kanka.net'e hoş geldiniz.!

Forumda paylaşım yapmak ve tamamen tüm özelliklerden yararlanmak için hemen kayıt olmayı unutmayınız.

Kayıt Ol!

Tiradlar

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun adı :Kahvede şenlik var
Yazar :Kudret Aksal


GARSON (Seyircilere yönelerek) - Ne güzel bir gün! (Uzun uzun gerinir. Esner. Sonra değişik bir sesle, daha yüksek) Ne güzel bir gün sayın...sevgili seyirciler! Belirli bir kişiye bakarak) Öyle değil mi bayan? (Bir başka kişiye bakarak) Öyle değil mi bayım? (Döner, yürüyerek sahnede küçük bir yuvarlak çi*zer, eski yerine gelir, gerilerde belirsiz bir noktaya bakar, bağırarak) Öyle değil mi be! (Birden kendini toplar yavaşça) Öyle değil mi be, dedim Be, dedim, özür diterim. Bilerek söyledim, istedim ki... Neyse, istediklerimi bir solukta söylemiyeyim, daha iyi. Sırası gelince söyliyeceğim nasıl olsa.
(Bir susuş) Siz sevgili seyirciler, hepiniz ayrı ayrı ya da ikiniz üçünüz bir arada, işinizden, evi*nizden, sokağınızdan kalktınız geldiniz buraya. Kapıda, şu bizim tiyatronun kapısında, bir şeyleri bıraktınız. Bu günü, birçok günleri belki de (Bir su*suş) Biliyor musunuz,ben bir saatten bu yana hep sizi düşünüyordum işte diyordum, şimdi...Bayan A bulaşıklarını kuruladı, kahvesinin son yudumu*nu içti sokağa çıkmak üzere. Bay B sinir içinde kızının okul ödevini bitirmesini, daha da beteri karısının hazırlanmasını bekliyor. Ama evet, bo*şunaymış umutsuzluğu, hazırlandı işte. Onlar da sokağa çıkmak üzre. Bayan C'nin sevgilisi karşı kaldırımda beliriverdi, buraya birlikte gelmek için sozleşmişlerdi. Şöyle bir aynaya baktı, boyasını yeniledi. Çantasını aldı, sokağa çıkmak üzre. Şu işe bakın, hepsi sokağa çıkmak uzre! Hepiniz ayrı sokaklardan, ayrı düşüncelerden, ayrı duygulardan kopup geldiniz...bir birlik oldunuz karşımda. Ama durun, ben de bir birliğim! ("Çevresine bakarak) Şu eşyalarla, şu ışıklarla, daha görmediğiniz içerdekilerle bir birlik. (Gülümseyerek) öyle olsun. Bir susuş) Burası ne, biliyor musunuz? Bir kahve. Yazlık bir kahve. Bir tiyatro kahvesi. Tiyatrolarda bugüne değin gördüğünüz bin b ir kahveden bir kah*ve. Bir tepenin üstünde. Uzakta deniz. (Bir susuş) Siz bir tiyatro kahvesinin gerçekten daha gerçek olduğunu biliyor musunuz? Ben biliyorum.
Ben belki sadece bunu biliyorum. Buna inanıyorum. (Birdenbire) Ya sîz? Siz de inanıyor musunuz bir tiyatro kahvesinin gerçek bir kahveden daha gerçek olduğuna? (Belirli bir kişiye bakarak) Siz bayım, inanıyor musunuz? Ya siz bayan? (Ço*cuksu güler) Be, demiyeceğim. (Bir susuş) Ya inanmıyorsanız? (Üzgün) öyleyse... ne yaparım ben? Sizi gıdıklayarak güldürmeyi, gözlerinize so*ğan sürerek ağlatmayı, iki kez ikinin kaç ettiğini sorarak düşündürmeyi bilmiyorum ben. Sonra... sonra.... (Ağlar, Komik ağlama. Sonra mendiliyle gözlerini kurular) Gene özür dilerim. Karşınızda ağladım. Bir oyuncunun gözyaşlarıyla ağladım karşınızda. Soyunma odam da değildi burası. Birdenbire nasıl oldu, ben de anlamadım. (Birden hatırlamıştır) Makyajım? Makyajım ne oldu? (Arka cebinden küçük bir ayna çıkarıp bakar.) Oh, ne iyi, duruyor. Sîz aldırmayın gene. Söyledim ya, bunlar bir oyuncunun gözyaşları! Ama belki de anladınız beni. Ne der size bir oyuncunun gözyaşları? Bilmem orasını. Ama bildiğim bir şey var. (Sesini yükselterek) Bir tiyatro kahvesinin gerçekten de gerçek olduğuna inanmanızı İstiyo*rum. (Bağırarak) inanmayanları istemiyorum. Hamlet'e inanmayanları istemiyorum. (Bir süre) Bu*rası bîr kahve! Ben de onun garsonuyum.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun adı: KÖŞEBAŞI
Yazan: ****UTSİ TECER


