kanka.net'e hoş geldiniz.!

Forumda paylaşım yapmak ve tamamen tüm özelliklerden yararlanmak için hemen kayıt olmayı unutmayınız.

Kayıt Ol!

Tiyatro Oyunları - Skeçler - Piyesler

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cevap: DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

2. SAHNE

(Don Kişot ve Kitaplar'ın sesi dışardan gelir.)

KİTAP : Hain devler savulun, diye bağırdı Keskin Kılıçlı Şövalye.
DON KİŞOT: Hey hey!
KİTAP : Ve büyük şövalye kılıcını çekti. Şöyle bir salladı.
DON KİŞOT : Hey hey!

(Don Kişot atına binmiş ve kuşanmış halde, Kitap’la birlikte girer.)

KİTAP : Keskin Kılıçlı Şövalye'nin kılıcı o kadar büyüktü ki, ucu bulutlara değiyordu.
DON KİŞOT : Yapma yahu? Ne bilek varmış adamda!
KİTAP : Devler kılıcı görünce korktular. Ama Keskin Kılıçlı Şövalye devlere acımadı. Bir vuruşta iki devi birden yere serdi.
DON KİŞOT:Hey hey!
KİTAP : Ve güzel prensesi devlerden kurtardı.
DON KİŞOT : Sonra ne oldu? Prensesle evlendiler mi?
KİTAP: Burada yazıyor. Oku bak.
DON KİŞOT: Hani nerede? Kaçıncı satır?
KİTAP : Ayy! Gıdıklama!
DON KİŞOT : Hani nerede yazıyor? Söyle hadi! Şövalye ile prenses evlenmişler mi?
KİTAP : Evlenmişler. İkisi de çok mutlu olmuşlar. Şövalyeler bir prensesin mutluluğu için yaşarlar.
DON KİŞOT : Benim de böyle bir amacım olmalı.
KİTAP : Bir şövalye prensesi için dünyayı zapteder...
DON KİŞOT : Ben de dünyayı zaptetmeliyim!
KİTAP : Şövalyeler bütün kötü adamları ve çirkin devleri cezalandırır.
DON KİŞOT : Ne güzel! Ne kadar asil adamlarmış bu şövalyeler.
KİTAP : Sadece asiller, soylu efendiler şövalye olabilirler.
DON KİŞOT : Benim gibi mi?
KİTAP : Evet. Sen bir asilzadesin Sinyor Kessada.
DON KİŞOT : Ben de bir şövalye olabilir miyim?
KİTAP : Olabilirsin.
DON KİŞOT : Hey hey! Ben de bir şövalye olmalıyım. Dünyayı dolaşıp, bütün devleri cezalandırmalıyım. Benim de bir prensesim olmalı. Ben de prensesim için yaşamalıyım.
KİTAP : Fakat bir şey var.
DON KİŞOT : Nedir o?
KİTAP : Sadece büyük büyücü Pispison'dan kendini sakın.
DON KİŞOT : Alçak Pispison!
KİTAP : Büyücü Pispison hiç çaktırmadan ortaya çıkar ve insanın aklına türlü türlü numaralar çeker.
DON KİŞOT : Ey dağlar, taşlar, kuşlar, insanlar... Bundan böyle büyücü Pispison benim düşmanıdır. Herkes bunu böyle bilsin. Hey hey!
KİTAP : Sinyor Kessada...
DON KİŞOT : Evet benim eski dostum, ne var?
KİTAP : Sana güzel bir de isim bulmalıyız.
DON KİŞOT : Bulalım. Zaten Kessada mıymışık bir isim. Hiç sevmem.
KİTAP : Senin adın... Senin adın... Don... Don...
DON KİŞOT : Don Paçalos olsun!
KİTAP : Ne o öyle tuhafiyeci adı gibi...
DON KİŞOT : Don... Don Gömlekos olsun.
KİTAP : Bırak canım. Anlı şanlı bir şövalyeye yakışır mı? Şöyle soylu bir isim olmalı. İnsan duyunca bir daha unutmamalı.
DON KİŞOT : Buldum. Don Kişot olsun. La Mançalı Don Kişot!
KİTAP : İşte bu! Don Kişot!
DON KİŞOT : Bundan böyle Don Kişot ismini dünya hiç unutmayacak.
KİTAP : Ya atın? Onun adı ne olsun?
DON KİŞOT : Rüzgaros olsun, rüzgar gibi koşsun!
KİTAP : Ayol bunun neresi rüzgar! Püf desem yıkılacak!
DON KİŞOT : Öyle deme! Benim gibi atım da soylu bir kandan gelir.
KİTAP : Bu uyuz at mı soylu?
DON KİŞOT : Görünüşe aldanma! Ruh asaleti mühim olan.
KİTAP : Öylese asil bir isim bulalım. Şöyle sayfalarımızı bir karıştıralım. Bu... Yok olmaz. Şurada bir isim olacaktı. Hah! Buldum! Rosinant! Atının adı Rosinant olsun.
DON KİŞOT : Çok sağol eski dostum. Ne güzel bir isim bu. Duydun mu Rosinant? Senin adın artık, Rosinant. Dur dur. Çüş yahu. Nereye gidiyorsun? İsmine alışamadı daha. Çüş!
KİTAP : Şimdi de sana bir prenses lazım.
DON KİŞOT : Benim bir prensesim var.
KİTAP : Kimmiş o?
DON KİŞOT : Komşu köy var ya hani? Toboso köyü canım. Orada çamaşırcı bir kız var. Böyle uzun saçlı...
KİTAP : Eee...
DON KİŞOT : Adı Dülsine.
KİTAP : Eee...
DON KİŞOT : Ben onu çok beğeniyorum da. Hem adı ne kadar güzel değil mi?
KİTAP : Çamaşırcı Dülsine!
DON KİŞOT : Yaşa!
KİTAP : Aaa! Hiç çamaşırcı prenses olur mu? Bir şövalyeye yakışmaz.
DON KİŞOT : Ama ben ona aşığım.
KİTAP : Hiç olmazsa adını düzeltelim. Tobosolu Dülsine olsun.
DON KİŞOT : Tobosolu Dülsine. Ne asil bir isim.
KİTAP : Peki şövalye Don Kişot! Her zaman şövalyelik ilkelerine bağlı kalacağına and içer misin?
DON KİŞOT : İçerim. Hem yerim hem de içerim.
KİTAP : Afiyet olsun.
DON KİŞOT : Mersi.
KİTAP : Sen koca İspanya'nın bundan böyle en büyük şövalyesisin.
DON KİŞOT : Hey hey! Şaha kalk Rosinant. Herkes Şövalye görsün.
KİTAP : Aman tozutmayın ortalığı. Toz bana zararlı.
DON KİŞOT : Çüş Rosinant!
KİTAP : Git artık Şövalye. Onurun ve Prenses Tobosolu Dülcine için savaş.
DON KİŞOT : Gidiyorum.
KİTAP : Dünya sana emanet şövalye yolun açık olsun.
DON KİŞOT : Hey hey! Savulun devler, haydutlar! Don Kişot geliyor.
KİTAP : Hey asil şövalye! Atın Rosinant'ı unuttun.
DON KİŞOT : Hay allah! Sevgili atım altımdan kayıvermiş. Yürü Rosinant! Hey hey!

(Don Kişot çıkar.)

KİTAP : Tanrı sana akıl fikir versin büyük şövalye!

(Dışardan düşme sesi ve teneke gümbürtüleri gelir.)

KİTAP : Büyük şövalye düştü. Ama hemen kalktı. Atına bindi.

(Dışardan düşme sesi ve teneke gümbürtüleri gelir.)

KİTAP : Yine düştü. Kalktı. Bu sefer atı Rosinant kaçtı. Şimdi de şövalye Don Kişot atını kovalıyor.

(Rosinant girer; kaçacak yer arar... Ardından Don Kişot girer.)

DON KİŞOT : Sevgili atım benim. Beni bırakma. Rosinant gel hadi.

(Don Kişot, Rosinant’ı yakalamaya çalışır; kovalamacayla çıkarlar.)

KİTAP : Zavallı Rosinant. Başına gelecekleri şimdiden anladı. Ama Don Kişot’un hiçbir şeyden haberi yok.

(Kitap şarkı söyler.)

Ah Don Kişot ah
Daha çok düşeceksin
Toza batıp çıkacaksın
Buna alış

Olmayan devler
Hırsızlar, aslanlar
Yolunu kesecek
Buna alış

Ah Don Kişot ah
Masallara kandın
Dertlere daldın
Buna alış

(Kitap çıkar.)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cevap: DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

3. SAHNE

(Sinyorita girer.)

SİNYORİTA : Amca! Amca neredesin? Daha kahvaltını etmedin. Amca! Nerede bu inatçı ihtiyar?

(Civcivos girer.)

CİVCİVOS : Cik cik cik.
SİNYORİTA : Günaydın Civcivos!
CİVCİVOS : Cik cik.
SİNYORİTA : Amcamı gördün mü?
CİVCİVOS : Cik.
SİNYORİTA : Amcamı canım. Sinyor Kessada... Biraz önce atıyla buraya geliyordu.
CİVCİVOS : Cikcikcik, cik cik, ciki ciki cik.
SİNYORİTA : Evet evet o. Nerede şimdi?
CİVCİVOS : Ciiik cik ciiiiiikkkkk!

(Civcivos telaşla kaçar.)

SİNYORİTA : Hay allah neden korktu acaba?

(Rosinant girer.)

SİNYORİTA : Aaa bu amcamın atı.

(Don Kişot girer.)

DON KİŞOT : Sana gel buraya dedim Rosinant!
SİNYORİTA : Amca bu ne kılık böyle?
DON KİŞOT : Rosinant gel buraya!
SİNYORİTA : Rosinant mı? Bu zavallı atın adı yoktu ki.
DON KİŞOT : Artık var. Çünkü şövalyelerin atının bir adı olur.
SİNYORİTA : Yine o eski kitapları okudun değil mi amca?
DON KİŞOT : Benim adım bundan böyle Don Kişot.
SİNYORİTA : Amca. Hadi eve dön. Kahvaltını yapmadın daha.
DON KİŞOT : Sen de bundan böyle Sinyorita Kişot olacaksın.
SİNYORİTA : Canım amcacığım benim. Peki Sinyorita Kişot olayım. Hadi eve gidelim.
DON KİŞOT : Rosinant! Gel hadi kahvaltımızı yapıp sonra yola çıkarız.
SİNYORİTA : Bu zeytin sopasıyla ne yapıyorsun amca? Sonra kafandaki bu şey... Bizim hizmetçinin oğlunun lazımlığı değil mi? Sonra bunlar. Mutfaktaki bütün tepsileri, tavaları üstüne bağlamışsın.
DON KİŞOT : Bunlar asil bir şövalyenin zırhları...
SİNYORİTA : Lütfen eve gidelim amca. Sen biraz yat dinlen.
DON KİŞOT : Eh gidelim bari.

(Berber ve Papaz girerler.)

BERBER : Bu kılıksız adam da kim?
PAPAZ : Sinyorita’nın sevgilisi olmasın.
DON KİŞOT : Durun olduğunuz yerde. Söyleyin bakayım. Sizi hangi dev gönderdi buraya. Hah buldum. Siz Gulu Gulu devinin yaverleri olmalısınız.
BERBER : Sinyor Kessada bu yahu!
PAPAZ : Eyvah! İyice keçileri kaçırdı bu. Sinyor Kessada bizi tanımadınız mı?
BERBER : Ben köyün berberiyim.
PAPAZ : Ben de köyün papazıyım.
SİNYORİTA : Bugün aklı biraz karışık. Üstüne gelmeyin.
PAPAZ : Günaydın Sinyorita.
SİNYORİTA : Günaydın.
BERBER : Yardım edelim de köye götürelim şu kaçık ihtiyarı. Hadi bakalım ihtiyar. Gir yeğenin koluna da gidelim.
DON KİŞOT : Dostlarım, hadi evime gelin. Baş düşmanım büyücü Pispison yine bir numaralar çeviriyormuş. Ben şövalye Don Kişot isem, köyü korumak görevimdir.
BERBER : Don Kişot da kim?
DON KİŞOT : (Sopayla vurur.) Sen Don Kişot’u nasıl tanımazsın sersem. Benim ben!
PAPAZ : Yapmayın Sinyor Kessada. Zavallı berberi neden dövüyorsunuz?
DON KİŞOT : Ben Don Kişot’um. (Papaz’a vurur.)
PAPAZ : Of başım, başım...
SİNYORİTA : Amca onlar senin dostların vurma lütfen. Gidelim artık.
DON KİŞOT : Gidelim dostlarım. Karnımızı doyuralım.
PAPAZ : Gidelim efendim.
BERBER : Sabah sabah sopayı yedik. Karnımız doydu.
SİNYORİTA : Amca gel hadi. Bak sana çok güzel bir omlet yaptım. Yanında kızarmış ekmek de var. Gel benim tatlı amcacığım. Hadi gel.

(Hepsi çıkarlar. Don Kişot şarkı söylerek gider. “ Yollara düştü yüce gönüllü şövalye... Onu bekliyordu Prensesi Tobosolu Dülsine...” )

(Civcivos ardından Horozyo girerler.)

CİVCİVOS : Cik cik cik...
HOROZYO : Civcivos kaçma çocuğum.
CİVCİVOS : Cik.
HOROZYO : Korkma. Gitti onlar. Bak annen, teyzen, halan, ablan, komşu kızı hepsi seni arıyorlar.

(Tavuklar girer.)

TAVUKLAR : Gıd gıd gıdaaak.
CİVCİVOS : Cik cik.

(Horozyo ve korosu şarkı söyler.)

Devler, haydutlar
Kavga edecekler
Gıt gıt gıt cik cik cik
Korkmasın küçükler
Bunların hepsi masal
Gıt gıt gıt cik cik cik

Sevimli bir dede
Şu bizim Don Kişot
Gıt gıt gıt cik cik cik
Korkmasın küçükler
Bunların hepsi masal
Gıt gıt gıt cik cik cik
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cevap: DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

4. SAHNE

(Horozyo ve koro çıkarlarken Sanço, eşeğiyle girer.)

SANCO : Gıt gıt gıt cik cik cik. Bir iki üç, beş yedi... Bu tavuklar günde bir değil de on tane yumurtlasa... Yüz, beş yüz, bin yumurta satabilir insan. Acaba tavuklara günde on defa yumurtlatacak bir ilaç var mıdır? İnsan bir ayda zengin olur. On tavuğun olsa. Günde onar tane yumurtlasalar... Eder yüz yumurta. Bir ayda üç bin yumurta. Üç bin yumurta! Üf! Bir satarsın... Köşeyi dönersin! Ah ah! Şu zenginlik ne güzel şey. Şimdi tarlaya gitmek yerine... Mesela bir kentin valisi olsam... Aşçılarıma emretsem. Bir sürü yemek yesem. Sonra hizmetçilerim olsa... Arabacım olsa... Muhafızlarım olsa... Vali olayım yeter. Bizim köy kadar küçük bir yer olsa da razıyım. Seni de vali yardımcısı yaparım, güzel eşeğim benim. Bir tanecik eşeğim.

(Don Kişot girer.)

DON KİŞOT : (Kısık sesle.) Hey Sanço! Sanço Panza, sevgili dostum.
SANÇO : Evet Sinyor Kessada, buyurun efendim. Ben tarlaya gidiyordum. Hemen gidiyorum efendim.
DON KİŞOT : Dur Sanço gitme. Daha önemli işlerimiz var.
SANÇO : Olur efendim, yaparız efendim. Her işi yaparız. Yeterki para kazanalım.
DON KİŞOT : Paradan daha değerli bir görevimiz var Sanço.
SANÇO : Öyle mi? Nedir peki?
DON KİŞOT : Ezeli düşmanım büyücü Pispison bana yeni kötülükler hazırlıyormuş.
SANÇO : Pisi pisi mi? Bizim kedi mi?
DON KİŞOT : (Vurur.) Ne kedisi aptal! Büyücü Pispison, dedim.
SANÇO : O da kim?
DON KİŞOT : Benim düşmanım.
SANÇO : Nerede o? Ben ona bir güzel sopa çekeyim. Gider o gider. Hiç merak etmeyin.
DON KİŞOT : Yaverlerin dövüştüğü nerede görülmüş! Sen dövüşemezsin.
SANÇO : Valla dövüşürüm. Bir patlattım mı ben ona. Bakın bakın şu pazulara bakın.
DON KİŞOT : Hey hey! Ben şövalye Don Kişot’um. İşte buradayım. Sen neredesin büyücü Pispison? Cesaretin varsa çık karşıma da seni eşek sudan gelene kadar pataklayayım.
SANÇO : Eyvah! Yine tırlattı. Don Kişot kim efendim?
DON KİŞOT : (Vurur.) Benim aptal! Artık ben asil bir şövalyeyim. Adım Don Kişot!
SANÇO : Hayırlısı olsun efendim.
DON KİŞOT : Hey hey! Sevgili prensesim Tobosolu Dülsine... Senin onurun ve mutluluğun için bugün yola çıkıyoruz.
SANÇO : Çamaşırcı Dülsine prenses mi olmuş? Ne zaman?
DON KİŞOT : O hep benim prensesimdi, cahil adam! Onun soylu kalbi için Büyücü Pispison’u bulup mahvedeceğiz. Dünyayı kurtacağız.
SANÇO : Kim kim yola çıkıyorsunuz efendimiz? Kaç kişisiniz?Yeğeniniz Sinyorita da sizinle mi geliyor efendim? O narin bir hanımefendi; tozlu yollara dayanamaz.
DON KİŞOT : Sen benimle geliyorsun?
SANÇO : (Ağlar.) Yapmayın efendim! Benim karım, çocuklarım var. Onlara kim bakacak?
DON KİŞOT : Buraya anlı şanlı bir adam olarak döneceksin. Adını bütün dünya duyacak.
SANÇO : Ben şanı, şerefi ne yapayım sinyor Don Paça... Don Pijama...
DON KİŞOT : (Vurur.) Don Kişot aptal. Don Kişot.
SANÇO : Tamam Don Kişot Aptal.
DON KİŞOT : Sensin Kişot aptal.
SANÇO : Ben Sanço’yum, Sinyor Donsuz Kessada.
DON KİŞOT : (Vurur.) Sensiz donsuz!
SANÇO : Evet efendim. Siz Donlu Kişotasınız.
DON KİŞOT : Ne Kişotası? Ben Kessadino’yum.
SANÇO : Tamam işte ben de öyle dedim. Siz Don Kessadino Pijamos’sunuz.
DON KİŞOT : (Vurur.) Ben gündüz pijama giymem!
SANÇO : Ben giyerim efendim. Çok rahat olur.
DON KİŞOT : Sus aptal! Delirtme beni. Ben Don Sanço Panza’yım.
SANÇO : Sanço Panza benim efendim.
DON KİŞOT : Ben kimim o zaman?
SANÇO : Ben de karıştırdım efendim. Köye gidip soralım en iyisi.
DON KİŞOT : Bak gördün mü? Büyücü Pispison yine aklıma bir oyun etti. Adımı unuttum. Sevgili atım Rosinant’a soralım. Rosinant benim adım neydi?
SANÇO : At konuşur mu canım?
DON KİŞOT : Bir şövalyenin atı, efendisini anlar. Hah! Ben bir şövalyeydim, değil mi? Tamam ben Don Kişot’tum yahu!
SANÇO : (Sarılır.) Yaşasın, adınızı bulduk efendim. Nasıl sevindim bilemezsiniz!
DON KİŞOT : (Sarılır.) Dostum Sanço, sen olmasan adımı tekrar bulamazdım. (Bir an.) Sanço! Artık gitmeliyiz.
SANÇO : Gidelim efendim.
DON KİŞOT : Beni hiç bırakmayacaksın, değil mi Sanço?
SANÇO : Bırakmam efendim.
DON KİŞOT : Seni bu yüzden ödüllendireceğim Sanço.
SANÇO : Ne vereceksiniz efendim?
DON KİŞOT : Ne istersen veririm dostum.
SANÇO : Ben öyle pek şan şöhret meraklısı değilimdir.
DON KİŞOT : Yaptığımız savaşlardan kalan ganimetler senin olsun dostum.
SANÇO : Üüff! Hepsi mi?
DON KİŞOT : Hepsi! Bütün hazineler senin olsun, bana zaferlerin gururu yeter.
SANÇO : Başka ne vereceksiniz efendim?
DON KİŞOT : Topraklar kazanacağız. Ülkeler, şehirler fethedeceğiz. Hepsi senin olsun.
SANÇO : Allaah! Hepsi değil efendim, küçücük bir kente vali olsam yeter.
DON KİŞOT : Şimdiden kendini bir vali gibi gör, sevgili dostum Sanço Panza!
SANÇO : Yaşadık güzel eşeğim benim. Seni de vali yardımcısı yaptım. Bakın Sinyor, eşeğim de ne kadar sevindi!
DON KİŞOT : Eşek işte!
SANÇO : Hemen gidelim asil şövalye, durmayın hemen. Şan, şeref, şöhret sizi bekliyor. Beni de paralar, altınlar, topraklar... Bir de valilik. Nereye vali olurum acaba?
DON KİŞOT : Gidelim dostum Sanço... Kötü adamlar, suratsız devler bizim yokluğumuzda kim bilir ne kadar azmışlardır? Hey hey!

