kanka.net'e hoş geldiniz.!

Forumda paylaşım yapmak ve tamamen tüm özelliklerden yararlanmak için hemen kayıt olmayı unutmayınız.

Kayıt Ol!

Tiyatro Oyunları - Skeçler - Piyesler

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- EV İÇİ
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ben geldiğime göre artık tarlada çalışırım ana..Sen ev işlerini görürsün.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Olmaz, tarlaya ben giderim. Kirazoğulları seni dışarıda görürse vururlar.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (kızar) Yeter ana, beni vuracaklar diye tarlaya da mı gitmeyeceğim?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Bana kalsa, eve kaparım seni oğul..O atmacaların, o can alıcıların eline bırakmam.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Olacak olur, ölümden öte köy yok. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Sen bilirsin. Ama en azından dışarı çıkarken yanına silah al bari.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Hayır silah taşımayacağım. Adam vurup mapusa düşeceğime, kurşun yiyip mezara girmeyi bin kere tercih ederim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Nasıl istersen oğlum..Geç oldu perdeyi kapatayım da yatalım artık.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- AYAK SESİ UZAĞA GİDER. DURUR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (esner) On yıldan bu yana ilk defa rahat bir döşekte uyuyacağım..Sen ne yapıyorsun o pencerenin önünde?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (uzak) Dışarıya bakıyorum. (korkuyla) Aman Allah’ım. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (endişeyle) Ne var, ne oldu ana?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (uzak) Gel de kendin bak..Dışarıda kim var?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- AYAK SESİ [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Kim varmış?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Bak da gör.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (mırıldanır) Şu incir ağacının oradaki Kirazoğlu Ahmet değil mi? Gecenin bu saatinde bizim evin önünde ne arıyor ki?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ne arayacak ki, seni gözlüyor. Anla artık, bunlar seni öldürmeyi kafalarına sokmuş..Sense hala barışacağım diyorsun.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- DIŞARISI..KAPIYA ELLE VURULMA SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (sesi içerden) Az bekle açıyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- KAPININ AÇILMA SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Buyur.. (şaşkın) Nee! Murat! Sen ha![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Merhaba Kezban. İçeri girebilir miyim?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- İÇERİ GİRME SESİ. KAPININ KAPANMA SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (sert) Ne işin var burada, hangi yüzle geldin evimize?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ağabeylerinle görüşmek istiyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Burada yoklar..Hem onlarla ne görüşeceksin ki? Yapacağını yaptın, babamızı öldürdün, daha ne istiyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Barışmak istiyorum. Bu anlamsız kan davasını bitirmek istiyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Barışmazlar. Sen babamızı öldürdün, biz de seni öldüreceğiz. Ancak o zaman biter bizim davamız.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Hayır bitmez, bu seferde benim sülalemin davası başlar. Ta ki sizlerden birini öldürünceye kadar.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Çek git buradan. Eğer ağalarım gelip de seni burada görürlerse yaşatmazlar.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Peki ya sen? Sen de fırsatını bulursan beni öldürür müsün Kezban? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- KEZBANDAN CEVAP GELMEZ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Bir zamanlar birbirimize sevdalıydık. Hayallerimiz vardı. Evlenince çocuklarımız kız olursa sana, erkek olursa bana benzesin derdik. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (ağlamaklı) Yeter, sus.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Mapusta geçirdiğim on beş yılın her gecesinde düşlerimde sen vardın Kezban. Bilemezsin neler yaşadığımı. Sana olan hasretim, güneşten, özgürlükten de fazlaydı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (ağlamaklı) Sus dedim sana. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Neden evlenmedin bu güne kadar?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Sana ne. Sana hesap mı vereceğim?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Beni bekledin değil mi? Söyle, utanma, sen de beni seviyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (yavaşça) Hayır, hayır. (yüksek) Bir zamanlardı o. Şimdi sevemem. Sevmeye hakkım yok. Aramıza kan girdi. Babamı öldürdün.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- (içini çeker) Senin baban da benim babamı öldürmüştü. Keşke kimse kimseyi öldürmeseydi. Keşke töre uğruna elimi kana bulamasaydım. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Git artık buradan, ağalarım gelip de seni burada görürlerse öldürürler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Hayır onlarla konuşmadan bir yere gitmem. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Delirmişsin sen, ne söylersen söyle aramızdaki kan davası bitmez.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Bitmeli. Bitmek zorunda. Ben yaşamak istiyorum, ağabeylerinin hapse girmesini istemiyorum. Başkalarının da ölmesini istemiyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Bu güne kadar kim vazgeçmiş ki kan davasından, bizimkiler geçsin?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Belki sen ve ben...İkimiz halledebiliriz bu işi Kezban?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ben mi? Ne yani ağabeylerime Murat’ı öldürmeyin diyeceğim onlar da buna razı gelecekler mi sanıyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Neden olmasın? Bir zamanlar evlenecektik. Bunu onlar da biliyor. Enişteleri sayılırım. Beni sevdiğini, evleneceğimizi söylersen...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (öfkeyle) Delirmişsin sen. Onlara nasıl böyle bir şeyi söyleyebilirim?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YÜRÜR. ASILI TÜFEĞİ ALMA SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (sert bağırır) Hemen çık git buradan. Hemen.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- (heyecanla) Dur ne yapıyorsun, bırak o tüfeği.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Sana çık git diyorum, yoksa ateş ederim Murat.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Saçmalama, ben buraya konuşup anlaşmaya geldim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Bizim senin gibi bir katille konuşacak bir şeyimiz yok..Defol evimizden..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- BİR EL ATEŞ SESİ.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ahh! (acıyla konuşur) Kolum, kolum..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Eğer hemen defolup gitmezsen ikinci kurşunu beynine yiyeceksin. Git artık. Ağabeylerim silah sesini duymuştur, şimdi gelirler. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Yazık, buraya boşuna gelmişim. Beni hala sevdiğini sanıyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (ağlar gibi bağırır) Anlamıyor musun töre seni sevmeme engel. Aklın varsa köyü de terk et. Sen artık kurbansın Murat. Kaçabildiğin kadar kaç.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- EV İÇİ. ANINDA KAPININ HIZLA AÇILIP İÇERİYE GİRİLME SESİ
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (heyecanla) Kezban, silah sesi işittik, bir şey mi oldu? [/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Komşular silahın bizim evden atıldığını söylediler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Kötü bir şey mi oldu bacım?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Şey.. O..Yani, Murat buraya gelmişti. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (şaşkın) Nee, buraya mı geldi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (öfkeyle) Bak ********e, hangi yüzle geldi? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Niye gelmiş, ne istiyormuş?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Sizleri arıyordu..Barışmak istiyormuş. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Vay ki vay, hem babamızı öldür, hem de barışalım de..Yüzsüze bak.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Peki silahı kim attı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ben attım ağabey..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Neden?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (mahçup) Bir zamanlar sevdalı olduğumuzu söyleyerek beni aracı koymak istedi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Neyin aracısı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Şey için. Kan davasını bitirmek için. Sizlere, onu sevdiğimi onunla evlenmek istediğimi söylersem barışırız, dedi. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Vay namussuz, vay alçak, babamızı öldüren kendisi değilmiş gibi hala bacımızda gözü var, görüyor musunuz?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Peki sen ne dedin?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ne diyeceğim? Tüfeği kaptığım gibi evden kovmak istedim. Gitmemekte direnince de ateş ettim. Kolundan yaralandı. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Keşke öldürseydin iti. Heç olmazsa jandarmaya eve baskın yaptı, bacımızda kendini korudu der, sıyırırdık işi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Duyuyor musun Ömer efendi. Sen bir de vurmayalım, mapusta yatıp[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]cezasını çekti, diyordun. Adam, evimize gelip resmen bacımıza asılmış.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Delirmiş mi olmalı. Kendini öldürtmek mi istiyor bu adam? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (derin bir nefes alır) Anlaşıldı..Murat’ı öldürmek artık şart oldu. Yalnız pusuya düşürerek temizleyelim ki, geride şahit bırakmayalım. [/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- EV İÇİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (heyecanla) Murat, yavrumm, nedir bu halin? Kolun niye kanıyor? Yoksa Kirazoğlu denen o kancıklar mı seni bu hale soktu?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- (inleyerek) Kezban yaptı ana. Önemli değil kurşun sıyırdı geçti.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Bak şırfıntıya. Nerde gördü de ateş etti sana?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Görmedi, ben evlerine gittim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Nee? Aklını mı yitirdin sen, insan düşmanının evine gider mi heç?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Barışalım, kan davasını bitirelim diyecektim..Eski günlerden söz açtım ona, hala sevdiğimi söyledim, onun da beni sevdiğini sanıyordum ama..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Söylemiştim sana..Bunlarla anlaşılmaz..Kaç git demiştim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Merak etme kaçacağım ana..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Nereye gideceksin peki? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Dağa..Beni orada kolay kolay bulamazlar..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Silahlarını yanına almayı unutma..Dağ tekin değildir.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- KAPIYA ELLE VURMA SESİ
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (bağırır) Hacer kadın, Hacer kadın aç şu kapıyı.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (bağırır) Aç da katil oğlunu bize ver.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- KAPININ AÇILMA SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (sert) Ne var ne istiyorsunuz? Kuduz köpekler gibi ne bağırıyorsunuz?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Oğlun nerede?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- İÇERİ PALTIR KÜLDÜR GİRME SESLERİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Bilmiyorum..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Yalan söyleme Hacer kadın..Evimize gelip bacımıza sarkıntılık etmiş.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Yalan, benim oğlum kimseye sarkıntılık yapmaz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Ne yani bacımız yalan mı söyleyecek, resmen asılmış?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Söyle, oğlun olacak soysuz nerede?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ağzından çıkanı kulağın duysun. Soysuz sizin gibilerine denir.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (öfkeyle) Bak kadın dua et yaşlısın, yoksa seni bu sözlerinden dolayı pişman ederdim. Söyle, oğlun nerede?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Bilmiyorum dedim ya.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Anlaşılan sen güzellikle konuşmayacaksın. Al bakalım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- TOKAT SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ahh.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Yapma Şehmuz ağam, kadına el kaldırılmaz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Sen karışma Ömer. (bağırarak) Söyle oğlun nerede? (TOKAT) Söyle dedim nerde saklanıyor?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (hıçkırarak) Vicdansızlar! Ananız yaşında bir kadına el kaldırmaya utanmıyorsunuz değil mi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Durun iyice dellendiniz, öldüreceksiniz kadını.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Madem öyle o da söylesin oğlunun nerede olduğunu? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (ağlayarak) Bilmiyorum dedim ya..Bilmiyorum..Bilmiyorum. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Anlaşıldı. Ben seni şimdi konuştururum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- TÜFEĞİN JARJÖRÜNÜ ÇEKME SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Bak Hacer kadın, tüfeğin namlusu üzerinde. Ya oğlunun yerini dersin, ya da tetiği çeker öldürürüm, seni..Zati aramızda kan davası var.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Yapma ağam kan davasına kadın kısmı karıştırılmaz, bilmez misin?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Çekil kenara Ömer..Öldüreceğim bu kadını.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Kadının günahı ne? Bizim hesabımız onun oğluyla..Bırak kadını..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (nefes nefese) Beni iyi dinle Hacer kadın. Aramızdaki kan davası heç bitmeyecek ama heç..Töreyi biliyorsun.. Nasıl on beş yıl önce töreyi uygulayıp oğlunun eline silah verip babamızı öldürtün, şimdi de sıra bizde..Şimdi de biz senin oğlunu öldüreceğiz..[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- HACERİN HAFİF HIÇKIRIKLARI. KAPIYA YAVAŞÇA VURULUR
[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (sesi dışardan yavaşça bağırır) Ana, ana benim aç kapıyı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (heyecanla) Murat’ım gelmiş..Geliyorum oğlum, geliyorum yavrum. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YÜRÜR KAPIYI AÇAR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (yüksek heyecanla) Gir çabuk içeri.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- İÇERİ GİRME VE KAPININ KAPANMA SESİ.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Keşke gelmeseydin oğlum, Kirazoğulları her yerde seni arıyor.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Arasınlar. (dehşetle) Aman Allah’ım. Ne oldu sana, nedir bu halin? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Yok bir şey oğlum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Nasıl yok? Kan revan içinde kalmışsın..Söyle kim seni bu hale soktu? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (ağlayarak) Kirazoğulları..Şehmuzla, Ahmet. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Kirazoğulları ha. Namussuzlar töremizde kadına el kaldırmak var mı? Nasıl yaparlar bunu sana?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Senin yerini sordular..Ben bir şey söylemeyince aralarına alıp.. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Köpekler, bunun hesabını verecekler bana. Yemin ederim ki verecekler. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Yapma oğlum, baş edemezsin onlarla. Sen birsin, onlar dört kişi..Kendi gözlerinle gördün, eski sevdalın Kezban bile kin ve öfkeyle dolu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - İyi ama sana yaptıkları yanlarına kar mı kalsın istiyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Boşver. Hem sen gecenin bu vaktinde niye geldin dağdan buraya?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Yiyecek ve battaniye almak için. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ben şimdi hazırlarım sana..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Sen hazırlarken ben bir yere gidip geleceğim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Nereye? Yoksa Kirazoğullarına mı? Yapma oğlum, kıyarlar sana.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ana işime karışma, ben ne yaptığımı biliyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YÜRÜR DURUR.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (uzak) Ha fazladan bir de at hazırla.[/FONT]


