kanka.net'e hoş geldiniz.!

Forumda paylaşım yapmak ve tamamen tüm özelliklerden yararlanmak için hemen kayıt olmayı unutmayınız.

Kayıt Ol!

Tiradlar

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunu Adı: Eski Fotoğraflar
Yazan: Dinçer Sümer



SEVTAP – Topunuz aynı çanağın çamurusunuz be! (Konyak içer.) Bilmez miyim ben? Benim adım Sevtap oğlum, Sevtap! Varyetemde bakarım da çevreme, ulan hiçbir adem, badem gözlü Sevrtap'ın gözlerinin içine bakmaz. Milletin tüm aklı-gözü göbeğimde, baldırımda. (İçer.) Şu odada bir gün ne oldu, biliyor musun? Bilmem ne müdürlüğünden emekli bir herif, işte şu iskemlede oturdu, sel gibi gözyaşı döküp yalvardı. Ne için biliyor musun? (Kahkahalarla güler.) Yooo, onun için değil. Yüz yaşındaydı belki manyak. Giyilmiş donlarımdan birini ona hediye etmem için. Birinde de bir sarı oğlan. Beş kuruşluk rakı içmiş, elinde bıçak, daldı odama. Höyyyt, ben adamı şişlerim, ben adamı dişlerim! Hani bayağı da güzel çocuk, hoş çocuk. Baktım fos fos ötüp duruyor çaylak, gülüverdim. Lan muhallebici dedim, senin istediğin bu mu? Al sana öyleyse. Soyunuverdim anadan doğma. Nah, fincan gibi oldu dürttüğün iki gözü. Şaşırdı kaldı, elden ayaktan kesildi. Gel gel dedim, gel! Tir tir titriyor anasının kuzusu. Şöyle bir gittim üstüne, attı bıçağı kaçtı. (Kahkahalarla güler.) Yaa, böyle işte. (Sehpanın üstünden bir bıçak alır.) İşte, durup durur bıçağı o günden beri. (Bıçağı bırakıp içkiyi alır, içer.) Yaa, Seyit çocuk, kolay mı Sevtap olmak? Benim hayatım roman be. (İçini çeker.) Oooof of! Gidelim. (Aynaya bakar.) Gördün işte Veli Bey hokkabazını... Biraz geç kaldım diye aklı fırttı kodoşun... (Sarhoş, mutlu.) Elbet ya, ben o pavyonun kraliçesiyim ulan, kraliçesiyim. Dur, azıcık daha allanacağım bu gece. (Allık sürünür.) Gözlerime de kalem çekeceğim. Ne müdürleri, ne jandarma kumandanlarını, ne pamukçu ağalarını kul etmiş kadınım ben. Sen bakma pavyondaki öteki kızlara. Hepsi de çürük-çarık şeyler. Teneke marka hepsi. Şimdikiler hepten düttürü Leyla. Neslihan da, İnci de, hepsi. Varsa yoksa, boşanmış zemberek gibi hi-hi-hi-hiyy diye gülmeler, bir de masanın altından heriflerin bacaklarına bacak sürtmeler. (Öfkeli.) Konsumasyonda etime el elleştirmiş kadın değilim ben. Ama muhabbetim var benim, erkek ruhundan anlarım bir kere. Yeniler iki viski içtiler mi, su muhallebisi gibi, peluze gibi yavşayıveriyorlar. Lap düşüyorlar heriflerin kucağına. Sabaha karşı da binip zamparanın taksisine doğru yaylaya, uçuşa! Ben de bilirdim taksilerde gezmesini, güzel otellerde yatmasını. Ama yoook, her kuşun eti yenmez. (Öfkelenmektedir iyice.) Erkek karıyım ben, namus kumkuması değilsem de... Gene de kendime göre... (Birdenbire sarsılır, ellerini göğsüne bastırır, acıyla kıvranır.)
Aaa-ı-ıh... İşte... Gene... Bir bıçak ucu, girdi çıktı şurama. (Soluk soluğa.) Şuram... Şuramda bir şey var benim.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı: Fizikçiler
Yazan: F. Dürrenmatt
Çeviren: Zahide Gökberk



MOBIUS - Adam öldüren katildir. Bizim üçümüz de adam öldürdük. Her üçümüzü de bu müesseseye getiren ödevlerimiz vardı. Her üçümüz de belli bir amaç uğruna kendimize bakan hemşireleri öldürdük: Sizler gizli ödevlerinizi tehlikeye düşürmemek için, ben de Hemşire Monika bana inandığı için. O beni yanlış anlaşılmış bir dahi sayıyordu. Bugün bir dahinin asıl ödevinin tanınmamak olduğunu anlayamadı zavallı. Adam öldürmek korkunç bir şey. Ben daha korkunç bir cinayetin önüne geçmek için yapmıştım bunu. Şimdi de karşıma siz çıktınız. Sizleri ortadan kaldıramam ama belki inandırabilirim. Düşünün, işlediğiniz cinayetler boşa mı gitsin, hiç anlamları kalmasın mı? Ya fedakarlık ettik, ya da cinayet işledik. Ya tımarhanede kalırız, ya da dünya havaya uçar. Ya biz kendimizi insanların aklından tamamen sileriz, ya da insanlık ortadan silinir.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunu Adı: Güldürü Üstüne Aldatma Ya da Tam Tersi
Yazan: Ahmet Önel



