• Acılı
  • Aptal
  • Aranıyor
  • Arsız
  • Aşık
  • Ölü
  • çılgın
  • üzüntülü
  • üzgün
  • Bahahaha
  • Bilgin
  • Bulantılı
  • Bulutlu
  • Canlı
  • Cap Canlı
  • cesaretli
  • Dead
  • Deli
  • Depresyonda
  • Eğlenmiş
  • gay
  • Goofy
  • Hacker
  • hoşgörülü
  • Huysuz
  • Huzurlu
  • Israrcı
  • iyi
  • Karışık
  • kaygılı
  • Küstah
  • Kederli
  • Keyifli
  • Kimsesiz
  • Kop Kop
  • Korkulu
  • kuşkulu
  • Manyak Deli
  • melek gibi
  • Meraklı
  • Meşgul
  • Mutsuz
  • Neşeli
  • Niteliksiz
  • Oylesine
  • Panik
  • Paranoyak
  • Rahat
  • Sakin
  • Saldırgan
  • Sarhoş
  • Sert ve kaba
  • SIKKIN
  • Sinirli
  • Sıcak
  • Tembel
  • utangaç
  • Uykucu
  • uykulu
  • Uyuşuk
  • Yaramaz
  • Yürekli
  • Yorgun
  • Yoğun
  • Şüpheli
  • Şeytani
  • Şeytani2
  • Şokta
  • şşşşttt!
  • Gösterilen Sonuçlar 1 sonuçtan 14 ile 14 arası

    Konu: Çanakkale Şehitlerine Özel Anılar (Derlenmiştir)

    1. #1
      Zor Günler Geçiren Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      KoMuT@N's Avatar
      Üye No
      48999
      Giriş Tarihi
      Nov 2005
      Yaş
      22
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Ankara
      Mesaj
      2,783
      Konular
      160
      RepPuan
      12925
      Rep Power
      3298
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Unhappy Çanakkale Şehitlerinden Özel Anılar (KmTn)

      Çanakkale Sawaşında şehit düşen ve gazi dönen askerlerimizin anılarından yola çıkılarak derlenmiştir.Emeğe Saygı!


      Seher Neneden Ermeni Gerçeği

      Adilcevaz'da yaşayan Seher Bulut 122 yaşında. 250 torunu olan Seher Nine, Van ve Bitlis civarında Ermenilerin katliam yaptığını anlatıyor:

      "Kadınlara tecavüz ettiler. İnsanları bir ahıra doldurup yaktılar. Yezidi ve Hıristiyan olanlara dokunmadılar. Müslüman Türk ve Kürtleri öldürdüler."
      Başındaki bembeyaz tülbent, geçmiş yılların yüzünde bıraktığı derin çizgileri iyice belirginleştiriyor. Boynundan hiç çıkarmadığı 500'lük tespihini damarları tek tek seçilen parmaklarıyla hiç durmadan çekiyor. Salavatsız ve duasız söz çıkmıyor ağzından. Yürüyemediği için günlerini kendisi için hazırlanan yün döşeğin üstünde geçiriyor. 20 yıldır da gözleri görmüyor. Yaşadığı "yüz yılı" fotoğraflayan gözlerinin artık "feri sönmüş" durumda.

      Seher Bulut 122 yaşında. Bitlis'in Adilcevaz ilçesinde yaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti tarafından kendisine verilen nüfus cüzdanındaki doğum tarihi hanesinde Hicri 1300 yazılı. Yani o daha cumhuriyet kurulmadan 40 yıl önce 1883'te dünyaya gelmiş. Başka bir deyişle Birinci Dünya Savaşı başladığında 31 yaşındaymış. Bu uzun zaman dilimine çok şey sığdıran Seher Nine'nin, gözleri görmese de hafızası hâlâ çok güçlü. Zihninde yer etmiş önemli olayları hiç unutamıyor. Özellikle de Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaşananları.

      Seher Nine, Ermenilerin Van ve Bitlis civarında Birinci Dünya Savaşı'ndan önce köy basıp insanları katlettiklerini söylüyor. O günleri anlatırken zaman zaman duygulanıyor: "Dağlardaki veya uzaktaki köyleri basıp sadece Müslümanları öldürüyorlardı. Kadınlara tecavüz edip onları ya asıyor ya da yakıyorlardı. Biz o yıllarda bunları çok duyuyorduk. Ermeniler İzdi (Yezidi) ve gavurlara (Hıristiyan) hiç dokunmuyordu. Müslüman olsun da Kürt, Türk fark etmiyordu. Herkesi öldürüyorlardı. Osmanlı'nın köpekleri diye insanlara çeşitli hakaretler yaptıktan sonra katlediyorlardı. Osmanlı başa çıkamıyordu. Ahlat ve civarında bu giderek artıyordu."

      Seher Bulut sadece duyduklarına ve o yıllarda anlatılanlara bakarak konuşmuyor. Onun hayatında yer edinen ve bizzat tanık olduğu katliamlar da olmuş. İnsanların Ermeni çeteleri tarafından nasıl yakıldığını ise şöyle anlatıyor: "Köyün adını hatırlamıyorum. Zaten yabancı olduğu için adını bilmiyordum da. Tatvan'a yakın bir yerdi. Biz kaçarken bu olaya şahit olmuştuk. Savaş olduğu için erkekler Sarıkamış'a ve başka yerlere gitmiş ve dönmemişlerdi. Köyde güçlü erkek kalmamıştı. Köyü basan çeteciler talan ettikleri kadınları, çocukları ve yaşlıları bir ahıra doldurup yakmışlardı. Bazılarını da yanlarına alarak köyü terk etmişlerdi. Biz köye girdiğimizde cesetler kokuyordu. Irzına geçilmiş ve öldürülmüş kadınlar vardı."

      Osmanlı'nın Ermenilerle ilgili olarak aldığı tehcir kararını da kendine has üslubuyla dile getiriyor: "Ermeniler köy yakıp inanları öldürünce hükümet onları sürdü. Kaçarken de vuruyorlardı. Biz de vurduk. Bizim erler onlar gibi kadınlara tecavüz edip öldürmedi. Bizim askerimiz sadece silahlı olanları vuruyordu. Yollarda cesetler vardı hep. Her yer mahşer yeri gibiydi. Köylerini terk eden insanlar yollarda ölüyordu veya açlık çekiyordu; Müslümanlar da Ermeniler de. Ama giderken onları Osmanlı askerleri korumaya çalışıyordu. Milisler ise askerlere saldırıyordu."