[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- GECE..ÇOK UZAK ZEMİNDE KAHVEDEN GELEN ERKEK SESLERİ
[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (kendi kendine) İşte tahmin ettiğim gibi, Kirazoğulları kahvede oturuyor. Planımı uygulayabilirim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YÜRÜR. KAHVEDEN GELEN SESLER AZALIR. KESİLİR [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Erkekler kahvede olduğuna göre Kezban evde yalnızdır.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- KAPIYA ELLE VURUR..BİR İKİ SANİYE SONRA KAPI AÇILIR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Buyur..(şaşkın) Nee, sen ha?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (yavaşça, öfkeyle) Evet ben. Al bakalım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YUMRUK SESİ.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ahh.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YERE DÜŞER[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Bayıldı. Tam istediğim gibi..[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- EV İÇİ. AĞZI KAPALI KEZBANIN ANLAŞILMAZ SESLERİ. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Amanın, Murat delirdin mi sen, neden getirdin Kezban’ı buraya?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Merak etme, onu da beraberimde dağa götüreceğim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Yapma yavrum, sonra Kirazoğulları acısını benden çıkarır.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Tam tersi, onların bacılarını sana dokunmamaları için kaçırıyorum ana.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Anlamadım?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Eğer o namussuzlardan biri sana bir fiske vursun, aynı şeyi ben de bacılarına yapacağım. Geldiklerinde bunu aynen böyle söyle onlara..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (korkuyla) Eyi ama. Ne bilim, zulüm etmezler mi bana?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Hiç korkma, kılına bile dokunamazlar. Tedariklerimi hazır ettin mi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Hazır, hazır..Atların üzerine koydum. On beş gün yetecek kadar yiyecek ve iki tane de battaniye sardım..[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- GECE. SOKAK..KİRAZOĞULLARI KONUŞARAK YÜRÜR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Murat iti nereye saklanmıştır dersiniz?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Bence dağa çıkmıştır Şehmuz ağabey.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Dağda ne yapsın. İstanbul’a gitmiştir. Koca şehir, istediği gibi saklanır. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Sen öyle san. İğnenin deliğine kaçsa buluruz o namerdi. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YÜRÜME DURUR. KAPIYA ELLE VURURLAR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (bağırır) Kezban, aç kapıyı biz geldik bacım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- BİR İKİ SANİYE SESİZLİK..SONRA TEKRAR KAPIYA VURURLAR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (bağırır) Kız açsana kapıyı biz geldik, diyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Bağırmayın uyumuştur kız.. Ben açarım kapıyı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- KİLİTE GİREN ANAHTAR SESİ. DÖNER. KAPI AÇILIR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (bağırır) Kezban neredesin, uyudun mu bacım?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- İÇERİ GİRERLER. KAPIYI KAPATIP YÜRÜRLER[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Kezban?.Bacımm![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- ÇIT ÇIKMAZ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Allah, Allah Kezban evde yok..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (sertçe) Nasıl yok, gecenin bu vakti nereye gidebilir ki?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Komşulardan birine gitmiş olmasın.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Saçmalama Ömer, gecenin yarısı komşu mu olurmuş. (şaşkın) Bu da ne? Şu yerdeki eşarp bacımızın eşarbı değil mi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- He valla onun eşarbı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Ee yerde ne arıyor? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- BİR İKİ SANİYE SESSİZLİK[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Kardaşlar ben bu işten kuşkulandım. Gelin benimle.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Nereye ağabey?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Murat’ın evine. Sanırım o it bacımızı kaçırdı. Silahlarınızı da alın. [/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- EV İÇİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (sertçe) Söyle Hacer kadın, bacımız nerede?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (gururla) Söyleyeyim Kirazoğlu Şehmuz. Bacınızı oğlum kaçırdı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (şaşkın) Neee! Ne dedin sen?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (öfkeyle) Öldüreceğim o köpeği, dilim dilim edeceğim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Durun yahu, mesele neymiş bir öğrenelim önce.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Ne zaman kaçırdı, nereye kaçırdı? Söyle yoksa öfkemi senden alırım Hacer kadın..Yaşlı demem şuracıkta öldürürüm seni.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Senin yerinde olsam böyle bir şeyi yapmam Kirazoğlu Şehmuz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (şaşkın) Ne demek istiyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Oğlum, bacını beni dövdüğün için kaçırdı. Giderken söyle onlara ana, sana ne yaparlarsa acısını iki kat bacılarından alırım, dedi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Alçak, namussuz, erkek adam kadın kısmını koz olarak elinde tutar mı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Bu soruyu önce sen kendine sor Şehmuz efendi. Sen erkektin de neden benim gibi yaşlı bir kadını dövdün ha?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Bana bak şimdi senin ağzını burnunu..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Dur Şehmuz ağam yapma, Hacer kadını duymadın mı, ne yaparsan acısını bacımızdan iki kat çıkartacakmış oğlu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Ömer doğru söylüyor ağam, ilişmeyelim kadına. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Tamam tamam..Söyle bakalım oğlun, bacımızı nereye götürdü?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Dağlara..Taa şu tepesi karla kaplı dağlara..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Neresine?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ne bilim koca dağ..Adresimi var ki söyleyeyim..Ara ki bulasın..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Alay etme Hacer kadın arayacağız..Her taşın altına bakacağız. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Ve bulduğumuz yerde de öldüreceğiz onu.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- GECE. DAĞBAŞI..ATEŞİN ÇITIRDISI
[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Yazık, ben seni yiğit biri sanırdım. Meğer korkak adamın tekiymişsin.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (içini çeker) Nereden vardın bu karara?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Beni kaçırmandan..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Ne olmuş seni kaçırmışsam?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Daha ne olsun, ağabeylerim seni öldürmesin diye beni rehine olarak kaçırdın. (öfkeyle) Yiğit biri olsaydın, beni kaçıracağına alırdın eline silahı çıkardın onların karşısına.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Sana göre yiğitlik, adam vurmak mı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Elbette ya ne sandın?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - İyi. Senin o yiğit sandıklarının halini git de mahpuslarda gör..Sen hiç mahpus yeri görmedin değil mi? (içini çeker) Onu ancak içeriye düşen bilir..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- BİR İKİ SANİYE ATEŞİN ÇITIRDISI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Dört duvar düşün. Bir de demir parmaklı bir pencere..Hiç bir zaman güneşi tek parça göremezsin. Dilim dilim girer içeriye. İşte o dört duvar arasında ben diyeyim on beş, sen de yirmi mahkum. Hepsi de sana göre yiğit. Kimisi küfredeni vurmuş, kimisi de benim gibi töre kurbanı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- BİR İKİ SANİYE ATEŞİN ÇITIRDISI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (derin bir nefes alır) Ne zaman ki mahpus damına düşersin, işte o zaman yiğitliğin silah taşıyıp, adam vurmakla olmadığını anlarsın..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Neden kaçırdın beni?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Senin yiğit ağabeylerin anamı, adam döver gibi dövmüşler. Hem de yumrukla, tekmeyle, her tarafını morartmışlar..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Sen de beni intikam almak için mi kaçırdın?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Hayır, anama karşı koz olarak kullanmak için. (içini çeker) Anlayacağın sen elimdeyken ağabeylerin bir daha anama zulüm yapamaz artık..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- SADECE ATEŞİN ÇITIRDISI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Babamı vurduğunda bu işin kan davası haline geldiğini biliyordun. Neden hapisten çıktıktan sonra kaçmadın?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Kaçmam mı gerekirdi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Töreyi biliyordun. Ağalarımın senden intikam alacağını hesaplamadın mı hiç? Sen babamızı, babanı öldürdüğü için vurmamış mıydın?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Evet öyle..Ama ben o zaman cahildim, toydum, anamın, köylünün...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Sen babamızı vurarak kendinde bu hakkı buldun da, biz neden bu hakkı kendimizde bulmayalım? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Haklısın ama benim yaptığım yanlıştı. Bunun karşılığında da ömrümün en güzel yıllarını mapusda geçirdim. Şimdi benim düştüğüm hataya sizin de düşmemeniz için kan davasını bitirelim, diyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Diyelim ki ben ve ağalarım kan davasından vazgeçtik, seni öldürmedik, peki ya töreyi ne yapacağız?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Yerin dibine batsın töre. Zaten sizi babasız bırakan, beni katil yapıp mapuslarda çürüten de o töre değil mi? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ama yine de töre töredir. Böyle gelmiş, böyle gidecek.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Hayır, böyle gitmemeli..İnsanlar birbirlerini vurmamalı. Aksi taktirde bu rezil kan davası nesillerden nesillere geçip, çok ocaklar söndürür..(içini çeker) Karnın acıktı mı? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Acıktı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Yola çıkmadan önce anam azık vermişti, birlikte yiyelim. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YÜRÜR. PAKETLERİ AÇMA SESİ. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Murat.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- (uzak) Efendim?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Beni sadece ağalarım anana kötülük etmesin diye mi kaçırdın? Başkaca bir sebebi yok mu?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- (uzak) Var. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- UZAK YÜRÜR GELİR, DURUR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Seni hala seviyorum Kezban. Babanın katili olduğum için belki seni sevmeye hakkım yok. Ama yüreğime anlatamıyorum bunu. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Keşke elimizde olsa da, zamanı on beş yıl öncesine götürebilsek. Birbirimize sevdalandığımız o günleri yeniden yaşayabilsek. Keşke babam babanı öldürmeseydi, sen de töreyi yerine getirmek için babamı öldürmeseydin, şimdi her şey o kadar farklı olurdu ki.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- On beş yıldır evli olurduk, boy boy çocuklarımız olurdu. Şimdi bu saatte evimizde koyun koyuna yatıyor olurduk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (derin nefes alır) Kader işte.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Hayır, bu yaşadıklarımız kader değil Kezban. Ne yaptıysak cahilliğimizden, çevrenin etkisinden yaptık. Benim töreye uymam gibi. Tıpkı şimdi senin hala beni sevmene rağmen ağalarının korkusundan bunu itiraf edememen gibi. (ara) Doğru değil mi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ne?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Beni sevdiğin. Hala bana sevdalı olduğun. Korkma, burada özgürsün, bizi duyan kimse yok. Hadi itiraf et beni sevdiğini.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Seni sevdiğimi söylemem neyi değiştirecek ki Murat. (içini çeker) Biz asla bir araya gelemeyiz. Çünkü ben hala Kirazoğlu soyadını taşıyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Hiç önemli değil. Önemli olan hala beni sevmen.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Benim sevgim yetecek mi sana? Ağalarımı unutma. Onlar için hala kurbansın sen. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Belli olur mu bazen cellatlar da insafa gelir. Vakit geç oldu yatalım artık.[/FONT]


