• Acılı
  • Aptal
  • Aranıyor
  • Arsız
  • Aşık
  • Ölü
  • çılgın
  • üzüntülü
  • üzgün
  • Bahahaha
  • Bilgin
  • Bulantılı
  • Bulutlu
  • Canlı
  • Cap Canlı
  • cesaretli
  • Dead
  • Deli
  • Depresyonda
  • Eğlenmiş
  • gay
  • Goofy
  • Hacker
  • hoşgörülü
  • Huysuz
  • Huzurlu
  • Israrcı
  • iyi
  • Karışık
  • kaygılı
  • Küstah
  • Kederli
  • Keyifli
  • Kimsesiz
  • Kop Kop
  • Korkulu
  • kuşkulu
  • Manyak Deli
  • melek gibi
  • Meraklı
  • Meşgul
  • Mutsuz
  • Neşeli
  • Niteliksiz
  • Oylesine
  • Panik
  • Paranoyak
  • Rahat
  • Sakin
  • Saldırgan
  • Sarhoş
  • Sert ve kaba
  • SIKKIN
  • Sinirli
  • Sıcak
  • Tembel
  • utangaç
  • Uykucu
  • uykulu
  • Uyuşuk
  • Yaramaz
  • Yürekli
  • Yorgun
  • Yoğun
  • Şüpheli
  • Şeytani
  • Şeytani2
  • Şokta
  • şşşşttt!
  • 16 sayfadan, 1.sayfa 12311 ... SonSon
    Gösterilen Sonuçlar 1 sonuçtan 8 ile 122 arası

    Konu: Montaigne ve Denemeleri

    1. #1
      Elite Üye
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      M@D_VIPer's Avatar
      Üye No
      22301
      Giriş Tarihi
      Jun 2006
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      46,542
      Konular
      25546
      RepPuan
      1492943
      Rep Power
      3836Array

      Varsayılan Montaigne ve Denemeleri

      Çoğunuz duymuşunuzdur eminim..Montaigne'i...Kiminiz DENEMELER adlı eserini okumuş kiminiz uzun ve anlamsız bulduğu için ilgilenmemiştir bile...Ancak o kadar basit birşey değil...Kimilerinin hayat felsefelerini değiştiren kimilerin ise düşüncelerini olgunlaştıran kimilerine ise ters gelen kelimelerle ateş yakan motaigne nin bu eserini bölüm bölüm sizlerle paylaşacağım..

      MONTAIGNE'İN YAŞAMI

      1533-Michel de Montaigne doğuyor ve Papessus köyünde bir
      sütnineye gönderiliyor.

      1535-Michel, Fransızca bilmeyen Horstanus adlı bir Alman
      eğitmenine veriliyor. Bu eğitmen Michet'in babasının İtalyada
      gördüğü yeni bir yöntemle çocuğu hep Latince konuşarak yetiştiriyor.

      1539-Michel, altı yaşında; Fransa'nın en iyi kolejlerinden birine,
      Guyenne Kolejine giriyor. Burada yedi yıl okuyor. Latin şiirinin
      tadına varıyor ve biraz da Yunanca öğreniyor.

      1546-Bordeaux da; Edebiyat Fakültesinde felsefe okuyor.

      1548-Bordeaux da isyan: Michel, Toulouse da hukuk okuluna
      gidiyor.

      1554-Montaigne in babası Bordeaux Belediye Başkanı oluyor.

      1555-Montaigne babasıyla Paris'e gidip geliyor.

      1557-Bordeaux Belediye Meclisine giriyor.

      1558-Montaigne'le La Boetie arasındaki büyük dostluk başlıyor.

      1559-Bordeaux da mezhep kavgaları. Bir tüccar diri diri yakılıyor:
      Amyot, Plutarkhos'un Hayatlar'ını Fransızcaya çeviriyor.
      Montaigne'in en çok seveceği, okuyacağı kitap bu olacak.

      1561-Bordeaux Belediye Medisi Montaigne'i önemli bir görevle
      saraya gönderiyor. La Boetie siyasal hayata giriyor:

      1562-Protestanlara karşı şiddet hareketleri başlıyor. Montaigne,
      Rouen şehrini Protestanlardan almaya giden kral ordusuna katılıyor:

      1563-Montaigne, Bordeaux'ya dönüyor: La Boetie ölüyor.

      1565-9. Charles, Bordeaux'ya gelip bir süre kalıyor. Montaigne,
      Françoise de la Chassagne'la evleniyor.

      1568-Babası ölüyor. Miras beş erkek, üç kız kardeş arasında
      bölünüyor. Michel, Montaigne çiftliğinin sahibi oluyor.

      1569-Montaigne; babasının isteğiyle yaptığı Raimond Sebond'un
      thelogia üzerine bir eserinin çevirisini bastırıyor.

