kanka.net'e hoş geldiniz.!

Forumda paylaşım yapmak ve tamamen tüm özelliklerden yararlanmak için hemen kayıt olmayı unutmayınız.

Kayıt Ol!

###Sahne İnsanları###

hercaime

New Member
Uykudaki Üye
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
27
teşekkürler arkadaşım çok emek etmişsin. ellerin dert görmesin.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Bernard shaw 1856-1950

BERNARD SHAW 1856-1950

İrlanda'nın Dublin kentinde, yoksul düşmüş bir ailenin oğlu olarak doğan George Bernard Shaw, yazdığı komediler, denemeler ve eleştirilerle çağdaş edebiyat ve siyasete büyük katkılarda bulunmuştur. Çocukluğunda ailesinin yakın çevresinde bulunan müzik öğretmeni, ona müzik sevgisini aşılayarak daha sonra başarılı bir müzik eleştirmeni olmasını sağladı. 16 yaşında okulu yarım bırakarak bir emlak komisyoncusunun yanında çalışmaya başlayan Shaw, yaşamını yazar olarak kazanmak için 1876'da annesiyle birlikte Dublin'den Londra'ya gitti. Burada, yarım kalan eğitimini British Museum'un kütüphanesinden yararlanarak kendi çabasıyla tamamlamaya çalıştı. Bu dönemde yazdığı romanlar başarısız oldu.
1880lerde siyasetle ilgilenmeye başlayan Shaw, yönetim değişimin ve reformun gerekliliğine inanarak sosyalist oldu. Bu düşüncelerin geniş kitlelere ulaşmasını ve daha iyi anlaşılmasını sağlaya çalışan Fabian Derneğine katıldı. 1880lerin başında İngiltere'de kurulan Fabian Derneği günümüzde de etkinliğini sürdürmektedir. Demokratik bir sosyalizmi amaçlayan dernek, bu hedefe ulaşmada eğitimin önemine inanır. Konferanslar, tartışmalar ve toplantılarla görüşlerini yaymaya çalışır.
Shaw'un ilgi alanı yalnızca siyasetle sınırlı değildi. Güzel sanatları, müziği, tiyatroyu seviyordu. 1885ten sonra birçok gazete ile dergiye kitap, resim, müzik ve tiyatro eleştirileri yazmaya başladı. Çeşitli konularda çok net ve açık düşünceler üretebilme yeteneği olan Shaw, başka insanların da olayları aynı biçimde gösterebilmesini sağlamaya çalıştı. Bunu yapabilmenin en iyi yolunun oyun yazarlığı olduğu düşüncesiyle komediler yazmaya başladı. İlk oyun 1982'de sahnelendi. Toplumsal içerikli ve insanların gerçekleri açıkça görebilmesini sağlayacak oyunlar yazan Shaw, bunları ağır bir dille değil, eğlenceli komediler biçiminde sundu. Shaw, oyunlarında bir öykü anlatmanın yanı sıra, kendi görüşlerini de kanıtlamayı amaçladı. Bu görüşler insanların inançlarını altüst ediyor, rahatsız ve tedirgin olmalarına yol açıyordu. Bu yüzden kısa sürede birçok eleştiriye hedef oldu, ama çarpıcı bir dille ve akıllıca yazılmış bu oyunlar izleyicilere beğenilmekte gecikmedi. Bir çoğu İngiltere'nin yanı sıra Avrupa ve Amerika sahnelerinde de büyük başarılar elde etti. Türkçe'ye de çevrilen önemli yapıtları arasında, Silahlar ve Kahraman, Kandida, Hiç Belli Olmaz, Caesar'la Kleopatra; İnsan, Üstün İnsan ve Bir Kadın Yarattım sayılabilir. Shaw'un, daha sonra özgün adıyla da Türkçe'ye çevrilen Bir Kadın Yarattım adlı komedisi 1938'de sinemaya uyarlandı ve Shaw bu filmle senaryo dalında Oscar kazandı. Oyun 1964'te My Fain Lady adıyla müzikal olarak yeniden filme çekildi. Ülkemizde de Benim Tatlı Meleğim adıyla gösterildi.
1. Dünya Savaşında savaş karşıtı görüşleri yüzünden eleştirilere hedef olan Shaw, bu dönemde İngiltere ile yandaşlarının da Almanlar kadar suçlu olduklarını, barış konusunda hızla çalışmalara başlamak gerektiğini savundu. Savaşın ardından daha iyi bir dünya kurabilmek için eski düşünce ve yöntemlerin değiştirilmesi gerektiği düşüncesi toplum içinde de ağırlık kazanmaya başladı. Böylece, Shaw'un insanları düşünmeye yönelten oyunları güncellik kazandı. Başyapıtlarından biri olan Jan Dark ilk kez 1924'te sahnelendi. Zamanın en iyi oyunu olarak kabul edilen bu yapıtta Shaw, kendine özgü anlatımıyla Jan Dark'ın kahramanca yaşamı ve ölümünü öyküleştirmiştir. Oyunun kazandığı başarı üzerine, 1925'te Nobel Edebiyat Ödülü Shaw'a verildi, ama o bu ödülü geri çevirdi.


Tüm Eserleri;
Gülen Düşünceler
Kara Kız
İnsan ve Üstün İnsan
Pygmalion
Sezar ve Kleopatra
Jan D'ark
Milyoner Kadın




 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Carlo Goldoni (1707-1793)

Carlo Goldoni


Biyografisi (1707-1793)
İtalyan oyun yazarı. Commedia dell'arte oyunlarındaki maskeli, kalıplaşmış tiplerin yerine daha gerçekçi karakterler; gevşek yapılı, çoğu zaman yinelemelerle dolu kurgunu yerine, sıkı dokulu olay örgüleri ve sonu önceden kestirilebilen farsın yerine de neşeli ve kendiliğinden gelişmeye açık bir hava getirmiştir. Bu yenilikler nedeniyle Goldoni, İtalyan gerçekçi komedisinin kurucusu sayılır. Bir hekimin oğlu olan Goldoni, yaşıtlarına göre erken bir gelişme gösterdi. Tiyatroyla ilgilenmeye küçük yaşta babasının kütüphanesindeki komedileri okuyarak başladı. 1721'de Rimini'de devam ettiği okulu terk ederek gezginci bir tiyatro kumpanyasına katıldı. Daha sonra Pavia'daki papalığa ait yüksekokulda öğrenimini sürdürdü. Plautus, Terentius ve Aristophanes'in komedilerini orada okudu. Moliere'i okuyabilmek için Fransızca öğrendi. Kentin soylu hanımlarını konu alan bir yergi yazdığı için, Pavia'daki Ghislieri Yüksekokulu'ndan atıldı. Pavia Üniversitesi'nde gönülsüzce hukuk okumaya başladı. Venedik (1731-33) ve Piza'da (1744-48) avukatlık yapmasına ve diplomatik görevlerde bulunmasına karşın, asıl ilgisini Venedik'teki San Samuel Tiyatrosu için yazdığı oyunlara yöneltmişti. 1748'de oyunlarını Venedikli oyuncu ve tiyatro yöneticisi Girolamo Medebac'ın Sant'Angelo Tiyatrosu için oyunlar yazmaya başladı. İlk oyunlarında üslubunun henüz belirginleşmemiş olmasına, eski ve yeni üsluplar arasında gidip gelmesine karşın Samuel Richardson'ın romanından uyarladığı La Pamela (1750) gibi ciddi oyunlarında, maskeli karakterleri tümüyle kaldırdı. 1750-51 sezonunda, çalıştığı tiyatroyu öteki kumpanyaların rekabetinden koruyabilmek için 16 yeni komedi yazacağını açıkladı. Bunlardan Venedik lehçesiyle yazdığı, I pettegolezzi delle donne (Dedikoducular), commedia dell'arte tarzındaki Il bugiardo (Yalancı, 1942, 1944) ve bir İtalyan töre komedisi olan Il vero amico (Gerçek Arkadaş) Goldoni'nin en başarılı yapıtları arasında yer alır. Goldoni 1753'ten 1762'ye değin San Luka Tiyatrosu için oyunlar yazdı. Commedia dell'arte tarzından hızla koptuğu bu dönemin önemli yapıtları bir İtalyan töre komedisi olan La locandiera (1753; Otelci Kadın) ve Venedik lehçesinde yazdığı I rusteghi (1760, Yabanlar, 1953), ile Le baruffe chiozzote'dir (1762; Chioggia Kavgaları). Goldoni, Il malcontenti (1755, Tatminsiz) oyununda rakibi oyun yazarı Pietro Chiari'yi yerdi. Bir commedia dell'arte hayranı olan Carlo Gozzi de 1757'de yazdığı bir yergi şiiriyle Goldoni'yi aşağıladı. Ayrıca Le amore delle tre melarance (1761; Üç Portakalın Aşkı) adlı commedia dell'arte tarzındaki oyununda Goldoni ve Chiari'yle alay etti. Goldoni, 1762'de Comedie-Italienne'i yönetmek için, Venedik'ten ayrılıp Paris'e gitti. Burada yazdığı Fransızca oyunlarını sonradan Venedik seyircisi için yeniden kaleme aldı. Fransızca L'Eventail (1763) adıyla yazdığı ve Il ventaglio (1764; Yelpaze, 1955) adıyla İtalyanca'ya çevirdiği yapıtı en başarılı oyunları arasında yer alır. Goldoni, Versailles'daki prenslere İtalyanca öğretmek için, 1764'te oyun yazarlığını bıraktı. 1783'te Memoires (1787; Anılar) adlı ünlü yapıtını yazmaya başladı. Fransız Devrimi'nden sonra, emekli aylığı kesildi, birkaç yıl sonra da yoksulluk içinde öldü.


Carlo Goldoni (d. 25 Şubat 1707, Venedik - ö. 6 Şubat 1793, Paris) İtalyan tiyatro yazarı. Bir yandan tiyatro ile ilgilenirken diğer yandan avukatlık mesleğine devam etti. Komedilerinde kahramanlarını günlük hayatın içinden seçti. Başlıca eserleri; "Yelpaze", "Otelci Kadın", "İki Efendinin Uşağı", "Kahvehane" ve "Don Juan (Don Giovanni Tenorio, ossia Il Dissoluto)"



Goldoni'nin doğduğu yer olan Venedik'teki heykeli
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
DARIO FO - Doğum Tarihi 24.03.1926 -

DARIO FO 1926

İtalyan oyun yazarı, yönetmen, mim oyuncusu ve tiyatro yöneticisi. Gösterileri güncel sorunlardan kaynaklandığı için tiyatro karikatürcüsü, toplumsal ajitatör ve radikal palyaço olarak da nitelenmiştir. Önceleri küçük kabare ve tiyatrolar için yergili revüler yazımında bir metin yazarına yardım etti. Oyuncu Franca Rame ile evlendikten sonra 1959'da karısıyla birlikte Dario Fo- France Rame Topluluğu'nu kurdu. İkili "Canzonissima" adlı televizyon programında sundukları komik skeçlerle kısa sürede tanındı. Zamanla siyasal bir ajit-prop tiyatrosu geliştirdiler. Çoğu kez küfürlü ve açık saçık da olsa oyunları temelde commedia dell'arte geleneğine dayanıyordu ve Fo'nun deyişiyle "resmi olmayan solculuk"la kaynaşmıştı. Fo ve Rame 1968'de İtalyan Komünist Partisi'yle bağları olan Yeni Sahne adlı bir başka topluluk kurdular. 1970'te ise Halk Tiyatrosu Topluluğu ile fabrika, park, spor alanı gibi halkın toplu olarak bulunduğu yerleri dolaşmaya başladılar. Morte Accidentale di un anarchico (1974; Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü, 1990) ve Non si paga, non si paga! (1974; Ödemiyoruz, Ödeyemeyeceğiz!) gibi oyunları çok tutuldu. Bir oyuncu olarak Fo en çok, tek başına bir yetenek gösterisi yaptığı Mistero Buffo'daki (1973) rolüyle tanındı. Her izleyici topluluğu önünde değişecek kadar güncelliğe dayanan bu yapıt ortaçağ gizem oyunlarının çağdaş bir uyarlamasıdır.

Eserlerinden bazıları:
Johan Padan Amerika'yı Keşfediyor
Orjinal isim: Johan Padan A La Descoverta De Le Americhe

Küreselleşme ve Terör Terör Kavramı ve Gerçeği 1.

Küreselleşme ve Terör 2. Cilt Takım Terör Kavramı ve Gerçeği / Terörizm, Saldırganlık, Savaş
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Frederico garcia lorca 1898- 1936