(Don Kişot ve Sanco şarkı söylerler.)

Yollara düştü yüce gönüllü şövalye
Onu bekliyordu Prensesi Dülsine
Acaba kaç devle savaşacak bu şövalye


Şan, şöhret, feda olsun Don Kişot’a
Paralar, altınlar, ganimetler bana
Ne dayaklar yiyeceğiz acaba

(Şarkı söyleyerek çıkarlar.)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cevap: DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

5. SAHNE

(Sinyorita, Berber ve Papaz girerler.)

SİNYORİTA : Amca! Amca nereye kayboldun yine?
BERBER : Bu sefer tamamen kaçırdı keçileri herhalde.
PAPAZ : Bizim köyün tüccarı biraz önce Sanço Panza ile amcanızı köyün dışında görmüş Sinyorita.
SİNYORİTA : Sanço Panza korkağın teki. Amcama uymaz o.
BERBER : Amcanız... Yani, şimdiki Don Kişot, kimbilir ne yalanlar uydurdu. Zavallı Sanço palavralara hemen kanar.
PAPAZ : Peki ne olacak şimdi? Zavallı amcanız, benim gibi bir ihtiyarcık. Başlarına kötü bir şey gelmese bari.
BERBER : Ben size demiştim ama papaz efendi. Bu deli ihtiyarı eve kilitleyelim, demiştim.
PAPAZ : Zavallı bir ihtiyar eve kilitlenir mi?
BERBER : Peki şimdi ne yapacağız? Ben Don Kişot’um dedi, gitti. Eve kilitleseydik, hiç olmazsa kaçmazdı.
SİNYORİTA : (Ağlar.) Benim zavallı amcacığım. Ondan başka kimsem yok benim. Ne olur bulun onu.
PAPAZ : Tamam kızım. Ağlama. Biz buluruz onu. Tanrıya dua edelim de başına kötü bir şey gelmesin. Azizler, melekler iyi kalpli bu kıza acıyın, amcasını geri getirin. Amin.
BERBER : Hadi oradan yahu. Bu iş böyle mi olur?
PAPAZ : Ya nasıl olacak?
BERBER : Gidip, bulacağız. Gerekirse zorla eve kapatacağız.
PAPAZ : Zalim adam.
SİNYORİTA : Bir yerini acıtmayın ama.
BERBER : Benim bir fikrim var. Ama...
PAPAZ : Nedir o?
BERBER : Siz de yardım edeceksiniz.
SİNYORİTA : Olur. Ederiz.
PAPAZ : Anlat bakalım, Berber efendi.
BERBER : Sinyorita bir Prenses kılığına girecek. Biz de muhafızları olacağız. Don Kişot’u bulunca, Prensesin ülkesine dev saldırdı, gel bizi kurtar diyeceğiz.
PAPAZ : Ya bizi tanırsa?
BERBER : Tanımaz, kılık değiştireğiz.
SİNYORİTA : Sonra ne olacak?
BERBER : Sizin ülkeniz diye, Don Kişot amcanızı köye getireceğiz.
SİNYORİTA : İyi bir fikir gibi.
PAPAZ : Bir düşünelim bakalım.
BERBER : Bırak düşünmeyi, başka çaremiz yok. Hadi yola çıkalım. Don Kişot ile Sanço köyün dışında bir yerlerdedir. Akşam olmadan bulalım onları.
PAPAZ : Hey allahım. Deliyle biz de deli olacağız, demek. Hadi yürüyün. İş başına.

(Çıkarlar.)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cevap: DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

6. SAHNE

(Don Kişot ve Sanço girerler.)

DON KİŞOT : Dıgıdık, dıgıdık.
SANCO : Dıgıdık, mıgıdık.
DON KİŞOT : Tabiat ne hoş değil mi Sanço.
SANCO : Ah efendim, bu çorak yerlerden geçeceğimize elma, armut bahçelerinden geçsek ya. Biraz elma , armut filan yerdik.
DON KİŞOT : Büyük maceralara atıldık, hala tıkınmayı düşünüyorsun.

(Bir kuş sürüsü geçer.)

DON KİŞOT : Bak bir kuş sürüsü. Bir şeyden korkup kaçmış olmalılar. İleride bir tehlike var Sanço. Savaşa hazır olmalıyız.
SANÇO : Buralarda ne tehlike olacak efendim? Her yer buğday tarlası. Olsa olsa minik fareler karınlarını doyuruyorlardır.
DON KİŞOT : Hey hey! Bir şövalye tehlikeyi önceden hisseder. Buralarda bir kötülük var Sanço.
SANÇO : Açlıktan hayal görüyor olabilirsiniz efendim.
DON KİŞOT : (Vurur.) Sus sersem! Açlığı düşünen kim?
SANÇO : Ben.

(Yel değirmenleri girer.)

DON KİŞOT : Bunlar da ne? Büyücü Pispison yine bir şeyler karıştırıyor.
SANÇO : Bunlar yel değirmeni efendim. Buğdayı öğütür de un yapar hani. Sonra undan börek, baklava yaparız. Ben cevizli baklavaya bayılırım.
DON KİŞOT : Dikkat tehlike!
SANÇO : Nerede?
DON KİŞOT : Devler! Devler. Gulu gulu devleri bunlar.
SANÇO : Gulu gulu değil. Un un. Baklavalık un.
DON KİŞOT : Sanço sen saklan. Ben devlerle savaşacağım.
SANÇO : Aman efendim!
DON KİŞOT : (Saldırır.) Şeref, namus adına karşıma çıkın gulu gulu devleri. Efendiniz Pispison demek bu kadar korkak. Kendisi karşıma çıkamıyor; sizi gönderiyor ha...
SANÇO : Yapmayın Sinyor... Lütfen sakin olun. Bunlar değirmen.
DON KİŞOT : Sus aptal köylü! Sen cahil bir adamsın. Sana öyle görünüyor olabilir ama bunlarda aslında birer dev. Benim ülkemi zaptedecekler. Ama ben izin vermem. İleri! Hücum!

(Don Kişot saldırır. Değirmenler yer değiştirir.)

DON KİŞOT : Kaçmayın. Gelin bakalım.
SANÇO : Hayal görüyorsunuz efendim. Yapmayın. Gelin bir şeyler yiyelim, düzelirsiniz.
DON KİŞOT : Benimle oyun oynuyorsunuz ha! Alın öyleyse. (Düşer.) Ah of! Hadi Rosinant! Soylu atım benim. Gösterelim şunlara. İleri! Hey hey! (Saldırır.) Her birinizin elinde dört kılıç var demek. Ben bir kılıç, bir de mızrakla mahvedeceğim sizi. (Düşer.) Ah of! (Kalkar.) Kalk Rosinant. Atımı sakatladınız alçak devler. Ama ben varım daha. Prensesim Tobosolu Dülsine’nin namusu ve şerefi için savaşacağım. İleri! Hey hey! (Düşer.) Ah. Of!

(Değirmenler çıkar.)

SANÇO : Efendim. Sinyor Kessada...
DON KİŞOT : Ay of... Çok kötü fenayım Sanço, mahvoldum. Ama bak gulu gulu devleri kaçmışlar.
SANÇO : Evet sinyor, gittiler. Siz iyi misiniz?
DON KİŞOT : Biraz sırtım, kafam, kolum, belim, dizim, göbeğim, omuzum, ayağım acıtı. Hepsi o kadarcık.
SANÇO : Eh şükür! Hiçbir şeyiniz yokmuş efendim.
DON KİŞOT : Sanço!
SANÇO : Ne var sinyor?
DON KİŞOT : Duyuyor musun?
SANÇO : Evet! Açlıktan karnım gurulduyor.
DON KİŞOT : Yine bir bela yaklaşıyor dostum. Bu Pispison büyücüsü hiç uyuyaz.
SANÇO : Hadi sinyor şu yakınlarda bir han olacaktı. Oraya gidelim. Karnımızı doyuralım. Yatıp, uyuyalım.
DON KİŞOT : Şövalyeler gerekirse bir yıl uyumaz Sanço. Bir tehlike daha geliyor. Dinle bak. Zincir sesleri bunlar. Demek kurtarılmayı bekleyen zavallı esirler var.
SANÇO : Buralarda öyle şeyler olmaz soylu Şövalye. Hayal bunlar.
DON KİŞOT : (Vurur.) Sen bana deli mi diyorsun?
SANÇO : Hayır efendim. Ama şu ganimetleri bulsak bir an önce.
DON KİŞOT : Esirler kurtarılmayı bekliyor. Bırak şimdi ganimetleri. Hadi bin eşeğine. Yürü Rosinant. Deh. Hey hey!
SANÇO : Ah ben ne eşeklik yaptım da yola çıktım. Şimdi evimde olsaydım, ah!
DON KİŞOT : Dıgıdık dıgıdık.
SANÇO : Dıgıdık dıgıdık.

(Tutsaklar ve Askerler girer.)

DON KİŞOT : İşte Sanco ben dememiş miydim? Zavallı esirleri götürüyorlar.
SANÇO : Bunlar esir değilki; mahkumlar. Suç işlemişler, hakim beyde onları cezalandırmış.
DON KİŞOT : Durun beyler.
SANÇO : Eyvah! Sinyor ne olursunuz karışmayın. Bakın askerler var. Bizi de zincire vururlar.
DON KİŞOT : Durun Komutan! Nereye gidiyorsunuz?
KOMUTAN : Bu palyaço da nereden çıktı?
DON KİŞOT : Size bir şey sordum efendi!
KOMUTAN : Aman sinirlenmeyin sinyor şövalye. Biz bu mahkumları limana götürüyoruz. Hepsi hırsız, düzanbaz bu adamların. Şimdi de cezalarını çekecekler.
DON KİŞOT : Ben şövalye Don Kişot’um.
KOMUTAN : Pek güzel! Şeref duydum asil şövalye. Zaten başınızdaki lazımlıktan ünlü bir şövalye olduğunuzu anlamıştım.
DON KİŞOT : Kısa kes, zalim adam! Bu adamları hemen serbest bırak.
KOMUTAN : Kralın emri var şövalye. Bu adamlar kürek mahkumu olacak. Çünkü bakın bu bir hırsız. Bu dolandırıcı. Bu üçkağıtçı. Bu kalpazan. Kötü adamlar bunlar.
DON KİŞOT : Ben ne dersem onu yapın. Hepsini serbest bırakın.
KOMUTAN : Git işine be adam! Deli misin nesin? Mahkumlar ileri marş.
DON KİŞOT : Savulun! Hey hey!
SANÇO : Ne olursunuz sinyor, yapmayın. Kralın askerlerine saldırmayın.
DON KİŞOT : Sen bir yere saklan Sanço... Haydi Rosinant ileri! (Komutan’a saldırır.) Esir tüccarı seni. Zavallıları hemen bırak.
KOMUTAN : Ah karnım! Askerler hücum.

(Kargaşa çıkar. Mahkumlar askerleri döver.)

KOMUTAN : Askerler geri çekilin. Herkes kaçsın.

(Askerler çıkar. )

DON KİŞOT : Artık hepiniz özgürsünüz dostlarım. Ben oldukça, bu dünyada kimse kimseyi esir alamaz.

MAHKUM : Yaşa sinyor. Şimdi sökül bakalım paraları.
DON KİŞOT : Ne parası?
MAHKUM : Para işte! Anlamadın mı moruk? Bu bir soygun!
SANÇO : Eyvah! Bir de soyulacağız.
DON KİŞOT : Yaptığım iyiliği böyle mi ödeyeceksiniz? Nankör adamlar!
MAHKUM : Uzutma ihtiyar! Sökül paraları...
DON KİŞOT : Al sana utanmaz adam seni!
MAHKUM : Eh, yeter ama. (Don Kişot’u düşürür, döver.) Siz de şişkoyu pataklayın.
SANÇO : İmdat efendim! Kurtarın beni.
DON KİŞOT : Rezil adamlar sizi... Bırakın Sanço’yu.

(Mahkumlar Sanço’yu soyar; bir donla bırakırlar.)

MAHKUM : Bu ihtiyar delide hiç para yok. Sen de var mı şişko?
SANÇO : Ben yoksul bir köylüyüm beyim.
MAHKUM : Şişkonun elbiselerini alın. Bu tenekeden ihtiyarda da hiç para yok. Hadi kaçalım.

(Mahkumlar çıkar.)

SANÇO : (Don Kişot’u kaldırır.) İyi misiniz efendim? Size bir şey olacak diye çok korktum.
DON KİŞOT : Gördün mü Sanço. Büyücü Pispison zavallı esirleri, bir anda haydut yapıp, üstümüze saldırdı.
SANÇO : Onlar zaten hayduttu efendim.
DON KİŞOT : Sus Sanço! Sen anlamazsın.
SANÇO : Ben şimdi ne yapacağım sinyor? Sadece bir donum kaldı. Ben de Don Sanço oldum.
DON KİŞOT : Elde edeceğimiz ganimetlerle sana da giysi alırız sevgili uşağım. Ama şimdi bir yerde saklanıp, yaralarımızı iyileştirelim.
SANÇO : Şurada Karlıdağ olacaktı. Oraya saklanalım sinyor. Çünkü birazdan kralın askerleri gelip bizi tutuklarlar.
DON KİŞOT : Olur dostum gidelim. Vay vay vay. Belim, kolum, omuzum, karnım, başım, kıçım...
SANÇO : Alın benden de o kadar.
DON KİŞOT : Yürü benim güzel atım, gidelim. Dı-gı-dıkık... Mıkık...
SANÇO : Ah benim güzel gözlü eşeğim. Aşkım. Hadi sen de yürü. Dıkımık- mıkıkık...

(Topallayarak yürürler. Bulut ve Güneş çıkar. Kuş sürüsü geçer.)

DON KİŞOT : Bak Sanço, güneş batıyor. Bugünü de şan ve şeref yolunda bitirdik.
SANÇO : Donsuz kaldık ama olsun. Siz eğlendinizse zararı yok.
DON KİŞOT : Kuşlar evlerine dönüyor.
SANÇO : Akşam karıları ve çocuklarıyla uyuyacaklar. Ne güzel.

(Ay girer.)

DON KİŞOT : İşte ay da doğdu. Kötülüklerin üstünü beyaz bir tülle örttü. Ah gece, ne güzelsin! Bu gece Prensesim Tobosolu Dülsine için bir şiir yazmalıyım.
SANÇO : Benim de uykum geldi. Hah işte Karadağ’da gözüktü.

(Karlıdağ gözükür.)

DON KİŞOT : Şöyle çimenlik bir yere uzanalım. Sen de yat benim güzel atım.
SANÇO : Of of! Kemiklerim sızlıyor. Midem de bomboş. Sen de yat küçük eşeciğim benim. Vali olunca seni yumuşacık yataklarda yatıracağım.
DON KİŞOT : Rosinantcığım, ne çok yoruldun bugün. Rosinant! Hişt! Uyumuş bile. Sanco dostum acaba asil prensesim Dülsine ne alemdedir?
SANÇO : Bizden iyi durumdadır efendim. Yemeğini yemiş, yatmak üzeredir.
DON KİŞOT : Ah! Unuttum! Ne utanılacak şey!
SANÇO : Ne oldu efendim? Ne unuttunuz?
DON KİŞOT : Bir şövalye prensesine şiir yazmadan bir gün bile geçiremez.
SANÇO : Gecenin bu saatinde şiir mi yazaılır sinyor?
DON KİŞOT : Şiir yıldızlar altında yazılır cahil adam. Eğil bakayım şuraya.
SANÇO : Bu şiir acıtmaz değil mi?
DON KİŞOT : Şöyle dur. Hah!

(Sanço secde eder gibi çömelir. Don Kişot kağıt kalem çıkarıp yazar.)

DON KİŞOT : Dülsine... Çamaşırcı prensesim benim. Yıldızları görünce aklıma geldin sen... Tuttu beni bir acı.. Yok... Izdırap desem daha iyi olacak. Şunu karalayayım. Izdırap! Nokta!
SANÇO : Ah! Bu şiir ne ızdırap verici şeymiş canım.
DON KİŞOT : Sus! Cahil adam. Bak kafiye ne gül oldu. Çamaşırcı prensesim benim... Yıldızları görünce aklıma geldin sen... Tuttu beni bir ızdırap! Evet... Sonracığıma... Atım asil Dülsine ve yaverim Sanco... Sana selam ederler... Sanço’nun eşeği ellerinden öper... Duydun mu Sanco? Senden de bahsettim. Sanço... Horluyor musun? Uyumuş tembel herif! Kim nöbet tutacak şimdi? Eşek de uyumuş. Nöbeti ben tutacağım demek. (Esner.) Bir şövalye asla uyumaz. Daima gözleri açıktır. Düşmanı bekler hep. (Uyuklar.) Prensesim... Dülsinem... Toboso’nun fıstığı... (Uykulu halde şarkı söyler.) “ Yollara düştü yüce gönüllü şövalye. Onu bekliyordu Prensesi Dülsine. Acaba kaç devle savaşaçak bu şövalye.”

(Horultu sesleri arasında uyuyakalırlar.)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cevap: DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

7.SAHNE

(Sinyorita, Berber ve Papaz girerler.)

BERBER : İşte bulduk onları.
SİNYORİTA : Amca! Amcam orada! Yaşasın.
BERBER : Aman sinyorita! Uyandıracaksınız ihtiyarı., susun.
PAPAZ : Gelin vazgeçelim bu işten. Sinyor şövalye bizi tanırsa dayağı yeriz.
BERBER : Korkma Papaz efendi. Tanımaz. Hadi kılık değiştirelim.

(Hazırlanırlar.)

BERBER : Unutmayın Sinyorita! Siz Mikomikona Prensesisiniz. Ülkenizi devler işgal etti. Ünlü şövalye Don Kişot’tan yardım isteyeceksiniz.
SİNYORİTA : Unutmam.
PAPAZ : Bir terslik olmasa bari.
BERBER : Olmaz. Biraz kafanızı çalıştırın ve sakin olun. Başarırız. Hadi Sinyorita siz ağlamaya başlayın.
SİNYORİTA : Ühü ühü. Ah benim biricik ülkem. Kimse yok mu bu dünyada bana yardım edecek.
BERBER : Sen de ağla Papaz efendi. Beraberce ağlaşacağız.
PAPAZ : Uvaaa! Gitti, gitti ülkemiz gitti.
BERBER : Yavaş be adam. Dağdaki kurtlar bile uyanacak. Biz de Sinyorita gibi nazikçe ağlayalım. Ühü-ühü-ühü.
PAPAZ : Ehi- ehi- ehi... Oluyor mu?
BERBER : İdare eder.

(Ağlarlar.)

DON KİŞOT : (Uyanır.) Ne oluyor? Bir yerlerde yine zavallı insanlar ağlıyorlar. Büyücü Pispison elbet bir gün elime geçeceksin.