DALGACI – (Işıklar yandığında koltuğundadır. Elinde tenis raketi..) Ne çok şey anlatabilirim! Hoşsohbet biriyimdir aslında. Yine de, pek sevmezler beni. Nedense çekinirler. Huysuz herifin biri olduğum söylenir orda burda. Aldırmam. Her söylenen lafa kulak kabartırsanız işiniz iş demektir, yalan mı! Benim işim ise.. Size komik gelebilir belki ama, oyun oynarım ben. Sıkı bir oyuncuyumdur hani. Fazlasını sormayın, anlatmam. Bir işim daha vardır bu arada. Ona iş denir mi, bilmem ama.. (Kolundaki aleti gösterir.) Bunu saat sanırsanız aldanırsınız. Dünya nüfus göstergesidir bu. Şu an, evet şu an yeryüzünde kaç insan evladı var, anında söyleyebilirim. Tam tamına, altı milyar, yediyüz yirmi milyon üçyüz kırkaltı bin seksen dört kişi. Yemin ederim ki doğru! Eh, ne yapalım, herkesin bir merakı var işte. Ben sizin o minik içki şişelerini yan yana dizip de eşe dosta gösterip böbürlenmenize karışıyor muyum! Aslında itiraf etmek gerekirse, sorumluluk duygusu fazla olan biri değilim. Sorumluluk almaktan da ana değilim hani. Dalgacının biri olduğum bile söylenebilir canım! Bana kalsaydı ne o, ne bu, şair olmak isterdim! Çok ciddiyim. Güzel, körpecik kızlar sırtımı kaşıyıp yelpaze sallarken ben de şarabımı yudumlayıp şiirler döktürseydim fena mı olurdu sanki! Ya da bir yazar olup öyküler kurmak! Bakın bu da fena değil.. Yeni yeni insanlar salardım yeryüzüne ve onlar birbirlerini didiklerlerken ben de bir köşeye çekilir ve keyifle izlerdim kurguladığım dünyayı. Olmadı işte! Ne yaparsınız, beni kurgulayan da böylesini uygun görmüş. Ancak hayatın kendine has kuralları var. Acımasız bir dünyayla burun buruna geliyoruz pencereyi araladığımızda. Üzümler kendiliğinden şaraba dönüşmüyor. Çaba gerekiyor çünkü. Sonuç olarak, şiiri çoktan bıraktım. Öyküye zaten başlamamıştım. Herkes gibi yaşamayı seçtim sizin anlayacağınız. Ayrıca bir yazar nedir ki! Eninde sonunda kendi gölgesiyle sohbet eden bir ademoğlu! Yalan mı?
Şimdiden kantarın topuzunu kaçırdım bile. Yazmak şart değil ya, bir öykü anlatacaktım size. Her ne kadar yazar olamadıysam da, bir yazarın öyküsünü aktaracaktım. Aldığı bir siparişin heyecanıyla soluğu kıyıkentteki bir motel odasında alan bir düş ustasının öyküsünü, evet! Eh, motel masrafını ödeyecek olan kendisi değil nasıl olsa! Motelin en güzel odasına yerleşmekten kim alıkoyabilir ki kendisini! Ne keyifli bir durum, öyle değil mi! Ancak şu üzümdeki çaba burada da gerekiyor. Sözcüklerden şarap yapmak kolay mı sanıyorsunuz yoksa? Felsefe paralayacak değilim. Yüzüme gözüme bulaştırmadan öyküyü anlatabileyim, yeter bana. Son olarak söyleyeceğim şu: Yazarlar yarattıkları aracılığıyla özlemlerini dile getirirler biraz da.. Maharet sözcüklerde sizin anlayacağınız. Ah sözcükler! O görünmez kanatlar.. O duyulmayan kanat çırpışları.. Kimi zaman da nasıl aldatır biz çaresiz insanları! Bütün bu söylediklerim gibi tıpkı. Yoksa siz.. deminden beri konuştuğumu mu sanıyorsunuz? (Yerinden doğrulur, raketi sallayarak çıkar.)
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı: Bir Evlenme
Yazan: Nikolay V. Gogol
Çevirenler: Melih Cevdet Anday - Erol Güney



AGAFYA TIHONOVNA - Aman yarabbim... Karar vermek ne güç şeymiş... Bir kişi, iki kişi olsa ne ise... Ama dört kişi... Gel de birini seç. Nikanor İvanoviç biraz zayıf ama hiç de fena değil. İvan Kuzmiç de fena değil. Açık konuşmak gerekirse, İvan Pavloviç de biraz şişman ama, pekala gösterişli bir erkek. Söyleyin bana ne yapayım? Baltazar Baltazaroviç de değerli bir adam. Ah ne zor şey bu karar vermek... Anlatamam, anlatamam. Nikonor İvanoviç'in dudaklarını, İvan Kuzmiç'in burnunu alsak... Baltazar Baltazaroviç'in de halini tavrını... Bunun üzerine de İvan Pavloviç'in gösterişini katsak o zaman seçmek kolay olurdu. Oysa şimdi düşün, düşün... Vallahi başıma ağrılar girdi. Bence en iyisi ad çekmek. İşi kısmete bırakmalı. Kim çıkarsa kocam o olour. Adlarını birer kağıda yazarım. Sonra kağıtları kaparım. Kısmetim kimse belli olur. (Masaya yaklaşır. Kağıtla makas alır. Kağıtları keser, katlar, bunları yaparken de konuşur.) Ah şu kızlar ne talihsiz... Hele aşık olan kızlar... Erkekler bunu kabul etmezler, anlamak da istemezler. Ne ise, hepsi hazır. Bunları çantamın içine koyayım. Gözlerimi kapayıp çekeyim. Ne olursa olsun. (Kağıtları çantaya koyar. Eliyle karıştırır.) Ah, içime bir korku geldi. Allah vere de Nikonor İvanoviç çıksa; ama ne diye o olsun... İvan Kuzmiç daha iyi. Peki, İvan Kuzmiç de neden? Ötekilerin ne kusuru var? Hayır, istemem. Kim çıkarsa o olsun. (Eliyle kağıtları karıştırır ve çantadan yalnız birini değil, hepsini birden çıkarır.) A... hepsi birden çıktı. Kalbim çarpıyor... Olmaz, olmaz. Yalnız bir tane çekmek lazım. (Kağıtları gene çantasına koyar, karıştırır. Bu sırada Koçkarev girer. Yavaşça ilerleyerek arkasına gelir.) Ah Baltazar Balta... yok canım, Nikonor İvanoviç çıksa.. Hayır, hayır, istemiyorum. Kısmetim ne ise o çıksın.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı: Çöplük
Yazan: Turgay Nar



