• Acılı
  • Aptal
  • Aranıyor
  • Arsız
  • Aşık
  • Ölü
  • çılgın
  • üzüntülü
  • üzgün
  • Bahahaha
  • Bilgin
  • Bulantılı
  • Bulutlu
  • Canlı
  • Cap Canlı
  • cesaretli
  • Dead
  • Deli
  • Depresyonda
  • Eğlenmiş
  • gay
  • Goofy
  • Hacker
  • hoşgörülü
  • Huysuz
  • Huzurlu
  • Israrcı
  • iyi
  • Karışık
  • kaygılı
  • Küstah
  • Kederli
  • Keyifli
  • Kimsesiz
  • Kop Kop
  • Korkulu
  • kuşkulu
  • Manyak Deli
  • melek gibi
  • Meraklı
  • Meşgul
  • Mutsuz
  • Neşeli
  • Niteliksiz
  • Oylesine
  • Panik
  • Paranoyak
  • Rahat
  • Sakin
  • Saldırgan
  • Sarhoş
  • Sert ve kaba
  • SIKKIN
  • Sinirli
  • Sıcak
  • Tembel
  • utangaç
  • Uykucu
  • uykulu
  • Uyuşuk
  • Yaramaz
  • Yürekli
  • Yorgun
  • Yoğun
  • Şüpheli
  • Şeytani
  • Şeytani2
  • Şokta
  • şşşşttt!
  • 4 sayfadan, 1.sayfa 123 ... SonSon
    Gösterilen Sonuçlar 1 sonuçtan 8 ile 25 arası

    Konu: Geniş Yapraklı Ağaçlar

    1. #1
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21202
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Geniş Yapraklı Ağaçlar

      Paulownia Yetiştiriciliği

      AĞAÇ HAKKINDA

      Paulownia (pwl) anavatanı Çin olan çok hızlı büyüyen ilk dikim yılında 5-6m boya ulaşabilen geniş yapraklı bir ağaç türüdür.Pwl hızlı gelişmesinin yanı sıra kerestesinin değerli ve kullanım alanının geniş olması sebebiyle gelişmiş ülkelerde büyük ilgi görmektedir.Bilinen 9 çeşit pwl türü arasında P.Elongata,P.Tomentosa ve P.Fortunei ülkemiz koşullarına uyum sağlamaktadır.
      Elongata ve Tomentosa 28 C , +50 C sıcaklık dilimlerinde ve 0-2000m rakımlarında yetişebilmektedir.

      TOPRAK İSTEĞİ

      Paulownia 'nin adaptasyon kabiliyeti çok yüksek olduğundan ciddi bir toprak seçiciliği yoktur.Yetişebileceği pH aralığı 5-8.5 , optimum pH 5.5-7.5'dir.Max tuzluluk 1000ppm.dir.Kaba yapılı topraklarda , hafif ve orta killi topraklarda rahatlıkla yetişir.
      Paulownia suyu seven bir bitki olmasına karşın yüksek taban suyu istemez.Taban suyu toprak yüzeyinden 1-1.5m aşağıda olmalıdır.
      Ağır killi veya kireçli topraklarda aşırı maliyet getirmeyecek gübreleme programları ile iyi bir yetiştiricilik yapmak mümkündür.

      İKLİM İSTEĞİ

      Paulownia 0-2000m rakım ve �28 C , +50 C sıcaklık dilimleri arasında yetiştirilebilir.Isı ve ışık ihtiyacı yüksektir.Serin bölgelerde Pwl nispeten yavaş yetişmekte fakat sıcak bölgelere oranla daha kaliteli kereste vermektedir.
      Paulownia direk güneş ışığı alan yerlere dikilmelidir.Yağış miktarının düşük olduğu bölgelerde sulama şarttır.
      Paulownia yetiştirmek için kavak baz alınabilir.Kavak yetiştiriciliği yapılan tüm bölgelerde Paulownia yetiştirilebilir.

      SULAMA

      İlkbahar ve yaz dikimlerinde bölge ve toprak özelliklerine göre haftada 2-3 kez sulama yapılmalıdır.Su ihtiyacı toprak özelliklerine göre farklılık gösterecektir.
      Bitkinin su ihtiyacını tespit etmenin en pratik yolu toprak muayenesidir.Toprak tavını kaybetmeye yakın plantasyonlar sulanmalıdır. Paulownia bol su istemesine karşın kök bölgesinde devamlı aşırı miktarda su istemez.Gereğinden fazla sulandığında özellikle fide dikimi yapılmışsa fidelerde çürümeden dolayı kayıplar olacaktır.
      Bitkilerin büyümesiyle sulama araları açılacak 15 günde 1 e kadar düşecektir.

      DİKİM MEVSİMİ VE DİKİM ARALIKLARI

      Ülkemizin çoğu bölgesinde Mart sonundan Kasım başına kadar dikim yapılabildiği gibi kış dikimi de uygulanabilir.
      Mevsim farklılıklarına göre dikimde kullanılan materyal değişiklik gösterir.İlkbahar-yaz ve erken sonbaharda 10-15 cm boyunda fideler kullanılabilir.

      Kış aylarında ise kök sistemi gelişmiş fidanlar kullanılmalıdır.Bu fidanların gövdelerinin odunlaşmış olmalarına dikkat edilmelidir , böylelikle olumsuz kış koşullarına daha kolay direnç gösterirler.Kış dikiminde durgunluğa girmiş (dormansi) yapraklarını dökmüş fidanlar kullanılabilir.

      Sonbahar ve kış mevsiminde yapılan dikimlerden sonra ilkbaharda fidanlar toprak yüzeyinden kesilmelidir.Bu işlem rakımı yüksek bölgeler içinde ilkbahar ve yaz dikimi yapılsa dahi rutin uygulamadır.

      Dikim aralıkları 4x4m olarak tavsiye edilmektedir.Buradaki avantaj hem ağaç taçları birbirine girmeyecek hemde toprak işleme kolay olacaktır.Bunun yanında dikim aralıkları arttırılarak kombine tarım yapma olanağı yaratılabilir.

      KOMBİNE TARIM

      Paulownia, pamuk,mısır,soya,patates ve sebzelerle birlikte yetiştirilebilir. Kombine tarım yapılacaksa dikim aralıkları buna göre ayarlanmalıdır. 6x10m, 6x15m, 5x20m gibi.

      Avantajları;

      · Birlikte yetiştirildiği bitkilerde %20 ye yakın verim artışı sağlar.
      · Sulama suyunun sebep olduğu tuzlanmayı engeller.
      · Sonbaharda dökülen yapraklarıyla toprak profilinden aldığı bitki besin maddelerini birlikte ekildiği maddelerin kullanımına sunar. Gübreleme yapar.

      KERESTE ÖZELLİKLERİ

      Soluk sarı bal görünümünde, kokusuz,pürüzsüz ve budaksızdır. m³/kg'a yüksek miktarda kereste çıkar. Düşük çekme (0.27-0.37),kırılma,deforme olmama ve 400 C de yanma ısısı gibi özellikleri vardır. Selüloz oranı ise %46-49 arasında değişir.

      1-Çok iyi ısı yalıtım malzemesidir. Termal iletkenliği 0,0063-0.086 kcal m-1
      hr-1 sıcaklık iletkenliği 0.000561-0.000631 m-2 hr -2 değerleriyle bilinen 40 tür içerisinde en yüksek sıcaklık yalıtım verilerine sahiptir.

      2- Diğer keresteler içerisinde dönmeye,çatlamaya ve deformasyona karşı en dayanıklısıdır. İşlemesi çok kolaydır. Çapak,kıymık vs. yapmaya müsait değildir.

      3- Paulownia kerestesi çürümeye karşı dirençlidir ve aynı zamanda zararlılara karşı dirençlidir. Bu kereste ile yapılmış 100 yıllık evler daha ayakta durmaktadır. Szechuan vilayeti orman araştırma enstitüsü, Hong Ya orman çiftliğinde bir çok ağacı çürümeye bırakmış ve 16 yıl sonra Paulownia haricindekilerin tamamen çürüdüğü Paulownianında sadece yüzeyden 1cm derinde çürümenin başladığını rapor etmiştir.

      4-Paulownia çok iyi bir şekilde dilimlenebilir ve soyulabilir. Bu kaplama ve kontroplak üretimine elverişli bir malzeme olduğunu gösterir. Zımparalanmış yüzeyi viskozitesi doğru yapışkanla 0.25 mm ye kadar inceltilebilir.

      5-Dünyanın üzerine yazı yazılabilen en iyi kerestesi olduğu olduğu için Japonya'da kartvizit yapımında kullanılmaktadır.

      6-Kerestesi tatsız ve kokusuz olduğundan her türlü yiyecek malzemesinin yanında kullanılabilir. (örneğin Dondurma çubuğu,ambalaj)

      7-Kerestesi bel vermediği ve bükülmediği için 2 yaşındaki Paulownialar Çin de çatı makası olarak kullanılmaktadır. Aynı çaptaki iğne yapraklı kerestelerden daha iyi performans gösterirler.

      8-Yoğunluğu 260-330 kg/m³ (%15 rutubetli) arasında değişir. Diğer sert ağaç türlerinden daha hafiftir. (Çam 450/m³,Okaliptüs 800 kg/m³) ambalaj sanayi için bir avantaj yaratır.

      9- Hafifliği ve yüksek rezonans kabiliyeti sayesinde müzik aletleri yapımında kullanılır.

      10- Birinci sınıf beyaz kağıt hamuru üretiminde kullanılır.

      11- 2-3 senelik Paulownia ağacından kalem ve cetvel üretilebilir. Avantajı hafif ve sert oluşudur.

      12- 1-2 senelik Paulownia ağacından aktif karbon sanayinde yararlanılır.

