• Acılı
  • Aptal
  • Aranıyor
  • Arsız
  • Aşık
  • Ölü
  • çılgın
  • üzüntülü
  • üzgün
  • Bahahaha
  • Bilgin
  • Bulantılı
  • Bulutlu
  • Canlı
  • Cap Canlı
  • cesaretli
  • Dead
  • Deli
  • Depresyonda
  • Eğlenmiş
  • gay
  • Goofy
  • Hacker
  • hoşgörülü
  • Huysuz
  • Huzurlu
  • Israrcı
  • iyi
  • Karışık
  • kaygılı
  • Küstah
  • Kederli
  • Keyifli
  • Kimsesiz
  • Kop Kop
  • Korkulu
  • kuşkulu
  • Manyak Deli
  • melek gibi
  • Meraklı
  • Meşgul
  • Mutsuz
  • Neşeli
  • Niteliksiz
  • Oylesine
  • Panik
  • Paranoyak
  • Rahat
  • Sakin
  • Saldırgan
  • Sarhoş
  • Sert ve kaba
  • SIKKIN
  • Sinirli
  • Sıcak
  • Tembel
  • utangaç
  • Uykucu
  • uykulu
  • Uyuşuk
  • Yaramaz
  • Yürekli
  • Yorgun
  • Yoğun
  • Şüpheli
  • Şeytani
  • Şeytani2
  • Şokta
  • şşşşttt!
  • 2 sayfadan, 1.sayfa 12 SonSon
    Gösterilen Sonuçlar 1 sonuçtan 8 ile 15 arası

    Konu: Endüstri Bitkileri Yetiştiriciliği

    1. #1
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21010
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Endüstri Bitkileri Yetiştiriciliği

      Anason


      Giriş



      Anason (Pimpinella anisum L.) yaklaşık 1500 yıldır, eski Mısırlılar'dan beri kültürü yapılan bir bitkidir. Ülkemizde tıbbi ve baharat bitkileri arasında önemli bir yere ve ihracat payına sahiptir. Anason %1-6 oranında uçucu yağ içerir ve yağın %70-85'ni anetol oluşturur. Anason uçucu yağı alkollü içeceklerde aroma verici olarak kullanılır. Ayrıca anason baharat olarak kullanıldığı gibi mideyi kuvvetlendirici ve öksürüğe karşı olan olumlu etkisinden dolayı eczacılıkta da kullanılır. Ülkemizde anason çiçeklenme döneminde yağış almayan geçit bölgelerine adapte olmuştur. Anason ekilişinin % 87'si İç Ege, %12'si ise Akdeniz Bölgesi'ndedir ve yıllık üretimi 8-15 bin ton civarındadır. Anason çoğunluğu Denizli, Burdur, Muğla, Antalya illerinde olmak üzere daha az oranda da Bursa, Balıkesir, Afyon, Uşak ve İzmir illerinde yetiştirilmektedir. Üretimin bir bölümü başta A.B.D. olmak üzere değişik ülkelere ihraç edilmektedir. Yıllık ihraç miktarı 3-4 bin ton ve elde edilen gelir de 5-10 bin Amerikan Doları arasında değişmektedir. Ülkemiz dışında diğer Akdeniz ülkeleri, Hindistan, Güney Rusya, Meksika, Çin, Afganistan ve Güney Amerika'da da tarımı yapılmaktadır.



      Kullanım Alanları


      En büyük oranda içki yapımında kullanılmaktadır. Bunun yanında vücut ısısını arttırıcı, solunumu kolaylaştırıcı, uyku getirici ve ağrı dindirici özelliklerinden dolayı tıp ve eczacılıkta da kullanılmaktadır. Kek ve çörek gibi gıda maddelerinde katkı maddesi olarak kullanıldığı gibi diş macunu yapımı gibi bazı sanayi kollarında da kullanılmaktadır.



      İklim ve Toprak İstekleri


      Anason sıcak ve güneşli iklimi sever. Rutubetli iklimden, çiçeklenme devresindeki yağışlardan, kuru ve sıcak esen rüzgarlardan oldukça zarar görür. Rüzgar zararını önlemek için kuzeyi kapalı yerler tercih edilmelidir.


      Besin maddelerince zengin, çabuk tavagelen, tavını koruyan, havalanabilen gevşek geçirgen topraklarda kolay çimlenir, büyüme ve gelişme hızlı olur.



      Tarla Hazırlığı:


      Anason ekilecek tarla sonbaharda bir veya iki kere derin olarak, ekimden önce de gerekiyorsa bir kere yüzlek sürülmelidir. Ekim öncesi sürümden sonra diskaro veya benzeri bir aletle yüzlek işleme ile tohum yatağı hazırlanır. İyi hazırlanmış tohum yatağı anason tohumlarının çimlenmesi ve çıkışı için gereklidir.



      Kültürü:


      Anason ekimi, ılıman iklimlerde ilkbaharda mart-nisan aylarında, daha sıcak bölgelerde ise sonbahar veya iklimin uygun olduğu kış aylarında yapılabilir. Ekim serpme veya sıraya yapılabilir. Ancak sıraya ekim, yabacı ot mücadelesi, hasat ve ilaçlama gibi bakım işlerinde mekanizasyona olanak sağladığından tercih edilmelidir. Serpme ekimde ise tarlaya tohumun homojen dağıtılması söz konusu olmadığı gibi, ekim derinliği de ayarlanamadığından derin düşen tohumlar çıkmaz, yüzeyde kalanlar ise çimlenemez. Sıraya ekim mibizerle yapılabilir. Sıra arası mesafe makine parkındaki mevcut olanaklara göre ayarlanabilmekle beraber 45cm sıra arası ve 1-2 kg/da tohum atılması tavsiye edilir. Ekimden 2-3 hafta sonra anason çıkışları başlar. Çıkış öncesi yağmur yağması durumunda toprak yapısına bağlı olarak toprak yüzeyinde kaymak tabakası oluşabilir. Anason kaymak tabakasına karşı oldukça hassas olup, bu tabaka anason çıkışını engeller. Bu durumda anason çıkışını sağlamak için kaymak tabakası kırılmalıdır. Anason çıkıştan sonra yabancı otlara oranla oldukça yavaş geliştiğinden, bu devrede yabancı ot mücadelesi çok önemlidir ve ihmal edilmemelidir.


      Anason verim ve kalitesini doğrudan etkileyen uygulamalardan birisi de gübrelemedir. Özellikle azotlu gübre miktarı çok önemlidir. Yüksek dozdaki azot, bitkinin yeşil aksamının artmasına ancak tane bağlama ve uçucu yağ oranlarının düşmesine neden olmaktadır. Gübre ihtiyacını belirlemek için en emin yol toprak analizi yapılmasıdır. Anasonda toprak altı gübresi olarak uygulanmak üzere saf madde olarak dekara 5 kg azot, 5-7 kg fosfor ve 8-10 kg potasyum isabet edecek şekilde gübreleme yapılmalıdır.


      Anason kazık köklü olmasına rağmen, kökleri fazla derine gitmez. Bu yüzden gelişme döneminin başlangıcında sulama gerekebilir. Ülkemizde kültürü yapılan anason populasyonlarının suya duyarlılıkları farklı olup, Çeşme anasonu diğer populasyonlara göre kurağa oldukça dayanıklıdır.


      Anasonun fazla hastalık zararlısı olmamakla beraber, yetiştiriciliğin yapıldığı yıldaki iklim koşullarına ve üst üste anason ekilmesine bağlı olarak halk arasında mantar hastalığı olarak bilinen Macrophimina phaseoli ve anason güvesi zararı görülebilir. Bu durumda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın ilgili birimlerine başvurulmalı ve ekim nöbeti uygulamaya özen gösterilmelidir.


      Hasat ana çiçek dallarındaki tanelerin kahverengileşmeye başladığı devrede yapılmalıdır. Ege Bölgesi'nde anason hasadı temmuz başında, daha sıcak bölgelerde ise daha erken devrede yapılmaktadır. Taneler olgunlaştıkça kolayca döküldüğünden, hasatta geç kalınmamalıdır. Hasat bitkileri yolma veya dipten biçme şeklinde yapılmaktadır. Hasat edilen bitkiler demetlenerek kurutulur ve harman edilir. Anason demetleri kurutulmaları esnasında, yağmura maruz kalmaları durumunda, anason tanelerinde renk kararmakta ve kalite düşmektedir.


      Anasonda dekara verim ekolojik koşullara, yetiştirme tekniğine ve kullanılan tohumluğun kalitesine bağlı olarak 45-110 kg arasında değişmektedir.
      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    2. #2
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21010
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Arı Otu

      ARI OTU

      Kuzey Amerika orijinli bir bitki olan arı otu, Fazelya, (Phacelia tanecitifolia Bentham.), iklim faktörleri yönünden Çukurova'ya çok benzeyen Kaliforniya' nın sahile yakın bölgelerindeki mer'alarda, Nevada'nın dağ ve tepe eteklerinde doğal olarak bulunmaktadır. Denizden yüksekliği 500 metreye kadar olan bölgelerde ve çoğunlukla taşlık ve kayalık alanlarda dikkati çekmektedir. Çok iyi bir nektar ve polen kaynağı olması nedeniyle Almanya ve Doğu Avrupa ülkelerinde kaba yem üretiminden ziyade arı mer'ası olarak kullanılmaktadır (Sağlamtimur ve Baytekin , 1993).

      YETİŞTİRME TEKNİKLERİ

      Özel bir toprak isteği olmayan, değişik topraklarda yetişebilen arı otu, 60-100 cm boylanabilen, dik gelişen tek yıllık bir bitkidir.

      Toprak hazırlığı; tohumlar çok küçük olduğu için iyi bir tohum yatağının hazırlanması gerekmektedir. Ekimde 5 er kg saf azot (N) ve fosfor (P2O5) verilmesi yararlı olmaktadır (Tansı ve ark., 1996).

      Ekim zamanı; doğal yetişme alanları göz önünde alındığında ülkemizde kıyı ılıman geçen sahil yörelerinde ve Çukurova'da kışlık olarak ekilen bu bitkinin, kış aylarının soğuk geçtiği yerlerde toprak ve hava sıcaklıklarının elverdiği ilk zamanda yazlık ekim olarak yapılması düşünülmelidir. Ekimi, çiçeklenme süresini artırmak amacıyla bir kaç defada 2-3 hafta aralıklarla yapmak mümkündür. Böylelikle farklı zamanlarda çiçeklenmeye gelen bir tarla elde edilerek çiçeklenme periyodu uzatılabilir.

