• Acılı
  • Aptal
  • Aranıyor
  • Arsız
  • Aşık
  • Ölü
  • çılgın
  • üzüntülü
  • üzgün
  • Bahahaha
  • Bilgin
  • Bulantılı
  • Bulutlu
  • Canlı
  • Cap Canlı
  • cesaretli
  • Dead
  • Deli
  • Depresyonda
  • Eğlenmiş
  • gay
  • Goofy
  • Hacker
  • hoşgörülü
  • Huysuz
  • Huzurlu
  • Israrcı
  • iyi
  • Karışık
  • kaygılı
  • Küstah
  • Kederli
  • Keyifli
  • Kimsesiz
  • Kop Kop
  • Korkulu
  • kuşkulu
  • Manyak Deli
  • melek gibi
  • Meraklı
  • Meşgul
  • Mutsuz
  • Neşeli
  • Niteliksiz
  • Oylesine
  • Panik
  • Paranoyak
  • Rahat
  • Sakin
  • Saldırgan
  • Sarhoş
  • Sert ve kaba
  • SIKKIN
  • Sinirli
  • Sıcak
  • Tembel
  • utangaç
  • Uykucu
  • uykulu
  • Uyuşuk
  • Yaramaz
  • Yürekli
  • Yorgun
  • Yoğun
  • Şüpheli
  • Şeytani
  • Şeytani2
  • Şokta
  • şşşşttt!
  • 2 sayfadan, 1.sayfa 12 SonSon
    Gösterilen Sonuçlar 1 sonuçtan 15 ile 18 arası

    Konu: Mimari Eserler

    1. #1
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan Mimari Eserler

      Düz çatili Selçuklu Camilerinin
      kubbeli düzene çevrimis ilk örnegidir

      Bursa'nin bu en büyük camisinin yapimina 1. Murat zamaninda baslanmis, Yildirim Bayazit zamaninda devam edilmis ve Çelebi Mehmet zamaninda bitirilmistir. Ulucami, düz çatili Selçuklu camilerinin kubbeli düzene çevrilmis ilk örnegidir.

      Boyutlari 56x88 m. olan Ulucami 20 kubbelidir içinde 12 büyük ayak vardir. Bu ayaklar caminin için bes sahina çevirir. Bes sahindan her biri dört kubbe ile örtülüdür. Tel kafesli orta kubbeden bol isik girer.

      Ulucani'nin çok kubbeli olugundan baska özellikleri de vardir: Içindeki sadirvan ve havuzu, abanozdan çivisiz olarak yapilan ve Türk dogramaciliginn birsaheseri olan minberi, duvarlarini süsleyen ünlü hattatlarin birbirinden, güzel yazilari..

      Ortadaki kubbenin altinda bulunan sadirvan 18 köselidir. Fiskiyeden akan sular 3 katli ve 8 delikli yalaklarin birinden obürüne geçerek, caminin sessizligi Içinde kulaga çok hos gelen bir sirilti Ile havuza dökülür. Havuzun çevresinde abdest almak için 16 musluk varditr

      Bursa'nin en büyük camii olan Ulu cami iki minarelidir.



      YESIL CAMI

      Bursa'nin en güzel anitlarindan olanYesil Cami, Sultan II. Murat zamaninda, 1422'de tamamlandi. Ölçülerinin ahenk ve asaleti, kabartma ve süslemelerinin zerafeti ve bollugu, çinilerinin piril piril isildamasiyla ünlü olan Yesil Cami ve onunla birlikte Yesil Türbe, ortaçagin dogudaki en güzel sanat eserlerindendir.

      Giris kapisinin üzerinde butlunan kitabede, Ahi Bayazit oglu Vezir Haci Ivaz Pasa'nin, Çelebi Sultan Mehmed'in emriyle bu. caminin planini çizip ölçülerini tespit ettigini ve süslerini ismarladigini okuyoruz. Demekki bu saheserin yapilmasini emreden Sultan Çetebi Mehmet, emri uygula***** eseri meydana getiren de Haci Ivaz Pasa'dir.




      Caminin içinde, üzerleri 12.5 metre çapinda birer kubbe ile örtülü iki sahin vardir. Sahinlarin biri ortada biri mihrab ve minberin bulundugu kisimdadir. Orta sahinda bir sadirvan bulunuyor.

      Caminin bütün duvarlari üç metre yüksekligine kadar koyu yesil, açik ve koyu mavi çinilerle kaplidir. Büyük mihrabi bastan basa çinilerle örtülüdür. Mihrabin ortasi bes köseli beyaz, açik ve koyu mavi, siyah ve altin renkli çini kabartmalardan meydana gelmistir.

      Bu caminin essiz güzellikteki çinilerini Mehmet Mecnun, tahta oymaciligini ve dogramaciligini Mehmet Tebrizi, süslemelerini ise Ilyas Ali ustalar yapmislardir.



      YESIL TURBE

      Bu türbenin minari da Haci Ivac Pasa'dir. Sekiz köseli bir yapi olan türbenin kubbesi çadira benzer. Dis duvarlar yesile çalan çinilerle kaplidir. Türbenin içi, sandukalar, mihrab, duvarlar, cümle kapisi ile cephe kaplamalari da çiniden yapilmistir. Kibleye bakan mihrabi bir sanat hazinesidir. Buradaki çiniler Iznik çiniciliginin saheser örnekleridir.

      Sehrin hemen hemen her tatafindan görülebilecek bir tepeye yapilan türbede Çelebi Sultan Mehmet ile ogullari Sehzade Mustafa, Mahmut ve Yusuf ile kizlari Hafize, Alise ve Daya hatunlar yatmaktadir.

      Yesil Türbe de Yesil Cami gibi Türkiyi'de ortaçagin en mükemmel eseri sayilmaktadir.

      Bursa'da, tarih ve sanat hazinesi bunlardan ibaret degildir. Muradiye. Emir Sultan gibi daha baska çok güzel camiiler, hanlar, hamamlar de vardir.


      RUMELI HISARI
      Istanbul, surlari, ka!eleri ve kuleleri ile de meshurdur. Bunlarin bazilari Istanbul'un fethinden sonra savunma disi amaçlarla kullanilmis, yüzyillarin tesirê ile de harabeye dönmekten kurtulamamistir.


      Fakat, fetihten bir yil önce yapilan Rumelihisari, bütün heybetiyle ayaktadir. Turklerin bogaz kryisina vurduklari sahip!ik mührü, silinmez damgasi olarak sapasaglam durmaktadir.



      Bu eser, kale mimarisi bakimindan bir harika, Türk tarihi için kalebelgelerden biridir. Bu muazzam eser sadece 4 ay 16 günde tamamlanmistir ve bu bir rekordur. Bu kadar kisa surede yapilan hisarin üç büyük kulesi dunyanin en büyük kale burçlarina sahiptir ve bu da bugüne kadar asilamayan ikinci rekordur.
      NICIN YAPILDI
      Rumelihisari'nin bulundugu yer, Anadoluhêsari'nin tam karsisidir. Ìki hisar arasi bogazin en dar yeridir. Yunan istêlâsina çikan Pers krali Darã, M.Ü: besinci yiizyilda, 700 bin kisilik órdusunu, Anadolu'dan Avrupa yaka sina, bogazin o mevkiine kurulan yüzer köprüden geçirmisti. Geçmiste oldugu gibi gelecekte de burasi ordularin kitadan kitaya geçis yolu olabilirdi. Iki kitaya hükmetmek için bu geçidin güven altinda tutulmasi gerekiyordu.


      Yildirim Bayezid 1393 yilmda Anadoluhisarini (Güzelcehisari) bunun için yaptirmisti. Fakat Têmurla yaptigi savas yüzünden bu hisari yaptirmaktaki amacina ulasamamisti.


      Fatih Sultan Mehmed'in babasi Murad Han'in Rumeli'ye geçmesini engel lemek için Bizans imparatoru kadirgalari ile bu mevkii tutmustu. Iki kitaya hükmeden Türkler için bogaz geçidinin tam olarak güven altina alinmasi kaçinilmaz olmustu. Ayrica, Istanbul'u fethetmeye karar veren Sultan II. Mehmed, Bizans'in yardimina gelecek yabanci gemilere Bodaz geçidini kapamak gerektigini dusunuryordu.


      Istanbul kusatmasindan bir yil önce Fatih Sultan Mehmed, Bogaziçi kiyilarinda bir kesif yaptirdi. Bogaz,in en dar yerini tespi t ettirdikten sonra hisarin yapilacagi yeri bizzat isaret etti. Hassa rnimarlariyla birlikte yapinin ana plånlarini bizzat hazirladi.


      Fatih, bin duvarci ve dülger ile çok sayida amele ve harç ustasi, ayrica hi sarin yapim icin gerekecek malzemelerin ternini lçin ülkenin her yanina emir gönderdi.

      BIZANS IMPARATORUNUN KORKUSU
      Bizans lmparatoru Konstantin Dragazes, FatIh'in kararini ögrenince korkuya kapildi. Çünkü Fatihin asil amacini anlamisti. Derhal, en zeki ve i kna kabiliyeti olan elçiierini topla***** Fatihe gönderdi. Bu elçllerle sehzade Orhan'a vermesi gereken ama bir süredir ödemedigi vergiyi de yollamisti.


      Rumelihisari'nin plani


      Bìzans elçileri uzun uzun diI dökerek, pek çok sebep sa*****, bu hisarin yapilmasina gerek olmadigini Sultana kabul ettirmeye, onu kararindan caydirmaya çalistilar. Bunun, iki devlet arasindaki anlasmalara aykiri ve tecavüz sayilacak bir hareket oldugunu da söylediler. Uslûplarinda hem rica ve gerekirse teminat vermek, vergiyi arttirmak gibi tavizler, hem de tehdit vardi. Fakat Fatihin cevabi kesin oldu.
      BENIM KILICIMIN HUKMETTIGI YERLERE SIZIN IMPARATORUNUZUN HAYALLERI BILE ULASAMAZ
      Bizans elcilerini dinleyen Fatih onlara su cevabi verdi: "Ey Rum çelebileri, ben size karsi bir tecavuzde ve anlasma hukumlerine aykiri bir davranista bulunmuyorum. Maksadim, size zarar vermeyecek sekilde kendi menfaatlerimi korumaktir.Taahhudune sadik kalmak, karsi tarafa zarar vermemek sartiyle, insanlarin kendi menfaatlerini gözetmeleri herhalde hakli ve herkese musaade olunan bir seydir. Biliyorsunuz ki Avrupa ve Asya gibi iki ayri kitada hukmediyorum ve her iki kitada muhaliflerim, muarizlarim coktur. Kendi memleketimizi kendi istegimizle hasimlarimiza birakmak istemiyorsak, her yerde hazir ve nazir olmak, her iki kitanin ihtiyaclarini karsilamak, savunmalarini temin etmek zorundayiz.