KAHVECİ - Limonlu bi rakı olsa hepsinden iyi.Dün gece yine karıştırdık
Canına yandığım ! Şimdiki rakıların hepsi ispirto.Kamanatoya koy,yak.Adamın yüreğini yakıyor.Biraz meze falanda atıştırdık.Gece yarısı kalktım,destiyi başıma,lık, lık, lık.İçtikçe suyu,tutuyor meret şey! Ah,o eski cıbra rakıları.Gözünü sevdiğim! Bir kilo, iki kilo çek; bi'şey olmaz. Demir gibi olursun; adamı besler. Öyle olmasa, biz çoktan boylardık tahtalı köyü. Hey gözünü sevdiğim, hani o rakılar? Balta Mehmet Bey vardı bizim, rahmetlik, öyle derdi: rakının iyisi yakmaz; tulumbaya koyup yangına sıksan, hemen söndürür. Mehmet Bey, hani, bizim tulumbanın reisi idi. Zengin adam! Vız gelir O'na dünya! Bir yangın oldu mu, ceketi hemen fora.Yay gibi, lastik gibi bir adam. Eh, biz de, ne olsa yavrum, tulumbadan yetiştik.Yemeniyi çektin mi, neresi olursa olsun,Cibali, Karagümrük, Davutpaşa, Kadırga.
(coşar)
Heeyyy!.Geliyor imanım Rüstempaşalılar! Fener önde, Mehmet Bey boruyu öttürdü mü, kızaktan çekilen kayık gibi tulumba, fısss.Hadi denize, yangın yerine!
Geç şimdi bunları. Yap bana 'bi' okkalı!
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı : KLEOPATRA
Yazar : William Shakespeare
Türkçesi : Sebahattin EYÜBOĞLU

KLEOPATRA - Varım yoğum burada yazılı; küçük şeyler dışında,
Altın, gümüş, mücevher olarak nem varsa
Tam değeriyle gösterilmiştir hepsi.
Seleucus nerede?
( Seleucus girer )
İşte hazineme bakan; sorun kendisine efendimiz,
Başı üzerine yemin ederek söylesin
Kendime hiçbir şey ayırmadığımı.
(Seleucus bunun doğru olmadığını söyler )
Bak Caesar, bak da gör, zafer nasıl
Ardından sürüklüyor herkesi! Benim adamlarım
Senin şimdi. Durum değişirse seninkiler benim olur.
Bu Seleucus' un nankörlüğü kudurtuyor beni.
Ah seni köle, parayla sevişenlere güvenmek!
Gibi bir şeymiş demek sana güvenmek!
Ne kaçıyorsun geri? Kaçarsın ya! ama bil ki,
Kanat bile taksalar,yakalar oyarım o gözleri ben.
Seni köle, seni yüreksiz kalleş, satılık köpek,
Alçakların alçağı seni!