FREDERICO GARCIA LORCA 1898- 1936

İspanyol şair ve oyun yazarı. Ölüm üzerine şiirleri ve Bodas de sangre (1933; Kanlı Düğün, 1966), Yerma (Yerma, 1962) ve La casa de Bernarda Alba (1939; Bernarda Albanın Evi, 1965) oyun üçlemesi ile tanınır. İspanya İç Savaşı'nın başlamasından kısa bir süre sonra, Milliyetçiler tarafından kurşuna dizilmiştir. Babası çiftçi, annesi öğretmendi. İlk piyano derslerini oğlunun müzik yeteneğini fark eden annesinden aldı. Ailesi Granada'ya taşınınca orada bir Cizvit okuluna girdi. Sonra da babasının isteği üzerine Granada Üniversitesi'nde hukuk okudu. Ama çok geçmeden edebiyat, resim ve müzik ile uğraşmak üzere hukuku bıraktı. Usta bir besteci ve yetkin bir yorumcu olan Lorca, arkadaşları arasında "müzikçi" olarak tanınıyordu. 1918'de Kastilya gezisinden esinlenerek yazdığı Imperesiones y paisajes'i (İzlenimler ve Manzaralar) yayımlaması herkesi şaşırttı. Bu düzyazı yapıt Lorca'nın yakında "yazar" olarak da tanınabileceğini gösteriyordu. 1919'da Madrid Üniversitesi'nde sanatta yeniliklere açık gençlerin bir araya geldiği Residencia de Estudiantes adlı öğrenci yurduna yerleşti. Başkentin kültür merkezi durumundaki bu büyük üniversitede ressam Salvador Dali, sinema yönetmeni Luis Bunuel ve şair Rafael Alberti gibi kendi kuşağından sanatçılarla arkadaşlık kurdu. Şair Juan Ramon Jimenez gibi kendinden daha yaşlı ünlülerle de gene orada tanıştı. Residencia'daki ilk iki yılı içinde Lorca'nın şiirleri İspanya'daki bütün edebiyat çevrelerine yayıldı. Oysa yapıtlarından hemen hiçbiri yayımlamamıştır. "Şiir okunmak içindir; kitaba girdi mi ölür" , diyordu. Bu, yüzden şiirlerini ve oyunlarını Residencia'da ve Madrid'in başka yerlerinde ortaçağ trubadurları gibi kendisi okuyordu. Lorca'nın yazarlık yaşamı boyunca yapıtlarının çoğu yayımlanmadan çok önce kulaktan kulağa yayıldı. Bir yandan deneysel şiirler yazan Lorca, bir yandan da El maleficio de la mariposa (Kelebeğin Nazarı Değdi) adlı ilk oyunu üzerine çalışıyordu. Şiirleri sonradan Libro de poemas (1921; Şiirler Kitabı), Primeras canciones (1936; İlk Şarkılar) ve Canciones (1927; Şarkılar) adlarıyla yayımlandı. 1920'de Madrid'deki Eslava Tiyatrosu'nda sahneye konan oyunu ise ilk geceden sonra gösterimden kaldırıldı. Lorca dehasının en yatkın olduğu alanı, 1922'de Granada'daki Fiesta de Cante Jondo halk müziği şenliğinde, ünlü besteci Manuel de Falla ile birlikte giriştiği ortak çalışmalarda buldu. Müzik ve şiir alanındaki eğilimleriyle ruhsal dürtülerini halk ve Çingene müziği geleneklerinde ortaya koyabiliyordu. 1922'de yazdığı Poema del cante jondo (1931; Cante Jondo Şiiri) ve 1924-27 arasında yazdığı Romancero gitano (1928; Çingene Türküleri, 1969) adlı yapıtları bu çözülüşü dile getiriyordu. Çingene Türküleri'nde yer alan 18 şiirde, geleneksel bir edebi biçim olan İspanyol baladının eski büyüsünü çarpıcı yeni imgelerle birleştirdi. Lorca bu arada bir yandan da oyun yazıyordu. Bu alandaki ilk başarısını 1927'de Barselona'da Salvador Dali'nin dekorlarıyla sahnelenen Mariana Pineda'nın şiirsel ve romantik manzum oyunuyla elde etti. Desenleri de ilk kez aynı yıl, aynı kentte sergilendi. 1928'de Çingene Türküleri'nin yayımlanması Lorca'ya uluslar arası bir ün kazandırdıysa da mutluluk getirmedi. Kendi deyişiyle "Çingene severliği"nin efsaneleşmesinden duyduğu rahatsızlık ve "yaşamımın en acılı dönemlerinden biri" olarak nitelendirdiği duygusal bir bunalımın verdiği acıyla 1929-30 yıllarında ABD ve Küba'da biraz huzur ve yeni bir esin kaynağı aramaya çıktı. Ölümünden sonra 1940'ta yayımlanan Poeta en Nueva York (Ozan New York'ta) şiiri de bu geziden doğdu. Şiirinde makineleşmiş bir uygarlıkta, yaşamın içinde ölümü görmenin dehşetini, çarpıcı bir biçimde bir araya getirilmiş katı, ürpertici imgelerle aktardı. 1931'de Lorca İspanya'ya geri dönmüş ve sonradan Divan del Tamarit (1936; Tamarit Divanı) adıyla basılacak olan şiirlerinin yanında yeni oyunlar yazmaya başlamıştı. Çocukluğundan beri kuklalara duyduğu tutku dolu hayranlığı dile getirebilmek için Los titeres de cachiporra (Kuklalar Tiyatrosu) ve Retabillo de Don Cristobal (Don Cristobal'ın Kukla Oyunu) adlı iki kukla oyunu yazdı. Ama bunlardan bile Lorca'nın hüznünden izler vardı. İspanya'da Cumhuriyet kurulduktan sonra Lorca kendini tümüyle tiyatroya verebildi. Bu dönemde La Barraca adlı bir öğrenci topluluğu Milli Eğitim Bakanlığı'nın parasal desteğiyle 1932'den 1935'e değin klasik tiyatro başyapıtlarını, eğitimsiz işçi ve köylülere tanıttı. Topluluğun kurucusu, yönlendiricisi, yöneticisi ve müzikçisi olan Lorca, Lope de Vega, Calderon de la Barca ve Cervantes'den oyunlar sahneye koyarak tiyatroda büyük deneyim kazandı. Lorca'nın halk oyunları üçlemesinin ilk oyunu olarak 1933'te sahnelenen Kanlı Düğün bu çalışmaların sonucunda ortaya çıktı. Oyunun teması bir gazete haberinden alınmıştı: Düğün günü gelin, gizlice sevdiği adamla birlikte kaçıyor, sonunda iki erkek birbirini öldürüyordu. Lorca'nın oyununda kişiler kaderin kurbanıdır; başka türlü davranmak ellerinden gelmez. İlkel tutkular ile uygarlığın amansız namus anlayışı arasındaki çatışmanın tuzağına düşmüşlerdir ve çatışma ölümle sonuçlanacaktır. 1934'te Lorca boğa güreşçisi bir arkadaşının yaralanıp ölmesi üzerine Llanto por Ignacio Sanchez Mejias şiirini yazdı. Lorca'nın en iyi şiiri, modern İspanyol edebiyatının en yetkin ağıtı ve hatta bütün edebiyatlardaki en başarılı ağıtlardan biri olan bu şiir, sürekli yinelenerek yankılanan, akıldan kolay kolay çıkmayacak, hüzün dolu "A las cinco de la tarde" (Akşamüstü saat beşte) nakaratı ile sürer. Aynı yıl Lorca'nın halk oyunları üçlemesinin ikincisi ve Kanlı Düğün ile birlikte, 20. yüzyılın az sayıdaki başarılı şiirsel trajedilerinden biri olan Yerma sahnelendi. Yerma'da çocuğu olmadığı için çaresizlik içinde kısır kocasını öldüren bir kadının çektiklerini konu alan Lorca, Haziran 1936'da bir akşam, arkadaşlarının evinde üçlemenin son oyunu Bernarda Alba'nın Evi'ni okudu. Hemen bütünü düzyazı biçiminde olan bu oyunda despot anneleri tarafından zorlu bir yas evinde tutulan, kin ve şehvet duygularıyla yanıp tutuşan dört kız kardeş anlatılıyordu. İç Savaş başlayınca Lorca Temmuz da Madrid'den ayrılarak Granada'ya gitti. Ama yapıtlarından hiç eksik olmayan şiddet ve acı ölüm onun da kaderinde vardı. Granada'da bir gece, Milliyetçiler tarafından yargılanmadan kurşuna dizildi.


Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtuba'ya



YAPITLARI
Impresiones y paisajes (İzlenimler ve Görünümler, 1918)
Poema del cante jondo (Cante Jondo Şiiri, 1921)
Libro de poemas (Şiirler Kitabı, 1921)
Oda a Salvador Dalí (Salvador Dali'ye Ode, 1926)
Canciones (Şarkılar, 1927)
Primer romancero gitano (Çingene Baladları, 1928)
Poeta en Nueva York (Şair New York'ta, 1930)
Llanto por Ignacio Sánchez Mejías (İgnacio Sançez Mejiyas'a Ağıt, 1935)
Seis poemas gallegos (Altı Galiçya Şiiri, 1935)
Diván del Tamarit (Tamarit Divanı, 1936)
Sonetos del amor oscuro (Kara Sevda Soneleri, 1936)
Primeras canciones (İlk Şarkılar, 1936)

TÜRKÇE'DE FEDERİCO GARCİA LORCA
Seçme Şiirler, Çeviri: Adnan Özer, Yön Yayıncılık, İstanbulZambak ve Gölge, Çeviri: Kemal Özer-Gülşah Özer, Yordam Yayınları, İstanbul,1990Seçilmiş Şiirler, Çeviri: Sabri Altınel, Adam Yayınları, İstanbul, 1996"Cante Jondo" Şiiri, Çeviri: Sabri Altınel, Adam Yayınları, İstanbul, 1996Federico Garcia Lorca: Bütün Şiirler (4 kitap), Çeviri: Sait Maden, Çekirdek Yayınlar, İstanbul 1996Ne Garip Federico Adında Olmak, Çeviri: Erdal Alova, Can Yayınları, İstanbul, 2006Federico Garcia Lorca Bütün Şiirleri, Çeviri: Erdoğan Alkan, Varlık Yayınları, İstanbul, 2007
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Friedrich schiller 1759-1805

FRIEDRICH SCHILLER 1759-1805

Alman şair, oyun yazarı, tarihçi ve edebiyat kuramcısı olan Jahann Christoph Friedrich von Schiller dünyanın önde gelen yazarlarındandır. Çağdaşı Johann Wolfgang von Goethe ile birlikte çağdaş Alman edebiyatının kurucularından sayılır.
Schiller, Württemberg'deki Marbach'ta, bir askerî cerrahın oğlu olarak doğdu. Württemberg dükünün ısrarı üzerine, hukuk öğrenimi görmek üzere dükün Ludwigsburg yakınında kurduğu askerî akademiye girdi. Okul Stuttgart'ta taşınınca Schıller'in tıp öğrenimine geçmesine izin verildi. Bu sırada lirik şiirler yazmaya başlamıştı. Bunların ilki 1776'da bir dergide yayımlandı. 1780'de öğrenimini tamamlayan Schiller yardımcı hekim olarak orduda göreve başladı.
Schiller ilk oyunu olan Haydutları 1781'de imzasız olarak yayımladı. Düzyazıyla kaleme alınmış olan bu oyun sonraki yıl Mannheim'da sahnelendi. Özünde toplumsal bir eleştiri olan bu yapıt, baskı yönetimine karşı çıktığı için büyük bir başarı kazandı. Ne var ki, dük oyundaki başkaldırı ruhundan hoşlanmamıştı. Genç yazar dükün baskısından kurtulmak için Stuttgart'tan kaçtı.
1783'te Schiller maaşlı oyun yazarı olarak Mannheim Tiyatrosu'na girdi. Burada yalnızca bir yıl çalıştı. Yazdığı oyun geri çevrilince görevi bıraktı. 1785'te Dresdende yazmış olduğu "Ode an die Freude" (Neşeye Övgü) adlı şiirini sonradan büyük Alman bestecisi Ludwingvan Beethoven, Dokuzuncu Senfoni'sinin sonundaki koro bölümünde kullandı.

Felsefeye ilgi duyan Schiller'in estetik konusundaki yazıları İnsanın Estetik Terbiyesi Üzerine Mektuplar adlı kitapta yer alır. Schillerin koşukla yazılmış olan oyunu Don Carlos, beş perdelik tarihsel bir dramdır. İspanyadaki mutlak krallık ve engizisyona karşı, Aydınlanma Çağının özgürlükçü düşüncesini ve cumhuriyet yönetimini savunur.
1787'den 1789'a kadar Weimar'da yaşayan Schiller bu arada tarih yazarlığına da yöneldi. Hollanda halkının İspanya yönetimine karşı ayaklanışını anlatan Geschichte des Abfalls der vereinigten Niederland von der spanischen Regierung (Birleşik Hollanda'nın İspanyol Yönetiminden Ayrılmasının Tarihi) adlı yapıtı kaleme aldı. Schiller aynı dönemde Goethe'yle tanıştı.
1789'dan 1793'e kadar Jena Üniversitesi'nde tarih profesörü olarak çalışan Schiller'in Otuz Yıl Savaşı Tarihi adlı iki ciltlik yapıtı bu dönemde yayımlandı.
Schiller'in 1798-99 arasında yazdığı Wallenstein adlı üçleme en ünlü oyunudur. Wallenstein, Otuz Yıl Savaşları dönemindeki olayların üzerine kurulu üç bölümlük tarihsel bir trajediydi. Schıller bu oyunla Almanya'nın en büyük oyun yazarlarından biri olduğunu kanıtladı.
Schiller'in öbür oyunları arasında, İskoçya Kraliçesi Mary Stuart'ın yaşamını konu alan Maria Stuart, Jan Dark'ı konu alan Orleans Kızı ve Giyom Tel vardır. Schiller oyunları, denemeleri, öyküleri ve mektuplarının yanı sıra lirik, felsefi şiirler ve baladlarıyla da tanınır.


Schillerin en önemli eserleri arasında Macbeth ve 1804 senesinde yazdığı, Wilhelm Tell'i zikretmek mümkündür.
Schiller 9 Mayıs 1805 senesinde Weimar'de öldü.

 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Moliere 1622-1673

MOLIERE 1622-1673

Fransız oyun yazarı ve oyuncu. Moliere, sarayın döşemelerini yapan bir mobilyacının oğluydu. Paris'in en iyi okullarından College de Clermont'da öğrenim gördü. 1643'te Illustre- Theatre adlı bir tiyatro topluluğu kurdu, sahne adı olarak Moliere'i seçti. Moliere'in bilinen ilk yapıtları, 1655'te Lyon'da sahnelenen L'Etourdi ou contretemps (oynanışı Savruk, 1876; yayımlanışı Şaşkın yahut Beklenmedik Engeller, 1944). Moliere ve topluluğunun ilk başarılı temsili ise 1658'de Louvre Sarayı'nda Kral XIV. Louis önünde oynanan Corneille'in Nicomede'iydi. Moliere, ertesi yıl ilk önemli komedisi sayılan ve Paris'te sahnelenen ilk oyunu olan Les Precieuses'ü (oynanışı Dudukuşları, 1876; yayımlanışı Gülünç Kibarlar, 1943) yazdı. Sosyetenin kibar davranışlarına özenen iki taşralı genç kızı konu alan bu oyun, Moliere'in bütün yapıtlarında öne çıkan bir temanın ilk işlenişiydi: Moliere burada, toplumsal kuralların gerektirdiği yüzeysel kibarlıkla altta yatan içgüdüsel davranış arasındaki uyumsuzluğun yarattığı gülünçlüğü ele alıyordu. Moliere'in topluluğu 1661'de, Kardinal Richelieu'nün bir tiyatro binası olarak yaptırdığı Palais Royal'deki (Kraliyet Sarayı) bir salona taşındı. Moliere'in bütün "Paris" oyunları burada sahnelenecekti. 1662'de sahneye konan ünlü oyunu L'Ecole des femmes (oynanışı Kadınlar Mektebi, 1876; yayımlanışı Kadınlar Mektebi, 1941) daha ilk gecesinde skandal yarattı. Seyirciler ve yetkililer, artık hiçbir değere saygısı kalmamış bir komedyenle karşı karşıya olduklarını düşünüyorlardı. Oyun, kadınlardan çekinen ve bu yüzden de saf, gözü açılmamış bir genç kızla evlenerek onu kendi ilkeleri doğrultusunda yönetmek isteyen bir erkeği konu alıyordu. Oyunun sonunda adam genç eşine aşık oluyor, ama aşkı dile getirmesini ve kadınlara bir sevgili gibi yaklaşmasını bilmediği için gülünç durumlara düşüyordu. Moliere oyuna gelen eleştirilere 1663'te La Critique de L'Ecole des femmes (Kadınlar Mektebinin Tenkidi, 1944) ve L'Impromptu de Versailles (Versailles Tulûatı, 1944) adlı tek perdelik oyunlarıyla karşılık verdi. Bunlardan ilkinde komedi anlayışını yansıtıyor, ikincisinde ise oyuncuların dinlenme odasını ve prova sırasında sahne arkasındaki konuşmaları çok gerçekçi bir bakışla anlatıyordu. Moliere 1662'de Armande Bejart'la evlendi. Üç çocuğu oldu, ama bunlardan yalnızca biri yaşadı. 1664'te sahnelenen Le Tartuffe, ou I'imposteur (oynanışı Tartüf, 1876 ve Riyanın Encamı, 1881; yayımlanışı Tartuffe, 1944) adlı oyunun Kadınlar Mektebi'nden de daha büyük bir gürültünün kopmasına yol açtı. Oyun kilisenin baskısıyla yasaklandı ve ancak 1669'da yeniden oynanma olanağı buldu. Tartuffe, bir tür danışmanlık ve eğitmenlik rolüyle bir burjuvanın evine kapağı atmış, dindar görünüşlü bir sahtekarın serüvenleri üzerine kuruluydu. Moliere Tartuffe'ün yasaklanmasına karşın, daha da kışkırtıcı bir oyun olan Dom Juan, ou le festin de Pierre'i (oynanışı Don Civani, 1876; yayımlanışı Don Juan, 1943) sahneye koydu. Don Juan, aristokratik bağımsızlık ilkesini hiçbir borç ya da yükümlülük tanımamak ve Tanrı'yı da hiçe saymak noktasına kadar vardıran, ama herkesin kendisine karşı yükümlülüklerini yerine getirmesini de istemekten geri kalmayan tipik bir Moliere kahramanıydı. Uşağı Sganarelle ise gerçekliği, dindarlığı ve ürkekliğiyle her bakımdan efendisinin tersiydi. Bu iki kahraman, Cervantes'in Don Quijote ile Sancho Panza'sının Fransız edebiyatındaki karşılığı olarak da görülebilir. Ama Don Quijote'nin saf hayalciliğinin yerini, Don Juan'da edepsizlik almıştır. Sonunda Don Juan, tanrıtanımazlığından ötürü cehenneme gönderilir; ama bu arada seyirciyi eğlendirmeyi ve onların ikiyüzlülüklerini de açığa çıkarmayı başarmıştır. Moliere, 1666'da da en başarılı oyunlarından sayılan Le Misanthrope'u (oynanışı Adamcıl, 1876; yayımlanışı İnsandan Kaçan, 1976) sahneye koydu. Komedinin kahramanı Alceste, ilkelerine sımsıkı bağlı, hiç kimseyi beğenmeyen, ama bu arada kendi kusurlarının hiç farkına varamayan yeni tip bir budalaydı. Moliere'in en ünlü oyunlarından biri olan L'Avare (Cimri, 1938, 1991) ilk kez 1668'de sahnelendi. Yapıt, şiiri andıran bir düzyazıyla yazılmıştı. Geleneksel komedinin bütün kalıplarının dönüşüme uğratılarak kullanıldığı bu oyun, kahramanının çelişkisini fazla sert ve çıplak bir tarzda göz önüne serdiği için önceleri pek tutulmamıştı. Cimrinin para tutkusu, oyunun bazı sahnelerinde gaddarlık, patolojik bir yalnızlık, hatta açıkça çılgınlık noktasına varıyordu. Sonradan Goethe Cimri'nin bir komedi değil, bir trajedi olduğunu öne sürmüşse de bu yorum abartılı sayılabilir. Çünkü komediye özgü olan temel çelişki, insanca olmayan amaçlarla insani içgüdüler arasındaki karşıtlık, burada da ortaya çıkar; ama Moliere seyirciye neşeli bir gülünçlüğü değil, saçmalık ve sakinliği hissetirir. Moliere'in 1668'de sahnelenen öteki oyunu George Dandin (oynanışı Kıskanç Herif, 1873; yayımlanışı George Dandin, 1943) uzun süre bir fars olarak değerlendirilmiştir. Günümüzdeki bazı eleştirmenlere göreyse, Moliere'in belki de en özgün, en gözüpek yapıtıdır. Komedinin kahramanı Dandin, kendi budalalığını kabul eden, ama her şeyin ters gittiği bu dünyada akıllı olmanın da işe yaramadığını öne süren ironik bir tiptir. Haklı olduğu sezilmekte, ama kendisi haklı olduğunu bir türlü açıkça kanıtlayamamaktadır. Moliere'in sağlığı 1669'dan sonra giderek bozuldu. Gene de 1670'te başyapıt sayılan Le Bourgeois gentilhomme'u (oynanışı Köylü Asilzade ve Burjuva Jantilom, 1927; yayımlanışı Kibarlık Budalası, 1937) sahnelemeyi başardı. Bu, Moliere'in en sevinçli, en mutlu komedilerinden biriydi. Orta sınıf içindeki yükselme ve sınıf atlama çabalarını konu alan oyunun kahramanı Jourdain, boş ve anlamsız sözleriyle sözlerin gerçekten boş olduğunu ister istemez hissettiren, cömert yaradılışlı ama bundan da utanç duyan, sevimli bir tipti. Hastalığına karşın, ömrünün son yıllarında Moliere üç önemli oyun daha sahneledi. 1671'de sahnelenen Les Fourberies de Scapin (Scapin'in Dolapları, 1944), 1672'de sahnelenen Les Femmes savantes (oynanışı Okumuş Kadınlar, 1876; yayımlanışı Bilgiç Kadınlar, 1944) ve 1673'teki sahnelenen Le Malade imaginaire (Hastalık Hastası, 1940, 1982). Bu son oyun, ölümünden ve doktorlarından korkan bir hastalık hastasının kuruntularıyla birlikte tıp mesleğini ve doktorların bilgiçliğini de alaya alıyordu. Oyunun üçüncü gecesinde Moliere sahnede fenalık geçirdi ve evine götürüldükten hemen sonra öldü. Moliere'in ayna zamanda bir oyuncu olması yazdıklarını da etkilemiştir. Oyunlarının karakterleri, kendi tiyatro topluluğunun oyuncularını andırır. Kendisi de genellikle, çabuk kızan adam, uşak, aldatılmış koca, dar kafalı burjuva ve "Moliere denen herife" söven yobaz ihtiyar gibi rollere çıkmıştır. Gerçek yaşamda, hatta provalarda yaşadığı durumları kolayca bir oyun malzemesi haline getirmekte ustadır. Bu yüzden çoğu oyunlarında bir doğaçlama havası görülür; modeli önceden belirlenmiş bir oyun yazmaz, o anda bulduğu, eline geçen konuyu ya da insan tipini oyunlaştırır. Oyunlarının konuları ve olay örgüleri, belli bir tartışmayı başlatmak için çoğu zaman yalnızca bir araç işlevi görür. Bu konuşmalar içinde, oyun kişileri, birbirlerinin görüş ve sözlerindeki yanlışlık, anlamsızlık ya da çelişkiyi ortaya çıkarırlar. Roller sık sık değişir, akıllı adam aptal duruma düşer, budalanın da derinde yatan bir mantığın sözcüsü düzeyine yükseldiği olur. Bu nedenle, Moliere'in oyunlarını bir akılcılık savunusu olarak görmek yanlış olur: Moliere de akılla akılsızlık birbirine çok yakındır; bu yakınlık, Moliere komedisinin çağı için çok yeni bir kavramı, saçmalık kavramını öne çıkarmasını sağlar. Eğer bir söz ya da olay, her türlü akılcılık sınırını aştığı halde bizi güldürüyorsa, Moliere'e göre burada akılla budalalık sürekli yer değiştiriyor demektir. Moliere, klasik çağın ve günümüzün ölçülerine göre, profesyonel bir yazar ya da edebiyatçı değildi. Oyunlarının tümünü, yayımlamak amacıyla değil, oynanmak amacıyla yazmıştır.