[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- DAĞBAŞI..YÜRÜME SESİ. RÜZGAR SESİ
[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (nefes nefese) Daha hızlı kardaşlarım, daha hızlı. Onları mutlaka bulmalıyız.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Bulacağız ağam heç meraklanma, iğne deliğine saklansa bulacağız o iti.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Bana kalırsa bu sevdadan vazgeçelim Şehmuz ağam. Koskoca dağda Muratla bacımızı nasıl bulacağız? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Eyi de ne yapalım, bacımızı Muratın kollarına teslim mi edelim yani? Zati yeteri kadar köylüye rezil olduk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Hem bulsak bile bakalım Murat bizi sağ bırakır mı? Mutlaka o da yanına silah almıştır.Tepeden bizi gördüğü anda vurur, öldürür.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Ömer doğru diyor Şehmuz ağam, bizi görürse keklik gibi avlar. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Nasıl olsa sürgit dağda kalamazlar. Yanındaki erzak biter bitmez, Murat tedarik etmek için köye geri dönecektir..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Hem bakarsınız bu arada bacımız bir punduna getirip de o namussuzu öldürürde hepimiz kurtuluruz. Biliyorsunuz o Murata bizden daha fazla kinli.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- DAĞBAŞI..RÜZGARIN SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Köye ne zaman geri döneceğiz Murat?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Bilmiyorum..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Bilmiyorum da ne demek, hep bu dağ başında kalacak değiliz ya?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- SADECE RÜZGARIN SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Artık her şey çok farklı. Gidelim ağabeylerime gerçeği söyleyelim. Birbirimizle evlenmek zorunda olduğumuzu anlatalım onlara.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Anlatmasına anlatalım da, ağabeylerinin bu işi pek hoş karşılayacağını sanmıyorum. Çünkü onların gözünü öylesine kan bürümüş ki..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- O eskidendi, benim seninle karı koca gibi olduğumuzu öğrenirlerse düşmanlık kalkar orta yerden.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Öyle mi sanıyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Elbette. Ben onların biricik bacısıyım. Göreceksin bak, onlara seni sevdiğimi söyleyeyim, silahlara veda edeceklerdir.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Tam tersi de olabilir, kanlını sevdiğin için sana kötülük de edebilirler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Hayır bu yaşıma kadar bana bir fiske bile vurmamışlardır. Hem başka çaremiz var mı? Böyle dağda daha ne kadar yaşayabiliriz ki Murat? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Kaçabiliriz. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Nereye?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Büyük şehre..İstanbul’a. Ağabeylerinin bizi bulamayacağı bir yere.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Kaçarak yaşamak da bir zulüm değil mi? Devamlı öldürülmek korkusuyla, namlu ucunda nasıl mutlu yaşayabiliriz ki? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Evet ama az da olsa kaçmak, bir kurtuluş umududur Kezbanım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Hayır, kaçarak değil, konuşarak bitireceğiz bu kan davasını Murat..Hem başından beri sen de böyle söylemiyor muydun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Evet ama senin ağaların öyle kalın kafalı ki, töreye karşı çıkacaklarını sanmıyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Belli olmaz. Sen burada kal. Ben gidip konuşacağım ağalarımla. Göreceksin bak onları ikna edeceğim, silahlarını bıraktıracağım.. [/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- EV İÇİ
[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (çıldırır) Nee, ne dedin, ne dedin? Seviyor muyum, dedin?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Evet öyle dedim ağam.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (şaşkın) Çıldırdın mı bacım, nasıl seversin o katili?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Neden sevmesin? Zaten zamanında birbirlerine sevdalı değiller miydi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- O babamızı vurmadan önceydi. Şimdi sevemez.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (sertçe) Kezban, sen ne söylediğinin farkında mısın?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Evet ağam...Muratla ben..Birbirimizi seviyoruz..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (bağırarak) Olamaz..Sen Kirazoğlu Kezbansın. Öldürürüm seni, ********im dilim dilim doğrarım..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (bağırarak) Dellendin mi kız, insan babasının katiline gönül verir mi, sen de hiç akıl yok mu, vicdan yok mu? Bunu nasıl yaparsın?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Kaltak! (TOKAT SESİ) Senin niyetin bizi köye rezil etmek mi ha?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ahh.. (ağlıyarak) Ne yapim seviyorum işte onu..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (bağırarak) Köyde sevecek başka adam mı kalmadı kız? Al sana al.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- TOKAT SESLERİ. KEZBANIN ÇIĞLIKLARI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ahh..(ağlayarak) Seviyorum Murat’ı Seviyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Yapmayın, vurmayın kızcağıza. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Sevmeyeceksin o iti. Babamızı öldüren adama gönül veremezsin.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Gebertiriz kız seni, gebertiriz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Durun, delirdiniz mi bırakın kızı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (Ağlayarak) Ben buraya sizden evlenmek için izin istemeye geldim..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Nee! Bir de evlenmek mi? Allahhh, tutmayın beni..Tutmayın öldüreceğim bu şırfıntıyı..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- DÖVME BAĞIRMA FERYAD, KEZBANIN HIÇKIRIKLARI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Yeter, kendinize gelin, öldüreceksiniz kızı. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (ağlayarak) Yapmayın, dövmeyin..Evlenmek zorundayım Muratla. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif](bağırarak) Anlamıyor musunuz evlenmek zorundayım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Nee! Demek koynuna da girdin onun ha? Onu sevdiğin yetmiyormuş gibi bir de bizi arkadan hançerledin öyle mi? Geberteceğim seni.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Ailemizin namusunu iki paralık edersin ha? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- TEKME TOKAT SESLERİ, KEZBANIN FERYADI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Şehmuz ağam, Ahmet ağam, yeter. Siz ne biçim insanlarsınız. Dövdüğünüz kız bizim bacımız be.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Çekil kenara Ömer, o artık bizim bacımız değil..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Evet, babamızın katilinin koynuna giren biri artık bizden değildir..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Olmaz öyle şey. Doğru da yapsa, yanlış da yapsa o bizim bacımız..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- KEZBANIN HIÇKIRIKLARI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Kezban, bacım hadi git sen yat..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- HIÇKIRARAK YÜRÜR VE KAPIYI AÇAR KAPAR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Murat’ın öfkesini bacımızdan almayın. Yazıktır, günahtır kıza..O bize anamızdan, babamızdan kalan tek hatıradır.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Hala inanamıyorum, bunu nasıl yaptı bize Kezban? Bir çobana gönül verse bu kadar koymazdı bana.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Babamızı vuran o eli kanlı iti nasıl sever? Bizim babamız bacımızın da babası değil mi? Hiç akıl yok mu bu kızda?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Yapılacak tek şey, Muratla bacımızı evlendirmek. Böylece hem onlar mutlu olur, hem de kan davası denen bu illeti ortadan kaldırmış oluruz. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Asla! Kıyametin kopacağını bilsem, yine de ne bacımın Murat denen o köpekle evlenmesine izin veririm, ne de kan davasını bitiririm.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Şehmuz ağam doğru söylüyor, Kezban’ı Muratla evlendirerek köylüyü kendimize güldürtemeyiz. Gerekirse her ikisini de vururuz..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Namussuz, baktı ki kaçarak kurtulamayacak elimizden, bacımızın hem gönlünü hem de aklını çeldi..Zannetti ki Kezban’la evlenirse, bizim elimizden de kurtulacak.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Doğru söylüyorsun ağam. Bacımız da bu oyuna geldi. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (bağırarak) Kalkın gidiyoruz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Nereye Şehmuz ağam? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Dağa..Murat’ı öldürüp babamızın kanını, bacımızın namusunu temizlemeye.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Eyi ama koca dağ. Nereye saklandığını bilmeden onu bulamayız ki.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Merak etme bu sefer bulacağız.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Nasıl?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Hacer kadını konuşturarak..Döverek, işkence ederek..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Durun çıldırdınız mı siz? Hacer kadın 70 yaşında. Yaşlı kadına zulüm yaparak günaha girmeyin. Buna erkeklik denmez.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Kapa çeneni..Gidiyoruz dedim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Ben gelmiyorum sizinle..Böyle bir adiliğe ortak olamam..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Bana bak Ömer, kardaş mardaş dinlemem şimdi seni..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Çek elini yakamdan Ahmet ağam. Kan davası denen maraz size insanlığınızı da, her bir şeyinizi de unutturmuş..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Bırak şu korkağı Ahmet.. Biz ikimiz yeteriz seninle. Hadi.[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- EV İÇİ. ELLE KAPININ ÇALINMA SESİ
[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Geliyorum, geliyorum..(Yürürken, heyecanlı) Sakın Murat olmasın bu. Kızı alıp gideli dört gün oldu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YÜRÜME DURUR. KAPIYI AÇAR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (şaşkın) Aa! Şehmuz, Ahmet. (sert) Ne işiniz var, ne istiyorsunuz?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Çekil kenara da içeri girelim Hacer kadın.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- İÇERİ GİRME SESİ.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Kapat kapıyı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- KAPININ KAPANMA SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ne var ne istiyorsunuz? Eğer buraya bana kötülük yapmaya geldiyseniz, aynı kötülüğü oğlum da bacınıza yapar ha![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Merak etme, oğlun bacımıza yapacağını yapmış zaten.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (şaşkın) Ne! Anlamadım, oğlum ne yapmış ki bacınıza?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Koynuna almış.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (bağırır) Yalan..Benim oğlum böyle bir şey yapmaz..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Ama yapmış işte..Söyle bakalım o ırz düşmanı dağda nereye[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]saklanıyor?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Bilmiyorum..Merak ediyorsanız gidip arayın..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Yalan söyleme, yoksa yaşına başına bakmaz döve döve gebertiriz seni.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (TOKAT ATAR) Cevap ver kadın, Murat nerede saklanıyor?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ahh! (bağırır) Gidinin gözü kanlı köpekleri. Bilmiyorum dedim, bilsem de söylemem yerini.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (bağırır) Konuş kadın, konuşş! (TOKAT) İt oğlun nereye saklandı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ahh! (ağlayarak) Bilmiyorum, bilmiyorum..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- EV İÇİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (burnunu çekerek) Ömer ağam..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Buyur bacım. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Şehmuz ağamla, Ahmet ağam nereye gittiler?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- (içini çeker) Boş ver hiç sorma bacım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (heyecanla) Yoksa Murat’ı öldürmeye mi gittiler?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Hayır kötü. Çok kötü bir şey yapmaya gittiler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Nedir o?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Murat’ın anasına gittiler..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Niye, ne yapmaya gittiler ki Hacer kadına?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Murat’ın saklandığı yeri öğrenmek için kadıncağızı konuşturmaya gittiler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- İyi ama Hacer kadın, Murat’ın saklandığı yeri bilmiyor ki, söylesin.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Gel de bunu onlara anlat. Kadıncağızı zorla söyletmek için işkence yaparlar. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Aman Allah’ım, neden mani olmadın onlara Ömer ağam?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Nasıl olabilirim ki Kezban..Ağalarını bilmezmiş gibi konuşuyorsun. Kan davası akıllarını başlarından almış. Varsa yoksa töre, kan davası. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (heyecanla) Ben gidiyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Nereye?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Hacer kadının evine. Belki ağalarımın ona zulüm yapmasına engel olabilirim.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- EV İÇİ..HACER KADININ HIÇKIRIKLARI. ANİDEN KAPI AÇILIR[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif][/FONT][FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (heyecanla) Hacer ana, Hacer ana! Aman Allah’ım olamaz.. Ağalarım zavallı kadını ne hale sokmuşlar? (ağlayarak) Hacer ana![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (ağlayarak) Yaklaşma Kirazoğlu Kezban, vururum seni..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Bırak o tüfeği Hacer ana..Ben buraya düşmanın olarak gelmedim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (Ağlayarak) Yaklaşma diyorum..Değil mi ki o iki canavarın bacısısın, sen de onlardansın..Sen de o iğrenç yaratıkların kanını taşıyorsun..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ben artık düşmanın değilim Hacer ana..Muratla biz sözlendik.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Demek ağabeyin olacak o canavarların söyledikleri doğruymuş. Oğlum seni koynuna almış ha?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Evleneceğiz..Öyle karar verdik..Gelip önce senin elini öpecektik, daha sonra da ağalarımın..Ama onlar buna izin vermedi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (Ağlayarak) Onlar insan değil ki, canavar..Bak ne hale soktular beni? Murat’ımın saklandığı yeri öğrenmek için nasıl acımadan dövdüler beni..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (hıçkırarak) Dur şimdi yaralarını sararım Hacer ana.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Bırak ben kendi yaramı kendim tımar ederim..Sen burada oyalanma var git oğlumun yanına. Ağalarının Murat’ıma kıymalarına engel ol.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- DAĞBAŞI..HAFİF RÜZGAR
[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (kendi kendine) Keşke Kezbanın tek başına köye gitmesine izin vermeseydim..Gideli iki gün oldu, geri dönmedi..Mutlaka ağalarıyla başı derde girmiştir..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (sesi uzak) Murattt, Murattt![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (heyecanla) Kezban bu..Onun sesi..(bağırır) Kezban, Kezbann![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- UZAK KOŞMA SESİ YAKINA GELMEYE BAŞLAR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (uzaktan yakına) Buradayım Murat’ım geliyorum..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Oh çok şükür sağ salim geldi..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YAKINA GELİP DURMA SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (nefes nefese) Murat. Murat’ım..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Kezban, ceylan gözlüm..Gecikince başına bir şey geldi..(şaşkın) Dur bir dakika..Ne oldu sana? Gözün niye morarmış senin? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Şey..Yok bir şey. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ne demek yok..Yüzün gözün şişmiş, yüzünde yara izleri var. (bağırarak) Söyle yoksa onlar mı yaptı bunu? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (ağlamaya başlar)[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Namussuzlar, alçaklar..Demek sonunda bacılarına da el kaldırdılar ha?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (ağlayarak) Gözlerini intikam bürümüş onların.Tepeden tırnağa kin ve intikamla dolular..Senin olduğumu, seni sevdiğimi söyleyince adeta delirdiler, bir Şehmuz ağam vurdu, bir Ahmet ağam. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Allah kahretsin. Bunun hesabını soracağım onlara..(içini çeker) Anamı gördün mü, ona da söyledin mi evlenmek istediğimizi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Şeyy..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ne oldu Kezban?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Anan..(susar)[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (heyecanla) Niye sustun? Yoksa anama bir şey mi oldu?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (içini çeker) Ağabeylerim onu da fena halde dövmüşler Murat.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (nefretle) Nee, anama el mi kaldırmışlar yani?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (hıçkırarak) Evet Murat ..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Namertler demek benden alamadıkları intikamı seni ve anamı döverek aldılar ha..Ama soracağım bu yaptıklarını, hem de çok kötü soracağım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Şimdi de öldürmek için seni arıyorlar. Kaçalım hemen buradan Murat.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ağaların anamı neden dövdüler? Ne istediler ondan?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Senin saklandığın yeri öğrenmek için..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (bağırarak) Lanet olsun. Bir canavar bile böyle iğrenç bir şeyi yapamaz. Namussuzlar, zorunuz benimleydi, anamdan ne istediniz ha?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Keşke ağalarıma gidip de seni sevdiğimi söylemeseydim, ananın başına gelenlerden kendimi sorumlu hissediyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Senin ne suçun var ki ceylan gözlüm..Senin ağabeylerinin içi pisse, canavarsa, senin suçun ne ki? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- RÜZGAR SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ne yapacağız şimdi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (Öfkeyle) Köye inip o iki iblisi de öldüreceğim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (bağırır) Olmaz! (Yalvarır) Kurbanın olayım ananın intikamını almaya kalkma Murat..Karışma bu işe..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Nasıl karışmam, ağan olacak o iki rezilin anama attıkları dayak yanlarına kar mı kalsın istiyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Eğer beni seviyorsan elini kana bulamaktan vazgeç Murat..O iki canavarı da Allah’a havale et..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Peki ya anamın yediği dayak? İntikamımı almayayım mı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ne intikamı? Daha düne kadar kan davası kötü diyen sen değil miydin? Şimdi kalkmış anama attıkları dayağın acısını alacağım, diyorsun.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ama..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- O zaman kan davasını sürdüren ağalarıma kızmaya ne hakkın var? Senin de o cahillerden ne farkın kalıyor?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (içini çeker) Doğru söylüyorsun Kezban. Biran ağabeylerinin anama yaptıkları zulüm aklımı başımdan aldı. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Şimdi biz ne yapacağız onu düşünelim. Ağalarım kaçtığımı anlayınca peşimize düşeceklerdir. Onların hala istedikleri sensin.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Korkma gelecekleri varsa görecekleri de var. Onları gördüğüm yerde öldüreceğim Kezban.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Aman ne güzel. Ağalarım öteki dünyaya, sen de tekrar mapusa..Peki ya ben? Ben ne olacağım hiç düşündün mü? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ne yapalım peki?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Kaçıp gidelim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Nereye?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ağalarımın bizi bulamayacağı bir yere..İstanbul’a gidelim. Koca şehir. Onca kalabalığın içinde adres olmayınca bizi mümkün değil bulamazlar.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (uzakça) Buluruz, cehennemin dibine bile gitseniz buluruz sizi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (korkuyla) Şehmuz ağam![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- (öfkeyle) Lanet olsun, tüfeğim nerede?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Davranma Murat, çekerim tetiği. Uzak dur tüfeğinden. Çekil, çekil.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Şehmuz ağam, Ahmet ağam kurbanın olam, ilişme bize. Yalvarırım...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (bağırır) Çekil kız o katilin önünden. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Bacımızın arkasına saklanarak elimizden kurtulamazsın Murat. Davamız var seninle, ölmeden silah bırakmak yok.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Beni düşünmüyorsanız bacınızı düşünün, onun saadetini düşünün. Biz evleneceğiz, akraba olacağız. Gelin vazgeçin bu davadan.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Olmaz. Ölmek var vazgeçmek yok. Töre böyle, kana kan isteriz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Töre dediğiniz insanların icat ettiği bir şey. Gelin bu töreyi bozalım, birbirimizi vurmayalım ağalar..Bana da yazıktır, size de yazıktır.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Murat doğru söylüyor. Hepimize yazık olacak. Vazgeçin bu kan davasından.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- O zamanında vazgeçti mi ki biz geçelim?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Babamız babasını vurduğunda neden jandarmaya şikayet etmedi de, cezasını kendi eliyle verdi ha? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Çünkü...Töre öyle emrediyordu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Şimdi de töre bize seni öldürmemizi emrediyor. Nişan al Ahmet.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Yapma Şehmuz ağam, etme Ahmet ağam, o yanlış yaptı diye siz de yanlış yapmak zorunda mısınız? Murat’ı öldürdüğünüz zaman on beş yıl önce ölen babamız dirilecek mi sanıyorsunuz?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- En azından mezarında kemikleri sızlamayacak?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- On yıl önce anam da, köylü de aynen böyle demişlerdi. Babanın intikamını al ki mezarda kemikleri sızlamasın, demişlerdi. (içini çeker) Oysa on beş yıl müddetle mapusta kemikleri sızlayan ben olmuştum. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Bizim Ömer gibi süslü laflar etme. Babamızı vurduğunda az acı çekmemiştik.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Doğrudur. Babanız babamı vurduğunda aynı acıyı ben de çekmiştim. Ama bilin ki esas acıyı kurbanlar değil, cellatlar çekiyor. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Sen ne acısı çektin ki, paşalar gibi on beş sene yattın sonra da çıktın. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Paşalar gibi mi? Davulun sesi uzaktan kulağa hoş gelir diye boşuna dememişler. Mapusta çekilen acıyı anca mapus yatan bilir ağalar. Yattığım on beş sene, hayatımın yaşanmamış en güzel yılları oldu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Bırak nasihati. Sen nasıl yattıysan bizde yatarız, aslanım. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Şimdi mapus yatmayalım diye töreyi bozmamızı mı istiyorsun? Köylü bizi tefe koyar tefe. Töreye karşı geldik diye selamı sabahı keserler. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Bu kadar konuşma yeter. Al nişanını Ahmet.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Aldım Şehmuz ağam.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Üç deyince aynı anda çekeceğiz tetikleri.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (ağlayarak) Yalvarırım yapmayın. Sonra hepimize yazık olacak. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Bir![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Ağlama ceylan gözlüm. Hiçbir gözyaşı ağalarının vicdanını yumuşatamaz. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- İki![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (ağlayarak) Murat, Murat, Allah’ım, oh Allah’ım..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Ü...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- AYNI ANDA UZAK TÜFEK SESLERİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (şaşkın) Bu da ne? Kim ateş ediyor?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- (uzak bağırır) Şehmuzzz, Ahmett atın silahları yere. Bu bir emirdir.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (şaşkın) Jandarma komutanı bu. Başefendi imdadımıza yetişti Murat. Kurtulduk, kurtulduk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Allah kahretsin jandarma nereden haber aldı da geldi buraya?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- (uzaktan yakına) Silahlarınızı atın ve ellerinizi başınızın üstüne koyun, yoksa size ateş etmek zorunda kalacağım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Ne yapacağız Şehmuz ağam?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Yapacak bir şey yok, askerin gözü önünde adam öldüremeyiz. At silahını.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Peki.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- SİLAHLARIN YERE ATILMA SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Şükürler olsun sana Allah’ım..Kul sıkışmayınca Hızır imdada gelmezmiş.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Sevinmeyin hemen. Şimdi olmadı ama daha sonra öldüreceğiz Murat’ı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- PALTIR KÜLTÜR YAKLAŞAN AYAK SESLERİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (uzaktan yakına, nefes nefese) Murat, yavrum, şahanım...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- (şaşkın) Ana! Senin ne işin var burada?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- (nefes nefese) Bacım! Kezban bacım. İyi misin?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (şaşkın) A, Ömer ağam. Yoksa sen mi haber verdin jandarmalara?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Hem ben, hem de Hacer kadın. Aynı anda girdik jandarma karakoluna. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- (bağırır) Askerler silahları müsadere edin, Şehmuz’la Ahmet’i de köy kahvesine götürün.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ne kahvesi? Sen de şahit oldun başefendi, yetişmeseydin oğlumu öldüreceklerdi. Niye hapse atmıyorsun onları?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Ana karışma başefendinin işine. Helbet bir bildiği vardır.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- (bağırır) Çavuş muhtara, ihtiyar heyetine ve tüm köylüye haber sal, bir saate kadar kahvede toplansınlar. [/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- KÖY KAHVESİ. ZEMİNDE UYGUN LABARBA
[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- Herkes beni dinlesin. Sizleri buraya neden topladığımı açıklamak istiyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- MERAK LABARBALARI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- Az önce Kirazoğlu Şehmuz ve kardeşi Ahmet’i, Hacer kadının oğlu Murat’ı öldürmek üzereyken yakaladık. Sebebini herhalde biliyorsunuz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- BİLİYORUZ, KAN DAVASI GİBİ LABARBALAR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MUHTAR- (uzakça) Biliyoruz başefendi, kan davası. Murat, Kirazoğullarının babasını öldürmüştü ya.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- Biliyorum, bu olay on beş yıl önce olmuş. Kirazoğulları, Murat’ın babasını öldürmüş, Murat da Kirazoğullarının babasını öldürmüş. Şimdi de Kirazoğulları Murat’ı öldürmek üzereydi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MUHTAR- Töre böyle başefendi, biz ne edebiliriz ki? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- (sertçe) Bu ne biçim savunma muhtar, sen törelerden değil kanunlardan yana olmak zorundasın. Türkiye Cumhuriyeti törelerle, adetlerle değil, yasalarla yönetiliyor. En başta sen sonra da yanında oturan şu ak sakallı ihtiyar heyeti, kan davası denen bu cinayete karşı çıkmak zorundasınız.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MUHTAR- (korkar) Şey, elbette çıkalım çıkmasına ama törelerimize göre...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- Yeter muhtar, ikide bir töre deyip durma. Ne töresiymiş bu? Resmen cinayet denir buna. Günah değil mi ölene, yazık değil mi katil olup da cezaevlerine düşenlere? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Yazık olmaz mı, hemi de ne yazık başefendi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- İşte bunun en büyük örneği karşınızda duruyor. Gençliğini cezaevinde yitiren Muratla, babalarının intikamını almak isteyen Şehmuz ve Ahmet Kirazoğlu. Mani olmasaydık şimdi biri mezara, öbürleri hapse girecekti.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Başefendi doğru diyo konşular. Töre diye diye bu güne dek birbirimizi kırdık, kocalarımızı, oğullarımızı, gonca fidanlarımızı ya mezara ya hapse verdik. (bağırarak) Yetti artık, gelin el birliği ile yerin dibine gömelim şu töreyi. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Gömelim ya. Gömelim de bir daha kimse kimseye kan davası gütmesin. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- TASTİK LABARBALARI [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- E, muhtar ben diyeceğimi dedim. Hacer kadın, Ömer Kirazoğlu da dedi. Şimdi sıra sende, sen ve ihtiyar heyeti ne diyeceksin bakalım? Sizin diyeceğiniz köylü için çok önemli biliyorsun.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MUHTAR- (içini çeker) Güzel konuştun başefendi, doğruları söyledin. Lakin töreler insana yalnız kan davasını güttürmez. Evlenene, tarlasını sürene, fakir fukaraya yardım etmek de töremizin gereğidir. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- Madem öyle siz de kötü töreleri kaldırın, iyi töreleri benimseyin. Gençlere törelerin güzel yanlarını öğretin. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- ALKIŞ LABARBASI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MUHTAR- Kan davası aslında hiç birimizin istemediği bir şeydir başefendi. Şunun şurasında hep bir köylüyüz. İnsanlarla kanlı olmak yerine kardeş olmayı kim istemez ki.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KOMUTAN- E, madem öyle, ne duruyorsunuz o halde? Madem bütün köy bir aradayız, gelin şu eski dostları, kinden, kandan arındırıp barıştıralım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- BARIŞTIRALIM LABARBALARI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MUHTAR- Şehmuz, Ahmet gelin bakim yanıma.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- İKİ KİŞİNİN UZAKÇA AYAK SESİ YAKINA GELİR DURUR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (sevimsiz) Geldik muhtar.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MUHTAR- Murat, sen de gel yanımıza.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (sevinçle) Koş, koş oğlum muhtarın yanına.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- UZAK AYAK SESİ YAKINA GELİR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- (heyecanla) Geldim muhtar.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MUHTAR- Olanla ölene çare yoktur. Her ne olduysa unutacaksınız. Bundan böyle köylü sizi hasım olarak değil hısım olarak görmek istiyor. De öpüşüp barışın bakim herkeslerin önünde.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Şehmuz kardaş, Ahmet kardaş gelin öpüşelim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- BİR İKİ SANİYE SESSİZLİK. SONRA KALABALIĞIN KİRAZOĞULLARI ÖPÜŞMÜYOR LABARBASI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Şehmuz ağam, Ahmet ağam etmeyin eylemeyin bırakın şu inadı. Hazır karşımıza kardeşçe yaşama fırsatı çıkmışken, tepmeyin bunu. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Şehmuz ağam, sen ailemizin en büyüğüsün. Yıllarca bize babalık ettin. Esas babalığını şimdi göster. Muratla biz birbirimizi seviyoruz. Eğer onlarla barışmazsak, ben asla mutlu olamayacağım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- (bağırarak) Duydun işte Şehmuz ağam, birbirlerini seviyorlarmış. Uzat elini hem tokalaş hem de öpüş, bu kin, bu düşmanlık sona ersin. Sonra da düğün yapıp halay çekelim..Birbirimizle akraba olalım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- BİR İKİ SANİYE SESSİZLİK[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Murat.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- (heyecanla) Buyur Şehmuz ağam.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Bacımı istemek için ananı ne zaman gönderiyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- ALKIŞ, TEZAHÜRAT VE SONRA DAVUL ZURNA HALAY SESLERİ[/FONT]


[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Atatürk'ün Günlüğünden (Oratoryo)