      '' Ìmparatorunuzla Macarlar ittifak edip babamin Rumeli'ye geçisine mani olmak istedikleri zaman güç durumda kaldigimizi unuttunuz mu? Kadirgalariniz Bogaz'i kapadi.Babam Murad Han Cenevizlilerden yardim istemeye mecbur oldu. Ben o vakit pek gençtim ve Edirne'de bulunuyordum.Türkler ve bütün Müslümanlar bu tavriniz karsisinda dehsete kapildilar. Siz ise o durumda bizleri tahkire kalktiªniz Babam Rumeli'nde bir hisar yapmaya daha o zaman yemin etmisti. Iste o yemini ben yerine getiriyorurn''


      ''Denizlerine ve topraklarina sahip olamayan bir hükümdar utanilacakdurumlara düser. Sikãyet ettiginiz buhisari insa edecegim. Zaten yer bizimyerimizdir. Orasi, eskiden beri Asyadan Avrupa'ya geçis yolumuzdur. Barisin devamini istiyorsaniz bu meseleye karismazsiniz Sayet bizi geçis hakkindan mahrum etmek istiyorsaniz o zaman is degisir. Ama haddinizi bilir ve bizim islerimize karismazsaniz ben de barisi bozmam.. Sunu da iyice bilesiniz ki, benim kilicimin hükmettigi yerlere sizin imparatorunuzun hayalleri bile ulasamaz!''

      FATIHIN MÜHRÜ
      15 Nisan 1452 günü-hisarin insaatina baslandi. Güzel bir organizasyon ve is bölümü yápilmisti. Her bölümün insaasi bi r pasanin denetimine veriImis, Fatih, deniz tarafina düsen bölümün insaatini bizzat üzerine almisti. Denizden bakildigi zaman sag tarafta kalan kulenin yapimina Saruca Papa, sol taraftakinin yapimina Zagnos Papa, kiyidaki kulenin yapilmina ise Halil Pasa nezaret etmisti. Bugün bu kuleler bu pasalarin adlarini tasiyor.


      Hisarin yapimi içiri gereken keresteler iznik'ten, Karadeniz Ereglisi'nden; tas ve kireç yine Anadolu'dan ve civardan temin edilmisti.
      Fatih, insaatta görev alan isçi, usta, memur ve pasalar arasinda bir rekabet, bir yaris havasi estirmis, hiçbir masraftan kaçinmamis, böylece, i Ikbaharda insaatina baslanan hisar, yaz bitmeden, 31 Agustos günü, yani 4 ay 16 günde tammlanmisti. Bu kadar kisa bir surede meydana gelen büyük eser karsisinda dost dusman hayranligini gizleyememis, Bizans ise basina nelerin gelecegini êyice anlamisti.


      Zemin katlari ile birlikte Saruca Papa ve Halil Pasa kuleleri dokuzar kat, Zagnos Pasa kulesi sekiz kat ìdi. Saruca Pasa kulesinin çapi 23,30 m. duvar'kalinligi 7 m. yüksekligi 28 metredir. Zagnos Pasa kulesinin çapi 26,70 m. duvar kalinligi 5,70 m. yiiksekligi 21 metredir. Halil Pasa kulesinin çapi da.23,30 m. duvar kalinligi 6,5 m. ve yüksekligi 22 metredir.


      Buyük kulelerê birlestiren çevirme duvarlarinin kuzeyden güneye uzunlugu 250, dogudan batiya uzunlugu ise 125 metredir. Güneye bakan kulenin yakininda, cephane ve erzak mahzenlerine giden yollarin ucunda, iki gizli kaprsi vardir.


      Hisar, yukaridan bütünü ile seyredildigi zaman eski yazi ile `Mehmed' ismê okunur. Fatih Sultan Mehmed, istanbul'a ilk mührünü, ismini kale ile yazmak suretiyle vurmustur.

      BARIS ANTLASMASI BOZULUYOR
      Bizansla baris anlasmasi daha hisarirn yapimi sirasinda bozuldu. Hisar civarindaki tarlalarda çalisan Rumlar askerlere geçis izni vermek êstemedikleri için anlasmazlik çikmis, anlasmazIik çatismaya dönüsmüs ve birkaç Rum ölmüstü. Bunun üzerine Bizans imparatoru Ístanbul kapilarini kapadi ve sehirdeki bütun

      Türkleri hapsettirdì. Sultan Mehmed, bunu, baris anlasmasinin bozulmasi ve harp ilâni için hakli bir sebep saydi.


      Insaati biten hêsara, Firuzaga kumandasinda 400 yeniçeri, denize en yakin olan Halil Pasa kulesine büyük toplar Yerlestirdi. Firuzaga, Bogaz'dan geçecek gemileri kontrol etmekle, vergi almakla, emrini dinlemeyen gemileri top atesiyle batirmakla göreviendirildi.


      Firuzaga görevi aldiktan bir suresonra, Karadeniz'den gelen ve ticaret esyasi yüklü bir Venedik gemisi, hisardan verilen 'dur' emrini dinlemeden geçip gitmek istedi. Morosini adini tasiyan gemi kaptani, isabet almadan hizla uzaklasabilecegini sanmisti. Çünkü rüzgâr uygun yönden ve oldukªça siddetli esiyordu. Ama, üzerine yagan güllelerle kisa bir zamanda sulara gömülmekten kurtulamadi.


      Bogaz geçisini kestigi için Fatih tarafindan BOGAZKESEN adi verilen hisara, daha sonra Rumelihisari dendi. Anadolu yakasindaki GÜZELCEHÌSAR da Anadoluhisari adini aldi.



      Hisarin yapimindan sonra Bogazkesenden ayrilan Fatih, Istanbul surlarini çevreleyen hendeklerin kesfini yaparak Edirne'ye ulasti. Artik fetih plânini hazirlayacak ve gecikmeden uygulayacakti.


      Fetihten sonra Rumelìhisari bir sure daha Bogaz'dan geçen gemilerin kontrolü için kullanildi. Daha sonra çegitli hizmetler için, 17. yilzyilda da hapishane olarak degeriendirildi. 1746 da çikan bir yanginla ahsap kismi harap oldu. I. Mahmud tarafindan tamir edilen hisarin kulelerini örten ahsap külâhlar yikilinca, kale içi kúçük ahsap evlerle doldu.


      Hisarin yalniz ahsap kisimlari harap olmustu. Istanbul'un fethi için emniyet kalesi olarak yapilan ve beklenen hizmeti lâyikiyle saglayan hisar harap halde birakilamazdi. 1953 yilinda I hükümet tarafindan kurulan ve alti kisiden olusan bir heyet, hisarin onarimi için gereken çalismalari baslatti. Kale içinde bulunan evler kamulastirildi ve yikildi.


      Rumelihisari bugün müze ve tarihi piyeslerin oynandigi bir açik hava tiyatrosu haline getirilmistir. Bogaz kiyisinda, yalniz Türkiye'nin degil bütün dünyanin en güzel hisari olarak hayranlik uyandirmakta, gurur ve güven vermektedir.








      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    2. #2
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      SÜLEYMANIYE CAMII

      En büyük hükümdarin en büyük mimara yaptirdigi muhtesem eser

      Süleymaniye, onu yaptiran hükümdar kadar muhtesem! Istanbul'un yedi tepesinden birinin yamacinda, o tepeyi asan bir dag gibi heybetli. Yalniz çevresine degil, bütün Istanbul'a hükmediyor. Bütün Istanbul'u kucakliyor.
      Bugün Istanbul'da yükseklikleri Süleymaniye'yi asan binalar var. Hanlar, apartmanlar var. Ama bütün bunlar Süleymaniye'ye nispetle ne kadar silik. Ne kadar küçük! Çünkü Süleymaniye'nin ihtisami yalniz boyutlarinda degildir.

      Dünyanin en kudretli hükümdarinin emriyle, dünyanin en büyük mimari tarafindan, dünyanin en güzel sehrine yaptirilan anit, elbette böylesine muhtesem olacakti. Kanuni Sultan Süleyman böyle olmasini istemisti. Yaptiracagi caminin dünyanin herhangi bir yerinde daha evvel yapilan camilerle ve öteki mabedlerle ölçülemeyecek kadar muhtesem olmasini arzu etmisti.

      Mimarbasi Koca Sinan bu emri alinca Ayasofya'dan daha güzel bir mabed yapma firsati buldugu, bu imkana kavustugu için, kivançla, sevk ve heyecanla ise koyuldu. Önce, bu bugünkü üniversitenin bulundugu yerdeki sarayin kuzeyinde, Istanbul'un üçüncü tepesinin yamaci idi. Sonra, hayal ettigi mebedin resmini çizip padisaha gösterdi ve boyutlari hakkinda yaklasak bilgiler verdi. Kanuni tasariya begenmisti.
      TEMEL ATILIYOR
      En usta sanatkarlar ve mimarlar Istanbul'da Mimarbasi Koca Sinan'in emrine verildi. Bir yandan da, imparatorlugun her tarafindan eserin insasina yarayacak malzemenin toplanmasina baslandi.
      1549'da temel kazisina baslandi. Kaya zemine ulasma ve temelleri tutturma isi uç yil sürdü. Üç yil da temel hizasindaki insaat için çalisildi. Bundan sonra insaata bir yil ara verildi. Bu, temelin iyice oturmasi, bütün agirlik binince hiçbir yerinde en ufak bir çökntü olmamasi içindi.
      Insaata bu maksatla ara verilmasi dünyanin bazi ülkelerinde, Islam aleminin en büyük mabedi olacak binanin yapilmasindan vezgeçildigi seklinde yorumlandi, Böyle düsünenler arasinda Iran Sahi da vardi.

      Muhtesem eser, temellerin atilmasindan sonra bir yillik bekletme süresi de dahil olmak üzere sekiz yilda tamamlanmisti. Sekiz yil sonra, daha açilis merasimi yapilmadan, en büyük Islam mebedinin yapildigi heberi bütün dünyada duyulmustu.

      Gerçekten, Istanbul'un en muhtesem abidesi olan Süleymaniye, kubbesinin çapi ve yüksekligi disinda birçok bakimdan Ayasofya'yi asiyordu.
      Ayasofya'nin kubbesi, yanlardaki dörder çapraz tonozla desteklenmisti. Sinan ise Süleymaniye'de asil kubbenin iki tarafinda ayni büyüklükte olmayan dörder kubbe oturtmustu. Bu, yapiya harikulade bir zerafet veriyordu.