Ah Caesar, ne acı yüzkarası bu ?
Sen yücelerden inip beni görmeye gelmişsin,
Sultanlığınla ben zavallıya zarar vermişsin,
Kendi adamımsa, bunca ağır utançlarıma
Bir utanç daha ekliyor hainliğiyle.
Dile iyi yürekli Caesar, diyelim ki
Bazı kadın süsleri ayırmışım kendime,
Değersiz oyuncaklar. Ona buna hediye olarak
Verebileceğimiz şeyler, ya da diyelim
Livia'nın, Octavia'nın desteklerini kazanmak için
Kendilerine sunmayı kurduğum
Daha değerli birkaç hediye saklamışım bir yana.
Bunu suç diye ele vermeye kalkmalı mıydı
Ekmeğimi yemiş bir adam?
( Seleucus'a )
Git buradan, rica ederim; tutuşacak yoksa,
Karabahtımın külleri içindeki öfkem.
Bir insan olsan, acımazlık edemezdin bana.
Dünya bilsin ki, biz en büyükler
Başkalarının yaptıklarıyla kötüleniriz.
Düştüğümüz zaman da bizim sırtımıza yüklenir
Başkalarının sorumlulukları.
Acınacak insanların bu yüzden.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun adı: Ölüm ve Kız
Yazan: Ariel Dorfman
Çev: Filiz Ofluoğlu

Paulina, kendisine senelerce önce işkence yapmış ve tecavüz etmiş olan,elleri ayakları sandalyeye bağlı olarak karşısında oturan Dr.Roberto Miranda'ya,işkenceden sonraki yaşamını ve kocasıyla olan ilişkisini anlatmaktadır.

Paulina - Sonunda beni salıverdikleri vakit.. nereye gittim dersin? Eve anama babama gidemezdim,öylesine askerlerden yanaydılar ki,uzun süre,annemi yalnızca bir tek defa görmüştüm....Ne garip değil mi,bütün bunları günah çıkarırcasına sana anlatıyorum,oysa ne Gerardo'ya, ne kız kardeşime, ne de, kesinlikle,anneme anlatmadığım çok şey var. Kafamdan geçenleri bilseydi, yüreğine inerdi. Oysa sana, neler hissettiğimi, beni saldıkları vakit neler hissetmiş olduğumu,pek güzel anlatabiliyorum. O gece... her neyse, ne durumda olduğumu sana söylememe gerek yok, salıverilmeden önce sen beni bir güzel muayene etmiştin, değil mi? Burada sıcacık bir yuvada gibiyiz değil mi,böylece,ikimiz tıpkı,güneşin altında,bir bankta oturmuş iki yaşlı emekli gibi.
(Roberto bir şey söylemek ya da kendini iplerden kurtarmak istercesine bir hareket yapar)
Aç mısın? İşler o kadar da kötü değil. geardo gelene kadar sabret biraz.
( Erkek sesini taklit ederek.) "Aç mısın? Yemek mi istiyorsun? Şimdi sana yiyecek veririm yavru, hem de seni öylesine doldururum ki açlığını bile unutturursun."
(Kendi sesiyle.) Hiçbirinizi Gerardo'dan haberi yoktu, değil mi? Onun adını hiç ağzıma almadım. Senin meslektaşların tabii bana sorarlardı. "Sende bu varken, ah yavru, seni becerecek kimse yoktu deme bana, ha? Haydi, söyle bakalım bayan, seni kim beceriyordu, söyle." Ama ben onlara Gerardo'nun adını asla vermedim. Şu işe bak, çarklar nasılda garip dönüyor. Oysa Gerardo'nun adı ağzımdan kaçsaydı, o komisyona seçilmezdi de, huhçunun birinin soruşturacağı adlardan olurdu. Üstelik bende o komisyona çıkıp Gerardo ile nasıl tanıştığımı anlatırdım-aslında ben onunla askeri darbeden hemen sonra, kaçmak isteyenlerin yabancı elçiliklere sığınmasına yardım ederken tanışmıştım; ölmesinler diye insanları yurt dışına kaçırırken. .ılgındım, korkusuzdum, herşeye hazırdım, o sırada içimde en ufak bir korku izi bile olmadığına hala şaşırıyordum.
Nerede kalmıştım?... A, evet salıverildiğim gece, ben de Gerardo'nun evine gittim, kapıyı vurdum, uzun, sakin vuruşlar, bir daha, bir daha, tıpkı senin dün yaptığın gibi, sonunda Gerardo kapıyı açtığı vakit, şaşkındı, saçları karmaşıktı.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun adı : Keşanlı Ali Destanı
Yazar : Haldun Taner