      1570-Montaigne, Bordeaux Belediye Meclisindeki görevinden istifa
      ederek Paris'e gidiyor. La Boetie nin Latince şiirleriyle çevirilerini
      bastırıyor. Montaigne'in ilk kızı doğup iki ay sonra ölüyor.

      1571-Montaigne, çiftliğine çekiliyor ve kütüphanesine şu Latince
      kitabeyi yazıyor:

      «1571 yılı: Michel de Montaigne, otuz sekiz yaşında. Doğum
      yıldönümünden bir gün önce; meclisteki kulluğundan ve
      memuriyetinden bıkmış; fakat sapasağlam olarak kitapları arasına
      dönüyor ve geri kalan günlerini orada, sessizlik içinde geçirmeye
      karar veriyor.>

      1572-Saint-Barthelemy kırımı. Montaigne Denemeleri'ni yazmaya
      başlıyor. Plutarkhos'un Ahlaki Eserleri'nin çevirisi çıkıyor ve
      Montaigne in elinden düşmüyor:

      1573-İç savaş. Montaigne kralın ordusuna katılıyor; görevle
      Bordeaux'ya gönderiliyor.

      1574-Montaigne'in dördüncü kızı doğup üç ay sonra ölüyor.

      1575-Montaigne Paris'e gidiyor.

      1576-Montaigne, Pyrrhon felsefesiyle yakından ilgileniyor: Raimond
      Sebond üstüne babasına söz verdiği eseri yazmaya başlıyor.

      1577-Montaigne'in beşinci kızı doğup bir ay sonra ölüyor. Henri de
      Navarre, Montaigne'e yüksek bir rütbe veriyor. Montaigne ilk kez
      kum sancılarına tutuluyor. Denemeler'ine devam ediyor.

      1578-Montaigne küçük bir orman satın alıyor.

      1579-Montaigne kendini en çok anlattığı Denemelerini yazıyor.

      1580-Denemeler ilk kez, iki cilt halinde basılıyor. Montaigne
      İsviçre'ye, İtalya'ya gidiyor. Paris'e dönüp kitabını krala sunuyor.
      Kral beğeniyor.

      1581-Montaigne evine dönüyor.

      1582-Montaigne, Bordeaux Belediye Başkanı oluyor, Denemeler'i
      birçok eklemelerle yeniden bastırıyor...

      1583-Montaigne in altıncı kızı doğuyor ve birkaç gün yaşıyor.

      1584-Navarre Kralı (Sonraki V. Henri) Montaigne'in çiftliğine gelip
      iki gün kalıyor.

      1585-Montaigne Mareşal Matignon'la mektuplaşıyor. İç savaşta
      önemli roller oynuyor. Bordeaux'da veba çıkıyor. Montaigne görevi
      başına gelemiyor. Başkanlığı bitinceye kadar yakın bir kasabada
      kaldıktan sonra, ailesini alıp veba bölgesi dışına çıkıyor.

      1586-Montaigne tarihçileri okuyor.

      1587 Henri de Navarre tekrar Montaigne'in çiftliğine geliyor.

      1588-Montaigne, Denemeler'in dördüncü baskısı için Paris'e gidiyor:
      Yolda Ligciler tarafından soyuluyor. Paris'te, Denemeler'in
      hayranlarından Mademoiselle de Gournay'le tanışıyor. İç savaş
      şiddetleniyor; Montaigne Kralla birlikte Rouen'e gidiyor. Tekrar
      Paris'e dönüşünde bir gün için Bastille'e atılıyor.

      1589-Montaigne evine çekilip kitap okuyor. Denemeler'in yeni bir
      baskısını hazırlıyor: Birçok eklemeler yapıyor. Kitap en olgun şeklini
      buluyor.

      1590-Montaigne'in kızı evleniyor: Yeni kral 4. Henri, Montaigne'e
      mektup yazıyor, yanına çağırıyor. Montaigne gidemiyor.

      1591-Montaigne'in kızının bir kızı doğuyor.

      1592-Montaigne ölüyor.


      ...And Justice For All


    2. #2
      Elite Üye
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      M@D_VIPer's Avatar
      Üye No
      22301
      Giriş Tarihi
      Jun 2006
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      46,542
      Konular
      25546
      RepPuan
      1492943
      Rep Power
      3836Array

      Varsayılan

      MONTAIGNE ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

      - Denemeler'de gördüğüm her şeyi Montaigne'de değil kendimde
      buluyorum. (Pascal)

      - Bir kitap buldum burada. Montaigne'in kitabı; yanıma almadım
      sanıyordum. Aman ne hoş adam. Ne zevk onunla birlikte olmak.
      (Mme. de Sevigne)

      - Montaigne, o hoşsohbet insan,
      Bazen derin, bazen sudan
      Kuşku duymasını bilmiş
      Burnu bile kanamadan.
      Kerli ferli softalarla
      Alay etmiş sakınmadan. (Voltaire)