      SÜLEYMANIYE'NIN BOYUTLARI
      Iç ve dis avlular olarak genis bir alani kaplayan caminin esas binasi 57 metre genislikte ve 60 metre uzunlukta, yani kareye yakin bir alan isgal eder. Kunnesinin çapi 25.5 m., yerden yüksekligi ise 53 metredir. Kubbe dört filayagina dayanan dört büyük kemere ve bu kemerler arasindaki dört askiya oturtulmustur. Sinan'in deyimi ile bu dört somaki sütun Muhammed dinini sembolize eden kubbeyi tutuyordu. Bu sütunlarin nereden nasil getirilidigini asagida okuyacagaz.
      Iç avluya üç kapidan girilir. Ortadaki büyük kapinin üzerindeki mermer isçiligi, Selçuk sanatinin devamini ve gelismis ince ustaligini yansitir.

      Süleymaniye'nin dört minaresi ve bu minarelerin toplam 10 serefesi VARDIR. Bu, Kanuni Sultan Süleyman'in 10. Osmanli hükümdari olusunu sembolize eder. Büyük minarelerin yüksekligi 74 metredir.

      Minare sayisinin dört olusunu da Kanuni'nin fetihten sonra 4. Padisah olusunu baglaya tarihçiler vardir. Bu görüse ilk defa, içinde bulundugumuz yüzyilda, E.Mamboury tarafindan yer verilmistir. Galatasaray Lisesi'nde uzun yillar matematik ögretmenligi yapan Mamboury ayni zamanda bir mimarlik tarihçisidir. Yabancilar için ilk büyük Istanbul rehberini de o yazmistir.



      HARIKA BIR AKUSTIK
      Mimar Sinan, cami içinde sesin iyi yayilmasi ve duyulmasi için harika bir teknik kullanmistir. Bunun için bütün kubbeleri çift kubbe seklinde yapmistir. Ayrica, ortadaki büyük kubbeye, içeriye dogru açik durumda, derinlikleri 50 metreye ulasan, agizlaru 5 metre olan 64 küb yerlestirmistir. Bu küplerden, küçük kubbelerin köselerine ve sarkitlarin altina da koymustur. Bundan baska, zeminde, sesi yansitmak için tuglalardan bosluk birakmistir. Iste bu sayede Süleymeniye harika bir akustige sahip olmustur.
      KARINCA KAPTAN'IN ARMAGANI
      Caminin insaatina yarayacak malzemenin Istanbil'dan ve imparatorlugun diger eyaletlerinden de toplandigini söylemistik. Büyük kubbeyi tutan dört somaki sütundan biri Baalbek harabeleinden, biri Iskenderiye'den getirilmis. Ikisi de Istanbul'daki yikik Bizans eserlerinden alinmistir. (Evliya Çelebi'ye göre Misir'dan getirilen sütunlarin sayisi dört idi. Bunlardan ikisi revaklarda kullanilmis olabilir.)
      Beyaz mermerler Marmara Adaasi'ndan, yesil mermerler Arabistan'dan getirilmisti.
      Evliya Çelebi dört büyük sütunun Istanbul'a getirilisini söyle anlatiyor:

      ''..Caminin saginda ve solunda dört adet somaik mermer sütun vardir ki herbiri onar Misir hazinesi degerindedir. Misir diyarinda eski bir sehirden Nil yoluyla Iskenderiye'ye getirilmis. Karinca Kaptan bunlari orada sallara yükleyip, uygun rüzgar kolla***** Istanbul'da Unkapani'na ulastirmis. Unkapani'ndan Vefa Maydani'na, oradana da Süleymaniye'ye getirerek, Sultan Süleyman'a, ''size layik nemiz var ki, bu fakirane hediyeyi kabul eyle'' diye sunmustur. Bundan memnun kalan Süleyman Han da, Karinca Kaptan'a Yilanla Ceziresi sancagini hediye etmistir.''

      SÜLEYMANIYE'NIN HARCINA KARISTIRILAN MÜCEVHERLER
      Süleymaniye'nin temelleri atildiktan sonra, iyice oturmasi için yapiya ara verince, yukarida da söyledigimiz gibi, agir masraflar yüzünden insaata ara verildigini sananlar olmustu. Böyle zannedenlerden biri de Iran sahi Tahmasp Han idi. Ona adamlari böyle haber vermisti. Oysa o bu haberi aldigi zaman, Mimar Sinan'in temelin oturmasi için hesapladigi süre dolmus, insaata baslanmisti. Yüzlerce amele, usta ve süsleme isini yapan sanatkarlar, haril haril çalisiyordu.
      Bundan habersiz olan Sah Tahmasp, insaatin devami için mali yardimda bulunmak istedi. Istanbul sefiri ile, kiymetli mal yüklü bir kervani ve içi degerli taslarla, mücevherlerle dolu bir kutuyu Kanuni Süleyman'a gönderdi.
      Görünüste dostça bir yardim olan bu davranisi ile. Kendi kudret ve zenginligini göstermek, sonunda büyük eserin ancak kendi yardimi ile meydana geldigini söylemek, övünmek istiyordu. Kanuni'ye bu hediyeleri gönderme senebini açiklayan mektubunda da sunlari yaziyorduÇ

      ''…Haber aldik ki camiyi tamamlamaya kudretiniz yetmeyip, yapilmasindan feragat etmissiniz. Size, dostlugumuza dayanarak bu kadar mal ve hazine ve bu kadar cezahir gönderdik. Bu mücevherleri insaatini bitirmeye çalisan ki bizim dahi hayratinizda hissemiz ola.''

      Bu mektuba, mektuptaki usluba sünürlenen Kanuni. Getirilen mallari elçinin gözleri önünde bahsis olarak dagittiktan sonra, mücevher dolu kutuyu da Mimar Sinan'a vererek söyle dedi:

      ''..Bu gönderdigi taslar benim camiimin taslari yaninda pek kiymetsizdir. Tez bunlari el, öteki taslara karistirip bina eyle!''
      Iran sefiri gördüklerine ve duyduklarina sasip kalmisti (Akil dairedinden mephut ve mütehayyir kaldi). Getirdigi mektubunun cevabini böylece alarak Revan'a döndü.

      Öte yandan Mimar Sinan, padisahin emrini yerine getirmis, degerli mücevherleri mimarelerden birinin taslari arasina maharetle yerlestirmisti. Günes isiginda elmaslar piril piril patladigi için bu minareye ''Cevahir minaresi'' adi verildi. Evliya Çelebi bu taslarin zamanla ''Hararet siddetinden bozuldugunu ve piriltilarinin kayboldugonu'' yaziyor.



      RUHLARI AYDINLATAN SÜSLER
      Süleymaniye elbette sadece bir heybet, sadece bir mimarlik saheseri degildir. Içerideki süsleri ile de bir harikadir. Minber ve mihrap mermer oymaciliginin; vaiz kürsüsü ve abonoz kapilar tahta oymaciliginin en güzel çrnekleridir. Askilar, billur kandiller, tunç samdanlar essiz güzelliktedir.
      caminin 138 penceresimden giren isik, ''Sarhos Ibrahim'' adiyla anilan ünlü sanatkarin döktügü renkli camlardan içeriye süzlüyor ve anlatilmiz bir sekilde insanlari büyülüyor.

      Mihrabin iki yanini süsleyen Kütahya çinileri de çol güzeldir. Hele katahisarli Semseddin Ahmet Efendi'nin kubbeyi isildata hatti ruhlari da aydinlatiyor. Bu har, ''Allah gökleri aydinlatmistir'' mealindeki ayetin yazisidir.

      Bu yazilara göz nuru döken büyük sanarkar, ayetin anlamaindan ve kubbeye verdigi ihtisamdan gözleri kamasmis gibi, isinin sonlarina dogru iyi göremez oldu. Yazilari, onun ögrencisi olan Hasan Çelebi tamamladi.

      SULTAN ''BITSIN'' EMRINI VERIYOR
      Artik, Sultan Süleyman'i da, Koca Sinan'i da ölümsüzlestirecek, Türk mimarlik sanatinin üstünlügünü gösterecek eser bitmis sayilirdi. Halk gibi hükümdar da açilisi sabirsizlikla beklemekteydi. Fakat Mimar Sinan titizlik gösteriyor, yapinin hiçbir kösesinde en ufak bir ihmal görülmemesi, hiçbir seyin unutulmamasi için çalisiyordu. Sinan'i çekemeyen bazi kisiler de Sultan'a, onun isini ihmal ettigini, kubbesin durmasindan da süphe ettiklerini söylemek küçüklügünü gösterdiler.
      Açilisin gecikmesine, isin bir an önce bitirilmemesine gerçekten cani sikilan Sultan Süleyman bir gün camie gitmis, Mimar Sinan'i minber ve mihrapta bazi rötuslar yaparken görmüs ne ona söyle demisti:

      ''-Niçin benim camiim ile mesgul olmayip mühim olmayan islerlee vakit geçirirsin? Ceddim Sultan Mehmet Han'in mimari sana yeter bir numune olsun, bana, bu bina ne zaman biter, tez haber ver!''
      Mimar Sinan, Sultan'in bu hitabi karsisinda sasirmis amasükunetle su cevabi vermisti:

      ''-Saadetlu padisahimin devletinde insallah iki ayda tamam olacaktir.''


      TAMAMLADI YAPISINI KIM AÇACAK KAPISINI
      Gerçekten iki ay sonra muhtesem yapi tamam oldu. Fakat eserin bir an önce tamamlanmasini isteyen Sulta Süleyman, caminin kapisini bizzat açmak için axele etmedi. Ayasofya'yi açan Justinianus gibi, Hz. Süleyman'I ve onu yenmis olmak gururuna da kapilmadi. Cami kapisini kendisinin mi yoksa daha layik olduguna Osabasisina sormaktan da çekinmedi. O da, '' Bunu en layik kulunuz emektar Mimar Agadir'' cevabini verdi.


      16 Agustos 1557 günü, yeni ve muhtesem caminin kapisina gelen Kanuni Sultan Süleyman, orada toplanan büyük kalabaligin huzurunda, Koca Mimar Sinan'i yanina çagirdi ne ona söyle dedi:


      ''-Bina eyledigin beytullahi, sidk-u safa ve dua ile senin açman evladir!''