      Su seven bir bitki olarak bilinen arı otunun, sulama yapılarak vejetatif dönemini uzatmak yoluyla çiçeklenme süresini artırmak ve bitkinin tohum olgunluğunu geciktirmek de mümkündür.

      Ekim şekli; makineli ekim veya elle serpme şeklinde olabilir. Sıraya ekimde, sıra arası 20-30 cm arasındadır. Dekara atılacak tohum 0,5-1 kg olup 1-2 cm derinliğe bırakılmalıdır. Elle serpmede daha fazla tohum kullanılabilir.

      Kullanım amacı; genel olarak nektar ve polen kaynağı olan arı otu silo yemi olarak da kullanılabilmektedir. Çukurova koşullarında yapılan bir çalışmada; bitkilerin 15 ve 30 Eylül ile 15 Ekim tarihlerinde yapılan ekimlerde bitkilerin mart aylarının başlarından nisan ayının sonuna kadar, 15 Ekimden sonra yapılan ekimlerde ise mart ayının sonundan mayıs ortasına kadar çiçeklendiği tespit edilmiştir. Erken ekimlerde maksimum çiçeklenme 6000 adet/m2 ye ulaşırken Ekim sonu ve Kasım aylarındaki ekimlerde en üst nokta 9000 adet/m2 olmuştur. Aynı çalışmada arı yoğunluğunun,en üst noktada 200 arı/m2 (60-200 arı/m2) olduğu saptanmıştır (Tansı ve ark., 1996).

      Çukurova koşullarında yapılan diğer bir çalışmada ise; arıların arı otunu daha çok nektar kaynağı olarak kullandıkları, bu sayede daha iyi koloni populasyon gelişimi sağladıkları saptanmıştır. Arılı çerçeve sayısı, yavrulu alan miktarı ve koloni ağırlığı gibi özelliklerde iyileşme sağlanmıştır. Bununla birlikte arıların topladıkları polen miktarlarına arı otunun katkısı % 5,19 gibi düşük düzeylerde kalmıştır (Korkmaz, 1997).

      Arı otunun silo yemi olarak kullanılması durumunda yüzde elli veya tam çiçeklenme zamanında biçilir. Silaj yapımında melas, hububat kırması gibi enerji açısından yüksek katkı maddeleri kullanmak silaj kalitesini artırmaktadır. Hem polen ve nektar hem de yem kaynağı olarak kullanılması daha ekonomik olmaktadır. Bu durumda çiçeklenmenin iyice azaldığı zaman biçilerek silaj yapılmalıdır. Ayrıca, arı otu fiğ gibi baklagillerle karışım halinde ekilebilir ve 1600-1900 kg/da yeşil ot verimi sağlanabilir. Bazı yıllarda bu verim 2500-3000 kg/da olabilmektedir (Sağlamtimur ve Baytekin, 1993).

      Tohum amaçlı yetiştirmede yabancı otlarla mücadele, temiz tohum elde edilmesi için gerekli olmaktadır. Ayrıca, tarlanın tekrar bu amaçla gelecek sene kullanılması ile de yabancı otların istilasından korunmuş olunur. Bakım işleri yerine getirildiği takdirde, tohum toplanmadan aynı yeri gelecek sene kullanmak da mümkün olabilir.

      Literatür

      Korkmaz, A. 1977. Çukurova Bölgesi koşullarında yetiştirilen fazelya (Phacelia tanacetifolia Bentham) bitkisinin balarısı (Apis mellifera L.) kolonilerinin populasyon gelişimine, nektar ve polen toplama etkinliğine olan etkilerinin araştırılması. Sonuç raporu. Alata Bahçe Kültürleri
      Araştırma Enstitüsü.

      Tansı, V., U. Kumova., T. Sağlamtimur ve M. Kızılşimşek. 1996. Çukurova Bölgesinde yeni bir yembitkisi olan Phacelia tanecetifolia Bentham'ın arı mer'ası olarak kullanma olanakları. Teknik Arıcılık Sayı:52 Sayfa No: 2-6

      Sağlamtimur, T., ve H. Baytekin. 1993. Arıcılık için ideal, silaj üretimine uygun bir bitki: arı otu. Teknik Arıcılık Sayı:40 Sayfa No: 16-17

      Dr. Hüseyin Özpınar

      Ziraat Yüksek Mühendisi
      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    3. #3
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21010
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Ayçiçeği

      Ayçiçeği

      Ayçiçeği ülkemizde ve dünyada yağlık ve çerezlik olarak iki tip olarak yetiştirilir. Ancak bahçelerde süs bitkisi ve kesme çiçek olarak değerlendirilen tipleri de mevcuttur. Çerezlik olarak insanların tüketimi ve kuş yemi olarak değerlendirilir. Yağlık olmayan tipler ise çerezlik olarak adlandırılır ve tohumları çizgili ve iri, yağlık tiplere göre kalın kabuklu olup, kabuğu çabuk ayrılmaya müsaittir. Bu tiplerden iri olmayanlar ise, kuşyemi olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanında yağlık tiplerden daha düşük yağ oranına ve test ağırlığına sahiptir. Yağlık ayçiçeği tipleri ise, genelde siyah renkli, ince kabuklu ve linoleik ve oleik yağ asitleri içeren tiplerdir. Yağlık ayçiçeği taneleri % 38-50 arasında yağ ve % 20 oranında protein içerir.

      Ayçiçeği dünyada ve ülkemizde en önemli yağ bitkilerinden biri olup, ülkemizde çoğunlukla yağlık olarak yetiştirilir. Dünya ayçiçeği üretimi son yıllarda 23 milyon ton civarında olup, Türkiye üretimde ve ekim alanlarında ilk on ülke arasında yer almaktadır. Ülkemizde yağlık ayçiçeği üretimi, genelde Trakya-Marmara Bölgesinde yoğunlaşmış iken, çerezlik üretimi ise, çoğunlukla İç ve Doğu Anadolu Bölgesinde, az miktarda diğer bölgelerde de ekimi yapılmaktadır.

      Ülkemiz yağlık ayçiçeği ekim alanları son yıllarda iklim koşullarına ve uygulanan fiyat politikalarına bağlı olarak 500-600 bin ha, üretimi de 600-850 bin ton civarında değişmektedir. Ayçiçeği ekim alanları, mekanizasyona en uygun bitki olması ve fazla işgücü gerektirmemesi nedeniyle, değişik yörelerde yıldan yıla artmaktadır.

      Ayçiçeğinin gen merkezi Kuzey Amerika olup, halen ABD'nin orta kesimlerinde yabani olarak bulunmaktadır. Ayçiçeği ekonomik bir bitki olarak uzun ve değişik bir tarihçeye sahip olmakla birlikte, kesin olarak ilk tarımının yapıldığı yer ve zamanı bilinmemektedir. Yeni dünyada ilk göçlerden önce, Kuzey Amerika Kızılderilileri tarafından boya hammaddesi olarak kullanılmıştır. İspanyol gezginleri tarafından 1850'lerde Kuzey Amerika'dan toplanan ayçiçeği tohumları, ilk önce İspanya'da bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilmiştir. Ayçiçeğinin bir yağ bitkisi olarak ilk olarak Rusya'da üretilmiş ve ardından tüm Avrupa'ya yayılmıştır. II. Dünya savaşından sonra 1945-50li yıllarda, ayçiçeği ülkemize Bulgaristan'dan ülkemize göç eden vatandaşlarımızın getirdiği tohumlar sayesinde girmiş ve tarımı yapılmaya başlanmıştır. Ancak esas üretim ve ekim alanı artışı, 1980li yılardan sonra hibritlerin ülkemize girmesiyle olmuştur.

      Dünyada ayçiçeği ıslahçılarının geliştirdiği yüksek yağ içerikli ve tane verimli ayçiçeği çeşitleri, ayçiçeğinde üretim artışına yol açmış ve son 20 yılda geliştirilen hibrit ayçiçeği çeşitleri de, üretimin istenilen düzeye gelmesine neden olmuştur.

      İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ

      Ayçiçeği, yetişme periyodu boyunca (100 - 150 gün) 2600 - 2850 °C civarında toplam sıcaklık ister. Derin ve kazık kök sistemine sahip olması nedeniyle, kuraklık, tuzluluk ve yaşlılık gibi problemleri olan topraklardaki üretim performansı diğer bitkilerden daha iyidir. Her türlü toprakta yetişmesine rağmen, iyi drenajlı, nötr PH (6,5 - 7,5)'a sahip ve su tutma kapasitesi yüksek toprakları daha fazla sever. Taban suyu yüksek, asitli topraklardan hoşlanmakta olup, tuzluluğa dayanması ortadır.

      Ayçiçeğinin çimlenmesi için en az toprak sıcaklığı 8-10 °C olmalıdır. Bu nedenle ülkemizde genelde Mart sonu - Mayıs ortası arasında ekimi yapılmaktadır. Ancak Ege, Çukurova ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde Haziran ayında ikinci ürün ekimleri de mevcuttur. Ayçiçeği soğuğa dayanıklı olup, genelde ilk donlardan 4-6 yapraklı devreye kadar zarar görmez. Ancak ısının -4 °C nin altına düşmesiyle oluşan dondan oldukça fazla etkilenir. Bu nedenle ayçiçeğinin erken ekilmesinde çok fazla bir problem olmayıp, erken ekimlerde tane doldurma periyodu daha serin devreye gelmesi nedeniyle, verim önemli ölçüde artmaktadır.