      - Eminim, alışacaksınız Montaigne'e. İsanoğlu ne düşündüyse onda
      var ve bu kadar güçlü biçem zor bulunur. Bir şey öğretmiyor, çünkü
      hiçbir şeyi kestirip atmıyor. Doğmacılığın tam tersi. Mağrur adam,
      ama kim mağrur değil ki? Alçakgönüllü görülenler büsbütün mağrur
      değiller mi? Her satırında Ben, Kendim diye konuşuyor, ama Ben,
      Kendim demeden hangi bilgiye varılabilir? Haydi, bırakın Allah
      aşkına hocam, filozofun, metafizikçinin bundan iyisi görülmemiş.
      (Mme. du Deffand)

      - Montaigne, o tanrı gibi adam, 16. yüzyılın karanlıktan içinde tek
      başına diri ve tertemiz bir ışık saçmış; dehası ancak zamanımızda,
      gerçek ve felsefi düşünce boşinançların, geriliklerin yerini alınca
      anlaşıldı. (Grimm)

      - Montaine'in düşünceleri yanlış, ama güzel. (Malebranche)

      - Yazarların çoğunda, yazan adamı görüyorum, Montaigne'de
      ise düşünen adamı. (Montesquku)

      - Çocukken babamın kitaplığından bana Dememeler çevirisinin
      perişan bir cildi kalmıştı. Yıllar sonra, kolejden çıkışımda bir cildi
      okudum ve ötekilerini arayıp buldum. Bu kitapla ne büyük haz ve
      hayranlık saatleri geçirdiğimi hatırlıyorum. Bu kitabı, yaşadığım
      başka bir hayatta yazmışım gibi geliyor o kadar candan bana, benim
      düşüncemi, benim hayat deneyimimi söylüyordu. (Emerson)

      - Montaigne amma da düşünce çalmış benden! (Beranger)

      - Montaigne ölüyor: Kitabını tabutunun üstüne koyuyorlar;
      cenazesinde yakını olarak din bilgini Charron ve manevi kızı
      Mademoiselle de Goumay var Resmen septik olarak Bayle ve Naude
      onlara katılıyor. Sonra Montaigne'e az çok bağlananlar, bir an için
      ondan zevk almış olanlar, bir an için yalnızlık sıkıntısından kurtardığı,
      kuşku duydurmak sayesinde düşündürdüğü kimseler; akraba ve komşu
      olarak Madame de Sevigne, La Fontaine; onun yaptığını yapmaya
      özenip onu taklit etmeyi onur bilenler: La Bruyere, Montesquieu,
      Jean-Jacques Rousseau; ortada tek başına Voltaire; daha az önemli
      kimseler, karmakarışık: Saint-Evremond, Chaulieu, Garat... Daha
      arkada çağdaşlarımız ve belki hepimiz. Ne büyük bir cenaze alayı. Bir
      insanın Ben'i için bundan daha fazla umulabilir mi? Peki ama, ne
      yapıyorlar bu cenaze alayında? Tören gereğince hüngür hüngür
      ağlayan Mademoiselle de Gournay den başka herkes konuşuyor:
      Ölenden, onun sevimli taraflarından, hayata bu kadar karışan
      felsefesinden sözediyorlar. Herkes kendi kendinden sözediyor. Onunla
      herkesin ortak olduğu taraflar ortaya konuyor. Kimse ona olan
      borcunu unutmuyor; her düşünce onun bir yankısı gibi... Korkarım bu
      alayda dua eden tek adam Pascaldır. (Sainte-Beuve)

      - Montaigne'i sevmek kendini sevmek, kendini her şeye tercih
      etmektir. Montaigne'i sevmek yalnız gerçeği değil, doğruluğu ve ödev
      duygusunu da yalnız kendinden yana çekmektir. Montaigne'i sevmek,
      hayatımızda hazlara, zavallı yaradılışımızın kaldıramayacağı kadar yer
      vermektir... (Brunetiere)

      - Montaigne Fransız Rönesansını bitirip Klasik çağı haber veriyor.
      (Lanson)

      - Pilatus'un, devirler boyunca yankısı çınlayan korkunç sorusu
      karşısında Montaigne, daha insanca, daha din dışı, başka bir anlamda
      İsa'nın tanrıca cevabını vermiş oluyor:

      «Gerçek nedir?»