      KULLANIM ALANLARI

      BAL

      Nisan,Mayıs ve Haziran aylarında Paulownia çok miktarda çiçek üretir. Bu ağaçtan alınan bal, açık renkli renk olup özel bir aroması vardır, yüksek miktarda üretilir ve ticari karışımlar için ideal bileşim olarak kullanılır.

      HAYVAN YEMİ

      Paulownia'lar çok geniş ve yüksek hacimde yaprak üretirler. Çinde bu yapraklar kurutulduktan sonra kıyılır ve silolarda saklanır. Koyun, keçi,tavşan,sığır, ve domuz besini olarak kullanılır. Kuru yaprakların besin değeri yağ,şeker ve protein açısından zengin olup ağırlıkları oranında tahıl ile aynı değere sahiptirler.

      GÜBRE

      Paulownia kök sistemi toprağın çok derinlerine giderek,fidanlıktaki diğer ürünlerin ulaşamayacağı rutubet besin maddelerini alır. İşte bu derin toprak tabakalarından alınan besinler ve rutubet,sonbaharda dökülen yapraklar, oluşan zengin örtü ile gübreyi oluşturur. Paulownia yaprakları zengin nitrojen (Azot) içermektedir ve rutubetli ortamlarda hemen dekompoze olarak gübre haline geçerler. Sürülen toprak, bu gübre ile karışarak toprağın verimliliğini artırır.

      RÜZGAR PERDESİ

      Paulownia büyük yaprakları sayesinde geniş bir alan kaplar. Bu nedenle özellikle deniz kenarında devamlı rüzgara açık konutların korunmasında kullanılabilir. Şekil verilmesi son derece kolay olan ağaçlarla;rüzgarın yön ve şiddeti dikkate alınarak rüzgarkıran perdeler tesis edilebilir.

      HAVA KİRLİLİĞİ

      Paulownia ağacının yaprakları toz duman ve hava kirliliğini emerek temizler. 1 hektar paulownia yılda 6 kg atmosferik kükürt emme kabiliyetine sahiptir. Tesis edildiği kentlerde %80 oranında hava kirliliğini azalttığı gözlemlenmiştir.

      EREZYON VE ENERJİ

      Paulownia derin kök sistemi sayesinde toprağı tutar ve neticede heyalanı önler. Yine geniş yaprakları ile rüzgar ve damla tesirinden toprağı korur.
      Birçok gelişmiş ülke ısınmak için oduna dönmeye başlıyor. Bu ülkelerde evlere ısı verimi yüksek sobalar kuruluyor. Ayrıca paulownia nın A.B.D.'de bazı enerji santrallerinin etrafına enerji ormanı amaçlı dikildiği biliniyor.

      1.Toprağın Seçimi :

      Paulownia su geçiren, kumlu, az killi, bitkisel toprağı sever.Paulownia ideal olarak -28, +50 C�lık ısı diliminde yetişir.Isıda meydana gelebilecek %20 lik farklar bitkiyi fazla etkilemez.Toprağın sert olduğu yerlerde takribi 1 metre çapındaki derinlikte açılacak bir çukur bol kumlu toprakla doldurulursa yetiştirme için en uygun ortam yakalanmış olur.

      2.Zamanlamayı Göz Önünde Bulundurma :

      Türkiye'nin çoğu yerinde ekimler Nisan'ın 1 inden, Ekim' in ortalarına kadar yapılabilir.

      3.Yerin Seçimi :

      Paulownia ağacı güneşi sever.Bu nedenle Paulownia� nın gün boyu güneş alan yerde yetiştirilmesi en iyisidir.Paulownia ağacı derin köklere sahiptir, diğer ağaçlar gibi köklerini etrafa dağıtmaz.

      4.Toprağın Hazırlanması ve Dikim :

      Fideyi hiçbir zaman gövdesinden taşımayın, sadece köklerinden taşıyınız.Dikimde gövdeye zarar vermeyiniz.

      . Köklerinin iki katı genişliğinde ve kabıyla aynı derinlikte bir çukur kazın.
      .Çukurun duvarlarını kabartın, böylelikle kökler toprağa kolaylıkla nüfus edebilir.
      . Fideyi kabından çıkartın, köklerin toprağını kaybetmemesini sağlayın.Fide gövdesi kapta ne kadar topraktaysa ekildiğinde de o kadar olmalıdır.
      . Sulayın ! Sulama toprağın yerine oturmasını sağlayacak ve içerisindeki havayı yok edecektir.Fide suyu emdikçe yerine oturacaktır.
      . Eğer fidenin gövdesinde küçük filizler varsa onlar keskin bir bıçak yardımıyla kesilmelidir. Yoksa bunlar ağaç büyürken ağaca zarar
      verebilir.

      Paulownia'nızın Filizlenmesi :

      Paulownia'yı ilk ektiğinizde gübre kullanmanız önerilmez.Dikimden yaklaşık 1 ay sonra 100 gr. azotlu gübre kullanılmalıdır.

      SULAMA:

      Sulama özellikle ilk 8-12 haftada önemlidir.Ağaçlar her hafta 2 yada 3 kere sulanmalıdır( İlk iki yıl içinde ).Gelişmiş ağaçların su ihtiyacı azdır.

      İLKBAHAR DİKİMİ:

      Son dondan sonra yani toprak sıcaklığının 16-18 C'ye ulaştığı zaman dikime başlanabilir.İlkbaharda dikilen Paulownia fideleri, Sonbahara kadar 6-7 m. yüksekliğe ulaşacaktır.İlkbahar dikiminde taze fidelerin kullanılması gerekir.Eğer geçmiş yılın fideleri kullanılıyorsa, fide toprağa verildikten sonra toprak yüzeyinden kesilmelidir.Kesilen fide yeni ve taze filizler verecektir.Bu filizlerden en sağlam ve sağlıklı olanı bırakılıp, diğerleri kesilmelidir.

      SOBAHAR DİKİMİ:

      Sonbahar dikiminde kök sistemi gelişmiş, gövdesi odunlaşmış fideler kullanılmalıdır.Dikimden sonra fideler durgunluğa girecek ve yapraklarını dökecektir.Fakat kök gelişmesi devam edecektir.Bu dikilen fideler baharla birlikte uyanmaya başladığında toprak seviyesinden kesilmeli ve yeni taze filizler elde edilmelidir.Kesilen yere sulandırılmış kireç sürünüz.Aşı macunu kullanmayınız.

      KIŞ DİKİMİ:

      Kış dikiminde odun dokusu gelişmiş, durgunluğa girmiş( yapraklarını dökmüş ) fide kullanılmalıdır.Bu fidelerde her ne kadar toprak üstü aksamda bir hareket yoksa da kök gelişmeye devam etmektedir.Bu fidelerde sonbahar dikiminde olduğu gibi baharla birlikte uyanmaya başladığında toprak seviyesine yakın bir yerden kesilmelidir.

      GÜNEŞLENME:

      Büyümek için bol güneşe ihtiyaç duyar.Paulownia rahat güneş alabileceği yerlere dikilmelidir.

      SULAMA:

      Paulownia suyu seven bir ağaçtır fakat tercih ettiği, kök bölgesindeki hareketli sudur.Özellikle dikimde taze fide kullanılmışsa çürümeye sebep olacağından aşırı sulamadan kaçınılmalıdır.Sıcak bölgelerde fidelerinizi diktikten sonra iki-üç gün ara ile sulayın.Su ihtiyacını belirlemenin en pratik yolu toprak muayenesidir.Toprağınızı kontrol edin, toprak tavını kaçırmaya yakın sulama yapın.Bitkiniz büyüdükçe sulama aralıklarını açabilirsiniz.
      Yeterli yaz yağmuru alan bölgelerde paulownianızın tuttuğundan emin olduktan sonra sulamayı kesebilirsiniz.Fakat yine de toprak muayenesi ile su ihtiyacı kontrolünü ihmal etmeyin, gerekiyorsa sulayın.

      OT MÜCADELESİ:

      Dikimden önce ve dikimden sonra mutlaka yabancı otla mücadele ediniz.Eğer arazinizi herhangi bir zirai alet (gobli, çapa motoru, freze) ile işleyerek yabancı ot mücadelesi yaparsanız, toprağı yumuşatacağınız için fidanlarınızdan daha iyi bir performans alırsınız.Bitkinizin gövdesi gelişip odunlaştıktan sonra herbisit kullanabilirsiniz.

      BUDAMA:

      Bitkinizde ana gövde ile yapraklar arasından filizler çıkacaktır.Bu filizleri keskin bir bıçak ile büyümelerine fırsat vermeden kesin.Böylece düzgün ve budaksız bir gövde elde edeceksiniz.Eğer bir sonraki yıl fidanlar dipten kesilecekse en alttan birkaç sırayı budadıktan sonra budamaya son veriniz.

      ANA GÖVDE ÜZERİNDEKİ YAPRAKLARI KESİNLİKLE KESMEYİN VE KOPARTMAYIN! KOPAN HER YAPRAK PAULOWNİANIZIN BÜYÜMESİNİ BİR HAFTA GERİLETECEKTİR.

      Filizleri alarak yaptığınız budamaya ağaçlarınız 4-8 m. (bölgeye göre değişir), boya ulaşıncaya kadar devam edin.Bu süre ilkbahardan bitkiniz durgunluğa girinceye kadar geçecek süredir.