      EKİM VE TOHUMLUK

      İyi bir tohum yatağı hazırladıktan sonra, ayçiçeğinde pnömatik mibzerlerle (hava akışlı taneyi tek tek bırakan) ekim yapılır. Yapılan araştırmalar sonucunda; sonbaharda soklu pulluk ile sürüm, ilkbaharda kazayağı ve ardından tırmık ile yapılan tohum yatağı hazırlığı en ekonomik toprak işleme yöntemi olarak belirlenmiştir. Yabancı ot ilaçlaması için genelde trifluarin terkipli ilaçlar ile ekim öncesi uygulaması yaygın olup, ancak çıkış öncesi ve sonrası yabancı ot ilaçları da piyasada mevcuttur. Ekim öncesi uygulamadan sonra mutlaka tırmık veya benzeri bir ikinci sınıf toprak işleme aletiyle toprak karıştırılmalı ve ilacın toprağa tam olarak yayılması için, ekim 2 gün sonra yapılmalıdır. Ayrıca yabancı ot mücadelesi için bitkiler 25 - 30 cm. olduğu zaman çapa makinesi ile ara çapası yapılmalı ve sıra üzerindeki yabancı otlar ise, el çapası ile yok edilmelidir. Pıtrak, sarmaşık, hardal, köy göçüren, kaz otu, tarla ayrığı, sirken, papatya, darıcan ayçiçeğinde problem olan önemli yabancı otlardır.

      Çiftçiler hibrit seçiminde bir çok kriter göz önüne almalıdır. İlk olarak tohumluğun fiyatı ve verim potansiyeli dikkate alınmalıdır. Çeşit seçiminde bölgedeki araştırma enstitülerinin deneme, ilçe ve il tarım müdürlüklerinin yaptığı demonstrasyon sonuçları ve özel şirketlerin yaptığı verim denemesi sonuçları iyi bir fikir verebilir. Ayrıca çeşidin bölgede problem olan hastalıklara olan dayanıklılığı da, seçimde önemli bir faktördür. Genelde çiftçiler tarlaların hasadından sonra, hemen buğday ekimi için toprak hazırlıklarına başladıkları için, geççi ve çok geççi çeşitleri tercih etmemektedirler. Bu nedenle çeşitlerin erkenciliği de önemlidir.

      Yöreye uygun verimli hibrit tohumluğun seçimi ve tavsiye edilen yöntemlerin kullanılması karlı bir ayçiçeği üretimi için son derece önemlidir. Ekilecek çeşitlerin yüksek kalitede ve yüksek bir çimlenme yüzdesine sahip olması, saf ve hastalıklardan ve yabancı ot tohumlarından ari olması, üretim risklerini azaltır. Hibrit tohumluk, açık döllenen çeşitlere göre, gerek uniform bitkiler elde edilmesi, gerekse verim açısından belirgin bir üstünlük sağlar. Ayçiçeğinde hibrit tohumluklar yüksek verim potansiyeline sahip, aynı günlerde çiçeklenip, olgunlaşır ve aynı kalitede ürün veririler. Özellikle iklim koşullarının ayçiçeği için uygun olduğu yıllarda bu fark belirgin olarak ortaya çıkar.

      Piyasada değişik firmalara ait bir çok yağlık hibrit ayçiçeği çeşidi bulunmakta olup, seçilecek çeşitte, tablanın biraz eğik olması, yani yere doğru bakması, kuş zararını ve güneşten kaynaklanan tabla yanıklığını azaltır. Bu nedenle, bu tip hibrit çeşitler kuş zararının yoğun olarak hissedildiği yerlerde tercih edilmelidir. Tohum iriliği ve test ağırlığı da verim açısından bir diğer önemli faktördür. Bunun yanında hibrit çeşidin kendine döllenmesinin iyi olması, arı ve böceklerin eksik olduğu ortamlarda verimin yüksek olması için mutlaka gereklidir. Ayrıca tohumu satan şirketlerin teknik destek hizmetlerinin yaygın olması, ekim sonrasında ve yetişme periyodu sırasında ortaya çıkabilecek problemlerin çözümünde kolaylık sağlayacaktır. Bir diğer faktör de, çeşidin sap sağlamlığı ve iyi bir kök sistemine sahip olmasıdır. Çünkü sağlam bir sap, rüzgarlardan aşırı düzeyde etkilenmez. Özellikle yağışlardan sonra esen aşırı rüzgarlar, bitkilerde yatmalara neden olmaktadır.

      Yurt dışında torbadaki tane sayısı ile satılan hibrit tohumluklar, ülkemizde büyükten küçüğe doğru 1 den 5 kadar (1 en iri, 5 en ince) numaralanmış tohum iriliklerinde satılır. Özellikle uygun olmayan iklim ve toprak koşullarında, çimlenme gücünün biraz daha fazla olmasından başka bir avantaja olmayan iri tohumlukların kullanılması, dekara atılacak tohumluk miktarını arttırdığı için ek bir maliyet gerektirir. Bu nedenle orta irilikte tohum seçmek ekonomik açıdan uygundur. Ancak tohum irilikleri açısından firmalar arasında, tam bir uyum da söz konusu değildir. Bunun yanında tüm hibrit tohumlar mildiyöye karşı ilaçlanmıştır.

      Yapılan araştırmalar, sıra arası 70 cm. ve sıra üzerinin 30-35 cm. olduğu bir ekim sıklığıyla sağlanan bir dekarda 4500-5000 civarında bir bitki adedinin, en yüksek verimi verdiğini ortaya koymuştur. Dekara atılan tohum miktarı, tohum iriliğine bağlı olarak 400 gr/da civarında değişmektedir.

      Ayçiçeği topraktan fazla miktarda besin maddesi kaldıran bir bitki olup, bu nedenle üst üste ayçiçeği ekiminden kaçınılmalıdır. Bundan dolayı, kurak alanlarda genelde Buğday-Ayçiçeği ekim nöbeti uygulanır. Sulu alanlarda ise, şeker pancarı, yem bitkileri ve mısır ekim nöbetine girebilir. Yine ülkemizde ikinci ürün olarak buğdaydan veya kışlık ekilen diğer ürünlerden sonra ekimi yapılmaktadır.

      GÜBRELEME

      Tüm yeşil bitkiler gibi, ayçiçeği de büyüme için en az 16 elemente ihtiyaç duyar. Bunlardan oksijen, hidrojen ve karbon gibi elementleri su ve havadan alır. Azot fosfor ve kükürt herhangi bir iklim bölgesindeki topraklarda eksikliği bulunabilir. Özellikle potasyum, kalsiyum ve magnezyum yüksek yağışlı bölgelerde eksikliği görülebilir. Bunun yanında iz elementlerden demir, manganez, çinko, bakır, molibden, bor ve klor eksikliği fazla olmamakla birlikte bir çok toprakta görülebilir.

      Optimum verim için ülkemiz koşullarında yapılan araştırmalarda 7-8 kg. saf azot (N), aynı miktarda fosfor ve potasyum yeterli olur. Ancak sulu koşullarda bu miktarları arttırmak gerekir. Toprak analizi yapılıp tarlanın besin maddesi içeriği belirtildikten sonra gübre uygulamak son derece önemlidir. Fakir topraklarda ise, bu besin maddesi miktarının % 80-100'ünü uygulamak gerekir. Ancak istenilen gübre miktarını vermek arzulanan verimi almak açısından yeterli değildir. Çünkü toprak nemi, yağış gibi iklim faktörleri verimi etkileyen ve gübre ile mutlaka olması gereken faktörlerdir. Besin maddesince fakir topraklarda verilen gübre verimi % 40-60 arasında arttırabilir. Orta besin maddesi kapsamına sahip topraklarda gübre verime % 10-20 oranında etkiler. Ancak zengin topraklarda gübrenin etkisi bazı durumlarda kendini gösterir. Çünkü yüksek verim için gerekli besin maddesi toprakta mevcuttur.

      Eğer toprakta yeterli miktarda fosfor varsa, 7-8 kg. saf azotu içeren 15-16 kg. üre (% 46 N) veya 25-30 kg. Amonyum Nitrat (%26 N) gübresi serpilerek karıştırılır ve ardından ekim yapılır. Yine sulama yapılacaksa, azotlu gübre miktarının tarladaki mevcut orana göre belli bir miktar arttırılıp ikiye bölünerek, üst gübre olarak çapalamadan önce uygulanması, verimi arttıracak önemli bir uygulamadır. Toprakta yeterli fosfor yoksa, ekimle birlikte mibzerle tohumun 5 cm yanlarına kompoze gübrelerden 20-20-0 dan 25-30 kg/da oranında verilmesi yeterli olur. Ancak gübreleme, gübre deposu olmayan pnömatik mibzerlerde tohum yatağı hazırlama işlemi yapılmadan önce toprağa serpilmesi ve ardından tarlanın işlenip karıştırılması şeklinde de yapılabilir.

      Genelde Türkiye toprakları potasyumca zengin olması nedeniyle, bu besin maddesine içeren gübre tavsiye edilmez. Eğer toprakta yeterli potasyum yoksa ve toprak tahlil sonucu bu besin maddesinin eksikliği belirtiliyorsa ayçiçeği topraktan fazla miktarda potasyum kaldırdığından, topraktaki mevcut miktara da bağlı olarak, 50 kg/da oranında 15-15-15 gübresi uygulamak gerekir. Kompoze gübrelerin üzerindeki üç rakam sırasıyla N-P-K yani Azot - Fosfor - Potasyum besin maddelerinin içerdiği yüzde oranlarını göstermektedir. Çiftçiler için önemli olan, tarlaya atılan gübrelerin saf madde olarak miktarlarıdır. Bu nedenle gübre alırken içerdiği saf maddenin fiyatına göre karşılaştırma yaparak, kg saf besin maddesi ucuz olan gübre tercih edilmelidir.

      Çiçeklenme Sonu --->>

      SULAMA

      Ayçiçeği bitkisinin su ihtiyacı, yetişme periyodu boyunca yaklaşık 700-800 mm. civarındadır. Bu nedenle yüksek ve arzulanan verimi alabilmek için yağışın az olduğu yıllarda aradaki farkın, sulamaya uygun yerlerde, mutlaka sulama suyuyla verilmesi gerekir. Toprakta bitkilerin su ihtiyaçları toprak tansiyonemetresiyle ölçülür. Ayçiçeğinde en hassas devre, çiçeklenme öncesi tablaların oluşmaya başladığı devre ile süt olum devresi arasıdır. Bu devrede oluşan, suya olan stres, verimde geri gelmeyecek kayıplar ortaya çıkarır. Özellikle ayçiçeği bitkisinin suya duyduğu ihtiyaç, çiçeklenme zamanında en üst seviyeye çıkar. Bundan dolayı bu devrelerde yağış yoksa, yüksek verim için ayçiçeği mutlaka sulanmalıdır.

