PDA

View Full Version : Trabzon



Beyazdut
26-12-10, 03:26
Coğrafi Konumu

Yüzölçümü:
4.685 km²

Nüfus:
795.849 (1990)
Doğu Karadeniz Bölgesinde yer alan Trabzon Kafkasların ve İran transit yolunun başlangıcında yer alır. Karadenize kıyısı olan diğer ülkelerin limanlarıyla bağlantısı bulunmaktadır.

Tarihi ve doğa güzellikleri ile dört mevsim gezip görülebilecek turizm şehridir.

http://www.turkiye-online.net/iller/Trabzon/images/trabzon.jpg

İLÇELER

Trabzon ilinin ilçeleri; Akçaabat, Araklı, Arsin, Beşikdözü, Çarşıbaşı, Çaykara, Dernekpazarı, Düzköy, Hayrat, Köprübaşı, Maçka, Of, Sürmene, Şalpazarı, Tonya, Vakfıkebir ve Yomra'dır.

Akçaabat : Trabzon'un 13 km batısında ve deniz kenarında kurulmuş bir ilçedir. Tabii plajları ile ilin önemli kıyı ilçelerinden birisidir. Mersin Köyü ve Akçakale kamping alanlarının yanı sıra Sera Gölü önemli turistik yerlerden biridir.

Çaykara : Trabzon'un güney doğusunda ve 76 km mesafede bulunan ilçe Uzungöl Turizm Merkezi ile ünlüdür.

Maçka : Trabzon-Gümüşhane karayolu üzerinde Trabzon'a 30 km uzaklıkta doğal güzellikleri yanı sıra Altındere Milli Parkı'nın ve Sumela Manastırı'nın bulunduğu turistik bir ilçedir.

Düzköy : Trabzon'a 40 km mesafede bulunan ilçe Çalköy Mağarasıyla turistik bir ilçe konumundadır.


Trabzon

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/cb/Trabzon_Turkey_Provinces_locator.gif/300px-Trabzon_Turkey_Provinces_locator.gif (http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Trabzon_Turkey_Provinces_locator.gif)

BölgeKaradenizİlTrabzon İliNüfusmerkez 283.233; merkez köyler 68.284(2000)İl
bölge nüfusu979.081 (2000 resmi); 990.901 (2006) Yüzölçümü4.685 km²Nüfus Yoğunluğu20.449 /km²Rakım20 mKoordinat41° 2' 60N 39° 43' 37EPosta kodu61xxTelefon Kodu0462Plaka Kodu61ValiNuri Okutan

Karadeniz Bölgesi'in Doğu Karadeniz bölümünde yeralan Trabzon ili Karadeniz sahili ile Zigana dağları arasında yeralmakta olup en büyük şehri yüzüölçümü açısından az bir alan kaplamasına karşın nüfus ve ekonomi açısından Samsun'dan sonra Karadeniz'in 2. büyük şehridir. Batısında Giresun'a bağlı Eynesil ilçesi, güneyinde Gümüşhaneye bağlı Torul ilçesi, doğusunda da Rize'ye bağlı İkizdere ve Kalkandere ilçeleri, kuzeyi Karadeniz ile çevrili antik çağdan beri varlığı bilinen il ve il merkezinin adıdır.

Etimoloji



Yunan mitolojisinde Lycaon’un oğlu Trapezeus'un Arkadya'daki adaşına ismini verdiği bilindiğinden, Karadenizdeki Trabzon'un da bu mitolojik kahramandan adını aldığı düşünülebilir
Evliya Çelebi'nin 2500 yıllık bir Yunan kentinin adını 17. yüzyılda Türkçe halk etimolojisine dayandırarak verdiği Tuğra-bozan adı da kimi çevrelerce ciddiye alınmıştır.
Hamilton, şehrin güney doğusunda dik yamaçlarla yükselen, fakat üstü düz olan Boztepe’nin görünüşüne bağlamış, antik Trabzon sikkelerindeki "masa" çiziminden de aldığı destekle, kente görümünden dolayı Yunanca Trapezus "masa" adının verildiğini iddia etmiştir
Özhan Öztürk, Kolhis ve Kafkasya'dan getirilen kölelerin Yunanistan anakarasına taşındığı liman kenti olan Trabzon'un adının Trapezus'un eski Yunanca metinlerde geçen mecaz kullanımı "köle satılan düz platform” (Aristo). Fr. 874)olabileceğini ileri sürmüştür.
Dar bir sahil şeridinin ardında denize dikey uzanan dağlık bir araziye sahip olan ilin merkezi Boztepe (antik Minthrion tepesi) üzerine kurulmuştur. İl topraklarının 22,4 % yayla, 77,6 % si ise tepelerden oluşmaktadır.

İklim

Karadeniz'e özgü ılıman iklime sahip kentte hava sıcaklığı yıl boyunca 10° - 20°C arasında değişirken yaz ortalaması 27°C, kışın en soğuk zamanı (Kalandar) zamanı)ise 5°C civarındadır.

Dereler

The Değirmendere (Piksidis), Yanbolu, Fol, Karadere, Koha, Sürmene (Manahos), Solaklı, Baltacı deresi,kalaputama deresi,Macka Deresi,Galyan Deresi

Göller

Çakırgöl, Uzungöl, Serra Gölü, Haldizen gölü

Nüfus

Cumhuriyet dönemi


2000 979.081
1997 858.687
1990 795.849
1985 786.194
1980 731.045
1975 719.008
1970 659.120
1965 595.782
1960 532.999
1955 462.249
1950 420.279
1945 395.733
1940 390.733
1935 360.679
1927 290.303

Beyazdut
26-12-10, 03:33
Trabzon Genel Tarihi

Trabzon gerçeğine bir dalış yaparak, hem Trabzon'la hem de kendimizle ilgili çok şey öğrenebiliriz.
Türkiye aslında kendini tanımıyor. Herkes kulaktan dolma birtakım sözlerle veya kafasına nasıl girdiği belli olmayan önyargılarla hareket ediyor. Oysa herkes kendini, topraklarının geçmişini, buradaki kültürel yapıyı tanısa, hem bugününü hem de geleceğini daha iyi anlayacak. Üstelik zamanın nasıl akıp gittiğini, her şeyin ne kadar kolay değişime uğradığını, geçmişle gelecek arasındaki ince geçişin nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğunu görecek, belki de geçmişten ders alarak, geleceğini ona göre kuracak.
Bugün birisine Trabzon ile ilgili bir şey sorsanız, çok az şey bilir. Trabzon denince akla ilk gelen hamsi, fıkra, kemençedir. Hamsi, fıkra, kemençe gerçekten de Trabzon kültürünün çok önemli bir parçasıdır. Ancak Trabzon gerçeği bu boyutun çok ötesindedir. Üstelik bu boyutu çoğu Trabzonlu da bilmez. Oysa Trabzon'un kuruluşu İstanbul ve Roma kadar eski, kimine göre daha da eskidir. Böylesine köklü tarihi olan bir kenti tanımamak büyük bir kayıptır.

Trabzon Antik Yunan döneminde, tahminen M.Ö. 700 yıllarında, Yunanlılar tarafından kurulmuş bir kent. Yunancadaki ilk adı Trapezus'tur ve bugünkü Trabzon adı da bu sözcükten türemiştir. Trabzon adının en az 2700 yıllık bir geçmişi var.
Yunanlılardan önce bölgede Makronlar, Skitenler, Kolkler, Driller gibi Yunan olmayan bazı kültürler yaşadı. M.Ö. 400 yıllarında Trabzon'u ziyaret eden Sokrates'in öğrencisi Zenofon'un günlüklerinde bu halkların adı geçer. Ne yazık ki, akıbeti belirsiz bu kültürler hakkında, günümüze ulaşmış çok az bilgi bulunuyor.
Trabzon kurulduktan bir süre sonra Perslerin, daha sonra da Romalıların egemenliğine girdi. Pers egemenliğinde Trabzon, Pers ve Yunan kültürlerinin ilginç bir kaynaşmasını yaşadı. Bölgenin "Pontus toprakları" olarak anılması da bu dönemde başladı.


Bizans döneminde de gariplikler sürdü. Çünkü Trabzon, önceleri Bizans İmparatorluğu'nun bir parçası gibi görünse de, Trabzon Rum İmparatorluğu adı altında özerk bir yapıya kavuştu. Hatta Bizans'la, savaşı bile göze alarak, ciddi bir rekabet içine girdi. Trabzon Rumları, hem coğrafi yakınlık hem de stratejik çıkar nedeniyle, doğudaki Gürcülerle ve güneydeki Türkmen beylikleriyle sık sık işbirliği yaptılar. Bu işbirliği, Trabzon İmparatoru Komnenos'un, kızlarını ve kız kardeşlerini, Türkmen olan Akkoyunluların liderleriyle evlendirmesi noktasına kadar vardı.
Trabzon'un bir Laz kenti olduğunu sanan çoktur. Oysa Trabzon hiçbir zaman Laz kenti olmamıştır. Lazlar, yani, Rumca ve Türkçe ile ilgisi bulunmayan bir dil olan Lazcayı konuşanlar, bugünkü Rize ve Artvin bölgelerinde yaşadılar. Sonradan Trabzon'a göç edip yerleşen Lazlar olduysa da, hiçbir zaman, kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturmadılar.
Her alanda Bizans'a meydan okuyan Trabzon'dan önemli teoloji ve felsefe uzmanları çıktı. Fatih Sultan Mehmet ise Trabzonluları İstanbul'a sürdü.
Geçen haftaki yazıda, Türkiye'nin kendisini tanımadığını, bir örnek olarak Trabzon gerçeği incelendiğinde hem kendimizle hem de Trabzon'la ilgili çok şey öğrenebileceğimizi, zamanın nasıl akıp gittiğini, her şeyin ne kadar çabuk ve kolay değiştiğini vurgulamıştık.
Trabzon'un M.Ö. 700 yıllarında, Yunanlılar tarafından kurulduğunu, daha sonra Pers ve Roma egemenliği altına girdiğini, Bizans döneminde Trabzon'un özerkliğini ilan ederek Bizans ile rekabete girdiğini, sık sık doğusundaki Gürcülerle ve güneyindeki Türkmenlerle işbirliği yaptığını, onlarla akrabalık ilişkileri içine bile girdiğini belirtmiştik. Tabii Trabzon ile Bizans arasındaki rekabet sadece toprak ve ticaret kaynaklı değildi. Trabzon, entellektüel birikim açısından da Bizans'ın gerisinde değildi. Örneğin Trabzon kökenli Georgius, Plato ve Aristoteles'in felsefelerini çok ayrıntılı biçimde incelemiş, kitapları Avrupa'da büyük yankı uyandırmış, dönemin önemli teoloji ve felsefe uzmanlarından birisiydi.
Ortodokslarla Katolikler arasında birlik sağlanması yolunda çalışan ve bu nedenle Ortodoks Bizans'tan büyük tepki gören Johannes Bessarion da yine Trabzonludur. Plato uzmanı Bessarion, 750'yi aşkın kitabı içeren kütüphanesini, ölmeden önce Venedik'e bağışlamış, bu kitaplar ünlü "Marciana Kütüphanesi"nin çekirdeğini oluşturmuştu. Beş yıl boyunca Bolonya'yı yöneten Bessarion, Katolik dünyasında o kadar etkili bir konuma gelmişti ki, Papa 5. Nikolas öldüğünde, Papalık için aday gösterilmiş, ancak son anda bu makamı başkasına kaptırmıştı.
Fatih Sultan Mehmet, Trabzon'un Bizans'a meydan okumaya varan gücünden çekindiği için mi, yoksa bu gücü kendi yanına çekmeyi akıl edemediğinden mi bilinmez, 1461'de Trabzon'u aldığında, ilk iş olarak, buradaki Rumların yaklaşık üçte birini sürdü, mallarına da el koydu. Üstelik sürgün politikası Fatih'ten sonra da devam etti. Osmanlı kayıtlarına göre, bölgeden sürülen kişiler 19 bine ulaştı, çoğu İstanbul'a, Yeniköy, Arnavutköy, Balat ve Fener bölgelerine gönderildi. Sürülenlerin yerine ise, Niksar, Amasya, Ladik, Çorum, Merzifon, Tokat, Samsun gibi yerlerden Müslümanlar yerleştirildi. Bu sürgün politikasından sonra, Trabzon ve çevresinde kalan Rumların çoğunluğu hem topraklarını ve mallarını korumak, hem de daha az vergi ödemek için, Müslümanlığa geçtiler. 1800'lerin sonlarına gelindiğinde, Hıristiyan Rumlar, kent nüfusunun sekizde birini, çevre kasaba ve köyler de katıldığında, bölge nüfusunun beşte birini oluşturuyordu.
Ancak her şeye rağmen Trabzon, Osmanlı döneminde de önemini korudu. Nitekim Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Trabzon valisiyken, kendisini, edebiyat ve bilim alanlarında burada geliştirdi. Trabzon'da doğan ve 25 yaşında imparatorluğun başına geçen oğlu Kanuni Sultan Süleyman da burada yetişti.
Trabzon 20. yüzyılın ortalarına kadar entellektüel birikimi yoğun bir kültür kenti olmayı sürdürdü. Bir eski Trabzon'u düşünün, bir de bugünkü Trabzon'u! Çağrımız Trabzonlulara!
Kendimizi tanımak amacıyla bir örnek olarak ele aldığımız Trabzon maceramıza devam ediyoruz. Daha önce, M.Ö. 700 yıllarında Yunanlılar tarafından kurulan Trabzon'un köklü tarihini anlatmaya çalışmış, bu arada Trabzon'un İstanbul ile, yani dönemin Bizans'ı ve Konstantinopolis'i ile rekabeti konusunda örnekler vermiştik. Ayrıca Osmanlıların Trabzon'u ele geçirdikten sonra on binlerce Trabzonlu Rumu sürgün ettiğini, ancak buna rağmen, Trabzon'un önemini koruduğunu vurgulamıştık.
Osmanlı'dan önce, ağırlıklı olarak Rum kültürünü temsil eden, ayrıca azınlık kültürü olarak içerisinde Ermeni ve Ceneviz kültürlerini de barındıran Trabzon, coğrafi yakınlık nedeniyle, çevresindeki Gürcü, Laz ve Türkmen kültürleriyle de etkileşim içerisinde olmuş, ortaya gerçekten ilginç bir sentez çıkmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Trabzon, ticari potansiyeli, entellektüel birikimi ve çok kültürlü kozmopolit yapısı açısından, İstanbul, Selanik ve İzmir ile birlikte, Trakya ve Anadolu bölgesinin en önemli kentiydi. Trabzon, yüzölçümü ve nüfus açısından İstanbul'dan çok daha küçük olmasına rağmen, sosyal ve kültürel yapısı itibarıyla, adeta bir "mikro - İstanbul"u andırıyordu.
Öyle bir Trabzon düşünün ki, 1840'lı yıllarda Marsilya ile arasında direkt gemi seferleri bulunmaktaydı. Aynı dönemde Trabzon'da ABD'nin, İngiltere'nin, Fransa'nın, İtalya'nın başkonsolosluğu bulunmaktaydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu kentte çıkan süreli yayınların sayısı 57 idi (Bu sayı Rize'de 1, Gümüşhane'de 1, Giresun'da 14, Ordu'da 11, Samsun'da 17'dir). Yine aynı yıllarda Trabzon'da opera, tiyatro binaları bulunmakta, sinemalarda sessiz filmler ve Kurtuluş Savaşı belgeselleri gösterilmekte, ana meydandaki restoranlarda piyano resitalleri verilmekteydi.
Başka bir örnek: Eğitimci - yazar Hıfzırrahman Raşit Öymen ve Pertev Subaşı gibi kişiler, 1921 yılında, Türkiye'nin en eski spor kulüplerinden birisi olan Trabzon İdman Ocağı'nı kurmuşlar, bu kulüp 1924 Paris Olimpiyatları'na bile sporcu göndermiştir. Mustafa Kemal başkanlığında 1923'te toplanan bir Bakanlar Kurulu toplantısında da, Avrupa'daki futbol birliklerine üyelik konusunda üç ilden kulübün seçilmesi önerilmiştir: İstanbul, İzmir ve Trabzon. (Trabzonspor efsanesi gökten zembille inmemiştir!)
Türk aydınlarının önemli bir bölümünün de Trabzonlu olmaları tesadüf değildir. Yazar - ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, yazar - edebiyatçı Sabahattin Eyüboğlu, ressam Orhan Peker, yazar Hasan İzzettin Dinamo, siyasetçi - yazar Bahriye Üçok Trabzon'da yetişmiş Trabzonlu aydınlardan sadece birkaçıdır.
Peki ya şimdi? Üç haftadır anlatmaya çalıştığımız eski Trabzon'u düşünün, bir de bugünkü Trabzon'u düşünün. Her şeyin ne kadar çabuk değişebileceğini, geçmişimizi tanımakta ve geleceğimizi kurmakta ne kadar umursamaz davrandığımızı düşünün.
Trabzon kenti layık olduğu noktaya mutlaka gelmelidir! Bu Trabzonlulara, Trabzon kökenlilere yapılmış bir çağrıdır!
Not: " Bir Tutkudur Trabzon " (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997) ve "Seyahatnamelerde Trabzon" (Serander Yayınları, Trabzon, 1999) kitaplarının okunmasını öneririz.


http://www.habule.com/Trabzon/trabzongenel.jpg


Rize il sınırı yakınlarında yapılan sondajlarda ele geçen buluntular ,Kalkolitik çağla tunç çağında (İ.Ö. 5500-1000) bu yörede insanların yaşadığını göstermiştir .İlk çağlarda Khalybllerin yurdu olna bu yörede Miletoslular İ.Ö. 7.yy.da bir ticaret kolonisi kurmuşlardır .Aynı yüzyılda bölge Kimmerler tarafından yağmalanmıştır .İ.Ö. 6 yy.da Perslerin hakimiyetine giren bölge Pontus Kapadokyası adı verilen satraplık sınırları içinde yer almıştır .İ.Ö. 66 yılında Roma yönetimine giren bölge once Pontus Polemoniacus ,sonrada Galatia Kappadokhia adlı yönetsel sınırlar içinde yer aldı .
Bizans döneminde Khaldia Themasına bağlandı .Konstantinapolis’in Latinler tarafından işgal edilmesi üzerine Komnenos hanedanı ,1204 yılında Gürcü kraliçesi Tamara’nın yardımıyla bu bölgede Trabzon Rum imparatorluğunu kurdu .

Trabzon Rum imparatorluğu (Pontus Devleti)
Aleksios Komnenos (1204-1222) ilk imparator ilan edildi .Onun ardından yabancı hükümdarlas evliliklere dayalı ittifaklar kurarak öbür Bizans ailelerinde daha uzun sürte ayakta kaslmayı başardılar .Kısa süreli Anadolu selçukluları ilhanlılar ve Nikaia imparatorluğunun egemenliğine giren Trabzon imparatorluğu barışçı bir politika izleyen 1.Manuel döneminde 1238-65 Trebizond limanının önemli bire ticaret merkezi haline gelmesi sayesinde güçlendi .Ama 2.İoannes döneminde(1280-85)Giresun ve Ordu yörelerini ele geçiren Türkmenlerinm küçük beylikler kurmasına engel olamadılar .2.Aleksios döneminde (1297-1330)Karadeniz ticaretini ele geçiren Cenevizliler Trabzon yönetimi üzerinde etkin oldular .1.beyazıd’ın 1398’de Samsun ve Canik’i almasının ardından Osmanlılara yıllık vergi ödemek zorunda kaldılar.David Komnenos (1458-1461) döneminde vergi ödemenmediği gibi önceden ödenen vergilerde geri istendi .David Komnenos’un Avrupa’daki büyük devletlere ittifak önerişsinde bulunması üzerine Osmanlılar bölgeyi 1461’de aldılar .
Trabzon imparatorluğunun zenginlik kaynakları gümüş demir şap kumaş ve siyah şarap gibi yerel ürünlerin ihracına ve Batı İran’a yapılan transit ticaretten alınan vergilere dayanıyordu .

Trabzon ve Lazistan Osmanlı yönetiminde
2.Mehmed ‘in (Fatih) Trabzon imparatorluğu üzerine yaptığı sefer sonunda fethettiği Trabzon bir sancak olarak örgütlenmiş ve uzun yıllar şehzade sancağı olarak önemini korumuştur .16.yy.da ise Batum’uda içine alan bir eyalete dönüştürülmüştür .Batum eyaleti olarakta bilinen bu yönetim biriminin merkezi Trabzon’dur .Eyalet topraklarına bir Oğuz boyu olan Çepniler yerleştirilmiş ve yerli halk bu yüzden 18.yy.la kadar bunlarla çatışmıştır .Merkezi yönetim olayları engellemek üzere Trabzon Beylerbeyliğine yerli ayandan mütesellimler atamış ama bunlar güçlendikçe merkezi yönetime başkaldırmışlardır .1868’de vilayet olan Trabzon’a merkez sancağı dışında Lazistan ,Gümüşhane ,Canik (Samsun) sancakları bağlıydı .1890’da merkez sancağı Ordu ,Giresun, Tirebolu ,Görele ,Vakfıkebir ,Sürmene ve Akçaabat ,Canik sancağı Bafra ,Ünye ,Fatsa ,Çarşamba ,ve Terme , Lazistan sancağı Rize ,Of ,Atina (Pazar ) ve Hopa ,Gümüşhane sancağı da Torul ,Kelkit ,Şiran kazalarını kapsıyordu .
Trabzon kıyıları 17.yüzyılda Zaporojye Kazaklarının saldırısına uğrayıp yağmalanmıştı .Osmanlı dönemi boyunca bölge Celali ayaklanmalarına sahne oldu .Yerel Beyler ,halkla beraber 1834 tarihine kadar Osmanlı merkezi yönetiminden ayrılmak için defalaca isyan ettiler ama hepsi çok kanlı yöntemlerle bastırıldı .
1810’da Rusların saldırısına uğrayan bölge ,1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda Kafkas göçmenlere ev sahipliği yaptı .1895’de bir Ermeni ayaklanmasına sahne oldu .20.yy başlarında Rumlar ve Ermenilerin’de bulunduğu şehrin nüfusu 1 milyondan fazla idi .1.Dünya savaşının başlarında Rus donanması Trabzon kıyılarını bir çok kez bombaladı .18 Nisan 1916 tarihinde ise Rabzon neredeyse tümüyle Rus’ların eline geçen ve halkının bir bölümü başka bölgelere göç eden yörede Rum Pontos ve Ermeni çeteleri ,1917 Ekimindeki Sovyet devriminden sonar çekilen Rus ordusunun yerini aldı .Trabzon 24 Şubat 1918’de 37.tümen tarafından bu çetelerin işgalinden kurtarıldı .Mondros Mütarekesinden sonar Pontos çetelerinin eylemlerinin artması üzerine Trabzonlular Trabzon Muhafazai Hukuk-i Milliye Cemiyetini kurdular .Kurtuluş savaşı sırasında Trabzondaki önemli olaylardan biride Türkiye Komünist Partisinin (TKP ) önderi Mustafa Suphi,karısı ve 13 arkadaşının öldürülmesidir .

Trabzon’un yapısı
Trabzon kenti İ.Ö. Miletos’lu balıkçıların Karadeniz kıyısında kurdukları ticaret kolonilerinden biridir .Miletoslular kente Yunanca masa anlamına gele ‘trapeza’ sözcüğünden türettikleri Trapezous adını vermişler bu ad zamanla Trapezunda ,Trapezund ve Trabzon’a dönüşmüştür .
13.yy.başlarında kurulan Trabzon imparatorluğu Anadolu Selçukluları ve Timur’un kuşatmalarına direnmiştir .Yavuz Sultan Selim şehzadeliği sırasında burada sancak beyliği yapmıştır . 1867 yılında çıkan bir yangından şehir önemli ölçüde zarar görmüştür .19.yüzyılda 35.000 kişilik şehir merkezi nüfusunun yarısı Rumlar ve Ermenilerden oluşuyordu .Cumhuriyetin ilk yıllarında ise ancak 20.000 kiş,1950 de ise 33.900 kişidir .Günümüzde , merkez nüfusu 220.000’e ulaşmıştır.

Beyazdut
26-12-10, 03:35
Trabzon Tarihi-Şehir, Yapılar, Kültür, Eski Trabzon

Trabzon şehri ve bulunduğu bölge hakkında bilgi edinebildiğimiz en eski kaynak Ksenophon'un Anabasis adlı eseridir. Ksenophon bu eserinde, babası Dareios'un ölümünden sonra Pers İmparatoru olan kardeşi Artakserkes II. ye karşı isyan ederek paralı askerlerden oluşan bir ordu ile M.Ö. 401 yılında Sardes (sahili)'den yola çıkan Batı Anadolu Valisi Kyros'un Babil yakınlarındaki Kunaksa'da İmparatorun ordusu ile karşılaşıp yapılan savaşta yenilerek öldürülmesini ve orduda sayıları onbin kadar olan paralı Helen askerlerinin geri dönüşlerini anlatır. On binler diye adlandırılan paralı Helen askerleri, Doğu Anadolu'yu güney-kuzey istikametinde boydan boya geçerek Karadeniz sahillerine ulaşmak, buradan da deniz yolu ile memleketlerine dönmek üzere yola çıkarlar. Paralı askerler arasında olan Ksenophon bize bu tarihi olayın yanısıra geçtiği bölgeler ve orada yaşayan halklar konusunda da bilgi verir.
On binler dönüş yolunda Erzurum'un kuzeyine düşen ve Osmanlı belgelerinde Taveli olarak adlandırılan Taoklar'ın ülkesinden geçerek Khalybler'in memleketine varırlar. Khalbler, On binlerin geçtiği topraklardaki en savaşçı halk olduğu için, Helenler onların ülkesinde yağma yapmamış ve Taoklar'dan yağmaladığı yiyeceklerle idare etmek durumunda kalmışlardı.

Khalybler'in ülkesinden geçip Harpasos (Çoruh) nehrine ulaşan On binler, buradan Skythenler'in (İskitler) ülkesine girip bir ovada 4 günde yaklaşık 100 km ilerleyerek köylere varırlar. Bu köylerden erzak temin eden On binler, Gymnnias adındaki (Bayburt veya yakınlarında) bir şehre ulaşırlar.

Şehrin valisi onlara, düşman memleketlerden gelebi1meleri için bir kılavuz verir. Kılavuz Ksenophon ve arkadaşlarını beş gün içinde denizi görebi1ecekleri bir yere götüreceğini söyler ve yola çıkarlar. Düşman memleketine gelince, kılavuz, askerlerden orasını ateş ve kılıçla tahrip etmelerini ister. Beşinci gün Thekhes adındaki dağa vardıkları zaman denizi görmek için dağa tırmananların haykırışları arkadan gelenler arasında paniğe neden olmuştu. Çünkü yağmalayıp yaktıkları memleketin adamları onları takip ediyordu. Bunlarla artcılar arasında çatışma çıkmış, bir kaçı öldürülmüş, birkaçı da esir edilmişti.

İlerleyen her birlik önde bağıran askerlerin yanına vardıkça ve orada kalabalık arttıkça bağrışma da artıyordu. Bunun önemli bir nedeni olduğunu anlayan Ksenophon hemen atına binerek ve yanına süvarileri alarak yardıma koştu. Fakat biraz sonra askerlerin "Deniz! Deniz!" diye bağırdıklarını ve geriden gelenleri acele etmeye teşvik ettikleri anlaşıldı. Herkesi bir sevinç kaplamıştı. Askerler hemen taş toplayarak yığdılar ve bu yere bir abide diktiler. Daha sonra hediyeler verilen kılavuz Hellenler'e konaklamaları için bir köy ve Makronların memleketine giden yolu gösterdikten sonra akşam üstü memleketine dönmek üzere uzaklaştı.

Bölgenin coğrafi yapısını iyi bilmenin verdiği cesaretle, Ksenophon'un bölgede varlığından bahsettiği halklara ait bölgelerin sınırlarını çizebi1mek için anlatılanları değerlendirdiğimiz zaman kılavuzun Gymnias'tan sonra kuzeydoğu istikametinde ilerleyip bu gün Soğanlı geçidinin olduğu bölgeden dağlara çıktığını söyleyebiliriz. Kılavuzun daha kısa olan Hart (Aydıntepe)-Kemer geçidi yolunu tercih etmemesinin nedeni Ksenophon'un da yazdığı gibi Skythenlerin düşmanlarına ait köyleri tahrip ettirip yağmalatmak idi. Ksenophon'un adını vermediği ve Bayburt ile İspir bölgesinde yaşayan Skythenlerin düşmanı olan halkın Strabonun M.S.18 yılında yazdığı Coğrafya adlı eserde bahsettiği Heptakometler veya komşusu Byzerler ya da onların Strabodan dört asır evvel bölgede yaşayan ataları olması kuvvetle muhtemeldir.

Gymnias'dan aldıkları kılavuz, bu halkın Soğanlı Dağları'ndaki köylerini yağmalattıktan sonra Ksenephon ve arkadaşlarına bugün de bir bölümü hala kullanılan yolu izletir. Batıya yönelip Soğanlı geçidinin batısındaki Kemer Dağı'nın kuzey eteklerinden geçirerek 5. günde denizi görebilecekleri Thekhes (bugünkü Madur) Dağı'na ulaştırır.

Kılavuzun dönüş yolunda, düşman arazisinden kendi memleketine bir gecelik yürüyüşle ulaşabilmesi, dönüş yolunda daha kısa olan yolu, Madur-Aşot Beli-Yarmice Sırtı-Lemonsuyu-Kemer Geçidi-Hart (Aydıntepe) yolunu izlemiş olduğunu gösterir.

Beyazdut
26-12-10, 03:39
Dünden Bu Güne Trabzon

Trabzon, Karadeniz'in kıyıcığında, binlerce yıl, bir düşle iç içedir. Kimleri, neleri görmemiştir ki... Bir an düşünür, tarihe bakar: Toprağında, Sinop'tan gelen Miletli göçmenler tarafından bir koloninin kurulduğunu anımsar. Her ne kadar geçmişin dört bin yıllık tarihi olduğu söylense de bilinen gerçek, milattan önce 8. yy'da bütün gerçekçiliğiyle durur karşısında.
Üst üste uygarlıklara beşik olan, nice insanların sefer eylediği bir kenttir Trabzon. Medler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Kommenler ve Osmanlılar gelmişler kente. İşgaller, kurtuluşlar yaşamış kent. Ksenefon'un anlattığı Onbinler'in yolcuguluğunda adı geçer. Haçlıların Anadolu'ya yaptıkları akınların 4.'sünde Kommenoslarla tanışır. Apollon kültürünün egemen olduğu kadim çağda ise işlek bir limandır. Kentte bastırılan paraların bir yüzünde Apollon başı, diğer yüzünde gemi burnuyla bir çapa vardır.

1071'de Anadolu kucak açar Türk akıncılarına. Selçuklular bir dönem can atarlar kenti ele geçirmeye. Moğol baskısına karşı vergi verilir bir sıra. Çepniler dayanır bir çağda kapılarına... Ve 1461'de II. Mehmet, Istanbul fatihliğine katıverir bu güzelim toprağı. Yavuz Sultan Selim'in valilik yaptığı, muhteşem Süleyman'ın (Kanuni) doğduğu bir kenttir Trabzon. 1916'da Rusların işgaline giren, 1918'in 24 Şubat'ında kurtuluşu yaşayan...

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal, 1924, 1930 ve 1937de üç kez onurlandırır burayı; vasiyetinin bir bölümünü de burada yazar. Tarih boyunca; Menüzır'ül Avalim'in yazarı Mehmet Aşık'a, Evliya Çelebi'ye, Katip Çelebi'ye, Theophile Deyrolle'a, Charles Texier'e, Ruy de Gonzales Clavio'ya, Minas Bijişkyan H.W. Lowry'ye, Şakir Şevket'e ünlü şair Hamamizade İhsan'a Mahmut Göloğlu'na ve daha binlercesine konu olur

Trabzon: Bir sevdayı, bir tutkuyu insanın yüreğine nakışlayarak, tarihle iç içe bir büyük serüveni yaşayarak...

Trabzon, Karadeniz coğrafyasında, dünden bugüne getirdiği güzelliği, toprağında boy veren insanının yüreğine bir sevgi olarak işler. Bir kemençe sesinin kıvrak, coşkulu büyüsünde, bir maninin aşkla yoğrulan sözlerinde, yerinde duramayan bir insan görürsünüz. Davul ve zurnanın, bu toprağın insanlarının sevincine kattığı o sarsıcı coşku, silah tutkusunu da içten içe ateşler. Neylersin; dağının dik yamaçları, denizinin o hırçın güzelliği, dalgasının karayı döven inatçılığı, yağmurun, ille de yağmurun o zifiri karanlığı, doğayla bir büyük mücadeleye hazırlar onu. El hüneriyle yaptığı kocaman takalar, dalgayla savaşa hazırdır artık. Kadının peştemalindeki renk belki de dağların zifin ve komar çiçeklerinden getirilmiştir. Kadın ki Karadeniz'de doğanın var gücünü omuzlayandır. Dağların vargit çiçekleri, köyüne dönüşünün habercisi olmuştur; kardelenler, dağlarına yükünü sarmaya...

lsmet Zeki Eyuboğlu, Karadeniz Aşk Türküleri'nde, bu güzelliklerden yüzlercesini bir araya getirir. Aşkla cinselliğin bir güzel dokumayla örüldüğü bu türküler, sevdayı;

çoşkuyla yoğurur:
Ay vurur ayan ayan
Çık pencereye dayan
Geliyurum ufağum
Uykudayisan uyan
Sevdaluk ede ede
Alişdi canlarumuz
İkimizi bir vurun
Garişsun ganlarimuz

Gün gelir, bir türkü eşliğinde denizden ağlarını çeker. Gün gelir horonun o ter atan ritmine kaptırır kendini. Topladığı fındığı yemyeşil çimenlerin çevirdiği bir harmana dökerken, tütünün demet demet yaprağını bir ipe dizerken de aynı sevdanın içindedir.
Ya hamsi? Hamsisiz edemeyen bir halkın türküsüdür söylenen. Ömer Turan Eyuboğlu'nun dizelerinde şöyle boy verir:
Kız Fadime duydun mi
Gene Hamsi Çıkayi
Mubareğun hasreti
Yüreğimi yakayi
Hamsi üzerine nice türküler söylenmiş, nice şiirler yazılmıştır. Temeli, Dursun'u Fadime'yi konu edinen bir fıkra olsun da katıla katıla gülünmesin... söz mü? Derler ki kendisiyle bir çeşit dalga geçmektir bu. Belki de sevincini kendi kaynağında bulan bir insanlık kültürü.


http://www.habule.com/Trabzon/serander.jpg
Karedeniz'e özgü mimari yapı: Serander.
Yiyeceklerin konulduğu yerler

Bir bakar insan çevresine: Trabzon Ayasofyası yüzlerce yıllık tarihinin kültürünü taşır içten içe. Altındere vadisindeki Sumela Manastırı, tarihi koyuda gezdirir, bir kayanın göğsüne gömülü durarak. Ya kentin içindeki Atatürk Köşkü? Gabayanidisten Cumhuriyete ordan bugüne denizi izleyen Soğuksuda, bir mücevher gibidir.

Bir yanı denizle, bir yanı dagla çevrili kentin yükseklerinde, bütün bir yaz, bir büyük aşkı harmanlayan yayla şenliği yaşanır. Kadırga'da Sis Dağı'nda, Honefter'de, Karapkalda, Izmiks'te, Şolma'da... Yurdun dört bir yanından, yurt dışından binlerce Karadenizli gökyüzünü tutan bulutların altında, kadın-erkek el ele tutuşarak bir büyük horonun halkasını oluşturur. En güzel giysilerini giymiş genç kızlar, kemençenin kıvrak sesinde, yarına yolculuğa çıkar.

Evliya Çelebi'ye göre Trabzonlular temiz giyimli, okumuş bilgili insanlardır. İçlerinde Farsça bilen şairler vardır. Çarşıları çok zengindir... Trabzon çarşısında dünyaca tanınmış kuyumcularda, buhurdan, gülabdan, kılıç, gülsuyu kutusu, Trabzon baltası ustalıkla yapılır.

Beyazdut
26-12-10, 03:41
Trabzon Bizans Dönemi

Diocletianus (M.S.285-3O5) dönemi aynı zamanda Hıristiyanlığın Karadeniz bölgesinde yayılmaya başladığı dönemdir. Ordu içinde ve halk arasındaki Hıristiyanların imparatorluk tarihinde uğradığı son büyük takibat bu dönemde olmuş ve Hıristiyanlar tarafından Trabzon'un koruyucu azizi olarak kabul edilen St. Eugenios Boztepe'deki Mithras putunu kırdığı için bu dönemde ölüm cezasına çarpıtılmıştı.Aynı dönemde bölgedeki askeri birliklerdeki Hıristiyanlar tutuklanarak öldürülmüşlerdi. Daha sonra Hıristiyanlık devletin resmi dini olacak ve bölgede askeri garnizonların bulunduğu şehirler bu din şehitlerinin kanları ile sulanmış kutsal yerler haline gelecekti. Bu politika doğrutusunda Hıristiyanlaştırılan yerel halklar da din yolu ile merkeze bağlı, sadık teba haline geldi.
Diocletanus imparatorlukta yaşanan kargaşanın önüne geçmek ve birliği sağlamak için yönetimde birçok idari reformlar yapmış, geniş imparatorluk topraklarını ikisini Auğustus ve ikisini de Caesar'ın yönettiği dert bölgeye ayırarak yenetimin etkinliğini artırmak istemişti. Merkezi burokrasinin temellerini atan ve orduda yeni düzenlemeler yaparak eski disiplinini sağlayan Diocletianus'un oluşturduğu dört bölgeden biri de imparatorluğun doğu bölgesindeki toprakları kapsamaktaydı.

Müşterek hükümdar Maximianus'a devletin batı yarısını bırakıp İmparatotluğun daha zengin olan doğu yarısında ve çoğunluğu Nikomedia (lzmit)'te oturan Diocletianus'un ölümünden sonra çıkan kargaşanın ardından M.S.324'de tek başına tahta çıkan ve eski Yunan kolonisi Byzanytium'un yerinde M.S.324'te bir şehir inşaatına başlayan Costantinus M.S.330'da açılışını yaptığı Byzantıum/Constantinopolis/İstanbul'u devletin başkenti yapmıştı M.S.476'da İmparatorluğun tek başkenti haline gelen bu şehir daha sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun, büyük Roma İmparatorluğu'nun tek varisi durumuna gelmesi ile dünyanın sayılı şehirleri arasına girmişti.

Dioecletianus'un reformlarına göre Roma İmparatorluğu dört büyük Prefelikliğe, bu Prefelikler de 12 Dioecesisliğe ayrılmıştı. Bu düzenlemede Doğu Prefelikliği'nin Pontus Dioecesisliği'ne bağlı Pontos Polemoniacus vilayeti içinde olan Trabzon, yetkileri sınırlı sivil valiler tarafıdan yönetilirken, askeri bakımdan birkaç vilayeti kapsayan Armenia Duxlüğüne bağlı idi.

5. yüzyılın başlarına ait olduğu kabul edilen Notitia Dignitatum adındaki saray hizmetlileri ile askeri ve mülki idarecilerin resmi listesi olan belge bize Trabzon'un idari durumu hakkında daha ayrıntılı bilgi verir.

Bu belgeye göre Armenia Duxluğü içindeki 7 castellondan biri olan Trabzon'da Pontik II. Legionun karargahı da bulunmaktaydı. Aynı dönemde Sürmene'de bir piyade bölüğü ve Rize'de de bir suvari bölüğünden oluşan garnizonlar vardı. Bu yüzyılda Bizans'ın doğu sınırının Rize'nin doğusuna kadar gerilediğini düşünürsek bölgenin stratejik önemini daha iyi anlamış oluruz. Trabzon, Roma imparatorları Vespasien, Neron ve Hadrien zamanında üstlendiği, doğu sınırında yapılan Seferlerde ordunun ikmalinin sağlandığı bir üs ve liman gerevini Bizans İmparatorluğu döneminde de yüklenmiştir. Justinianos I.(527-565) zamanında batıda yapılan savaşlarda başarılar elde edilmişse de doğu sınırında İran'a karşı savunma sistemi zayıflamıştı.

Bu dönemde Justinianus, Trabzon'a gerekli önemi göstermiş, surlarını restore ederek savunmasını kuvvetlendirmişti. şehrin su ihtiyacını karşılamak için su kemerleri inşa ettirmiş ve bu kemere şehrin koruyucu azizi olan St.Eugenes'ın adını vermiş, şehirdeki bir çok kiliseyi yeniden restore ettirmişti. Rize'nin kalesini de restore ettirip savunmasını güçlendiren Justinianus bölgede birbiriyle bağlantılı birçok müstahkem mevki inşa ettirerek Rize'nin doğusuna kadar geri çekilen Bizans sınırını emniyet altına almaya çalışmıştı.

Trabzon'un civarında dağlık bölgelerde yaşıyan Can/Tzan/Sanni adı verilen halk tam itaat altına alınamadığı için çevredeki Bizans yerleşimlerine ya da ikmal kollarına sık sık baskınlar düzenliyor yağma yapıyorlardı. Justinianus, Gümüşhane/Canca'dan Araklı burnuna kadar olan bölgede yaşayan Canları yenerek Bizans hakimiyeti altına almak için M.S.528 yılında yerli komutanlardan Tzitas'ı göndermiş ve onları itaat altına almıştı. Sık ormanlarla kaplı bölgede ormanları kestirerek yollar açtırmış, bu yolların emniyetini sağlamak için kuleler inşa ettirmiş ve bu halkın Hıristiyanlaşarak dindar ve itaatli insanlar olması ve imparatorluğun sınırlarında muhafızlik yapmaları için çalışmıştır.

Heraclius döneminde (610-641) Anadoluda İran istilası yayılmış, İranlılar İstanbul önlerine kadar ilerlemişlerdi. Heraklius Anadolu arazisini askeri bölgelere(Thema) ayırarak yeni bir düzenleme yapar. Kolordu manasındaki Thema kelimesinin ad olarak verildiği bu bölgelere askeri birlikler iskan edilimiş, askerlere sonradan çocuklarına bırakabileceği araziler verilmiştir.

Tarihçiler Heraclius'un 622 ile 628 arasında İranlılar üzerine üç sefer yaptığını kaydeder. 622 ve 623 yıllarındaki seferlerde ordunun ikmali için Karadere-Satalayolunu kullanan Heraclius 625 kışını Sivas üzerinden çekildiği Karadeniz bölgesinde geçirir. İran ordusunun Anadoluyu baştan başa geçerek Kadıköy'e kadar ilerlediği zaman Heraclius Trabzonun doğusunda, Karaderenin yanındaki Sürmene/Sousourinama (bugünkü Araklı)'da idi. Buradan kuşatma altındaki başkenti ile kolayca haberleşmeyi sağlarken Hazar Türklerinin liderleri ile görüşmeler yaparak Bizans-Hazar ittifakını gerçekleştirmiş ve İran'ı yenerek 628'de başkente muzaffer bir şekilde dönmüştü.

Bizans devletinin İran'a karşı kazandığı zaferlerin başlangıç yılı 622 Hz.Muhammed'in Mekkeden Medineye hicret ettiği yıl idi. İranlıların İstanbul kapılarına dayandığı sıralarda Hz.Muhammed' inen Rum Suresi'nde mağlup olan Romalıların birkaç yıl içinde kazanacaklarını ve o gün inananların ferahlanacağı bildirilmekteydi. Nitekim Romalıların yendiği ateşe tapan Sasamler peygamberin vefatından birkaç yıl sonra Müslümanların ilk hücumu ile yıkılmış, Bizans ise İran'la yaptığı savaşlarda elde ettiği doğu eyaletlerini kaybetmişti.

Hz. Ömer zamanında (634) Bizans topraklarına giren Muslümanlar 636'da Yermuk savaşında Bizans ordusu yenmişti. 646' da Bizans'ı Mısır'dan da atan Suriye valisi olan Muaviye komutasında Müslüman Araplar kuzeyde Kayseri'ye kadar olan toprakları işgal etmiş 663'de yeniden başlayan Arap akınları batıda İzmir ve İstanbul'a kadar ulaşmış ve 674 yılında İstanbul kuşatılmıştı.

7. Yüzyıl başlarında Bizans'ın İran ve Araplarla yaptığı yıpratıcı savaşlar sonucu Anadolu harab olmuş ve nüfus azalmıştı. Balkanlarda Bulgar ve Slav kitlelerine karşı zafer kazanmış olan Bizans onları Anadoluya geçirerek Araplara karşı savunmada onlardan yararlanmıştır.

Anadolu'ya yönelen Müslüman Arap akınları Trabzon bölgesinide hedef almış 705-711 yıllarında Ankara'ya kadar ilerleyen Araplar aynı dönemde Trabzon bölgesine de yönelmişlerdi. 715'te Arapları Trabzon bölgesinden atan Anatolikon Theması'nın Strategos'u Isauralı Leon daha sonra Bizans tahtını da eline geçirmiştir.

Anadolu'da Müslüman Araplarla Bizans arasında sürüp giden mücadeleye ilerdeki asırlar boyunca doğuda Müslüman olmaya başlayan Türkler İslam ordusunda, Karadeniz'i kuzeyinden Balkanlara inmiş ve burada Bizansla ilişkiye geçmiş olan Bulgar, Uz, Peçenek Macar gibi Türk kitleleri de Bizans ordusunda hizmet etmiştir.

Maveraünnehir bölgesinden gelen çok sayıda Müslüman olmuş Türk boyu uc vilayeti denilen Bizans sınırına yerleşririlmiş ve asırlar boyu süren bir mücadele döneminde Afşin, Aşnas, İnak, Boğa el-Kebir Vasıf el-Türki gibi bir çok ünlü Türk komutan sahneye çıkmıştır.

Doğuya yaptıkrı seferlerde Trabzon'u üs olarak kullanan bir başka Bizans İmparatoru Basileios II. (967-1025)'dir. Hayatının son yıllarında Gürcistan ve Vaspurağan bölgelerini Bizans'a ilhak eden Basileios 11.1021/22 kışını Trabzon'da geçirirken burada Abhazya'ya yapacağı sefer için donanma inşa ettiriyordu. Bu sırada Ermeni Ani Kralı Symbad (1018-1041) Basileios'a bir heyet yollayarak Gürcü müttefiklerinin başına gelenlerden kurtulmak için ülkesini ölümünden sonra Bizans'a bırakmak için bir anlaşma önermişti. Bu isteği kabul edilen Symbad'dan başka Vaspuragan Kralı Senek'erin ve komşusu İbn ad-Dayrani de Trabzon'a heyet göndermiş ve devletlerini para karşılığı Bizans'a satmışlardı.

