16 sayfadan, 1.sayfa 12311 ... SonSon
Gösterilen Sonuçlar 1 sonuçtan 8 ile 122 arası

Konu: Montaigne ve Denemeleri

  1. #1
    Elite Üye M@D_VIPer's Avatar
    Üye No
    22301
    Giriş Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet
    Erkek
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    46,540
    Konular
    25543
    RepPuan
    1493018
    Rep Power
    4165Array

    Varsayılan Montaigne ve Denemeleri

    Çoğunuz duymuşunuzdur eminim..Montaigne'i...Kiminiz DENEMELER adlı eserini okumuş kiminiz uzun ve anlamsız bulduğu için ilgilenmemiştir bile...Ancak o kadar basit birşey değil...Kimilerinin hayat felsefelerini değiştiren kimilerin ise düşüncelerini olgunlaştıran kimilerine ise ters gelen kelimelerle ateş yakan motaigne nin bu eserini bölüm bölüm sizlerle paylaşacağım..

    MONTAIGNE'İN YAŞAMI

    1533-Michel de Montaigne doğuyor ve Papessus köyünde bir
    sütnineye gönderiliyor.

    1535-Michel, Fransızca bilmeyen Horstanus adlı bir Alman
    eğitmenine veriliyor. Bu eğitmen Michet'in babasının İtalyada
    gördüğü yeni bir yöntemle çocuğu hep Latince konuşarak yetiştiriyor.

    1539-Michel, altı yaşında; Fransa'nın en iyi kolejlerinden birine,
    Guyenne Kolejine giriyor. Burada yedi yıl okuyor. Latin şiirinin
    tadına varıyor ve biraz da Yunanca öğreniyor.

    1546-Bordeaux da; Edebiyat Fakültesinde felsefe okuyor.

    1548-Bordeaux da isyan: Michel, Toulouse da hukuk okuluna
    gidiyor.

    1554-Montaigne in babası Bordeaux Belediye Başkanı oluyor.

    1555-Montaigne babasıyla Paris'e gidip geliyor.

    1557-Bordeaux Belediye Meclisine giriyor.

    1558-Montaigne'le La Boetie arasındaki büyük dostluk başlıyor.

    1559-Bordeaux da mezhep kavgaları. Bir tüccar diri diri yakılıyor:
    Amyot, Plutarkhos'un Hayatlar'ını Fransızcaya çeviriyor.
    Montaigne'in en çok seveceği, okuyacağı kitap bu olacak.

    1561-Bordeaux Belediye Medisi Montaigne'i önemli bir görevle
    saraya gönderiyor. La Boetie siyasal hayata giriyor:

    1562-Protestanlara karşı şiddet hareketleri başlıyor. Montaigne,
    Rouen şehrini Protestanlardan almaya giden kral ordusuna katılıyor:

    1563-Montaigne, Bordeaux'ya dönüyor: La Boetie ölüyor.

    1565-9. Charles, Bordeaux'ya gelip bir süre kalıyor. Montaigne,
    Françoise de la Chassagne'la evleniyor.

    1568-Babası ölüyor. Miras beş erkek, üç kız kardeş arasında
    bölünüyor. Michel, Montaigne çiftliğinin sahibi oluyor.

    1569-Montaigne; babasının isteğiyle yaptığı Raimond Sebond'un
    thelogia üzerine bir eserinin çevirisini bastırıyor.

    1570-Montaigne, Bordeaux Belediye Meclisindeki görevinden istifa
    ederek Paris'e gidiyor. La Boetie nin Latince şiirleriyle çevirilerini
    bastırıyor. Montaigne'in ilk kızı doğup iki ay sonra ölüyor.

    1571-Montaigne, çiftliğine çekiliyor ve kütüphanesine şu Latince
    kitabeyi yazıyor:

    «1571 yılı: Michel de Montaigne, otuz sekiz yaşında. Doğum
    yıldönümünden bir gün önce; meclisteki kulluğundan ve
    memuriyetinden bıkmış; fakat sapasağlam olarak kitapları arasına
    dönüyor ve geri kalan günlerini orada, sessizlik içinde geçirmeye
    karar veriyor.>

    1572-Saint-Barthelemy kırımı. Montaigne Denemeleri'ni yazmaya
    başlıyor. Plutarkhos'un Ahlaki Eserleri'nin çevirisi çıkıyor ve
    Montaigne in elinden düşmüyor:

    1573-İç savaş. Montaigne kralın ordusuna katılıyor; görevle
    Bordeaux'ya gönderiliyor.

    1574-Montaigne'in dördüncü kızı doğup üç ay sonra ölüyor.