(Diğerleri yüksek sesle ağlar)

DON KİŞOT :Kim var orada?
SİNYORİTA : Zavallı bir prenses.
PAPAZ : Ve onun bakanları.
BERBER : Ne bakanı be adam?
PAPAZ : Eh yani bakanda mı olamayacağız. O şövalye oluyor da ben niye bakan olamıyorum.
BERBER : Hadi o deli... Sana ne oluyor ki?
PAPAZ : Hiç olmazsa general olayım.
BERBER : Sus be adam! Planı mahvedeceksin. Siz devam edin Sinyorita.
SİNYORİTA : Ühü-ühü-ühü. Benim güzel ülkemi kim kurtaracak şimdi?
DON KİŞOT : Kim o yardım dilenen?
SİNYORİTA : Ah! Orada biri mi var? Yüce tanrım bana bir şövalye mi gönderdi yoksa?
DON KİŞOT : Evet madam! Tanrıdan dilediğiniz gerçek oldu. Ben şövalyeler şövlayesi La Mançalı Don Kişot’um. Vay vay vay... Belim... Amanın. (Kalkar)
SİNYORİTA : Şükürler olsun. İşte yiğit bir şövalye.
PAPAZ : Şişt Berber! İhtiyarı birileri pataklamış galiba. Adam dökülüyor yahu.
BERBER : Susmazsan sakalını yolarım senin.
DON KİŞOT : Soylu prensesim, acaba hangi ülkeden geliyorsunuz?
SİNYORİTA : Ben Mikomikona ülkesinin prensesiyim şövalye.
DON KİŞOT : Şeref duydum majeste. Sizi samimiyetle selamlarım. Ih karnım, belim... Of!
BERBER : O şeref bize ait şövalye. Kalkın şövalye!
DON KİŞOT : Yardım edin de kalkayım.
PAPAZ : Tut şunun ucundan Berber usta.
BERBER : Ne berberi be birader. Biz asilleriz. Kalkın şövalye. Bugün büyük savaşlar yapmışsınız anlaşılan.
DON KİŞOT : Siz de pek yaman bir askere benziyorsunuz. Bu yanınızdaki kim?
PAPAZ : Ben Mikomikona ülkesinin baş veziriyim şövalye.
DON KİŞOT : Sizin göreviniz ne genç adam?
PAPAZ : O da polis müdürü.
BERBER : Yaa. Öyle tabi.
DON KİŞOT : Peki neden ağlaşıyorsunuz bakayım?
SİNYORİTA : Benim ülkemi devler işgal etti şövalye. Bizi ülkemizden kovdular. Biz de ülkemizi kurtaracak, yiğit bir şövalye arıyoruz.
DON KİŞOT : İşte buldunuz.
SİNYORİTA : Biz adınızı daha önce hep duyardık şövalye. Siz Mikomikona’da çok ünlüsünüz.
DON KİŞOT : Övgüleriniz beni utandırdı majeste.
PAPAZ : Hadi gidelim.
DON KİŞOT : Nereye?
BERBER : Ülkemiz çok kötü durumda sinyor şövalye. Hiç zaman kaybetmeden hemen gidelim. Ama biraz uyumak isterseniz, uyuyun, biz bekleriz.
DON KİŞOT : Bir şövalye kendisinden yardım dilenenleri asla bekletmez.
PAPAZ : Yaşa be ihtiyar.
BERBER : Papaz efendi çeneni kapa; yoksa dağdan aşağı atarım seni!
DON KİŞOT : Sayın Polis Müdürü, şurada benim yaverim uyuyor olmalı. Onu da uyandırın. Ben onsuz yapamam.
BERBER : Emredersiniz asil şövalye! (Sanço’yu dürter.) Şişt seyis efendi, uyan, eve gidiyoruz.
SANÇO : Kim o? Devler saldırıyor şövalye... İmdat!
BERBER : Sanço... Sanço... Uyan! Benim ben, bizim köyün berberi.
SANÇO : Yalancı! Sen büyücü Pisipisi’nin adamısın. Koru kendini!
BERBER : Sanço! Kendine gel!
PAPAZ : Eyvah! Deliler bir idi, iki oldu.
SANÇO : Efendim, sinyor Don Kişot! Esir mi düştünüz?
DON KİŞOT : Bunlar bizden yardım istemeye gelmiş asilzadeler Sanço; sakin ol.
SANÇO : Hayır efendim! Kanmayın sakın! Bunlar düşman! Savulun bre!
SİNYORİTA : Sanço bey, rica etsem o elinizdeki sırığı bırakır mısınız? Biz dostuz.
SANÇO : Aaa! Ne kadar tatlı bir prenses!
SİNYORİTA : Siz sevimli bir insansınız Sanço. Biz sizi çok severiz.
SANÇO : Sahi mi? Ay utandım.
BERBER : Ver şu sırığı bakayım. Beni tanımadın mı Sanço? Ben Berber, bak o Papaz, prenses de senin şövalyenin yeğeni Sinyorita.
SANÇO : Oh be! Şükür! Sonunda aklı başında kişiler buldu bizi.
BERBER : Hadi eve gidiyoruz. Sakın şövalyeye çaktırma...
SANÇO : Bakın efendim, asil şövalyem benim; artık ne çok dostumuz var. Hadi gidip, karnımızı doyuralım.
DON KİŞOT : Önce prensesin ülkesini devlerden kurtaralım Sanço, sonra tıkınırız.
SİNYORİTA : Gidelim, yüce gönüllü şövalye. Yaverinizi elbise giydirelim. Büyük bir şövalyenin çıplak yaveri olmaz.
SANÇO : Pek çok teşekkürler tatlı prenses.
SİNYORİTA : Gidelim.

(Don Kişot “ahlayıp, vahlayarak” yürürken, hepsi birlikte çıkarlar.)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cevap: DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

8. SAHNE

(Bir şapka, ardından Horozyo girerler.)

HOROZYO : Buraya gel yaramaz. Kaçma. İşte yakaladım seni.

(Horozyo şapkayı kaldırır atar, altından elinde kılıçla Civcivos çıkar.)

CİVCİVOS : Cik cik ciiiik!
HOROZYO : O da ne? Sen de mi şövalye oldun? Amanın kaçın zalim şövalye geliyor.
CİVCİVOS : Cik cik cik! Çiki çiki çik.
HOROZYO : Ah acı bana şövalye.
CİVCİVOS : Cik! Cik!
HOROZYO : Hayrola Civcivos, ne kıvranıp duruyorsun? Ne o? Ha kulağıma söyleceksin. Söyle bakalım.

(Civcivos, Horozyo’nun kulağına fısıldar.)

HOROZYO : Öyle mi? Şövalye Civcivos’un çişi mi geldi? Koş çabuk şövalye annen seni tuvalete götürsün.

(Civcivos çıkar.)

HOROZYO : Ah benim sevgili efendim. Şimdi Don Kişot adıyla kim bilir ne dertlerle uğraşıyorsun? Artık bütün köy Don Kişot’un maceralarını konuşuyor. Devlerle savaşmış, diyorlar. Doğru mu? Sonra esirleri kurtarmış... Bu da mı doğru? Ne büyük bir şövalyeymiş bu La Mançalı Don Kişot!

(Civcivos girer.)

CİVCİVOS : Cik!
HOROZYO : Civcivos, yaptın mı?
CİVCİVOS : Cik!
HOROZYO : Aferin Civcivos. Gel bu sabah güneş hanım teyzeyi bereber çağıralım. Ay dede yoruldu bütün gece; yatsın uyusun artık. Ü-ürü-üüüüü!
CİVCİVOS : Cik cik ciiiiik!
HOROZYO : Güle güle ay dede.
CİVCİVOS : Cik.

(Ay çıkar.)

HOROZYO : Haydi hep beraber, güneş hanım teyzeyi çağıralım. Ü-ürü-üüüü!
CİVCİVOS : Cik cik ciiiik!

(Güneş girer.)

HOROZYO : Bugün gecikmeden geldiniz bayan güneş. Çok teşekkürler. Efendim Don Kişot’un kel kafasını bugün de yakacaksın. Bakalım Don kişot’u bugün ne maceralar bekliyor. Seyretmesi çok hoş olacak.

(Horozyo ve Civcivos şarkı söylerler.)

Civcivos olmuş bir şövalye
Çişi gelmiş, of aman of
Annesi onu beklermiş tuvalette
Civcivos olmuş bir şövalye

Cik cik, cik cik cik
Ay dede yoruldu bütün gece
Uyusunda dinlensin öteki geceye
İşte geldi Güneş hanım teyze
Yakacak Don kişotun başını yine

Cik cik, cik cik cik.

Civcivos olmuş bir şövalye
Çişi gelmiş, of aman of
Annesi onu beklermiş tuvalette
Civcivos olmuş bir şövalye

Cik cik, cik cik cik

(Çıkarlar.)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cevap: DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

9. SAHNE


(Don Kişot, Sanço, Sinyorita, Berber ve sırıtında Rosinant’ı taşıyarak Papaz köye gelirler.)

BERBER : İşte bizim güzel ülkemiz gözüktü. Sinyor şövalye sizin şanınıza yakışmaz ama biraz dinlensek...
DON KİŞOT : Olmaz! Hemen devleri gösterin bana... İkiye bölüvereyim onları.
BERBER : Biraz yatıp uyuyalım. Kuvvetimiz yerine gelsin. Eh mademki, istiyorsunuz. Dinlenelim. Bana kalsa ben savaşırım ama...
PAPAZ : Yahu şövalye. Atınızı ben sırtımda taşıyorum. Öldük bittik. İnat etme de yatıp dinlenelim birazcık.
BERBER : Sus Papaz efendi. Oyunu bozacaksın.
SİNYORİTA : Gelin sinyor. Sizi ben yatırayım yatağınıza.
SANÇO : Ne kadar sevinçliyim yarabbim. Köyüme döndüm. Karımı, çocuklarımı göreceğim. Şimdi evde sıcak çorba vardır. Karım taze ekmek de yapmıştır
SİNYORİTA : Beyler bu cesur şövalyeyi yatıralım önce. İşte benim çiftlik evim hemen şuradaki. Getirin terastaki divana yatıralım şövalyeyi. Burada kuş sesleri, ağaç hışırtısı şövalyemizi uyutsun soylu efendimiz.
DON KİŞOT : Oh ne güzel bir ülke burası. Aynı benim köyüme benziyor. Benim de evimde pekmez tulumları böyle aslıdır.
SANÇO : O da benim gibi ne zamandır aç.
PAPAZ : Bu tenekeleri çıkarıp, hurdacıya verelim bari.
SİNYORİTA : Büyük bir şövalyenin zırhı bu başvezirim, veremeyiz.
PAPAZ : Deliyle biz de deli olduk işte.
BERBER : Gelin şövalye uzanın şöyle.
DON KİŞOT : Ah sevgilim... Şimdi ne yapıyor acaba? Ah Tobosolu Dülsine, güzelim.
SİNYORİTA : Kendine bir sevgili bulmuş demek. Kim bu kadın Sanço?
SANÇO : Valla ben hiç görmedim.
DON KİŞOT : Gel de yanıma uzan sevgilim.
PAPAZ : Yok daha neler!
BERBER : Papaz efendi, sen hiç halden anlamaz mısın? Şövalyenin dikine dikine gitmesene...
PAPAZ : Neyse bu dertten de kurtulduk. Şimdi köyün çıkışlarına adam koymak lazım. Yoksa gene kaçar bu ihtiyar.
SİNYORİTA : Bırakalım uyusun.
SANÇO : Ben de evime gideyim.
BERBER : Sinyorita bir şey olursa seslenin, hemen yardıma geliriz.
SİNYORİTA : Siz gidin. Ben bakarım amcama.

( Hepsi çıkarlar. Sinyorita, Don Kişot’un başında kalır.)

SİNYORİTA : Ah amca! Neden böyle delilikler yapıyorsun? Neyse... Uyu şimdi, dinlen. Unut kötü rüyaları artık.
DON KİŞOT : Kim o? Aaa güzel yeğenim benim, sen ne arıyorsun burada?
SİNYORİTA : Evine geldin amca.
DON KİŞOT : Ev mi? Mikomikona ülkesi değil mi burası?
SİNYORİTA : Hayır amca. Burası senin evin.
DON KİŞOT : Mikomikona ülkesine ne oldu?
SİNYORİTA : Bir kabus gördün güzel amcam benim. Hadi şimdi uyu, dinlen. Ben sana kahvaltı hazırlayayım.
DON KİŞOT : Olur, tatlı kızım benim. Biricik yavrum. Sen olmasan ben ne yaparım?
SİNYORİTA : Uyu amca, uyu. Bak kuş çıvıltıları ne hoş. Uyu, dinlen.

(Don Kişot horuldamaya başlar. Sinyorita çıkar. Civcivos, kılıcıyla ve şapkasıyla girer.)

CİVCİVOS : Cik. (Don Kişot’un karnına çıkar.) Cik. (Bıyığını çekiştirir.) Cik.
DON KİŞOT : Pist pust!
CİVCİVOS : Cik. ( Karnını gagalar.) Cik.
DON KİŞOT : (Uykulu.) Kim? Ne?
CİVCİVOS : (Don Kişot’un bıyığını çekiştirir.) Cik cik cik.
DON KİŞOT : Sen mi geldin Pispison? Beni hiç bırakmayacaksın demek.
CİVCİVOS : Cik!
DON KİŞOT : Büyücü seni. Kötü hayalet.
CİVCİVOS : Cik cik cik. (Kılıcını Don Kişot’a vurur.)
DON KİŞOT : Hey Hey! (Uyanır.) Büyücü Pispison neredesin? Çık karşıma!

(Civcivos kaçar.)

DON KİŞOT : İşte gulu gulu devleri. Hey hey! Hücum! (Tulumları kılıçlar.) Bir vuruşta devleri serdim yere. Nasıl da gulu gulu diye bağırıyorlar. Ama... Bu koku da ne? Pekmez kokuyor yahu. Bu devlerin kanı pekmeze benziyor.. Bakayim. (Tadar.) Allah allah... Pekmez bunlar canım. Demek bu ülkenin bütün pekmezini içmiş bu devler. Ama cezalarını verdim. Şimdi gidip bunların efendisi büyücü Pispison’u bulmalı. Mutlaka buralarda bir yerdedir. Sanço! Sanço Panza, benim sadık dostum, vazife bizi bekliyor. İş başına!

(Don Kişot çıkar. Sinyorita girer.)

SİNYORİTA : (Kayar ve düşer.) Of! Canım çok acıdı. Aman tanrım. Her yer pekmez olmuş. Ne oluyor böyle? Amca! Neredesin? Yine mi kaçtın?

(Berber ve Papaz girerler.)

BERBER : Sinyorita neler oldu böyle?
SİNYORİTA : Of! Dayanamayacağım artık. Amcam yine kaçtı.
PAPAZ : Hadi bakalım!
BERBER : Keşke divana bağlasaydık onu.
SİNYORİTA : Bu sefer benim sözümü dinler sanmıştım.
BERBER : Uzaklaşmadan bulalım onu. Yürü Papaz efendi!
PAPAZ : Daha ne kadar hafiyelik yapacağız bakalım.
BERBER : Uzaklaşmadan bulalım şövalyeyi.

(Hepsi çıkar. Civcivos ve Horozyo girer.)

HOROZYO : Civcivos! Ben sana o kılıcı bırak demedim mi?
CİVCİVOS : Cik!
HOROZYO : Yaramazlık mı yaptın yine? Bu gürültüler senin marifetin mi yoksa?
CİVCİVOS : Cik!
HOROZYO : Çabuk eve bakayım! Koş!

(Horozyo ve Civcivos kovalamacayla çıkarlar. Don Kişot girer.)

DON KİŞOT : Dıgıdık dıgıdık... Daha hızlı Rosinant! Bütün zalimler bizi arıyor! Hemen Sanço’yu bulmalıyız. Dıgıdık dıgıdık...

(Don Kişot çıkar. Berber ve Papaz ayrı yönlerden girerler.)

PAPAZ : Buldun mu?
BERBER : Hayır. Dur bakayım... Birisi şu taraftan atla koşturuyor. Şövalye olabilir. Sen oradan, ben buradan sıkıştıralım.

(Çıkarlar. Sinyorita girer.)

SİNYORİTA : Amca... Şövalye amca... Gel hadi... Bak omletli kahvaltı yaptım.

(Sinyorita çıkar. Civcivos ve Horozyo girerler.)

CİVCİVOS : Cik!
HOROZYO : Seni gidi yumurcak seni. Bu sefer yakaladım.

(Don Kişot girer.)

DON KİŞOT : Dur bakalım! Bırak o küçüğü...
HOROZYO : Soylu efendim, benim ben: Horozyo!
DON KİŞOT : Ne malum büyücü Pispison olmadığın.
HOROZYO : Olur mu efendim. Ben köyün horozu: Horozo’yum.
DON KİŞOT : Bunu nasıl kanıtlayacaksın bakalım? Sen gel benim küçüğüm. (Civcivos’u omuzuna koyar.)
CİVCİVOS : Cik!
DON KİŞOT : Vay senin de mi kılıcın var?
HOROZYO : Şövalyecilik oynuyorduk ta...
DON KİŞOT : Aferin küçüğüm. Sen büyüyünce ne olacaksın?
CİVCİVOS : Cik cik!
DON KİŞOT : Ne diyor?
HOROZYO : Şövalye olacakmış.
DON KİŞOT : Peki sen kimsin efendi? Ne arıyorsun bu ülkede?
HOROZYO : Ben sizin horozunuzum efendim.
DON KİŞOT : Gözüm bir yerden ısırıyor seni. Kanıtla bakalım Horozyo olduğunu.
HOROZYO : Ü-ürü-üüü. Bulut örtsün güneşin şişko yüzünü... Yanmasın efendimin kel kafası...

(Bir bulut güneşi örter.)

DON KİŞOT : Vay! Benim sevgili dostum Horozyo... Nerelerdesin yahu?
HOROZYO : Siz gidince köyü ben bekledim efendim.
DON KİŞOT : Horozyo, al bu küçüğü şimdi sen... Ben büyücü Pispison’u bulacağım. Aslan horozum benim. Hoşçakal küçük.
CİVCİVOS : Cik!

(Don kişot çıkar.)

CİVCİVOS : Ağlama Civcivos! Efendimiz yine dönecek evine.

(Berber, Papaz ve Sinyorita girer.)

BERBER : Horozyo! Buradan bir şövalye geçti mi?
HOROZYO : Evet geçti.
BERBER : Ne yöne gitti?
HOROZYO : (Ters yönü gösterir.) Bu yana gitti.

(Diğerleri koşarak çıkarlar.)

HOROZYO : Gördün mü Civcivos... Efendimizi kurtardık.
CİVCİVOS : Cik!
HOROZYO : Gel kümesimize geri dönelim.
CİVCİVOS : Cik.

(Çıkarlar. Sanço girer.)

SANÇO : (Şarkı söyler.) “Benim güzel evim, kavuştum sana, artık hiçbir yere gitmem asla...” Ne güzel şarkı değil mi, benim sevimli eşeğim.

(Don Kişot girer.)

DON KİŞOT : Sanço... Sanço... Buldum seni sonunda.
SANÇO : Sinyor ne yapıyorsunuz burada?
DON KİŞOT : Biraz önce büyücü Pispison’un devleriyle savaştım. Hemen gidelim.
SANÇO : Ben gelmiyorum efendim.
DON KİŞOT : Ne! Sen bir uşaksın; efendin ne derse onu yapmaya mecbursun.
SANÇO : Sinyor aç kaldım, dayak yedim, soyuldum... Ama ne vali oldum ne de ganimet gördüm.
DON KİŞOT : Bu sefer Sanço, her şey farklı olacak.
SANÇO : Nasıl yani?
DON KİŞOT : Sanço... Dostum... Bu son savaşımız olacak.
SANÇO : Yaa...
DON KİŞOT : Sana valilikler, hazineler vadediyorum Sanço.
SANÇO : Daha önce de öyle dediniz ama...
DON KİŞOT : Pekala... Sana üç tane sıpa vereceğim Sanço.
SANÇO : Üf! Üç sıpa ha!
DON KİŞOT : Evet. Söz. Üç sıpa.
SANÇO : Tamam, anlaştık. Hemen gidelim.
DON KİŞOT : (Şarkı söyler.) “Bu son savaşım olacak.”
SANÇO : İnşallah!
DON KİŞOT : “ Bakalım bu yaşlı şövalye ne maceralar yaşayacak.”
SANÇO : Hadi bakalım.

( Çıkarlar. Sinyorita, Berber ve Papaz girerler.)