      Seher Nine, Ermeni-Rus işbirliğine Bitlis'in işgali sırasında şahit olmuş. Rus askerleriyle Ermeni İntikam Tugayları, 3 Mart 1916'da Bitlis'i işgal ediyor. Bitlis'i savunan Piyade Yarbay Ali Çetinkaya komutasındaki Türk birliği sayıca üstün olan Ruslara ve Ermenilere karşı fazla dayanamaz. Seher Nine, Bitlis'e Ruslardan önce Ermenilerin girdiğini söylüyor: "Ermenilerin başında Antranik Paşa (Ermeni İntikam Tugayları'nın kurucusu) diye zalim bir Ermeni vardı. İnsanları bu öldürüyor, öldürtüyordu. Bitlisliler kaçarken de çocukları ve yaşlıları geride bırakmıştı. Köprülerin altında ölmüş ve soğuktan donmuş çocuklar vardı. Şehir Ermenilere bırakılmıştı."

      Seher Bulut, bu tarihlerde Ermenilerden kaçarken aynı zamanda orduya silah da taşır. Bunun için Diyarbakır'a giderken orada 1916 tarihinde Tuğgeneral rütbesiyle 16. Kolordu'nun Komutanlığı'nı yürüten Mustafa Kemal'i görür. Seher Nine hem Rusları hem de Ermenileri ülkeden Mustafa Kemal'in attığını söylüyor: "Onu gördükten sonra bana moral geldi. Onun idare ettiği orduya silah taşıdım. Bu beni çok mutlu etti. Sonra biz gidip düşmanı yendik." Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki askerler bölgedeki bazı beylerle birlikte Bitlis ve Muş civarını işgalden kurtardı.

      Aslen Ahlatlı olan Seher Bulut düşmanların atılmasından sonra evlenip çoluk çocuk sahibi olur. Cumhuriyet ilân edildiğinde 40 yaşındadır: "Ben Atatürk'ü gördüm. Savaşa, sefalete ve acıya şahit oldum. Bunlar bana yeter. Cumhuriyet ilân edildiğinde çok fazla mutlu olmadım. Vatanın gavurdan kurtulması benim için daha önemli. Allah bu millete zeval vermesin. Bizi düşmanlardan korusun. Müslümanları Rabbim mahcup etmesin. Şimdi de terör yapmak isteyenlerin dedeleri geçmişte bu vatan için savaştı. Torunları niye kavga ediyor bilmiyorum. Atatürk'le birlikte doğuda savaşan Musa Bey bir Kürt'tü. Bizimle birlikte eline sopa ve taş alıp düşmanı kovalayanlar da Kürt'tü. Ama şimdi herkes bunları unutmuş. Kardeşlik yok, Müslümanlık yok. Aynı dinden olanlar hiç kavga eder mi?"

      Seher Bulut'un en büyük oğlu Mehmet Bulut 91 yaşında. 12 çocuk annesi Bulut'un "birinci dereceden" dediği 250 torunu var. En küçük torun 18 yaşında. Hatta torunun torunu bile var. Ancak Seher Nine onları pek tanımıyor. O sadece etrafındaki torunlarını ve kendi çocuklarını biliyor. Seher Nine, oğlu Mustafa Bulut'un yanında kalıyor. Oğlundan ve gelini Kübar Bulut'tan çok memnun. Sürekli onlara dua ediyor. Gelinine ise toz kondurmuyor: "Allah gelinimden razı olsun. Bana çok iyi davranıyor ve bakıyor. Her şeyime yardım ediyor. Ben gelinimden çok memnunum Allah da ondan razı olsun."
      Zaman zaman hastalıklarla pençeleşen Seher Nine ibadetlerinden asla vazgeçmiyor. Temel ihtiyaçların dışında günü tamamen ibadetle geçiyor. "Ben Allah'a şükretmekten, ibadet etmekten mutluluk duyuyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) de çok ibadet ediyordu. Allah ümmet-i Muhammed'e zeval, darlık yokluk vermesin. Bu zürriyet yer yüzünde büyüyerek sürsün inşallah." diyor. Seher Nine'nin boynundan hiç çıkarmadığı 500'lük tespih sanki bir parçası. O salavat getirdikçe tespih taneleri de aynı derecede onunla dile geliyor gibi. Namazlarını oturduğu yerde kılan nine için en zor iş abdest almak. Ona da gelini veya torunları yardımcı oluyor.

      Gelen misafirlerini dua ile kabul eden Seher Nine onları uğurlarken duanın yanına bir de nasihat yüklü gazel veya ilahi ekliyor. Tarih abidesine ait bu ilahileri dinleyenler de en az onun kadar hüzünleniyor.

      NUSRET'in HİKAYESİ...