    1575-Montaigne Paris'e gidiyor.

    1576-Montaigne, Pyrrhon felsefesiyle yakından ilgileniyor: Raimond
    Sebond üstüne babasına söz verdiği eseri yazmaya başlıyor.

    1577-Montaigne'in beşinci kızı doğup bir ay sonra ölüyor. Henri de
    Navarre, Montaigne'e yüksek bir rütbe veriyor. Montaigne ilk kez
    kum sancılarına tutuluyor. Denemeler'ine devam ediyor.

    1578-Montaigne küçük bir orman satın alıyor.

    1579-Montaigne kendini en çok anlattığı Denemelerini yazıyor.

    1580-Denemeler ilk kez, iki cilt halinde basılıyor. Montaigne
    İsviçre'ye, İtalya'ya gidiyor. Paris'e dönüp kitabını krala sunuyor.
    Kral beğeniyor.

    1581-Montaigne evine dönüyor.

    1582-Montaigne, Bordeaux Belediye Başkanı oluyor, Denemeler'i
    birçok eklemelerle yeniden bastırıyor...

    1583-Montaigne in altıncı kızı doğuyor ve birkaç gün yaşıyor.

    1584-Navarre Kralı (Sonraki V. Henri) Montaigne'in çiftliğine gelip
    iki gün kalıyor.

    1585-Montaigne Mareşal Matignon'la mektuplaşıyor. İç savaşta
    önemli roller oynuyor. Bordeaux'da veba çıkıyor. Montaigne görevi
    başına gelemiyor. Başkanlığı bitinceye kadar yakın bir kasabada
    kaldıktan sonra, ailesini alıp veba bölgesi dışına çıkıyor.

    1586-Montaigne tarihçileri okuyor.

    1587 Henri de Navarre tekrar Montaigne'in çiftliğine geliyor.

    1588-Montaigne, Denemeler'in dördüncü baskısı için Paris'e gidiyor:
    Yolda Ligciler tarafından soyuluyor. Paris'te, Denemeler'in
    hayranlarından Mademoiselle de Gournay'le tanışıyor. İç savaş
    şiddetleniyor; Montaigne Kralla birlikte Rouen'e gidiyor. Tekrar
    Paris'e dönüşünde bir gün için Bastille'e atılıyor.

    1589-Montaigne evine çekilip kitap okuyor. Denemeler'in yeni bir
    baskısını hazırlıyor: Birçok eklemeler yapıyor. Kitap en olgun şeklini
    buluyor.

    1590-Montaigne'in kızı evleniyor: Yeni kral 4. Henri, Montaigne'e
    mektup yazıyor, yanına çağırıyor. Montaigne gidemiyor.

    1591-Montaigne'in kızının bir kızı doğuyor.

    1592-Montaigne ölüyor.


    ...And Justice For All


  2. #2
    Elite Üye M@D_VIPer's Avatar
    Üye No
    22301
    Giriş Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet
    Erkek
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    46,540
    Konular
    25543
    RepPuan
    1493018
    Rep Power
    4165Array

    Varsayılan

    MONTAIGNE ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

    - Denemeler'de gördüğüm her şeyi Montaigne'de değil kendimde
    buluyorum. (Pascal)

    - Bir kitap buldum burada. Montaigne'in kitabı; yanıma almadım
    sanıyordum. Aman ne hoş adam. Ne zevk onunla birlikte olmak.
    (Mme. de Sevigne)

    - Montaigne, o hoşsohbet insan,
    Bazen derin, bazen sudan
    Kuşku duymasını bilmiş
    Burnu bile kanamadan.
    Kerli ferli softalarla
    Alay etmiş sakınmadan. (Voltaire)

    - Eminim, alışacaksınız Montaigne'e. İsanoğlu ne düşündüyse onda
    var ve bu kadar güçlü biçem zor bulunur. Bir şey öğretmiyor, çünkü
    hiçbir şeyi kestirip atmıyor. Doğmacılığın tam tersi. Mağrur adam,
    ama kim mağrur değil ki? Alçakgönüllü görülenler büsbütün mağrur
    değiller mi? Her satırında Ben, Kendim diye konuşuyor, ama Ben,
    Kendim demeden hangi bilgiye varılabilir? Haydi, bırakın Allah
    aşkına hocam, filozofun, metafizikçinin bundan iyisi görülmemiş.
    (Mme. du Deffand)

    - Montaigne, o tanrı gibi adam, 16. yüzyılın karanlıktan içinde tek
    başına diri ve tertemiz bir ışık saçmış; dehası ancak zamanımızda,
    gerçek ve felsefi düşünce boşinançların, geriliklerin yerini alınca
    anlaşıldı. (Grimm)