BERBER : Yok, yok, yok! Buhar oldu, uçtu sanki.
PAPAZ : Yine yollara düşeceğiz anlaşılan.
SİNYORİTA : Lütfen yardım edin bana. Ben tek başıma bulamam onu.
PAPAZ : Merak etmeyin Sinyorita, buluruz.
BERBER : Galiba kesin bir çözüm buldum.
SİNYORİTA : Nedir o Berber bey?
PAPAZ : Yumurtla bakalım!
BERBER : Eğer bir şövalyeyi, bir başka şövalye yenerse...
PAPAZ : Eee!
BERBER : Yenilen şövalye, yenen şövalyenin emrine girer.
PAPAZ : Ben anlamadım. Bir daha anlat.
BERBER : Şövalyelik kanunu derki; kim kimi yenerse, efendi o olur.
SİNYORİTA : Yani amcamı bir başka şövalye yenerse...
BERBER : Amcanız onun sözünden dışarı çıkamaz.
SİNYORİTA : Onunla kim dövüşür acaba?
BERBER : Ben!
PAPAZ : Yani şimdi ihtiyar bir adama dayak mı atacaksın?
BERBER : Ne dayağı yahu? Şövalye gibi dövüşeceğiz. Bir kere pes desin, yeter.
SİNYORİTA : Şimdi sizi bir şövalye gibi giydirmemiz gerek.
BERBER : Pılı pırtıdan bir şeyler yaparız.
PAPAZ : Ben de yaverin olayım bari.
SİNYORİTA : Hemen hazırlanalım.

(Çıkarlar. Bir kuş sürüsü geçer. Kuşlar tekrar girer. Uyum halinde birkaç kez sahneyi turlarlar.)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

10. SAHNE

(Don Kişot ve Sanço girerler.)

DON KİŞOT : İşte tekrar yollardayız... Özgürlük ne güzel hey!
SANÇO : Bu sefer hazine bulacak mıyız şövalye?
DON KİŞOT : Seni vali yapmadan dönmeyeceğiz dostum.
SANÇO : Bana söz verdiğiniz üç sıpa da yeter.
DON KİŞOT : Valiliğin yanında üç sıpanın ne önemi var Sanço?
SANÇO : Valilik hayal; sıpalar garanti sinyor.
DON KİŞOT : Dıgıdık dıgıdık. Haydi Rosinant, eşsiz atım benim, bizi yeni maceralara götür.
SANÇO : Deh, akıllı eşeciğim benim.
DON KİŞOT : Şu karşıda bir toz toz bulutu var galiba...
SANÇO : Ben de gördüm efendim.
DON KİŞOT : Hadi bakalım, yeni bir serüven başlıyor.
SANÇO : Olmadık işlere bulaşmayalım şövalye.
DON KİŞOT : Kader bu Sanço. Karşımıza ne çıkacağı belli olmaz.
SANÇO : Bir araba geliyor, bakın...
DON KİŞOT : Belki de araba kılığına girmiş büyücü Pispison’dur.
SANÇO : Yok araba bu canım; düpedüz araba.
DON KİŞOT : Sus cahil adam! Sen ne anlarsınki...
SANÇO : Aman efendim, bu arabadaki bayraklar... Hiiii!
DON KİŞOT : Ne bayrağıymış o?
SANÇO : Kralın arması! Bayraklar kralın...
DON KİŞOT : Ben bayrak falan anlamam. Bu arabayı durduracağım.
SANÇO : Yapmayın efendim. Bu bayraklar kralın armalarıyla dolu. Arabanın içinde kralın adamları vardır. Bizi zaten mahkumları bıraktık diye arıyorlardır. Hemen kaçalım.
DON KİŞOT : Sen git saklan bakayım. Ben Kralla aramdaki bu meseleyi hallederim.

(İçinde aslan olan araba girer. Sürücüsü Fellah, bağırır...)

FELLAH : Ya tenekeden adam... Ne edersin yolda? Çekil de bu Fellah gitsin yoluna, yallah yallah!
DON KİŞOT : Dur bakalım yabancı!
FELLAH : Al durduk... Selamun aleyküm... Ne istersin beybaba?
DON KİŞOT : Kimsin? Nereye gidiyorsun? Bu arabadaki nedir?
FELLAH : Sen de kimsin beybaba?
SANÇO : Sinyor şövalye bu arabadaki bir aslan.
FELLAH : Vallah doğru. Bu şişko muhterem şıppadanak anladı.
DON KİŞOT : Uzatma yabancı! Sen bu aslanı ne yapacaksın?
FELLAH : Bu aslanı krala hediye ettiler. Ben de onun bakıcısıyım. Sizin krala teslim edecek ben onu... Sonra yallah!
DON KİŞOT : Nereden geliyor bu aslan?
FELLAH : Bizim çölün aslanıdır bu garip. Kaç gündür aç susuz. Alimallah bir ısırdı mı koparır...
SANÇO : Sinyor ne olursunuz bir yaramazlık yapmayın.
FELLAH : Beybaba, şöyle öteye geç de yolumuza gidelim.
DON KİŞOT : Hiçbir yere gitmeyeceksin.
FELLAH : Allah allah... Ne olacak peki?
DON KİŞOT : Ben bu aslanla dövüşeceğim.
SANÇO : Hiii! Bu aslan bir lokmada hepimizi yutar şövalyeciğim.
FELLAH : Ne yapacakmış? Anlamadı ben...
DON KİŞOT : Aç kafesi ya hacı!
FELLAH : Beybaba git işine yahu.
DON KİŞOT : Sana Tobosolu Dülsine’nin onuru ve şövalyelik kanunları adına emrediyorum.
FELLAH : Kanun mu? Sen kanun muhafızı... Anladım... Ben masum ya muhafız.
DON KİŞOT : Aç kapıyı! Bu çöl aslanı ne mene birşeymiş görelim.
FELLAH : Benden günah gitti. Madem kanun aç diyor; açarım. Saklan ya şişko muhterem!
SANÇO : Kaçalım efendim! Fellah kafesi açıyor. Bu aslan bizi bir lokmada yutar.
DON KİŞOT : Ben büsbüyük devleri yenmiş adamım. Bu kediden mi korkacağım?
SANÇO : Ne kedisi? Canavar gibi bir şey bu sinyor.
FELLAH : Saklanın! Çöllerin aslanı geliyor. Yallah yallah!

( Aslan kafesten çıkar. Şöyle bir dolanır. Yatar.)

DON KİŞOT : Ha ha ha! Gel pisi pisi... Bu mu senin çöl aslanın Fellah efendi?
FELLAH : Tövbe yarabbi. Beybaba sende hiç akıl yok mu? Kaç çabuk!
SANÇO : Yalvarırım sinyor şövalye. Bırakın canavarın kuyruğunu.
DON KİŞOT : Kuyruk mu? Hadi canım! Bu olsa olsa badana fırçasıdır. Ha ha ha!
FELLAH : Beybabaya akıl fikir ihsan eyle ya’rabbül alemün....
DON KİŞOT : Aman ne de cici bir kediymiş bu. Şu yanaklara bak. Ver bir kesme.
FELLAH : Ben şaştı kaldı vallahi. Bizim aslan oldu kuzu...
SANÇO : Canavar şimdi kükreyecek. Gel benim güzel eşeğim. Aslan yemesin seni.
DON KİŞOT : Haydi pisi pisi hop! (Mızrağını uzatır.) Atla bakalım bunun üstünden. Aferin sana. Hadi bir daha. Ha ha ha! İşte bu kadar. Yuh sana Sanço! Bak Rosinant kadar olamadın. Atım bile korkmuyor.
SANÇO : Rosinant korkudan altına kaçırdı sinyor.
DON KİŞOT : Ha ha ha! Haydi Rosinant! Atla şu kedinin üstünden... Hop! Hey hey!
FELLAH : Valla daha evvel bu aslan, pek hiddetli idi. Şimdi oldu uyuz bir kedi.
DON KİŞOT : Ben La Mançalı Don Kişot; bu aslanı da yendim sonunda.
FELLAH : Helal olsun beybaba!
SANÇO : Aslanın iyi tarafına denk geldiniz şövalye. Yoksa sizi ham yapardı.
FELLAH : Beybaba bir zahmet, aslanı kafesine de sokuver bari... Sevabına.
DON KİŞOT : Pektabii... Gel pisi pisi... Gir bakalım, evine. Aferin uslu çocuk.
FELLAH : Şükran... Şükran beybaba... Pek teşekkür, teşekkür...
SANÇO : (Don Kişot’a sarılır.) Şükür efendim. Sağ salim kurtuldunuz. Az daha canavar sizi yiyecekti.
DON KİŞOT : Sakin ol Sanço. Yapışma bana öyle... Çek şu eşeğini de...
FELLAH : Ya beybaba, müsaade et de, gideyim. Kral aslanını bekliyordur.
DON KİŞOT : Fellah efendi. Krala selamımı söyle.
FELLAH : Ve aleykümselam...
DON KİŞOT : Ve senden bir ricam daha var.
FELLAH : Söyle beybaba.
DON KİŞOT : Krala ve gördüğün herkese bu aslanı nasıl bir kediye çevirdiğimi anlat.
FELLAH : Bu hikayeyi hem krala hem de çöldeki akrabalarıma anlatacağım. Anama, babama, dayıma, dayımın oğluna, dayımın oğlunun gelinine, dayımın oğlunun gelininin teyzesine, dayımının oğlunun gelininin teyzesinin amcasına...
DON KİŞOT : Artık ünümüz kıtaları aşacak Sanço.
FELLAH : Beybaba... Emmevelakin bu cengaver kim derlerse; ne isim vereceğim? Senin namın, ünvanın , muhteviyetın ne ola ki?
DON KİŞOT : Ne dedi bu?
SANÇO : Adınızı bahşetmenizi rica ediyor efendim.
DON KİŞOT : Ben La Mançalı Don Kişot’um.
FELLAH : Başüstüne!
DON KİŞOT : Dur!
FELLAH : Ne var beybaba?
DON KİŞOT : Bir aslanı yenmek az şey değil. Benim adım bundan böyle...
FELLAH : Hee?
DON KİŞOT : Aslanlar Şövalyesi!
FELLAH : Ala!
DON KİŞOT : Bugünden sonra beni bütün dünya Aslanlar Şövalyesi Don Kişot olarak bilsin. Dostlarım sizden rica ediyorum; mademki bu tarihi olaya tanıklık ettiniz, öyleyse herkese Aslanlar Şövalyesi Don Kişot’u anlatın.
SANÇO : Yaşasın Aslanlar Şövalyesi!
FELLAH : Yaşa!
DON KİŞOT : Git şimdi Fellah efendi... Yolun açık olsun.
FELLAH : Haydi yallah, ya Fellah!

(Araba çıkar.)

DON KİŞOT : Biz de gidelim Sanço.
SANÇO : Ne zaman yemek yiyeceğiz efendim?
DONKİŞOT : Bugün Prensesim Tobosolu Dülsine için bir zafer daha kazandım. Bunun gururuyla karnımızı doyuracağız.
SANÇO : Yine açız demekki... Valiliği ne zaman kazanacağız efendim?
DON KİŞOT : Sabır dostum, sabır... Dıgıdık dıgıdık...
SANÇO : Bir an önce vali olsam da karnımı doyursam.
DON KİŞOT : Daha en büyük savaşımızı yapmadık Sanço.
SANÇO : Savaş yapmadan vali olunmaz mı efendim?
DON KİŞOT : Her güzellik uğraşla yaratılır sevgili yaverim. Dıgıdık dıgıdık...
SANÇO : Aman ne zormuş bu işler. Git git bu yollar da bitmiyor.
DON KİŞOT : Bir gelen var.
SANÇO : Bir değil, sanki iki gelen var.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cevap: DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

11. SAHNE

(Berber, şövalye kılığına bürünmüş halde bir ata binmiş; Papaz da yaver kılığına bürünmüş halde bir eşeğe binmiş olarak girerler.)

SANÇO : Bunlar da kim?
DON KİŞOT : Birisi şövalyeye benziyor.
SANÇO : Diğeri de yaverine...
DON KİŞOT : Şan ve şeref uğruna yola düşmüş birileri daha...
SANÇO : Hiç akıl yokmuş bunlarda da...
BERBER : Dur, La Mançalı Don Kişot! Sana bir çift sözüm var.
PAPAZ : Sen de dur Sanço Panza.
DON KİŞOT : Şanlı, şöhretli Aslanlar Şövalyesi’ni kim durdurmaya cüret ediyor.
PAPAZ : Hayda! Aslan da nereden çıktı?
BERBER : Ah! Karıştırdım şövalye affedin!
DON KİŞOT : Siz kimsiniz şövalye? Sizi tanıyor muyuz?
BERBER : Ben Beyaz Şövalye’yim.
SANÇO : Bu işin sonu kötü; gidelim sevgili efendim.
DON KİŞOT : Dur, Sanço! Ne istiyorsunuz Beyaz Şövalye?
BERBER : Size bir çift sözüm var.
DON KİŞOT : Buyurun, sizi dinliyorum.
BERBER : Benim sevgilim, sizin sevgilinizden daha güzel.
DON KİŞOT . Ne! Hakaret ha!
SANÇO : Yok canım, nereden çıkarıyorsunuz. Onun sevgilisi ona güzel görünür, sizinki size. Yok bir şey kardeşim, hadi uğur ola, iyi yolculuklar. Gidelim efendim, kavga çıkacak.
DON KİŞOT : Ayak altından çekil be adam! Ey Beyaz Şövalye, siz benim sevgili prensesim Tobosolu Dülsine için çirkin mi diyorsunuz?
PAPAZ : Hem çirkin, hem kokmuş, hem cadaloz! Çamaşırcı Dülsine ne olacak!
BERBER : (Vurur.) Yetti be! Karışma sen!
SANÇO : Gidelim efendim. Bunlar belalı tipler.
DON KİŞOT : (Vurur.) Yetti be! Sen de karışma, korkak herif.
BERBER : Şövalye Don Kişot! Cesaretin varsa benimle dövüş.
PAPAZ : Ben de şu Sanço salağını bir güzel benzeteyim.
DON KİŞOT : Ben savaştan korkmam Beyaz Şövalye...
BERBER : Yalnız bir şövalyelik kuralını size hatırlatmama izin verin.
DON KİŞOT : Nedir o?
BERBER : Kim yenilirse, diğerinin sözünden çıkmayacak.
DON KİŞOT : Onu kendin düşün Beyaz Şövalye. Birazdan adın çamura bulanmış şövalye olacak.
BERBER : Koru kendini Don Kişot.
PAPAZ : Sen de koru kendini Sanço!
SANÇO : Kaçalım buradan eşekçiğim.
DON KİŞOT : Hücum!
BERBER : Hücum!
PAPAZ : Hücum!
SANÇO : Kaçalım!

(Şövalyeler mızrakla birbirlerini iterler. Gerilir, bir daha vuruşurlar.)

BERBER : Çok cesursunuz, asil şövalye. Sizi tebrik ederim.
DON KİŞOT : Mersi şövalye! Sizde öyle... Dülsine’nin onuru için... Hücum!
BERBER : Hücum!

(Bir daha çarpışırlar. Rosinant bir tarafa, Don Kişot bir taraf savrulur.)

BERBER : Teslim ol şövalye!
DON KİŞOT : Asla!
PAPAZ : Gel bakalım buraya Sanço Panza. Al sana... Al sana... Bu deli ihtiyara sen neden akıl vermiyorsun bakayım.
SANÇO : Beni dinleniyorki, yaver hazretleri.
PAPAZ : Ne yaveri yahu? Benim ben... Papaz. Bak, o da bizim Berber.
SANÇO : Oh şükürler olsun. Yine siz. Kurtarın beni, ne olursunuz.
PAPAZ : Al bakalım! Seni yaramaz köylü seni. Hadi bu ihtiyar deli... Sen ne demeye onun aklına uyuyorsun ha! Al bakalım!
SANÇO : Bir daha yapmayacağım efendim. Köyümden hiç çıkmam artık.
PAPAZ : Hah şöyle aferin. Şimdi oyuna sen de katıl. Sinyor Kessada’yı götürelim.
SANÇO : Peki efendim.
BERBER : Son kez söylüyorum Don Kişot. Teslim ol!
DON KİŞOT : Asla!
BERBER : Hücum!

(Berber, Don Kişot’a çok şiddetli biçimde çarpar. Don Kişot yığılır.)

BERBER : Pes mi Şövalye, pes mi?
DON KİŞOT : Pes!
BERBER : Sununda anlı şanlı, şerefli, şöhretli... Şövalyeler şövalyesi La Mançalı Don Kişot yenildi. Her efsanenin bir sonu var elbet. Bu büyük savaşçı da son savaşını yapmış oldu. Kalk asil şövalye!
DON KİŞOT : Ayy! Of!
SANÇO : Kalkın şövalyem. Bana tutunun. Esir düştük.
DON KİŞOT : Evet Sanço. Sonunda yenildik işte.
BERBER : Şövalye, sözüne sadık kalacak mısın?
DON KİŞOT : Bir şövalye sözünden dönmez!
BERBER : Evet. Şövalyelik kuralı bunu emreder.
DON KİŞOT : Elbette! Ben yenildim. Şimdi siz ne isterseniz onu yaparım.
BERBER : Asil şövalye. Artık yaşlandınız. Yeğeniniz tatlı Sinyorita sizi bekliyor. Onu yalnız bırakmayın. Evinize gidin. O size baksın. Bir daha da asla köyden kaçmayın.
DON KİŞOT : Emredersiniz. Namus sözü veriyorum. Yeğenime ve köyüme döneceğim.
BERBER : Ben şimdi yaverimle yeni serüvenlere doğru gidiyorum. Siz de doğru köyünüze...
PAPAZ : Sanço anladın mı?
SANÇO : Merak etmeyin.
BERBER : Yaveriniz sizi köyünüze götürecek şövalye. Sağlıcakla kal asil şövalye. Dünya seni hiç unutmayacak. Elveda!
DON KİŞOT : Elveda!

(Berber ve Papaz çıkarlar.)

DON KİŞOT : Bırakma beni Sanço.
SANÇO : Buradayım sinyor.
DON KİŞOT : Sen benim tek dostumsun.
SANÇO : Evet sinyor.
DON KİŞOT : Atıma bindir beni Sanço.
SANÇO : Gelin efendim.
DON KİŞOT : Gidelim. Dıgıdık... Dıgıdık... Maceralar bitti. Serüvenler bitti.
SANÇO : Bizim valilik de gitti.
DON KİŞOT : Yaşlı bir adam olarak köyüme dönüyorum.
SANÇO : Ben de aç bir adam olarak.
DON KİŞOT : Biz bu dünyayı kötülükten koruduk Sanço.
SANÇO : Evet sinyor.
DİN KİŞOT : Ama köyümüzü hep yalnız bıraktık.
SANÇO : Şimdi karım, çocuklarım ne yapıyordur acaba?
DON KİŞOT : Ya benim güzel yeğenim? Bir daha onları yalnız bırakmayalım Sanço.
SANÇO : Ben çoktan valilikten vazgeçtim efendim. Evim, tarlam bana yeter.

(Kuşlar girer.)

DON KİŞOT : Bak Sanço, kuşlar da evlerine dönüyorlar.
SANÇO : Evli evine, köylü köyüne...
DON KİŞOT : (Şarkı söyler.) “Soylu şövalye dönüyor evine... Güneş batıyor, akşam olacak yine... Bu hikaye de bitiyor böylece...”

(Çıkarlar. Kuşlar bir sonraki sahneye dek dolanırlar.)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cevap: DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

DON KİŞOT (Çocuk Oyunu)

12. SAHNE

(Horozyo girer. Kuşlar çıkar.)

HOROZYO : Ü-ürü-üüüüü! Sonunda efendim köye geldi. Yeğeni bir sevindi, bir sevindi... Şimdi Don Kişot her sabah bahçesinde köyün çocuklarını toplayıp, maceralarını anlatıyor. Sanço’da eşeği ve ailesiyle çok mutlu... Yani bizim köy eski hayatına geri döndü.

(Civcivos girer.)

HOROZYO : Civcivos ne haber?
CİVCİVOS : Cik cik.
HOROZYO : Aa tabii. Akşam oldu. Güneş hanım teyzeyi yollayalım, aydedeyi çağıralım. Haydi hep beraber...

Güle güle güneş hanım teyze
Şimdi sıra sende aydede
Eve döndü bizim şövalye
Ü-ürü – üüüü, cik cik cik

La Mançalı Don Kişot
Düştü, kalktı, toza bulandı
Bunların hepsi masaldı
Ü-ürüüüü, cik cik cik


IŞIKLAR KARARIR..

 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Damat Adayları

Damat Adayları

Öğretmen Yazarlar Dizisi

Ekrem Bektaş


Birinci Bölüm

BABA 60 yaşlarında
İBİŞ 25 yaşlarında
KARADENİZLİ 25yaşlarında

KABADAYI 25 yaşında AZERİ 25 yaşlarında
KEKEME 25 yaşlarında



EKREM BEKTAŞ, 1947 yılında Sürmene'de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini istanbul'da
tamamladıktan sonra 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Aynı yıl Kulu Lisesi'nde Edebiyat öğretmenliğine başladı. Çeşitli kademelerde nlıırecilik görevlerinde bulundu. Halen Kula Lisesi'nde öğretmenliğine etmektedir.
Yıuı hayatına öğrencilik yıllarında karikatürle başladı. Çeşitli dergilerde kıiçük hikaye ve inceleme türü yazılarıyla çalışmalarını sürdürdü. Halen Türk Tiyatro sanatından, Ortaoyunu ve Karagöz dallarında oyun yazma çalışmalarını sürdürmektedir.