Bazı sözleri:
Bilgisiz bir aptaldan daha budalası, bilgili bir aptaldır.

Aşk genellikle bir evlilik meyvesidir.

Yalnız yaptıklarımızdan değil, yapamadıklarımızdan da sorumluyuz.

İnsan, güldüğü kadar insandır.

Beni isterseniz öldürün ama bırakın dilediğim kadar güleyim.

Erdem soyluluğun ilk limanıdır.

Saadete kavuşunca her şeyi kullanma.

Bizi anlamışlarsa bu iyi konuştuğumuzun kanıtıdır.

Bir kadın intikam almak için daima hazırdır.

Biz dostlarımızı ne kadar çok seversek, onları o kadar az pohpohlarız. Özür dilemekle gerçek sevgi kendini göstermez.

Çok kez şüphe içinde bırakılmak, gerçeği işitmekten daha zalimcedir.

Okumuş bir çılgın cahil, bir deliden çok daha delidir.

Eğer insanların senden iyi düşünmelerini istiyorsan, kendinden överek bahsetme.

İnsanın durumu; istikrarsızlık, can sıkıntısı, kaygı.

Benim buluşuma göre bütün insani kötülükler, insanların bir arada sessizce oturamamalarından ileri gelmektedir.

İnsan ne bir melek, ne de bir şeytandır. Talihsizlik şuradadır ki, onun melek rolü oynayacağı zaman şeytan rolü aynamasıdır.


TARTUFFE'ÜN MOLYER'İN HAYATINDAKİ YERİ
Moliere'in hayatını üçe ayırırlar: Birinci devre, gençlik devresi. Paris'te geçer (1622-1645). Fikri terbiyesi bakımından en mühim mesele budur. İlk klasik tahsilini Clermont kolejinde (bugünkü Lycee Louis-le Grand), Cizvit papazlarının yanında yapan genç Poquelin sonradan Gassendi'den felsefe dersleri alır. Bu iki zıt tesir, bir taraftan Cizvit papazlarının mistik terbiyesi, öbür taraftan Gassendi'nin maddeci, epikürcü filozofisi Moliere'in kafasında birtakım muvazenesizlikler, birtakım şüpheler uyandırır. Bunlar bir adamın hayatından bahsederken söylenen beylik sözlerden değildir. Onu bir nevi imansızlığa götürecek olan o şüpheyi Fransız edebiyatı tarihiyle uğraşanlar, Tartuffe piyesinin Moliere'in ruhundaki ilk tohumları sayıyorlar. Bu devrenin Moliere'in yetişmesinde hissesi olan öteki tesirlerini -belki de bunlar daha esaslarıdır- Tartuffe bahsiyle alakalı görmediğim için geçiyorum.
İkinci devrede Moliere'in hayatı taşrada geçer (1645-1658). Bunu sönük bir devre sayıyorlar. Kralın huzurunda bir temsil verip, ondan heyeti ile beraber, Petit-Bourbon salonunda yerleşme müsaadesini alır. Çabuk göze giren kumpanyasına az zaman sonra Troupe de Monsieur ismini verirler. Ama Moliere'in ilk büyük muvaffakiyeti 1659 senesinde Gülünç Kibarlar komedyasını oynamak suretiyle kazandığı muvaffakiyetidir. Burada sanatkar hakiki şahsiyetini, hakiki yolunu bulmuş, dehasının ilk alametlerini burada göstermiştir.
Bunu takip eden senelerdeki birkaç muvaffakiyeti ona da, Racine'le Corneille gibi, birçok düşman kazandırır. Bununla beraber kralın himayesine mazhar olmuştur. Kral onu 1661'de sarayda kurulan tiyatronun başına geçirir, 1622'de Madeleine'in kızı Armande Bejart'la evlendirir, çocuğunu manevi evlatlığa kabul eder, emrine bir daire ayırır, Versailles'da Chambord'da, Saint-Germain'de verilecek temsillerin idaresi işini ona bırakır. Moliere sanatının en yüksek merhalesine bu senelerde yükselmiştir. Bu sıralarda yazdığı Tartuffe (1664), komedinin hiçbir zaman erişemediği bir mükemmeliyet derecesindedir. Buna rağmen büyük gürültülere sebep olur. Onu dine hücum etmekle suçlandırırlar. Kral, Moliere hakkındaki bütün iyi düşüncelerine rağmen, bu piyesin temsilinin yasak edilmesine karşı duramaz. Yasak beş sene sürer. Mücadele ile geçen bu beş sene içinde Moliere beş mükemmel eser daha yaratır:

Don Juan (1665), Adamcıl, Zoraki Hekim (1666), Amphitryon (1668), Cimri (1668).
Büyük müsaadeden sonra Moliere sadece eğlenceli piyesler, farslar, pastoraller, baleler yazar. Ömrünün sonuna doğru meydana getirdiği iki büyük eser, Bilgiç Kadınlar (1672) ile Hastalık Hastası (1673) müstesna, bütün komedileri bu müsaadenin verdiği sevinçle meydana getirilmiş hafif eserlerdir.

TARTUFFE MÜCADELESİ: Tartuffe'ün ayrı bir eser kadar güzel olan mukaddemesinde Moliere şöyle der:
"İşte hakkında çok dedikodu edilmiş bir komedi. Uzun zaman takibata uğradı. Bu eserde oynattığım şahsiyetler pekala gösterdiler ki kendilerini Fransa'nın en kuvvetli insanlarıdırlar. Şimdiye kadar bütün musallat olduklarımdan ziyade. Markiler olsun, precieuse'lerle boynuzlular olsun, tefe konmaya az çok tahammül ettiler; herkesle beraber, onlar da işin alayındaymış gibi göründüler, ama yobazlar, asla. İlkin bir korktular, nasıl olurmuş da cesaret edip onlarla alay edermişim, pek akılları almadı, bunca namuslu insanın mensup olduğu bir yolu nasıl kepaze edermişim. Öyle bir cinayetmiş ki yaptığım, dünyada affedemezlermiş. Hepsi bir olup ayaklandılar.
Piyesi dostlarımın reylerine arz ettim. Ötekinin berikinin tenkitlerini topladım. Yapabildiğim bütün tashihler, kralla kraliçenin hükümleri, piyesime huzurlarıyla şeref veren sayın prenslerin, muhterem nazırların takdirleri, eserimi faydalı bulan birçokları kamil adamın şahadeti, hiçbiri, hiçbiri kar etmedi."
İlk üç perde birinci defa olarak, 12 Mayıs 1664'de, Versailles'da, Ondördüncü Louis'nin Matmazel de La Valliere şerefine verdiği büyük müsamerede oynanmıştı. O kadar göze battı, bir takım insanları o kadar kuşkulandırdı ki kral eserin halka gösterilmesini yasak etmek zorunda kaldı. Bu hadise üzerine Moliere'in düşmanları ayaklandılar. Saint-Barthelemy rahibi Pierre Roulle, Ondördüncü Louis için bir methiye neşretti. Orada kraldan 'Ondördüncü Louis, krallar kralı' diye bahsediyor, Moliere'e de şiddetle saldırıyordu. Onu 'insan kılığına girmiş şeytan' diye anlattıktan sonra diri diri yakılmasını istiyordu. İşte o zaman Moliere krala bir arıza gönderdi. Aynı üç perde, ikinci defa olarak, 25 Eylül 1664'de Villers-Cotteret'de saray erkanına tekrar edildi. Netice yine menfi idi.. Moliere, bu sefer, sağda solda, kendisini koruyacak başka adamlar aradı. Cardinal Chigi'nin müsaadesiyle 29 ikinciteşrin 1664 ve 8 ikinciteşrin 1665 tarihlerinde eseri tamam, yani beş perde olarak, Paris civarındaki Raincy şatosunda, hamisi Prince de Conde'nin huzurunda oynadı.

TARTUFFE SAHNEDE: Tartuffe, meşhur müsaadeden sonra, sarayda ve ekabirin huzurunda, üstüste yirmi sekiz defa oynandı. Müellifinin sağlığındaki temsil adedi yetmiş yedidir. Moliere'e en çok para kazandıran piyeslerinden biri de budur. 1680'den 1932'ye kadar yalnız Comedie-Française sahnesinde 2256 defa oynanmıştır. Bütün dünyada en çok temsil edilmiş piyeslerin ön safında gelir. İsimlerini tarihe sadece Tartuffe oynayarak geçirmiş sanatkarlar vardır.
Tartuffe'ün, zamanında bu kadar gürültüye sebebiyet veren bir piyes olmasının sebebi, Moliere'in ondan evvelki komedilerindeki alayları, hicivleri yüzünden başına bela kesilen düşmanlarıdır. Bu düşmalar kralın mütemadi lütuflarına mütemadi şefaatlerine mazhar olan Moliere'e pek el uzatamıyorlardı. Böyle bir piyesi fırsat bildiler. Menfaatleri din dalaverelerine bağlı bir takım insanı, Moliere aleyhine ayaklandırdılar. 'Din tehlikede' diyorlardı. Allahın büyüklüğünü ve kilisenin şerefini muhafazaya memur 'Compagnie du Saint-Sacremnet' adlı gizli cemiyet Tartuffe'den bir tek satır bile okumamış binlerce insanı Tartuffe aleyhtarı yaptı. İşin kötüsü, bunların içinde Bossuet gibi Bourdaloue gibi aklı başında sanılan adamlar da vardı. Bourdaloue, 'Sermon sur I'hypocrisie - Riyakarlık üstüne vaiz' adlı eserinde Moliere'i insanları hak yolundan ayırmak cürmiyle suçlandırıyordu; diyordu ki: 'Moliere, dinsizliği değil, onu bahane ederek dini kötülüyor'. Oysaki, Moliere, büsbütün tersine, insanların kötü niyetlerinin en temiz hisleri bile nasıl berbat ettiğini göstermek istemişti. Zaten Moliere'in kastı şu bu insana değildi. Şahsiyetlerde tecelli eden adetlere, daha doğrusu kusurlara idi.

Moliere
Kocalar Okulu
Atmışlık Ariste ile kırkında Sganarelle kardeştirler.Keyfince giyinmekten yana olan Sganarelle modaya karşıdır. "Herkesin uyduğundan inatla kaçınmak deliliktir bence.İnsan tek başına akıllı olmaktansa, herkesle birlikte deli olsun daha iyi" diyen Ariste ise, ölçülü bir moda taraftarıdır.Leonore ile Isabelle adında iki kız kardeş vardır.Babaları ölmeden önce, Ariste ile Sganarelle'e emanet etmiştir kızlarını, "Büyüdüklerinde, ya kendiniz evlenirsiniz onlarla, ya da evlenmek istemezseniz, onlara her bakımdan babalık edersiniz" demiştir.Ariste, yetiştirmesinden sorumlu olduğu Leonore'a istediği gibi davranma özgürlüğü tanırken, Sganarelle göz açtırmaz öbür kıza, yani Isabelle'e. Bu yüzden çıkan tartışmada Ariste "Ne kilit ne ****s, ne de güvensizlik karılarımızın, kızlarımızın namuslu kalmalarını sağlamaz; onları doğru yoldan ayırmayan şeref duygusu olmalıdır, şiddet değil" der. Ona göre, gençlerin kusurları tatlılıkla düzeltilmeli, erdemli korkunç bir kılığa sokarak yıldırmamalı onları.Sganarelle ise saçma bulur bugörüşü.
Isabelle'e uzaktan gönül veren Valére adında bir genç, kıza yaklaşmanın yollarını aramaktadırlar.Bir ara Sganarelle'e sokulmak ister ama başaramaz.Delikanlının kıza ilgisini öğrenen Sganarelle, onunla görüşmeye gider.Kızı sevdiğini ve sevildiğini, ileride evleneceklerini söyler.Kızın, delikanlının ilgisinden rahatsız olduğunu, bunu kendisine bildirmek için kız tarafından gönderildiğini bildirir.Önce şaşırır Valére, fakat uşağı Ergeste'ın uyarması üzerine, kuşkulanmaya başlar.Kuşkulanmakta haklıdır da, çünkü Isabelle de Valére'i sevmektedir.Ve kız, baskıya karşı kurnazlığını silah olarak kullanmaya başlar; Valére'in altın bir kutu içinde odasına bir mektup attığını, ama onu okumadığını söyler ve delikanlıya geri götürmesini ister Sganarelle'den. Zorbalıktan aptallaşan Sganarelle kızın dediğini yapar.Valére kutudaki mektubu okuduğunda, Isabelle'in kendisini sevdiğini öğrenir.Sganarelle iki sevgilinin arasında gelir gider, hatta bir ara onları karşılaştırır
da.Sevgililer ustaca bir konuşmayla birbirlerine sevgilerini açıklarlar ve kaçmaya karar
verirler.Sganarelle, Isabelle'in kendisini sevdiğini sanır ve daha fazla beklemeden, ertesi gün evlenmeyi kafasına koyar.