    - Montaine'in düşünceleri yanlış, ama güzel. (Malebranche)

    - Yazarların çoğunda, yazan adamı görüyorum, Montaigne'de
    ise düşünen adamı. (Montesquku)

    - Çocukken babamın kitaplığından bana Dememeler çevirisinin
    perişan bir cildi kalmıştı. Yıllar sonra, kolejden çıkışımda bir cildi
    okudum ve ötekilerini arayıp buldum. Bu kitapla ne büyük haz ve
    hayranlık saatleri geçirdiğimi hatırlıyorum. Bu kitabı, yaşadığım
    başka bir hayatta yazmışım gibi geliyor o kadar candan bana, benim
    düşüncemi, benim hayat deneyimimi söylüyordu. (Emerson)

    - Montaigne amma da düşünce çalmış benden! (Beranger)

    - Montaigne ölüyor: Kitabını tabutunun üstüne koyuyorlar;
    cenazesinde yakını olarak din bilgini Charron ve manevi kızı
    Mademoiselle de Goumay var Resmen septik olarak Bayle ve Naude
    onlara katılıyor. Sonra Montaigne'e az çok bağlananlar, bir an için
    ondan zevk almış olanlar, bir an için yalnızlık sıkıntısından kurtardığı,
    kuşku duydurmak sayesinde düşündürdüğü kimseler; akraba ve komşu
    olarak Madame de Sevigne, La Fontaine; onun yaptığını yapmaya
    özenip onu taklit etmeyi onur bilenler: La Bruyere, Montesquieu,
    Jean-Jacques Rousseau; ortada tek başına Voltaire; daha az önemli
    kimseler, karmakarışık: Saint-Evremond, Chaulieu, Garat... Daha
    arkada çağdaşlarımız ve belki hepimiz. Ne büyük bir cenaze alayı. Bir
    insanın Ben'i için bundan daha fazla umulabilir mi? Peki ama, ne
    yapıyorlar bu cenaze alayında? Tören gereğince hüngür hüngür
    ağlayan Mademoiselle de Gournay den başka herkes konuşuyor:
    Ölenden, onun sevimli taraflarından, hayata bu kadar karışan
    felsefesinden sözediyorlar. Herkes kendi kendinden sözediyor. Onunla
    herkesin ortak olduğu taraflar ortaya konuyor. Kimse ona olan
    borcunu unutmuyor; her düşünce onun bir yankısı gibi... Korkarım bu
    alayda dua eden tek adam Pascaldır. (Sainte-Beuve)

    - Montaigne'i sevmek kendini sevmek, kendini her şeye tercih
    etmektir. Montaigne'i sevmek yalnız gerçeği değil, doğruluğu ve ödev
    duygusunu da yalnız kendinden yana çekmektir. Montaigne'i sevmek,
    hayatımızda hazlara, zavallı yaradılışımızın kaldıramayacağı kadar yer
    vermektir... (Brunetiere)

    - Montaigne Fransız Rönesansını bitirip Klasik çağı haber veriyor.
    (Lanson)

    - Pilatus'un, devirler boyunca yankısı çınlayan korkunç sorusu
    karşısında Montaigne, daha insanca, daha din dışı, başka bir anlamda
    İsa'nın tanrıca cevabını vermiş oluyor:

    «Gerçek nedir?»

    «Gerçek benim!,»

    Yani Montaigne gerçek olarak sahiden tanıyabileceği tek şeyin
    kendisi olduğuna inanıyor. Onu kendinden sözetmeye götüren budur
    çünkü kendini bilmeyi ayrıca her şeyden daha önemli sayıyor.
    İnsanların ve her şeyin yüzünden maskeyi kaldırmalı, diyor.
    Maskesini atmak için kendini anlatıyor. Maske insanın kendinden çok
    ülkesine ve devrine ait olduğu için de insanlar maske yüzünden
    birbirinden ayrılıyor. Böylece, maskesini gerçekten atan insanda
    hemen kendi benzerimizi buluyoruz. (Andre Gide)


    ...And Justice For All


  3. #3
    Elite Üye M@D_VIPer's Avatar
    Üye No
    22301
    Giriş Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet
    Erkek
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    46,540
    Konular
    25543
    RepPuan
    1493018
    Rep Power
    4165Array

    Varsayılan

    KENDİSİ

    ... Boyum ortanın biraz altında, bedenim sağlam yapılı ve toplucadır
    yüzüm şişman değil, dolgundur; tabiatım, neşe ile hüzün arasında,
    oldukça ateşli ve sıcakkanlıdır... Sağlığım, ta genç yaşımdan beri
    düzgündür: Hastalığa tutulduğum azdır.