      18 Mart 1915 deniz zaferi, top ve mayın silahlarının müşterek çalışma mahsulü olup bunda mayın başrolü oynamıştır. Mayınların dahice boğaza yerleştirilmesiyle, o tarihin en kuvvetli donanmasını Türk azmi ve cesareti, hayretlere bırakacak şekilde alt etmiş ve boğazı düşman gemilerine kapamıştı.
      Dönemin Fransa başbakanı; Çanakkale için "Türkler boğazı kapamakla savaşın iki yıl uzamasına ve müttefiklerin milyonlara varan insan gücü ve yüzlerce milyarlık maddi kayba uğramasına sebep olmuşlardır." demiştir.
      Peki o gizemli mayınları kim ne zaman oraya dökmüştür.? Nusret Mayın Gemisi 3 Eylül 1914'te Çanakkale'ye gelmişti. Almanya'da özel şekilde mayın dökme gemisi olarak inşa edilmiş bu tekne dar alanlarda kolayca manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde güvenle dolaşabiliyordu. Ancak Osmanlı Devleti'nin mali sorunları ona boğazı mayınlayabilmesi için gerektiği miktarda mayın bulamıyordu. Çanakkale boğazında zaten önceden boğazı kesecek şekilde döşenmiş mayın hatları bulunmaktaydı. Ancak, düşman zırhlılarının devamlı şekilde hareketlerinin incelenmesiyle akıllara hayret verecek bir gerçekle karşılaşılmıştı.
      6 Mart gecesi Cevat Bey, mayın grup komutanı Hafız Nazmi Bey'e "Oğlum, diyordu. Sana çok önemli bir görev veriyorum. Vatanın selameti bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır. Yarın akşam, Nusrat'le son 26 mayınını şu gördüğün karanlık limanda kıyıya paralel olarak dökeceksin. Düşman hareketinizi seçer, size saldırıya kalkışırsa kıyı toplarımız önceden aldıkları talimata uygun olarak hareket edecek ve sizi himaye ateşiyle koruyacaklar. Kendinizi göstermemeye çaba harcayın. Allah yardımcınız olsun."
      Evet. Bu sefer mayınların boğazı kesecek şekilde değilde kıyıya paralel olarak Karanlık Limanına dökülmesi fikri, mayın uzmanlarının ince bir çalışmayla ortaya çıkardıkları mükemmel bir fikirdi. Çünkü düşman zırhlıları boğaza gurup gurup giriyor ve görevini tamamlayan grup ikmal yapmak için geriye dönerken arkadaki grupların yollarını kesmemek için boğazın en geniş yerlerinden biri olan Karanlık Liman'da manevra yapıyordu. İşte mayınlar da bu manevra sahasına kıyıya paralel ancak manevra hattına dik olarak yerleştirilecekti. Fakat bu işin sonu her ne kadar büyük bir zaferi getirebilecek olsa da bir o kadar zordu.
      Nazmi Bey, ertesi gün Nusret mayın gemisi komutanlığı yapacak olan Tophaneli Yüzbaşı Hakkı'yı buldu. Her iki subayda çok iyi arkadaştılar. İki gün önce kalp krizi geçiren Nusret'ın genç komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey, sağlığı için yerine bir başkasını görevlendirmeyi önceden Çanakkale müstahkem mevki komutanı Cevat Bey'in ısrarlarına rağmen, savaşın ve ülkenin sorumluluğunu omuzlarında duyarak görevi kabul etti.
      7 Mart'ı 8'e bağlayan gece yarısı Nusret demir alarak Çanakkale'den uzaklaştı. Bütün ışıklarını söndürüp kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmış, maskeli ışıklar altında rota izleyerek hedefine doğru ilerliyordu. Gemi daha önce döşenen mayın hatlarından geçiyor ve Karanlık Liman'a giriyordu. Deniz sakin, hava simsiyah, zifiri karanlıktı. Uzaklarda dolaşan düşman devriye gemileri pırıl pırıl yanan projektörleri ile suyun yüzünü aydınlatmaktaydı. Bir an, suyun yüzüne değen ışık silindirler hemen ardından denizi yalayarak, havaya kalkıp yeniden denizin yüzeyinde başka bir noktayı aydınlatıp derinlere inmekte ardından yine uzaklara gitmekteydi. Daha yakınlarda devriyeye çıkmış düşman gemilerinin projektör ve ışıldakları zaman zaman Nusret'in olduğu kıyının karşısını noktalamaktaydı. Son kontroller bittikten sonra ilk mayın platforma alınmış ve atış anı beklenmeye başlamıştı. Heyecan son haddindeydi. Vatanın selameti için gerekli olan zafer kilidi, Nusret'in elindeydi. Onu mutlaka sessizce yerine bırakmalıydı.
      Sonunda Anadolu yakasındaki Akyarlara, yeni mayın hattını hazırlanacağı noktalara geldiler. Teker teker sessizce elinde kalan son 26 eski tip mayını suya bırakmaya başladı. Suya düşen her mayın belli bir sıra halinde kendisini asılı tutacak ağırlığın gerdiği teller üzerinde yeralmaya başladılar. Birkaç dakika sonra tüm mayınlar belirlenen rota doğrultusunda dökülmüştü. Makinalar tekrar ulaşabilecekleri en yüksek devirde çok hızlı tempoda çalıştırılmıştı. Şimdi en az mayınlar dökülüşü kadar tehlikeli olan geri dönüş yolculuğu başlamıştı. Daha önceki dökülen mayınlar ve düşman devriye gemileri Nusret'in yolu üzerinde kol geziyordu.
      Bir an için Nusret'in çok yakınında bir karaltı ortaya çıktı. Düşman gemisi olmalıydı bu. Büyük olasılıkla düşman zırhlıları geri dönmüşlerdi ve devriye görevine devam etmekteydiler. Ara verdikleri projektörle taramaya yeniden başladıkları zaman Nusret'i görecekler ve herşey bitecekti. Bütün personelden buz gibi terler boşanıyordu. Nihayet korktukları başlarına geldi ve düşman gemisinin projektörleri yandı. Karalığı yaran projektör ışığı az öteden, hızla, üzerlerine doğru, denizi tarayarak geliyordu. Işık dalgası kıyıları, dalgaları taraya taraya, arada bir durarak, arada bir gerileyerek ağır ağır üzerlerine geliyordu. Bu ışık silindiri ölüm kılıcına dönüşmüş, Nusret'in böğrüne saplanacaktı ki bir mucize gerçekleşti.Ölüm ve ışık dalgasını içine girmelerine saniye kala, Türk kıyılarında yanan projektör bir mucize yarattı.
      Bizim kıyıda birden bire yana projektörümüz birkaç saniye içinde, düşman projektörünü deniz üstünde yakaladı. İki projektör şimdi gözgözeydiler. Ortalığı sise yakın yoğun bir beyazlık kapladı. Beklenmedik bu ışık kavgası Nusret'e yaşam umudunu geri verdi. Şimdi karşıyaşan iki projektör, iki düşman göz birbirinden kurtulmak için olağanüstü bir savaşa başladılar. Düşman projektör, kurtulmak için yoğun çaba harcıyor, bir türlü başaramıyordu. Nusret, bu bazen üstünde, bazen yanında süren ışık çarpışmasının altından sessizce sıyrıldı. Olanca islim üstünde, Çanakkale yönünde yolalmaya başladı.
      Tehlike geçmiş verilen görev büyük bir başarıyla yapılmıştı. Nazmi Bey büyük bir sevinçle kader arkadaşını tebrik etmek istedi. Ancak Hakkı Bey cevap veremedi. Nusret mayın gemisinin başkomutanının hasta kalbi bu ışık savaşındaki heyecan dayanamamış, heyecan kasırgası içinde duruvermişti.
      Bu olaydan on gün sonra müttefik donanması saldırıya geçmişti. Savaş tam istediği şekilde, kontrollü olarak devam etmekteydi ki, birden ikmal için geri dönen gemilerde büyük patlamalar meydana gelmişti. Bunların nedeni, 7-8 mart gecesinde dökülmüş ve bundan sonrada gerek düşman pilotlarının fark edemediği gerekse 17-18 Mart gecesi mayın gemilerinin yaptığı mayın kontrolünde bulunamayan Nusret'in mayınlarıydı.
      Düşmanın yüzen kaleleri birer birer batmaya başlamıştı. Önce Bouve 639 kişilik mürettebatı ile denizin derinliklerine gömüldü. Bu andan itibaren herşey ters gitmeye başlamıştı. Bouve'in battığı yerin yakınında manevra yapmakta olan Inflexible bir mayına çarpıştığını rapor etti ve çok tehlikeli bir şekilde yan yatmaya başladı ve üç dakika sonrada Irrestible'nda yana yatmakta olduğu ve sancak tarafından mayına çarpıştığını bildiren yeşil flamanın sancak seren cundasında dalgalandığı görüldü. Daha sonra da mürettebatı kurtarılan gemi boğazın sularına gömüldü.
      Muhteşem armada üç büyük gemisini (Irrestible, Ocean, Bouve) kaybetmiş, üç tanesi de (Inflexible, Golva, Suffen) ağır yaralanmış şekilde eldeki gücün üçte biri yitirilmişti. Nusret'in yapmış olduğu görev tarihi değiştirmişti.
      Müttefik donanması 18 Mart günündeki başarısızlıklarından çok şey öğrendiler. İngilizler bu yenilginin tüm faturasını son keşfini yapıp mayın yoktur raporunu veren pilota çıkardılar ve onu idam ettiler. Nusret'in 7-8 Mart gecesi bir şehit vermek uğruna yaptığı iş ve Türk topçusunun başarısı, bir vatanın selametini sağlamış ve düşman donanmasının Marmara'ya bayraklarını dalgalandırarak girmesine izin vermemişti.