BİRİNCİ BÖLÜM
(Baba sahnede dolaşarak kendi kendine düşünüp birtakım hesaplar yaparken İbiş sahneye gelir.
İBİŞ — Merhaba amca!
İBİŞ — (İbiş'e tanımamış gibi bakar) Merhaba!
İBİŞ — Beni tanıdın mı amca?
BABA —Seni mi? Yoo!
İBİŞ — Nasıl .tanımazsın amca? Şöyle yakından bak.
BABA — (Yaklaşır inceler)
İBİŞ — İyi bak, iyi bak!
BABA — (Kafasını yoklar; kulağının içine varıncaya kadar inceler.)
İBİŞ — Tanımadın mı?
BABA — Tanımadın evladım, herhalde tüy değiştirmişsin.
İBİŞ —Ben... Hani Ali vardı ya Ali...
BABA — (Düşünür) Ali... Ali... Hangi Ali oğlum?
İBİŞ — Hani benim babam vardı ya (eliyle başını göstererek) Kel başlı... Kel başlı..
BABA — (Düşünerek) Kel başlı... Kel başlı... (Birden) Kel başlı Ali!
İBİŞ —Tamam! Ben onun oğlu İbiş.
BABA — (Düşünür) İbiş... İbiş... (Birden) Haa... Sidikli İbiş.
İBİŞ —Hee ya hee...
BABA — Sen şu kadarcıktın (Küçük bir boy işareti yapar)
İBİŞ —O kadar büyük değil mi?
BABA — (Daha küçük bir işaret yapar) Şu kadarcıktın?
İBİŞ — Bebekken anam beni mikroskopla giydirilmiş.
BABA — Ya... Şimdi essek kadar olmuşsun maşallah.
İBİŞ —Essek mi?
BABA — Yahu büyümüşsün demek istedim. Ananın peşinde dolaşır. Ah anam... Ah anam... (Merakla) Sahi anam nasıl?
İBİŞ —Anam gitti... Gitti...
BABA —Gitti mi? Nereye gitti?
İBİŞ — (Alaylı) İmamın peşinden gitti imamın.
BABA — Nee? Anan imamı da mı ayarttı?
İBİŞ — (Alaylı) İmamı ayarttı şimdi sıra müftüde
BABA —Müftümü?
İBİŞ — Yahu anam sizlere ömür... Sizlere ömür.
BABA — Haa! Deme yahu. Demek öbür tarafa gitti.
İBİŞ — Hah çok şükil anladın.
BABA — Baban da mı o tarafa gitti?
İBİŞ — Yok babam karşı tarafa gitti. O karacaahmet'te.
BABA — Aa! Oranın manzarası iyidir.
İBİŞ — Manzarası iyi de babam bodurun katında... Deniz
görmüyor. (Alaylı) Adam öbür dünyaya gitti, sen manzaradan bahsediyorsun.
BABA — Biz bu dünyada duruyoruz da ne oluyor? İyi etti gittiğine.
İBİŞ — Sen ne zaman gidiyorsun?
BABA — (Telaşlı) Tövbe de... Tövbe de. Allah geçinden versin. Böyle şey söylenir mi? Neyse. Onları bırakalım sana gelelim.
İBİŞ — Hah! Gel yahu bana gel... Onlar gitti gittiği yere.
BABA — Senin vaziyetin nasıl?
8
İBİŞ — Ah! Anam gideli fena. İş yok güç yok, kaldım meydanda.
BABA — Vah vah vah! Ananın hatırı var ya... Babanı hiç sevmezdim.
İBİŞ — Babamı karıştırma.
BABA — Karıştırma midesi bulanır. Onda pek mide yoktu
ya! Ananın hatırı var. Ananın hatırı için sana bir iyilik yapayım.
İBİŞ — Yap yap... Anamın hatırı için... Babamı karıştırma.
BABA — Söyle bakalım sen ne iş yaparsın?
İBİŞ — Hoppalaa! Ne işi yahu?
BABA — Bir mesleğin, bir sanatın falan yok mu?
İBİŞ — Yok valla.
BABA — Demek bir ustanın önünde diz çökmedin.
İBİŞ — Bir kere çöktüm, dizlerim uyuştu bir daha çökme-dim.
BABA — Peki... Anlaşıldı... Sana benim konakta bir iş Vereyim bari... Kahyalık yapabilir misin?
İBİŞ — Yaparım tabii... Nasıl bir şey bu kahyalık?
BABA — Konağın idaresine bakacaksın. Aşçıyı, bahçıvanı, hizmetçileri kontrol edeceksin...
İBİŞ —iyi iyi.
BABA — Konağın girdisiyle çıktısıyla uğraşacaksın.
İBİŞ —İyi iyi.
BABA — Madem iyi, düş peşime. (Sahnede yürüyerek dön­meye başlar)
İBİŞ — Düşemem yerler sert...
BABA — Peşimden gel, kuyruğumu bırakma.
İBİŞ — Merak etme kuyruğun elimde. (Biraz dönerler) Daha çok var mı senin konağa?
BABA — Az kaldı yürü.
Damat Adayları — F.2
İBİŞ — Biraz daha hızlı yürüyelim... (Öne geçer)
BABA — Dur dur... Ne yapıyorsun?
İBİŞ —Neden? Yürüyorum.
BABA — (Yeri göstererek) Dere var, görmüyor musun?
İBİŞ —Ne deresi?
BABA — Önündeki bu su ne?
İBİŞ —Su mu?.. Ha... Bu su mu? Bu su dere. (Eğilip paçalarını sıvamaya başlar.)
BABA — Ne yapıyorsun?
İBİŞ — Paçaları sıvamadan dereyi nasıl geçerim?
BABA — Köprüyü görmüyor musun? Köprüden geçsene.
İBİŞ — (Önce bakınarak köprü arar) Haa... Bu köprüden mi?
BABA — Başka köprü var mı burada?
İBİŞ —Yok da...
BABA —Eee öyleyse?
İBİŞ — Peki geçeyim (Kuvvetli bir adım atar)
BABA — Dur yavrum, yavaş, köprü böyle şiddete dayanır mı? Yavaaaş yavaş geç.
İBİŞ — Bu köprü bir kişiyi çekmez mi?
BABA — Çekmez... Bu köprüden bir kişi yarım yarım geçer.
İBİŞ — Benim bu köprüyü gözüm tutmadı. Ben yüzerek geçeceğim.
BABA — Olur mu canım köprü varken...
İBİŞ — Mübarek sırat köprüsü mü bu?
BABA — Her köprüden geçilir ama geçmesini bilmek lazım.
İBİŞ —Nasıl yani?
BABA — "Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek lazım"
10
İBİŞ — Yani ben sana dayı desem geçebilir miyim? ,
BABA — Tabiî... Şey!.. Herneyse önce ben geçeyim Yavaş, nazik ve kırıtarak geçer) İşte böyle... Hadi gel.
İBİŞ — Maşallah bu kırıtmaya köprü iyi dayandı. (Taklidini •yaparak İbiş de geçer.)
BABA — Afferin işte... Seni denedim, sabrını ölçtüm...
İBİŞ — Ay... Sen deminden beri benim sabrımı mı ölçtün?
BABA —Tabi ya...
İBİŞ — Ben de zavallı kafayı üşütmüş dedim.
BABA — Devam edelim (Bir tur daha dönerler.).
İBİŞ — Döne döne başım döndü baba.
BABA — Geldik... İşte bizim konak.
İBİŞ —Vay be konağa bak!
BABA — Merdivenlerden çıkalım... Yalnız çıkarken dikkatet... Üç çık bir atla, dört çık iki atla...
İBİŞ — Çıkmayı anladık da o atlamalar ne oluyor?
BABA — O merdivenler gıcırdıyor da... (Döne döne merdi­venleri çıkar gibi yaparlar.)
İBİŞ — Of puf of puf of puf...
BABA — Ne o lokomotif gibi oflayıp pufluyorsun? İşte burası evin hayatı. Senin odan üst katta.
İBİŞ — Nee! Bunun üst katı da mı var?
BABA — Evet, üst katı da var... Ayrıca tavan arası... En altta da bodrum katı var.
İBİŞ — Daha altı da var mı?
BABA —Var! En altta da dedem yatıyor.
İBİŞ —Neee...
BABA — Mezarlıktan yer beğenemedi, aşağıya gömdük.
İBİŞ — Ben aşağıya inmeyeyim
11
BABA — İnme... Dedemi korkutursun... Hâydi sen konağı gez. Aşçıyla, bahçıvanla, hizmetçilerle tanış, erkenden yat... Yarın önemli bir işimiz var.
İBİŞ —Nasıl bir iş? ^
BABA — Benim bir kızım var.,. Epeyi zamandan beri istiyor­lar... Kısmeti mi kapalıdır nedir bilmem bugüne kadar nasip olmadı.
İBİŞ — Ya... Kızınız kaç yaşında?
BABA — Canım yaşını ne yapacaksın?
İBİŞ ı— Lazım olur... Benim de eşim dostum var...
BABA — Yaa!
İBİŞ —Kaç yaşında?
BABA — (Önemsemeyerek) Canım şey... Tuz... Tuz...
İBİŞ —Ne tuzu?
BABA — Canım tuz... otuz falan
İBİŞ —Otuz falan mı?
BABA — Otuz küsur...
İBİŞ — Küsur mu? Küsuru ne?
BABA — Otuz... dokuz... buçuk..
İBİŞ — Aa! Sen bu kızı verme!
BABA —Neden?
İBİŞ — Kız küçük canım.
BABA —Yaa!
İBİŞ — Elbette... Kızına bakamadı da başından attı derler.
BABA — Aaa... Ben kızıma seksen yaşına
kadar bakarım.
İBİŞ — Tabii nasıl olsa yolun yarısına gelmişsin.
BABA — Neyse... Şimdi birkaç talip var benim kıza... Damat adaylarını yarın için çağırdım. Hepsini bir arada göreyim de içinden iyisini seçmek kolay olsun dedim.
12

İBİŞ —İyi ettin, iyi ettin!
BABA — Ben dışardan gelenleri buraya alırım; bir iki laf konuşur anlarım... Sonra içeri selamlığa gönderirim... Sen birer kahve içirir ağırlarsın... Daha sonra da içlerinden birini seçeriz.
İBİŞ — Sen gönder... Ben seçerim... O yanını bu yanını yoklar... Kafasına vurur... Sağlamına sakatına bakarım.
BABA — Kıçını da koklamayı unutma... Ne o yahu kavun mü alıyorsun? Sen seçme işini bana bırak.
İBİŞ — Ama ben adamın keleğini iyi bilirim
BABA — Sen dediğime bak... Haydi yürü... Ben de aşağıya ineyim (İbiş'i iterek beraberce sahneden çıkarlar.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Damat Adayları

Damat Adayları

İKİNCİ BÖLÜM

(Baba ile ibiş sahneye gelirler... İbiş kaşınmaktadır.) BABA — Gel bakalım İbiş... Nasıl iyi uyuyabildin mi?
İBİŞ — (Kaşınarak) Yukarıdaki yatakta hiç yatan yok muy du?
BABA — Hayır... Orası ölen kahyanın yatağı idi.
İBİŞ — (Kaşınmaya devam eder) Herhalde bitten ölmüştür zavallı.
BABA — İyi evladım, "bit yiğitte bulunur."
İBİŞ — (Kaşınmaya devam eder) Ne yiğitlik...
BABA — Hadi evladım nerdeyse kızın talipleri gelecek... Sen selamlığa geç... (Kapı vurulur) Hadi İbiş çabuk... Biri geldi galiba...
(İbiş selamlığa geçer. Kapı açılır, içeri laz girer... Avanak avanak etrafa, yere ve tavana bakarak)
KARADENİZLİ —Uyy... Ne beyuk konak!
BABA —Uy. Sen kimsin?
KARADENİZLİ — Ben benum ya sen kimsun? BABA — Ben de benim.
. KARADENİZLİ — He mi? Sen sen ol ben da ben...
BABA — İyi be yavrum adın ne?
KARADENİZLİ — Sen benum anam misun?

BABA —Ne anası?
KARADENİZLİ — Ya bağa yavrim dedun... BABA — Çattık.
15


KARADENİZLİ — Nere çattım? Bir yenin acidi mi?
BABA — Tamam tamam... Adın ne?
KARADENİZLİ — Benum mi?
BABA — Evet senin.
KARADENİZLİ — Benum adum Temel
BABA — Babanın adı ne?
KARADENİZLİ — Benum mi?
BABA — Evet senin.
KARADENİZLİ — Benum bubamun adi Veli
BABA —Ananın adı?
KARADENİZLİ — Benum mi?
BABA — (Sinirlenir) Yok benim...
KARADENİZLİ — Aman buba ben senun ananun adini nerden bileyim?
BABA — Yahu senin ananın adını sordum. KARADENİZLİ — Ama demin kendi ananun adini sordun. BABA — Canım vaz geçtim, şimdi senin ananı soruyorum.
KARADENİZLİ — Vaz geçmaaa erkek adam sozinden dön­mez... Ananun adi ne?
BABA — (Sinirli) Melek.
KARADENİZLİ — Benumki Şeytan. BABA — Şeytan isim olur mu?
KARADENİZLİ — Ben bilmem... Bubam oğa hep şeytan derdi.
BABA — Zavallı baban çok çekmiş... Ne işle uğraşıyorsun?
KARADENİZLİ — Görmimisun sağa cevap vermeklan uğra-şuyrum.
BABA — Yahu karnını neyle doyuruyorsun?
16
KARADENİZLİ —Yemeklan... Ya sen?
BABA — (Sinirlenir) Destuuur...
KARADENİZLİ — Deturla karin doyar mi?
BABA — Yahu bir işte çalışmıyor musun?
KARADENİZLİ — Yooo!
BABA — Peki nasıl para kazanıyorsun?

KARADENİZLİ — Uyy paraylan saadet olmaz... Samanluk seyran olur... Her iş yolina girer açluğa alişursun.
BABA —İyi iyi.
KARADENİZLİ — Sen penum böyle durduğuma bakma... otuz metreden bir sineğun erkek mi tisi mi olduğini anlarum... Yerde yuriyen karincanun ayak izinden kaç numara ayakkabı çiyduğini bilurum... Yedi dağun arkasinde yuzi bağa dönük adamun ensesini görürüm.
BABA — Amma atıyorsun haa...
KARADENİZLİ — Uyyy. Demek atici olduğunu da biluy-sun... Attuğumi vururum.
BABA — Sen bunları bırak da buraya neden geldiğini biliyor musun?
KARADENİZLİ — Uy! Ya bilmem mi? Burada bir kiz var...
Oni çeşme başinda gördüm (İçini çekerek) Hii bi gözi var... bi gözi
var... bi gözi var (Baba sözünü keserek) ,
BABA —Dur... Dur... İki gözü var.
KARADENİZLİ — (Hayretle) İki mi?
BABA —İki.
KARADENİZLİ — (Aynı şekilde içini çekerek) Hii... İki gözi var... İki gözi var... İki gözi var... uyy iki gözine kurban olayim oni da anasi mi doğurdi?
BABA — (Sinirli) Yok... Anasının işi vardı onu babası doğurdu...
17
KARADENİZLİ -He miii? Desene bir başkalık var bu kizda...
BABA — Var var. Hadi sen içeri geç.
KARADENİZLİ — Geçiim (Konuşmaya devam ederek) Bi Jburni var... bi burni var...
BABA — Onu bildin bir burnu var... Hadi geç geç...
KARADENİZLİ — Bi ağzi var... bi ağzi var...
BABA — Yürü yahu... (Laz'ı iterek sahneden çıkarır ve onun söyledikleri ile alay ederek geri döner) İki gözü var... Bir burnu var... Dört bacağı var...
(Bu sırada, bağırarak hızla içeriye kabadayı girer.)
KABADAYI —Heeyt... Açılın ulen... Keserim valla... Kim ulen bu konağın ağası?.. Yerim şimdi hepinizi... Yerim valla...
BABA — (Seyirciye) Karnı aç galiba... (Kabadayı'ya döne­rek) Hoş geldin evladım.
KABADAYI —Hoşşş bulduk baba...
BABA — (Kendi kendine) Bulduk galiba... ;
KABADAYI — Ne dedin?
BABA — Şey... Yani sen de talip misin? dedim.
KABADAYI — Ne talibi adımı söylemedim ki daha... Benim adım Talip değil anladın mı baba (Sinirlenerek üzerine yürür.)
BABA — Sinirlenme oğlum, metin ol, metin ol...
KABADAYI — Bakkk şimdi de Metin dedi. Nerden çıkardın Metin'i?
BABA — Allah Allah... Oğlum doğru yere geldiğinden emin misin? Haa emin misin?
KABADAYI — Aaa. Bu adam bana isim uydurup duruyor... Emin dedi... Yahu sen adımı bilmiyorsan sorsana... Benim adım Rıza... Yahut, yiğit namıyla anılır: Arrrsız Rıza... Annadın mı?
18
BABA — Annadım Hırsız Rıza... Ay... Arsız Rıza Bey oğlu» İtonadım da acaba hangi işle meşgulsünüz?
KABADAYI — Ne demek? Bir iş mi olması lazım?..
BABA — İşsiz adama kim kız verir?
KABADAYI — (Durgunlaşır) Haa!... Öyleyse ben şeyim... Şey satarım... Şeyim ben... Şair!.. Şairim ben şair...
BABA —Evladım şimdi önüne gelen şairim diyor... Hem şairlik karın doyurur mu?
KABADAYI —Ne demek baba evelallah gözümüz de tok karnımız da... (Sinirlenir)
BABA — Sinirlenme evladım bir şiirini oku da dinleyeyim...
KABADAYI — (Gevşek) Tabii baba:
"Dedim inci nedir dedi dişim-
dir
Dedim onbeş nedir dedi ya-şımdır"
BABA — Senin mi bu?
KABADAYI — Elbette... Bir şüphen mi var?
BABA —Ben Erzurumlu Emrah'ın zannediyordum da..
.KABADAYI — (Birden sinirlenir) Erzurumlu mu?.. Kim ulen bu Erzurumlu? O Erzurumlu ise bize de Kasımpaşalı derler... Yakarım valla... Söyle ona her gördüğü şiire benim demesin...
BABA — Söylerim oğlum sinirlenme... Ayıp bu Erzurumlu'-nun yaptığı... Ben görünce söylerim... Sinirlenme.
KABADAYI —Ben sinirlendim mi adamı keserim.
BABA — Kes oğlum kes...
KABADAYI — Kafasını koparırım...
BABA —Kopar oğlum kopar...
KABADAYI — Dişlerini sökerim...
19

