getiriyor:

Içlerinden bir adama vahyetmemiz onlara acayip mi gelir ki küfre batanlar, "Belli iste; bir büyücü bu!" derler? (10:2).

Her şeyi açikça dile getiren ayetlerimiz okununca kendilerine gelen gerçege sirtlarini döndüler ve dediler ki: "Besbelli,BÜYÜ bu." (46:7).

Bakti. Sonra suratini asti; kaslarini çatti ve büyüklük taslayıp arkasini döndü. "Bu," dedi, "etkileyici bir BÜYÜ yalnızca; insan sözü." (74:21-25)

*

Bugüne gelirsek o kafirlerin Kur’an’a yaptigi kötülük bugün de reva görülmüyor mu Allah’in kitabina? Allah'ın sözleri, bi tür akalaçi-makalaçi-abra-kadabra gibi, mucize etkisi için okunmuyor mu?

"Nerde bu sözlerin evini?" diye sormayi zerrece akil etmeden "Ne dediginizi anlamasanız bile Kur’an’i ARAPÇA okuyun, namazi ARAPÇA kilin!" denmiyor mu?

*

70 ayete dikkat eden varmı sizce ne diyor burda? (Kılıç Aslan)

Hele bir de Ya Sin suresinin "ölenin ruhu içün" okunması yok mu, ancak bu kadar fütursuz olunabilir, Allah’in sözleriyle bu kadar alay edililebilir.

Yüce Allah ayet 70’te "Bu Kitapla diriler uyarılsın!" buyuruyor; sözde dindarlar onu "ölüler içün" okutuyor.

Saka mi yapiyorlar? Hayir, son derece ciddiler. Onlari yüreklendiren ya da bir sekilde onaylayan ciddi mi ciddi ilahiyatçilar var.

Örnegin Prof Dr Süleyman Ates'e göre Yâ Sîn sûresi ölüm yatagindaki bir insana okununca Azrail hemen geliyor. Yâ Sîn'de böyle bir mucize etkisi var.

Prof Dr Yasar Nuri Öztürk'e göre ise "ilahî kelamin kelime ve cümlelerinin vücut verdigi kozmik titresimler fiziksel hastaliklara sifa getirebilir."

Süleyman Ateş (Sûrenin çeviri ve tefsirine giriş bölümü):

BU KONUDA yasadigim bir olayi anlatmak istiyorum. Elazig'da ablamin alevî bir komsusu vardi. Karakas diye bilinen bu zat, üç günden beri can çekisiyor, bir türlü can veremiyormus. Ablamin ricası üzerine gittim, yaninda Yâ Sîn okudum, sonuna varip "Ve ileyhi türceûn -Allah'a döndürüleceksiniz" dedigim zaman adam ruhunu teslim etti. O zaman sûrenin fazilet, bereket ve etkisini bizzat müsahede etmis oldum.

Gerçekten...
ilginç:


Acaba ölüm yatagindaki insanlara Arapça Binbir Gece Masalları okunsa aynı etki saglanamaz mi?

Acaba Süleyman Ates ölüm yataginda bir türlü ölemeyen kaç insanin üzerinde yapti bu deneyini; kaçi hemen öldü, kaçi ölmedi?

Yaşar Nuri Öztürk (KUR'AN'DAKI ISLAM, S 191):

O HALDE Kur'an'iı üfürükçülük âleti yapmak bir küfürdür; Kur'an'in mesaini esas hedefinden sapirmktir.Ancak sunu da unutmamak gerekir ki, ilahî kelamin kelime ve cümlelerinin vücut verdigi kozmik titresimler, eğer Kur'an'ı tasima ve temsil etme yetenegindeki bir benlikten çikarsa fiziksel hastaliklara sifa getirebilir.

Insan...
sormadan edemiyor:


Kimmiş bu, Kur'an'i tasima ve temsil etme yetenegindeki benlikler?

Siz onlar için "az da olsa
var onlar" demekle
üfürükçü tezgahini
kendi ellerinizle kuruvermiyor musunuz?


Öneri:

Bu iki ilahiyat profesörümüz
yanyana tezgah kursunlar.

Profesör Y N Öztürk ilahî kelamin kozmik titresimlerini harekete geçirerek hastalara sifa dagitsin. Tabii ücretsiz. Iyilesirlerse ne âlâ.

Iyileşmezlerse...