Sayın konuklar,
[FONT=Arial, sans-serif]Bugün bizler burada tutkuyla , coşkuyla , sevinçle ve hüzünle onu birkez daha yaşatacağız.Mustafa Kemal'i anlatmak Türk ulusunu anlatmaktır.Mustafa Kemal'i anlatmak Kurtuluş savaşını anlatmaktır. Yokluklardan gelen bir ulusun doğuşunu ani atmaktır. O'nu anlatmaya dilimizin dönmediği , gücümüzün yetmediği yerde O'nu kendi günlüğünden dinleyip anlayalım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yıl 1881 Kiraz mevsimi[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Vakit alaca karanlık[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ay batacak , güneş doğmak üzere [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Toprak kabardı , gök gerine gerine uyanıyordu [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İki katlı kagir evde çifte şamdan yanıyordu [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve ansızın[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]O? Sarı, gür bir kadın saçı gibi[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dalga dalga esti rüzgar[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kiraz ağaçları meyve yüklü pıtrak pıtrak[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gün ağardı taze , apak Ve öptü yeni doğanın[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Küçük Mustafa'nın parlak ışıklı yüzünü güneş[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yüzyıllar öncesinden[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ben Mustafa Kemal'im hey![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ben Mustafa Kemal"im[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Selanik[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Baba ocağı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kilise canlarının ezanla karışıp gittiği çocukluk yıllarım[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gür ağaçlı bahçeler[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve tadına doymadığım kara dut[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Daracık sokaklarda kaybolup gittiğimiz liman şehri[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Selanik bir büyük liman,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Selanik bir büyük şehir/Suda balık sürüleri gibi :[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gelir gider , gider gelir[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yorgun tembel balıkçıların[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Beni uzaklara salacağı martı sesleri[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Baharda gürlediği vakit Korkutan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Korktuğu kadar düşündüren gök gürültüleri[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Selanik gecelerinde yıldızlar kocaman olurlardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ya da ben öyle hatırlıyorum[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ne kadar çok , ne kadar parlaktır , bir okadar uzak.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Arkadaşlarım,komşu çocukları, gayri müslim arkadaşlarımız çok olmazdı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Olanlarda bize en yakın yıldız kadar yakın[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Oysa,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yaşadığımız acı tatlı ne varsa[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu küçücük şehirdeydi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Geçti dört mevsim dört yaz[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Uzun ince parmaklarımda[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Mahalle mektebinde diz çöküp[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İlahilerle başladı okula[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir sabah beyaz bir entari giydirildi bana[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sırmalı bir sarık elimde yaldızlı bir dal[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Annem dua etti.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ben de babamın ve hoca efendinin elini öpüp okula gönderildim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Beyaz kemerli loş bir oda[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Rahlede bir kuran[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hoca keramım anlatmaya başladı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Anlayamadığım bir dilden okuyup , dizlerimin üstünde yazmaya çalışıyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kemiklerim sızlardı , ayakta yazmak istemezdim[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hoca tek sesiyle emrederdi[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Otur[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]"Ama böyle yazmak zor oluyor , dizlerim acıyor deyince ,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bana karşımı geliyorsun , dedi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ben de evet dedim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sonra babam beni başka okula gönderdi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Şemsi Efendinin özel laik okuluna.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Burası daha iç açıcıydı.Yan yana sıralar daha aydınlık[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Üstelik artık dizlerim acımıyor[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Babamın işleri bozulunca , dayımın köyüne Langazaya gittik.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Çiftlik hayatı başladı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir tarlada öğrenmişti vatan bekçiliğini[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kargaları kovalaya kovalaya Mustafa [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yel eser gün vurur akşamlara dek Kavrulur yanardı elleri ekinlerin ortasında[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yüzyıllar öncesinden[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ben Mustafa Kemal'im hey Ben Mustafa Kemal" im[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Orada okul yoktu , sıkılıyordum.Köydeki müslüman hocadan ders alıyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sonra da köyün papazından , ama Rumca'yı sevmiyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Teyzemin yanına Selanik'e gönderildim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Arapça öğretmeni kaymak Hafızdan hayatımın ilk dayağını yedim.Bu bana çok dokundu. Çocuksu sorularıma dahi cevap veremiyecek kadar cahil , aciz koskoca bir adamdan dayak yiyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir gün komşumuzun oğlu Ahmet, bizi ziyarete geldi. Askeri okuldaydı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Pırıl pırıl tertemiz üniforması, anlamlı bakışı, kendinden emin konuşması.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İşte o gün ben de o üniformanın içine girmiştim sanki.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Annem olmaz dedi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Osmanlının askeri demek bitmez tükenmez sürgünler , savaşlar demektir.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kıyamam sana.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ama nafile gizlice okulu kazanmıştım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Anacığımın elini öptüm , hakkını helal etti.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yeni okulumu arkadaşlarımı seviyordum.Başarılıydım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Matematik öğretmenimiz senin de benim de adımız Mustafa dedi .[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gel bir de yanına Kemal adını koyalım.Bundan sona senin adın Mustafa Kemal olsun.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Orta okuldan sonra , yatılı olarak Manastır Askeri Lisesine başladım . Manastır Makedonya'nın can damarıydı , sınır bölgesiydi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bulgar , Arnavut, Yunan çetelerinin cirit attığı bir yer. Etrafımda nelerin olup bittiğini anlamak istiyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sonra Ömer'le arkadaş olduk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tatil günleri istasyona gider , askerleri seyrederdik.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Oradan da Yonya'ya.(Yonya bir liman gazinosuydu)[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Orada birşeyler içer saatlerce tartışırdık.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ali Fethi ile tanıştıktan sonra ufkum daha da genişledi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]O bana siyasetin ne olduğunu anlattı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Jan Jak Ruse , Volterî, Mantesküi'yi anlattı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]| Volter , Rober Piyer ,1789 ihtilali , halk , ulus , özgürlük , gerçekler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]|Ve yaşamın sınırları . kafam karmakarışıktı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gökte ay üşür[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dışarıda gece üşür[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Düşmanca kol gezer bıçak sırtı bir ayaz[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Mustafa Kemal üşümez[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Düşünür.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir gün Ömer'le tren istasyonunda dervişlere rastlamıştık.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve garda da. bir sürü yabancı yolcu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dervişler,ellerinde sivri külahları[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bol cüpbeleri kendilerinden geçmiş , bağırıp çağırıyorlardı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Nara atıyorlar , kimileri de düşüp bayılıyorlardı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Şöyle bir baktım.Utandım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gözlerimi kapadım.Cennetin anahtarını satan papazla, muska satan yobaz[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve nara atıp kendinden geçen , sözüm ona dervişler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İşte dedim kendi kendime.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dünyayı bu hale sokan sizlersiniz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Artık düşünüyordum, öğrenmek istiyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Düşlerim beni aştıkça , yeniden öğrenmeliyim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İçimdeki büyük aşkın ne olduğunu artık iyice anlıyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Okul bitince...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İstanbul'a Harbiye'ye gidecektik düşlerimizi gerçekleştirmeye.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İnsanlığa aşıksın sen Sönmeyen tek ışıksın sen Kurtuluş ve özgürlüğe [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir evrensel bekçisin sen[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İstanbul[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Daha ilk bakışta ortaçağı anımsattı bana[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sanki insanlar hala yüzyıllar öncesi gibi yaşıyordu ,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kara çarşaflı, peçeli hayaletler gibi, karanlık basmadan evlerine koşuşan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]kadınlar[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Asma çardakların gölgesinde[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Günde beş vakit ezan sesiyle kımıldayan çehreler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Haliç'in ötesinde ölü bir görüntüden ibaret kalan Türk mahalleleri[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve şaşkın değişmez sessizliğe uyuyorlardı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Oysa Beyoğlu , Pera ve baş döndürücü sokakları sonunda liman...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Şık faytonlar , mağazalar , tiyatrolar , müzikaller.Bambaşka sosyal bir çevre.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Vergi vermeyenler sırtını kapitülasyonlara dayamış[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Merkezi hükümete önem vermeksizin bir bambaşka İstanbul.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Osmanlıların üstündeki yabancı baskısı o derece şiddetliydi ki[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sanki Türkler kendi vatanlarında esir[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yabancılar efendiydiler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Düşman devletler Osmanlı Devletine Maddeten ve manen tecavüz halinde[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Karar vermişler onu yok etmeye , bölüşmeye[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Padişah ve halife olan kişi de[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Düşünmüyor hayatını ve rahatını[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kurtarmaktan başka çare.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Artık Fransızca gazeteleri okuyabiliyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bazı kitaplar yasaktı.Bunları geceleri okurdum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Namık Kemal'i , Volter , Robes Piyer'i şimdi daha iyi anlıyordum. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Önce Napolyon’a hayrandım. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Felsefi görüşlerim iyice şekillenince , ondan pek hoşlanmadım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Demek ki devrimler karşı devrimleri getirebilirdi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]1789'un saflığı ve temizliği ve Napolyon'un emperyalizmi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]O gün arkadaşlarla bir komite kurduk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]El yazısıyla gazete çıkarmaya karar verdik.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gazete sarayın kulağına gidince yakalandık.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ama okul müdürü devrimci bir adamdı.Kurtulduk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Belki de bir iç güdü.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kurmay okulunun ilk sınıfında hepimizden bir araştırma , yazısı istemişti. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Araştırma yazısını okuyan öğretmenim gözlerime baktı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Zaten dedi, senden de bu beklenir. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Araştırmanın adı:Başkente karşı Anadolu isyan hareketlerinin Gerilla taktikleri.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sonra yine yakalandık.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bildiri dağıtıyorduk üstelik okul bitmiş daha yeni yüzbaşı olmuştum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tutuklu kaldığım süre içinde yazıyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Şiir yazıyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Devrim taslakları yazıyordum. Sonra kıta hizmeti adına İstanbul dışına sürüldüm , Şam'a[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yıl 1905[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Mustafa Kemal şimdi yüzbaşı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yıldızlar İçinde yıldız;yücelmiş daha başı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dışarıda bıçak sırtı bir ayaz[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gökte yıldız ve ay üşür[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Mustafa Kemal üşümez[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Vatanını ve ulusunu düşünür[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Peki dedim , öyle olsun. Bizde gider çölde bile yeni bir devlet kurarız.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Zamanla binlerce gerçeğin değil, tek bir gerçeğin olduğunu anladık. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ne işimiz vardı Arabistan çöllerinde.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hepimizi baskı altında toplamaya çalışan softaların , yobazların içinde , ne işimiz vardı. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]( YEMEN TÜRKÜSÜ)[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]iyice anlamıştım ki , [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Müslüman olmayanların cennetin bütün nimetlerinden yararlandıkları ,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Müslümanların ise cehennem azabı çektikleri bir yerdi. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Osmanlı İmparatorluğu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sende-de dünyalar devirenlerin [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ayakta tutmayan darbesi vardı;[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Zamanı yakından çevirenlerin [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Zincire vurulmaz hür sesi vardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İhtilalin nasıl, neresinden başlamalıydı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Vatandan uzak Arap illerinde...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Arkadaşlardan kopuk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Makedonya'ya gitmeliydim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu işin can damarı arada atıyordu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir müddet sakin kalıp , Selanik'teki Genel Kurmaya atanmalıydım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve atandım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İhtilalin çekirdeği bazen de kendince oluşuyordu. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kendini devrimci ihtilalci sayanlar vardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir elinde kılıç , bir elinde din kitapları, devrim üzerine yemin ederler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Değişmesi gereken bir düzen için ,değişmeyecek kurallar üstüne yemin edebilir miydi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ama ihtilal kadrosu yavaş yavaş tamamlanıyordu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Biz reformcu değildik,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Biz siyasal yapıyı değiştirmek istiyorduk[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Egemenlik kavramını değiştirmek istiyorduk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dinsel kuvvetler ise bunun tam tersiydi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kökten dinciler gücünü tartışmadan değil[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Baskıdan , düşünce özgürlüğünden değil[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kayıtsız şartsız itaattan alıyorlardı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Üstelik kör itaat[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İnsan zekası ve uygar olabilmek[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Evrenin sınırlarını çözmeye çalışmak,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bilim teknik ve hür düşünce yerine kör itaat[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bizi bu hale sokan karanlık , cehalet değil miydi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yola çıkarken kavşak noktalarında düşüncelerimiz saydamlaşıyordu[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Arkadaşların çoğu müslümanlıktan din olarak değil[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Siyasal bir güç olarak bahsediyorlardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yobazlar , gericiler, tutucular[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Müslümanlığın yüz karasıydı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve bu cehalet sürdükçe mahvolup gidecektik[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bazı arkadaşlar din yerine ırk kavramını uygun görüyorlardı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ama sis dağıldıkça çoğunlukta devrim çekirdeğinde anlaşıyorduk [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Başlık kendi kendine çıkıyordu[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]TÜRK DEVRİMİ! [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hangi devrim tek başına yapılabilirdi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Devrim kimin için yapılabilirdi[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Üstelik başlayınca durmak dinlenmek yoktu artık[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Esirler, mazlumlar için sende[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]En içli şairin bir kalbi vardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Harise , zalime karşı çehrende[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir korkunç devrimci gazabı vardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yanı başımızda bir ihtilal daha vardı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sovyet ihtilali.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu devrim hareketi daha başında bir panislavizm hareketine dönüşüyordu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Oysa,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Uygarlık ister istemez evrensel boyutlara gidiyordu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Artık uygarlık değil , dünya uygarlıklarının temelleri bize yakışırdı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Siyasi görüşlerim asker kişiliğimle bağdaşamaz hale gelmişti.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yavaş yavaş kızağa alınıyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Önce Trablusgarb'a göderdiler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kaybedilmiş bir cephenin yeniden kurtarılması için[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ama karşımda ümmetinden bile bıkmış[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Şeyhler, aşiretler , kabileler , tarikatlar[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Savaşmak için hiçbir nedeni olmayan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kaybedilecek hiçbir şeyi kalmamış topluluklar[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Trablus macerası ve Balkan Savaşı sonrası[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ömrümün çoğunun geçtiği Selanik bile elden çıkmıştı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İstanbul Hükümeti hayalperest insanların elindeydi[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Acı ama gerçek bu[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Uyarıyordum. Ama iktidar olma hırsı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Onlar için her şeyden öndeydi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bitsin bu gaflet uykusu[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Padişahtan hayır yok artık bize[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Geldi düşmanın önünde dize[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Büyük savaşa az kalmıştı[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Atatürk'ün Günlüğünden (Oratoryo)

Atatürk'ün Günlüğünden (Oratoryo)