      YABANCI GÖZÜYLE 18 MART İngiliz general Oglander'in, "Çanakkale-Gelibolu Askeri Harekatı" adlı eserinin birinci cildinde: "Pek uygun başlamış olan gün bu meçhul mayın hattının o olağanüstü ve ortalığı kırıp geçiren başarısı yüzünden, tam bir başarısızlıkla sona erdi. Bu yirmi mayının seferin talihi üzerindeki etkisi ölçülemez."
      Sir Ccolyen Corbet'in, "Harekatı Bahriye" adlı eserinin ikinci cildinden: "Felaketlerin hakiki sebebi keşif ve tayin olununcaya kadar çok geçmedi. Hakikat şu idi ki, 8 Mart gecesinde Türkler, haberimiz olmadan Erenköy Koyuna paralel olarak 20 mayın dökmüşler ve balıkçı gemilerimiz, aramaları esnasında bunlara rastlamamışlardı. Türkler bu mayınları özel amaçla manevra sahamıza koymuşlar, gösterdiğimiz bütün ihtiyat ve sağgörüye rağmen baş döndürücü bir zafer kazanmışlardır."
      Bahriye Nazırı Churchill 1 Ağustos 1930 tarihli "La Revue de Paris" dergisinde şöyle der: "Nusrat Gemisinin gizlice döktüğü 20 demir kap, İngilizler tarafından başarı ile başlanmış olan Çanakkale Harekatını durduran bir takım pisikolojik karışıklıklar doğurdu. Yalnız başına bu engeldir ki, Türkiye'yi bir bozgundan kurtardı ve harbi uzattı. Bu yüzden mağluplar kadar muzaffer Avrupa'da sarsıldı. Kendilerini Fransa, Polonya, Galiçya, Balkanlar, Filistin, Suriye ve Kuzey Italya topraklarının örttüğü 6-7 milyon insan, düşmanlarının kurşun ve gülleleri ile değil, 18 Mart sabahı Çanakkale'nin kuvvetli akıntısı altında, ağırlıklarına bağlı bulundukları tel halatları üzerinde gerili duran 20 demir kap yüzünden yok olup gitti."

      Dünya askerlik tarihinin en kahraman birliği 57.ALAY



      20 Ocak 1915'de Mustafa Kemal tarafından komutası üstlenilen tümen, biri 7. Tümenden 57. Piyade Alayı ile ikisi Acemileri yetiştiren Depo Alayı'ndan kuruludur. O, askerlerine savaş gücü vermeye çalışırken, müttefik çıkartması tehlikesini yakın gören Başkomutan Vekili, "bu iki alay yetişmemiştir" diye acemileri İstanbul'daki 6. Kolordudan 72. ve 77. Alaylara değiştirdi.Daha bu alaylar gelip tümen kuruluşunu bitirmeden, 57. Piyade Alay ile hareket emrini aldı. Vapurla Tekirdağ'dan Maydos'a yola çıktı (24 Subat 1915).
      Gelibolu’ya ulaşan Mustafa Kemal , kendi tümeninden 57. Alay’ı Sarafim Çiftliğine, kalan birliklerini de geldikçe Maydos bölgesine tertiplemeye başladı. Bölgeyi gezerek 26. Alay’ı Seddülbahir, 27. Alay’ı Kabatepe kıyılarına yerleştirdikten sonra , Seddülbahir'e bir de akıncı müfrezesi çıkardı.
      24-25 Nisan akşamı,çıkarmanın ilk günü, İngiliz ve Anzak kuvvetleri Arıburnu’ndan karaya çıkmaya başlamışlardı.Bu bölgede kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın, kıyıdan belli bir noktaya kadar ilerlemeyi başardılar.Bölge yakınlarındaki 27 Alay’ın ise sahile geniş birşekilde yayılmış olması da karşı koymayı oldukça güçleştiriyordu.Bu sırada Bigalı köyü’nde bulunan ordu yedeği 19.Tümen Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi.Top seslerinin duyulmasıyla 19.Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alay’ı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirdi. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini gördü.
      O anı Mustafa Kemal , Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır:
      “...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:
      -Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.
      -Efendim düşman dediler!
      -Nerede?
      -İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
      Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:
      - Düşmandan kaçılmaz, dedim.
      - Cephanemiz kalmadı, dediler.
      - Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.
      Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”
      Bu sırada Türk askerleri mevzi alınca karşı taraf da mevzilenir ve 57.Alay’ın öncü bölüğünün Conk Bayırı’na yerleşmesi için süre kazanılmış olur.Bu an Çanakkale Savaşı’nın kilit anıdır.Çıkarmanın hızı kesilmiştir.Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir :

      “ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”

      25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir.
      Arıburnu'nda görev yapan 27. Alayımızın yardımına koşan birliklerimizin bazıları dağılınca, 57. Alayımız daha geniş bir araziye yayılmak mecburiyetinde kaldı; dolayısıyla yoğunluğu azaldı. Kumandanı Kurmay Yarbay Hüseyin Avni şehit oldu. Kumandayı ele alan Kurmay Binbaşı Yusuf Ziya da şehit olunca alay müftüsü Hasan Fehmi kumandan oldu; o da şehit düştü. Kumandanları şehit düşen birlikler Arıburnu sırtlarında düşmanı durdurmak için canla başla savaşıyorlardı. Bombalarla düşmana saldıran Nazif Çakmak (Fevzi Çakmak'ın kardeşi) şehit düşerken, ardından gelen 57. Alay'ın 6. Bölüğü ile, Anzak Kolordusu'nun 3. Alayı'nın 4. Bölüğü süngü ve dipçiklerle birbirlerine girdiler.
      ***
      Sisli bir nisan sabahı 57. Alay komutanı araziye yayılmış beyazlıklar görür ve takım komutanına bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay'ın, Rablerinin huzuruna temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyler; bu beyazlıklar, onların ak niyetleridir, der.
      Mustafa Kemal'in ,Yarbay Hüseyin Avni Bey'in ve silah arkadaşlarının Türk ulusu için yaptıklarının unutulması mümkün değildir.
      Sizleri hiç unutmayacağız ...
      Düzenleyen KoMuT@N : 19-03-07 at 16:52
      Şahan Gökbakar Fan Club

    2. #2
      Zor Günler Geçiren Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      KoMuT@N's Avatar
      Üye No
      48999
      Giriş Tarihi
      Nov 2005
      Yaş
      22
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Ankara
      Mesaj
      2,783
      Konular
      160
      RepPuan
      12925
      Rep Power
      3298
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Unhappy

      BAŞIMI KIBLEYE DOĞRU ÇEVİR

      "...3.Tümen 64.Alay 1. Bölük Eri Mehmet,eniştesi Recep'i çalılıkların üzerinde iki ayağı da kopuk vaziyette görünce ağlamaya başlar.
      -Recep: "Neden ağlıyorsun? Allah'ın verdiğine merhaba.O'nun emrine karşı gelinmez.Artık elden bir şey de
      gelmez.Sen sağ kalırsan Anamın elini benim için de öp.Sütünü helal etsin.Şimdi başımı kıbleye doğru çevir."
      Dedi ve ruhunu teslim etti.Süngü hücumu başlamıştı.Mehmet daha yerinden kalkamadan arkadaşı Halil yere düştü.Bu kez Halil "Ahiretlik,ölüm yaklaştı.Cesedimi buraya ellerinle göm.Üzerimde savaşınız ki, ayak seslerinizi ve Allah Allah diye bağırışlarınızı duyayım."dedikten sonra o da ruhunu teslim etti..."

      ŞUNU KESİVER KOMUTANIM

      "..Gözetleme yerindeyken ayak sesi duyar gibi oldum.Geriye dönünce Ali Çavuş'la karşılaştım.Acı çekiyordu.Ben daha soru sormadan sağ elindeki çakıyı uzatarak,o kolunu gösterdi ve "Şunu kesiver komutanım"dedi.Sol kolu büyük bir yara almış ve sallanıyordu.Manzarayı görünce ürperdim.Öyle bir istek ve mahcubiyetle söylemişti ki,bir şeyler söylemiş olmak için "Üzülme Ali Çavuş Allah vücuduna sağlık versin"diye mırıldandım.Fakat bu Kahraman Er,bir kesilen koluna,bir de ilerde savaşan arkadaşlarına baktı.Derin bir ah çekti ve kolunu fırlatıp attıktan sonra "Millet sağ olsun.Bana bir kol da yeter." deyip savaşa katıldı.Az sonra Ali Çavuş'ta şehit olup Hakkın Rahmetine kavuştu..."

      DÜŞMANDAN KORKULMAZ

      "...Keçi deresinden geçmemiz gerekiyordu.Alay kumandanım,"Bu Sırat Köprüsüdür.Önce ben geçeyim sonra siz geçersiniz" dedi ve koşarak karşıya geçti ve sonra da ben geçtim.Düşmanın makinalı tüfekleri durmadan çalışıyordu.Arkama dönüp baktığımda ne göreyim?Bir Mehmetçik elinde bakraçlar ateşe aldırmadan yavaş yavaş ilerliyordu."Koş koş vurulacaksın"diye bağırmama rağmen o hiç aldırış etmedi.Yanımıza gelince niçin koşmadığını sorunca,"Koşsam bakraçlardaki çorba dökülür ve arkadaşlarım aç kalır.Düşmandan korkulmaz kumandanım."
      Şahan Gökbakar Fan Club

    3. #3
      Zor Günler Geçiren Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      KoMuT@N's Avatar
      Üye No
      48999
      Giriş Tarihi
      Nov 2005
      Yaş
      22
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Ankara
      Mesaj
      2,783
      Konular
      160
      RepPuan
      12925
      Rep Power
      3298
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Unhappy

      KANLISIRT'TAKİ MİTRALYÖZ

      Bir bölük kumandanının hatırat defterinden;
      Kanlısırt’taki düşmanın ileri siperlerinden birinde tek bir mitralyözü vardı ki, fırkanın bütün cephesini taciz edip duruyordu. Daha ikmâl edilememiş siperlerden bazıları bu mitralyözün ateşi altında idi. Ara sıra acı haberler alıyorduk: Üçüncü bölüğün emir eri sipere gelirken vurulmuş. Dördüncü mangadan bir nefer şehit olmuş... Yüzbaşı yaralanmış, artık bu mitralyöz bizim için meşum olmaya başlamıştı.