Zilha - Ne diyordum efendicağızıma söyleyim. Beni bu eve evladı manviyatlık aldılar. Bir çocuğu birde Şamamayı gezdiriyorum. İşim o kadar. Şamama evin köpeği. Burda medeniyet varmış be. Eskiden ayaklarımı aydan aya yıkardım. Hem de çorabımı çıkarmadan. Oldu olacak ikisi birden yıkansın diye. Şimdi her gün banyo yapıyorum. Allahın günü yıkanan deri ne kadar yumuşak oluyormuş meğer. Amonyak kokusuna öyle alışmışım ki, burada temiz hava ilkin ciğerlerime dokandı.
(Gider masanın üstünden bir resim alıp gösterir)
Filiz'in babası Bülent Bey, illetli fakir;karısı evden kaçmış.Adam da böyle sönmüş fenere dönmüş.İhya Bey doktorlara ne paralar yedirmiş,nafile...Melankoli diyorlar düşman başına.Bana bazen tuhaf tuhaf koyun gibi bakar.(taklidini yapar)Çok dokanıyor içime.Hani birinci perdede çişini bile unutan bunak profesör vardı ya,deli doktoruymuş meğer o.Küçük beye şimdi o bakıyor. İki de bir evde benim kılık kıyafetime bile karışır.Yok saçını şöyle tara,yok gözünü böye boya Deli mi ne?
İhya Bey buba adam. Tuttuğu altın olsun, neme lazım. Beni kızı gibi sever. Sen bizim evin maskotusun kız diyor. Uğur getiriyormuşum diye arada bir makas alır. Olacak artık o kadar. Madam olgaya tenbihat geçmiş. Bana oturup kalkma konuşma öğretsin diye. Kim bilir belkide iyi bir kısmet çıkarsa sevabına everecekler. Dünyada hayır sahabları daha ölmedi...
(kapı vurulur)
Madam galiba. Sen misin madamcığım, buyur...
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun adı: ALTI KİŞİ YAZARINI ARIYOR
Yazan: Pırandello ( 1867-1939)
Türkçesi : Feridun TİMUR



ÜVEY KIZ - Durun! Durun! Önce küçüğü havuza indireyim!
(Koşup küçük kızı alır, önünde eğilir, yüzünü ellerinin içine alır)
Zavallı yavrucak, neredeyiz demek ister gibi, şu iri gözlerinle şaşkın şaşkın bakıyorsun! Bir tiyatro sahnesindeyiz, şekerim! Sahne nedir mi? Bir yer ki, orada gerçek olaylar canlandırılır, oyunlar oynanır. Şimdi biz de oyun oynayacağız. Gerçekten, ya! Sen de.
(Bağrına bastırır, hafifçe sağa sola sallayarak onu kucaklar)
Oh, canım, canım benim, sen ne fena bir oyun oynayacaksın!
Senin için ne kötü şeyler düşünmüşler! Bahçe, havuz.Eh, yalancıktan bir havuz, belli.Felakete bak ki, burada her şey yalancıktan şekerim. Senin gibi küçük bir çocuk, gerçek havuzdan çok, bu yalancıktan havuzdan hoşlanır; içinde güzel güzel oynarsın da onun için. Fakat hayır, başkaları için bu bir oyun, ama senin için öyle değil, çünkü sen, yavrum gerçeksin ve gerçekten güzel, kocaman, yeşil bir havuzda oynuyorsun. Senin havuzunu bambu ağaçları gölgeliyor, içinde bu gölgeleri yırtarak yüzen minnacık ördekler var. Sen bu ördeklerden birini yakalamak istiyorsun.
( Herkesi dehşet içinde bırakan bir çığlıkla )
Yapma, Rosetta'cığım, yapma, annen oğluyla uğraşıyor, seninle ilgilenemiyor! Ben de hülyalarımın peşindeyim.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
MİDAS'IN KULAKLARI
Güngör Dilmen


