• Acılı
  • Aptal
  • Aranıyor
  • Arsız
  • Aşık
  • Ölü
  • çılgın
  • üzüntülü
  • üzgün
  • Bahahaha
  • Bilgin
  • Bulantılı
  • Bulutlu
  • Canlı
  • Cap Canlı
  • cesaretli
  • Dead
  • Deli
  • Depresyonda
  • Eğlenmiş
  • gay
  • Goofy
  • Hacker
  • hoşgörülü
  • Huysuz
  • Huzurlu
  • Israrcı
  • iyi
  • Karışık
  • kaygılı
  • Küstah
  • Kederli
  • Keyifli
  • Kimsesiz
  • Kop Kop
  • Korkulu
  • kuşkulu
  • Manyak Deli
  • melek gibi
  • Meraklı
  • Meşgul
  • Mutsuz
  • Neşeli
  • Niteliksiz
  • Oylesine
  • Panik
  • Paranoyak
  • Rahat
  • Sakin
  • Saldırgan
  • Sarhoş
  • Sert ve kaba
  • SIKKIN
  • Sinirli
  • Sıcak
  • Tembel
  • utangaç
  • Uykucu
  • uykulu
  • Uyuşuk
  • Yaramaz
  • Yürekli
  • Yorgun
  • Yoğun
  • Şüpheli
  • Şeytani
  • Şeytani2
  • Şokta
  • şşşşttt!
  • 8 sayfadan, 1.sayfa 123 ... SonSon
    Gösterilen Sonuçlar 1 sonuçtan 8 ile 57 arası

    Konu: İslami Bilgiler - Soru ve Cevap

    1. #1
      TRABZONSPOR
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      bordo mavi ™'s Avatar
      Üye No
      444609
      Giriş Tarihi
      Apr 2010
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Trabzon
      Mesaj
      3,844
      Konular
      2147
      RepPuan
      18744183
      Rep Power
      4102
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Question İslami Bilgiler - Soru ve Cevap

      İslami Bilgiler - Soru ve Cevap

      Ezan ve İkamet Sual: Ezan kelimelerinin manaları nasıldır?
      CEVAP
      Ezanın kelimeleri yedidir:


      1- Allahü ekber:

      Allahü teâlâ, büyüktür. Ona bir şey lazım değildir. Kullarının ibadetlerine de muhtaç olmaktan büyüktür. İbadetlerin, Ona faydası yoktur.
      Bunu, zihinlerde iyi yerleştirmek için, bu kelime, dört kere söylenir.

      2- Eşhedü en la ilahe illallah:

      Kibriyası, büyüklüğü ile ve kimsenin ibadetine muhtaç olmadığı halde, ibadet olunmaya Ondan başka kimsenin hakkı olmadığına şehadet eder, elbette inanırım. Hiçbir şey Ona benzemez.

      3- Eşhedü enne Muhammeden Resulullah:

      Muhammed aleyhisselamın, Onun gönderdiği Peygamberi olduğuna, Onun istediği ibadetlerin yolunu bildiricisi olduğuna ve Allahü teâlâya, ancak Onun bildirdiği, gösterdiği ibadetlerin, yaraşır olduğuna şehadet eder, inanırım.

      4
      ve 5- Hayye alessalah, hayye alelfelah:
      Müminleri, felaha, saadete, kurtuluşa sebep olan namaza çağıran iki kelimedir.

      6- Allahü ekber:

      Ona layık bir ibadeti kimse yapamaz. Herhangi bir kimsenin ibadetinin Ona layık, yakışır olmasından, çok büyüktür, çok uzaktır.

      7- La ilahe illallah:

      İbadete, karşısında alçalmaya müstahak olan, hakkı olan ancak Odur. Ona layık bir ibadeti kimse yapamamakla beraber, Ondan başka kimsenin ibadet olunmaya hakkı yoktur.

      Kamet okumak
      Sual:
      Kamet okumakla ilgili hadis yok mudur?
      CEVAP
      Elbette vardır. Birkaçı şöyledir:


      (Sıkışık iken namaz için kamet getirilmiş olsa bile, önce helâya gidin.)
      [Ebu Davud]

      (Namaz için kamet okunurken, benim kalktığımı görmedikçe, kalkmayın.)
      [Müslim]

      (Namaz için kamet getirildiğinde, sema kapıları açılır ve dualar kabul olunur.)
      [Taberani]

      (Şeytan, ezanını duyunca hızlıca kaçar. Sonra tekrar gelir, vesvese verir. Kamette kaçar ve tekrar gelir. Gene vesvese verir.)
      [Müslim]

      (12 yıl ezan okuyana Cennet vacib olur. Ezan okuması sebebiyle, her gün kendisine 50 hayır ve kameti sebebiyle de 30 hayır yazılır.)
      [Hâkim]

      (Kamet getirildiği zaman, namaza koşarak gelmeyin, yürüyerek gelin ve sükunete riayet edin, yetiştiğinizi
      [cemaatle] kılın, yetişemediğiniz tamamlayın.) [Tirmizi]

      (Müezzin ezan okuduğu zaman şeytan mescidden süratle çıkar, müezzin susunca, geri döner. Kamet okununca, şeytan hızlıca yine mescidden çıkar, susunca tekrar dönüp namazdaki Müslüman ile nefsi arasına girer. Böylece o şahıs namazını fazla mı, yoksa noksan mı kıldım diye şaşırır. Böyle yanılmalarda, namazın sonunda sehv secdesi yapın.)
      [Beyheki]

      (Ezanla kamet arasındaki duâ kabul edilir.)
      [Ebu Davud, Tirmizi]

      (Ey Bilâl, Ezanı ağır ve yavaş oku; kameti de acele et.)
      [Tirmizi]

      (Kamet okununca, farzdan başka namaz yoktur.)
      [Müslim] (Farzı cemaatle kılmak için kamet okununca, sünnete başlanmaz.)

      (Kamet okunurken, farzdan başka namaz yoktur.
      �Ya Resulallah, sabahın iki rekat sünneti de mi yok� denince, Evet, sabahın iki rekatı da yoktur buyurdu.)
      [İbni Adiy] (Girişte veya direk arkasında kılma imkanı da yoksa, o zaman sabah namazının sünnetini de kılmayıp cemaate uyar, namazdan sonra da, artık sabah namazının sünneti kılınmaz.)
      Sual:
      Ezan nedir?
      CEVAP
      Ezan, belli olan Arapça kelimeleri sırası ile okumaktır. Tercümesini okumak, ezan olmaz.


      Sual:
      Ezanı yüksek yerde mi okumak gerekir?
      CEVAP
      Evet mahalle mescidinde ve yüksek yerde okumak sünnettir.


      Sual:
      Aşağıdaki cümlelerin manası nedir?Sabah namazında ezana eklenen:Es-salatü hayrun minen-nevm
      CEVAP

      Namaz uykudan hayırlıdır demektir.
      Kamet getirirken eklenen, Kad-kametis-salah ne demektir?
      CEVAP

      Namaz başladı demektir.
      Sual:
      Beş vakit namaz ve kaza namazları için ve Cuma namazında erkeklerin ezan okumak farz mıdır?
      CEVAP
      Farz değil sünnettir ama bu sünnete sünnet-i hüda denir. Başka dinlerde olmayan müekked sünnettir.


      Sual:
      Kadınların ezan ve ikamet okuması lazım mıdır?
      CEVAP
      Hayır. Okurlarsa mekruh olur. Çünkü, seslerini yükseltmeleri haramdır. [Kadının sesinin yabancılara duyurmalarının haram olmasına delillerden birisi de budur, yani ezan okumamak.]


      Sual:
      Ezan vaktinden evvel okunsa sahih olur mu?
      CEVAP
      Sahih olmaz, yeniden okunması gerekir.


      Sual:
      Ezan okunurken, hareke, harf katacak veya harfleri uzatacak şekilde teganni yapmak caiz mi?
      CEVAP
      Hayır caiz değildir.


      Sual:
      Vitir, bayram, teravih ve cenaze namazları için ezan ve ikamet okunur mu?
      CEVAP
      Okunmaz.


      Sual:
      Ezan mı, ikamet mi daha efdaldir?
      CEVAP
      İkamet, ezandan daha efdaldir.


      Sual:
      Minarede sağa sola dönerek ezan okunduğu da oluyor. Ezan kıbleye karşı okumak gerekmez mi?
      CEVAP
      Evet, ezan ve ikamet, kıbleye karşı okunur.


      Sual:
      Kimlerin ezan okuması mekruh olur?
      CEVAP
      Cünübün, kadının, fasıkın, sarhoşun, küçük çocuğun ezan okumaları tahrimen mekruhtur.


      Sual:
      Oturarak ezan okumak caiz midir?
      CEVAP
      Tahrimen mekruhtur.


      Sual:
      Birkaç günlük kaza kılarken hepsi için bir kere ezan okumak yeter mi?
      CEVAP
      Evet yeter. Birkaç kazayı bir arada kılan, önce bir ezan ve ikamet okur. Sonra her farz için ikamet okur, ezan okumasa da olur.


      Sual:
      Evinde yalnız veya cemaat ile vakit namazı kılan, ezan ve ikamet okur mu?
      CEVAP
      Okuması gerekmez. Çünkü, camide okunan ezan ve ikamet evlerde de okunmuş sayılır. Fakat, okumak efdal olur. Bugünkü ezanlar sünnete uygun okunmadığı için ezan okumalıdır.


      Sual:
      Seferi olan ezan ve ikamet okur mu?
      CEVAP
      Seferi olan kimse, bir evde yalnız kılarken de, ezan ve ikamet okur. Çünkü, camide okunan, onun namazı için sayılmaz. Seferi olanlardan bazısı, evde ezan okursa, sonra kılanlar okumaz.


      Sual:
      Ezana hürmet nasıl olur?
      CEVAP
      Ezana hürmet etmek, harflerini değiştirmeden, teganni etmeden, minareye çıkıp, sünnet üzere okumakla olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

      (Müezzin, kendisi ile namaz kılanların sevabı kadar sevap alır. Onların sevabından da bir şey eksilmez.)
      [Nesai]

      Sual:
      Ezanı duyanın tekrar etmesi gerekir mi?
      CEVAP
      Evet ezanı duyanın, yavaşça tekrar etmesi sünnettir. (Hayye ala)larda, (La havle ve la kuvvete illa billah) denir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

      (Müezzinin söylediğini tekrar edene, onun sevabı kadar kendisine sevap verilir.)
      [Nesai]

      (Ezanı tekrar edene, kıyamette şefaatim vacip olur.)
      [Nesai]

      (Ezanı siz de tekrar edip salevat getirin. Bir salevat getirene on sevap verilir.)
      [Müslim]

      Yemekte, din dersi okumakta iken ve cami içinde Kur'an-ı kerim okurken ezan tekrar edilmez.


      Sual:
      Muhammedün Resulullah derken iki elin baş parmağını göze sürmek gerekir mi?
      CEVAP
      Ezan okunurken, Resulullah efendimizin ismini işiten, iki elin baş parmaklarını, gözlerinin üstüne koyarak, (İki gözümün nurusun sen ya Resulallah) demesi iyi olur. Hadis-i şerifte,
      (Salihler anılınca rahmet iner) buyuruldu. (Camius-sagir)

      Muhammed aleyhisselam ise, salihlerin ve bütün Peygamberlerin en üstünüdür. Onun ismi anılınca, Allahü teâlâ rahmet eder. Rahmet inince, yapılan dua kabul olur. Ezan okunurken, (Seninle, gözüm nurlanır, kalbim sevinir ya Resulallah) demek, güzel bir duadır.

      Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık, ezan okunurken, Resulullahın ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öpüp gözlerine sürdü. Peygamber efendimiz, bunun sebebini sorunca, (Ya Resulallah, senin mübarek isminle bereketlenmek için) dedi. Resulullah efendimiz de,
      (Güzel yaptın. Böyle yapan göz ağrısı çekmez) buyurdu. Tırnakları göze koyunca, (Allahümmahfaz ayneyye ve nevvirhüma) demelidir! (Şeyhzade)

      İkamet okunurken böyle yapılmaz. Tırnaklar öpülüp göze sürülmez.


      Sual:
      Ezan okunurken işi bırakmak gerekir mi?
      CEVAP
      Ezan okunurken işi bırakmak iyi olur. Çünkü hadis-i şerifte,
      (Ezan okunurken iş yapmak dinde noksanlıktır) buyuruluyor. (Ey Oğul İlmihâli)

      Demircilik yapan Ebu Hafs Haddad hazretleri, her ne zaman ezanı işitse, çekici yukarı kaldırmış ise, aşağıya indirmez, aşağıda ise, yukarı kaldırmazdı. Konuşuyorsa, susar ezanı dinlerdi. Vefat edip cenazesi götürülürken ezan okunmaya başladı. Cenazeyi götürenler, ne kadar gayret ettilerse de, tabutu bir adım yerinden oynatamadılar. Ezan bittikten sonra, ancak cenazeyi götürmek mümkün oldu.

      Sual:
      Ezan okunurken sağa sola vücudu döndürmek gerekir mi?
      CEVAP
      Hayye ales salah derken sadece yüzü sağa, hayye alel felah derken yüzü sola döndürmek sünnettir. Vücut döndürülmez. Minarede de dönerek okunurken yine kıbleye karşı okunur.
      (Hindiyye)

      Sual:
      İkameti ezan gibi uzatarak okumakta mahzur var mıdır?
      CEVAP
      İkamet, ezan gibi uzatarak okunmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

      (Ezanı uzatarak, ikameti ise kısa okuyun!)
      [Tirmizi]

      Sual:
      Ezandan sonra dua okunur mu?
      CEVAP
      Sünnete uygun okunan ezanı işitince, hürmetle dinleyip ezan bitince şu duayı okumalıdır:

      (Allahümme rabbe hazihiddavetittammeti vessalatil kaimeti ati Muhammedenil vesilete vel fadilete veddereceterrefiate ve bashu mekamen mahmudenillezi vaadtehü inneke la tuhlifül miad.)

      Sual:
      1940dan 1950 yılına kadar müezzinlik yaptım. "Allahü ekber" yerine "Tanrı uludur" dedim. Ezanı da, kameti de hep Türkçe okudum. Namazımı da âyetlerin tercümesi ile kıldım. Dinimizde zorluk yoktur. Tanrı kimseye gücünün yetmediğini yüklemez. Bırakın her toplum, kendi dili ile ibadetini yapsın! Kimseyi zorla Arap yapamayız. İslamiyet�in şartı temizlik ve güzel ahlaktır, dil değildir. Hangi dille ibadet edersen et hiç sakıncası olmaz. Öyle değil mi?
      CEVAP
      Hayır öyle değildir. Namazda sureler ve dualar Arapça okununca sadece iftitah tekbiri (Allahü ekber) yerine (Tanrı uludur) dense veya başka bir şey söylense namazın yine sahih ve kabul olmayacağı bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Mesela
      Redd-ül muhtarda açıkça yazılıdır. Hatta selamdan önce okunan duaları bile Arabi okumak şarttır. Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şerifte olmayan duaları okumak bile namazı bozar. Arabiden başka herhangi bir dil ile namaz kılmanın sahih olmadığını bütün âlimler ittifakla bildirmişlerdir. (Hindiyye)

      Biz, başka milletlerin milli marşlarını tercüme ederek söylesek, onlar da bizim istiklal marşımızın tercümesini söyleseler uygun görülmez. Her devletin kanununda bildirilen esaslara uymak gerektiği gibi, Allahü teâlâ da bize namazı nasıl kılmamızı emrediyorsa öyle kılmamız gerekir. Dinimizde kolaylık vardır. Fakat kolayına geldiği gibi dini değiştirmek yoktur.


      Mesela sizin isminiz İsmet, günahsızlık, temizlik demektir. Bir kimse sizi, Arapça olan İsmet kelimesiyle değil de tercümesi olan temizlik kelimesi ile çağırsa,
      İsmet BeyTemizlik Bey dese ne dersiniz? Bir ismin bile tercümesini söylemek çok tuhaf olurken namazdaki sureleri Türkçe olarak okumak nasıl caiz olur?
      yerine,
      Dinde, sizin veya bizim fikrimize itibar edilmez. Muteber din kitapları ne yazıyorsa ona bakılır. Allahü teâlânın emri olduğu için ibadet lisanı Arabidir. Dinin sahibi nasıl istemişse öyle yapılır. Başka türlü istemek dine aykırı olur. Kur'an-ı kerimin tercümesini Kur'an hükmünde tutmak ve namazda okumak asla caiz değildir. Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, (Benim kitabım Arabidir, Kur'anı Arabi lisan ile indirdim) buyuruyor. O halde Allahü teâlânın melek ile indirdiği kelimelerin, harflerin ve manaların toplamı Kur'andır. Kur'an-ı kerim Arabiye bile çevrilse, yine Kur'an olmaz. Kur'anın açıklaması olur. Manası bozulmadan da, bir harfi bile değişince, Kur'an olmaz.

      (Kur'an-ı kerimi başka dile tercüme edip, Kur'an yerine bunu okumak ve Kur'anı Arapça harflerle, okunduğu gibi yazmak suretiyle değiştirmek bile haramdır. Kur'an-ı kerimi böyle yazarken ve başka dile tercüme ederken, Allah kelamının icazı bozulmakta, nazm-i ilahi değişmektedir. Bunun gibi sebeplerle de Kur'an-ı kerimin tercümesi namazda okunamaz.)
      (Fetava-i fıkhiyye)

      Namaz haricinde her milletin kendi diliyle dua etmesi caizdir. Vaaz ve nasihati kendi lisanıyle yapması gerekir.