BABA —Sök oğlum sök...
KABADAYI — Sarsaklarım çıkarırım...
BABA — Aaa... Anladım... Sen kasapsın.
KABADAYI — Ne kasabı ülen, şairiz dedik ya... (Üzerine yürür.)
BABA — Dur sinirlenme oğlum şaka yaptım.
KABADAYI — Şaka yaparken kaka yapma...
BABA — Böyle korkutursan onu da yapacağım galiba...
KABADAYI — Beni sinirlendirme... Haa... Şey... Sen hiç şiir yazar mısın?
BABA — Eskiden yazardım.
KABADAYI — Hadi birini oku da dinleyelim?
BABA — Aklımda yok...
KABADAYI — (Üzerine yürür) Hadi oku kafamı bozma...
BABA —Dur evladım...
KABADAYI — Oku!..
BABA — Çok küçükken yazardım... ufacık, bebekken...
KABADAYI — Ulen insan bebekken şiir yazar mı?
BABA — Yazar!.. Ay... Yazmaz... İnsan önce büyür sonra yazar.
KABADAYI — Lafı geveleyip durma, hadi oku bir şiir!
BABA —Hay Allah! (Çabuk çabuk okur):
"İstanbul'dan Üsküdar'a yol gider Hanımlara deste deste gül gider"
KABADAYI — Afferin be! Sende iş var!
BABA —Nasıl? Beğendin mi? '
KABADAYI —Çalış çalış fena değil.
BABA —Hadi şimdi sen içeri geç kahveni iç istirahatına bak. .
20
KABADAYI — Dur yahu biraz daha edebî sohbette buluna­lım...
BABA — Geç oğlum geç... KABADAYI — Yavaş ol (Üzerine yürür) BABA — İçeride istirahat buyur evladım... Yine senle şiirler okuruz.
KABADAYI — Hah... Öyle de (Konuşarak sahneden çıkar) Beni sinirlendirme... Ben sinirlendim mi adamı keserim dişlerini sökerim... Kafasını koparırım..
BABA — (Kabadayı'nın sözleriyle alay ederken içeriye Azeri gelir) Ben sinirlendim mi adamı keserim... Dişlerini sökerim... Kafasını koparırım... (Bu sözlerin kendisine söylendiğini zanne­den Azeri korkar geri çekilir. Azerinin korktuğunu gören Baba onu korkutmaya devam eder.)
— Keserim...
AZERİ — (Geri kaçar)
BABA — Koparırım...
AZERİ — (Geri kaçar)
BABA —Hop!
AZERİ —(Geri kaçar)
BABA — Sen de nerden çıktın be adam?
AZERİ — Aralık bulmişem kapıdan gelmişem... Selamuna-
leykum...
BABA — İyi etmişsen... Aleykümselam... .
AZERİ — Merhaba...
BABA —Ha!
A
ZERİ — (Elini başına götürerek) Merhaba... Merhaba...
BABA — Haaa... Merhaba merhaba...
AZERİ — Özün ey isen inşallah...
21
BABA — Gözüm iyi de kulağım biraz ağır işitiyor.
AZERİ — İşitmişem bir gözel hatun kişi var imiş harda acep?
BABA — Efendim?
AZERİ — Harda o hatun kişi hardaaa?
BABA — Haaa. Burda burdaaa...
AZERİ —Eyyi... Görmek isterem.
BABA — İsteremle olmaz. Hele bir anlayalım dinleyelim in misin cin misin, arlı mısın arsız mısın, hırlı mısın hırsız mısın... Memleketin neresi?
AZERİ — Azerbeycan menim memleketim.
BABA — Taa Azerbeycandan İstanbul'da işin ne?
AZERİ — İstanbul menim öbir memleketim.
BABA — Başka memleketin var mı?
AZERİ — Vaaar... Semerkant var... Bağdat var... Musul var... Hem Şam var Şaaam var...
BABA — Şaam var... Dondurma kaymak... Anan baban var mı?
' AZERÎ — (Üzgün) Hardaaa. Harda?
BABA — Ne bileyim ben hardaaa?
AZERİ — Gettii... gettiii... vaaah vah:
BABA — Vah vah!
AZERİ — Ana yoh baba yoh... Gardaş mardaş hiiiş bişe yoh!
BABA — Tertemiz.
AZERİ — Teeer temiz.
BABA — Olsun olsun... Ne iş yapıyorsun?
AZERİ — Ne iş var dünyada? ;
BABA — Her iş var.'
AZERİ — Her bir iş yaparam... Hammal olurem... Esnaf olurem... Memur olurem... İçki yoh kummar yoh... Erken yatarem erken kalkarem..
. 22
BABA — İyi iyi, evin nerde senin?
.
AZERÎ — (Kendisini göstererek) Ahhaaa...
BABA — Nasıl ahhaaa?..
AZERİ — Nerda ahşam orda sabbah.
BABA — Olur mu canım, çul yok çaput yok
AZERİ — Ne çul var ne çaput var... Ne ana var ne baba var... Gardaş mardaş hişş bişe yoh...
BABA — Sen yokluğa alışmışsın... Evlenme, hiçbir şeyin olmasın.
AZERİ — İhtiyarlık vaaaar...
BABA — Haaaa... sen ihtiyarlık için evleniyorsun.
AZERİ — Hastalık vaaar.
BABA — Anlaşıldı anlaşıldı... Hadi şimdi sen içeri istirahat et bir kahve iç.
AZERİ — Kahve vaaar?
BABA — Var var geç.
AZERİ —Eyyi... Ekmek var?
BABA — Allah Allah... (Sinirlenir) Ekmek var, peynir var... Burası lokanta mı, hadi geç içeri (Azeri'yi iter) Geç... (Arkasından alay eder) Ekmek var... Peynir var... Biraz daha dursa yatacak yer isteyecek...
(Kapı açılır içeriye kekeme girer... Bir gözünü tik olarak devamlı kırpmakta ve bir omuzunu devamlı oynatmaktadır.)
BABA —Ay... Bulduk...
KEKEME —Me... me... mer... hab... hab... haba...
BABA — Merhaba merhaba. Oğlum sendeki bu bozukluk anteninden mi, yoksa kanallarda mı arıza var?
KEKEME — (Tavana bakarak konuşmaya çalışır) Arrr..arr... arrz...
BABA — (Onun gibi tavana bakarak) Geldiler... :
KEKEME — Arrz... arzı... hür... hürmet... ;
BABA — Arzı hürmet ediyorsun.
KEKEME — (Başını sevinerek sallar) Heh...
BABA —Adın ne?
KEKEME — Ce-ce-cem...
BABA —Cem Cem... Tamam.
KEKEME —(Devam eder) Ce... Cema... Cema...
BABA — Haa... Yorulma yavrum Cemal Cemal...
KEKEME — (Devam eder) Cema... Cema... Cemalet... Cema­let..
BABA — Cemalettin Cemalettin... Bu uzun ismi sana yom­lasın diye mi verdiler? Senin adını kısaltalım... Cem olsun.
KEKEME — Ce-Cem.
BABA — Hah! Ce-Cem olsun... Sen yorulma ben sorayım sen başım salla.
KEKEME — (Sevinerek başını sallar) Heh!
BABA — Annen baban var.
KEKEME — (Ses yok tik var)
BABA — annen var, baban yok...
KEKEME — (Ses yok tik var.)
BABA — Baban var, annen yok...
KEKEME — (Ses yok tik var.)
BABA — İkisi de cızz!
KEKEME — (Üzüntülü) Heh!
BABA — Bir işte çalışıyorsun.
KEKEME — (Evet anlamında başını sallar.)
BABA —Fırıncı...
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Damat Adayları

Damat Adayları

Üçüncü Bölüm

KEKEME — (Ses yok)
BABA — Mavan, bakkal, terzi, saka, macuncu, şekerci, oduncu, demirci, muhallebici, turşucu, çöpçü, marangoz, eskici, ayakkabıcı... Bu seninkinden uzun sürdü... Necisin sen...
KEKEME — Me... me.. memu... memur...
BABA — Memur mu? Yandı sana işi düşen vatandaş. Demek memur... Hadi memur diyelim ama memura kız verilir mi yavrum... Aldığın maaş ev kirasına yetmez.
KEKEME — Yan... yan... yan... gel... gel... (aynı zamanda kalçasını yana doğru oynatır.)
BABA — Oo! Yan gel diyor...
KEKEME — Yan gel... gelir... yan gelirim...
BABA — Yan gelirsin tabii... Yan gelmeyip de ne yaparsın?
KEKEME — ... Gelir... gelirim... va... var... var...
BABA — Aaa! Yan gelirim var diyor... Oldu... Şimdi oldu. Yan gelirin varsa tamam. Neyin var.
KEKEME —Bağ... bağ... (Eliyle boğazını sıkar) BABA -/ Boğma yahu!..
KEKEME — Boğaz... boğaz... da... da... ya... yalı... Ayı... ayı... ayı...
BABA —Ben mi ayı?
KEKEME — Ayrıca... ayrıca... hû... hüç kat... katlı... bi... bii... rev...
BABA —Hüç... Ay! üç katlı ev... İyii... Başka?
KEKEME —Hav... hav... hav...
BABA — Eyvah havlamaya başladı.
KEKEME —Havuz... Havuz.. (Eliyle başını işaret eder)
BABA — Havuza başını sokacaksın... :
KEKEME —Ba... ba... başı... başında...
ABA — Havuzbaşı'nda
KEKEME —Bi... bi... rev
BABA — avuzbaşında bi-rev... ev... İyi... (Kalçasını yana sallayıp Kekeme'nin taklidini yaparak) Başka yanın var mı?
KEKEME — (İki elini kaldırarak yok işareti yapar) L... Ihhh...
BABA — Peki senin evlenmen için doktorlar rapor verirler mi?
KEKEME — (Eliyle "Boşver" işareti yapar) BABA — (Aynı işareti yaparak) Olur mu? KEKEME —Ho... ho... holur... holur... BABA — — Hadi sen içeri geç istirahat et..
.KEKEME — Be... be... ben... bi... bi... biraz... ke... ke... keke... kekemeyim.
BABA — Aaa! Biraz kekemeyim diyor... Yok canım, hiç belli olmuyor merak etme.
KEKEME — A... a... aça... ca... acaba be... be... beni be... beğen... beğenir mi?
BABA — Nasıl beğenmez evladım... Baksana her tarafın fıkır fıkır oynuyor. Kekeme olduğunu da söyleme hiç belli olmuyor. Bülbül gibi şakıyorsun hiç merak etme.
KEKEME —İ... i... iyi be... be... ben... bul... bul... bul... gi... gibi... şak... şak... şak... şakk...
BABA — Dur dur! Sabaha kadar "şak şak" deyip duracaksın.
Hadi sen içeri geç ; i
KEKEME — Şak... şak... şak... BABA —Geç geç...
(Kekeme "Şak şak" diyerek içeri geçerken Baba üzgün İbiş'e bağırır.
BABA — İbiiiiş... Yetiiiiş... (Diyerek o da sahneden çıkar).
26

(Baba İbiş'in kolundan tutarak üzgün bir vaziyette sahneye gelir)
BABA — Yandım İbiş bunlar ne? Bunlardan damat mı olur? Ah zavallı kızım...
İBİŞ — Üzülmeyin efendim.
BABA — Nasıl kurtulacağım bunlardan?
İBİŞ — Ben kurtarırım efendim.
BABA — Deme yahu. Nasıl?
İBİŞ — Yalnız bir şartım var.
BABA —Şart mı? Nasıl bir şart?
İBİŞ — Şimdi değil, onları savdıktan sonra söylerim., ama muhakkak kabul etmelisin.
BABA — Aman, kabul kabul..
İBİŞ — Ama sözünden dönmek yok.
BABA — Yahu elimden gelirse yaparım.
İBİŞ — Gelir gelir.
BABA — Tamam öyleyse...
İBİŞ —anlaştık... Bekle...
(İbiş sahneden çıkar. Biraz sonra elinde bir eteklik ve iki yazma ile gelir. Paçalarını sıvayarak etekliği giyerken Baba hayretle ve endişe ile ona bakarak kendi kendine söylenmekte­dir.)
BABA — Eyvah! Bu da delirdi galiba... Yandım... Bu da onlardan... Ben ne yapsam acaba? Evimi deliler bastı.
27
İBİŞ — Hadi gel... Söyleneceğine bana yardım et..,
BABA — İbiş yavrum delirdin mi?
İBİŞ — Anlamadın mı hâlâ?
BABA — Bende anlayacak akıl mı kaldı?
İBİŞ — Ben senin kızınım... Hadi şu yazmanın birini yüzüme peçe yap, birini de başıma örtü.
BABA — Ne kızı yavrum?
İBİŞ — Yahu ben senin kızının yerine o adamlara görünece­ğim...
BABA — Aa! anlıyorum galiba...
İBİŞ —İyi ki anladın.
BABA — Dur sana yardım edeyim.

(Baba yazmanın birini peçe gibi İbiş'in yüzüne örter birini de başına dolar.)
İBİŞ — Nasıl oldum?
BABA — Rahmetli anana benzedin. İBİŞ — İyi... Hadi çağır bakalım birini.
BABA — Hangisini çağırayım?
İBİŞ — Karadenizli'yi çağır.
BABA — (Karadenizlininin taklidini yapar) Benum mi?.. (İçeriye seslenir.) Hey! Sen gel.
(Karadenizli içeri girer, etrafına bakındıktan sonra):
KARADENİZLİ — Bu mi?
BABA —Bu...
KARADENİZLİ — He mi?
BABA — He he... Hadi yüzüne bak
KARADENİZLİ — Ben mi?
BABA — (Kızarak) Ben. 28
KARADENİZLİ — Baksana oyleysa...
BABA — Yahu yine başladı... Adamı deli eden (kızarak) Hadi bak.
KARADENİZLİ — Ben mi?
BABA —Sen... Bak.
KARADENİZLİ — Bakayim (Yaklaşır, dunır) Uy... Utanuy-rum...
BABA — Utanma utanma yemez seni...
KARADENİZLİ — Yemez mi?
BABA — Yemez yemez... Hadi aç
KARADENİZLİ —Ya yersa?
BABA — Yemez yahu yemez
KARADENİZLİ — Yemez da?..
BABA — Ulan açacak mısın peçeyi?
KARADENİZLİ — Açayim açayım... (Peçeyi açar) Uyyy... Bu nedur?
BABA — Kız bu kız...
KARADENİZLİ — Bu o iki gözi olan kız mi?
BABA — Evet, iki gözü ile bir burnu olan kız bu.
KAR KARADENİZLİ — Ama bu kızun iki gözi var da yok giJH.... Bir burni var da küp gibi... Hem sakallari çikmiş da ot gibi... Kız değil de kasapluk et gibi...
BABA — Elimizde olan bu, işine gelirse. KARADENİZLİ — Başka kiz yok mi?
BABA — Ulan başlarım şimdi...
KARADENİZLİ — Kızma daaa birden bu güzellügi görince şaşurdum... Ne diyeceğumi bilemiyrum. Müsaade et biraz düşu-niyim... ......
BABA — Düşün düşün...
KARADENİZLİ — Ben bakarsun bir gün gene uğrarum...
BABA — Aman uğra...
KARADENİZLİ — Ama sen beni beklendi... Müşteri buldun mi ver... '
BABA — Güle güle, güle güle... '
(Karadenizli sahneden çıkar. Baba, Ibiş'e dönerek):
BABA — Aman birinden kurtulduk... Kolay oldu bu.
İBİŞ — Hadi başka birini çağır...
BABA — Azerbeycanlı'yı çağırayım... Aman adamı korkut­ma. (Seslenir) Hey! Sen gel. (Azeri ürkek adımlarla gelir, ibiş çirkin görünmek için yanaklarını şişirir. Fakat bu tombul yanaklar Azeri'nin hoşuna gider):
AZERİ — Aminin maşallah maşallah... Ne semiz giz bu... (Baba'ya dönerek) Şu yanahlara bah... (Vaziyeti iyi görmiyen İbiş yanaklarını çukur gibi yaparak bir gözünü de şaşı gibi yapar... Bunu gören Azeri şaşırır) amaniiin... Birden zaif oldu... Kime bahir bu kız?
BABA — Sana bahir sana...f?
AZERİ — Yoh... Billa bana bahir gibi deee... Sana bahir.
BABA — İyi bu iyi, gözü dışarda olmaz.
AZERİ — Valla bu içeri bahar gibi yapar da dışarı bahar.
BABA — Yahu nere bakarsa baksın sana ne?
AZERİ — Olmaaaz, nere baharsa ora bahsin.
BABA — Bunun huyu güzel huyu...
AZERİ — Huyu gözel de tüyü bozuh.
BABA — Tamam tamam... Sana zorla kız mı vereceğiz?
AZERİ — Aman bunu zorla birine ver, yohsa elinde kalır.
BABA — Hadi hadi bakalım güle güle, güle güle...
30
AZERİ — Ama ben bekâr mı kalacam?
BABA — Senin de elbet bir kısmetin vardır.
AZERİ — (Sevinerek) Hardaaa?
BABA — Dağdaaa dağdaaa...
AZERİ — (Durgunlaşır... Babaya bakarak) Men seni çok sevmişem...
BABA — İyi etmişsen ama evlenecek olan (İbiş'i göstererek) bu...
AZERİ — Bu giz kime çehmiş?
BABA — Kime çekmişse çekmiş... Sana ne?
AZERÎ — Anasına mı çehmiş?

BABA — Anasını karıştırma.

AZERİ — Sana hiiiş çekmemiş.
BABA — Çekmemiş çekmemiş...
AZERİ —Bu giz senden değil mi ki?..
BABA — Hoppala... Sen bu işlere fazla karışıyoron (Kıza­rak Azeri'yi iter) Hadi bakalım... Hadi yürü.
AZERİ — Men seni çoh sevmişem...
BABA — (Azeri'yi sahne dışına doğru iter.) Hadi yürü be yürü...
AZERİ — Bu giz kime çehmiş?
BABA — (Azeri'yi pataklıyarak sahneden atar geri döner) Kime çekmiş... Kime çekmiş (Ibiş'e) Kime çektin ulan sen? Muhakkak babana çekmişsindir.
İBİŞ — Babamı karıştırma... Hadi başka birini çağır.
BABA — Ce-Cem'i çağırayım bari (İçeriye bağırır) Ce-Cem
(Kekeme yavaş yavaş gelir. Baba'ya bakarak sorar):
KEKEME —Ne... ne... ne... nerde?
BABA — (Eliyle göstererek) Bur-bur-bur-burda!
KEKEME — (Birden İbiş'i görünce ürker. Diğer omuzu da oynamaya başlar) Bu... bu... bu... bu... bu...... (Başka bir şey
söylemeden devamlı tekrar eder.)
BABA — Zavallının iki omuzuna da indi. Ne oldu yavrum?
KEKEME — Bu... bu... bu... bu... şaş... şaş... şaş... şaş-ı... şaş-ı
BABA — Eğer kıza kusur bulacaksan hiç uğraşma. KEKEME —Ağ... ağ... ağzı eğ... eğ... eğ... eğri
BABA — Başka başka?
KEKEME — Bac... bac... bacak... bacakları çar... çar... çar­pı... çarpık.
BABA — Anadan doğma bu çarpıklık; bunlar kusur sayıl­maz. Önemli olan iç güzelliği.
KEKEME — Di... di... dışın... dışında ha., hayır yo... yok i... i... içi de ba... bo... bozuk... bozuktur. E... elin... elinden i... iş ge... gelir... gelir mi... ağ... ağ... ağzı la... laf ya... ya... yapar... yapar mı?
BABA — Ağzı laf yapmaz... Kekeme bu kekeme... İkiniz akşamdan konuşmaya başlasanız sabaha kadar yarım sayfa dolduramazsmız.
KEKEME —Ti... ti... tipim de... de... değil.
BABA — Bunun tipi bozuk yavrum. Sen maşallah fidan gibisin... Bu tipsizi alıp da ne yapacaksın?
KEKEME — Hay... hay... hayırlı kıs... kıs-met.
BABA — Sağol yavrum sana da hayırlı kısmet. (İbiş'e döne­rek) En efendisi buydu ama her güzelin bir kusuru var işte... İBİŞ — Doğru... En kusurlusu da içerde oturuyor; hadi çağır da gelsin.
BABA — Ay!.. Ben onu unutmuştum... Hadi sen çağır... İBİŞ — Çağır çağır...
32 |
BABA — Ben korkarım... Bu adam ikimizi de keser.
İBİŞ —Korkma, çağır.
(Bu sırada Kabadayı sahneye gelir.)
KABADAYI — Len!.. Ne o iki saattir dırdır ediyorsunuz burada (İbiş'i görünce) Vayyy... (Yarım bir tur atar. Bıyık burarak gülümser?)
BABA — Ne o?
KABADAYI — Helal baba, sevdim kızını...
İBİŞ —Ay!... Yandım...
BABA — (İbiş'e) Dur evladım, kurtarırım seni. (Kabadayı'-ya) Şey ... Oğlum... Bu kız şey... Cadaloz bu cadaloz... Yedi mahalle ile kavga eder.
KABADAYI — Kavgacı demek ha! Yaşa be kız... (İbiş'in omuzuna kuvvetle vurur; ibiş sendeler) Oldum olası pısırıklar­dan nefret ederim... Kız dediğin tuttuğunu koparmalı! (Omuzuna tekrar vurur)
İBİŞ — Ay... Amma ağır eli var.
BABA — Yahu oğlum iyi bak, bu kız şişman... Yaaa şiş­man...
KABADAYI — Tamam baba, bu güç kuvvet demektir. İftira
atma... Nasıl olmuş da bugüne kadar talip çıkmamış kıza?
BABA — (İbiş'e) Sevdi seni...
İBİŞ — Aaa! Başlarım haaa...