Profesör S Ates devreye girsin; Yâ Sîn sûresinin öldürücü etkisini harekete geçirerek hastalarin daha fazla aci çekmeden hemen ölmelerini sağlasin. Tabii ücretsiz.

Iyi olmaz mı?
Hocam harekeleri de zaten Kuranı şarkı kitabı yapmak için icad ettiler. Şuraya bir bakarmısınıuz

[video=youtube;jivNz_i9QTU]http://www.youtube.com/watch?v=jivNz_i9QTU[/video]

verdiğim linkteki videoda söylenenleri anlamak zor. Zaten söyleyen de neredeyse yumurtlayacak. Bir de şakşakçıları var adamın. Hareke olayı ve daha başka birçok yöntem insanları anlamdan uzaklaştırıp "şarkıya" yöneltmek için yapılmış bence. Kuranı şarkı söyler gibi okumak için. Anlamdan ziyade ses...
 

Kılıç Aslan

Platin Üye
Katılım
20 May 2012
Mesajlar
8,283
70 ayete dikkat eden varmı sizce ne diyor burda? (Kılıç Aslan)

Hele bir de Ya Sin suresinin "ölenin ruhu içün" okunması yok mu, ancak bu kadar fütursuz olunabilir, Allah’in sözleriyle bu kadar alay edililebilir.

Yüce Allah ayet 70’te "Bu Kitapla diriler uyarılsın!" buyuruyor; sözde dindarlar onu "ölüler içün" okutuyor.

Saka mi yapiyorlar? Hayir, son derece ciddiler. Onlari yüreklendiren ya da bir sekilde onaylayan ciddi mi ciddi ilahiyatçilar var.

Örnegin Prof Dr Süleyman Ates'e göre Yâ Sîn sûresi ölüm yatagindaki bir insana okununca Azrail hemen geliyor. Yâ Sîn'de böyle bir mucize etkisi var.

Prof Dr Yasar Nuri Öztürk'e göre ise "ilahî kelamin kelime ve cümlelerinin vücut verdigi kozmik titresimler fiziksel hastaliklara sifa getirebilir."

Süleyman Ateş (Sûrenin çeviri ve tefsirine giriş bölümü):

BU KONUDA yasadigim bir olayi anlatmak istiyorum. Elazig'da ablamin alevî bir komsusu vardi. Karakas diye bilinen bu zat, üç günden beri can çekisiyor, bir türlü can veremiyormus. Ablamin ricası üzerine gittim, yaninda Yâ Sîn okudum, sonuna varip "Ve ileyhi türceûn -Allah'a döndürüleceksiniz" dedigim zaman adam ruhunu teslim etti. O zaman sûrenin fazilet, bereket ve etkisini bizzat müsahede etmis oldum.

Gerçekten...
ilginç:


Acaba ölüm yatagindaki insanlara Arapça Binbir Gece Masalları okunsa aynı etki saglanamaz mi?

Acaba Süleyman Ates ölüm yataginda bir türlü ölemeyen kaç insanin üzerinde yapti bu deneyini; kaçi hemen öldü, kaçi ölmedi?

Yaşar Nuri Öztürk (KUR'AN'DAKI ISLAM, S 191):

O HALDE Kur'an'iı üfürükçülük âleti yapmak bir küfürdür; Kur'an'in mesaini esas hedefinden sapirmktir.Ancak sunu da unutmamak gerekir ki, ilahî kelamin kelime ve cümlelerinin vücut verdigi kozmik titresimler, eğer Kur'an'ı tasima ve temsil etme yetenegindeki bir benlikten çikarsa fiziksel hastaliklara sifa getirebilir.

Insan...
sormadan edemiyor:


Kimmiş bu, Kur'an'i tasima ve temsil etme yetenegindeki benlikler?

Siz onlar için "az da olsa
var onlar" demekle
üfürükçü tezgahini
kendi ellerinizle kuruvermiyor musunuz?


Öneri:

Bu iki ilahiyat profesörümüz
yanyana tezgah kursunlar.

Profesör Y N Öztürk ilahî kelamin kozmik titresimlerini harekete geçirerek hastalara sifa dagitsin. Tabii ücretsiz. Iyilesirlerse ne âlâ.

Iyileşmezlerse...


Profesör S Ates devreye girsin; Yâ Sîn sûresinin öldürücü etkisini harekete geçirerek hastalarin daha fazla aci çekmeden hemen ölmelerini sağlasin. Tabii ücretsiz.