Müslüman Araplarla Bizans arasında 7.yy da başlayıp 11 .yy sonuna kadar devam eden mücadeleyi Selçuklu Türklen'nin Anadolu'yu Müslümanlaştırıp Türkleştirmelerinin bir başlangıcı olarak görmek gerekir.

Malazgirt savaşı öncesi daha ziyade keşif ve yağma gayesi ile yapılan akınlarar Malazgirt'ten sonra iskan etme ve yurt açma gayesi taşıyordu. Nitekim 1071'de Malazgirt zaferinden sonra Tükmenler tüm Anadolu'a yayılmış ve zaferi takip eden ilk yıllarda Türk akıncıları Trabzon bölgesini ele geçirmişti.

Trabzon ve çevresini Türkmenlerden kurtarmak için bir ordu ile bölgeye gönderilen Bizans ordusunun komutanı olan Thedore Gavras, 1075 yılında bölgeyi Türkmenler'den geri alır. Bu başarıdan sonra İstanbul'a dönen Thedore Gavras Bizans İmparatoru Aleksius Komnenos I. (1081-1118) tarafından Trabzon ve çevresini içine alan ve merkezi Trabzon olan Haldiya Themasının valiliğine atanır.

Burada adeta bağımsız bir şekilde davranan Thedore Gavras Niksar ve Şebinkarahisar'ı Emir Danişmend Gazi kuvvetlerine karşı müdafa eder ve Trabzon'un sınırlarını Bayburt bölgesine kadar genişletir. Trabzon'u Gürcü akınlarına karşı savunur. Samsun'dan Gümüşhane'ye kadar olan bölgede iç kesimlerden sahile inen geçitleri kontrol altında tutacak kalelerden bir savunma sistemi oluşturarak Samsun'dan Trabzon'un doğusuna kadar olan sahili emniyet altına alır.

1098'de Bayburt yakılarında ve Çoruh nehri kenarında Danişmend Gazi'nin oğlu İsmail ile tutuştuğu bir savaşta öldürülen Thedore Gavras'tan sonra oğlu Gregory Gavras (Taronites) 1103'te Trabzon valiligine (Haldiya Düklüğü) atanmıştır. Babasının Trabzon valiligi esnasında İstanbul'da rehin tutulan Gregory babası tarafından 1091'de Sinop'a kaçırılmış fakat sonra iade edilmişti. Babasının gibi o da Trabzon bölgesinde bağımsız hareket ediyordu. 1106'da Emir Danişmend'le evlilik yolu ile bir ittifak kurmuş ve Şebinkarahisar kalesindeki varlığını sağlamlaştırmıştı. Bu davranışı nedeni ile muhtemelen 1107'de İstanbul'dan John Komnenos kumandasındaki bir kuvvet tarafından yakalanmış ve İstanbul'a gönderilmiş, fakat daha sonra affedilerek itibari iade edilmiştir.

1119'dan önce Trabzon valiliğine atanan Constantin Gavras da çevresindeki Türkmenler'den destek alarak bölgeyi Bizanstan yarı bağımsız bir şekilde yönetmişti. 1140 sonlarına kadar Trabzon'da hüküm sürdüğü kesin olan Costantin Gavras Trabzon Çevresindeki Türkmen emirlerinden Mengücekli İshakla ittifak yaparak 1120'de Artuklu Belek ve Danişmendli Melik Gazi kuvvetleri ile Şiran yakınlarında karşılaşır. Bu savaşta Trabzon ve Mengücekli ittifakı yenilgiye uğrayarak çok ağır bir zaiyyat verirler. Constantin Gavras'in 5000 askeri öldürülmüş kendi ve Mengücekli İshak Bey esir düşmüştü. İshak Bey Artuklu Belek'in damadı olduğu için canını kurtarırken Constantin Gavras da 30.000 Dinar karşılığı fidye ödeyerek serbest kalmıştı.

1139-1140'da Johon Komnenos II (1118-1143)'nin Canik bölgesine bir sefer düzenlediğini ve Haldiya Themasını tekrar Bizans'a bağladığını görüyoruz. Bu sefer sırasında Isaac Komneos'un oğlu olan Jhon Komnenos (çelebi) Selçuklulara katılmış ve Sultan Mesud'un kızı ile evlenmiştir. Constantin Gavras'ın ölümünün bu seferden sonraki bir tarihte olması muhtemeldir ve tekrar Bizans İmparatorluğu'nun bir parçası haline gelmiş olan Haldiya Themasına 1160'ların ortalarında Nikephoros Palaiogolos yeni dük olarak atanmıştır.

Gavras ismi kesinlikle Yunanca, Pontus Rumcası veya Lazca değildir. Haldiya Theması orijinli olduğu kabul edilen ailenin birkaç üyesinin de Selçuklu sarayının hizmetinde olduğu biliniyor. Bunlardan Ihtiyar ad-din Hasan bin Gavras, Sultan II.Kılıç Arslan'ın vezirleri arasındadır.

Beyazdut
26-12-10, 03:44
Trabzon Roma Dönemi

M.S.54-68 yıllarında Roma'yı yönetmiş olan Neron, Doğu Anadolu'da Roma nüfuzunu tekrar oluşturmak için düzenlediği seferde Trabzon'u ordusunun ihtiyaçalarını karşılayacağı bir üs olarak kullanmıştır. Bu amaçla I. Polemon'un torunu II. Polemon'nu tahtan indirerek Pontos Polemoniacus'u 6 şehre ayırıp M.S. 64 yılında Trabzon'u iltihak etmiştir. Devrin tarihçilerinden Tacitus, Trabzon'un elde tutulması mühim bir nokta olduğunu belirtir.
Trabzon'un Roma'ya ilhakından sonra Trabzon'da demirlemiş bulunan Polemon'un donanması da Roma Krallığı'nın Karadeniz donanması haline getirilmişti. Fakat Krallık donanması kumandanı olan Anicetus isyan ederek Trabzon'u ele geçirir ve Trabzon limanında demirli olan donanmanın bir kısmını yakar. Roma İmparatoru Vespasian, Anicetus'un üzerine Virdius Geminus'u göndererek bölgede tekrar hakimiyeti sağlar.

Vespasian, Doğu Anadolu'da mevcut vasal krallıkları ilhak ederek bu sınırın Roma ordusu tarafından korunmasını sağlamış, sınırını koruyan birlikierine kolay destek sağlamak için Trabzon bölgesini çevreleyen dağlardan askeri yollar inşa ettirmeye başlamıştı.

Roma'nin doğu hududunu koruyan Roma lejyonlarından birinin M.S. 117 yılında yerleştiği ve daha sonra önemli bir garnizon-şehir olacak olan Satala'nin (Gümüşhaneye bağlı Sadak köyü) limanı olan Trabzon, gelişmesine devam etmiş ve İmparator Traijanus (M.S.89-1 17) zamanında burada bir de darphane binası inşa edilmişti. Traijanus'tan sonra tahta çıkan Hadrianus (M.S. 117-138) ünlu seyahatlerinin birinde Trabzon'u da ziyaret etmiştir. Trabzon'da bugünkü Moloz mevkiinde bir mendirek, bir hipodrum, saraylar ve su kemerleri inşa ettirerek şehrin imarına büyük katkılarda bulunmuştur. Trabzon kalesindeki Ortahisar denilen kısmın da onun zamanında inşa edildiği ileri sürülür. Hadrian'ın Trabzon'da yürüttüğü bu imar hareketlerine karşılık bugünkü Karluk tepesinde büyük bir heykeli dikilmişti.

Trabzon'un bu dönemi hakkındaki bilgileri Hadrianus tarafından Kapadokya valiliğne atanmış olan Arrianus'un, Eyalet bölgesinde çiktığı gezilerle ilgili raporlardan oluşan "Periplo" adlı eserinde buluyoruz. Eserinde Karadeniz sahillerini Trabzon'dan itibaren anlattığı için Sataldan Trabzon'a geldiği kabul edilen Arrianus "İmparator Sezar Traiano Adriano Augusto'yu Arriano selamlıyor" diye başlayan raporunda Trabzon'dan şöyle bahseder:

Ksenophon'un dediği gibi eski Yunan şehri ve Sinop kolonisi olan Trabzon'a vardik Senin ve Ksenophon'un baktığı yerden Karadenizi coşku ile seyrettik. Taşların pürüzlü yüzünden dolayı üzerindeki harflerin açık seçik okunmadığı sunaklar hala daha ayakta ve barbarlar (Yunanlı olmayan halk) tarafından yazılmış olduğu için Yunanca yazılar da hatalı bir şekilde kazınmış. Bu yüzden sunakları yeniden beyaz mermerden inşa etmeye ve yazıları okunaklı harfierle kazımaya karar verdim.

Senin heykelin parmağı ile denizi gösteriyor. Bir bakıma hareketi ile sana benziyor ama ama yapıldığı tarz sana benzemiyor. Ayrıca güzel de değil. Bunun için aynı yere senin adını taşımaya layık bir heykel gönder. Ölümsüz bir anıt için yer çok uygun.

Kare taşlardan pek küçümsenmeyecek bir tapınak da yapılmış. Fakat Hermes'in Heykeli ne bu tapınağa ne de bu yere layık. Eğer bana inanılyorsan en fazla beş ayak boyunda Hermes'in, bir de dört ayak boyunda Hilesion'un heykellerini gönder. Bence atası ile aynı tapınağı paylaşması hiç de fena fikir değil. Böylece, buraya gelenlerden kimi Hermes'e, kimi de Hilesio'ya kurban verecek ve her ikisi de Hermes ve Hilesio'nun takdirirni kazanacaklar. Hermes'in takdirini kazanacaklar, çünkü soyundan gelme birini şereflendirecekler; Hilesio'nun takdirini kazanacaklar çünkü atasını şereflendirecekler.

Ben de bir öküz kurban ettim, ama Ksenophon'un Calpe limanında kurban bulamayıp da öküz arabasından bir öküz kurban etmek zorunda kaldığı gibi değil. Trabzonlular'ın kendilerinin bana temin ettikieri gösterişli bir hayvanı kurban ederek orada extispicio törenini yaptık ve bağırsaklarının şerefine içtik.

Kime ilk olarak varlık diyoruz biliyorsun. Sen ki yapımızı tümüyle tanıyorsun ve herkesin duasını ve oyunu bizden daha az iyiliğinden yararlananlarında duasını ve oyunu hak ettiğini biliyorsun.

Arrianus raporunda bölgedeki halklarla ilgili olarak bazı bilgiler vermişti. Arrian'ın belirttiğine göre; Trabzonlular Colchiler'le komşu idi. Ksenophon'un çok savaşçı ve Trabzonlular'la duşman diye tanımladığı Drillerin Sanni/SanlTzan/Can'lar olduğunu belirterek Canlar'ı savaşçı ve hal, Trabzonluların can duşmanı olarak tanımlamaktadır. Silahla donatılmış yerlerde va kralsız yaşayan bu halkın Romalılar'a vergi borcu olduğunu fakat kendilerini haydutluğa verdikieri için vergi ödemeye zahmet etmedikierini yazarak, "Eger tanrı izin verirse ya görevlerini yerine getirecekler ya da köklerini kurutacağız" demektedir.

Osmanlı belgelerinde Samsun bölgesinin Canik olarak adlandırılmasına rağmen Arrianon'un bahsettiği Canlar'ın merkezinin Gümüşhane/Canca bölgesi olduğunu ve Canlar'ın buradan Araklı Burnu'ndaki Canayer'' kadar uzanan bölgede yaşadıklarını bölgedeki yer isimlerinden hareket ederek söyleyebiliriz.

M.S.224 yılında Philippus Arabs tarafından para basma yetkisi alınan Trabzon'un Neron'dan sonra başlayan parlak dönemi sona ermeye başlamıştı. Onun tamamen sönmesi ise Gotlar'ın yaptıkları saldırılar sonucu olmuştur.

M.S.254 yılında Karadeniz'in kuzeyindeki Bosphorus krallığının donanmasını ele geçiren Boranlar Trabzon'a saldırdılar. M.S.257 yılında yaptıkları ikinci saldırıda bir gece baskını ile şehre giren Boranlar, halkı kılıçtan geçirererek mabedleri yıktı ve şehri baştanbaşa yağmadılar. 30-40 yıl boş ve harabe halinde kalan şehir, İmparator Diocletanus (M.S 285-305) zamanında yeniden imar edilmeye başlandı. Bunun en önemli nedeni hiç şüphesiz doğuda Sasanilerle olan mücadeledir.

Beyazdut
26-12-10, 03:45
Komnenosların Trabzon Rum Krallığı Dönemi

Daha önce Karadeniz bölgesinde vali olan ve Bizans tahtını elinde tutan Komnenosların sonuncusu olan Andronikos Komnenos'un (1183-1185) ayaklanan Bizans halkı tarafindan tahtan indirilip yerine Angelos hanedanından İsaakios II(1185-1195)'nin geçmesinden sonra Andronikos Komnenos ve oğlu Manuel vahşi bir şekilde öldürülmüştü. Manuel'in hapsedilen Aleksius ve David adındaki iki küçük çocuğu akrabaları olan Gürcüstan Kraliçesi Thamar tarahndan hapisten kaçırtılmıştı. Thamar çocuklarla birlikte Bizansın mücevher hazinesini de götürmeye muvaffak olmuştu.
Bu olaydan sonra Gürcüstan sahillerine giden iki kardeşten büyüğü olan Aleksiu 4 yaşında idi. Kargaşalık ve isyanların devam ettiği İstanbul 17 Temmuz 1203 tanhinde Haçlılar tarafından işgal edilerek Aleksius IV. tahta geçirilmişti. Fakat 1204 Ocak'ında İstanbul halkı isyan ederek Aleksius IV.'yu öldürmüş ve tabta babasının damadı V.Murtzuphlos'u geçirmişti. Bu olaydan sonra kendi aralarında anlaşan Haçlılar 13 Nisan 1204'te şehre saldırarak üç gün şehri yağmayıp İstanbul'da bir Latin devleti kuralar.

İstanbul'da bir Latin devieti kurulmasından sonra Bizans tahtının varisleri ve asilzadeler İstanbul'dan kaçarak sığındıkları bölgelerde yerli halkın desteği ile Bizans'ınn devamı sayılan devletler kurmuştu. Bunların birisi Thedore Laskaris'ın İznik'te kurduğu devletti.

Bu olay yaşanmadan kısa bir sure önce Komnenos hanedanını varisleri olan Aleksius ve kardeşi David sığındıklaı Gürcü Kraliçesi Büyük Thamar'ın (1184-1212) sağladığı bir ordu ile Doğu Karadeniz sahillerinde ortaya çıkmış ve 1204 Nisan'ında Trabzon'u ele geçirmişlerdi.

Büyük kardeş Aleksius Trabzon'da hükümdarlığını ilan ederken küçük olan David sahil boyunca ilerleyerek Samsun ve Sinop'tan sonra Karadeniz Ereğlisini de ele geçirmiş, fakat Thedore Laskaris tarafından daha ileri gitmesine mani olunmuştu. İstanbul'daki Latinlerin de desteğini alan Laskaris Amasra ve Ereğli'yi geri alarak Komnenosları Sinop'un batısından atmıştı.

Bu dönemde Selçuklular devreye girdi ve 1214'de Aleksius'u Sinop önlerinde ele geçirip şehri aldılar. Daha sonra yüksek bir kurtarmalık karşılığı serbest bırakılan Aleksius ile yıllık vergi ödeme, sefer zamanı Selçuklu ordusuna asker gönderme şartlarını içeren bir anlaşma yapılır ve Aleksius Komnenos I. (1204-1222) Selçuk sultanının vasalı sıfatıyla Trabzon tahtına geri gönderilir.

Sinop Selçukluların eline geçtiği için batı ile irtibatı kesilen Komnenosların Bizans tahtını ele geçirme hayalleri bitmiş fakat etrafı Türkmenler tarafından sarılmış Trabzon civarındaki sahil şeridinde Selcuklulara tabi bir devlet kurmuşlardı.

Trabzon'daki Komnenoslarla Selçukluların arası Trabzon tahtındaki Andronikos (1222-1235) zamanında Moğolların Karadeniz'in kuzey sahillerindeki en önemli ticaret merkezierinden biri olan Suğdak'ın 1223 yılında Moğollar tafından ele geçirilip yağmalanmasından sonra çıkmıştır. Andronikos'un donanması Suğdak'a giderek gemilerle Moğollar'dan kaçan Suğdaklı Müslüman tüccarların mallarına el koymuş ve şehri işgal etmişti. Karadeniz'de çıkan bir fırtına nedeniyle yağmalanmış mallarla Trabzon'a dönmekte olan donanma Sinop açıklarna düşer ve Sinop donanmasının başında olan Reis Hayton bu gemilere el koyarak Andronikos'un komutanlarını da esir eder. Anadolu Selçuklu tahtındaki Alaeddin Keykubad'ın (1220-1237) Doğu Anadolu sınırında meşgul olmasından istifade eden Andronikos Sinop'un üzerine yürür, şehre saldırarak civarını yağmalar, gemilerini ve esir komutanlarını kurtarır.

Bu olayı duyan Alaeddin Keykubad, Reis Hayton komutasındaki donanmayı denizden, Melik Gıyaseddin Keyhüsrev ve Atabeki Mübarizeddin Ertokuş komutasındaki bir orduyuda Gümüşhane-Maçka istikametinde Trabzon'un üzerine gönderir. 1228 yılında denizden ve karadan Trabzon'u kuşatan Selçuklular'ın şehre hücumlarında çok şiddetli çatışmalar olur ve Reis Hayton ile Keyhüsrev'in amcası yaralanır. Şehrin düşmekte olduğu sırada başlayan şiddetli bir fırtına nedeni ile Trabzon kalesinin iki yanndan akan dereler taşar. Yağmur ve seller nedeni ile dağılan Selçuklu ordusu dağlara doğru çekilirken Melik Gıyaseddin Keyhüsrev Maçka bölgesinde köylüler tarafından yakalanarak Trabzon'a getirilir.

Andronikos ona iyi davranmış ve asker nezaretinde Sultana göndermişti. Bu dönemde Trabzon, Celaleddin Harzemşah'ı metbu tanıyordu. Selçuklu ordusunun Harzemşah ordusunu 1230'da Yassıçimen'de yenmesinden sonra Harzemşah ordusundan kaçabilenler Trabzon toprakarına sığınmışlardı. Bu savaştan sonra tekrar Anadolu Selçukluları'na bağlı olan Komnenoslar'ın 200 mızraklı suvari veya 1000 asker ile Komnenos ailesinden bir ferdi Selçuklu sarayına göndermekle yükümlü olduklarını biliyoruz.

Selçuklular'ın 1243'te Kösedağ'da Moğollara yenilmesinden sonra Moğollara tabi olan Trabzon Kralları 1256'dan itibaren Moğolların batıdaki varisi olan İihanlılarla da iyi ilişkiler geliştirmişler, İlhanlı başkenti olan Tebriz ile yapılan ticaret ile iyiyce zenginleşmişlerdi. 14.yy başlarında bu ticaret Trabzon'da bulunan bir konsul tarafindan idare edilen Ceneviz kolonisinin eline geçmişti. Bu dönemde Trabzon'da Cenevizlilerden başka Venedikli tüccarların oluşturduğu bir koloni daha vardı ve her iki grup da özellikle İmparator Aleksius II. (1297-1330) zamanında birçok imtiyaz elde etmişlerdi.

Anadolu'da Moğol hakimiyetinin zayıflaması ve birçok beyliğin ortaya çıltığı dönemde Trabzon Krallığı sınırlarını sağlamlaştırmak ve genişletmek için uğraştı fakat bu çabası çevredeki Türkmen grupları tarafından engellendiği gibi Trabzon toprakları bu gruplarının saldırısına ugradı. 14.yy başlarında iç kelimesi sahil arasındaki ulaşımın yapıldığı Karadeniz dağlarındaki geçitler ve bu geçitleri koruyan kaleler birer birer bu grupların eline geçmiş ve Trabzon Krallığı toprakları Samsun'un doğusundan Harşit Çayı'na kadar gerilerken Trabzon'un elinde bu sahillerdeki birkaç kale kalmıştı.

1277 yılında Sinop'u ele geçirmek isteyen Trabzon Kralı George (1266-1280) bu şehrin civarındaki Çepniler tarafından geri püskürtüldüğü gibi Samsun'un doğusuna kadar olan bölge tamamen Trabzon'un kontrolünden çıkmış, Trabzon saraylarının tarihcisi Panaretos'un bize verdigi bilgiye göre KraI John II. Kalo loannes (1280-1297) döneminde Halibyanın (Ünye bölgesi) tamamı Türklerin kontrolüne girmişti. Yine Panaretos'un kroniginden izlediğimize göre 1301'de Çepni Lideri Kusdoğan Giresun'a saldırmış, Ordu ve Giresun bölgesini ele geçiren Bayram Bey 1313 ve 1322'de Trabzon üzerine iki sefer düzenlemişti.

Bayram Bey'in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Hacı Emir bu günkü Ordu ve Giresun vilayeti dahilindeki topraklarda 14.yy da Hacı Emir Oğulları Beyliği'ni kurmuş ve bu bölgenin Türkleşip İslamlaşması Bayram Bey ve varisleri tarafından temin edildiği için bölge ileriki yüzyılda Osrnanlı belgelerine "Vilayet-i Bayramlu" olarak kaydedilmiştir.

Trabzon Krallığı sınırlarında faaliyet gösteren gruplardan bin de Büyük İlhanlı Veziri Çoban Bey'in soyundan ve bir dönem (1318-1322) Anadolu valiligi yapmış, 1322'de Sivas'ta para kestirip bağımsızlığını ilan etmiş olan Temurtaş'ın oğlu şeyh Hasan-i Küçük'e bağlı olan ve Çobanlu/Çapanlular'a bağlı oldukları için bu isimle anılan Türkmenler'dir.1330-31'de Rum Vilayeti (Sivas Bölgesi)'ne yerleşen şeyh Hasan, Şebinkarahisar'ı ele geçirmiş ve burada kardeşleri ile birlikte mustakil hareket ederek beyliğini kurmuştu.

1336'da Trabzon üzerine yürüyen Şeyh Hasan Boztepe de şehri savunanlarla büyük bir çarpışmaya girmiş fakat aniden yağmaya başlayan yağmurlar nedeni ile geri çekilmek zorunda kalmıştı. Panaretos bu çarpışmada Şeyh Hasan'ın önemli komutanlarından biri olan Abdurahman oğlu Rüstem'in öldüğünü bildirir.

Trabzon Krallığının topraklarını çevreleyen dağlarda birbirinden ayrı aşiretler halinde yaşayan bir çok Türkmen grubu vardı. Trabzon Krallığı en önemli gelir kaynağı olan ticareti canlı tutabilmek için dağlardaki geçitleri kontrol altında tutmak istiyor,Türkmenler ise sürüleri için zengin otlakların bulunduğu dağlara yayılmışlardı. Anadolu'da siyasi bir birlik yoktu ve Türkmenler küçük beylikiere bölünmüş, çoğu zaman birbirleri ile savaşıyordu. Arkalarında güçlü bir ordu olmayan bu grupları dağlardan söküp atmak isteyen Trabzon Krallığı saldırılar düzenliyor hayvanlarını ve ele geçirdiği Türkmenleri çoluk çocuk demeden ödürüyordu. Saldırı haberini duyan Türkmenler de derhal toparlanıp intikam için Trabzon topraklarına giriyor şehrin etrafına kadar olan yerleri yakıp yıkıp yağmalıyordu.

1340 yılının Ağustosunda Trabzon ordusu dağlarda sürülerini yayan Akkoyunlulara saldırdı ve birçok ganimetler aldı. Temmuz 1341'de ise Akkoyunlular intikam için Trabzon topraklarına girdi, şehri kuşattı ve çok sayıda insan öldu. Trabzon çıkan bir yangınla harap olurken ölülerin cesetleri salgın hastalıklara neden oldu. 1343 yılında tekrar Trabzon'a saldıran Akkoyunlular bu defa da bir netice alamamışlar, fakat 1348'de şehirde çıkan veba salgınında nüfusun ancak 1/5 i sağ kalmıştı.

Panaretos 1348'de Erzincan Bey'i Ahi Ayna Bey, Bayburt Emiri Rikabdar Mehmet Bey, Akkoyunlu Bey'i Tur Ali Bey ile birlikte Bozdoğan liderliğindeki Çepnilerin Trabzon'a saldırdıklarını fakat muvaffak olamadıklarını kaydeder. Tek başına bir netice alamayan Türkmen gruplarının birleşerek Trabzon Krallığını ortadan kaldırmaya yönelineleri karşısında Trabzon Kralı Aleksıus III.(1349-1390)'da onları birbirinden ayırmak ve kendi aralarındaki çekişmelerden yararlanıp Trabzon'un müttefiki haline getirmek için yeni bir Siyaset uygulamaya koyulur. Bu Siyasetin en önernli aracı Trabzon sarayındaki Prensesler idi ve onları çevredeki Türkmenlerin liderleri ile evlendirip akrabalık tesis edecek böylece devletinin ömrünü uzatacaktı.

Onun bu akıllı siyaseti bir çok batılı tarihçi tarafından eleştirilmiş ve daha önce bu Siyaseti izlemiş olan Bizanslı Kralların daima gayrimeşru çocuklarını kullandıkları yazılmıştır. Oysa Aleksius tüm Anadolunun Türkleştiğini ve kendi devletinin sahilde adeta izole edildiğini ve bu suni ortamda yaşanılmasının mümkün olmadığını çok iyi teşhis etmiş ve devletinin Bizans'tan bile daha uzun yaşayabilmesini sağlamıştı.

İlk evlilik 1348'de Trabzon'a saldıran Türkmen ittifakına yönelikti.1351'de bu ittifakın önemli gücü ve Trabzon sınırındaki Bayburt'un Sinor köyünü merkez tutmuş olan Akkoyunlu beylerinden Tur Ali Bey'in oğlu Kutluğ Beğ ile kız kardeşi Maria Komnen (Despina Hatun)'u evlendirerek hem ittifakı parçalamış hem de arkasında sığınabileceği güçlü bir müttefik elde etmişti.

Dede Korkut hikayelerinden Kanlı Kocaoğlu Kanturalı Boyu'na ait olanının işaret ettiği bu evlilikle temeli atılan ittifak ilerideki yıllarda başka evliliklerle devam etmişti. Kutluğ Beğ'in oğlu Karayuluğ Osman Beğ'de Aleksius IV.(1417 - 1429)'un kızı ile, Karayulug Osman Bey'in torunu Uzun Hasan da 1457'de David (1458-1461) in kızkardeşi Thedora Komnen (Despina Hatun) ile evlenmişti.

Trabzon prensesleri ile Türkmen beylerinin evliliklerininn ikincisi Trabzon Krallığının batıdaki topraklarını ele geçiren Hacı Emir oğulları ile ilgili idi. 1356'da Çarşamba bölgesindeki Trabzon üssü Limnia'ya giden Aleksius III. Yasun Burnu'nda 14 Türk'ü öldürmüştü. Bunun karşılığı olarakta 13 Kasım 1357'de Hacı Emir Trabzon üzerine yürümüş Hamsiköy ve Maçka bölgesini yağmalamıştı. Aleksius III. 1358'de kızkardeşi Thedora Komnen'i Hacı Emir ile evlendirerek onun saldırılarından da kurtulmayı başarır.

Bayburt Emiri Hoca Latif 1360 yılında Gümüşhane bölgesinde bir kale inşa ederek kendisine karşı tedbir oluşturan Trabzon Krallığına karşı harekete geçmiş ve Gümüşhane bölgesinin Dük'ü olan loannes Kabasites'i bozguna uğratmıştı. 1361 de Trabzon üzerine gelen Hoca Latif, Maçka'nın Hortokop bölgesinde köylüler tarafından tuzağa düşürülür ve öldürülür.

1362 yılında Şebinkarahisar'ı ele geçiren ve Selçuklu soyundan olan Kılıç Arslan, Kelkit ve Şiran bölgesinde Trabzon Krallığının elinde olan kalelere yönelmişti. 1368, 1369, 1373 ve 1374'deki çatışmalardan sonra bölgeyi kontrolüne alan Kılıç Arslan 1379'da Trabzon üzerine yürümüştü.

Kılıç Arslan'ın bu seferini Trabzon Kralını Niksar'ı merkez edinip Samsun'un doğgusunda yer alan ve Yeşilırmak vadisi ile bu nehrin denize döküldüğü deltadaki toprakları kontrol eden, Hacı Emirliler ve Kılıç Arslanla arasında çekişme bulunan Tacettinoğullar Beyliğinin kurucusu Tacettin Bey'in Aleksius III.'nün kızı Eudokia ile evliliğini engellemek amacıyla yapmış olduğunu zannediyoruz zira Kılıç Arslan'ın bu akını esnasında Aleksius III. kızıyla birlikte düğün için yola çıkmış ve Giresun'a ulaşmıştı. Aleksius III. Saldırı haberini alınca kızını Giresun'da bırakarak Trabzon'a dönmüş ve gerekli savunma tedbirlerini aldıktan sonra geri dönmüş ve bu evlilik Ekim 1379'da gerçekleşmişti.

Trabzon'u tehdit eden bir başka grup da Harşit vadisini ele geçirerek buraya yerleşsen, Tirebolu ve Vakfıkebir bölgesini kontrolleri altında tutan Çepniler idi. Daha önce Sinop ve Samsun bölgesini Trabzon Krallarının istilasından kurtaran, kuşdoğan liderliğinde Giresun bölgesini ele geçirmiş ve Bozdoğan liderliğinde Türkmen ittifakına katılarak Trabzon'a saldırmış olan Çepniler Harşit Vadisinin doğu ve batısında yer alan topraklarda bir uç beyliği kurmuşlardı. Panaretos Aleksius III.'nün 4 Mart 1380'de ordusu ile birlikte Çepnilerin, Harşit Vadisi'nin yukarı kesimlerinde Kürtündeki kışlıklarına bir baskın düzenlediğini ve bu kampta esir bazı Trabzonluları kurtardığını yazar.

Aleksius III.'den sonra Trabzon tahtına geçen Manuel (1390-1417) zamanında Yıldırım Bayezıd Samsun bölgesini Osmanlı topraklarına katmıştı. Timur'un hakimiyetini kabul etmek zorunda kalan Manuel, Trabzon bölgesinden geçen Timur'un huzuruna giderek diz çökmüştü 20 gemiden oluşan bir donanma ile ve Bizans'tan aldıkları yardımla Timur'un komutanlarının emrinde Osmanlılara karşı savaşan Komnenoslar Ankara savaşında da Timur'un ordusunda yer almışlardı.

Ankara savaşından sonra 1404 yılında Timur'a giden İspanyol elçi Klavijonun verdiği malumata göre Trabzon'da Kaleden başka biri Cenevizlilere diğeri de Venediklilere ait iki kule vardı. Bu dönemden sonra Trabzon'la Cenevizliler arsında bazı sorunlar çiktığını biliyoruz. Aleksius IV.(1417-1429) zamanında Cenevizler üç kalyonla Trabzon donanmasını yenmiş bir manastırı ele geçirerek silah deposu yapmıştı. 1418'de Aleksius IV. Cenevizlilere harp tazminatı olarak şarap va fındık vermeyi kabul etmek zorunda kalmış fakat daha önce tahrib edilmiş bulunan Cenevizlilere ait kulenin onarılmasına müsaade edilmemişti. Bunun üzerine Kefe'deki Ceneviz konsulü bütün Cenevizlilerin Trabzon'u terk etmesi ve Trabzon'la olan ticaretin durdurulmasını isteyince bu şatonun onarımına başlanmış ve yeni bir savaş çıkması önlenmişti. </SPAN>

Beyazdut
26-12-10, 03:47
Trabzon ve Osmanlılar

Osmanlıların Trabzon'u ilk ele geçirme teşebbüsü babası Aleksius IV.'yu öldürerek tahtı eline geçiren Kalo loannes (1429-1458) zamanında olmuştur. Osmanlı tahtındaki II.Murat donanmayı Trabzon uzerine göturerek şehri ele geçirmeye çalışır. Karadeniz'e çıkan Osmanlı donanması Trabzon önlerine gelmiş karaya asker çıkartarak şehri kuşatmış fakat alamamıştı. Şehrin civarını yağmalayıp esirler aldıktan sonra buradan ayrılan donanma daha sonra Kırım sahillerine yönelmiş fakat çıkan bir fırtına nedeniyle perişan bir vaziyette geri dönmüştü. Trabzon'un II. Murad döneminde yıllık 3000 altın vererek Osmanlı tahtına bağlanmış olduğunu biliyoruz. Yerine geçen oğlu II.Mehmet, İstanbul'un fethinden sonra Bizans ileri gelenlerinden bir kısmının Trabzon'a sığınması ve Trabzon Krallarının kendilerini Bizans'ın tek varisi görmeleri. üzerine Trabzon meselesini uygun bir zamanda çözmeyi kafasına koymuştu.
Bu sırada Safevi Şeyhi Cüneyt, Suriye'den kaçmak zorunda kalınca Kelkit suyu havzasına gelerek Canik dağlarındaki Türkmenler arasında büyük bir propağanda faaliyetine başlamış, destekçisi Niksar emiri Taceddinoğlu Mehmet Bey ile çevresine topladığı 4-5 bin kadar kuvvetle 1456 yılında Trabzon üzerine yürümüştü. Amacı Trabzon şehri ve etrafındaki bazı kasaba ve köylerden müteşekkil ve iç karışıklık yaşayan Komnenos Rum Krallığını başkenti Trabzon'u ele geçirip kendi devletini kurmaktı.

Kalo Loannes Şeyh Cüneyt'i Akçabaat'ın batısındaki Akçakale de karşılamıştı. Kendisi donanma ile sahilden ilerlerken, kara ordusuna da Mesohaldıa prensi Pansebastos Alexandder komuta ediyordu. Meliares'e yerleşen Şeyh Cüneyt kuvvetleri Kapanion boğazında Trabzonun kara ordusuna saldırır. Donanma yardım için denizden asker çıkartmaya teşebbüs ettiği bir sırada çıkan fırtına nedeniyle sahilden uzaklaşmak zorunda kalır. Bu durumda cesaret alan Şeyh Cüneyt kuvvetleri taarruza geçerek Pansebastos'u oğulları ile birlikte öldürmüş ve çok sayıda esir alarak Trabzon kuvvetlerini dağıtmıştı.

Bu zaferden sonra şehrin surlarına kadar ilerleyen Şeyh Cüneyt esirler arasında bulunan sarayın İmrahor ve başarabacısı Mavrokostas'ı surlar önünde astırmıştı.. Şeyhin Trabzon'a yürümesi Trabzon için tam bir felaket olmuş şehirde çıkan bir yanğın nedeniyle halkın çoğu şehri terk ederek kaçmıştı. Şehirde imparatorla birlikte sayıları elli kadar olan muhafızlar vardı. Şeyh bu durumdaki şehri üç gün süren saldırılarına rağmen alamamış sağlam kale duvarlarını aşamamıştı.

Şeyhin Trabzon üzerine yürüdüğü sırada Fatih Sivas ve hudut beylerbeyi olan Hızır Bey'e emir vererek Trabzon üzerine gitmesini emretmişti. Hızır Bey'in üzerine geldiğini anlayan Şeyh Cüneyt derhal kuşatmayı kaldrmış ve Torul'a çekilmiş, birkaç defa saldırdığı Torul Kalesi'ni ele geçiremeyince Kelkit bölgesinden Uzun Hasan'a gitmişti. Bu olaydan sonra Trabzon kralı ile 2000 altın vergi ödenmesi ve anlaşmanın Fatih'e onaylatılıp verginin ödenmesi durumunda serbest bırakmak üzere rehineler alınması şartı ile anlaşma imzalayan Hızır Bey geri dönmüştü.

Trabzon kralı Kalo Loannes bir yandan kardeşi David'i Fatih'e gönderip an1aşmanın şartlarını yerine getirmeye çalışırken diğer yandan da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'a elçiler gönderip onun desteğini istemişti. Varılan anlaşma gereğince kızı Thedorayı Uzun Hasan'a vermeyi kabul eden Kalo bannes, Gürcü Kralı ve Karamanoğlu ile de temasa geçmiş Fatih'e karşı bir ittifak oluşturmaya çalışıyordu. Fakat bunları gercekleştirmeye fırsat bulamadan 1458'de öldu. oğlunun yaşı çok küçük olduğu için yerine kardeşi David (1458-1461) geçti.

Kardeşinin izinden yürüyen David kızkardeşini Uzun Hasan'la evlendirmiş Papa'ya elçi göndererek yeni bir haçlı seferi düzenlenmesini istemişti. Bunun üzerine Papanın bir elçisi, Trabzon, Gürcistan, Konya ve Diyarbakır'ın batı ile ittifakını tesis etmeye çalışmıştı.

Balkanlar ve Mora'daki durumu kontrol altına alan Fatih Anadolu'daki bu fitneyi temizlemek için harekete geçmiş ve 1461 yılında Sinop, Koyulhisar ve Trabzon'u fethedeceği sefere çıkmıştı.

Gelibolu sancak beyi Kasım Bey'in komutasındaki Osmanlı donanmasının da katıldığı bu sefer esnasında önce Sinop üzerine yürümüş, burası alındıktan sonra doğuya yönelmişti. Doğuya doğru gidilirken seferin asıl hedefinin neresi olduğu ordudakiler tarafından bilinmiyordu. Fatih'in doğuya doğru ilerlediğini duyan Uzun Hasan da ordusunu toplamış ve Koyulhisar civarında Osmanlı ve Akkoyunlu öncüleri çatışmıştı.

Koyulhisar'ın alınmasından sonra Erzincan yakınlarındaki Yassıçimen yaylasına gelindiği zaman Uzun Hasan Annasi Sara Hatun'u bir elçi heyeti ile Fatih'in ordugahına yollamış ve yapılan anlaşma gereği Fatih kuzeye Trabzon üzerine yönelirken Uzun Hasan da ordusu ile Gürcistan üzerine yönelmişti.

Uzun Hasan'ın annesini yanında alıkoyan Fatih, Bayburtun batısından geçerek Doğu Karadeniz dağlarına çıkmıştı. Karla kaplı olan sarp dağları aşmak için ordunun ağırlıklarını geride bırakan Fatih ordusunu iki kola ayırarak Vezir-i azam Malhmut Paşa komutasındaki bir kolu Trabzon'u batı yanından kuşatmak üzere önden yollamış kendisi de kazmacı ve baltacıların güçlükle açtığı yollardan, bazan atından inip elleriyle tutunup tırmanarak ilerlemiş ve şehrin doğu tarafından Trabzon'a ulaşmıştı. Bu zor yolculuk esnasında Uzun Hasan'ın annesi Sara Hatun Fatih'i Trabzon'u almaktan vaz geçirmeye çalışmışsa da bunda muvaffak olamamıştı.

Fatih Trabzon'a geldiği zaman donanma da Trabzon önlerine gelmiş 28 gündür şehri kuşatma altına almıştı. Trabzon Kralı David Fatih'in önünün Uzun Hasan tarafından kesileceğine inandığı için karaya asker çıkartıp şehree saldıran donanmaya karşı direniyordu. Fakat Fatih'in birdenbire Trabzon'a gelmesi üerine şaşkınlığa düşmüştü. İlk önce direnmek istemişse de başka çaresi kalmadığını anlayarak teslim olmayı kabul eder. Böylece Trabzon 15 Agustos 1461 tarihinde Fatih tarafından fethedilir.

Şehrin Fetih tarihi ile ilgili bir anlaşmazlık söz konusudur. Bazı araştırmacılar Trabzon'un Fatih tarafından 26 Ekim 1461'de fethedildiğini ileri sürerler. Nitekim Trabzon Belediyesi de bu tarihi kabul edip fetih şenliklerini bu tarihte yapmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri Fatih'in bu seferini anlatan Osmanlı kaynaklarının fethin tarihini bildirmemesidir. Hatta bunlar seferin yapıldığı yıl konusunda bile hemfikir değillerdir.

Şehri teslim eden David Komnenos ailesi ile birlikte şehirden çıkarak padişahın otağına gelir ve Fatih tarafından iyi karşılanır. Aile efradını ve değerli eşyalarını yanına almasına müsaade edilerek verilen Serez Sancağına gitmek üzere gemilere bindirilerek İstanbul'a gönderilir. Daha sonra şehri gezen Fatih, Kral ve ailesi ile birlikte, krala bağlı beylerin ve şehrin nüfuzlu ailelerinin de taşınabilir eşyalarını yanlarına alarak gemilere bindirilmesini ve İstanbul'a gönderilmelerini emreder.

Trabzon'da birkaç gün kalan Fatih, Gelibolu Sancak Beyi Kazım Bey'i Trabzon valiliğine atamış, şehrin içindeki ahaliden 1500 kadarını gemilerle İstanbul'a göndererek Fener ve Balat civarında yerleştirmişti. Böylece boşaltılan şehre Niksar, Sonusa, Ladik, Amasya, Bafra, Osmancık, İskilip, Çorum, Gümüş, Merzifon, Tokat, Samsun, Turhal, Zile, Gölcanik, Satılmışcanik, Kağala ve Vezirköprüden toplam 258 Türk ailesi gönderilmiş ve şehrin içi tamamen müslümanlardan oluşan nüfusla iskan edilmişti. Bu ailelerden bir kısmı bizzat Fatih'in emri ile ve Trabzon'u şenlendirmek arnacıyla bulundukları yerlerin kadılarına yazılan emirle Trabzon'a sürgün edilmiş bazıları da kendi istekleri ile gelerek şehre yerleşmişlerdir.

Fethin tanığı olan Tursun Bey, Fatih'in tarihini yazdığı "Tarih-i Ebül-Feth" adlı eserinde Trabzon'un fethini ve fetihten sonra yapılan işleri anlatmaktadır.

Fatih'in Trabzon'dan ayrılmasından sonra şehre yönetici olarak bıraktığı Kasım Bey şehir ve civarındaki toprakları tahrir ettirip Osmanlı timar sistemine göre organize etmişti. Bu tarihlere ait kayıtlardan elde ettiğimiz bilgilere göre Kasım Bey de Trabzon bölgesinden Rumeli'ne bazı sürgünler yapmıştı.

Trabzon sancağına ait eldeki en eski Tapu Tahrir defteri olan ve Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Maliyeden Müdevver 828 numarada kayıtlı 1486 tarihli defterde yer alan bilgileri değerlendirdiğimiz zaman, Trabzon'un fethini müteakip ilk yirmi beş sene içinde Trabzon'dan dışarıya, özellike İstanbul ve Rumeli taraflarına Fatih ve Kasım Bey'den başka Vilayet-i Rum'u tahrirle görevlendirilmiş bulunan Umur Bey'in de sürgünler yaptığını ve bu dönem içinde toplam altı büyük sürgün yapıldığını söyleyebiliriz.

Fatih'in Trahzon'un fethini müteakip şehre yerleştirdiği Türk ailelerden başka Balkanlardan çok sayıda Arnavut, Boşnak aile Trabzon bölgesine gönderilip yerleştirilmişti Bunlardan bazlarına ve Kosova, Üsküp, Kalkandelen, Morno, Belğrad, Manastır, Niğbolu, Sofya, Filibe, Avlonya gibi Balkan şehirlerinden gönderilen Rumeli sipahilerine Trabzon'a bağlı yerlerden timarlar verilmiştir.

Fatih'in Trabzon üzerine yürüdüğü seferde Harşit Vadisi'nin iki yakasındaki toprakları elinde tutan ve merkezi Kurtun olan Çepni Beyliği de Osmanlı topraklarına ilhak edilmişti. Beylik toprakları Çepni Nahiyesi ve Vilayet-i Çepni olarak Trabzon Sancağına bağlanırken Çepni beğleri ile Çepni beğliğinin hizinetinde bulunan beğlere birçok imtiyazlar tanınmış bazılarına da timar verilmişti.Trabzon'un batı yanındaki dağlarda yaşayan Çepnilerin bir kısmı 15.yy sonlarından itibaren doğuya kaydırılarak bu bölgelerin de Türkleştirilmesi temin edilmişti.

Trabzon'un doğusunda kalan topraklarda Balkanlardan gönderilenler ve Trabzon'un batısından sevkedilen Çepnilerden başka Yavuz Sultan Selim'in Trabzon valiliği esnasında Doğu Anadolu bölgesinden Safevi katliamından kaçarak Trabzon'a sığınmış çok sayıda Akkoyunlu ve Akkoyunlulara tabii sunni gruplar iskan edilmişti.

Akçaabat, Maçka, Torul, Yomra, Sürmene, Of, Rize, Pazar (Atine), Laz nahiyelerinden ve Trabzon, Rize, Of, Görele, Tirebolu, Giresun kalelerinden müteşekkil olan Trabzon Sancağına bağlı topraklar bir müddet eyalet teşkilatınna bağlanmamış ve Kasım Bey'den sonra Sinop Hakimi Hızır Bey, Hayrettin Paşa, Zagnos Paşa, Ali Bey ve Mehmet Paşa vali olarak atanarak müstakil sancak olarak yönetilmiştir.

Fatih'in seferi esnasında bölgede fethedilemeyen Akçaabat yakınlarındaki Akçakale, Torul gibi yerlerin fethi tamamlandıktan ve Uzun Hasan'ın kayınbiraderi olan Trabzon'un eski Kralı David'le temasa geçerek Trabzon bölgesinde çıkardığı kargaşalıklar ve Uzun Hasan meselesi halledildikten sonra bölge II.Bayezıd'in vali olarak bulundugu Amasya'ya (Vilayet-i Rum'a) bağlanmış ve bir şehzade sancağı olarak organize edilip II.Bayezıd'in büyük oğlu Şehzade Abdullah tahminen 1470'de buraya sancakbeyi olarak atanmıştı.

1483 yılında Saruhan valisi iken ölen Şehzade Abdullah'tan sonra Tacettin Sinan Bey'in vali olduğu Trabzon 1487'de şehzade Selim'e verildi. Annesi Abdüssamed kızı Gülbahar Hatunla Trabzon'a gönderilen Yavuz Sultan Selim Trabzon'da ölen annesi için Hatuniye Camii'ni yaptırmış (515) ve vakıflar tesis etmiştir.Yavuz Sultan Selim'in oğlu Kanuni Sultan Süleyman 1494'de Trabzonda doğmuş, 1503'de iki kızı Trabzon'da ölmüş ve burada defnedilmiştir.