AYMELEK - Deseler ki bana, bir canın var ona ver, veririm... Haço... O da olmasa hepten yalnızlık çöker omuzlarıma... Onsuz ne yaparım ben?.. Kardeş ne de olsa, anamın yadigarı. Etimi yese de kemiklerimi saklar... İnsan yaşadığı yere benzer... Şu genç yaşında yüzünün derisi ne hale geldi... Buruşturulup atılmış bir kağıt parçası gibi... Şu çöplükten ne farkı var?.. Eller ruhun ağaçlarıdır derdi de anam, aklım almazdı... Nasıl kök salıp dallandığını anlayamaz insan; bir de bakarsın nerdeyse güneşe değecek... O sıcaklığı yavaş yavaş canında duyarsın... Ruhunu şeytana teslim eden ilk canlı yılandır!.. O yüzden yılanların ne eli ne de ayağı vardır!.. Bu yıl çöplük yılan kaynıyor!.. Korkumdan evde süt pişiremiyorum!.. Kokuyu alan yılan püskürüp geliyor!.. Geçenlerde biri gelip çöreklenmiş yatağımın yanına!.. Islığı bir çocuk ağlaması gibiydi, korktum, kaçtım evden hemen!.. Sonra şet dedim kendi kendime, ya o yılanın gelişinde bir hikmet varsa?!.. Kimbilir, belki bir günahımız vardır da, o yılan da bizi sınamak için gönderilmiştir!.. İnsanın aklına olmadık şeyler geliyor!.. Eve geri dönüp yılana süt vereyim dedim!.. Bir de gördüm ki derisi yanar döner yılan, ocaktaki ateşe düğüm olmuş, ateşi boğmakta!.. Ateş, gözlerime baktı, umutsuzdu!.. Gözleri kan çanağı gibiydi!.. Yılan, ateşi boğmuştu karşımda!.. Şurda, çöplüğün tam doğusunda, birkaç gün sonra aynı yılanı tekrar gördüm!.. Kulakları zümrüt küpeliydi!.. Beni görür görmez, akıp gitti çöp dağının koynuna!.. Elim yılan öldürmeye gitmiyor!.. Belki de yavruları vardı!.. Çöp makineleri gelince, ne yılan kalacak ne de insan! Geç oldu... Haço!.. Haço!.. Kalkın artık!.. Uyanın!.. Uyan, uyan artık İsrafil!.. Börtü böcek uyandı... Bugün çöplüğün öte yanına çöp dökeceklermiş... Haberiniz olsun...
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunu Adı: Don Cristobita ile Dona Rosita'nın Acıklı Güldürüsü
Yazan: Federico G. Lorca
Çeviren: Memet Fuat



SİVRİSİNEK – Bayanlar, bir de baylar! Dinleyin hele! Küçük, delikanlı, kapa çeneni... sen de, küçük hanım, otur yerine, yoksa öyle bir pataklarım ki seni, yerinden bile kıpırdayamazsın bir daha! Susun, sessizlik babasının evindeymiş gibi dolaşsın dursun. Susun, susun da son söylenen sözlerin tatlı kalıntıları süzüle süzüle suyun dibine otursun. (Bir davul sesi.) Ben, bir de benim bu kumpanyam ta eskiden, soylu kişilerin tiyatrosundan kalmayız; kontların, markizlerin tiyatrosundan; altınlar, aynalar tiyatrosu; hani şu soylu bayların uyumaya geldiği, soylu bayanların da... onların da uyumaya geldiği... Beni, bir de benim bu kumpanyamı kapatıp üstümüze kilidi basmışlardı. Neler çektik, bilemezsiniz. Ama bir gün ben anahtar deliğine gözümü uydurdum, ışıkta taze menekşe gibi titreyen bir yıldız gördüm. Zorladım, dayandım, sonuna kadar açtım gözümü... çünkü rüzgar delikten içeri parmağını sokmuş, gözümü kapatayım diye dürtüp duruyordu... o yıldızın altından, cici kayıkların yol sürdüğü geniş bir ırmak bana bakıp gülümsedi. Söyledim arkadaşlarıma, tarlalardan, çayırlardan koşa koşa kaçtık, basit insanları, soylu olmayan kişileri aradık; onlara belki gösterebiliriz diye şeyleri, küçük şeyleri, küçük, minik işlerini dünyanın; dağlardaki yeşil ayların altında, kıyılardaki gül rengi ayların altında. Eh, şimdi de ay yükseldiğine, ateşböcekleri ufacık mağaralarına çekildiklerine göre, "Don Cristobita ile Dona Rosita'nın Acıklı Güldürüsü" adlı oyunumuza başlayabiliriz. Kaba Cristobita'nın tersliklerine, yaratacağı üzüntülere, Dona Rosita'nın çekeceği acılara hazırlayın kendinizi; yalnızca bir kadın değil Dona Rosita, donmuş suların üzerinde uçan bir yağmurkuşu, dokunsan kırılıverecek, küçücük bir ispinoz; onun çekeceği acılara ağlamaya hazırlanın. Hadi, başlayalım öyleyse! (Çıkmasıyla girmesi bir olur.) Gel, şimdi... ÇAL!... RÜZGAR GİBİ ES!... şu merak dolu yüzleri yala geç; al götür iç çekişlerini dağların ardına; sevgilisiz küçük kızların gözlerinde birken yaşları kurut!
(Müzik)
Dört küçük yaprağı vardı
ağacımın
da rüzgar...
aldı götürdü.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı: Eşek Arıları
Yazan: Aristophanes
Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu


YARGIÇLAR – Her girişten ve önsözden önce
Şurasını belirtmek zorundayım ki
Bizim egemenliğimiz bütün egemenliklerin üstündedir.
Yaşadığımız çağda hangi mutluluk
Bir yargıcın mutluluğundan daha mutludur?
Hangi yaratık ondan daha keyifli yaşar?
Hangi yaratıktan korkulur, ondan daha çok?
Kocamış, beli bükülmüş olduğu halde?
Ben daha yatağımdan kalkmadan
Bir sürü insan bekleşir mahkeme kapılarında.
Anlı şanlı adamlarda vardır aralarında.
Yanlarından geçerken, hemen yapışır elime
Başlar yalvarıp yakarmaya:
“Gel etme, acı bana, yargıç baba;
Senin başına da gelmiştir bu işler
Orduda ya da başka bir işte
Sen de birkaç para aşırmışsındır elbet
Arkadaşlara yiyecek alırken pazardan.”
Kim yalvarırdı bana böyle, yargıç olmasam?
Bunlarla öfkem biraz yatışır,
Ama dışarıda verdiğim sözleri tutmam içeride.
Suçlular türlü diller dökmek zorundadırlar
Pençemden kurtulabilmek için.
Bir yargıçtan çok kime dalkavukluk edilir?
Kimi fakirliğini anlata anlata bitiremez.
Kimi Ezop masalları anlatır.
Kimi beni güldürüp öfkemi yatıştırmak için
Soytarılık, maskaralıklar yapar.
Bütün bunlar işe yaramadı mı
Kimi de tutar kız erkek çocuklarının elinden
Getirir hepsini mahkemeye.
Çocuklar boynunu büküp ağlar önünde;
Sonra baba, çocukları adına yalvarır bana
Bir Tanrıdan günahların bağışlanmasını ister gibi.
“Kuzuların sesini seversen,
Bu oğlancığın sesi de dokunur sana” der.
Dişi domuz yavrularını seversem
O zaman da kız çocuklarını ağlatır.
Biz de bir azıcık gevşetiriz artık
Öfkemizin gergin tellerini.
Az güç müdür bu? Para nedir bunun yanında?
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı: Cyrano de Bergerac
Yazan: Edmond Rostand
Çeviren: Sabri Esat Siyavuşgil

CYRANO – Bu kadarı az delikanlı! Asıl iş edada. Mesela bak, hoyratça, “Burnum böyle olsaydı mösyö, mutlak Dibinden kestirirdim!” Dostça, “ Yana yatmaz mı? Senden önce davranıp kadehe batmaz mı?” Tarifle, “Burun değil bir kere, coğrafyada Böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!” Mütecessis, “Acaba ne işe yarar bu alet? Makas kutusu mudur, divit midir, izah et?” Zarifhane, “kuşları sevdiğiniz besbelli! Yorulmasın diye yavrucaklar, temelli Tünek kurmuşsunuz!” Pürneşe, “ Birader şu Koskocaman burunla türün içince, komşu yangın var demiyor mu?” Müdebbir; “Aman yavrum! Bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum!” Müşfik, “Yaptırın ona küçük bir şemsiye, Yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!” Alimane, “Görmüşüm Aristophanes’de belki Hippocampelephantocamelos adındaki Hayvanın burnu gayet büyükmüş!Sen ne dersin?” Nobran, “Zaten bilirim, sen misafir seversin; Bu şapka asmak için mükemmel icat!” Şairane, “Ey burun, bütün cihana inat, Seni baştan aşağı nezle etmeye kaadir Tek rüzgâr bulunamaz, karayel müstesnadır!” Hazin, “Bir de kanarsa, Kızıldeniz! Ne bela! Hayran, “ Lavantacıya ne mükemmel tabela!” Lirik, “Bu Tanrıların bindiği bir gemidir!” Safiyane, “Abide ne günleri gezilir?”” Hürmetkârane, “Mösyö, kibarsınız muhakkak, Yoksa var mı cumba sahibi olmak!” Köylü, “Vış anam! Bu ne? Bilmem guş muh, balık mıh? Yoğusa tohuma kaçmış bir salatalıh mı?” Sivri akıllı, “Bunu tombalaya koymalı! Kim elinden kaçırmak ister böyle bir malı?” Ve hıçkıra hıçkıra nihayet, Pyrame gibi, “Bu ne felaket! Bu ne musibettir Yarabbi! Böyle berbat edip de yüzünü sahibinin, Şimdi de utancından kızarıyor, bak hain!” -Olsaydı biraz nükte, biraz malumatınız, İşte karşıma geçer bunları sayardınız. Fakat sizde nükteden eser yok zerre kadar, Neyleyeyim Cenabıhak ihsan buyurmamışlar! Zaten bir parça icat kudreti olsa bile, Böyle seçkin, muhterem huzzar önünde hele, Bana bu şakaları yapmazdınız elbet. Ağzınızdan çıkmaya daha olmadan kısmet Bunlardan bir tekinin en ufak başlangıcı, Karşınıza Bergerac’ın kılıcı! Ben bunları söylerim, oldukça belagatla! Başkasından dinlemem fakat tekini bile.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı: Antigone
Yazan: Sophokles
Çeviren: Güngör Dilmen

ANTİGONE – İsmene’m canım kardeşim benim babamız Oidipus’un mirası hiçbir acı, kahır, utanç kaldı mı Zeus’un yaşarken bize tattırmadığı? Şimdi de Kral bütün kente buyruk salmış diyorlar, biliyor musun ne? İşittin mi? En sevgilimizin başına gelecekten belki haberin bile yok senin. Sezmiştim böyle olduğunu, ondan çağırdım seni buraya , sarayın dışına yalnız sen işitesin diye.
Kreon yalnız birini gömüyor ağabeylerimizin, öbürünü gömütsüz bırakıyor aşağılamak için. Eteokles’in cenazesini doğru dürüst dua ile kaldırttı, saygınlık içinde varsın diye ölüler ülkesine. Ama onunla kucak kucağa can veren Poluneikes’i kimse gömmeyecek demiş, kimse yasını tutmayacak! Kardeşimizi böyle gömütsüz, gözyaşsız leş kargalarına, akbabalara peşkeş çekmiş tatlı bir şölen niyetine. Anlıyorsun ya. Sayın Kreon’un buyruğu seni de beni de yakından ilgilendiriyor... Özellikle beni. Duymayanlar iyice öğrensin diye kendi de geliyormuş buraya. Şakası yok, uygulanacak emir. Yasağa karşı çıkan olursa , halkça taşlanarak can verecek surlarda. Durum böyle, günü saati geldi özündeki mayayı görelim yaratılıştan soylu musun yoksa soylu ataların yozlaşmış bir çocuğu mu?
Israr etmiyorum, yardımın eksik olsun, işine bak sen. İlerde gönlünden kopsa bile yardımını kabul etmem artık. Ben gömmeye gidiyorum ağabeyimi. bu uğurda ölsem ne gam? Yan yana yatarız kardeşimle iki sevgili gibi, suçsa kutsal bir suç benim ki. Şu kısacık yaşamda dirilere yaranmaya değer mi? Öte yandan sonrasızlık bekler beni Ölmüşlerime adıyorum sevgimi, sen ama yüz çevirip kutsal yasalardan gönlünce sürdür günlerini.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı: Antigone
Yazan: Sophokles
Çeviren: Güngör Dilmen