BABA — (Kabadayı'ya) Oğlum bu ki* (Yaklaşarak kulağına
söyler) Geceleri yatağına yapar...
KABADAYI —Yaaa?.
BABA —Yaaa!
KABADAYI — Doktora götürdünüz mü?.. Hocaya okuttuğa
mu?.. Geçer... Geçer..t
BABA — (Üzüntülü) Şey oğlum?.. (Birden aklına bir fikir gelip coşarak) Birinci kocası da öyle demişti... Ama geçmeyince kaçıp gitti adamcağız...
KABADAYI — HaaL Bu dul mu bu?..
BABA — Dul dul... Hem de kaç kocadan dul... En son kocasının yemeğine fare zehiri koymuştu...
KABADAYI —Deme!
BABA — Dedim dedim... Senin başını da yakmasın... Ben malımın kusurunu söyleyeyim de öyle al..
KABADAYI — Tabii... Doğru olmak gerek... Şey... Hay Allah... Saat kaç yahu? Benim bir işim vardı... Geç oldu galiba? Ben sonra uğrarım... Aceleydi... Hadi bana eyvallah...
BABA — Güle güle... Sakın geç kalma erken gel..
. İBİŞ —Oh be!
BABA — Oh ya... Ben olmasaydım gitmiştin... Nereni sevdi Mnin bu adam?
İBİŞ — İşte... Seni kurtardım bu adamlardan... Gelelim ikimiz arasındaki söze...
BABA — Söz mü?.. Ne sözü?.. Haaa... Evet... (Cebinden bir avuç para çıkarmış gibi yaparak en küçüğünü seçip İbiş'e verir.) Buyur bakalım bu da senin hakkın.
İBİŞ — Bu mu? (alaylı) Bu çok yahu! BABA —Hak ettin...
İBİŞ — Sağol... Şey!... Kızı kurtardık bu serserilerden... Hayırlı bir kısmet çıkar inşallah...
BABA — Benim ümidim kalmadı...
İBİŞ — Öyle deme. Belki de kısmeti burnumuzun dibindedir. (Babanın burnunun dibine yaklaşır.)
BABA — Burnumun dibinde olsaydı kokusunu alırdım...
İBİŞ — Koku mu? (İbiş maksadını söyleyemez... Konuşmak için bir konu düşünür.) Şey... karşı konaktaki Kahya Murtaza vur ya... Evlenmiş...
BABA — Bana ne yahu Murtaza'dan?..
İBİŞ — Hem de konak sahibinin kızını almış...
BABA — İyi halt etmiş... Kahyaya kız verilir mi?
İBİŞ — AaaL. Bu laf bana mı?
BABA —Ne lafı?
İBİŞ — Ben de kahya değil miyim?
BABA — Sana lafım yok.
İBİŞ — Evet... Murtaza iyi etmiş...

BABA —İyi-kötü... Bana ne?
İBİŞ — Konak sahibi Murtaza'yı çok severmiş.
BABA — Demek ki işinin ehli imiş.
İBİŞ — Ne demek? Ben işimin ehli değil miyim?
BABA — Yahu lafı dolaştırıp neden kendine getiriyorsun?
İBİŞ — Yok canım... da... Murtaza eskiden konak sahibine "beyim" diyordu şimdi "baba" diyor.
BABA — Tabii baba diyecek canım!
İBİŞ — Ben de olsam baba derdim.
BABA — Yahu senin ağzında bir bakla var galiba?
İBİŞ —Ne baklası?
BABA — Hadi çıkar baklayı çıkar!
İBİŞ — Çıkara çıkara bakla mı kaldı?.. Yani demek istedi­ğim Murtaza....
BABA — Bırak şu Murtaza'yı
İBİŞ — Murtaza'yı bıraktım...
İBİŞ — (Gözünü yumar, ağzım açar) Bakla kızda yahu... Bakla senin kızda!...
BABA — Benim kızda mı? Ne baklası?
İBİŞ — (Babanın anlayışsızlığına iyice sinirlenir. Ne anla­yışlı adam yahu? Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile kızını bana ver... (Rahatlar.) Offf...
BABA — Yahu böyle pat! diye kız mı istenir? Bir görücü gönderip istet bari...
İBİŞ — İyi... Git babasından iste bari...
BABA — Babasından mı? Babası benim...
İBİŞ — İyi ya!... Benim senden başka kimim var?
BABA — Doğru ya... Ben de sana kızı verdim gitti... Allah İbesut etsin... Öp bakalım elimi...
İBİŞ — (Sevinçle Baba'nın elini öperek) Allah razı olsun. BABA — Ee! Şimdi ne iş yapacaksın bakalım?
İBİŞ —Ne işi?
BABA — Evlenince de burada mı kalacaksın? İBİŞ — Şey... Karşı konaktaki Murtaza...
BABA — (Sözünü keserek) Tamam... anlaşıldı... Hadi şimdi seyircilerden özür dileyelim de düğün hazırlıklarına başlayalım...
(Seyirciye dönerler... Diğer oyuncular da gelerek selam verirler.)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Acemi Eşkiya İle Dolandırıcı (Skeç)

Acemi Eşkiya İle Dolandırıcı (Skeç)

DOLANDIRICI :Karabasma iz olur. Karabasma iz olur. Eller duyar söz olur... Allah Allah, yahu ne masa kafalı, ne bön adamım ben... Şu şarkıyı bi türlü aklımda tutamıyorum... Safım
ben saf.. Elin adamı 5000 şarkıyı ezbere söylüyo, bende tık yok. Bi de müzisyen
olacaz canına yandığım... Mezarlıktan geçerken bile söyleyecek bir tek şarkı
bilmiyorum...


ÇIRAK: Heeyt! Eller yukarı, bu bir soygundur!


DOLANDIRICI: Anaa! Hırsız...


ÇIRAK: Ya paranı ya canını! Yoksa bütün kurşunları boşaltırım.


DOLANDIRICI: Aman hırsız efendi dur, dur! Neyim var neyim yoksa hepsi senin olsun. Ama lütfen bana dokunma.


ÇIRAK: Paraları sökül o zaman!


DOLANDIRICI Al, bütün paramı al. Hepsi senin olsun.


ÇIRAK: Ha söyle... Şimdi yaylan bakalım. Arkana bile bakmadan marş mars!


DOLANDIRICI: Bana acı lütfen! Bu kadar zamandır çalışıp bu parayı kazandım, şimdi eve dönüyorum.
Ama elimde beş kuruş kalmadı. Mahalledeki insanlara maskara olurum. "İş bulamamış, beş para kazanamadan geri dönmüş" derler. Soyulduğumu söylesem asla inanmazlar bana.


ÇIRAK: İyi de, benden ne istiyorsun?


DOLANDIRICI: Soyulduğumu onlara anlattığımda inanmaları için birkaç delil gerekir.


ÇIRAK
elil mi, ne delili?



DOLANDIRICI: Hani diyorum ki, parayı sana vermeden önce mücadele ettiğimi gesteren deliller, mesela şu şapkama iki kurşun sıksan. Ben de bu kurşun izlerini göstersem arkadaşlarıma. O zaman soyulduğuma inanırlar.


ÇIRAK: İstediğin buysa memnuniyetle. Ver bakalım şapkanı. Dan! Dan! Al bakalım.


DOLANDIRICI : Şey! Üç kurşunda ceketime sıksamz...


ÇIRAK:Olur. Dur şöyle! "Dan! Dan! Dan!" Tamam mı?


DOLANDIRICI :Çok afedersiniz ama son bir ricam daha olacak. Bir kurşun da pantolonumun paçasına sıksanız. Daha inandırıcı olur.


ÇIRAK :peki... Dan! Var mı başka rican?


DOLANDIRICI: Yok. Hem kurşunun da bitti. Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak. Ben geçen yıl boks ve karate kursuna gitmiştim. Ver bakalım paraları şimdi...


ÇIRAK :Ne! Kurşun mu bitmiş? Vay canına sahi be! Dur abi dur dur! Al al paralarını.. Ne olur bana dokunma!


DOLANDIRICI: Yook, var mı öyle yağma al bakalım... Şunu da al. Bi de bunu al..


ÇIRAK: Yandım anam, vay burnum... Dalağım, böbreğim, bacağım....


DOLANDIRICI: Heh heh he... Kara basma iz olur, eller duyar söz olur, heh he... diyerek yoluna devam eder.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Gitarımın Tellerine Aşklar Konar

______Sokak Çalgıcısı bir caddede kendinden geçercesine gitar çalıp neşeli neşeli şarkı söylüyordur. O sırada genç ve güzel bir kız cep telefonuyla konuşarak oraya doğru gelir. Konuştuktan sonra bir arkadaşını beklemek üzere orada beklemeye başlar. Çalgıcı dikkatini çekmiştir. Bir süre çalgıcıyı izledikten sonra şarkıya o da katılır. Kızın sesini alan çalgıcı bir anda kız ile göz göze gelir._______

KIZ – Pardon rahatsız etmek istemezdim.Ne kadar güzel söylüyorsunuz.Hem de bu halinize rağmen çok neşelisiniz.
ÇALGICI – Teşekkür ederim.Ama halimden gayet memnunum.Belki biraz kılık kıyafetimi sevmemiş olabilirsiniz.
KIZ – Yook onu kastetmedim.Sadece halinizden memnun olmadığınızı sanmıştım yanılmışım.Özür dilerim.
ÇALGICI – Özüre gerek yok Sizin yerinizde olsaydım, belki bende aynı şeyi düşünürdüm.
KIZ – Rahatsız ettim sizi.Lütfen devam edin siz.
ÇALGICI – Yok estağfurullah. (gitarını alır )
KIZ – (telefon açar) Nerde kaldın ahmet ne zaman geleceksin? Nee! Daha yenimi otobuse bindin.Sen beni ne sanıyorsun mezarlık çınarımı? Peki tamam.Allahım sen bana sabır ver.
ÇALGICI – Haddim olmayarak soruyorum ama birini bekliyorsunuz galiba? Yoksa yanınızda biri var da benmi göremiyorum.
KIZ – (hafif güler) Evet. Beyefendi hazretlerini bekliyorum.Sanki karşısında.. eyy Allahım.
ÇALGICI – Nasıl olur.Sizin gibi güzel ve nazik bir bayanı (kısık sesle söyler) bekletmeyi nasıl beceriyor acaba.Bir formulu olsa gerek.
KIZ – Efendim. Ne dediniz anlamadım.
ÇALGICI – Dedimki sizin gibi güzel ve nazik bir bayanı bekletmeye utanmıyormu dedim.
KIZ --İltifatınız için Teşekkürler. Sevmesem zaten hayatta beklemem..
ÇALGICI – Yine haddim olmayarak birşey soracağım izin verirseniz.
KIZ – Buyrun sorun lütfen zaten şu anda konuşmaya çok ihtiyacım var.Yoksa düşündükçe delireceğim.
ÇALGICI – Acaba o da sizi seviyormu?
KIZ – Bir yıldır beraberiz, sevmeseydi herhalde şimdiye kadar ilişkimiz biterdi.
ÇALGICI – Peki sizin tahmininiz ne yönde? Acaba sizi seviyormu? Yoksa sadece hoşlanıyormu?
KIZ – Bazen bende anlayamıyorum, seviyormu hoşlanıyormu yoksa sadece gönülmü eğlendiriyor.Ama ne zaman hatasını arasam, tereyağı gibi üste çıkabiliyor.Onun için bende daha ak mı kara mı karar veremedim.
ÇALGICI – Anlıyorum. Bende bir zamanlar böyle bir çıkmazdaydım.Bazen kendimi koca bir labirentin içine mahkum edilmiş bir fare gibi hissediyorum.Görevimde karşıma çıkan yollardan birini seçip labirentin sonundaki tulum peyniri bulmak (hafif güler) tulum peyniri çok severimde.Neyse, işte hayatda böyle değilmi? Karşımıza çıkan bir yolu seçme macerası.
KIZ – Ne güzel konuşuyorsunuz? Bugün sizin gibi biriyle tanıştığım çok iyi oldu.
ÇALGICI – Benim ismim Özgür memnun oldum.
KIZ – Bende Bahar.Bende çok memnun oldum.
ÇALGICI – İsminiz de çok güzelmiş.Hayalimdeki kız ismi.
KIZ – Teşekkür ederim.Sizin isminiz de çok güzel.
ÇALGICI – Bende Teşekkür ederim. (sessizlik, birden çalgıcı gülmeye başlar)
KIZ – (hafif güler) Hayırdır niye gülüyorsunuz. Ters birşeymi söyledim.Eğer bir kusurum olduysa affedin.
ÇALGICI – (gülerek) Yok canım sizinle alakalı birşey değil.
KIZ – Peki ne oldu da birden böyle gülmeye başladınız.
ÇALGICI – Eee şeyy... oldu canımm. Çoğu zaman.... (kendini tutumaz,güler)
KIZ – (güler) Allah allah hayırdır inşallah.
ÇALGICI – Hayır hayır. Ayy az kalsa göbeğim karpuz gibi çatlayacaktı.Affedersiniz, çok özür dilerim.Aklıma birden birşey geldi de. Sizinle alakalı birşey değil.
KIZ – Önemli değil anladım zaten bana gülmediğinizi.
ÇALGICI – Eee neye güldüğümü sormayacakmısınız?
KIZ – Belki özel bir şeydir diye sormak istemedim.Madem sordunuz, hakikaten neye güldünüz?
ÇALGICI – Biraz önce isimlerimizi öğrendikten sonra bir sessizlik oldu ya. İşte çoğu zaman halk arasında olur ya böyle hani ne bileyim.Hanımların beş çayı veya altın günü toplantılarında, bayların kahve sohbetlerinde bazen bir sessizlik olur.
KIZ – Evet ne olmuş.
ÇALGICI – O sessizlik çoğu zaman daha doğrusu her zaman tahmin et hangi sihirli kelime ile bozulur.
KIZ – (ikisi birden) Bu aralar havalarda bayağı iyi gidiyor.
ÇALGICI -- Bu aralar havalarda bayağı iyi gidiyor. Aaa aynı anda söyledik Bende işte öyle bir giriş yapacaktım da baktım çok komik olacak gülmeye başladım.
KIZ – Sakın kızma ama bu o kadar da gülünecek birşey değil yani.Bu kadar gülmene şaşırdım doğrusu.
ÇALGICI – Aslına bakarsan ben de çok şaşırıyorum.Niye dersen, ben o cümlenin söylendiği zamana veya kimin söylediğine gülmüyorum.İnsanlara gülüyorum sadece insanlara ve onların hayatın tüm renkliliğine rağmen nasıl olupta bu kadar tekdüze bu kadar monoton yaşayabilmelerine.Hergün aynı şeyleri konuşuyorlar, aynı duygularla hareket ediyorlar hep aynı yere bakıyorlar ve böylece ölüyorlar. Ömrü bir gün olan bir kelebek bile bütün çiçeklerin tadına varabiliyor.Bütün hoş kokuları, yaşama sevincini ve köküne kadar özgürlüğünü yaşayabiliyor. Minicik bir kelebeğin yaptığı şeylere bakarmısın sen hele.İşte bunları düşününce ne kadar hüzünlensemde gülüyorum.
KIZ – Bazen bende kuşları kıskanırım. Nasılda gökyüzünün tadını çıkarırlar değilmi? Her kanat çırpışlarında bir hikaye yatar ve biz anlayamayız.Daha doğrusu göremeyiz.
Galiba siz tüm bunları görebiliyorsunuz? Bu durumda böyle şakacı ve esprili bir insan olmak için zaten tüm bunları görebilmeli insan.
ÇALGICI – Görmek istemesende gösteriyorlar. Tüm bunlar...
KIZ – (telefon çalar) Pardon! Ne var? Ne demek 10 dakika sonra ordayım.5 dakika içinde burada olmazsan bundan sonra beni anca helvanı pişirirken görürsün.Birde utanmadan telefon açıp (onu taklit eder) 10 dakika sonra ordayım hayatım demezmi? Çıldırmak içten bile değil.
ÇALGICI – Bazen çıldırmak güzeldir, insana herşeyi unutturur.Bir büyük rakı’nın üstüne konyak içmiş gibi olur insan ve o kadar çok şey aklına gelirki sonunda hiçbirşey hatırlamazsın.
KIZ – Yani şimdi ben bir süre sonra bu sinirimi unutacakmıyım?
ÇALGICI -- Ne kadar rakı içtiğine bağlı, şey pardon ne kadar sinirlendiğine bağlı. Bizim mahallade selim abi diye biri var.Her gün o kadar içiyorki, ne zaman görsem Kadıköy – Haydarpaşa yaparak geziyor.
KIZ – Niye acaba o kadar içiyor bir derdi vardır mutlaka.
ÇALGICI – Olmazmı? Adamın bir karısı var, görsen erkek sanırsın. Fredi krugur ile safiye ayla karışımı birşey.
KIZ – (güler) Ciddenmi?
ÇALGICI – (Trakya ağzı ile konuşur) Tebe vallaha be yav. Bizim selim abi trakyalıdır.Şimdi diyeceksin Trakyalı ise içmesi normal, onlar sever içkiyi diyeceksin.Karısı gençken selim abi hiç içmezdi.Kadın birden kocayınca o da kendini aslına verdi.
KIZ – Ne yaparsan yap kaderinden kaçamıyorsun galiba? Ama ben sizi burada saatlerdir işinizden alıkoydum konuşmaya dalınca insan düşünemiyor.Lütfen siz çalmaya devam edin.
ÇALGICI – Bana katılırsanız çalarım.Yoksa o Ahmet mi ne gelene kadar burada sizin kafanızı ütülerim.Tamammı?
KIZ – Ama ben pek şarkı bilmemki!
ÇALGICI – Ben biliyorum sanki, aklıma ne gelirse onu söylüyorum.Hadi lütfen.
KIZ – Benim sesimde çok kötüdür.
ÇALGICI – O konuda kimse elime su dökemez.Benim sesim o kadar kötü ki, hiç unutmam.Bir gün bir arkadaşım ile sahildeki dalgakıranın orda gündüz vakti kafaları çekiyorduk.Bana bir efkar bastı, şöyle bir şarkı patlatıyım dedim.Şarkının daha başındayken bir karga sürüsü etrafımıza toplanmasınmı. O kadar güldük ki az kalsa bu yaşta altıma edicektim. O günden sonra nerede karga görsem, şarkı söylemeyi bırakıyorum.
KIZ – O zaman ben bu durumda karga mı oluyorum?
ÇALGICI – Benle beraber söylemezsen birazcık öyle oluyorsun.Yoo şaka şaka ee hadi mızıkçılık yok.
KIZ – Peki tamam.Ama daha çok sen söyleyeceksin.Bende sana vokal yaparım tamammı?
ÇALGICI – Tamam oldu. Hadi bakalım başlıyoruz.