Yalan söylüyor size
[FONT=Arial, sans-serif]Alalım herşeyi göze , dönelim öze[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]Çıkaralım vatanımızı karanlık geceden[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Işıl ışıl bir gündüze[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Terfi edilmiştim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yeni bir görev gerekiyordu[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve usulca sürgüne yollandım[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sofya'da Ateşe Milliterliğine[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sofya'da hayat güzel geçiyordu[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Fransızcamı ilerletmiştim[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ne de olsa davetli sürgün hayatı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Diplomatik misyonların davetleri.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ziyafetler , açılışlar akşam yemekleri...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Memleketim için ne gerekiyorsa burada yapmaya çalışıyordum[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Arkadaşımla yazışmayı hiç aksatmadım[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Zaman bizim zamanımızı bekliyordu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir gün Sofya'nın müzikli bir çay bahçesinde,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Birden yanı başıma bir Bulgar köylüsü geldi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Garson onunla ilgilenmekten hoşlanmadı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Köylü Bulgaristan benim çalışmamla yaşatılıyor,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bulgaristan benim tüfeğimle korunuyor.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Verin çayımı, pastamı ; parasını vereyim"[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bende köylüden yana çıktım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]"Benimde köylüm böyle olmalı"dedim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İşte böyle olmalı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Milletin efendisi köylüdür.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dimitrina , General Ratsov'un kızıydı,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Onunla sık sık beraber olmak durumundaydık.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Babası Bulgar müdafa vekiliydi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Davet eder , her seferinde giderdim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Konuşurduk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Konu dönüp dolaşıp siyasete gelince "Kadın erkek eşitliği"derdim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dimitrina da seçme hakkı seçilme hakkı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kadınların her türlü özgürlüğü olmalı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dimitrina da"Bu Avrupa'da bile yok Mustafa , Türkiye'de ne zaman olur" [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Çok yakında derdim çok yakında [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kadınlar yeniden doğuracaklar kendilerini[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ey Türk kadını.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Daha Avrupa'da yokken[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sen kazandın[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Seçme Seçilme hakkını.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Türk kadını,Atatürkçülükten ödün vermez[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Büyük savaşa az kalmıştı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Doğru gibi görünen askeri taktikler [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Aslında siyasi senaryoların tam tesiri gösteriyordu. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Almanya savaşa girerse ve kazanırsa,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Türkiye onun uydusu olacak.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kaybederse bizde paramparça olacağız[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Saltanat, yutan demek.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Saltanat bu ülkeyi[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Düşmana satan demek[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ölmez Türk Milletin[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Her an aldatan demek[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sofya'da kalmak ,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Her şeyden uzak kalmak istemiyordum[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Beni artık tanıyorlardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Onlar için tehlikeliydim[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Uzak cephelerde beni oyalamak istiyorlardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hatta yanıma üç alay alıp,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hindistan'ı Müslümanlık adına zaptetmem istenmişti[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Üç alay asker , ben ve Hindistan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hep hayal, hep hayal ....[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yeni bir görev istedim. .[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İstanbul'da olmak istiyordum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Beni uzakta tutmak için 19.Kolorduya,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gelibolu'ya gönderdiler[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Aslında bu paha biçilmez bir fırsattı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bende gittim (ÇANAKKALE MARŞI)[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Üstümüze bütün gücüyle dayanmış [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Koskoca bir emperyalist ordu. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gemiyle tam karşımızda . Çanakkale'de![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Üstelik iyi hazırlanmış kusursuz bir savaş planı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Öğün ey Çanakkale , cihan durdukça öğün[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ömründe göstermedin,bin düşmana bir düğün [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Başına,yüz milletin birden üşüştüğü yersin[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Komuta bizde değildi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir Alman Paşası vatanımızı koruyacak[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kimin adına diyordum , kimin adına[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Emperyalistler, emperyalistlerle savaşacaktı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yine bizim topraklarımızda[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yine bizim canımızla oynanan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir ölüm kalım savaşı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İşin başında yanlışlığı görmüştüm[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Uyardım ama dinletemedim[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Çözülüyorduk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sonunda bütün cephenin komutanlığını bana verdiler ister istemez[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Anlayamadıkları bir güç karşısında ölüyorduk,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Öldürüyorduk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ama kazanıyorduk . Kazanıyorduk[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İşte yıllar önce şahlanmış yamaca[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Alaca karanlıkta çıkan çarpmış başım[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Şarapneller ölümden bir kucak aça aça [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu diyarın taramış ,toprağını, taşını[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dörtgün dörtgece [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Uykusuz dörtgün dörtgece[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tarihin en kanlı savaşı [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu savaş biterken[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]O tertemiz Anadolu çocukları[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Neden ve niçin öldüklerini artık anlamışlardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ben size taaruz emretmiyorum ; ölmeyi emrediyorum[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Başka da çaresi yoktu[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]O günden sonra [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İçimdeki son kuşkularda yok olup gitti[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Artık yepyeni bir dünya [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yepyeni bir vatan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yepyeni bir millet doğacaktı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Düşmanın direnci azalmış[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve bir müddet sonrada çekip gitmişti[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ama yorgunduk[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sıtma nöbetleri içindeydim[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Üstelik burada da fazla işim kalmamıştı [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tevfik doktor olarak Gelibolu'daydı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Çok hastasın dedi: [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gidelim Tevfiık gidelim , İstanbul'a gidelim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Libya , Mısır , Filistin , Suriye , tüm Arap illeri[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Müslümanlık adına alınmış topraklar [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ulus olamamış ümmetlerin . toplulukların hepsi [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Şimdi Fransızdan , İngilizden , İtalyandan memnun gibiler[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bulgar , Yunan , Sırp ulus olmak istiyor[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Turan illeri şimdiden sosyalizm adına zaptedilmiş[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yabancı bir devletin koruculuğunu , kolaycılığını istemek insanlık[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]niteliklerinden yoksunluğu ,güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]bir şey değildi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tarih mi yanlış yazıyor,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yoksa biz mi şaşırdık[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]O gece Şişli’deki evde İsmet'le buluştuk.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Merhabalasırken gözleri parlıyordu bütün ihtilalciler gibi [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Anadolu haritasını çıkardım[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hemen cebinden bir pergel çıkardı. "İsmet" dedim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Anadolu'ya gidiş için en iyi yol sence hangisi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Demek karar verdin dedi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Haritaya baktı baktı;[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir sürü yol var , bir sürüde yer[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sonra sordu "Peki ne zaman?"[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Zamanı geldi İsmet [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hazır ol, artık gidiyoruz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Atatürk'üm eğilmiş vatan haritasına[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Görmedim tunç yüzünde böyle geceler[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tutsak yaşamak , baş kaldırmamak en büyük ardır.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gelin el ele verelim , düşmana haddini bildirelim[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Başka yolumuz kalmamıştı. Anlatıyorduk , Anlamıyorlardı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yaylılar gelip geçiyordu güneyden [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Örtük kara perdeler sallanıyordu [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Utanıyordu [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Anadolu'dan gelip geçen [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Milletin yüreği kan ağlıyordu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Darbe yapmak fazla bir değişiklik getirmeyecekti. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İstanbul'un içinde çürüyüp gidecekti [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Geleceğimin Mustafa'sı Kemal"le anlaşmıştı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tek yolumuz bağımsızlık[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bütün mazlum insanlar , uluslar er geç bağımsızlığına kavuşacaklar ;[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Güneşin doğudan doğduğu gibi bundan eminim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]15 gün sonra ,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bandırma vapurunun güvertesinde o fırtınalı ünde....[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif].Göz göze geldik.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hepsinin içinde aynı heyecan , aynı sabırsızlık[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Selam durdu kayığı , çapan , takası[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Selam durdu tayfası[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Samsun limanına bu gemiden atılan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Demir değil[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sarılan anayurda[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kemal Paşa'nın kollarıydı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sonra Erzurum[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir selam gibi gitti Erzurum'a[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bin selam gibi geldi Sivas'a Erzurum'dan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Dağlar alçaldı yol vermeye [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Temizlendi iklimden karından[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Aksilikler bizi bırakmadı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Arabamız bozulunca bizde baharın tüm güzellikleri içinde yürüdük [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Her molada bir mısra[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Her yürüyüşte bir mısra daha [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu benim ilk güftemdi (GENÇLİK MARŞI)[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yola çıkarken apotlerimi koparmıştım[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Artık rütbesiz bir er bile değildim[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Emir komuta zincirinin ne olduğunu Askerler iyi bilir[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Artık halktan biriydim[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tek gücüm ihtilalci olmamdı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Boynumuzda idam fermanı bulunan bir ihtilalci[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Boz kalpağım hele bir çıkarsın Mustafa Kemal[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Altın saçları pırıl pırıl dalgalansın rüzgarda[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]O Mustafa Kemal ki[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Rütbesiz , nişansız dimdik ayakta.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bütün evraklar yazışmalar resmi olarak yaverimdeydi[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ama o da istifa ettiğine göre[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]"Ben" dedi bu evrakları şimdi size veremem ne olacak?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bunu hiç düşünmemiştim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ertesi gün odaya Kara Bekir Paşa geldi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İki adım uzakta topuklarından gelen bir selam verdi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve böylece devam etti[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]"Komutanda bulunan herkesin size saygılarını arz ediyoruz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İhtilalin doğal komutanı sizsiniz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Emrinizdeyiz."[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kucaklaştık. Öyle ulu kişi ki , öyle kahraman ki [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Vardığınızı sanırsınız [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]O uzak.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kısa zamanda parlak başarılar elde edebilirdik Sınırlan genişletmek istemiyordum [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ulusal sınırlar içinde[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sağlıklı bir devlet kurarak [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Benden sonrada sağlam kalacak .[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Siyasi bir sistem bırakmalıydım[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Misakı Milli[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Vatan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sen büyüksün...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sen güzel[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu can feda olsun senin' yolunda[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Varlık içinde yok sana bir bedel[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hilal sağ yanında, ,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yıldız solunda.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Arkadaşlarla bazen tartışırdık[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bazıları eski sınırlara kovuşmak isterlerdi[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hatta daha ötesine[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Oysa ben sömürgeciliğin , yayılmacılığın hüsranla sona ereceğini biliyordum. Amaçlarıma adım adım gitmeliydim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Halkıma ters gelecek düşünceleri defalarca düşünmeliydim[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Danışmalıydım. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ama karar verince de asla geri dönmemeliydim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yürüdük biraz güç , biraz huzur[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yolumuzda diken yerine süngüler[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir meclis kuruldu Sivas şehrinde,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Alın yazımız yazıldı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yine başımızda Mustafa Kemal .[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Erzurum'a varınca ilk hedefim kongreyi toplamaktı,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu Anadolu ihtilalin ilk meclisi olacaktı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ateş orada yakılacaktı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Düşman ilerliyordu üstümüze her yandan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Her gün yeni bir parça sökülüyordu vatandan [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Onlar ilerledikçe , derdi Gazi Kumandan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Düşmanı boğacağım yurdumun kucağında [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sabahlara kadar çalışırdık.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Herşeyi adım adım planlamak gerekiyordu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Günlükleri yazmaktan yorulunca Mazhar'a yazdırdım Sigaramın acı nefesi , tatlı hayalleri gerçekleştirecekti [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu sırları şimdilik sakla ve yaz...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Padişah ve hanedan yok olacak. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ve Cumhurivet kurulacak[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yaz[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka olacak,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bazen bunlar fazla hayal değil mi? Dedi [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yaz derdim devam et[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Latin harfleri olacak[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Atatürk'ün Günlüğünden (Oratoryo)

Atatürk'ün Günlüğünden (Oratoryo)

Yaz
[FONT=Arial, sans-serif]Kadınlara özgürlük , seçme ve seçilme hakkı[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]Seneler sonra ikimizde yazdıklarımızı unutmamıştık [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Şapka devrimini gerçekleştirdiğimizde [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Benim de , Mazhar'ında , Diyanet İşleri başkanında birer şapka vardı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Göz göze gelmiştik.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Mazhar demiştim. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kaçıncı sayfada kaldık.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hesap vakti gelmişti.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tarih alışkanlığından vaz geçecek Kimsiz , kimliksiz kalanlar [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Şimdi kendi yazgılarını yazacaklar[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ne ezen olmalıydı ne ezilen [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Her ulus kendi bağımsızlığını kendi yaratacak[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Siz bu işleri başkaları adına yapmaya kalkarsanız. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İşte biz buna emperyalizm deriz[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Oysa biz emperyalizmi kahretmeye geliyoruz [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hakimiyet milletindir dediğimde acaba ne anlıyorlardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ama anlayacaklardı ,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Savaştıkça anlayacaklardı Kazandıkça anlayacaklardı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bir gün ressamlar [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kahramanlık yüzünü kaybederlerse[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gitsinler , Yıldırım'ın resmini yapsınlar[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Aksak Timur şimdi yaşasaydı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Belki de aynı şeyi yapacaktı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Su gencecik çocuklara bak![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yeni Zellandalı . Avusturalyalı Anzak ve Yunan için anlamsız bir savaşın garip mezar taşlan değiller mi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İşte şimdi bizden öğrenecekler [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Özgürlüğün ne olduğunu ,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bağımsızlığın ne olduğunu [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İçleri rahat [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yanı başımızdaki mezarlarda...[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Daha ilk meclis açılırken[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Oradakilerin çoğunun ulus kavramı yoktu.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Padişah , Hilafet, Ümmet[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bundan başka[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kişiliği olmayanlarda bir özgürlük savası nasıl kazanılacaktı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Diyelim ki kazandık.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu savaş kimin adına kazanılacak[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir."[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ben Mustafa Kemal'in annesi[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ezan sesi gibi özlem içimde Mustafa'm Afrika çöllerinde Mustafa'm Anafartalarda Mustafa'm Anadolu'da[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ana kalbi işte[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Düşündüklerimi ve arkadaşlarımı tanıdıkça[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Başıma bir şeyler gelecek korkusuyla Anacığım[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Pamuk elleriyle okşamıştı beni.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]"Mustafa'm" dedi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Korkuyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Padişaha karşı mı geleceksin?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gün nasıl doğacaksa,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sen beni nasıl doğurdunsa anacığım[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Güneşe bak[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Doğudan doğacak güneşe bak[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gün nasıl ağarıp gelecekse,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Nasıl ki rüzgar bulut olacaksa Buluta yağmur el değecekse Yağmura toprak can verecekse Güneşe bak doğacak güneşe bak.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ne din , ne ırk, [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sen ben yok,[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ne dün ne bugün [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yarın yok[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sonra ateş , sonra kan , sonra ihaneti gördük İhaneti ateşle yakıp , aydınlatıp[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Korku korkudan kaçıp [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ressamlar bizim resmimizi yaptılar[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gencecik; Yeni Zellandalı, Anzak, Avusturalyalı Koyun koyuna bağımsızlığı bizden öğrendiler[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Güneşe bak [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Doğudan doğacak güneşe bak[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gün nasıl ağarıp gelecekse[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Nasıl ki rüzgar bulut olacaksa Buluta yağmur el değecekse/ Yağmura toprak can verecekse Güneye bak[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Doğudan doğacak güneşe bak Ne din, ne ırk [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sen yok ben yok[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ne dün ne bugün[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yarın yok[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]" Doğudan doğdu güneş [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İlk defa karanlık korktu [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İhaneti ateşle yakıp aydınlattık[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İnsanlar bilinçlendikçe kişiliklerini ister[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Milletler de öyleydi[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kabiliyetlerini keşfetmek ,zengin olmak isterler[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bu zenginlik başkalarının açlığı pahasına olursa[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İşte o zaman iş değişir.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Eninde sonunda hesabı sorulur[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Gerçek bir devrimcinin amacı[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Egemenlik kayıtsız ve şartsız uluta olmasını sağlamaktır[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tam bağımsızlık , dünya milletleriyle kardeş olmak demektir.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Irk esasına dayanan düşünce unsurları [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İnsanlık ailesine üvey evlat yetiştirmek demektir ; Bilinçlenen bir toplum demokrasiden korkmaz ; [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Halkını cahil bırakan insan eninde sonunda kaybolur.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Fakirliği paylaşmakla . zenginliği paylaşmak ayrı ayrı şeylerdir.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sosyal devlet emeğin ve geniş halk kitlenin sefahı demektir.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Bunu kaideleri bellidir.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ne üç beş kişi parasıyla dünyayı değiştirebilmeli[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ne de devlet zalim olmalıdır.[/FONT]



[FONT=Arial, sans-serif]Cumhuriyet özgürlük , insanca varlık yolu Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]İnsan zekası ve kültürü;[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Soyut ve somut kavramıyla bir bütündür.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sanata , bilime söylediğin türküye ekmek kadar acıkıyorsan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ne mutlu sana[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Barış zeka ürünüdür[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Savaş olmayanlara aittir[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Eğer uğruna savaşacak bir şeyin varsa[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Olsa olsa özgürlüğündür , bağımsızlığındır.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Ellerimiz bağlanmış , biz inliyorken yastan[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tıpkı yanardağ gibi , görünmüştün Sivas'tan Dedin ki: "Türkün alnı layık değil karaya" ; Bir avuç el toplayıp , yerleştin Ankara'ya Herkes duydu halaskar sesini uzak , yakın... Başladı , tarihlerde görülmemiş bir akın Düşmanların eridi eridi karşımda dizi dizi... Bir asırda bir doğan , ey yüce namlı GAZİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Zaman akıp gidecekti [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Hiçbir şeyi tabulaştırma [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Tabulara karşı koy[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Büyük devrimlere gereğin kalmayacak kadar [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Devrimci kal yeter[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Artık millet olmuştur. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Sakın kurtarıcı bekleme;[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yoksa sana karşı vazifemi yapamadım sayarım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Anafartalarda Mustafa Kemal'din[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Kurtuluş savaşında Gazi Kemal[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Laik Türkiye Cumhuriyetini kurarken Kemal Atatürk oldun [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yaşarken önderimizdin [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Yokluğunda ışığımız[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]DÜŞMANLARA GEÇİT YOK ATAM[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Annenin Çocuğuna Ettiği

Annenin Çocuğuna Ettiği

ÇIRAK: Abi be,


EŞKİYA: Yine ne var aslanım?


ÇIRAK: Abi kızmazsan bir şey daha soracağım sana...


EŞKİYA: Sor yavrum sor. Sen benim yerimi alacaksın gelecekte. Her usta, yerine bir adam
yetiştirip öyle ölür. Sor ki öğrenesin bu mesleğin tüm inceliklerini... Sevgili çırağım
benim.


ÇIRAK: Peki ustacım. Sen bu mesleğe nasıl başladın bir ani atsana.


EŞKİYA: Hırsızlık mesleğine mi? Ohoo! Uzun hikaye...


ÇIRAK: Kısaca anlat.


EŞKİYA: Valla bu mesleğe başlamamın iki sebebi var. Birincisi annem...


ÇIRAK: Anneniz mi? Yani sizin anneniz de mi bir hırsızdı?


EŞKİYA: Yok canım. Annem aslında kimsenin bir şeyinde gözü olmayan bir kadındı.


ÇIRAK:peki size bu mesleği nasıl öğretti öyleyse.


EŞKİYA: Kızmazdı tabi.


ÇIRAK: Yani hiç kızmaz mıydı?


EŞKİYA: Ben küçükken okulda veya sokakta arkadaşlarımın küçük eşyalarını çalar eve
getirirdim. Annem bu eşyaları, oyuncakları elimde görmesine rağmen sesini
çıkarmazdı hiç.


ÇIRAK: Sonra ne oldu peki?


EŞKİYA: Ne olacak, profesyonel bir hırsız olup çıktım. İnek, koyun, at çalmaya başladım.


ÇIRAK: Hiç at çaldın mı gerçekten...


EŞKİYA: Ohoo o! Hemde bu ülkenin en hızlı atını bile çaldım. Hatta diyebilirim ki bu konuda
üstüme yoktur. Hadi sen tezgaha bak da ben bi helaya gidip geleyim.


ÇIRAK :Ne tezgahı ab i. Dağbaşındayız biz?


EŞKİYA: Oğlum anla işte, gelen geçen olursa soy soğana çevir demek istedim.


ÇIRAK: Haa! Tamam ab i, s en merak etme.


EŞKİYA: Aha biri daha geliyor. Saklan oğlum. Hey dur bakalım.