      GÜBRELEME:

      Dikimden bir ay sonra başlayarak ayda bir kez düzenli olarak azotlu gübre kullanın (Bölgenize göre amonyum sülfat veya amonyum nitrat tercih edebilirsiniz).Bu uygulama bitkinizin gelişimini hızlandıracaktır.100 gr. azotlu gübre ile başlayarak(bitki büyüdükçe arttırarak), 250 gr. kadar çıkartabilirsiniz.Bunun size getireceği gübre maliyeti bitkinin aktif olduğu ilkbahar-yaz sezonu boyunca ağaç başına 750-800 gramdır.Bu da diğer zirai ürünlerin gübre ihtiyaçları ile karşılaştırıldığında son derece düşük bir maliyettir.Bulabildiğiniz sürece yanmış hayvan gübresi kullanmaktan çekinmeyin.Kil oranı yüksek, ağır topraklarda hayvan gübresi ile birlikte yüksek aktiviteli organik gübre ve AGRO 1200 kullanınız.Bitkinin gelişimi ciddi olarak artacaktır.Gübre bayilerinden sağlayacağınız yüksek aktiviteli organik gübrelerin kullanım miktarları azotlu gübrelerinki ile aynıdır.Bu gübrelerin herhangi bir yakıcılığı olmadığından kullanım miktarını arttırabilir ve gübreleri dikim esnasında kullanabilirsiniz.Gübrelemede münavebe uygulayabilirsiniz:

      1.Gübreleme A.S
      2.Gübreleme ( 20-20-20 )
      3.Gübreleme A.S
      4.Gübreleme ( 20-20-20 ) gibi.

      Bununla birlikte yapraktan mineral madde uygulayabilirsiniz.Bu işlemler maliyeti arttıracak fakat ağacınızın çabuk gelişmesini ve kereste kalitesini yükseltecektir.


      Performans göstermeyen, büyümeyen ağaçlarınızı dikimden sonraki ilk kıştan çıkıp, ilkbahara girişte bitki uyanmaya başladığında toprak yüzeyinden kesiniz.Böylece kış boyunca gelişmiş olan kök sistemi üzerinden yeni ve taze filizler alarak yetiştirme şansınız olacaktır.Kestiğiniz yere sulandırılmış kireç sürünüz.

      BU İŞLEM RAKIMI YÜKSEK VE KIŞI SERT GEÇEN BÖLGELER İÇİN, GEÇ YAPILMIŞ DİKİMLER İÇİN RUTİN UYGULAMADIR.

      TOPRAK İŞLEME:

      Sonbaharda ot mücadelesini yaptıktan sonra Paulownia fidanlarınızın arasını kültivatör ile derince sürünüz.Bu işlem kök sisteminin kış boyunca sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlayacaktır.

      İLAÇLAMA:

      Paulownia genellikle ilaçlama ihtiyacı göstermez fakat fide dikiminde tırtıllar yada yaprak bitleri sorun olabilir
      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    2. #2
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21202
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Liquidamber orientalis [ Anadolu Sigla Agaci ]

      Liquidamber orientalis [ Anadolu Sigla Agaci ]

      Günümüzde sadece Anadolu, Amerika ve Çin'de doğal olarak yayılış gösteren Liguidambar cinsine ait taksonlar,paleontolojik bulgulara göre Tebeşir, Tersiyer,Pleistosen ve Eosen devirlerinde Kuzey Amerika ve Eurasya'nın geniş kesimlerinde bulunmaktaydı.Sığla ağacı esasında üçüncü zamandan kalma endemik bir türdür.Nitekim bugün yaşayan tek türüne rastlanmayan Avrupa kıtasında bile Tersiyerde birçok türlerinin yaşadığı bilinmektedir.Ancak buzul çağından sonra şimdiki yayılış safhalarına çekilmişlerdir.İlk bulunan Liguidambar poleni ve paleosen devrinde ,Kafkasya'nın ve Türkmenistan'ın (Hazar Denizi'nin doğusunda) maden yataklarında ve benzeri yerlerde bulunmuştur.En eski yıllara ait liguidambar polenleri paleosen'de Sibirya ve Kafkasya'da ,alt Oligosen depositelerinde Rusya ve Uzakdoğu'da bulunması bu cinsin jeolojik devirlerde bütün Kuzeydoğu Asya'da geniş yayılış gösterdiğine işaret sayılmaktadır.Weyland(1964) ,Tersiyer ve Tebeşir'de geniş yayılış gösterirken,bugun sahasının çok sınırlı olmasını uzun zamanın etkilerine bağlamaktadır.Szafer (1947) Karpatların kuzey eteklerinde, Depape(1923) aşağı Rhono vadisinde Tersiyer zamanından kalma liguidambar cinsine ait fosilleri tespit etmişlerdir.


      LİQUİDAMBAR ORİENTALİS MİLL.(ANADOLU SIĞLA AĞACININ) DENDROLOJİK (ODUN) ÖZELLİKLERİ

      Sığla ağacının bugün için Kuzey Amerika ile Güneybatı(Türkiye) ve Doğu Asya'da yaşayan türü kalmıştır.Bu türlerden üçü önemlidir.Bunlar L.styraciflua (Kuzey Amerika'da yetişen tür),L.orientalis(Türkiye'de yetişmekte) ve L.formosana(Doğu Çin ve Formoza adası'nda yetişmekte).
      Çınarı veya akçaağaçları anımsatan sığla ağacının tepesi genç fertlerle dar-sivri, yaşlı olanlarda yayvan ve geniştir.Sığla yağı üretimi yapılan yerlerdeki ağaçların gövdeleri düzgün değildir,formları çok bozuktur.Taban suyu seviyesi yüksek yerde yetişen diğer ağaçlar gibi gövdelerinin alt kısmı tabana doğru genişleyerek nayloid bir şekildedir.Sığla yağı ihtihsali yapılan meşcerelerde (Orman alanlarında) ,ağaçların boylarının en fazla 28,5m, çevrelerininde 3 m. olduğu ; sığla yağı istihsali yapılamayan sütçüller'deki ağaçların boylarının ise 35 m. 'ye ulaştığı saptanmıştır.Diğer taraftan cinsinin önemli türlerinden biri olan Amerikan sığla ağacı ,doğal türümüzden 45 m. 'ye varan boyu,120 cm. (Maksimum 96 m. boy ,88 cm. çap )'ye ulaşan çapı ile fark göstermektedir.Ağaçlar çok sayıda kök ,kütük ve su sürgünleri verir ve bu sürgünlerin üzerinde mantarsı çıkıntılar bulunur.Sonbaharda sarı ,koyu kırmızı, ilkbaharda kendine özgü canlı yeşil y,renkli yapraklara sahip olan sığla ağacımız oldukça dekoratif bir bitki olup ,park ,bahçe ve piknik alanlarında kullanılmaktadır.
      Kökleri farklı yetişme yerlerinde farklı yapıdadır.Taban suyu yüksek ve nemli olan yerlerde,taban arazide sığ, geniş ve yayvan olup,kök sisteminin küçük ve çok sayıda yan kökleri vardır. Çok rutubetli yerlerde ve bataklıklarda kazık kök geliştirmez .Taban arazide köklerin sığ, yayvan ve geniş olması bazı ağaçların rüzgar ve fırtınaların da etkisi ile devredilmesine neden olmaktadır.Yamaçlarda ve kurak yerlerde ise ağaçlar derine giden kök sistemi geliştirmektedir.
      Kubuk genç iken çatlaksız yaşlı iken çatlaklıdır.Kabuklar genç iken rengi grimsi ,yaşlanınca grimsi kahverengi veya kahve renklidir ve meşe ile akçaağacın kabuğunu andırır.Enine ve daha çok boyuna yarıklı olup ,pullar küçük ve büyüktür.Çatlaklar derindir veya bazı bireylerde derinlik fazla değildir.Kesilen kütükler üzerinde yapılan yaş sayımına göre 40 ila 80 yaş arasındaki ağaçlarda kabuk kalınlığı 0.5-1.9 cm. arasında ,çok yaşlı bazı fertlerde ise 4 cm. ye ulaşmaktadır.Kabuktaki çatlama 17 -24 yaşları arasında başlamaktadır.Bazı genç ağaçlarda kabuğun üzerinde ağacın ekseni üzerinde uzanan ince şeritler halinde mantarsı çıkıntılar bulunur.Genç sürgünler önce yeşilimtrak , sonra kırmızımsı-kahverengi olup ,incedir.Çıplak ve parlak olan sürgünler üzerindeki lentiseller küçüktür ve çıplak gözle görülebilir.Yan tomurcuklar sürgünlere çok sıralı sarmal olarak dizilmiştir ve sürgüne az çok yatıktır.Tepe tomurcuğu yan tomurcuklardan biraz daha büyüktür.Yumurta şeklinde ,elipsoid ve sivri uçlu olan tomurcuklar parlak olup pulların kenarı hafif kirpikli , kahverengi sürmeli ve çıplaktır.Pulların rengi elma yeşili-kahverengidir.Ovuşturuldukları zaman aromatik olup ,üzerinde 3 adet iletişlim demeti izi taşır.
      Ovuşturulukları zaman tomurcukları gibi aromatik kokulu olan(içerdikleri sığla yağından dolayı)yapraklar morfolojik (yapısal açıdan ) bakımdan çok büyük farklılıklar gösterir.Aynı sürgünlerde yapraklar boyut ve şekil bakımından birbirlerinden farklıdır.Beş loplu ve ışınsan damarlı olan yapraklarda her bir lop genellikle sekonder olarak loplara ayrılır. Ucu küt veya sivri olan lopların sayısı ender olarak 3 veya 7'ir.Yaprakların kenarı ince ve muntazam dişlidir.Dişlerin çok küçük olması özelliği ile çınar ve akçaağaçlardan ayrılır.Yaprak ayasının tabanında, ana damarların birleştiği yerde tüy demetleri saplanmış olup ,bazı yapraklarda söz konusu tüyler yok denecek kadar azdır.Üst yüzleri tamamen çıplak ve parlak yeşildir.Yaprağın sapı ince ve oldukça uzundur. Erkek çiçekler kurul şeklinde ve tomurcukların üst ekseninde bulunanlar sık ve sapsız ,alt tarafında bulunanlar ise daha seyrek olarak yerleşmiştir.eksenin en altında yer alan tomurcuklar ise saplıdır.Ayrıca topuzcuklardan eksenin ucunda yer alanlar daha büyük eksenin alt tarafındakiler ise küçüktür.Renkleri ilk oluştuklarında çok canlı yeşil olan tomurcukların her biri çok sayıda ,uzun ve kahverengi tüylerle örtülü bir pul(Brahte)tarafından taşınırlar. Erkek çiçekler olgunlaştıktan ve polenlerini dağıttıktan sonra ,renkleri soğuk sarı olur.
      Dişi çiçekler ilk oluştukları zaman renkleri yeşil olup daha sonraları kırmızımsı renk alır. Üzerleri hafif tüylü olup, meyve içinde dökülmeden kalırlar ve sertleşip odunsu bi hal alırlar.
      Meyve ilk oluştuğu zaman canlı yeşil iken, olgunlaştığında açık kahverengi olur. Kasım-aralık aylarıda olgunlaştığında meyveler sertleşir ve odunsu bir yapıya dönüşür. Uzun bir sapın ucunda, aşşağı doğru sarkık olarak durur. Olgunlaştıkları zaman sertleşir, kapsüller açılr ve tohumlar dökülür (meyvesi cok sayıda kapsülden oluşan, gürz şeklinde bir bileşik meyvedir). Meyveler dağılmaz )kapsüller bir arada kalır). Tohumlarını dağıttıktan sonra, kışı, hatta gelecek yazı ağaçta asılı olarak geçirir .Yeni oluşan meyvelerle, geçen yıla ait, tohumlarını dökmüş olan meyvelerin ağaçlarda bir arada bulundukları görülmektedir.
      Her bir kapsülde 1-2 adet tohum vardır. Kasım-aralık aylarında olgunlaşan meyvelerde kapsüller açılır, rüzgarın etkisi ile tohumlar dışarı saçılır. Tohumların bir kısmı boştur. Çok küçük kanatlı olan tohumun rengi koyu kahverengidir, basık, dip tarafı yuvarlak, uç kısmı sivridir. Tohum kabuğu parlak, ince ve serttir.
      Çimlenme laboratuvar koşullarında, edildikten sonra bir hafta sonra gerçekleşir. Açık havada ise çimlenme süresi 15 gündür. Doğada çimlenme özellikle rutubetli yerlerde kolay olmaktadır. Çimlenen tohumlardan, çenekleri oval, ilk yaprakları loplu olan fidecikle çıkar.