      Ve, Koca Sinan, dua ile anahtara çevirdi. Böylece, gelecek çaglara bir devrin san ve söhterini, sanat kudretini ulastiracak olan mabedin kapilari açildi.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    3. #3
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      SULTANAHMET CAMII



      Birinciler içinde birinci
      Istanbul'un en güzel, en muhtesem camii hengisidir?

      Bu soruya genellikle 'Süleymaniye' diye cevap verilir. Gerçekten, boyutlariyla, uzaktan yakindan heybetli görünüsü ile, Koca Sinan'in bu eseri Istanbul'da essizdir. Bir tanedir.

      Fakat bu genel hüküm, bende her zaman Sultanahmet'e haksizlik edildigi düsüncesini uyanditmistir. Içimdeki ses her zaman Istanbul'da en güzel camenin Sultanahmet oldugunu söylemistir

      Genel hükümlerin aksine, en güzel caminin Sultanahmet oldugunu sölüyorsam, bunun sebeplerini de açiklamam gerekir.

      Kusursuz iki eserden birinin, dügerine olan üstünlügü nedir? Süleymaniye'yi üstün gösteren mimar ve mühendislere bu hükmü verdiren nedir? Ben, mimar ve mühendis olmadigim için mi bu hükmü paylasmiyorum?

      Hükmümün, mimar ve mühendia olmayisimla izah edilebilecegini sanmiyorum.
      Yillar önçe, her iki camii ayni gün ve ard arda ziyaret ederek söyle bir kanaate varmistim: Ikisi de en güzel!

      Fransiz yazar Gentille Arditty-Puller ''Plaisir d'Istanbul'' adli kitabinda, romantik çagin en büyük iki piyanisti Liszt ve Thalberg'le ilgili bir fikra hatirlatiyor bunlar için söylenenlerin Süleymaniye ve Sultanahmet için de geçerli olacagini ifade ederek sunlarin yaziyor:

      ''-Istanbul'un en güzel camii hangisidir?''
      ''-Süleymaniye.''
      ''-Ya Sultanahmet?''
      ''-Aai o mu, o essizdir, en güzelidir.''

      Bu hükme katilmakla beraber, içimdeki ses ''Birinci Sultanahmet'tir'' demekten vazgeçmedi.
      ONU YAPAN USTA YALNIZ MIMAR DEGILDI
      En güzel resimle en güzel heykeli, en güzel sarayla en güzel köskü, en güzel cami ile en güzel türbeyi birbirleriyle karsilastirmak dogru olmayabilir. Ayni amaçlarla ama ayri zamanlarda yapilan eserleri karsilastirmak da dogru olmayabilir. Ama, Istanbul'da, sadece 50 yil ara ile yapilan Süleymaniye ve Sultanahmet'i, Türk mimarisinin dorukta oldugu cagda ve ayni amaçlarla yaratilan bu saheserleri karsilastirmak sanirim mümkündür diye düsünmekten kandimi alamadim.

      Bugün, Istanbul'un en güzel camiinin Sultanahmet oldugunu söyleyerek, bana bu hükmü verdiren hususlari söyle açikliyorum:

      Sultanahmet'in üstünlügü, onun mimari olan Sedefker Mehmed Aga'nin çok yönlü bir sanatkar olusundan ,ileri geliyor. O, yalniz dahi bir mimar degil, ayniz zamanda büyük müzeisyen, büyük sair idi. Bu büyük sanatkar mimarligini, ressamligini, müzisyenligini, sairligini, sedefkarligini ayni eserde ve doruk noktada göstermek istemisti. Sultanahmet'i emsalleriden ayiran, ''birinciler arasinda birinci'' yapan farkliliklar, Mahmed Aga'nin bu özelliginden ileri geliyor olmali.


      DAG GIBI YÜCE, KUS GIBI HAFIF
      Dünyada, çok yönlü olan sanatkarlarin hiçbiri çok yönlügünü, ayni eserde gösterememis, ama Mehmed Aga, bunu basarmistir.

      Baska mabedlerde, hafif hüzün veren losluk yerine, Sultanahmet'de çoskulu iç aydinliginin huzur gagitarak disa vurusunu görüyoruz. Sedefler, çiniler bahar güzelligi yansitiyor ve yasatiyor. 260 pencerenin renkli camlarindan süzülen isik içeriye siir gibi, beste gibi doluyor. Essiz güzellikte çinilere yansi*****, insani akvaryum renginde bir rüya alemine sokuyur, en tatli seslerle anlamli misralara cagrisim yaptiriyor…Insan orada hem dünyalara sigmayacak kadar büyüyür, hem de bir kus gibi hafifliyor. Zaten Sultanahmet, büyük boyutlarina ragmen, uçmaya hazir bir sülün gibi durmaktadir. Sanirsiniz az sonra, füze gibi, uzay kanatlari gibi, slti minaresiyle, Marmara'nin mavisinden gögün mavisine dogru süzülecek, süzülecek…

      Hej büyüük sanat eseri insani etkiler. Ama Sultanahmet hepsinden daha çok, daha costurucu, bütün hüzünleri giderici bir tesir yapiyor. Saygi ve övünme duygusu da veriyor. Iste bunlardan dolayi Sultanahmer bana göre, ''birinciler arasinda birincidir.''
      BIR BENZERI YOK
      Ya Mimar Sinan?.. Sedefkar Mehmed Aga, Koca Sinan'dan üstün müdür?

      Bunu söyleyemiyoruz. Sedefkar Mehmed Aga'nin, eserinde, güzel sanatlarin her dalindaki ustaligini gösterdigini söylüyoruz.

      Rönesanstan önce, Rönesansta ve daha sonra, çok yönlü olmakta taninan hiçbir sanatkar bunu yapamamistir. Mesela, Rönesans'in çok yönlü iki sanatkari Mikelanj ve Leonardo da Vinci, hiçbir eserde sanatlarinin bir yönünden tazlasini göstermemislerdir. Bir mimar, ressam, heykeltiras, edib olan Leonardo da Vinci, bu sanatlarin hepsini yansitacak bir büyük eser birakmamistir. Baska mimarlarin yaptigi kiliselerin duvarlarini, resimleriyle süslemis, uygulama alani bulamayan ama yine de onun dehasini gösteren mühendislik buluslari yapmis, güzel heykeller yontmus, Mona Lisa (yahut La Joconde) fakat bütün bu ustaliklarini tek eserde toplayamamistir. Mehmed Aga ise, eserinin planini kendisi çizmis, kendisi yapmis. Duvarlarini kendisi süslemis, kapilari kendi begenmis. Bu eserine siir, renk ve ses güzelligini kendisi vermistir. Bir tek eserde sanatkarliginin her yönünü göstermistir.


      NASIL BIR ESER
      Ayasofya'yi yaptiran Justinianus onunla Hz. Süleyman'in Kudüs'te yaptirdigi mebedi asmak istemisti ve asmisti. Süleymaniye'yi yaptiran Sultan II. Selim, Ayasofya'yi asmak istemislerdi ve asmislardi. Simdi de Sultan I. Ahmet onlari asacak bir cami yaptirmak istiyor, fakat atalarina saygisizlik etmemek için, sadece Ayasofya'yi asacak bir cami yaptirmak istedigini söylüyordu.

      Sultan Ahmed, yeni bir cami yaptirmaya karar verdikten sonra, uygun bir yer aranmasina basladi. Teklif edilen birçok yer arasinda padisah bugünkü yerini begendi. Fakat o yillarda burada Sokollu Mehmet Pasa sarayi vardi ve sarayin satin alinmasi, yiktirilmasi, çevresinin iyice açilmasi gerekiyordu.

      Padisah, Ayse Sultan'a, ''Otuz yük dinar halis ayar altin'' göndererek sarayi satin aldi.

      Yeni camiyi gerçeklestirme isi, mimarligi gibi sedefkatligi ve musikisinasligi ile de büyük ün yapmis olan mimarbasi Mehmet Aga'ya verildi.

      Sedefkar Mehmed Aga, karsisinda Süleymaniye, yanibasinda Ayasofya gibi iki essiz anitin arasinda, onlarla yarisacak bir eser yapacakti.

      Bu eser nasil olmaliydi? Bir eserin büyük olmasi için boyutlarinin büyük olmasi yetmezdi. Güzel olmasi için de yalniz disindan veya yalniz içinden güzel olmasi yetmezdi. Hatta, sadece 'güzel' olmasi da yetmezdi. Onun yapacagi eserde güzellik nasil yasanirdi? Siir gibi seyredilerek, huzur gibi duyularak..
      Mehmed Aga, uzun çalismalardan sonra planini çizdi ve padisaha sundu. Basmimarin açiklamalarini da dinleyen padisah plani begendi ve onayladi.
      PADISAH TOPRAK TASIDI
      Artik temel atma zamani gelmisti. 1609 yilinin günesli bir gününde, basta padisah olmak üzere, devlet erkani insaatin yapilacagi yere geldi.
      Ayni yüzyilda yasayan Evliya Çelebi, temel atma merasimini söyle anlatiyor:

      ''…Cümle üstad mimar ve mühendisler toplanip, Üsküdarli Mahmut Efendi'nin ve üstadimiz Evliya Efendi'nin dualari ile esasinin kazilmasina bsladi. Evvela Sultan Ahmed Han, etegine toprak dodurup, ''Ya Rab! Ahmed kulunun hizmetidir, kabul eyle'' deyüp, amelelerle birlikte temelden toprak tasidi…''

      Padisahtan sonra Seyhülislam Mevlana Mehmed Efendi, Seyh Mehmud Efendi, Vezirlazam Murad Pasa ve diger veziler, ulema, kadiaskerler ellerine kürükler alarak toprak tasimis, harç koymuslardi. Bu sirada kurbanlar da kesilmisti. Issaat çalismalarina sembolik olarak ordu da katilmis, birgün sipahiler, birgün yeniçeriler toprak tasimada çalismislardi. Vezirler, devler erkani kendi adamlarini göndermis, halktan birçok gönüllü çalismalara katilmis, bölece Istanbullular, caglar boyu övünecegimiz bir eserin meydana gelmesi için hizmet etmislerdi.
      YEDI YILDA TAMAMLANDI
      Insaat yedi yilda tamamlandi. Nihayet 1616 yili 2 Haziran Cuma günü, basta padisah olmak üzere, devlet erkani bu defa açilis merasimi için ayni yere geldi. Cami yanina kurulan otaglarda davetlilere büyük bir ziyafet verildi. Açilis dualarla yapildi.