      Sual:
      Ezan okurken "Muhammeden" mi yoksa"Muhammeder" mi denilecek?
      CEVAP
      İkisi de olur, tecvide göre Muhammeder demek gerekir.


      Sual:
      Birkaç müezzinin birlikte ezan okuması caiz midir?
      CEVAP
      Birkaç müezzinin birlikte ezan okumalarına
      ezan-ı Cavk denir. Caizdir, günah değildir.

      Sual:
      Okunan ezanı dinleyen tekrar ediyor, ikameti tekrar etmesi de caiz mi?
      CEVAP

      Ezanı tekrar etmek sünnet, ikameti tekrar etmek müstehaptır. Tekrar etmekte mahzur yoktur.

      Sual:
      Ezan bitince, okunan duayı, imam veya müezzin yüksek sesle mi okur?
      CEVAP
      Yüksek sesle okunmaz.


      Sual:
      Yürüyerek ikamet okumak caiz midir?
      CEVAP

      Mekruhtur.

      Sual:
      Ezan okunurken köpeğin uluması iyi midir?
      CEVAP
      Ezan okurken şeytanların kaçtığı hadis-i şerif ile bildirilmiştir. Horozlar melekleri görünce öterler. Hayvanlar bizim görmediklerimizi görebiliyorlar. Ezan okunurken köpeğin uluması hayra alamettir. Şeytanların kaçışını görmüş olabilir.


      Sual:
      Ezan okunurken tuvalete girilir mi?
      CEVAP
      İhtiyaç varsa girilir.


      Sual:
      Mukim ve misafir karışık bir evde iken, mukim olan biri, ezan ve ikamet okusa, misafirlerin de okuması gerekir mi?
      CEVAP
      Hayır.


      Sual:
      Evde yavaşça ezan okurken, sağa sola yüz çevrilir mi?
      CEVAP
      Evet.


      Sual:
      Evde veya camide, sesli veya kendi işiteceği sesle ezan okuyan, ellerini kulaklara koyar mı?
      CEVAP
      Evet.


      Sual:
      Mescitte bulunan kimse, ezan okunurken ayağa kalkması gerekir mi?
      CEVAP
      Hayır gerekmez.


      Sual:
      Ezanların erken okunduğu bellidir. Saat yokken, bunlara itibar edip, vakti belirlemek, mesela öğle ezanı okunurken, öğleye üç dakika kaldığını kabul etmek caiz mi?
      CEVAP
      Evet.


      Sual:
      Ezan okurken eller kulağa düz olarak mı konur?
      CEVAP
      Düz olarak konur.


      Sual:
      İkamet okurken eller yanda mı durur, göbek üstüne bağlamak gerekir mi?
      CEVAP
      Eller yanda durur, bağlanmaz.


      Sual:
      Mescid içinde ezan okumak mekruh olduğuna göre, işyeri mescidinin merdiveninde yavaşça ezan okunsa sünnet yerine gelir mi?
      CEVAP
      Evet.


      Sual:
      Siirt�te ezana seyyidina ekleniyor. Bid�at mı?
      CEVAP
      Evet.


      Sual:
      Ezan ve ikamette, R harfleri cezm veya vasl ederek mi okunur?
      CEVAP
      Evet (Allahü ekberullahü) diye okumamalıdır. Allahü ekber Allahü ekber diye okumalıdır.


      Sual:
      İkamet okurken, okuma esnasında konuşan, ikameti tekrar okur mu?
      CEVAP
      Evet.


      Sual:
      Ezan okuyan ezandan sonra, ikamet okuyan ikametten sonra konuşsa, ezanı ve ikameti tekrar okumak gerekir mi?
      CEVAP
      Hayır.


      Sual:
      Çocuk yeni doğunca isim konurken kulağına ezan okumak gerekir mi?
      CEVAP
      Ezan okumak iyidir. Çünkü Peygamber efendimizin, Hazret-i Hasan doğduğu zaman kulağına ezan okuduğu hadis kitaplarında yazılıdır.
      (Tirmizi)

      [Ezan okuyacak kimse, çocuğu yastık gibi yumuşak bir şey üstüne koyarak kucağına alır, yavaşça sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikamet okur. Sonra kulağına ismini söyler. Çocuğu birisi kucağına alıp, ezanı bir başkası da okuyabilir.]

      Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:

      (Yeni doğan çocuğunun sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikamet okunursa, "Ümmü sıbyan" denilen hastalıktan korunmuş olur.)
      [Beyheki]

      Sual:
      Hoparlörden çıkan ses, imamın sesi olmadığı için okunan Ezana saygı duymak günah mıdır?
      CEVAP
      Okunanın ezan olmaması ayrı, okunan şeye saygı ayrıdır. Orada Allah deniyor, Allah ismine saygı duymak gerekir. Birisi hep kelime-i şehadet okusa okuduğu şeye saygı duymak gerekir.


      Allah ismi ister teypten çıksın, isterse başka yerden gelsin, Allah ismine saygı duymak günah olur mu hiç. Günah olan, ezan olmayan şeye ezan demektir.


      Sual:
      Ezanı mescidin içinde okumak caiz midir?
      CEVAP
      Caiz değildir, mekruhtur. Bunun istisnası vardır: Hazır olan cemaat için veya kendi için olan ezan içeride okunur. Seferi olanlar da, evde veya mescitte ezanı içeri de okur.


      Cuma günü cami içinde okunan ezan hariç, ezanı cami içinde okumak, oturarak okumak ve sesini takatından fazla yükseltmek ve kıbleye karşı okumamak ve teganni yaparak okumak mekruhtur.
      (Hindiyye)

      Sual:
      Cami içinde ezan okunurken cemaat ezanı tekrar etmez mi? İkamet okunurken ikameti de tekrar etmek gerekir mi?
      CEVAP
      Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki:

      Ezan minarede veya mescidin dışında okunur. Mescidin içinde okunmaz. Cami içinde okumak mekruhtur. Cuma günü ikinci ezan cami içinde okunur. Ancak, hazır olan cemaat için veya kendi için olan ezan ve ikamet de yerde okunur. Seferi olanlar da, ezanı evde veya mescitte okur.

      Cami içinde Kur�an-ı kerim okurken, ezan tekrar edilmez. [Kur'an okunmuyorsa tekrar edilir.]


      İkameti işitenin tekrar etmesi şart değildir, ancak müstehaptır, tekrar edilmesi iyi olur.


      Sual:
      Tam İlmihal�de, (Hazır olan cemaat için veya kendi için olan ezan ve ikamet de yerde okunur) deniyordu. Hazır olan cemaat ne demek? Her camide namaz vakti bir cemaat hazır olabilir. Hazır cemaat var diye, ezan cami içinde mi okunur?
      CEVAP
      Hayır. Oradaki ifadenin tamamı şöyledir:

      (Ezan, başkalarına vakti bildirmek için, yüksekte okunur. Hazır olan cemaat için veya kendi için olan ezan ve ikamet yerde okunur.)

      Bu ifadede caminin içi geçmiyor. Hazır olan cemaat için caminin kapısının önünde okunabilir. Yağmur falan olursa caminin içinde de okunabilir. Bir ihtiyaç olmadan cami içinde ezan okumak mekruhtur.

      Hazır olan cemaat, genellikle uzun veya kısa yolculuklarda olur. Yollarda imamsız mescitler vardır. Her gelenin mescidin içinde ezan ve ikamet okuması gerekir. Yahut bir grup cemaat, namaz kılındıktan sonra camiye veya bir eve gelir, içlerinden birisi caminin veya evin içinde ezan okursa mekruh olmaz. Çünkü okunan ezan orada hazır olan cemaat içindir. Dışarıdaki insanlar için değildir. Dışarıdaki insanlar için okunan ezan, cami içinde okunmaz. Cuma günü cami içinde okunan ikinci ezan da oradakiler içindir.


      Sual:
      Kamet okurken, hayyealassalatü, Kad kametisselatü mü denir?
      CEVAP
      Hayyealessalati
      ve Kad kametissalatü diye okunur. Ti mi, mü diye tereddüt edince ikisini de salah diye bitirmek caizdir. Yani Hayyealessalah ve Kad kametissalah diye okumak da caizdir.

      Sual:
      Müezzinler, Cuma günü bir elini kulağına götürerek ezan okuyor. İki eli kulağa götürmek gerekmiyor mu?
      CEVAP
      Evet. İki eli kulaklara götürmek sünnettir.


      Sual:
      Sünnete uygun ezan okunuyorsa, oturanın kalkması gerekir mi?
      CEVAP
      Ezanı işitenin oturuyorsa kalkması, yürüyorsa durması müstehaptır. Cami içinde ise kalkılmaz.


      Sual:
      Bir hoca, �Büluğa ermemiş 12-15 yaşındaki çocuklar ezan okuyamaz, kamet getiremez. Yalnız akıl baliğ olmamış çocuk varsa onunla cemaat olunmaz� dedi. 14 yaşında oğlum var, hafızlığa çalışıyor. Ezan okumasında, kamet getirmesinde ve yalnız onunla cemaatle namaz kılmam da mahzur olur mu?
      CEVAP

      Hiç mahzuru olmaz. Yedi yaşından büyük çocuk, ezan okuyabilir, kamet getirebilir ve onunla cemaat olup namaz kılınır. Yani cemaat sevabı hasıl olur.
      (Hoca dedi) dediğiniz için din kitaplarından delillerini de yazalım:

      Akıllı çocuğun ezan okuması, kerahatsiz caizdir. Çocuk bir kişi de olsa cemaat olur.
      (S. Ebediyye)

      7-9 yaşındaki çocuğa, akıllı çocuk denir. (Bey ve Şira risalesi)

      Çocuğun yaşı bilinmiyorsa, acaba altı mı yedi mi diye tereddüt edilmişse ne olacak? Din kitapları onu da bildirmiştir:
      Küçük çocuk parayı başka şeyden ayırabiliyorsa ve aldatılarak elinden alınamıyor ise, bu çocuk akıllıdır. Bir çocuk, satın alınan malın mülk olacağını ve satınca mülkten çıkacağını anlarsa, buna Mümeyyiz çocuk yani akıllı çocuk denir. (S. Ebediyye)


      Mürahık sabinin [çocuğun], hatta mümeyyiz çocuğun ezanı kerahatsiz caizdir. Fakat mümeyyiz olmayanın ezanı sahih değildir.
      (Nimet-i İslam)

      9 yaşını doldurup da, baliğ olmamış çocuğa Mürahık çocuk denir. 7 yaşından, 9 yaşına kadar olana da Mümeyyiz çocuk denir. (S. Ebediyye)

      Akıl baliğ kimseler gibi çocuğun da, namaz kılarken ezan okuması sünnettir. Aklı eren çocuk ezan okursa mekruh olmaz ve asla tekrarlanmaz. Çünkü maksat hasıl olmuştur. Hutbeyi bir çocuk okur; namazı akıl baliğ biri kıldırırsa caiz olur.
      (İbni Abidin)

      Akıllı çocuğun ezan okuması bir rivayete göre mekruh ise de, zahir rivayette çocuk akıllı ise ezanı mekruh değildir. (Halebi)

      Sual:
      Evlerde veya cami içinde ezan okurken elleri kulaklara kaldırmak gerekir mi?
      CEVAP
      Evet gerekir.


      Sual:
      Yolculuk yaparken yoldaki mescitlerde veya namaz kılacak herhangi bir yerde namaz kılarken ezan ve ikamet okumak gerekir mi?
      CEVAP
      Seferi olanlar, kendi aralarındaki cemaat ile de, yalnız kılarken de, ezan ve ikamet okur. Yalnız kılanın yanında, arkadaşları kılıyorsa, ezanı terk edebilir. Seferi olan kimse, bir evde yalnız kılarken de, ezan ve ikamet okur. Çünkü, camide okunan, onun namazı için sayılmaz. Seferi olanlardan bazısı, evde ezan okursa, sonra kılanlar okumaz.


      Sual:
      Bir camide cemaatle namaz kılındıktan sonra camiye gelen namaz kılarken ikamet okur mu?
      CEVAP
      Cemaati belli kimseler olan her camide, vakit namazı, cemaat ile kılındıktan sonra, yalnız kılan kimse, ezan ve ikamet okumaz.


      Sual:
      Evde yalnız veya cemaatle vakit namazı kılan, ezan ve ikamet okuması gerekir mi?
      CEVAP
      Evde yalnız veya cemaatle vakit namazı kılan, ezan ve ikamet okumaz. Çünkü, camide okunan ezan ve ikamet evlerde de okunmuş sayılır. Ama okumak efdal olur.
      (S. Ebediyye)

      Sual:
      İkamet okumak mı, yoksa ezan okumak mı daha efdaldir?
      CEVAP
      İkamet okumak, ezan okumaktan daha efdaldir.


      Sual:
      Günah işleyen kimsenin okuduğu ezan sahih midir? Hoparlörle okuyunca başka bir ses oluyor, kendisi olmuyor; yine sahih olmuyor mu?
      CEVAP
      Salih kimse bile, hoparlör ile okusa caiz olmaz.

      Bir fasıkın, yani açıktan günah işleyen kimsenin temiz olarak ve edep ile ezan okuması caiz değildir. Hoparlör de, fısk [günah] olan şarkıları, kadın seslerini yaymakta kullanıldığı için, bu fısk aleti ile ezan okumak caiz olmaz. Çünkü, ibadet değiştirilemez. Çalgıyı hiç kullanmayıp evinde bulundurmak bile caiz değildir. (İslam Ahlakı kitabı)

      Sual:
      Ezan ile alay etmek küfür müdür?
      CEVAP
      Evet. Ezan sünnete uygun okunmasa bile, dini hususlarla alay etmekten çok sakınmalıdır.


      Sual:
      Minare bid�at değil mi?
      CEVAP
      Peygamber efendimiz, ezanın yüksek yere çıkılarak okunmasını emretmiştir. Yani, ezanı yüksek yerde okumak sünnettir. Sünnete muhalif olmayanlara, yani ilk asırda aslı bulunanlara, mesela, Mevlid okumak, minare, türbe yapmak gibi olanlara sünnet-i hasene denir.
      (S. Ebediyye)

      Eshab-ı kiramdan Mesleme bin Mahled, Mısır�da vali iken, hicri 58 yılında, ilk minareyi yaptırmıştır. (Mirat-ül haremeyn)
      Sual:
      Bir günlük kaza namazını peş peşe kılarken, her namazdan önce ezan okumak ve her namazdan sonra âyet-el-kürsiyi okuyup tesbih çekmek gerekir mi?
      CEVAP
      Kaza kılarken yalnız bir defa ezan okuyup sonunda âyet-el-kürsîyi okumak kâfidir. Yani, her namaz için ayrı ayrı değil, hepsi için bir defa ezan ve sonunda tesbih çekmek kifayet eder. Her namaz için, kamet getirilir. Kadın için, ezan ve kamet yoktur.


      Sual:
      Sünnete uygun okunan ezandan sonra, hangi dua okunur?
      CEVAP
      Şu dua okunur:

      (Allahümme rabbe hâzihid-da�vetit-tâmmeti vessalâtil kâimeti âti Muhammedenil vesîlete vel fadîlete veddereceterrefî�ate veb�ashu mekâmen mahmûdenillezî vaadtehu inneke lâ tuhlifül mîâd.)


      Sual:
      Ezan okunurken, helâya girilebilir mi?
      CEVAP
      İhtiyâç halinde ezan okunurken, helâya girmek caizdir.



      ¢σρуяιgнт © 2011 - Bordo Mavi™











    2. #2
      TRABZONSPOR
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      bordo mavi ™'s Avatar
      Üye No
      444609
      Giriş Tarihi
      Apr 2010
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Trabzon
      Mesaj
      3,844
      Konular
      2147
      RepPuan
      18744183
      Rep Power
      4102
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Question

      İSTİNCA ve İSTİBRA

      İstincâ Nedir?
      İstinca, lügatte, pisliklerden temizlenmeyi istemek demektir. Dinî ıstılahta ise, büyük ve küçük hâcetini yaptıktan sonra avret yerlerini temizlemek mânasına gelmektedir. Buna dilimizde, tahâretlenmek denilir. Bu temizlik, müekked sünnettir.

      İstinca'nın Allah indindeki kıymet ve ehemmiyetini göstermesi bakımından İbn-i Abbas ve Ebu Hüreyre'den gelen şu rivâyet dikkat çekicidir:

      Kubalılar hakkında "Orada temizlenmeyi seven adamlar var" (Tevbe: 108) meâlindeki âyet-i kerîme nâzil olunca Resûl-i Ekrem (a.s.) onlara sordular:

      - Allah sizi neden övüyor?

      Onlar da bu suâle:

      - Biz def'-i hâcetten sonra su ile temizlenir, istinca yaparız, cevabını verdiler.

      İstinca Ne İle Yapılır?
      İstinca su ile yapılacağı gibi, su olmadığı takdirde ufak taşlarla da yapılabilir. Ancak, kemik, cam parçası, yazılı kâğıtlar, ipek gibi pahalı kumaş parçaları ve zemzem suyu ile istinca yapılması mekruhtur. Temiz boş kâğıda da hürmet lâzımdır.

      Su bulunmadığı takdirde, kıymetsiz bez ve pamuk, yazıda kullanılmayan suyu emici kâğıtlar (tuvalet kâğıtları) ile de istinca yapılabilir.

      Aslında su ile istinca yapıp bez gibi suyu emici bir nesne ile kurulanmak temizliğe daha uygundur.