öĞRETMEN: Ne var, ne oluyor?


EŞKİYA: Sökül bakalım cüzdanı!


öĞRETMEN: Niye?


EŞKİYA:Niye mi? Bu bir soygundur da ondan....


öĞRETMEN:Ha pardon, bir an anlıyamamıştım da.. Buyrun, işte cüzdanım .. Ne olur beni
öldürmeyin.


EŞKİYA: Oo, amma da paran varmış ha! Ne iş yapıyorsun sen..?


öĞRETMEN: Ben, ben öğretmenim.


EŞKİYA: Nerde?


öĞRETMEN: Kasabadaki lisede. Adım Hüseyin Erkılıç...


EŞKİYA: Vay hocam! Siz ha! Beni tanıdın mı, ben Sedat Yarma!


öĞRETMEN:343 Sedat, sen ha.. Ne yapıyorsun burada?


EŞKİYA: Valla hocam gördüğünüz gibi mesleğimizi icra ediyoruz.


öĞRETMEN :Ya...., Demek mesleğini icra ediyorsun ha... Üstelik öğretmenini soyarak... Yazık...


EŞKİYA: Kusura bakma hocam suç benim değil. Gel buraya çırak!


ÇIRAK: Buyur usta!


EŞKİYA: Hani demiştim ya beni bu mesleğe iten iki sebep var diye...


ÇIRAK: Evet, birisi annenizdi.


EŞKİYA: Birisi annem demiştim. İşte birisi de bu. Yani öğretmenim.


öĞRETMEN: Ne, ben mi seni hırsız yaptım?


EŞKİYA: Tabi ya. Söyle bakalım Hoca, benim üzerime titredin mi hiç? Okulda başım önde gezerken omuzuma elini atıp derdimi dinledin mi?Kaç kez evimi arayıp halimisordun?
Derslerimde başarısız olduğumda sebebini araştırmışmıydm? Halimi anlamış miydin? Ben o halimle tehlike sinyali verirken tedbir almış mıydm? Yok hoca yok! Beni hırsız eden sensin sen.... Şimdi ver şu cüzdanı da kaybol.... Ha bu arada, öğrencinle ne kadar gurur duysan azdır... O ilgilenmediğin talebe şimdi bir numaralı eşkiya...
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Ansiklopedik

Ansiklopedik


(Tek Perdelik Piyes)


Kişiler:

öğretmen, (Türkiye'de adı bilinmeyen bir okulda felsefe öğretmeni)
I. öğrenci, (Felsefe öğretmeniyle yakın ilişkisi olan Halûk)
II. öğrenci, (Felsefe öğretmeni ve Haluk'la yakın İlişkisi olan Aylin)


(Işık yanar)


(öğretmen içeri girer. Elinde kahverengi eski bir deri çanta vardır. Masaya doğru yürür, çantasını sandalyenin üzerine koyar, masaya bir çırpıda çeki düzen verdikten sonra çantasından çıkardığı iki kalınca kitabı ve bir tomar üstü yazıtı kAğıdı masanın üzerine koyar. Çantasını sandalyenin üzerinden alıp masanın sağ yanına dayar, sandalyeye oturur, masada duran boş dosya kAğıtlarından birine, açtığı kitaptan bir şeyler yazmaya koyulur. Birkaç saniye geçmeden kapı çalınır} .

öĞRETMEN-Girin!
I. öĞRENCİ - (İçeri girer, kapıda bir an duraksar.)
öĞRETMEN-Gel Halûk gel!
I. öĞRENCİ - Merhaba Hocam. Çok geç kalmadım umarım.
öĞRETMEN - Hayır, ben de yeni gelmiştim zaten. (Gergindir.) Ayakta kalma, geç otur şöyle!
I. öĞRENCİ - (Masanın önündeki koltuğa oturur.)Teşekkür ederim.
öĞRETMEN - Bir şey değil. (Ne dediğinin farkına varır.) Amaan! Ne diyorum ben? Kafa mı kaldı sanki. Biliyorsun Haluk...
İ. öĞRENCİ - (Hafiften gülümser.) Biliyorum hocam, biliyorum. Yarın 24 Kasım ve sizin kafanız yine çok karışık.
öĞRETMEN - Yaklaşan ödemeler de cabası. (Boş ver anlamında bir jest yapar.)
Şükret ki böyle sorunların yok senin. (Gülümser)
I. öĞRENCİ - (Cevap veremez; susmakla yetinir yalnızca.)
öĞRETMEN - Neyse, boş ver şimdi bunları... Verdiğim ödevi yetiştirebildin mi, sen onu söyle bana.
I. öĞRENCİ - Evet hocam! (Çantasından bir dosya çıkarır ve ona gururla bakar.)
İşte! "Türkiye'de öğretmenler ve Sosyo-Ekonomik Durumları" (Tepki bekler.)
öĞRETMEN - (Tepki vermez, kafasını kaldırır, öğrencisine bakar ve İşine devam eder.)
I. öĞRENCİ - (Şaşırmıştır.) Hocam, ne oldu? Başlığı mı beğenmediniz? Yarına kadar değişiklikler yapabilirim isterseniz!
öĞRETMEN - Beğenip beğenmemekle alAkası yok Halûk, bizzat tanık olduğun olaylar ve içinde bulunduğun durum rapor olarak önüne serilince, bi garip hissediyorsun kendini. (Bir süre düşündükten sonra öğrenciden raporu alıp okumaya başlar.) Ver de şu emeğine bir göz atalım bakalım. (Dosyayı alıp sayfalannı karıştırır.)
(Kapağa bakar.) "Türkiye'de öğretmenler ve Sosyo-Ekonomik Durumları"
öğretmenin Sözlükteki Tanımı:
1- Resmî ya da özel bir eğitim kurumunda çocukların, gençlerin, yetişkinlerin İstenilen öğrenme birikimi kazanmalarına kılavuzluk etmekle ve yön vermekle görevlendirilmiş kimse
Hıh, 'görevlendirilmiş kimse'. (Son sözlerini vurgulu ve alaycı söylemiştir.)
Ne kuru bir tanım! (Boş verir.)
I. öĞRENCİ - Evet, en azından bizim ülkemiz için geçerli değil kesinlikle.
öğretmenliği memuriyet olarak görenleri saymazsak tabii...
öĞRETMEN - (Okumaya devam eder.)
2- Bilgi, görgü ve yaşantısı ile belli dal ve alanlarda başkalarının yetişme ve gelişmesine yardım eden kimse.
I. öĞRENCİ - İkincisi o kadar da kötü değil hocam (Bekler.) değil mi?
öĞRETMEN - (Aldırmaz, okumaya devam eder.)
3- öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği öğrenimi bitirerek ya da yeterlikleri kazanarak öğretmenlik yapma yetkisini elde etmiş olan kimse
Aslına bakarsan hepsi özünde bir bu tanımların. öğretmeni en iyi, öğretmen bilir yine.
(Bu sözlerden sonra ikisi de donar kalır.)

(Video Gösterisi - öğretmenler Bölümü)
I. öĞRENCİ - Belki bir de öğrencisi... (Dolaylı ve şakacı bir yoldan kendisini vurgular.)
öĞRETMEN - (Sızlanır.) Ancak senin gibisi anlar hAlimizden Halûk.
I. öĞRENCİ - (Utanmıştır, alçak gönüllülükle) Estağfurullah hocam!
öĞRETMEN - Alçak gönüllülüğü bir kenara bırak şimdi. Bazen biz hocalar kabullenmek istemeyiz, fakat eğer öğrenmeye gerçekten niyetli birileri yoksa ortada, öğretmen de öğretmen olamaz asla. Senin gibi gönüllü takipçilerimiz çıksın ki biz de görevimizi lAyıkıyla yerine getirebilelim.
I. öĞRENCİ - Anlıyorum sizi hocam. öğrencinin öğrenmek istemeyince öğrenci, öğretmenin öğretecek biri bulunmayınca öğretmen olamaması gibi bir şey...
öĞRETMEN - Aynen öyle... Bu, size öğrettiğim kavramların ayrılmazlığı ilkesine iyi bir örnek.
Kant'ın dediği gibi: "Var olan, zıddını bünyesinde barındırır."
(Bu sözleri çokbilmişliği ile değil, öğretmenliğine sığınarak söyler. Amacı ukalAlık değildir.)
I. öĞRENCİ - (Alınmıştır.) Hocam, ne demek yani, öğrenciler öğretmenlerin zıddı mıdır ya da öğretmenler öğrencilerin?
öĞRETMEN - (Yakınlaşır, yumuşak bir ses tonuyla) Sanırım yanlış anladın beni Halûk! öğretmen-öğrenci ilişkisi, seyirci ile oyuncu arasındaki ilişkiye çok benzer.
Seyirci de oyuncu da yerine göre etken veya edilgen olabilir. Bu iki birim, konum açısından karşı oluştururlar ve onların varlığı, işlevsel bir tiyatro kavramını meydana getirmeye yeterlidir; tıpkı öğretmen ve öğrencinin, eğitim-öğretimi gerçekleştirmek İçin gerekli, aynı zamanda yeterli olması gibi...
I. öĞRENCİ - (Kafası karışmıştır ama hocasının olumlu bakış açısını hemen kavrar.) Sanırım... anladım hocam.
öĞRETMEN - Bu bağı ve bağımlılığı hissederek anlamanı yeğlerim Halûk, çünkü ancak duyguyla vurgulanan bir düşünce yer edinebilir kendine akıllarda, sağlam ve süresiz olarak...
I. öĞRENCİ - (Susar, düşünceli görünür.)
öĞRETMEN - (Konuşmaya ara verince sınav kAğıtları gelir aklına) Ah! Yine daldım gittim konuşmaya, daha bir sürü sınav kAğıdı var kontrol edilecek. (Kalınca bir kAğıt tomarını eline alır ve sallar.) Bir bak şunlara! (Sandalyesine oturur, kAğıtlarla meşgul olur.) öĞRETMEN - (Başını sınav kAğıtlarından kaldırmadan) Aylin de yeterince hazırlanabildi mi bari sunuya?
I. öĞRENCİ - Dün buluştuk ve sunu üzerine söyleştik, konuşmamızı prova ettik biraz. Çok ciddîye alıyor o bu konuyu. Ne zaman bahsini açsam, "Bir ülkeyi kalkındıran değerler arasında en başta eğitim gelir." diyor. Ben de ona 'eğilim' diyorum; eğitime, kültüre, sanata eğilim. Kendi aydınlığımıza küçücük bir eğilim. Gerisi gelir zaten kendiliğinden.
öĞRETMEN - Katılıyorum sana Halûk. Dünya üzerinde hiçbir coğrafyada - bu ülke dahil - hiçbir şey zorlamayla olmuyor. Her şey insanın kendisinde başlıyor, dışında vuku buluyor ve yine kendisinde bitiyor. Biliyor musun bilmiyorum, fakat on sekiz, evet, tam on sekiz yıldan beri ilk defa bir 24 Kasım'da o kürsüye çıkıp konuşma yapmayacağım. Niye biliyor musun?
I. öĞRENCİ - Konuşma hazırlamak için vaktiniz olmadığından değil herhalde!
öĞRETMEN - Tabii ki hayır! Konuşma yapmayacağım, çünkü... Ben anlatmaktan sıkıldım, onlarsa anlamamakta direniyorlar hAlA. Bu ne vazgeçmek ne de pes etmek.. Ama biliyorum ki, zaman değiştikçe yöntemler de değişmeli. Yıllar İçinde oluşturduğumuz kalıpları her fırsatta bohçalarımızdan çıkarıp yeniden kullanarak daha da kalıplaştırıyoruz, kasten veya değil. Ama yanlış, çok yanlış! Çünkü zaman değişiyor, bizler değişmiyoruz. İnkılApları değil geliştirmek, korumak bile mümkün değil zamanımızda. Korku ve tembellik hAkim olmuş millete. Yazık!
Yalnızca bunun farkında olanlara acıyorum ben. (Bir hışımla masasına döner, sınav kAğıtları arasında debelenir.)

(Sessizlik)

I, öĞRENCİ - (Sessizliği dağıtmak amacıyla)
Aylin bu saate kadar çoktan gelmiş olmalıydı... Hayret!
öĞRETMEN - (Tepkili ve sinirlidir.) Lütfen duyduklarından ve gördüklerinden kaçma, anlamaktan korkma çevrende olup bitenleri! (Duraksar ve sakinleşir.) Yanlış anlama Halûk. Kızgınlığım sana değil, susanlara...
I. öĞRENCİ - Bugün son gün hocam, bize yardım etmek için kalacak mısınız?
öĞRETMEN - (Sinirinin gereksizliğini kavrar.)
Maalesef Halûk, kalamayacağım. Siz, Aylin'le, burda benim odamda çalışabilirsiniz, çıkarken de Halil Ağbi'nize söylersiniz, o kitler kapıyı arkanızdan. Bu arada, hAlA kaynağa ihtiyaç duyuyorsanız, dolabımdaki kitaplardan yararlanabilirsiniz.
I. öĞRENCİ - Teşekkürler hocam, biz de zaten gece kalmayacağız, çalışılacak pek bir şey de yok aslında.
öĞRETMEN - Bugüne dek ne kadar çalıştığınız gözümden kaçtı zannetmeyin Halûk, ben ikinize de bu konuda çok güveniyorum ve biliyorum, yüzümü kara çıkartmayacaksınız.
I. öĞRENCİ - Sağ olun hocam! öĞRETMEN - Sadece doğrudan güç alanlar haklı çıkabilir bu savaştan, 'galip' demiyorum dikkatini çektiyse, haklı diyorum...
I. öĞRENCİ - (Ayağa kalkar ve öğretmenin yanına gelir.) Haklı bir davada olduğumuzu bilmesem, inanın, bu kadar kararlı olamazdım hocam. Bu yüzden buradayız zaten.
öĞRETMEN - (öğrencisinin omzuna dokunur.) Sağ ol evlAt. (Gülümser, saatine bakar.)
Ooo, saat 19:00 olmuş nerdeyse. Aylin de henüz gelmedi ama benim yavaş yavaş çıkmam lAzım. Malûm, çekiliş öncesi satışlar yüksek olduğu için bu akşam uzunca bir süre taban tepmem gerekecek, eve de geç kalmak istemiyorum, o yüzden biraz erken çıkacağım.
(Çantasını toplar, gider paltosunu askıdan alır, daha önce görmediğimiz kepini çıkarır.) Kusura bakmazsın herhalde...
I. öĞRENCİ - Nasıl isterseniz hocam... Kusur ne demek!
öĞRETMEN - (Bu sırada çantasını açar ve Millî Piyango biletlerini çıkarır.) Bu akşam bu biletlerin hepsi bitmeli.
(öğrencisinin karşısına geçer, şefkatle bakar.)
Bazılarının mesai saati hiç bitmez, değil mi? (Acı acı güler.) Bu bazılarına sizler de dahilsiniz. Hem de benim gibi zorunluluktan değil, tamamen gönüllü olarak!
(Kapının açılıp kapandığı duyulur.)
II. öĞRENCİ - (Kucağında bîr sürü kitapla nefes nefese içeri girer.)
Ay, çok özür dilerim, biliyorum geç kaldım, ama trafiği yoğun olan bir şehirde yaşıyoruz, naparsınız!?!
I. öĞRENCİ - (Duyulmamasına özen göstermeden) Biz başka bir şehirde yaşıyoruz sanki...
Biz niye geç kalmıyoruz?
II. öĞRENCİ - (Hızlı adımlarla öğretmenin ve I. öğrencinin yanına gelir.)
Merhaba Hocam!
Merhaba Haluk!
öĞRETMEN - Hoş geldin Aylin!
II. öĞRENCİ - (öğretmene) Çıkıyor musunuz yoksa yeni mi geldiniz siz de?
öĞRETMEN - (Gülümser ve II. öğrenciyi I. öğrencinin karşısına oturtur.) Çıkıyorum ama hiç dert etme, siz şimdi benden sonra kalır ve çalışırsınız, bu kadarını başardıktan sonra geri kalanında da yardımıma ihtiyaç duymazsınız herhalde.
II. öĞRENCİ - (İki tarafa da) Yine de... Geç kaldığımdan dolayı özür dilerim.
öĞRETMEN - Dedim ya Aylin, dert değil, biz sen gelene kadar söyleştik Halûk'la (duraksar] havadan sudan tabii ki (I. öğrenciye göz kırpar)
II. öĞRENCİ - (Yüzüne bir gülümseme gelir, işin aslını anlamıştır. Halûk'a bakar, kuşkuyla) öyle mi?
i. öĞRENCİ - Evet aynen öyle... (öğretmene göz kırpar)
II. öĞRENCİ - (İnanmış gibi davranır.) Peki, dediğiniz gibi olsun.
öĞRETMEN - Hadi hadi, siz çalışmanıza bakın, ben de çıkıyorum zaten ama önce gelin şöyle yanıma...
I. ve II. öĞRENCİ - (Yerlerinden kalkar ve öğretmenin yanına gelirler.)
öĞRETMEN - .. .Ve birer bilet seçin kendinize surdan. (Biletleri onlara doğru uzatır.)
I. ve II. öĞRENCİ - (Birbirlerine bakarlar.)
öĞRETMEN - (II. öğrenciye) Hadi çocuklar, yapmayın, içimden geldi)
II öĞRENCİ - Hocam!
öĞRETMEN - (I. öğrenciye döner.)
I. öĞRENCİ-Olmaz hocam!
öĞRETMEN - (Şakacıktan kızar.) Hocanıza karşı mı geliyorsunuz yani? Şimdi kızarım bakın! Dedim ya çocuklar, İçimden geldi... (Yine II. öğrenciye döner.)
II. öĞRENCİ-(Çekinir.)
I. öĞRENCİ - Lütfen hocam, ısrar etmeyin, alamayız.
öĞRETMEN-Halûk, uzatma!
i. öĞRENCİ - (Çekinerek bir bilet çeker kendine)
II. öĞRENCİ - (Kendisine uzatılan bilet destesini görünce) Halûk'la bana bir tanesi yeter hocam, teşekkürler.
öĞRETMEN - (Şakayla) Siz ne inatçı keçilermişsiniz be! (Kendisi bir tane seçer ve ».öğrenciye uzatır. II. öğrenci itiraz edemez, bileti alır.) Al bakalım şunu! Hah şöyle!
İL öĞRENCİ - Mahcup ettiniz bizi hocam.
öĞRETMEN - Ne demek çocuklar, küçük bir hediye sizin hakkınız. Umarım şansınız sadece bunda değil (biletleri gösterir) her konuda yaver gider.
I. öĞRENCİ - Sağ olun hocam.
öĞRETMEN - Haydi, kendinize iyi bakın evlAtlar. (Çantasını eline alır, kapıya yönelir.) Yarın görüşürüz.
i. öĞRENCİ - (Ayağa kalkar.) Görüşürüz hocam, çok yormayın kendinizi sakın!
İL öĞRENCİ - (Kitaplardan başım kaldırmadan) İyi akşamlar hocam!
öĞRETMEN - (Çıkarken durur ve arkasına dönerek) Unutmayın, yarın sabah saat 7:30'da Konferans Salonu'nda... Sizi bekliyor olacağım. (Başını sallar.)
Sakın geç kalmayın!
I. öĞRENCİ - Belki biz sizi bekliyor oluruz hocam!
öĞRETMEN - Umarım! Allaha ısmarladık! (Çıkar.)
II. öĞRENCİ -Yarın sabah onca kişinin önünde uzun bir konuşma yapacağız fakat günlerdir bir türlü sonunu getiremedik.
I. öĞRENCİ - (Gergindir.) Biliyorum, ben de farkındayım. Aslında bir sürü olanak var konuşmanın sonunu getirmek için, ama hiçbiri yeteri kadar etkileyici ve gerçekçi değil bence.
II. öĞRENCİ - Farkında olman, güzel bir bitiş paragrafı yazmamızı sağlamıyor Halûk, bunu da biliyor musun?
I. öĞRENCİ - Senin bana kızmanı sağlamadığı gibi mi?
II. öĞRENCİ - (öğretmenin masasının üzerinde açık duran kalınca bir kitaba gözü takılır. Yerinden kalkmadan) Bu kitap, hocanın mı? Unuttu sanırım giderken.
I. öĞRENCİ - (Yerinden kalkar, masaya yaklaşır.)
Evet, bu onun! Dur bakayım, belki okuldan çıkmadan yetişip de veririm, önemli olabilir. (Açık duran sayfayı kaybetmeyecek şekilde kitabı alır ve hızla odadan
çıkar. İçeriden sesi duyulur.) Hocam! Hocam! (Bir süre sonra geri döner.)
II. öĞRENCİ - N'oldu Halûk? Yetişebildin mi?
I. öĞRENCİ - Çoktan gitmiş, yetişemedim.
II. öĞRENCİ - Neymiş peki bu kitap? Bir sayfası açık duruyordu, önemli bir şey değil ya!?!
I. öĞRENCİ - (Göstermeden kitabın kapağına bakar, içindeki yazılan bir süre dikkatle okur.)
II. öĞRENCİ - (Merak etmiştir.) Neymiş şu, söylesene! (Ayağa kalkmaya niyetlenir.)
I. öĞRENCİ - (Eliyle "dur" işareti yapar.) Ben konuşmayı nasıl bitireceğimizi buldum Aylin.
II. öĞRENCİ - (Anlamaz, yavaşça yerine oturur ve dinler.)
I. öĞRENCİ - Dinle ve yaz! Meydan Larousse, Cilt 17, Sayfa 9012
- ANSİKLOPEDİK öğretmenlik mesleğinin toplumsal ve özellikle de ekonomik yapısında son yıllarda ortaya çıkan önemli gerileme sonucu mesleğe girmek isteyenler önemli ölçüde azalmıştır. Bakanlık verilerine göre, öğrenci yerleştirme sınavında öğretmenlik eğitimi veren 4 yıllık lisans programlarını kazanan öğrencilerden pek azının ilk 3 tercihi arasında öğretmenlik mesleği yer almaktadır.
(II. öğrenciye döner ve kısa bir süre bakar.}
öğretmenlerimizin hAli ansiklopedilere bile geçtikten sonra, son söz bize düşmez.