      Sultan I. Ahmet meydana gelen saheserden memnundu. Cami kapladigi alan bakiminda Ayasofya ve Süleymaniye'yi geçiyordu. Ana yapinin kapladigi alan 64x74 m. Boyutlarindadir. Yüksekligi ise 43 metredir.

      Içinin renkli aydinligi, duvarlari süsleyen essiz çinileri, kapilari süsleyen sedef kakmalari, o güne kadar yapilanlardan çok daha güzel olan alti minaresi, Istanbul'un panoramik güzelligini arttiran genel görünüsü ile Sultanahmet herkesi büyülemisti. Ama o zaman bu caminin adi Sultanahmet Camii degildi. Halk ona 'Yeni Cami' demisti. Eminönü'nde Yenü Cami adiyla anilan cami yapilincaya kadar bu adi tasidi. Eminönü'ndeki eser 'Yeni Cami' adini alinca, Mehmed Aga'nin yaptigi camiye de Sultanahmet Camii denildi.
      CAMIDEKI IÇ AYDINLIK
      Sultanahmet Camii'nin mimari tarzi öteki camilere göre, birçok bakimdan farklidir. Mesela Süleymaniye'de kubbeyi esit ve paralel kenarli dayanaklar tuttugu halde, Sultanahmet Camii'nin kubbesi yuvarlak ve iri sütunlar halindeki filayaklarina oturmaktadir. Orta kubbe dört sivri kemer üzerine oturtulmus, köseleri pandantifle doldurulmustur. Yarim kubbelerin kenarlari da sivridir. Isik süzülmesini kolaylastirmak için pencere ve kemerler de degisik bir stilde yapilmistir. Isigin cami duvarlarini süsleyen renkli çinilere degisik sekillerde yansimasi düsünülmüs, pencere camlarina buna göre renkler verilmistir.

      Sultanshmet'in asil özelliklerinden biri. Bol isikli, diger çinilerinin essiz birer sanat eseri olusudur. Yüzyillar içinde eskiyen veya kitilan bazi camlari degistirilirken, ayni renkler turrurulamamis. Bu yüzden cami yapilisindaki zamana göre isik-renklerinden kayba ugramistir. Buna ragmen Sultanahmet'in iç aydinligi bugün hiçbir mabedde yoktur.

      Sultanahmet Camii'nin maliyeti, sebilleri, mektebi, Hümayun kasri, dükkanlari, dükkanlarin üzerindeki odalari ve padisahin türbsi de dahil olmak üzere 1811 yük 2944 akçedir. 1 yük 100 bin akçe, 120 akçe de 1 altin oldugunua göre, bu saheserin yaklasik olarak 1.510.000 altina mal oldugunu söyleyebiliriz.
      Cami 21.043 çini ile süslenmistir ve bu çinilerin herbirine 18 akçe ödenmistir.


      NIÇIN ALTI MINARE
      Istanbul'da meydana gelen her büyük olay, her büyük eser, Islam dünyasini yakindan ilgilendiriyor ve baslica konu ediliyordu. Sultanahmet Camii'nin yapilmasi da hayranliklar, genis yankilar uyandirdi.

      Fakat Imparatorlugun bazi eyaletlerinden itirazlar da geldi. Itiraz da geldi. Itiraz edenler, ''camiye alti minare yapilmasi kabe'ye saygisizlik olur'' diyorlardi.

      Çünkü o zamanlar alti minaresi olan tek mebed Mekke'de idi.

      Padisah bu meseleyi bütün Islam alemini memnun edecek bir sekilde halletti: Mekke'ye yedinci minareyi yaptirdi.
      Sultanshmet minarelerinin dördü üçer, ikisi de ikiser serefelidir.
      AVIZELER BIRER HAZINE IDI
      Evliya Çelebi, Sultanahmet'teki avizelerin, yapildigi yillarda, oradaki çiniler kadar güzel ve degerli oldugunu söyle anlatiyor:

      ''…Bu camide asili avizeler yüz Misir hazinesi degerindedir. Çünkü Sultan Ahmed Han, ecdadindan beri toplanankiymetli essiz cevahirleri, dört diyardan gelen çok degerli hediyeler buraya koymustur..Mesela, Habes veziri Cafer Pasa camiye alti adet zümrüt kandil göndermistir ki, herbir kandil altisar okka agirlikta idi. Altisi da mücevherli altin zincirlerle asilmistir.. Ayrica bu camide öyle çok ve degerli kitaplar verdir ki,Islam diyarindaki öteki padisah camilerinin hiçbirinde bu kadar çok güzel ve degerli kitag görülmemistir..''
      SULTANAHMET'IN DIS AVLUSUNDA, BIRINCI KAPININ ALTINDA BULUNAN SEBIL KITABESI
      Içen abdan dari-naim içre mesrur ola, Yazilub amali-hüsnü deftere medtur ola

      Camii Han Ahmed'in banii ala mesrebi, Hazreti Mimarbasi ahreti mamur ola.

      Kim Muhammed anin nam-u ali himmeti, Itti bu rana binayi hasredek mashur ola

      Olmamistir dahi olmaz böyle ali bina, Bir eser konmustur ki, kim dembedem Mezkur Ola

      GÜNÜMÜZ TÜRKÇESIYLE:
      Bu sudan içen, nimetler yurdu olan Cennete kavussun mutlu olsun.
      Yaptigi güzel isler deftere satir satir yazilsin.

      Yüksek ahlaki kendisine huy edenin, Han Ahmed'in camiini yapan,
      Yüce mimarbasinin sonu da iyi olsun.

      Bu ulu mimarbasinin kutlu adi Mehmed'dir.
      Dünya durdukça ünü her tarafa yayilsin diye, bu güzel, gözalici yapan odur.

      Bu büyük eserin benzeri yoktur ve olmayacaktir.
      Be eser, her zaman övgüyle konusulsun, dillerden düsmesin diye yapilmistir.


      SULTANAHMET
      Nurlu elleri Sedefkar Mehmed Aga'nin
      Indirmis yeryüzüne isik-cismi.
      Eli öpülesi o dehanin
      Mehyalatla yazilsin ismi.

      Bir eser vermis ki o sanat günesi,
      Orda mevsim yil boyunca bahar…
      Bulunmaz dünyada bir esi
      Maya'lardan Misir'a Çin'e kadar

      Kubbeleri bir tomurcuk bahçesi, kat kat,
      Her sabah açar..
      Duvarlari tas degil, sanki kanat,
      Her gece uçar…

      Alti füzesiyle gökyüzünde
      Dolasir Sultanahmet.
      Gökkusagini o toplar, o dagitir
      Dünyaya demet demet.

      Sonsuz mevilerde ak güvercin,
      Akveryum renginde bir rüya..
      Büöyle bir güzellik gördügü için
      Mutludur dünya..
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    4. #4
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      AYASOFYA


      Essiz güzellikte, muhtesem bir mabed yaptirmaya karar veren Imparator Justinianus emeline kavusmis, idealini gerçeklestirmistir. Dünyaya bir mimarlik harikasi kazandirmistir.

      Fakat, insanlik bugün bu saheserle övünüyorsa, bu, Türklerin sayesindedir. Onu bugünlere sapasaglam ulastiranlar, sanat harikalarinin koruyucusu olan Türklerdir.

      Amerika kitasinda, Mayalar'in, Aztekler'in, Inka'larin eserleri bugün harabe halindedir. Çünkü bu kitayi 15. Ve 16. Yüzyilda fetheden Avrupalilar, o saheserleri korumak söyle dursun, yagmaladilar, yakip yiktilar. Yikilmadan kalabilenler, balta girmemis gür ormanlarda bulunanlardir.

      Roma imparatoru Jül ***ar Kleopatra devrinde Misir'a saldirdigi zaman muhtesem Iskenderiye kütüphanesini yakip yikmisti. Bu kütüphanede bulunan 700 bin kitabin külleri, günlerce bir matem bulutu gibi sehrin üzerinden ayrilmadi. Bazi tarihçiler buna ''Rönesansi en az asir geciktiren olay'' diyorlar.

      Piramitler, herbiri tonlarca agirlikta blok taslardan örülü olduklari için yikilamadiö ama sakladiklari hazineler yine yagma edildiç Yüzlerce yil sonra bölgeye hakim olan baska kuvvetler de, Gize'deki ünlü sfenksi nisan tasi olarak kullandilar, top atesine tutarak bu saheserin burnunu, sakalini kopardilar.

      1204 yilinda Istanbul'u zapteden Haçlilar, bu sehri misli görülmemis sekilde yagmaladi, sanat eserlerini tahrip ettiler. Olayin görgü tanigi olan Bizamsli ve Avrupali tarihçiler ''Tarihte böylesine vahsi, böylesine barbar bir yikim görülmemistir'' diyorlar. Bunlarin Ayasofya'yi ne hale getirdiklerini, diger harika eserlere neler yaptiklarini önceki bölümlerde bir nebze yaptiklarini önceki bölümlerde bir nebze anlatmistik. Daha baska neler yaptiklarini da asagida görecegiz.
      FATIH'IN ILK EMRI
      1453'te Türkler Istanbul'u fethedince, Fatih Sultan Mehmed'in ilk emirlerinden biri, acinacak sekilde harap ve bakimsiz birakilan Ayasofya'nin onarilmasi olmustur.

      Türklerin Ayasofya'yi nasil bulduklarini, sonra ne hale getirdiklerini, onu nasil koruduklarini asagida okuyacagiz. Fakat daha önce bu eserin nasil meydana getirdigini ve mimari özelliklerini anlatacagiz. Bu özellikleri anlatmadan önce sunu da belirtelim ki, dünyayin yadi harikasini tespit edildigi yillarda Ayasofya henüz yapilmamisti. Yapilmis olsaydi, bu yedi harikadan biri mutlaka Ayasofya olurdu.

      Ayasofyanin Plani

      ESKI MABEDLERIN SÜTUNLARI ISTANBUL'A GETIRILIYOR
      Bugünkü Ayasofya'nin bulundugu alanda, ilk kilise 12 Mayis 360 yilinda yapilmisti. O zamanki Bizans'in en büyük mabedi olan bu yapi 44 yil sonra bir yangimla harap oldu. 415 yilinda onun yerine yapilan yeni kilise de 532 yilinda baska bir yanginla yok oldu.

      Iste bu ikinci yangindan sonra Imparator Justinianus, Hazreti Adem'den bu yana görülmemis ihtisamda, yanginlara, depremlere karsi koyabilecek, gelecek çaglara ulasabilecek saglamlikta bir eser yaptirmaya karar verdi.