Isabelle bu ivedi evlilikten kurtulmak için yeni bir düzen kurar.Valére'i sevenin kız kardeşi Leonore olduğunu, ikisinin gizlice buluşacaklarını söyler Sganarelle'e.Ağabeyi Ariste ile alay edebileceği için buna çok sevinir Sganarelle.İki sevgiliyi bir arada görmesi için ağabeyini getirmeye gider.Bu arada, iki gencin nikahlanması için, komiserle nikah memurunu çağırır.Sganarelle, göz açtırmadığı Isabelle'in sevgilisiyle birleşmesini kendi eliyle hazırlamış olur böylece.Katı, dediği dedik Sganarelle sevgilisini kayberken, hoşgörülü Ariste sevdiği kadını kazanır; çünkü Leonore onunla istediği zaman evlenmeye hazır olduğunu söyler.
Ebru Gülcü

Soytarının Kıskançlığı
Soytarının başı karısıyla derttedir.Öğüt vermesi için doktora başvurur.Ancak, doktor öylesine konuşkan biridir ki, derdini açma fırsatını bir türlü bulamaz soytarı."Beni hoşnut ederseniz, ben de istediğinizi veririm; isterseniz para da veririm " deyince, "Demek
sen beni para ile kendine her iş yaptırılır, çıkarına düşkün bir adam sanıyorsun." diye parlayıverir doktor.
Soytarı, karısı Angélique'i aşığı Valére'le birlikte görünce, "vallahi, notere falan gitmeye gerek kalmadı, boynuzları taktığımın belgesi işte" der, karısıyla tartışır.Kayınpederi Gorgibus gelir, "Hadi kızım evinize gidin, kocanızla iyi geçinin" diyerek yatıştırır onları.
Angélique, aşığıyla buluşmak üzere geceleyin evden dışarı çıkmıştır.Soytarı ise eve gelip karısını bulamayınca kapıyı kilitler.Angélique içeri giremez, kapıyı açması için yalvarır kocasına.Soytarı açmamakta direnince, kendini vuruyormuş gibi yapar.Soytarı "Bu işi yapacak sersem mi acaba?" diyerek dışarı çıktığında, karısı yerinden kalkıp evden içeri dalar.Kadının fendi erkeği yendi olur böylece.Gürültüye gelenler karı kocayı uzlaştırırlar.
Ebru Gülcü

Psyche
Psyché'nin güzelliğini kıskanan Venüs, onu korkunç görünüşlü bir canavara aşık etmesi için, oğlu Cupid'i yollar.Fakat Cupid kendisi gönül verir kıza.Onu görkemli bir saraya götürür; orada kıza kur yaparak gönlünü kazanır; ama kız Cupid'in kim olduğunu bilmez, Psyché'yi çekemeyen kız kardeşleri, onun içine kuşku sokarlar; kim olduğunu açıklaması için aşığını
zorlamasını öğütlerler.Oysa Cupid, kendisinin kim olduğunu öğrenmeye kalkışmasının kötü sonuçlar doğuracağını söyleyerek uyarmıştır Psyché'yi .Gelgelelim, Psyché kardeşlerine uyarak baskı yapar Cupid'e.Bunun üzerine, saray da , sevgili de kaybolur ve Psyché, öfkeli Venüs'ün düzenlediği güçlüklere uğrar.Fakat Venüs'ün taş yüreği, kızın çektikleri ve
sadakati karşısında yumuşar sonunda ve sevgililer ölümsüzler arasında yeniden birleşirler.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Samuel beckett 1906-1989

SAMUEL BECKETT 1906-1989

Çağdaş edebiyatın önemli yazarlarından biri olan İrlandalı oyun yazarı, romancı, şair ve eleştirmen ve Samuel Beckett, Protestan bir ailenin oğlu olarak 13 Nisan 1906'da Dublin yakınlarındaki Foxrockda doğdu. 1920'de Portora Kraliyet Okuluna gittikten sonra, 1923'te Dublindeki Trinity Collegee girerek Roman dilleri öğrenimi gördü. 1928de Paristeki Yüksek Öğretmen Okulunda İngiliz dili profesörü olarak görev aldı.
Bu dönemde, çağdaş roman ve öykü yazarları arasında önemli bir yeri olan İrlandalı yazar James Joyce ile tanışarak onun çevresine girmesi, Beckettin yazarlık yaşamını önemli ölçüde etkiledi. 1930da Dubline dönerek Trinity Collegede Fransızca dersleri verdi. 1931den sonra ise Londrada yaşamaya başlayarak Fransa ve İtalyaya yolculuklar yaptı. 1937de Parise yerleşen Beckett, II . Dünya Savaşı sırasında bir yer altı direniş grubuna katıldı. Nazilerden kaçmak amacıyla gittiği Fransanın güneyindeki Vauclusede gündüzleri tarım işçisi olarak çalışırken, geceleri Watt adlı romanını yazdı. Savaştan sonra İrlandada Kızılhaç Örgütüne gönüllü olarak yazıldı ve bir askeri hastanede çevirmenlik yapmak üzere yeniden Fransaya gelerek 1945'te Paris'e yerleşti.
Beckett, yazarlık yaşamanın en verimli dönemi olan 1946-50 yıllarında, yapıtlarını önce Fransızca yazıp, sonra İngilizce'ye çevirmeye başladı. Bu dönemde yazdığı Molloy, Malone Meurt ve L"Innommable adlı roman üçlemesinde, etkisinde kaldığı düşünür Descartes'ın "Düşünüyorum, öyleyse varım" felsefesinden hareket ederek, insanın benlik ve varoluş arayışlarını irdeledi. Beckett'in, ülkemizde de sahnelenen Godot'yu Beklerken adlı oyunu, yazarın en çok tartışılan ve ona dünya çapında ün kazandıran yapıtıdır. Bu oyun ve bunu izleyen Sonu, Krapps Last Tape, Küller, Mutlu Günler ve Play gibi sahne ve radyo için yazılmış oyunlar, II. Dünya Savaşından sonra Avrupa'da ortaya çıkan ve gerek biçim, gerek içerik açısından yerleşmiş tiyatro kurallarına karşı çıkan Uyumsuzluk Tiyatrosunun en çarpıcı örneklerindendir. Bu oyunlarda Beckett, acıklı olanı bir çeşit mizahla dile getirerek bir kara güldürü havası yaratmış, en aza indirgenmiş kişiler ve dekorla, insanın amaçsız ve anlamsız bir evrendeki umutsuzluğunu, başkalarıyla iletişim kuramamasından kaynaklanan yalnızlığını aktarmaya çalışmıştır.
Sözsüz Oyun adlı dizi ve Come and Go gibi oyunları ise sözcüklerin en aza indirgendiği çok kısa yapıtlarıdır.
1970'te Nobel Edebiyat Ödülü Beckett'e verilmiştir.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Münir Özkul ( 15.08.1925)

Bir Büyük Tiyatro ve sinema sanatçısı


15 Ağustos 1925 yılında İstanbul'da doğdu. Sanat hayatına Bakırköy Halkevi'nde tiyatro ile başladı. İstanbul ve Ankara'da Devlet Tiyatroları ve İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun oyunlarında rol aldı. Tiyatro Ses, Küçük Sahne gibi özel tiyatrolarda Sadri Alışık, Cahit Irgat, Nevin Akkaya ve Şükran Güngör gibi oyuncularla görev aldı. Rol aldığı Fareler ve İnsanlar adlı oyunun yönetmeni Muhsin Ertuğrul ile tanıştı.

Ancak 1950'lerden başlayarak rol almaya başladığı sinema filmleri ile asıl ününü kazandı. Özellikle 1970'lerin kalabalık kadrolu ve genellikle Ertem Eğilmez'in yönettiği filmlerde önemli roller aldı. En bilinen rollerinden biri, onunla özdeşleşen, hababam sınıfı serisindeki, tatlı-sert okul müdürü Kel Mahmut tiplemesi oldu. 400'e yakın filmde rol aldı. Adile Naşit'le beraber oynadığı filmlerle Türk sinemasının unutulmaz ikililerinden oldu.

İlk dönem filmlerinden en önemlileri Edi ile Büdü, Halıcı Kız, Kalbimin Şarkısı, Miras Uğruna, Balıkçı Güzeli’dir. Daha sonraki dönemde çekilen kalabalık kadrolu aile filmleri arasında en önemlileri Neşeli Günler, Gülen Yüzler, Gırgıriye, Görgüsüzler, Mavi Boncuk, Bizim Aile, Aile Şerefi sayılabilir. 1980 sonrasında video için çekilen bir çok filmde görev almıştır.

Televizyon dizilerinin yaygınlaştığı dönemde dizi oyunculuğundan uzak durdu. Sadece Uzaylı Zekiye, Ana Kuzusu ve Şaban ile Şirin gibi dizilerde rol aldı.

1972 yılında çekilen Sev Kardeşim adlı filmdeki rolüyle Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı.

1998 yılında Kültür Bakanlığı tarafından devlet sanatçısı unvanı verildi.

Hayatının önemli bir kısmını, alkolle savaşarak geçirdi. 1990'lı yılların ortasında alkolü tamamen bıraktı.

1998 yılında Hamdi Alkan'ın canlandırdığı Yarmagül karakterinin dedesini oynadığı Reyting Hamdi televizyon programında kamera karşısına çıktı.


FİLMLERİ

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar 2000
Ay Işığında Saklıdır 1996
Nasreddin Hoca 1993
Al Dudaklım 1993
Arabesk 1988
Acı Gurbet 1988
A Ay 1988
Afife Jale 1987
Kuşatma 2 / Şok 1987
Aile Pansiyonu 1987
Günah 1987
Kadersiz Kullar 1987
Yaşamaya Mecburum 1987
Yıllar 1987
Uzaylı Zekiye 1987
Otobüs Yolcuları / İhsaniye - Karasu 1987
Ana Kucağı 1986
Kızlar Sınıfı Tatilde 1986
Babalar Da Ağlar 1986
Dayak Cennetten Çıkma 1986
Elmayı Kim Isırdı 1986
Milyarder 1986
Büyük Günah 1985
Ya Ya Ya Şa Şa Şa 1985
Deliye Hergün Bayram 1985
Çalınan Hayat 1985
Duyar Mısın Feryadımı 1985
Sarı Öküz Parası 1985
Şaşkın Gelin 1984
Geçim Otobüsü 1984
Çaresizim 1984
Kızlar Sınıfı 1984
Gırgıriyede Büyük Seçim 1984
Şaşkın Ördek 1983
Dostlar Sağolsun 1983
İlişki 1983
Gırgıriyede Cümbüş Var 1983
Gazap Rüzgarı 1982
Bir Yudum Mutluluk 1982
Islak Mendil 1982
Ağlayan Gülmedi Mi 1982
Altın ****s 1982
Buyurun Cümbüşe 1982
Talih Kuşu 1982
Adile Teyze 1982
Şıngırdak Şadiye 1982
Görgüsüzler 1982
Beni Unutma 1982
Deliler Koğuşu 1981
Bizim Sokak 1981
Gırgıriyede Şenlik Var 1981
Gırgıriye 1981
Banker Bilo 1980
İbişo 1980
Erkek Güzeli Sefil Bilo 1979
Gelinciklerim 1979
Aşkın Gözyaşları 1979
İbiş İn Rüyası 1979
Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor 1978
Neşeli Günler 1978
Cennetin Çocukları 1977
Gülen Gözler 1977
Hababam Sınıfı Tatilde 1977
Aşk Dediğin Laftır 1976
Aile Şerefi 1976
Hababam Sınıfı Uyanıyor 1976
İşte Hayat 1975
Gülşah 1975
Bizim Aile / Merhaba 1975
Hababam Sınıfı 1975
Gece Kuşu Zehra 1975
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı 1975
Beş Milyoncuk Borç Verir Misin 1975
Hasret 1974
Beş Tavuk Bir Horoz 1974
Gariban 1974
Mavi Boncuk 1974
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz 1974
Salak Milyoner 1974
Niyet 1973
Çulsuz Ali 1973
Izdırap 1973
Şaban İstanbul'da 1973
Kaynanam Kudurdu 1973
Oh Olsun 1973
Yalancı Yarim 1973
O Ağacın Altında 1972
Üç Sevgili 1972
Karamanın Koyunu 1972
Ver Allahım Ver 1972
Yiğitlerin Kaderi 1972
Tatlı Dillim 1972
Sev Kardeşim 1972
Senede Bir Gün 1971
Kezban Paris'te 1971
Son Hıçkırık 1971
Bebek Gibi Maşallah 1971
Beklenen Şarkı 1971
Solan Bir Yaprak Gibi 1971
Donkişot Sahte Şövalye 1971
Yedi Kocalı Hürmüz 1971
Beyoğlu Güzeli 1971
Aşk Uğruna 1971
Beyaz Kelebekler 1971
Gönül Hırsızı 1971
Hayatım Senindir 1971
İbiş Gangsterlere Karşı 1971
İşte Deve İşte Hendek 1971
Kadifeden Kesesi 1971
Tophaneli Murat 1971
Ayşecik Ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde 1971
Aşk Hikayesi 1971
Hayat Sevince Güzel 1971
Tatlı Meleğim 1970
Kara Dutum 1970
Bütün Aşklar Tatlı Başlar 1970
Kalbimin Efendisi 1970
Yuvasız Kuşlar 1970
Yumruk Pazarı 1970
Ali İle Veli 1970
Allı Yemeni 1970
Berduş Kız 1970
Dikkat Kan Aranıyor 1970
Dönme Bana Sevgilim 1970
Yavrum 1970
Küçük Hanımefendi 1970
Şoför Nebahat 1970
Son Kızgın Adam 1970
Hayatım Sana Feda 1970
Seven Ne Yapmaz 1970
Arım, Balım, Peteğim 1970
Sevgili Babam 1969
Boş Çerçeve 1969
Uykusuz Geceler 1969
Gelin Ayşem 1969
Nisan Yağmuru 1969
Sevdalı Gelin 1969
Ayşecik'le Ömercik 1969
Fakir Kızı Leyla 1969
Bana Derler Fosforlu 1969
Nilgün 1968
Artık Sevmiyeceğim 1968
Kanlı Nigar 1968
İstanbul'da Cümbüş Var 1968
Kara Gözlüm Efkarlanma 1968
Yayla Kartalı 1968
Urfa İstanbul 1968
Kalbimdeki Yabancı 1968
Çifte Tabancalı Damat 1967
Elveda 1967
Sürtüğün Kızı 1967
Yaşlı Gözler 1967
Bir Millet Uyanıyor 1966
Denizciler Geliyor 1966
Ben Bir Sokak Kadınıyım 1966
Aşkın Kanunu 1966
Seni Sevmiyorum 1966
Fakir Bir Kız Sevdim 1966
Kan Gövdeyi Götürdü 1965
Senede Bir Gün 1965
Kart Horoz 1965
İnatçı Gelin 1965
Bilen Kazanıyor 1965
Seveceksen Yiğit Sev 1965
Şoför Nebahat Bizde Kabahat 1965
Şekerli Misin Vay Vay 1965
Yalancının Mumu 1965
Cezmi Band 007. 5 1965
Gönül Kuşu 1965
Dokunma Bozulurum 1965
Kahreden Kurşun 1965
Bir Bahar Akşamı 1961
Yumurcak 1961
Yaman Gazeteci 1961
Taş Bebek 1960
Gurbet 1959
Altın ****s 1958
İftira 1958
Kalbimin Şarkısı 1956
Bir Aşk Hikayesi 1955
Tuş / Bir Aşk Hikayesi 1955
Balıkçı Güzeli / 1002. Gece 1953
Edi İle Büdü 1952
Edi İle Büdü Tiyatrocu 1952
Barbaros Hayrettin Paşa 1951
Evli Mi Bekar Mı 1951
Lale Devri 1951
Yavuz Sultan Selim Ve Yeniçeri Hasan 1951
Üçüncü Selim'ın Gözdesi 1950

ÖDÜLLERİ

1967: İlhan İskender Ödülü (Kanlı Nigar Oyunuyla)
1972: Antalya Altın Portakal Film Festivali "En İyi Erkek Oyuncu" Ödülü
1991: Dümbüllü Ödülü
1997: Altın Kelebek Ödülleri Onur Ödülü
1999: Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü "Muhsin Ertuğrul Tiyatro Emek Ödülü"
2004: 37. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri Onur Ödülü
2006: Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülü

HAKKINDA YAZILANLAR

Bakırköy Halkevleri'nden yetişti Münir Özkul. Paşa torunu olarak doğduğu Bakırköy'de tanınan , sevilen bir simaydı. Önce tiyatroya atıldı. İstanbul ve Ankara Şehir-Devlet Tiyatroları'nda çalıştı. Sinemaya ise bir girdi pir girdi. 1950'lerin siyah-beyaz filmlerinde sıkça görülür oldu. Kalıptan kalıba giriyor, özellikle mimikleri çok beğeniliyordu. Her role girdi ama zengin ve kötü yürekli adam olmayı bir türlü beceremedi.Orhan Aksoy'un "Fakir Kızı Leyla" filminde evin kahyası rolüne çıkan Münir Özkul daha sonraları defalarca bu kalıba girdi.