    İşte ben böyle idim; kendimi, kırk yaşımı aşıp ihtiyarlığın yolunu
    tuttuğum şu andaki halimle anlatmıyorum:

    Minutatim vires et robur adultum

    Frangit et in partem pejorem liquitur oetas (Lucretius)

    Yıllar için için aşındırır

    Olgunluk çağına varmış güçleri

    Bundan sonraki halim ancak yarım bir varlık olacak; ben artık o ben
    olmayacağım. Gün geçtikçe kendimden ayrılıyor, uzaklaşıyorum.

    Singula de nobis anni proedandur euntes (Horatius)

    Bir şey koparır bizden, yıllar, akıp giderken. (Kitap 2, bölüm 17)


    ...And Justice For All


  4. #4
    Elite Üye M@D_VIPer's Avatar
    Üye No
    22301
    Giriş Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet
    Erkek
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    46,540
    Konular
    25543
    RepPuan
    1493018
    Rep Power
    4165Array

    Varsayılan

    DENEMELERİN KONUSU

    Başkaları insanoğlunu yetiştiredursun ben onu anlatıyorum ve
    kendimde, pek kötü yetişmiş bir örneğine gösteriyorum. Bu örneği
    yeniden biçim vermek elimde olsaydı onu elbet olduğundan çok başka
    türlü yapardım. Bir kez yapılmış artık. Şunu söyleyeyim ki, kendimi
    anlatırken söylediklerim değişik ve değişken olmakla beraber hiç
    gerçeğe aykırı değildir. Dünya durmayan bir salıncaktır: Orada her şey
    toprak, Kafkas'ın kayalıkları, Mısır'ın piramitleri, hem çevresiyle
    birlikte, hem de kendi kendine sallanır. Durmanın kendisi bile daha
    ağır bir sallantıdan başka bir şey değildir. Konumu (kendimi) hep aynı
    halde bulundurmak elimde değil. Doğal bir sarhoşlukla, salına serpile
    yürüyüp gidiyor. Onu belli bir noktada, canımın istediği bir andaki
    haliyle alıyorum. Duruşu değil, geçişi anlatıyorum: Fakat yaştan yaşa,
    yahut halkın dediği gibi «yedi yıldan yedi yıla» geçişi değil, günden
    güne, dakikadan dakikaya geçişi. Hikayemi saati saatine yazmam
    gerekiyor. Az sonra değişebilirim. Yalnız halim değil, amacım da
    değişebilir. Benim yaptığım, değişen ve birbirine benzemeyen olaylar,
    kararsız ve bazen çelişmeli düşünceleri yazıya dökmektir. Acaba
    benliğim mi değişiyor, yoksa aynı konulan ayrı koşullara ve ayrı
    bakımlara göre mi ele alıyorum? Her ne hal ise, kendi kendimden
    ayrıldığım oluyor. Fakat Demades'in dediği gibi, doğrudan hiç
    ayrılmıyorum. Ruhum bir yerde durabilseydi, kendimi denemekle
    kalmaz, bir karara varırdım: Ruhum sürekli bir arayış ve oluş içinde.
    Anlattığım hayat basit ve gösterişsiz; zararı yok. Bütün ahlak felsefesi
    sıradan ve kendi halinde bir hayata da girebilir, daha zengin, gösterişli
    bir hayata da: Her insanda, insanlığın bütün halleri vardır.
    (Kitap 3, bölüm 2)

    Olgun bir okuyucu çok kez başkasının yazdıklarında yazarın
    düşünmediği güzellikler bulur, okuduklarına daha zengin anlamlar ve
    renkler kazandırır. (Kitap 1, bölüm 26)

    Başkalarının bilgisiyle bilgin olabilsek bile, ancak kendi aklımızla
    akıllı olabiliriz. (Kitap 1, bölüm 24)


    ...And Justice For All


  5. #5
    Elite Üye M@D_VIPer's Avatar
    Üye No
    22301
    Giriş Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet
    Erkek
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    46,540
    Konular
    25543
    RepPuan
    1493018
    Rep Power
    4165Array