1510'a kadar 23 yıl Trabzon'da valilik yapan Yavuz Sultan Selim, bu sürede Pazar ve Arhavi bölgelerine saldırılarda bulunup yağma yapan Abhaz, Gürcü ve Ermenilere karşı seferler yapmış, doğu sınırının ve bu bölgedeki mamur köylerin yağmacılara karşı muhafazasını martalosluk görevi ile Lazlara vermişti.

Yavuz'un Trabzon'dan ayrılmasından sonra valiliğe Yavuz'un Trabzon'da kaldığı dönemde Trabzon'un Miralay'ı olan İskender Paşa atanmıştı. Yavuz'un Çaldıran Savası'nda ordunun ikmalinin sağlandığı bir üs görevini yapan Trabzon, bu seferlerde Bayburt'u fethederek yararlılıklar gösteren ve Erzincan Beylerbeyi olarak Doğu seraskerliğine atanan Bıyıklı Mehmet Paşa'ya verilmişti. Daha sonra Kastamonu Sancak Beyi Mustafa oğlu İskender Paşaya verilen Trabzon sancağı, Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatı esnasında Batum ile birleştirilerek yeni bir eyalet haline getirildi.

Trabzon'a atanan valiler 18 ve 19.yy'da daha çok Karadeniz sahillerine inen Ruslarla yapılan savaşlarda hudut kaleleri muhafızlığı ve seraskerlik görevi yapmışlardı. Bu görev sırasında çevre vilayetler de kendilerine bağlandığı için nüfuz ve gücü artan Trabzon valileri görevde bulundukları sırada bölgedeki ayan ve derebeylerden de yardım istemiş, bunların da nüfuzunun artarak birçoğunun hanedan haline gelmesine yol açılmıştı.

1809'da Ruslar Trabzon'u bir baskınla ele geçirmeye teşebbüs etmiş, fakat çıkan fırtına nedeni ile karaya çıkamayınca, Akçabat'ın batısında Sargana burnunda karaya çıkmışlardı. Bölgede bulunan kuvvetlerin ve çevreden toplanan köylülerin yardımı ile geri püskürtülen Rusların Trabzon'u ele geçirme hayalleri yüzyılı aşkın bir sure daha devam etmiş ve Birinci Dünya Savaşı'nda Doğu Anadolu'dan ilerleyen Rus kuvvetlerinin bir koluda Karadeniz'deki Rus Donanması'nın desteğinde Doğu Karadeniz sahillerinden Trabzon'a doğru ilerlemişti.

29 Ekim 1914'de Osmanlı Donanması'nın Karadenizin kuzey sahillerindeki Rus limanlarını bombalamasından sonra, 1 Kasımda Rus ordusu Doğu Anadolu'ya girmiş ve Osmanlı Rus savaşlarının sonuncusu başlamıştı. Trabzon'u Doğu Anadolu'daki 3. ordunun ikmal üssü olarak kullanmayı planlayan Osmanlı erkanı, donanmanın Karadeniz'deki üstunluğünü Rus donanmasına kaptırdıktan sonra Trabzon, Rus donanmasının saldırılarına açık ve Doğu Anadolu'daki ordumuz ise ikmal yolundan mahrum kalmıştı.

22 Aralık 1914'te başlayan Sarıkamış harekatındaki bozgundan sonra, derme çatma kuvvetlerden oluşan sahil müfrtezemize yüklenen Ruslar 27 Mart 1915'te Artvin'e girmiş ve sahildeki kuvvetlerimizi donanmalarının da desteği ile Kemal Paşa'dan Hopa'ya oradan da Arhavi'ye doğru sürmeye başlamışlardı. Rusların Avrupa cephelerinde uğradığı bozgun nedeni ile Arhavi deresi boyunca yaklaşık bir yıl durdurulan Rus ilerleyişi 5 Subat 1916'da tekrar başlamış ve 19 Subat'ta Pazar'ın doğusundaki Furtuna Deresi boyunca tekrar durdurulabilmişti.

4 Mart'ta Pazar'a çıkartma yapan Ruslar donanmalarını ağır bombardımanı ile hallaç pamuğu gibi attıkları Furtuna Deresindeki savunma hattını yarmış ve 8 Mart'ta Rize'ye girmişlerdi. Çevre köy ve kazalardan gelen gönüllülerle Of'un doğusunda Baltacı Deresi boyunca durdurulmaya çalışan Ruslar, 28 Martta buradaki savunma hattını yararak Of'a girmiş ve 2 Nisan'da Karadere önlerine ulaşmıştı. 7 Nisan'da Rize'ye ve 8 Nisan sabahı Sürmene'ye çıkardıkları 2 tugaydan oluşan 10.000 kişilik takviye kuvvetleri ile Karadere'deki Türk savunma hatlarına yüklenen Ruslar, 13 Nisan'da Karadere'yi geçmiş ve 18 Nisan 1916'da Trabzon'u işgal etmişlerdi.

Ruslar Karadeniz sahillerinde ilerlerken bölgedeki Türkler de Rus işgali altında yaşamamak için büyük bir göç başlatmışlar, perişan bir halde batıya doğru ilerleyen muhacır kafileleri Rusların hızlı ilerleyişi karşısında geri çekilmek zorunda kalan asker müfrezeleri ile karışmıştı.

Bayburt bölgesindeki kuvvetlerimiz tarafından Trabzon'u geri almak üzere bir karşı tarruz planlanmış, taarruzun ilk ayağı olan Sürmene'nin güneyindeki Madur ve Polut zirvelerinin ele geçirilmesini Çanakkale'den 3.Ordu'yu takviye için bölgeye gönderilen birlikler tarafından başarı ile gerçekleştirilmişti. 22 Haziran 1916 gecesi başlayan taarruzla Ruslara öneinli bir darbe vurulmuş fakat Rusların tüm cephede başlattıkları genel taarruz ve Bayburt'un güneyinden cephenin yarılması nedeni ile Trabzon üzerine gidilememişti.

Sahilden ilerleyerek 21 Nisan'da Akçaabat'a, 21 Temmuz'da Vakfıkebir'e, 2 Agustos'ta da Göreleye giren Ruslar 21 Ekim'de Harşit çayına ulaşmışlardı. Uzatan savaş nedeni ile Rusya'da karışıklıklar çıkmış ve 9 Mart 1917'de ihtilal olmuş, yeni kurulan Kerenskiy hükümetinden sonra Bolşevikler 7 Kasım 1917'de iktidarı ele geçirmişti. Yeni hükümetin 17 Aralık 1917'de Almanlarla imzaladığı Brest Litovsk anlaşmasından sonra 18 Aralıkta Erzincan'da Ruslarla bir mütareke yapılmıştı.

Cephe gerisindeki Ermeni kuvvetlerinin katliamlara girişmesi üzerine 12 Şubat 1918'de harekete geçen Türk kuvvetleri sahilden süratle ilerlemiş ve 24 Şubat'ta Trabzon'u boşaltmaya hazırlanan Rusların elinden şehri almıştır.

Beyazdut
26-12-10, 03:53
Sümela (Meryem Ana) Manastırı

Trabzon'un güneyinde, Ziganalar'ın bir tepesinin yamacına yapışmış bir manastır harabesi vardır. Eteklerinde,ormanlar ile kaplı bir vadinin dibinde, Trabzon'a kadar uzanan Değirmen Deresi'nin kollarından biri akar. Halk buraya kısaca Meryem Ana der. Eski adı ise Sumela Manastırı'dır. Genellikle bu dini tesisin kuruluşunu eski tarihiere çıkarmak isterler. Bu havalinin evvelce Rum ahalisi arasında yaygın ve Trabzon hakkındaki Rumca kitaplarda tekrarlanan kuruluş efsanesine göre manastırın esası güya Theodosius devrinde kurulmuş ve altıncı yüzyılda İmparator lustinianos devrinde kumandan Belisarios tarafından yeniden yapılmış idi. Fakat bu rivayeti kabul ettirecek hiçbir ilmi dayanağın bulunmadığı, burasını inceleyen yabancı mütehassıslar tarafından kesin olarak bildirilmiştir. Buranın başlıca gelir kaynağı olan bir Meryem Ana resminin eskiliğine ve mucizeler yarattığına halkı inandırmak böylece onun değerini büyültmek için uydurulduğu kolayca sezilen bir efsaneye göre güya bu resim, İsa'nin Havarilerinden Lukas tarafından yapılmış, Lukas'ın terekesinden Atina'ya geçmiş fakat Theodosius devrinde, dördüncü. yüzyılda resim kendiliğinden buradan ayrılmak istemiş, bir gün melekler tarafından gökte uçurularak Trabzon dağlarındaki bu kovuğa getirilip bir taşın üzerine bırakılmıştır. Tam bu sıralarda Atina'dan Trabzon'a gelen Barnabas ve Sophronios adlarında iki keşiş de bu ücra dağın ıssız yamacında bu resmi bulmuşlardır. Bu çeşit rivayet ve efsanelerin basit bir Hıristiyanlık gayreti ile yaratıldı ve muemadiyen tekrarlanarak adeta zorla kabul ettirildiği bilinir. Böylece hakkında benzeri rivayetler çıkarılan tesisler de güya çok eski bir tarihe inmektedir. Sumela münferit bir örnek olmayıp, eş durumdaki birçok misalden sadece biridir.

http://www.habule.com/Trabzon/sumela.jpgMeryem (Panaghia) adına kurulan bu manastırın, Grekçe Sumela adının esasını, kara, siyah, karanlık anlamlarına gelen Melas kelimesinden aldığı söylenir. Bu, acaba bu tesisin kurulduğu vadinin ve dağın koyu renginden dolayı mı vermistir? Bu fikirde olanlar vardır. Fakat kanaatimize göre Sumela kelimesi, buradaki Meryem ikonasının (tasviri) bir sıfatı da olabilir. Onun, ünlu tarihçi J.P. Fallmerayer'in de (1790-1861)1840 yılında buraya geldiğinde dikkatini çektiği gibi renginin koyu, hatta teşhis edilemeyecek derecede siyah oluşu bu adın esasını teşkil etmiş olması mümküdür. Gürcü resim sanatında, XII. yüzyılda sanat aleminde Siyah Madonna ismi altında tannan birtakım Meryem ikonalarının yapıldığı ve yayıldığı bilinir. Esrarlı ifadesini daha da arttırmak gayesiyle, Meryem Ana resimlerinde yüz, siyah ile boyanıyordu. Gürcistan'a bu usulün eski Hind sanatından gelmiş olabileceği de ayrıca ileri sürülmüştür. Sumela Manastırının Kafkasya'ya yakınlığı düşünülecek olursa, burada saygı gören Meryem tasvirinin, böyle bir siyah Meryem olduğuna ve manastırın, Sumela adını bundan aldığına ihtimal vermek de mümkündür. Böylece dağın da adı, manastırdan dolayı Oros Mela = Kara Dağ olmuştur.

Sumela Manastırı'na ait siyah Meryem resminin hangi döneme ait nasıl bir şey oldugunu daha fazla araştırmaya imkan yoktur. İlkonanın eskiden çekilmiş oldukça iyi bir fotoğrafından anlaşıldığına göre bu üzerinde herhangi bir çizgi, boya daha doğrusu resme benzeyen bir unsur teshis edilemeyen simsiyah, çatlak ayrıca da ortadan ayrılmış bir tahtadan ibaret idi. İlkonanın çevresini belirten gümüş çerçeve ise motiflerinden ve yazılarından anlaşıldığına göre 1700 tarihine ait olup alelade bir işçilik gösteryordu. Bu fotoğraftan edindigimiz intibaya göre Sumela'daki Meryem ikonasının, gerçek bir Siyah (= Kara) Meryem bile olması çok şüphelidir.

Siyah Meryem'ler bilhassa Avrupa doğusuna doğru çok sayıdadır, bilhassa ziyaret yerlerinde bulunmakta ve dağlarda, yüksek yerlerde, orman içlenride kurulan ibadet yerlerinde muhafaza edilmektedir; ayrıca bu yerlerde şifalı bir de su bulunmaktadır, nihayet Fransadaki bu tasvirlerin bulundukları yerlere mucizevi şekilde geldikierine inanılmaktadır. Bütün bu hususiyetler çok değişik ve uzak çevrelerde dini inanışların tamamen aynı karakteri göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir.

Kısacası Trabzon'un Sumela Manastırı, bu adı ile tarihte ancak Trabzon Komnenos'ları döneminde ortaya çıkmaktadır. Her köşesinde irili ufaklı böyle dini binalar olan bu bölgenin, peyzaj itibarıyla en harikulade bir yerinde Sumela Manastırı kurulmuş ve Osmanlı devri Türk idaresi sırasında devamlı gelişmeler ile tam manası ile muazzam bir tesis halini almıştir. Hemen hemen 1200 m. rakımlı bir noktada ve vadinin dibinde akan suyun 300 metre kadar yükseğinde, dimdik denilebilecek kadar saip bir yamacın ortalarında oldukça geniş ve yüksek bir mağara, daha doğrusu bir kovuk bu tesisin çekirdeğini teşkil etmiştir. Bu, erişilmesi zor ve yorucu kovuk önündeki dar çıkıntı, zamanla burada büyüyen, genişleyen ve zenginleşen manastıra zemin olmuştur. Sumela, Trabzon ve çevresinde sayılan hayli çok olan eski manastırların en ünlüsüdür.


http://www.habule.com/Trabzon/incil.jpgDağlara, yüksekliklere ve mağaralara bir kült yeri olarak çok eskiden beri daima özel bir değer verildiği bilinir. Belki bu mağaranın içinde de evvelce böyIece bir sunak yapılmıştı. Hıristiyanlık yayıldıktan sonra burasının bilinmeyen bir tarihte ufak bir keşiş inzivağahı haline getirildiği de düşünülebilir. Tabiatıyla bu tahminler, benzeri eserlerde müşade edilen hususlardan çıkarılmaktadır. Ancak mağara kısmında yapılacak etraflı ilmi araştırma ve sondajlar bu tahminlerin doğruluk derecesini belki aydınlatabilir. Yoksa şimdiki halde müspet hiçbir dayanak yoktur.
Atina'dan gelen iki keşişin, Barnabas ve Sophronios'un Theodosios döneminde IV.V. yüzyıllarda burasını kurmuş ve Iustinianos'un kumandanı Belisarios'un da tamir ettirmiş olduğu yolundaki kuruluş efsanesinin sağlam bir esasa dayanmadığı açıkça belli olmasına rağmen bu hurafenin hala yaşatılması hayret verir. Bu efsane bir tarafa bırakılacak olursa, manastırın şimdiki halde hiç değilse onüçüncü yüzyıldan itibaren, tarihini takip mümkündür. Bu sırada artık Bizans İmparatorluğu'dan apayrı bir devlet halinde doğarak, başlıbaşına gelişmeye başlamış olan Trabzon Komnenos'ları Prensliği, başkenti Trabzon şehri olmak üzere bu çevrede hakim durumunda bulunuyordu. Kendilerini Bizans İmparatorluğu'nun gerçek mirasçısı olarak gören ve kendilerini imparator olarak tanıtan Trabzon prenslerinin bu ünvanını, 1261'de yeniden İstanbul'a sahip olarak eski Bizans devletini ihya eden hakiki Bizans İmparatorluğu kabul etmemiştir.

Bilhassa komşu Türk beylikieri ile çok yakın ve girift temasları bulunan Trabzon Kommenosları'ndan III Alexios (1349-1390) bu manastırın esas kurucusu sayılabilir. İki kızkardeşi Türk beyleri ile evli olan, kendi dört kızını da komşu Türk beylerine veren III. Alexios'un Sumela'ya özeI bir ilgi gösterdiği kaynak ve belgelerden anlaşılmaktadır. Buradaki keşiş hücrelerine, onun büyük dede, dede ve babasının da bazı bağışlarda bulunmuş oldukları bu vesile ile öğrenildiğine göre, Alexios'un büyük dedesi II. loannes (1280-1285) zamanından beri burada dini bir merkezin varlığına ihtimal verilir. Yine başka bir efsaneye göre, büyük bir kasırga sırasında Meryem'in yardımı ile canını kurtaran III. Alexios burasını yeni bir tesis halinde inşa ettirmiş, zengin vakıflar bağışlamış bir Khrysobullos yeni bir ferman ile de bu vakıflarını sağlam esaslara bağlamıştır. Manastırın 1650'ye kadar dış kapısı üzerinde görülebilen 1360 tarilili, beş mısralık bir manzum kitabede III. Alexios, bu tesisin kurucusu (ktetor), "Doğu ve Batı (=İberia)'nın hakimi İmparator" olarak gösterilmişti. Alexios 1361 yılındaki bir güneş tutulmasını burada karşılamıştır. Hatta, bu prensin sikkelerinde güneş resmi bu olayla ilgili kabul edilmektedir. 1365 tarihli "vakfiyesi" ile de manastırın bütün idari şartlarını, arazisini, gelirlerini düzene koyduktan başka, Trabzon'a gelecek bir tehlikeyi, bir Türk akınını önlemek üzere, buradaki keşişlerin daima uyanık bulunmalarını da bildirir. Alexios'un oğlu III. Manuel (1390-1417) babası gibi dini tesislere bağlılığı olan bir şahıs idi. Tahta çıktığı yıl, saray hazinesinde bulunan değerli bir stavrotegi (içinde İsa'nın çarmıhının bir parçası bulunduğu iddia edilen müzeyyen bir haç) Sumela'ya hediye etmişti. Son Trabzon Komnenos'ları da Sumela Manastırı'nı yeni fermanlar ile zenginleştirmişler veya vakıflarını tasdik etmişlerdir. Trabzon ve havalisi Türk idaresine geçtikten sonra Osmanlı Sultanları, Aynaroz'da, Sina'da ve daha birçok manastırda da olduğu gibi Sumela'nın eski hak ve hukukunu dikkatle korumuşlar, hatta buraya imtiyazlar vermişler, bazı hediyeler de yollamışlardı. Nitekim Sumela'da bulunan iki şamdan, Yavuz I. Selim (1512-1520)' in bir hediyesi olarak biliniyordu. Burada ayrıca Trabzon fatihi II. Mehmed'in de manastırın haklarını tanıdığını bildiren bir fermanı muhafaza ediliyordu. Daha başka fermanların saklandığı, burası hakkındaki yayınlardan öğrenilmektedir. Burada Sultan II. Bayazıd, I. Selim, II. Selim, III. Murad, İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman, Mustafa ve III. Ahmed tarafından verilmiş fermanlar bulunduğu bildirilmektedir. Onsekizinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren manastır ile Eflak Voyvodalarının ilgilendik1eri ve devamlı yardımlar ve yazı1ar gönderdik1eri tespit olunmuştur. Ghikas (1755), Stephan (1764), Hypsilantes'in (1775) böylece ilgilendikleri bilinir. Tabiatıyla manastırın arşivinde, İstanbul patriklerinin bütün Osmanlı devri boyunca yolladıkları yazılar da muhafaza ediliyordu. Sumela bilhassa onsekizinci yüzyılda Voyvodaların himayesinde gelişmiş ve birçok kısımları yeniden yapılmış, Ignatios adında bir başpiskopos 1749'da duvarların bütün satıhlarını yeniden fresko resimler ile süslemiştir. Sumela, Anadolu'da bütün Rum-Ortodoks topluluklarının görülmemiş bir zenginlik ve heyecan içinde teşkilatlandıkları, kilise ve manastırlarını her taraftan akan paralar ile yeniden inşa ettikleri, muhteşem şekilde süsledikleri ondokuzuncu yüzyılda, en parlak çağını yaşamıştır.


Fallmerayer'in 1840'ta yazdığına göre Sumela'nın gezgin keşişleri bütün Anadolu, Kafkasya, Balkanlar ve hatta Rusya'yı dolaşarak Meryem ikonasının kötu bir kopyasını satmak suretiyle iane topluyorlar, bu paraları müesseselerine getiriyorlardı. Nitekim bunlardan bir tanesi, üzerinde kırk bin kuruşluk bir servet ile dolaşırken Kayseri'de öldürülmüştür. Osmanlı devleti katilleri yakalatmış, idam ettirmiş ve çalınan paraları da manastıra teslim etmişti. Geçen yüzyıl içerilerinde iyice zenginleşerek 1860'a doğru büyük binalar inşası suretiyle muazzam bir tesis halini alan Sumela Manastırı, XIX. yüzyılın içinde yabancı seyvahları tarafından ziyaret edilerek kısa anlatımı yapılmıştır.



Manastırdan en etraflı surette bahsedenlerden biri, G. Palgrave (1826-1888), 1871 Şubatı'nda yayımlanan makalesinde oldukça ilgi çekici bilgiler verir. Sultan Murad'ın buradan geçerken manastırı güya topa tutturduğu yolundaki efsanenin yalan olduğuna işaret ile Murad'ın buradan geçmiş olmasına imkan olmadığını belirtir. Palgrave buraya geldiğinde o sırada "yeni bina" denilen kışlavari büyük yapı henüz yapılmış ve biteli üç sene kadar oluyordu. Bu İngiliz yazarının müşahadesine göre bu binanın uçurumdaki kemerler dahil yedi katı vardı ve esas mesken kısmı dört sıra pencereye sahip olup ayrıca üstte de bir galeri uzanıyor idi. Boydan boya içinde tek sıra halinde her katta sekizer oda vardı ve genel olarak çok sağlam bir bina olduğu anlaşılıyordu. Palgrave, Murad ve I. Selim'in hediyelerini de anarak III. Alexios'un minyatürlü fermanını da gördüğünü bildirir. Manastıda II. Selim'in fermanını gören Paigrave, keşişlerin Sultan II. Selim aleyhine atıp tutmalarını pek hoş karşılamadığını da açıkça ifade eder.


Trabzon'un 18 Nisan 1916'dan, 24 Şubat 1918'e kadar süren Rus işgali, burada bir Hıristiyan Pontus devletinin tekrar kurulacağı ümitlerini doğurmuştu. Kurtuluş Savaşı sonunda, bu ümit kapılarını kapamak üzere 1923'te bütün Rumların Yunanistan'a gönderilmeleri ile Sumela Manastırı boşaltılmıştır. Hicret eden Rumlar, eski hatıralarına bağlılıklarının bir belirtisi olarak Makedonya'da Verria (Türk devrinde: Kara Ferye) yakınında Kastania'da aynı adla yeni bir manastır kurarak buraya modern bir Mervem Ana resmi yerleştirmek suretiyle, eski geleneği yaşatmaya başlamışlardır.


Sahipsiz ve kontrolsuz kalan bu koca tesis, hızla harap olmaya başlamış, 1930'da bir yanğın, ahşap kısımları silip süpürmüş, bu arada gizli defineleri aramak bahanesi ile lüzumsuz bazı büyük tahripler de yapılmış, kagir kısımlar yıkılmıştır. Burada ilk bakışta dikkati çeken husus darmadağın bir harabe görünüşü ve duvarlardaki freskoların, ustalıklı bir şekilde muntazam kareler halinde kesilerek yerlerinden sökülüp götürülmüş olmasıdır. Son derecede zor olan bu işin başarılı şekilde yapılması, bunu oralıların değil, bu çesit hatıralara meraklı ve gerekli bilgiye sahip "bilgili" yabancı ziyaretçiler tarafından yapıldığını gösterir.


Sumela Manastırı'na, ormanın içinde bir patikadan tırmanılır. Manastırın girişi çok sıkı emniyete alınmış ve dar uzun bir merdivenle, son kısma erişilmesi mümkün kılınmıştır. Bu merdivenin yanında yamaca yaslanmış büyük bir su kemerinin, tesise evvelce su getirdiği anlaşılmaktadır. Eski fotoğraflarda geniş kavisli on kadar gözü ile mükemmel bir halde fark edilen bu kemer, şimdi yıkık durumdadır. Kapıdan girildiğinde, kapıcı hücreleri vs geçildikten sonra bir merdivenden küçük iç avluya inilir. Burada merkez, solda bulunan kilise haline getirilmiş olan tabii kovuktur. Kovuğun karşısında muayyen bir düzene sahip olmaksızın inşa edilen ceşitli manastır binaları görülür. Bu avlunun sol tarafında şimdi kısmen yıkılmış ve içine moloz dolmuş bir halde, yukarıdan kayadan süzülen ve damlayan kutsal suyun toplandığı çok yeni tarihiere ait, bir şadırvan vardır. Yine sol tarafta mağaranın içine, manastırın en eski kısmı olan kilise yerleştirilmiştir. Avluya doğru çıkıntı teşkil eden ayrıca bir şapel bitişik bulunan bu kilisenin gerek iç duvarları, gerek avludan görülen dış duvarı tamamen fresko resimler ile kaplıdır. Ancak yakından dikkatli incelendiğinde bu resimlerin birçoğunun geç bir tarihe ait oldukları ve altlarındaki başka tabakalarda daha eski ve çok daha değerli duvar resimlerinin bulunduğu Fark edilir. Zaten bu husus bazı yazılar ile de belirtilmiştir. Avlunun sağ tarafında ise 1860 yılına doğru inşa edildikieri bilinen birtakım misafir odaları ve kütüphane olarak kullanılmış olan mekan bulunmaktadır. Avlunun etrafında daha birçok küçük şapeller vardır. Manastır şimdiki duruma girmeden çekilen eski fotoğraflarda, bütün bu binaların avluya bakan yüzleri önlerinde birbirinin üzerine binen ahşap balkonlar, sundurmalar bulunduğu görülmektedir. Talbot-Rice'in bildirdiğine göre bunlarda ahşaptan yontulmuş güzel parçalar da mevcuttu. Bugün çok harap bir halde bulunan buradaki küçük şapellerden bir tanesinde on dört veya on beşinci yüzyıllara ait oldukları tahmin olunan resimler tespit edilmiştir. Avlunun ilerisinde dar bir koridor, kayalığın önundeki ensiz bir çıkıntı üzerinde uzanmaktadır. Burada doğrudan doğruya yamaca yaslanmış gösterişli bir bina uzanır. Sumela Manastırı'nın uzaktan görünüşünde daima ön plana geçen bu kısım, burada yaşayan keşişlerin barındıkları esas manastır yapısıdır. Üç esas kattan başka, ayrıca altta birkaç sıra mahzeni ve üstte bir de çekme katı olduğu anlaşılan bu yapının sacak dibinde sıralanan kemerli galerileri ile heybetli, bir görünüşü vardır. Adeta kitlesi ile dağın kayalarında uzaklardan beyaz bir leke halinde taşan bu kışla biçimli yapı, manastırın 1860'taki büyük tamir ve genişletilmesinde inşa olunmuştur. Büyüklüğü ile konumundan başka, kayda değer hiçbir sanat ve mimari özelliği olmayan bir binadır. Evvelce geniş saçaklı olan ahşap çatısı, içinin bölmeleri, ahşap katları yok olduğundan bugün dört duvardan ibaret bir harabedir. Bu duvarların arasında içi, derine doğru inen büyük bir boşluk halindedir. Dışarı bir çıkıntı teşkil eden ortadaki kulesinden asağı bakıldığında, bu binanın yapıldığı yerin baş döndürücü yüksekliği iyice anlaşılır.
http://www.habule.com/Trabzon/isa2.jpgHiçbir sanat ve tarihi değeri olmadığı halde, son yıllarda Sumela'nın başlıca alameti olan bu büyük yapıya karşılık, bu tesisin en önemli kısmı, iç avlunun bir kenarında bulunan kilisedir. Bu kilise, kutsal mağara veya kovuğun iç satıhlarının düzeltilmesi ve ağzının düz bir duvarla kapatılması suretiyle elde edilmiştir. Bu duvara bitişik, bir çıkıntı teşkil eden küçük bir sapel vardır. Burada iç ve dış satıhlar, 18. yüzyıldan bu yana birkaç tabaka halinde üst üste fresko resimler ile süslenmiştir. Bazı yerlerde üç tabaka açıkça fark edilmektedir. En alt tabaka renkleri ve kalitesi bakımından, üsttekilerden çok farklı ve daha iyidir. Her tabakada konuların da değiştiği dikkati çekiyor. Buradaki freskoların 1710, 1732 yıllarında yapıldıklarını bildiren yazılar tespit olunmuştur. Halbuki mağra- kilisesinin içinde, avluya komşu duvarda III. Alexios devrine ait freskolar da tespit edilmiştir. Burada III. Alexios, iki yanında oğulları III. Manuel ve Andronikos ile tasvir edilmiş idi. Bugün bu portrelerden hiç bir iz kalmamıştır. Dışarıda, kaya sathına işlenmiş ve bugün yalnız üst şeritleri kalabilmiş olan büyük bir mahşer sahnesinin dökülen sıvalarının altından başka sahnelerin gün ışığına çıktığı görülmektedir. Üzerinde bir ejder ile suvari iki aziz (Georgios ve Demetrios) tasvir edilmiş bulunan küçük bir şapelin duvarında biz, bu tabakanın altında iki tabaka daha resim bulunduğunu tespit ettik. Nitekim bir yerde en alt tabakada imparator kıyafetinde diademli bir figürün üstünde diademli başka bir figür, bunun üstünde de Metamorphosis, yani Tabor Dağı'nda İsa'nın görünüşünün değişmesi (suretinin değişmesi) sahnesi işlenmiş bulunmaktadır. Bu durum karşısında, Sumela Manastırı'nın eski ve o nispette de değerli duvar resimleri, sıvaların tamamen dökülmediği yerlerde alt tabakalarda durmaktadır denilebilir. Şüphesiz bu ayrı bir araştırma konusudur.


Avlunun etrafındaki binalarda yer yer, Türk sanatı tesirleri de kendilerini belli ederler. Nitekim odalarda dolaplar, hücreler ve ocaklar bu küçük mekanlara bir Türk enteryörü havası vermektedir. Kutsal suyu toplayan şadırvan da, sivri kemerleri ile Türk mimarı karakterindedir. Fakat en dikkat çekici nokta, bazı duvarlarda koyu kırmızı boya ile yapılmış duvar süsleridir ki bunlar 18. yüzyıl Türk binalarındaki tuğla derz süslemelerinin boya ile yapılmış taklitleridir. Sumela'nın yüz metre kadar kuzeyinde, yine dağ yamacına oyulmuş, erişilmez durumda ve içinde fresko resimler olan bir mağara şapellerinin de varlığı söylenir.


Manastırın kütüphanesinde evvelce kataloğu yapılan ve çoğunluğu XVII-XVIII. yüzyıllara ait çeşitli elyazınalardan 66 tanesi Ankara Müzesinde, içinde minyatürler olan ve Bizans eseri bin tanesi (Dört İncil=Tetraevangelium) İstanbul'da Ayasofya Müzesi'ndedir. Ayrıca 150 kadar da baskı kitap vardır. Kilise hazinesindeki değerli eşyadan, Trabzon Prensi III. Manuel'in hediye ettiği gümüş salip (stavrotek) ile elyazına bir eser ve çok sayıda belge Atina'da Bizans Eserleri Müzesi'ne, manastıra ait"Gül'lü Meryem" olarak adlandırılan ikona, İrlanda'da Dublin'de National Gallery'ye gitmiştir. Sultan Selim'in hediye ettiği gümüş şamdanlar 1877'de çalınmıştır. Manastıra ait başka bir Meryem ikonası da Oxford'da bir özel koleksiyondadır. Buradan çıkarılmış, üzerinde "Hristiyan üçlemesi" tasvir edilmiş gümüş madalyon ile 1438 tarihli işlemeli. gümüş madalyon ile 1438 tarihli işlemeli bir örtu de (epitaphios) Atina'da Benaki Müzesi'ndedir.


Yakın tarihierde Sumela Manastırı'nın restorasyonu için girişimlerde bulunarak raporlar hazırlanmış, buaradamanastırın sekiz pafta halinde plan rölöveleri de çizilmiştir.
--------------------------------------------------------------------------------------------
Diğer Manastırlar


Vazelon(Yahya)Manastırı :
Bu manastıra Maçka ilçesini 14 km. geçtikten sonra sağa 3 km.lik stabilize bir yolla ulaşılır. Köprü yanı köyü sınırları içersinde bulunan bu manastırın vadisinde özel sektör eli ile işletilen alabalık çiftliği ve restorantı vardır.
http://www.habule.com/Trabzon/31.jpgYapının, Vazelon ismini, kurulmuş olduğu "Zabulon Dağ'ından" aldığı görüşü kuvvetli ihtimaldir. Manastırın ıssız sakin yerde seçilmesi, o'na daha kutsal bir hava verilmek istenmesindendir. Çoğu araştırmacı, yapının tarihini kesin olarak vermemekle birlikte: bazıları ilk inşa tarihini M.S.270, bazıları ise M.S.317 olarak belirtir.
Manastır; Yahya peygambere adanmıştır. İlk kuruluşu ile bugüne kadar çeşitli değişiklikler geçirdiği kesindir.
527-565 yılları arasında Jüstinyen tarafından tamir ettirilmiştir. 644 yılının şubat ayında hücreler tamamen tamir edilip kütüphanesi zenginleştirilmiştir. 702 yılı ile onu izleyen yıllar içinde esaslı şekilde yenilenmiştir. Vazelon manastırı 13.yy.dan 20.yy.a kadar Maçka'nın ekenomik, sosyal ve kültürel hayatında etkinliğini sürdürmüştür.14.yy.da sahip olduğu arazi, ve geliri 1890 yılına kadar yirmi köyde devam etmiştir. Vazelon manastırı vaktiyle bölgede bulunan manastırların en yetkilisi ve en zengini durumunda imiş. Bir rivayete göre Vazelon geliri ile bir Sumela manastırı daha yapılabilirmiş. Manastır 19.yy.da etraflıca onarılmıştır. Binaya batı kısmındaki merdivenle girilmektedir. Merdiven basamakları kırık oldugundan ,yukarı çıkarken dikkatli olunmalıdır.Bina 1923 yılında terk edilmiştir. Günümüzde Sumela'dan sonra onarılıp Turizme kazandırılması düşünülmektedir.


Gregorius Peristera(Kuştul-Hızır İlyas manastırı):
http://www.habule.com/Trabzon/32.jpgBu manastır, Trabzon'un Esiroğlu beldesinin galyan diye adlandırılan bölgede kuştul (şimşirli) köyündedir.Ulaşım Esiroğlu beldesine giderken soldaki galyan vadisini takiben ulaşılır.Vadinin tabanından dirsek şeklindeki kaya üzerine oturtulan yapı, kale gibi, vadiye hakim bir tepede kurulmuştur. Maçka yolu üzerinde ve bağımsız bir amir gücüne sahip olan, üçüncü manastırdır. M.S.752 yılında kurulduğu söylenen bu manastır 1203 senesinde yağma edilip, terk edildi. Ama 1393 senesinde tekrar kurulup 15.yüzyılın başında yine görkemli eski önemini kazandı. 1904 yılında çıkan büyük bir yangınla harap olduktan sonra bir daha inşa edilmiştir.
Bu manastır da Trabzon bölgesindeki diğer manastırlar gibi kutsal bir mağara ve ayazmanın etrafında kurulmuştur.


Kaymaklı Manastırı:
http://www.habule.com/Trabzon/33.jpgKaymaklı Köyü'nde bulunan bu manastır, Trabzon'a 3 km. uzaklıktadır. Manastıra Boztepe arkasındaki Mısırlı mezarlığının solundaki patika ile gidilmektedir. Manastır binası kesme taştan yapılmış ve 2450 m2 üzerine kurulmuştur. Eser; Hz.İsa'nın namına yapılmış, fakat yapıldığı vakit tepeden aşağıya düşen bir adam sapasağlam kaldığı için Çarhapan yani "fenalığı engelleyen" olarak adlandırılmıştır. Manastır1914-1918 yıllarında bir yangın geçirmiş ve bu tarihten sonra terk edilmiştir.Günümüzde şahıs malı olarak kullanılan bu mabet, burada oturan ailece az bir değişikliğe uğratılmasına rağmen korunmaktadır.


Kızlar Manastırı (Panagia Theoskepastos) :
http://www.habule.com/Trabzon/34.jpgGeniş bir alana kurulu olan manastır, Boztepe'nin güney yamacında ve Trabzon'un doğu cephesine bakmaktadır.Theoskepastos sözcüğünün manası "Tanrı tarafından örtülmüş ve korunmuştur." Bu manastırda birçok Trabzon manastırında olduğu gibi bir kaya şapelinin etrafında inşa edilmiştir. Eser:III.alexios(1349-1390) zamanında kurulmuştur. Günümüzde geniş kütlesi ile ayakta kalabilmiş ve turistler tarafından ilgi ile gezilmektedir.


Kızlar Manastırı(Panagıa Keramesta):
Bu manastır, Trabzon-Hamsiköyü yolu üzerinde kiremitli köyü vadisi üzerinde yer almaktadır. Yerin isminin manası şimdiye kadar anlaşılamamıştır.Buraya ilk kez kimlerin geldiğini belirten bir kitabe yoktur. Sumela veya Vazelon manastırlarının bir minyatürü olan bu yapıda, kutsal bir mağara ile tamamlanır.Günümüze kadar gelen taş bölümler, bu manastırın Orta çağ'da yapılmış olduğu hissini uyandırıyorsa da, yapı 1858 yılında inşa edilmiştir.

Beyazdut
26-12-10, 03:56
Turizm Merkezleri

Turizm Bakanlığınca Trabzon ilinde 6 (altı) yayla Bakanlar kurulu kararınca Turizm Merkezi olarak ilan ettirilmiştir. Turizm merkezi ilan edilen bu yaylalarda Kamu kurum ve kuruluşlarınca alt ve üst yapı çalışmalarına başlanılmış, öncelikle ulaşım ele alınarak yolların standart hale getirilmesi ,Elektrik, su, telekominaskon, wc, çeşme, gibi sosyal ihtiyaçları içeren yatırımlara ağırlık verilmiştir.


Maçka Şolma Turizm Merkezi
Maçka ilçesi güney çıkışından başlayarak 22 km. lik toprak yolla Mağura Yaylası üzerinden bu yaylaya ulaşılır. 1800 m. yüksekliğindeki yaylada, bakkal, kavehane ve telefon hizmetleri vardır.
5 Mart 1990 tarih ve 20452 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir.

Trabzon-Tonya-Armutlu-Gümüşhane-Kürtün-Erikbeli Turizm Merkezi
Tonya'dan 25 ve Şalpazarı'ndan 34 km. lik yollarla ulaşılabilen 1800 rakımlı bir yayladır. Fırın, Kahvehane, bakkal ve telefon hizmetleri mevcuttur.
5 Mart 1990 tarih ve 20452 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir.

Akçaabat-Karadağ Turizm Merkezi
Vakfıkebir'den ve Akçaabat-Düzköy yoluyla ulaşılabilen bir yayla alanıdır. Yolu düşük nitelikli olup, yayla adını 1946 m.lik Karadağ tepesinden almıştır. Yayla merkezde bakkal, kahvehane, lokanta, fırın hizmetleri mevcuttur.
5 Mart 1990 tarih ve 20452 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir.

Çaykara-Uzungöl Turizm Merkezi
Trabzon'un en önemli turizm potansiyeline sahip yörelerinden biri olan Uzungöl, Trabzon'a 100, Çaykara'ya 20 km. mesafededir. Her türlü yeme-içme ve konaklama tesislerinin bulunduğu yayla yıl boyunca hizmet vermektedir.
5 Mart 1990 tarih ve 20452 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir.

Araklı-Pazarcık Turizm Merkezi
Karaderi güzergahında Araklı'nın 60 km. güneyindedir. Yağmurdere üzerinden Gümüşhane'ye Aydıntepe üzerinden de Bayburt'a ulaşan yolların geçtiği bir yayla köy merkezidir. Telefon ve alışveriş imkanları mevcuttur.
20 Mayıs 1991 tarih ve 20876 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir.

Araklı Yeşilyurt Yılantaş Turzim Merkezi
Trabzon'a 64 ilçe merkezine 33 km. mesafede bulunan yayla 10 km. lik stabilize yolla Yeşilyurt beldesine bağlanır.
10.01.1998 tarih ve 23227 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir.

Beyazdut
26-12-10, 03:59
Trabzon Kaleleri ( Surlar )

Kuruluşu çok eski yıllara uzanan surların kaynaklara göre MÖ. 5. yy. da varlığı bilinmekte olup çeşitli dönemlerde ve günümüzde onarılmış ve yenilenmiştir.Onarım ve yenileme çalışmaları bugünde devam etmektedir. Güneyden kuzeye yukarı hisar veya iç kale, ortahisar ile kuzey hisar veya aşağı hisar olmak üzere üç bölüme ayrılır.


http://www.habule.com/Trabzon/6-3.jpg


Yukarı Hisar: İç kaleyi koruyan ve akropol vasıtası gören bu kısım en eski ve şehrin içinde kapalı bir site idi. İlk yaptırıldığı tarih MÖ 2000 yıllarına kadar gitmektedir.

Doruğunda İmparator ve imparotireçenin ikametgahları, bunların etrafında kendilerine soylular soylusu Küra Polates, Sezar ünvanları verilmiş prensler veya evlat edinenlerin binaları bulunurdu. Bu binalardan başka kale muhafızlığı, katip ve hizmetçiler sınıfının bulunduğu yapılar yer almakta idi.
Evliya Çelebi Trabzon kalesinin bu kısmından ''Trabzon kalesi üç bölktür,birine aşağı hisar diğerine ortahisar iç kalesine de kule hisar derler. Fakat dağ tarafında cehennem kuyusuna benzer bir derin hendeği vardır ki yetmiş yedi adam girer.'' diye bahseder.

Ortahisar: Yukarı hisar ve iç kalenin devamı olan bu kısım yamuksu şekildedir.İç kaleden bu kısma iki kapı ile geçilmekteydi. Bu bölümde ortahisar camii eski hükümet konağı, zağnos Köprüsüikule ve çifte hamamlar, Amasya camisi, Şirin Hatun camii, Musa Paşa camii yer alır. (Kule hamamı çifte hamamı Amasya camii günümüzde yıkık durumdadır.) Bu kısımdaki surlar Trabzon İmparatoru Alexsioz II.(1297-1330) zamanında yukarı hisardan aşağı hisara kadar yaptırılmıştır.


http://www.habule.com/Trabzon/5-3.jpgAşağı Hisar: Bu kale batıdan Zağnos burcunun yanı başından başlayıp denize kadar inen surlardan meydana gelmiştir. Bu kısım surların Sotka kapısı adı verilen iki kapısı bulunur.Günümüzde ''Kale Kapısı'' ismi verilen mevkide suru delinerek taşıtların geçmesine elverişli duruma getirilen kısmı daha yüksek duvarlardan meydana gelmiştir.
Aşağı Hisarın çevrelemiş olduğu bölgede St. Andrea kilisesi (Molla Siyah Camii,Hoca Halil camii, Pazarkapı Camii, Kundupoğlu ve yarımbıyıkoğlu evleri evleri,sekiz direkli hamam,tophane hamamı,Hacı Arif hamamı,İskenderpaşa Çeşmelri gibi tarihi eserler yer almaktadır.

Beyazdut
26-12-10, 04:09
Trabzon Konakları


http://www.habule.com/Trabzon/ev1.jpg



Maçka İlçesi, Şahinkaya Beldesi, Konaklar Mah.Bahtiyar/ Fuat Eyüboğlu Ev

iYapım Tarihi: Cumhuriyet Dönemi
--------------------------------------------------------

http://www.habule.com/Trabzon/ev2.jpg



Araklı İlçesi, Taşönü Köyü

Sarımollaoğlu Topal Mustafa Evİ
----------------------------------------------------------








http://www.habule.com/Trabzon/ev3.jpg



Maçka İlçesi, Şahinkaya Beldesi, Konaklar Mah

Cemalettin Eyüboğlu Evi
-------------------------------------------------------

http://www.habule.com/Trabzon/ev4.jpg



Maçka İlçesi, Şahinkaya Beldesi, Konaklar Mah

Halil Topçu Konağı
-------------------------------------------------------
http://www.habule.com/Trabzon/ev5.jpg



Of İlçesi, Kıyıcık Beldesi, Merkez

Çakıroğlu Hasan Ağa Konağı
-------------------------------------------------------

http://www.habule.com/Trabzon/ev6.jpg

















Maçka İlçesi, Şahinkaya Beldesi, Taşalan Mah.

Behzat Şahinler Evi
--------------------------------------------------------------
http://www.habule.com/Trabzon/ev7.jpg


Of İlçesi, Sıraağaç Köyü
Çakıroğlu İsmail Ağa Konağı
-------------------------------------------------------------
http://www.habule.com/Trabzon/surmene1.JPG









Sürmene İlçesi, Balıklı Mahallesi

Yakupoğlu Memiş Ağa Konağı
18.yüzyıl sonu-19.yüzyıl başları
--------------------------------------------------------------
http://www.habule.com/Trabzon/ev11.jpg






Aşağıda, Sürmene İlçesi, Balıklı Mahallesi Yakupoğlu Memiş Ağa Konağı'nın ahşap işçiliğinden örnekler, yukarıda konağın döner ahşap tavanı

http://www.habule.com/Trabzon/ev12.jpg
http://www.habule.com/Trabzon/ev13.jpg
Not: M.Reşat Sümerkan ve İbrahim Okman'a hazırladıkları "Kültür varlıklarıyla Trabzon" adlı kitapları için teşekkür etmek lazım.
-------------------------------------------------
Memişoğlu Konağı:
http://www.habule.com/Trabzon/10-1.jpgSürmene ilçesinin 4 km doğusunda Balıklı mevkiinde yer alır. İki katlı kademeli cepheli büyük bölümü taştan inşa edilmiş geniş saçaklı bir yapıdır. Bölgemizde taş ve özellikle ahşap işçiliği ile ünlüdür. Kapı kanatları ve tavanlar ahşap işçiliğinin en mükemmel örneklerini sergiler. 18 yy.da yapıldığı sanılan binanın üst katındaki batı odasının ortasında bir mil etrafında dönebilen bir parça vardır ki: bu vantilatör ve rüzgar gülü vasifesini görmektedir. Tavanın bu özelliğinden dolayı konağa halk arasında ''Döner tavanlı konak ''ismi verilmiştir.
----------------------------------------------------------
Nemlizade Konağı:
http://www.habule.com/Trabzon/11-1.jpgGazipaşa mahallesinde yer alan eser geniş bir alana yerleştirilmiş dört katlı kargir bir yapıdır.Konak haremlik ve selamlık bölümlerinden oluşmakta idi. Zemin kat ve odalarında Kütahya çinilerinin en güzel örnekleri panolar şeklinde sergilenmiştir.
1945-1963 yılları arası bina tekel bürosu olmuşi 1963-1979 yılları arasında Fatih Eğitim Enstütüsü yapılmış,17 Eylül 1979 tarihinden itibaren Trabzon İktisadi ve Ticari İlimler Akedemisi olarak kullanılmış halen eski Kız Meslek Lisesinin Kültür Bakanlığına devrinden sonra Olgunlaşma Enstitüsü ve Kız Meslek Lisesi olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

Beyazdut
26-12-10, 04:14
Camiler - Türk Devri Yapıları

Ortahisar Fatih Camii :


Ortahisar mahallesinde yeni kültür merkezinin batısında yer alır. Bizans döneminin Trabzon'daki en önemli dini yapısı olan Chrisokephalos Kilisesi, bugün Trabzon'da Osmanlı sanatının en iyi süsleme örneklerinin yansıtıldığı camii olarak kullanılmaktadır.
http://www.habule.com/Trabzon/12-1.jpgYap kilise olarak ilk kez 10.yy.da inşa edilmiş,12,13ve 14.yüzyıllarda onarım ve ilaveler görmüştür. Roma döneminde yerinde bir tapınak olduğundan söz edilir. Kuzey girişinde yer alan İyon başlıklı iki sütun bu döneme ait olabilir. Komnenos krallığı döneminde(13 v3 14 yy.lar.) metropolit kilisesi olarak kullanılmış, kralların taç giyme töreni burada yapılmıştır.
Zeminde büğün döşeme altında kalmış olan büyük boyutlu "opussectile" tarzında bir mozaik süsleme, duvardalardaki sıva altında da freskler bulunmaktadır
http://www.habule.com/Trabzon/13-1.jpgYapı Trabzon'un 1461 yılındaki fethinden sonra camiye dönüştürülen ilk kilisedir.(1463) Fatih Sultan Mehmed'in fetihten sonraki ilk cuma namazını burada kılmış olması kuvvetle muhtemeldir.
Bu dönemde ilave edilen ahşap mimber ve taş mihrap Osmanlı sanatının çok iyi birer örneğidir. Ayrıca Caminin iç ve dış duvarlarındaki Osmanlıca kitabeler iyi birer hat sanatını yansıtırlar.