KREON:
Yurttaşlarım bu zorlu fırtınada
devlet gemisi epeyce bocaladı ya
tanrılar ulaştırdı çok şükür
sonunda esenliğe. Sizleri buraya
özel olarak çağırdım, sizler ki en güvendiğim
dayanaklarısınız devletin.
Laios’un soyuna bağlılığınızı bilirim
Oidipus bu ülkeyi kargaşadan kurtarıp
düzene koyduğu günlerde
onun arkasındaydınız sağlamca,
bu mutsuz hakanın ölümünden sonra da
onun çocuklarına bağlılıkta kusur etmediniz.
Şu gün iki kardeş öldüler ya birbirinin katili
tek varis olarak bana geçmiş bulunuyor
taht, taç, hakanlık yetkileri.
Devlet yönetimiyle yoğrulmadıkça kişi
Ölçülmez karakteri, zekâsı, gerçek düşünceleri.
Devlet adamı halkın esenliğinden öte
kaygılara kaptırırsa kendini
ve sonuçlardan çekinip omuzlarına yüklemezse sorumu
susup kalırsa korkudan, derim ki ben
-ve her zaman da demişimdir bunu-
aşağının aşağısıdır o. Her kim yakınlarını
üstün tutarsa yurt sevgisinden
onu adam yerine koymam, çünkü ben
-gözünden bir şey kaçmayan Zeus tanığım olsun-
devlet tehlikedeyken susamam,
yurt düşmanları da kendime dost saymam.
Şunu usumuzdan çıkarmayalım:
Varlığımız bu devletin gölgesinde
Bu gemi ki ancak kazasız belasız
geleceğe doğru yol aldığı sürece
dostluğun kardeşliğin anlamı var bizce.
Devleti bu kurallarla yüceltirim ben.
Şimdi Oidipus’un oğulları ile ilgili
yayınladığım buyrultuya değineceğim:
Yurdu için yiğitçe dövüşerek can veren Eteokles
törenle gömülecek, öte dünyaya giden ölülere
gösterilen tüm saygı, son görevler
eksiksiz uygulanacak cenaze töreninde.
Kardeşi olacak haine gelince,
sürgünden dönerek anayurdunu
ataların tapınaklarını ateşe salmak,
ulusu köle etmek isteyen Polüneikes’in
şu ya da bu biçimde törenle gömülmesi,
ona yas tutmak yasak! Böyle biline.
Açıkta ortalıkta kalan leşi
akbabalara köpeklere şölendir,
yesinler didiklesinler. Nasıl bir adam olduğumu
görün öğrenin işte.Şerefli bir yurttaşla bir haini
asla bir tutmam.Yalnız yurda hizmet etmiş
yurttaşlar
sağ olsunlar ölü olsunlar
bizden sevgi saygı görürler.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyun Adı: Hayaller ve Gerçekler
Yazarı : Kemal ORUÇ


MEHMET - Diğer çoğu hastalıkta olduğu gibi benimkinin de temelleri çocukluğuma
dayanıyor. Hayır hayır düşündüğün gibi baskı altında falan büyümedim,
şiddete de maruz kalmadım. Bahçesinde onlarca ağaç olan bir evde
büyüdüm. Bir sürü arkadaşım vardı ve çok da iyi bir ailem. Şimdi “bütün
bunlara rağmen nasıl oldu da kafayı yedin” diye soracaksın bana. Peki
söylüyorum: Benim hastalığım; insanlara mutluluk vermek… Bakma bana
öyle garip garip. Ciddiyim ben. Küçüklüğümden beri çevremdeki herkese
bıkmadan, usanmadan mutluluk vermeye çalıştım. Başkaları mutlu
olduğunda ben daha da mutlu oldum. Neden diye sorma sakın. Ben gerçek
bir insan olmaya çalıştım. Bir de çocukluğumda bir film izlemiştim.
İnsanları sadece güldürerek tedavi eden bir doktor vardı filmde. Ondan
etkilenmiş olabilirim biraz. Düşünsene; ilaç yok, sadece gülücükler var.
Bunu kendime vazife olarak aldım ve büyüyüp kocaman bir adam olana
kadar da herkesi mutlu etmeye çalıştım. İnsanların sorunlarını dinlemek ve
çözümler üretip onlara sunmak hoşuma gidiyordu. Hatta biliyor musun öyle
güzel bir mutluluk zinciri kurmuştum ki bir kişinin sorununu başkalarıyla
tartışıp fikirleri sentezliyor ve en iyi çözümü o kişiye sunuyordum. Bütün
bunları not ettiğim kocaman bir defterim vardı. Nitekim gel gör ki işler pek
yolunda gitmemeye başladı. İnsanlar bir süre sonra bana sırt çevirdiler. Hep
gülmek olmazmış. Sorunları da yaşamak, hüznü de tatmak gerekirmiş. Beni
her an mutlu görenler artık bana bir uzaylıymışım gibi bakmaya başladılar.
Aslında onların biraz da haklı olduğunu anladığımda artık çok geçti.
Dışlanmıştım. Nasıl ki büyük bunalımlar yaşayanlar deli ilan ediliyorsa hep
mutlu olanlar için de aynı şey geçerliymiş.