    Varsayılan

    KENDİMİZİ TANIMAK

    Plinius'un dediği gibi, herkes kendisi için bir derstir elverir ki insan
    kendini yakından görmesini bilsin. Benim yaptığım, bildiklerimi
    söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders
    veriyorum. Ama bunları başkalarına da anlatmakla kötü bir iş
    yapmıyorum: Bana yararı olan bu işin belki başkasına da yararı
    olabilir. Zaten benim bir şeye dokunduğum yok. Yalnız kendimle
    uğraşıyorum; delilik ediyorum, bundan zarar görecek başkası değil,
    benim; çünkü bu öyle bir delilik ki bende başlayıp bende bitiyor,
    hiçbir kötülüğe yol açmıyor. Eskilerden yalnız iki üçünün bu işi
    denediğini söylerler; ama onların, yalnız adlarını bildiğimiz için
    benim yaptığımın tıpkısını yapıp yapmadıklarını söyleyemeyiz.
    Ruhumuzun ele avuca sığmayan akışını gözlemek, onun karanlık
    derinliklerine kadar inmek, türlü hallerindeki bunca incelikleri
    ayırdedip yazmak sanıldığından çok daha zahmetli bir iştir. Sonra bir
    taraftan bu işin o kadar başka, o kadar garip bir zevki de var ki insanı
    dünya işlerinden, hem de en değerli dünya işlerinden çekip alıyor.
    Birkaç yıldır düşüncelerimin kendimden başka amacı yok; yalnız
    kendimi sorguya çekiyor ve inceliyorum.

    Başka bir şeyi incelediğim de oluyor ama, onu da hemen kendime
    çekiyor, daha doğrusu, kendime mal ediyorum; daha az yararı olan
    öteki bilimlerde olduğu gibi, bu bilimde öğrendiklerimi başkalarına
    bildiriyorsam, bunda hiçbir kötülük görmüyorum. Şunu da söyleyeyim
    ki öğrendiklerimle hiç de yetinmiyorum. İnsanın kendini
    anlatmasından daha zor ve daha yararlı hiçbir şey yoktur. Üstelik,
    meydana çıkmak için insanın süslenmesi, kendine çekidüzen vermesi
    gerekiyor. Ben durmadan kendimi düzenliyorum, çünkü durmadan
    anlatıyorum.

    Kendinden sözetmeyi kötü görmek, yasak etmek adet olmuştur
    çünkü kendinden sözetmek her zaman kendini övmek gibi görünür
    kendini övmekse herkesin zıddına gider. Ama kendinden sözetmeyi
    yasak etmek, çocuğun burnunu silecek yerde, burnunu koparmak olur.

    İn vitium ducit culpae fuga (Horatius)

    Kusur korkusuyla suç işliyoruz.

    Bu tedbirde ben kardan çok zarar görüyorum, hatta kendimden
    sözetmek mutlaka övünmek olsa bile ben asıl amacıma bağlı kalmak
    için, kendimdeki bu hastalığı ortaya koyacak bir işten kaçınmamalıyım;
    işlediğim, hem de edindiğim bu kusuru gizlememeliyim. Ama, bana
    sorarsanız, birçokları içip sarhoş oluyor diye, şarabı yasak etmek
    yanlıştır fazla kaçırılan şeyler hep iyi şeylerdir. Kendinden sözetmenin
    kötü sayılması bence yalnız, halkın düşeceği kaba hatalardan ötürüdür.
    Bu türlü kurallar budalalara vurulan dizginlerdir: Ne azizler -ki
    kendilerinden pekala sözederler-, ne filozoflar, ne bilginler bu kuralları
    dinler; onlara hiç benzememekle birlikte ben de bu kuralları
    dinlemiyorum. Onların ereği kendilerini anlatmak değildir, ama sırası
    gelince de kendilerini uluorta göstermekten çekinmezler. Sokrates
    kendinden sözettiği kadar neden sözeder? Hep müritlerini de
    kendilerinden sözetmeye, kitaplardan öğrendiklerini değil içlerinde olup
    bitenleri anlatmaya dürtüklemez mi? Tanrıya ve rahibe kendimizden
    sözetmiyor muyuz? Protestan komşularımız bunu halkın gözü önünde
    yapıyorlar. Diyeceksiniz ki, onlara yalnız kötü taraflarımızı anlatırız.
    Ama bu, her şeyi söylüyoruz demektir; çünkü iyi tarafımız da bütün
    günahlardan arınmış değildir.