Hep eve gelen fakir genç kızı bir hanımefendi olabilmesi için eğitti. "Fakir Kızı Leyla" da yürüyüş dersi verebilmek için kadın kılığına bile girdi. Daha sonra "Kezban " ve "Kezban Paris'te" de genç kızı, bir kuğu haline getirdi. "Gülşah" ın dedesi oldu, torununa yeni bir anne bulmak için elinden geleni yaptı. Ayşecikli filmlerde huysuz dede olmaktan kaçınmadı. Bastonuyla çocuk kovaladı. Hülya Koçyiğit ve Ekram Bora'nın başrollerini paylaştığı "Seni Seviyorum" da mafya üyesi rolüne bile çıktı. Zeki Müren'li filmlerde de göründü. "Gurbet" filminde , Müren'le birlikte balıkçıydı ve bugünkü halinden çok daha fazla saçlıydı. "Gece Kuşu Zehra" da ise usta bir hırsızdı. "Şöför Nebahat" filminde şarkılar söyleyen neşeli dolmuş kahyasıydı.

Münir Özkul'u halka asıl sevdiren filmler "Arzu Film" yapımları oldu. Ertem Eğilmez'li yıllarda birbiri ardına sayısız film çevirdi. "Gülen Gözler" "Bizim Aile" de fakir ama onurlu bir baba, Yaşar Usta oldu. "Mavi Boncuk" da dev bir kadroyla halkı güldürdü. Ve tabii "Hababam Sınıfı" serisindeki unutulmaz Kel Mahmut rolü. Münir Özkul daha sonra Adile Naşit'le birlikte çok sayıda film çevirdi. Video filmlerinde rol aldı. Bazı dizilerde göründü. Devlet sanatçısı ünvanı da taşıyan Özkul'un "sinema rüyası " yıllar boyunca hiç bitmedi.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cemal Reşit Rey

Çocukluğu ve Gençliği

Cemal Reşit Rey sarayla yakın ilişkileri olan, son Osmanlı ailelerinden birinin oğluydu. 25 Ekim 1904'te Kudüs'te doğdu. Babası Ahmet Reşit Rey, o dönemde Kudüs'e mutasarrıf olarak atanmıştı. Cemal Reşit'in müziğe yeteneği o yıllarda ortaya çıktı. Diğer çocuklar sokakta oynarken o bulduğu bir akordiyonu çalmaya ve ondan çıkan sesleri taklit etmeye çalışıyordu.

Beş yaşındayken ailece İstanbul'a geldiler. Burada bir yandan ilkokula giderken, bir yandan da piyano çalışmaya başlar. Galatasaray Lisesi'nde okumaya başladığı yıllarda babasının politik durumu nedeniyle 1913 yılında zorunlu olarak Paris'e taşınırlar.

Burada özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Raymond Poincare aileye sahip çıkar. Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına çok az zaman vardır ve Ahmet Reşit Bey ve ailesi dünyanın kültür başkenti Paris'te yaşamaya başlarlar. Cemal Reşit Bey daha çocuk yaşlarında Gustav Mahler'i orkestra yönetirken görecek, konservatuvarda onu müdür ve ünlü besteci Gabriel Faure dinleyecektir. Faure onu dinledikten sonra ünlü pedagog Marguerite Long'a telefon açar ve "Madam size bir Türk çocuğu gönderiyorum ve hiçbir şey söylemiyorum, kendiniz göreceksiniz" der. Sonra babasına dönerek "Oğlunuz hayatta müzikten başka hiçbir şey yapamaz" diye onun müzik dehasını hemen keşfeder. Claude Debussy'nin öğrencisi, Maurice Ravel'in en yakın dostlarından ve eserlerini en iyi yorumlayan piyanistlerden biri olan Marguerite Long, 19 yaşına kadar hiç para almadan Cemal Reşit'in eğitimi ile yakından ilgilenecektir.

Ahmet Reşit Bey ve ailesi, savaş başlayınca Paris'te uzun süre kalamazlar. Cenevre'ye yerleşirler. Cemal Reşit eğitimine burada Cenevre Konservatuvarı'nda devam ederken, normal lise eğitimini de sürdürür. Konservatuvarın ustalık sınıfına kadar yükselir ancak 1919'da babası dahiliye nazırlığına atanınca İstanbul'a gelirler. Baba oğlunu hemen İstanbul'da bir piyano öğretmenine götürür. Ancak çocuğun piyano bilgisi öğretmeninkinden fazladır. Cemal Reşit bu kez tek başına Paris'e eğitime gönderilecek, tekrar Marguerite Long'la çalışmaya başlayacaktır. Konservatuvarda Gabriel Faure'den müzik estetiği dersleri alır. Besteci, piyanist ve orkestra şefliği üzerinde eğitim görür. Daha okul yıllarında besteleriyle ilgi çekmeye başlar.

Olgunluk Dönemi

Cemal Reşit, cumhuriyetin ilanından iki ay önce Paris Konservatuvarı'ndan mezun olur. Bu arada İstanbul Belediyesi Darülelhan'a (ilk konservatuvar) batı müziği bölümü açılmasına karar verilir ve hoca olarak genç Cemal Reşit çağrılır. Bu onun için dünyanın en büyük mutluluğudur. Henüz 19 yaşındadır, onu Avrupa'da büyük bir kariyer beklemektedir ancak hocalarının tüm engellemelerine karşın İstanbul'a döner. Belki Batı'daki büyük kariyerini bırakmıştır ama, Cemal Reşit Rey Türkiye'de klasik müziğin kuruluşuna öncülük etmiş, pek çok öğrenci yetiştirmiş ve yaşamı boyunca müzik dünyasının hep bir numarasında yaşamıştır.

Türkiye'ye döndükten sonra yaşamı boyunca artık kendi ülkesinden hiç ayrılmayacak, çeşitli orkestralar kurup, bunlarla yurt içi ve dışında konserler yönetecek, dünyanın en ünlü sanatçılarını şef olarak Türkiye'de ağarlayacak, Türkiye'de bir yandan klasik müziğin yaygınlaşması için çalışırken, öte yandan yazdığı operetlerle tiyatro dünyasında unutulmayacak eserlere imza atacaktır.

Cemal Reşit Rey'in yaşamı sürekli çalışarak, üreterek geçti. Ailesiyle birlikte oturdukları Nişantaşı'nda Şair Nigar Sokak'taki konakta anne babası, ağabeyi Ekrem Reşit, kız kardeşi Semine ve eşi Semih Argeşo ile birlikte yaşıyorlardı. Semih Argeşo Cemal Bey'in kurup yönettiği İstanbul Senfoni Orkestrası'nın baş kemancısıydı. Semine Hanım da orkestrada keman çalıyordu. Konakta hem ciddi klasik müzik çalışmaları yapılıyor, hem de ağabeyi Ekrem Reşit'le birlikte müzikaller üzerine çalışıyorlardı.

Cemal Bey'in müzikalleri zevk almasının ötesinde yapacağı klasik müzik çalışmalarında özellikle yurt dışı konserlerinde değerlendirmek için para kazanmaya yönelik olarak da yaptığı oluyordu. Çünkü özellikle o yıllarda Türkiye'de klasik müzik yapmak bir misyoner gibi çalışmayı gerektiriyordu. Babasının ölümü, ardından Semine Hanım ve eşinin ayrı bir eve çıkarak konaktan ayrılmaları, Ekrem Reşit Bey'in ve 1962'de annesinin ölümü ile Cemal Bey'in konak yaşamı son buldu. Koca İstanbul'da tek başına kalmıştı. Yanında ağabeyine çok iyi baktığı için aile emektarı olan Rıfkı Ergün ve ailesiyle birlikte Serencebey'de bir apartman dairesine taşınır. Orkestradan emekli olan Cemal Bey, piyano dersleri vermekte, yine evi eski dostları ve öğrencileri ile dolup taşmaktadır ama artık o eski debdebeli günler geride kalmıştır. Bir zamanlar şık giysileri ile her yerde dikkat çeken Cemal Reşit Rey üzerinde eski kıyafetleri, mütevazı evi ile onu eskiden tanıyanların içlerini acıtmaktadır. Giderek Rıfkı Ergün'ün ailesini kendi ailesi gibi görmeye başlar. Hele içlerinde sağır dilsiz olan Melek'i özel bir ihtimamla büyütür.

1970'lerde Cemal Reşit Rey, Haldun Dormen'in sahneye koyacağı bir müzikalin siparişini alır. Ağabeyinin ölümünden sonra müzikal yazmamaya karar veren Rey, Erol Günaydın'ın yazacağı metinleri müzikleyebileceğini söyleyerek herkesi şaşırtır. Erol Günaydın'la kısa süre içinde çok iyi dost olurlar ve Yaygara 70 büyük başarı kazanır. Ardından Uy Balon Dünya isimli ikinci bir müzikal yapılır ama aynı başarıyı yakalayamaz. 1980'lerde Cemal Bey iyice kendi dünyasına çekilir.

Onuncu Yıl Marşı

Cumhuriyet'in 10. yıl kutlamaları için 1933'de bir marş yarışması düzenlenir. Cemal Reşit Rey, güftesi Behçet Kemal Çağlar ve Faruk Nafiz Çamlıbel'e ait olan şiir üzerine bir beste yapmaya karar verir. Uzun süre uğraşıp, herkesin coşku ile birlikte söyleyeceği bir marş oluşturmaya çalışır. Ancak ağabeyi Ekrem Reşit'e yaptığı çalışmayı bir türlü beğendiremez. Sonunda mehter ritmi gelir aklına Cemal Bey'in besteyi yapar ve herkesin rahatlıkla söyleyebileceği bir eser çıkar ortaya.

Ankara'da eseri piyanoda çalarak kendi seslendirir. Marşı degerlendirecek olan heyetin içinde bulunan dönemin Milli Eğitim Bakanı Cemal Bey'in "cumhuriyet" sözcüğünde majörden minöre geçtiğini bunu da cumhuriyeti küçük düşürmek için yaptığını iddia eder ancak Cemal Reşit şu örnekle durumu kurtarır:

"Minör küçük anlamına gelir ama müzikte bu anlamda kullanılmaz. Beethoven'in Napoleone'un kahramanlıkları için yazdığı Eroica'nın ikinci bölümü de do minör tonundadır."

Jüride bulunan bir başkası ise bir kahramanlık öyküsü olan Marseillaise'in de minör tonundan olduğunu söyleyince durum tatlıya bağlanır. Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. Yıl Marşı böylece ortaya çıkmış olur.

Operetleri

Cemal Reşit Rey, operet yazmaktan ve ağabeyi ile sahne sanatçıları ile birlikte yaşanan anılardan her zaman en sıcak biçimde söz etmişti:

"Zerafet, incelik, nükte, hoşgörü... Bir sırada elli kişi oturmuş ve elli kişi de gülüyorsa bu bir sosyal hadisedir. Operet bestelediğim yıllar hayatımın en zevkli, en neşeli yıllarıdır. Sahne sanatçıları ile kısa sürede kaynaşmıştık. Onlarla konakta buluşur, şarkılar söyler çalışırdık. rahmetli biraderimin ölümü ile operet devri benim için kapanmış oldu."

Cemal Reşit Rey, 1932-1942 yılları arasında ağabeyi Ekrem Reşit Rey'le birlikte operet ve revü müzikleri besteler. Cemal Reşit Bey, bir yandan ciddi klasik eserlerini yazarken, ağabeyi ile birlikte Viyana, Paris havasını İstanbul'da yaşatmaya çalışmakta, sahneye konulan her oyun İstanbul'da büyük sükse yapmaktadır. Cemal Reşit Rey'in bu popüler çalışmaları kimi klasik müzik sanatçısı tarafından onun zamanını boşa harcaması olarak görülmesine rağmen, Cemal Bey bu çalışmaları hiçbir zaman küçümsememiş, sanat ve eğlenceyi düzeyli biçimde bir araya getiren operet ve revülerinden hep sevgi ile söz etmiştir.

Rey Kardeşler'in ilk operet çalışmasını dönemin Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Muhsin Ertuğrul ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ talep eder. Üç Saat Opereti bu istek üzerine yazılır. Beş ay süreyle kapalı gişe oynayınca, Muhsin Ertuğrul gelecek sezon için onlardan yeni bir müzikal talebinde bulunur. İkinci operet Lüküs Hayat olur. Rey Kardeşler'in yazdıkları operetler içinde en beğenileni her zaman Lüküs Hayat olmuştur. Üçüncü yıl için yazılan operet Deli Dolu olur. Deli Dolu'da ana fikir iki yüzlülüktür. Eserde orkestrayı dönüşümlü olarak Hasan Ferit Alnar ve Cemal Reşit Rey yönetirler. sahnede kullanılan karikatürler Cemal Nadir tarafından çizilir. Deli Dolu'nun ilk orkestrası mali sıkıntılar doluyasıyla 10 kişiliktir. 1979'da İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenirken Cemal Bey, orkestrayı yetmiş kişiye çıkartır. 1937'de Hava Civa yazılır. Eserin ilk temsili 1943 yılında Avni Dilligil yönetiminde Ses Operet ve Tiyatrosu'nda yapılır. Ancak savaş yılları ekonomik krizi de beraberinde getirmiş ve eser daha küçük bütçeli olarak sahneye konulmuştur. Eserin baş kadın oyuncusu Semiha Berksoy'dur.

Rey Kardeşler'in bu operetlerin dışında revü çalışmalarıda vardır. Adalar, Alabanda ve Aldırma. Bunlardan Alabanda'da Safiye Ayla oynamıştır.

Cemal Reşit Rey'in ağabeyinin ölümünden sonra operet çalışmaları biter. Ailede birbirinin arkasına gelen ölümler ve maddi sıkıntılar sonucu satılan konaktan kalan para ile taşındığı Serencebey'deki küçük apartman dairesindeki yalnız yaşam, yaşlılık dönemindeki Cemal Reşit Rey'i sanat dünyasından da uzaklaştırmıştır. 60'lı yılların sonlarında Haldun Dormen onu ziyarete gider ve birlikte yeni bir operet çalışması yapmalarını önerir. Ağabeyinin ölümünden sonra operetlere veda eden Cemal Bey, şarkı sözleri için Erol Günaydın'la çalışmaya razı olur. Yaygara 70 isimli oyun büyük bir başarı kazanır. Ardından aynı ekiple Uy Balon Dünya isimli yeni bir çalışma daha yapılır ancak çok başarılı olmaz. 1971 yılında son opereti olan Bir İstanbul Masalı'nı besteler.

Son Yılları

1985'de Lüküs Hayat 51 yıl aradan sonra yine aynı sahnede İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenecektir. Cemal Bey, gala gecesi için özel olarak hastaneden çıkarılır ve Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na getirilir. Eser yıllar sonra yine büyük bir başarı kazanmıştır. Haldun Dormen ve Gencay Gürün onu alkışlar arasında sahneye çıkarırlar. Anlatılmaz derecede mutludur. Seyirci onu dakikalarca ayakta alkışlar. Bu onun son sahneye çıkışı olacaktır. Ertesi gün tekrar hastaneye yatırılır ve buradan ikinci çıkışında Edirnekapı'daki aile mezarlığına defnedilecektir.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Erol Günaydın

Erol Günaydın, 16 Nisan 1933 Akçaabat doğumlu Türk sinema ve tiyatro sanatçısı.