      SIĞLA YAĞI ÜRETİMİ VE ECZACILIKTA KULLANIMI İLE SIĞLA AĞAÇLARININ DURUMU HAKKINDA BİLGİ

      Sığla ağaçları gövdelerinde normal olarak bulunmayan, yaralanma sonucu oluşan travmatik (yaralanma) balsam kanalları oluşur. Bu balsamından dolayı bu ağaca Latince Liquidus (sıvı) ve Arapça, Amber (kokulu) sözcüklerinden yararlanılarak Liquidambar adı verilmiştir. Sığla ağacından sığla yağının çıkarılması ağaçta yara açılması ile olur. Bu amaçla, önce ağaçlarda yara açılacak kısımlar üzerindeki kabuk mart ayı sonuna doğru yontularak inceltilir. Buna kızartma işlemi denir. Ağaçlar bir ay süre ile bu sekilde bırakılır . Mayıs ayı sonunda, kaşık adı verilen aletle yaraların açılmasına başlanır. Damar denilen bu yaralar, dış kabuk, diri kabuk, kambium ve çok az miktarda da diri oduna girecek şekilde açılır. Bir hafta sonra, yaralar tazelenir ve bu işleme ''sır'' denilir . Bu işlemden iki hafta sonra, damarlar içinde biriken yağ kaşık ile sıyrılarak alınır ve buna da ''sır arkası'' denilir. Bundan sonra, esas sığla yağının alınması işlemine geçilir. Temmuz ayı ortasından ekim ayı sonuna kadar sürer. Bu süre içerisinde her 15 günde bir yaralar üzerinde biriken yağ, kabuk, kambiyum ve odun tabakları ile birlikte kaşıkla yontularak alınır. Böylece toplanan yağ ile kabuk, kambiyum ve odun tabakaları yongacıklar halinde olup, buna kapçık denilmektedir. Bunlar işçilerin ön tarafına asılmış torbalar içerisinde toplanır. Bu işleme ''sefer'' adı verilir. Ekim ayı sonunda yaralardan sızan ve sertleşen, oksidasyon nedeniyle koyu renk alan yağ kalıntıları yine kaşıkla kazınarak toplanır. Bu sonucu işlemede ''kara kap'' denilmektedir. Kapçık adı verilen ve yağ ile birlikte kabuk, kambiyum ve diri odun ihtiva eden yongalarbakır kaplarda su içerisinde 0,5 ile 1,5 saat süre ile kaynatılır. Sonra kaynatılan yongalar saplı kabalarda kazandan alınarak keçi kılından yapılmış torbalara konulur. Bu torbalar preslerde sıkıştırılarak sığla yağı çıkartılır ve beton havuzlarda toplanır. Preslerme sonunda torbalar içinde kalan ve yağ ile bulaşmış haldeki artık (küspe) ise kurutulur. Bu artıklara günlük veya buhur adı verilmektedir. Dikili ağaca yara açarak balsam üretiminde sürekliliği sağlamak için ağacın sağlığının korunması gerekir. Ağacın çapı açılan yaranın gövde yüzündeki uzunluğu, genişliği, derinliği ve sayısı çok önemlidir. Üretim süresi, üretime başlama ve son verme zamanı, üretim tekniği ürünün kalitesi üzerinde etkili olur. Ağaç çapının1/3 veya 2/5'i kadar gövde yüzünün yaralanmaması gerekir. Çok küçük çaplı ağaçların yaradan zarar gördüğü, eğrildikleri ve bazen öldükleri görülmüştür. Ağacın 1,30 yüksekliğe sahip yerdeki çapının 20 cm. den az olduğu ağaçlarda üretim yapılmamalıdır yaralar ne kadar uzun, geniş, derin ve çok sayıda olursa yağ üretimi de o oranda fazla olur. Ancak o oranda da ağaç hırpalanır ve ömrü kısalır. Yara uzunluğunun 50 cm, genişliğinin 5 cm.den fazla olmaması gerekir. Ağaç gövdesi üzerinde açılan yara sayısı çapa göre değişir. Örneğin 25cm. çapa 3 yara açılabilir. Bundan sonraki her 5 cm. çap artımında bir yara daha açılabilir. Sığla ağaçlarını yok olması istenmiyorsa, sığla yağı üretimi sırasında yukarıda belirtilen ağacın yaşı ,çapı,yara sayısı,genişliği,uzunluğu ve derinliğine dikkat edilmelidir. Son yıllarda Amerika'da yetişen sığla ağaçlarından yağ elde edilmesinde bizimkinden farklı üretim teknikleri uygulanmaktadır. Sığla yağı (Styrax Liquidus T.K) taze halde iken kahverengimsi, sarı bir rengi ve kendine özgü belirgin bir kokusu, acı lezzeti vardır. İçerisinde sinamik asit (tarçın asidi), sytracin, sytrol, sytron, storesinol ve styrogenin maddeleri bulunmaktadır. İçerdiği tarçın asidi nedeniyle ısıtıldığı zaman tarçın kokusu verir. Sığla, yağı genellikle koyu bal kıvamında olup, özgül ağırlığı 1,091-1,113 gr/cm'tür. Bu balzamın arındırılması ile elde edilen ''Styrax Depuratus'' adlı madde çok değerlidir. Sığla yağı iyi bir antiseptik ve parazit öldürücüdür. Dahilen alındığında astım, bronşit gibi üst solunum yolu hastalıkları ile blenaoraji ve fluoalbus hastalıklarında kullanılır. Pomat ve yakı halinde uyuz, mantar gibi cilt hastalıklarında yararlıdır. Özellikle parfümeri ve sabun endüstrisinde önemli kullanım yeri vardır. Alkoldeki çözeltisi parfümlerin kokularını tespit etmede fiksatör (kalıcı olma özelliği) görevi yapar. Sığla yağı üretimi sırasında arta kalan ve günlük veya buhur adı verilen madde ''Cortex Thymiatis'' ise cami ve kiliselerde tütsü amacı ile yakılarak kullanılır. Sığla yağı çok eski devirlerden beri tanınır. Ticareti Finikeliler tarafından yapılıyordu. Eski Mısırlılar bu yağı mumyaların hazırlanmasında kullanmışlardır.