      Hatta bombalardan, torpillerden daha meşum! Çünkü bu silahların az çok mizacını biliyorduk. Mesela büyük torpil makinesi haftada iki gün bizim cephemizi ziyaret ediyordu. Bombalar daha ziyade akşamdan sonraki ziyaretçilerimiz meyânına dahildi. Velhasıl dâimi bir ülfet neticesi olarak harbin kendisine mahsus itiyatlarını öğrenmiş, ruhumuzda bir huzur ve sükûn tesis edebilmiştik. İşte Kanlısırt’taki melun mitralyöz bizim bu kıymetli asayişimizi ihlâl ediyordu. Gece toplanmış konuşuyorduk. Devamlı yaptığımız musahabe bu uğursuz nokta üstünde deveran ediyordu:

      - Eey... Bu mitralyoz tahrip edilemeyecek mi?

      - Siperler yakındır, topçu ateş edemez.

      - Bir hücum yapsak!

      - Kumandan müdâfaada kalmayı tercih ediyor.

      - Sen ne dersin ha Mustafa Çavuş, can sıkmaya başlamadı mı bu mitralyöz? O, cevap vermedi. Derin derin düşünüyordu; fakat doğrusu ya en babayiğidimiz de kendisi idi. Bahis değişmek üzere iken Mustafa Çavuş bir heykel gibi karşımıza dikildi: “Ben bunu gidip getiririm!” dedi.

      “Satmıyorlarmış galiba!..” diye lâtife ettik. Arkadaşımızın bu sözü ciddi söylediğine kânî değildik. Fakat o hiç tavrını bozmadı. Gülümsedik bile. Yalnız kendini siperin üstüne fırlattı. O zaman anladık ki hakikaten mitralyözü almak için gidiyor. Kendisini en çok seven iki hemşehrisi arkasından koştu. Biraz sonra bu üç asker, diğer bütün gecelerden daha korkunç, daha siyah bir gecenin enginlerine doğru kayıp gitmişlerdi.

      Hepimiz asabiyetten, heyecandan sararmıştık. Avuçlarımızdaki tüfekleri sıkıyorduk. Şu dakika hücuma kalkmak için öyle dayanılmaz bir arzu duyuyorduk ki... Hey yâ Rabbi eğer gidenler gelmeyecek olurlarsa!.. Bu sefer orada kalsak bile ey Kanlısırt’taki düşman mitralyözü artık sen yerinden oynamıştın!

      TÜRK ANASI NE DÜŞÜNÜYOR?

      “... Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki: Hüseyin... Dayın Şıbka’da, baban Dömeke’de ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale’de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şıbka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.”

      (Oğlu Asker Hüseyin'i teşyî' ederken [uğurlarken])

      Sonbaharın aysız gecelerinden biriydi. Bulutlar birbiri üzerine yığılmış, hava toprakla bu bulutlar arasında sıkışmış, ağırlaşmış göğüs darlığı çeken insanlar gibi sıcak dalgalarıyla teneffüsü boğucu bir tazyik altına almıştı. Karanlık o kadar yoğun idi ki sakin yıldızlı geceler bu korkunç karanlığa nispetle adeta gündüz sayılabilirdi. Yağmur bardaktan boşanırcasına dökülüyor, şimşekler, gökleri yere indirecek gibi yıkıyor, parçalıyor, güya cenge koşan askerleri top ve bomba bombardımanlarına alıştırmak istiyormuş gibi kulakların zarını patlatacak derecede kesilmeksizin devam ediyor, yıldırımlar birbirine rekabet edercesine zikzaklı ve ateşli hatlar çizerek tesadüf ettiği tabii ve sınaî her tabyayı tahrib ve ihrakta olanca şiddetiyle çalışıyordu. Tabiatın kıyametten bir numûne olan bu dehşetli hengamesi arasında beşerin kudret ve azmine delil olacak bir askeri faaliyet, bütün intizamıyla, bütün sakinliği ve ihtişamıyla devam ediyor; harekâtına zerre kadar halel getirmeden bir dakikasını bile kaçırmıyordu.

      Bilecik İstasyonu’nda bir askerî tren harekete âmâde idi, lokomotif istim hazinelerinde fazla geleni keskin bir hışırtıyla semâya savuruyordu, otuz iki vagon birbirine yapışmış, şanlı yolcularını taklid edercesine dizilmişti.

      İkinci kampana çalınmış olmalı ki vagonlara inen binen yok. Fakat askerî trenlerin ikinci kampanalarıyla üçüncü kampanaları arasında epeyce zaman geçtiğini biliriz. Sivil yolcu trenlerinin ân-ı hareketini ihtar eden kondüktörlerin “Tamam, tamam” nidaları askerî bir trenin harekete hazır olduğunu itham edemez. O sağdan saydıran, mevcudun adedini anlatan başka bir usule, başka bir ‘tamam’a tâbi olduğundan askerî memurlar bütün mevcudiyetleriyle çalışıyorlar, vazifelerini ikmâle uğraşıyorlardı.
      Trenin tam karşısında ve kapısı açık kırk beşlik bir vagonun hizasında bir karaltı vardı, oraya mıhlanmış duruyordu. Abdulkadir Kemal bu karaltının ne olduğunu anlamak istemişti, evvela nöbetçidir diye hükmetti. Hakikatte bu bir evlâd-ı vatan bekleyen şefkatli bir anneydi.

      Yanına yaklaştığı vakit, vücudu manevi kederlerin büktüğü bellerin rükû şeklini andırır bir şekilde biraz önüne doğru eğilmişti. Elinde bir değnekcik sırtında bağlı bir torba vardı. Karaltı, kendisinin sessiz lisanına ve inleyen kalbine tercüman olan mukaddes bir maksadla canlı bir abide gibi orada kakılmış kalmış bir Türk anasıydı. Yıldırımların salıverdiği kuvvetli projektörlerin aydınlığı sararmış, çizgili çehresini gösterdi. Başındaki örtü ıslanmış, çenesine, şakaklarına akçıl saçlarına yapışmıştı. Şimşek çaktığı her kısa zaman aralığında gözleri vagona yöneliyordu.

      Abdulkadir yaklaştı:

      - Valide burada ne duruyorsun? Sualiyle aşağıdaki konuşma başladı:

      - Şimendiferde asker oğlum var; onu geçirmeye, selametlemeye geldim.