      Justinianus bu büyük yapinin insaasina Aydinli Antonius ile Miletli Isodoros adli mimarlari memur etti. Mimarlar hemen ise koyuldular. Önce kilisenin yapilacagi alan iyice açildi. Bu maksatla orada bulunan saraylar, evler yikildi. Sonra, Imparatorlugun, harabe halinde bulunan eski mebedlerin, evlerin en güzel malzemeleri toplatilarak Istanbul'a getirildi. Mesela sekiz sütun Efes'teki Diana mebedinden alindi. Ayni sütunlar daha önce Efes'e Heliopolis'teki Günes mebedinden getirilmisti. Atina, Roma, Delf ve öteki mebedlerden de bazi sütunlar toplandi. Böylece, herbiri ayri bir mebede yücelik kazandirmis olan mermer sütunlar, simdi bir araya gelecek, en büyük mebedde bulusarak gelecek çaglara ulasacaklardi. Ayrica dünyayin en meshur mermer ocaklari de Ayasofya için çalistirilyordu. Prokonez beyaz mermerlerini, Egriboz adasi açik yesil mermerlerini, Karia'daki ocak beyaz-kirmizi mermerlerini, Misir meshur porfirlerini, Teselya ve Lakonya eski yesil mermerlerini, Siga damarli pembe taslarini istanbul'a yolladi.
      EY SÜLEYMAN SENI ASTIM!
      Bu çok degerli malzemeden essiz bir anit meydana getitmek mimarlar da en büyük güçle desteklenmeliydi ve desteklendi.

      Insaat araliksiz bes sene devam etti. Bu süre içinde hergün bin isçi çaliiti. Imparator sik sik çalismalari denetliyor, çalisanlari yüreklendiriyordu. Nihayet insaat bitince, 27 Aralik 537'de, büyük bir açilis töreni yapildi. Justinianus 14 atil çektigi tören arabasi ile Ayasofya!nin, o zaman Kram Kapisi denilen büyük kapisinin önüne gelince, büyük eseri gururlu seyrederken söyle dedi: ''Tanrim, sana sükürler olsun ki böyle essiz bir eserin basarisini bana lütfettin, beni buna layik gördün!''

      Sonra heyecanla mihraba dogru atilarak söyle demekten de kendini alamadi: ''Ey Süleyman, bu eserle seni asmis, seni yenmis bulunuyorum!'' o zamana kadar en büyük mabedi yaptiranin kadar en büyük mabedi yaptiranin Hz. Süleyman oldugu kabul ediliyoudu.

      AYASOFYA'NIN BOYUTLARI
      Ayasofya'nin bina olarak kapladigi alan 77 metre uzunlukta ve 71ç70 metre genislikte bir yerdir. Bu alanda yükselen binanin çik genis bir avlusu vardi. Avlunun etrafinda revaklar, ortasinda ise auyu aslan agzindan akan bir çesme bulunuyordu. Mabede 9 büyük kapidan giriliyordu.

      Ayasofya'nin kubbesi 33 metre çapinda ve 55.60 m. Yüksekligindedir. Kubbenin kendi yüksekligi 81 metreyi bulur. Kubbe. Çok hafif tuglalardan, birbirine takip eden tabaklarla meydana getirilmistir. Kubbe kasnagi 40 pencerelidir. Bunlardan dördü kapali durur. Yapiyi 107 sütun ayakta tutar. Bunlarin 40 tanesi alt. 67'si de üst kisimdadir. Bina zemeninin altina genis sarniçlar yapilmis, bunlarin içine büyük fil ayaklari dikilmistir. Böylece yapiya, seglemlere karsi esneklik ve dayanliklilik verilmistir. Buna ragmenAyasofya Bizans devrinde birkaç defa depremden hasar gördü ve tamir edildi.
      20 BIN KILO GÜMÜS
      Ayasofya'nin ihtisami yaniz boyutlarinda degildir. Iç süslemeleri bakimindan da essiz bir eserdir. Daha dogrusu Haçli yikimina ugrayincaya kadar öyle idi. Daha sonra Türklerin onarimi ile ve bu defa Türk sanatinin inceligiyle, yine essiz bir anit oldu.

      Ayasofya'nin içi, Latinlerin isgalinden önce, mozaikler, renkli mermerler, fildisi levhalar, altin, gümüs ve diger kiymetli taslarla, agir islemeli kumaslarla süslüydü. Tavanlarinda altin zemin üzerinde dekoratif göbekler, rozetler, gümüs mozaikler vardi. Insan resmi tasiyan mozaikler de bulubuyordu. Halen yerinde duran büyük kapinin üzerindeki mozaik taht üzerinde oturan Meryem'i, kucagindaki çocuk ise Hz. Isa'yi temsil ediyor. Meryem'in sagindaki Imparator Konstantin Meryem'e Istanbul sehrini. Justinianus isa Ayasofya'yi sunarken görülüyor.

      Kubbenin altinda ve orta yerde duran, fildisinden yapilmis ve degerli taslarla süslenmis bir kürsü vardi. Mihrabin önünde de üzeri altin yaldizli gümüs bir bölme bulunuyordu. Gümüs kaplamalar ve mozaikler günün her saatinde bir baska yönden süzülen isikla piril piril olurdu.

      Tarihçiler Ayasofya'da bulunan gümüs kaplamalarin ve süslerin 20 bin kilo civarinda oldugunu yaziyorlar. O devirde Bizans'ta elçi olarak bulunan yabancilar, yeryüzünde böyle muhtesem ve isikli bir mabed olmadigini yazmislardi. Mesela Rus elçileri hükümdarlarina Ayasofya'yi söyle anlatmislardi: ''Acaba gökte miyiz? Diye düsündük, cünkü yeryüzünde böyle bir ihtisami insan tasavvur edemez. Gördüklerimizi size tarif etmekten aciziz.''

      Istanbul'u isgal eden Haçlilar ordusunda bulunan Robert de Clari ise gördüklerini söyle anlatiyordu: ''Bu mabedin bütün kapilarin kilit ve sürgüleri som gümüsten idi. Paha biçilemeyecek degerde olan mihrabin üzerinde ondört ayak uzunlugunda som altindan bir ayin masasi vardi ve bunun üzeri degerli taslarla süslüydü. Mihrabin etrafindaki sütunlar da gümüstendi. Kilisedeki on kadar avizenin herbiri insan kolundan kalin gümüs zincirlerle asiliydi…''
      ÖRÜMCEKLER AG KURMUS
      Türkler Istanbul'u aldiklari zaman Ayasofya'yi çiril çiplak buldular. Anlatilmakla bitmeyen güzel mozaiklerinin çogu; altin. Gümüs ve degerli taslarla süslü olan her seyi, Haçlilar tarafindan yagma edilmisti. Mabed bakimsizdi. Bu durumu, onu fetih gününde gören Dursun Bey söyle anlatiyor: ''Onun rahnesine tas koyacak bir mimar kalmamis, mamur olarak sedece bir kubbesi kalmis.. Padisah-i Cihan bu binayi harab ve yebab (yikik) görünce, ahir harap olmasin deyüp tamirini ve bakimini emretti. Sonra'da, su beyti söylemekten kendini alamadi:

      Perdedari miküned der taki kisra ankebut
      Bum nevbet mizenet der kale-i Efrasiyab..

      (Kisra'nin takina örümcekler ag kurmus, perdedarlik yapiyor, Kayserin kalesinde ise baykus nöbet tutuyor)

      Fatih Sultan Mehmed'in emriyle camiye çevrilen eser, bu suretle gelecek yüzyillara yikilmadan, ihtisamini arttirarak ulasma sansina kavusmus oluyordu.

      Kilise camiye çevrilince. Resimlerden bazilari ve haçlar. Bozulmayacak sekilde badana ile örtüldü. Diger süslere ve melek resimlerine hiç dokunulmadi. Mebedin güneydogu tarafi görülen lüzum üzerine iki payanda ile takviye edildi. Bu köseye tugladan bir minare ve camiye bir medrese ilave olunda. Ikinci minareyi II. Beyazid yaptirdi.

      KOCA SINAN DA ONARIYOR.
      Kanuni Süleyman devrinde yikilma tehlikmesi gösteren bina, Kanuni'nin emriyle ve dahi mimar Koca Sinan'in maharetiyle destek duvarlara kuvvetlendirildi.

      Koca Sinan Ayasofya'ya iki minare daha ekledi. Caminin yaninda II. Selim için de bir türbe yapildi. Sokollu Mehmet Pasa kubbeye büyük bir alem koydurdu.

      Caminin içini Türk eserleriyle en çok süsleyen hükümdarlardan biri III. Murat'dir. Bergama'dan getirtilen ve helenistik devirde kalma iki büyük mermer küpü camiye koyduran da odur. Bu küplerin her biri 1250 litre su almaktadir.

      IV. Murat'in yaptirdigi mermer mahfiller. Minber ve tas kütsü bir sanat harikasidir. Yine bu hükümdar mebedin duvarlarina ve bos kalan yerlere Biçakçizade Mustafa Çelebi'nin n'fis hatti ile ayetler yazdirdi. Bugün büyük kubbede asili duran kandili ise III. Ahmet yaptirdi.
      AYASOFYA MÜZE OLUYOR
      Padisahlar arasinda Ayasofya'yi Türk eserleriyle en çok süsleyen hükümdar I. Mahmut'tur. I. Mahmut'un cami için yaptirdigi çok güzel bir kütüphane vardir ki devrin saheseri sayilir. Bu kütüphanede 7 binden fazla el yazmasi ve basma kitap bulunmaktadir. Kütüphane duvarlarini da çoik güzel Türk çinileri süslemektedir.

      Türklerin gösterdigi ihtimamla Ayasofya korunmus, güzellestirilmis, saglamlastirilmistir.

      918 yil kilise, 482 yil cami olarak kullanildiktan sonra, 1 Subat 1935 tarihinde müze haline getirilen Ayasofya'yi bugün ziyaretçiler hayranlikla seyredebiliyorsa, bu, Türklerin bu sanat harikasina sahip olarak onu korumalari sayesindedir.