Anlayacağın sonunda kendimi bu ruh sağlığı hastanesinde buldum. Kendini bulmak…
Ben gerçekten kendimi burada buldum çünkü burada bir sürü sorunlu var. Ve
ben de hepsinin yardımına koşabilirim.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı: Cyrano de Bergerac

Yazan: Edmond Rostand

Çeviren: Sabri Esat Siyavuşgil



Burnunuz ne kocaman!
Evet! Pek kocaman... Hepsi bu mu?
Bu kadarı az delikanlı! Halbuki neler, neler bulunmaz söylenecek? Asıl iş edada. Mesela bak,
"Burnum böyle olsaydı, mösyö, mutlak dibinden kestirirdim!
"Yana yatmaz mı? Senden önce davranıp kadehine batmaz mı?
"Burun değil bir kere, coğrafyada böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!
"Acaba neye yarar bu alet? Makas kutusu mudur, divit midir, izah et!
"Kuşları sevdiğiniz besbelli! Yorulmasın diye yavrucuklar, temelli bir tünek kurmuşsunuz!
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı: Cyrano de Bergerac

Yazan: Edmond Rostand

Çeviren: Sabri Esat Siyavuşgil


..
Fakat, şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
Yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya,
Gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı
İsteyince şapkayı ters giymek, karışanı
Olmamak. Bir hiç için ya kılıcına veya
Kalemine sarılmak ve ancak duya duya
Yazmak, sonra da gayet tevazula kendine:
Çocuğum! Demek, bütün bunları hoş gör yine,
Hoş gör bu çiçekleri, hattâ bu kuru dalı,
Bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı!
Varsın küçücük olsun fütuhatın, fakat bil,
Onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.
...
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
YAZAN: HALİS TEKEL
Oyunun adı: Horozlanmak Yasaktır


Ben üzülmüyor muyum sanıyorsunuz?
İçine düştüğümüz bu anlamsızlık,
Bu döngünün ziyanı bana dokunmuyor mu sanıyorsunuz yoksa?
Hayatın bu kadar kendini açık ifade ettiği dönemde
Acımasızlığı görmüyor musunuz?
Sağınıza bakın, solunuza bakın
Ama kör ebe niyetine değil.
Çıkarın artık yancıklarınızdan at gözlüklerinizi
Çıkarın.
Beni yargılamayın dostlar,
Benimde ahbabımdır Bülent hoca bilirsiniz
Hepinizden daha çok severim hatta,
Ama onun bu çaresizliğini bu düşkünlüğünü görünce
İçimde ki bir başka ben duur, diyor, duuur dostlar.
O adam, Bülent hoca, kırk yıl boyunca, okudu okuttu.
Analığımıza, babalığımıza paydaş oldu.
Ama şimdi nerde,
Bizim gibi işe yaramayan
Ve bir baltaya sap olamamış,
işçi kahvehanesinde sürünen
İnsancıklarının içinde.
Niye
Ekmek davası için.
Ne ekmeği beyim, ekmek mi kaldı.
Ona söylediğim, o mahsumiyetsiz kelimelerin azabını çekmiyor muyum sanıyorsunuz?
Yoo, yanlıyorsunuz…
Hepinizden daha çok ölüyorum,
Bu ülkede yaşayan her insandan daha çok ölüyorum.
Tanrının gücüne gitmezse
Ki umurumda değil artık, giderse gitsin
İsa dan daha çok acı çekiyorum.
Artık bu ülkede çok okumak,
Çok çalışmak,
Çook şey bilmek önemli değil.
Az bileceksin çok çalacaksın.
Hırsız olacaksın çırpacaksın
Varsa gücün, vereceksin bankanın kapısına hortumu
Yok mu gücün, saracaksın o zaman yetimin boğazına bağırsaklarını.
Yada biçer Niyazi olacaksın, kara kaplı nizami.,
Veya başka bir şey,
İsteğin zaman yaşayacak, istediğin zaman yaşlanacak
Kuş tüyü yatakta istediğin zaman öleceksin.
Yani kaderin kendi elinde olacak.
Saltanat makamında oturun ilgili bakanlar gibi…
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun adı: Mülteci
Yazan: Halis Tekel


ŞARAPİZM ( ateist) - Yo yo hayat hikayemi falan anlatmayacağım size,

Zaten tarih abdestliğini ve kutsallığını kaybetmişken

Böyle aptalca bir şeyi beklemeyin benden sarhoş olsam da

Ben şarap içerim, şarap

Günde beş vakit namaz niyetine

Leyla ile Mecnun adına içerim.

Bilir misiniz tadını,

Aman nerden bileceksiniz yahu , gece kıyafetiyle pek tat vermez ki.

Sigara da içerim elbet bol bol

Yaşlılığımı boşuna hayal ettiğimi de bilirim

Otuzbeş, hadi taş çatlasın

Otuz altının başında ölürüm, kesindir bu

Çünkü, izmarit artı ispirto eşittir ölüm.

Nasıl ve nerde öleceğimi de bilirim.

Ben şarapçıların şahıyım, ben her şeyi bilirim.

Psikoloji, sosyoloji, bokoloji, aklınıza gelecek veya gelmeyecek,

Son iki hecesi loji ile biten bütün mantıksızları bilirim.

Anlamlarını bilmesem de her yola girerim.

Kapitalizm, sosyalizm, ahlizm vahlizm

Ama en güzeli benim yolum olan şarapizm

Her adımımda yanımda olan, tek dostuyumdur kendimin.

Bilirim hiç biriniz beni sevmezsiniz,

Alacağım hırkamı gideceğim zaten buradan.

Ama bilmezsiniz ki, sizi gidi aptallar sizi

Bu dünya benim adıma yaratıldı,

Benim adım ile döner durur, deliler gibi kendi etrafında.