      SIĞLA AĞAÇLARININ TAHRİP EDİLME NEDENLERİ VE KORUNMA TAHRİPLERDEN KORUNMASI İÇİN ÖNERİLER

      Sığla ormanlarının en büyük yok olma nedeni, toprağın çok verimli olması nedeniyle yapılan tarla açmaları, sulama kanalları ve otlatmadır. Verimli topraklarda tarla açmak için ağaçlar kesilmekte, ağaç gövdelerinde burgu ile açılan deliklere asit dökülmekle, gövdeye çivi çakılmaktadır. Açılan su kanalları taban suyu seviyesini aşağılara düşürerek, ağaçları kurutmaktadır. Sığla yağı üretimi sırasında uyulması gereken kurallara dikkat edilmemekte, ağaçlar dinlendirmeye alınmadan, sürekli her yıl üretim yapılmakta, bu durumda ağaçları kurutmaktadır.Asıl yayılışını Muğla ili sınırlarında, Fethiye, Marmaris, Köyceğiz'de yapan, ülkemizin relikt ve endemik (az bulunan) ağacı olan, sahaları gün geçtikçe daralan Liquidambar orientalis'i (Anadolu sığla ağacı) koruma altına almamız gerekmektedir. Bunun için sığla yağı üretimi sırasında yukarıda belirtilen kurallara uymalı, insanların tarla açmak, su motopomp-larıyla deinlerden su çekmeleri gibi nedenlerle ağaçlara zarar vermeleri önlenmelidir. Sığla yağı üretimi ana hedef olmamalıdır. Önemli olan bu değerli ağaçların varlığının sürdürmelerine imkan vermektir. Sığla ormanlarının toplam sahası 1949 yılında sayın Prof. Dr. Savni Huş'un doktora tezinde 6312 Ha., Prof. Dr. Hayrettin KAYACIK'ın Orman ve Park Ağaçlarının Özel Sistematiği'' adlı kitabının1981 yılı dördüncü baskısında 5000 Ha. Oalrak verilmekte, bir başka yayında ise 1337 Ha. ya Düştügü bildirilmektedir. 2002 yılı kayıtlarına göre ise mevcut sığla ormanı alanı 3200 Ha. olarak bildirilmektedir.1968 yılında sığla yağı üretiminin 63,1 ton satışının 55,2 ton, Prof. Dr. Hayrettin KAYACIK' ın ''Orman ve Park Ağaçlarının Özel Sistematiği'' adlı kitabının 1981 yılı baskısında yıllık üretiminin 80-90 ton arasında olduğu bildirilmekte iken, son yıllarda üretimi ve satışı giderek azalmıştır. Son altı yılın sığla yağı üretimi ise şöyledir:

      1997-2707 kg.
      1998-1570 kg.
      1999-4198 kg.
      2000-3286 kg.
      2001-5284 kg.
      2002-yaklaşık 2000kg.
      2003-yılı için planlanan üretim miktarı 2000 kg. dır.

      Son zamanlarda sığla ağaçlarının korunması konusundaki çalışmalar artırılmıştır. Bu çalışmalara değinecek olursak, özellikle sayın MUHİTTİN KIZILEL' in Orman Bölge Müdürlüğü sırasında Muğla Orman Bölge Müdürlüğü' ne bağlı Köyceğiz, Dalaman, Marmaris ve Fethiye Orman İşletme Müdürlüklerinde sığla ağaçlandırmaları yapılmıştır. Ağaçlandırılan bu alanlar dışında üstün kalıtsal nitelikli ağaçlardan oluşan sığla ormanı Fethiye-Göcek' te, Orman Ağaçları Tohum Islahı Araştırma Müdürlüğünün denetim ve gözetiminde tohum meşceresi olarak ayrılmıştır. Köyceğiz'de sığla ağacının biyolojik be biyolojik özelliklerini korumak için 30,0 Ha.lık bir alan biyogenetik rezerv olarak ayrılmıştır. Ayrıca Sütçüler'de sığla yağı üretimi yapılmadığı için, düzgün gövde oluşturan ağaçlar da korunmaya alınmıştır.
      Parasal yönden değerlendirilmesine gelince; 2002 yılında üretim birim fiyatı ortalama 5 mil TL./Kg, ihaleli satış ortalama fiyatı ise sığla yağı için 8 mil. TL/Kg, buhur için ise 3 mil. TL/Kg dır . Döviz cinsinde hesaplayacak olursak 1 Kg sığla yağının ortalama fiyatı 5, buhurun 1,75 ve bunların üretim maliyeti de 3 Dolardır. 1968 yılı için verilen üretim miktarı olan 63000 Kg. üzerinden bugünkü satış fiyatları üzerinden elde edilecek kazancı hesaplayacak olursak 63000 kg. ve 5 Dolardan 315000 Dolar, buhurdan ise yaklaşık 20000 Kg. dan ve 1,75 Dolardan 35000 Dolar, bunların üretim maliyeti 3 Dolardan da 189000 dolar masraf ve bunun sonucunda da 161000 dolar kazanç elde edebilecektik. Halbuki 2003 yılı için planlanan üretim miktarı 2000 Kg.dır. Bu miktarın sağlayacağı kazancı hesaplayacak olursak, 2000 Kg. sığla yağından 10000 Dolar, elde edilecek yaklaşık 750 Kg. buhurdan da 1300 Dolar olmak üzere toplam 11300 Dolar gibi çok cüzi bir satış rakamı elde ederiz. Bu rakamdan üretim maliyeti olan yaklaşık 3 Doları da düşersek, bu rakam 5300 Dolar gibi çok daha aşağılara düşecektir.
      Üretim rakamlardan da görüleceği gibi, sığla yağı üretimi yıllara göre değişmekte ve son yıllarda giderek düşmektedir. Bunun en büyük nedeni dış piyasada sığla yağının en büyük alıcısı olan Fransa'nın ihtiyacını sentetik olarak üretilen sıla yağından karşılamaya başlamasıdır.
      Bir başka neden de kaçak sığla yağı üretimidir. Sığla yağına olan talep artıp satış fiyatı yükseldiğinde, ertesi yıl kaçak üretim artmakta piyasaya kaçak sürülen sığla yağı piyasa ihtiyacını kaçak üretim miktarı kadar doyurmakta, bu da fiyatın düşmesine ve resmi yollardan sığla yağı temin eden tüccarların haksız rekabetle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır


      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    3. #3
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21202
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Azadirachta indica -Neem Ağacı (Yalancı tespih ağacı)

      Azadirachta indica -Neem Ağacı (Yalancı tespih ağacı)

      Neem Ağacı

      HİNDİSTAN'da halk neem ağacını “köy eczanesi” olarak adlandırırlar. Asırlar boyunca bu ülkede yaşayan insanlar neem ağacını acı, ateş ve enfeksiyonlara karşı bir çözüm yolu olarak kullandılar. Neem'in kanlarını temizlediğine inanarak, pekçok hindu yıla birkaç neem yaprağı yiyerek başlar. İnsanlar aynı zamanda neem filizleriyle dişlerini temizler, neem yaprağı suyunu cilt problemlerine karşı kullanır ve bir tonik olarak da neem çayını içerler.. Çok eskilerden beri, hintliler neem ağacına bir mucize gözüyle baktılar. Şimdi, tüm dünyadan bilimadamları aynı fikri paylaşmaktadırlar..

      Muhteşem Ağaç
      Neem ağacı tropikal bölgelerde bulunup, mahoganik ağaç ailesindendir. 30 metreye dek büyür ve 2.5 metre kadar da bir çapa sahiptir. Seyrek yapraklı oluşundan ötürü, yıl boyunca gölge sağlar. Çok çabuk büyür, az bir bakım ister ve fakir toprakta yetişebilir.

      Sıcak iklimlerde yıl boyunca gölge sağlamasına ek olarak neem yakacak odun olarak da kullanılabilir. Ayrıca, termitlere karşı dayanıklı oluşundan ötürü, neem odunu inşaatlarda ve marangozlukta çok faydalıdır. Böylece, sadece bir ağaç olarak işe yararlığını temel aldığımız incelemede neem'in çok iyi oldu?unu gördük. Fakat bu sadece bir başlangıç.

      Böceklerin Nefret Ettiği Ağaç
      Çok uzun zamandır neem yapraklarının zararlı böcekleri uzaklaştırdığını bilen Hintliler, yataklaryna, kitaplaryna, çöp kutularına ve tuvaletlerine ondan yerleştirirler. 1959 yılında Sudan'daki toplu çekirge istilasına tanık olan bir Alman bitki bilimcisi ve öğrencileri milyarlarca çekirgenin her ağaca saldırdığını fakat neem ağacına dokunmadığını gördüler.

      O zamandan sonra bilimadamları neem'in karmaşık kimyasal silahının akarlar, nematodlar, mantar, bakteri ve birkaç virüs dahil olmak üzere 200 den fazla böcek çeşidi üzerinde etkili olduğunu öğrendiler. Bir deneyde, araştırmacılar soya fasülyesi yapraklarını japon böcekleri ile beraber bir kaba koydular. Herbir yaprağın yarısı neem özütleri ile ilaçlandı. Böcekler her yaprağın ilaçlanmamış yarısını yediler fakat ilaçlanmamış yarısına dokunmadılar. Aslında, ilaçlanmış kısımlardan küçük parçalar yemek yerine açlıktan öldüler..

      Bu gibi deneyler bazı sentetik haşere ilaçlarına karşı, kolay hazırlanan, ucuz ve zehirsiz bir alternatifin mümkün olduğunu gösterir. Örnek olarak, Nikaragua'da çiftçiler, bir litreye 80 gram olarak, dövülmüş neem tohumunu suda karıştırıp 12 saat bu karışımı bekletip tohumları ayıklarlar. Sonra bu karışımı mahsüllerinin üzerine püskürtürler.

      Neem ürünleri böceklerin çoğunu anında öldürmez. Neem spreyleri böceğin yaşam döngüsüne etki eder böylece böcek artık ne beslenir ne çoğalır ne de metamorfoza girer. Fakat neem ürünleri böceklere karşı etkili olmasına rağmen kuşlar, sıcak kanlı hayvanlar ve insanlar üzerinde hiçbir zararı yoktur.

      Neem'in özellikle ilgi çeken bir uygulaması da onun 'yumuşak' bir böcek ilacı olarak kullanılmasıdır, bu sayede mahsüller faydalı şekilde korunur. Neem ağacı haşere-kovucu özelliklere sahip bazı bileşikler - Azadirachtin A...L, Salannin, Nimbin, Nimbidin ve Meliantriol vb.. dahil- içerir.

      Bu zehirsiz içeriklerden doğal haşere ilaçları geliştirilebilir böylelikle çevresel zararlar ve kalıntılar büyük oranda azaltılabilir.





      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    4. #4
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21202
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Magnolia (Manolya)

      Magnolia L. Manolyalar

      Yapraklarını döken ya da herdem yeşil boylu veya küçük boylu ağaçlar şeklinde odunsu bitkilerdir. Tomurcuklar kulakçıktan gelişmiş olan tekbir pul ile sarılmıştır. Yapraklar saplı, tam kenarlı, genellikle büyüktür. Sarmal dizilidir.