    Benim mesleğim, sanatım yaşamaktır. Bana hayatımı duyduğum,
    gördüğüm ve yaşadığım gibi anlatmamı yasak edenler mimara da
    desinler ki, sen binalardan kendine göre değil başkasına göre, kendi
    bilginle değil başkasının bilgisiyle sözedeceksin. Kimse sormadan
    kendi değerlerini ortaya koymak bir övünme ise niçin Cicero
    Hortentius'un, Hortentius Cicero'nun söz güzelliğini öne sürüyor?
    Bana diyebilirler ki: Kendini kuru sözle değil işle ve eserle anlat. Ben
    her şeyden önce düşüncelerimi anlatıyorum, bunlarsa ün ve eser haline
    gelemeyecek kadar belirsiz şeyler: Onları söz haline getirmekte bile
    güçlük çekiyorum. Birçok olgun ve değerli insanlar herhangi bir iş
    görmekten kaçınmışlardır. Yaptığımız işler kendimizden çok
    rastlantıların eseridir: Bu işler kendi özlerini belli ederler; beni ise
    ancak şöyle böyle, belli belirsiz, parça parça gösterebilirler.
    Ben kendimi olduğum gibi gösteriyorum: Öyle bir beden yapısı
    koyuyorum ki ortaya bir bakışta damarları, kasları, her şeyi yerli
    yerinde görüyorsunuz.

    Öksürük, sararma, yahut yürek çarpması yalnız bedenin bir kısmını,
    onu da şöyle böyle, gösterebilir. Ben yaptıklarımı değil, kendimi, öz
    benliğimi anlatıyorum.

    Bence insan ne olduğunu bilmekte dikkatli olmalı; iyi tarafını da,
    kötü tarafını da aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır. Eğer ben kendimi
    iyi ve olgun görseydim, bunu bağıra bağıra söylerdim. Kendimi
    olduğumdan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır;
    kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır.
    Aristoteles'e göre, hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; doğru
    hiçbir zaman yanlışa yer vermez. Kendini olduğundan fazla göstermek
    de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır. Bence bu kendini
    beğenme illetinin esası, kendinden pek fazla hoşlanmak, kendi
    kendine hayasızca aşık olmaktır. Bunun en iyi çaresi, kendinden
    sözetmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde düşünmekten
    büsbütün alıkoyanların dediklerinin tam tersini yapmaktır. Gurur
    insanın düşüncesidir; söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır.
    Bu adamlar öyle sanıyorlar ki insanın kendi üzerinde durması,
    kendinden hoşlanması, hep kendisiyle uğraşması kendine fazla düşkün
    olması demektir. Oysaki aşırı benciller kendilerini pek üstünkörü
    bilenler, kendilerinden önce işlerine bakanlardır. Onlara göre kendi
    kendisiyle başbaşa kalmak, sırtüstü yatıp vakit öldürmektir; ruhunu
    zenginleştirmeye, kendini adam etmeye çalışmak boş hayaller
    kurmaktır. Sanki kendimiz bizden ayrı, bize yabancı birisiymiş gibi.
    Kendinden aşağıya bakıp da kendi kafasına hayran olan adam,
    kendinden yukarıya, geçmiş yüzyıllara gözlerini kaldırsın; o zaman
    yüzlerce devin ayakları altında kalacak ve burnu kırılacaktır. Kendi
    mertliğiyle övünüp böbürleniyorsa, onu çok geride bırakan Scipion'un,
    Epaminondas'ın, bunca orduların ve ulusların hayatlarını hatırlasın.
    İnsan kendindeki eksik ve cılız değerleri, üstelik insan hayatının
    hiçliğini hesaba katarak düşünecek olursa, hiçbir değeriyle övünmeye
    kalkışmaz. Yalnız Sokrates, tanrısının dediğine uyup kendini
    gerçekten tanımasını ve küçük görmesini bildiği için Bilge adını
    almaya hak kazanmıştır. Kendini böylesine tanıyan adam istediği
    kadar kendinden sözetsin. (Kitap 2, bölüm 6)


    ...And Justice For All


  6. #6
    Elite Üye M@D_VIPer's Avatar
    Üye No
    22301
    Giriş Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet
    Erkek
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    46,540
    Konular
    25543
    RepPuan
    1493018
    Rep Power
    4165Array

    Varsayılan

    NASIL YAZMALI

    Yazarken kitapları bir yana bırakır, aklımdan çıkarırım; kendi
    gidişimi aksatırlar diye. Gerçekten de iyi yazarlar üstüme fena abanır,
    yüreksiz ederler beni. Hani bir ressam varmış, kötü horoz resimleri
    yapar ve uşaklarına, dükkana hiç canlı horoz sokmamalarını sıkı sıkı
    tembih edermiş, ben de öyle. Hatta çalgıcı Antigenides'in bulduğu
    çare benim daha işime gelirdi: Bir şey çalacağı zaman, kendinden
    önce ve sonra halka doyasıya kötü şarkılar dinletirmiş. Böyle derim de
    Plutarkhos'tan kolay kolay ayrılamam. O kadar dünyayı içine almış ki
    bu adam, ne yapsanız, hangi olmayacak konuyu ele alsanız bir taraftan
    gelir işinize karışır ve size türlü zenginlikler, güzelliklerle dolu cömert
    bir el uzatır. Kendini her gelene bu kadar kolayca yağma ettirmesi
    bayağı gücüme gidiyor. Şöyle biraz tuttunuz mu, kolu kanadı elinizde
    kalıyor.