      İstibra Nedir?
      Erkeklerin idrardan sonra, idrar sızıntısının tamamen kesilmesini beklemelerine istibra denir. Bunu yapmak vâcibdir.

      İdrar sızıntısı her insanda olur. Ancak bâzı kimselerde çabuk kesilir; bâzılarında ise, akıntı bir müddet daha devam eder. Herkes durumunu bilerek, abdest almadan önce, sızıntının kesilmesine çalışmalı, sonra abdest almalıdır.

      İdrar Sızıntısını Durdurmak İçin Ne Yapılabilir?
      İstibranın, yani, idrar sızıntısını durdurmanın çeşitli yolları vardır: Tuvaletten çıktıktan sonra hemen abdest almayıp biraz yürümek veya öksürmek veya ayakları biraz kımıldatmak gibi hareketlerle idrar yollarında kalmış olan sızıntıların dışarı çıkması te'min edilebilir. Herkes kendi durumunu bilerek bu yollardan birini tatbik eder. Mühim olan sızıntının kesilmesidir.

      İstibra Yapılmadan Abdest Alınca Ne Olur?
      Küçük su döktükten sonra istibranın yapılması durumu, abdestin sıhhatına mâni olan idrar sızıntısını kesmek içindir. İdrarını yaptıktan hemen sonra istibra yapmadan abdest alan ve bu sırada da kendisinden idrar akıntısı gelen kimsenin aldığı abdest, haberi olmadan bozulur ve bu abdestle kılınan namaz da sahih olmaz. Bu bakımdan istibra konusunda oldukça titiz davranmalıdır.

      Bir hadîs-i şerîfte:

      "İdrardan sakınınız. Çünkü kabir azâbının çoğa ondandır" buyrularak, Müslümanların, küçük su döktükten sonra temizliğe (istibraya) son derece dikkat etmeleri istenmiştir.

      Kadınlara istibra gerekmez. Onların idrar yaptıktan sonra hemen abdest almayıp bir süre beklemeleri kâfidir.

      İstinca istibranın sıhhî faydaları da vardır.

      İstinca ve İstibra'nın Âdâbı
      Önce istinca ve istibraya sebeb olan tuvalete girme ve hâcet giderme âdâbını bilmek gereklidir. Şöyle ki:

      Tuvalete girileceği zaman parmağında lâfza-i celâl yazılı yüzük veya ceplerinde âyet yazılı sayfa veya Kur'an'dan bir parça var ise, bunların çıkarılması, tuvalete sokulmaması, yahut da muşambaya veya naylona sarılı vaziyette cepte taşınması gerekir. Yüzüğün ters çevrilerek avuç içine alınması da kifâyet eder.

      Daha tuvalete girmeden bismillâh deyip:

      "Allahümme innî eûzü bike mine'l-hubsi ve'l-habâis..." diye dua edilmesi müstehabdır.

      Tuvalete sol ayakla girilir ve sağ ayakla çıkılır.

      Tuvalette kıbleye karşı oturulmamalı ve kıble tarafına arka da dönülmemelidir. Bunlar mekruhtur. Fakat evlerdeki tuvaletler kıbleye karşı yapılmışsa, artık zarurete binaen bunda bir beis yoktur.

      Şâfiî ve Mâlikî'ye göre kapalı bina içindeki tuvaletlerde kıbleye karşı dönmekte hiçbir mahzur yoktur. Kıbleye dönmemek mecburiyeti, kırlarda def'-i hâcet yapılacak zamanlara aittir.

      Tuvalette iken mecbur kalmadıkça konuşulmaz. Zikredilmez. Selâm alınmaz.

      Tuvaletlere tükürerek veya sümkürerek nahoş bir görüntüye sebeb olmamak da âdâbdandır.

      Özürsüz ayakta idrar yapmamak da âdâbdandır. Hazret-i Ömer'in bildirdiğine göre, bir keresinde ayakta su dökerken Resûlüllah Efendimiz onu görmüş ve: "Ya Ömer, ayakta su dökme" demiştir. Hz. Ömer bundan sonra bir daha ayakta su dökmemiştir. Fakat zaruret halinde ve idrar sıçrantılarından da korunmak mümkün olduğu takdirde, ayakta da su dökülebilir. Çünkü ashabdan bâzıları, Rasûlüllah'ın ayakta da su döktüğünü görmüşlerdir. Bu durum zaruret ve idrarın sıçramaması haline hamledilmiştir.

      Oturarak idrar etmek, temizlik yönünden de daha iyidir. Bu şekilde idrar torbası daha iyi boşalır. Akıntı ve sızıntı da azalır.

      Def'-i hâcet yaparken, avret mahalline ve vücuttan çıkan pisliğe bakılmamalıdır.

      Tuvaletten çıkıldığında:
      "Elhamdü lillâhi'llezî ezhebe annî'l-ezâ ve âfânî" denilmesi âdâbdandır.

      İstincanın Mekruhları Nelerdir?
      Rüzgâra karşı, durgun ve akar sulara doğru idrar yapmak mekruhtur. Meyve ağacı altlarına, gölgelik yerlere, ekin tarlalarına, karınca ve haşerat yuvalarına, yollar üzerine def'-i hâcet etmek de mekruh sayılır. Bilhâssa insanların gideceği yolları ve oturacağı gölgelikleri kirletmek, hadîste şiddetle men'edilmiş, bu hâlin insanların eziyet duymalarına, dolayısıyla da lânet ve sövmelerine sebeb olacağı bildirilmiştir.

      Sakınılması gereken bir husus da, umumî tuvaletlerde büyük hâcetini yaptıktan sonra, tuvaleti tam temizlemeden, kıyısında köşesinde pislikler bırakarak çıkmaktır. Bu durum da insanlara eziyet verir, nefretlerini mûcib olur. Hadîs'teki nehyin şümûlüne girer.

      İstinca ve istibrada temizlik hep sol el ile yapılır. Hadîs-i şerîf'te, "Sizden biriniz küçük su dökerken, uzvunu sağ el ile tutmasın. Helâdan sonra da sağ eliyle silinmesin" buyurulmuştur. Âlimler, bu hadîse binaen, sağ el ile temizlenmeyi mekruh saymıştır.

      İstincada suyu kullanırken şiddetle suyu çarpmamalı, sıçrantı yapmamaya çalışmalıdır.

      Avret yerlerinin gözükmesinden korkulan hallerde, istinca terk edilir.

      Gusledilen yere küçük su dökülmesi de caiz görülmemiştir. "Umum vesveseler bundandır" denmiştir. Ancak akıntı varsa ve idrar, gusledilen yerde kalmayıp akıp gidiyorsa, caiz olur diyenler de olmuştur. İhtiyâta riâyette fayda vardır.

      İstinca yapamayacak kadar hasta olan bir kimse, zevcesi yoksa istincayı terkeder. Hasta olan kadın da kocası yoksa o da istincayı terkeder. Yabancıların bunlara taharet vermesi câiz olmaz.



      ¢σρуяιgнт © 2011 - Bordo Mavi™











    3. #3
      TRABZONSPOR
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      bordo mavi ™'s Avatar
      Üye No
      444609
      Giriş Tarihi
      Apr 2010
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Trabzon
      Mesaj
      3,844
      Konular
      2147
      RepPuan
      18744183
      Rep Power
      4102
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Question

      Kurban nedir kimler kurban keser dini hukmu nedir?
      Kurban ne demektir?


      Kurban, kelime anlamı ile yakınlaşma demektir. Buradan hareketle, kurban kesmek; Allah'a yakınlaşma gayesiyle, O'nun verdiği mallardan, kurban edilmesi mümkün olan birini, yine O'nun rızası için boğazlamak demektir.

      Kurbanın dini dayanağı nedir?

      Kurban kesmek, ilk insanla beraber başlamıştır. Hz. Adem'in çocukları Allah için kurban kesmişlerdi, ama birisinin niyeti halis olmadığı için onun kurbanı kabul edilmemişti. Kardeşinin kurbanı ise kabul edilmişti. Diğeri de onu kıskanmış ve öldürmüştü. Bu olayı bize Kur'ân-ı Kerim nakleder. (Mâide 5/27). Buradan hareketle kurbanda asıl olanın Allah rızası için kesme olduğunu da anlıyoruz.

      Bunun dışında Kur'ân-ı Kerim'de pek çok yerde çeşitli vesilelerle önceki peygamberlere emredilen kurbanlardan, hacda kesilecek kurbanlardan söz edilir. Bütün dinlerde kurban vardır. Nihayet Kevser Suresi'nde ise Hz. Muhammed'e hitap edilerek onun ve ümmetinin kurban kesmesi emredilir. Hz. Peygamber de Medine'de sürekli kurban kesmiş ve hacda ise, muhtemelen altmış üç yıllık ömrünü esas alarak, 63 tane kurban kesmiştir. İbn Mâce'nin naklettiği hasen derecesinde bir hadisi şeriflerinde ise: "Kim imkân bulur da kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın" buyurmuştur.

      Kurban kesmenin dini hükmü nedir?

      Kevser Suresindeki emrin bir başka manaya da gelme ihtimalinden ötürü, alimlerin çoğu kurbanın kesin bir farz olmadığı kanaatine varmışlardır. Hanefiler ise bu emrin, kesin yapılması gereken bir talepte bulunduğu, ancak bu farklı yorum ihtimaline bakarak buna inanmayanın dinden çıkmayacağı kanaatine varmışlardır. Böyle yapılması kesin olarak istenen, ama mahiyeti konusunda başka yorumlar da yapılabilecek şeyler için Hanefîler "farz" değil de "vacip" kavramını kullanırlar. Bu sebeple kurban Hanefilere göre vaciptir. Yani imkanı olanlar onu kesmelidirler ama bunu başka yorumlara bakarak yumuşatmakta serbesttirler.

      Şafiilere göre ise kurban sünnettir, ama sıradan bir sünnet değildir. Yapılması gereken bir sünnettir, yani "sünneti lazıme" dir. Bütün bu ve benzeri delillere bakıldığında kurbanın 'sünnettir, olmasa da olur' denecek bir sünnet olmadığını, hali vakti yerinde olanlar için gerçekten de Hanefilerin dediği gibi vacip olduğunu anlarız.

      Müslim'in naklettiği bir hadisi şerife göre, Allah Rasulü Medine'de kurban bayram namazını kıldırmıştı. Bazı insanlar acele davranıp kurbanlarını kestiler. Hz. Peygamber'in kestiğini zannetmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) kendinden önce kesenlerin tekrar kurbanlarını kesmelerini emretti. Eğer kurban sadece isteyenlerin kesecekleri bir ibadet olsaydı, onların iade etmelerin emretmezdi.

      Kurban ne için kesilir?

      Hac Suresinde Allah (cc):
      "kurbanlarınızın etleri ya da kanları Allah'a ulaşmaz, ama sizin takvanız Allah'a ulaşır" (22/37).
      Dendiğine bakıldığında, kurban kesmenin asıl amacının Allah'ın emrini yerine getirmek, böylece takvalı olduğunu göstermek olduğu anlaşılır. Bunun anlamı, Allah isterse en değerli malımızı dahi O'nun yoluna feda edebiliriz, demektir. Tıpkı Hz. İbrahim'in İsmail'i kurban etmeye karar vermesi gibi, gerekirse bizim de canımızı dahi kurban edebileceğimizi göstermektir. Bir bakıma da kurban malperestlik duygusunu kırmak, Allah'ın rızası karşısında her şeyimizden geçebileceğimizi göstermek anl***** gelir.

      Kimler kurban kesmelidir?

      Kısaca hali vakti yerinde olanlar, yani zenginler kurban keserler. Bunun ölçüsü ise temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, kendisini zengin kılacak kadar malı mülkü bulunmaktır. Böyle olan malın mülkün üzerinden, zekatta olduğu gibi bir yıl geçmesi de gerekmez.

      Ailede yeterli birikimi olan karı-kocadan ve çocuklardan her birinin kurban kesmesi gerekir mi?

      Hanefiler, şahsi malı bulunan herkesi başlı başına bir mükellef sayarlar ve böyle olan birisi, ister kadın olsun ister erkek olsun kurban kesmelidir derler. Diğer mezhepler ise, her bir ferdin ne kadar parası bulunursa bulunsun, bir eve bir kurban yeter diye düşünürler.

      Kadın kurban kestirebilir mi?

      Bir önceki soruya verdiğimiz cevaptan da anlaşılacağı üzere, Hanefilere göre kadının da kendi malı mülkü, altını ya da parası varsa onun da kurban kesmesi gerekir. Hatta kadın evi bakmakla yükümlü olmadığı için, onun temel ihtiyaçlarını karşılayacak parasının bulunması aranmaz. Çünkü onları zaten erkek karşılayacaktır. Öyleyse zengin olan kadın kurban keser, ya da vekalet vererek kestirir.

      Yolcunun kurban kesmesi gerekir mi?

      Şerî ölçülerle yolcu sayılan bir insana kurban kesmek vacip değildir. Ancak bizzat kendisi keserse, ya da vekil tayin ettiği kişiye kestirirse güzel bir iş yapmış olur.

      Kurban kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?

      Hayır asla! Çünkü ibadetlerin cinsini ve keyfiyetini biz tayin edemeyiz. İbadetler tamamen Mabudun bildirdiği gibi olmalıdır. Başka türlü verme ibadetleri zaten vardır. Kişi onlardan yapması gerekenleri de yapacak, gerekiyorsa kurbanını da kesecektir.

      Kurban ne zaman kesilir?

      Vacip olan kurban, kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü yani, Zilhicce ayının onuncu, on birinci ve on ikinci günlerinde kesilir. Güzel olan, kurbanların gündüzleri kesilmesidir. kurban Bayramın birinci günü kesmek ise daha faziletlidir. Diğer kurbanlarda ise herhangi bir vakit söz konusu değildir.

      Bir kurbana kaç kişi ortak olur?

      Büyük baş hayvanlara birden yedi kişiye kadar ortak olabilir. Hayvan kurban olacak yaşta ve özelliklerde bulunduktan sonra, etinin az ya da çok olması, ortak sayısını belirlemez. Küçük ve eti az olsa dahi büyük baş hayvanlara yedi ortak olabilir. "Bu kurban ancak beş kişilik, ya da üç kişilik olur" gibi ifadeler, kişi başına gelecek etin belli bir miktarda olmasını anlatmak için söylenir. Yoksa büyük baş bir hayvan kurban olma özelliklerini taşıdıktan sonra ona yedi kişi ortak olabilir.

      Hangi hayvanlar kurban olarak kesilir? Bu hayvanlar hangi nitelikleri taşımalıdır?
      Kurban ancak keçi koyun, sığır deve ve mandadan olur. Bunun dışındaki hayvanlardan kurban olmaz. Çünkü kurban bir ibadettir ve ibadetleri Hz. Peygamber nasıl öğretmişse ancak öyle yapılırlar.

      Tavuktan, deve kuşundan vb. hayvanlardan kurban kesmeye kalkan, veya bunların kurban olabileceğini söyleyen, ya da bu hayvanlardan bir kurban adayan insan bir bidat işlemiş olduğu için günahkar olur. Hatta böyle bir iddiaya küfür diyen alimler dahi vardır.

      Kurban kesilecek hayvanlar kendi cinsinin olgun yaşına geldiğinde ve ortalama bir büyüklükte olduğunda kurban kesilebilirler. Her hangi bir arıza ya da hastalık bunları ortalama değerden düşürmüşse kurban kesilemezler. Çünkü kurbanda bir bakıma şöyle bir mana vardır: Ya Rab! Ben senin rızan için bir koyun, ya da bir keçi vb kesiyorum".

      Durum böyle olunca normal bir keçi ya da normal bir koyun sayılmayan, arızalı bir hayvanı kurban etmek uygun olmaz. Bu konudaki ölçü şu hadisi şeriftir: "kurbanda belirgin kör, belirgin hasta, belirgin topal ve kemiklerinde iliği kalmamış kadar zayıf hayvanlar kurban olmaz". Ayrıca tek gözü olmayan ve boynuzları kırılan hayvanların da kurban olmayacağı söylenmiştir. Çünkü bu arızalar bir hayvanı kendi cinsinin ortalaması olmaktan çıkarır. Ancak besili olsun ya da zarar vermesin diye küçükken boynuzları köreltilen hayvanlar böyle değildir. Çünkü bu durum hayvanın değerini düşürmez, aksine artırır.

      Kurbanlık hayvanlardan hangileri ortak olarak kesilebilir?
      Büyük baş hayvanlara birden yediye kadar ortak olunabilir. Küçük baş hayvanlardan ise ancak bir kurban olur.

      Kurban keserken nelere dikkat edilmelidir?

      1. Kurban keserken özellikle hayvana sıkıntı vermemeye dikkat etmelidir. Şehirlerde gördüğümüz ve hayvanların itilip kakılarak, dövülerek kurban edilmesi vahşiliktir, İslam ahlakına sığmaz: böyle eziyet eden insanlar sanki on günah işlemiş iki sevap almış gibidirler. Bu kadar günah almaktansa sevabı terk etmek daha iyidir. Müslümanlar kurban keserken hayvana nasıl şefkatle davranılacağını gösterme şansı yakalarlar. Bu şansı kaçırmamalı ve müslümanın merhametini ve diğerlerinden farkını göstermelidirler.

      2. İkinci önemli mesele, temizlik ve insanları tiksindirmemedir. Şehirlerde gördüğümüz manzaralar, Müslümanlığın belirtileri değildir. Bizden Allah kurban kesmemizi ister, etrafı pisletmemizi değil. Ve Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: "Allah her şeyin ihsan ile yapılmasını şart koşmuştur. (İhsan, bir şeyi yapılabileceğinin en güzeliyle yapmaktır). Öyleyse boğazlarken de ihsan ile boğazlayın, bıçağınızı iyi bileyin ve hayvanınızı rahatlatın". Bu konuya Müslümanlar çok ama çok dikkat etmeli ve her fırsatta dine ve dindarlara saldırmak isteyenlere fırsat vermemelidirler.