      «Gerçek benim!,»

      Yani Montaigne gerçek olarak sahiden tanıyabileceği tek şeyin
      kendisi olduğuna inanıyor. Onu kendinden sözetmeye götüren budur
      çünkü kendini bilmeyi ayrıca her şeyden daha önemli sayıyor.
      İnsanların ve her şeyin yüzünden maskeyi kaldırmalı, diyor.
      Maskesini atmak için kendini anlatıyor. Maske insanın kendinden çok
      ülkesine ve devrine ait olduğu için de insanlar maske yüzünden
      birbirinden ayrılıyor. Böylece, maskesini gerçekten atan insanda
      hemen kendi benzerimizi buluyoruz. (Andre Gide)


      ...And Justice For All


    3. #3
      Elite Üye
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      M@D_VIPer's Avatar
      Üye No
      22301
      Giriş Tarihi
      Jun 2006
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      46,542
      Konular
      25546
      RepPuan
      1492943
      Rep Power
      3836Array

      Varsayılan

      KENDİSİ

      ... Boyum ortanın biraz altında, bedenim sağlam yapılı ve toplucadır
      yüzüm şişman değil, dolgundur; tabiatım, neşe ile hüzün arasında,
      oldukça ateşli ve sıcakkanlıdır... Sağlığım, ta genç yaşımdan beri
      düzgündür: Hastalığa tutulduğum azdır.

      İşte ben böyle idim; kendimi, kırk yaşımı aşıp ihtiyarlığın yolunu
      tuttuğum şu andaki halimle anlatmıyorum:

      Minutatim vires et robur adultum

      Frangit et in partem pejorem liquitur oetas (Lucretius)

      Yıllar için için aşındırır

      Olgunluk çağına varmış güçleri

      Bundan sonraki halim ancak yarım bir varlık olacak; ben artık o ben
      olmayacağım. Gün geçtikçe kendimden ayrılıyor, uzaklaşıyorum.

      Singula de nobis anni proedandur euntes (Horatius)

      Bir şey koparır bizden, yıllar, akıp giderken. (Kitap 2, bölüm 17)


      ...And Justice For All


    4. #4
      Elite Üye
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      M@D_VIPer's Avatar
      Üye No
      22301
      Giriş Tarihi
      Jun 2006
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      46,542
      Konular
      25546
      RepPuan
      1492943
      Rep Power
      3836Array

      Varsayılan

      DENEMELERİN KONUSU

      Başkaları insanoğlunu yetiştiredursun ben onu anlatıyorum ve
      kendimde, pek kötü yetişmiş bir örneğine gösteriyorum. Bu örneği
      yeniden biçim vermek elimde olsaydı onu elbet olduğundan çok başka
      türlü yapardım. Bir kez yapılmış artık. Şunu söyleyeyim ki, kendimi
      anlatırken söylediklerim değişik ve değişken olmakla beraber hiç
      gerçeğe aykırı değildir. Dünya durmayan bir salıncaktır: Orada her şey
      toprak, Kafkas'ın kayalıkları, Mısır'ın piramitleri, hem çevresiyle
      birlikte, hem de kendi kendine sallanır. Durmanın kendisi bile daha
      ağır bir sallantıdan başka bir şey değildir. Konumu (kendimi) hep aynı
      halde bulundurmak elimde değil. Doğal bir sarhoşlukla, salına serpile
      yürüyüp gidiyor. Onu belli bir noktada, canımın istediği bir andaki
      haliyle alıyorum. Duruşu değil, geçişi anlatıyorum: Fakat yaştan yaşa,
      yahut halkın dediği gibi «yedi yıldan yedi yıla» geçişi değil, günden
      güne, dakikadan dakikaya geçişi. Hikayemi saati saatine yazmam
      gerekiyor. Az sonra değişebilirim. Yalnız halim değil, amacım da
      değişebilir. Benim yaptığım, değişen ve birbirine benzemeyen olaylar,
      kararsız ve bazen çelişmeli düşünceleri yazıya dökmektir. Acaba
      benliğim mi değişiyor, yoksa aynı konulan ayrı koşullara ve ayrı
      bakımlara göre mi ele alıyorum? Her ne hal ise, kendi kendimden
      ayrıldığım oluyor. Fakat Demades'in dediği gibi, doğrudan hiç
      ayrılmıyorum. Ruhum bir yerde durabilseydi, kendimi denemekle
      kalmaz, bir karara varırdım: Ruhum sürekli bir arayış ve oluş içinde.
      Anlattığım hayat basit ve gösterişsiz; zararı yok. Bütün ahlak felsefesi
      sıradan ve kendi halinde bir hayata da girebilir, daha zengin, gösterişli
      bir hayata da: Her insanda, insanlığın bütün halleri vardır.
      (Kitap 3, bölüm 2)

      Olgun bir okuyucu çok kez başkasının yazdıklarında yazarın
      düşünmediği güzellikler bulur, okuduklarına daha zengin anlamlar ve
      renkler kazandırır. (Kitap 1, bölüm 26)

      Başkalarının bilgisiyle bilgin olabilsek bile, ancak kendi aklımızla
      akıllı olabiliriz. (Kitap 1, bölüm 24)