      Çiçeklenme devresi --->>

      Eğer sulama yapılacaksa, bitkiler 45-50 cm. boyunda bir sulama, tabla teşekkül ettiği devrede süt ve olum devresinde yapılacak olan birer sulama ile toplam üç defa su verilmesi verimi % 100 oranında arttırır. Eğer iki sulama yapılacaksa, biri çiçeklenme öncesinde, diğeri de çiçeklenme sonrasında yapılmalıdır. Eğer tek sulama yapılacaksa yağışa da bağlı olarak çiçeklenme başladığında yapılmalıdır. Özellikle sulanan alanlarda dekara atılan bitki sayısını ve verilecek gübre miktarını bir miktarı arttırmak verim artışı için gerekli diğer faktörlerdir.

      <<--- Çiçeklenme Öncesi Devre

      HASTALIK VE ZARARLILARI

      Ayçiçeğinin ülkemizde en önemli zararlısı orobanş parazitidir. Ancak bu parazite dayanıklı hibritler piyasada mevcuttur. Bunun yanında ülkemizde bazı yıllarda ve bölgelerde problem olan diğer hastalıklar ise, ayçiçeği mildiyösü, sap, kök ve tabla çürüklükleridir. Yazı yağmurlu geçen yıllarda, tabla çürüklükleri (Rhizopus, Botrytis) yoğun olarak görülmektedir. Ayçiçeğinin en önemli problemlerinden olan ayçiçeği mildiyösüne karşı ise, hibrit tohumlar Metalaxyl ile ilaçlı olup, hastalık %100 oranında kontrol edilmektedir.

      Ayçiçeğinde orobanş --->>

      Ancak özellikle sulu alanlarda ortaya çıkan Sclerotinia kök ve sap çürüklüğüne karşı dayanıklı çeşit olmayıp, hastalığı yüksek etkin biçimde kontrol eden ilaçlı mücadelesi de yoktur. Ülkemizde ekonomik zarar eşiğini aşan ayçiçeği zararlıları şu an için mevcut değildir.

      <<--- Rhizopus Ayçiçeği Mildiyösü --->>

      HASAT VE DEPOLAMA

      Normal olarak ülkemizde, eğer iklim koşulları uygun olursa, kurak şartlarda normal verimli bir toprakta 250-300 kg/da civarında bir tane verimi alınabilir. Sulu şartlarda ise, toprak verimliliğine ve sulama sayısına bağlı olarak tane verimi, 350-500 kg/da arasında değişir.

      Ayçiçeği tablasının arkası ve tabla kenarındaki brakte yapraklarının % 50'si kahverengi renge dönüştüğünde, bitkiler hemen hemen çiçeklenmeden 1 1,5 ay sonra tane nemi % 35'e ulaştığı zaman fizyolojik olgunluğa erişmiş olur. Ancak hasadın yapılabilmesi için tablanın, gövdenin ve yaprakların tamamen kahverengi renge dönüşmüş olması ve tanedeki nem oranının % 9-10'a düşmesi gereklidir. Çünkü ayçiçeği yağlı tohuma sahip olduğu için yüksek nemde depolandığında, taneler kısa zamanda kızışır ve bozulur. Bu nedenle hasatta tane neminin % 10'un altında olması son derece önemlidir.

      Fizyolojik Olgunluk Dönemi --->>

      Buğday hasadında kullanılan biçerdöverler tabla değişiklikleriyle ayçiçeği hasadına uygun hale getirilebilir. Birinci aşamada tablayı sıra hasadına uygun hale getirmek gerekir. Bu ekipmanlar sadece tablayı hasat edip, sapını bırakacak şekilde ayarlanır. % 3 civarında hasat kaybı normal sayılır. Eğer gereğinden fazla hızlı giden biçerdöverler, hasat sırasında tane kaybına % 15-20 civarında bir kayba sebep olabilir.

      Zamanında yapılmayan hasat özellikle bazı çeşitlerde tane dökmeye sebep olacağından,
      ayçiçeği hasadı fazla geciktirilmemelidir. Ülkemizde Nisan başı, Mayıs ortasında ekilen ayçiçeği genelde Ağustos sonu ve Eylül ayında hasat edilir. Ortalama olarak 120-130 günlük bir yetişme periyodu ister. Bu periyodun uzunluğu yaz dönemindeki sıcaklığa, yağışı ve nem oranına ve toprak besin maddesi kapsamına bağlıdır.

      Uygun bir depolama için tane nemi 10 altında ve taneleri temiz olmalıdır. % 8'in altında ve tane neminde depolanan tohumlarda hastalık ve zararlı faaliyeti devam edememekte, tane zararlılarının çoğalması ve zararı önlenmektedir. Hasat sonrası % 11-12 civarında depolanan taneler ise sık sık havalandırılmalı, taneler serin tutulmalı, kızışma önlenmelidir. Fazla miktarda tane çiçekleri ve yaprak ve sap kırıntıları içinde bulundurulan ambarlar yağ kalitesini düşürmektedir.
      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    4. #4
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21010
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Çeltik

      Çeltik

      Toprak İsteği


      Toprak isteği bakımından seçici değildir. Su geçirgenliği az, derin, tınlı ve besin maddelerince zengin topraklarda daha iyi yetişir. Çeltik tarımı için optimum pH 5.5-7.5 arasıdır. pH'sı 3-8 arasında değişen topraklara da uyum sağlayabilir. Tuzlu toprakların ıslahında en ideal bitkilerden biridir. Topraktaki eriyebilir tuz yoğunluğu 600 ppm 'in altında olmalıdır.


      Ekim Nöbeti


      Aynı tarlaya üst üste sürekli çeltik ekilirse verim düşer, yabancı otlar ve hastalıklarla mücadele zorlaşır. 2-3 yıl üst üste çeltik ekildikten sonra tarlaya yem bitkilerinden birisi ekilmelidir. Baklagil yem bitkileri topraktaki azot bileşiklerini arttırdığı için tercih edilmelidir.


      Toprak Hazırlığı


      Arazi tesviye işlemleri küçük parsellerde tesviye bıçağı,daha geniş parsellerde hafif ağırlıklı greyder ya da lazerle çalışan tesviye aleti ile yapılır. Sonbaharda derin sürüm yapılmalıdır. İlkbaharda tavalar yapıldıktan sonra diskaro veya kazayağı ile işleme yapılır.


      Tohumluk


      Tohumluk hastalıklardan, yabancı otlardan ve kırmızı çeltik tohumlarından temizlenmiş ve sertifikalı olmalıdır. Mümkünse 3-4 yılda bir sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır. Ekilecek tohum miktarı çeşidin özelliklerine, ekim zamanına ve toprağın verimlilik durumuna göre değişir. Küçük daneli çeşitler 15kg/da, orta daneli çeşitler 17-18 kg/da ve iri daneli çeşitler 20 kg/da tohum ekilebilir. m2 ye atılacak tohum 500-600 adettir.


      Tohumların Ekime Hazırlanması


      Tohumlar 2 gün önce su içine konulup ön çimlendirme yapılır. Ön çimlendirme esnasında çeltik yanıklık hastalığı ile mücadele amacıyla fungusitlerden birisiyle (Benomyl, Carbendazim) ilaçlama yapılmalıdır. Beyaz uç nemotoduyla mücadele için ön çimlendirmeden önce tohumlar 55-60C sıcak suda 10 dakika tutulması tavsiye edilmektedir.


      Ekim Zamanı


      Ekim zamanını yetiştirilecek çeşidin vejetasyon süresi, hava ve sulama suyu sıcaklığı belirler. Çeltik için çimlenme ve fide devresinde en uygun sıcaklık 18-35 derecedir. Çeltik ekimi yapılması için su sıcaklığının en az 12 derece olması gerekir. Bölgemizde Mayıs ayının 1.haftasından sonra ekim yapılması uygundur.


      Ekim Yöntemi


      Ekim yöntemleri 1.Serpme (elle, gübre saçıcıları ile, uçakla), 2.Mibzerle 3. Fideleme. Ekimden önce tavalar iyice bulandırılmalı ve tohum üstünde ince mil örtüsü oluşması sağlanmalıdır. Tohumlar toprak yüzeyine tutunduktan 3-4 gün sonra tavalardaki su boşaltılır. Tavalara 5-6 gün sonra ince bir su verilir.


      Gübreleme


      Öncelikle çeltik ekilecek tavalardan toprak numunesi alınıp tahlil ettirildikten sonra gübre kullanılmalıdır. Çeltik için tavsiye edilen azotlu gübre, Amonyum Sülfat gübresidir . Dekara 80 kg kullanılmalıdır. Amonyum Sülfat gübresinin yarısı ekimle birlikte, yarısı da ekimden 55-60 gün sonra uygulanabileceği gibi; bir kısmı ekimde, bir kısmı kardeşlenme başlangıcında ve geri kalan kısmı da ekimden 50-60 gün sonra kullanılmalıdır. Çinko noksanlığı pH' sı yüksek olan sodik topraklarda ve toprak düzlemesi sırasında fazla toprak alınmış sahalarda görülür. Dekara ekim öncesi Fosforlu gübre olarak 20 kg Triple Süper Fosfat (TSP) gübresi verilmelidir. Çinko eksikliği varsa ekim öncesi 1-2 kg/da Çinko sülfat veya Çinko oksit kullanılmalıdır. Ekim sonrası ortaya çıkan çinko eksikliğinde, çinko sülfat salkım oluşum devresi başlangıcında 5-7 gün önceye kadar üstten püskürtme şeklinde gübreleme yapılabilir.