BERBER
Dayanamayacağım daha.
Öldürür bre, beni öldürür.
Neremde taşıyorum onları?
Kafamda, kursağımda, barsaklarım da sancıyla
Kapkara bir sancıyla, tüylü canlı
dokundum avuçlarıma bulaştı kulakları
derimden içeri geçti.
Bir çift mağara olurlar düşümde
çekerler beni dolambaçlarından içeri
garip yankılarla boğulup giderim,
oysa bir türküye yüklenebilirim:
( Türkü söyler gibi )
Mİ-DAS-IN KU- LAAK- LAA- RI
Ahh kimse işitti mi?
Bir tek kişiye söylesem,
o da kimseye söylemese? Sonra o da kimseye söylemese.
o da kimseye söylemese, o da kimseye söylemese böylece
kimse kimseye söylemese, kimse bilmese?
Öff, öldürür bre, beni öldürür.
Midas'ın gizini tuttum böyle oldum
Ya kara bildiricilerin gizini tutsaydım?
Kader cadılarının?
Ooof, kusmalıyım Midas'ın kulaklarını
o gün bu gün sancıyla içimde
kapkara bir sancıyla
taşıyorum onları
Salyam geliyor. Bu kuyu işimi görür.
( Kuyuya eğilirken içinden bir keçi fırlayıp kaçar )
Uh, o ne?..Söz verdim ama Midas'a şerefim üzerine söz verdim.
Keçiler tabanımı yalasın ki söz verdim.
Bu kuyu işimi görür.
( Eğilip kuyunun içine seslenir. Kuyu sesleri uğultuyla yankılar )
Oooooo, Oooooo, Hoooooy
Nasıl yankıyor kuyu. Canlı. Beni işitir.
Ama söylemez, işitir beni, söyleyemez
Heeey, heeeey. Ooooo. Kocaman bir kulak bu kuyu.
Beni işitir ama söyleyemez. Ooooo. Nasıl yankıyor kuyu ?
Öyleyse işit kuyu, yankıya yankıya işit
Cehennemin yedi kat derinliğine kadar işit
İşit kuyu, işit.Hoooy, Midas'ın kulakları eşek kulakları
Eşek kulakları
Midas'ın kulakları eşek kulakları
Midas'ın eşek kulakları
Eşek kulakları Midas'ın
Midas'ın kulakları eşek kulakları
Midas'ın kulakları eşek kulakları
Midas'ın kulakları. Ohh.
( Kuyu başında yığılır kalır )
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
HELENA
William SHAKESPEARE
Türkçesi :Bülent BOZKURT

HELENA
Oo, anlaşılan bu da çeteden. Şimdi üçü bir araya gelmiş,
Kendilerince eğleniyor, oyuncak gibi oynuyorlar onurumla.
Seni hain, seni iyilik bilmez Hermia;
Sen de mi bunlarla kafa kafaya verdin,
Bana bu iğrenç hakaretleri layık gördün?
Hani içtiğimiz su ayrı gitmiyor;
Her saatimiz birlikte geçiyordu;
Kardeşlik yemini etmiş,
Bizi ayırıyor diye, ayağına tez zamanı paylaşmıştık!
Okul arkadaşlığı, tertemiz çocukluğumuz, hepsi unutuldu mu?
Gün olmuş, iki hünerli Tanrı gibi, iğnelerimizi almış,
Bir mindere oturmuş, bir minder üzerinde
İkimiz bir çiçek yaratmıştık.
Duygularımız bir, bir ağızdan söylemiştik şarkımızı.
Ellerimiz, bedenlerimiz, seslerimiz, düşüncelerimiz
Kaynaşmıştı sanki.Birlikte büyüdük: bir çift kiraz gibi;
Görünüşte ayrı, ama ayrım yerinde birleşmiş,
Bir sap üzerinde şekillenmiş iki şirin tane.
Görünüşte iki beden, ama atan tek yürek:
Bir şövalyenin armasındaki birbirinin tıpkı resimler gibi ,
Tek kişiye ait ve tepesinde tek bir başlık.
Yılların sevgisini ikiye mi ayıracaksın şimdi?
Bu adamlara katılıp zavallı arkadaşını mı ezeceksin?
Ne dostluğuna yakışır bu, ne genç kızlığına.
Sızıyı duyan yalnız ben olsam da,
Hem kendi adıma kınıyorum seni, hem kızlar adına
Sen değimlisin Lisander'ı peşime takan;
Yüzümü gözümü övsün , beni küçük düşürsün diye?
Öteki sevdalın Demetrius'u sen kışkırtmadın mı?
Daha biraz önce beni ayağıyla iten,
Tanrıça, peri kızı,göksel, eşsiz, seçkin, diyor şimdi.
Nefret ettiği kişiye insan bunları neden söyler,
Hele Lisander, ruhu senin aşkınla doluyken:
Niye onu inkar eder, bana sevgi gösterisi yapar?
Senin izninle, senin kışkırtmanla tabii.
Ne olmuş senin kadar hoş, senin kadar çekici,
Bahtı açık değilsem?
Sevilmeden seviyor, hep itiliyorsam ne olmuş?
Hor görmektense acımam gerekmez mi bana?
İyi, iyi devam edin, üzülmüş gibi yapın,
Arkamı döndüğümde dil çıkarın, dudak bükün;
Birbirinize göz kırpın,sürdürün bu tatlı şakayı.
Neşenizi bozmazsanız, bakarsınız tarihe geçer.
Biraz acıma duygusu, biraz terbiye olsaydı sizde,
Böyle alay konusu yapmazdınız beni.
Neyse, haydi hoşçakalın;
Belki kusur bende , çaresi ya ayrılıkta ya ölümde.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunu Adı: Don Cristobita ile Dona Rosita'nın Acıklı Güldürüsü
Yazan: Federico G. Lorca
Çeviren: Memet Fuat