      ...And Justice For All


    5. #5
      Elite Üye
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      M@D_VIPer's Avatar
      Üye No
      22301
      Giriş Tarihi
      Jun 2006
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      46,542
      Konular
      25546
      RepPuan
      1492943
      Rep Power
      3836Array

      Varsayılan

      KENDİMİZİ TANIMAK

      Plinius'un dediği gibi, herkes kendisi için bir derstir elverir ki insan
      kendini yakından görmesini bilsin. Benim yaptığım, bildiklerimi
      söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders
      veriyorum. Ama bunları başkalarına da anlatmakla kötü bir iş
      yapmıyorum: Bana yararı olan bu işin belki başkasına da yararı
      olabilir. Zaten benim bir şeye dokunduğum yok. Yalnız kendimle
      uğraşıyorum; delilik ediyorum, bundan zarar görecek başkası değil,
      benim; çünkü bu öyle bir delilik ki bende başlayıp bende bitiyor,
      hiçbir kötülüğe yol açmıyor. Eskilerden yalnız iki üçünün bu işi
      denediğini söylerler; ama onların, yalnız adlarını bildiğimiz için
      benim yaptığımın tıpkısını yapıp yapmadıklarını söyleyemeyiz.
      Ruhumuzun ele avuca sığmayan akışını gözlemek, onun karanlık
      derinliklerine kadar inmek, türlü hallerindeki bunca incelikleri
      ayırdedip yazmak sanıldığından çok daha zahmetli bir iştir. Sonra bir
      taraftan bu işin o kadar başka, o kadar garip bir zevki de var ki insanı
      dünya işlerinden, hem de en değerli dünya işlerinden çekip alıyor.
      Birkaç yıldır düşüncelerimin kendimden başka amacı yok; yalnız
      kendimi sorguya çekiyor ve inceliyorum.

      Başka bir şeyi incelediğim de oluyor ama, onu da hemen kendime
      çekiyor, daha doğrusu, kendime mal ediyorum; daha az yararı olan
      öteki bilimlerde olduğu gibi, bu bilimde öğrendiklerimi başkalarına
      bildiriyorsam, bunda hiçbir kötülük görmüyorum. Şunu da söyleyeyim
      ki öğrendiklerimle hiç de yetinmiyorum. İnsanın kendini
      anlatmasından daha zor ve daha yararlı hiçbir şey yoktur. Üstelik,
      meydana çıkmak için insanın süslenmesi, kendine çekidüzen vermesi
      gerekiyor. Ben durmadan kendimi düzenliyorum, çünkü durmadan
      anlatıyorum.

      Kendinden sözetmeyi kötü görmek, yasak etmek adet olmuştur
      çünkü kendinden sözetmek her zaman kendini övmek gibi görünür
      kendini övmekse herkesin zıddına gider. Ama kendinden sözetmeyi
      yasak etmek, çocuğun burnunu silecek yerde, burnunu koparmak olur.

      İn vitium ducit culpae fuga (Horatius)

      Kusur korkusuyla suç işliyoruz.

      Bu tedbirde ben kardan çok zarar görüyorum, hatta kendimden
      sözetmek mutlaka övünmek olsa bile ben asıl amacıma bağlı kalmak
      için, kendimdeki bu hastalığı ortaya koyacak bir işten kaçınmamalıyım;
      işlediğim, hem de edindiğim bu kusuru gizlememeliyim. Ama, bana
      sorarsanız, birçokları içip sarhoş oluyor diye, şarabı yasak etmek
      yanlıştır fazla kaçırılan şeyler hep iyi şeylerdir. Kendinden sözetmenin
      kötü sayılması bence yalnız, halkın düşeceği kaba hatalardan ötürüdür.
      Bu türlü kurallar budalalara vurulan dizginlerdir: Ne azizler -ki
      kendilerinden pekala sözederler-, ne filozoflar, ne bilginler bu kuralları
      dinler; onlara hiç benzememekle birlikte ben de bu kuralları
      dinlemiyorum. Onların ereği kendilerini anlatmak değildir, ama sırası
      gelince de kendilerini uluorta göstermekten çekinmezler. Sokrates
      kendinden sözettiği kadar neden sözeder? Hep müritlerini de
      kendilerinden sözetmeye, kitaplardan öğrendiklerini değil içlerinde olup
      bitenleri anlatmaya dürtüklemez mi? Tanrıya ve rahibe kendimizden
      sözetmiyor muyuz? Protestan komşularımız bunu halkın gözü önünde
      yapıyorlar. Diyeceksiniz ki, onlara yalnız kötü taraflarımızı anlatırız.
      Ama bu, her şeyi söylüyoruz demektir; çünkü iyi tarafımız da bütün
      günahlardan arınmış değildir.