Iyi olmaz mı?

Teşekkür ederim istediğim cevap tammm manasıyla buydu eline yüreğine emeğine sağlık... :)


Ayrıntılı olaraktan birde Ali KÜÇÜK hocadan bi alıntı yapalım ;)
http://www.youtube.com/watch?v=o5anwnRJDuk





(Kur'an,Diri olanları uyarıp-korkutmak ve küfre sapanların üzerine azab sözünün hak olması için (indirilmiştir)
 

mümine sultan

New Member
Katılım
14 Ocak 2015
Mesajlar
80




OKUNUŞU:
Bismillâhirrahmânirrahîm


(1) Yâsîn
(2) Vel Kur'ân-il hakîm
(3) İnneke leminel mürselîn
(4) Alâ sırâtın müstakîm
(5) Tenzîlel azîzirrahîm
(6) Litünzira kavmen mâ ünzire âbâühüm fehüm gâfilûn
(7)
Lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm lâ yü'minûn
(8)
İnnâ cealnâ fî a'nâkihim aglâlen fehiye ilel ezkâni fehüm mukmehûn
(9) Ve cealnâ min beyni eydîhim seddev ve min galfihim seddev feağşeynâhüm fehüm lâ yübsirûn
(10) Ve sevâün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minûn
(11) innemâ tünzirü menittebazzikra haşiyerrahmâne bilgaybi febeşşirhü bimağfiretiv ve ecrin kerîm
(12) İnnâ nahnü nuhyil mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehüm ve külle şey'in ahsaynâhü fî imâmin mübîn
(13) Vadrib lehüm meselen ashâbel karyeh. İz câehel mürselûn
(14) İz erselnâ ileyhi müsneyni fekezzebûhümâ fe azzeznâ bisâlisin fekâlû innâ ileyküm mürselûn
(15) Kâlû mâ entüm illâ beşerün mislünâ vemâ enzelerrahmânü min şey'in in entüm illâ tekzibûn
(16) Kâlû rabbünâ ya'lemü innâ ileyküm lemürselûn
(17) Vemâ aleynâ illel belâgul mübîn
(18) Kâlû innâ tetayyernâ biküm lein lem tentehû le nercümenneküm vele yemessenneküm minnâ azâbün elîm (19) Kâlû tâirüküm meaküm ein zikkirtum bel entüm kavmün müsrifûn
(20) Vecâe min aksalmedineti racülün yes'â kâle yâ kavmittebiul mürselîn
(21)
İttebiû men lâ yeselüküm ecran ve hüm muhtedûn
(22) Vemâ liye lâ a'büdüllezî fetarenî ve ileyhi türceûn
(23) Eettehizü min dûnihî âliheten in yüridnirrahmânü bi-durrin lâ tuğni annî şefâatühüm şey'en velâ yünkizûn (24) İnnî izen lefî dalâlin mübîn
(25) İnnî âmentü birabbiküm fesmeûn
(26) Kîledhulil cennete, kâle yâleyte kavmî yâ'lemûn
(27) Bimâ gaferelî rabbî ve cealenî minel mükremîn
(28) Vemâ enzelnâ alâ kavmihî min badihî min cündin minessemâi vemâ künnâ münzilîn
(29)
İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâhüm hâmidûn
(30) Yâ hasreten alel ibâdi mâ ye'tîhim min resûlin illâ kânûbihî yestehziûn
(31) Elem yerev kem ehleknâ kablehüm minel kurûni ennehüm ileyhim lâ yerciûn
(32) Ve in küllün lemmâ cemî'un ledeynâ muhdarûn
(33) Ve âyetün lehümül ardul meytetü ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhü ye'külûn
(34) Ve cealnâ fîhâ cennâtin min nahîliv ve a'nâb ve feccernâ fîha minel uyûn
(35) Liye'külû min semerihî vemâ amilethü eydîhim efelâ yeşkürûn
(36)
Sübhânnellezî halekal ezvâce küllehâ mimmâ tünbitül ardu ve min enfüsihim ve mimmâ lâ ya'lemûn
(37) Ve âyetün lehümülleyü neslehu minhünnehâre fe izâhüm muzlimûn
(38)
Veşşemsü tecrî limüstekarrin lehâ zâlike takdîrul azîzil alîm
(39) Velkamere kaddernâhü menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm
(40)
Leşşemsû yenbegî lehâ en tüdrikel kamere velelleylü sâbikunnehâr ve küllün fî felekin yesbehûn
(41) Ve âyetül lehüm ennâ hamelnâ zürriyyetehüm fil fülkil meşhûn
(42) Ve halâknâ lehüm min mislihî mâ yarkebûn
(43)
Ve in neşe' nugrıkhüm felâ sarîha lehüm velâhüm yünkazûn
(44) İllâ rahmeten minnâ ve metâan ilâ hîn
(45) Ve izâ kîle lehümüttekû mâ beyne eydîküm vemâ halfeküm lealleküm türhamûn
(46) Vemâ te'tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu'ridîn
(47) Ve izâ kîle lehüm enfikû mim mâ rezakakümüllâhü, kâlellezîne keferû, lillezîne âmenû enut'ımü menlev yeşâullâhü et'ameh, in entüm illâ fî dalâlin mübîn
(48) Ve yekûlûne metâ hâzel va'dü in küntüm sâdikîn
(49) Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhideten te'huzühüm vehüm yehissimûn
(50)
Felâ yestetîûne tavsıyeten velâ ilâ ehlihim yerciûn
(51) Ve nüfiha fîssûri feizâhüm minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn
(52) Kâlû yâ veylenâ men beasena min merkadina hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekal mürselûn
(53) İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâ hüm cemî'un ledeynâ muhdarûn
(54) Felyevme lâ tuzlemu nefsün şeyen velâ tüczevne illâ mâ küntüm tâ'melûn
(55) İnne ashâbel cennetil yevme fîşüğulin fâkihûn
(56) Hüm ve ezvâcühüm fî zılâlin alel erâiki müttekiûn
(57) Lehüm fîhâ fâkihetün ve lehüm mâ yeddeûn
(58)
Selâmün kavlen min rabbin rahîm
(59)
Vemtâzül yevme eyyühel mücrimûn
(60) Elem a'hed ileyküm yâ benî âdeme en lâ tâ'buduşşeytân innehû leküm adüvvün mübîn
(61) Ve enî'budûnî, hâzâ sırâtun müstekîm
(62) Ve lekad edalle minküm cibillen kesîran efelem tekûnû ta'kılûn
(63) Hâzihî cehennemülletî küntüm tûadûn
(64) Islevhel yevme bimâ küntüm tekfürûn
(65)
Elyevme nahtimü alâ efvâhihim ve tükellimünâ eydîhim ve teşhedü ercülühüm bimâ kânû yeksibûn
(66) Velev neşâü le mesahnâhüm alâ a'yunihim festebekussirâta feennâ yübsirûn
(67) Velev neşâü lemesahnâhüm alâ mekânetihim femestetâû mudıyyen velâ yerciûn
(68) Ve men nüammirhü nünekkishü filhalkı, efelâ ya'kilûn
(69) Ve mâ allemnâhüşşi'ra vemâ yenbegî leh in hüve illâ zikrün ve kur'ânün mübîn
(70) Liyünzira men kâne hayyev ve yehıkkal kavlü alel kâfirîn
(71) Evelem yerav ennâ halaknâ lehüm mimmâ amilet eydîna en âmen fehüm lehâ mâlikûn
(72) Ve zellelnâhâ lehüm feminhâ rekûbühüm ve minhâ ye'külûn
(73) Ve lehüm fîhâ menâfiu ve meşâribü efelâ yeşkürûn
(74) Vettehazû min dûnillâhi âliheten leallehüm yünsarûn