(İşık söner)

(Işık yanar)

öĞRETMEN - (Kapıdan içeri girerken şapkası ve çantası elindedir.) Çocuklar, ben kitabımı burada u... (Odada kimsenin olmadığını fark eder, olduğu yerde durur.)
Belli ki kitabı ve yazıyı fark etmişler yoksa bu kadar erkenden çıkıp gidebilirler miydi? İyi ki de fark etmişler, onlara başka nasıl ilham verebilirdim yoksa? Aferin evlAtlar!
(Masaya yaklaşır) İşte, kitabım da burada duruyor. (Kitabın üzerindeki notu görür.) Bu da neyin nesi? (KAğıt parçasını eline alır, gözlüğünü takar, masadan uzaklaşır, yazıyı içinden okur ve güler. Yüksek sesle tekrar okur.)
"Unuttuğunuz kitap sayesinde işimizi kolayca hAllettik hocam. Sağ olun. Bazıları sadece eziyetini çekerken biz keyfini çıkardık, doğru amaç uğruna yanlış zamanda yanlış yerde bulunmanın."
(Gözlüğünü çıkarır.) Gençler, mesajı doğru verdiğimizde almasını gayet iyi biliyorlar, değil mi? Ama aslolan, DOĞRU MESAJI VEREBİLMEK!!!
(Kepini ve çantasını alıp ağır adımlarla odadan çıkar.)


(Işık söner)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Şair Evlenmesi - ( Tam Metni )

ŞAİR EVLENMESİ

-BİR PERDELİK KOMEDİ-

OYNAYANLAR:

Müştak Bey: Şair, güveyi

Hikmet Efendi: Müştak Bey’in yakın dostu

Kumru Hanım: Müştak Bey’in sevgilisi

Sakine Hanım: Kumru’nun çirkin ablası

Ziba Dudu: Kılavuz Kadın

Habbe Kadın: Yenge kadın

Ebül-Laklaka: Nikahı kıyan kişi

Batak Ese: Mahalle bekçisi

Atak Köse: Mahalle çöpçüsü

Mahalleli: İki-üç kişi esnaftan

YAZAN: ŞİNASİ

Sadeleştiren:M. Ali SÜNGER

Mekan: Gelin odası... Arka planda yatak, oda genişçedir. Sahneye iki taraftan da giriş yapılabilir. Kapının biri selamlığa açılır. Odada Müştak Bey ve Hikmet Efendi ayaküstü konuşmaktadırlar.

MÜŞTAK BEY: Bu akşam güveyi giriyorum ya sevinçten havalara uçuyorum. Allah’tan bugün nikâhımız kıyıldı, az kalsın telâştan nikâhsız güveyi girecektim.

HİKMET EFENDİ: Hiç öyle şey olur mu?

MÜŞTAK BEY: Niye olmasın? Aşıklar dalgın olur. Buna aşık evlenmesi derler.

HİKMET EFENDİ: Acayip!

MÜŞTAK BEY: Öyle ya! Aşksız, sevgisiz, görücü usulüyle evlenenlere aşk olsun. Ben Kumru Hanımla niye evleniyorum; çünkü onu tanıyorum, seviyorum. Ne dersin onunla evlenmekte akıllılık etmemiş miyim?

HİKMET EFENDİ: Her halde öyledir.

MÜŞTAK BEY: Onun yüzü gibi huyu da güzel. Ben her halinden memnunum; fakat Kumru’nun o karga suratlı ablası olmasa!

HİKMET EFENDİ: Gerçekten... onun adı neydi?

MÜŞTAK BEY: Sakine midir, nedir... Cadı suratlının adını bile sevmiyorum.

HİKMET EFENDİ: Niçin?

MÜŞTAK BEY: Bize engel olduğu şöyle dursun, yüzünde meymenet yok karga suratlının... Yüzüne bakanın işi rast gitmiyor. Kırk beş yaşına gelmiş daha evlenememiş. Akıldan yana da pek nasibi yok. Böyle bir baldızım olduğundan alemden utanıyorum.

HİKMET EFENDİ: Eee, gülü seven dikenine katlanır.

MÜŞTAK BEY: Gel şunu sana vereyim be! Ama nikâhla ha! Geçinemeyecek ne varmış; ya o akıllanır, ya da sen çıldırırsın.

HİKMET EFENDİ: Sakın Kumru’nun yerine onu sana vermesinler! Olur mu olur. Büyük dururken küçüğü kocaya vermek pek adet değildir.

MÜŞTAK BEY: Yok, bak ben öyle şaka sevmem.

HİKMET EFENDİ: Biraz önce şakayla bana veriyordun ya?

MÜŞTAK BEY: Ben onu sana şakayla değil gerçekten vermek istiyorum.

HİKMET EFENDİ: Sus, özrün kabahatinden büyük.

MÜŞTAK BEY: Hiç de bile!

HİKMET EFENDİ: Yaaa!

MÜŞTAK BEY: Aman sus, kılavuzum Dudu Hanım geliyor. Galiba Kumrucuğumu getiriyorlar. Sen öbür odaya geç, birazdan yine görüşürüz.

( Hikmet Efendi çıkarken Ziba Dudu girer. )

ZİBA DUDU: Müjde evladım müjde! Müjdeliğimi peşin isterim: Gelin hanım geliyor yoldadır.

MÜŞTAK BEY: Ah Dudu teyzeciğim, sana nasıl teşekkür edeceğim, bilemiyorum.

ZİBA DUDU: Parayla, (Müştak’ın ceplerine bakar kalan son meteliğini de alır.) teşekkür edebilirsin.

MÜŞTAK BEY: Al, helâl olsun sana, al ( Sevincinden oynamaya başlar, katibim türküsünü söyleyerek oynar. )

ZİBA DUDU: Evladım biraz ağır başlı ol. Sen artık nikâhlı birisin,utan, utan!

MÜŞTAK BEY: Adam evlenirken utanır mı! Her neyse sen dışarıda bekleyedur, ben utanma talimi yapayım.

( Ziba Dudu çıkar. )

MÜŞTAK BEY: ( Kendi kendine ) Şimdi benim Kumrum kafesine girecek ha! Ah, bir kere kanadının altına girebilseydim... Yalnız insan kısmı paraya düşkün olur. Kumrum da paraya düşkünse! ( Ceplerini açar, iki yana sallar. ) Cepte para da kalmadı. Bir de yüz görümlüğü var. Ne yapmalı acaba!...

Adam sende o da kolay; şöyle birkaç kıta şiir okurum olur biter.

Bir kumrusun sen taba muvafık

Yapsam yuvanı sinemde layık

Can ü gönülden ben oldum aşık

Yapsam yuvanı sinemde layık

Benim gibi fakir bir şairin vereceği yüz görümlüğü ancak bu kadar olur.

( Ziba Dudu ve Habbe Kadın gelinin/Sakine'nin/ koluna girmiş şekilde içeri girerler. )

ZİBA DUDU: Evladım gelin hanımı getirdim. gel koluna gir de köşeye oturt.

MÜŞTAK BEY: ( Sevincinden türlü hareketler yaparak gelini karşılamaya gider.) Amanın... (Gelini görür görmez bayılır.)

ZİBA DUDU: A dostlar! Damat Bey gelin hanımı görür görmez sevincinden bayıldı.

HABBE KADIN: Damat Bey, kalk!

ZİBA DUDU: (Damadın yüzüne bir bardak su serper.) Kalk haydi sevinçten bayılmanın sırası değil.

MÜŞTAK BEY: Ben sevincimden bayılmıyorum, üzüntümden yüreğime iniyor. Ah, ah...

HABBE KADIN: ( Ziba Dudu’ya ) Aaaa, zavallı gelin hanımı bir titreme aldı. Sakın al basmasın. (Sakine Hanım’ı sandalyeye oturtur.)

MÜŞTAK BEY:Nedir bu?

ZİBA DUDU: İşte sana ömür boyu can yoldaşı olacak olan sevgili karın Sakine Hanım.

MÜŞTAK BEY: O bana can yoldaşı olacağına benim canım çıksa daha canıma minnet.

ZİBA DUDU: ( Habbe Kadın’a ) Damat Bey sayıklamaya başladı. Galiba sevincinden aklını kaybetti.

HABBE KADIN: (Ziba Dudu’ya ) Zavallı sevgilisine kavuştuğu için sevinç delisi oldu.

MÜŞTAK BEY: Ah, ah, ah... (hüzünlü)

ZİBA DUDU: Ağlama, sen ağlayacağına düşmanların ağlasın.

MÜŞTAK BEY: Ah, düşmanlarım bu halimi bilse nasıl gülerler.

ZİBA DUDU: Haydi oğlum gelin hanımın duvağını aç da yüzünü gör. Biraz gönlün açılır.

MÜŞTAK BEY: Şeytan görsün yüzünü!

ZİBA DUDU: Aç evladım, aç! Sevgilin olup olmadığına şüphen kalmasın. (Habbe ile beraber Müştak’ı gelinin duvağını açması için zorlarlar. )

MÜŞTAK BEY: İstemem! (Elini çekerken Sakine hanımın duvağı ile iğreti saçı eline ilişir, elinde kalır. Sakine’nin yüzü ve ak saçları açılır.) Bu ne?

ZİBA DUDU: Vaaay! Zavallı kızcağızın sırma gibi nazik saçlarını yolup çıkardı.

MÜŞTAK BEY: Haklısın, beyaz saçları sırma gibi. Baksana, nasıl parlıyor.

ZİBA DUDU: Ay, bu laf geline değil, yenge kadınla banadır. Ben sana laf atmayı gösteririm. ( Habbe’ye ) Haydi yenge kadın! Gelin hanımı çabuk dışarı çıkar da nikâhını kıyan efendiyi çağırt. Yandaki kahvededir. Mahalleliyi alsın da gelsin şuna laf anlatsınlar.

( Habbe Kadın gelini dışarı çıkarır. )

MÜŞTAK BEY: Mahalleli beni zorla mı güvey koyacak?

ZİBA DUDU: Evet ya güvey koyarlar, ya hapse.

MÜŞTAK BEY: Böyle bir karıyla bir evde yatmaktansa, rahat rahat hapiste yatmak bence daha iyidir.

ZİBA DUDU: Hele sen bir hapse gir de bak, başına ne dertler gelir.

MÜŞTAK BEY: Adam sende!... Sayende peyda ettiğim borçlularımın duaları sayesinde sapasağlam yaşarım.

ZİBA DUDU: Ya, kazara hasta olursan?

MÜŞTAK BEY: Borçlularım da bana doktor göndermeyip baktırmazlarsa? Ben de ölürsem?

ZİBA DUDU: Ay n’olur sanki?

MÜŞTAK BEY: Sonra kendilerine büyük zararım dokunur.

ZİBA DUDU: Ne zararın dokunacakmış?

MÜŞTAK BEY: Vallahi onlara inat ölürüm hâ!

( Habbe Kadın, Ebül-Laklaka, Batak Ese ve Mahalleli girerler. )

EBÜL-LAKLAKA: (Başında bir mendil, pijamalarla, lisanı ile ayınları çatlatarak, kafları patlatarak) Beni böyle uykudan kaldırıp, rahatsız etmenizin sebebi nedir? Böyle, ortaoyununa çıkar gibi, bakın şu kıyafetime? Ayıp, ayıp...

ZİBA DUDU: (Entarisinin kenarıyla başını örterek Ebül- Laklaka’nın elini öper.) Amanın efendim, güveyi olacak şu herif isteyerek aldığı hanımı şimdi istemiyor. Bütün saçını başını yoldu. O şöyle dursun, yenge kadınla bana etmediği edepsizlik kalmadı. Size anlatmaya utanıyorum.

EBÜL-LAKLAKA: (Müştak Bey’e) Vay namussuz vay!

MÜŞTAK BEY: Efendim müsaade ediniz bendeniz de bildiğim kadar hakikati size anlatayım.

EBÜL-LAKLAKA: Sen sus sefil! Zavallı hatun yalan mı söyleyecek?

ZİBA DUDU: Efendim bu kızı mutlaka almalıdır.

EBÜL-LAKLAKA: Almalı ya! Almazsa ırzına leke sürmüş olur. (Mahalleliye) Öyle değil mi komşular?

MAHALLELİ: Hay hay!

MÜŞTAK BEY: Alamam efendim! Bunda bir yanlışlık var. Zira bana nikah ettiğiniz kız bu değildir. Bunun küçüğüdür. Ben onu isterim.

EBÜL-LAKLAKA: Hayır, sana nikah ettiğim büyük kızdır.

MÜŞTAK BEY: Değildir.