Tiyatroya Galatasaray Lisesi bünyesinde başlayan Günaydın, 1955'te Haldun Dormen Cep Tiyatrosunda "Papaz Kaçtı" adlı oyun ile profesyonel aktörlük hayatına başlamıştır. 1960'da ilk sinema filminde oynayan Erol Günaydın, elli yıllık bir süre içinde çok sayıda filmin ve tiyatro oyununun yanı sıra TRT'de yayınlanan Çiçek Taksi adlı dizide de oynadı. Nasreddin Hoca tiplemesi, meddah gösterileri, Ayı Yogi seslendirmesi ve canlandırdığı diğer pek çok karakter günümüzün en tanınan ve kıdemli aktörlerinden biri haline gelmesini sağlamıştır.

Gazeteci-yazar Emine Algan tarafından birkaç aylık bir süre içinde kendisiyle gerçekleştirilmiş bir nehir-söyleşi 2007 yılında "İki Kalas Bir Heves" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.

2 Ağustos 2008'de Florence Nightingale Hastanesi'ne kaldırılmış geçirdiği ameliyat sonrası yoğun bakıma alınmıştır.

Erol Günaydın 16 Ağustos 2008'de taburcu edildi. Ameliyat edilen Erol Günaydın’ın genel sağlık durumunun iyi olduğu, daha sonra genel kontrol için geleceği öğrenildi.

Günaydın, Okan Bayülgen'in Disko Kralı adlı programına müdavim konuk olarak katılmaktadır.


Son röportaj;

55 yıllık tiyatrocu Erol Günaydın, Mahsun Kırmızıgül'ün 'Beyaz Melek' ve 'Güneşi Gördüm' filmlerinde rol aldıktan sonra hiçbir sinemacının kendisine rol vermediğini söyledi.

'Orada Neler Oluyor'a konuk olan Erol Günaydın "Bazı sinemacılar Mahsun'un filminde rol aldım diye 'Erol Abi bu kadarını nasıl yapar?' demiş. Bana rol vermek konusunda isteksiz davranmışlar. Mahsun'u, Yılmaz Güney'e benzetmeme fena bozulmuşlar. Mahsun'a 'magandanın tekidir, kıro türkücü' deseydim içleri rahat edecekti. Bu kompleksli sinemacılar varsın bana rol teklif etmesin. Tekrar ediyorum; Mahsun Kırmızıgül sinemanın yeni Yılmaz Güney'idir. Yıllar önce Yılmaz Güney'in filmlerinde rol aldım diye tiyatrodan kovulmuştum. Bugün de Mahsun için sinemadan kovuyorlar. Ama umrumda değil. Çünkü Mahsun ustalarına saygı gösteren, çok yetenekli, kendini geliştiren bir çocuk" dedi

Ödülleri

1967 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Senaryo Ödülü, Güzel Bir Gün İçin
1967 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü, Güzel Bir Gün İçin

Rol aldığı tiyatro oyunları

Namussuzum ki Namusluyum

Uzun Donlu Kişot

Soyut Padişah

Yaygara Yetmiş

İstanbulu Satıyorum

Yolcu

Papaz Kaçtı
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Cihan Ünal

Cihan Ünal Sanatçı 1949 -Kastamonu

Cihan Ünal
1949 yılında Kastamonu
Taşköprü'de dünyaya geldi. İlkokulu Tosya ve Kırıkkale'de
orta okulu Ankara Cebeci Ortaokulu'nda
liseyi ise Ankara Kurtuluş Lisesi'nde okudu. Yüksek öğrenimini Ankara Devlet Konservatuarı'nda tamamladı. Ortaokul ve lise döneminde Ankara Radyosu Çocuk Saati ve Halkevleri Tiyatro Bölümü'nde amatör çalışmaları oldu. Aydın fikirli
sanatı seven
destekleyen babası ilkokul öğretmeni Hüseyin Ünal ile annesi Rahiye Ünal
çocuklarını her zaman sanata yönlendirdi.

Cihan Ünal'ın ağabeyi Mete Ünal
Ankara Opera Orkestrası'nda viyola çalıyor. Ablası Hepşen Akar da Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı. Cihan Ünal ailesinin desteğini hiç unutmadı...

'Benim sanatçı olmam da annemle babam kadar
ağabeyim ve ablamın da destekleri büyük oldu. Eğer tiyatro oyuncusu olmasaydım
bir enstrümün çalmayı
müzisyen olmayı düşünürdüm.'

Cihan Ünal
1968 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümü'nden mezun oldu ve Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalışmaya başladı.

'1982 yılında bazı özel nedenler yüzünren Ankara Devlet Tiyatrosu'ndan ayrıldım. 1989 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na geçtim. 'Evita'daki 'Che' rolünü canlandırdım. 1995 yılında Gencay Gürün'ün kurduğu Tiyatro İstanbul'a geçtim.'

Cihan Ünal oyunculuk dışında da tiyatroya hizmet etti. 1969-82 yıllarında Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümü'nde
1982'de ise İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nde öğretmenlik yaptı. Sahne
mimik
diksiyon dersleri verdi.

1980 yılında TRT'de yayınlanan Yücel Çakmaklı'nın yönettiği 'IV.Murat' dizisiyle bir anda milyonların tanıdığı sanatçı oldu. Ünal
1985 yılında yine Yücel Çakmaklı'nın yönettiği 'Osmancık' (Kuruluş' dizisinde 'Osman Gazi' rolünü oynadı. 1981-89 yılları arasında birçok sinema filminde oynayan Cihan Ünal
ilk evliliğini bir dönemin tanınmış mankeni Sabiha Tarhan ile yaptı. Bu evlilikten Irmak adında bir kızı olan Cihan Ünal'ın hayatındaki en hareketli
en duygu yüklü dönem de bu süre içinde yaşandı. Çünkü o dönemde Türkan Şoray'la tanıştı
büyük bir aşk yaşadı ve evlendi. Evet
Ünal 'Seni Kalbime Gömdüm' ve 'Mine' adlı filmlerde kamera önüne birlikte geçtiği sinemanın Sultan'ına aşık oldu. Türkan Şoray'la evliliğinden de bir kızı oldu.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Perran Kutman

Dogum Tarihi:1949
Doğum Yeri: Istanbul
Eğitim : Istanbul Belediyesi Konservatuvari Tiyatro Bolumu


Asil adi Perran Kanat'tir. Istanbul Belediyesi Konservatuvari Tiyatro Bölümü`nden mezun olduktan sonra 1967`de Ulvi Uraz Tiyatrosu`nda sahneye çikti. Sanatci ilk sahne deneyimi hakkinda su sozleri soylemistir. 'Ulvi Uraz'da profesyonel hayatima basladim. Mükemmel bir hocaydi. Sahne tahtasina saygiyi ögrendim'. Perran Kutman daha sonra 1969`da Nisa Serezli, 1973`te Sezer Sezin, 1980`de Miyatro adli tiyatro topluluklarinda çalisti. Sahneye çikarak sov yapti. Tiyatroya en son 1987 yilinda Artiz Mektebi adli oyun ile cikmistir.

Sinemaya 1972`de "Sehvet Kurbani" adli filmde ufak bir rolle geçti. Turk Sinemasi'nin klasikleri icinde sayilan Koyden Indim Sehire, Salak Milyoner ve de Hababam Sinifi'nda yan rollere ciktiktan sonra, Girgiriye'deki Sabahat tiplemesi ile sinemada ve Tv'de aranilan kadin komedi oyuncularindan biri oldu.

TV`de Mujdat Gezen'le beraber çesitli parodiler yaparak ün kazandi. TV dizilerinde ise Perihan, Sehnaz, Leyla ve Afet gibi guclu kadin karakterleri canlandirmayi secti. Oynadigi dizi filmler icinde ozelikle Perihan Abla roluyle hafizalara kazindi, Kuzguncuk'ta dizi bittiginde sokaga adi verildi. Sehnaz karakteri ise bosanmis kadinlarin iliskileri hakkinda pek cok tartismayi beraber getirdi. Prensipleri arasinda bir cekim sirasinda sinema filmi veya baska bir is yapmama bulunmaktadir.

Bir dönem yine oyuncu olan rahmetli Hüseyin Kutman'la evli kalmistir. Simdi müzisyen Koral Saritas ile evlidir.


Filmografi
Hayat Bilgisi 2003
Üzgünüm Leyla 2002
Bir Kadın Bir Erkek 2000
Şehnaz Tango 1996
Kızlar Yurdu 1992
Perihan Abla 1988
Homodi 1987
Ödlek 1986
Güldürme Beni 1986
Aşık Oldum 1985
Bizimkiler / Of Of Emine 1984
Gülümseyen Dünya 1984
Çalsın Sazlar 1984
Gırgıriyede Büyük Seçim 1984
Gırgıriyede Cümbüş Var 1983
Görgüsüzler 1982
Gırgıriyede Şenlik Var 1981
Gırgıriye 1981
N'Olacak Şimdi 1979
Evlidir Ne Yapsa Yeridir 1978
Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor 1978
Petrol Kralları 1978
Aslan Bacanak 1977
Sivri Akıllılar 1977
Benim Altı Sevgilim 1977
Sevgili Dayım 1977
Saffet Beni Affet 1976
Her Gönülde Bir Aslan Yatar 1976
Hamza Dalar Osman Çalar 1976
Zühtü (I) 1976
Bülbül Ailesi 1976
Caniko 1976
Salak Bacılar 1975
Curcuna 1975
Mavi Boncuk 1974
Köyden İndim Şehire 1974
Hop Dedik Kazım 1974
Salak Milyoner 1974
Şehvet Kurbanı 1972
Kaynanam Tatilde 1971

 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Hadi Çaman

13 Ocak 1943 Tarihinde Kastamonu'da doğdu.İlk ve orta öğrenimini Abdurrahman Paşa Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde eğitim aldı. Sonrasında Belediye Konservatuvarı'nda okudu.
Amatörce ilgilendiği tiyatro sanatında 1962 yılında Dormen Tiyatrosu ve ardından Kent Oyuncuları'nın açtığı bir sınavı kazanarak Altın Yumruk adlı oyunda profesyonelliğe adım attı. Daha sonra Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu, Nisa Serezli - Tolga Aşkıner Tiyatrosu, Miyatro (Müjdat Gezen), Şan Tiyatrosu gibi tiyatrolarda da onlarca oyunda oynadı.
1982 yılında Yeditepe Oyuncuları'nı kurdu. O zamandan rahatsızlığına değin Nişantaşı'ndaki kendi tiyatrosunda sanat yaşamını sürdürdü. Tiyatro dışında da çeşitli çalışmaları vardır: Çeviriler, uyarlamalar yaptı, oyunlar yazdı, yönetti. Döneminin tiyatro yaşamını konu alan bir kitap yazdı (Can Yayınları). Birçok dalda kişisel ve tiyatrosu Yeditepe Oyuncuları adına sayısız ödüller aldı. Bengi Şen ile olan evliğinden Efe adlı bir oğlu vardır.
15 Aralık 2007 günü, ALS hastalığı saptamasıyla, oğlu Doç. Dr. Mehmet Efe Çaman'ın öğretim üyesi olduğu Kocaeli Üniversitesinde, Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'nde yoğun bakıma alınan sanatçı, 22 Eylül 2008 günü vefat ederek aramızdan ayrılmıştır.

Filmografisi
Ankara Ekspresi - 2005
Gerçek Hikaye - 2001
Midasın Düşü - 2000
Eşref Saati - 2000
Şen Olasın Nuri Bey - 1993
Yağmurdan Kaçarken - 1992
Portatif Hüseyin - 1991
Aile Pansiyonu - 1987
Kiralık Ev - 1986
Hayroş - 1986
Yaygara 86 - 1986
Ekmek Elden Su Gölden - 1985
Sarışın Tehlike - 1980
Memnu Meyve - 1979
Şaşırtma Beni - 1979
Aşk Penceresi - 1979
Koca Aranıyor - 1979
Tamam mı Canım - 1979
Leyla, Necla, Mücella - 1979
Balıkçının Kızları - 1979
Isıt Beni - 1979
Oh De Yavrum Oh De - 1979
Biz Böyle Severiz - 1979
Dişi Melek - 1979
Kara Kısrak - 1979
Kenarın Kızları - 1979
Rezalet - 1979
Saldırganlar - 1979
Kadınlar Hamamı - 1978
Tatlı Sevgilim Kaymaklı Lokum - 1978
Yalnız Kalp / Uçurum - 1978
Köfte Ekmek Az Piyaz - 1978
Çarli'nin Kelekleri - 1978
Bizim Fıstıklar - 1978
Ne Olacak Şimdi - 1978
Olmadı Baştan - 1978
Ya Bundadır Ya Şunda - 1978
İsmet Bu Ne Kısmet - 1978
Kış Bekarı - 1978
Erkeklik Öldü mü Abiler - 1978
Hızlı Giden Yorulur - 1977
Alman Gelin - 1977
Beceriksizler - 1977
İki Aşk Arasında - 1977
Kuşku - 1977
Güngörmüşler - 1976
Sokak Kadını - 1976
Elmanın Alına Bak - 1976
Çılgın Ama Tatlı - 1976
Fiyakanı Bozarım - 1976
Kartal Pendik Gittik Geldik - 1976
Leş Kargaları - 1976
Lüküs Hayat - 1976
Ne Alırsan İki Buçuk - 1976
Sev Doya Doya - 1975
Anahtarı Bendedir - 1975
Çılgın Gençlik - 1975
Derece 37 (2) - 1975
İş Bilenin - 1975
Derece 37 - 1975
Şipşak Basarım - 1975
Bu Baba Başka Baba - 1975
Anasının Kızı - 1975
Beş Atış Yirmibeş - 1975
Vur Tatlım - 1975
Ye Beni Mahmut - 1975
Yok Devenin Başı - 1975
İntihar - 1975
Topuz - 1975
Adım Kan Soyadım Silah - 1970

 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Suna Pekuysal

Suna Pekuysal

Asıl adı Suna Belener olan Suna Pekuysal, 24 Ekim 1933 yılında İstanbul'da doğdu. Pekuysal, İstanbul Belediye Konservatuvarı Şan ve Bale Bölümü'nde öğrenim görürken, 1949 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun çocuk bölümünde Kadri Ögelman'ın "Artist Aranıyor" adlı oyunuyla ilk kez sahneye çıktı. Aradan üç yıl geçtikten sonra, 1952 yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu dram bölümü kadrosuna geçti. 1964 yılında tiyatro sanatçısı Ergun Köknar ile evlendi. 1973 doğumlu Sait Ali isimli bir oğlu olan sanatçı, tiyatronun yanı sıra televizyon ve sinema filmlerinde de rol aldı.

1984 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenmeye başlanan, Ekrem Reşit Rey’in 1933 yılında kaleme aldığı, Cemal Reşit Rey’in bestelerini yaptığı ve Haldun Dormen’in sahneye Koyduğu "Lüküs Hayat" operetindeki rolünü Zihni Göktay ile birlikte 14 yıl süreyle aralıksız oynadı. ”Büyük bir başarı kazanan ve yediden yetmişe her yaştan seyirciye nostalji yaşatan ”Lüküs Hayat”ın ardından emekli olan sanatçı, Şehir Tiyatroları’nda Joseph Kesselring’in yazdığı ve Çetin İpekkaya’nın yönettiği ”Ahududu” adlı oyunda konuk sanatçı olarak rol aldı.

Adı her zaman Türk tiyatrosunun en iyileri arasında anılan sanatçı, 1979 yalında Fakir Baykurt'un uyarlaması olan "Tırpan" daki rolüyle 1980 Avni Dilligil ve Ulvi Uraz ödüllerini, "Lüküs Hayat"taki rolüyle de 1986 Sanat Kurumu ve 1987 İsmail Dümbüllü ödüllerini kazandı.

Birçok televizyon reklam ve dizilerinde, müzikallerde sanatçılık başarısını gösteren Pekuysal, 54 yıl Şehir Tiyatroları’nda görev yaptıktan sonra, 24 Ekim 1998 yılında Şehir Tiyatroları’ndan emekli oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden sanat yaşamı boyunca 250’den fazla oyunda, 100’e yakın da sinema filminde rol aldı. Halen dizilerde ve tiyatroda rol almaktadır.