(75)
Lâ yestetîûne nasrahüm ve hüm lehüm cündün muhdarûn
(76) Felâ yahzünke kavlühüm. İnnâ na'lemü mâ yüsirrûne vemâ yu'linûn
(77) Evelem yeral insânü ennâ halaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn
(78) Ve darebe lenâ meselen ve nesiye halkah kale men yuhyil izâme ve hiye ramîm
(79) Kul yuhyihellezî enşeehâ evvele merrah ve hüve bikülli halkın alîm
(80) Ellezî ceale leküm mineşşeceril ahdari nâren feizâ entüm minhü tûkidûn
(81) Eveleysellezî halakassemâvati vel arda bikâdirin alâ ey yahlüka mislehüm, belâ ve hüvel hallâkul alîm (82) İnnema emrühû izâ erâde şey'en en yekûle lehû kün, feyekûn
(83) Fesübhanellezî biyedihî melekûtü külli şey'in ve ileyhi türceûn.
ANLAMI:
1- Yâsîn.
2- 3- Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi
4- Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5- 6- Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.
7- Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
8- Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
9- Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.
10- Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.
11-
Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.
12- Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imam-ı mübin"de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.
13- Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.
14- Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.
15-
Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
16- Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."
17- "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."
18-
Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."
19- Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."
20- O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!"
21- "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir."
22- "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."
23-
"Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar."
24- "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."
25- "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni."
26- (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!"
27- "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."
28-
Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
29-
Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.
30- Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
31-
Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.
32-
Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir.
33- Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
34- Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.
35- (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?
36- Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir.
37-
Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.
38- Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. 39- Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür. 40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler. 41- Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır.
42- Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.
43- Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.
44- Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.
45-
Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,
46- Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.
47- Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler.
48- Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar.
49- Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.
50-
O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.
51- Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
52- Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.
53- Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.
54- Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
55- Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.
56-
Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
57- Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.
58-
(Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.
59-
Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.
60, 61-
"Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
62-
Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?
63- İşte bu size vaad edilen cehennemdir.
64- Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.
65- Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder. 66- Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler? 67- Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi. 68- Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?
69- Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.
70- (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.
71- Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.
72- Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.
73- Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
74- Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.
75-
Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir.
76-
O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.
77-
İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
78- Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.
79- De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir."
80- Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.
81- Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.
82-
O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.
83- O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.