      Benim mesleğim, sanatım yaşamaktır. Bana hayatımı duyduğum,
      gördüğüm ve yaşadığım gibi anlatmamı yasak edenler mimara da
      desinler ki, sen binalardan kendine göre değil başkasına göre, kendi
      bilginle değil başkasının bilgisiyle sözedeceksin. Kimse sormadan
      kendi değerlerini ortaya koymak bir övünme ise niçin Cicero
      Hortentius'un, Hortentius Cicero'nun söz güzelliğini öne sürüyor?
      Bana diyebilirler ki: Kendini kuru sözle değil işle ve eserle anlat. Ben
      her şeyden önce düşüncelerimi anlatıyorum, bunlarsa ün ve eser haline
      gelemeyecek kadar belirsiz şeyler: Onları söz haline getirmekte bile
      güçlük çekiyorum. Birçok olgun ve değerli insanlar herhangi bir iş
      görmekten kaçınmışlardır. Yaptığımız işler kendimizden çok
      rastlantıların eseridir: Bu işler kendi özlerini belli ederler; beni ise
      ancak şöyle böyle, belli belirsiz, parça parça gösterebilirler.
      Ben kendimi olduğum gibi gösteriyorum: Öyle bir beden yapısı
      koyuyorum ki ortaya bir bakışta damarları, kasları, her şeyi yerli
      yerinde görüyorsunuz.

      Öksürük, sararma, yahut yürek çarpması yalnız bedenin bir kısmını,
      onu da şöyle böyle, gösterebilir. Ben yaptıklarımı değil, kendimi, öz
      benliğimi anlatıyorum.

      Bence insan ne olduğunu bilmekte dikkatli olmalı; iyi tarafını da,
      kötü tarafını da aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır. Eğer ben kendimi
      iyi ve olgun görseydim, bunu bağıra bağıra söylerdim. Kendimi
      olduğumdan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır;
      kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır.
      Aristoteles'e göre, hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; doğru
      hiçbir zaman yanlışa yer vermez. Kendini olduğundan fazla göstermek
      de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır. Bence bu kendini
      beğenme illetinin esası, kendinden pek fazla hoşlanmak, kendi
      kendine hayasızca aşık olmaktır. Bunun en iyi çaresi, kendinden
      sözetmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde düşünmekten
      büsbütün alıkoyanların dediklerinin tam tersini yapmaktır. Gurur
      insanın düşüncesidir; söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır.
      Bu adamlar öyle sanıyorlar ki insanın kendi üzerinde durması,
      kendinden hoşlanması, hep kendisiyle uğraşması kendine fazla düşkün
      olması demektir. Oysaki aşırı benciller kendilerini pek üstünkörü
      bilenler, kendilerinden önce işlerine bakanlardır. Onlara göre kendi
      kendisiyle başbaşa kalmak, sırtüstü yatıp vakit öldürmektir; ruhunu
      zenginleştirmeye, kendini adam etmeye çalışmak boş hayaller
      kurmaktır. Sanki kendimiz bizden ayrı, bize yabancı birisiymiş gibi.
      Kendinden aşağıya bakıp da kendi kafasına hayran olan adam,
      kendinden yukarıya, geçmiş yüzyıllara gözlerini kaldırsın; o zaman
      yüzlerce devin ayakları altında kalacak ve burnu kırılacaktır. Kendi
      mertliğiyle övünüp böbürleniyorsa, onu çok geride bırakan Scipion'un,
      Epaminondas'ın, bunca orduların ve ulusların hayatlarını hatırlasın.
      İnsan kendindeki eksik ve cılız değerleri, üstelik insan hayatının
      hiçliğini hesaba katarak düşünecek olursa, hiçbir değeriyle övünmeye
      kalkışmaz. Yalnız Sokrates, tanrısının dediğine uyup kendini
      gerçekten tanımasını ve küçük görmesini bildiği için Bilge adını
      almaya hak kazanmıştır. Kendini böylesine tanıyan adam istediği
      kadar kendinden sözetsin. (Kitap 2, bölüm 6)


      ...And Justice For All


    6. #6
      Elite Üye
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      M@D_VIPer's Avatar
      Üye No
      22301
      Giriş Tarihi
      Jun 2006
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      46,542
      Konular
      25546
      RepPuan
      1492943
      Rep Power
      3836Array

      Varsayılan

      NASIL YAZMALI

      Yazarken kitapları bir yana bırakır, aklımdan çıkarırım; kendi
      gidişimi aksatırlar diye. Gerçekten de iyi yazarlar üstüme fena abanır,
      yüreksiz ederler beni. Hani bir ressam varmış, kötü horoz resimleri
      yapar ve uşaklarına, dükkana hiç canlı horoz sokmamalarını sıkı sıkı
      tembih edermiş, ben de öyle. Hatta çalgıcı Antigenides'in bulduğu
      çare benim daha işime gelirdi: Bir şey çalacağı zaman, kendinden
      önce ve sonra halka doyasıya kötü şarkılar dinletirmiş. Böyle derim de
      Plutarkhos'tan kolay kolay ayrılamam. O kadar dünyayı içine almış ki
      bu adam, ne yapsanız, hangi olmayacak konuyu ele alsanız bir taraftan
      gelir işinize karışır ve size türlü zenginlikler, güzelliklerle dolu cömert
      bir el uzatır. Kendini her gelene bu kadar kolayca yağma ettirmesi
      bayağı gücüme gidiyor. Şöyle biraz tuttunuz mu, kolu kanadı elinizde
      kalıyor.