      Kurban bayıltılarak kesilebilir mi?

      Zorunlu bir sebep yoksa kurbanı bayıltarak kesmek sakıncalıdır, en azından mekruhtur. Çünkü kesimden mi bayıltmadan mı öldüğünü bilemeyiz. Sonra bayıltmanın hayvana ne kadar acı çektirdiğini de bilemeyiz. Ama zapt edilemeyen bir hayvanı bayıltmaktan başka çare yoksa, en sonunda bu yola da baş vurulabilir.

      Kurban eti nasıl değerlendirilmelidir?

      Kurban kesmekten asıl amaç, Allah için kan akıtmaktır. Bu yapıldıktan sonra kurban tamamdır, ancak elbette kurban kesmenin hikmetlerinden biri de fakir fukaranın et yemesidir. Bunu sağlamak ve kurban etini olabildiğince dağıtmak gerekir. Bunun bir ölçüsü yoktur. Kişi kendi vicdanına göre hareket eder.

      Kurban bağışlanabilir mi?

      Kurban elbette bağışlanabilir. kurbanını keser ve etini olduğu gibi bir şahsa, şahıslara, ya da kurumlara bağışlayabilir. Kendisi adına kurban kesilmek üzere kurbanının parasını da bağışlayabilir, yani birisini vekil kılabilir. Ancak kurban kesmek yerine onun parasını bağışlamakla kurban görevini yerine getirmiş olmaz.

      Hayır kurumlarına vekalet vererek kurban kesilebilir mi?

      Elbette güvendiği ve bu görevi hakkıyla yerine getirdiğinden emin olduğu kurumlara kurbanını verebilir, onları vekil ederek kesilmesini onlardan isteyebilir. Ancak kurbanın bir ibadet olduğunu bilmek gerekir. Bu sebeple kesilen kurbanların etlerinin günah olmayan şekilde ve müslümanca kullanılıyor olmasına dikkat etmeli ve bunu aynı zamanda takip etmelidir.

      Hayır kurumlarına bağışlanan kurbanlar için de şükür namazı kılınır mı?

      Kurban için kılınan iki rekat şükür namazı, kurbanını kendi kestiğinde de, başkasına kestirdiğinde de kılınmalıdır. Bunu kılmak şart/farz değildir ama kılınması sünnettir, sevaptır.

      Taksitle kurban alınabilir mi?

      Kurbanın peşin alınma zorunluluğu yoktur. Helal olan her türlü alışverişle kurban da alınır. Taksitle alış veriş caiz olduğuna göre kurbanı da taksitle almak caizdir.

      Borç para ile kurban kesilir mi?

      Borç para ile başka şeyler almak caiz olduğuna göre kurban almak da caizdir. Hatta hac gibi, kurban gibi şeyleri borç para ile almak bazen daha da güzel ve garantili olabilir. Çünkü borç alınan bir para asla haram değildir. Böylece kurbanını haram olmayan bir para ile kesmiş olur.

      Ölmüş kişiler için de kurban kesilir mi?

      Ölmüş kimseler için de kurban kesilebilir. Hz. Peygamber de (sav) ümmeti için kurban kesmişlerdi.



      ¢σρуяιgнт © 2011 - Bordo Mavi™











    4. #4
      TRABZONSPOR
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      bordo mavi ™'s Avatar
      Üye No
      444609
      Giriş Tarihi
      Apr 2010
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Trabzon
      Mesaj
      3,844
      Konular
      2147
      RepPuan
      18744183
      Rep Power
      4102
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Question

      SEHİV SECDESİ

      Yanılarak vacibin terkin­den dolayı iki secde, bir teşeh-hüd ve selam vacib olur.
      Sehiv secdesi yapılmasını gerektiren durumlar tekrarla­nırsa dahi sehiv secdesi tek­rarlanmaz. Bir sehiv secdesi hepsi için geçerlidir.
      Sehiv secdesi namazdaki bir yanılgıdan dolayı meydana gelen noksanlığı telafi etmek için meşru olduğundan, na­maz kılanın vacibi kasden ter-ketmesi durumunda hem gü­nahkar olur, hem de bu nok­sanı telafi etmesi için namazı i-ade etmesi vacib olur.
      Bilerek vacibin terkedilmesi durumunda sehiv secdesi yapıl­maz. Ancak zayıf bir görüşe gö­re, üç şey bunun dışındadır.
      1. İlk oturuşu terketmek,
      2. Birinci rek'atın bir secde­sini namazın sonuna bırakmak.
      3. Bir rükün (üç kere sübhanALLAH) söyleyebilecek zaman mik-tarınca düşünceye dalarak bir şey yapmamak.
      Sehiv secdesi selamdan sonra yapmak sünnettir. En doğru görüşe göre, sehiv sec­desini sağ tarafına selam ver­meden önce yapmak tenzihen mekruhtur.
      Sehiv secdesini düşüren sebepler:
      1. Sabah namazının sela­mından hemen sonra güneşin doğması.
      2. İkindi namazında selam vermeden hemen önce güneşin renginin kızıllaşması.
      3. Selamdan sonra namazı devam ettirmeye engel; gülmek, konuşmak, yemek-içmek gibi bir durumun bulunması.
      Sehiv secdesi hususunda imama uyan ve imama sonradan yetişenin hükmü:
      1. İmama uyanın yaptığı yanlışlıktan dolayı sehiv sec­desi yapması gerekmez. Ancak imam bir yanlışlık yaparsa, imamla birlikte sehiv secdesi yapar.
      2. İmama sonradan yeti­şen, imamla beraber sehiv sec­desi yapar. Sonra namazdan geriye kalan kısmı kılmak için ayağa kalkar.
      3. İmama sonradan yeti-şen, imam selamı verdikten son-ra namazdan kavuşamadığı rek'atları kaza ederken, sehiv secdesini gerektiren birşey ya­parsa, bunun için de sehiv sec-desi yapar. Fakat lahik olan kişi (Lahik: Namaza imamla birlikte başladığı halde kendisine uyku, gaflet veya cemaatın çokluğundan dolayı bir zahmet veya abdesti bozan birşey arız olupta namazın tamamını veya bir kısmım kılmayan kişidir)kaçırdığı kısımları imam selam verdikten sonra tek başına kılarken yanılarak yaptığı bir yanlışlıktan dolayı sehiv secdesi yapmaz.
      Cuma ve bayram namazlarında imam, sehiv secdesini gerektiren bir durum olduğu halde sehiv secdesi yapmaz.
      Çünkü bu, cemaatin çok olması sebebiyle fitne ve karışıklığa sebep olur.
      En doğru görüşe göre imam veya tek başına namaz kılan kimse, farz namazlarının ilk oturuşunu yanılarak terkedip üçüncü rek'ata kalkarken yanıldığını anlasa, tamamen doğrulmamış oturur ve bu kişiye sehiv secdesi lazım gelmez.
      İmama uyan kimse ikinci rek'ata kalksa -tamamen doğrulmuş bile olsa- nafile namaz kılanın böyle bir durumda oturması gerektiği gibi oturur.
      İmama uyanın oturması imama uymasının gerekliliğinden dolayıdır. Nafile namaz kılanın oturmasının gerekli oluşu ise, nafilenin her iki rek'atının bir namaz kabul edilip farz oturuşu terketme durumu olduğundandır.
      4. Farz namazlarda imam veya tek başına kılan, birinci oturuşu terkedip üçüncü re­k'ata kalkması durumunda a-yakta durmaya daha yakın; ya­ni sırtı eğik olmakla beraber belden aşağısı düzelmiş bir du­rumda iken geriye dönerse se­vin secdesi yapar.
      Oturması haline daha ya­kın bir durumda iken geriye dönerse sehiv secdesi yapması gerekmez.
      Tamamen doğrulduktan sonra yanıldığını anlayıp geriye döner ve oturursa, namazın bozulup bozulmadığı ihtilaf­lıdır. Bu iki görüş ayrı ayrı ki­taplarda sıhhata nisbet edil­miştir. Sahih olan, namazın bozulduğudur diyenler illet olarak farz olan ayakta dur­manın farz olmayan birinci o-turuş için terkedilmesini gös­termişlerdir. Sahih olan na­mazın bozulmadığıdır diyenler ise, illet olarak bir rek'attan daha az olan şeyi namaza ilave etmenin namazı bozmayacağı esasını almışlardır.
      5. İmam veya tek başına kılan son oturuşu yanılarak terkedip fazla bir rek'ata kalkarsa, o fazla rek'atı secde ile kayıtlamadıkça; yani nama­zına tam bir rek'at ilave etme­dikçe oturmaya döner ve farz olan son oturuşu tehir ettiği i-çin sehiv secdesi yapar.
      6. Son oturuşu yanılarak terkedip kalktığı fazla rek'atın secdesini yapması durumunda bütün namazı nafileye döner. dilerse -ikindi namazında olsa bile beşinci rek'ata altıncı rek'atı, sabah namazında ise ü-çüncü rek'ata dördüncü rek'atı ilave eder. Sahih olan görüşe göre, bu şekilde ilave yapmanın hiçbir kerahati yoktur. Ve sehiv secdesi gerekmez. Bu kıldığı na­mazlar nafile olduğundan farz namazları yeniden kılar.
      7. Son oturuşu yaptıktan (teşehhüd miktarı oturduktan) sonra selamdan önce yanılarak ayağa kalksa oturur ve teşehhüdü i-ade etmeden sela verir. Şayet o (fazladan) rek'atın secdesini ya­parsa farzı batıl olmaz. Fazla rek'ata, iki rek'atlı nafile ola­bilmesi için bir rek'at daha i-lave eder ve her iki durumda sehiv secdesi yapar.(1)

      SORU
      Namaz kılarken hangi rek'atı kıldığı konusunda şüphe eden kişi ne yapmalıdır?
      NAMAZDA ŞÜPHE
      Cevap:
      Bir kimse kılmakta olduğu namazı tamamlamadan rek'at sayısında "mesela; üç mü yok­sa dört mü kıldım şeklinde" şüphe etse bakılır; eğer şüphe olayı bu kişinin başına ilk defa gelmişse veya şüphelenmek kişinin adeti değilse, namazı batıl olur. Bu namazı yeniden kılar. Eğer kişi çoğu kez na­mazda kaç rek'at kıldığı konu­sunda şüpheye düşüyorsa ga­lip olan bir kanaati yoksa, en az rek'atı esas alarak namaza devam eder. Çünkü en azı hak­kında kesin bir bilgi vardır. Böyle bir kimse farz veya vacib olan oturuşu terketme ihtima­linden kaçınmak için namazın sonu olarak veya birinci oturuş yeri olarak vehmettiği rek'ata oturur.
      Mesela: Öğle namazım kı­lan bu kişi namaz kılarken i-kinci rek'at mı, yoksa üçüncü rek'at mı olduğunda şüpheye düşse ve bu hususta galib-i zannı olmasa, kendisi az olan ikinci rek'atta kabul eder ve namaza öylece devam eder; yani o rek'atta oturur. Sonra üçüncü rek'ata kalkar, üçüncü rek'atın secdesinden sonra yine oturur. Çünkü vehmine göre bu rek'at dördüncü rek'at olabilir.
      Şayet selam verdikten son­ra rek'at sayısında şüphe ede­cek olursa, bu namazı yeniden kılması gerekmez. Ancak kişi namazdan sonra kesin olarak bir rek'at terkettiğine inanırsa, o zaman namazı yeniden kıl­ması gerekir.(2)
      1-2) Hasan bin Ammar bin Ali eş-Şurun bilali. Nur'ul İzah Merakı'l Felah ve Tahtavi ile beraber shf. 374-387.

      SORU

      Secde ayetleri hakkında bizi bilgilendirir misiniz?
      SECDE ÂYETLERİ
      Cevap: Secde ayetleri 14'tür.
      1. Araf 206. ayet
      2. Ra'd 15. ayet
      3. Nahl 49. ayet
      4. İsra 107. ayet
      5. Meryem 58. ayet
      6. Hac 18. ayet
      7. Furkan 60. ayet
      8. Neml 24. ayet
      9. Secde 16. ayet
      10. Şad 24. ayet
      11. Fussilet 37. ayet
      12. Necm 62. ayet
      13. İnşikak 21. ayet
      14. İkra 19. ayet
      Bu ayetlerden birini okuyana ittifakla, sahih olan görüşe göre de din­leyene tilavet secdesi va­ciptir.
      Tilavet secdesini ge­rektiren ayet namazın dı­şında okunacak olursa, hemen ardından secde e-dilmesi gerekmez. Daha sonra yapılabilir. Ancak sonraya bırakılması ten-zihen mekruhtur. Arap-çadan başka bir dille secde ayetini okuyan bir kimsenin secde etmesi vaciptir.
      Secde ayetindeki "sec­de" kelimesini önceki veya sonraki kelimelerden birisiyle beraber okumak, sahih olan görüşe göre ayetin tamamını o-kumak gibidir.
      Tilavet secdesinin vacib olup olmadığı kişiler:
      1. Maksadı Kur'an din­lemek olmasa bile, secde ayet­lerinden birini işiten kimseye işittiği anda cünup dahi olsa, cünuplükten temizlendikten sonra tilavet secdesi yapması vacibtir.
      Secde ayetini işiten hayızlı veya lohusa kadına secde vacib olmaz. Aynı şekilde cemaatla namaz kılarken imama uyan­lardan bir kişinin secde ayetini okumasıyla ne imama ne de imama uyanlara tilavet secdesi namaz içinde ve namazdan sonra vacib olmaz. Çünkü; i-mam kıraat yaptığından dola­yı imama uyanın kıraat yapma­sı yasaklanmıştır. Buna rağ­men kıraat ederse, bu kıraatin hür hükmü olmaz.
      2. İmam ve cemaatı na-mazda iken secde ayetini na-mazda olmayan birinden işit­seler, namazdan sonra secde ederler. Namazdan sonra tek-rar secde etmeleri gerekir.
      3. İtimat edilen görüşe göre manasını anlamak şartıyla secde ayetinin Farsça; yani Arapçadan başka bir lisanla dinlemesiyle tilavet secdesi vacip olur.
      4. Uyuyan veya deli olan bir kişiden secde ayeti­nin işitilmesiyle secde­nin vacib olup olmayaca­ğı ihtilaflıdır.
      5. Bir kimse secde a-yetini papağan yahut ka­yıt aletlerinin şeritlerin­den veya ses yankısından dinlerse secde vacib ol­maz.
      Tilavet secdesi ne zaman ve ne şekilde yapılır?
      1. Namaz esnasında okunan secde ayetinden sonra üç veya daha fazla ayet okunup kıraat uza-tılacaksa, tilavet secdesi, secde ayetinden hemen sonra, namazın kendi ruku ve secdesinden başka bir ruku ve secde ile yerine getirilir. Sonra da kalkıp kıraata devam eder.
      2. Namaz kılan, na­mazdaki kıraatini secde ayetleriyle sona erdirirse veya secde ayetinden sonra bir veya iki ayet o-kuyup kıraati uzatmaya-caksa, tilavet secdesini secde ayetinden sonra o-kunan bir veya iki ayetin peşinden niyet ederek namazın rukusuyla veya niyet etmeksizin namazın secde-siyle eda eder. Namazın kendi secdesi, tilavet secdesini yerine geçsin diye niyet edilmese de onun yerine geçer. Ancak namazdaki rüku'un tilavet secdesi yerine geçme­sine niyet edilmesi lazımdır.
      3. Bir kimse imamdan sec­de ayetini işitse ve o imama uy­masa veya imamın secde aye­tini okuduğu rek'atta değil de başka bir rek'atta imama uysa en zahir olan görüşe göre, bu kişi tilavet secdesini namazın dışında yerine getirir.
      4. Namaz içinde okunan secde ayetinin secdesi namazın dışında eda edilmez.
      5. Bir kimse namazın dı­şında bir secde ayetini okuyup secdesini yaptıktan sonra, aynı yerde namaza durup o ayeti o-kursa, yine secde eder. Şayet evvelki; yani namazın dışında­ki ayetin secdesini yapma-mışsa, namazdaki secde iki ti­lavet secdesi için yeterli olur.
      6. Aynı yerde aynı secde a-yetini tekrar tekrar okuyan kişiye bir secde yeterlidir.
      Ancak, değişik yerlerde ay­nı secde ayetini tekrar kısa ve­ya aynı yerde ayrı ayrı sureler-deki secde ayetlerini okusa bunlar için bir kere secde et­mek yeterli değildir. Herbiri için ayrı secde yapmak gereklidir.
      İçinde secde ayeti bulunan bir sureyi okuyup o sure için­deki secde ayetini atlamak mekruhtur. Aksi; yani sure içe­risindeki secde ayetini okuyup surenin diğer ayetlerini oku­mamak mekruh değildir.
      Secde ayetine evvelinden ve­ya sonrasından bir veya daha fazla ayet eklemek menduptur.
      Secde yapmaya hazırlıklı olmayanın yanında secde aye­tini gizlice okumak menduptur.
      Oturan kişinin tilavet sec­desi için ayağa kalkıp sonra secde etmesi menduptur.
      Tilavet secdesi şu şekilde yapılır:
      Ellerini kaldırmaksızın ti­lavet secdesinin sünnet olan i-ki tekbiri arasında bir secde yapmaktır. Tilavet secdesinde teşehhüd ve selam yoktur.(1)



      ¢σρуяιgнт © 2011 - Bordo Mavi™











    5. #5
      TRABZONSPOR
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      bordo mavi ™'s Avatar
      Üye No
      444609
      Giriş Tarihi
      Apr 2010
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Trabzon
      Mesaj
      3,844
      Konular
      2147
      RepPuan
      18744183
      Rep Power
      4102
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Question

      ÎMÂN NEDİR?