    Ben gönlümce yazabilmek için evime çekiliyorum. Kimsenin bana el
    uzatamayacağı, söz edemeyeceği yabancı bir ülkede oturuyorum. Öyle
    bir yer ki tanıdığım hiç kimse okuduğu duanın Latince'sini bilmez,
    hele Fransızca'sını hiç anlamaz. Başka yerde yazsam daha iyi
    yazardım, ama yazdığım şey daha az benim olurdu. Oysaki benim
    yazımda asıl aradığım tam anlamıyla kendimin olmasıdır. Ben
    yazarken rastgele gittiğim için bol bol hatalara düşerim. Bunları
    pekala düzeltebilirdim. Ama o zaman, benim adetim, malım olmuş
    kusurları düzeltmekle kendi kendimi yanlış tanıtmış olurdum. Bana
    dediler mi, yahut ben kendi kendime dedim mi ki: «Sen kaba kaba
    benzetmeler yapıyorsun; bu sözcük Gaskonya kokuyor; bu sözün
    tehlikeli (Ben Fransa sokaklarında söylenen hiçbir sözden kaçmam;
    gramer adına kullanılan dile çatanlar benimle alay ederler); bak şu
    cahilce söze; akla aykırı laf ediyorsun; fazla ileri gidiyorsun; sen
    boyuna kendinle oynuyorsun, sahiden söylediğini de herkes
    yalancıktan sanacak.» «- Doğru, derim; ama ben dikkatsizlikten gelen
    hatalarımı düzeltsem bile, bende adet haline gelmiş olanları
    düzeltemem. Ben hep böyle konuşmuyor muyum? Her yerde böyle çiğ
    çiğ göstermiyor muyum kendimi? Sorun yok. Yazarken aradığım da
    bu zaten. Herkes kitabımda beni, bende kitabımı görsün.»
    (Kitap 3, bölüm V)

    Odysseus'un dertlerini inceleyip kendi dertlerini bilmeyen dil
    bilginleriyle, çalgılarını akort etmesini bilip de yaşayışlarını akort
    etmesini bilmeyen müzikçilerle, adaletten sözetmeyi öğrenip adaleti
    uygulamayanlarla alay edermiş kral Dionysius. (Kitap 1, bölüm 25)


    ...And Justice For All


  7. #7
    Elite Üye M@D_VIPer's Avatar
    Üye No
    22301
    Giriş Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet
    Erkek
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    46,540
    Konular
    25543
    RepPuan
    1493018
    Rep Power
    4165Array

    Varsayılan

    YASALAR ÜSTÜNE

    Yasalar doğru oldukları için değil yasa oldukları için yürürlükte
    kalırlar. Kendilerini dinletmeleri akıl dışı bir güçten gelir, başka bir
    şeyden değil. Mistik olmak işlerine gelir. Yasa koyanlar da çok kez
    budala, ya da eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir. Nasıl
    olursa olsunlar, insandırlar sonunda, her yaptıkları şey ister istemez
    sudan ve değişkendir.

    Yasalardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne
    vardır? (Kitap 3, bölüm 13)

    Bir filozofu çiftleşirken yakalayıp, ne yapıyorsun diye sormuşlar: Bir
    insan ekiyorum diye cevap vermiş serinkanlılıkla ve hiç utanmadan.
    Sarmısak ekerken görülmekle bu işi yaparken görülmek arasında
    ayrım yokmuş onun için. (Kitap 2, bölüm 12)