      Ayasofya'nin ve civarindaki eserlerin yüzlerce yil önce bugünkünden çok daha heybetli göründüklerini de söylemeliyiz. Çünkü, eskiden Istanbul'un yedi tepesinden biri olan Ayasofya ve çevresinde zemin, yüzyillarin birikimi olan dolgularla onbes metre kadar yükselmis bulunmaktadir. Bunu anlamak için eski gravürlere balmak yeter. Bir eski gravürde, Sultanahmet Meydani'ndaki hiyeroglif yazili dikilitas. Meydanin dolup yükselmedigi zamanki haliyle görülmektedir. Bu tasin kaidesini olusturan kabartma heykellere bakmak için, resime göre insanin basini yukari kaldirmasi gerekir. Oysa bugün ayni kaide çukur içinde kalmistir ve ancak egilerek görebiliyoruz.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    5. #5
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      TOPKAPI SARAYI


      Anitlar hazinesi,
      dünyanin en zengin müzes
      Topkapi Sarayi harikalar saklayan bir harikadir.Topkapi'da saray degil saraylar var.Her sarayda essiz bir hazine, bir sanat harikasi var. Orada yalniz okunan degil, görülen/ hissedilen, ziyaretçinin de yasadigi bir tarih var. Bugün müze olan Topkapi Saraylari bir bütün olarak ele alindigi zaman, yeryüzünde ondan daha muhtesem,daha zengin daha ince ve güzel eser az görülür. Avrupa'nin en ünlü saraylari Top-kapi Sarayi yaninda sönük kalir.

      Fakat Topkapi Saraylari'nin niçin bütün Avrupa Saraylarindan daha güzel ve üstün oldugunu anlayabilmek Için Türk yapi zevkini, Türk'ün tabiata, tabiat güzelligine askini, açikliga genislige,sonsuzluga egilimini bilmek gerek.Ayrica onun hem yapi, hem muhteva olarak özelligini, neleri muha-faza ettigini görmek gerek.

      Türk için heybetli olan ayni zamanda sade, zarif ve tabiata uygun olmalidir. Canli gibi durmalidir. Aksi halde o heybet kusurludur. Onun içindir ki Sultanahmet, Selimiye, Süleymaniye camileri hem dag kadar heybetli, hem sülün kadar zarif ve hafiftir, içlerindeki çiniler tabiatin yesilini,suyun ve gögün mavisini, çiçeklerin rengini yansitir.

      Eski Türkler "Dünya bizim çadirimiz, gökyüzü de bu çadirin kubbesidir" derlerdi. Yüzyillar, binyillar sonra vatan topraklama sinir çizlip üzerinde ulu yapilar, mabedler kurulmaya baslandigi zaman, engin tabiati ve onun güzelligi ni disarida birakip, heybetle saglam ama tas kurulugunda bir yapiya kapanmaya razi olmadilar. Yapilarnin içine tabiati da soktular.



      OTURULACAK YER BURASIDIR
      Tabiat güzelliginden,genis ufuktan ayrilmamak duygusu Osmanlilarda da hakimdi. Fatih Sultan Mehmet 1453'de istanbul'u fethettigi zaman bir süre,Beyazit'ta bugünkü istanbul Üniversitesi'nin bulundugu yerdeki sarayda kaldi. Fakat Istanbul'u gezip dolastikça, bugün Sarayburnu adini tasiyan ve zeytin agaçlariyla kapli yarimadayi görüyor, "oturulacak yer Iste burasidir" diyordu. Burnun önünde kivrim,kivrim Bogaz,saginda mavi Marmara,solunda altin bir boynuz gibi Haliç vardi,Kapanmayacak mavi ve yesil bir ufuk çevreliyordu bu yarimadayi.

      Fatih, yeni sarayini Iste buraya yaptirdi. Ayri ayri kösklerden, dairelerden,su setleri nin havuz ve fiskiyelerin, rengarenk çiçekli bahçelerin olusturdugu bir saray.
      DÜNYA BURADAN IDARE EDILiRDi
      Zamanla Fatih'ten sonraki hükümdarlar bu saraya ilaveler yaptilar.Yüzlerce dönümlük Sarayburnu yalniz padisahlarin Ikametgahi degil, devletin yönetim merkezi haline de geldi. Devlet Islerinin görüldügü kubbe altinda, tavana asili duran küre biçimindeki avize, dünyayi sembolize ediyor ve oradan dünyaya hükmediliyordu.

      Imparatorluk büyüdükçe Topkapi Saraylari da çogaldi, sarayda bulunanlarin sayisi artti.Fatih devrinde saray mevcudu 750 kisi iken, Kanunî devrinde saraylilar sayisi 5000'i geçti.
      Bugün müze halinde bulunan Topkapi saray ve kösklerinde yüzlerce yillik sanli, ihtisamli geçmisin belgeleri muhafaza edilmektedir.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    6. #6
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      ÇINILI KÖSK



      Dairelerden, büyük sofalardan, kubbealtlarindan ve kösklerden olusan Topkapi Sarayi'nin ilk yapilarindan biri, Fatih Sultan Mehmet'in 1472'de yaptirdigi Cinili Kösk'tür.

      Çinili Kösk, Selçuk Çini sanatini Osmanlilarda devamini gösterir. Ayni zamanda mimaride Türk sanatini bir atilimidir. Iki asir sonra yapilacak saheserlerin müjdecisidir.

      Mimar Atik Sinan tarafindan yapilan kösk, iki katlidir. Ortada tonozlar üzerine oturtulmus bir ana kubbenden, köselerde ise yine kubbeli bölmelerden meydana gelmistir. Ön tarafta tek parça beyaz mermerden ondört sütuna dayanmis bir revak vardir.



      Köskün özelligi ve güzelligi çinilerindedir.. Yukarida da söyledigimiz gibi, Selçuk çinilerinden ilham alinarak yapilmistir. Binanin içi bozdan boya beyaz, kahverengi, lacivert, firuze çinilerle süslenmistir. Firuze çiniler alti köseli, bunlarin arasina serpistirilen lacivert çiniler ise ücgen seklindedir. Bugün de sanatseverlerin hayranlikla seyrettigi çinilerin güzelligi yüzünden adina Çinili Kösk denmistir.

      Çinili Kösk 1875'de müze haline getirilmistir. Burada Fatih ile ilgili esyalarin bir kismi sergileniyor.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    7. #7
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      MEVLANA TÜRBESI



      Selçuk mimarisinin ve 'türk çadiri' türünün en güzel örneklerinden biri de Konya'daki Mevlana Türbesi'dir. Mimar Tebrizli Bedretten tarafindan 1274 yilinda yapilan bu türbenin kubbesi 16 dilimden olusan bir huni seklindedir. Içi disi çini döseli, duvarlari çok degerli yazilarla süslüdür.

      Türbe Selçuklular devrinde yapildi, 16 dilimli yivli külahi Karamanogullari zamaninda eklendi. Daha sonra Osmanlilar türbeyi bir mescit, semahane ve sadirvanla zenginlestirdiler. Cumhuriyet devrinde türbe onarildi ve etrafi açildi. Her devirde ihtimam gördü. Çünkü burada büyük Türk mutasavvifi ve sairi Mevlana Celaleddin Rumi yatiyor.

      Aslinda onun asil yeri ariflerin gönülleridir. Bir beyitinde söyle diyor:

      Ölümümüzden sonra mezarimizi yerde arama
      Ariflerin gönüllerindedir mazarimiz bizim




      Yedi asirdan fazla bir zamandan beri gönüllerde yasayan, eserleri hemen hemen bütün dillere tercüme edilen Mavlana'nin türbesi, Anadolu'nun silinmez tapu senetlerinden biridir.


      Türbenin harika anitlarimizdan biri olusu yalniz mimari özelliginden ileri gelmiyor. Bir müze haline getirilen bu yerde Selçuk sanatinin hali, kilim, kumas örnekleri: mavlevi sanatinin çok degerli eserleri, neyler, kudümler sergilenir. Türbedeki ceviz sanduka Selçuk oymaciliginin bir saheseridir. Bu sandukanin bas tarafinin yüksekligi 2,65, ayak tarafinin yüksekligi 2,13, uzunlugu da 2,91 metredir.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    8. #8
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      KONYA SULTAN HANI



      Herbiri bir harika olan yüzlerce Selçuk kervansarayindan biri de konya Sultan Hani'dir. Konya.Aksaray arasinda olan bu hani, 1229 yilinda, Selçuklu Sultani Alaaddin Keykubat I yaptirmistir. Bir yangin geçiren bu han, Giyasettin Keyhüsrev zamaninda (1278'de) onarildi ve genisletildi.

      Bu han, birbirine bitisik uzunlamasina iki bloktan olusuyor. Öndeki blokun dogu tarafindaki duvarinda, ince süslerle bezeli mermer bir kapidan büyük dehlize, oradan da hanin avlusuna geçilir. Avlunun sag tarafinda revakli bölmeler, ortasinda bir mescit, solunda da youcularin kaldigi odalar vardir. Daha dar olan arka taraftaki ikinci blok hayvanlara ve esyaya ayrilmistir. Yolcu odalarindan ve hayvanlara ait ahirlardan baska handa, firin, hamam ve erzek depolari da vardir.

      Hanin oturtuldugu alan, toplam olarak 4866 metrekareyi bulur. Büyük blok 'yazlik', küçük blok 'kislik' olarak ga adlandirilir. Hanin distan boyu 116,90 metredir. Yazlik kismimin eni 49.35 mç, boyu 67.75 m. Dir. Kislik kisminin boyutlari ise 32ç90 m x 55.15 m. Dir.
      Hanin dogu cephesindeki muhtesem mermer kapisinin genisligi 10.70 metredir. Bu kapida bulunan kitabeye göre hanin mimari Muhammed bin Havlan- el- Dimaski!dir.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    9. #9
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      BAGDAT KÖSKÜ

      Topkapi Sarayi'nin kösklerinden en güzeli Bagdat Köskü'dür. 1639'da Sultan 4.Murat tarafindan, Bagdat'in zaptindan sonra, bu zaferin hatirasina yaptirilmistir. Mimari Kasim Aga'dir.


      Kösk sekiz cephelidir. Dört girinti gört çikinti ve kubbe saçagi ile orijinal bir mimariye sahiptir. Çepçevre saçagin tavani dörtköse çitalarla yapilmistir ve mermer sütunlar tarafindan tutulkaplama bir küre sarkar.


      Köskün üç kapisi ve yirmiiki penceresi vardir. Kapilar, pencereler ve dolaplar fildisi ve sedeflerle, duvarlar ve kemerler çinilerle süslenmistir. Köskün bakir ocagi, bu ocagin yanlarindaki gömme gözler, gözlerin çevresindeki çiniler essiz bir sanat eseridir.
      Bagdat Köskü'nün güzelligini arttiran özelliklerinden biri de, balkonunun, Istanbul'un en genis ve en güzel manzarasini kucaklamasidir.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    10. #10
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      ISHAK PASA SARAYI



      Türkistan, Selçuk ve Osmanli minari
      Özelliklerini birlestiren bir Bey kalesi.