      Manolyalarda çiçekler çok büyümüştür. Sürgünlerde terminal olarak teker teker bulunur. Meyve kozalak biçiminde olup, agregat meyve tipindedir. Esasen karpellerden her biri kendi başına açılan keseli (Folikül) meyvelerdir. Kuzey Amerika, Doğu Asya, Himalaya'larda doğal olarak yetişen 80 kadar taksonu bulunmaktadır. Birçokları parkçılıkta çok tutulan süs bitkileridir. Bazı türlerinin de değerli odunları vardır. Manolyalar aslında tohumla üretilirse de çeşitli vejetatif yollarla da üretilebilirler.

      Magnolia grandiflora L. [Büyük Çiçekli Manolya]

      20-30 m. boylarında, piramidal tepeli, herdem yeşil odunsu bir bitkidir. Genç sürgünler, tomurcuk ve agregat meyve pas rengi tüylerle sık bir biçimde örtülmüştür. Yaprağın ucu küt, yada hafif sivri, dip tarafı kama şeklinde sonuçlanır. Üst yüzü parlak yeşil, alt yüzünde pas renginde sık tüylerle kaplıdır. Çiçekler kase gibi, 15-20 cm. Ağustosta çiçek açar.

      Vatanı Kuzey Amerika'nın güney doğusudur. Ancak gerek çiçeği, gerekse parlak yeşil dökülmeyen yaprağı ile olağanüstü bir park ağacı olduğu için Avrupa ve öteki ülkelere götürülmüş olup, çokça yetiştirilmektedir.

      Bundan başka kendisine çok benzeyen ve yaprağını dökmeyen M. delavaji, kışın yapraklarını döken M. liliiflora, M. soulangiana, M. denudata gibi değerli süs bitkileri olarak kullanılan Manolya türleri bulunmaktadır.








      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    5. #5
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21202
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Mantar Meşesi (Quercus suber L.)

      Mantar Meşesi (Quercus suber L.)

      II. Abdülhamid’den sonra ilk kez mantar meşesi yetiştirildi.

      II. Abdülhamid döneminde Portekiz’den getirilen; ancak o tarihten bu yana bir daha üretilmeyen mantar meşesi, 126 yıl aradan sonra ilk kez yetiştirildi.

      Kabuğundan conta elde edilen mantar meşesi, uzay gemisi, otomobil motoru, ısı yalıtımı ve daha birçok sektörde stratejik bir ürün olarak kullanılıyor.

      İzmir Çevre ve Orman Müdürlüğü’nün Torbalı ilçesindeki fidanlığında ilk etapta 30 bin adet fidanı yetiştirilen mantar meşesi kabuğunun kilosu, yurtdışında 200-300 Euro’dan alıcı buluyor. Fidanlardan gelecek yıl 300 bin, 2 yıl sonra ise 1 milyon adet yetiştirilmesi hedefleniyor. Ortalama 200 yıl ömrü olan ağaçlardan, 9 yılda bir ağaç başına 70 kilo kabuk elde edilebilecek. İzmir Çevre ve Orman Müdürü Yard. Doç. Dr. Osman Tatar, mantar meşesinin kabuğundan elde edilen contanın, uzay gemisi, otomobil motoru, ayakkabı, ısı yalıtımı ve sağlık sektörü gibi yüzlerce işkolunda kullanıldığını söyledi. Mantar meşesinin stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Tatar, bu maddeden elde edilen bir şişe mantarın içinde 800 milyon adet hava dolu hücre bulunduğunu, bunun ise hiçbir teknolojiyle üretilememesinden dolayı ürünün “alternatifsiz’’ olduğunu anlattı.

      Dünyada sadece Portekiz, İspanya, Cezayir gibi birkaç ülke tarafından mantar meşesi yetiştirildiğine dikkati çeken Tatar, bu ülkelerin yılda on binlerce ton conta üreterek, ekonomilerine büyük girdi sağladıklarını ifade etti. 2. Abdülhamid döneminden sonra ilk kez mantar meşesi yetiştirildiğine dikkat çeken Tatar, ilk ürünlerde yetişkinlik döneminin başladığı fidanların, 20-30 yıl sonra yetişkin bir ağaç haline geleceğini ifade etti. Yapraklarını yaz-kış dökmeyen ve ormanlık arazilerde de rahatlıkla kullanılabilecek olan mantar meşesinin, gövdesini güneşten koruyabilmek için diğer ağaçlardan daha fazla kabuk salgıladığını kaydeden Tatar, şöyle konuştu:

      “Bu kabuk, içinde milyonlarca hava kabarcığı olan contaları oluşturuyor. Contalar, kesici aletlerle kazınarak, ağaçtan kolaylıkla çıkarılıyor. Ağacın tekrar kalın kabuk salgılaması için yaklaşık 9 sene gerekiyor. Bir ağaçtan en az 16 kez ürün alınıyor. Bu ürün, Türkiye’nin geleceği açısından önemli bir kaynak. Bu fidanların stratejik bir önemi var. Kim bu gücü elinde bulundurursa, büyük bir hazine elde etmiş olur. Çünkü bir tıpada 800 milyon adet hava dolu hücre bulunuyor. Bunu şişeye taktığınız zaman hiçbir şekilde aşağıya ya da yukarıya doğru bombeleşmiyor. Isıya karşı son derece sağlam olduğu için uzay gemilerinin en hassas yerlerinde kullanılıyor.”


      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    6. #6
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21202
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Aesculus hippocastanum (Beyaz Çiçekli At Kestanesi)

      Aesculus hippocastanum (Beyaz Çiçekli At Kestanesi)

      25 m.'ye kadar boylanabilen, 15 m.'ye kadar taç çapı yapabilen, yuvarlak tepeli sık dokulu ağaçlardır.

      Gövdesi gençken düzgün, sonraları çatlayan, çok ince düzensiz levhalar halinde soyulan, gri-esmer kabukludur.

      Yapraklar ışınsal tüylü, 5-7 yaprakçıktan meydana gelir. Kenarları çift dişlidir. Üst yüzü parlak alt yüzü açık yeşil renktedir. Önceleri kahverengi-kırmızı tüylüdür.

      Çiçekler, dikine kurullar halindedir. Üst kısmı beyaz aşağıya doğru inildikçe sarı ve kırmızı lekeler vardır.

      Meyveler gerçek kestaneye benzer, kahverengi ve 1-2 cm. çapındadır. Besin maddesi acisindan zengin olması nedeniyle hayvancılıkta da kullanılır.

      Tohumla üretilir. Dökülen meyveleri nedeniyle kentiçi parklarda kullanımına dikkat edilmesi gerekmektedir.

      Park ve bahçe düzenlemelerinde çiçekleri nedeniyle tercih edilir. Ayrıca çok iyi bir yol ağacıdır. Soliter, sınırlandırma veya gruplar halinde kullanıma uygundur














      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    7. #7
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21202
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Quercus frainetto Ten. (Macar Meşesi)

      Quercus frainetto Ten. (Macar Meşesi)

      Macar Meşesi

      Familya: Fagaceae - Kayıngiller

      Latince İsim: Quercus frainetto

      İngilizce: Hungarian oak, Italian oak, Frainetto oak, Forest green oak,

      Türkçe: Macar Meşesi

      Yerel:
      -Bir İngiliz rahibi olan Saint Boniface'in bir hikayesinde, bir grup putperest bir meşe ağacının etrafını sarmıştı ve bir çocuğu kurban vermeye hazırlanıyorlardı. Kurbanı durdurmak ve çocuğu kurtarmak için Saint, yumruğunun bir vuruşu ile meşe ağacını yassılaştırdı. Bir küçük köknar yerinden fırladı ve Saint Boniface putperestlere bunun yaşamın ağacı olduğunu söyledi.
      -Zile Alibağ Köyü'nde olup, çocuğu olmayanlar Hoca Beden'i ziyarete giderler. Kurban kesip, başındaki ağaca çaput bağlayıp dilekte bulunurlar. Çocuğu olunca da çocukla birlikte gelip kurban keserler. Başındaki yaşlı pelit (Meşe) ağacı saygı nedeniyle kesinlikle kesilmez.
      -Meşe ağacı yüzyıllardır kutsal bir ağaç olarak bilinir. Bunun meyvesi olan palamudun da bu sebepten dolayı, özel güçlere sahip olduğu düşünülür. Meşe palamudundan yapılan koruyucu tılsımların, kolera gibi hastalıklara iyi geldiğine inanılmaktadır. Meşe ağacının uzun olan ömrünün, insanlara yansıyacağı düşüncesi ile, uzun yaşamayı temsil ettiği ve üzerinde meşe palamudu taşıyan kimsenin hiç yaşlanmayacağın inanılır.

      Özellik:
      -Yapraklarının üstleri yeşil alt kısımları gri renklidir. Yaprak sapı yoktur ,yaprak direk sürgüne oturur.

      -Her yıl yapraklarını döker.
      -Kuvvetli rüzgarlara dayanıklıdır.
      -Aynı bitkide hem erkek hem dişi çiçek bulundurur (Monoecious) ve rüzgar vasıtası ile polenleşirler.
      -1000 ve daha fazla yaşlara ulaşabilir.
      -Yaprağını döken sınıfına girer ama bu tam da yeni filizlerini vermeden hemen önce, ilkbahar başında oluyor, kahverengiden 3-4 haftada yeşile dönüverir.
      -Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.
      -Mart-Nisan aylarında çiçek, Ekim ayında da meyve verirler.
      -Tohum toplama zamanı Ekim-Kasım aylarıdır.

      -Tohumlar toplandıktan sonra en geç 10 gün içinde ekilmelidir.