SİVRİSİNEK – Bayanlar, bir de baylar! Dinleyin hele! Küçük, delikanlı, kapa çeneni... sen de, küçük hanım, otur yerine, yoksa öyle bir pataklarım ki seni, yerinden bile kıpırdayamazsın bir daha! Susun, sessizlik babasının evindeymiş gibi dolaşsın dursun. Susun, susun da son söylenen sözlerin tatlı kalıntıları süzüle süzüle suyun dibine otursun. (Bir davul sesi.) Ben, bir de benim bu kumpanyam ta eskiden, soylu kişilerin tiyatrosundan kalmayız; kontların, markizlerin tiyatrosundan; altınlar, aynalar tiyatrosu; hani şu soylu bayların uyumaya geldiği, soylu bayanların da... onların da uyumaya geldiği... Beni, bir de benim bu kumpanyamı kapatıp üstümüze kilidi basmışlardı. Neler çektik, bilemezsiniz. Ama bir gün ben anahtar deliğine gözümü uydurdum, ışıkta taze menekşe gibi titreyen bir yıldız gördüm. Zorladım, dayandım, sonuna kadar açtım gözümü... çünkü rüzgar delikten içeri parmağını sokmuş, gözümü kapatayım diye dürtüp duruyordu... o yıldızın altından, cici kayıkların yol sürdüğü geniş bir ırmak bana bakıp gülümsedi. Söyledim arkadaşlarıma, tarlalardan, çayırlardan koşa koşa kaçtık, basit insanları, soylu olmayan kişileri aradık; onlara belki gösterebiliriz diye şeyleri, küçük şeyleri, küçük, minik işlerini dünyanın; dağlardaki yeşil ayların altında, kıyılardaki gül rengi ayların altında. Eh, şimdi de ay yükseldiğine, ateşböcekleri ufacık mağaralarına çekildiklerine göre, "Don Cristobita ile Dona Rosita'nın Acıklı Güldürüsü" adlı oyunumuza başlayabiliriz. Kaba Cristobita'nın tersliklerine, yaratacağı üzüntülere, Dona Rosita'nın çekeceği acılara hazırlayın kendinizi; yalnızca bir kadın değil Dona Rosita, donmuş suların üzerinde uçan bir yağmurkuşu, dokunsan kırılıverecek, küçücük bir ispinoz; onun çekeceği acılara ağlamaya hazırlanın. Hadi, başlayalım öyleyse! (Çıkmasıyla girmesi bir olur.) Gel, şimdi... ÇAL!... RÜZGAR GİBİ ES!... şu merak dolu yüzleri yala geç; al götür iç çekişlerini dağların ardına; sevgilisiz küçük kızların gözlerinde biriken yaşları kurut!
(Müzik)
Dört küçük yaprağı vardı
ağacımın
da rüzgar...
aldı götürdü.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyun Adı : Zincire Vurulmuş Prometheus / Prometheus
Yazar : Aiskhylos
Çeviri: Azra Erhat - Sabahattin Eyüboğlu