      Soru: Îmân nedir?


      Cevap: Îmân, Muhammed aleyhisselâmın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, deneye ve felsefeye dayanmaksızın, kalb ile tasdîk ve i'tikâd etmek, inanmak, dil ile ikrâr etmek, söylemektir.

      Îmân görmeden olur. Çünkü, görerek, düşünerek anlamaya kalkışarak inanmak, îmân olmaz, o şeyi bilmek, anlamak olur. Bu şey de, Allahü teâlânın yarattığıdır. Bunu, O'na ortak yapmış oluruz. Belki de, O'ndan başkasına îmân etmiş oluruz. Akla uygun olduğu için inanırsa, akla îmân etmiş olur. Peygambere îmân etmiş olmaz. Veya, Peygambere ve akla birlikte îmân etmiş olur ki, o zaman Peygambere güven tam olmaz. Güven tam olmayınca, îmân olmaz. Çünkü, îmân parçalanamaz.

      Soru: Îmânı korumak için ne yapmak lâzımdır?


      Cevap: Îmânı korumak için îmânı ve îmânı gideren şeyleri, farzları ve harâmları ya'nî dînin emir ve yasaklarını öğrenmek ve bunlara uymak şarttır.

      Soru: Müslüman kimdir?


      Cevap: Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şeylere tereddütsüz îmân edene, müslüman denir. İnandığı hâlde, dînin emir ve yasaklarını yerine getirmiyen mü'min olsa da müslümanlığı tam değildir.

      Soru: Îmânla amelin birbiri ile ilişkisi nedir?


      Cevap: Îmân, muma benzer; dînin emir ve yasakları, koruyan fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, "İslâmiyet" tir, İslâm dînidir. Fenersiz, muhâfazasız mum çabuk söner. Îmânsız, İslâm olamaz. İslâm olmayınca, îmân da yok olur. Amelsiz, ibâadetsiz îmân sâhibinin, âhirete îmânla gitmesi güç olur.

      Îmânın şartları


      Soru: Îmânın şartı kaçtır?


      Cevap: Îmânın şartı altıdır. Bunlar Allaha, Meleklere, Kitaplara, Peygamberlere, Âhiret gününe, Kazâ-kaderin Allahtan olduğuna inanmaktır. Buna kısaca Âmentü denir.

      Soru: İnanılacak işlerde öncelik var mıdır?


      Cevap: Her müslümanın önce îmânın altı şartını bilmesi ve inanması gerekir. Çünkü bir kimsenin düzgün bir îmânı, i'tikâdı yoksa, bu kimsenin yaptığı bütün ibâdetlerin, iyiliklerin hiçbir faydası olmaz. Doğru, düzgün bir i'tikâda sahip olduktan sonra, dînin yasak ettiği şeylerden kaçınıp, dînin emrettiği şeyleri yapmak gerekir. Bu sıraya dikkat edilmezse daha sonra yapılanlar faydasız olur, bir işe yaramaz.

      Allahü teâlâya îmân


      Soru: Âmentü billâhi ne demektir?


      Cevap: Âmentü billâhi ifâdesi, Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inandım, îmân ettim, demektir. Allahü teâlâ vardır ve birdir. Ortağı ve benzeri yoktur. Mekândan münezzehtir, ya'nî bir yerde değildir. Ayrıca Allahü teâlânın sıfatlarını da bilmek şarttır.

      Allahü teâlânın sıfatları ikiye ayrılır: Sıfât-i zâtiyye, sıfât-i sübûtiyye.


      Allahü teâlânın sıfât-i zâtiyyesi altıdır. Bunlar:


      1- Kıdem, evveli yoktur.

      2- Bekâ, sonu yoktur.

      3- Kıyâm bi-nefsihi, hiç kimseye muhtaç değildir.

      4- Muhâlefetün lil-havâdis, hiç kimseye benzemez.

      5- Vahdâniyyet, birdir ortağı, benzeri yoktur.

      6- Vücûd, var olmasıdır.

      Allahü teâlânın sıfat-i sübûtiyyesi ise sekizdir. Bunlar:


      1- Hayât, diridir.

      2- İlm, herşeyi bilir.

      3- Semi, işitir.

      4- Basar, görür.

      5- İrâde, dileyicidir. Yalnız O'nun dilediği olur.

      6- Kudret, herşeye gücü yeter.

      7- Kelâm, söyleyicidir.

      8- Tekvîn, hâlıktır, yaratıcıdır. Her şeyi yaratan, yoktan var eden O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur.

      Allahü teâlânın görmesi, işitmesi, insanların görmelerine, işitmelerine benzemez.

      Meleklere îmân


      Soru: Îmânın ikinci şartı nedir?


      Cevap: Îmânın ikinci şartı, meleklere îmândır. "Ve melâiketihi", ben Allahü teâlânın meleklerine inandım, îmân ettim, demektir.

      Soru: Meleklerin özellikleri nelerdir?


      Cevap: Melekler yiyip içmezler. Günâh işlemezler. Meleklerde, erkeklik, dişilik olmaz. Piyasada birçok yerde kanatlı kadına benzer resimler var. Böyle resimler, Hıristiyan hurâfeleridir. Bize Hıristiyanlardan geçmiştir. Hıristiyanlar, melekleri hâlâ Allahın kızları olarak bilirler, böyle inanırlar.

      Bu şekilde inanmak, böyle resimlere hürmet edip, yukarı asmak çok tehlikelidir.

      Meleklerin en üstünleri ve peygamberleri Cebrâil, Mikâîl, İsrâfîl, Azrâîl aleyhimüsselâmdır.

      Kitaplara îmân


      Soru: Îmânın üçüncü şartı nedir?


      Cevap: Îmânın üçüncü şartı kitaplara îmândır. Âmentüdeki, "Ve kütübihi" ifâdesi, Allahü teâlânın kitaplarına inandım, îmân ettim, demektir.

      Soru: Kaç kitap gelmiştir?


      Cevap: Kur'ân-ı kerîmde bildirilen, yüzdört kitaptır. Yüzü küçük kitaptır. Bunlara (suhuf) denir. Ve dördü büyük kitaptır. Bunlardan Tevrât, Mûsâ aleyhisselâma; Zebûr, Dâvüd aleyhisselâma; İncîl, Îsâ aleyhisselâma; Kur'ân-ı kerîm, Muhammed aleyhisselâma nâzil olmuş ya'nî gönderilmiştir. Kitapların hepsini, Cebrâil aleyhisselâm getirmiştir. En son, Kur'ân-ı azîm-üş-şân nâzil olmuştur.

      Soru: Kur'ân-ı kerîmin özellikleri nelerdir?


      Cevap: Kur'ân-ı kerîm gönderilince, diğer kitaplar neshedilmiş, ya'nî yürürlükten kaldırılmıştır. Kur'ân-ı kerîm, kıyâmete kadar geçerlidir. Nesholmaktan, ya'nî geçersiz olmaktan ve tebdîl ile tahrîften ya'nî insanların değiştirmelerinden korunmuştur.

      Kur'ân-ı kerîmde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan dinden çıkar. Hattâ Kur'ân-ı kerîmi Allahü teâlâ tarafından gönderilen kitap kabûl ettiği hâlde, diğer semâvî kitapların da hâlen yürürlükte olduğunu zannedip, bunlara göre amel edenlerin de, Cennete gireceğine inananlar da İslâm dînine îmân etmiş olmaz.

      Peygamberlere îmân


      Soru: Îmânın dördüncü şartı nedir?


      Cevap: Îmânın dördüncü şartı, Peygamberlere îmândır. Âmentüdeki "Ve rusulihi" kelimesi, "Allahü teâlânın Peygamberlerine îmân ettim" demektir.

      Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselâm ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafâ "sallallahü aleyhi ve sellem"dir. Bu ikisinin arasında, çok peygamber gelmiş ve geçmiştir. Peygamberlerin sayısı kesin belli değildir. Kitaplarda, 124 binden ziyâde peygamber geldiği bildiriliyor. Bunlardan 313 veya 315 adedi Resûldür.

      Peygamberlerden meşhûr olanlar: Âdem, İdrîs, Şît, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhîm, Lût, İsmâîl, İshak, Ya'kûb, Yûsüf, Eyyûb, Şu'ayb, Mûsâ, Hârun, Hıdır, Yûşa' bin Nûn, İlyâs, Elyesa', Zülkifl, Şem'un, İşmoil, Yûnüs bin Metâ, Dâvüd, Süleymân, Lokmân, Zekeriyyâ, Yahyâ, Uzeyr, İsâ bin Meryem, Zülkarneyn ve Muhammed aleyhi ve aleyhimüssalâtü vesselâmdır.

      Bunlardan, yalnız 28'nin isimleri Kur'ân-ı kerîmde bildirilmiştir. Şît, Hıdır, Yûşa', Şem'un ve İşmoil bildirilmemiştir. Bu 28'den Zülkarneın ve Lokmân ve Uzeyr'in Peygamber olup olmadıkları kesin belli değildir.

      Peygamberlerin sıfatları


      Soru: Peygamberlerin sıfatları nelerdir ve bunların ma'nâları nedir?


      Cevap: Peygamberler de diğer insanlar gibi yer, içer, hasta olur, vefât eder. Hiçbiri aslâ dünyaya muhabbet etmez. Ya'nî dünyayı sevmez. Ancak onları diğer insanlardan ayıran sadece onlara mahsûs ba'zı sıfatlar, özellikler vardır. Peygamberler hakkında bilmemiz lâzım olan sıfatlar ya'nî peygamberlere mahsûs olan özellikler yedidir: Sıdk, Emânet, Tebliğ, İsmet, Fetânet, Adâlet, Emn-ül azl

      Bunların kısaca ma'nâları da şöyledir:


      1- Sıdk: Bütün peygamberler, sözlerinde sâdıktır, ya'nî doğrudur.

      2- Emânet: Peygamberler emânete aslâ hıyânet etmezler.

      3- Tebliğ: Peygamberler, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını ümmetlerine bildirirler.

      4- İsmet: Peygamberlerin hepsi, büyük ve küçük, bütün günâhlardan uzaktırlar.

      5- Fetânet: Bütün Peygamberler, diğer insanlardan daha akılıIdır.

      6- Adâlet: Peygamberler âdildir, kimseye zulmetmezler, doğru hüküm verirler.

      7- Emn-ül azl: Peygamberlerden, peygamberlik vazîfesi geri alınmaz.

      Âhiret gününe îmân


      Soru: Îmânın beşinci şartı nedir?


      Cevap: Âmentünün beşinci şartı, âhyret gününe inanmaktır. Âmentüdeki, "Vel-yevmil âhyri" ifâdesi, "Ben, âhiret gününe inandım, îmân ettim" demektir.

      Herkes ölüp dirilecektir. Cennet ve Cehennem ve mîzân ya'nî sevâbların ve günâhların tartıldığı terâzî ve Sırât köprüsü, haşr ya'nî toplanmak ve neşr ya'nî Cennete ve Cehenneme dağılmak, hep kıyâmet gününde olacaktır.

      Soru: Kıyâmetin büyük alâmetleri nelerdir?


      Cevap: Îsâ aleyhisselâm yeryüzüne inecek, Hz.Mehdî' çıkacak, Deccâl, Ye'cûc ve Me'cûc gelecek. Güneş batıdan doğacak. Dabbe-tül-erd denilen büyük bir hayvan çıkacak. Büyük bir duman her tarafı kaplayacak. Medine-i Münevvere harap olacak ve Ka'be-i Şerîf yıkıIacak. Biri Arabistan'da diğerleri doğuda ve batıda olan üç yer batacak. Yemen'de büyük bir ateş çıkacak. Ve nihâyet Sûrun üflenmesi ile dünya hayatı son bulacaktır.

      Kabirdeki sorular


      Soru: Kabirde ne sorulacaktır?


      Cevap: Kabirde sorulacak şeyleri herkesin bilmesi, çocuklarına da öğretmesi lâzımdır. Kabirde şu sorular sorulacaktır:

      Rabbin kim? Dînin nedir? Kimin ümmetindensin? Kitâbın nedir? Kıblen neresidir? İ'tikâdda ve amelde mezhebin nedir?

      Müslümanlar bu sorulara şöyle cevap verirler:

      Rabbim Allah, Dînim, İslâm dînidir. Muhammed aleyhisselâmın ümmetindenim. Kitâbım, Kur'ân-ı kerîmdir. Kıblem, Ka'be-i Şerîftir. İ'tikâdda mezhebim Ehl-i sünnet vel-cemâ'attir. Amelde ise Hanefî, Şâfi'î, Mâlikî, Hanbelî mezheplerinden hangisinde ise onu söyler.

      Soru: Kimler kabir sorularına cevap verecek, kimler veremiyecek?


      Cevap: Îmân ile ölen cevap verecek, îmânsız ölen cevap veremiyecektir.

      Doğru cevap verenlerin kabri genişliyecek, buraya Cennetten bir pencere açılacaktır. Sabah ve akşam, Cennetteki yerlerini görüp, melekler tarafından iyilikler yapılacak, müjdeler verilecektir.

      Bu suâllere cevap veremiyenler, kabirde azâb görecektir. Cehennemden bir pencere açılacak, sabah akşam Cehennemdeki yerini görüp, mezarda, mahşere kadar, acı azâbları çekecektir.

      Soru: Îmânın altıncı şartı nedir?


      Cevap: Îmânın altıncı şartı, hayır ve şerrin Allahtan olduğuna inanmaktır. Âmentüdeki, "Ve bil-kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ" demek, "Hayır ve şer, iyilik ve kötülük, olmuş ve olacak şeylerin cümlesi, Allahü teâlânyn takdîriyle, ya'nî ezelde bilmesi ve dilemesi ve vakitleri gelince yaratması ile ve levh-i mahfûza yazmasıyla olduğuna inandım, îmân ettim. Kalbimde, aslâ şüphe yoktur" demektir.

      Bu, kazâ kadere inanmak demektir. Kader, bir insanın doğumundan, ölümüne kadar, başına gelecek, işlerdir. Kazâ da, bu işlerin başa gelmesidir.

      Soru: Âmentüdeki, Kelime-i şehâdetin ma'nâsı nedir?


      Cevap: Kelime-i şehâdetin kısaca ma'nâsı da şöyle:

      Ben şehâdet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O'nun kulu ve resûlüdür.

      Soru: Îmânın geçerli olması için ne gibi şartlar lâzımdır?


      Cevap: Îmânın sahîh, makbûl ve geçerli olması için gerekli şartlardan ba'zıları:

      1- Îmânda sâbit olmak: Meselâ üç yıl sonra dînimi bırakacağım diyen, hemen kâfir olur.

      2- Havf ve recâ arasında olmak: Ya'nî Allahü teâlânın azâbından korkup rahmetinden ümit kesmemek. Her zaman korku ile ümit arasında olmak.

      3- Can boğaza gelmeden îmân etmek: Ölürken, âhiret hâllerini gördükten sonra kâfirin îmânı kabûl olmaz. Fakat o ânda da, müslümanın tevbesi kabûl olur.

      4- Güneş batıdan doğmadan önce îmân etmek: Artık o zaman tevbe kapısı kapanır.

      5- Gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir: Gaybı Allahtan başkası bilemez. Bir de Allahın bildirdiği peygamber, evliyâ veya başka bir kimse de bilebilir.

      6- Îmândan bir hükmü reddetmemek: Küfrü gerektiren şeylerden kaçmak.

      7- Dînî bir hükümde şüphe etmemek: Meselâ acaba namaz farz mı, içki harâm mı diye şüphe etmemek.

      8- İ'tikâdını, inancını İslâm dîninden almak: Târihçilerin, felsefecilerin değil, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şekilde îmân etmek lâzımdır.

      9- Hubb-i fillâh, buğd-i fillâh üzere olmak: Allah için sevmek Allah için düşmanlık etmek. Allah düşmanlarını sevmek, onları dost edinmek, Allah dostlarına düşman olmak küfrü gerektirir.

      10- Ehl-i sünnet vel cemâ'ate uygun i'tikâd etmek.