      -Meşe ağaçları, 400'ün üzerinde türü bulunan yaprak döken ya da her dem yeşil ağaçlardır.
      -Meşeler çok büyüyen uzun ömürlü ağaçlardır.
      -Güzün hoş bir renklenme oluştururlar.
      -Meşelerin pek çok türü ülkemizde tabi olarak yayılım gösterirler.
      -Yaprak döken meşeler kızıl ve ak meşe olmak üzere iki gruba ayrılır.
      -Meşeler iyi bir bahçe ağacıdır.
      -Derin fazla azgın olmayan kök sistemleri ve fazlaca yayılan dalları vardır.
      -Hafif gölge verdiklerinden alt kısımlarında çimler ve başka bitkiler yetişebilir.
      -Meşeler esas olarak tohumdan üretililirler. Fakat genelde yavaş büyürler.
      -Park ve bahçelerde kitle ağacı olarak kullanılabilirler.
      -Rüzgara dayanıklıdır, iyi yol ağacı olur.

      Habitat: Ormanlık yerler.

      Boyu-Genişliği: 18 m.ye kadar boylanabilir. Genç sürgünler hafif köşelidir. Yan tomurcuklar dolgun sivri uçlu ve çıplak pullar ile örtülü, pulların kenarı kirpiklidir.

      Büyüme Biçimi: Düzgün gövdeli, dar tepeli bir ağaçtır. Ayrıca geniş, dağınık ve oval taç görünüşlü bir ağaçtır.

      Yer: Gölge ya da yarı gölge yerlerde yaşarlar.

      Toprak: Ağır topraklar (kil veya alüvyon içeren balçık toprak) da dahil olmak üzere ph 4.5 - 7.5 değerleri içindeki verimli topraklar.
      Genel olarak ortalama yağışın 350 mm nin üzerinde olduğu ve su tutma kapasitesi yüksek, genellikle yeteri kadar kil ihtiva eden topraklar.
      Taze ve derin toprakları sever.

      Kullanım Alanları:

      Meşe ağacı en iyi kazık materyalidir.
      Ayrıca Meşe ağacı kabuklarından yapılan çay, mide ve bağırsak kanamalarını iyileştirir.
      Travers, kaplama, yapı malzemesi, mobilya, doğrama, ev ve süs eşyaları, alet sapları, odun kömürü, ağaç kabuğu, meyve üretimi.

      Genel Dağılımı: Güney-Doğu Avrupa, Güney İtalya, Türkiye, Balkanlar

      Türkiye Dağılımı: Türkiyede yayılış alanı (Demirköy, belgrad Ormanı, Bandırma, Balıkesir, Bursa, Kazdağı, Düzce, Bolu, Samsun, Tokat




      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    8. #8
      İstanbul'da Olmak Vardı
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      Beyazdut's Avatar
      Üye No
      382641
      Giriş Tarihi
      Jun 2009
      Cinsiyet
      Bayan
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      30,553
      Konular
      5093
      RepPuan
      185122939
      Rep Power
      21202
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan Çınar (Platanus)

      Çınar (Platanus)

      Kışın yapraklarını döken boylu ağaçlardır. Sürgünleri pseudo-terminal tomurcukludurlar. Yan tomurcuklar, sürgünlere iki sıralı sarmal (almaşlı) dizilmişlerdir.

      Tomurcuklar, yumurtamsı-konik biçimindedir ve külah gibi tek bir pulla örtülmüştür. Yaprak dökümüne ladar tomurcuklar, yaprak sapları tarafından gizlenmiştir. Yaprak sapı izi dar bir şerit halinde, bir yüzük gibi tomurcuğun etrafını çevreler, böbrek şeklindeki kulakçıkların dökümünden sonra, sürgün üzerinde, çizgi halinde çepeçevre bir iz bırakır.

      Yaşlı gövdelerin kabuklarının dış kısmı, geniş levhalar halinde veya küçük pullar halinde çatlaklıdır. Uzun saplı yapraklar 3-7 loplu, lopların kenarı kaba dişli veya ikinci derecede tali lopcuklu yada ender olarak tam kenarlıdır. yaprak ayasıda ışınsal damarlıdır.

      Çiçekler bir cinsli, bir evcikli anemogamdır. Erkek ve dişi çiçekler ayrı ayrı topaç gibi başçık halinde kurullar oluştururlar.Küremsi bu kurullar ayrıca ortak, uzun bir eksende birkaçı bir arada bulunurlar.Erkek çiçekte çanak ve taç 3-8 parçalıdır. Etaminde aynı sayıdadır, etaminler çok kısa filamentlidir ve konnektif peltat bir pul şeklindedir.(Şemşiye benzeri bir pul ve altında etaminler yer almıştır.) Dişi çiçeklerin de çanak ve taç yaprakları 3-8 parçalıdır. Ovaryum 3-8 karpelden oluşur, uzun bir stilusu vardır. Stilusun iç tarafı stigma görevini üstlenmiştir. Meyve nustur. Toplu meyvenin küçük nusları dip tarafından uzun tüylerle sarılmıştır. Mürekkep meyve olgunlaştıktan sonra sonbahar ve kış ayları içerisinde dağılır. Meyveler, rutubetli mineral toprakta kolayca çimlenebilir. Genç yaşlardan itibaren hızlı bir büyüme yaparlar ve çok kalın çaplara ulaşır, Ulu ağaç halini alırlar, 500-600 yıl yaşarlar. Zamanla kalınlaşan gövdelerin içi çürüyüp, boşaldığı (kovuklaştığı) halde yaşamlarına devam ederler. Kütük sürgünü verme özelliğine sahiptirler.

      Dere, nehir kenarlarını, vadi içlerini, taban suyu yüksek düzlükleri tercih ederler. Fazla derine gitmeyen, yüzeysel, geniş bir kök sistemi oluştururlar. Hava kirliliğine ve gaz zararlılarına karşı dayanıklıdırlar. Odunları dağınık-büyük traheli gruptandır, özışınları geniş ve uzundur. Son yıllarda kağıt endüstrisinde kullanılmaktadır, iyi cila kabul eder.


      Doğu Çınarı, Kavlağan (Platanus Orientalis L.)

      Önemli Türleri

      Doğu Çınarı, Kavlağan (Platanus Orientalis L.)

      Çok kalın ve kısa gövde üzerinden yukarı ve yanlara doğru kalın dallar salan, geniş tepeli, ulu ağaçlardır. Yaşlı gövdelerde kabuk, küçük pullar halinde derin çatlaklı olup, gövde üzerinde uzun süre dökülmeden kalabilir. 3-5(7) loplu yapraklar derin parçalıdır. Loplar arasındaki oyuntular (sinuslar) dar açılıdır, ayanın ortalarına kadar, hatta yaprak sapına yakın gelecek biçimde içeri girmiştir. Loplar dar uzundur, kaba dişli veya tam kenarlıdır. Yaprak ayası 11-18 x 12-24 cm boyutlarındadır. Yaprak sapları 2,5-7 cm uzunluğundadır. Meyvelerden 3-6(-7) tanesi uzun bir sap (13-19 cm) üzerinde bir arada asılı kalırlar.

      Vatanı, Güneydoğu Avrupa ve Batı Asya'dır. Yurdumuzda İç Anadolu ve kısmen Kuzeydoğu Anadolu hariç, deniz seviyesinden 1100 metre yüksekliklere kadar çok yaygındır, dere boylarında, nehir kenarlarında, nehir deltasında, sızıntılı ve çakıllı yamaçlar üzerinde bulunur. Tohumlarının çimlenme yüzdesi yüksektir. Rutubetli mineral topraklarda kolaylıkla çimlenebilir. Şehir ve kasabalarda yol ve caddelerin kenarlarına dikilmektedir.

      Ülkemizde yapraklı ağaçlar arasında en büyük çapa ulaşmış, ağaç türlerinden birisidir. Bursa'da göğüs çevresi 16 metre olan Çınarlar mevcuttur. Tarihi olaylara adı geçmiş, ulu Çınarlardan söz edilir. Örneğin 1096 yılında Haçlı kumandanlarından Godenferoy de Bouillon'un, Büyükdere Çayırında, gölgesi altında karargah kurduğu tarihi Boğaziçi Çınarı (Platane de Godenferoy de Bouillon) bunlardan birisidir. Altı gövdenin birleşmesinden oluşan bu Çınarın çevresinin 32 metre, boyunun ise 60 metre olduğu söylenir. Daha sonraları kovuk gövdesinde bir çay ocağı işletilmekte iken, ocakta çıkan yangın sonucu kül olmuştur.

      Bugün İstanbul'da sayısız anıtsal nitelikte Çınar ağaçları varsa da, bunlardan en ilginç olanı Bilezikçi Çiftliğindeki Uyuyan Çınar veya Ahtapot Çınar diye isimlendirilen Çınardır.Kalın ve kısa gövdesi üzerinde yanlara doğru açılmış 5-6 adet kalın dalları bulunur, yaşlı dallar gövde kadar kalındır ve yere paralel uzanırlar. Görülmeye değer, muhteşem bir
      anıt ağaçtır.

      Finike'nin Kumluca yöresinde yaprağını dökmeyen, kışın da yeşil kalan iki adet doğu çınarından (cv. Sempevirens) söz edilmektedir. Bu ilginç yeni mutantın üzerinde önemle durulması gerekmektedir. Vejetatif yolla fidanlıkta yetiştirilmeli, sayıları çoğaltılarak güneyin kışları mutedil geçen kasaba ve kentlerinde, kentiçi ağaçlandırmada kullanılmalıdır.

      Doğu Çınarının Digitata ve İnsularis (P. Cyprius) -Kıbrıs Çınarı) adlarında iki kültivarı daha vardır. Bunlardan Digitata'da yapraklar 3-5 loplu, derin parçalıdır ve loplar hemen hemen tam kenarlıdır. İnsularis ise küçük bir ağaçtır, yapraklarda küçülmüştür, ayanın dip tarafı kama biçiminde daralmıştır, derin parçalanmıştır, loplar daralmıştır.