YÂSİN-Î ŞERİF'TEN SONRA OKUNACAK DUA
Ey cûd u keremine nihayet olmayan, kullarını lütuflarından mahrum bırakmayan Ulu Allah!
Ya Rab! Divanına geldik, yalvarıyor, dualarımızın makbul olmasını niyaz ediyoruz. Habibin aşkına kabul eyle, ya Rabbi!... Bütün günahlarımızı bağışla. Yaptıklarımızdan dolayı bizi cezalandırma, ya Rabbi!...
Okuduğumuz Yâsîn dudaklarımızdan çıkan âmîn seslerinden hasıl olan manayı aziz peygamberine arzediyor, kendisinden şefaat bekliyoruz, kabul eyle ya Rabbi!... Sâir peygamberlerin, sahabilerle salihlerin de ruhlarını şâd eyle, ya Rabii!
Onların lütuf ve kereminle, tilavet ettiğimiz Yâsîn-i Şerif vesilesiyle rahmet ve merhametinle doyur, ya Rabbi!... Azab içinde kıvrananları, müşkül durumda bulunanları, Yâsîn-i Şerif hürmetine sen kurtar, ya Rabbi!...
Yavrularımızı salih kimselerden, ana baba sözü dinleyenlerden eyle, ya Rabbi!... Evlerimize huzur, gönüllerimize nur yağdır, ya Rabbi!.. Hastalarımıza şifa, dertli olanlara deva, borçlu olanlara edalar nasib eyle, ya Rabbi!.. Yüzlerimizin karasına bakma, bizi nârına atıp da yakma, ya Rabbi!..
Allah Resulü (sav) buyuruyor:

"- Yâsîn, Kurân'ın kalbidir. Muhakkak o, bütün dertlere şifadır."
"- Kim Yâsîn-i Şerif'i Allah'a yönelerek tam bir itikad ile korusa geçmiş günahları affolunur. Onu ölülerinizin yanında okuyunuz."
"-Yâsîn-i Şerif'i bir defa okuyan kimse kur'an'ı on defa hatmetmiş gibidir."
"-Yâsîn Suresi'ni sabahleyin okuyan, akşama kadar ferah içinde olur. akşamleyin okuyan da sabaha kadar ferah içinde olur" (el-İtkân)

ALLAH c.c razı olsun
Önemli Açıklama:



Arapça okumasını bilmeyenlere ezberlemede kolaylık olsun diye sûre ve duaların okunuşları Türk harfleri ile de yazılmıştır. Ancak, Arapça harflerindeki bazı harflerin Türk alfabesindeki karşılıkları olmadığından sûre ve duaların yeni harflerle doğru olarak öğrenilmesi mümkün değildir. Bu sebeple sûre ve duaları, iyi bilen bir öğreticinin ağzından dinleyerek yanlışsız öğrenmek gerekir.
Örneğin (" î " harfi " iy " olarak telafuz edilmektedir. "Rahîm - Rahiym")​

ALLAH c.c razı olsun

[/QUOTE]
 
Üst Alt