Ama siz güneş etrafında döndüğünü sanırsınız hah.

Yoldan geçen, permalı röfleli, burmalı yosmalı

Tamperli tampersiz bütün kadınlar benimdir benim.

Bütün şarkılar benim adıma yazılmıştır.

Bütün şiirler benim adıma okunur,

Tek yalnızlık tanrıya mahsus, işte oda bana dokunur.

Lanet olsun…

Güneş doğsun artık, hırkam nerde, ben gidiyorum…
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyun Adı: Hayaller ve Gerçekler
Yazarı : Kemal ORUÇ


MEVLÜT BABA
Yıllardır biriktiririm bu derdimi içimde. Nasıl anlatılır nasıl sözcüklere kurulur bilemem. Ben içimde yaşadım ya hep… (Durgunlaşır.) Gençliğimde bir kadın sevdim. Canımdan çok hem de… Evlendik, bir bebemiz oldu: Ahmet... Ahmet'im… Daha iki yaşındayken anası garibim kansere yakalandı, çok çok altı ay dayandı bu illete. Ahmet'imi tek başıma büyüttüm. Yeri geldi anası da ben oldum. Aç kaldım ama Ona hissettirmedim. Çöplükten bulup yedim ama Ahmet'imi hiç aç koymadım. Hiç üşümedi o ben ayazlarda donarken. O sıralar eskicilik yapardım ben. Demir, pet şişe falan toplar satardım. Okumadım hiç ben, okutmadılar. İstedim oğlum okusun adam olsun, kimsenin eline bakmasın. Lise çağına gelince beni tanımaz oldu. Utandı içten içe… Hiçbir çocuk babasının fakirliğinden utanır mı? Utandı işte yavrucak. Kaçtı günlerce benden. Aradım, okuluna gittim sordum benden bahsetmemiş bile… Başka birinden bahsetmiş. Demiş ki "Benim babam doktor". Kızmadım ona kızamadım. Sonra Tıp Fakültesini kazandı, başka şehre okumaya gitti. Bir daha da arayıp sormadı. Kazandığım her parayı gönderdim, oğlum aç kalmasın, yaban ellerde açıkta kalmasın diye. Profesör oldu, şimdi İstanbul'da benim hastabakıcılık yaptığım hastanenin başhekimi... Anlayacağın Prof. Dr. Bekir Şahin benim oğlum... Siyasi torpille geldi buraya. Benim için değil merak etme, kendi çıkarları için… Ben sildim bir kere Onu hayatımdan. Benim Bekir diye bir oğlum yok! İşe bak ki bir zamanlar o benden utanırdı. Şimdi ise ben ondan utanıyorum!
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun Adı: Lysistrata

Yazan: Aristophanes

Çeviren: Azra Erhat - Sabahattin Eyuboğlu



LYSISTRATA - Biz kadınlar savaşın ilk günlerinde haddimizi bildik, her yaptığınıza boyun eğdik. Ağız açtırmadınız bize, sustuk. Ama yaptıklarınızı beğeniyor muyduk? Hayır. Olanın bitenin pek ala farkında idik. Çok defa köşemizden öğreniyorduk önemli işler üstüne verdiğiniz kötü kararları. İçimiz kan ağlarken, yine de gülümseyerek sorardık: "Bugünkü halk toplantısında barış üstüne ne karara vardınız?" Kocamız "Sana ne? Sen karışma!." der, biz de susardık.

Ama ara sıra da ne kötü kararlara varıldığını öğrenir ve sorardık: "Aman kocacığım, nasıl olur, bu kadar çılgınca bir işe nasıl girersiniz?" Ama kocamız bize yukardan bakarak: "Sen elinin hamuruyla erkeklerin işlerine karışma. Cenk işi, erkek işi!" derdi.

Başımızı derde sokuyordunuz, yine de bizim size öğüt vermeye hakkımız yoktu. Ama sonunda siz kendiniz başladınız bağırmaya ulu orta: "Erkek yok mu bu memlekette?" diye; erkekler cevap verdi size: "Yok, erkek yok bu memlekette!" İşte o zaman biz kadınlar toplandık ve Yunanistan'ı kurtarmaya karar verdik. Daha bekleyebilir miydik? Söz bizim artık, susmak sırası sizde. Aklınızı başınıza toplar, öğütlerimizi dinlerseniz, işlerinizi biz yoluna koruz.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun adı: Jan Dark
Yazan: Bernard Shaw
Türkçesi : Sevgi Sanlı


Jan Dark

Verin o yazıyı bana (Masaya koşup, kağıdı kaparak parça parça eder) Varın yakın ateşinizi. Fare gibi deliğe tıkılmam ben.Seslerim haklıymış. Sizin ahmak olduğunuzu söylemişlerdi. Bunların güzel sözlerine, merhametlerine güvenilmez demişlerdi. Hayatımı bağışlayacağınıza söz verdiniz. Yalanmış. Yaşamak nedir sizce? Donup taş kesilmemek mi sadece? Ne kuru ekmek bulunca gam, yerim, ne de duru su içmek derttir benim için.Ama gök kubbenin şavkından, o güzelim kırların çayırlarından, çimeninden yoksun bırakmak beni... Dağda bayırda askerlerle at koşturmamayım diye ayağıma pranga vurmak... Bana havasız , nemli karanlığı koklatmak... Sizin bu kötülüğünüz, sizin bu sersemliğiniz beni Tanrı'dan bile soğuturken, gönlümü gene O'nun sevgisiyle dolduracak her şeyi almak elimden, cehennem ateşinden de beterdir. Savaş atımdan vazgeçebilirim. Etekle dolaşmasam da olur. Sancaklar, borazanlar, askerler yanı başımdan geçip gitse de öbür kadınlar gibi geride bırakmayı nefsime yedirebilirim. Yeter ki rüzgârda ağaçların hışırtısını, güneşte öten çayır kuşunu, köyümün sağlıklı ayazında meleyen kuzuları işitebileyim. Akşam çanları bana melek seslerini getirsin gene. Bunlar olmadan yaşayamam ben. Bunları benden ya da başka bir kuldan almaya kalktığınız için siz, biliyorum şeytanın emrindesiniz. Oysa bana yol gösteren Tanrı'dır. Tanrı'nın hikmetine aklınız ermez sizin.Beni ateşlerden geçirip bağrına basacak odur. Çünkü öz evladıyım O'nun. Benimle birlikte yaşamaya layık değilsiniz sizler. Şu güzelim dünyayı yaratan Tanrım. Senin ermişlerine dünya ne zaman kucak açmayı öğrenecek? Ne zaman ulu Tanrım, ne zaman... Son sözüm bu işte.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun adı: Persler
Yazan: Aiskhylos
Türkçesi : Güngör Dilmen