      Sulama


      Su yüksekliği bitkilerin gelişmesine bağlı olarak, yükseltilir ve maksimum gelişme devresinde 15 cm civarında tutulur. Hasattan 20-30 gün önce tavalara su akışı durdurulur ve tavalardaki mevcut su boşaltılır. Erken dönemde su kesmek danelerin tam anlamıyla dolmasını önler ve pirince işleme sırasında kırık oranının artmasına sebep olur. En uygun sulama suyu sıcaklığı 25-30 derecedir. Çimlenme için maksimum su sıcaklığı 42-44 derecedir. Bu sıcaklıklardan sonra çimlenme olmaz. Gelişmenin her devresinde 30 0C'nin üzerindeki sıcaklıklar ürüne olumsuz etki yapar. Fide gelişimi sırasında, herhangi bir devredeki su kesilmesi, yabancı ot tohumlarının çimlenmesini teşvik eder ve yeni yabancı otların ortaya çıkmasına sebep olur. Bitki boyu su yüksekliğinden etkilenir. Su yüksekliği arttıkça bitki boyu ve dolayısıyla yatma artarken, salkım sayısı azalır. Yüksek sulama suyu sıcaklığı, salkım sayısını azaltır ve başakçıktaki sterilite oranını arttırarak verim üzerine olumsuz etki yapar. Sulama suyu yetersizliği durumunda 3 gün sulama 2 gün su kesme veya 8 gün sulama 3 gün su kesme şeklinde sulama yapılabilir.


      Hasat ve Harman


      Salkımların %80'nin saman rengini aldığı, alt kısımdaki danelerin sert mum dönemine ulaştığı zaman çeltik hasat edilir. Bu dönemde danelerin rutubet oranı % 22-24 arasındadır. Erken hasatta olgunlaşmamış tebeşirimsi, yeşil daneler nedeniyle verim ve randıman düşer. Geç hasatta ise kuşlar ve kemirgenler gibi hayvan zararı ile kırık dane oranı artar. Kurutma problemi ortaya çıkar.


      Kurutma


      Çeltik mahsulünün güvenli depolanması için rutubet oranının %14' ün altına düşürülmesi gerekir. Güneş altında kurutma yapılırken; çeltik ürünü sert beton veya benzeri zemin üzerine serilir. Sergi kalınlığı 4-5 cm' yi geçmemelidir. Kürek veya tırmıkla sık sık karıştırılmalıdır.


      Depolama


      Depolama sırasında çeltik rutubeti %14'ün altında olmalıdır. Yüksek olursa mikroorganizma faaliyeti ve böcek zararı artar. Ambar nispi rutubeti %60'ın altında olmalı, sıcaklık da mümkün mertebe düşük tutulmalıdır. Çuvallar ağaçtan yapılan platformda yığılarak depolanırsa, çuvallarla zemin arasında hava sirkülâsyonu sağlanmış olur. Tohumluk olarak kullanılacak çeltikler 2 yıldan fazla depolanacaksa mutlaka dane nemi % 13 ün altında ve ortam sıcaklığı 100C civarında olmalıdır.


      Ç.k Yanıklığı Hastalığı (Pyricularia oryzae)


      Bu hastalığa bruson, kurt boğazı, sam vurması, pas gibi isimlerde verilmektedir. Bitkinin yaprak ayasında, kınında,sap ve salkım kısımlarında görülmektedir. Kontrolü, dayanıklı çeşit ekmek, aşırı azotlu gübre kullanımından kaçınmak, sık veya geç ekim yapmamak, hasat sonrası tarlada anız bozmak, münavebeli ekim yapmak. Ekimden önce uygun fungisitlerle (Benomyl, Carbendazım etkili maddeli ilaçlarla) 100 litre suya 200 g ilaç karıştırılarak tohum ilaçlaması yapılmalıdır. Bunun için tohum çimlendirmek amacıyla su içerisine bırakıldığında 24 saat ilaçlı su içerisinde bekletilir. Hastalık tarlada görüldüğünde; Benomyl etkili maddeli ilaçlarla 100 litre suya 60 g ilaç veya Carbendazım etkili maddeli ilaçlardan biri ile dekara 150 g kullanılarak bir hafta ara ile iki, gerekirse üçüncü ilaçlama, yeşil aksam ilaçlaması olarak uygulanmalıdır.


      Ç. Kök Boğazı Çürüklüğü (Fusarium moniliforme)


      Hastalık etmeni mantardır. Bu hastalığa yakalanan bitkiler zayıf ve soluk görünümdedir. Tarlada bazı hasta bitkilerde normallerinin iki katı kadar uzayabilen ince cılız kardeşler çıkar. Bu boy uzaması her zaman görülmeyebilir. Salkım çıkarma döneminde tümüyle beyaz görünen bitkiler normallerinden çok önce salkım oluştururlar ve beyaz renkli olan salkımlarda sadece boş kavuzlar bulunur. Alt kısımlarda (1. ve 2. boğumlarda) fungusun beyaz veya pembe misel ve konidi kümeleri görülebilir. Hasada yakın devrede tohum kabuğu altına yerleşerek , hasatta elde edilen tohumlarla taşınırlar. Kontrolü: münavebe yapmak, hastalıksız tohum kullanmak, yüksek dozda azotlu gübre kullanmamak ve yanıklık hastalığında anlatıldığı gibi tohum ilaçlaması yapmak.


      Çeşit Seçimi

      Tohumluk olarak ekilecek çeşitlerin mutlaka sertifika belgesi bulunmalıdır. Karadeniz, Kızılırmak, Osmancık 97, Ribe, Rocca, Sürek 95, Kıral ve Baldo çeşitleri bölgemiz için tavsiye edilebilir. (Mevlüt ŞAHİN,)
      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    5. #5
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21010
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Defne Yetiştiriciliği

      Defne Yetiştiriciliği

      Defne 8-10 m. boylanabilen her dem yeşil bir ağaçtır. Akdeniz bitkilerinden olup, Akdeniz iklimine özgü maki denilen bitki örtüsünün karakteristik bir türüdür. Defne genel olarak Akdeniz iklim bölgesinde; Portekiz, İspanya, İtalya, Yugoslavya, Yunanistan, Türkiye ve Afrika'nın güney sahil bölgelerinde bulunur. Türkiye'de 600-800 m. yüksekliklere değin, Hatay'dan başlayarak Kuzeydoğu Karadeniz'e kadar bütün kıyılarda, diğer türler içerisinde küme ve gruplar halinde yayılış gösterir (ACAR, 1987).

      Defnenin yapraklarından ve meyvesinden yararlanılır. Defne yaprakları kuru meyvelerin ambalajlanmasında, balık ve konservede, kuru halde et yemeklerinde ve toz halde baharat olarak kullanılmaktadır. Defnenin parfümeri, sabun, gıda, ilaç ve cila ile kimya sanayiinde geniş bir kullanımı bulunmaktadır. Toplam defne üretiminin %20'si sabun sanayiinde kullanılmaktadır (KONUKÇU, 2001). Defnenin en önemli ürünü, yağı ve esansıdır. Defne yağı defne meyvelerinden; defne esansı ise, defne yaprağı ve meyvesinden çıkartılan yağdan elde edilir. Meyveler yapraklardan daha fazla yağ içerir. Defne yaprağında % 0.5-% 4.69 arasında eterik yağ bulunmaktadır (BOZKURT ve ark., 1982; ANŞİN ve ÖZKAN, 1997).

      Türkiye'de defnelikler devlete ait ormanlar içinde yer aldığı gibi, özel mülkiyet arazilerinde de bulunmaktadır. Özel mülkiyette, defne meyve ve yapraklarının toplanması herhangi bir hukuki problem yaratmamaktadır. Ancak, orman alanlarında bulunan defneliklerin yaprak ve meyvelerinin toplanmasında Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan izin almak gerekmektedir. OGM'nin 25 Haziran 1964 tarih ve 156 sayılı tebliği gereğince, makilik alanlarda doğal olarak yetişen, orman rejimi içinde kalan defne ağacı topluluklarından üretimi yapılan defne yaprağı ve defne meyvesi ODOÜ arasında gösterilmiş ve bu tebliğ gereğince üretim esasları belirtilmiştir (YAZICI, 2002).

      Defne yaprağının toplama mevsimi bitkinin vejetatif büyümesinin durduğu Temmuz-Ekim ayı arasındadır. Defne meyveleri Eylül-Ekim aylarında olgunlaşanların toplanması ile elde edilir (OGM, 1995). Toplanan meyvelerin küflenmeden işlenmesi veya uygun bir biçimde depolanması gerekmektedir. 2 kg yaş defne yaprağından 1 kg kuru

      yaprak; 10 kg meyveden 1 kg yağ elde edilmektedir. Herhangi bir nedenle ıslanan yaprağın tekrar kuruma esnasında renk lekeleri oluşturması standardı düşürmektedir (GÖKER ve ACAR, 1983).

      Kesilen veya dallardan sıyrılan yapraklar yabancı maddelerden ayrıldıktan sonra rutubetsiz ve gölge yerlerde en fazla 10-15 cm kalınlığında, 10-15 gün süreyle kurutulur. Kurutulan yapraklar selektörlerden geçirilerek 2-10-50 kg.lık paket yapılarak sınıflandırılır. Türkiye'de defne yaprağının üretim ve sınıflandırılması TSE tarafından hazırlanan Defne Yaprağının Standardizasyonu'na göre yapılır (OGM, 1987).

      Defne yaprakları Ekstra, Birinci, Sıra Malı, Kalburaltı olarak dört sınıfa ayrılmaktadır. Ekstra sınıfta yaprak boyu en az 25 mm. en çok 100 mm., yaprak eni en az 20 mm. en çok 45 mm.dir (TSE, 1985). Defnenin meyvesi ve yaprağının işlenmesi sonunda elde edilecek defne yağı ve defne esansının Türkiye'de standardı bulunmamaktadır. İlaç ve gıda sektöründe baharat olarak kullanılacak defne yapraklarının % 99-99.5 saflıkta olması arzulanmaktadır (YAZICI, 2002). Defne paketlerinin içinde bulunacak yabancı maddelerin miktarları yönetmeliklerle belirlense de, paketlerin içinde hayvan pisliği, böcek, kurt, küf, taş parçaları, çamur, tel ve ip parçaları, zehirsiz bile olsa, yabancı tohum, meyve ve bitki parçaları bulunmamalıdır.

      Defne yaprağının kalite özelliklerini çeşitli faktörler etkilemektedir. Bunlar (GÖKER ve ACAR, 1983).