      - Oğlun kimdir, nerelidir?

      - Söğüt’ün Akgünlü köyünden, Osmancığın ana yatağından Mahmud oğlu Hüseyin...

      - Çağırayım mı, görmek istiyor musun?

      - Ona bir sözüm var, söyleyecektim. Zahmet olmazsa, sana duâ ederim.

      Abdulkadir vagona koştu. Bir künye okudu. Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Bir ses:

      - Efendim. Benim Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Akgünlü’den.

      - Gel oğlum, seni anan görmek istiyor.

      Delikanlı vagondan atladı. Şimşeğin ışığı altında seçilebilen levendine bir vücud, filiz gibi bir boy, Hüseyin Polat, müheykel gibi hazır ol vaziyetinde sağ el selam ve ihtiram mevkiinde Abdulkadir’in karşısında emre âmâde idi. Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin karşısında durdular. Hüseyin anasının elini öptü. Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki:

      - Hüseyin... Dayın Şıbka’da, baban Dömeke’de ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale’de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şibka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.” dedi.

      Hüseyin bu sözleri kalbinin en derin ahd ve vefa yerine gömdüğünü îma eden bir saygı ile dinlemişti. Anasını ve Abdulkadir’i selamladı, gitti. Abdulkadir, bu büyük ruhlu kadınla yalnız kalmıştı, sordu:

      - Valide demek ki sizin soyun erkekleri hep şehit oldular öyle mi?

      - Yalnız bizim soy değil, oğul. Elli yıldır köylü, mezarlığa delikanlı gömemedi. Din dursun da; ko biz hep ölelim.

      - Şimdi köyünüzde hiç erkek yok mu?

      - Köyümüz bütün erkek dolu.

      Bizi beğenemediniz mi, hiçbir işimiz geri kalmadı. Evvelden nasılsak yine öyleyiz, bağrımıza kara taş bağladık düşman mahvoluncaya kadar dayanacağız. Yaradanım bana o günü göstermeden canımı almasın dedi. Abdulkadir bu ulu validenin karşısında donmuş kalmıştı. Dayanamadı, gözlerinden iki iftihar damlası salıverdi ve bir îman ve kanaatle şu sözleri söyleyerek ayrıldı:

      Milleti doğuran da ana, yaşatan da. Türk anası hâlâ oradaydı, trenin hareketini bekliyordu.
      Şahan Gökbakar Fan Club

    4. #4
      Zor Günler Geçiren Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      KoMuT@N's Avatar
      Üye No
      48999
      Giriş Tarihi
      Nov 2005
      Yaş
      22
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Ankara
      Mesaj
      2,783
      Konular
      160
      RepPuan
      12925
      Rep Power
      3298
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Unhappy

      ULU ÖNDER'İN GÜZEL CEVABI

      Atatürk tüm dünya ülkelerini yemeğe çağırır. Yemeğe katılan tüm ülkelerin en büyük adamları Başbakanları, Cumhurbaşkanları, Devlet Başkanları, Kralları katılır yemeğe. Fakat İngiltere kıçı kırık dandik bir üsteğmen göndermiştir ve gelen üsteğmen yemek yemiyor, içki içmiyor sadece Atatürke pis pis bakıyormuş. Atatürk yaverini yanına çağırarak;
      »» Yaver şu İngiliz Üsteğmen geldiğinden beri bana kötü kötü bakıyor dövecek, öldürecek gibi. Git sor bakalım derdi neymiş. der.
      Yaver üsteğmenle konuştuktan sonra Atatürkün yanına gelerek;
      »» Atam der, Üsteğmen size karşı kin dolu.
      Atatürk;
      »» İyi ama yaver ben ne yapmışım ona?
      Yaver;
      »» Atam siz Çanakkalede onun dedesini öldürmüşsünüz. der.
      Atatürk;
      »» Hımmm anlaşıldı yaver; o zaman git sor bakalım onun dedesinin Çanakkalede ne işi varmış?

      * Ulu Önder’in oturduğu bu masa tam da krallara layık olmuş. Çünkü davetlilerin bir çoğu kralmış.


      "SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR"

      Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş 'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu ,İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen yakalar,karşı tarafa fırlatır ve zararını kendilerine dokundururdu. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş 'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastahaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu:

      "Sağ kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır.

      Hastahaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz ,affedeniz muhterem kumandanım.."


      “ BENİM GÖZLERİM GÖRECEĞİNİ GÖRDÜ”

      O gün Boğaz tabyaları arasında en çok iş gören ve en çok hasara uğrayan Rumeli Mecidiyesi Bataryası oldu. Sabahtan beri muharebenin en şiddetli anlarında dahi iki sahil arasında gidip gelmekten çekinmemiş olan Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, tabyanın feci durumunu haber aldığı zaman yine motora atlayıp Çimenlik İskelesi'nden karşı sahile hareket etti. Cephaneliği berhava olan tabyanın durumu hazindi. İstihkam yıkıntıları arasında dolaşmakta olduğu sırada bir ağacın altına uzanmış olan bir askerin hali dikkatini çekti ve yanına gidip

      * " Ne var evlat ?" diye sordu.

      Nefer hemen yerinden fırlayıp esas duruş vaziyeti aldı. Çünkü sesi tanımıştı. Ama gözleri başka tarafa bakıyordu.

      * " Gözlerine bir şey mi oldu oğlum?"

      O zaman nefer tok sesiyle " Üzülmeyin efendim" diye cevap verdi. " benim gözlerim göreceğini gördü" ( Evet düşman gemilerine tam isabet kaydedilmiş ve "Ocean" destroyeri hareket edemez hale getirilmişti.)