----------- Çalgıcı ile kız şarkı söyleyip eğlenirler, bir yandan ufak ufak dans ederler.-----

KIZ – Ben çok yoruldum biraz ara versek mi? Sana söylüyorum (gözgöze gelirler) sana söylüyorum. (birbirlerinin gözlerine bakarlar)
ÇALGICI – Efendim ne var. Şeeyyy....ne oldu.Birşeymi şey etcektin.Ne kadar da güzel şeey şarkı söyledin öyle.
KIZ – (bakışmaları devam eder) Yok canım rezalettim. Baksana kargalar bile gelmeye başladı.
ÇALGICI – Yok canım onları demin ben çağırdım (güler) Duymadınmı yoksa.(telefon çalar)
KIZ – Şeey..duymadım.. (iyice gözlerine bakar, telefonun sesini duymaz)
ÇALGICI – Nasıl duymazsın telefonun çalıyor.
KIZ – Aa öylemi? Buraya gelen **** olsun. Nerde kalmıştık.
ÇALGICI – Gözlerinde kalmıştık geçen sene bu sene bakalım nerde olucaz.Bulana büyük ödül.
KIZ – Romantik olduğun kadar çok da esprilisin. Ayrıca...
ÇALGICI -- Eeee... yeter.. İyice Türk filmi gibi oldu. Bahar ben sana aşık oldum. Benimle evlenirmisin?
KIZ – (kucağına atlar) Evlenirim tabii manyak, hiç söylemeyecek sanmıştım.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- KOĞUŞ. ZEMİNDE HAFİF BİR MAPUSHANE TÜRKÜSÜNÜN SESİ.
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Hayırdır Murat kardeş, derinlere dalmışsın. Seni gören de müebbetlik sanacak. Tahliye olacağına sevinmemiş gibi bir halin var. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - ( içini çeker ) Doğru dersin Şefik ağabey, sevindim desem yalan söylemiş olurum. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Haydaa! Bu da nerden çıktı aslanım? Mahpus dediğin tahliyesi geldi mi bayram eder. Dünyanın yılını geçirdin bu kahrolası yerde.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - On beş yıl. Tam on beş yıl oldu. Babamı vuranı öldürdüğümde 18 yaşında delikanlıydım. Şimdi 33 yaşında kocaman adamım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Seninkisi kan davasıydı değil mi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (içini çeker) Evet. O illetten dolayı buradayım..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Değdi mi bari?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Neye?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Kan davası gütmene. Katil olduğumda 18 yaşındaydım diyorsun. O yaş, hayatın en güzel çağıdır. İnsanın aşkı aradığı, sevdalarını türkülerde yaşattığı dönemlerdir. Yazık etmişsin kendine. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Aslında mahpusa düşmeden önce bir sevdiğim vardı Şefik ağabey. Ama kısmet işte, gerdek yerine mahpushaneye girdim. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Aradan bunca yıl geçti, evlenmiştir herhalde.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Kezban mı? (içini çeker) Hayır, evlenmemiş. Hala bekarmış.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Aferin kıza demek seni beklemiş. Şanslı adammışsın be Murat kardeş.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Beklemesine beklediği doğru da, evlenmek için mi, başka sebepten mi onu köye gidince anlayacağım. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- (şaşkın) Nasıl yani? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Beni öldürmek için de bekliyor olabilir. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- (şaşkın) Yok yahu? Peki sebep ne? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Babasını öldürmüştüm.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- (şaşkın) Dur bir dakika, senin öldürdüğün adam sevdiğin kızın babası mıydı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Evet. Onun babası benim babamı vurmuştu, ben de onun babasını vurarak töreyi yerine getirdim. Şimdi de o ve ağabeyleri töreyi yerine getirmek isteyebilirler.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Hay böyle törenin içine..İnsanları mezara, hapse gönderen, sevdalıları birbirine düşman eden töreye, töre mi denirmiş be Murat kardeş? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Doğru dersin Şefik ağabey, ama köylük yerde töreye uymamazlık olmuyor işte. İnsanı küçük görüyorlar, aşağılıyorlar. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- İşe bak be, dünya nerede biz neredeyiz. Töre kana kan istiyor diye git adamı takır takır vur, sonra gir mapusa yaşlan. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Yaşlanmakla bitse iyi. Cezam bitti, yarın sabah tahliye olup gideceğim. (derin nefes alır) Gideceğim de, sağ kalabilecek miyim bakalım?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Siz de bu kafa oldukça ne sen sağ kalırsın, ne de başkaları. Biz de adam vurduk ama karşı taraf gelip de bizi öldürmedi. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Töre dedik ya ağabey. Oysa jandarmaya babamı vuran Mahmut Kirazoğlu deseydik iş kolaydı. Ama önce anam..(içini çeker)..sonra da köylüler mani oldu. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Peki karşı taraf neden seni vurmadı da hapse girmene göz yumdu?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Onlar göz yummadı ki. Bir iki gün bekledim, baktım beni ihbar eden yok, anladım ki niyetleri beni öldürmek, gittim jandarmaya teslim oldum. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Peki şimdi ne yapacaksın? Hasımların sürdürecek mi kan davasını?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Sürdürmeyip de ne yapacaklar? Töreye onlar da karşı çıkamazlar.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Madem öyle yarın çıktığında gitme köyüne, çek git başka bir yere [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Kaçmakla mesele bitse, yurt dışına bile kaçarım. Ama töreyi bilmezsin. Beni bulamadıklarında anamdan, hısımlarından öç alırlar. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Yani kuzu kuzu gidip seni öldürmelerine izin mi vereceksin?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Niyetim konuşarak işi halletmek. Cezaevinde çektiklerimi anlatırsam belki vazgeçirtirim. Bir de..(içini çeker) Şimdi bana düşman da olsa bir zamanlar Kezban’la birbirimize sevdalıydık. Eğer hala beni seviyorsa..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Yani barışı sağlamak için kaleyi içerden fethetmeyi düşünüyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Bakalım fethedebilirsek artık. (içini çeker) Anlayacağın canımız, tesadüflere emanet Şefik ağabey.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEFİK- Bir şey merak ettim Murat kardeş. Karşı taraf babanı neden öldürmüştü?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Hiç sorma. Bizim kuzu onların bahçesine girmiş, onlar da kuzuyu kovalayım derken babam görmüş ve aralarında sözle başlayan kavga sonunda cinayete varmış.[/FONT]


[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- DERE KENARI. ÇAMAŞIR YIKAYAN KADINLARIN LABARBALARI
[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]HATÇE- Hacer ana gözün aydın, oğlun Murat yarın tahliye oluyormuş ha?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Haa.. (isteksiz) Oluyor ya. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HATÇE- (şaşkın) Aaa, ayol nedir bu halin? Seni gören de oğlunun tahliye olmasına üzüldüğünü sanacak..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Nasıl sevineyim ki Hatçe, köye döndüğünde ya hasımları Murat’ı öldürürse? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HATÇE- Eee Hacer ana kızma ama bunu düşünmek için biraz geç kalmadın mı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ne demek istiyorsun sen?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HATÇE- On beş yıl önce, Kirazoğulları kocanı öldürdüğünde, Murat’ın eline tabancayı verip, katil etmeden önce düşünecektin bunu. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Biliyorum ama başka ne yapabilirdim ki. Töreyi biliyorsun. Hangi ana oğlunun eline silah verip de katil yapıp, mapus damlarına düşmesini ister? Ama ne edeyim ki töre böyle işte..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HATÇE- (öfkeyle) Töre, töre, töre..Nedense insanoğlu törelerin hep kötü olanlarını yerine getirir de iyi olanlarını görmezlikten gelir..Keşke kocanı vuranı önce Allah’a sonra da adalete havale etseydin.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Olan oldu artık. (heyecanla) Ne dersin, köye gelince Kirazoğulları oğlumu vurur mu dersin, Hatçe? [/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- EV İÇİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Ahmet, Ömer, Kezban! Beklediğimiz gün nihayet geldi kardaşlarım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]Babamızın katili Murat yarın tahliye olup geliyormuş.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (heyecanla) Ne, geliyor mu?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- On beş yıl ne de çabuk geçmiş? Hele hele..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Gelsin bakalım. (öfkeyle) Geleceği varsa göreceği de vardır helbet. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Bize ne canım, içerde onca yıl yatıp cezasını çekti ya.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Sen ne diyorsun Ömer, cezadan bize ne? Murat denen o namussuz, babamızı vurmadı mı? Şimdi bunu karşılıksız mı bırakacağız? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Yıllardır bu günü bekledik. Anasına sarılıp hasret gideremeden gebertelim namussuzu. Öyle değel mi Kezban?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (yavaşça, isteksiz) Evet öyle Ahmet ağam.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Duy da utan Ömer! Görüyorsun işte, bacımız bile eski sevdalısının ölmesini isterken sen tutmuş cezasını çekti, bize ne diye kıvırtıyorsun. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Vazgeçmek yok. Kanlımız Murat’ı öldürelim ki, biz nasıl babasız yaşadıysak, Murat’ın anası olacak Hacer kadın da oğulsuz yaşasın. Biz nasıl acı çektiysek, o da aynı acıyı çeksin.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Eyi de Şehmuz ağam, acı çekmekse o acıyı Hacer kadın da çekti..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (sert) Nasıl yani? Lafı kıvırtma da açık açık söyle. Murat’ı öldürmeyelim mi demek istiyorsun? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Öldürmeyelim de o katil, elini kolunu sallayarak keyfince köy meydanında gezsin mi? Bunu mu demek istiyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Diyeceğim. Bırakalım bu iş burada kalsın..Murat katilliğinin cezasını çekip, onca yıl mapus damında yattı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Sen ne diyorsun Kezban?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Sizler benim ağalarımsınız, ne derseniz ben ona uyarım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Duydun işte Ömer, Ahmet ağan da bacın da töreye uymaktan yana.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Bırakın şu anlamsız töreyi..İki insandan birini mezara, öbürünü mapusa yollayan törenin nesine uyayım ki?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Yani babamızın kanını orta yerde mi bırakalım?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Babamızın kanı neden yerde kalsın ki? Devlet onu öldüreni hapse atıp cezasını vermedi mi? Bir de biz niye verelim? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Devletten bana ne Ömer, Murat devleti değel, babamızı vurdu. Bu yüzden onun cezasını vermek de bize düşer.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Şehmuz ağam doğru diyor Ömer, kan davası bu kann![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Ben de onu diyorum ya. Bir bizden bir onlardan, bir bizden bir onlardan. Söyler misiniz bu işin sonu nereye kadar gidecek? (sertçe) Soyumuz tükenene kadar mı, ha?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (öfkeyle) Seni korkak seni. (TOKAT ATARAK) Defol karşımdan, defol.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Ahhh! [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Dur Şehmuz ağam, yapma.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- İstediğin kadar vur Şehmuz ağam, ama bu başımıza gelecek gerçekleri değiştirmez. Ne Murat’ı öldürmek, ne de hapis yatmak istemiyorum. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Yazıklar olsun sana Ömer. Babamızın katilini vurmazsan hangi yüzle kayfeye gidip oturacan, hangi yüzle köy meydanında gezeceksin ha?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Adam öldüren katildir ve de Allah indinde de makbul değildir. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (içini çeker) İstesek de vazgeçemeyiz. Çünkü töre var orta yerde.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Hayır ağam, töre değil, cahillik var. Sen heç okumuş adamın kan davası güttüğünü gördün mü?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Cahillik mahillik, madem bu köyde yaşıyoruz, geleneğe de, göreneğe de, töreye de uyacağız. Töre, kana kan diyorsa, biz de öyle yapacağız.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- (içini çeker) Her neyse, tren öğleye doğru kasabaya gelir. Ahmet, Kezbanla birlikte o saatte istasyonda olun. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Olur ağam.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (korkuyla) Yoksa Murat’ı trenden iner inmez mi vuracağız?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Hayır, hemen değil. Niyetim önce korkutmak. Murat efendi, hapis yattım kurtuldum diye rahatlamasın. Azrail gibi peşinde olduğumuzu bilsin.[/FONT]
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- İSTASYON..ZEMİNDE LABARBA. UZAK TREN DÜDÜĞÜ SESİ
[FONT=Arial, sans-serif][/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Tren geliyor. Biran evvel Muradımı kucaklayıp onu bekleyen tehlikeyi söyleyeyim. Kirazoğullarına yem etmeyeceğim aslanımı. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YİNE TREN DÜDÜĞÜ VE TRENİN YAKLAŞAN SESİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Yavrum benim, delikanlıyken girmişti mapusa..Ah töre ah, ne ocaklar yaktın, ne yiğitleri kırdın..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- TREN GELİR, DURUR. TRENİN SESİ. AÇILAN KAPILAR, "ANNECİĞİM, BABACIĞIM" GİBİ KARŞILAYANLARIN LABARBASI[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (heyecanla) İşte tren geldi..Şimdi oğlum da iner..Hah işte gördüm. Şu iri yarı, yakışıklı aslan benim oğlum (Bağırır) Murat, yavrum, buradayım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (sesi uzak) Anaa..Anaa![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- KOŞMA VE OĞLUM, ANA SESLERİ. KUCAKLAŞMA.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (Hıçkırarak) Oğlum, Muratım, yavrumm! Aslanım benim..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (ağlar gibi) Anam, güzel anam![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- HIÇKIRIK SESLERİ[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Tamam ağlama, geldim işte. Biz bizeyiz yine.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (Hıçkırarak) Dur da sana şöyle bir bakayım..İhtiyar halimle, mapus ziyaretine gelip de göremedim seni..Çok..Çok büyümüşsün oğlum. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Büyüyeceğim tabi. On beş yıl oldu anacım..Koca yaşlı adam oldum..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (burnunu çeker) Ne yaşlısı, daha yaşın ne ki yavrum?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Yaşlanan yaşım değil ana, yüreğim..Öyle yaşlandı ki, kocamış adam yüreği gibi..İçi acı, kahır ve hasret dolu. (derin bir nefes alır) Neyse hadi biran evvel köyümüze, evimize gidelim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Gidelim yavrum, gidelim. Sana en sevdiğin yemekleri pişirdim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- LABARBA ARASINDA YÜRÜRLER..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (korkuyla yavaşça) Aman Allah’ım! Kirazoğulları burada. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ne oldu anam? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (panik) Bak ne diyeceğim? Hazır tren buradayken İstanbul’a gitsen ya. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (şaşkın) Ne..Bu da nerden çıktı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Köy de canın sıkılır..Amca oğlun Maksut orada sana iş de bulur. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Ama ana..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Köy hep aynı. Koyun, kuzu, inek, öküz..Her şey on beş yıl önceki gibi..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (sertçe) Ana, susar mısın biraz? (sakin) Neyin var senin, neden benim köye gelmemi istemiyorsun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Şeyy..(korkuyla) Kirazoğullarının seni vurmalarından korkuyorum oğul. İstanbul’a get, izini kaybettir, seni orada kimseler bulamaz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Demek korktuğun buydu ha?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Evet yavrum, sana tekrar kavuşmuşken, kaybetmek istemiyorum artık.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - (içini çeker) Bunu ben de düşündüm, ama korkunun ecele faydası yok. Kan davasından kaçamam.. Bugün değilse yarın, yarın değilse bir gün mutlaka gelip o kör kurşun beni bulur.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Eyi ama Kirazoğulları seni öldürür..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Onlarla yeke yek konuşacağım ana..Kan davasının ne anlamsız, ne aptalca bir şey olduğunu anlatacağım onlara..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Delirmişsin sen, dinlerler mi sanıyorsun? Gördükleri anda vururlar seni.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Belki de onlar vurmadan ben onları ikna ederim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Mapusta boyun uzamış ama aklın kısalmış. Kim babasını öldürmüş biriyle barışıp ta kucaklaşır hey oğul..Etme eyleme, bak tren kalkacak.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Bırak treni ana..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- O zaman sen beni dinle, hey gafil oğlum..Bak şu ilerde büfenin yanında duran kızla adamı görüyor musun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Evet..Niye sordun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Kim onlar biliyor musun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Şeyy..Gözüm ısırıyor ama..(heyecanla) Ah, Kezban değil mi o kız?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Öteki de ağası Ahmet. Buraya neden geldiklerini de biliyor musun?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Yoksa benim için mi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Ne sandın ya. Vurmaya geldiler seni. Hadi üzme ananı da bin şu trene.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Demek o kız Kezban ha..Ne de güzelleşmiş. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Bırak Kezban’a bakmayı da bin şu trene..O şıllık ta senin peşinde, o da vurmaya hazır seni..Öldürecekler seni hey oğul. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Kezban kıyamaz bana ana. Bir zamanlar birbirimize kara sevdalıydık. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Köprülerin altından çok su aktı Murat’ım. Ağabeyleri onun da aklına girmiştir. Kanın girdiği yerde sevda olmaz. Kalkmadan bin hadi şu trene. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- TREN DÜDÜĞÜNÜN SESİ..KALKMA SESİ.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Bak tren gitmeye hazırlanıyor..Bu fırsatı kaçırma aslanım..Bin diyorum.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- TRENİN TEKRAR DÜDÜĞÜ VE YAVAŞ YAVAŞ KALKMA SESİ.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (içini çeker) Getti..Tren getti..Neden binmedin yavrum? Neden? Yoksa yaşamaktan mı bıktın?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Hayır anam, tam tersi yaşamaya susadım. Hadi evimize gidelim.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YÜRÜMEYE BAŞLARLAR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (korkuyla) Bak, bak görüyor musun, onlar da peşimizden geliyor. Mutlaka silahları da vardır. Pusu kurup öldürecekler seni. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Burada kalabalıkta bir şey yapamazlar..Yürümene bak. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- BİR KAÇ SANİYE YÜRÜRLER.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (uzakça bağırır) Murattt![/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- YÜRÜME DURUR. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Buyur Ahmet kardaş.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]SESLER- İKİ KİŞİNİN AYAK SESİ GELİR DURUR[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (öfkeyle) Ne kardaşı? Kardaş deme bana ********..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (sertçe) Sen babamızın katilisin. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Evet, bu yüzden de on beş sene hapis yattım. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Geç bunları. Mapus yatmakla elimizden kurtulamazsın. Sen nasıl töreye uyduysan biz de töreye uyacağız..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Töre cana can diyor. Babamı öldürdün, biz de seni öldüreceğiz. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Sen de mi Kezban? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Ne sandın? Öldürdüğün adam bacımızın da babasıydı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- (telaşlı ve aceleci) Murat, yavrum gidelim..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - İyi, madem öyle öldürün beni. Öldürün de mahpus damının keyfini bir de siz çıkartın. Sevdiklerinizden uzak yaşamak neymiş görün orada?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Aklın sıra bizi mapusaneyle korkutacağını mı sanıyorsun Murat efendi?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT - Hayır, amacım benim yaptığım aptallığı sizin de yapmamanız. (içini çeker) Bir sizden, bir bizden ölü çıktı..Bu kadarla bırakalım bu işi..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Boşuna nefesini tüketme..Önünde sonunda seni öldüreceğiz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Ancak o zaman babamız mezarında rahat edecek..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Kezban kızım, sen böyle söyleme. Bir zamanlar gelinim olacaktın.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Unut o günleri Hacer kadın. Bizim sizle olan yakınlığımız, on beş yıl önce oğlun babamı vurduğunda bitmişti.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Cahillik işte, töre dedim, oğlumun eline tabanca verdim. Benim o zaman yaptığım hatayı şimdi de siz yapmayın.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]MURAT- Anam doğru söylüyor. Ne bana, ne kendinize ziyan etmeyin. Aynı köylüyüz, gün gelir acılar unutulur, dost olalım.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Bunu babamızı öldürmeden önce düşünecektin. Bu işi kan davası haline sen getirdin. Artık ok yaydan çıktı. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- (yavaşça) Ağam doğru diyor, töre yerine getirilecektir.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]HACER- Murat, hadi gidelim oğlum, bunların laftan anlayacağı yok..[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- (bağırarak) Öleceksin, Murat ..Biz babasız büyüdük, anan da sensiz yaşayacak.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]

 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

Cellat Ve Kurbanı (Radyo Tiyatrosu)

SESLER- EV İÇİ
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Anlatın bakalım, Murat sizi görünce korkudan eli ayağı titredi mi? [/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Titremez olur mu, ben ettim siz etmeyin, barışalım, diye yalvardı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Mapus yattım, cezamı çektim, kan davasını sürdürmeyelim, dedi.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Öyle yağma yok. Töre var. Kan girdi aramıza.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]KEZBAN- Mapusanede çok kahır çekmiş..Beni öldürürseniz siz de hapse düşer, kahır çekersiniz diye gözümüzü korkutmaya çalıştı.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Yalan mı? Doğru demiş. On beş yıl mapus yatmak ne demek?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Kapa çeneni Ömer. Yattı da ne oldu? Sonunda çıktı işte, serbest. Ama ya babamız, o toprak altında.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Sanki Murat’ı öldürürseniz, babamız canlanacak mı?[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Babamız canlanmayacak helbet, ama biz töreyi yerine getirdiğimiz için başımız dik dolanacağız köy ortasında. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ÖMER- Eyi de töredir diye bu işin sonu nereye kadar gider Ahmet ağam? Her seferinde ya kurban olacağız ya cellat. [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Biz bu köyde doğduk, babamız, onun babası, dedeleri de hep bu köyde doğdu. Hepsi de törelerimizle yaşadılar. Şimdi ona karşı gelemeyiz.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Bırak şu ödleği Şehmuz ağam. Liseyi okudu ya ahkam kesiyor. Murat’ı ne zaman öldüreceğiz onu söyle? [/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Zamanı gelince. Şimdilik onu korkutacağız. Gece gündüz takip edeceğiz.. Gittiği her yerde, bizden birisini karşısında görecek. (öfkeyle) Ona, öldürmeden önce ölümün korkusunu yaşattıracağız.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]AHMET- Eyi düşünmüşsün Şehmuz ağam. Kurşunlarsak bir defada ölür. Ama korkuyla bin defa ölecek o köpek.[/FONT]
[FONT=Arial, sans-serif]ŞEHMUZ- Bu geceden başlayarak ona rahat bir uykuyu haram edeceğiz.[/FONT]

[FONT=Arial, sans-serif](GEÇİŞ)[/FONT]
 
Üst Alt