Baba Evi, Türkiye'nin milyonlarından birinin ço­cukluk ve gençlik yıllarını hikâye ediyor. Romanın kah­ramanı, adını vermeden, fakat olanca samimiyeti ile bu yıllarının acı tatlı olaylarını dile getiriyor. Daha doğ­duğu zaman büyükbabası, Çanakkale cephesinde subay olarak çarpışmakta olan babasına, kendi ağzından: «Dünya dertlerini çekmek üzere ben de doğdum.» gibi­lerden bir tel çekiyor. Sonra kahraman -biz ona Orhan diyelim- başından geçenleri sıralamaya başlıyor.
Beş altı yaşlarında, artık kendisini ve çevresini ta­nımaya başladığı zaman, büyükçe bir evde kalabalıkça bir aile içindedir. Aşırı otoriter, hattâ sert, haşin bir babası vardır. Baba, kendisinin okumak yazmak husu­sunda çok küçük yaşta gösterdiği başarılarının oğlunda da gözükmesini arzulamakta, bunu baskı ve dayakla sağlamaya çalışmaktadır. Oysa o, okumayı, hele böyle okumayı benimseyememiştir. Okula gittindi, gitmedindi, çalıştandı, çalışmadındı... derken, bulundukları şeh­rin düşman orduları tarafından işgale uğraması üzeri­ne aile iç Anadolu'ya doğru yola çıkar. Eziyetli bir trenve araba yolculuğundan sonra Konya'ya gelip oraya yerleşirler- Babası, Kurtuluş Savası'na katılmak üzere Ankara'ya gider. Konya'nın o yıllarda Orhan üzerinde bıraktığf etki «Mustafa Kemal'in kurmak istediği gâ­vur hükümetini» istemeyen halkın ikide birde sokağa dökülüp bağırıp çağırmaları, gece gündüz orada burada patlayan silâhlar, adam öldürmeler, zaman zaman dar-ağaçlarında sallanan ölülerdir.
Savaştan sonra aile yeniden güneyde, mutlu bir va? tan parçası üzerinde yerleşmiştir. Orhan'ın hayatının en mutlu günleri buradaki evlerinde, kardeşi ile geçir­diği oyunlu, eğlenceli dönemdir. Ne var ki babalarının hiddetliliği, şiddetliliği daha da artmıştır.öte yandan eski bir öğretmen olan anneleri çok uysal, çok alçakgönüllü bir kadındır. Kocasının «Bun­larla yüz göz oluyorsun.» demelerine bile aldırış etme­den, evdeki hizmetçilerle haldeş yoldaş olmaktan çekin­mez.
Bir gün burada önemli bir olay meydana gelir: Oturdukları evin mahzen kısmında kapalı bir yer var­dır. Konu komşu bu kapalı yerde, vaktiyle yurttan ka­çan bir Ermeni ailesinin zengin eşyaları bulunduğunu duymuşlardır. Baba seyahatta iken komşular Orhan'ın annesini kandırıp «alt ev» denilen bu mahzeni açarlar, orada ne var ne yoksa yağmalarlar. Baba, seyahatten dönüp de durumu öğrenince küplere biner; hiddetle ka­rısını boşar. Neyse ki yaptığına pişman olarak, kısa bir süre sonra yeniden nikâhlar.
Cumhuriyet'in üzerinden beş on yıl geçmiştir. Aile artık Adana'da yerleşmiştir. Orhan'ın babası, Atatürk yönetimine karşı muhalefete geçmiştir. Bu yüzden evde yeni tedirginlikler doğar. Nihayet siyasî sebepler yüzün­den baba Beyrut'a gidip orada yerleşir; bir süre sonra ailesini de oraya aldırır.
Ailenin elinde avucunda fazla bir şey yoktur. Ba­ba avukatlık yapmak istemiş, fakat Lübnan kanunları buna izin vermemiştir- Uzun süre düşünülüp taşındık­tan sonra annenin birkaç altın -avadanlığı satılarak kü­çük bir lokanta açarlar. Dışardan fazla adam almak im­kânları bulunmadığı için lokantanın ayak işlerini Orhan' la kardeşi görmektedir. Kardeş garsonluk, Orhan ise bulaşıkçılık yapmaktadır.
Çocuklar artık delikanlılık çağma girmişlerdir. Bu­na rağmen babalarının onlar üstündeki, hele Orhan üs­tündeki baskısı, hareketi, hattâ dayağı kalkmamıştır. İşsizlikten, hele Türkiye'deki gelişmelerden ve bunları hazmedemeyişinden dolayı babanın sinirliliği büsbütün artmıştır. Durum, bir ara, Orhan'ın babasına karşı di­kelmesine kadar varır.
Lokantayı çekip çevirememişler, batırmışlardır. Kardeşi işportacılığa başlar. Orhan da -sözüm ona- ba­lık tutmaktadır. Şimdi gencin yüreğinde yeni yeni duy­gular düşünceler filizlenmeye başlamıştır: Niçin bu ka­hırlı baba evinde kahrolmaktadır da asıl baba evi olan yurduna dönmemektedir? Sonra şu etraftaki, çevredeki kızlar, hele Ermeni kızları da adamın zihnini nasıl da kurcalamaktadır.
Orhan birgün, nasılsa tuttuğu irice bir balığı, an­nesi hasta olan Ermeni kızı Virjin'e hediye eder; du­rum evden duyulunca yine başına gelmedik kalmaz. Baba, bir ara ağır bir hastalık geçirir. Ailenin geçim durumu daha da sarsılmıştır.
Orhan'a eski bir aile dostu bir basımevinde iyi kö­tü bir iş bulmuştur. Delikanlı bir süre burada çalı­şırsa da bunda da dikiş tutturamaz. Açtır, tedirgindir, ayrıca tam gün ışığına çıkaramamakla birlikte, türlü sevgilerin de susuzudur.
Ruhuna tohum gibi düşen «yurduna dönmek» düşüncesi, kısa zamanda dal budak salmış, serpilmiştir. Babasını da razı eder ve birgün Adana istasyonuna iner.
Burada da kendisini yeni hayal kırıklıkları karşı­lar ama, Orhan kısa zamanda yurdunun gerçeklerine uyar. Arkadaşlar edinir, buldukça şarap içer, kızlara sarkıntılık eder, futbol oynar. Bir futbol takımları var­dır ki -kendisi dahil- bütün arkadaşları açtırlar.Ama ne zarar: «Orhan'ın müşfik ve rahim olan so­yu, insan soyu tirgün -ergeç- ebedî tokluğu fethedecek­tir.»