ATOSSA - Oğlum orduyu donatıp Yunaneli'ni yakıp yıkma sevdasıyla gitti gideli düşler görüyorum geceleri. Ama hiçbiri dünkü gibi açık değildi. Dinle!Güzel fistanlara bürünmüş iki kadın belirdi gözlerimin önünde. Biri Pers zevkiyle giyinmiş biri Dor. Uzun boylar, kusursuz güzellikleriyle gölgede bırakırlardı bugünküleri. İki kız kardeşti bunlar, bir soydan. Birinin yurdu ama Hellas'tı öbürünün barbar ülkesi talihlerince. Düşümde bakıyorum bir anlaşmazlık çıkmış aralarında. Oğlumda sindirmek istedi onları savaş arabalarına koşmaya kalktı ikisini de geçirip koşumları boyunlarından. Biri boyun eğdi, uysalca kendi uzattı ağzını geme. Öbürü ise çırpındı, ayak diredi. Sonra iki eliyle kavrayıp koşumlar kopuverdi , savurdu gitti arabayı, dizgin gem dinlemedi, boyunduruğu da böldü ikiye Yere düştü oğlum. O zaman işte babası Darins belirdi yanı başında. Ona bakıyordu acıyla. Atasını görüp Serhas paraladı üstündeki giysileri. İşte dün gece gördüğüm düş . Sonra uyandım temiz bir kaynakta yıkadım ellerimi, armağanlar derip sunağa vardım, sundum adağımı koruyucu tanrılara gerektiği gibi. Yine Foibos ocağına süzülen bir kartal görüyorum. Ben korkudan dilsiz kalmışım öyle dostlar. Derken bir atmaca çullanıyor kartalın üstüne çevik kanatları pençeleriyle kafasını yolup kel ediyor. O da ürkmüş, büzülüp bırakıyor kendini. Bu düş kaygılandırdı beni. İşittiniz siz de, korkmuş olmanız gerek. Ancak, iyi bilirsiniz ki , oğlum üstesinden gelirse bu işin, seçkin bir kahraman olacak. Kötü olursa sonuç, kente karşı hesap vermekle sorumlu değil. Sağ salim dönsün yeter, bu ülkeye yine o buyuracak.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Oyunun adı: SCAPIN'İN DOLAPLARI
Yazan: MOLIERE
Türkçesi : Orhan VELİ KANIK


ZERBINETTE - Adı Oronte.Or.ron.ronte.hayır, Ge. Geronte.Evet Geronte, tamam; işte başımın belası; buldum; işte sözünü ettiğim nekesin adı.Ne diyordum? Ha, bizimkiler de tuttular, bugün buradan başka yere gitmeye kalktılar. Bi'şey değil, aşığım parasızlık yüzünden, beni elinden kaçıracak, ne yapsın bu parayı, babasından çekmek için uşağının dalaveresine başvurmaktan başka çare bulamadı. Bakın, uşağın adını iyi biliyorum, adı Scapin. Yaman adam doğrusu, ne türlü övülse hakkıdır. Enayiyi avlamak için bakın ne dolap çeviriyor. Hah, hah, hay!...Düşündükçe güleceğim geliyor, hah, hah, hah, hay!... Gidiyor, pintiyi buluyor,hah, hah, hah!...Diyor ki, oğluyla berber rıhtımda dolaşırlarken , hah, hah, hay!..Bir Türk kadırgası görmüşlermiş de, kalyondan bunları içeriye çağırmışlarmış. Sözüm ona, gene bir Türk bunları ağırlamış, aman Tanrım! Tam yiyip içerlerken gemi açılıvermiş. Türk, Scapin'i tek başına bir kayığa bindirip kıyıya göndermiş. Sözde demiş ki babasına söyle, hemen beş yüz altın yollamazsa , oğlunu Cezair'e götüreceğim. Hah, hah, hay! Almış bizim hasisi, bizim mendeburu bir telaş. Bi yandan da, ne olsa oğlu ya, merhemeti bırakmazmış; ama beş yüz altının lakırdısı da evlat acısı gibi içine işlermiş. Hah, hah, hay! Bi yandan parayı gözden çıkaramamış, bi yandan da, içinin acısıyla oğlunu kurtarmak için, bin bir çeşit, gülünç çareler bulurmuş. Hah, hay! Bi aralık kadırganın arkasından denize kanun gönderecek olmuş. Hah, hah, hay! Parayı vermeye bi türlü yanaşmazmış da, git dermiş, uşağına, ben bu parayı denkleştirinceye kadar oğlumu bıraksınlar, yerine seni alıkoysunlar. Hah, hah, hay!...Bi aralık da beş yüz altın yerine, beş para bile etmeyecek üç beş kat eski giysisinden vazgeçmeye kalkmış. Hah, hah, hay!... Uşak, bütün bu tekliflerin akıl karı olmadığını kendisine anlatmış.O, yine, her sözün başında, acı, acı: '' Ama, ne halt etmeye gitti şu kadırgaya, ah kör olası kadırga, ah insafsız Türk! ''der dururmuş. Neyse, bi hayli düşündükten, bi hayli ahlayıp ofladıktan sonra.Ama, sanırım, boşuna anlatıyorum. Hiç gülmüyorsunuz. Efendim?

 
Üst Alt