”Sanatçının emeklisi olmaz” ve ”Sahnede ölmek istiyorum!” sözleriyle tiyatroya ve sanata olan sevgisini belirten sanatçı, halen dizilerde ve tiyatro oyunlarında rol almaktadır

 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Kemal Sunal (1944 - 2000)

Kemal Sunal (1944 - 2000)



1944 yılında İstanbul'da doğdu. Vefa Lisesi'nden mezun oldu. Sanat hayatı, "Zoraki Takip" adlı tiyatro oyunuyla başladı. 1 yıl kadar Kenterler Tiyatrosu'nda çalıştıktan sonra Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda görev aldı. 1973 yılında Ertem Eğilmez'in yönettiği bir filmle sinemaya transfer oldu ve kalabalık kadrolu filmlerde rol almaya başladı.

Türk sinemasında başta ''İnek Şaban'' tiplemesi olmak üzere canlandırdığı pek çok tiple sevenlerinin kalbinde taht kuran Kemal Sunal, 7'den 70'e herkesin sevgisini kazandı. 1944 yılında İstanbul'da doğan Kemal Sunal, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdi. Sanat yaşamına amatör olarak ''Zoraki Tabib'' oyunu ile atılan Sunal, bir süre Ulvi Uraz ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda çalıştı. Daha sonra sinemaya geçerek, önceleri bazı filmlerde önemsiz roller canlandıran Kemal Sunal, 1973'den sonra kalabalık kadrolu komedi filmleri ile üne kavuştu.

Türk sinemasının en büyük komedyenlerinden biri olan Sunal, peşpeşe çevirdiği filmlerle ticari açıdan büyük başarı kazandı. 1977'de Antalya Film Festivali'nde ''En başarılı erkek oyuncu'' ödülünü alan Sunal, oyunculuğu ve özellikle değişik tiplemesiyle Türk sinemasında komedi oyunculuğuna yeni bir soluk getirdi. 1974 yılında evlendi. Ali ve Ezo adlarında, biri kız diğeri erkek iki çocuğu oldu. 1990'lı yıllardan itibaren filmleri kesintisiz olarak televizyonlarda yayınlanmaya başladı; ama kendisi bu gösterimlerden hiç para kazanmadı.

12 Eylül öncesi dönemde yarım bıraktığı üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünü'nü 1995 yılında bitirdi ve master yapmaya başladı. Onu unutmamız mümkün değil! Hayatı boyunca toplam 82 filmde rol aldı. 3 Temmuz 2000 tarihinde öldü.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Müjdat Gezen

MÜJDAT GEZEN





29 Ekim 1943 yılında İstanbul Fatih’te doğdu. Sahneye ilk kez 1953 yılında bir ilkokul piyesinde çıktı. Ve aynı yıl Doğan Kardeş çocuk dergisinde şiirleri yayımlandı. Yine bu yıllarda İstanbul Radyosu Çocuk Kulübü’nde mikrofonla tanıştı. Vefa lisesinde okudu.
1956-57 yıllarında çeşitli amatör tiyatro topluluklarında rol aldı. 1960 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda profesyonel oldu. 1961 yılında İstanbul Belediyesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne girdi. 1962 yılında ilk filmini çevirdi. 1963 yılında ilk özel tiyatro çalışmalarını yaptı. Münir Özkul ve Muammer Karaca Tiyatrolarına girdi. 1963-64 yıllarında sanat dergilerinde şiirleri çıktı. 1964-66 askerlik yılları ve oyun yazma denemeleri. 1966 yılında Ulvi Uraz Tiyatrosu’na girdi. 1967 yılında arkadaşlarıyla birlikte Halk Oyuncularını kurdu. 1968 yılında ilk kez kendi özel tiyatrosunu açtı ve aynı sezon İstanbul Tiyatrosu’nda çalıştı. 1970 yılında sahne, film, TV çalışmalarında bulundu. Aynı yıl kızı Elif dünyaya geldi. ilk kitabı 1975 yılında yayınlandı. Yayınlanmış 38 kitabı var ve bunlardan 9 tanesi okullarda yardımcı ders kitabı olarak okutuluyor. 1982 yılında bir yayınevi kurdu. Yine aynı yıl İstanbul B.Konservatuvarı ve sonradan İ.Ü. Devlet Konservatuvarı’nda Türk Tiyatrosu öğretmenliği yaptı. Aynı yıl, yazar arkadaşı Kandemir Konduk’la birlikte “Güldürü Üretim Merkezi”ni kurdu ve büyük gazetelerde mizah sayfası yönetti. 1991 yılında MSM’yi kurdu. 1992 yılında “MSM Ormanı”nı kurdu. 1995 yılında Hamlet Efendi adlı oyunu ödül aldı ve Devlet Tiyatroları’nda oynandı. 1996-98 Cumhuriyet gazetesinde yazdı. 1997 Devlet Tiyatroları’nda oyun yönetti. Aynı yıl Babam adlı oyunu ödül aldı. 1998 yılında ilk kez adını taşıyan tiyatrosunu kurdu. 2001 yılında MSM Huzurevi’ni kurdu. Yüz civarında filmde, elli civarında oyunda, binden fazla radyo ve TV. skecinde rol aldı, bunların bir bölümünü yazdı ve yönetti. 25’den fazla oyun, 8 sinema filmi ve 5 TV dizisi yönetmenliği yaptı.
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
İlyas Salman

Yaşam Öyküsü
1954 yılında Malatya ilinin Arguvan ilçesi Asar Köyü'nde doğdu. Malatya Turan Emeksiz Lisesi'nden mezun oldu, konservatuarda eğitim görürken son sınıfta okuldan kovuldu. Oyunculuğa İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda başladı. Uzun yıllar sinema oyunculuğu yaptı. Sinemada, çirkinliği ile tanındı.

Evlidir; Devrim adında bir kızı, Temmuz Ali adında bir oğlu vardır. Sol görüştedir. TKP'nin mitinglerine katılmaktadır. Sinema oyunculuğunun yanı sıra yönetmenliğini yaptığı iki sinema filmi bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli tarzda şiirleri ve türkü albümleri bulunmaktadır.1997-2000 yılları arasında 3 yıl boyunca Ankara Birlik Tiyatroları'nda sahneye çıkmıştır.


Film Geçmişi
[değiştir]
Filmleri
Güneşte Karanlığa Düşer (2003)
Sen Hiç Güneşte Üşüdün mü? (2003)
Tek Ayaklı Kuşlar (1995)
Karımı Aldatamam (1995)
Rambo Ramiz (1995)
Antika Kabadayı (1995)
Naylon Karı (1995)
Yoksa Yaşlandım mı? (1994)
Talihsiz Bilo (1994)
Sarhoş (1994)
Yaşanan Dünya (1990)
Zavallı (1990)
Afacan (1989)
Kınalı Hanzo (1989)
Keklik Ali (1988)
Fikrimin İnce Gülü (Sarı Mercedes) (1987)
Aşk Peşinde (1987)
Ben Milyarder Değilim (Ben Milyoner Değilim) (1986)
Sen Neymişsin Be Abi (1986)
Ava Giden Avlanır (1986)
Karaman`ın Koyunu (1986)
Ya Ya Ya Şa Şa Şa (1985)
Uyanıklar Dünyası (1985)
Fakir Milyoner (1985)
Para Babası (1985)
Deliye Hergün Bayram (1985)
Köfteci Holding (1985)
Ekmek Elden Su Gölden (1985)
Sarı Öküz Parası (1985)
Kızlar Sınıfı (1984)
Şekerpare (1983)
Aptal Kahraman (1983)
Şaşkın Ördek (1983)
Dolap Beygiri (1982)
Çiçek Abbas (1982)
Hababam Sınıfı Güle Güle (1981)
Çirkinler de Sever (1980)
İbişo (1980)
Banker Bilo (1980)
Beş Parasız Adam (1980)
Yedi Kocalı Hürmüz (1980) (TV dizisi)
Talihli Amele (1980)
Erkek Güzeli Sefil Bilo (1979)
Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor (1978)
Sultan (1978)
Kibar Feyzo (1978)
Baskın (1977)
Çöpçüler Kralı (1977)


Yönetmenliğini Yaptığı Filmler
Zavallı (1990)
Yaşanan Dünya (1990)

Senaryosunu Yazdığı Filmler
Yaşanan Dünya (1990)
Zavallı (1990)

Albümleri
Yaram Sızlar
Söze Güneş Doğdu
Türkülerimiz Var Söylenecek
Babamın Askerlik Hatırası
Dağların Ardı Nazlıdır
Doğdukları Yerde Doymayanlar
İnadına Türküler

Müzikalleri

Tiyatro Oyunları
Gurbet Kuşları
'Canavar Cafer
 

Beyazdut

İstanbul'da Olmak Vardı
Süper Üye
Katılım
14 Haz 2009
Mesajlar
16,272
Ferhan Şensoy

Ferhan Şensoy

1951
° Doğum: 26 Şubat,Çarşamba /Samsun
° Annesi Müjgan Şensoy, ilkokul öğretmeni
° Babası Yusuf Cemil Şensoy, tüccar, Çarşamba Belediye Başkanı

1953
° Ragıbe isimli kız kardeşi doğuyor.

1956
° Ahmet Vildan isimli erkek kardeşi doğuyor.

1957
° Gazi Osman Paşa İlkokulu /Samsun

1961
° Galatasaray Lisesi

1969
° İlk öykü ve şiirler yayınlanıyor (Yeni Ufuklar / Soyut).

1970
° Çarşamba Lisesi'ni bitiriyor.
° İlk skeçler oynanıyor (Devekuşu Kabare).
° Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü
° Öyküler (Yeni Ufuklar)
° Je M'en Fous Bilader isimli yarı Fransızca yarı Türkçe bir oyun yazıyor, kurduğu Galatasaray Oyuncuları isimli amatör toplulukla
Haldun Taner'in himayesinde, Devekuşu Kabare Tiyatro'sunun
salonunda bu oyunu prova ediyor. Oyun bir tek kez Fenerbahçe tesislerinde, Galatasaray'ın bir akşam yemeğinde sergileniyor.

1971
° Profesyonel oyunculuk (Grup Oyuncuları) - Ayfer Feray Tiyatrosu
° İlk profesyonel yönetmenlik (Güm Güm Güm - İsmet Küntay / Paravana Kabare)

1972
° Ecole Superieure d'Art Dramatique (T.N.S) / Strazburg'da tiyatro öğrenimine başlıyor.

1973
° Magic Circus - De Moise A Mao (Yönetmen Jerome Savary'nin asistanı ve oyuncu)
° Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda ilk oyun oynanıyor : Haneler
(Haldun Taner Ve Umur Bu***'ın Ek Skeçleriyle)
° ilk oyun denemesi olan Güle Güle Godot'yu Fransızca olarak Godot Go Home İsmiyle Yazıyor.
° Fransızcaya çevrilmiş Türk yazarların metinlerini de kullanarak, (Nazım Hikmet / Dağlarca / Yunus Emre) Fransızca bir kolaj oyun yazıyor : Proche-Orient Lointain ! (Iraktır Yakın-Doğu !)

1974
° Theatre National De Strasbourg Les Ressources Naturelles - Pierre Laville
(Yönetmen Andre-Louis Perinetti'nin asistanı ve oyuncu)
° Montreal'de Theatre Patriote'da Fransızca olarak yazdığı Ce Fou De Gogol (Şu Gogol Delisi) ısimli oyununu sahneye koyuyor.
° Montreal'de Theatre De Quatre-Sous'da Fransızca olarak yazdığı Harem Qui Rit (Gülen Harem) isimli müzikali yönetiyor ve oyuncu olarak oynuyor.
° Radio Canada'da Ce Fou De Gogol'ün radyofonik versiyonu yayınlanıyor.
1975
° Montreal'de Ce Fou De Gogol'le en iyi yabancı yazar ödülü alırken oyunun tek kadın oyuncusu Monique Mercure en iyi kadın oyuncu ödülünü alıyor. Oyun Radio Canada'da ikinci kez yayınlanıyor.
° Türkiye'ye dönüyor.

1976
° Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda Dur Konuşma Sus Söyleme (yazar ve oyuncu)
° Türk Yazarları Tiyatrosu'nda oyuncu ve yönetmen
° İlk televizyon skeçlerini yazıyor : Ali Uyanık. Ali Poyrazoğlu'nun oynadığı bu skeçlerin birinde, bir garson rolüyle ilk kez televizyona çıkıyor.
° Nisa Serezli - Tolga Aşkiner Tiyatrosu'nda oyuncu
° Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda skeçleri oynanıyor.
° Yazar Olarak TRT Televizyonu'na değişik skeçler yazıyor.

1977
° İlk kitap yayınlanıyor : Kazanci Yokuşu
° İlk film çalışması : Kızını Dövmeyen Dizini Döver (Yönetmen : Temel Gürsu)

1978
° Mete İnselel Ile Anyamanya Kumpanya Tiyatrosu'nu kuruyor. kendi yazdığı İdi Amin Avantadan Lavanta oyununu oynuyor ve yönetiyor.
° Televizyon için yazdığı Bizim Sınıf dizisi ikinci bölümden sonra, "öğretmenlerin manevi şahsiyetini teyzif ettiği" gerekçesiyle TRT'de yasaklanıyor.
° Anyamanya Kumpanya'dan ayrılıyor.
° Oyuncu olarak da katıldığı Evdekiler ve Giyim Kuşam Dünyası televizyon dizileri de, TRT'de tamamlanamadan yayından kaldırılıyor.
° Ayfer Feray Tiyatrosu (Oyuncu)
° Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda Bizim Sınıf oyunu oynanıyor.

1979
° TRT Televizyonu’nda Sizin Dershane dizisi (yazar ve oyuncu)
° Ayfer Feray Tiyatrosu'nda kendi yazdığı Hayrola Karyola oyununu müzikliyor, oynuyor ve yönetiyor.
° Stardust gece kulübü’nde, yazdığı Dedikodu Şov isimli bir kabare Gösterisini Adile Naşit, Perran Kutman, Pakize Suda, Sevda Karaca Ve İstanbul Gelişim Orkestrası'yla sahneye koyuyor.
° Stardust gece kulübü’nde Arda Uskan'ın yazıp, Fuat Güner'in müziklediği Kukla Ve Kuklacı Kabare Gösterisini Sahneye Koyuyor.
° Şahları Da Vururlar oyununu yazıyor.

1980
° Ortaoyuncular adıyla, kendi tiyatrosunu kuruyor. Şahları Da Vururlar oyununu yönetiyor, oynuyor ve Fuat Güner'le birlikte müziklerini yapıyor. Ortaoyuncular 14 Mart 1980'de Harbiye'de, Yapı Endüstri Merkezi Salonu’nda perdelerini açıyor.
(Avni Dilligil Jüri Özel Ödülü)
(Dergi-13 En Başarılı Oyun Ödülü)
° Tuncay Özinel Tiyatrosu'nda Aşkın Gözüne Gözlük oyunu oynanıyor.
° Kenter Tiyatrosu'nda dört haftalık gösteriden sonra, 10 Kasım 1990'da Ortaoyuncular, Beyoğlu'nda Küçük Sahne'ye taşınıyor ve Şahları Da Vururlar sürüyor.

1981
° Parasız Yaşamak Pahalı oyununu yazıyor.
° Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı oyununu yazıyor, yönetiyor, Fuat Güner ve Özkan Uğur'un müzikleriyle ve Zeliha Berksoy'un katılımıyla oynuyor.
° Şahları Da Vururlar, Ortaoyuncular Yayınları'nın ilk kitabı olarak yayınlanıyor. Oyunun gösterileri sürüyor.
° Tuncay Özinel Tiyatrosu'nda Bizim Sınıf oyunu oynanıyor.
° Sınavla öğrenci alarak Nöbetçi Tiyatro isimli bir amatör grup kuruyor ve onlarla çalışmalara başlıyor.
° Küçük Sahne'nin 30.yılı dolayısıyla, Suzan Uztan ve Mücap Ofluoğlu, Ortaoyuncular'ın konuğu olarak Aleksıev Arbuzov'un Eski Moda Komedya'sını oynuyorlar. Ofluoğlu'nun sahneye koyduğu oyunun dekorunu yapıyor.
(Tiyatro-81 / En İyi Erkek Oyuncu Ödülü)

1982
° Şahları Da Vururlar ve Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı gösterileri sürüyor.
° Afitap'ın Kocası İstanbul kitabı yayınlanıyor.
° Nöbetçi Tiyatro'da Dürrenmatt'ın Büyük Romülüs oyununu En Büyük Romülüs Başka Büyük Yok adıyla sahneye koyuyor.
° Kiralık Oyun'u yazıyor, müzikliyor, yönetiyor ve oynuyor.
° Çorlu'nun Ulaş köyüne askere gidiyor.