Yeni Cuma Camii :
http://www.habule.com/Trabzon/14-1.jpgYeni Cuma mahallesinde, Bizans döneminde Trabzon kentinin koruyucu azizi olduğuna inanılan st.Eugenios'a atfen yapılmıştır. Bügünkü bina 13. ve 14.yy.lara ait olmakla birlikte ilk inşasının daha erken bir tarihe inmesi muhtemeldir.
Haç planlı olan yapının doğudaki apsislerinden ortadaki dıştan beş köşelidir ve üzerinde kabartma olarak kartal ve güvercin tasvirleri vardır. Fetihten sonra camiye dönüştürülerek kuzeydeki giriş mekanı ve minare ilave edilmiştir. Mihrabı taş işçilikli, ahşap mimberi ise sadedir. Ayrıca caminin kalem işi süslemeleri birinci sınıf işçiliğe sahip olup görülmeye değerdir.



Gülbahar Hatun Camii :
http://www.habule.com/Trabzon/15-1.jpgAnnesi Gülbahar Hatun'un anısına Yavuz Sultan Selim tarafından 16.yy.ın ilk çeyreğinde (1514) yaptırılmıştır. Zamanında medrese, mektep, imaret ve hamam yapılarınıda kapsayan büyük bir külliye içinde yer alıyordu. Toplum hizmetinde birçok vakfı olduğu anlaşılan bu değerli osmanlı hatununun birçok vakfı gibi buradaki külliyenin de diğer yapıları günümüze ulaşamamıştır.
http://www.habule.com/Trabzon/16-1.jpgCamii, beş küçük kubbe ile örtülü beş bölümlü son cemeat yeri,büyük tek kubbe ile örtülü harem kısmı ile doğu ve batıdaki üzeri kubbeli birer zaviye odasından meydana gelmiştir.Son cemaat yerindeki mermer sütunların başlıkları stilize baklava motifidir. Mihrap ve mimberi de mermerlerden olan Caminin mimberi sade işçiliklidir. Mihrap da ise bitkisel bezeme ve mukarnaslı kavsaraya yer verilmiştir.
Giriş kapısı üzerindeki kitabe, caminin 1885 yılında onarıldığını bildirir. İçteki iyi kalabilmiş kalmişi süslemeler de bu yıllara ait olmalıdır.



İskender Paşa Camii :
http://www.habule.com/Trabzon/17.jpgTrabzon'da üç kez Valilik yapmış olan imar etkinlikleri ile ünlü İskender paşa tarafından 1529 yılında medresesi ile birlikte yaptırılmıştır. Medrese ile caminin batısında bulunan mezarlık, yol geçirme çalışmaları sırasında yıkılmıştır. İyi bir taş işçiliğine sahip olan yapı erken osmanlı camilerinin plan tipini yansıtır.
Geniş bir alan içersine inşa edilmiş olan camii, ters T planlıdır.Yapının etrafını kalın çevre duvarı çevirmektedir. Camii avlusuna kuzey ve doğudan girilir. Fakat kuzeydeki kapısı taç kapı vazifesi görmektedir. Evvelce avlunun sağında İskender paşa medresesi yer alırdı. Fakat günümüzde söz konusu olan bu medreseden hiç bir iz kalmamıştır. Giriş kapısı üzerinde bulunan H.1300(1882) tarihi, yapının tamir ettirildiği yılı gösterir eserin bu tarihten sonra büyük değişiklik ve onarım gördüğü anlaşılmaktadır. Batıdaki son cemaat yeri 1973 yılında eklenerek yapıya iç mekan genişliği sağlanmıştır. Bu bölümün önünde, bahçede görülen mezar, camiyi yaptıran İskender paşa'ya aittir.



Ahi Evren Dede Camii :
http://www.habule.com/Trabzon/18.jpgBoztepe semtinde olup küçük bir camidir. Caminin önemli bir mimari özelliği yoksada tarihi bir değeri vardır. Camii ismini Ahi Evren denen zattan almıştır. Bu zatın türbesi caminin bitişiğinde kare planlı ve üzeri büyük bir kubbe ile örtülmüştür.








Hızırbey Camii :
http://www.habule.com/Trabzon/19.jpgBu eser Hızırbey mahallesinde yer almaktadır. Yapının ve mahallenin bu isimle anılması Trabzon'da valilik yapan Hızır Bey'den ötürüdür. Kare planlı olan yapı H.1213(1789/99) yılında yaptırılmıştır. Mimar Çetintaş'ın raporuna göre; camiinin hicri 1298(1880) senesinde halk tarafından yaptırıldığı söylenir ise de bu tarih tamir kitabesidir. Eser, 1970 yılında tamir ettirilmiş, Hızır Bey Camiini onarma ve ğüzelleştirme derneği'nin öncülüğünde Camii avlusu düzenlenmiş, son cemaat yeri genişlettirilerek asıl bölüme uyumlu olarak yeni ek yapı kuzey tarafına 20.YY.ın sonunda (1998:1999) yapılarak daha fazla cemaate hizmet verecek hale getirilmiştir.



Çarşı Camii :
http://www.habule.com/Trabzon/20.jpgBu camii, kendi ismi ile anılan çarşı mahallesindedir. Barok-Ampir tarzında olan camii.H.1255(1839)tarihinde Trabzon valisi Hazinedar Zade Osman paşa tarafından yaptırıldığını kuzey kapısı üzerinde bulunan kitabesi belirtmektedir.
Kalın taş duvarlı olarak yapılmış olan eser, dikdörtgen planlıdır. Camiinin mihrabı ve mimberi mermer işlemelidir. Son cemaat yeri kemerle ve üç kubbeden meydana gelmiştir.

Beyazdut
26-12-10, 04:17
Trabzon Hanlar Hamamlar

Türk Devri Yapıları

Bedestan ( Ceneviz Hanı )


http://www.habule.com/Trabzon/22.jpgBir ticaret yapısı olan Bedestan çarşı mahallesinde ve çarşı camiinin kuzeyinde yer almaktadır. Kareye yakın bir planı olan binanın her cephede birer kapısı bulunmaktadır. İçerde bulunan tuğla kemerler kapıyı kemerlemektedir.Yapının ortasında bulunan dört fil ayağı üzerine kubbesi oturtulmuştu. Yapının kitabesi görülmemiş isede: Evliya Çelebi bu eseri h.1057(1647) yılında görmüş, bina sahipleri ve buradaki halktan ''çarşıların en seçmesi mumhane kapısındaki taşra esnafıdır. Kargir yapı bir Bedesteni vardır ki içindekiler zengin, eli açık, muhterem, vakarlı bezirganlardır.'' bahsettiği halde eserin yaptırıldığı tarihle ilgili hiç bir şey söylememektedir. Halbuki Trabzondaki diğer yapıların tarihinden Evliya Çelebi söz etmektedir.
Bedestan bazı araştırmacılar trafından 11. yy.da yapılmış bir Ceneviz eseri olduğu kabul edilir.
Günümüzde marangoz atölyesi olarak kullanılırken Trabzon Valiliği İl Özel İdaresi tarafından kamulaştırılarak aslına uygun restore edilmektedir.

Beyazdut
26-12-10, 04:19
Tarihi Yapılar

Trabzon ilinin yukarıda sayılan ve açıklanan tarihi eserleri yanında görülmeye değer pek çok eserleri daha vardır ve bunların hemen hepsi bir şekilde günümüze kadar gelebilmiştir. Bunlar arasında Taşhan, Vakıfhan, Alacahan, Paşa hamamı, sekiz direkli hamam, meydan hamamı, Abdullah Paşa çeşmesi, Şadırvan, Gülbahar Hatun Türbesi, Emir Mehmet Türbesi, Zagnos Paşa köprüsü, Tabakhane köprüsü ve su kemerleri, Akça Kale, Kalepark (Güzel Hisar) Santa Harabeleri; Santa Maria Kilisesi, Fatih Hamamı, Musa Paşa Camii, Tavanlı Camii, Hoca Halil Camii, Sivil mimarlık örnekleri olan Kundupoğlu evi, Çakıroğlu konağı, Orta Hisar evleri ve Akçaabat orta mahallesini ön planda sayabiliriz.


http://www.habule.com/Trabzon/25.jpgSt.Anna (Küçük Ayvasıl) Kilisesi:
Çarşı mahallesinde ve kentin merkezinde bulunan yapı, Trabzonda ayakta kalabilen en eski kilise yapısıdır. 7.yy.da inşa edilmiş, 9.yy.da onarım geçirmiştir.Üç apsisli bazilikal planlı küçük boyutlu bir kilisedir. İç duvarlarındaki fresklerin çoğu tahrip olmuştur. Güneydeki giriş kapısının üzerinde Roma dönemine ait kapartmalı mermer bir levha bulunmaktadır. Sütün başlıkları iyon tarzında olup çatısı kiremitle örtülmüştür. 1999 yılında Valilikce restore edilmiştir.

St.john Kilisesi :
http://www.habule.com/Trabzon/26.jpgHızırbey mahallesinde Kaledibi ilköğretim okulunun yanında ve müştemiliyatındadır.13.yy. başında inşa edilmiş,19,yy.lın ortalarında onarılmış son ve etraflı onarımını 1998 yılında ğeçirerek günümüzde çok amaçlı salon olarak kullanılmaktadır.

Cephanelik :
İrene kulesi veya Fatih kulesi olarak bilinen ve kitabesi olmadığından dolayı hakkında kesin bilgi bulunmayan kulenin İmparatoriçe İrene (1340-1341) tarafından Trabzon aristokrasisinin toplantı yeri olarak yaptırıldığı söylenmektedir. Ayrıca Yıldız sarayı albümünde fotoğrafları bulunan yapının II.Abdülhamit tarafından, Fatih zamanından kalma bir yapının yerine yaptırıldığıda söylenmektedir.
http://www.habule.com/Trabzon/35.jpg25 metre yüksekliğinde iç içe yer alan kalın duvarlı iki dairevi kuleden oluşan binanın 1877 yılında cephanelik olarak kullanıldığı bilinmektedir. Trabzon'un Ruslar tarafından işgali sırasında (1916-1918) da cephanelik olarak kullanılan yapı, 1919 yılında bir patlama ile hasar görmüştür.
Günümüzde Trabzonlu bir iş adamı İbrahim Öztürk tarafından hazineden kiralanarak turizme hizmet vermek üzere onarılmaktadır.

Beyazdut
26-12-10, 04:21
Trabzon Atatürk Köşkü


http://www.habule.com/Trabzon/7-3.jpgSoğuksu semtinde küçük bir çam korusu içinde yer alır.Yirminci yüzyılın hemen başında yaptırılmış 1923 den sonra hazineye kalmıştır.Büyük Önder Atatürk 1934 ve 1937 yıllarındaki Trabzon ziyaretlerinde bu köşkte konuk edilmiştir. O'nun ölümünden sonra Trabzon belediyesi tarafından o dönemde kullanılan eşyalarla dekore edilerek Atatürk müzesi olarak ziyarete açılmıştır.




http://www.habule.com/Trabzon/8-3.jpgAvrupa mimari tarzında inşa edilen köşk üç + yarım katlı taş bir yapıdır. Dışdaki taşkın saçaklarda ahşap, içte,tavanlarda alçı süslemelere yer verilmiştir.Ulu önderimiz 1937 yılında vasiyetnamesinin bir bölümünü bu konakta yazmıştır.Günümüzde müze olarak paylaşılan Atatürk köşkü yerli ve yabancı konuklarca ziyaret edilmekte ve kent turizminde önemli rol oynamaktadır.

Beyazdut
26-12-10, 04:27
Trabzonspor


http://www.habule.com/Trabzon/trabzonspor.jpg



Türkiye İdman Cemiyetleri ittifakının kurulması ve Türk Sporunun bu ilk örgütünün tüm Anadolu'ya yayılması, Trabzon'da da etkisini göstermişti. Bu etki sonucu yeni yeni kulüpler kurulmaya başlandı. İdmanocağı, İdmangücü, Necmiati'den sonra Trabzon Lisesi bünyesinde Lise adını taşıyan yeni bir kulübün kurulmasıyla kulüp sayısı 4 olmuştu. 1923 yılından sonra Trabzon'da İdmanocağı ve İdmangücü arasında büyük bir rekabet başlamıştı. Bu öyle bir rekabetti ki İstanbuldaki Galatasaray- Fenerbahce rekabetine benziyordu. Hatta zaman zaman onu bastırdığı bile oluyordu. Trabzon sanki Ocaklılar, Güçlüler diye ikiye ayrılmıştı. Trabzon'da futbolun bu iki takım arasındaki rekabetten yüceldiği söylenebilir. Rekabet zamanla öylesine büyük boyutlara vardı ki Trabzon'un Türkiye liglerinde geç temsil edilmesinin de esas nedeni budur. Ne var ki iki kulüp arasındaki çekişme şehrin futbolundaki kaliteyi de her gecen gün arttıran faktör olduğu gözardı edilemez.

1923 yilinda Trabzon'da ilk resmi lig maçları oynanmaya başlandı.İlk sezon İdmanocağı şampiyon olmuştu. Bunu 1923-24,1924-25 sezonlarında Lise takımının arka arkaya şampiyonlukları izledi. 1925 sezonunda yine İdmanocağı şampiyon olurken, 1929 yılına kadar da önce Lise, arkasından Muallim Mektebi daha sonra da Ticaret Lisesi takımları mutlu sona ulaştılar.


İdmanocağı ile İdmangücü arasındaki büyük rekabet 1930'dan sonra had safhaya ulaştı. 1929-30'dan sonra 5 kez arka arkaya İdmanocağı'nın şampiyon olmasından sonra 1934-35 sezonundan itibaren İdmangücü takımı tam 7 yıl arka arkaya şampiyon olarak bu iki takım arasındaki rekabeti büsbütün alevlendirmişti.

1940'li yıllarda Trabzon futbolundaki güç lise takımlarına geçmişti. Tam 6 kez arka arkaya şampiyonluğu kazanması da bunu gösteriyordu. Bu aralar dikkat çeken bir hususta Trabzon'daki bütün futbol yıldızlarının Lise takımlarından yetişmiş olmalarıydı. Özellikle Trabzon Lisesi bir futbolcu kaynağı olmuştu. 1947-48 sezonundan itibaren şampiyonluk yine İdmanocağı ile İdmangücü arasında el değiştiriyordu. Bu arada Necmiati'de iki sezon şampiyon olarak Trabzon futbolunda söz sahibi oldu. Bu arada Trabzon'da yeni yeni kulüplerde kuruluyordu. 1938'de kurulan Doğan Gençlik, 1941 yılında Akcaabat Lisesinde kurulan Akcaabat Gençlik (Bugünkü Sebatspor), 1950 yılında Sürmene ilcesinde kurulan Sürmene Gençlik, 1952 yılında aynı ilçede kurulan Zafer Gençlik, 1953 yılında kurulan Yolspor 1955 yılında kurulan Yalıspor bu takımların başında geliyordu.

1930'lu yıllarda başlayan İdmanocağı, İdmangücü rekabeti 1940'li, 1950'li, 1960'li yıllarda olanca şiddetiyle devam ediyordu. Bu gitgide rekabetten öte boyutlara varmaktaydı. Ocaklı ve Güçlü olmak Trabzon'da adeta bir spor mezhebi haline gelmişti. En kotu sezonlarda bile rekabetlerinden hiç bir şey kaybetmiyordular.

Trabzon öylesine ikiye ayrılmıştı ki Ocaklılar Sari Kırmızı diye İstanbul'daki Galatasaray'ı İdmangüçlülerse Yeşil Beyaz renklerine rağmen Fenerbahce'yi destekliyorlardı. Rekabet bir de bu şekliyle alevlenmişti. Bu arada renkleri Sari Lacivert olan Necmiati bile bu rekabetin dışında kalmıştı. Aslında bu büyük rekabetten en karlı Trabzon futbolu çıkıyordu. Öncelikle şehirde futbol tutkusu körüklenmişti. Bu büyük rekabetten doğan büyük iddia Trabzon'da büyük yıldızların çıkmasına neden olmuştur. Ancak, Trabzon insaninin alin yazısı olan gurbetçilik 1930'lu yıllarda Trabzon'daki futbol yıldızlarının kaderine tesir etmişti. Pekçoğu yüksek ögrenim ugruna ana kucaklarını baba ocaklarını terk etmek zorunda kaldılar. Gittikleri İstanbul ve Ankara'da sürdürdükleri futbol yaşamlarında gerçekten büyük yıldız oldular. Bir Hasan Polat ve kardeşi Ali Polat Ankara Genclerbirliği'nde , bir Selim Satıroğlu, Ahmet Karlıklı Galatasaray'da bir Taka Naci, Zekeriya Bali Fenerbahce'de, Nazmi Bilge Beşiktaş'da yıldız futbolcu oluverdiler.

1962-63 sezonunda tüm yurtta bir il Takımı kurulması öngörülmüştü. Zamanın Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak, Türkiye liglerini güçlendirmek ve tüm yurda yaymak amacıyla bir seferberlik başlatmıştı. Her ilde bir futbol takımı kurup Türkiye liglerinde yer alması seferberliği büyük bir hızla devam ediyordu. Trabzon elbette ki bunun dışında kalamazdı. Yalnız bir il Kulübü kurulmasının en zor olan illerin başında kuskusuz Trabzon gelmekteydi. idmanocagi, idmangücü rekabeti Trabzon futboluna öylesine hakimdi ki bu iki kulübün bir çatı altında toplanmasına imkan yoktu. Nitekim böyle bir girişimde bulunmak isteyen bir avuç idealistin daha ilk çalışmalarında bunun imkansız olduğu gerçeği bir kez daha anlaşılmıştı.

Tüm Trabzonlular, Trabzon Spor adıyla bir kulübün kurulmasını yürekten arzuluyorlar. Ancak bu isi bir turlu gerçekleştirememenin ezikliğini yaşıyordular. Yetkililerinde araya girmesi, sonucu pek değiştirmiyordu Ocaklılar da, güçlülerde yeni kurulacak kulüpte kendi isimlerinin, hatta renklerinin hakim olmasını istiyordular ve bu konuda en ufak bir fedakarlıkta bulunmuyorlardı. Her gün, her aksam toplantı üstüne toplantı yapılıyordu. Bazen tam bir anlaşma zemini ortaya çıkıyor ama yine en ufak bir ayrıntı herşeyi berbat ediyordu. Havaya silahlar atılıyor, karakollara, hatta mahkemelere kadar uzanan olaylara rastlanıyordu. Öte yandan Futbol Federasyonunun il kulüpleri için tanıdığı surenin de sonu yaklaşıyordu.

21 Haziran 1966 tarihinde idmanocagi, Martıspor ve Yıldızspor'un da katılımı ile sarı kırmızı renkler altında Türkiye 2. Ligine alındı. Ancak, resmi bir yazının süresi içinde ilgili yere tebliğ edilmediği için idmanocağı'nın ikinci ligde oynaması durduruldu. Bu tarihten yaklaşık bir ay sonra 20 Temmuz 1966'da bu kez İdmangüçü, Karadenizgüçü, Martıspor ve Yolspor'un katılmasıyla Trabzon Spor kırmızı-Beyaz renklerle kuruldu. Ne varki İdmanocağı buna karşı çıktı. Daniştay'da açtığı dava ile yürütmeyi durdurma kararı alınınca ortalık yine karıştı. Trabzon'daki gergin durum üzerine araya zamanın Beden Terbiyesi Genel Müdürü Ulvi Yenal girdi. Ulvi Yenal, İdmanocağı ve İdmangücü'nün birleşmemeleri halinde iki kulübünde Türkiye 2. Ligine alınmayacağını bildirdi. Bu durum Trabzon'da ve her iki kulüp çevresinde "Şok" etkisi yaratmıştı. Birleşmeleri büyük sorun olan bu iki kulübün, birleşmemeleri halinde Trabzon Türkiye liglerinde temsil edilemeyecekti. Trabzon'daki geceli gündüzlü yapılan ve büyük tartışmalara neden olan toplantılar sonunda 2 Ağustos 1967 günü idmanocağı ile idmangüçü birleşmesi gerçekleşti ve Trabzon Spor;idmanocağı, idmangücü, Karadenizgüçü ile Martıspor'un birleşmesi ile ortaya çıktı.


Artık bütün resmi işlemler tamamlandıktan sonra sıra gelmişti Trabzon Spor'un renklerine. Renk bulmak öyle kolay olmadı. Trabzon'da uzun yıllar suren idmanocaği-idmangücü rekabetinde Sarı-Kırmızı ve Yeşil-Beyaz renkler hakimdi. Trabzon Spor'un renkleri bu renklerin dışında olmalıydı. Trabzon'u ve Karadeniz'i simgeleyen renkler aranıyordu. Bu konuda yarışma açılması da gündeme geldi ancak sonra vazgeçildi. Renk için geceli gündüzlü toplantılar düzenleniyordu. Dört toplantıdan sonuç alınamamıştı. Beşinci toplantıda herşey bitecekti. Artık taraftarın da sabrı kalmamıştı. Sonunda Trabzon ve Karadeniz'in sembolü olan Hamsi üzerinde duruldu. Hamsi'nin gümüş mavisi rengi ve gözlerinin bordosu dikkate alındı. Kimileri buna karşı çıktı. Neymiş efendim bordo renk kırmızıya kaçıyormuş. Öyle ya idmanocağı renkleri de Sarı-Kırmızı ya. işte bu nedenle bordonun rengi biraz koyu tutularak idmanocağının kırmızısından kaçınıldı. Böylece bir haftadır şehirde süren renk kavgası sona ermişti ve Trabzonspor Bordo-Mavi renklere kavuşmuş oldu.

Trabzon Spor -2-
Halen İl Merkezinde 32.000 (Hüseyin Avni AKER) ve Akçaabat'ta 5.000 kişi kapasiteli (Fatih) stadyum mevcut olup, İl genelinde 13 adet toprak yüzeyli, 3 adet çim, 12 adet spor sahası, 5 adet spor salonu, 9 adet antreman salonu 1 adet kapalı, 2 adet açık yüzme havuzu, 1 adet atış poligonu vardır. Sporun çeşitli branşlarında 14.136 sporcu (12.120 kişi ile futbol ilk sırayı, 1 kişi ile jimnastik son sırayı paylaşmaktadır) 408 hakem ve 22 antrenör görev almaktadır.

Trabzon'da spor denince şüphesiz ilk akla gelen futboldur. İlimizin tanıtımında çok önemli yer tutan futbol takımımız TRABZON SPOR gerek ülkemizde ve gerekse Avrupa'da elde ettiği büyük başarılardan dolayı İlimizin ve Ülkemizin tanıtımında önemli rol oynamaktadır. 2 Ağustos 1967 tarihinde Bordo-Mavi renklerle kurulan Trabzonspor 1973-1974 sezonunda Türkiye Birinci Ligine çıkmış ve bugüne kadar 6 kez 1. Lig Şampiyonluğu, 5 kez Federasyon Kupası, 7 kez Cumhurbaşkanlığı Kupası ve 5 kez de Başbakanlık Kupasını müzesine götürmüştür.

Avcılık, atıcılık, atletizm, basketbol, boks, güreş, judo, voleybol, hentbol, futbol ve su sporları dallarında spor faaliyetleri yapılmaktadır. Her dalda ülke çapında dereceler alan Trabzonlu sporcular futbolda da birçok başarılar kazanmışlar ve isimlerini yurt dışına taşırmışlardır.
Karadeniz'in hırçın dağlarına karşı dik yamaçlı inişli-yokuşlu yollarla birbirine bağlı topraklar üzerinde doğup büyüyen Trabzonlu çok değişken, sert yaratılışlı ve çeviktir.

Düğünlerde, derneklerde, ırgatlarda (Ortaklaşa çalışma) tek tek ya da topluca söylenen türküler, genellikle bölge halkının ulusal sazı haline gelen kemençe ile birlikte çalınıp söylenir.Diğer bölgelerde olduğu gibi, Karadeniz Bölgesinde oynanan halk oyunları da zengin ve çeşitlidir. Bu oyunlar genellikle horon adını alırlar. İnce bir sanat güzelliği ile oynanan horon, yurt ve dünya çapında ün yapmış ve uluslararası yarışmalarda birçok birincilik kazanmıştır.

TRABZON SPOR TARİHİ
http://www.habule.com/Trabzon/kulup.jpg (http://www.habule.com/Trabzon/trabzonspor.htm#)Türkiye İdman Cemiyetleri ittifakının kurulması ve Türk Sporunun bu ilk örgütünün tüm Anadolu'ya yayılması, Trabzon'da da etkisini göstermişti. Bu etki sonucu yeni yeni kulüpler kurulmaya başlandı. İdmanocağı, İdmangücü, Necmiati'den sonra Trabzon Lisesi bünyesinde Lise adını taşıyan yeni bir kulübün kurulmasıyla kulüp sayısı 4 olmuştu. 1923 yılından sonra Trabzon'da İdmanocağı ve İdmangücü arasında büyük bir rekabet başlamıştı. Bu öyle bir rekabetti ki İstanbuldaki Galatasaray- Fenerbahçe rekabetine benziyordu. Hatta zaman zaman onu bastırdığı bile oluyordu. Trabzon sanki Ocaklılar, Güçlüler diye ikiye ayrılmıştı. Trabzon'da futbolun bu iki takım arasındaki rekabetten yüceldiği söylenebilir. Rekabet zamanla öylesine büyük boyutlara vardı ki Trabzon'un Türkiye liglerinde geç temsil edilmesine bile sebep oldu. Ne var ki iki kulüp arasındaki çekişme şehrin futbolundaki kaliteyi de her geçen gün arttıran faktör olduğu göz ardi edilemez.

1923 yılında Trabzon'da ilk resmi lig maçları oynanmaya başlandı. İlk sezon İdmanocağı şampiyon olmuştu. Bunu 1923-24,1924-25 sezonlarında Lise takımının arka arkaya şampiyonlukları izledi. 1925 sezonunda yine İdmanocağı şampiyon olurken, 1929 yılına kadar da önce Lise, arkasından Muallim Mektebi daha sonra da Ticaret Lisesi takımları mutlu sona ulaştılar.

İdmanocağı ile İdmangücü arasındaki büyük rekabet 1930'dan sonra had safhaya ulaştı. 1929-30'dan sonra 5 kez arka arkaya İdmanocağı'nın şampiyon olmasından sonra 1934-35 sezonundan itibaren İdmangücü takımı tam 7 yıl arka arkaya şampiyon olarak bu iki takım arasındaki rekabeti büsbütün alevlendirmişti.

1940'lı yıllarda Trabzon futbolundaki güç lise takımlarına geçmişti. Tam 6 kez arka arkaya şampiyonluğu kazanması da bunu gösteriyordu. Bu aralar dikkat çeken bir hususta Trabzon'daki bütün futbol yıldızlarının Lise takımlarından yetişmiş olmalarıydı. Özellikle Trabzon Lisesi bir futbolcu kaynağı olmuştu. 1947-48 sezonundan itibaren şampiyonluk yine İdmanocağı ile İdmangücü arasında el değiştiriyordu. Bu arada Necmiati de iki sezon şampiyon olarak Trabzon futbolunda söz sahibi oldu. Bu arada Trabzon'da yeni yeni kulüpler de kuruluyordu. 1938'de kurulan Doğan Gençlik, 1941 yılında Akçaabat Lisesinde kurulan Akçaabat Gençlik (Bugünkü Sebatspor), 1950 yılında Sürmene ilçesinde kurulan Sürmene Gençlik, 1952 yılında ayni ilçede kurulan Zafer Gençlik, 1953 yılında kurulan Yolspor 1955 yılında kurulan Yalıspor bu takımların başında geliyordu.

1930'lu yıllarda başlayan İdmanocağı, İdmangücü rekabeti 1940'lı, 1950'li, 1960'lı yıllarda olanca şiddetiyle devam ediyordu. Bu gitgide rekabetten öte boyutlara varmaktaydı. Ocaklı ve Güçlü olmak Trabzon'da adeta bir spor mezhebi haline gelmişti. En kötü sezonlarda bile rekabetlerinden hiç bir şey kaybetmiyorlardı.

Trabzon öylesine ikiye ayrılmıştı ki Ocaklılar Sari Kırmızı diye İstanbul'daki Galatasaray'ı İdmangüçlülerse Yeşil Beyaz renklerine rağmen Fenerbahçe'yi destekliyorlardı. Rekabet bir de bu sekliyle alevlenmişti. Bu arada renkleri Sarı Lacivert olan Necmiati bile bu rekabetin dışında kalmıştı. Aslında bu büyük rekabetten en karlı Trabzon futbolu çıkıyordu. Öncelikle şehirde futbol tutkusu körüklenmişti. Bu büyük rekabetten doğan büyük iddia Trabzon'da büyük yıldızların çıkmasına neden olmuştur. Ancak, Trabzon insanının alın yazısı olan gurbetçilik 1930'lu yıllarda Trabzon'daki futbol yıldızlarının kaderine tesir etmişti. Pek çoğu yüksek öğrenim uğruna ana kucaklarını baba ocaklarını terk etmek zorunda kaldılar. Gittikleri İstanbul ve Ankara'da sürdürdükleri futbol yaşamlarında gerçekten büyük yıldız oldular. Bir Hasan Polat ve kardeşi Ali Polat Ankara Gençlerbirliği'nde , bir Selim Satıroğlu, Ahmet Karlıklı Galatasaray'da bir Taka Naci, Zekeriya Bali Fenerbahçe'de, Nazmi Bilge Beşiktaş'ta yıldız futbolcu oluverdiler.

1962-63 sezonunda tüm yurtta bir İl takımı kurulması öngörülmüştü. Zamanın Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak, Türkiye liglerini güçlendirmek ve tüm yurda yaymak amacıyla bir seferberlik başlatmıştı. Her ilde bir futbol takımı kurup Türkiye liglerinde yer alması seferberliği büyük bir hızla devam ediyordu. Trabzon elbette ki bunun dışında kalamazdı. Yalnız bir İl Kulübü kurulmasının en zor olan illerin başında kuşkusuz Trabzon gelmekteydi. İdmanocağı, İdmangücü rekabeti Trabzon futboluna öylesine hakimdi ki bu iki kulübün bir çatı altında toplanmasına imkan yoktu. Nitekim böyle bir girişimde bulunmak isteyen bir avuç idealistin daha ilk çalışmalarında bunun imkansız olduğu gerçeği bir kez daha anlaşılmıştı.

Tüm Trabzonlular, Trabzon Spor adıyla bir kulübün kurulmasını yürekten arzuluyorlar, ancak bu işi bir türlü gerçekleştirememenin ezikliğini yaşıyorlardı. Yetkililerinde araya girmesi, sonucu pek değiştirmiyordu Ocaklılar da, Güçlüler de yeni kurulacak kulüpte kendi isimlerinin, hatta renklerinin hakim olmasını istiyorlardı ve bu konuda en ufak bir fedakarlıkta bulunmuyorlardı. Her gün, her akşam toplantı üstüne toplantı yapılıyordu. Bazen tam bir anlaşma zemini ortaya çıkıyor ama yine en ufak bir ayrıntı her şeyi berbat ediyordu. Havaya silahlar atılıyor, karakollara, hatta mahkemelere kadar uzanan olaylara rastlanıyordu. Öte yandan Futbol Federasyonunun il kulüpleri için tanıdığı sürenin de sonu yaklaşıyordu.

21 Haziran 1966 tarihinde İdmanocağı, Martıspor ve Yıldızspor'un da katılımı ile sarı Kırmızı renkler altında Türkiye 2. Ligine alındı. Ancak, resmi bir yazının süresi içinde ilgili yere tebliğ edilmediği için İdmanocağı'nın İkinci ligde oynaması durduruldu. Bu tarihten yaklaşık bir ay sonra 20 Temmuz 1966'da bu kez İdmangücü, Karadenizgücü, Martıspor ve Yolspor'un katılmasıyla Trabzonspor Kırmızı-Beyaz renklerle kuruldu. Ne var ki İdmanocağı buna karşı çıktı. Danıştay'da açtığı dava ile yürütmeyi durdurma kararı alınınca ortalık yine karıştı. Trabzon'daki gergin durum üzerine araya Zamanın Beden Terbiyesi Genel Müdürü Ulvi Yenal girdi. Ulvi Yenal, İdmanocağı ve İdmangücü'nün birleşmemeleri halinde iki kulübünde Türkiye 2. Ligine alınmayacağını bildirdi. Bu durum Trabzon'da ve her iki kulüp çevresinde "Sok" etkisi yaratmıştı. Birleşmeleri büyük sorun olan bu iki kulübün, birleşmemeleri halinde Trabzon Türkiye liglerinde temsil edilemeyecekti. Trabzon'daki geceli gündüzlü yapılan ve büyük tartışmalara neden olan toplantılar sonunda 2 Ağustos 1967 günü İdmanocağı ile İdmangücü birleşmesi gerçekleşti ve Trabzonspor; İdmanocağı, İdmangücü, Karadenizgücü ve Martıspor'un birleşmesi ile ortaya çıktı.

Artık bütün resmi işlemler tamamlandıktan sonra sıra gelmişti Trabzonspor'un renklerine. Renk bulmak öyle kolay olmadı. Trabzon'da uzun yıllar süren İdmanocağı-İdmangücü rekabetinde Sari-Kırmızı ve Yeşil-Beyaz renkler hakimdi. Trabzonspor'un renkleri bu renklerin dışında olmalıydı. Trabzon'u ve Karadeniz'i simgeleyen renkler aranıyordu. Bu konuda yarışma açılması da gündeme geldi ancak sonra vazgeçildi. Renk için geceli gündüzlü toplantılar düzenleniyordu. Dört toplantıdan sonuç alınamamıştı. Beşinci toplantıda her şey bitecekti. Artık taraftarın da sabrı kalmamıştı. Sonunda Trabzon ve Karadeniz'in sembolü olan Hamsi üzerinde duruldu. Hamsinin gümüş mavisi rengi ve gözlerinin bordosu dikkate alindi. Kimileri buna karşı çıktı. Neymiş efendim bordo renk kırmızıya kaçıyormuş, öyle ya İdmanocağı renkleri de Sari-Kırmızı ya. İşte bu nedenle bordonun rengi biraz koyu tutularak İdmanocağı'nın kırmızısından kaçınıldı. Böylece bir haftadır şehirde süren renk kavgası sona ermişti ve Trabzonspor Bordo-Mavi renklere kavuşmuş oldu

HÜSEYİN AVNİ AKER
http://www.habule.com/Trabzon/huseyinavniaker.jpgHüseyin Avni Aker 1889 yılında Trabzon’ un Vakfıkebir ilçesinin Çavuşlu Köyü’nde dünyaya geldi. İlk,orta tahsilini Trabzon’ da yaptı ve Trabzon mahalli mektebinden mezun oldu. İstiklal Savaşı’na katılarak cephede düşmana karşı savaştı. 1925 yılına kadar Akçaabat ,Sürmene ve Trabzon’da ilkokul öğretmenliği yaptı.1926 yılında ünlü spor adamı Selim Sırrı Tarcan tarafından İstanbul ‘da açılan Beden Eğitimi Kursuna katıldı ve buradan diploma aldı. Trabzon tarihinin ilk beden eğitimi öğretmeni olarak tarihe geçen H. Avni Aker Trabzon Lisesi Muallim Mektebi ve Ticaret Lisesine atandı. Buralardaki başarılı hizmetlerinden sonra Beden Terbiyesi Bölge Asbaşkanlığı (şimdiki Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü) görevini üstlenerek Trabzon sporunun en üst makamına yükselen değerli spor adamı yaşama veda ettiği 1944 yılına kadar bu görevini sürdürdü.
Hüseyin Avni Aker görevde bulunduğu yıllar içinde Trabzon ‘a bir stat kazandırmak ve bugün stadın bulunduğu araziyi bu amaçla istimlak etmek için çok uğraştı. Onun müthiş çabası daha sonra adının verildiği stadı Trabzon futboluna kazandırdı.
Hüseyin Avni Aker ‘in arkadaşı olan ünlü Beden Eğitimi Öğretmeni ve antrenör Hayri Gür stada Avni Aker adının verilme öyküsünü şöyle anlatıyor. “1940 ‘lı yıllarda Hüseyin Avni Aker ‘le aynı okulda beraber çalıştık. Kendisi hem lisede öğretmendi hem de Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü ‘ne vali nezdinde asbaşkanlık görevini yürütüyordu. 1972-77 yılları arasında Trabzon ‘da Beden Terbiyesi ‘nde 5 yıl bölge müdürü olarak çalıştım.bu sırada stad inşaatı tamamen bitmiş ve isim aranıyordu . zamanın valisi Adil Ciğeroğlu başkanlığında bir genel kurul oluşturuldu.bu genel kurul da ben de vardım ve Hüseyin Avni Aker ismini ben teklif ettim. Çünkü bu stada en çok onun emeği geçmişti. Sanat Okulu ile Yeni Mahalle arası o zamanlar uçurumdu ve bu uçurumu at arabaları ile toprak taşıyarak doldurduk. Toprağı zemine serdikten sonra çimleri ekmeye başladık. Daha sonra ise altmış kişilik kapalı tribün ile açık tribün yaptık. O zamanın parasıyla tüm bunlar 40 bin liraya mal olmuştu. Tüm bunları vali Ciğeroğlu ‘na anlatınca o da bana hak verdi ve stada Avni Aker ‘in isminin verilmesini istedi. O zamanlar buna tek karşı çıkan rahmetli Ziya Nemli olmuştu. Nemli stada İdmanocağının eski kaptanı Rıza Kuğu ‘nun adının verilmesini istiyordu.”

Beyazdut
26-12-10, 04:31
Akçaabat Sebatspor


Cumhuriyet ile birlikte 1923 yılında kurulan Akçaabat Sebatspor ; Türkiye'nin en eski ve köklü spor kulüplerinden biridir. İdman Sebat Yurdu adıyla kurulduktan sonra 1940 yılında Akçaabat Gençlik adını alan kulüp; 1986 yılında aldığı Akçaabat Sebatspor adıyla 13yıl 2.ligde Akçaabat'ı başarıyla temsil etti.1991 yılında beklenmedik bir şekilde küme düşen,ardından büyük bir şevk ve yenilikle 99-2000 sezonuna başlayan ve büyük mücadelelerden sonra şampiyonluğu yakalayan Akçaabat Sebatspor 9 yıllık bir aradan sonra tekrar 2.lige yükseldi.

http://www.habule.com/Trabzon/stadyum.jpg


2000-2001 sezonunda İkinci lig mücadelesinde Play-Off’u üç puanla kaybeden ekibimiz, bir sonraki yıl oluşturulan 2.lig A Grubunda tek ilçe takımı olarak sürdürdüğü başarılı mücadelenin ardından Süper Lige çıktı. Süper ligdeki ilk yılında ligte kalmayı başarmanın yanı sıra özellikle büyük takımlardan aldığı puanlarla gelecek için camiaya büyük ümit verdi.

http://www.habule.com/Trabzon/akcabatsebat.jpg

Sadece Akçaabat’ın değil yetiştirdiği sporcuları ile Trabzon ve ülkemizin de spor açısından önemli bir değeri olan Sebatspor'un yanında 1957 yılında kurulan Tütünspor Kulübü de şehrin spor hayatına renk katmayı sürdürmektedir.

Beyazdut
26-12-10, 04:33
Trabzon'da Spor

Halen İl Merkezinde 32.000 (Hüseyin Avni AKER) ve Akçaabat'ta 5.000 kişi kapasiteli (Fatih) stadyum mevcut olup, İl genelinde 13 adet toprak yüzeyli, 3 adet çim, 12 adet spor sahası, 5 adet spor salonu, 9 adet antreman salonu 1 adet kapalı, 2 adet açık yüzme havuzu, 1 adet atış poligonu vardır. Sporun çeşitli branşlarında 14.136 sporcu (12.120 kişi ile futbol ilk sırayı, 1 kişi ile jimnastik son sırayı paylaşmaktadır) 408 hakem ve 22 antrenör görev almaktadır.

Trabzon'da spor denince şüphesiz ilk akla gelen futboldur. İlimizin tanıtımında çok önemli yer tutan futbol takımımız TRABZON SPOR gerek ülkemizde ve gerekse Avrupa'da elde ettiği büyük başarılardan dolayı İlimizin ve Ülkemizin tanıtımında önemli rol oynamaktadır. 2 Ağustos 1967 tarihinde Bordo-Mavi renklerle kurulan Trabzonspor 1973-1974 sezonunda Türkiye Birinci Ligine çıkmış ve bugüne kadar 6 kez 1. Lig Şampiyonluğu, 5 kez Federasyon Kupası, 7 kez Cumhurbaşkanlığı Kupası ve 5 kez de Başbakanlık Kupasını müzesine götürmüştür.

Avcılık, atıcılık, atletizm, basketbol, boks, güreş, judo, voleybol, hentbol, futbol ve su sporları dallarında spor faaliyetleri yapılmaktadır. Her dalda ülke çapında dereceler alan Trabzonlu sporcular futbolda da birçok başarılar kazanmışlar ve isimlerini yurt dışına taşırmışlardır.


Karadeniz'in hırçın dağlarına karşı dik yamaçlı inişli-yokuşlu yollarla birbirine bağlı topraklar üzerinde doğup büyüyen Trabzonlu çok değişken, sert yaratılışlı ve çeviktir.

Düğünlerde, derneklerde, ırgatlarda (Ortaklaşa çalışma) tek tek ya da topluca söylenen türküler, genellikle bölge halkının ulusal sazı haline gelen kemençe ile birlikte çalınıp söylenir.Diğer bölgelerde olduğu gibi, Karadeniz Bölgesinde oynanan halk oyunları da zengin ve çeşitlidir. Bu oyunlar genellikle horon adını alırlar. İnce bir sanat güzelliği ile oynanan horon, yurt ve dünya çapında ün yapmış ve uluslararası yarışmalarda birçok birincilik kazanmıştır.
TRABZON'DA SPOR

http://www.habule.com/Trabzon/trabzondaspor1.jpgTrabzon'da futbolun başlangıcı Birinci Dünya Savaşı öncesine dayanıyor. O tarihlerde şehrin en kalabalık mahallesi olan bugünkü Ortahisar mahallesinde ilk kez Rumlar tarafından futbolun oynandığı bilinmektedir. Trabzonlu gençler şehrin dört bir yanından Ortahisar mahallesine gelerek Rumların futbolunu seyrediyorlardı. Sonraları Rumlar Trabzonlu gençleri de aralarına alarak o daracık sokaklarda futbolu yaygınlaştırıyorlardı. Futbol tutkusu her gecen gün bir çığ gibi büyüyordu. Tıpkı horon gibi Trabzon insanının bünyesine uygun bir oyundu. Bu nedenle kısa sürede büyük ilgi görmüştü.

Bir gün sadece Trabzonlu gençlerin futbol oynadığı bir sırada top hemen karşıdaki Rum evinin açık penceresinden içeriye girer. Elindeki topla dışarı çıkan yaşlı bir Rum, Trabzonlu gençleri iyi bir azarlayarak kovmuştu. Bu olaydan sonra Rumların ileri gelenleri Ortahisar mahallesinde futbol oynanmasını yasakladılar. Özellikle Trabzonlu gençlere. Çünkü Rum gençleri zaten fazla oynamıyordu. Ara sıra oyunlarına da izin veriliyordu. http://www.habule.com/Trabzon/trabzondaspor3.jpgTrabzonlu gençler için büyük bir tutku haline gelen ve yeni yeni doğmakta olan futbola vurulmuş bir darbeydi yasaklama olayı. Bir kere kaptırmışlardı futbola kendilerini bu gençler. Yapacak başka bir işleri de yoktu. Ortahisar mahallesi dışında da futbol oynamaya elverişli saha pek yoktu. Olsa bile oralarda Rumların baskıları daha fazla idi. Bütün tehlikelere ve baskılara rağmen gençler kaçamak yaparak futbol oynamaya devam ettiler. Ta ki Birinci Dünya Savaşı'na kadar. Savaş tüm ülkede olduğu gibi Trabzon'da da birçok genci futbol sahalarından alıp Savaş meydanlarına sürüklemişti. Gençler artık top yerine silaha sarılmışlardı.