      ? Bitki türü veya çeşidi (Türk defnesi, Fas defnesi vb.),


      ? Yetişme muhiti şartları (Karaburun, Bodrum vb),


      ? Kültürel uygulamalar (gübre, ilaç vb. işlemleri ile doğal veya kültür ürünü olması),


      ? Kurutma yöntemleri (kapalı alanda, gölgede veya yapay kurutma),


      ? Depolama ve ambalajlama,


      ? Temizlik, lezzet, koku (aromatik madde miktarı)


      ? Renk (doğal koyu renk tercih edilmekte olup, renk açıldıkça eterik yağ miktarı azalmaktadır).


      İhracatçı birlikleri, özellikle İzmir- Karaburun yarımadasında yayılış gösteren defneleri, yaprak formu ve aromatik özellikler bakımdan tercih

      etmekte ve daha iyi fiyat vermektedir. 15-20 sene önce Karaburun yarımadasından yıllık 300 ton yaş defne yaprağı üretildiği, son yıllarda ise aynı yarımadadan birkaç ton yaş yaprak alınabildiği belirtilmektedir (PARLAK, 2003).
      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    6. #6
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21010
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Haşhaş Yetiştiriciliği

      Haşhaş Yetiştiriciliği

      1. Haşhaşın Ekim Zamanı

      Haşhaşın tohumları çok küçüktür. 1000 tane ağırlığı 0,4-0-0,8 g arasındadır. Ortalama olarak 0,5-0,6 g'dır. Litre ağırlığı 550-600 gramdır. Bu şekilde çok küçük yapıdaki tohumların çimlendirilmesi yağışlar uygun gitmez ise hayli zordur. Orta Anadolu şartlarında en ideal ekim zamanı 20 eylül 5 ekim tarihleri arasındadır.

      Fakat bu tarihler arasında genellikle yağış olmamakta, sulama yapılmaz ise tohumlar çimlenememektedir. Bu nedenle en iyi usul ekimden önce tarlanın sulanması işlenip sürülmesi ve bunun üzerine ekim yapılmasıdır. Genellikle havaların sıcak ve kuru geçmesinden ve tohuma da 2-3 cm derinlik verilmesi gerektiğinden tarla henüz tohumu çimlendirmeden kuruyabilir. Bu sebepten sulama miktarını iyi ayarlamak gerekir. Toprak alatava geçerse veya kurursa 2. sulama gerekmektedir. Orta Anadolu şartlarında genellikle ekim ayı sonu veya kasım ayı başlarında don olayı vuku bulmaktadır. İlk donlardan korunması için haşhaşın çimlenip 4-6 kulaklı küçük rozet haline gelmesi ve kasım ayına rozet şeklinde girmesi en garantili ekim şeklidir. İklimi ılıman geçen geçit bölgelerinde daha geç ekimlerden de iyi verimler alınabilmektedir. İkinci derecede verim kışlık ekimlerden (Aralık, Ocak) aylarındaki ekimlerden alınmaktadır. Yağışın güz mevsiminde yeterli olmadığı iyi çimlendirme yapılamadığı zamanlarda kış içinde ekim yapılarak iyi verimler alınabilmektedir. İlkbaharda yapılan ekimlere yazlık ekim denir. Şubat, mart, nisan aylarında Şubat'ın 15'den sonra kışın etkisinin azalıp havaların ısınması ile ekilmiş olan tohumlar çimlenebilir. Yazlık ekimlerde ekim tarihi geçtikçe verimde önemli düşüşler meydana gelmektedir. Ancak sulu şartlarda yazlık ekimlerden verim alınabilir. Bu verimler de güzlüklerden düşüktür.


      2. Gübreleme

      Haşhaş çiftlik gübresini çok iyi değerlendirir. Çiftlik gübresi bitkilere besin sağlamakla beraber, toprağın su tutma kapasitesini arttırır ve fiziki yapısını düzeltir. Çiftlik gübresinin yanmış olması gereklidir. Yanmamış çiftlik gübresi, toprak zararlılarının çoğalmasına neden olur. Dekara 2-3 ton hesabıyla verilen çiftlik gübresi verimi önemli derecede arttırır. Çiftçilerimiz özellikle köy, kasaba yakınlarındaki tarlalarına çiftlik gübresi vermektedirler. Köy kasaba girişlerindeki verimli ürünlerde en önemli etken çiftlik gübresidir.


      Genel olarak 6-8 kg fosfor karşılığı gübre ekimle birlikte tohum yatağına verilmelidir. Bu 13-18 kg DAP ile karşılanır, diğer gübrelerden verilecekse %' lerine göre hesap edilir. Toplam azotlu gübre ihtiyacı, sulanmayan hafif bayır, kıraç tarlalarda 4-6 kg azot, taban tarlalarda dekara 6-8 kg azot karşılığı gübredir. Sulanan tarlalarda azotlu gübre isteği 2 defada verilmek üzere 12-16 kg azot karşılığı gübredir. Bu rakamlar Amonyum Sülfat gübresi için 5'le çarpılır. % 26'lık Amonyum Nitrat gübresi için 4'le çarpılır. % 33 lük Amonyum Nitrat gübresi için 3'le çarpılır.% 46 Üre için 2.2 ile çarpılır. Azotun bir kısmı DAP veya diğer kompoze gübrelerle verilmiş ise verilecek üst gübre buna göre hesap edilir.


      3. Ekim

      Ülkemizde ekim genel olarak serpme şeklinde yapılmaktadır. Serpme ekimde genel olarak dekara 1-1,5 kg tohumluk gerekmektedir.

      Küçük tarlalarda bu ekim usulü uygulanır. Serpme ekimin iyi yönü tarlanın kesekli bırakılarak çimlenmekte olan bitkinin soğuklardan korunmuş olmasıdır. Ön bitkinin tarlayı geç terk etmesi yağışların geç gelmesi gibi mecburi sebeplerden dolayı yapılan gecikmiş ekimlerde tarlanın büyük kesekli bırakılması, bitkinin çimlenme zamanındaki korunmasında çok önemli etkendir. Böyle ekimlerde bir taraftan tarla sürülürken, arkasından ekim yapan kişi hemen tohumu saçar, tarlaya diskaro, tırmık, sürgü çekilmez. Tarla sürümünde toprağın kendisini bırakması ile 1-2 cm derinliğe tohum karıştırılmış olur. Bazı yıllarda Orta Anadolu şartlarında pancar sökümünden sonra kasım aylarındaki ekimlerde bu usulle tarla kesekli bırakıldığı için çimlenen bitkilerin korunduğu ve ilk güzlük ekim gibi iyi verimler alındığı gözlenmiştir. Bu tavsiye mecburi durumlar içindir. Elbette ideal olarak tavsiye edilmez. Serpme ekimi el becerisi olan çiftçiler dengeli ekebilir. Veya kumla karıştırılarak ekilir, A. Sülfat ile karışım yaparak da ekmek mümkündür. 1 kg tohuma 4-5 kg A. Sülfat karışımı ile dengeli bir serpme ekim yapılabilir.

      İlk güzlük ekimlerde, veya ilkbahar ekimlerinde makineli ekim uygundur. Haşhaş tarlaları genellikle küçük olduğu için özel mibzer almak mümkün değildir. Klasik buğday mibzerinin gözleri çapa yapmayı kolaylaştıracak şekilde bir dolu, bir boş veya çapa makinesi için bir dolu iki boş veya bir dolu üç boş olacak şekilde ayarlanabilir.

      D.A.P veya diğer kompoze gübrelerinden birisine Amonyum sülfat katılarak, dekara 10-15 kg D.A.P 5 kg A. Sülfat, 500 gram haşhaş tohumu karıştırılır ve ekim yapılır. Tarla tavı ve çimlendirme sulamaları titizlikle yapılırsa tohum miktarı 300-400 g/da'a düşürülebilir. Ekimden hemen önce tuhumla gübre karışımlarıyla yapılan bu tip ekimlerde çıkışlarda herhangi bir problem görülmemiştir.

      Ekilen tarlanın hemen kurumaması tavının kaçmaması ve iyi bir çimlenme sağlanması için toprağın nem durumuna göre ekimden önce veya ekimden 3-5 gün sonra merdane geçirilerek tohum yatağı sıkıştırılmalıdır. Kaba bırakılan topraklar hemen kurumakta düzgün bir çimlenme olmamaktadır.


      4. Sulama

      Sürülen tarla çok kaba durumda ise sürümden sonra tav durumuna göre uygun zamanda merdane geçirilerek sıkıştırılır üzerine ekim yapılır ve yağmurlama ile sulanır. Tohum en erken 7-8 günde çimlenecek şekilde ayarlanmalıdır. Havaların çok sıcak ve rüzgarlı geçmesi halinde 2. sulama gerekebilir. Haşhaş tarımında ekilen tohumun çimlenmesi çok önemlidir. Bunun için bu konuda titizlik gösterilmelidir.

      Güzlük ekimlerde yağışların zamanına ve miktarına göre değişmekle beraber genellikle sapa kalkma veya tomurcuklanma döneminde haşhaş sulanır. Havalar sıcak ve kurak geçerse çiçek dökülünce yeşil olum döneminde 2. sulama yapılır. Böylece kapsüller irileşir, tohumlar olgunlaşır. Tohum ve kapsül verimi artar. Yazlık ekimlerde iyi bir verim almak için sulama sayısı 3-4 ?e çıkabilir.


      5. Çapalama

      İlkbaharda haşhaş bitkileri 8-10 yapraklı olunca, seyreltme ve ilk çapa yapılır. Tarlanın otlanmasına göre 20-25 gün sonra 2. çapa ve tekleme yapılır. Sıraya ekimlerde çapalama daha kolaydır. Çapa makinesi geçirebilmek için 50-55 cm sıra arası uygundur. Sıra üzeri mesafe ise 15-20 cm bırakılmalıdır. İkinci çapadan sonra haşhaş çok hızlı gelişir, toprağı gölgeler ve yabancı otların gelişmesine imkan vermez. Çoğunlukla 3. çapaya gerek kalmaz.


      6. Hasat

      Haşhaş kapsülleri tamamen kuruyunca hasat gelmiş demektir. Kuruyan kapsül içerisindeki tohumlarda kapsül dibine dökülür, kapsül sallandığı zaman tohumlar ses verir. Bir bitki üzerinde ve tarlada tüm bitkiler aynı zamanda olgunlaşmaz. Eğer kapsüllerde açılma olmaz ise henüz kurumayan kapsüllerin kuruması beklenir. Eğer aşırı kurumadan dolayı kapsüller açılmaya başlamış ise, tohum dökülmeye başlar, kayıplara neden olur. Bu duruma sebebiyet vermeden hemen hasada başlanır. Hasatta kapsüller sapa birleşme noktasından kırılarak toplanır. Tam sapa birleşme noktasından kırmak, makine ile mümkün olmadığı için hasat elle yapılır. Özel harman makinelerinden geçirilerek kapsüller parçalanır, tohumlar elenerek ayrılır.