      ¢σρуяιgнт © 2011 - Bordo Mavi™











    6. #6
      TRABZONSPOR
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      bordo mavi ™'s Avatar
      Üye No
      444609
      Giriş Tarihi
      Apr 2010
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Trabzon
      Mesaj
      3,844
      Konular
      2147
      RepPuan
      18744183
      Rep Power
      4102
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Question

      İstihare Namazı

      İstihare "hayırlı olanı istemek" anlamına gelir. İnsanlar, kendileri için önemli olan bir karar verecekleri veya bir seçim yapacakları zaman, bazan belki eldeki verilerin yetersizliği sebebiyle veya çeşitli sebeplerle dünya ve ahiret baımından kendileri için hangi seçimin hayırlı olacağını kestiremezler ve bunu bilmek için çeşitli çarelere başvururlar. Mesela, Peygamber imiz'in nübüvetle görevlendirildiği sıralarda Araplar'dan bir kimse yolculuğa şıkmak istendiğinde, bu yolculuğun kendisi için hayırlı olup olmadığını anlamak için fal oklarına başvururdu. Peygamberimiz bu adeti kaldırarak onun yerine istihareyi getirmiş ve şöyle buyurmuştur: (1)

      " Biriniz bir iş yapmaya niyetlenince farzın dışında iki rek'at namaz kılsın ve şöyle desin: Ey Allahım, ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Sınırsız lutfundan bana ihsan etmeni istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Ben bilmiyorum, ama sen bilyorsun, ben güç yetremem ama sen güç yetirirsin. Ey Allahım! Yapmayı düşündüğüm bu iş, benim dinim, dünyam ve geleceğim açısından hayırlı olacaksa, bu işi benim hakkımda takdir buyur, onu bana kolaylaştır, uğurlu ve bereketli eyle. yok eğer benim, dünyam ve geleceğim için kötü ise, onu benden, beni ondan uzaklaştır. Ve hayırlı olan her ne ise sen onu takdir et ve beni hoşnut ve mutlu eyle!" (2)

      Namazda, makbul olanı; ilk rekatta Fatiha ve Kafirun Suresi, ikinci rekatta ise Fatiha ve ihlas suresi okumaktır. İki rek'at namaz kılıp bu duayı yaptıktan sonra, kalbe doğacak istek veya nefretle, yahut yapıcı veya engelleyici sebeblerle işin hayırlı olan tarafı gerçekleşmiş olduğuna kanaat beslenir ve buna rıza gösterilir. Namazı kıldıktan sonra dünya kelamı etmemek, sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmak, uymaya çalışırken kalpten "Allah Allah" demek güzel olan şeylerdir. Bu namazı buradan okuyup, tatbik etmek isteyenlerden bir dileğimiz olacak, Yukarıdaki Peygamber efendimizin yukarıdaki duasını kendi sıkıntısına, problemine uyarlayıp kalbinden okuduktan sonra;

      3 ihlas ve 1 Fatiha'yı da başta Peygamberimize, sevdiklerine ve Zamanın Sahibine hediye eylesin. Onların yüzü suyu hürmetine bu aciz kulunun anlayacağı şekilde her şeyi aşikar göstersin, perdeleri aralasın diye Allah'a dua etsin. Dua esnasında:
      Allah ile konuşur gibi dua etsin,

      Etrafını saran melekleri hissetsin,
      Dua esnasın da gözlerini kapatsın,
      Boynunu büksün,
      Allah'ın aciz bir kulu olduğunu hisssetsin.

      Birinci defada sonuç alınamazsa üç kere veya yedi defa tekrarlanabilinir.

      Sammi olarak yapıldığı takdirde, kalbe doğuş olabilir, istihare sonucu bir ferahlık ve rahatlık olursa o işin hayırlı olacağına, sıkıntı ve darlık olursa olumsuz olacağına işaret edilir. Gündüz yapılacağı gibi, iyice konsantre olunabilmesi için geceleyin yatmadan hemen önce yapılması tavsiye edilir. İstihare için uykuya yatma ve rüya bekleme şartı olmadığıda unutulmasın. Allah bunu samimi olarak isteyenlere bir işaret veya ipucu verir.

      O kapısına geleni geri çevirmez. O'nun kapısı umutsuzluk kapısı değildir.

      Kaynaklar:
      1) İlmihal 1, İman ve İbadetler, Türkiye Diyanet Vakfı, 1999

      2) Buhari, Teheccüd, 25



      ¢σρуяιgнт © 2011 - Bordo Mavi™











    7. #7
      TRABZONSPOR
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      bordo mavi ™'s Avatar
      Üye No
      444609
      Giriş Tarihi
      Apr 2010
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Trabzon
      Mesaj
      3,844
      Konular
      2147
      RepPuan
      18744183
      Rep Power
      4102
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Question

      İSLÂM'DA AMELİN YERİ VE ÖNEMİ

      Bismillâhir rahmânir rahîm...
      Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn... Ves salâtü ves selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ ve mevlânâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahüm biihsânin ilâ yevmil cezâ...
      Kàlellàhu teâlâ:
      (Felyevme lâ tuzlemu nefsün şey'en ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn)