Birinci Dünya Savaşı sonrası, yeniden yapılanmaya giren gençler, futbolu yaşatma ve geliştirme gayretine girdiler. Şehrin dört bir yanında boş buldukları arsalarda topun peşinden koşmaya devam ettiler. Bu arada Lise Fransızca öğretmeni Burhanettin Kahyaoğlu, Beden Terbiyesi öğretmeni Sami Bey, Hifzirrahman Raşit Oymen, Tevfik Yunusoğlu, Kemal Özsubaşi ve Ali Yusufoğlu'nun başını çektiği bir grup genç Trabzon'da ilk Kulübü kurma gayretine girdiler. Bu gençlerin gayretleri şehrin butun semtlerinde büyük destek görüyordu. Bütün gayretler 20 Ocak 1921 günü mutlu sonla noktalanıyor ve Trabzon'un ilk Kulüp kuruluyordu. Sarı kırmızı renkleri seçtikleri kulübe İdmanocağı adını verdiler. İki yıl süreyle Trabzon'un tek Kulübü olan İdmanocağı, aynı zamanda Trabzon futbolunun da temelini teşkil ediyordu.


http://www.habule.com/Trabzon/trabzondaspor2.jpg

Beyazdut
26-12-10, 04:36
Trabzon Yaylaları

Maçka-Çakırgöl Yaylası:

Maçka Meryemana (Sümela) yolundan 95 km. mesafede ve denizden uzaklığı2504 metre olan yayla çevresinde Armutluk, Kırantaş, Akarsu, Aykarsa, Livayda, Kurugöl, Mesaraş, Furnoba, Kasapoğlu, Camiboğazı, Ortaoba ve Dereboyu yaylaları mevcuttur.

Sazalan Yaylası:
Erikbeli Turizm merkezinin 5 km. batısında bir yerleşim yeridir. Bazı altyapı hizmetlerinin bulunduğu yaylada konaklamak için uyku seti ve çadır almak gerekir.

Sisdağı Yaylası:
1850 metre yükseklikte bulunan yaylaya, Erikbeli Turizm Merkezi yolundan 25 km. geçerek varabilirsiniz. Burada çeşitli altyapı hizmetleri mevcuttur.

Çaykara, Sultan murat Yaylası:
Trabzon ili Çaykara ilçesine 25 km. mesafese olan ve Aydıntepe'nin 54 km. kuzeybatısında bulunan Sultanmurat yaylasında elektrik, içme suyu ve wc bulunmaktadır. I. Dünya savaşından kalma siperler ve şehit mezarlarını her yıl binlerce insan ziyaret etmetedir.

Harmantepe Yayalası:
Köprübaşı İlçesi Yeşilyurt Beldesi sınırları içerisinde bulunan Harmantepe Yatylasında I. Dünya Savaşından kalma siperler ve şehit mezarları vardır. Her yıl 29 Haziran tarihinde anma günü tertip edilir. Cösk tepesi görmeye değer yerlerinden biridir.

Düzköy (Haçka Obası) Yaylası:
1784 m. yükseklikteki yaylaya Düzköy ilçesinden güneye 12 km. toprak yolla ulaşabilirsiniz.
Eletrik, PTT, çeşme gibi altyapıya sahip olan yaylada bakkal, kasap, manav, fırın ve pansiyon mevcuttur.
Temmuz ayının 3. Cuma günü "Kadırga Şenlikleri", Ağustos ayının 2. Pazar günü Kayabaşı yaylasında "Karaabdal" adı altında şenlikler yapılmaktadır.

Lapazan Yaylası:
27 km. lik bir stabilize yolla ulaşılabilen yayla Gürgenağaç köyünün güneyinde ve denizden mesafesi 2200 metredir. Alt yapısının olmadığı yaylada ziyaretçilerin uyku setlerini ve yiyeceklerini yanlarına almaları gerekir.

Beyazdut
26-12-10, 04:39
Trabzon'da Yayla Turizmi

Trabzon kentinin tarihsel süreç içersinde önemli bir potansiyeli olan Kültür Turizminin yanısıra "4 mevsim 12 ay turizm" düşüncesi ile turizme yeni aktiviteler kazandırılma çalışmalarına başlanılmış, kentin %30 unun dağlık oluşu nedeni ile yöreye uygun Turizm çeşidi olan "YAYLA TURİZMİ" ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu bağlamda olmak üzere Turizm Bakanlığınca Trabzon ilinde 6 (altı) yayla Bakanlar kurulu kararınca Turizm Merkezi olarak ilan ettirilmiştir. Turizm merkezi ilan edilen bu yaylalarda Kamu kurum ve kuruluşlarınca alt ve üst yapı çalışmalarına başlanılmış, öncelikle ulaşım ele alınarak yolların standart hale getirilmesi ,Elektrik, su, telekominaskon, wc, çeşme, gibi sosyal ihtiyaçları içeren yatırımlara ağırlık verilmiştir.


Yaz aylarının sıcak ve nemli havasına karşılık; Trabzon yaylaları çok çeşitli flora ve faunaları, zengin ormanları, krater gölleri, ırmakları, coşkun dereleri, peyzaj görüntüleri, dağ ve doğa yürüyüşleri, rafting, kano ve kış sporları, av ve olta balıkcılığı, çim kayağı, şifalı suları, yöresel yemekleri, halkın kültürel yaşantısı gibi değerleri ile önemli bir potansiyel oluşturur.

Yaylacılık ; doğal ve ekonomik nitelikleri yanında sosyal bir olgu olarakta önem taşımaktadır.Yaylaya çıkmak (Yayla göcü) çok eskilerden beri gerçekleşmektedir.Yöre kültüründe bu geleneğin en belirgin ifadesi "YAYLA ŞENLİKLERİ" dir. Bu şenliklerin kalabalık ve Uluslararası nitelelikte olanları Kadırga yaylası otçu haftası şenliği, Şalpazarı geyikli beldesi sis dağı şenlikleri, Akçaabat ilçesi hıdırnebi yaylası şenliği, Maçka lişer yaylası soğuksu şenliği, Vakfıkebir karadağ yaylası şenlikleri dir. Bu şenliklerde binlerce insan kadınlı-erkekli, yaşlısı-genci, elele birlik ve beraberlik içersinde horon halkaları oluşturup kemence,davul-zurna eşliğinde saatlerce horon oynarlar.

http://www.habule.com/Trabzon/38.jpgYaylalarda turisti büyüleyecek güzellikte yayla evleri vardır. Nemi seven çiçek ve bitkilerle süslüdür.Yaz aylarında aşağı köylerin halkı yaylalara göçer. Etraftaki kahvehane, fırın, kasap ve camii gibi sosyal imkanlar çevreye canlılık verir. Kışın karla kaplı oluşu yazın sıcağında sis ve çise içinde oluşu yaylalarımızın en önemli özelliğidir. Dağlardan çıkan akarsular denize kavuşmak için adeta çoşar gider. Böylesine görülmeye ve yaşanmaya değer olan yaylalarımıza son yıllarda artan ilgi nedeniyle her yıl gelen binlerce insanın konaklama ihtiyacının karşılanması amacı ile özel sektörün yanı sıra Trabzon Valiliği olarakta öncü-örnek olması amacıyla Akçaabat Hıdırnebi yaylasında ahşap yaylakent oluşturulmuştur. Doğaya uyumlu doğayı bozmayan evler olan bu yayla kente ulaşım asfalt yolla yapılmaktadır.Yaz kış her mevsim ulaşıma açık olan bu yaylanın denizden yüksekliği 1650 metredir.Yine yayla turizmi kapsamında Çaykara ilçemizin Uzungöl bucağı bungolov tipi konaklama tesisleri ve ünlü alabalığı ile binlerce yerli ve yabancı turistlere hizmet vermektedir. Trabzona 99 km ve Çaykara ilçesine 19 km uzaklıkta deniz seviyesinden 1090 m yükseklikte bulunan Uzungöl dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır.

Alternatif olarak Zigana dağında sütlacı ile meşhur Hamsiköy sınırları içinde özel sektörce yapılan Zigana Tatil Köyü de konuklarına dört mevsim yörenin kültürel, folklorik özelliklerini sunmaktadır.

Her ne kadar Turizm Bakanlığınca altı yayla turizm merkezi ilan edilmişsede bu yaylalarımızın dışındaki diğer yaylalarda aynı değer ve özelliktedirler.

Yeşil ve mavinin böylesine harkulade göz kamaştırıcılığı tabiatın anlatılması zor güzeliliğini dinlenme, gezi, spor imkanları kentimizin turizm gerçeğine uygun turizm şekli olan yayla turizm i olarak normal değişimini tamamlamaktadır.

Trabzon köylerine ve yaylalarına motorlu araçlarla gidilebilir. Her yerleşim birimi ile haberleşme yapma imkanı vardır. Ahalinin yaşayışı, geleneksel kültür unsurlarının (halk mimarisi, etnografik malzeme vs..) bazı yörelerimizde günümüze kadar korunarak gelebilmiş halkın yaşayışı, adetleri, mimarisi, tarımsal faaliyetleri, sanat faaaliyetleri, yöresel el sanatları (kestane ve fındık dalınadn örme sepetler, şal, kaytan, keşan, peştamal, kemençe müziği ve yöresel yemekleri) kentin cazibesini arttırmaktadır.
Bütün bu sayılanların yanısıra kentin turizmini cazip kılan unsurlar içinde kente hakim tepe üzerinde önemli bir peyzaj unsuru ve mesire yeri olan Boztepe, Soğuksu, Maçka Hamsiköy, Düzköy Haçka, Kayabaşı, Çamburnu, Yıldızlı Seragölü, Yüzüncü yıl parkı ile birlikte sağlık turimine imkan sağlayan şifalı suları (tablo 4) mağara turizmi kapsamında Düzköy ilçesi Çalköyü beldesi ve mağarası önemli bir potansiyeldir.

Trabzon ilinin turizmde hak ettiği payı alabilmesi için kongre turizmi, spor turizmi, gençlik turizmi, sağlık turizmi, doğa turizmi, yat turizmi, kültür turizmi gibi turizm çeşitlenmesi çalışmaları devam etmektedir.

http://www.habule.com/Trabzon/40.jpgTrabzon ilinin turizm potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmek turizm çeşitliliği sağlayan yaygın bir turizm arz dokusu yaratmak amacı ile kısa, orta ve uzun dönemli planlama çalışmaları ve plan zamanlaması belirlenmiştir. Bu belirlenen çalışmalar ışığında ortaya çıkan turizm potansiyeli cazibeli kılınarak turizm hizmetine sunulması ile kente ziyaretler artmıştır.Turist sayısına oranla konaklama, yeme- içme tesislerininde sayısı artmış, kaliteli ve vasıflı personel ile turizme hizmet vermektedirler.

Kenti ziyaret edenlerin başında bilhassa 1989 yılının Ağustos ayında Sarp sınır kapısının açılması ile yoğunlaşan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) vatandaşları ilk sırayı almış onları takiben Almanlar, İngilizler, Fransızlar, Hollandalılar, Belçikalılar, Japonlar, ABD'liler, İtalyanlar gelmektedirler.
http://www.habule.com/Trabzon/37.jpgTrabzon'da turizm potansiyelinin en iyi şekilde gerçekleştirilmesi turizm kaynaklarından etkin şekilde yararlanması ekonomisinede büyük canlılık getirdiği gibi ülke ekonomisinede katkı sağlamaktadır.

Trabzon kentine gelen yabancı misafirler Türk konuk severlilğinin en güzel örneği ile karşılaşmaktadırlar. Ülkelerine dönerken memnun, mutlu olarak ve de bir dahaki seneye gelmenin planlarını yapmaktadırlar.

Yeşil-mavi ve Türk konukseverliği için bulunmaz bir kent TRABZON.

Beyazdut
26-12-10, 04:41
Trabzon'da Yayla Kültürü ve Yayla Evleri

Dağlarla çevrili bölge, dört mevsim ılıman ve çok yağışlı bir iklime sahiptir. Yaylalar bu yüksek dağ dizilerinin eteklerinde kurulmuşlardır. Dağlar üzerinde, değişik çiçekler, ağaçlarla süslü ormanlar arasında obalar, yaylalar mevecuttur. Bu yaylalar arasında Erikbeli, Derinoba, Karadağ, Sultan Murat yaylaları ünlüdür.

Bölgedeki köyler, dağlardan denize doğru inen akarsuların vadileri üzerinde kurulmuşlardır. Köylerde bulundukları coğrafi mevkiye göre çay, fındık, mısır tarımı ve hayvancılık yapılır. Kış ayları, köylerde dinlenilerek mevsimlik işler ve el sanatlarıyaparak geçirilir. İlkbahar gelince mart ve nisan aylarında tarlalar bellenir, Mayısta ekinler ekilir. Mezrası olan aileler buradaki evlerine göç ederek bir ay kadar otururlar. Özellikle sürüler mezraya göçürülür. Haziran başından Eylül sonlarına kadar yaylaya göç edilir. Yayla dönüşü 1-2 ay yine mezrada (güzlekte) oturulur. Kar yağıp havalar iyice soğuyınca köye inilir.

Yaylalar kışın tamamen ıssızdır. İlkbaharda karlar erimeye başlayınca erkekler yaylaya gidip evlerini kontrol ederler. Evierin kardan, rüzğardan bozulan, kırılan yerlerini, tamir ederler, çayırların çapalarını (çitlerini) düzeltirler. Köylerde de yayla hazırlıklarına başlanır. Yaylaya götürülecek eşyalar satın alınır. İneklerin çırnakları (çanları) elden geçirilir, puruncaları (ineklere takılan püsküllü boncuklu başlık) dikilip boyatılır. Göç günü, köylülerce ortaklaşa belirlenir. Çünkü yaylanın taze otları birlikte otlatılacaktır. Genellikle ekinler ekilmişse ve havalar uygunsa, haziranın ilk haftasında yaylaya göç edilir.

Evden önce besmele ile evin büyüğü veya ananın ilki olan erkek çocuk çıkar. Yükler katır ve eşeklere yüklenir, büyükler de sırtlarına denkler ve sepetlerle bazı eşyaları alırlar. Bütün göçler köyün çıkışında birleşerek yola girilir.

Yaylaya gideceğim
Yollara kona kona
Gelir bulursun beni
Evimi sora sora

Göç sırasında çalgıcılar yaylacılara eşlik eder. Dinlenmeler sırasında kemençe, davul, zurna, eşliğinde horon tepilir, türküler söylenir; yaylası uzak köyler belirli obalarda veya mezralarda konaklar. Bu sırada geceleri yine eğlenceler düzenlenir. Trabzon Şalpazarı'nda hala birçok köy, yaylalara böyle topluca, büyük şenliklerle göçmektedir.

Yaylalar yemyeşil, türlü çiçeklerle bezeli, kelebekierin uçuştuğu çayırlara, cana cankatan soğuk sulara, türlü ağaçlar, meşeler, çamlarla donanmış ormanlara sahiptir. Ormanlarda otlaklarda kuş sesleri, çan sesleri, köyun kuzu meleyişleri insanı gerçcekten etkiler. Günün her saati yayla bir başka tarif edilmez güzelliktedir. Bölge halkı yüzlerce türkü ile bu güzellikleri ifadeye çalışmiştir.

Yayla; ormanı, otlağı ve yerleşim alanı (obayı) içine alan bir bütündür. Yayla hayatı belli işleri yapmayı gerektirir. Kadınlar ev işlerini, hayvanlara ot temini ve ineklerin bakımını yaparlar. Erkekler, kışlık odun ve orman işlerinde çalışırlar. çocuklar yaşlarına göre çoğunlukla otlayan inekleri beklerler. Yaylada arpa, çavdar ekimi, patates dikimi, bazı sebzelerin (lahana, soğan) tarımı da yapılır. İneklerden sağılan sütlerden peynir, yağ, çökelek elde edilir. Bazı aileler arı kovanlarını, tavuklarını da yaylaya getirirler. Fide edilen ürünlerin bir kısmı satılır, bir kısmı tüketilir, bir kısmı da kışa saklanır. Bu tür ekonomik faaliyetlerin yanı sıra kış için ot ve yakacak odun da hazırlanır.

Bölgenin engebeli yüzey şekilleri, yağışlı iklimi yayla hayatını olumsuz yönde etkiler. 1905 tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesi'nin yayla bölümünde bu husus şöyle anlatılıyor:
"Yaz mevsiminde sahil ahalisinin göçtükleri yaylalar birbiri ardına sıralanır.. İnsan herhangi bir tarafa gözunu gezdirmiş olsa böyle arızalı yerler görür ve bu yerde yaşayan halkın ne kadar çevik ve atik adamlar olmak lazım geleceğini anlar... Bazı defa kesif duman yığınlarından bir dakika önce gözümüzün önünde bulunan tabiat güzellikierinden bir şey göremez olursunuz..."

Coğrafyanın bu şartlarına rağmen yayla; serin havası, soğuk suları, yeşil çimenleri ile her zaman sevilmiştir.



http://www.habule.com/Trabzon/kadiralakyaylasi.jpg
Kadıralak Yaylası


Trabzon'da yayla evleri küçük ebatlı olup birkaç ana mekandan teşekkül ettirilmiştir.

Köy evlerinin küçük bir modeli şeklinde tasarlanmışlardır. Yapı malzemesi ahşap ve taştır. Örtüde, iç kısımlarda kalan ve ormanı az olan yaylalarda toprak, diğer kısımlarda ahşap (hartama-bedevra) kullanılır. Son yıllarda orman varlığının tükenmesi sonucu ahşap malzeme yerini biriket, tuğla ve saca bırakmıştır.

Yayla evleri, köy evleri gibi iki katlıdır. Zemin katın yarısına ahır yerleştirilmiştir ve duvarları taştır. I. kat tamamen yaşama alanı olarak değerlendirilmiştir. Trabzon'un doğusunda ve batısındaki yayla evlerinin bölümlerinde farklılık görülür.

Akçaabat, Vakfıkebir ve Tonya yaylalarında evin aşhanasına iki yandan iki kapı açılır. Bu kısmın zemini toprak olup ortasında ocak bulunur. Ocak yanında ihtiyarların yatmasına yarayan sedir-peyke yer alır. Aşhanada yemek pişirilir, iş yapılır ve oturulur. Aşhananın bir köşesinde kap kacak koyulan bir dolap, raf ve suluk bulunur. Aşhanadan bir kapı kapak ile ahıra inilir. Aşhana ile kiler arasında ahşap bir seki olan tahta üstü bulunur. Kilerde gençler, gelinler kalır, süt, peynir burada saklanır.

Trabzon'un doğusundaki yayla evlerinde, evlerin girişinde otana olarak adlandırılan bir bölme bulunmaktadır. Buradan aşhana veya göçevine girilmektedir. Aşhananın veya göçevinden doğrudan kilere , odaya geçilmektedir. Aşhananın bir kısmı tahta döşeli, bir kismi topraktır. Yine ocak ve suluk bulunmakta, aşhanaya açılan bölme sayısı bazen ikiye çıkmaktadır. Bu odalara süt ve peynir koyulmaktadır.

Her yayla evinin belirli, çevrili bir çayırı vardır. Bu çayırın ev eyakın olan bir yerinde küçük bir bahçe yapılır. Burada lahana, soğan gibi sebzeler üretilir. Koyun sürüsü olan evlerin ağılı da evin yakınlarında kurulur. İnekler ve koyunlar obanın dışında yaylımlarda otlarlar.

Yaylalarda halkın ihtiyaçlarını karşılayabileceği birkaç dükkan kahvehane, fırm, han, cami gibi yapılar bulunur. Büyük obalarda cuma günleri pazarlar kurulur. Çevre obalardan gelen halk burada alış veriş yaparlar, buna yayla haftası denir.

Yaylada birlikte yapılan işlerin başında ot biçimi gelir. Köydeki tarla işleri bitince, bütün yetişkinler, gençler-gelinler yaylaya çayırları kesmeye çıkarlar. Güzel hava olunca hemen otları kesip kaldırmak gerekir. Ot biçimi sırasında obaların nüfusu artar. Gündüzleri ot biçen gençler geceleri sabaha kadar eğlenir.

Yaylalarda büyük şenlikier, toplantılar "dernekler", ha la, sürdürülmektedir. Bu dernekierin ilk kuruluş tarihieri yüzyıllarca eskiye gitmekte ve efsaneleşmiş bulunrnaktadır. Günümüzde daha çok eğlence şeklinde yaşatılan bu yayla dernekierinden bazılarına kısaca değinmek istiyorum.

1-Kadırga-Otçular Haftası: Akçaabat-Tonya-Maçka-Torul ilçelerinin sınırlarında Kadırga denilen eğimli mevkide düzenlenir. Derneğin kurulduğu çarşı, 'dükkanların' yakınında büyük bir namazgah bulunur. Mayıs ayından itibaren Kadırga'nın dükkanları açılır.


http://www.habule.com/Trabzon/mackadaglarindabahar.jpg
Maçka Dağlarında Bahar


Kadırga'da büyük şenlik ve eğlence Temmuzun üçüncü cumasında düzenlenir. Her köyden ve obadan eğlenceye katılmak üzere büyük gruplar yola çıkar. Geleneksel kıyafetleri içerisinde kemençe, davul, zurna eşliğinde horon teperek, türkü söyleyerek gidlir. Bu gruplarda önde erkekler, arkada kadınlar yer alır. Yürüyüş ve oyunları atlı veya yaya yöneticiler idare eder. Kadırga düzlüğüne topluluklar horon oynaya oynaya gireler ve belirli alanlarda oyunlarına devam ederler. Böylece çok sayıda horon halkaları oluşur. Daha sonra yemekler yenilir, içilr. Akşam üstü alış veriş yapılır. Yine çala söyleye obalara ve köylere dönülür.

2- Hıdırnebi-Karadağ Derneği: Akçaabat'ın Hıdırnebi Dağı'nda yapılır. Eski takvimle her yıl orak ayının yedisinde (20 Temmuz'da) kutlanır. Akçaabat, Tonya ve Vakfıkebir'in civar obaları tarafından kurulur. Hıdır-Hızırnebi eski bir yatır olmalıdır. Buradaki dernekte de tıpkı Kadırga gibi topluca eğlenilmekte, yiyilip, içilmektedir.

3- Sis Dağı Derneği: Vakfıkebir'in, Şalpazarı köylerince Sis obasında her yıl Temmuz sonu Ağustos başlarında kurulur. Sis Dağı şenliklerine Beşikdüzü, Şalpazarı, Eynesil, Görele ve Tonya obalarından çok sayıda ziyaretçi katılır.

Ah Sis Dağı Sis Dağı
Eritmedin Karı
Bu yıl da böyle gitsin
Yüreğimin efkarı

4- Yayla Ortası Derneği: Çaykara'nın Sultanmurat Yaylasında 20 Temmuz'da yapılır. Şenliklere Of ve Sürmeneliler de katılır. Günümüzde bu derneklerden başka Honefter, Karaptal, İzmis (Sivri Tepesi) gibi derneklerde yapılmaktadır.

Çaykara'da Sultanmurat yaylasında her yıl 23 Haziran'da I. Dünya Savaşı şehitleri halkın da katıldığı bir törenle anılmaktadır.

Beyazdut
26-12-10, 04:46
Akçaabat


http://www.habule.com/Trabzon/folklor2.jpg
Akçaabat tarihin ilk çağlarından beri adı ve ünü bilinen Trabzon’un batı yakasındadır. İki kent arasındaki uzaklık yıldan yıla azalmaktadır. Yakın bir gelecekte Akçaabat ile Trabzon’un birleşip bütünleştiği görülecektir.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nin tek doğal limanı olan Akçaabat, öncelikle bir liman kenti olarak önem kazandı. Trabzon Limanı yapılmadan önce bölgeye gelen yük ve yolcu gemileri, fırtınalı havalarda Akçaabat Limanı’na kaçmak zorunda kalırlardı. Akçaabat Limanı, tarih boyunca bu yöreye gelen deniz taşıtlarının en güvenilir barınağı oldu.
Akçaabat, bir liman kenti olmanın yanı sıra tarihin akışı içinde tütünü, tereyağı, zeytinlikleri, balıkçılığı, Salı günleri kurulan açık pazarı, son yıllarda ünlenen köftesi ile Doğu Karadeniz’in kıyı kentleri arasındaki özel konumunu korudu.
Değişik zamanlarda Trabzon’a gelen bilginler, gezginler, araştırmacılar, yazdıkları kitaplarda Akçaabat’tan da söz etmişleridir. Xenephon, Ruy Conzales de Clavijo, Evliya Çelebi, P.Minas Bıjiskyan, Charles Texier, Teophile Deyrolle, W.J.Hamilton, Seline Balance bunlar arasında yer alır.Akçaabat, Trabzon'un 13 km. batısında, deniz kenarında ve deniz seviyesinden 10 metre yüksekte kurulmuş şirin bir ilçedir. Nüfus, özellikle sahil kesiminde yoğunlaşmıştır. İlçe, hayvancılık alanında gelişmiş olup, hayvansal ürünleri işleyen sanayi tesisleri vardır. Akçaabat'ın kıyıları tabii birer plaj niteliğinde olup, kamp kurmaya uygun yerler vardır. Özellikle Mersin Köyü ve Akçakale Kamping ve plaj için de elverişlidir. Kıyı boyunca uzanan tütün ve zeytin bahçeleri ilçenin doğal görünümüne renk katar. İlçenin bir diğer turistik varlığı da Sera Gölü'dür. Trabzon ile Akçaabat arasında denize dökülen Sera deresi vadisinin sahile 3 km mesafede 1950 yılında meydana gelen bir yer kayması sonucu kapanmasıyla oluşmuştur. Göl ve çevresinin görünmeye değer tipik bir görünüşü vardır. Akçaabat Trabzon'un en çok nüfusa sahip olan ilçesidir. Merkez nüfusu 50.290 kişidir.

Konum

Ülkemizin Doğu Karadeniz kıyılarında sıralanan en güzel yerleşim yerlerinden biri olan Akçaabat; 38.2 doğu boylamı ile 40.4 kuzey enlemi arasında, deniz seviyesinden 10 metre yükseklikte 385 kilometrekarelik yüzölçümü ile Trabzon ilinin hemen batısında yer alır.1997 yılı nüfusu 37 500 olan ancak bugün civar belde belediyeleri ile birlikte 70 Bini aşkın şehir nüfusu ve 125 bini bulan toplam nüfusu ile Trabzon'un en büyük, Karadeniz Bölgesinin ise en önemli yerleşim yerlerinden biri olan Akçaabat, aynı zamanda ulaşım açısından önemli bir kavşak noktasındadır. Batısında Çarşıbaşı, güneyinde Düzköy ve Maçka ile çevrili bulunan ve Düzköy ilçesi ana yolu olan Söğütlü vadisini bünyesinde barındıran Akçaabat, yörede bulunan yaylaların geçiş noktasındadır. Karadeniz Bölgesi'nde yer almasına ve coğrafi olarak bu bölgenin özelliklerini taşımasına rağmen iklim olarak Akdeniz iklimi özelliklerini taşıyan ilçenin yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılıktır. Bu iklim özelliğinden dolayı Akçaabat'ta zeytin ve narenciye yetişir.


Tarihçesi


http://www.habule.com/Trabzon/kilise.jpgİlçenin kuruluş dönemine ışık tutan kaynakların çoğu yok olup gitmiş olan Akçaabat'ın tarihi Trabzon tarihi ile iç içe girer ve Trabzon tarihinin bütünlüğü içerisinde yer alır.Bu sebepledir ki bazı kaynaklarda ilçenin propontos (pontos önü,girişi,kavşağı) olarak belirtildiği gözlenir.Şehrin kuruluşuyla ilgili araştırmalar ilk yerlilerin Ege kıyılarından gelerek buralara yerleştiğini öne süren batılı araştırmacılar ile buraların Asya kökenli ya da Türk olduğunu ortaya koyan araştırmacılar arasında yoğunlaşır. Tarihi seyir içerisinde çınar ağaçlarının bolluğundan dolayı Platana ya da Pulathane diye anılan ilçe sonraları ticaretin gelişmesi ve paranın bol olması nedeniyle Akçaabat adını almıştır. Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen, Akçaabat'ta Roma,Bizans,Komnenos ve Osmanlı dönemine ait tarihi yapıt ve izlere rastlamak mümkündür. 1884 yılında ilçe olan Akçaabat'ın, Osmanlı Dönemine ait kaynaklarda şehir merkezi "Pulathane", ilçe geneli ise Akçeabâd" olarak geçmektedir.

Kentin Adı


http://www.habule.com/Trabzon/horoncu.jpg Kentin bilinen ilk adı Pulathane’dir. Bu sözcük Polathane biçiminde de söylenir. Daha sonra Polathane ve Akçaabat adı uzun süre bir arada kullanıldı. Şimdilerde yalnızca Akçaabat deniliyor.
Trabzon tarihi adlı kitabın yazarı Şakir Şevket Puluthane sözcüğünün kökenini şöyle açıklar: “Trabzon Devleti putperestlerin elinde iken kasaba halkı Platane denilen kavak ağacına taptığından nahiyenin (bucak) adı o ağacın adından gelmektedir.”
Değişik kaynaklarda Platene, Platana, Blaten, Blatan, Platna, Platina, Polta biçiminde yazılan bu sözcük, çınar ağacının Grekçe karşılığı olan platys sözcüğünden türemiştir. Platys sözcüğünden nos ekiyle türetilen platanos, batı dillerinde platana, Farsça ve Türkçe’de Pulathane yada Polathane biçimine dönüşerek günümüze ulaşmıştır.
Pulathane adının ne zaman Akçaabat olarak değiştiği bilinemiyor. Söylenceye göre MÖ 500 yıllarında buraları ele geçiren İranlılar (Persler), sabahın ilk saatlerinde kasabaya ilk girdiklerinde ak badanalı evlerle donanmış şirin bir belde ile karşılaşınca buraya Akkent, Akbelde, Akyurt anlamında Akçaabat adını verirler. Abat sözcüğünün Farsça’da yer, yurt gibi anlamlar taşıması bu görüşün kanıtı olarak gösterilir.
1515-1555 yılları arasında düzenlenen tapu tahrir defterlerinde Akçaabat nahiyesi başlığı altında şu bilgiler yer alıyor:
http://www.habule.com/Trabzon/hnebi2.jpg“Akçaabat, Trabzon’un nahiyesi olup Hızır Çelebi adında birinin 24 bin akçeli zeamenitidir. Bu gelirin büyük bölümü Haso köyünden elde edilir. Akçaabat zaimi, 9 ayrı köyde oturan 113’ü Müslüman, 607’si Hıristiyan olan 720 haneden 77 bin akçe gelir sağlıyordu”(3)
Görüldüğü Pulathane ve Akçaabat Grekçe, Farsça ve Türkçe sözcükleri karışımından oluşuyor. Doğu Karadeniz Bölgesinde bu üç dilin yüz yıllarca konuşulduğu düşünülürse Pulathane adının Platanos, Platana, Pulathane değişiminden doğduğu, Akçaabat adının da Osmanlı Türkçesi’nin ürünü olduğu ortaya çıkar.

Yayla ve Dernekler

Hıdırnebi, Karadağ, Haçka, Işıklar, Büyük Oba,gibi Akçaabat yaylalarının hepsi ayrı bir güzellikte birer doğa harikasıdır.İlkbahar ve yaz başlangıcında yaylalar şenlenir, büyük bir şevk ve heyecanla dernekler kurulur.
Yöredeki yayla derneklerinin en görkemlisi her yıl 19-20 Temmuz tarihlerinde (Orak yedisi) Hıdırnebi Kayası'nın arkasında bulunan Argolos çimeninde yapılan Hıdırnebi Şenliğidir.
Özellikle yayla turizminin canlandırılması açısından büyük önem taşıyan ve1998 yılında hayata geçirilen Yayla-Kent Projesi ile Hıdırnebi Yaylasının turizm açısından değeri artmıştır. Bu gün Akçaabat merkezinden yarım saat Trabzon'dan 45' dakikalık bir yolculuktan sonra ulaşılan Hıdırnebi Yaylası 1700 rakımında doğal güzelliği ve turistik tesisleri ile aranan ve tercih edilen bir tatil beldesidir.
Yeşili, mavisiyle ve her bir yeri birer doğa harikası olan Karadeniz'in mutlaka görülmesi, gezilmesi gereken yerlerinden Hıdırnebi Yaylasına İstanbul'dan uçakla ulaşmayı düşündüğünüzde Trabzon Havalimanından itibaren yapacağınız 45 dakikalık karayolu yolculuğu da içerisinde olmak üzere 2 saat sonra bu düşüncenizi yerine getirmeniz ve bir doğa harikasını gezmiş olmanın mutluluğunu1700 rakımında yaşamanız mümkün.

Sera Gölü

Akçaabat merkezinden 5 km. uzaklıkta bulunan Sera Gölü'nün genişliği 150-200 metre, uzunluğu ise yaklaşık 4 km.dir. 1950 yılında oluşan ve bir set gölü olan Sera Gölü : Trabzon'dan ilçeye girişte Derecik adını alan yerde bulunan ve Akçaabat'ın doğal güzelliği ile bilinen turizm yerlerinden biridir.

Beyazdut
26-12-10, 04:51
Akçaabat Köfte Tarihçesi


1930 yıllarında Akçaabat'lı lokantacılarının ortaklaşa yaptıkları, etlerin (Öküz ve Dana) bir araya getirilerek bir arada çekilen kıyma birbirlerine bağlanabilmesi için belirli ölçüde ekmek ve az miktarda sarımsak karışımı ile kendilerinin yemesi için yaptıkları köfteden çok büyük bir damak zevki yakalamışlardır. Bu damak zevkini artık lokantalarda kömürlü, ızgaralı ocaklarda pişirilmek kaydıyla öncelikle bölgeye tanıtımı yapılmıştır ve o tarihten günümüze kadar tüm dünyaya tanıtımı sağlanmış olup Akçaabat Belediyesi tarafından her yıl Ağustos ayında belirli gününde Festival olarak tanıtım için gerekli şenlik ve şölenler sürdürülmektedir.


Akçaabat Köfte Nasıl Yapılır

http://www.habule.com/Trabzon/kofte4k.jpgYöremizde hayvancılıkla uğraşan insanların yetiştirmiş olduğu Dana ve Öküz'ler (1 veya 2 yaş grubunda olmak kaydıyla) yetiştirici köylülerimiz tarafından sabahları yemleri verilirken yemlerine katılan tuz ve yörenin otlarının bu hayvanların üzerindeki etlerine vermiş olduğu tad ile köfteye ayrı bir damak lezzeti vermektedir.Akçaabat bölgesinin dışındaki illerden gelen hayvanların etinden bu lezzetin yakalanması mümkün değildir.

http://www.habule.com/Trabzon/kofte2k.jpgBir Dana veya Öküz'ün ön kol etleri, bir miktar kaburga eti (döş), işkembe yağı ve böbrek yağı gerekli temizlik ve ayrışımlar yapıldıktan sonra karışım harmanlanarak kıyma makinasının normal kafesli olmak kaydıyla makine başında kıyıma geçilir. Yapılacak kıyımın miktarına göre belirli miktarda sarmısakla çekime başlanır. Sarmısakla çekime başlarken belirli gramajda ekmek katılır. Bu katılan ekmek etin zerreciklerinin birbirine yapışmasını ve kaynaşmasını sağlar.Fazla veya az katılan ekmek köftenin damak tadını bozar.Belirli gramajda katılması uygun görülür.Çekim olayı bittikten sonra çekilen kıyma makine önünde harmanlanarak ve tuzu atılarak yoğrulmaya başlanır. Bu yoğurma esnasında fazla veya az yoğrulma sağlıklı olmayabilir, normal kıvamı verildikten sonra rulolar haline getirilir ve normal gramajlarda kesime başlanır. Kesilen köfteler avuç içerisinde yuvarlanarak bastırılmış olarak düzgün bir şekilde tepsilere dizilir.İki veya üç sıra olan tepsiler dinlendirilmek üzere soğuk hava depolarına yerleştirilir. Dinlendirildikten sonra pişirmeye hazır bir konuma gelmiştir.

http://www.habule.com/Trabzon/kofte3k.jpgAkçaabat Köftesi'nin bir özelliği de pişirilme yerinin standartlara uygun olmasıdır. Bu standartlar belirli ölçülerde ocaklar olup bu ocakların yanabilmesi için odun kömürü kullanılmaktadır. Ocak yanmaya başladıktan sonra hazır olan köftelerin ızgaraya sıralanabilmesi için önce ızgara tel fırçası ile silinir belirli bir miktar böbrek yağı ile silinir ve belirli sıralarda köfte ızgaraya serilmeye başlanır. Serilen köftelerin takip edilmesi kaydıyla çevrilerek pişirilme olayı gerçekleştirilir, ve servise hazır vaziyete getirilir.



http://www.habule.com/Trabzon/kofte1k.jpghttp://www.habule.com/Trabzon/kofte6k.jpghttp://www.habule.com/Trabzon/kofte5k.jpg

..:: Akçaabat Köfte Ne ile Yenir ? ::..

Piyaz

http://www.habule.com/Trabzon/piyaz.jpg

Düz taze marul önce seçilip yıkandıktan sonra bir süzgeç içerisinde sızması beklenir.Sızması bittikten sonra belirli bir miktar avuç içine alınarak keskin bir marul bıçağı ile kıyımı yapılır.Kıyılan marul tabağa serilir, bir gün önceden haşlanıp bekletilmeye alınan Kelkit fasulyesi üzerine serpilir.Aynı şekilde kıyılmış halde kuru soğan katılarak harman edilmiş vaziyette tabağa konulur. Zeytinyağı ve limonu eklenerek servise hazır vaziyete getirilir.

Ayran

http://www.habule.com/Trabzon/ayran.jpg
Akçaabat Köftesinin yanından ayrılmaz içeceği ayranın yapılışı, Yoğurdu derin bir kaba koyarak çatalla veya el mikseri ile çırptıktan sonra üzerine iyice karışıncaya kadar azar azar süt eklenir, soğuk suyu ve tuzu karıştırdıktan sonra soğuk olarak servis yapılır.


Kızarmış Biber ve Domates

http://www.habule.com/Trabzon/domates.jpg
Kızarmış Biber ve Domates ile Akçaabat Köftesi'nin lezzeti bir başka damak tadı oluşturuyor.Bu iki malzemenin köfte yanında yenilmesi mutlak suretle tercih edilir.



Yöresel Ekmek

http://www.habule.com/Trabzon/ekmek.jpg
Trabzon yöresine özgü kocaman, taze, sıcacık, mis gibi Vakfıkebir ekmeği ile Akçaabat Köftesi'nin tadı bir başka olur.Köftenin vazgeçilmez yan yiyeceklerinden biridir

Beyazdut
26-12-10, 04:55
Akçaabat Sera Gölü


http://www.habule.com/Trabzon/SeraGolu.jpg



Sera Gölü Akçaabat'ın önemli bir turistik varlığıdır. Trabzon ile Akçaabat arasında, Trabzon' a 10 km. mesafede, Yıldızlı beldesi sınırları içinde yer alır. Uzunluğu 4 km. genişliği ortalama 150 m. olup en derin yeri 55 m. dir. Denize dökülen Sera deresi vadisinin sahile 3 km mesafede, bir yer kayması sonucu önünün kapanmasıyla oluşmuştur. İlginç yanı, yöredeki insanların gözleri önünde birkaç gün içinde ortaya çıkmasıdır. 21 Şubat 1950 Salı günü sabahı saat 8 - 8.30 arasında şiddetli bir gürültüyle başlayan heyelan, yörede oldukça şiddetli bir şekilde duyulan yerel bir depreme yol açtı. Sera vadisinin sol yamacından kayarak büyük kütleler halinde vadi tabanına yığılan enkaz, yaklaşık 650 m. uzunluğunda ve 350 m. genişliğinde ve 65 m. yüksekliğinde bir set oluşturdu. Bu setin ardından biriken sular 24 saat içinde 3 metreye yükseldi ve her gün 100 - 200 metre kadar genişleyerek araziyi kapladı. Heyelandan 18 gün sonra en yüksek kesimine kadar ulaşan sera deresi suları bu kesimde seti yaran bir gideğenle akışını sürdürmeye başladı.
Göl ve çevresinin görülmeye değer tipik bir görünüşü vardır. Bu nedenle yerli ve yabancı turistler tarafından sıklıkla ziyaret edilir.

http://www.habule.com/Trabzon/sera-lake.jpghttp://www.habule.com/Trabzon/sera4.jpg

Beyazdut
26-12-10, 04:58
Çaykara Tarihi

Çaykara Trabzon’un doğa harikası Karadeniz’in sahil kesiminde olan Of ilçesinden 25km içeride Solaklı ve Yeşilalan derelerinin birleştiği vadide bulunmaktadır. İlçemizin sınırlarını Doğuda Rize’nin İkizdere, Güneyde Bayburt vilayeti, Batıda Sürmene, Kuzeyde Dernekpazarı ilçeleriyle çevrilidir.Yüzölçümü 637 km2 dir. Merkez ilçeye bağlı Uzungöl, Karaçam ve Ataköy adında belediyeleri ve 29 köyü vardır. Nüfusu 25.000 dir.(1990 sayımına göre)Çaykara 01.01.1948 yılında ilçe olmuş, 13.05.1948’de ise Belediye olmuştur. Değirmenlerin yanında akan suyun ismi Çaykara idi. İsmini oradan almıştır. Bölgemizin arazisi 3’üncü zamanda teşekkül etmiştir. Bu nedenle çok sarp ve dağlık yapıya sahiptir.
Çaykara’da her mevsim yağışlı geçer. İlçemiz orman bakımından zengindir. Bu ormanlarda, yüksek kesimlerde ladin’in çeşitleri, yükseklik azaldıkça gürgen,http://www.habule.com/Trabzon/caykaraaa.jpg kestane ve kızılağaç türlerine rastlanır. İlçede tarım yapılan arazi çok azdır. Arazinin eğimli oluşu sürekli toprak kaybına neden olur. Tahıl çeşitleri arasında en çok mısır yetiştirilir. Endüstri bitkilerinden fındık ve çay üretilmektedir. Fakat bunlar halkımızın geçimini sağlaması için yeterli değildir. Bu durumda ilçemiz nüfusunun diğer bölgelere göç etmesine neden olmaktadır. Hayvancılık köylerdeki otlak arazinin yetersizliğinden az bir miktarda yapılmaktadır. Eskiden halkın yaşamında önemli yeri olan yaylacılık günümüzde önemini korumakla birlikte, dinlenme ve tatil yapmaya elverişli yerler olmuşlardır.
Çaykara, ilimin ve irfanın her çeşidi ile, ülkemize hizmet vermiş değerli vatan evlatlarını yetiştirmiştir ve yetiştirmeye devam etmektedir. Alan ve nüfus yönünden küçük olmasına karşılık, ülke yönetiminde etkili olmuş, seçkin devlet adamları ve çalışkan halkı ile sesini yurt düzeyine duyurmuştur.
Bölgemiz halkı İslam öncüleri arcılığı ile hicri 8.Yüzyılda Müslüman olmuştur. Büyük Türk hükümdarı Fatih’in 1461 yılında Trabzon’u alışından daha önce Of ilçesine bağlı olan ilçemiz insanı İslam dinini kabullenmiştir. Yöre insanımızın dini bağları kuvvetli olduğu gibi vatanımızın bölünmezliğine birlik ve beraberliğine her zaman sahip çıkmış ve çıkmaktadır. Tarihe bakıldığı zaman bununla ilgili bir çok olayla karşılaşırsınız.
Çaykara insanımız çalışkan ve hareketlidir. Düşünen kafa, yıkılmayan insan ve işleyen kolların ahenginden doğan hareketli bir yaşantıları vardır. Nereden bakarsanız bakınız, Çaykara’mız böyle mert, asil, zeki ve dürüst insanlarla doludur. İlçede olan cezaevi yıllarca boş kalması, kapatılmasına neden olmuştur. Dünyanın neresine giderseniz gidiniz, Çaykara esnafı gibi mallarını gece gündüz dışarıda bırakan başka bir yer göremezsiniz. Bu hususlar insanımızın sahip olduğu bütün duyguları anlatmaktadır.

Beyazdut
26-12-10, 05:00
Çaykara Yaylaları

http://www.habule.com/Trabzon/kusmer_520.jpg

İlçeye bağlı yaylalar:
1-Ablayeras 2-Arapdere 3-Araşka 4-Barma 5-Bondilodi 6-Cahmut 7-Cerah 8-Eğrisu 9-Hanırmak 10-Halkomas 11-Sultanmurat Şehitleri 12-Kuşmer 13-Kakart görünüm 14-Koğuktaş 15-Limonsuyu 16-Lustra 17-Malakamboz 18-Mahtala 19-Multat 20-Mavreyas 21-Manoho 22-Öküzlü 24-Sarıkaya 25-Sıcakoba 26-Sultanmurat 27-Şekersu 28-Tabanoz 29-Turnalı 30-Vartan 31-Veli 32-Yente 33-Yurt
Yukarıda adı geçen Yaylalarda;
a) 30 Temmuz Kuşmer Yaylası şenlikleri
b) 23 Haziran Sultanmurat Yaylası Şehitleri anma törenleri
c) 07 Ağustos Sultanmurat yayla ortası şenlikleri
d) Şekersu Yaylasına ise Uzungöl'den günlük turizm turları düzenlenmektedir.