1983
° Asker olarak Harbiye Orduevi'ne alınıyor.
° Bertolt Brecht'in 7 şiirinden giderek yazdığı Anna'nın Yedi Ana Günahı'nı yönetiyor.
° Fırıncı Şükrü, Deli Vahap, Nuri Ve Ötekiler oyununu yazıyor ve yönetiyor.
° Nöbetçi Tiyatro'da Afitap'ın Kocası İstanbul'u sahneye koyuyor.
° İstanbul'u Satıyorum oyununu yazıyor.

1984
° Askerliği bitiyor ve Şahları Da Vururlar'la yeniden sahneye çıkıyor.
° Köşedönücü televizyon dizisini yazıyor ve oynuyor.
° Hayrola Karyola oyununu yeniden yazıyor, müzikliyor, Nurhan Damcıoğlu'nun katılımıyla oynuyor ve yönetiyor.

1985
° Aristofanes'in Eşek Arıları'nı yeniden yazıyor, yönetiyor ve oynuyor.
° Köşedönücü filminin senaryosunu yazıyor, filmde oynuyor ve yönetiyor.
° Nöbetçi Tiyatro'da bir Çehov kurgusu olan, Çehov'lardan Bir Demet'i sahneye koyuyor.

1986
° Gündeste kitabı yayınlanıyor.
° Karl Valentin'in Skeçleri ve yaşamından yazdığı İçinden Tramvay Geçen Şarkı oyununu, Hümeyra ve Grup Gündoğarken'in katılımıyla oynuyor ve yönetiyor.
° Şey Bey televizyon dizisini yazıyor ve oynuyor.
° Parasız Yaşamak Pahalı oyununu film senaryosu olarak yeniden yazıyor ve yönetmen olarak filmi çekiyor.
° Bir Bilen filminin senaryosunu yazıyor, filmde oynuyor ve yönetiyor.
° Ayna Merdiven kitabı yayınlanıyor.

1987
° Muzir Müzikal Isimli müzikali yazıyor, Şan Tiyatrosu'nda Ortaoyuncular'a Grup Lokomotif ve Derya Baykal, Bülent Kayabaş, Sevil Üstekin, Tarık Papuçcuoğlu'nun katılımıyla oynuyor ve yönetiyor.
Muzir Müzikal gerici kesimden büyük tepki görüyor, hakkında mahkeme açılıyor. oyunun 77.gösterisinden sonra 7 şubat 1987 gecesi Şan Tiyatrosu kuşkulu bir biçimde yanıyor. gösteriler son buluyor. mahkeme sonunda 21 gün hapis cezasına çarptırılıyor.
° Tek kişilik gösterisi Ferhangi Şeyler'i yazıyor ve oynuyor.
° Varsayalım İsmail Televizyon Dizisini Yazıyor, Oynuyor Ve Yönetiyor.
(Nokta / Doruktakiler Ödülü)

1988
° Ferhangi Şeyler gösterileri sürüyor.
° İstanbul'u Satıyorum oyununu yeniden yazıyor, müzikliyor, Münir Özkul ve Erol Günaydın'ın katılımıyla Ortaoyuncular'da oynuyor ve yönetiyor.
(Ulvi Uraz Ödülü)
(Sanat Kurumu Ödülü)
° İstanbul Şehır Tiyatrosu'nda Haldun Taner'in Keşanlı Ali Destanı'nı sahneye koyuyor.
° Anca Visdey'nin Don Juan İle Madonna oyununu Fransızca’dan çeviriyor, yönetiyor ve Derya Baykal'la oynuyor.
° Derya Baykal ile evleniyor.
° Soyut Padişah oyununu yazıyor.
° Düşbükü kitabı yayınlanıyor.

1989
° Soyut Padişah oyununu yönetiyor ve oynuyor.
° İstanbul'u Satıyorum ve Ferhangi Şeyler gösterileri sürüyor.
(Avni Dilligil Ödülü)
(İsmail Dümbüllü Ödülü)
(Nasrettin Hoca Mizah Ödülü)
(Kültür Bakanlığı Jüri Özel Ödülü)
(Hey-Gırl Yılın Oskarları Ödülü)
° Kel Hasan Efendi'den günümüze gelen "Kavuk"u Münir Özkul'dan devralıyor.
° Kızı Müjgan Ferhan doğuyor.
° Tarihi Ses-Opereti'ni onarıyor ve SES-1885 adıyla açıyor. Ortaoyuncular Soyut Padişah oyunuyla Küçük Sahne'den Ses-1885'e taşınıyorlar.
1990
° İkinci kızı Neriman Derya doğuyor.
° Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı'yı ikinci kez sahneye koyuyor ve oynuyor.
° Pıerre-Henri Cami'nin yaşamı ve yapıtlarından giderek yazdığı Yorgun Matador'u müzikliyor, oynuyor ve yönetiyor.
° Sezen Aksu'yla Büyük Yalnızlık filminde oynuyor. (Yönetmen :Yavuz Özkan)
(Nokta / Doruktakiler Ödülü)
(Altan Erbulak Ödülü)
° Ferhangi Şeyler Paris'te sergileniyor, İstanbul'u Satıyorum'la birlikte gösterileri sürüyor.


1991
° Ünye'li amatör yazar Cihan Öksüz'ün skeçlerinden oluşturduğu Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu oyununu oynuyor ve yönetiyor.
° İstanbul'u Satıyorum'u Tomris Uyar İngilizce’ye çeviriyor.
° Güle Güle Godot'yu Türkçe olarak yeniden yazıyor, müzikliyor, oynuyor ve yönetiyor.
° Show-Tv için Varsayalım İsmail dizisini yeniden yazıyor, oynuyor ve yönetiyor.
° Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı kitabı yayınlanıyor.
(Nokta / Doruktakiler Ödülü)

1992
° İngilizce Bilmeden Hepinizi I Love You kitabı yayınlanıyor.
° Köhne Bizans Operası'nı yazıyor, Fikret Kızılok'un müziğiyle oynuyor ve yönetiyor.
° Ferhangi Şeyler, Sydney ve Melbourne'da sergileniyor, gösterileri sürüyor.
° Güle Güle Godot gösterileri sürüyor.

1993
° Parasız Yaşamak Pahalı oyununu yeniden yazıyor, Alper Maral ile birlikte müzikliyor, oynuyor ve yönetiyor.
° Şu Gogol Delisi ( Ce Fou De Gogol ) oyununu Türkçe olarak yeniden yazıyor, yönetiyor ve Derya Baykal oynuyor. Bu oyunla,
Derya Baykal (Avni Dilligil En İyi Kadın Oyuncu Ödülü)
Canan Göknil (Avni Dilligil En İyi Giysi Ödülü)
Alırken,
Oyun (Avni Dilligil En Özgün Oyun Ödülü)
Alıyor.
° Güle Güle Godot kitabı yayınlanıyor.
° Denememeler kitabı yayınlanıyor.
° Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı oyunu amatör bir Türk tiyatro topluluğu tarafından New York'ta sergileniyor.
° Ferhangi Şeyler gösterileri sürüyor.
(Altın Objektif Ödülü)
° Atv Televizyonu'nda Kaybet-Kazan isimli bir yarışma programının sunuculuğunu yapıyor.

1994
° Kiraladığı bir gemiyi yüzen tiyatroya dönüştürüyor. İçinden Dalga Geçen Tiyatro adını verdiği bu geminin tiyatro salonunda, yazdığı, müziklediği Seyircili Seyir Defteri oyununu oynuyor ve yönetiyor. Gene aynı geminin 2.katındaki barda, gece 24:00'den sonra Kırkambar-Gece Tiyatrosu kabare gösterisini yapıyor. Perdesini Kuruçeşme'de açan bu yüzen tiyatro, daha sonra demir alarak Fenerbahçe'ye gidiyor, orada da oyunlar sergiliyor.
(İsmail Dümbüllü Ödülü)
° Ferhangi Şeyler 1000.gösterisine ulaşıyor.
° Kanal D Televizyonunda, Bağımsız Federe Ferhan Şensoy Televizyonu isimli haftalık bir program yazıyor, oynuyor, yönetiyor.
° Paris'te amatör bir tiyatro topluluğu Güle Güle Godot'yu Fransızca’ya çevirerek Adıeu Godot ismiyle oynuyor.
° Hayrola Karyola oyunu Yugoslavya'da Prizren Kültürevi Türk Tiyatrosu'nda oynanıyor.
° Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı ve Parasız Yaşamak Pahalı oyunları Amsterdam'da bir Türk tiyatro topluluğu tarafından oynanıyor.
° Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı ve Parasız Yaşamak Pahalı oyunları Amsterdam'da, Amsterdam Deneme Sahnesi Topluluğu tarafından oynanıyor.
° Haneler oyununu Yeniden Yazıyor, Antalya Devlet Tiyatrosu'nda sahneye koyuyor.
° Anca Vısdeı'nin "Femme-Sujet" isimli oyununu, Fransızca’dan Türkçe’ye Aptallara Güzel Gelen Televizyon Dizileri adıyla çeviriyor.
(Altın Frekans Ödülü)

1995
° Flash-Tv'de Akşam Traşı isimli canlı yayın bir söyleşi programı yapıyor.
° Üç Kurşunluk Opera'yı yazıyor, sahneye koyuyor ve oynuyor.
° Ferhangi Şeyler, Amsterdam ve Berlin'de sergileniyor.
° Felek Bir Gün Salakken isimli tek kişilik oyununu yazıyor, müzikliyor ve dünya prömiyerini Çarşamba'da yaparak bir Anadolu turnesiyle oynamaya başlıyor. oyun 82 kez Anadolu’da sergileniyor. 1.Uluslararası Maşusa Kültür ve Sanat Festivali'ne katılıyor.
° Kanal-D için Boşgezen ve Kalfası isimli Tv dizisini yazıyor, yönetiyor ve Ortaoyuncular'la birlikte oynuyor.
° Ferhangi Şeyler 1100.gösterisine ulaşıyor.
° Felek Bir Gün Salakken, 84.oyunla İstanbul'da gösterime giriyor.
(Kültür Bakanlığı En İyi Topluluk Ödülü)

1996
° Felek Bir Gün Salakken, Londra ve Paris'te sergileniyor.
° Anca Visdei'nin Aptallara Güzel Gelen Televizyon Dizileri oyununu yönetiyor ve oynuyor.
° Ferhangi Şeyler, Stuttgart, Duisburg, Bochum, Berlin, Wuppertal, Köln, Nürnberg, Münich, Frankfurt, Hamburg, Amsterdam ve Zurih'de sergileniyor.
° Kaplama Alanı Dışında isimli film senaryosunu yazıyor.
° Oteller Kitabı isimli kitabı yayınlanıyor.
° Ferhangi Şeyler 1154. gösterisine ulaşıyor.
° Yayınlanmamış kitabı Gecedeste'den Numarasız Sayfalar Öküz dergisi’nde yayınlanıyor.
° Cumhuriyet gazetesi'nin haftalık mizah eki Dinozor'da yazmaya başlıyor..
° Güle Güle Godot oyunu Huroman Nevruzova'nın çevirisiyle Rusya'da yayınlanıyor..
° SES-1885, statik sorunlardan ötürü kapanarak köklü bir onarım başlıyor. Ortaoyuncular 96/97 sezonunu yurt içi, yurt dışı ve İstanbul'un değişik semtlerinde turnelerle geçiriyor.

1997
° Aptallara Güzel Gelen Televizyon Dizileri Londra'da iki kez sergileniyor.
° Haldun Taner'in, düz yazı, öykü, skeç ve şarkılarından Haldun Taner Kabare isimli bir oyun kurguluyor ve Derya Baykal'ın sahneye koyduğu oyunda oynuyor.
° Ferhangi Şeyler 1230. gösterisine ulaşıyor.
° Felek Bir Gün Salakken Amsterdam ve Brüksel'de sergileniyor, 300. gösterisine ulaşıyor.
° 11 Aralık'ta onarımı tamamlanan Ses-1885, 1266. Ferhangi Şeyler gösterisiyle yeniden açılıyor.
(En Başarılı İletişimciler Ödülü - En İyi Deneme Yazarı)

1998
° Çok Tuhaf Soruşturma oyununu yazıyor, sahneye koyuyor ve oynuyor..
° Ferhangi Şeyler Amsterdam ve Bruksel'de sergileniyor. 1230. gösterisine ulaşıyor.
° Felek Bir Gün Salakken Münih, Köln, Stutgart, Essen, Frankfurt, Den Bosch, Sidney Ve Melbourne'da sergilenerek 400. gösterisine ulaşıyor.
° Falınızda Rönesans Var kitabı yayınlanıyor.. .

1999
° Parasız Yaşamak Pahalı oyununu ortaoyuncular'da yeniden sahneye koyuyor ve oynuyor.
° Eşi Derya Baykal için tek kişilik kadın oyunu Şu An Mutfaktayım'ı yazıyor.
(Haziran 99 Ayın İletişimcisi Ödülü)
° Ferhangi Şeyler, Londra, Mağusa, Washington, New York, Montreal ve Toronto’da sergilenerek 1350. gösterisine ulaşıyor.
° Oyun Atölyesi’nde Steven Berkoff’un Dolu Düşün Boş konuş isimli oyununu sahneye koyuyor ve dekorunu yapıyor.
° CINE-5 televizyonuna Ferhan Şensoy T.V. isimli bir televizyon programı yazıyor, yönetiyor, müzikliyor ve tek başına oynuyor.

2000
° Anton Çehov’un eseri Vişne Bahçesi’ni , çağdaş bir Karadeniz öyküsü olarak; Fişne Pahçesu –Cehov lazdur laz kalacaktur- adıyla kendi biçiminde yeniden yazıyor, Ortaoyuncular’la sahneye koyuyor, oynuyor ve dekorunu yapıyor.
° Ferhangi Şeyler 1400., Felek Birgün Salakken 450. gösterisine ulaşıyor.
(Avni Dilligil En İyi Yönetmen Ödülü)

2001
° Sahibinden Satılık Birinci El Ortaoyunu’nu yazıyor, Ortaoyuncular’la sahneye koyuyor, oynuyor ve dekorunu yapıyor. Bu oyunla kızları Müjgan Ferhan Şensoy ve Neriman Derya Şensoy profesyonel oyunculuğa adım atıyorlar.
(Avni Dilligil En İyi Yazar Ödülü)
° Radio Contact’da Radyostrofobi adlı bir radyo programı yapıyor.
( Terakki Vakfı Onur Ödülü)
° Özgeçmişsel romanı Kalemimin Sapını Gülle Donattım yayınlanıyor
° Kökü Bitti Zıkkım Zulada oyununu yazıyor,Ortaoyuncular’la sahneye koyuyor,oynuyor,oyunun dekor ve kostümünü yapıyor.
° Soyut Padişah oyunu Konya Devlet Tiyatrosu ‘nda Nur Subaşı ’nın rejisiyle sahneleniyor.
° Güle Güle Godot oyununun bir bölümü “Adieu Godot” ismiyle, Nicole Gagnon’un çevirisiyle Fransa’da "De L’Adriatique a la Mer Noire" isimli bir oyun antolojisinde yayınlanıyor.
° Ferhangi Şeyler Londra’da 2. kez sergilenerek 1447. gösterisine, Felek Bir Gün Salakken ise 455. gösterisine ulaşıyor.
(Unima Geleneksel Türk Tiyatrosu’na Hizmet Ödülü)

2002
° Kahraman Osman isimli oyununu yazıyor ve Ortaoyuncular’la sahneye koyuyor,oynuyor.
° Rum Memet isimli öykü kitabı yayınlanıyor
° Kasım ayında “Biri Bizi Dikizliyor” oyununu yazıyor Ortaoyuncular’la sahneye koyuyor,oynuyor, oyunun dekor ve kostümünü yapıyor.
° SANAT KURUMU EN İYİ OYUN YAZARI ÖDÜLÜ
° AFİFE JALE / MUHSİN ERTUĞRUL ÖDÜLÜ
° İNGİLİZCE BİLMEDEN HEPİNİZİ I LOVE YOU kitabı Nicole Gagnon tarafından fransızcaya çevrilerek, Montreal'de fransizca-türkçe BIZIM ANADOLU dergisinde tefrika halinde yayınlanıyor.
° BİRİ BİZİ DİKİZLİYOR isimli oyununu yazıyor, müzikliyor,dekorunu yapıyor ve Ortaoyuncular'la sahneye koyuyor.
° FERHANGİ ŞEYLER, Amsterdam ve Rotterdam'da sahnelenerek 1495. gösterisine ulaşırken, FELEK BİR GÜN SALAKKEN 496. gösterisine ulaşıyor.



 
Üst Alt