      Bugün amelin, işin, çalışmanın, icraatın İslâm'daki önemi üzerinde bilgi vermeye başlayacağım. Hepimizin şimdiye kadar İslâmî kültürümüzden zihnimize yerleştirdiğimiz bir husus var ki, sadece bilmek yetmiyor. İnsanın bildiğini uygulamaya geçirmesi gerekiyor.
      --Namaz kılmak iyidir.
      --İyi ama, sen namaz kılmıyorsun, kılmayınca olmaz!..
      --Ramazanda oruç tutmak farzmış, biliyorum. Ayette var, hadiste var...
      --İyi ama, sen tutmuyorsun. Tutmayınca vebâlin artıyor. Hem biliyorsun, hem yapmıyorsun...
      --Hacca gitmek çok iyiymiş...
      --Ama gitmiyorsun, olmuyor!..
      Bilgi yetmiyor. Ne kadar alim olursa olsun, bilgi insanı kurtarmıyor. Zâten, "İslâm'da İlim" diye bir konuyu açtığımız zaman, bu konuya mutlaka temas etmek gerekiyor. İslâm'da bahsedilen, kuru bilgi de değil... Hattâ, sadece geniş mânâsı ile bilgi de değil... Yâni biyoloji, astronomi, fizik, kimya da değil... Asıl önemli olan ilâhî hakîkatler, mânevi hakîkatler, uhrevî hakîkatler... Ahirette insanı kurtaracak, insana yarayacak gerçekler... Bir de bu bilgilere sahib olduktan sonra bu bilgileri uygulamak; lafta, teoride kalmamak, bilgisini icraata geçirmek...
      Bunun önemine dair bir çok ayetler ve hadisler var... Mutlaka çalışmak lâzım, mutlaka icraata geçmek lâzım!.. Amel diyorlar ona... Amele de çalışan demek... Yâni, ilmiyle amel etmek demek, ilmin gereği olan çalışmayı yapmak demektir. İslâm'da ilmiyle âmil olan alim makbuldür.
      Alim ama, nasıl bir alim?.. Hocadır, deryadır, bilgilidir, görgülüdür vs. ama, hâli nasıl?.. çocuğu, hanımı, ailesi, yaşayışı nasıl?.. Muamelâtı, insanlarla olan münâsebetleri nasıl?.. Münâsebetlerindeki tavırları nasıl?.. Oradan sıfıra gidebilir. Bilmek yetmez, uygulamak gerekir. Bu konuda çok geniş, tereddüde meydan vermeyecek malzeme var...
      Yâsin Sûresi'nden hepimizin bildiği, ahireti anlatan şu ayet-i kerime:
      (Felyevme lâ tuzlemü nefsün şey'en ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn) Kısaca açıklayalım: "İşte bak, kabirden kalktınız... Ahiret oldu, haşir oldu, mahşer yerinde toplandınız... Mahkeme-i Kübrâ kuruldu, insanlar hesaba çekilecekler. İşte bugün (lâ tuzlemu şey'en) hiç bir can, hiç bir kişi, hiç bir mükellef varlık, zulme uğramaz, haksızlığa mâruz kalmaz!"
      Haksızlığa nasıl mâruz kalınır?.. Ya hak ettiği kendisine verilmez... "Ben senin dükkânında çalıştım!" diyor; öbürü hakkını vermiyor. "Ama, sana şu kadar iş yaptım!" diyor; yine vermiyor... İşte bu zulüm olur. İnsanın hak ettiği verilmezse, zulüm olur. Ahirette, verilmeme tarzında zulüm olmayacak!..
      Bir de, "Yürü hapse, gir şuraya!.. Otur, kıpırdama!.." gibi şeylerde, hak etmediği bir şeyi yaptırmakta zulüm olur.
      Hiç bir canlı, hiç bir insan kıyamet gününde hesap gününde zulme uğramayacak. Ne yapmadığı bir şeyden dolayı cezâ görme, ne de yaptığının hakkını alamamazlık olmayacak. Bunu daha iyi açıklamak için, ayetin devamında buyuruluyor ki:
      (Ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn) "Neyi işlediyseniz, dünyada neyi uyguladıysanız, çalışmanız hangi sahadaysa, icraatınız neyse; işte, ancak onun karşılığını göreceksiniz. Mükâfat veya cezâ, iyi veya kötü... İyi iş yaptıysan, iyilik göreceksin; kötü iş yaptıysan, mutlaka kötülük göreceksin!.."
      Bu cümle, başka bir ayet-i kerimeyi hatırlatıyor:
      (Femen ya'mel miskàle zerretin hayran yerahû ve men ya'mel miskàle zerretin şerren yereh) "Zerre kadar hayrı işleyen, onun karşılığını görecek; aynı miktarda, küçücük, onun ihmal edileceğini sandığı kadar küçük günah işlemişse, onun karşılığını görecek!.." Cezâ ve mükâfat, kişinin yaptığının karşısında böyle olacak...
      İcraat yapmak şart... Yerinde oturup ensesini şişirmek veya sırtını dayamak, bacak bacak üstüne atıp oturmak, ukelâlık etmek, insana hiç bir şey kazandırmaz. Bildiğini uygulayacak, sözünün eri olacak, düşüncesinin uygulayıcısı olacak!..
      Kimisi bol keseden atar, tutar; fakat, hiç bir şey çıkmaz elinden... Biz üniversitede iken, bir grup çalışması yapıyorduk. İngilizcemiz ilerlesin, dînî bilgimiz gelişsin diye, İslâmî bir kitap tercüme edelim dedik. Küçük bir broşür var elimizde... Çeşitli büyük şahsiyetlerin niçin müslüman olduğunu, İslâm'ı niçin seçtiğini anlatan cümleler var içinde... Edebi cümlelerle, bir kaç satır halinde özetlemiş. Herkes, niçin müslüman olduğunu anlatıyor. Arkadaşlara:
      "--Bunu okuyalım! Müslüman olmayan bir insanın, İslâm'ı neden beğendiğini bilmemiz bizim için çok önemli... Onu bilirsek, bizim için fevkalade faydalı olur, çalışmalarımıza temel teşkil eder. Onun için, bunu tercüme edelim!" dedim.
      Küçücük bir kitaptı. Otuz veya kırk sayfa, cep kitabı, küçük ebatlı... Bir arkadaş dedi ki:
      "--Ben bunu bir kaç günde yaparım!"
      Ben:
      "--Bu bir kaç günde, öyle kolay olmaz! Bu tercümeyi öyle kolayca, bir kaç günde yapamazsın!" dedim.
      "--Yok hocam!" dedi. "Benim Siyasal Bilgiler'de su gibi İngilizce bilen, İngilizcesi çok mükemmel bir akrabam var... Ona bir akşam giderim, tercümeyi çarçabuk bir kenara atarız. Hani fotokopi makinasının bir tarafına koyup öbür tarafından çıktığı gibi... Yâni, bu kadar kolay yaparız!" dedi.
      Ben güldüm. Dedim ki:
      "--Sen üç gün diyorsun; ben sana bir hafta müsaade edeyim!.. Bir hafta değil, bir ay müsaade edeyim... Yalnız, bir ay sonra tamamlanmış, tercüme edilmiş şekilde isterim!"
      Ne kadar zaman sonra bilmiyorum, kitabı aldı getirdi; "Hocam! Biz bu kitaptan hiç bir şey anlayamadık!" dedi ve iade etti.
      Edebî cümle tabii... Nükte yapıyor. Yunus'un şiirini, Fuzûlî'nin şiirini kaç kişi anlar?.. Necib Fâzıl'ın bir şiirini derinlemesine kaç kişi anlar?.. "Anlayamadık!" dedi getirdi. Aciz kalmış. Su gibi İngilizce bilen, Siyasal'daki asistan akrabası demiş ki:
      "--Vallàhi ben bundan hiç bir şey anlayamadım!"
      Konuyu bilmeyince anlayamaz, çıkartamaz.
      Bir başka misal: Edebiyat Fakültesi'nde Ordinaryüs Profesör Zeki Velidî Togan vardı. Başşehri Kazan olan Tataristan'da başkanlık filân yapmış, çok kıymetli bir insan... Hindistan Pencab Üniversitesi'nden rektör Âsaf Ali Feyzî Asgar diye bir profesör, onun tanıdığıymış. Edebiyat Fakültesine misafir gelmiş. Bizim profesör de bir konferans tertipledi. Herkes geldi. Oturduk. Çok da büyük bir anfi idi. Âsaf Ali mikrofona geldi. Uzun boylu, Hint müslümanlarından bir profesör... İngilizce konuşacak. Edebiyat Fakültesi'nin İngilizi Dili ve Edebiyatı bölümünün doçenti olan bir hoca geldi; o da tercüme yapacak.
      Zeki Velidî Togan ve diğer meşhurlar ön sıraya oturdular. Ben Edebiyat Fakültesi'nde talebeyim. Âsaf Ali konuşmaya başladı, bir cümle söyledi. Tercüman tercüme edecek...
      "--Sorry, tekrar et!.." dedi. Bilmem ne...
      Beceremedi, anlayamadı, tercüme edemedi. Zeki velidî Togan, oturduğu yerden ona fısıldadı; şöyle, böyle diyerek bir cümleyi tamamladı. Âsaf Ali tekrar konuşmaya başladı. İkinci cümleyi de hiç anlayamadı. Üçüncü cümlede Zeki Velidî Togan kalktı. Doçent kıpkırmızı kesildi. Dersleri İngilizce veren, imtihanları İngilizce başarmış olup da, doçent olmuş olan kimse tercümeyi beceremedi. Kolejden mezun olmuş, Şekspir'i ve sâireyi ezbere biliyor, İngiltere'de kalmış, şâhâne telaffuzu var; amma, İslâmî bir konferansı anlamıyor.
      Tradition kelimesi geçiyor, rivâyet diyor. Rivâyet değil ki; tradition, hadis-i şerif demek... İslâmî bir konferansta "The tradition of the prophet" demek, Peygamberimiz'in hadisi demek... An'ane, rivâyet falan diyor; tutmuyor. Daha başka şeyleri anlayamıyor. Olmadı.
      Şimdi, insanlar mutlaka yaptığının mükâfatını ve cezâsını görecek. Amel, icraat, iş olmadan olmaz; bu kesin...
      --Fakat acaba, benim yaptığım iş, icraat, fiil, çalışma beni kurtarmaya yetecek mi?.. Tamam, ben namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, hacca iki defa gittim. Haydi Allah'a ısmarladık, ben cennete gidiyorum...
      --Sen icraat yapıyorsun ama, o icraatın seni cennete götürmeye yetecek mi; işte o belli değil!.. Neden belli değil?.. Çünkü, bir kere yaptığın ibadeti güzel yaptın mı?.. Şartlarına uygun yaptın mı, bir şeye benzedi mi, makbul oldu mu?.. Çarşıya pazara çıkartsan, satılıp alınabilecek gibi güzel bir şey mi; yoksa çürük, bozuk, sakat, kusurlu mu?.. Kokmuş mu?.. Yırtık pırtık mı?.. Yaptığın amelin ne olduğunu bilmiyorsun. Allah günahlarına ne kadar ceza verdi, sevaplarına ne kadar mükâfat aldın, bunun sonucu nedir; onu da bilmiyorsun!..
      Onun için, insanın yaptığı amele, ibadete güvenmesi ve "Tamam, bu kadarı yeter!" demesi de çok yanlış olur. Buna bizim özel tabirimizle ameline mağrur olmak deniliyor. Mağrur, gururlanmak mânâsına değil, aldanmak demek... Şaşırmak, bilmemek, aldanmak mânâsına geliyor mağrur kelimesi... Yani, insanın ibadetine, ameline mağrur olması demek; yaptığı ibadetin, amelin hesabını yanlış yaparak ona güvenmesi demektir. Bu, tevâzûya da uygun olmuyor.
      O bakımdan insanın ameline mağrur olmaması lâzım!.. Kibir gurudan öteye, çok iyi bir şey yaptığını sanıp da, ona güvenip yan gelip yatmaması lâzım!.. Tâ vefatına kadan insanın ibadet ve tâatte koşturması, "Acaba kabul oldu mu?" diye korkması lâzım!.. "Acaba Allah affetti mi, affetmedi mi?" diye, günahları için ömrünün sonuna kadar endişe etmesi lâzım!..
      Geçen gün evliyâullahtan bir zâtın menâkıbını okudum, çok hoşuma gitti: Abdest alacak halde değil, hasta, ölmek üzere... Abdest aldırıyorlar. Abdest aldırdıktan sonra diyor ki:
      "--Parmaklarımı hilallemeyi unuttunuz!"
      Mâlum, elleri yıkarken parmakların arasını yıkamaya hilallemek tabir ediliyor. Ayak parmak araları için de bu aynıdır. Ayak parmaklarının da arasına su gitmeyebilir. O zaman abdest olmaz.
      Yine, Hayrünnessâc isimli bir zâtın hikâyesini okudum: Başkaları bir şey görmüyor ama, o elini kaldırarak, "Sen orada dur!" diyor.
      "--Sen de emir kulusun, ben de emir kuluyum. Benim görevim geçiyor. Bak, akşam namazının vakti geçiyor, neredeyse yatsı olacak!.. Ben kulum. Bu akşam namazını vaktinde kılmazsam mes'ul olurum. Ama, sen biraz bekleyebilirsin, senin vazifen geçmez. Senin için illâ şu vakitte olacak diye bir şart yok... Sen orada biraz dur!" demiş.
      Güzelce abdestini almış, akşam namazını kılmış, yatağına uzanmış. Kelime-i şehâdet getirmiş, ruhunu teslim etmiş. Yâni en son ana kadar ibadete devam...
      Peygamber SAS mescide nasıl geldi?.. İki koluna yardımcılar girdiği halde... Vefatına yakın günlerde, en son günlerinde namaza geldi. Gelemediği zaman içerde kıldı. İmamlığı Ebûbekr-i Sıddîk RA Efendimiz'e havale etti. Ama en son ana kadar ibadette, tâatte, duada... Geceleri sabahlara kadar secdede, namazda, niyazda; ayakları şişinceye kadar ibadette, gayrette idi. Yâni, çalışacağız, çabalayacağız; ama, ona güvenmek, ona aldanmak yok... Şaşırmak, şımarmak, kibirlenmek, böbürlenmek yok...
      Amellerin kabul olmama durumları vardır. Kabul olmamasının sebeplerini de öğrenmek lâzım!.. Abdest almayı öğrendin, namaz kılmayı öğrendin, oruç tutmayı öğrendin; aferin... Ama, namaz ne zaman kabul olur, ne yaparsan kabul olmaz?.. Oruç ne zaman kabul olur, ne yaparsan kabul olmaz?.. Sadaka, hac ne zaman kabul olur ne zaman kabul olmaz?.. Bunları da bilmek lâzım!..
      Bunları bilemezsen, "Ha bir kuru emektir." diyor Yunus Emre... "Sen kendini bilmedin, ha bir kuru emektir." Yâni, yaptığın iş boşuna demek istiyor. Onun için, insanın yapması gereken görevleri bilmesi lâzım!.. Görevlerin kabul olmaması, yaptığı halde makbul olmamasının sebeplerini de iyice öğrenmesi lâzım!.. Bunu da tasavvuf öğretiyor. Bir çok şey için tasavvufa ihtiyaç oluyor. Onu yapmadı mı kıymeti olmuyor.
      --Bir ibadeti, bir hasenâtı yaptığı halde kabul olmaması mümkün mü?..
      --Evet, mümkün!.. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki: "Nice Kur'an okuyan insan vardır; Kur'an ona lânet eder." Kimbilir nasıl, ne maksatla okuyor?.. Kimbilir durumu nasıl ters ki, Kur'an ona lânet ediyor.
      İstanbul'da birisiyle tanışmıştık; mevlidhanmış. Altın dişli, altın köstekli saatli, zengin, arabası filân var... Bizim fakültedeki arkadaşlarla tanışmış. Onlarla beraber Boğaz'da gezmeğe filân da gittiler.
      Sonradan duydum ki, mevlidi güzel okumaları için, coşmaları için, utanmamaları için, mevlid okuyacakları yere bir kaç kadeh içer, öyle giderlermiş. O ne, bu ne?.. Gittiğin iş ne, yaptığın iş ne?..
      "Nice Kur'an okuyan vardır, Kur'an lânet ediyor ona... Nice oruç tutan vardır, akşama elinde kâr yoktur. Akşama kârı, aç ve susuz kalmaktan ibarettir." diye buyuruyor Peygamber Efendimiz SAS...
      Sabahtan akşama oruç tuttu ama, gıybet etti, harama baktı. Halbuki Allah su içmeyi, yemek yemeyi başka zamanlarda helâl kıldı. Yâni su içmek, yemek yemek helâl; şarap gibi haram değil... Ama, oruç tuttuğun zaman, helâl olan bir şeyi yapmıyorsun. Peki, helâl olan bir şeyi yapmıyorsun da, zâten ramazanın içinde de dışında da haram olan öteki günahı, oruçlu iken niçin işliyorsun?.. Mâdem, helâli bile yapmayacak kadar fedâkârsın, niye her zaman haram olanı yapıyorsun; gıybet ediyorsun, harama bakıyorsun, şu günahı bu günahı işliyorsun... Onlar orucun sevabını götürüyor. Adam kendini oruç tuttu zannediyor; akşama aç ve susuz kalmaktan başka kârı yok... Peygamber Efendimiz söylüyor.
      Başka bir hadis-i şerifte: "Nice namaz kılan vardır ki, kıldığı namaz onu Allah'a yaklaştırmaz; Allah'tan uzaklaştırmağa yarar." buyruluyor. Yaklaştırmak şöyle dursun, Allah'tan daha uzak, daha koğulmuş bir kul haline gelmesine sebep oluyor. Demek ki, yapılan işin yapılmış olması yeterli değil... Böyle bir durumun olmamasına da dikkat etmek gerekli oluyor.
      Bu amelleri, ibadetleri hebâ eden, sevabını iptal eden veya ibadetin kendisini iptal eden, ifsad eden, yok durumuna getiren sebepler nelerdir?.. Bu çok önemli bir konudur, genişçe anlatılması lâzımdır. Birkaç sebebi şöyle:
      1. Her ibadetin şartları, farzları vardır. Onları yerine getirmezsen, kabul olmaz.
      Misâl: Haccın önemli olan işlerinden birisi Arafat'a çıkmaktır. Adam hacca gitse, "Yâhu, bu sıcakta oraya gidilir mi?.. Hem orada ne binâ, ne de su varmış. Fazla izdihamlı imiş. Üstelik çadırda kalınıyormuş. Ben oraya gitmiyorum!" dese, olmaz. Haccın önemli bir rüknü Arafat'a çıkmak olduğu için, orada vakfe yapmak olduğu için, Arafat'a çıkmayınca hacı olmaz.
      --Peki, harcanan paralar boşuna mı gitti?.. Otele, uçağa, girişe yapılan masraf boşa mı gitti?..
      --İyi ama, farzını yerine getirmedin, şartını yerine getirmedin!..
      Veya tavaf etmiyor. Böyle acâib insanlar çok... Meselâ, ihramın şartı traş olmamak, koku sürünmemek... Herkesin Arafat'ta ihramlı olması gerekiyor. Kıl koparmaması, traş olmaması, koku sürünmemesi lâzım!.. Birisi Arafat'ta çeşmenin başına oturmuş, sabununu fırçasını getirmiş, fırçasını suya banıyor, yüzünü güzel sabunluyor, traş oluyor. Demişler ki:
      "--Ne yapıyorsun?.."
      "--Traş oluyorum." demiş.
      "--Traş olunmaz, ihramdasın!" demişler.
      O da demiş ki:
      "--Benim öyle şeye aklım ermez!"
      Adam albaymış. Orduda alıştırmışlar onu, her sabah sinekkaydı traş olmaya... Orada da biraz sakalları uzayınca, keyfine aykırı geliyor albayın... Ondan sonra, "Benim aklım öyle şeye ermez!" diyor. Allah böyle yanağı düz, sinekkaydı traş olanı mı sever diye düşünüyor, artık nasılsa; ikaz ettikleri halde, aklı ermediği için traş oluyor. Tabii ki hacı olmaz, ibadeti kabul olmaz, bu kafada olursa... Haccın mânâsını anlayamamış. Hac süslenme yeri değil... Hac, ihtiyacını arzetme yeri, Allah'ın dergâhına yalvarma yeri... Fakirlik, yoksulluk, boyun bükme, ağlama yeri... O onu anlayamamış, süslenecek...
      Namaz için de öyle... Bektâşî'ye demişler ki:
      "--Erenler, kalkın namaz vakti geldi!"
      "--Peki..." demiş uysal adam... Namaz kılmışlar. Ötekisi demiş ki:
      "--Yâhu, sen tuvalete gitmiştin, abdest almadın. Kalk namaz kıl dedik; abdestsiz kıldın namazı!.."
      O da demiş ki:
      "--Dediniz 'Namaz kıl!'; ben de namaz kıldım. 'Abdest al!' deseydiniz, abdest de alırdık."
      Tabii ki, onun namazı olmaz! Çünkü, abdestsiz namaz olmaz. Namazın şartı abdest...
      Demek ki, İslâm'ı bilmemiz gerekiyor. "İbadetleri nasıl yaparsak tamam olur? Yapmazsak, neresi eksik kalır? Hangi eksikliği yaptığın zaman, ibadet boşa gidiyor?" Kimisi tamir edilebilir, kimisi de edilemez hatâ oluyor; yerine göre... İşte bunları mutlaka bilmek gerekiyor. Buna fıkıh ilmi diyoruz. İnsanın mutlaka ilmihal mâlûmatına sahib olması, fıkhî bilgiye sahib olması lâzım ki; amelleri işleyip de emeği boşuna gidenlerin durumuna kendisini düşürmesin!..
      2. Bu hususta Peygamber SAS diyor ki: "Allah bid'at ehlinin namazını, orucunu, umresini, haccını vesâiresini kabul etmez!" Bid'at ehli oldu mu, kabul etmiyor. Namaz kıldı, oruç tuttu ama, bid'at ehli... O zaman kabul etmiyor.
      Bid'at nedir?.. Rasûlüllah SAS'in zamanında olmayan, dinin aslında olmayan bir şeyi, sonradan din diye, dinin bir erkânıymış, usûlüymüş gibi ortaya çıkarmaktır. Bid'at ehli dini bozuyor. Dini Rasûlüllah'ın öğrettiği çerçevesinden çıkartıyor, değiştiriyor.
      Onun için, bid'at çok büyük bir günah... Bid'at ehlinin farzını, nafilesini, ibâdet ve tâatını, haccını, umresini, namazını, orucunu, hiç bir şeyini Allah'ın kabul etmediğini Peygamber SAS bildiriyor. O halde insan, nasıl olmalı?.. Bid'atten şiddetle sakınan, Rasûlüllah'ın izinden çok dikkatle giden bir insan olmalı!..
      Bid'atler nelerdir? Ne yaparsan bid'at olur? Ne yaprsan bid'at ehli olmaktan kurtulabilirsin?.. Bunları mutlaka bilmen gerekir. Çünkü, kabul olmuyor.
      3. Haram lokmayla beslenen insanın ibadetini Allah kabul etmiyor. Haram parayla hacca giden bir insanın haccını kabul etmiyor.
      Haram parayla hacca giden bir insan, (Lebbeyk, allahümme lebbeyk...) "Buyur yâ Rabbi! Emrine imtisâlen geliyorum. Sen davet ettin diye o beldeyi ziyaret ediyorum. Emrettin diye hac yapmağa geliyorum. Emrindeyim. Emret, buyur yâ Rabbi!.." diye lebbeyk çekerken; Allah ona, (Lâ lebbeyke ve sa'deyke) "Sana lebbeyk ve sa'deyk yok!.." der. Yâni, kabul etmez, reddeder, koğar dergâhından...
      Demek ki, haram parayla hac mümkün değil, haram parayla hayır mümkün değil... Çok önemli!.. Hattâ bazı takvâ ehli insanlar, kendi parası olduğu halde, bu korkudan dolayı, arkadaşından borç para alırmış.
      --Bana Allah rızası için üç milyon para verir misin?..
      --Veririm.
      Çünkü, borç para helâl... kendisi zengin, hacca gidecek durumda; fakat, borç para helâldir diye, arkadaşından borç alıyor.
      Haccını helâl parayla yapmak için, borç parayı alır, haccını yaparmış. Gelince de kendi parasından ödermiş. O duruma düşmemek için bir kurnazlık, çâre... Ne yapsın?.. Haram parayla hacca gidip de, ondan sonra, "Senin haccını kabul etmedim, yüzüne çalınsın!" diye bir muameleye mâruz kalmaktansa, böyle düşünerek bir çâre bulmaya çalışmışlar.
      Bazı evliyâullahın hayatını anlatıyorlar: Lokmam haram olmasın diye, adamcağız tarlayı kendisi sürermiş. Sürmek değil de bellermiş belki de... Öküze de minnet etmiyor, öküzü de sabana koşmuyor; onun da hakkı geçmesin diye... Tohumunu kendisi atarmış. Kendisi biçermiş, kendisi harmanlarmış. Kendisi eldeğirmeninde buğdayı öğütürmüş. Kendisi hamur yaparmış, kendisi pişirirmiş. Ondan yermiş. Haram olmasın, elimin emeği olsun, helâl minallah olsun diye gayret edermiş.
      İbadetlerin boşa gitmemesi için tedbirlerden bir tanesi de budur. Görüyorsunuz, bu şeylerin hiç birisi önemsiz değil... Hepsine bizim de dikkat etmemiz gerekiyor. Yâni, lüzumsuz bir titizlik değil... Gerçek bir nokta, önemli bir nokta...
      4. Riyâ ile, ihlâssızlıkla yapılan ibadetleri Allah kabul etmiyor:
      (İnnalàhe azze vecelle lâ yukbelu minel ameli illâ mâ kâne lehû hâlisen livechih) "Allah ibadeti, ancak kendi rızâsı için yapılırsa kabul ediyor. İbadet riyâ için, gösteriş için yapılırsa, bu ibadeti kabul etmiyor."
      Bu bölüm, ihlâs bölümü, hadis-i şerif kitaplarında büyük bir bölümdür. Riyâ bölümü de büyük bir bölümdür. Et-Terğîb vet-Terhîb, Buhârî, Tirmizî vs. hangi kitabı açarsanız, bu konularda sayfayarca hadis görürsünüz.
      İhlâsla olacak! Yapılan şey ihlâsla olmazsa, sırf Allah rızâsı için olmazsa, gösteriş için olursa, riyâ ile olursa, şöhret için olursa, Allah onu da kabul etmiyor. Riyâ da büyük bir günah... Riyâya gizli şirk denmiş. Adam kendisini müslüman zannediyor, namaz kılıyor, "Lâ ilâhe illalah" diyor ama; içinde şirk-i hafî, gizli şirk var...
      Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
      "--Ben en çok, ümmetimin şirk-i hafîye, gizli şirke düşmesinden korkarım!"
      "--Gizli şirk nedir?" diye sorulunca;
      "--Riyâdır!" buyuruyor.
      Peygamber SAS Arabistan yarımadasını kasdederek diyor ki:
      "--Artık şeytan ümidini kesmiştir; bu yarımadada kendisine, puta tapacak insan yoktur. Burada insanları Allah'tan gayriye taptırmaktan, şeytan ümitsizliğe düşmüştür. Artık olmaz diyor. Yalnız, onun bir ümidi vardır: İnsanları riyâya, gizli şirke düşürmek... Çünkü bu, karıncanın adımından daha sessizdir."
      Karınca yürüyünce, burada konuşmayı keserek takır tukur bir şey yürüyor diye korkar mıyız?.. Hiç sesi duyumaz. Karıncanın ayak sesinden daha gizlidir bu şirk-i hafî... Bu şu demek: Çok dikkatli olmalıyız. Aman, işiniz gösteriş olmasın!.. Riyâ, süm'a, şöhret için, reklâm için olmasın!..
      Bunların hepsine çok dikkat etmek lâzım!.. Bu da tasavvufla olur. İhlâsı öğrenmek, sırf Allah rızâsı için iş yapmak, riyâdan kurtulmak; o da tasavvufun işi... Görüyorsunuz, namaz kıldım demek, oruç tuttum demek yetmiyor; fevkalâde önemli noktalar var...
      5. Kötü huy ve sû-i edeb, edepsizlik de amellerin kabul edilmemesine sebep olur. Adam kötü, şirret, edepsiz, küstah... İşte o zaman ibadeti kabul olmuyor. Meselâ, Rasûlüllah SAS buyuruyor ki:
      (El hasedü ye'külül hasenâti kemâ te'külün nârul hatab) "Hased insanın yaptığı iyilikleri kül eder, yakar, bitirir, işe yaramaz hale getirir, sıfıra indirir." Adam bir hasetçi olmasından dolayı mahvoldu.
      Kur'andan misâli:
      (Lâ tübtılû sadakàtiküm bil menni vel ezâ) "Verdiğiniz hayırları, paraları, başa kakmak, minnet ettirmek, ezâlandırmak sûretiyle iptal etmeyin, sıfıra indirmeyin!"
      Demek ki, adam başa kaktı mı, minnet ettirdi mi, verdiği kimseyi cezâlandırdı mı; işte o zaman sevabı gidiyor.
      Bir hadis daha var ki:
      (Matlul ganiyyi zulmün) "Zenginin fakiri kapıda bekletmesi, hayrını tehir etmesi, geciktirmesi bile zulümdür." Şıp diye verecek.
      Ne diye fakiri mahv ü perişan ediyorsun?.. Bekle babam bekle, bekle Allah'ım bekle kapısında... Zenginin gönlü olacak da, zekâtın verecek de; bu fukaracık da alacak, çoluk çocuğuna yemek yapacak, yedirecek...
      Demek ki, kötü huylar da sevapları iptal ediyor. Bunlar şu anda aklıma gelen şeyler ama, hepsi önemli...
      Özetlersek: Fıkıh bilmemek, ibadetlerin şartlarını bilmemek, ibadetlerin kabul olmamasına sebep olur. Adam kendisi uydurarak bid'atçi olursa, ibadetleri kabul olmuyor. Haramla yapıyorsa, kabul olmuyor.
      Köroğlu'nu kahraman gibi anlatıyorlar. Gidermiş, zenginlerden döğe döğe alırmış, fakirlere verirmiş... Bunun ibadeti ibadet mi?.. Hayır!.. Komünistler kahraman gibi gösteriyorlar. Haramdan hayır olmaz. Sen adama zulmet, işkence yap, bıçak sok, yarala, ellerini bağla, parasını al; öbür taraftan fukaraya ver...
      --Fukaraya niçin veriyorsun?..
      --Gönlü hoş olsun diye...
      --Peki, bunun gönlünü niye yıkıyorsun?.. Niye buna ezâ veriyorsun?..
      Haramla ibadet olmaz!.. Haram, bid'at, fıkıh bilmemek, riyâ, kötü huy amelleri ifsad ediyor. Sevapları kalmıyor, bütün amellerini bunlar iptal ediyor.
      Demek ki muhterem kardeşlerim, oturup kalkıp Allah yolunda hizmet edeceğiz!.. Çalışıp çabalayacağız, ama şu şartlara riayet ederek: Riyâ ile değil, Allah rızâsı için... Haram ile değil, helâl ile... Cahillik ile değil, ilim ile... Edepsizlikle değil, nezâketle, tatlılıkla...
      Şâirin birini --Neyzen Tevfik'i-- anlatıyorlar. Çok güzel ney çalarmış. Mehmed Akif Ersoy'un da ahbabıymış. Fakir adam, bekâr... Pis, pasaklı bir evde oturuyormuş. O kadar pismiş ki... Mehmed Akif'i bir akşam iftara çağırmış. Hanımı, çoluğu çocuğu yok... Elini yıkamış, iftar sofrasına oturacaklar. Artık ne ikram edecekse Mehmed Akif'e, bir şeyler yiyecekler. Elini yıkamış Mehmed Akif... Neyzen Tevfik havlu tuttmuş ve:
      "--Al, sil!" demiş.
      O da:
      "--Yok, silmeyeceğim!" demiş.
      "Al, sil!" diye ısrar etmiş. Öbürü yine yok filân demiş. Biraz daha ısrar edince; Mehmed Akif de şair, nükte yönü de var, şaka tarafı var:
      "--Silmem, elim kirlenir!" demiş.
      Havlu çok kirli tabii...
      Bu Neyzen Tevfik, yolda gidiyormuş. Onurlu insan, sanatkâr insan... Birisi arkadan:
      "--Üstad bir dakika!.." diye seslenmiş. Dönmüş. "Siz düşürdünüz galibâ, buyrun!" demiş, bir altın vermiş.
      Almış; bir adama, bir paraya bakmış:
      "--O yere düşen, sizin altın kalbiniz!" demiş.
      Yâni, iyi niyetle, güzel bir tarzda vermiş. Darıltacak bir tarzda değil... Kimisi sessizce koyuveriyor cebine... Kimisi sessiz yapıyor, kimisi kimse görmesin diye gece yapıyor.
      Evliyâullahtan bir kimse, borçluluğundan dolayı hapse düşmüş. Bu mübarek insanlar borç alırlarmış, ihvânına ziyâfet çekerlermiş. O borcu ödemek için de uğraşırlarmış. Alacaklısı bastırmış. Parasını hemen isteyince, o da verememiş ve hapse düşmüş. Başka bir şehirden de onun hocası, evliyâullahtan başka bir zat geliyor; daha yaşlı... Soruyor:
      "--Falanca nerede?.."
      "--Hapiste..."
      "--Ne suç işledi?"
      "--Borcunu ödeyemediği için hapse girdi, suç filân işlemedi." demişler.
      O da borcunu ödeyivermiş; hiç ziyaret etmeden, kendisine görünmeden kalkmış, gitmiş. Adam hapisten çıkartılmış. "Niye çıkartıyorsunuz?" diye sorunca, "Borcunu birisi ödedi." demişler.
      "--Kim ödedi?"
      "--Belli değil..."
      Neden yapıyor?.. Allah rızâsı için... Niye kendisi görünmüyor?.. "Teşekkür etme zahmetine, minnet altına sokmayayım." diye... Kalkıp gidiyor. Güzel ahlâk çok hoş şey... Güzel ahlâkı tasavvuftan öğreneceğiz. Jestleri, Allah'ın hoşuna gidecek işleri ve güzel tarzda yapmayı oradan öğreneceğiz.
      Şimdi çalışmanın, icraatın, teoride kalmamanın, uygulamada da müslüman olarak yaşamanın; sadece kafamızda nazarî olarak, hayal olarak müslüman değil, hayatımızda ve işlerimizde müslüman olmak; evimizde kocalığımızda, hanımlığımızda müslüman olmak, İslâmî olmak; ticaretimizde müslüman olmak, her şeyimizi düzgün yapmak; arkadaşlarımızla ictimâî, beşerî münâsebetlerimizde müslüman olmak; her şeyi Rasûlüllah'ın sünnetine uygun yapmak gerektiğini anlıyoruz. Bunların hepsi icraat, hepsi önemli... Ama, icraatın kabul olmama tehlikeleri var... Onları öğreneceğiz, onlardan kendimizi koruyacağız.
      --İcraat ne kadar? Neler icraat?..
      İcraat çok çeşitlidir. Sevap kazanma yolları çok çeşitlidir. Hattâ onun için, evliyâullah tasavvuf kitaplarında yazmışlardır ki, "Allah'ın rızâsını kazanma yolları, insanı Allah'a götüren, kavuşturan yollar, kulların nefesleri sayısı kadardır." Yâni, o kadar çok...
      Allah bazen, bir kanadı kırık kuşu tedâvi ediyorsun diye sever, rahmetine erdirir... Bazen bir kediye eziyet etti diye cehenneme sokar... Hadis-i şerifte var, sahih hadis-i şerif: "Bir kadını Allah cehennemlik eyledi..." Sebebi: Kediyi bir yere kapatmış... Kızmış; ne yaptıysa... Belki ortalığa pislemiştir, belki yırtmıştır, belki tırmalamıştır, belki perdeyi filân yırtmıştır... Ne yaptıysa artık... Kediyi bir yere kapatmış, yemek de vermemiş. Dışarıya çıkmasına da müsaade etmemiş. Kedi orada bağıra bağıra ölmüş.
      "Bir kediyi hapsedip ölmesine sebep olduğu için -- bir yemek vermediği için; bir de dışarı çıkarsa kuş avlar, av avlar, gıdasını temin eder, ona da müsaade etmediği için-- bir kadın bu yüzden cehenneme girdi." diye bildiriliyor.
      Bir kediden ne olacak? Bir sürü kedi var, kedi insan değil ki!.. Sen burda bir kedi öldürsen Avustralya kanunları bir şey yapar mı?.. Yapmaz. Ama, Allah o kediyi öldürmekteki duygudan dolayı, merhametsizlikten dolayı; o kulun zihin yapısının çirkinliğinden dolayı, onu cehennemlik ediyor.
      Bununla tam ters, bir aksi misal: Allah bir kötü kadını, bir köpeğe su verdi diye cennetlik ediyor. Hadis-i şerifte var... Kadın düşkün, kötü yola düşmüş, günahkâr bir kadın... Çölde giderken çok susamış, bir su kaynağı bulmuş. Ama, su kaynağı çölün içinde kazılmış bir kuyu... Çöl olduğu için tabii, nerde ip, nerde kova?.. İnmiş kuyuya... Hani böyle tuta tuta iniyorlar ya... Kuyunun dibinde bir iki yudum su içmiş. Çok bir su da değil belki... susuzluğu gitmiş. Yüzünü yıkamış. Yukarı çıkmış kuyudan...
      "Yukarıda ağzından dili sarkmış bir köpek gördü." diyor hadis-i şerifte... Köpek bitmiş, sıcaktan sürünerek geliyor, dili sarkmış. Kadın ona acımış. "Ben nasıl susuzdum! Aşağı indim, suyu içtikten sonra canlandım. Bunun da canı su ister. Dur şuna bir iyilik yapayım!" demiş. Tekrar kuyuya inmiş. Kap yok, kacak yok, kova yok, bakraç yok... Pabucunu çıkarmış, suya daldırmış. Pabucuyla yukarı çıkmış, koymuş köpeğin önüne... Köpek de pabucundan suyu içmiş, susuzluğunu gidermiş.
      Peygamber Efendimiz'in hadisinde bu olay zikrediliyor ve "Bundan dolayı, Allah o kadını cennete soktu." deniliyor.
      Bir kediden dolayı bir kadın ceheneme giriyor, bir köpeği sulamaktan dolayı bir kadın cennete giriyor. Yâni, Allah'a makbul gelecek bir işi yaptın mı, cennete giriyorsun. Nitekim, geçen gün de bir başka hadis-i şerifte okumuştuk. Allah bir kulu bir sebepten dolayı mağfiret etti mi, o mağfiret onun cennete girmesine sebep olur. Çok önemli!..
      Onun için, hem sevinmemiz lâzım, hem korkmamız lâzım!.. Bir kediye o kadının ezâ ettiği gibi, bizim ezâlarımız yok mudur?.. Allah saklasın, bir sürü ezâlarımız vardır. Çocuğumuza ezâmız, karımıza ezâmız vardır. Kadının kocasına ezâsı vardır. Duyuyorum: Kadın kocasını evine almıyormuş. Avustralya kanunları da müsâit... "Gelmesin evime!.." deyince, gelemiyor. Kadın kaçmış, eve gelmiyor...
      Kavga etmiyor mu aileler?.. Ediyorlar... Kadını kocası döğmüyor mu?.. Döğüyor... Çocuklar arasında çeşitli sıkıntılar olmuyor mu?.. Oluyor... İnsanlar arasında çeşitli kavgalar olmuyor mu?.. Oluyor. Sokakta bakıyorsun, yumruk yumruğa girişiyorlar, yaralıyorlar.
      Bir gün Süleymâniye Kütüphanesi'nden çıktım. Elimde çanta, geliyorum. Şehzâdebaşı'nda bir kalabalık gördüm. Yavaş yavaş da geliyorum. Zâten akşama kadar çalışmışım, kafam kazan gibi şişmiş... Kalabalık birden bire açıldı. Bir baktım ki, adamın birisi, başı sargıyla bağlı... Herhalde daha önceden yaralanmış. Ama, iri kıyım bir şey... Elinde de bir bıçak var, kasap bıçağı... Böyle elinde bir bıçak bir adam, bir de karşısında bir adam... Delikanlı, ondan daha genç, daha uzun boylu... O da çevik...
      Adam bıçakla ötekisinin üzerine hücum etti. Benden uzaktalar... Karşı duvar kadar var... Ben sadece karşıdan manzarasını görüyorum. Bir de baktım, olduğum yere yığılacağım. Heyecandan dizlerimin bağı çözüldü. Çünkü, bir yaralama göreceğim; neticede koca kasap bıçağı hart diye adamın karnına girecek, boynuna gelecek... Neresine gelecekse?.. Yâni, onun heyecanından bir de baktım, ayakta durmağa dermanım kalmamış.
      İnsanlar birbirlerini yaralıyorlar, döğüyorlar, sövüyorlar, kırıyorlar... Çeşitli zulümler... Parasını alıyor, vermiyor... Çeşitli haksızlıklar...
      Geçen gün evliyâullahın menâkıbında okudum: Güzel giyimli birisi karşıdan geliyormuş. Arabistan'a göre mal iyi, keten kumaş... Makbul, sıcağı geçirmeyen güzel bir şey... Bu tarafta adam bakmış, onu yabancı görmüş. Üzerindeki elbiseleri de beğenmiş.
      "--Bana bak! Çıkar bakalım o elbiselerini!.."
      Soyacak yâni... Tabii, elbisesi böyle dikimli miydi, harmâniye miydi, çarşaf gibi miydi; nasıldı, bilmiyoruz. "Çıkar elbiselerini!" demiş.
      "--Yapma bu işi, en iyisi!.."
      "--Yok! Çıkar, canın gider!.."
      Şahıs sakin sakin soruyor:
      "--İlle olacak mı bu iş?.."
      "--Çâre yok, çıkaracaksın!.."
      Uzaktan şöyle bir işaret etmiş, hırsızlık yapmak isteyen adamın iki gözü gitmiş. Uzaktan bir işaret, yâni gözüne sokmak değil...
      Bir başka zâtın hâlini okuyorum; yine o Hayrünnessâc Rahmetullahi Aleyh... Allah şefâatine erdirsin... Çarşıda çalışmış, dokuma dokumuş, dokuduğunu satmış, parayı almış, kuşağına koymuş, eve getirmiş. Birisi de o parayı görmüş, onun peşine düşmüş. Girmiş eve, almış parayı...
      Biraz sonra, kendisi gelmiş kuzu kuzu, adamın karşısına... Eli böyle kapalı, açamıyor. Paralar içinde... Demiş ki: "Ben senin mal sattığını gördüm. Eve girdim, parayı çaldım. İşte elim açılmıyor." Açmak istiyor ama, açamıyor. Mânevî bir hâl... Dua etmiş, eli açılmış, paraları vermiş. "Haydi git! Bir daha böyle edepsizlik yapma!" demiş.
      --İbadetlerin çeşitleri çoktur. Bunların en kıymetlileri, en fazîletlileri hangileridir?.. Hangisiyle meşgul olacağız?..
      Neden böyle bir fikir atıyoruz?.. Çünkü, ömür kısa, yapılacak işler çok... Önemliyle meşgul olalım!.. Yâni, "Şu dükkânda çalışırsan, günde on dolar alırsın; şu işte çalışırsan, elli dolar alırsın." deseler, elli doları tercih eder insan... Aynı zamanda daha çok para kazanacağı tercih eder. Onun için, amellerin, ibadetlerin en hayırlıları, en efdali nelerdir; onları anlamamız ve onlarla meşgul olmamız lâzım!..
      Bugünkü derste, iş yapmanın, amel yapmanın gereğini öğrendik, tehlikelerini bildik... Yarın da sağ olursak, hangi ibadetler daha fazîletlidir; onu anlatalım!.. Yâni, hepimiz gidip de kuyudan köpeğe su mu çıkartalım?.. Olmaz! Her şey yerine göre... Yerine ve tam tavına göre... Hangi şey daha sevaplıdır; onu da önümüzdeki derste açıklayacağız.
      Bu bilgiler, Allah'ın sevdiği ibadetleri yaparak ömrümüzü geçirmemize vesîle olsun...
      5. 1. 1991 - Melbourne