Kuşmer Yaylası ile arka plandaki parçalı buzullardan bir görünüm.
Yaylalarda Eki ayının Sonunda yağan kar Yayla evlerini örter. Eğrisu Yaylasından Bir görünüm

kaynak sular (içme ve şifalı sular)
İlçemiz Karadeniz iklimi etkisinde olması nedeniyle, her mevsim yağış alan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle kaynak suları çok fazladır. Genelde her akarsuyun kaynağı yer altı veya buzul kaynaklarından oluşur. İlçe merkezine Yeşilalan-Baltacılı mezralarından içme suyu sağlanmaktadır. Gerek ilçe merkezinde gerek se köylerde içme suyu sıkıntısı bulunmamaktadır. Kaplıca ve şifalı sular bakımından ilçemiz olukça fakirdir. Bilinen şifalı suları şunlardır.
a)Hadi Suyu; suyun sıcaklığı 180 C dir. Debisi ise 0.5 lt/s dir. İlçenin eskiden beri bilinen en önemli maden suyudur. İlçe Merkezine 4 km uzaklıktadır. Bazı deri ve böbrek hastalıklarına iyi geldiği söylenir.
b)Buşur Suyu; Cahmut yaylasına yakın Buşur mevkiindedir. Böbrek taşları için önemlidir. İçindeki metallerin analizi yapılmadığı için fazla içilmesi sakıncalıdır.
c)Eğridere Köyü Harsan mevkii Maden Suyu; bazı deri hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.
Yukarıda adı geçen maden sularının analizleri yapılarak hangi mineralleri içerdikleri araştırıldığı takdirde yöre insanına faydalı olacağı kanısındayız.

iklim
İlçede genelde Karadeniz (ılıman ) iklimi görülür. Her mevsim yağışlıdır. Yağışların büyük bölümü Sonbahar ve Kış aylarında ve kısmen de İlkbahar aylarında görülür. Güneye doğru Bayburt ili sınırından öteye Karasal iklim görülmeye başlar.Yıllık yağış miktarı 1500 m3 civarındadır. Kışlar İlçe merkezinde ve ilçeye yakın bölgelerde fazla soğuk olmamasına karşın yüksek kesimlerde aşırı karlı ve soğuk geçer. En soğuk aylar Ocak, Şubat ve Mart aylarıdır. Bu aylarda ortalama sıcaklık 5-70 C aracında olup, buzlu gün sayısı 10-15 gün civarındadır.Yükseğe çıkıldıkça buzlu gün sayısı artar.Yaylalarda genelde Ekim ayı sonunda kar yağması sonucu zemin karla kaplanır ve Mayıs ayına kadar erimez. Bu aydan sonra yaylalar yeniden şenlenmeye başlar. En sıcak aylar Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Bu aylarda ortalama sıcaklık 200 C civarındadır. Yükseğe çıkıldıkça sıcaklık düşer.İlçe genelinde yıllık sıcaklık ortalaması 140 C‘dir.Yağışların fazla olması havadaki nem oranının yüksek olmasına neden olmaktadır. Bulutluluk oranı % 65 civarındadır. Açık gün sayısı 70 günü geçmez. İlçede oluşan hakim rüzgarlar şunlardır;
a)Poyraz; Bol yağış getirir.
b)Lodos; Fırtına biçiminde eser.
c)Kıble; sıcaklığı artırır.
d)Fön kışın kar eritici; yazın bitkileri koruyucu özelliktedir.
Çaykara’nın güneyini kaplayan Soğanlı ve Haldızen dağları Doğu Anadolu’dan gelen soğuk havayı kısmen keser. Denizden yükselen nemli havanın yağışı kıyılara bırakması, ilçenin iklimini kıyı kesiminden kısmen de olsa farklı kılmasına sebep olur. Genelde yamaç yağışları görülür. Sonbahar ve İlkbahar gezici basınç merkezlerinin neden olduğu cephe yağışları, seyrekte olsa görülür. Soğanlı dağında dağ geçidi tepesinde Bayburt tarafı açık güneşli Çaykara tarafı ise sisli görünümlü bir doğa harikası olayı olup, farklı iklimlerin karşılaştıkları alandır.Yani karasal iklim ile Karadeniz ikliminin karşılaştıkları alandır. Bunun sonucunda Çaykara tarafı orman örtüsü, Bayburt ovası ise çıplak görünümdedir.

Beyazdut
26-12-10, 05:02
Trabzon Müzeleri

Ayasofya Müzesi :

http://www.habule.com/Trabzon/23.jpgKentin batı girişinde bulunan yapı anıt-müze olarak hizmet vermektedir. İstanbul'un Latin'ler tarafından işgalinden sonra kaçan ve Trabzon'da 1204 yılında devlet kuran Komnenos ailesinden Kral I. Manuel (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında (13.yy.) yaptırılan ve bir manastır kilisesi olarak inşa edilmiştir.
Osmanlı döneminde camiye dönüştürülmüş,1926-1918 yılları arasında Rus işgalinde askeri depo olarak kullanılmıştır.1958-1962 yılları arasında Edinburg Üniversitesi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü işbirliği ile restore edilerek 1964 yılında müzeye çevrilmiştir.


Trabzon Müzesi ( Eski Kız Meslek Lisesi ):
http://www.habule.com/Trabzon/lise.jpgCumhuriyet mahallesi zeytinlik sokakta bulunan bina yirminci yüzyılın başlarında rus asıllı bir zengin tarafından yaptırılmıştır. 1923'ten sonra hazineye kalan bina uzun yıllar Kız Meslek Lisesi olarak kullanılmış 1987 yılında müze olarak kullanılmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilmiştir.
İtalyan mimarisinin etkisi ile yaptırılan bina, bodrum üzeri üç katlıdır. İçteki mimari elemanların çoğu Avrupa dan getirilmiş olup birinci sınıf işçiliğe sahiptir.Zemin kattaki tüm mekanlar alçı ve kalem işi bezemelidir.
Günümüzde onarılan bina düzenlenerek 2000 yılının Nisan ayından itibaren ''Trabzon Müzesi'' olarak etnografik eserlerin sergilenmesine ve turistlerin ziyaretine açılmıştır.

Beyazdut
26-12-10, 05:08
Kemençe


Bilindiği gibi Kemençe Doğu Karadeniz bölgesinin bir sazı olup, bu bölgede yaşayan insanlar, Lozan anlaşması gereği Yunanistan'a göç eden Mübadiller ve Dünyanın her tarafındaki Doğu Karadeniz kökenli insanlar tarafından kullanılmaktadır. Doğu Karadeniz müziğinin vazgeçilmez sazlarından biri olan bu enstrümanımız uzun yıllar, ‘notasız çalınıyor’ gibi yanlış bir felsefe nedeniyle ilkel bir sazmışçasına hep geri planda kalmış ve müzik odakları tarafından fazlaca ciddiye alınmamışsa da Dünyanın neresinde olursa olsun kültüründen vazgeçmeyen Karadeniz insanı, Kemençe’sinden de vazgeçmemiş ve onu bugünlere taşımıştır. Ancak Kemençe'yi muhafaza noktasından öteye pek geçilememiş ve diğer sazlar arasında rüştünü ve kemalini ispat noktasına getirilememiştir.

Sitemiz; Kemençe'nin kültürel ve müzikal iklimi ile temsili ön amacı ile KADIRGA KEMENÇE EVİ sahibi olan KEMENÇE yapımcısı ve icracısı İbrahim ÇELEBİ Usta tarafından hazırlatılmakta olup, tamamlandığında içerisinde Kemençe ile ilgili her konuda bilgi bulabileceksiniz. Her ne kadar yazılı kaynaktan okuyarak iyi Kemençe çalmak mümkün olamayacaksa da, en azından fikir edinmek, alt yapı oluşumuna katkı sağlamak amacıyla kemençe çalma konusunda da site okurlarına yardımcı olmak için pratik ve şematik bilgiler de verilecektir.

Kemence imalatı Türkiye'de belirli yerlerde yapılmakta ancak kullanılan iptidai yapım usulleri nedeniyle yeterli ses ve ergonomik özellikler elde edilememektedir. Dolayısıyla kemençe meraklıları çoğunlukla folklorik bir süs eşyası olmaktan ileri gidemeyen kemençeleri satın almak durumunda kalmaktadırlar. Bu ise onların yanlış kulak oluşturmalarına neden olması yanında heveslerinin kırılması ve enstrüman hakkında yanlış kanaat sahibi olmalarına sebep olabilmektedir.

İnsana bilmediğini öğretmek yanlış bildiğini öğretmekten elbette ki çok kolaydır.Sipariş üzerine; kişiye, kişinin yöresine, tavrına ve tarzına özel, ince sesli, kalın sesli, orta sesli kemençeler üreten usta; kendine özgü işlemeli, taşlı veya taşsız, istek üzerine kemençe müşterisinin altından künyesini de kemençe başına monte ederek sesi gibi görüntüsü de seçkin, müşteri ile uyumlu kemençeler üretmektedir. İsteyen için doğal boya ile kapak sesi etkilemeyecek şeffaf boya ile boyanmakta, bu sayede kapağı kararmasını engellemektedir. Özenle arayıp bulduğu ağaçlardan, çoğunlukla Erik ve Ardıç ağaçlarından yaptığı kemençeleri kendine özgü sistemi ile deforme olmayacak şekilde adeta şarap gibi demleyerek yapan usta şehir dışında büyük makinelerle hazırladığı taslaklarını, kentte uzun emeklerle mükemmelleştiriyor. Birçok teknik araçlar kullanan ve hassas ölçüm cihazları ile kemençe kalınlığı ve boyutlarını kumpas ile saptayan Usta; kapak, klavye, kulak, eşik gibi kemençenin tüm bölümlerinin ağacını bizzat kendisi kütükten tespit edip alıyor işliyor ve uyumlu bir şekilde kullanarak kemençeye dönüştürüyor.

Kemençe’de işlev ile estetiği aynı oranda önemsiyor olması nedeniyle ve kemençe çalan birisi olarak enstrüman ses uyumu ve işlevine uygun enstrümanı tespit etmekte mükemmel bir başarı sağlamakta olan usta bu işe ticari değil sanatsal ve kültürel açıdan bakıyor. Kemençe çalarken aradığı Kemençe’yi bulamadığı için üretime başlayan usta sanatçı, olaya alıcı ve Kemençe açısından baktığını ve mükemmelin peşinde olduğunu ifade etmektedir.

Beyazdut
26-12-10, 05:10
Maçka - Maçka Tarihe Ev Sahipliği Yapıyor

Turizm bakımından Doğu Karadeniz'in ve Trabzon'un en önemli ilçelerinden olan Maçka'da birçok tarihi eser bulunuyor. Dünyaca ünlü Sümela Manastırı'nın da bulunduğu ilçede, Vazelon ve Kuştul manastırları da büyük ilgi görüyor.
Turizm bakımından Doğu Karadeniz'in ve Trabzon'un en önemli ilçelerinden olan Maçka, sınırları içerisinde yer alan tarihi eserlerle adeta tarihe ev sahipliği yapıyor.


Trabzon-Gümüşhane karayolu üzerinde bulunan Maçka, denizden 365 metre yükseklikte bulunuyor. Çam ormanlarının süslediği vadilerin bir dere yatağına kurulmuş olan ilçe, doğal güzelliklerbakımından Trabzon'un en güzel ilçeleri arasında yer alıyor.Tamamıyla yüksek ormanlardan oluşan Maçka'nın sınırları, 2000 metreye kadar ormanlarla, daha yükseklerde ise yaylalar ve değlara kadar oluşuyor.

Trabzon Trurizm İl Müdürü Volkan Canalioğlu, yaptığı açıklamada, Maçka'da son yıllarda büyük bir turizm hareketinin olduğunu belirterek, "Maçka bir turizm merkezidir. Bunun bu şirin ilçemizde turizmin gelişmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.Macımız, yöremizde turizm daha çok gelişmesi. Birçok tarihi eserin bulunduğu Maçka'yı yerli ve yabancı çok sayıda turist ziyaret ediyor" dedi.


http://www.habule.com/Trabzon/macka_1.jpg


Turizm bakımından Doğu Karadeniz'in ve Trabzon'un en önemli ilçelerinden olan Maçka'da birçok tarihi eser bulunuyor.İlçede bulunan tarihi eserler ise şunlar:


-Sümela Manastırı: İlk olarak 4. Yüzyıl'da Atinalı iki keşiş tarafından mevcut bir mağarayı genişleterek yapılan kilise, 6. ve 13.yüxyıllarda da genişletilmiştir.Meryem Ana'ya ithaf edilen manastır ismini Latincedeki "Panaghia Tou Menas" dan (Karadağın Bakiresi)almaktadır.1461 yılında bölgenin Osmanlı egemenliğine girmesinden sonra da faaliyetlerine devan etmiştir
Su kemerleri, kilise ayazma, mutfak, öğrenci odaları, kütüphane, erzak depoları ve mahzenler bulunan manastırdaki frensklerin bir bölümü tahrip edilmiştir. Trabzona 47 kilometre , Maçka'ya 17 kilometre uzaklıkta Altındere Milli Parkı içinde bulunan manastıra, yaz aylarında turuzim acentaların tarafından günü birlik turlar düzenlenmektedir.


-Vazelon Manastırı: Maçka'ya 8 kilometre uzaklıkta Gümüşhane karayolu üzerinde çam ormanları arasında yer almaktadır. Manastırın ilk kurucusu ve yapım tarihi bilinmemektedir. bununla birlikte bazı araştırmacılar MS 270 ve MS 317 tarihleri arasında kurulduğunu belirtiyorlar. Günümüze oldukça büyük değişiklerle gelebilen manastırı, imparotor Justinianus onartmıştır.Bugünkü görünümünde manastırın sağır duvarlı birinci katına batısına merdivenle çıkılmakta ve buradan da küçük bir hole ulaşılmaktadır.
Bu girişin iki yanındaki koridorlar ve çevresinde üçerden altı oda yer almaktadır. Son derece harap ve perişan durumdaki manastırda yalnızca yapı kalıntıları vardır. Manastır 1923 yılında terkedilmiştir. Vadi boyunca akan ırmakta kültür balıkçılıği manastıra yakın bir alanda yetiştirilmektedir. Manastıra günü birlik turlar acentalar tarafından düzenlenmektedir.


-Kuştul Manastırı: Maçka'nın Esiroğlu Beldesi Kuştul Köyü'nde bulunan manastır, vadiye hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur.Diğer manastırlar kadar önemli olmamakla birlikte gelen yabancı turistlerin büyük ilgisini çekiyor.
İlçenin Şolma Yaylası; merkeze 22 km. uzaklıkta çam ormanları ile çevrilmiş, soğuk suyu düz çimenleri ve çeşitli kokulu çiçekleri ile görülmeye değer bir yayla konumundadır.

Maçka ilçesinde turistik değerlere sahip görülmeye değer birçok yayla vardır. Bunlardan bazıları; Kiraz Yaylası, Lapazan Yaylası,
Gulindağı Yaylası, Maura Yaylası ve Lişer Yaylalarıdır. Lişer Yaylası her yıl 7 Temmuz günü çevre yaylalar ve köylerden gelen insarılarla "Soğuksu Şenlikleri"ni kutlamaktadır.


Maçka İlçesi'nde turistik değerlere sahip görülmeye değer bir çok yayla da bulunurken, yaylalar arasında en önemlileri ise Kiraz, Lapazan, Gulindağı, Maura ve Lişer yaylaları yer alıyor.


MAÇKA KÖYLERİ
Yeni İsimEski İsimYeni İsimEski İsimAkarsuLarhanKırantaşKudulaAkmescitZanoyKire mitliSersaAlataşMandiranyonKonaklarGalyanmesahorA ltındereİstalitaKöprüyanıSahanoyAnayurtKrnasa KozağaçAşağı hortokopArdçlıyaylaİskopyaKuşçuCibanosArıkay aValenaKaynarcaLimliAlaçamKongaKırankaşVeranaAr mağanKokKumruluLolongenaBahçekayaOlasaKöprüyan ıSahanoyBarışlıZagenaMataracıIlıksaBağışl ıKonakaOcaklıİspelaBakımlıAğursaOğulağaçK odrulBakırcılarKizeraOrmaniçiKodilaBaşarİstam aOrmanüstüKuseraCinaliCinaliOrtaköyOrthortokopC oşandereKosbitiyosÖrnekalanMaguraÇamlıdüzPapa razaÖğütlüGuryeniÇatakMeksilaSevinçSoldoyÇa yırlarÇayırlarSındıranAşağımulakaÇamkonak MesohorSukenarıHamuryaÇeşmelerZenhaŞimşirliKu ştulÇıralıMelanlıSakızlıMuhacenaDikkayaZave raTaşalanMesailliDuralı OksaTemelliPartiyosErginArmanosÜçgedikBoğaçEsi roğluAnbelaYaylabaşıYukarımulakaGürgenağaçY anakandozYazılıtaşYanandozGüzelcePontilaYazlı kLiveraGüzelyaylaFerğanlıYemişliKudulaGayretli HozariYerliceYeriGünaySesaraYeşilyurtHaçaveraHa msiköyCiharlıYukarıköyYukarıhortokopHızarlı HozarıYeniköyYeniköyIşıklarİpsoriYüzüncüy ılVasinoyKapıköyKapıköyZaferliZelfiri

Beyazdut
26-12-10, 05:15
Horon

Horonun kökeni ve kelime anlamı :

Türkler, tarihin akışı içinde Orta Asya'dan batı dünyasında doğru akarken, hiç kuşkusuz sosyal kültürel özelliklerini de birlikte götürmüşlerdir. Yoğun göç dalgaları ve tutulan yeni ''yurtluklar-vatan''da karşılaşılan değişik ulus ve halklarla da etkileşimde bulunmuşlardır. 1071 öncesi ve sonrasında Anadolu'ya akmaya başlayan Türk-­Budun-Boy ve Oymakları çok kısa bir zaman diliminde Anadolu'yu Türkleştirip, İslamlaştırırlar. Yalnız Türkler, Anadolu'nun ötesindeki Türk ellerinde İslamiyet'i her ne kadar benimsememişlerse de eski ''Gök dinleri'' ya da ''şamanist'' inanımlarının kalıntılarını çağımıza dek yaşatabilmişlerdir. Bugün Anadolu'nun kırsal ve dağlık kesimlerinde, Orta Asya'nın kültürel özelliklerini şamanist inanımlarını görmek mümkündür.
Oğuz Türkleri 12. yy'dan itibaren sürekli ve yoğun bir şekilde Karadeniz yöresini yurt tutmaya başlarlar. 200 yıl içerisinde bu olgu tamamlanır, tüm Karadeniz yörelerini fetheden ve Türkleştiren Oğuz Türklerinden olan ''ÇEPNİLER''ir. Çepniler, bu yöreyi kıyı çizgisine paralel olarak doğu-batı yönünde fethederken Anadolu'nun iç kesimlerinden de diğer Türk boy ve oymakları Erzincan, Gümüşhane ve Harput dolaylarından sahile akmaya başlarlar. 1461 yılı başlarında iç kesimlerden gelen 100.000 Çepni Türk'ün Giresun-Trabzon arasına yerleştirildiğini, yine Yavuz Sultan Selim'in Trabzon'da, Şehzadeliği sırasında İran'da Şah İsmail'in kılıcından kaçan Akkoyunlu Türkleri'ni de Rize-Trabzon arasındaki yörelere yerleştirildiğini tarihi kaynaklardan biliyoruz. Yöreye yapılan bu tarihi göç Doğu Karadeniz'in kısa bir zaman içinde Türkleşmesini sağlar.

Türkler Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiklerinde yabancı olmadıkları bir doğa parçasıyla karşılaşırlar. Yöre çok engebeli, sarp, dik ve dağlıktır. Öte yandan bölgeyi kuzey yönünde baştan başa kuşatan, sürekli dalgalı ve hırçın bir deniz vardır. Bu acımasız özellikleri içeren bir doğa üzerinde mücadele veren insanların tipik, yöreye özgü Folkloru ve Halk Oyunları da böylece oluşur.

Romanya'da düğünlerde oynanan halk danslarına ''Gagauz Türkleri ''nce ''horon" denilmektedir. Yine eski bir Bulgar ve Peçenek Türklerinde varolması dikkate şayandır. Öte yandan Erzincan, Malatya, Siirt ve Afyon'da birer yerin adı ''Horon''dur.



Yunan http://www.habule.com/Trabzon/wpeE.jpgkelimesi ile büyük bir benzerlik gösteren horonun nereden geldiği hakkında bazı fikirler ortaya atılmıştır. Bunlardan birisi Yunanlıların Karadeniz'in doğu sahillerine yerleşmiş olması, bir diğeri ise; horonun kemençe gibi Cenevizlilerden kalmasıdır. Gerçekten Fransa'da ''Carole'' adı ile tanınmış bir oyun vardır ki bir halka oluşturularak oynanırdı. ''Carole'' kelimesini Fransızca sözlükler bozuk Latince ''Carola'' olarak gösteriyorlardı. Ancak, bu kelimenin diğer şekilleri olan ''Harol , Horol'' kelimeleri ve oyunun kalabalık oynanması dikkate alınırsa, Fransız oyunu ile Doğu Karadeniz oyunu (Horon) arasında şaşırtıcı bir benzerlik göstermektedir. O halde Yunanca http://www.habule.com/Trabzon/wpeE.jpgnedir?
http://www.habule.com/Trabzon/wpeD.jpg -Hora, raks, dans Yunanca- Türkçe sözlükte;
1. Takım, grup
2. Bir kilisenin görevlilerinden oluşan kilise korosu
3. Kilise görevlilerinin kilisede durdukları yer.
Şimdi karşılaştırmaya geçelim:


a. http://www.habule.com/Trabzon/wpeE.jpg kelimesinde ''topluluk'' esas olarak görülüyor. Bu Karadeniz horonlarında da böyledir.

b. http://www.habule.com/Trabzon/wpeE.jpg kelimesinin üçüncü maddesi ''kilise görevlilerinin kilisede durdukları. yer'' dir. Kelimenin bu anlamı ile Carole kelimesinin ikinci anlamı olan ''Halka şeklinde oynanan oyun'' arasında açıkça görülen bir ilişki vardır.
Mimari ve kuyumculukta daire teşkil eden birçok şeye ve 18. yy'da kilisedeki koro dairesine Carole deniyordu.
Yukarıdaki karşılaştırmalar gösterir ki, Horon, Carole ve http://www.habule.com/Trabzon/wpeE.jpg kelimeleri arasında bir anlam birliği oluşturur.
Şimdi de bunlarla ilişkili olan diğer bir kelime üstünde duralım.
Xor (hor) veya Kör -Destan söylenirken nakarat
xoroy (horoy)-Sırayla durmak (Pekarski-Yakut sözlüğü)
Esas vasıfları ''topluluk'' olan bu Yakutça kelimeler ile Karadeniz horonu, Fransız

''carole''sı ve Yunanca http://www.habule.com/Trabzon/wpeE.jpg arasındaki anlam birliğini tespit ettikten sonra yukarıdaki araştırmalarımızı şöylece özetleyebiliriz:

Horon, Carole, http://www.habule.com/Trabzon/wpeE.jpg,Hor, Kör, Horoy kelimeleri birbirlerinden ayrı olmayıp, aynı Hor kökünün muhtelif şekilleridir.

Bu açıklamalarla yöredeki ''horom'' ve ''horon'' kelimelerinin kullanımı arasında benzerlik olduğu görülmektedir. Horom; mısır saplarının ve çayır (ot) 'ların 10-15 kucak bir araya getirilerek dikey durumda yığılıp, tarlada bulunan ''KABAK DEVEKLERİ'' ile üst kısımdan bağlanmasıdır. Başka bir deyişle daire (halka) şeklinde sıkıca bağlamaktır.
Yöre oyunlarını oynarken bir arada toplanarak sıkıca elele tutup daire halinde horon kurmalarındaki şekil ve benzerlik Horon ile Horom sözcüğünün gerek mana gerekse kelime yapısı bakımından birbirini tamamlamaktadır. Horona başlarken ''Hayde bir horom kuralım'' sözü, bir araya toplanıp, sıkıca birbirimize bağlanalım demekten başka bir şey değildir.

Horonların Oynandığı Yerler Ve Etkilendiği Unsurlar

Horonlar neşeli zamanlarda; Bayram, düğün, dernek, askere uğurlama ve arkadaşlar arasında düzenlenen eğlencelerde oynanır.

Yürekleri dolduran coşkular, sevinçler buralarda horona dönüşür. Nerede bir durak, bir oturak yeri varsa orası ''HORONDÜZÜ'' dür. üstünde horon oynanmayan tek bir düzlük yoktur Karadeniz'de...

Horon Karadenizin soluk alışı, yürek atışı, dalgalanışıdır.

Horon doğa ile insanın elele, kol kola şahlanışıdır.

İneğiyle, çadırıyla, çoluğu-çocuğuyla, silahıyla, giysisiyle dağlara çıkması, yol boyunca yol havalarının kemençe ve davul-zurna eşliğinde çalınıp söylenmesi, horon oynaya oynaya yolların bitirilmesi ve yayla düzüne silah atarak, nara atarak ve tabi ki horon oynayarak (sallama ritminde) kollar halinde girmeleri, halka içinde saatlerce horon oynamaları bahara olan özlemin coşkuya dönüşmesi, dile gelmesidir.

Karadeniz'e özgü horonun yapısında tarım kültürünün varlığı apaçık ortadadır. Horonda görülen öne eğilmeler ve kolların öne uzatılıp sallandırılması; tarlada kazma ile çapa yapılması gibidir. Horoncuların el tutması ve hamle yapmaları ile belcilerin ''VOL ATMA'' hamleleri aynıdır.

Karadeniz'de yalnız başına iş yapmak çok zor olduğundan horon; Karadenizlinin her işte elele verilmesini, birlikte çalışmaya duyduğu ihtiyacı anlatmasıdır.

Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, denizinin ve havasının kararsızlığı horon oyunlarında göze çarpar.


''Mısır Gumulları hep, beraber bağlanır;
İşte, horoncular da, öyle halkalanırlar...

Dizili horon ise, bel bellmek gibidir;
Tavaya birer birer, hamsi dizilmesidir...

Omuz titretmeleri, hamsi can çekişmesi;
Çıkarılan o sesler, rüzgarın ıslık sesi...

Hele o silkenmeler, ağaçlarda fırtına;
O çabukluk benziyor, martı kanatlarına..

Dalgalar gider-gelir, bir kararda durmazya;
Horoncular da öyle, uyar davul zurnaya...

Kemençe; horonun sevgi küpü, kaşığıdır;
Neş'eli zannederler, en garip aşığıdır...

Horon; yağmur duası, horon, çareye koşmak;
Zafer için zıplamak,, yahut suyu okşamak...

Horon; tetikte dumrak, kayık küreği çekmek;
Horonda alın teri, horonda emek çekmek...

Horon bayram yapmaktır, halk murada erince;
Canlanmayan var mıdır, oynayanı görünce.

Bu sevinç gösterisi, hem bolluk, hem bereket,
Dağ-bayır, iniş-çıkış, elbet lazım hareket. ..
Horon deyince akla Akçaabat geliyor,
Bunu hem Türkiye ve hem de Dünya biliyor. ..
Karadeniz horonu, horonların beyidir,
Karadenizli korkmaz, eğlenceden bellidir...
Fişek, saat ve çizme seferberlik işidir,
Kalleşlik edenleri hesaba çekişidir...
Horon, bir oyun değil, bir folklor kanunudur,
Oyna horoncu oyna,i horon, milli konudur... ''

Horonlar Üç Bölümden Oluşur
1. DÜZ HORON BÖLÜMÜ: Horon oynanmaya başlarken ağır tempoda oynanır. Bundan ötürü oyunun bu bölümüne ''ağır horon bölümü'' de denir. Oyun halkası saat ibresinin tersi yönünde döner. Söylenen türkülere ellerle tempo tutulur. Müzik ne kadar yüksek tempolu çalınırsa, oyuncular da o kadar kıvrak ve hareketli olurlar. Ritim arttıkça vücut dikleşir, kollar yukarıya kalkar. Gelen komutla ''yenlik yenlik'' ''alaşağı'' ya da ''ufak ufak'' diğer oyuncular da uyarılarak doğrudan sert bölüme geçildiği gibi yenlike bölüme de geçilir.

2. YENLİK BÖLÜMÜ: Kollar aşağıya iner, dizler kırık ve bel kısmı dizlerin açısında öne doğru eğiktir. Kol çıkarmalar ve omuz sallamalar bu bölümde ön plandadır. Adımlar geriye, yana ve öne basarak belli alan içinde gezinilir. Vücudun yapmış olduğu çalımlar yumuşak ve hafiftir. Oyunun ritmi düz horon bölümüne oranla biraz daha hızlıdır. Komutçudan gelen ''alaşağa'', ''aloğlum'', ''kimola'', ''taktum'', ''yıkoğlum'' veya ''ıslık'' şeklinde gelen komutla sert bölüme geçilir.

3. SERT BÖLÜMÜ: Diğer bölümlere nazaran hareketler daha sert ve canlıdır. Omuz sallamalar daha seri, ayaklar yere daha sert basar. Oyunun en gösterişli, temposunun oldukça yüksek olduğu ve oyuncuların tüm yeteneklerini ortaya koyduğu bir bölümdür. Oyuna devam edilecekse tekrar düz horon bölümüne geçilir.

Beyazdut
26-12-10, 05:18
Sürmene - Trabzon

http://www.habule.com/Trabzon/1nokta.gif1832-1834 yılları arasında yaşanan olayların sonucu tahrip olan halanik'deki Sürmene çarşısı dağıtılmış ve Mahanos Deresi Vadisindeki köyler için bu vadinin ağızındaki humurgan köyü'nde haftanın bir günü pazar kurulmaya başlamıştı..Çarşının kuruluşu hakkında kesin bir belge olmayıp yaşlı kişilerden elde ettiğimiz malümatlara göre ,Manahos Deresinin denize döküldüğü yerin doğusunda,kumluk alan üzerinde hafteda bir gün pazar kurulamaya başlanmıştı.Kışın ve denizin dalgalı olduğu zamanlarda bu alanın bitişiğindeki mısır tarlaları üzerinde tarla sahiplerie belli bir ücret ödenerek kurulan pazar yerine yakın birdeğirmen ve daha sonra inşa edilmiş bir han mevcuttu.

http://www.habule.com/Trabzon/1nokta.gifEldeki bilgilerin aksine ,yakın tarihle ilgili anıları derlediğimiz yaşlılar;Hükümet konağının vaktiyle Araklı KONAKÖNÜ yöresinde olduğunu ,yaz aylarında ise ; Gölonsa yöresine (Bügün Sürmene Devlat Hastanesinin bulunduğu yere) taşındığı anlatmaktaydılar. Trazon salmanelerinde açıkça yazıldığı gibi Araklı burnu üzerindeki konakönü'nden , Gölonsaya yaz-kış mevsimlerine göre taşınma işlemi kaymakamlık ,nüfus ve tapu gibi daireler için sözkonusu idi.Daha sonra kurulmuş bulunan askerlik şubesi ,telgrafhane ve belediye humurgan yöresindeki Çarş-i Kebir'de kurulmuş bulunduğu için bunların yerleri sabit idi.Bu durum 1914 yılına kadar devam etti.1915 yılınsa 1.Dünya savaşı nedeniyle ilan edilmiş bulunan seferberlik esnasında nüfus ,kaymakamlık ve tapu dairelerinin Konak önünde askerlik şubesi ve telgrafhanenin ise Humurgan'da bulunmasının aratmış olduğu kargaşalık ,bu dairenin bir merkezde toplanmasını zorunlu kılmıştır.Memurlar arasında yapılan bir seçim sonuçlarına dayanılarak yapılan Sürmene kazasının merkezi Konakönünden Humurgan yöresine taşınmasına karar verilmiştir.1915 yılında denizden kaıklarla dairelere ait evrak ve eşya Humurgâna bu günkü Hükümet konağı'nın bulunduğu arsada mevcut kırmızı tuğlalarla tek katlı inşa edilmiş binaya taşındılar.Bu bina 1916'daki rus işgalinden az önce evrakları boşaltılırak Ordu ya nakledilmiş ve içinde içinde askeriye için fasulye depolandığı için ateşe verilerek yakılmıştır.
http://www.habule.com/Trabzon/1nokta.gifBir sıra dükkan ve pazar yerinin yanında birde cami inşa edilmiştir.Bugün çarşı içindeki " Eski Cami " diye adlandırılan bu caminin kitabesinde inşaat tarihi 1864-1865 olarak kaydedilmiştir.
http://www.habule.com/Trabzon/1nokta.gifHumurgan ile zarha arasında bellibir yol yoktu.Eski caminin önünden yol sahile inmekte ve kumluk üzerinde zarhaya gidilmekte idi. Rus işgaline kadar bu yol kullanılmış ve Ruslar işgal esnasında tarlalar iinden bir şose yol geçerek bu iki merkezi birbirine bağlamıştır.Bu yol güzergahı üzerinde bulununantuz gümrühü binası yıktırılmıştır.Bu binanın duvarı bugün gimpaş'ın zarha tarafında yolun üst tarafında hala durmakdadır..
http://www.habule.com/Trabzon/1nokta.gifRus işgalinden hemen önce çıkartılan yangın 20.yy ilk çeyerğinde Humurgan Çarşısı'nın tahrip eden ikinci büyük yangındı. ilk yangın 1912 yılında o gunkü Humurgan Çarşısı'nın merkezini teşkil eden eski caminin karşınında başlayan ve yeni caminin yanından çarşıya giren Sadettin Bey caddesiyle keşisen sokağın batı ucunda yer alan dükknaların ahşap kısımlarının yanmasına neden olmuştu.Daha sonra yanmayan birinci katın taş duvarları üzerine çatı yapılarak dükkanlar yeniden inşaa edilmişti..
http://www.habule.com/Trabzon/1nokta.gif Hükümet konağının kışın bulunduğu Konakönü mevkiinde ve Hükümetin yazın taşındığı Gölansaya bitişik zarha altındaki aynı büyüklükte ,hükümete gidip gelenleri ve buradaki memurların ihtiyaçlarına cevap verecek mahiyette,birkaç bakkal,bir iki kahvehane ve fırından oluşan küçük alışveriş merkezleri mevcuttu.Çevrede yaptığımız inceleme soucunda Zarha altındaki merkezin Humurgandaki çarşıdan daha eski olduğu sonucuna vardık.
http://www.habule.com/Trabzon/1nokta.gifSürmene Çay Fabrikası açıldığı zaman ilçede çok sayıda işsiz olduğu halde birçok kimse buraya müracaat etmemiş,edenler ise fabrika içinde çevreden görülmeyecek bölümlarde çalışmak istemişler..
http://www.habule.com/Trabzon/1nokta.gifKaradeniz insanının silaha düşkünlüğü ve silah imalatına yatkınlığı bilinen bir gerçektir.Salnamelerde anlaşılacağı gibi Süremene silah yapımında oldukça ileri bir seviyedeydi.İmal edilen silakar ,İstanbul ve Balkanlar'da pazarlanmakta idi.Eski çakmaklı tüfek ve tabancalar bölgede imal edilerek çevre vilayetlere ihreç edilirdi."Laz yapısı"diye ün salanbu silahlar Anadolunun silah ihtiyacını uzun süre karşılamıştır.
http://www.habule.com/Trabzon/1nokta.gifSürmene'de yurt çapında ünü yayılan diğer bir sanat ise bıçak imalatı idi.Süremene'de imal edile sivri uçlu ve oluklu bıçaklar, "Sürmene bıçağı" diye ün kazanmıştı. Özellikle gençler tarafından bir delikanlılık sembolü olarak taşınan Sürmene bıçaklarının imalatı Cumhuriyet döneminde çıkan bir kanunla yasaklanmıştır..
http://www.habule.com/Trabzon/1nokta.gif1830 yapılan nufus sayımı Trabzon çevresinde toplam 172.715 erkek nufusun yaşadığı göstermektedir .Bunların 11.431 'i Hırıstıyan idi .Bu sayım yılında, Trabzon merkez sancağına bağlı kazalardan nufus yoğunluğu bakımından en büyük yerlerşim birimi 18.949 erkek nufusla Of ve 12.986 erkek nufusla Sürmene idi..

Alıntı

Beyazdut
26-12-10, 06:24
Araklı - Trabzon

Türkiye'de yeri Bilgiler Şehir nüfusu 740.569[] (2008) İlçe nüfusu 50.285[] (2008) Yüzölçümü 372 km² Rakım xx metre Koordinatlar
Posta kodu 61700 Alan kodu 0462 İl plaka kodu 61 Yönetim Ülke Türkiye Coğrafi BölgeKaradeniz Bölgesi İl Trabzon Kaymakam Avni Kula Belediye başkanı Ümit İSMAİLÇEBİOĞLU Yerel yönetim site Araklı Kaymakamlığı İlçe kaymakamlık site Araklı Belediyesi Araklı, Trabzon ilinin bir ilçesidir.

Araklı Tarihçesi

Doğu Karadeniz'deki diğer yerlerde olduğu gibi Araklı'nın da tarih öncesi arkeolojik çalışmalarla aydınlatılmış değildir. Ancak binyıllar boyunca Doğu-Batı ticaretinin en canlı güzergahı olan İpek Yolunun Karadenize Ulaştığı toprakların üzerinde kurulmuş olması ticari değerinin yanında askeri ve jeostratejik değerlere sahip olması ilçedeki yerleşimin Trabzondan çok sonra olmadığını düşündürtmektedir. Doğu Karadenizi Güneyden kuşatan ve savunmasını kolaylaştıran ,dağlar Anadolu'ya hükmeden yönetimlerin bölge üzerinde otorite kurmasını, ticari ve sair ilişkilerle bölge kültürünün değiştirilmesini uzun süre engellemiş kendi bildiğince kendine yeterek yaşamayı benimseyen bir insan tipinin oluşmasına neden olmuştur.Hititler döneminde bölgenin madenlerini işleyen halkı Haliblerden maden alındığı,Asurluların Batı İran'dan gelerek bölgeyle sınırlı ticari ilişkilerde bulundukları bilinmektedir. Bölge ilk sömürgeci ziyaretini M.Ö.750 yıllarında Miletliler vasıtasıyla yaşadı. Ancak bu yıllarda Kafkasya üzerinden başlayan Kimmer akınları sebebiyle sömürgeciler bölge yerleşmeye fırsat bulamadılar. Kimmerler'den sonra İskitler, Medler ve Persler kısa süreli hakimiyetleri olmuştur. Trabzon çevresindeki halklardan bunların özelliklerine yaşama biçimlerine yetiştirdikleri karakterlere dair bilgilerden sözeden Ksenefon M.Ö.400 yılında Bayburt-Trabzon yolculuğunda bölgenin yerli halkları olan Kolhlar Makronlarla savaşlarını eseri Anabasiste yazar.Diğer kaynaklarda onaylandığı gibi bölge halkı savaşçılık, arıcılık, meyvacılık ve madencilikle meşgul olup, denizdende faydalanır durumdaydılar.

Konumu

Araklı,Trabzon'un doğusunda olup, ilk yerleşim merkezi bugünkü ilçe merkezinin batısında bulunan 'Konakönü' mevkiidir. Araklı adı, Buzluca ve Kalecik yakasında yer alan iki kale arasında bulunması nedeniyle, 'Arakale'den aldığı varsayılmaktadır. İlçe, 1916 yılında Rus işgaline uğramış ve 1918 yılında bu işgal sona ermiştir. 1953 yılında Sürmene'den ayrılarak ilçe olmuştur. Fabrikalarıyla, eğitim kurumlarıyla ve yenilenen birçok özel ve resmi kurumu ve de hastanesiyle Araklı, Trabzon'un hızla gelişen ilçelerinden biridir. Trabzon'un en güzel yerinde olan ilçemiz, En genç nüfusun olduğu bir ilçedir
Araklı'nın 70 km. güneyinde bulunan çam ağaçlarıyla kaplı 'Pazarcık' Turizm Bakanlığı'nca turizm merkezi olarak ilan edilmiştir. Pazarcık'a girişte Pazarcık Mağarası bulunmaktadır. Yeşilyurt Beldisi Yılantaş Yaylası'nda her yıl 25 Ağustos'ta şenlikler yapılmaktadır. Yeşilyurt'ta, 1. Dünya Savaşı'ndan kalma bir şehitlik bulunmaktadır. İlçe merkezine 10 km. uzaklıkta Bereketli köyünde 'Acısu' olarak bilinen madensuyu vardır. Ayrıca 55 km. uzaklıkta Çörmeler Pilitli'de ve 80 km. uzaklıkta Balahor'da madensuyu şifalı olarak bilinmektedir.

Ekonomi

Araklı, 372 kmlik bir alana sahip olup Ahu Dağ silsilesi ile Küçükdere dağ silsilesinin kıyıya kısmen dik olarak inmesinin belli oranda iç kısımlara kadar uzanmasını sağlamıştır. Arazi Yapısının çok engebeli ve dağlık olması tarıma olan ilgiyi azaltmıştır.Tarım sınırı kıyıdan yaklaşık 600km ye kadar çıkmaktadır. İlçede yoğun olarak mısır, fındık ve çay üretimi yapılabilmektedir. Bunun yanında önemli olmayan miktarlarda baklagil de yetiştirilmektedir. İlçemde hala geleneksel "Ahır" hayvancılığı devam etmektedir. Etinden, sütünden ve derisinden gereği gibi yararlanma beklentisi ve becerisi oluşamamıştır. Halk daha çok kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir hayvan bakıcılığı yapmaktadır. İlçede ve köylerinde toplam 247 adet saf "Jersey" ineği bulunmaktadır, bu rakam, ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalmakadır. Ayrıca 9223 tane de yerli kara inek olduğu ilçe tarım müdürlüğünün verilerinde tesbit edilmiştir. Arıcılık, yavaş yavaş olsada gelişmektedir. 1650 arıkovanı ile 181 belgeli arıcı yılda 4500 ton bal üretmektedir. Özellikle bölgede üretilen ve "Cifin" denilen çiçeğin özününde karıştığı için "Delibal" olarak adlandırılan bu balın besin değeri yüksek olduğu bilinmektedir. Denizlerimizde çeşitli sebeplerden meydana gelen verimsizlik denize kıyısı olan ilçemiz içinde olumsuzluklar oluşturmuştur. Bunun yanında bilinçsiz avlanma neticesinde ilçe deniz kıyısında olmasına rağmen yeterli oranda balık tüketememektedir. Ancak son yıllarda Sahil Güvenlik teşkilatının kurulması, bu tür avlanmaları ve balık nesillerinin tükenmesini önleyici uygulamaları başlatmıştır

Turizm

olmaktadır.Gösterilen bu yoğun ilgiye paralel olarak bölgede konaklama temel ihtiyaç ve benzeri ihtiyaçları karşılayacak yeni tesisler inşa edilmiştir. Yeni İstihdam alanları oluşturulmuştur. hızla gelişmektedir. Ayrıca İlçemiz Araklı turizmi henüz ülkemizde de yeni yeni popüler olmaya başlayan yayla turizminin yoğun olarak görüldüğü bir ilçe durumundadır. İlçemiz sınırları içerisinde bulunan Pazarcık mevkiinin Turizm bakanlığınca birinci dereceden turizm bölgesi ilan edilmesinin ardından bölgeye olan ilgi daha da artmıştır. Her yıl gerek Trabzon'un yerli halkı gerek komşu illerden bölgeye yoğun olarak ziyaretçi gelmektedir. Özellikle şehir dışında yaşayan Trabzon halkının en fazla rağbet ettiği alan PazarcıkYayla turizmi artık araklı halkı için yeni bir ekonomik canlılık kaynağı olmaya başlamıştır. Geldiğimiz aşamada çok büyük etkisi olmamakla birlikte yayla turizmiAraklı'dan Trabzon istikametine doğru yaklaşık 3 km uzakta tarihi Kalecik Kalesi bulunmaktadır ki kale Buzluca kalesinin bir uzantısıdır.

Spor

Araklıspor, 3. lig 2. grupta oynayan bir futbol takımıdır. Araklıspor, Trabzon'un ilçelerinden Araklı'nın takımıdır. Renkleri yeşil-siyahtır. Daha önce 2000-2001 sezonunda eski 3. ligde de oynamıştır. 2001-2003 arasında yeniden Trabzon Amatör Ligi'nde oynadıktan sonra yeniden 3. lige (4. kademe) dönmüştür.
Kendi grubunda lider olan Araklıspor 2006-2007 sezonunda 15 Nisan 2007 Pazar günü kendi sahasında konuk ettiği Bulancakspor'la 1-1 berabere kalarak, 2 Lig B kategorisine çıkmayı garantilemiştir.
Ayrıca 2006-2007 sezonunda Türkiye'nin tek, Avrupa'nın ise 7 yenilgisiz takımından biri olmayı başarmıştır.
22 Aralık 2007 tarihinden itibaren teknik direktörlüğünü Boşnak teknik adam Mesut Demiroviç yürütmektedir.


Araklı belde ve köyler

Beldeler: Çankaya • Erenler • Yeşilyurt
Köyler:
• Aytaş • Ayvadere • Bahçecik • Bereketli • Birlik • Buzluca • Çamlıktepe • Çiftepınar • Çukurçayır • Değirmencik • Dulköy • Erikli • Halilli • Hasköy • İyisu • Karatepe • Karşıyaka • Kayacık • Kayaiçi • Kaymaklı • Kestanelik • Köprüüstü • Kükürtlü • Merkezköy • Ortaköy • Pervane • Sulakyurt • Sularbaşı • Taşgeçit • Taşönü • TaştepeTurnalı • Türkeli • Yalıboyu • Yassıkaya • Yeniköy • Yeşilce • Yeşilköy • Yıldızlı • Yiğitözü • Yoncalı • Yüceyurt

Beyazdut
26-12-10, 06:27
Arsin - Trabzon

Arsin Trabzon ilinin bir ilçesidir.


Trabzon İl Sınırları Kordinatı 40°17′″N, 35°26′″E İdari Yapı: İlçe Bağlı: il Trabzon Kaymakam Abdullah KÜÇÜK www: T.C. Arsin Kaymakamlığı Köyler Başdurak, Çardaklı, Atayurt (B), Çiçekli, Çubuklu, Dilek, Elmaalan, Fındıklı (B), Gölgelik, Güneyce, Harmanlı, Işıklı, İşhan, Karaca, Kuzguncuk, Oğuz, Örnek, Özlü, Üçpınar, Yeniköy, Yeşilköy, Yeşilyalı (B), Yolaç, Yolüstü Özellikleri Alanı Toplam 169 km² Rakımı 10 m Nüfus (2000) 35863 ÇevreMerkez 13038 Bu veri 2000 yılı nüfus sayımına dayanmaktadır. Belediye Başkanı : Dr. Erdem ŞEN Web sitesi: Arsin Belediyesi Alan kodu: (0)462 Posta kodu:Plaka kodu: 61

Tarih

Trabzon'un bir ilçesi olan Arsin Ortaçağdan günümüze küçük bir yerleşim merkezi olarak kurulmuştur. 26 Ekim 1461 tarihinde Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u Fethi ile Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır. 13 Nisan 1916'da Rus işgaline uğrayan Arsin 24 Şubat 1918 tarihinde Rusların çekilmesi ile işgalden kurtarılmıştır.
Arsin 1952 tarihine kadar Yomra ilçesine bağlıydı. Bu tarihte bucak olmuş ve belediye teşkilatı kurulmuştur. Arsin 1957 yılında çıkarılan 7033 Sayılı Yasayla ilçe durumuna gelmiş ve 4 Nisan 1959 tarihinde fiilen teşkilatlandırılmıştır.
Arsin adı, “Temiz” ve “Arınmış” anlamına gelir. Bu adı, tabii plaj durumunda bulunan ilçe kıyılarındaki kumsallardan aldığı söylenmektedir. Fakat günümüzde bölgeden Karadeniz Sahil yolunun geçişi ile herhangi bir plaj kalmamıştır.
Yukardakilerden daha mantıklı olan açıklama isminin bölgede yaşayan Trabzonun eski halklardan miras kaldığı Turklerin de belki bir miktar değiştirerek aynı ismi muhafaza ettiği şeklinde olabilir. Zira ilçede kullanım Arsen şeklinde olup; arınmış arısın vs şeklindeki arı kelimesi yerel terminolojide bulunmamakta günlük hayatta kullanılmamaktadır.