      Kapsül T.M.O. kuruluşlarına satılır, tohumlar serbest piyasada değerlendirilir. Sulu şartlarda dekardan 120-200 kg/da tohum verimi ve 100-160 kg/da kapsül verimi alınabilir. Kuruya ekimlerde 50-120 kg/da tohum ve 40-110 kg/da kapsül verimi alınır. 300-500 kg arasında da kuru sap elde edilmektedir.
      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    7. #7
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21010
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Jojoba Yetiştiriciliği

      Jojoba Yetiştiriciliği

      Hazırlayan:

      Dr. Selçuk ÖZERDEN, Ziraat Yüksek Mühendisi



      Jojoba, çok yıllık, çalımsı ve kurağa dayanıklı bir çöl bitkisidir. Arizona, Kalifornia ve Meksika'dan Sonoran çöllerine kadar olan yerlerde doğal olarak yetişmektedir. Jojobanın son yıllarda çok popüler olmasına karşın kullanımı yeni değildir. Çok eski zamanlarda dini törenlerde kullanılmak üzere parfüm ve boya yapımında jojoba yağından faydalanılmıştır.


      Kaliforniya ve Sonara çölü yerlileri tarafından deri kanseri ve yaraların tedavisinde kullanılmış, 1933 yılında da Jojoba tohumundan elde edilen yağın diğer bitkilerden elde edilen yağlardan farklı olduğunu ve bu yağın balinalardan elde edilen yağla benzer özelliğe sahip olduğu keşfedilmiştir.


      Sanayide kullanım alanları öğrenildikten sonra yetişmesi uygun ülkelerde ticari amaçla yetiştirilmeye başlanmıştır. Şu anda ise A.B.D, İsrail, Mısır, Avustralya, Arjantin, Brezilya, Paraguay, Venezuela, Libya, Sudan, Kenya, Kuveyt, Hindistan, Nijerya, Japonya ve Avrupa Birliği üye ülkeleri Jojoba yetiştiriciliği konusunda her türlü imkanı değerlendirmektedirler.


      Türkiye'de yapılan çalışmalar sonucunda jojoba ekiminin yaygınlaşması ile birlikte ekonomiye büyük katkı sağlanacağı beklenmektedir.


      Antalya ve Adana'dan olumlu sonuçlar alınması sonucunda ise İzmir, Denizli, Konya, Ağrı, Elazığ, Ankara, Malatya, Afyon, Yalova, Mersin, Aksaray, Adıyaman, Nevşehir ve Kayseri'de de jojoba ekimine başlanmıştır. Bitkiden elde edilen yağa firmalardan özellikle Amerika ve İsrail'den talep gelmektedir. Jojoba bitkisi geleceğin en karlı yatırımları arasında yer almaktadır.


      Kullanım Alanları:


      Jojoba,yağı üstün bir yağlayıcı olması nedeni ile yüksek devirli makinelerde, alet ve metal kesme işlerinde kullanılmaktadır. Değişik sıcaklıklarda stabil bir sıcaklık göstermektedir. Bu özelliği ve süper nemliliği nedeniyle Jojoba yağı sürtünmeyi önemli ölçüde azaltmakta ve bu da çalışan makine parçalarının aşınmasını önlemektedir.


      Penisilin üretiminde köpürmeyi önlemektedir. Jojoba yağı diğer bilinen yağlardan çok üstündür. Anlaşılması güç fakat gerçek olarak jojoba yağı bu işlemde önemli bir etkiye sahiptir. Penisilin üretimi için jojoba yağı kullanılırsa yerfıstığından 6 kat daha az yağ tüketilmektedir. Bu da %15-20 daha fazla üretim demektir.


      Jojoba yağı E vitamince zengindir. ve tıpta, küçük çizik, kesik, sivilce, püstül, saç ve deri bozukluklarında yenileyici ve %100 saflığı nedeniyle yapay kalplerde yağlayıcı olarak ta kullanılmaktadır.


      Olağanüstü deri yumuşatıcı özelliği bulunmaktadır. Ayrıca güneş yanıklarına karşı kullanılmaktadır.


      Jojoba asla soğutma ve buna benzer özel muamele olmadan bozulmadan ekşimeden kalabilmektedir. Bu çok uzun süreli raf ömrü besin endüstrisinde kekten pişirme yağına kadar her şey için besin endüstrisinde önemli bir şeydir.


      Yağsız, kalorisiz, kolesterolsüz pişirme ve salata yağı olarak kullanılması hayal edilmektedir. Günümüzde çok sayıda uluslararası şirket böyle bir yağı piyasaya sürmek için uğraşmaktadır.


      Jojoba yağının ekşimediğini ve sonsuza kadar bozulmadığını gösteren araştırmaları Kalifornia Üniversitesi yapmıştır. 27 parti cin mısırını aynı jojoba yağı ile pişirmişler ve 27. mısırın ilk mısır kadar taze olduğunu görmüşlerdir. Bu fastfoodlar da her zaman için taze yağla patates kızartma imkanı tanımaktadır.


      Jojoba ayrıca doğal bir iştah bastırıcı olan simmondsini içermektedir. Diyetlere yardım olarak şekerli çubuklardan, çikolata, tatlı, içeceklere kadar her şeyin içerisine katılabilmektedir.


      Hidrojenle doyurulmuş formunda Jojoba bir ciladır. Sertlik ve parlaklık kalitesi ile mobilya, yer, otomobil cilası ve uzun süre yanan mumlar gibi direk kullanım alanları sağlamaktadır.


      Kozmetiklerde göz ve deri enfeksiyonlarını önlemek amacıyla bakteri ve mantarlara karşı koruyucu özelliği bulunmaktadır. Kısaca Jojoba bu mükemmel yapısı ile eşsiz bir bitkidir.


      Bitkisel Özellikleri:


      İki evcikli bir bitkidir. Erkek ve dişi çiçekler ayrı ayrı bitkilerdedir. Dişi çiçekler küçük, kokusuz veya güzel koku guddeli, nektarsızdır. Erkek çiçekler sarı renkli ve polen keselidir. Küçük salkım halinde bitkide bulunurlar. Döllenme ilkbahardaki kuvvetli rüzgarlarla olmaktadır.


      Tamamen olgunlaşma ağustos ve ekim aylarında gerçekleşir. Meyve tek tohumludur. Tohumlar tam olgunlaştığında maun ağacı renginde koyu kahverengi rengindedir. Yetiştiği çevre koşullarına ve bitkilere göre değişmekle birlikte tohumun hacimce %50'si yağdır.


      Yetiştirilmesi:


      Jojoba yetişmesi için güneş ve ışık istemektedir. Genellikle tohumla üretilmektedir. Çimlenme sıcaklığı 30 C'dir. Çimlenmesi çevre koşullarına bağlı olarak birkaç günden birkaç haftaya kadar sürmektedir.


      Bitkilerin çiçeklenmesi ekimden 2-4 yıl sonra gerçekleşmektedir. Bu süreye kadar bitkilerin cinsiyetlerini tespit etmek mümkün değildir. Tohumdan üretimde erkek bitki çıkma ihtimali dişi bitki çıkma ihtimaline göre daha fazla olmaktadır. Bu nedenle bazı özellikleri bilinen tohum verimi yüksek klonların üretilmesi önem arz etmektedir. Bu da ancak vejetatif yolla mümkün olmaktadır. Tohum verimleri bitki başına 138 - 578 gramdır.


      Bitki ekim yapıldıktan sonra özel bir sulama veya bakım istemiyor. Gerekli yıllık yağış miktarı 500 mm civarında Türkiye'nin doğal yağışı bitkinin su ihtiyacını karşılamaktadır. Bitki hiç susuz uzun yıllar yaşayabilme özelliğini göstermektedir.


      Bitki Türkiye'de zeytinin yetiştiği her yerde yetişebiliyor. Tohumları yaklaşık 25 yıl özelliğini kaybetmeden koruyabiliyor. 600-1200 metre yüksekliklerde yetişen bitkinin toprak seçiciliği yoktur. Jojobanın kökleri ortalama 9-10 metre derine inmektedir. Bu da ona kurağa dayanıklılık kazandırmaktadır. 100-200 yıllık ömrü vardır. Jojobanın tohum ekiminde her çukura 4 tohum atılması önerilmektedir.
      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    8. #8
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21010
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Kanola Yetiştiriciliği

      Kanola Yetiştiriciliği

      Kanolanın Önemi


      Bitkisel yağ kaynağı olarak Kanola ülkemize II. Dünya savaşı sırasında Bulgaristan ve Romanya'dan Gelen göçmenlerle kolza adı ile ülkemize girmiş ve Trak-ya'da ekim alanı bulmuştur. Ülkemizde rapiska, rapitsa, kolza isimleriyle de bilinen kanola kışlık ve yazlık olmak üzere iki fizyolojik döneme sahip bir yağ bitkisidir. Kanola tanesinde bulunan%38-50 yağ,%16-24 protein,zengin oleik ve linoleik asit miktarı ve yağının kaynama noktasının yüksek olması (238 0C) nedenleriyle önemli bir yağ bitkisidir.


      İklim ve Toprak İstekleri


      Kanola bitkisi kışlık ve yazlık olarak yetiştirilebilmektedir. Ülkemizde genellikle kışlık kanola tarımı yapılmaktadır. Kışlık kanola kışa kar altında ?15 0C ?ye kadar dayanıklıdır.Ancak kışa girerken rozetleşmesini tamamlamış olması gerekmektedir. Bunun için Ekim ayının başında tavlı toprağa ekilmeli ve çıkışı sağ-lanmalıdır.Kışa rozet dönemi oluşmadan giren kanola bitkileri sıfırın altındaki sıcaklıklardan zarar görmektedir.Yazlık kanola daha çok ılıman iklim bölgeleri olan Ege ve Akdeniz'de yetiştirilmektedir.