      ¢σρуяιgнт © 2011 - Bordo Mavi™











    8. #8
      TRABZONSPOR
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      bordo mavi ™'s Avatar
      Üye No
      444609
      Giriş Tarihi
      Apr 2010
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Trabzon
      Mesaj
      3,844
      Konular
      2147
      RepPuan
      18744183
      Rep Power
      4102
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Question

      S 1. Niçin ibadet etmeliyiz ?
      C 1.Yaradılışımızın gâyesi Allah'ı tanımak ve ona ibadet etmektir. Bizi yoktan var edenve sayılamayacak kadar nimetler veren yüce Allah'a karşı teşekkür etmeli ve emrettiği ibadetleri seve, seve yapmalıyız.
      S 2. İbadetler kaç çeşittir ?C 2. İbadet üç çeşittir: a) Beden ile yapılan ibadetler; Namaz kılmak, Oruç tutmak.b) Mal ile yapılan ibadetler; Zekat vermek. c) Hem mal hemde beden ile yapılan ibadetler; Hac ibadeti.
      S 3. İbadetin faydaları nelerdir ?C 3.İbadetler ruhumuzu yüceltir, bizi kötülüklerden sakındırır, ahlakımızı olgunlaştırır ve en değerli varlığımız olan imanımızı korur. İnsan ibadet sayesinde Allah'a yaklaşır, onun rahmetine sığınırve huzura kavuşur. İbadetin ayrıca bedeni ve sosyal bir çok faydaları da vardır.
      S 4. Mükellef kime denir?C 4. Dinin emir ve yasaklarından sorumlu kişilere denir.
      S 5. Mükellefin şartları nelerdir?C 5. a) Akıllı olmak, b) Ergenlik çağına gelmek.
      S 6. İslamın şartları nelerdir?C 6. a) Kelime-i Şahadet getirmek, b) Namaz kılmak, c) Oruç tutmak, d) Zekat vermek, e) Hacca gitmek.
      S 7. Farz nedir?C 7. Farz: Dinimizce yapılması kesinlikle emredilen hü- kümlere denir. Örnek; Namaz kılmak, Oruç, tebliğ...
      S 8. Farzın hükmü nedir?C 8. Farz görevini yerine getiren sevap kazanır. Özürsüz yapmayan azabı hak etmiş olur. Farzı inkâr eden Kâfir olur.
      S 9. Vacip ve vacibin hükmü nedir?C 9. Farz kadar kesin olmamakla birlikte kuvvetli bir delil ile yapılması emredilen şeydir. Örnek; bayram Namazı...
      S10. Sünnet ve sünnetin hükmü nedir?C10. Farz ve vacipten başka Peygamberimizin ibadet niyetiyle yaptığı şeylerdir. Hükmü: Sünneti yapan sevap alır ve Peygamberimizin şefaatini kazanır. Sünneti bile bile terk eden azarlanır.
      S11. Mihrab nedir?C11.Camilerde kıble yönünde bulunan ve imamın Namaz kıldırırken durduğu girintili bölüm.
      S12. Minber nedir?C12. Camilerde imamın cuma ve bayram hutbelerini okuduğu yüksekçe basamaklı yer.
      S13. Kürsü nedir? C13. Camilerde vaaz verilen yüksekçe oturma yeri.
      S14. Minare nedir?C14. Camilerin bitişiğinde ezan okumak için yapılan kule şeklindeki yüksek yapı.
      S15. Şerefe nedir?C15. Minarelerde çepeçevre ve çıkıntılı olarak yapılan ezan okuma yeri.



      ¢σρуяιgнт © 2011 - Bordo Mavi™











    + Yeni Konu Aç
    8 sayfadan, 1.sayfa 123 ... SonSon

    Konu Açıklaması

    Users Browsing this Thread

    Şuanda bu konuyu 1 kişi izlemekte. (0 üye ve 1 misafir)

    Bookmarks

    Bookmarks

    Gönderme Kuralları

    • Yeni konu açılamaz!
    • You may not post replies
    • You may not post attachments
    • You may not edit your posts
    •  

    Forum Kuralları