    BİLGİ VE DÜŞÜNCE

    Öğrenimden kazancımız daha iyi ve daha akıllı olmaktır. Epiharmus
    (Pythagoras okulundan bir filozof.) der ki, insan düşünce ile görür ve
    duyar; her şeyden yararlanan her şeyi düzene sokan, başa geçip
    yöneten düşüncedir; geri kalan her şey kör, sağır ve cansızdır. Şu
    kesin ki çocuğa kendiliğinden bir şey yapmak özgürlüğünü
    vermemekle onu korkak bir köle durumuna sokuyoruz. Retorika ve
    gramer üstüne, Cicero'nun şu veya bu cümlesi üstüne öğrencisinin ne
    düşündüğünü kim sormuştur? Bunları Tanrı sözü gibi belleğimize
    basmakalıp yapıştırırlar; harfler ve sözcükler, anlatılan şeyin kendisi
    haline gelir. Ezber bilmek, bilmek değildir; belleğimize emanet edilen
    her şeyi saklamaktır. İnsan, kendiliğinden bildiği her şeyi ustasına
    bakmadan, kitaptaki yerini aramadan, istediği gibi kullanır. Tümüyle
    kitaptan bir bilgi ne sıkıcı bilgidir! Böyle bir bilgi bir süs olarak
    kullanılsın: Ama temel olarak değil. Nitekim Platon, gerçek felsefenin
    sağlam irade, inanç ve dürüstlük, amaçları başka olan öteki
    bilimlerinse yalnızca süs olduğunu söyler. (Kitap 1, bölüm 26)


    ...And Justice For All


  8. #8
    Elite Üye M@D_VIPer's Avatar
    Üye No
    22301
    Giriş Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet
    Erkek
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    46,540
    Konular
    25543
    RepPuan
    1493018
    Rep Power
    4165Array

    Varsayılan

    YAŞAMAK VE ÇALIŞMAK

    Doğa bir ana gibi davranmış bize: İstemiş ki ihtiyaçlarımızı
    gidermek zevkli bir iş de olsun üstelik: Aklımızın istediği şey,
    iştahımızın da aradığı şey olsun: Onun kurallarını bozmaya hakkımız
    yok.

    Caesar'ın ve İskender'in, en büyük işleri başarırken, doğal ve budan
    ötürü gerekli ve akla uygun zevkleri bol bol tattıklarını görünce, buna
    ruhu gevşemek demem; tersine, o zor işleri ve yorucu düşünceleri dinç
    bir yürekle günlük hayatın bir parçası haline sokmak, ruhu
    sağlamlaştırmaktır derim. Zevklerin gündelik zaferlerini olağanüstü iş
    saymışlarsa bilge adamlarmış. Biz pek şaşkın varlıklarız: Filanca
    hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiçbir şey yapmadım, deriz
    -Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu sizin yalnız başlıca
    işiniz değil, en parlak, en onurlu işinizdir: Bana büyük işler çevirmek
    olanağını verselerdi, neler yapmaya gücüm olduğunu gösterirdim,
    deriz. Önce siz kendi hayatınızı düşünmeyi, çevirmeyi bildiniz mi?
    Bildinizse bütün işlerin en büyüğünü görmek için büyük fırsatlara
    ihtiyaç yoktur hangi mevkide olursa olsun, perde arkasında da, perde
    önünde de insan kendini gösterir. Bizim işimiz kitap doldurmak değil,
    ahlakımızı yapmaktır; savaşmak ülke kazanmak değil, yaşayışımıza
    dirlik düzenlik getirmektir; En büyük en onurlu eserimiz doğru dürüst
    yaşamaktır. Geri kalan her şey, başa geçmek, para yapmak, binalar
    kurmak, nihayet ufak tefek eklentiler, yollardır. Bir komutanın, az
    sonra hücum edecek olduğu bir kalenin eteğinde dostlarıyla tümüyle
    serbest ve rahatça, kaygısızca sohbete dalması, Brutus'un herkesin
    kendisine ve Roma'nın özgürlüğüne karşı pusu kurduğu bir sırada
    gece dolaşmalarından birkaç saat çalarak tam bir sessizlik içinde
    Polybius'u okuyup notlar yazması ne güzel bir şey! Düşündükçe içim
    açılır. Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan
    sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler.

    O fortes pejoraque passi

    Mecum saepe viri, nunc vino pellite curas;

    Cras ingens iterabimus aequor. (Horatius)

    Ey benimle bunca çetin işler görmüş yiğitler,

    Bugün, dertlerinizi şarapla giderin

    Yarın engin denize açılacağız. (Kitap 3, bölüm 13)


    ...And Justice For All


+ Yeni Konu Aç
16 sayfadan, 1.sayfa 12311 ... SonSon

Konu Açıklaması

Users Browsing this Thread

Şuanda bu konuyu 1 kişi izlemekte. (0 üye ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. rekor denemeleri
    By t_amon in forum Enteresan Olaylar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 29-11-05, 16:11

Bookmarks

Bookmarks

Gönderme Kuralları

  • Yeni konu açılamaz!
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •  

Forum Kuralları