      Amerikan Batı Çınarı (Platanus Occidentalis)

      30-40 metre boya, 1-2,5 metre çapa ulaşabilen, (Maksimum 58 metre boy ve 3 metre çap) dolgun gövdeli yuvarlak tepeli ulu ağaçlardır. Amerika'da yapraklı ağaçlar arasında en fazla çap yapanıdır. Genç gövde ve dalların kabukları büyük levhalar halinde kavlayıp döküldüğü halde, yaşlı ağaçların kabukları küçük pulludur, uzun süre dökülmez. Yaprakların hemen hemen eni boyuna eşit, genç yumurta biçimindedir. Boyları 10-20 cm uzunluğundadır, 3-5 lopludur, loplar fazla derin parçalanmamıştır, sığdır, oyuntuları (sinuslar) oldukça geniştir, kenarları kaba dişlidir, dişler sivri uçludur. Küre biçimindeki meyveleri 2,5-3,5 cm çapındadır.Doğu Çınarının aksine 7,5-15 cm uzunluığundaki bir sap ucunda teker tekler bulunur, birden fazla sayıda bir arada görüldüğü de çok nadirdir. Oldukça sık bir kök sistemi oluştururlar. Ormanlarda rutubetli düzlüklerde, nehir ve dere kenarlarında rastlanır. Vatanı Amerika'nın doğusudur.

      Londra Çınarı ( (Platanus x acerifolia) (P. occidentalis x P. orientalis))

      Doğu Çınarı ile Amerikan batı Çınarının doğal bir hibridi olarak kabul edilen bu taksonda, ağaçlar 20-30 metre boyundadır. Gövde kabukları büyük levhalar halinde kavlar, dökülür. Yaprakları 12-25 cm genişliğindedir, 3-5 sığ lopludur, lopların oyuntuları (sinusları) fazla derin değildir, kenarları kaba ve sivri dişlidir. (Bu özelliği İle Amerikan Batı Çınarına benzer) Küremsi meyveleri bir sap üzerinde ikişer ikişer bulunur, ender olarakta 1 veya 3 tanedir. Orijini bilinmemekle beraber, 1650 yılında Güney Fransa veya İspanya'da ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.

      Kaliforniya Çınarı (Platanus Racemosa Nutt.)

      Yaprakları 3-5 loplu, lop pyuntuları dar ve derin parçalı, lop kenarları tam veya çok seyrek dişlidir, bir sap üzerinde 2-7 adet mürekkep meyve toplulukları görülür. Vatanı California,Sierra Nevada dağlarının batıya bakan rutubetli yamaçlarıdır.

      Çınargiller (Platanaceae)

      Bu Familya bir cins (Platanus L.) ve sekiz kadar tür içerir. Çok kesintili bir cins (Doğu Akdeniz-Kuzey Amerika) 3. zamanda Kuzey Yarımküre'den Grönland'a kadar yaygındı. Monoik ağaçlardır.

      Çınar ritidom bir ağaçtır yani kabuğu kaygandır, üzerinde geniş beyaz lekeler bulunur. Yapraklar alternat, loblu, stipullu, genç yaşlarda çok az dallanmış veya yıldız şeklinde tüylerle örtülüdür. Stipulları büyüktür, serttir. Çiçekler tek eşeylidir, bunlar iki adet ender olarak üç küre şeklinde kapitulum üçgenine yerleşmiştir ve uzun bir eksen üzerinde sarkık durumdadır. Erkek ve dişi çiçek durumları farklı eksenler üzerine yerleşmiştir. Çiçekler küçük sarımsı veya yeşilimsidir, Nisan veya Mayısta çiçek açarlar. Erkek çiçekler üçgen şeklinde 4-6 sepalden oluşur, dış kısımları tüylüdür ve aynı sayıda petallar tüysüz, filamentleri çok kısa olan aynı sayıda stamenlerle alternattır; konnektif genişlemiş olup anterin üzerinde konik bir çıkıntı oluşturur. Çiçeğin ortasında, indirgenmiş ginekeumu gösteren, meme şeklinde bazı çıkıntılar vardır. Dişi çiçekler 4-6 sepallidir ve o kadar sayıda da petal mevcuttur. Karpellerin sayısı 3-6'dır. Serbesttirler ve uzun bi stilusla son bulur ve her bir ortotrop ve sarkık tek tohum taslağı içerir. Meyve akenlerin birleşmesinden oluşan küremsi bir şekildedir (karyopsis), stilus uzamıştır ve altta çok sayıda sert pulla çevrilmiştir. Meyve tümüyle küre şeklinde, çınarın dallarında bir sapla asılı durur. Meyveler sonbaharda olgunlaşır. Tohumda embriyo düzdür ve besi doku indirgenmiş olup yağlıdır. Çınarın bütün organları özellikle tüylüdür. Tüyler şamdan şeklinde ve dökülücüdür.

      Bu Familya bir cins içerir. Platanus L.(Çınar)

      P. Orientalis L. Doğu akdenizden Himalaya'lara kadar yayılır.
      P. Occidentalis L. Meksika'dan Kanada'ya kadar yayılır.
      P. Acerifolia Willd. Bundan önceki iki tür arasında bir çınardır ve bu iki türün hibriti olarak kabul edilir. Cadde kenarlarına süs olarak dikilir.

      Gerek P. Orientalis L. gerekse P. Occidentalis L.'in polen çekirdeği stigma üzerinde çimlenmez, sadece suda çimlenir, dolayısıyla partenokarpi mevcuttur (Brouwer). Embriyo kesesi, polenlerin dağıldığı sırada tam olarak gelişemez, stilusta kurur ve meyve odunlaşmaya başlar.

      Çınar, çınargiller (Platanaceae) familyasından Platanus cinsinin içerdiği, 10 kadar yaprak döken ağaç türünün ortak adı. Anayurdu Kuzey Amerika, Avrupa’nın doğusu ve Asya’dır. Bu büyük ağaçlar gövde kabuklarının çatlayıp dökülmesiyle tanınır; elsi lopları olan iri yaprakları ve küremsi topluluklar oluşturan çiçekleri vardır. Çiçekler tek cinslidir, erkek ve dişi çiçekler ayrı topluluklarda bulunur.

      Anayurdu Kuzey Amerika olan Batı Çınarı yada Amerikan Çınarı (P. Occidentalis) çınarların en uzun boylusudur; bazılarının yüksekliği 50 metreyi aşar. Gövde kabukları büyük levhalar halinde dökülür. Küre biçimli meyve toplulukları genellikle tek tek bulunur ve çoğu kez yapraklar döküldükten sonra da düşmez.

      Avrupa’nın Güneydoğusundan Hisdistan’a kadar uzanan bölgede yaygın olan Doğu Çınarı (P. Orientalis) ise, 30 metreye kadar yükselen, gövde çevresi bazen 10 metreye ulaşabilen ve yüzlerce yıl yaşayan ulu bir ağaçtır. Gövde kabukları öbür türlerin aksine küçük parçacıklar halinde ve yavaş dökülür. Küremsi meyve topluluklarının 2-6 tanesi salkım halinde bir arada bulunur.

      Akçaağaç yapraklı Çınar yada Londra Çınarı (P.Acerifolia), Doğu Çınarı ile Batı Çınarının doğal bir melezidir ve her iki türünde çeşitli özelliklerini taşır. Boyu Batı Çınarından daha kısa gövdesi ise daha kalındır; küremsi meyve toplulukları ikişer ikişer bulunur.

      Yüksekliği 25 metre olan Kaliforniya Çınarının (P. Racemosa) gövdesi çoğu kez çatallanma yapar. Yaprakları kalındır, küremsi meyve topluluklarının 2-7 tanesi bir arada bulunur.

      Çınarlar hava kirliliğine ve hastalıklara dayanıklı olduğu için büyük şehirlerde ve sanayi merkezlerinde çok yetiştirilir. Çok hızlı büyüyüp ulu bir görünüm alan uzun ömürlü ağaçlardır. Yamalı gövde kabukları nedeniyle renkli bir görünümleri vardır; dış kabuk soyuldukça iç kabuk beyaz , gri, yeşil ve sarı gölgeler halinde ortaya çıkar.

      Türkiye’de iki Çınar türüne rastlanır. Biri orman bölgelerindeki dere içlerinde ve akarsu yataklarında doğal olarak yetişen, ayrıca park, bahçe ve yol kenarlarında süs ve gölgelik olarak yetiştirilen Doğu Çınarıdır. Öbürü ise Türkiye’de doğal olarak bulunmayan, süs ve gölgelik olarak çok yetiştirilen batı Çınarıdır. Başta İstanbul ve Bursa olmak üzere bir çok yerdeki tarihi Çınar ağaçları ‘Doğal Anıt’ olarak korunmaktadır.

      Çınar odunundan alet sapları, fıçı, çit kazığı yapımında ve mobilyacılıkta, ayrıca yakacak odun olarak yararlanılır. Ayrıca tanen içeren kabukları kabız yapıcı ve ateş düşürücü olarak içten, antiseptik olarak da dıştan kullanılır
      C:\Ana Kütük\KARİKATUR\0-Atatürk-2-Attila Peken.jpg


      "Tarihi 'isimler' değil 'zamanlar' belirler!


      Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor."


      Ahmet Taner Kışlalı

    + Yeni Konu Aç
    4 sayfadan, 1.sayfa 123 ... SonSon

    Konu Açıklaması

    Users Browsing this Thread

    Şuanda bu konuyu 1 kişi izlemekte. (0 üye ve 1 misafir)

    Benzer Konular

    1. geniş ağaçlar,yobaza dar gelirse..
      By Escape in forum Siyaset Meydanı
      Cevaplar: 4
      Son Mesaj: 27-08-07, 15:41

    Bookmarks

    Bookmarks

    Gönderme Kuralları

    • Yeni konu açılamaz!
    • You may not post replies
    • You may not post attachments
    • You may not edit your posts
    •  

    Forum Kuralları