      Ben gönlümce yazabilmek için evime çekiliyorum. Kimsenin bana el
      uzatamayacağı, söz edemeyeceği yabancı bir ülkede oturuyorum. Öyle
      bir yer ki tanıdığım hiç kimse okuduğu duanın Latince'sini bilmez,
      hele Fransızca'sını hiç anlamaz. Başka yerde yazsam daha iyi
      yazardım, ama yazdığım şey daha az benim olurdu. Oysaki benim
      yazımda asıl aradığım tam anlamıyla kendimin olmasıdır. Ben
      yazarken rastgele gittiğim için bol bol hatalara düşerim. Bunları
      pekala düzeltebilirdim. Ama o zaman, benim adetim, malım olmuş
      kusurları düzeltmekle kendi kendimi yanlış tanıtmış olurdum. Bana
      dediler mi, yahut ben kendi kendime dedim mi ki: «Sen kaba kaba
      benzetmeler yapıyorsun; bu sözcük Gaskonya kokuyor; bu sözün
      tehlikeli (Ben Fransa sokaklarında söylenen hiçbir sözden kaçmam;
      gramer adına kullanılan dile çatanlar benimle alay ederler); bak şu
      cahilce söze; akla aykırı laf ediyorsun; fazla ileri gidiyorsun; sen
      boyuna kendinle oynuyorsun, sahiden söylediğini de herkes
      yalancıktan sanacak.» «- Doğru, derim; ama ben dikkatsizlikten gelen
      hatalarımı düzeltsem bile, bende adet haline gelmiş olanları
      düzeltemem. Ben hep böyle konuşmuyor muyum? Her yerde böyle çiğ
      çiğ göstermiyor muyum kendimi? Sorun yok. Yazarken aradığım da
      bu zaten. Herkes kitabımda beni, bende kitabımı görsün.»
      (Kitap 3, bölüm V)

      Odysseus'un dertlerini inceleyip kendi dertlerini bilmeyen dil
      bilginleriyle, çalgılarını akort etmesini bilip de yaşayışlarını akort
      etmesini bilmeyen müzikçilerle, adaletten sözetmeyi öğrenip adaleti
      uygulamayanlarla alay edermiş kral Dionysius. (Kitap 1, bölüm 25)


      ...And Justice For All


    7. #7
      Elite Üye
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      M@D_VIPer's Avatar
      Üye No
      22301
      Giriş Tarihi
      Jun 2006
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      46,542
      Konular
      25546
      RepPuan
      1492943
      Rep Power
      3836Array

      Varsayılan

      YASALAR ÜSTÜNE

      Yasalar doğru oldukları için değil yasa oldukları için yürürlükte
      kalırlar. Kendilerini dinletmeleri akıl dışı bir güçten gelir, başka bir
      şeyden değil. Mistik olmak işlerine gelir. Yasa koyanlar da çok kez
      budala, ya da eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir. Nasıl
      olursa olsunlar, insandırlar sonunda, her yaptıkları şey ister istemez
      sudan ve değişkendir.

      Yasalardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne
      vardır? (Kitap 3, bölüm 13)

      Bir filozofu çiftleşirken yakalayıp, ne yapıyorsun diye sormuşlar: Bir
      insan ekiyorum diye cevap vermiş serinkanlılıkla ve hiç utanmadan.
      Sarmısak ekerken görülmekle bu işi yaparken görülmek arasında
      ayrım yokmuş onun için. (Kitap 2, bölüm 12)