      Cevat Paşa sessiz sessiz ağlıyordu.
      Şahan Gökbakar Fan Club

    5. #5
      Zor Günler Geçiren Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      KoMuT@N's Avatar
      Üye No
      48999
      Giriş Tarihi
      Nov 2005
      Yaş
      22
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Ankara
      Mesaj
      2,783
      Konular
      160
      RepPuan
      12925
      Rep Power
      3298
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan







      Şahan Gökbakar Fan Club

    6. #6
      Zor Günler Geçiren Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      KoMuT@N's Avatar
      Üye No
      48999
      Giriş Tarihi
      Nov 2005
      Yaş
      22
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Ankara
      Mesaj
      2,783
      Konular
      160
      RepPuan
      12925
      Rep Power
      3298
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan







      Şahan Gökbakar Fan Club

    7. #7
      Zor Günler Geçiren Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      KoMuT@N's Avatar
      Üye No
      48999
      Giriş Tarihi
      Nov 2005
      Yaş
      22
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Ankara
      Mesaj
      2,783
      Konular
      160
      RepPuan
      12925
      Rep Power
      3298
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan

      EMEĞE SAYGI!(+REP)










      Şahan Gökbakar Fan Club

    8. #8
      test
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      KARAKUMPİR's Avatar
      Üye No
      106349
      Giriş Tarihi
      Jul 2006
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      602
      Konular
      46
      RepPuan
      1063
      Rep Power
      3049
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      sağol kanka çok düşünceli bi hareket olş günün anlam ve önemini belirtmşsin eline emeğine sağlık
      [FUUL MOON]---87_MILITARY----CEHOV


      الله H.İ.F.K. الله

      ''INTERNATIONAL SECURITY''


      ''KİMİNE GÖRE FALANIZ,KİMİNE GÖRE YALANIZ,HERKES RAHAT OLSUN BİZ FALANIZ FİLANIZ...''

    9. #9
      Yeni Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      cankus35's Avatar
      Üye No
      95595
      Giriş Tarihi
      May 2006
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Diğer
      Mesaj
      2
      Konular
      0
      RepPuan
      10
      Rep Power
      0
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      emegine saglik
      Canakkale destanini yazanlara gelin bir Fatiha okuyalim

    10. #10
      Zor Günler Geçiren Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      KoMuT@N's Avatar
      Üye No
      48999
      Giriş Tarihi
      Nov 2005
      Yaş
      22
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Ankara
      Mesaj
      2,783
      Konular
      160
      RepPuan
      12925
      Rep Power
      3298
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan

      kankalar bu konuyu eline sağlık demeyle felan geçmeyin.hem güselce yorum yapıp düşüncelerinizi söyleyin hem de emeğin hakkını ödeyin
      Şahan Gökbakar Fan Club

    11. Teşekkür komance Bu mesaj için teşekkür etti.
    12. #11
      SIПΛП
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      cαяℓsвєяg™'s Avatar
      Üye No
      133848
      Giriş Tarihi
      Nov 2006
      Yaş
      30
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Rize
      Mesaj
      2,451
      Konular
      124
      RepPuan
      7566745
      Rep Power
      3695
      Reputation Bilgileri
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri
      Ünvan : Gümüs Üye

      Varsayılan

      süper olmuş kanka emeğine yüreğine sağlık


      Copyright© 1984 Karadeniz.. (Rize)

    13. #12
      Yeni Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      canısı44's Avatar
      Üye No
      188084
      Giriş Tarihi
      Mar 2007
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      Seçilmemiş
      Mesaj
      14
      Konular
      0
      RepPuan
      10
      Rep Power
      0
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      biras geç oldu ama genede saol

    14. #13
      Yeni Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      35GKHN's Avatar
      Üye No
      194862
      Giriş Tarihi
      Apr 2007
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İzmir
      Mesaj
      5
      Konular
      0
      RepPuan
      10
      Rep Power
      0
      Reputation Bilgileri

      Varsayılan

      komutan bu bilgiler çok etkileyici..arşiwimin enönemli bölümünende saklıyacağım çok değerli bir kaynak bence bunlar..
      butür neler varsa elinde paylaş bence çok önemli bilgiler,bekliyorum devamını..
      35GKHN

    15. #14
      Uzman Üye
      Şuan ne düşünüyorsunuz?
       
      Dark Prince's Avatar
      Üye No
      157050
      Giriş Tarihi
      Jan 2007
      Yaş
      32
      Cinsiyet
      Erkek
      Mesaj
      5,586
      Konular
      4244
      RepPuan
      241317
      Rep Power
      2918
      Reputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation BilgileriReputation Bilgileri

      Varsayılan

      saol kanka çok güzel bir paylaşım

    + Yeni Konu Aç

    Konu Açıklaması

    Users Browsing this Thread

    Şuanda bu konuyu 1 kişi izlemekte. (0 üye ve 1 misafir)

    Benzer Konular

    1. Çanakkale Şehitlerine - M. Akif Ersoy-
      By zahama in forum Mustafa Kemal Atatürk
      Cevaplar: 0
      Son Mesaj: 16-03-07, 21:17
    2. Çanakkale Şehitlerine anma töreni
      By linkinpark in forum Futbol
      Cevaplar: 0
      Son Mesaj: 02-03-07, 17:39
    3. Çanakkale Şehitlerine.....
      By yigitx in forum Genel / Off Topic
      Cevaplar: 3
      Son Mesaj: 12-12-06, 00:34
    4. Çanakkale Şehitlerine
      By rasmus in forum Aşk Şiirleri
      Cevaplar: 0
      Son Mesaj: 14-12-05, 11:16
    5. Çanakkale Şehitlerine...
      By zeyta in forum Aşk Şiirleri
      Cevaplar: 14
      Son Mesaj: 25-03-05, 18:22

    Ziyaretçiler bu sayfayı bu kelimeleri arayarak buldular:

    çanakkale şehitlerinin anıları

    çanakkale ile ilgili anılar

    çanakkale anıları kısa

    çanakkale anilari

    çanakkale şehitleri ile ilgili anılar

    canakkale anilari

    çanakkale anı

    çanakkaleden anılar

    canakkale anıları

    çanakkale şehit anıları

    çanakkale şehitleri ile ilgili anı

    çanakkale anılar

    kisa çanakkale anilari

    ÇANAKKALE ANILARI

    Çanakkale anılarıçanakkale şehitlerinden anılarçanakkale şehitleriyle ilgili anılarçanakkale ile anıanılarla çanakkaleçanakkale ile ilgili anıkısa çanakkale anılarıÇANAKKALE ŞEHİTLERİçanakkale anısı kısaşehitlerle ilgili anıçanakkale hatıraları kısa

    Tags for this Thread

    Bookmarks

    Bookmarks

    Gönderme Kuralları

    • Yeni konu açılamaz!
    • You may not post replies
    • You may not post attachments
    • You may not edit your posts
    •  

    Forum Kuralları