      Agri daginin ve Dogu Bayazit'in yakininda, yalçin daglar arasinda tek basina duran bir saray vardir: Ishakpasa Sarayiç

      Bu yapi, sadece bir saray degildir. Türbesi, camii, surlari, iç ve dis avlulari, divanhaneleri, divan ve harem salonlari, çesitli koguslari, tavlalari ile bir Bey Kalesidir. Bir satodur.

      Uzaktan bakildigi zaman, çevresinin tabii özellikleriyle tam bir uyum içinde olan muhtesem bir anit olarak göz alir, hayranlik uyandirir.

      Türkistan, Selçuk ve Osmanli minari özelliklerini birlestiren bir yapidir. Camiinin kubbeleri Türkistan kubbeleri gibidir. Sarayi Topkapi Sarayini andirir; kapilari Selçuk sitilindedir.
      BUGÜNKÜ DURUMU
      Türk minarisinin en güzel örneklerinden olan Sshakpasa Sarayi 1784'de yapilmistir. O tarihlerde Ishakpasa Sancak Beyi idi. Beyligin merkezi olan sarayin harem dairesi iki katli, diger bölmeler tek katliydi. Bugün ikinci kat tamamen yikilmis durumdadir. Bu muhtesem yapinin kalintilari, duvar, kapi ve tavanlarin son derece süslü oldugunu gösteriyor.


      Yapi, avlulari saymazsak, 50 metre genislikte ve 115 metre uzunlukta bir alani kapliyor.
      Eskiden bu sarayin oldugu yer bir yerlesim merkezi idi. Saray sehrin ortasinda kaliyordu. Ova tarafinda Dogu Bayazit kasabasinin evleri, diger yönlerde camiler, baska yapilar ve mezarlik vardi.

      Bütün bulnar yikilmis durumda. Ama arastiricilar, ayrintilardan soyutlanarak kendi sadeligi içinde kalan sarayin daha iyi ortaya çiktigini ve güçlü mimari etkisini daha iyi gösterdigini söylüyorlar.


      Yine arastiricilarin ifadesine göre, bugünkü sarayin yerinde daha önce, dogu sinirlarinin sancak beyi olan Çolak Apti Pasa'nin kendisini ve askerini emniyete almak için yaptiridigi kalesaray'i varmis. Ishakpasa, sarayini o yapinin temelleri üzerine yaptirmis.

      TÜRK MÜHRÜ
      Ishakpasa Sarayi'na ancak dogundaki tepeden açilan bir kapidan girilir. Diger taraflari yirmi.otuz metre yükseklikte saglam duvarlarla çevrilidir.
      Kapidan, önce dis avluya girilir. Bu avlunun atrafinda usaklar, seyis odalari, tavlalar vardi. Dis avludan iç avluya kemerli tak gibi büyük bir kapidan geçilerek girilir. Iç avluda da çesitli odalar ve koguslar vardi. Orta yerde bulunan harem dairesinin duvarlarinda Ishakpasa'yi öven beyitler bulunuyor. Kapinin iki yanina iki arslan heykeli konmus. Beylik divan odasi, yani toplanti salonu, eni 20, genisligi 30 meter olan dikdörtgen bir alani kapliyor.


      Genel teskilati Topkapi Sarayi'na, kemerleri Selçuklu kemerlerine benzeyen bu anit, Anadolu'ya vurulmus silinmez Türk mühürlerinden biridir.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    11. #11
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      REVAN KÖSKÜ



      Topkapi'daki güzel kösklerden biridir. Sultan 4. Murat tarafindan 1635 yilinda, Revan seferinden sonra yaptirilmistir. Bunu da Mimar Kasim Aga yapmistir. Bu kösk ''Sarik Odasi'' adiyla da anilir. Sultanlarin sariklari burada dururdu.

      Bagdat Köskü gibi Revan Köskü de sekiz cepheli veya sekiz çikintilidir. Kubbesi altin ve boya ile nakislandirilmistir. Uç çikintilarinin tavani ise deri üzerine islenöistir. Dördüncü çikintida güzel bir ocak bulunuyor. Aydinligin artmasi için üst üste pencerelerden baska kubbede de dört penceresi vardir. Çikintilardan ikisi kütüphanedir. Köskün içinde öilehaneyi andiran basik ve küçük bir oda daha görülür. Tavaninda bazi beyitler bulunmaktadir. Çift kanatli pencereleri sedef ve kaplumbaga sirti seklinde süslenmistir. Bugün köskün ortasinda duran mangal,Fransa Krali XV. Louis'nin 1.Mahmut'a hediyesidir.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    12. #12
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      ISKENDER LAHDI



      Topkapi Müzesi gibi, onun hemen yaninda bulunan Arkeoloji Müzesi de sanat harikalari en güzel örnekleri buradadir.


      Eski çagin en güzel eserlerinden biri olan Büyük Iskender'in lahdi de burada bulunuyor. 1887'de, Lübnan'in Sayda Sehri yakinlarinda Türk müzelerinin kurucusu Osman Hamdi Bey tarafindan ortaya çikarilarak Istanbul'a getirilen bu lahid, en iyi korunmus bir eserdir.


      Beyaz ve temiz bir mermerden yapilan lahdin, ev çatisi gibi üçgen bir kapagi vardir. Lahdin dageri, üzerindeki kabartmak heykellerden ileri geliyor. M.Ö.4. yüzyilda hüküm süren Makedonya Krali Iskender için yapilan bu lahdin uzun yanlarindan birinde Iskender'in Perslerle yaptigi savas tasvir postu basligi ile ve saha kalkmis atinin üzerinde gösteren bir kabartma var. Sag uçta ise savasan askerler yeraliyor.

      Lahdin öbür yaninda bir av sahnesi görüyoruz. Iskender burada atini dörtnal sürerken görülüyor.
      Ölçü. Ahenk, güzellil ve anlam bakimindan. Eski çag heykelciliginin saheserlerinden sayilan lahid, seyredenleri hayran birakmaktadir.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    13. #13
      Kanka Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      asmakabagi's Avatar
      Üye No
      12440
      Giriş Tarihi
      Apr 2005
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Seçilmemiş
      Mesaj
      434
      Konular
      43
      RepPuan
      805
      Rep Power
      3538
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      walla eline sağlık bu konuyu ödevler konusu içine bile açabilirdin bence acayip kapsamlı bir kaynak olmuş
      Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
      Gece trenlerine binme, kaybolursun
      Sokaklarda mızıka çalma çocuk
      Vurulursun..

    14. #14
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      AGLAYAN KADINLAR LAHDI

      M.Ö.4. yüzyilda Saydali bir zengin için yapilan bu lahid de Iskender lahid ile birlikte Osman Hamdi Bey tarafindan bulunarak 1887'de Istanbul'a getirilmistir. Dis görünüsü ile eski Yunan tapinaklarini andirmasina ve Yunan uslübunu göstermesine ragmen, anlam bakimindan doguludur.

      Lahdin çevresinde kabartma olarak 18 aglayan kadin görülüyor. Bunlarin herbiri ayri durusta ve degisik hareketlerde gösterilmistir. Bazisi ayakta, bazisi oturan bu kadinlarin yüslerindeki hüzüz ifadesi bunu yapan meçhul heykeltirasin ustaligini kabul ettiriyor.
      Bu lahdin kapagi, Iskender'in lahdindeki gibi üçgen prizma seklinde olmayip, düz bir tavan gibidir. Kapagin iki yaninda cenaze alayi, kaidenin etrafinda ise av sahneleri yer alir.

      Aglayan kadinlar ve Iskender lahidleri Sstanbul Arkeoloji Müzesi'nin en degerli eserleridir ve dünyanin hiçbir müzesinde bunlardan daha güzel ve iyi korunmus lahid yoktur.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    15. #15
      Gümüş Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      hERAKLEs's Avatar
      Üye No
      25368
      Giriş Tarihi
      Jul 2005
      Yaş
      28
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İçel (Mersin)
      Mesaj
      2,194
      Konular
      1420
      RepPuan
      3219
      Rep Power
      3448
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      SIDAMARA LAHDI



      Topkapi Arkeloji Müzesi'nde bulunan lahidlerin en güzellerinden biri de Sidarama lahidir. Konya Ereglisi ile Karaman yolu üzerinde, Sidamara denilen mevkide bulundugu iç in bu isimle anilmaktadir.

      M.S.3. yüzyila ait bu lahdin sahibinin heykeli kapaktadir, fakat kim oldugu bilinemiyor. Lahdin kapaginda ve dört yaninda bulunan kabartma heykeller çok çesitlidir ve bir sanat harikasi sayilmaktadir. Sahibi gibi heykeltirasi da bilinmeyen bu heykel çok iyi korunmustur ve ziyaretçileri hayran birakmaktadir.
      hALEN EN KANKA yım GÖREVDEN AYRILSAMDA HEPTE ÖLE KALCAK...
      Ayrılık Vakti geldiğinde yapacak birşeyi kalmıyor insanın!!!
      hëŘấkŁë§

    + Yeni Konu Aç
    2 sayfadan, 1.sayfa 12 SonSon

    Konu Açıklaması

    Users Browsing this Thread

    Şuanda bu konuyu 1 kişi izlemekte. (0 üye ve 1 misafir)

    Benzer Konular

    1. Kusursuz Mimari Eserler
      By İhShiT in forum Resim & Fotoğraf Galerisi
      Cevaplar: 3
      Son Mesaj: 16-04-11, 01:54
    2. Mimari Terimler Sözlüğü
      By Beyazdut in forum Mühendislik
      Cevaplar: 23
      Son Mesaj: 30-03-10, 23:53
    3. İlginç Mimari
      By aяwєи in forum Enteresan Olaylar
      Cevaplar: 15
      Son Mesaj: 16-10-09, 01:24
    4. Mimari Facialar(:
      By мєLσ∂яαмα in forum Resim & Fotoğraf Galerisi
      Cevaplar: 9
      Son Mesaj: 12-10-09, 09:39
    5. // Gothic Mimari //
      By NemesiS* in forum Resim & Fotoğraf Galerisi
      Cevaplar: 18
      Son Mesaj: 11-10-09, 23:15

    Ziyaretçiler bu sayfayı bu kelimeleri arayarak buldular:

    Nobody landed on this page from a search engine, yet!

    Tags for this Thread

    Bookmarks

    Bookmarks

    Gönderme Kuralları

    • Yeni konu açılamaz!
    • You may not post replies
    • You may not post attachments
    • You may not edit your posts
    •  

    Forum Kuralları