Coğrafi Konumu


Arazi Yapısı

İlçe merkezi sahil kesiminden ve hafif meyilli bir araziye sahiptir. İlçenin topografik yapısı, sahilden iç kesimlere doğru gidildikçe eğimi artan bir yapıdadır. Bazı köylerde eğim %70’lere kadar varmaktadır. İlçenin toplam yüzölçümü 169km2’dir. İlçede 5 akarsu bulunmaktadır. Bunlar Yanbolu, Falgoz, Arsin, Kendirlik ve Sifla (Süfla )dereleridir.
İlçenin tarımsal alanı 9.530 hektar, ormanlık alanı 6362 hektar, çayır mera alanı 583 hektardır, elverişsiz alanı ise 425 hektardır. Tarım arazisi kullanma şekline göre; Tarla alanı 10.400 dekar, yem bitkileri alanı 232 dekar, sebzecilik alanı 658 dekar, çay alanı 350 dekar, fındık alanı 83.590 dekar ve kivi alanı ise 70 dekardır. İlçenin merkezinin rakımı 10 metredir. Koordinatlar; 39-50 derece doğu boylamı, 40-50 derece kuzey enlemidir.

İklimi

Bölgesel iklime bağlı olarak ilçede yazları serin, kışları ılık geçer. Ilıman iklim bölgeye hâkimdir. Yıllık ortalama yağış miktarı 1000 - 1100 mm arasında değişir ve ortalama sıcaklık 15.5 derecedir. Bölgenin yüksek kesimleri ve vadiler yaz ve sonbahar ayları başlangıcı dışında sislidir. Bulutluluk derecesi 6/10 dur. En bulutlu ay Şubat ayıdır. En bulutsuz ay Haziran ve Ekim aylarıdır. Bölgede hâkim rüzgârın hızı 1.6m/sn dir. Bölgeye egemen rüzgârlar Aralık ayında Kıble yâda Lodos, Haziran ayında Güney, Kasım ayında Batı, diğer aylarda Batı-Kuzey rüzgârlarıdır. En hızlı rüzgârlar Şubat ayında Batı ve Kuzeybatıdan esmektedir. En soğuk ayın sıcaklık ortalaması 7.75 derecedir. En sıcak ayın sıcaklık ortalaması ise 24.05 derecedir. En düşük ortalama nem oranı 69.2 ile Aralık ayında görülür. En yüksek ortalama nem oranı 83.5 ile Mart ayında görülür.

Çevre

İlçe, Trabzon ilinin 20 Km. doğusunda Trabzon-Rize sahil şeridi üzerinde kurulmuş bulunmaktadır. Doğusunda Araklı, Batısında Yomra ile çevrili, Kuzeyinde Karadeniz, Güneyinde Gümüşhane ilinin Yağmurdere bucağı ile çevrilidir. Karadeniz ile 7 Km. deniz kıyısı, Batıda Yomra ilçesi ile 28 Km. mülki kara sınırı, Doğuda Araklı ilçesi ile 35 Km. mülki taksimat sınırı mevcut bulunmaktadır.

Nüfus

2000 yılında yapılan nüfus sayımından çıkan sonuçlara göre İlçe merkezinde 13.038 kişi, belde belediyelerinde 8.845 kişi ve köylerde 13.980 kişi olmak üzere toplam nüfus 35.863’dür.
17 Ağustos 1999'da meydana gelen Gölcük Depreminden sonra bölgeden köylere ve ilçeye göçler gerçekleşmiştir.

Eğitim

İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı 1 Genel Lise, 1 İmam - Hatip Lisesi, 10 adet 8 Yıllık İlköğretim okulu, 21 adet 5 sınıflı İlköğretim okulu olmak üzere toplam 33 okul bulunmaktadır. 3’ü İlçe Merkezine bağlı olan ve 8’ i köy okulu olmak üzere toplam 11 okul kapalı olduğundan bu köylerde bulunan öğrenciler taşımalı sistemle en yakın ilköğretim okulunda öğrenim görmektedir. Taşımalı sistemde bulunan okul sayısı 26, 11 yerleşim biriminde taşınan öğrenci sayısı 1101 kişidir. İlçede 1 adet Arsin Lisesi Öğrenci Pansiyonu bulunmaktadır. Bu öğrenci pansiyonunda 86 kız, 168 erkek öğrenci olmak üzere toplam 254 öğrenci kalmaktadır. Ayrıca ilçede 3 adet özel pansiyon da mevcuttur. Merkez Öğrenci Pansiyonunda 16 öğrenci, Örnek Köy Öğrenci Pansiyonunda 11 öğrenci, Başdurak Öğrenci Pansiyonunda 4 öğrenci kalmaktadır.

Sağlık

İlçe Sağlık Grup Başkanlığı bünyesinde 7 tane Sağlık Evi mevcuttur. Bu sağlık evlerinden Yeni Mahalle Sağlık Evinde Ebe bulunmaktadır. Sağlık Grup Başkanlığı emrinde 2 ambulans hizmettedir. Arsin Merkez Sağlık Ocağı, Harmanlı Sağlık Ocağı ve Başdurak Sağlık Ocaklarında 1’er adet hizmet binası, 4’er adet de lojman bulunmaktadır.

Tarım, Balıkçılık, Hayvancılık


Tarım:

İlçenin toplamda arazi alanı 16900 hektardır. Bu arazinin %59.39’u tarım, %37.64’ü orman, %3.44’ü çayır-mera, %2.51’i ürün getirmeyen arazidir.
İlçe ve köylerinde yaş fasulye, kuru fasulye, MISIR, patates, biber, patlıcan, karalahana, domates ve salatalık ekimi yapılmaktadır. İlçede aile ihtiyacını karşılayacak küçük çapta hayvancılığın yanında meyvecilikle uğraşılmaktadır. Başlıca yetiştirilen meyveler; fındık, karayemiş, limon, portakal, mandalina, kiraz, ceviz, armut, ayva, elma, incir, dut, erik ve çay dır.
Kivi dekara verimde fındığın on katı gelir getiren ayrıca bölgeye iyi adapte olmuş ve fındığa alternatif sayılan bir üründür. Bundan yüzden İlçede İl Özel İdare kaynaklarıyla alınan fidanlarla bahçe tesisine devam edilmiştir. Şu anda toplam 52 kivi bahçesi bulunmaktadır.
Seracılık 1994 yılından itibaren ilçede başlamıştır. Şuanda 21 adet sera bulunmaktadır.

Balıkçılık:

İlçe sınırları içerisinde bulunan Yanbolu deresinde tabi olarak bıyıklı sazan, alabalık türünde balıklar bulunmaktadır. İlçede kültür balıkçılığı istenilen seviyede gelişmemiş bulunmaktadır. Yanbolu deresi üzerinde 100 ton / yıl kapasiteli bir adet işletme bulunmaktadır. Sifila deresi üzerinde bir adet 40 ton / yıl kapasiteli balık havuzu bulunmaktadır. Bu iki balık havuzunda ekonomik nedenlerden dolayı üretim yapılamamaktadır. Yine İlçenin Yanbolu deresi üzerinde küçük çaplarda iki tane aile tipi balık havuzu bulunmaktadır. Derelerin doğal florası zengin olduğundan balıklandırmaya elverişlidir.

Hayvancılık

İlçede hayvancılık yüksek kesimlerde yaygınlaştırılmış olup, hayvancılığın geliştirilmesi için suni tohumlama, yem üretimi ve ahır ıslahının birlikte yürütülmesi gerekmektedir. Bu amaçlara yönelik olarak hayvan pancarı silajlık mısır ve pancar fiği ekimine ağırlık verilmiştir. 22 Ekim 2001 tarihinde Tarım İl Müdürlüğünden bir boğa ilçeye verilmiştir. Toplam büyükbaş hayvan sayısı 5527, küçükbaş hayvan sayısı 3640, kümes hayvanı sayısı 6240 ve arı kovanı sayısı ise 1600 adettir.

Kültür

İlçede Kütüphane Memurluğu mevcut bulunmaktadır. Bu memurluk Özel İdare binasının 1. Katında hizmettedir. Kütüphane 95 m2 alan kapsamaktadır. Burası 1 salon, 3 odadan ibarettir. Toplam 2 personeli mevcuttur. 1 adet hizmetli kadrosu boştur.
Kütüphanede 6519 adet kitap mevcuttur, okuyucu mevcudu 5891, kayıtlı üye sayısı 281’ dir.
2003-2004 İlçe Halk Eğitimi Merkezinde 33 Meslek Kursuna 544 kursiyer kayıt olmuştur. 524 kursiyer başarı belgesi almıştır. Kültürel ve Sosyal alanda 9 kurs açılmış olup, 135 kişi bu kurslara katılarak başarılı olmuştur. Ulusal Eğitime Destek Kampanyası başlatılmıştır. Okur-yazar olmayan çağ nüfusu tespit edilmiş bulunmaktadır ve okuma yazma kursu açılmıştır. Bu konudaki çalışmalar sürmektedir.

Yanbolu

Trabzon Arsin ilçesinin turistik tesislerinin hatırı sayılır bir kısmı bu ilçede yeralır.Yörede Yanbolu deresinin denize kavuştuğu ve Araklı ilçesi ile sınırdaştır.

Spor

İlçenin Futbol takımı olan Arsinspor, İddaa Lig B 4. Grubunda (Türkiye 2.Lig B Kategorisi 4. Grup) ikinci oldu ve İddaa Lig B Yükselme Grubuna (Türkiye 2.Lig B Kategorisi Yükselme Grubu) katıldı ve bu grupta mücadelesine devam etmektedir.

Arsinspor Tarihi:

Takım 1973 yılında Nihat GÜRSOY tarafından kurulmuştur. Klübün ilk başkanı Nihat GÜRSOY’dur. Takımın renkleri sarı-siyahtır. 1995-1996 sezonunda İbrahim USTA takımı 2. amatör kümeden alarak başkan oldu. 1995-1996 yıllarında namağlup ve gol rekoru kıran ve 1. amatör kümeye, oradan da namağlup olarak Arsinspor’u terfi müsabakalarına getirdi. İbrahim Usta 3 yıl 3. lige çıkmak için büyük mücadele verdi. 3. yılın sonunda takımı 3. profesyonel lige çıkardı ve takım başkanlığını bıraktı. Arsinspor 1 yıl 3. ligde mücadele ettikten sonra tekrar amatör kümeye düştü. İbrahim USTA’nın Arsinspor’a tekrar başkan seçilmesinden sonra takım 2004-2005 sezonunda yeniden 3. lige çıktı. 2005-2006 sezonunda Yakup Usta Başkanlığa geldi. Arsinspor bu sezonda 3. Lig’den 2. Lig B Kategorisine yükselmeyi başardı.
Bu dönemde Arsinspor alt yapıya önem vermiştir. Alt yapıya verilen önem sayesinde takımın tüm branşlarda Trabzon’daki müsabakalara katılması sağlanmıştır.
Arsinspor maçlarını 1200 kişilik kapalı tribünü bulunan ilçe stadında oynamaktadır. 25 tane profesyonel futbolcusu ve 120 tane alt yapı sporcuları ile birlikte Arsinspor Kulübü bütün branşlarda mücadele etmektedir.

Arsin belde ve köyleri Beldeler: Atayurt • Fındıklı • Yeşilyalı •
Köyler:
Başdurak • Çardaklı • Çiçekli • Çubuklu • Dilek • Elmaalan • Gölgelik • Güneyce • Harmanlı • Işıklı • İşhan • Karaca • Oğuz • Örnek • Özlü • Üçpınar • Yeniköy • Yeşilköy • Yolaç • Yolüstü

Beyazdut
26-12-10, 06:30
Beşikdüzü - Trabzon

Genel

Beşikdüzü'nden üç ağa 1834 yılında ferman getirterek Beşikdüzü’nü kurarlar. 1856 yılına kadar Beşikdüzü’nü yönetirler. Bu dönemde ilçemizin adı Şarlı’dır . 1856 yılında Şarlı’ya bir bucak müdürü tayin edilir. Emrinde bir zaptiye mülazımı ve 30 zaptiye. Bucak müdürünün tayini ağalık döneminin sonu olur. Şarlı’ya atanacak bucak müdürü Tonya ve Şalpazarı nahiyelerinde de görev yapar. İlçemiz 1894 yılına değin Şarlı adıyla Görele ilçesine bağlıdır. 1894 yılında askerlik işleri Vakfıkebir’e bağlanır. Diğer yönetsel işlemlerde ise ilçemiz 1894'ten itibaren Trabzon merkez ilçeye bağlı olarak gelişmesini sürdürür. Bu yapı 1914 yılına kadar sürer. 1914 yılında Şarlı ve Şalpazarı bucakları bütünüyle Vakfıkebir’e bağlanır. 1922 ‘de bucak kimliğini kaybederek Vakfıkebir’le bütünleştirilen ilçemiz, dört ay kadar sonra Akhisar adıyla yeniden bucak kimliğini kazanır. Ancak, Akhisar adının öteki kasaba ve köy adlarıyla benzerliği karıuşıklara neden olur. İlçemizin bugünkü adının verilişiyle ilgili anlatılanlardan çıkarılan şudur: 1930’lu yıların sonlarında ilçemize gelen bölge Valisi Tahsin Uzer Beşikdağı isminden esinlenerek buraya Beşikdüzü adını vermiştir. İlçemiz belediye teşkilatı 1948 yılında kurulmuş, 04 Temmuz 1987 tarihinde 19505 sayılı Resmi Gazetede yayınlana 3992 sayılı yasayla da ilçe olmuştur. Kaynaklardan ve sözlü verilerden çıkan sonuca bırakılırsa bölge halkı, XIII ve XIV. Yüzyıllarda Doğu ve Günaydoğu Anadolu’dan gelen Oğuzların Çepni boyundandır. Bugün mevcut, Türkelli, Kalegüney, Seyitahmet, Korkuthan…]

Tarih

Beşikdüzü ilçesinde Trabzon ilinin diğer ilçelerine oranla köy adlarının cok fazla değiştirilmemiş olusu ilçe kültürü hakkında önemli ipuçları vermektedir.ilçede yasayan halkın bazı kaynaklarda güneydoğu anadoludan geldiği belirtilmesine rağmen bilginin doğrusu Çepni boyunun doğu ve guneydoğu anadoluya iran üzerinden giriş yaptıkları seklindedir.yüzyıllar önce turkmenistandan genel göç hareketine uyarak batıya doğru hareket eden Çepni boyu binlerce çadırdan oluşan kalabalık kitleler halinde bugunkü İrana yerlesmişlerdir.takip eden dönemde batıya göç hareketlerini sürdürmüş; kuzey ırak kerkuk musul üzerinden diyarbakıra, diğer bir kol da aras vadisi boyunca bugunku ermenistan ve ığdır arasındaki sürmeliçukuru denilen ovalardan kars erzurum yolu ile harşit vadisine giriş yapmıstır.Çepni boyunun guneyden gelen kollarının bir kısmı batı anadoluya ege sahillerine kadar ilerlemiş zamanla goçebelikten yerleşik yaşama geçerek marmara ve ege de yüze yakın köy kurmuslardır.bugun en yoğun olarak balıkesirŞah ismailin alevi Turk devletiyle Sunni turk devleti olan Osmanlılar arasındaki iktidar mücadelesi ve savaslarda ;Erzincandaki Turkmendağında diğer Turkmen aşiretleriyle beraber şah tarafında yeralma kararına katılmıs ve Yavuz Sultan Selime karsı savasmıslardır.bunun sonucu olarak şah ismailin yenilgisi ile birlikte cok buyuk olcude Çepni irana Şahın ordusuyla beraber geri donmuş ,kalanlar ya ulasımı zor bolgelere yerleşmiş ya da kitleler halinde alevilikten sünniliğe geçmişlerdir.bu tur göç hareketlerinin izleri günümüzde de yaşamaktadır.Kuzey ırakta kerkük ve musul bölgelerinde yasayan şii ve sunni asıllı turkmenler ,coğrafi olarak devamında Diyarbakır ilinde özellikle Bismil ilçesinde yoğunlaşan alevi inanıstan türkmen köy ve kasabaları ve toroslar üzerinden batı anadoluya uzanan bir kültür coğrafyası eskiden yasanmıs bu gelgitlerin son kalan kumlarıdır.

bugun en yoğun olarak balıkesir ,çanakkale ,bursa, manisa, izmir ,aydın ,muğla ve komsu diğer illerde yasayan bu Çepni grubu komsu Turk topluluklarına nazaran daha izole ,kapalı toplum yapısında yasamıslar ve köyden kente göç ve iletişimin yaygınlastığı son yıllara dek bu kapalı yapılarını muhafaza etmişlerdir.bu sayede orta asyadan gelen pek çok eski turk geleneklerini hala yasatabilmişlerdir.kulturel olarak bu kapalı toplum yapısını olusturan ana etken batı anadoluya yerlesen Çepnilerin İranda yasanılan yıllar içerisinde alevi şii islam anlayısını benimsemeleri olmustur.sünnilik veya şiilik arasında bir tercihten ziyade ilk tanısılan islam toplumu olan fars toplumunun dini bakıs acısının kabul edilmesi bunda rol oynamıstır.mezhepsel farklılık kulturun korunması acısından avantaj sağlamasına rağmen diğer alanlarda uyumsuzluklar ortaya cıkarmıstır.Osmanlılar doneminde Çepniler ;Kültür ve Dil yapısı

Doğu karadeniz bolgesine yerlesen Çepnilerin tarihsel durumu ise bugun hiçbir ortak kültürel bağları olmayan hatta varlıklarından dahi haberdar olmadıkları batıdakı Çepni grubuna oranla bazı soru işaretlerini barındırmaktadır.batıdakilerin tersine karadenizde yasayan Çepnilerde sünnilik hakimdir.Bunun nedeni aleviliğin bölgedeki asimilasyonu yani yokedilmesine yönelik politikalardandır..bu durumun gözden kaçan istisnaları Kürtün ilçesi Güvenc abdal ocağı, Şiran ;Giresun ve genelde ordu daki Gürgentepe ilçe merkezi ve köyleri,Ordunun diğer ilçelerindeki bazı köyler ve kasabalar ile ,yuzyılın basındaki göçler ile sakarya kocaeli bolgelerine yerlesen doğu karadeniz kökenli Çepni alevilerdir.ilk osmanlı kayıtlarında harşıt vadisindeki Çepniler için kızılbaşlar terimi kullanılır iken daha sonra bu tur tanımlar yapılmaz olmustur.bunun sebebi zamanla sünniliğin benimsenmesi olabileceği gibi alevi gelenekleri yasamak isteyenlerin İrana geri donmeleri sonucunda arta kalan azınlığın devamı olan gruplar olmaları de olabilir.Dini inanıs acısından mevcut bulunan bu aydınlatılmamıs noktalara rağmen Çepni boyu tum doğu karadeniz sahili boyunca yayılmıs kendine has bir kültürel havza olusturmustur.yerlestiği bölgeye harşit vadisi boyunca yayılarak kuzeye ilerlemiş ve nihayet sahillere ulaşmıstır.bu yayılma politıkası sonucunda bolgenin turk olmayan halkı ya Çepniler içinde erimiş ya da daha sık rastlanan bir biçimde birtakım merkezlerde toplanmış veya bolgeyi terketmiştir.bunun sonucu olarak 1831 yılındakı ilk salnamelerden baslayıp 1914 sayımına kadarki surede Çepnilerin genel olarak yerlestiği bolgede Rum veya Ermeni nufusa rastlanmadığını izlemekteyiz.bu yerlesimi destekler sekilde Trabzon ilinin diğer ilçelerine nazaran Beşikdüzü ve Şalpazarı ilçelerinde rumca kökenli köy adlarına pek tesadüf edilmez.köy adlarının düzenlendiği 1960 larda pek cok yerlesimin adı değisirken bu oran adı gecen ilçelede son derece dusuk seyretmiştir.bu durum Beşikdüzünün cok erken tarihlerde kalıcı olarak Turklestiğinin de gostergesidir.son osmanlı salnamesinde 1900 lü yılların basında o zamanki Vakfıkebir kazasına bağlı olan Beşikdüzünde hristıyan nufus sıfırdır.hiçbir köyünde Rum veya ermeni nufus bulunmamaktadır.o gunku trabzon eyaletiyle karsılastırıldığında tam bir tezat olusturmaktadır.bunun sonucunda da yuzyıllardır sabit köklu bir turk nufus yapısına sahip olmustur.Eski adı da Turkçe iken tarihi adları değistirilerek yapılan hatalara örnek olarak;oğuz köyüne Turkelli abdallı köyüne yeşilköyağılbağı kancuma köyüne ağaçlı isimlerinin uygun görülmesi verilebilir.Beşikdüzünün 29 adet köyünden eski adları Turkçede bir anlam ifade etmeyen köy sayısı sadece 4 tur(yazıyla dört).hemen bitişikteki ilçe olan Vakfıkebirin 35 adet köyunun ise eski adlarına bakıldığında 30 tanesinin turkce olmadığı sadece 5 koyun adının orijinalinin turkce oldugu gorulur.arada 4 kilometre varken turkce oranı tam olarak tersine donmüstur.bu bize Beşikdüzü köylerinin farklı bir kurulus hikayesi olduğunu ispatlar. Beşikdüzünde eski adı Turkçe olmayan köylerden; kadahor rumca kato(yukarı) + horio (köy) kelimelerinden diğeri olan mesopliya; mezo (orta) + poli/ polita(kasaba) kelimelerinden turemiştir.muhtemelen eski halkı bu koyleri terk edince yerlerine yeni yerlesen Turkler de benzer adları benimsemişlerdir değistirme gereği duymamıslardır.geriye kalan 25 köyun ise adının yuzyıllardır hic değismediğini göz önune alırsak ;Turkler tarafından sıfırdan kurulduğunu iddia etmek mantıksız olmayacaktır.İlçe toponomisinde Turkçe harici isimlere rastlanmayışı kadar halkının bir takım kültürel özellikleri de Trabzonun diğer ilçelerinden Beşikdüzünü ayırır.Bu özelliklerin başında konuşulan aksan gelir.Karadeniz lehçesinin içinde ayrı bir altgrup olusturan bu aksan Trabzon merkezinde veya diğer doğu ilçelerde konusulandan yapısal olarak tamamen ayrı olup daha ziyade giresun tarafında konusulanla benzerlik götermektedir.beşikdüzünde kullanılan bir takım yerel kelimeler Trabzonun diğer ilçelerinde hiç bilinmezken GiresunBulancak'ta veya Yağlıdere gibi uzak veya ulasımı Besikduzu ile kulturel etkileşim olusturamayacak kadar imkansız yerlerde bile aynen kullanılmaktadır.Teker teker kelime haznesi haricinde cekim ekleri cumle kurulusları acısından da Trabzon yoresinden cok Giresun tarafında kalan ilçeler ile benzerlik gostermektedir.bu aksan farkının nedeni yukarıda da belirttiğimiz Çepnilerin doğu karadenize yerlesim sureciyle ilgilidir.Çepniler bolgeye harsit vadisinden girmiş Kurtun ilçesinden asağı inerek doğankentten Tirebolu sahiline ulasmıslar buradan batıya doğru espiye yağlıdere keşap gıresun bulancak piraziz ve orduya ilerlerken doğu yonunde ilerleyenleri ise gorele eynesil ve beşikdüzüne yerleşmişlerdir.yıne komsu olması sebebiyle Şalpazarı halkı da torul kurtun tarafından dağları asarak ağasar vadisine inmişlerdir.bu yerlesim bütünlüğü nedeniyle adı gecen ilçeler arasındaki dil benzerliği daha fazladır.Bazı bilimsel kaynaklarda tum Beşikdüzü halkı Çepni boyundan kabul edilmekle beraber Şalpazarına yakın yerlesimlerdeki 14 köyün Çepni olduğunu kalanların ise farklı Turk boylarından geldiği iddia edilmektedir.nitekim oğuz köyleri denilen bir grup köyün bulunması ve bu 14 köy haricinde genelde sahilde kalan köylerin kendilerini farklı addetmeleri bu yondeki gorusleri doğrulayabilecek de olsa Turkiyenin baska yerinde pek bulunmayan aksan yapısındaki ortaklık bir takım sonradan olusabilecek kulturel farklılıkları gozardı etmemizi gerektirebilecek boyuttadır.Örneğin sahil bolgesinin iletişim ve ulasım olarak dısarıya acık olusu ;ulasımı zor olduğu için kulturel yapısını daha iyi muhafaza eden şalpazarı ve ona yakın yuksek koylerle arada fark olusmasına neden olabilir.Tarihsel gelişimindeki bu özellikler nedeniyle Beşikdüzü konuşma dili saf bir Turkçeden oluşmaktadır Trabzonda rastlanılan Latince kökenli veya trabzonun eski halklarından kalma kelimelere hemen hiç rastlanılmamaktadır.

Korkutan Köyüne İdari

Trabzon'un ilçeleri arasında merkez nüfusu olarak Akçaabat ve Vakfıkebir'den sonra 3. sırada yer alır. İlçe merkezinin nüfusu ilçe olduğundan beri iki kat artmıştır.genel eğilim olarak merkez nufusu en hızlı artarak gelişen ilçedir. 2000 yılı nüfus sayımına göre;
Beşikdüzü Belediyesi, Türkelli Belediyesi(Oğuz) ve Yeşilköy (Abdallı)Belediyesi olmak üzere üç belediyesi vardır.
Mahalleleri 7 adettir:
Cumhuriyet Mahallesi, Fatih Mahallesi, Beşikdağ Mahallesi, Nefsişarlı Mahallesi, Adacık Mahallesi, Vardallı Mahallesi, Çeşmeönü Mahallesi(Yobol)
Köyleri 25 adettir:
Ağaçlı(Kancuma), [[ ilçe merkezinde yaklaşık 29.000, köylerinde ise (25 köy) yaklaşık 18.000 kişi yaşamaktadır. Akkese]], Aksaklı, Anbarlı, Ardıçatak, Bayırköy, Bozlu, Çakırlı, Çıtlaklı, Dağlıca(Meopliya), Denizli, Dolanlı, Duygulu, Gürgenli(Kadahor), Hünerli(Kefli), Kalegüney, Korkuthan, Kutluca(Huplu), Resullü, Sayvancık(İstil), Seyitahmet, Şahmelik, Takazlı, Yenicami, Zemberek.
Beşikdüzü Köylere Hizmet Götürme Birliği, mahalli idare birimi olup 25 köyün birleşmesiyle kurulmuştur. 2005 de tüzük değiştirerek etkin ve geniş bütçesiyle hizmet vermektedir.

Ekonomi

Halk balıkçılık, fındık ve ormancılık içinde yoğunlaşmıştır ve halk genellikle geçimini bu üç sektörden sağlar.

Eğitim

Beşikdüzü eğitim-öğretimin beşiğidir. 1942 yılından bugüne kadar binlerce genç öğretmen okulundan mezun olup eğitim-öğretim hizmetinde görev almışlardır. Okuma yazma oranı %99'dur.
İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nde; 1 müdür, 1 şube müdürü, 2 şef, 2 V.H.K.İ, 2 memur, 2 yardımcı hizmetli ve 1 geçici sözleşmeli olmak üzere topöam 10 personel görev yapmaktadır.
İlköğretim Okulları
Okulun Adı Derslik Sayısı Öğretmen Sayısı Öğrenci Sayısı
Şh. Öğr. Gürhan Yardım İ.Ö.O 38 48 1103
Merkez İ.Ö.O 38 46 1022
Çeşmeönü İ.Ö.O 8 9 142
Akkese İ.Ö.O 12 13 103
Türkelli İ.Ö.O 8 6 34
Yeşilköy İ.Ö.O 8 6 67
Yeşilköy Cumhuriyet İ.Ö.O 2 1 10
2006-2007 eğitim-öğretim yılında öğrenci azlığından 16 köy ilköğretim okulu kapalı olup, taşıma kapsamına alınan 22 okul ve 11 yerleşim birimi olmak üzere toplam 33 birim bulunmaktadır. Taşıma 5 merkez ilköğretim okuluna yapılmaktadır.
Lise ve Dengi Okullar
Okulun Adı Derslik Sayısı Öğretmen Sayısı Öğrenci Sayısı
İMKB Anadolu Öğretmen Lisesi 36 50 710
Ticaret Meslek Lisesi 16 7 126
Endüstri Meslek Lisesi 6 20 357
Kız Meslek Lisesi 6 15 139
Anadolu İmam Hatip Lisesi 8 7 43
Atatürk Lisesi 23 40 459
Anadolu Lisesi 8 7 100
Sağlık Meslek Lisesi 12 16 183
Yükseköğretim

Beşikdüzü Meslek Yüksek Okulu, KTÜ bünyesinde 1992 yılında açılmış; 1994-1995 eğitim öğretim yılında Akçaabat'ta 2000-2001 eğitim öğretim yılında Beşikdüzü ilçemizde faaliyete geçmiş olup; makine programı, bilgisayar teknolojisi ve programlama programı, muhasebe, pazarlama, iklimlendirme-soğutma programı, büro yönetimi ve sekreterlik, elektronik-haberleşme ve işletme programı bölümleri eğitim vermeye devam etmektedir. Bu bölümlerde 435 kız ve 930 erkek olmak üzere toplam 1365 öğrenci eğitim-öğretim görmektedir.

Yaygın Eğitim
Okulun Adı Derslik Sayısı Öğretmen Sayısı Öğrenci Sayısı Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü 8 1 Kadrolu 18 Usta Öğretici 436

Özel Eğitim
İlçemizde Final dersanesi, Eksen Dersanesi ile Hedef Dersanesi olmak üzere 3 özel dersane bulunmaktadır. Ayrıca ilçemizde Beşikdüzü Sürücü Kursu bulunmaktadır.
İlçede Beşikdüzü Anadolu Lisesi, Beşikdüzü Endüstri Meslek Lisesi, K.T.Ü. ye bağlı olarak 1992 yılında eğitim öğretime açılan Beşikdüzü Meslek Yüksek Okulu, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Beşikdüzü Anadolu Öğretmen Lisesi (önce köy enstitüsü olarak kurulmuştur, Beşikdüzü Ticaret Meslek Lisesi, Beşikdüzü Kız Meslek Lisesi, [Beldeler

Türkelli • Yeşilköy
Köyler:
Ağaçlı • Akkese • Aksaklı • Anbarlı • Ardıçatak • Bayırköy • Bozlu • Çakırlı • Çıtlaklı • Dağlıca • Denizli • Dolanlı • Duygulu • Gürgenli • Hünerli • Kalegüney • Korkuthan • Kutluca • Resullü • Sayvancık • Seyitahmet • Şahmelik • Takazlı • Yenicami • Zemberek

Beyazdut
26-12-10, 06:35
Dernekpazarı - Trabzon

Türkiye'de yeri Bilgiler Şehir nüfusu xxx[] (2000) İlçe nüfusu xxx[] (2000) Yüzölçümü xx km² Rakım xx metre Koordinatlar
Posta kodu xxx Alan kodu 0462 İl plaka kodu xx Yönetim Ülke Türkiye Coğrafi BölgeKaradeniz Bölgesi İl Trabzon Kaymakam Xxxx Xxx Belediye başkanı Xxxx Xxx Yerel yönetim site [] İlçe kaymakamlık site [] Karadeniz Bölgesi'nde, Trabzon İline bağlı bir ilçe olan Dernekpazarı, doğuda Hayrat, güneyde Çaykara, batıda Köprübaşı, kuzeyde de Of ilçeleri ile çevrilidir.
Dernekpazarı (Kondu), 1925 yılında Of ilçesi’ne bağlı bucak merkezi iken 1948'de Çaykara İlçe olunca, Of'tan ayrılıp köy konumuna dönüştürülmüştür.Ancak, 1949 yılında yeniden bucak, yakın tarihlerde de ilçe olmuştur.
Dernekpazarı (Kondu)'nın kesin olarak hangi tarihte kurulduğu bilinmemekle birlikte, Kondu isminin zengin bir Rum'un isminden kaynaklandığı sanılmaktadır. Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon ve yöresini 1461'de ele geçirmesiyle, Osmanlı Topraklarına katılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Maraş'tan gelenlerin buraya yerleştiği söylenirse de bu iddia kesinlik kazanamamıştır. Bir söylentiye göre; Of İlçesi ve çevresindeki bataklık nedeniyle bölgelerde üreyen sivri sineklerin yaydığı sıtma hastalığından korunmak için; orada yaşayanlar, Dernekpazarı'na gelip yerleştirilmiştir. ilçenin 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 8.127'dir.
I.Dünya Savaşı sırasında Trabzon ile birlikte burası da Rus işgaline uğramış, burada yaşayanların bir kısmı batıya göç etmiş, yörenin kurtuluşundan sonra da geri dönmüşlerdir. Bu bakımdan her yıl 27 Şubat günü Mahalli Kurtuluş Günü olarak kutlanmaktadır.

GEZGİN GÖZÜYLE DERNEK PAZARI

Köprüler: Yöremizde, özellikle köy kesimlerinde belli bir mimari özelliği ve estetik bütünlüğü artık bozulmaya yüz tutmuştur. M.Ö. 2000 yıllarına değin ulaşan yöre tarihimizde Eski Yunan, Roma Bizans, Pontus, Osmanlı Mimarileri belli bir sırayı izleyerek birbirlerinden etkilenmişlerdir.Bunlara bağlı doğa şartlarıda eklenince yöremize özgü bir mimari tarz ortaya çıkmıştır. Engebeli doğal yapı yerleşme şekli, iklim, bitki örtüsü ve yapı malzemeleri yöre mimari tarzını etkileyen etkenlerdir. Ancak geleneksel mimari örneklerin çoğu artık günümüzde yıkılmaya yüz tutmuştur. Modern mimarinin araç ve gereçleri ile birlikte kendine has görüntüsü de yöresel mimariyi tarihin sayfalarına itmişti. Bu yozlaşmadan nasibini alanlardan biri de Ahşap Köprülerdir.


Dernekpazarı belde ve köyleri http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b4/Flag_of_Turkey.svg/70px-Flag_of_Turkey.svg.png İl: Trabzon ● İlçe:Dernekpazarı
Beldeler: YOK
Köyler: Akköse • Çalışanlar • Çayırbaşı • Gülen • Günebakan • Ormancık • Taşçılar • Tüfekçi • Yenice • Zincirlitaş
----------------------------------------------------------------------------------------------


Düzköy - Trabzon



Türkiye'de yeri Bilgiler Şehir nüfusu xxx[] (2000) İlçe nüfusu xxx[] (2000) Yüzölçümü xx km² Rakım xx metre Koordinatlar
Posta kodu xxx Alan kodu 0462 İl plaka kodu xx Yönetim Ülke Türkiye Coğrafi BölgeKaradeniz Bölgesi İl Trabzon Kaymakam Xxxx Xxx Belediye başkanı Xxxx Xxx Yerel yönetim site [] İlçe kaymakamlık site [] Düzköy, Trabzon ilinin bir ilçesidir. Trabzon'a 40 km uzaklıktadır.Tepecik,Yeni Mahalle,Cevizlik,Orta Mahalle,Büyük Mahalle,Düzalan olmak üzere altı mahallesi vardır. İşsizliğin çok olduğu İlçede halkın çoğu gurbet ellerdedir.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b4/Flag_of_Turkey.svg/70px-Flag_of_Turkey.svg.png
Düzköy belde ve köyleri İl: Trabzon ● İlçe: Düzköy
Beldeler: Aykut • Çalköy • Çayırbağı
Köyler: Alazlı • Çiğdemli • Gürgendağ • Gökçeler • Küçüktepeköy • Taşocağı
-----------------------------------------------------------------------------------------
Hayrat - Trabzon

Türkiye'de yeri Bilgiler Şehir nüfusu xxx[] (2000) İlçe nüfusu xxx[] (2000) Yüzölçümü xx km² Rakım xx metre Koordinatlar
Posta kodu xxx Alan kodu 0462 İl plaka kodu xx Yönetim Ülke Türkiye Coğrafi BölgeKaradeniz Bölgesi İl Trabzon Kaymakam Xxxx Xxx Belediye başkanı Xxxx Xxx Yerel yönetim site [] İlçe kaymakamlık site [] Hayrat, Trabzon ilinin bir ilçesidir. 1990'a kadar Of ilçesinin bir havzasıydı. 1990'da ilçe ve belediye haline gelen hayrat kendini kısa sürede geliştirmiştir. 9 köyün belediyeliğini yapan hayrat belediyesi.

Hayrat belde ve köyleri İl: Trabzon ● İlçe: Hayrat

Beldeler: Balaban • Gülderen


Köyler:
Dağönü • Dereyurt • Fatih • Geçitli • Göksel • Kılavuz • Köyceğiz • Onur • Pazarönü • Pınarca • Sarmaşık • Şehitli • Şişli • Taflancık • Yarlı • Yeniköy • Yıldırımlar • Yırca

Beyazdut
26-12-10, 06:38
Of - Trabzon

Türkiye'de yeri Bilgiler Şehir nüfusu xxx[] (2000) İlçe nüfusu 25500[] (2000) YüzölçümüRakım xx metre Koordinatlar
Posta kodu 61830 Alan kodu 0462 İl plaka kodu 61 Yönetim Ülke Türkiye Coğrafi BölgeKaradeniz Bölgesi İl Trabzon Kaymakam Mehmet Cengiz Yücedal Belediye başkanı Oktay Saral Yerel yönetim site [1] İlçe kaymakamlık site [2] Of, Trabzon ilinin doğusunda yer alan ve tarihi çok eskilere dayanan bir ilçedir. Arazisini Of'tan Karadeniz'e dökülen Solaklı, Baltacı ve İyidere derelerinin aşağı havzaları oluşturur. İlçenin güneyinde HayratDernekpazarı ilçeleri, doğusunda Rize ili, batısında Sürmene ilçesi ve kuzeyinde Karadeniz bulunur. İlçe Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında daha büyük yüzölçüme sahipti, fakat 1948 yılında Çaykara'nın, 1990 yılında da Hayrat'ın ilçe olmasıyla ilçenin yüzölçümü küçülmüştür.
Of, ülkenin yönetiminde söz sahibi olan birçok siyasetçi ve bürokrat yetiştirmiştir. Tarihi, kültürel, siyasi ve ekonomik olarak zengin bir ilçedir.

İsminin kaynağı nedir

Of isminin nereden geldiğine dair Yunan ve Türk resmi siyasi tezlerini yansıtan üç iddia vardır.



Birinci iddia: Yunanca Ofis (yılan) kelimesinden türediğidir. Bölgenin parçalı bir arazi yapısına sahip olması nedeniyle solaklı nehrinin tıpkı bir yılan kıvrımı gibi şekil almasından dolayı bu ismin verildiği söylenmektedir. ama burada yollar yılankavi ise doğu karadenizin bütün yolları böyle oralara neden bir kaç yerde daha bu isim verilmedi tartışmak gerekir. 1933 yılındaki Dahiliye Nezareti kaynaklarında köy listelerinde bir kaç yerde of var

ve bunlar türklerin yoğunlukta yaşadığı doğu anadoludadır.



İkinci iddia: Eski çağlarda yörenin Turani(?) kökenli ve silah yapımında oldukça usta olan boylarla meskun olması dolayısıyla, isminin de Güney Sibirya Türklerinde silah anlamına gelen "Op" kelimesinin halk arasında "Of" şeklini aldığı rivayet edilmektedir. Op veya ob kelimesi Ostaasyada sıkça kullanılan coğrafi adlardandır.bizim yörede de b sözü genelde rumlarca f olarak kullanılır. rumlar yazılı hayatta ve belgesel hayatta kesinlikle türklerden çok başarılı olduğundan onların kaynaklarında of olarak geçmiş olacağı düşüncesi akla çok yakındır.



Üçüncü iddia: Kuman menşeli "Ofşin" ya da "Afşin" ( anlamı, hiddetli bir tavırla vatanını korumak ) kelimesinin giderek halk arasında Of şekliyle anılmasıyla türemiştir. Bu ad da akla daha yakındır. çünkü Kumanların diğer adları olan Kıpçaklar veya Kumanlar bölgeye özellikle 11. ve 12. yüzyıllarda gelmişlerdir. ancak tarih kayıtlarında bu bölgeye yerleşenler genelde gürcülerin gönderdiği askeri kuvvetler olarak geçmektedirler. bu kuvvetlerde kıpçak yada kumanların kendilerinden başka bir şey değildir.

Bu konudaki tezlerin kaynağı; 1125 - 1210 yılları arasında Gürcüstan'dan gelerek Of'a ve Trabzon'un doğu tarafında yoğun oranda yerleştiği iddia edilen Hrıstıyan Kuman Türkleri(?) tezidir.Tarihin hiçbir döneminde "Kuman Türkleri" diye bir tabir kullanılmamış olsa da bu yöndeki iddialar Mehmet Bilgin'nin "Doğu Karadeniz, İnsan ve Kültür" adlı kitabı ile Haşim Albayrak'ın "Doğu Karadeniz'de Etnik Yapılanmalar ve Pontus" adlı kitaplarında öne sürülmüştür. "Antik çağ yazılı kaynaklarında Of "OPIUNTE" adıyla geçmektedir ve eski Lazca "OPUTHE"=(Yerleşim yeri; köy) anlamını ifade eder. Trabzon Of ve hinterlandında Lazlarin arkaik öncülleri olan Kolkh ve Tzan kabilelerini yaşadığı tarihsel tanıklıklarla sabittir." şeklinde uydurmalar varsa da of tarihinde of ismi olarak ilkçağlarda aynı ada rastlanmamıştır. bölgenin gürcü ve lazlar ile ilgili yerleşmeleri olmamıştır. canlar ise en çok samsun taraflarında olduğundan oralara canik bölgesi denilmiştir.

Tarihçe

Doğu Karadeniz Bölgesinin tarihi ve özellikle bölgenin en önemli şehri olan Trabzon'un tarihi ele alındığında, batılı tarihçilerin büyük bir çoğunluğu bölge tarihinin Yunan kolonileriyle başladığını vurgulamaktadırlar. Halbuki bölgeye Yunan kolonileri gelmeden önce birçok tarihçinin de belirttiği gibi bölgede yerli kavimler bulunmakta idi. Bu insanlar muhtemelen en eski çağlardan beri bu toprakların yerlileri olarak Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşamaktaydılar. Bölge muhtelif zamanlarda Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve kısa süreli koloniler kurulmuştur. Bu koloni idareleri, yerli halkı kapsamıyordu. Bu koloni devletlerinin en güçlü oldukları zamanlarda bile hükümranlıkları ancak bulundukları surlar içinde sınırlı kalmıştır. Sur dışında yaşayan yerli kabileler bağımsız topluluklar olarak yaşamışlardır.
Bölge, Roma İmparatorluğunun parçalanmasıyla Doğu Roma olarak bilinen Bizans'ın payına düşer. Bu hakimiyet, 1204 yılında Latinlerin İstanbul'u işgal etmesine kadar devam eder. Bu tarihten sonra 1461 yılına kadar (Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u fethi), yine Bizans İmparatorluğunun uzantısı olan, Bizans hanedanı Komnenosların kurmuş olduğu Trabzon Rum Devleti'nin egemenliğinde kalır. 4. yy. başlarında Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilmesiyle, bu din halk arasında hızla ve serbestçe yayılmaya başladı. Daha önce Doğu Karadeniz'de yaşayan kavimler de Hıristiyanlığa geçmeye başladılar. Hiristiyanlaşan bu kavimler tedrici bir şekilde Doğu Kilisesi'nin resmi dili olan Yunanca'yı öğrenmek zorunda kaldılar. Özellikle 10. yy. dan sonra Papazların telkinleriyle bu dili konuşmak daha da yaygınlaştı. Zira Papazlar "İncil'in dili dışında bir dilde konuşulan her kelime cehenneme gitmek için işlenen bir günah olarak hesaplanacaktır" şeklinde telkinlerde bulunmakta idi. Bu durum, yerel halkın kendi dilleriyle karışık bir Yunanca ya da halk arasında bilinen adıyla Rumca konuşulmasına neden olmuştur. İzlenen bu Bizans siyaseti, yerel dillerin, inançların ve geleneklerin büyük bir çoğunluğunun belleklerden silinmesine, kısaca yerli unsurların asimile olmasına neden olmuştur.
12. asırda Çepni Türkmenleri Doğu Anadolu üzerinden göç ederek Doğu Karadeniz'e yerleşmiştir. Trabzon'un batı bölgelerine yöresine yerleşen Çepniler alevi inancına mensuptular. günümüzde dahi ofta çaykarada çepni soyadını alanlar olduğu gibi çeşitli kaynaklarda çepnilerden bahsedilmektedir.

Yönetim

Of Belediyesi 1874 yılında kurulmuş köklü bir belediyedir. Kuruluşundan bugüne kadar geçen 132 yıllık süreç boyunca Of'un büyük ailelerinde olan Sarıalioğlu (Saral) Ailesibayan belediye başkanı olan Semahat Sarıalioğlu 1998-1999 yılları arasında şehirde başarıyla görev yapmıştır.1999 yılından itibaren de belediye başkanlığı görevini Oktay Saral yürütmektedir.

İşgal ve direnişler

Ruslar, 24 Şubat 1916'da Rize'yi, 15 Mart 1916'da Of'u, 18 Nisan 1916'da Trabzon'u işgal ettiler. Ruslara karşı ilk önemli direniş Of ile Rize arasındaki Baltacı Deresinde olmuştur. Bu direniş yaklaşık bir ay sürmüştür. Of'un işgaliyle Solaklı Vadisinde bir direniş meydana geldi. Ruslar bu direnişi kırarak Soğanlı ve Demirkapı geçitlerinden Bayburt'a inmeyi düşünüyordu. Rusların bu tasarısı ilk aşamada pek faydalı olmadı. Zira bölgenin gerçek sahipleri olan Türkler, Rus kuvvetlerine büyük kayıplar verdirdiler. Fakat sayıca üstün olan Ruslar bir süre sonra Çaykara'nın aşağı köylerini işgal etmeye başladılar. Yöre halkı kıyıdan uzakta olduğu için daha çok dağlık kesime, iç kesimlere doğru çekilmek zorunda kaldı. Bu çekilme sırasında direnişlerine devam etmişlerdir. Geri çekilen askerler Of'un bütün köyleri ve yakın kazalardan toplanan gönüllüler ile Trabzon Hapishanesindeki mahkumların da izin alarak, müfreze halinde gönüllü olarak katılmalarıyla Baltacı Deresinin batı yanında Ruslara karşı savunma hattı oluşturuldu.
Savaşın en şiddetli günleri:
tarafından yönetilmektedir. Aile, Rus işgaline, askeri darbelere -ki 12 Eylül 1980 darbesinde tüm belediye başkanları görevlerinden alınmıştır- ve Türkiye'deki her türlü siyasi değişimlere karşın iktidarını sürdürmüştür. Of'un en büyük bulvarı olan Atatürk Bulvarı, Başkan İsmail Sefa Sarıalioğlu tarafından yapılan düzenlemede pek çok kişinin haklarından feragati sayesinde oluşmuştur. Karadenizin ilk ve tek


7 Mart 1916 : Düşman ilk saldırıya başladı. Düşman Baltacı Deresinden geri atıldı. 26 şehit verdik.

8 Mart 1916 : İki gün sürdü. Düşman geri püskürtüldü.

10-11 Mart 1916 : Düşman karadan ve denizden saldırdı, her tarafı yaktı. 200 kumandan 380 şehit verdik.