      Konola bitkisi kumlu ve hafif topraklar dışında hemen hemen her toprakta yetişmektedir. Su tutan, göllenen tarım alanlarında çok zarar görmektedir. En iyi yetiştiği toprak humuslu, derin yapılı, nötr veya hafif alkali ve hafif asit topraklardır (pH: 4.2-7.2).


      Toprak Hazırlığı


      Kanola tohumu çok küçük ve çimlendikten sonra toprak yüzeyine çıkış yüzdesi düşük olduğundan tohum yatağının iyi hazırlanması gerekmektedir. Mümkünse iç bölgelerde buğday hasadından sonra gölge tavına sürüm yapılmalıdır. Daha sonra kazayağı ve tırmık ile tohum yatağı keseksiz ve tavı kaçırmadan hazırlan-malıdır. Ekimden önce toprağın yüzeyinin düzgün olması ve bastırılması için tapan çekilmelidir. Tapan çekilmezse tohumlar derine gideceğinden üniform düz-gün bir çıkış sağlanamaz.


      Ekim Zamanı


      Ekim zamanı toprak ısısı ile yakından ilgilidir. Çimlenmenin iyi olabilmesi için toprak ısısı en az 10-12 0C olmalıdır. Kanola ekim zamanı Trakya, Marmara, Ege, Güneydoğu Anadolu bölgelerinde 15 Eylül- 15 Ekim tarihleri arasında yapılmalıdır. Karadeniz bölgesinde sahil kuşağında en uygun ekim zamanı 15 Ey-lül- 20 Ekim tarihleri, iç kesimlerde 20 Eylül- 10 Ekim tarihleri kanola için uygun ekim zamanıdır. Bu şekilde iyi çıkış yapan kanola bitkileri kışa 4-6 yaprak (rozet dönemi) arasında girer ve kuvvetli bir kök sistemini geliştirerek soğuktan zarar görmez. Eğer kanola ekimleri Kasım ayına sarkarsa genç fideler zarar görmektedir. Bu nedenle kanola ekiminde geç kalınmamalıdır.


      Tohumluk


      Kanola tarımında tohumluğun önemi büyüktür. Çiftçiler kendi hasat ettikleri üründen kesinlikle tohumluk olarak ayırmamalıdır. Çünkü kanola bitkisi % 34 lere varan ölçüde yabanı hardal türleri ile melezlen-diğinden ikinci yıl hasat edilen ürün tohumluk olarak ekildiğinde hasat edilen ürünün yağında erusik asit ve küs-pesinde glukosinalat oranı artacaktır. Her yıl kontrollü olarak üretilen sertifikalı tohumlukların üreticiler tarafından alınması gerekmektedir. Alınacak tohumlu-ğun ekileceği bölgede denenmiş ve kış soğuklarına dayanıklı olması gerekmektedir.


      Ekim Şekli


      Kanola ekimi yonca ekim makinası gibi küçük tohumları ekebilen mekanik yada pnomatik mibzerlerle yapılmalıdır. Üreticiler gelişmiş ekim makinalarını kul-lanarak sıra arası, sıra üzeri ve ekim derinliğini kolaylıkla ayarlayabilirler. Bu tip gelişmiş ekim makinaları ile ekimde 1 da a kullanılan tohum miktarından ö-nemli tasarruf sağlanmakta, 1 da 800-1000 gr yeterli olmaktadır ve düzgün bir çıkış elde edilmektedir. Kanola akiminde sıra arası mesafe 20 cm, sıra üzeri me-safe ise 3-4 cm arasında olabilir. Ekim derinliği 1.5-2 cm civarında olmalıdır. Aşırı sık ve derin ekimden kaçınılmalıdır. Derin ekimde çıkışlar mütecanis olmaz, geç kalır ve kışa iyice gelişmeden gireceğinden zarar görür. Sık ekim için de aynı zayıf gelişme söz konusudur. Zayıf kök yapısına sahip kanola bitkileri kış soğuklarından önemli ölçüde zarar görmektedir. Bazı gevşek yapıdaki topraklarda ekimden sonra merdane geçirilirse çıkış iyi olmaktadır.


      Bakım


      Normal zamanında yapılan ekimlerde kanola gür geliştiği için içerisinde yabancı ot barındırmaz. Tarlada yabancı ot olarak hardal varsa kanola ekilmez. Çünkü ikisi de aynı familyadan olduğundan mücadelesi zordur ve daha sonra hasat edilecek kanola ürününe karışarak kaliteyi bozar. Ayrıca kanola bitkileri Nisan ayı-na kadar olan gelişme döneminde toprakta taban suyu yüksekliğine ve su tutmasına karşı çok hassas olduğundan yağışlı dönemlerde tarlada göllenme olursa hemen su tahliye edilmelidir.


      Gübreleme


      Kanola her 50 kg verim için toraktan 1 kg S (kükürt) kaldırmaktadır. Buna göre uygulanacak gübre formlarının amonyum sülfat türü olmasına dikkat edilmeli-dir. İyi bir verim alabilmek için dekara 12-14 kg saf azot, 7-8 kg fosfor verilmelidir. Azotlu gübrenin yarısı ( 6 kg/da), fosforlu gübrenin tamamı ekimle birlikte, azotlu gübrenin diğer yarısı Şubat sonu Mart başında sapa kalkma döneminde verilmelidir.


      Ekim Nöbeti


      Kanola yetiştiriciliğinden yüksek verim alabilmek için mutlaka münavebe yapılmalıdır. Kanolanın gireceği bazı münavebe modelleri şu şekilde olabilir;

      1. Model: Ayçiçeği + Kanola + Buğday +Mısır

      2. Model: Buğday + Kanola + Baklagil + Ayçiçeği

      3. Model: Buğday + Kanola + Şekerpancarı + Kavun-Karpuz

      4. Model: Ayçiçeği + Kanola + Buğday


      Kanola Tarımında Yabancı Ot Mücadelesi


      Yabancı ot mücadelesi kanolanın ilk yetişme devresinin ilk ayında çok önem taşır ve yapılması % 20-30 oranında daha fazla verim alınmasını sağlayabilir. Hızlı gelişme yeteneğine sahip yabancı otlar özellikle ilk gelişme devresinde faydalı tarla alanını kaplayarak kanola bitkisinin gelişmesini engelleyerek ve bitki besin maddelerine ortak olarak önemli oranda zarar yaparlar. Kanola bitkisi 30-40 cm boyunda olduğunda gür gelişip, gölge yaparak diğer yabancı otların gelişmesini büyük oranda engellemektedir.


      Kanola Hastalık ve Zararlıları


      Kanolanın önemli zararlıları toprak pireleri, tarla salyangozu, kanola sap hortumlu böceği, lahana kelebeği ve yaprak bitidir. Özellikle Trakya'da bazı lokasyonlarda lahana kelebeği ve Karadeniz Bölgesinde de yaprak biti zararı fazladır. Yaprakların ve çiçek saplarının öz suyunu emerek beyazlama yapmakta ve önemli verim kayıplarına neden olmaktadır. Bu zararlılar ile ilaçlı mücadele yapılmalıdır.

      Önemli hastalıkları ise mildiyö, kolza kök uru, kurşuni küftür. Trakya'da hastalıklar pek yaygın değildir.


      Kanola Tohum Bağlama


      Kanola çiçeklenme döneminde tozlanma için çeşidin kendine tozlanmasının az veya çok olmasına bağlı olarak yüksek oranda bal arılarına ihtiyaç duyar. Bu nedenle çiçeklenme dönemindeki sürede kanola tarlaları yakınında arı kovanı bulunması harnuplarda (kapsüllerde) döllenme ve tane tutmayı artırır. Çiçeklenme ve döllenme bitkide alttan yukarı doğru olmaktadır. Nisan sonu Mayıs ayı başlarında kanolanın çiçeklenmesi arılara bol miktarda çiçek tozu sağlamaktadır.


      Hasat ve Depolama


      Kanola, havaların sıcak veya yağışlı gitmesine ve çeşidin erkenciliğine bağlı olarak çiçeklenmeden 40 ile 50 gün sonra hasat olumuna gelir. Trakya'da 10 Hazi-ran, Akdeniz'de 10 Mayıstan itibaren kanola hasadı yapılabilmektedir. Kanola hasat olumuna geldiğinde bitkilerin sap, yaprak ve kapsülleri tamamen kuruyup sararır. Kırmızımsı sarı bir renk oluşur. Tohum kahverengiye dönüşmüşse hasat zamanı gelmiş demektir. Kanola bitkisinde olgunlaşma aşağıdan yukarıya doğ-rudur. Hasatta bitkileri tam olgunlaşması beklenirse alt kapsüllerde çatlama ve dökülmeler görülür. Erken hasatta ise üst kapsüller tam olgunlaşmadığından hasat kaybı olur. Kanola taneleri çok küçük olduğundan hasada başlamadan önce biçerdöverin ayarları çok iyi yapılmalıdır. Dekardan alınan verim ekilen çeşi-din verim gücüne ve toprak verimliliği ile iklim koşullarına bağlı olarak 250-350 kg arasındadır. Emniyetli bir depolama için tanelerin rutubeti %9 u geçmeme-lidir. Kuru ambarlarda depolanmalıdır. Aksi halde çok çabuk kızışma olur ve küflenir.


      Sonuç


      Snuç olarak kanola tarımında çiftçilerimizin birim alandan daha yüksek verim elde etmeleri ve kazançlarını artırmaları buraya kadar belirtilen yetiştirme tekni-ği esaslarını tam olarak uygulamalarına bağlıdır. Kanola tarımı konusunda daha geniş bilgi almak isteyenler en yakın Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı A-raştırma Enstitüleri ile Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine başvurdukları takdirde kendilerine yardımcı olunacaktır.
      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    + Yeni Konu Aç
    2 sayfadan, 1.sayfa 12 SonSon

    Konu Açıklaması

    Users Browsing this Thread

    Şuanda bu konuyu 1 kişi izlemekte. (0 üye ve 1 misafir)

    Bookmarks

    Bookmarks

    Gönderme Kuralları

    • Yeni konu açılamaz!
    • You may not post replies
    • You may not post attachments
    • You may not edit your posts
    •  

    Forum Kuralları