PROMETHEUS - Kibrimden, gururumdan susuyorum sanmayın:
Kendimi bu hallere düşmüş gördükçe,
Bir düşünce kemirip duruyor içimi:
Ben değil miyim bu yeni tanrılara
Bütün üstünlüklerini kazandıran?
Ama bu konuda susuyorum,
Neler söyleyeceğimi biliyorsunuz .
Buna karşılık, dinleyin ne kadar düşkündü ölümlüler,
Ve ben bu ağızsız, dilsiz çocuksu varlıklara
Nasıl verdim aklı, düşünceyi,
Anlatayım bunu, insanları küçültmek için değil,
Onlara ne büyük iyilikler ettiğimi göstermek için.
Önceleri insanlar görmeden bakıyor,
Dinlediklerini anlamıyorlardı,
Uzun ömürleri boyunca düş görüntüleri gibi
Düzensiz, gelişigüzel yaşıyorlardı.
Bilmiyorlardı duvar örmesini.
İçine güneş giren evler yapmasını,
Ağacı kullanmasını bilmiyorlardı.
Yerin altında, karanlık mağaralarda
Karınca sürüleri gibi yaşıyorlardı.
Ne kışın geleceği belliydi onlar için,
Ne çiçekli baharın, ne hareketli yazın.
Bilinç yoktu hiçbir yaptıklarında
Ben gösterinceye kadar onlara yıldızların
Doğuş batışlarını kestirmenin yolunu.
Sonra sayı bilgisini verdim onlara,
Bu kaynak bilgiyi onlar için ben bulup çıkardım.
Sonra harf dizilerine geldi sıra,
O dizilerdir ki belleği her şeyin,
Anasıdır bilimlerin ve sanatların.
Hayvanlara da ilk boyunduruk vuran ben oldum
Ölümlüleri kurtarmak için kaba işlerden;
Atlan dizginleyip arabalara koştum,
Zenginlerin şanını artıran arabalara.
Deniz1er aşan gemilerin bez kanatlarını
Bulan da benim, başkası değil.
Evet, ölümlüler için neler bulmuşken,
Bugün, zavallı ben bulamıyorum yolunu
Kendi başımı dertlen kurtarmanın.
Dahası var, dinledikçe şaşıracaksın:
Ne bilimler, ne sanatlar daha çıkardım!
En önemlilerinden biri de şu:
İnsanlar hasta düştükleri zaman
Ölüp gidiyorlardı devasızlık yüzünden;
Ne yiyecekleri şeyi biliyorlardı
Ne içecekleri, ne de sürünecekleri şeyi.
Ben öğrettim onlara otları, bir bir karıştırıp
Bütün hastalıklara karşı ilaçlar,
Cana can katan merhemler yapmasını.
......

Ya toprağın insanlardan sakladığı hazineler?
Tunç, demir, gümüş, altın ve bütün madenler,
Kim buldum diyebilir bunları benden önce?
Hiç kimse... Yalan söyler kim buldum derse.
Uzun sözün kısası, şunu bilmiş ol:
Bütün sanatları Prometheus verdi insanlara.
 

pumilan

New Member
Uykudaki Üye
Katılım
10 Haz 2008
Mesajlar
140
Gerçekden emeğin için çok teşekkürler..süpersin ellerine sağllık..
 

oguzcan

New Member
Uykudaki Üye
Katılım
11 Mar 2005
Mesajlar
2
Merhaba

Merhaba arkadaşlar,ekim ayın da "MSM" nin konservatuar sınavına giricem'de bana "KEŞANLI ALİ DESTANI" oyunun'da izmarit nurinin tiradı lazım sizlerde bulunurmu acaba (ey bütün nizamların dışında kalan bir hıyanetin diye başlıyor kaç ziliha kaç diye devam ediyor yardımcı olursanız sevinirim teşekkürler...
 

oguzcan

New Member
Uykudaki Üye
Katılım
11 Mar 2005
Mesajlar
2
Sesimi duyan varmı..=)
 
Üst Alt