      BİLGİ VE DÜŞÜNCE

      Öğrenimden kazancımız daha iyi ve daha akıllı olmaktır. Epiharmus
      (Pythagoras okulundan bir filozof.) der ki, insan düşünce ile görür ve
      duyar; her şeyden yararlanan her şeyi düzene sokan, başa geçip
      yöneten düşüncedir; geri kalan her şey kör, sağır ve cansızdır. Şu
      kesin ki çocuğa kendiliğinden bir şey yapmak özgürlüğünü
      vermemekle onu korkak bir köle durumuna sokuyoruz. Retorika ve
      gramer üstüne, Cicero'nun şu veya bu cümlesi üstüne öğrencisinin ne
      düşündüğünü kim sormuştur? Bunları Tanrı sözü gibi belleğimize
      basmakalıp yapıştırırlar; harfler ve sözcükler, anlatılan şeyin kendisi
      haline gelir. Ezber bilmek, bilmek değildir; belleğimize emanet edilen
      her şeyi saklamaktır. İnsan, kendiliğinden bildiği her şeyi ustasına
      bakmadan, kitaptaki yerini aramadan, istediği gibi kullanır. Tümüyle
      kitaptan bir bilgi ne sıkıcı bilgidir! Böyle bir bilgi bir süs olarak
      kullanılsın: Ama temel olarak değil. Nitekim Platon, gerçek felsefenin
      sağlam irade, inanç ve dürüstlük, amaçları başka olan öteki
      bilimlerinse yalnızca süs olduğunu söyler. (Kitap 1, bölüm 26)


      ...And Justice For All


    8. #8
      Elite Üye
      Şu an ne düşünüyorsunuz?
       
      M@D_VIPer's Avatar
      Üye No
      22301
      Giriş Tarihi
      Jun 2006
      Cinsiyet
      Erkek
      Nerden
      İstanbul
      Mesaj
      46,542
      Konular
      25546
      RepPuan
      1492943
      Rep Power
      3836Array

      Varsayılan

      YAŞAMAK VE ÇALIŞMAK

      Doğa bir ana gibi davranmış bize: İstemiş ki ihtiyaçlarımızı
      gidermek zevkli bir iş de olsun üstelik: Aklımızın istediği şey,
      iştahımızın da aradığı şey olsun: Onun kurallarını bozmaya hakkımız
      yok.

      Caesar'ın ve İskender'in, en büyük işleri başarırken, doğal ve budan
      ötürü gerekli ve akla uygun zevkleri bol bol tattıklarını görünce, buna
      ruhu gevşemek demem; tersine, o zor işleri ve yorucu düşünceleri dinç
      bir yürekle günlük hayatın bir parçası haline sokmak, ruhu
      sağlamlaştırmaktır derim. Zevklerin gündelik zaferlerini olağanüstü iş
      saymışlarsa bilge adamlarmış. Biz pek şaşkın varlıklarız: Filanca
      hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiçbir şey yapmadım, deriz
      -Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu sizin yalnız başlıca
      işiniz değil, en parlak, en onurlu işinizdir: Bana büyük işler çevirmek
      olanağını verselerdi, neler yapmaya gücüm olduğunu gösterirdim,
      deriz. Önce siz kendi hayatınızı düşünmeyi, çevirmeyi bildiniz mi?
      Bildinizse bütün işlerin en büyüğünü görmek için büyük fırsatlara
      ihtiyaç yoktur hangi mevkide olursa olsun, perde arkasında da, perde
      önünde de insan kendini gösterir. Bizim işimiz kitap doldurmak değil,
      ahlakımızı yapmaktır; savaşmak ülke kazanmak değil, yaşayışımıza
      dirlik düzenlik getirmektir; En büyük en onurlu eserimiz doğru dürüst
      yaşamaktır. Geri kalan her şey, başa geçmek, para yapmak, binalar
      kurmak, nihayet ufak tefek eklentiler, yollardır. Bir komutanın, az
      sonra hücum edecek olduğu bir kalenin eteğinde dostlarıyla tümüyle
      serbest ve rahatça, kaygısızca sohbete dalması, Brutus'un herkesin
      kendisine ve Roma'nın özgürlüğüne karşı pusu kurduğu bir sırada
      gece dolaşmalarından birkaç saat çalarak tam bir sessizlik içinde
      Polybius'u okuyup notlar yazması ne güzel bir şey! Düşündükçe içim
      açılır. Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan
      sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler.

      O fortes pejoraque passi

      Mecum saepe viri, nunc vino pellite curas;

      Cras ingens iterabimus aequor. (Horatius)

      Ey benimle bunca çetin işler görmüş yiğitler,

      Bugün, dertlerinizi şarapla giderin

      Yarın engin denize açılacağız. (Kitap 3, bölüm 13)


      ...And Justice For All


    + Yeni Konu Aç
    16 sayfadan, 1.sayfa 12311 ... SonSon

    Konu Açıklaması

    Users Browsing this Thread

    Şuanda bu konuyu 1 kişi izlemekte. (0 üye ve 1 misafir)

    Benzer Konular

    1. rekor denemeleri
      By t_amon in forum Enteresan Olaylar
      Cevaplar: 4
      Son Mesaj: 29-11-05, 16:11

    Bookmarks

    Bookmarks

    Gönderme Kuralları

    • Yeni konu açılamaz!
    • You may not post replies
    • You may not post attachments
    • You may not edit your posts
    •  

    Forum Kuralları