EBÜL-LAKLAKA: Vay! Sen beni de yalancı çıkarıyorsun ha? Bu ne yüzsüzlük!

BATAK ESE: Efendi, biliyo musunuz ki, ben bunun daha bilmem nelerini bilürün. Durun size deyivereyin. Bekçi olduğum için geceleri mahallede dolanurkene bazen buna rast geliyom. Bi kere gendüsüne “nirden geliyon?” diyin soracak oldum. Bana ne garşuluk verse beğenürsünüz. “Tiyatoradan geliyom.“ dimesin mi? Bu beni maskaralığa almak dimek değüldür de nedür? Bakın şu ahmağa!

MÜŞTAK BEY: Vay ferasetli adam vay!

BATAK ESE: Feres atlı adam sensin, ulan hayvan! Bana kötü laf söyleyüp durma. Şimdi sana fan-fin demeyi gösterürüm!

EBÜL-LAKLAKA: Bu herif hem edepsiz, hem deli.

BATAK ESE: Bana kalırsa hem hapishaneye koymalı, hem tımarhaneye.

EBÜL-LAKLAKA: Bana sorarsanız bu edepsizi bir daha mahallemizde oturtmayalım. Artık istemeyiz!

MAHALLELİ: İstemeyiz!

(Atak Köse girer.)

ATAK KÖSE: (Elinde kürek, omzunda süpürge ile) İstemeyüz!

(Hikmet Efendi girer.)

HİKMET EFENDİ: (Atak Köse’ye) Ne istemiyorsunuz?

ATAK KÖSE: Ben ne bileyüm! Mahalleli istemeyüz diyor ben de öyle diyom. Elbette mahalleli öyle dimekde haklıdur.

HİKMET EFENDİ: Ay! Mahalleli nede haklıdır?

ATAK KÖSE: Haklı olduğunu pek iyi bilürüm. Ama hangi konuda haklı olduğunu bilmem.

HİKMET EFENDİ: Öyleyse bilmediğin şeye neden karışıyorsun?

ATAK KÖSE: Vay! Niye garışmam? Ben de bu mahallenin galbur üstüne gelenlerinden değül müyüm?

HİKMET EFENDİ: Sen kim oluyorsun?

ATAK KÖSE: Sen daha benim kim olduğumu bilmiyon mu?

HİKMET EFENDİ: Hayır.

ATAK KÖSE: Öyleyse, sen de bilmedüğünü niye soruyon? Hay cahil hay! Şimdi sana anlatacak mıyın ki, ben dehey öteki mahallede çöpçü başıyım diye?

HİKMET EFENDİ: Hay şaşkın hay!

ATAK KÖSE: Senin de aklın olsaydı benim gibi şaşkın olurdun.

EBÜL-LAKLAKA: Sen şimdi şu edepsize arka çıkıyorsun ha? Suça göz yummak suç işlemekle birdir. Sen de onun gibi cezaya layıksın.

HİKMET EFENDİ: Aman efendim, ben kendi suçumu anladım, ama onun suçu n’oluyor anlayamadım?

EBÜL-LAKLAKA: Daha ne olsun? Kendisine nikahladığım kızı istemiyor da onun küçüğünü istiyor. Bu ne demektir?

HİKMET EFENDİ: Efendim sinirlenmeyiniz. (Gizlice bir tomar para gösterir.) Küçük kızı senden isteriz.

BATAK ESE: Efendi nedir o? Rüşvet mi alıyonuz?

EBÜL-LAKLAKA: Ben öyle şey kabul eder miyim? İstemem. (Gizlice Hikmet Efendi’ye) Yan cebime koy. (Hikmet Efendi parayı yan cebine koyar.)

ATAK KÖSE: Gizlice “Yan cebime koy.” mu diyosunuz?

EBÜL-LAKLAKA: Hayıır. Yan cenubîmde, yan tarafımda, durma git diyorum. Benden şüphelenmeyin diye...

BATAK ESE: Galiba parayı almışa benziyosunuz.

EBÜL-LAKLAKA: Haşa, sümme haşa. Eğer paraya elimi sürdümse elim kırılsın.

HİKMET EFENDİ: Aman efendim, gerçek neyse hakkıyla ortaya çıksın da, ona göre gerekeni yapınız.

EBÜL-LAKLAKA: Böyle kibarca derdinizi anlatışınızdan gönlümdeki öfke gitti de yerine merhamet geldi. (Mahalleliye) Yahu mahalleli! Ben bu işte başka bir hakkaniyet görmeye başladım. Zira sonradan aklıma bir şey geldi.

MAHALLELİ: Nedir o?

EBÜL-LAKLAKA: Hani nikahını kıydığım büyük kızdır diye söylemiştim ya?

MAHALLELİ: Öyle ya!

EBÜL-LAKLAKA: Fakat büyük kız derken yaşta büyük değil, boyda büyük demek istemiştim. Zira büyük kız kırk yaşını geçtiği için damat beyin dengi olamaz. İşte benim bildiğim bu kadardır. Böyle olduğuna her zaman ve her mekanda şahitlik ederim.

BATAK ESE: Siz böyle dedikten keli bize şey yapmak düşer. Tasdik etmek...

MAHALLELİ: Hay hay!

EBÜL-LAKLAKA: (Habbe Kadın’a) Yenge kadın! Boyda büyük, yani yaşta küçük olan gelin hanımı getir de kendi elimle damat beye teslim edeyim; bir daha yanlışlık olmasın. (Habbe Kadın çıkar.) (Hikmet Efendi’ye) Daha başka yanlış şeyler varsa düzelteyim; zira böyle hizmetlerde bulunmayı kendime bir borç bilirim.

BATAK ESE: (Müştak Bey’e) Beyefendi, deminden söyledüğüm lafların hepicüğü şaka içündü. Sizi güldürüp eğlendürmek istiyodum.

ATAK KÖSE: (Hikmet Efendi’ye) Efendim, tövbe olsun, bi daha mahallenin çöpünden başka bir işine garuşursam adam değülüm.

( Habbe Kadın ve Kumru Hanım girerler. Kumru ağlar gibi gözlerini ovuşturur. Bir yandan da Müştak’a bakar.)

HABBE KADIN: İşte efendim, asıl gelin hanım!

EBÜL-LAKLAKA: (Habbe Kadın’a) O niye ağlıyor? Sakın damat beyimizi istememezlik etmesin?

HABBE KADIN: (Kumru ile kulak kulağa fısıldaştıktan sonra ) Efendim ağlamasının sebebini sordum, anladım. Öyle zannettiğiniz gibi değilmiş.

EBÜL-LAKLAKA: Nasılmış?

HABBE KADIN: Zavallı önce, damat beye varamadım, diye üzüntüden çok ağlamış. İşte o boş yere döktüğü gözyaşlarına acımış da şimdi de ona ağlıyormuş.

EBÜL-LAKLAKA: Ağladığını gördükçe çok üzülüyorum. Yeter artık hanım kızım. (Kumru ile Müştak’ı el ele tutuşturur.) Alınız efendim yüzünü güldürmenin çaresine bakınız. Ömür boyu mutlu olun, bir yastıkta kocayın. (Hikmet Efendi’ye) Benim halledebileceğim bir işiniz kaldı mı?

HİKMET EFENDİ: Hayır efendim. Fakat güvey ve gelinden başka evdekilerin hepsini götürmenizi rica etsem!

EBÜL-LAKLAKA: Rica neymiş, emrediniz efendim! (Mahalleliye) Haydi mahalleli! (Ziba Dudu’ya) Haydi kılavuz kadın! (Habbe Kadın’a) haydi yenge kadın!

(Hepsi çıkar. Sadece gelin, güveyi ve Hikmet kalır.)

MÜŞTAK BEY: (Kumru’nun yanına oturmuş, hayran hayran seyrederken) Sen mahalleliyle gitmiyor musun? Senin burda bir işin kaldı mı?

HİKMET EFENDİ: Hayır. Sana iki çift lafım var.

MÜŞTAK BEY: Sabahleyin gel de iki bin çiftini söyle. Bak o zaman nasıl can kulağıyla dinlerim.

HİKMET EFENDİ: Yok, yok! Şimdi söyleyeceğim.

MÜŞTAK BEY: E, haydi o zaman çabuk ol. (Başını Kumru’dan yana çevirir Hikmet’in lafına kulak vermez.)

HİKMET EFENDİ: Ey benim sevgili dostum!

MÜŞTAK BEY: Daha bitmedi mi?

HİKMET EFENDİ: Dur bakalım daha başlamadım.

MÜŞTAK BEY: Amma uzunmuş ha!

HİKMET EFENDİ: Benim gibi bir dostuna danışmadan evlendiğine tövbe mi?

MÜŞTAK BEY: Amaan sen de günah mı çıkarıyorsun nedir bu?

HİKMET EFENDİ: İşte kendi menfaati için aşk ve muhabbet tellallığına kalkışan kılavuz kısmının sözüne güvenenin hali budur.

MÜŞTAK BEY: Dostum! Bak, gideceğin yere geç kalıyorsun.

HİKMET EFENDİ: Sen ve eşin birbirinizi her yönden tanıdığınız halde, evlenirken başınıza neler geldi?

MÜŞTAK BEY: Evlenmeden önce istihareye yatmak istiyordum, unutmuşum. Aklıma gelmişken gidip yatayım. Göreceğim rüyaları sabahleyin sana tabir ettiririm.

HİKMET EFENDİ: Ya görücü usulü evlenenlerin hali nasıl olur? Ötesini var sen düşün.

MÜŞTAK BEY: (Gözlerini ovuşturarak ) Offf! Nasihat sıkıntısından uykum geldi. Azıcık kestirsem olmaz mı?

HİKMET EFENDİ: İşte ben gidiyorum. Artık ne yaparsan yap. Fakat aldığın dersi unutma.

MÜŞTAK BEY: Dostum, hiç unutur muyum? Ben o dersi alıncaya kadar az mı zahmet çektim? Her neyse evlenmenin ilmini öğrendim. İnşallah uygulamada güçlük çekmem de Kumrumla kumrular gibi yaşayıp gideriz.

( Müzik girer: Bir kumrusun sen... )

( Hikmet çıkar. Kumru ve Müştak birbirine sarılır.)

S O N
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Anzaklı Ömer (18 Mart Çanakkale Zaferi, Şehitler Günü)

Anzaklı Ömer (18 Mart Çanakkale Zaferi, Şehitler Günü)

(Sahnede bir hasta, yatağında yatmaktadır. Sahne loştur. Dış ses açıklamayı okur. Bir sure sonar sahneye doctor girer.)
DIŞ SES: Burada canlandırılan olay, İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Muşluoğlu’nun, Amerika’da, görev yaptığı hastahanede başından geçen bir olaydır. YIL1957. YER, AMERİKA- NİYORK HASTANESİ. Hastanede görev yapan bir Türk doctor, kan almak üzere yaşlı bir hastanın kolunu açmasını ister. Yaşlı hasta kolunu sıyırınca doctor, hayretle bakakalır. Çünkü bu kolda Türk bayrağı dövmesi vardır.
DOKTOR:(sahneye girer, neşelidir)Ooooooooo Mr. Josef Miller idi. What are you this day ?
ANZAKLI ÖMER :Tenk you doctor,I’m ill, I’m bed, very ill. (Doktor,Anzaklı Ömer’in kolunu iğne yapmak için açınca Türk bayrağı dövmesini görür. Dövmeyi seyircilerin göreceği şekilde işaret ederek şaşkınlık ifadesi göstererek bağırır.)
DOKTOR :OOOOOOOOOOO my god, what is this ? Are you Turk ?
ANZAKLI ÖMER : No no I’m austuralya. Which guesçin ?
DOKTOR :Because I’m Turk.
(hasta adam, Türk sözünü duyunca çok heyecanlanır. Ayağa kalkmak ister. Türkçe konuşmaya başlayarak doktora sarılır.)
ANZAKLI ÖMER :Olamaz, olamaz ! Demek Türksün ha. İnanamıyorum, yıllar sonra yine Bir Türkle karşılaşıyorum.
DOKTOR :(ŞAŞKINLIKLA)Mr. Josef, siz Türkçe biliyorsunuz, afedersiniz, nerede öğrendiniz Türkçeyi, merak ettim doğrusu. Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir.
ANZAKLI ÖMER :Bak anlatayım evlat. (seyirciye bakarak derin bir iç geçirdikten sonra anlatmaya başlar. Doktor da sandalyeye oturur, dikkatle dinler.)
“Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de, orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak'tım Avustralya Anzaklarından ...İngilizler, bizi toplayıp dediler ki: Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda . Birlik olup üzerlerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. Biz de inandık sözlerine vaadetlerine... Savaşmak isteyenler arasına katıldık
“Bizim beynimizi yıkayan ingilizler, Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevkediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler o zaman . Mısır'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi . Ondan sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor(eliyle havada kavis çizer), gökyüzünde havai fişekler, geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman... Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönünden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi, Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil, kalplerind ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş . Bunu nereden anladığımı söyleyeyim. Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipcik darbesiyle kendimden geçmişim.” “Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya...
DOKTOR:Demek bizimkilere esir düştünüz ha. Vay be , eeeeee sonra ne oldu?
ANZAKLI ÖMER: Baktım ki yaralarımı sarmışlar. Bana hiç de öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki kendi kendime: Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler. Ama öldürmüyorlar... Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla "Yazıklar olsun bana" dedim." Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum. Niye savaşmaya gelmişim. Bu ingiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış" diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce..... Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın sebebi bu işte”
DOKTOR:Vay be mr Josef, beni de çok duygulandırdınız ya. Hem biliyor musunuz benim dedem, bu bahsettiğiniz Çanakkale savaşında şehit olmuş.
ANZAKLI ÖMER:Tanrı günahlarını affetsin. Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra beni iyileştirmeye çaba sarf eden yine bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütün kalbimle inanıyorum. Sizin adınız neydi?
DOKTOR:Ömer, efendim.
ANZAKLI ÖMER:Niçin bu ismi vermişler size?
DOKTOR:Biz müslümanların ikinci halifesinin ismi efendim.
ANZAKLI ÖMER:Doktor Bey, size bir şey açıklayacağım. Benim adım şimdiye kadar Josep idi. Bundan sonra sizin adınızı alıyorum. İsmim bundan sonra Anzaklı ömer olacak.
DOKTOR:Çok sevindim doğrusu. Bundan sonra ben de size Ömer Amca diyeyim.
ANZAKLI ÖMER: Doktor beni Müslüman eder misin?
DOKTOR: Tabii benim için şereftir.
ANZAKLI ÖMER: Müslüman olmak zor mu ?
DOKTOR: Hayır Ömer Amca, çok kolay. Buyurun birlikte şehadet getirelim. Söylediklerimi tekrar edin.
(doktor şehadet getirir, anzaklı gözyaşları içerisinde tekrar eder, duygusal bir ortam oluşur.)
ANZAKLI ÖMER:Ne olur ara sıra gel İslam’ı anlat bana. Ha bir de tesbih getir. Ben de çekmek istiyorum.
DOKTOR:Buyurun, benimkini vereyim.(cebinden çıkardığı tespihi Anzaklıya verir.)
ANZAKLI ÖMER: Beni esir alan dedeleriniz sürekli ellerinde tespih çekiyorlardı. (HEYECANLANIR) Bizim üzerimize saldırırken de (bağırarak söyler) “Allah Allah…” diye bağırıyorlardı. Bu söz bizim üzerimizde bomba etkisi yapardı Kalplerindeki iman gözlerine yansıyordu. “Allah ve Muhammet” kelimeleri için canlarını veriyorlardı. (hüzünlü bir ses tonuyla anlatmaya devam eder). Zavallıların, ne yiyecek ekmekleri ne de sırtlarında doğru dürüst elbiseleri vardı. Düşmanımız oldukları halde onların bu durumlarına acıyorduk. iyi ki onlara esir düşmüşüm. Onları tanıdıktan sonra dininize kalbim ısındı. Yıllar yılı Müslüman olmayı düşündüm. Kısmet bu anaymış. (eliyle seyircileri işaret ederek bağırır): “sizler, o şerefli, o kahraman, o insanlık abidesi insanların torunusunuz”(diyerek bir ah çektikten sonra yere yığılır)
DOKTOR:Ömer Amca, Ömer Amcaaaaaaaa. Ambulans sirenleri çalmaya başlar. Sahneye üç beş kişi, güya hastaya müdahale için girerler. Işıklar kapatılır, sahnedekiler, sahne malzemelerini, hasta yatağını vb. alarak sahneden çıkarlar. Oyun sona erer. )

NABİ KÜÇÜK
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Arılar (Rond)

Arılar (Rond)

(Hep birden)
Yaz geldi çiçekler açtı,arılar hep çalışır.
Aır vız vız, arı vız vız vız, arı vız vız vız diye çalışır.

(Arılar)
Önce menekşeyi koklar ,sonra gülü emeriz.
Çiçek balını, çiçek balını,çiçek balını çok severiz.

(Arılar)
Balı,mumu yüklenir, kovanımıza döneriz.
Arı evini, arı evini arı evini mumla öreriz.

(Kovan)
Fırtınalı, kışın karlı buzlu günde,
Arı uyuklar,arı uyuklar, arı uyuklar soğuk havada.

(Çiçekler)
Yaz geldi nazlı çiçekler, güzel güzel açalım.

(Arılar)
Haydi arılar, haydi arılar biz de kıra kaçalım.
 
Üst Alt