12 Mart 1916 : 11. Alay Sürmene'ye nakledildi. Kelali tepelerinde verilen mücadelede başarısız olundu. Göç başladı.

13 Mart 1916 : Rus donanması savaşa girdi.

14 Mart 1916 : Düşman 600 ölü, 800 yaralı verdi. Baltacı deresi kana bulandı.

15 Mart 1916 : Ruslar donanma sayesinde karaya asker çıkarmaya devam etti.

Rus ordusu sivil halkın üzerine yüklenmiş ve 15 Mart 1916'da Of'a girmiştir. Ruslar Solaklı vadisinden yukarıya doğru giderken Of'lu halk mücadele ettiyse de; İspir'e asker çıkarılmasıyla Of işgal edilmiş oldu. 20 Nisan 1916'da Ruslar Madur Dağı'nın güneyinde Leman Suyu ve Öküzlü Yaylası'na kadar ilerledi. Bayburt'taki 3. Ordu, karşı taarruza geçerek Sürmene-Of istikametinde denize ulaşmayı, Rus ordusunu imha etmeyi ve Trabzon'u kurtarmayı planlıyordu. Hazırlıklarını tamamlayarak 1916 yılının Haziran ayında harekete geçti. 22 Haziran'da Sultan Murat-Pistoklu Hanları arasındaki 60 km'lik mesafede gece baskınları düzenlendi. 23 Haziran 1916'da çoğu Çanakkale'den dönen Miralay Kazım komutasındaki birliği Rusların keşif kolunu Yurt Yaylası'nda süngüden geçirmiştir. İkinci büyük taarruz Sultan Murat Tepesinde başladı. Topçu ateşi desteğiyle Rusların bütün siperleri ele geçirildi. Burada Ruslara büyük zayiat verdirildi. Rusların kayıpları 1000'den fazla ölü ve çok sayıda esirdi. Daha önce birliği ile birlikte burada şehit olacağını rüyasında gören Seyfeddin Bey ve kahraman Mehmetçiklerimiz Şüheda tepesini Ruslardan almıştır. Fakat bir subay, bir astsubay ve 70 er şehit verdik. Haziran ayının 27'sinde Harmantepe-Kabanbaşı hattında 36 saat devam eden mücadelede 60. Alayımız 7 zabıt ve 150 er şehit vererek Rusları geri püskürtmüştür. 12 Şubat 1918'de, Vehip Paşa komutasındaki 3. Kafkas Ordusu ileri harekata girişti. Trabzonlu Albay Hacı Hamdi Bey komutasındaki 37. Tümen, Giresun'daki 123. Alay ile takviye edilerek Trabzon üzerine yola çıktı. Bölgedeki çeteleri temizleyerek ilerleyen birlikler, 15 Şubat 1918'de Vakfıkebir'i, 17 Şubat 1918'de Akçaabat'ı geri aldılar. Birkaç gün içinde çevreyi temizleyerek Trabzon'a girdiler. 24 Şubat 1918'de Trabzon Ruslardan geri alındı. Doğuya doğru ilerleyen Türk birlikleri 28 Şubat 1918'de Of'u düşmandan geri aldı. bu konuda en ayrıntılı kaynak haşim albayrak'ın doğu Karadeniz Muharebeleri ve Of Direnişi adlı kitaptır.

Karadeniz Türkmenleri

1057 yılında da Türkmenlerin öncüleri Doğu Karadeniz'e ulaşmışlar ve akınlarını kıyılara yoğunlaştırmışlardır. Sonuçta da 1072 yılında Trabzon Türkler tarafından fethedilmiştir. 3 yıl süren bu yerleşimden sonra Trabzon, yeniden Theodor Gavras tarafından geri alınır. 1280'li yıllarda Çepni Türkleri büyük bir kitle olarak Doğu Karadeniz Bölgesi'ne yerleştiler. Türklerin bu yoğun akınları Rumları kalelere çekilip sığınma zorunda bıraktı. Zaten buralarda yoğun Rum kitleleri yoktu. Bölge ağırlıklı olarak Hıristiyan yerlilerden oluşmakta idi. Bunu Trabzon Rum Devletinin resmi Kilise kayıtlarındaki yerli kişi isimleri ve bölgede yer alan bazı yerli kökenli yer adları kanıtlar niteliktedir. bu yerli isimlerin içerisinde çok sayıda kıpçak yada kuman türk ismine rastlanmaktadır. bunlar günümüzde bile yer adı olarak süregelmektedir. bunun için en iyi örnek balaban ismidir. ofta ve bir çok yerde balaban ismine rastlanmaktadır.
Günden güne büyüyen ve gelişen şehri, tarih boyunca Trabzon'a bir geçit ve Trabzon'un en önemli ilçelerinden biri olmuştur.

Coğrafya

İlçe; toplam alanı 330 km², ortalama rakımı 10 metre olan, tabiatın bütün özelliklerini sergileyen, deniz ve karanın bütünleştiği eşsiz doğal güzelliklere sahip bir alan üzerinde kurulmuş şirin bir ilçedir.
Trabzon'un yaklaşık 52 km doğusunda olan ilçenin, doğusunda Rize ili, batısında Sürmene ilçesi, güneyinde Hayrat ve Dernekpazarı ilçeleri, kuzeyinde Karadeniz bulunmaktadır.
Yörenin en büyük akarsularından Solaklı Irmağı'nın taşımış olduğu alüvıyal yığıntıları kıyıda biriktirerek meydana getirdiği düz ve fazla geniş olmayan bir alan üzerine kurulmuş bir sahil yerleşim birimidir. Çaykara ve Of ilçelerini birbirine bağlayan karayolu ilçeyi ikiye ayırır.
Daha eski yerleşim yeri olan Solaklı Deresi'nin doğusundaki merkez, genel olarak ilçedeki idari birimlerin yer aldığı alandır. Yeni yapılanmalarla Solaklı Deresi'nin batısındaki alan da gelişmiştir. Bu alan ilçe sakinlerince Kalyon Mevkii diye adlandırılmaktadır.
İlçenin yerleşim yerinin kuruluş alanı dar ve düz biçimde devam ettiği halde, hemen arka kısmında dağlar birden bire yükselmekte, geçişi ve yükselmeyi engelleyici çok eğimli bir dağ sisteminin geldiği dikkat çekmektedir. Bu heybetli yükselişle dağlar, yeşilin tonlarının hepsini sergileyen bir güzelliğe sahiptir. Güneye doğru gidildikçe bu renk armonisi çok daha dikkat çekmektedir.

İklim

Doğu Karadeniz Bölgesi'nin iklim tipi özelliklerine sahiptir. Yağışların her mevsimde bol olması ve sürekliliği, yöre iklimini etkiler. Yağışın en fazla olduğu dönem Sonbahar mevsimidir.
Denizin düzenleyici etkisi termostat görevi gördüğünden, hem günlük, hem yıllık sıcaklık farklılıklarının fazla olması önlenir. Yaz aylarında fazla sıcak olmadığı gibi, kış aylarında da dondurucu soğuklar görülmez. Her mevsim yağışlı, yazları serin, kışları ılık geçer.
Ardındaki dağların birden yükselmesi dolayısıyla yamaç yağışları gerçekleşir.
Rüzgarların esiş yönleri ve şiddet dereceleri mevsim özelliklerine bağlı değişiklikler gösterir. Genel olarak Lodos, Poyraz ve Kıble rüzgarları görülür.

Akarsular

İlçe yerüstü kaynakları bakımından zengin bir yöre özelliğindedir. Dağların denize paralel olarak uzanması yüzünden akarsular, sadece kuzeye bakan yamaçlardan denize doğru akar.
Güneyde bulunan yüksek dağların yamaçlarından çıkan akarsular, sert akışlı, dar boğazlar içinden geçerek, derin vadiler boyunca denize ulaşırlar.
Başlıca akarsular;



Solaklı Deresi

Baltacı Deresi

İkizdere

İvyan(gelincik) Deresi


Bitki örtüsü

Yörede bol yağış olmasından dolayı gür orman alanları mevcuttur. Yöredeki orman örtüsünün kendi kendini yenileyebilme özelliği vardır. Kesilen ağaçların yerine yenileri dikilmeden orman örtüsü kendi kendine büyüyüp gelişebilmektedir.
Kıyı şeridinde orman yerine küçük ağaç toplulukları göze çarpar. Burada en yaygın çeşit olarak fındık, taflan, kızılcık, üzüm, muşmula, defne gibi küçük ağaçlar ile çalı ve sarmaşıklar yetişir. Bunun yanında narenciye ürünlerine rastlamak da mümkündür. Kıyı şeridinde nüfus yoğunluluğunun çok olmasından dolayı doğal bitki örtüsü tahrip edilmektedir.
Denizden 300-400 m yüksekliğe kadar olan yerlerde kızılağaç, meşe, kestane, ceviz vb. olan orman tiplerine rastlanır. Daha yükseklerde ormanlar alan ve büyüklük olarak birleşir. Dağların denize bakan ve daha nemli olan kuzey yamaçları daha yeşildir. Yükselti 600-800 m.yi aşınca yüksek dağların etek ormanları gözükmeye başlar. Bu ormanlarda en yaygın olan türler; kışın yapraklarını döken meşe, gürgen gibi ağaçlardır. Ancak bu tür ormanların önemli bir kısmı orman kazanmak amacıyla insanlar tarafından tahrip edilmiştir.
Yükseklik arttıkça dağ ormanları ortaya çıkmaya başlar. Bu yükseklik 1200 m.ye gelene kadar yapraklı ağaç çeşitleri ormanları meydana getirir. Bunlar arasında en çok meşe, kestane, şimşir, kızılağaç ve ıhlamur ağaçları göze çarpar. 1200-1600 m. arasında orman çeşitleri yapraklı ve iğneli ağaçlardan oluşan karışık ormanlardır. 1600 m.den sonraki yükseklik kuşağında çam, ladin ve köknar gibi ağaçlardan meydana gelen iğneli ormanlar göze çarpar. Bu ormanlar 2000-2300 m.ye kadar uzanır. Daha yüksek yerlerde ormanlar kaybolur yerini çayırlar ve dağ otlakları alır.
Genellikle sık ormanlar 1200-1600 m. aralarında yer alır. 1600 m.den yüksek olan yerlerde en çok çam ormanları görülür.

Arazi durumu

İlçenin yüzölçümü 330 km² olup, ortalama rakımı 10 m.dir. İlçenin önemli akarsuları Doğu Karadeniz Dağları'nın kuzey istikametinde doğup ilerledikçe yan kollar alarak büyüyen Solaklı, Baltacı ve İkizdere birbirlerine paralel olarak Karadeniz'e dökülür. Bu dereler ve yan kolları Karadeniz Dağları'nın ilçe sınırları içinde kalan bölümünü yine birbirlerine paralel şekilde bölmüştür.
Böylece ilçe arazisi, sahilden güneye doğru giderek yükselen fakat doğu-batı yönünde birbirine hemen hemen paralel derin vadiler şeklinde engebeli bir konum içerisinde bulunmaktadır. Bu vadiler arasında yanyana uzanan sırtlar ya da yöre ağzıyla "Kıran"lar sıralanır.
İlçe güneyindeki bu dağlık bölgenin eteklerinde çeşitli yüksekliklerde plato ve yaylalar bulunur. Bu platoların kuzey yönlerinde denize doğru alçalan ve özellikle vadi yamaçlarında ormanlar yer almaktadır. Esasen bol yağış alan yöre, bitki örtüsü bakımından da zengindir. Hemen her çeşit ağaç, çoğunlukla da kendiliğinden yetişerek, bölgeye orman görünümü vermektedir.

Tarım

İlçede, nüfusun önemli bir kısmı tarım sektöründe çalışmaktadır.
Elde edilen başlıca tarım ürünü çaydır. Çay, ayrıca bölgenin başlıca geçim kaynağıdır. İlçe arazisinin engebeli oluşu (% 75) bölgede modern tarımın yapılmasını engellemektedir. Bu da, toprağın ve iklimin elvermesiyle, çay tarımının önünü açmaktadır. Ayrıca fındık tarımı da bölgenin geçimini sağlayan tarım ürünleri arasındadır. Diğer üretilen ürünlerinin çoğu ticari amaçla değil, kendi aile ihtiyacını karşılayacak şekilde üretilmektedir.
Başlıca ürünler: Çay, fındık, mısır, patates, kara lahana, fasulye, kabak, elma, armut, erik, üzüm, incir, kiraz, kestane, karayemiş, narenciye ve kivi'dir.
Son zamanlarda özellikle kivi üretimine özen gösterilmekte, üreticiler devlet tarafından teşvik edilmekte ve desteklenmektedir. Kivi, çaya alternatif ürün olarak yetiştirilmektedir.

Hayvancılık

Bölgede;



Sürü hayvancılığı olmamakla birlikte, ahır hayvancılığı şeklinde büyükbaş hayvancılık,

İç kesimlerde küçükbaş hayvancılığı, koyun ve kıl keçisi yetiştiriciliği,

Kümes hayvancılığı, tavuk, kaz, ördek, tavşan yetiştiriciliği,

Denize komşu olması ve Karadeniz'in verimliliği, ayrıca akarsularda yetişen tatlı su balığı avcılığı ile, balıkçılık,

Bitki çeşitliliği, çiçeklerin bol olması, çok sayıda meyve ağaçları bulunması dolayısıyla, arıcılık bölgede yapılan başlıca hayvancılıktır.


Yaylacılık

Yazları sıcaklıklardan kurtulmak ve hayvanlara gür otlaklar bulmak amacıyla yaylacılık yapılmaktadır. Günümüzde bu faaliyet yerini turizm amacına bırakmaya yönelmiştir. Hayrat Of'dan ayrıldıktan sonra, her ne kadar yaylası kalmadıysa da eski yaylalıları kendilerini halen Of'lu olarak tanımlamaktadır. Bunlar başlıca (BÜYÜK MESORAŞ)-SARMAŞIK, (KÜÇÜK MESORAŞ)-GÖKSEL, (HALNUT) YENİKÖY lerdir. Bunlar köy statüsünde olup bunlara bağlı ayrıca yaylalar da vardır. Mesela Büyük harman, Kadınlar, Çunis yaylaları gibi.

İl: Trabzon ● İlçe: Of

Beldeler: Ballıca • Bölümlü • Cumapazarı • Eskipazar • Gürpınar • Kıyıcık • Uğurlu

Köyler:
Ağaçbaşı • Ağaçseven • Aşağıkışlacık • Barış • Başköy • Bayırca • Birlik • Çaltılı • Çataldere • Çatalsöğüt • Çukurova • Dağalan • Darılı • Dereköy • Doğançay • Dumlusu • Erenköy • Esenköy • Fındıkoba • Gökçeoba • Gümüşören • Güresen • İkidere • Karabudak • Kavakpınar • Kazançlı • Keler • Kıyıboyu • Kirazköy • Kireçli • Korkut • Korucuk • Kumludere • Kurtuluş • Meyvalı • Ovacık • Örtülü • Pınaraltı • Saraçlı • Sarayköy • Sarıbey • Sarıkaya • Sefaköy • Serince • Sıraağaç • Sivrice • Söğütlü • Sugeldi • Taşhan • Tavşanlı • Tekoba • Uluağaç • Yanıktaş • Yazlık • Yemisalan

Beyazdut
26-12-10, 06:42
Şalpazarı - Trabzon

Koordinatlar: 40°56′28 39°11′44


Türkiye'de yeri Bilgiler Şehir nüfusu 7591[] (2000) İlçe nüfusu 23390[] (2000) Yüzölçümü 138 km2 km² Rakım 270 metre Koordinatlar
Posta kodu 61670 Alan kodu 0462 İl plaka kodu 61 Yönetim Ülke Türkiye Coğrafi BölgeKaradeniz Bölgesi İl Trabzon Kaymakam Mehmet Aktaş Belediye başkanı Mehmet Muhçu Yerel yönetim site [www.salpazari.bel.tr] (http://www.salpazari.bel.tr]) İlçe kaymakamlık site [www.salpazari.gov.tr] (http://www.salpazari.gov.tr])Şalpazarı, Trabzon'un bir ilçesidir.

Kuruluşu

Şalpazarı ilçesinde yerleşimin çok eski tarihlere dayandığı bilinmektedir. Yörede yaşayan insanlar Oğuzların Üçoklar boyundan olan Çepni’lerdir. Çepni’lerin bu bölgeye Trabzon’un fethinden önce Uzun Hasan zamanında kafileler halinde geldikleri bilinmektedir. Çepni kelimesinin anlamı; Düşmana karşı gözü pek, mazlumlara karşı merhametli, sınır bekçiliği yapan manasına gelmekte olup, yöre insanı bu özelliklerin tümünü taşımaktadır. İlçede yaşayan çepniler; Orta Asya’dan göç ettikten sonra Doğu Anadolu’nun Doğu kesimleri ile İran’a yerleşmiş oldukları,buralarda yaşadıkları sırada yönetime karşı ayaklanma faaliyetlerine karıştıkları bilahare yönetim tarafından çıkarılan bir fermanla Anadolu’ya sürgün edildikleri tarihçilerin yapıtlarından anlaşılmaktadır.Buradan sürgün edilen Çepni Türklerinden 100.000 kadarı Doğu Karadeniz’de Görele, Tirebolu, Şebinkarahisar, Torul, Kürtün ve Ağasar (Şalpazarı) yörelerine yerleşmişlerdir. İlçe Osmanlı döneminde Trabzon Sancağı Görele kazasına bağlı iken 1798 tarihinde çıkarılan bir fermanla Trabzon sancağına bağlı Vakfıhatuniye (Vakfıkebir) kazasına bağlandığı yöre halkının elinde bulunan belgelerden anlaşılmıştır. Şalpazarı İlçesi, 1914 yılında Vakfıkebir kazasına bağlı nahiye haline getirilmiş, 1987 yılında çıkarılan bir kanunla ilçe olmuş ve 02.08.1988

İlçenin nüfus durumu

İlçenin genel nüfusu 2000 nüfus sayımına göre 23.000'dir. Bu nüfusun 7.591”i İlçe Merkezinde, 5.134’ü Geyikli beldesinde, geriye kalan 10.665’i ise köylerde yaşamaktadır.

Ekonomi

İlçede yaşayan insanların % 10’i aile işletmeciliği şeklinde ziraat ve hayvancılık, % 35’i gurbet işçiliği, % 20’si de diğer mesleklerde iştigal etmektedir.

Kültür

Okuma-yazma oranı % 95 civarında olup, okuma yazma bilmeyenler genelde 60 yaş ve üzeri insanlardır.

Mülki idare

Şalpazarı ilçe merkezi ile Geyikli beldesinde Belediye teşkilatı mevcuttur. Merkez belediyesine bağlı (6) mahalle, Geyikli Belediyesine bağlı (3) mahalle olmak üzere (9) mahalle ile ilçenin (23) köyü vardır. Ayrıca yaz aylarında mezra hüviyeti kazanan (10) kadar yayla vardır.Arazi yapısı nedeniyle köylerin yerleşim durumu dağınıktır. Köylerde mevcut evler birbirinden uzak olup, kamu hizmetlerinin götürülmesini zorlaştırmaktadır. İlçe merkezine en uzak köy(kuzuluk köyü) 26 km., en yakın köy ise 4 km. mesafededir.

Sosyal durum

İlçe merkezindeki konutlar genellikle sağlığa elverişli olup, betonarme binalardan oluşmaktadır. İlçede Resmi kurum ve okulların artmasıyla azda olsa konut sıkıntısı ortaya çıkmıştır. İlçenin engebeli bir arazi yapısına sahip olması yerleşimi olumsuz etkilemektedir.
Köylerdeki konutlar ise geleneksel ahşap mimari şeklindedir. Son yıllarda köylerde de betonarme konutlar inşa edilmektedir.İlçede sosyal yaşamı geliştirecek sinema, tiyatro gibi kültürel faaliyetler olmadığından halkın tek eğlence kaynağı televizyon ve yaz aylarında düzenlenen geleneksel şenliklerdir. İlçemiz merkezinde ve yaylalarında çok sayıda şenlik organize edilmektedir.İlçe insanlarına istihdam sağlayıcı yatırım ve işletme olmadığından halkın büyük bir kısmı mevsimlik ve daimi gurbet işçiliği, üretim düzeyi ve karlılık oranı düşük aile işletmeciliğine dayanan hayvancılık ve ziraat ile geçimlerini temin etmektedir.

İlçenin eğitim ve kültür durumu


Tarihçe

İlçenin eğitim ve kültür durumuna bakıldığında; Cumhuriyetin ilanından sonra ilk eğitim kurumunun 1923 yılında Geyikli beldesinde eğitim ve öğretime açıldığını görmekteyiz. Bunu takiben 1928 yılında Şalpazarı İlçe merkezi ile Simenli köyünde ilkokul açılmıştır. Günümüzde her köyde ilköğretim okulu mevcuttur. Bu okulların pek çoğu taşımalı hale getirilmiştir. Orta öğretime gelince; 1965 yılında Şalpazarı lisesinin orta kısmı eğitim-öğretime açılmıştır.Bugün ise bu okullara ilaveten Geyikli beldesi,Kasımağzı,Doğancı,Sayvança-tak ve Gökçeköy köylerinde ikinci kademesi bulunan ilköğretim okulları mevcuttur.İlk lise olan Şalpazarı lisesi 1975-1976 yılında eğitim-öğretime açılmıştır.İlçede okuma yazma oranı % 95 civarındadır. Okur-yazar olmayanlar 60 yaş ve üzeri insanlardan oluşmaktadır. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yeni Hükümet konağında hizmet vermekte olup, bu kurumda (1) müdür, (2) şube müdürü, (1) şef, (1) memur ve (3) hizmetli görev yapmaktadır. İlçemizde toplam 113 öğretmen ve 2019 öğrenci bulunmaktadır.

İlköğretim

İlçe merkezinde (1),mahalle ve köylerde (10) olmak üzere toplam (11) ilköğretim okulu bulunmaktadır. İlçemizde 2004-2005 Eğitim-öğretim yılında 1.ve 2. Kademede (99) öğretmenle (1626) öğrenci bulunmaktadır. Ayrıca merkez ilköğretim okulu, Sayvançatak, Doğancı ve Geyikli ilköğretim okullarında (1’er) adet ana sınıfı mevcuttur. İlköğretim okullarında; 1.Kademede (49 ) erkek,(429) kız, II.Kademede (309) erkek, (327) kız öğrenci olmak üzere toplam (1556) öğrenci mevcuttur. İlköğretim okullarımızda (-) adet sınıf öğretmeni, (-) adet branş öğretmenine ihtiyacımız vardır.

Ortaöğretim

2004-2005 Eğitim-öğretim yılı itibariyle ilçemizde (-) lise, (2) Çok Programlı lise, (1) İmam-Hatip lisesi ve (1) Sağlık meslek lisesi vardır. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde (39) öğretmen, (463) öğrenci ile Sağlık Bakanlığına bağlı Sağlık Meslek Lisesinde (8) öğretmen ve (41) öğrenci bulunmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde (-) adet çeşitli branşlarda öğretmene ihtiyaç vardır. Sağlık meslek lisesi hariç diğer liseler kendi binalarında eğitim ve öğretimlerini devam ettirmektedirler.Simenli ilköğretim okulu öne çıkan oklulardandır.

Halk Eğitim Merkezi

İlçenin Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü 2 Ağustos 1988 tarihinde kurulmuş olup, İlçe Merkezinde bulunan Çok Programlı Lise’de iskan edilmektedir. Bu merkezde (1) müdür,(1) müdür yardımcısı, (-) memur ve (-) hizmetli ile görev yapmaktadır. Halk eğitimi merkezince; Bir önceki eğitim ve öğretim yılında (8) dalda (17) kurs açılmış olup, (163) kursiyer öğrenciye kurs tamamlama belgesi verilmiştir.

Diğer

İlçede özel şahıslara ait 2 kitabevi ve aylık yayınlanmakta olan “Yeni ŞALPAZARI” adlı mahalli gazete bulunmaktadır. İlçe merkezi ile Geyikli beldesinde Kültür Bakanlığınca açılmış halk kütüphanesi mevcuttur. İlçede sinema,tiyatro ve benzeri faaliyetler olmadığından bu eksiklik TV kanallarından istifade ile giderilmeye çalışılmaktadır. Folklorik etkinlik olarak yaz aylarında Acısu, Kadırga, Alaca, Sisdağı ve Ağakonağı ile İzmiş

Sağlık hizmetleri

İlçe Merkezinde (1), Geyikli Beldesinde (2), Sütpınar köyünde (1), Gökçeköy köyünde (1) olmak üzere İlçemizde toplam (5) sağlık ocağı vardır. Merkez Sağlık Ocağında ; (3) doktor, (-) diştabibi, (3) sağlık memuru, (1) Çevre sağlık teknisyeni, (1) Röntgen teknisyeni(Vakfıkebir geçici görev), (1) Laborant, (4) hemşire, (2) memur, (1) şoför, (1) hizmetli ile merkez Sağlık ocağında görevli (2) ebe mevcut olup,ocağa bağlı köylerde bulunan sağlık evlerinde (-) adet ebe vardır. Ocakta (2 ) adet ambulans bulunmaktadır. Geyikli Sağlık Ocağında (1) doktor, (2) sağlık memuru, (1) hemşire(2) ebe (-) şoför ve (-) hizmetli ile ocağa bağlı (-) köyde bulunan sağlık evlerinde (-) ebe bulunmaktadır.Sağlık Ocağın (4) adet lojmanı vardır. Geyikli Şehit Er Halil Karagöz Sağlık Ocağında; (1) Doktor(Asker),(1) Sağlık memuru(Askerde)ve (1) ebe vardır.Ocağa bağlı (1) sağlık evinde ebe yoktur. Sütpınar Sağlık ocağında (1) Doktor(merkez sağlık ocağında), (-) sağlık memuru, (-) hemşire (1) ebe mevcut olup,Ocağa bağlı (1) adet sağlık evinin ebesi yoktur. Gökçeköy Sağlık Ocağında (-) doktor, (-) Sağlık memuru,(1) hemşire, (2) Ebe,(-) hizmetli görev yapmaktadır. Toplam itibariyle Ocaklarda ve sağlık evlerinde (5) Doktor,(-) Diş hekimi (2) Memur,(6)hemşire,(9) ebe,(1) şoför ve (1) hizmetliye ihtiyaç vardır. İlçemizde Sağlık Bakanlığına bağlı (1) sağlık meslek lisesi bulunmaktadır.

Spor

İlçede sportif amaçlı tesisler olmadığından yeterince spor faaliyetleri gösterilememektedir. Buna rağmen ilçede Geyiklispor kulübü mevcut olup, Düzköy’de yapımı tamamlanan semt sahası 2002 yılında hizmete girmiştir. Kabasakal, Ağakonağı, Geyikli beldesi, Simenli köyü ve Gökçeköy’de yapımına teşebbüs edilen spor Sahası çalışmaları sonuçlandırılamamıştır. Kapalı salon ve semt spor sahaları yapımı bu sahadaki boşluğun giderilmesi için öncelikli ihtiyaçtır.

İlçenin ekonomik durumu

İlçe insanları ekonomik ihtiyaçlarını geçmişten bu güne gurbet işçiliği, çiftçilik ve Hayvancılıkla temin etmişlerdir. İlçede istihdam sağlayıcı herhangi bir yatırım yoktur. Tarıma elverişli toprakların az oluşu halkın başka geçim kaynakları aramasına neden olmaktadır. Bunların içersinde gurbet işçiliği ve memuriyet başta gelmektedir. İlçede ( 571 ) adet vergi mükellefi olup, 2004 yılı aralık ayı itibarıyla tahakkuk eden vergi 1.022.846.350.000.-TL’olup, tahsilat toplamı ise 950.472.350.000. TL’dır. Bütçe giderleri toplamı ise 4.057.126.650. .-TL’dır.
a)Tarımsal faaliyetler Mısır, fındık, patates, tereyağı ve diğer sebze çeşitleri tarımsal ürünleri teşkil eder, ancak bu mahsuller 3.000 civarındaki çiftçi ailesine ticari bir gelir getirmekten çok aile içerisinde tüketilmektedir. Genel olarak 18.000 dekar alanda (-) ton fındık, 6.900 dekar alanda 1.890 ton mısır, 3.200 dekar alanda 5.600 ton patates üretilmekte olup, geriye kalan arazi çayır ve orman vasıflıdır. Sadece fındık ürünü Beşikdüzü Fındık Tarım Satış Kooperatifi ve tüccar tarafından satın alınarak pazarlanır.
b)Hayvancılık İlçede süt ve et bazında hayvancılık üretimi % 40 yerli ve % 60 jersey melezi unsurlardan ibarettir. İlçede (7.000) adet büyükbaş, (4.000) adet küçükbaş hayvan ile az miktarda taşımacılıkta kullanılan katır, at ve eşek bulunmaktadır. Ayrıca ilçe genelinde (1.000) adet tavuk mevcuttur. İlçe Sosyal yardımlaşma ve Dayanışma Vakfınca geçen yıllarda “Süt sığırcılığı ve arıcılık Projeleri” uygulamaya konulmuş ve projeler gelecek yıllara sari olarak devam etmektedir. Son yıllarda arıcılık büyük gelişme kat etmiş olup, (5.850) adet fenni ve ilkel arı kovanı mevcuttur. Bu kovanlardan elde edilen bal ilçe ekonomisine (1.170.000.000.000)TL. yıllık katkı sağlamaktadır. İlçede yerli hayvan ırkının ıslahı için damızlık jersey boğa ve yeteri kadar saf kan holştain ırkı düve getirilmiş olup, İlçe Tarım Müdürlüğü’nce kurulan suni tohumlama istasyonunda çalışmaları sürdürülmektedir. Genel olarak tarım ve hayvancılık alanlarında yapılan üretim çalışmalarının ilçe ekonomisine katkısı toplam olarak (8.712.500.000.000.-)TL civarındadır. S.S.Sütpınar köyü kalkındırma kooperatifince hazırlanan 100x2 süt sığırcılığı projesi gerçekleştirilerek getirilen süt inekleri hak sahiplerine dağıtılmıştır.
c)Diğer İlçe halkı kooperatifleşme konusunda bilgi sahibi olmadığından uzun yıllar bu alanda herhangi bir gelişme olamamıştır. Buna mukabil (2) adet Tarım Kredi Kooperatifi, (1) adet Esnaf Odaları Birliği ve (3) adet Köy Kalkınma Kooperatifi mevcuttur.İlçede T.C. Ziraat Bankası şubesi mevcuttur. T.C.Ziraat Bankasında (8) adet personel bulunmaktadır.Banka çiftçilerimize yönelik kredilendirme çalışmalarını sürdürmekte ve yılda (690) çiftçiye kooperatifler aracılığı ve doğrudan hayvancılık,çevirme,gübre ve donatım kredisi olarak toplam (1.745..643.150.400.- TL kredi sağlamakta, bu kredinin % 50’lik kısmı süre sonunda tahsil edilebilmektedir. Ekonomiyi canlandırıcı mahdut sayıda sergi açılmakta olup, panayır olarak Acısu, Alaca, Kadırga, Sisdağı, Ağakonağı ve İzmiş şenliklerini sayabiliriz.

İlçenin altyapı ve ulaştırma durumu

İlçemizde mevcut Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) işletme Başmühendisliği (6) adet personel ile hizmet vermekte olup, ilçe merkezi ve köylerin tamamında, yayla ve mezraların % 99’unde elektrik vardır. İlçenin elektrik ihtiyacı ulusal enerji hattından sağlanmaktadır. İlçeye bağlı köylerin su sorunu halledilmiş olup, Şalpazarı ilçe merkezinde Belediyeye ait su arıtma tesisi vardır. İlçenin Kanalizasyonu yapılmış olmakla birlikte ihtiyaca cevap vermemektedir. Bu nedenle ilçede mevcut yapılaşma sonucu konutların kanalizasyonu açıktan dereye verildiğinden halk sağlığını tehdit eder durumdadır. Bu derenin ıslahı ve kanalizasyon çalışmaları merkez Belediye Başkanlığınca projesi dahilinde sürdürülmektedir. İlçenin Karadeniz sahiline (Beşikdüzü) bağlayan 15 km. uzunluğundaki yol karayolları 10.Bölge Müdürlüğünce yapılıp asfaltlanmıştır. İlçede toplam olarak yaklaşık (270) km köy yolu ağı vardır. Bu yol ağının 10 km asfalt, 6.2 km’lik bölümü betonlanmıştır. Yolsuz köy bulunmamakla birlikte köy yollarının stabilize hale getirilmesi için proğram dahilinde altyapı çalışmaları sürdürülmektedir.
Şalpazarı-Gökçeköy-Sinlice grup yolunun Şalpazarı-Acısu arası 9 km’lik bölümünün asfalt işlemleri bitirilerek hizmete açılmış olup, Acısu-Sinlice arası 12 km’lik bölümü komple yol olarak ihale edilmiş ve asfaltlama çalışmalarına müteahhidince başlanmıştır. Yayla ve mezraların ulaşım sorunu özellikle yaz ayları için çözümlenmiş durumdadır.İlçe PTTGeyikli, Gökçeköy, Sayvançatak, Üzümözü köylerinde ve Kadırga
TRT Televizyonunun 1. kanalı net, 2, 3, 4 ve TRT Gap kanalları kısmen izlenebilmektedir. Ayrıca halk katkısı ile ilçe merkezine kurulan aktarıcılar ile özel televizyonların yayınları izlenebilmektedir. tarihinde teşkilatlanıp fiilen faaliyete geçmiştir. şenlikleri geleneksel olarak her yıl yapılmaktadır. Yapılan bu şenliklerde yörenin folklorik özellikleri, yöresel el sanatları ve geleneksel kültür birikimleri ile ilçenin örf, adet, gelenek ve göreneklerini görmek mümkündür. Müdürlüğünde (8) personel mevcut olup, Türk Telekom A.Ş. Şefliğinden (13) personel ile (6) otomatik santral ve (4652) aboneye hizmet vermektedir. Telefonsuz köy yoktur. Hatta 2005 itibarı ile Yaylası'nda otomatik santral mevcuttur.

Beyazdut
26-12-10, 06:46
Vakfıkebir - Trabzon


Koordinatlar: 41°046209′N 39°276853′E


Türkiye'de yeri Bilgiler Şehir nüfusu 53.227[1] (2000) İlçe nüfusu 33.394[2] (2000) Yüzölçümü 143 km² Koordinatlar 41°046209′N 39°276853′E Posta kodu 61400 Alan kodu 0462 841 İl plaka kodu 61 HX Yönetim Ülke site Türkiye Coğrafi Bölge Karadeniz Bölgesi İl Trabzon Kaymakam Fikret ZAMAN Belediye başkanı Hayri Birinci Yerel yönetimhttp://www.vakfikebir.bel.tr/ İlçe kaymakamlık site T.C. VAKFIKEBİR KAYMAKAMLIĞI
Vakfıkebir, Trabzon'un 40 km batısında olup, ilçe toprakları Doğuda Çarşıbaşı, Batıda Beşikdüzü, Güneyde Tonya ilçeleri ve Kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir. İlçe merkezi; Doğuda Işıklı (Yeros), Batıda Zeytin (Yobol) burunları arasında meydana gelmiş genişçe bir merkezin en uç noktasında kuruludur. Bu nedenle ilçe adı, Coğrafi kitaplarında Büyükliman olarak da gösterilir. Işıklı fenerinden itibaren kıyı, Güney Batıya ve daha sonra Kuzey Batıya yönelerek Büyükliman adıyla anılan geniş koyu meydana geldikten sonra Zeytin Burnuna ulaşır. Büyükliman koyu, karayele kısmen kapalı olup, denizciler için iyi sayılan bir demir atma yeridir.
Vakfıkebir, Karadeniz Bölgesi Doğu bölümünün iklim şartlarının etkisi altında olup burada iklim, ılıman iklimin denizsel karakterini taşır. Yazlar orta sıcaklıkta, kışlar ılık ve her mevsim yağışlı geçer. Yağmurun en yoğun olduğu mevsim sonbahar, ilkbahar ve kıştır. Kıyı kesimine kimi yıllar kar düşmediği de olur.

Ünü

Trabzon'un en büyük ilçelerinden biri olan Vakfıkebir, taş fırınlarında pişen vakfıkebir ekmeği ile ünlüdür . Her yıl ilçemizde ekmek festivali düzenlenmektedir. Bu yusyuvarlak, tekerlek biçimindeki ekmek, A,B6,H ( B7 ) E vitamini deposudur.

Önceki tarihler

Vakfıkebir'den doğan Tonya,Beşikdüzü,Şalpazarı ve Çarşıbaşı ilçeleri olmadan önce Vakfıkebir'in yönleri şöyleydi:
Batısında Eynesil, Doğusunda Akçaabat ve Düzköy Güneyinde Maçka ve Düzköy Kuzeyinde de Karadeniz
vardı.
Trabzon'un en büyük ilçelerinden biri olan Akçaabat da Vakfıkebir kadar nüfusu fazla bir ilçedir. Akçaabat Köftesi tabir edilen köfte burada ünlüdür.

Tarih

Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber çok eski bir yerleşim yeridir. Tarihi boyunca Hitit, Pers, Roma, Bizans ve Trabzon Rum İmparatorluğu’nun hakimiyetinde kalan Vakfıkebir 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum İmparatorluğu’nu yıkması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiştir. ( Bunu günümüzde Çamlık mahallesindeki kilise doğrulamaktadır )
Trabzon’un fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun değişik bölgelerinden gelen Türk boyları Vakfıkebir’e yerleşmişlerdir. Gelen boyların yeni yerleşim yerlerini benimsemeleri ve kültürlerini bölgeye taşımaları sonucunda Vakfıkebir çok kısa sürede bir Türk yurdu olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarına katılmasından sonra çeşitli idari kademelere ve isimlere maruz kalan Vakfıkebir 1864 tarihli Osmanlı Vilayet Kanunu çerçevesinde 1874 yılında Trabzon vilayetine bağlı bir ilçe olmuştur.
Vakfıkebir 20 Temmuz 1916 tarihinde Rus Çarlığının işgaline uğramış ve 14 Şubat 1918 tarihinde kahraman ordumuz tarafından düşman işgalinden kurtarılmıştır. İşgal altında geçen dönem halk arasında “Muhaceret” olarak anılmakta ve her yıl 14 Şubat tarihinde büyük törenlerle kutlanmaktadır.
İlçe halkı ülkenin kurtulması ve bağımsız bir Türk devleti kurulması çalışmalarında hep Atatürk’ün yanında yer almıştır. Bu çerçevede ilçe halkı aldıkları bir kararla Kellecioğlu Abdullah Hasip (Ataman) Beyi Erzurum Kongresi’ne Büyükliman Delegesi olarak göndermiştir. Abdullah Hasip Bey, Erzurum Kongresi'nin iki yazmanından birisi olarak görev yapmıştır.
Vakfıkebir Cumhuriyetin kuruluşu ile beraber ilçe olma özelliğini ve sınırlarını korumuştur. Bu tarihte ilçenin merkez ile birlikte beş nahiyesi ve 129 köyü vardır. Bu nahiyelerden 10.03.1954 tarih ve 6324 sayılı kanunla Tonya, 19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla Beşikdüzü ve Şalpazarı, 09.05.1990 tarih ve 3644 sayılı kanunla Çarşıbaşı ilçe olmuş ve ilçemizden ayrılmışlardır. Bugün bir beldesi ve 34 köyü mevcuttur.
Vakfıkebir’in ilk adı Fol'dur. Bu ismi ilçenin 45 km. güneyinden doğan ve ilçe merkezinde denize dökülen aynı isimli dereden almıştır.
Vakfıkebir’in ikinci adı Büyükliman’dır. Vakfıkebir bugünkü adını, Yavuz Sultan Selim annesi Gülbahar Hatun’dan almıştır. O tarihte Trabzon Valisi olan oğlu Şehzade Selim’i görmek için İstanbul'dan Trabzon’a deniz yoluyla seyahat eden Gülbahar Hatun büyük bir fırtınaya yakalanmış, kurtulması halinde karaya ayak basacağı toprakları Allah'a vakfedeceğini adamıştır. O zamanki adıyla Büyükliman olan yerleşim merkezinde toprağa ayak basan Gülbahar Hatun bu toprakları vakfeder. Vakfedenin büyük (padişah eşi) olmasından dolayı bu tarihten sonra yörenin adı Vakfıkebir (Büyük Vakıf) olmuştur.
Vakfıkebir adının beş yüz yıllık geçmişi olmasına rağmen halk arasında Fol ve Büyükliman adları zaman zaman kullanılmaktadır.

Coğrafi Yapı

Vakfıkebir, Trabzonun 40 km . batısında olup, ilçe toprakları Doğuda Çarşıbaşı, Batıda Beşikdüzü, Güneyde Tonya ilçeleri ve Kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir. İlçe merkezi; Doğuda Işıklı (Yeros), Batıda Zeytin (Yobol) burunları arasında meydana gelmiş genişçe bir merkezin en uç noktasında kuruludur. Bu nedenle ilçe adı, Coğrafi kitaplarında Büyükliman olarak da gösterilir. Işıklı fenerinden itibaren kıyı, Güney Batıya ve daha sonra Kuzey Batıya yönelerek Büyükliman adıyla anılan geniş koyu meydana geldikten sonra Zeytinburnuna ulaşır. Büyükliman koyu, karayele kısmen kapalı olup, denizciler için iyi sayılan bir demir atma yeridir.
Vakfıkebir, Karadeniz Bölgesi Doğu bölümünün iklim şartlarının etkisi altında olup burada iklim, ılıman iklimin denizsel karakterini taşır. Yazlar orta sıcaklıkta, kışlar ılık ve her mevsim yağışlı geçer. Yağmurun en yoğun olduğu mevsim sonbahar, ilkvahar ve kıştır. Biten bakımından deniz iklimi özelliğini taşıyan kıyı kesimine kimi yıllar kar düşmediği olur.

Turizm

Vakfıkebir deniz kenarında ve Samsun-Trabzon karayolunun üzerinde bulunmasına, el değmemiş yaylalara sahip olmasına rağmen son yıllara kadar turizmden gerçek manada yararlanamamıştır.
Ancak son yıllarda sahip olunan potansiyel turizm kaynakları kullanılmaya başlanmış, deniz, yayla, yemek ve dinlenme amaçlı tesisler kurularak bölge ve ülke turizminin hizmetine sunulmuştur.
1992 yılında açılan Turizm Eğitim Merkezi hem ilçe turizminin gelişmesi hem de turizme ara eleman yetiştirilmesi yönünde büyük katkılar sağlamaktadır.
İki yıldızlı turistik bir otelin yanında iki adet normal otel, plaj ve yaylalarda kurulu tesisler ilçemizin turistik kaynaklarıdır.

Vakfıkebir Ekmeği

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/f/f9/Vakf%C4%B1kebir_ekmek_festivali.jpg/240px-Vakf%C4%B1kebir_ekmek_festivali.jpg

Vakfıkebir Ekmek Festivali... Temmuz sonu, Ağustos başı gibi düzenlenen festival, ilçede düzenlenen yıllık tek Kültür-Sanat aktivitesi.


Vakfıkebir ekmeğinin temel özelliği, özel yapılmış bir tür taş fırında pişirilmesi. Fırınların tabanı Bayburt'ta bulunan bir taştan yapılır. Ayrıca alttaki katmanlarda kalın ve ince çakıltaşı, kum, cam kırığı ve kaba tuz kullanılır.Vakfıkebir ekmeğini lezzetli kılan, özel taş fırını dışındaki asıl ikinci öğe, üretimde kesinlikle fenni maya kullanılmaması, bunun yerine ekşi maya geleneğinin sürdürülmesi.
Nihayet fırınlarda yakılan kızılağaç, meşe ve gürgen odunlarının Vakfıkebir ekmeğine ayrıca tat kattığı söylenir. Vakfıkebir'de Ekmek adına Vakfıkebir Kaymakamlığı ve Belediyesi tarafından geleneksel olarak her yıl Ağustos ayında 3 günlük "Ekmek festivali" düzenlenmektedir. Çeşitli etkinlikler ve her akşam ilçe festival alanındaki konserlerle en önemli besin kaynağı olan ekmek, eğlenceyle bütünleşir. Ayrıca Ekmek adına şiirler bile yazılmıştır.Ekmeği muhakkak tatmalısınız.çok lezzetlidir.bayatlamaz.

Vakfıkebir belde ve köyleri

İl: Trabzon ● İlçe: Vakfıkebir

Beldeler: Yalıköy

Köyler:
• Açıkalan • Akköy • Aydoğdu • Bahadırlı • Ballı • Bozalan • Caferli • Çamlık • Çavuşlu • Deregözü • Düzlük • Esentepe • Fethiye • Fevziye • Güneyköy • Güneysu • Hamzalı • İlyaslı • İshaklı • Karatepe • Kıranköy • Kirazlık • Köprücek • Mahmutlu • Mısırlı • OrtaköyRıdvanlı • Sekmenli • Sinanlı • Soğuksu • Şenocak • Tarlacık • Yaylacık • Yıldız
-----------------------------------------------------------------------------------------------------


Yomra, Trabzon


Yomra, 19 Haziran 1957 yılında 7033 sayılı kanunla ilçe haline dönüştürülmüş, 4 Nisan 1959 tarihinde Trabzon ilinin ilçesi olmuş ve fiilen İlçe Teşkilatı kurulmuştur. Yomra ilçesinin ilk adı Durana’ dır. İlçe yeni adını içinde yetişmekte olan yomra adlı elmadan almıştır.
Yomra ilçesinin 4 belediyesi mevcut olup, Merkez Belediyeye bağlı 4, Özdil Belediyesi'ne bağlı 6, Kaşüstü Belediyesi'ne bağlı 3 ve Oymalıtepe Belediyesi'ne bağlı 5 Mahalle olmak üzere toplam 18 Mahalle ve 17 Köyü vardır. Yeni yapılan sahil yolu ile trafiğin ilçe merkezinde yoğunlaşmasının önüne geçilmiş, rahata kavuşmuştur.

Yomra belde ve köyleri

İl: Trabzon ● İlçe: Yomra

Beldeler: Kaşüstü •

Köyler: Çukurköy

Alıntı