PDA

View Full Version : Atasözleri hikayeleri ve çıkış noktaları



Tilki_Andre
19-05-09, 01:11
Atasözleri Daha İyi Anlamamıza Ve Doğru Bir Şekilde Kullanmamıza...
Yardımcı Olacağını Düşündüğümüz...
...Atasözlerinin Ortaya Çıkış Hikayeleri...

ADAM OL BABAN GİBİ, EŞEK OLMA ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



Vaktiyle Eğitim Bakanlığı da yapmış olan tarihçi Abdurrahman Şeref Bey, Galatasaray Lisesi’ nde müdür iken , birgün Sultan Abdülhamid’ in hizmetkarlarından bir paşanın oğluna kızar. Öğrencilerin arasında çocuğa;



“Adam ol” der, “baban gibi eşek olma!”



Çocuk bunu babasına anlatır.



Babası:



“Vay, demek ben bugüne bugün padişahımın mahiyetinde bir paşa olayım da, bana eşek desin. Bunu ona soracağım” der.



Ertesi gün okula gidip hocayı bularak;



“Beyefendi, sizin bana eşek demeye ne hakkınız var? Ben, padişahın mahiyetinde paşayım” deyince, Abdurrahman Şeref bey;



“Ne münasebet ben sizi tanımıyorum. Ne zaman eşek dedim”, diye sorar.



Paşa;



“Geçen gün okulda oğluma “adam ol, baban gibi eşek olma” diye bağırmışsınız” der.



Bunun üzerine Abdurrahman Bey;



“Doğru, çocuğunuzu payladım. Çalışmıyordu. Sizi örnek göstererek, “adam ol baban gibi! eşek olma! diye söyledim“ der.



Bu cevap üzerine paşa, hem özür diler, hem de teşekkür eder ve oradan ayrılır.

Tilki_Andre
19-05-09, 01:11
ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ. ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



Zamanında Bolu beyine baş kaldıran Köroğlu'nun dillerde yağız mı yağız atı çalınır.bütün civarı arar tarar yok.bir kimse birde İstanbul'daki pazarları dolaş der.İstanbulda pazarları dolaşırken atına rastlar.



Pazar sahibine şu ata bir bineyim hele der.pazarcıda buyur der .



Eski sahibinin kokusunu alan at şahlanıp,dört nala ordan uzaklaşır.



Dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip ,



Ah evlat! Atı alan üsküdarı geçti.



O köroğluydu ,atın gerçek sahibi...

Tilki_Andre
19-05-09, 01:12
ÇIKAR AĞZINDAKİ BAKLAYI ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



“Zamanında çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Sonunda kendine yakıştırılan küfürbazlık ününe dayanamaz duruma gelmiş. Soluğu bir bilgenin yanında almış, ondan akıl danışmış.



‘Her kızdığım konu karşısında küfretmek huyumdan kurtulmak istiyorum’ demiş. Adamın içtenliğini görünce bilge ona yardımcı olmaya karar vermiş. Bakkaldan bir avuç bakla tanesi getirtmiş ve bunları ‘küfürbazlık’tan kurtulmak isteyen adamın avucunun içine koydu.



‘Şimdi bu bakla tanelerini al, birini dilinin altına, ötekilerini cebine koy’ demiş. ‘Konuşmak istediğin zaman bakla diline takılacak, sen de küfürden kurtulma isteğini anımsayıp o anda söyleyeceğin küfürden vazgeçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir bakla çıkakrırsın, dilinin altına onu yerleştirirsin.’



“Adamcağız bilgenin dediğini yapmış. Bu ara da bilgenin yanından da ayrılmamaya çalışıyormuş. Yağmurlu bir günde birlikte bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılmış ve genç bir kız başını uzatmış, seslenmiş:



‘Bilge efendi, biraz durur musun?’ demiş ve pencereyi kapatmış. Bilge söyleneni yapmış ama sicim gibi yağan yağmur altında iliklerine değin ıslanmış. Sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçmiş içinden fakat tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünmüş ve aynı isteğini yinelemiş:



‘Bilge efendi, lütfen birkaç dakika daha bekler misiniz...’



“Bilge içinden öfkelenmiş ama kızın isteğini de yerine getirmiş. Fakat yanındaki ‘eski’ küfürbaz adam, kendini zor tutuyormuş. Bu arada yağmurun şiddeti gittikçe artıyor, bilge de, adam da, vıcık vıcık ıslanıyorlarmış.



Bir süre sonra pencere açılmış ve kız yine seslenmiş



‘Gidebilirsiniz artık!..’ demiş.



Bilge bu durumu çok merak etmiş ve sormuş:



‘İyi de evladım bir şey yoksa bu yağmurun altında bizi niçin beklettin?’



“Penceredeki kız, bu soruyu pek umursamamış:



‘Efendim, sizi elbette bir nedeni olmadan bekletmiş değilim’ demiş ve bekletme nedenini şöyle açıklamış:



‘Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi sokaktan geçerken görünce hemen yumurtaları kuluçkaya koydu ve yumurtaları tavuğun altına yerleştirene değin sizin pencerenin önünden ayrılmamanızı istedi.’



“Saygısızlığın böylesi karşısında bilgenin de tepesinin tası atmış. Yanındaki ‘eski’ küfürbaza dönmüş ve şöyle demiş:



‘Hak ettiler bu ana kız’ demiş. ‘Çıkar ağzından baklayı!..’"

Tilki_Andre
19-05-09, 01:12
DİMYAT'A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



Dimyat Mısır'da, Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye gelirdi.



Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdenizde Arap Korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınlarını almışlar.



Binbir müşkilat içinde Türkiye'ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmek durumuna düşmüş. İstanbul'dan kalkmış, memleketi olan Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar. "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" sözünün aslı buradan kalmıştır.

Tilki_Andre
19-05-09, 01:13
LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



Lafla peynir gemisi yürümez: sadece konuşmak, dayanağı olmadan gerçekleştirilemeyecek sözler vermek anlamında kullanılan bir deyimdir. hikeyesi ise şöyledir;



Rivayete göre bir zamanlar İsatnbul'da, Edirneli Aksi Yusuf adında bir peynir tüccarı var imiş. Madrabaz ve cimri birisi olup Trakya'dan getirttiği peynirleri İstanbul'da satar, artanını da deniz yoluyla İzmir'e gönderirmiş. İzmir'de peynir fiyatları yükseldikçe elinde ne kadar mal varsa gemilere yükletir ama navlunu peşin vermek istemeyerek, kaptanları yalanlarıyla oyalar durur, "Hele peynirler sağ salim varsın, istediğin parayı fazlafazla veririm," diye vaatlerde bulunurmuş. Birkaç kez aldanan tüccar gemi kaptanlarından birisi, yine İzmir'e doğru yola çıkmak üzere iken diklenmiş:



-Efendi tayfalarıma para ödeyeceğim. Geminin kalkması için masarifim var. Navlunu peşin ödemezsen Sarayburnu'nu bile dönmem.



Aksi Yusuf her zamanki gibi,



-Hele peynirler salimen varsın... demeye başlar başlamaz gemici.



-Efendi, lafla peynir gemisi yürümez. Buna kömür lazım, yağ lazım.



Aksi Yusuf parayı ödemiş. O gün akşama kadar şu bir tek cümleyi sayıklayıp durmuş.



-Lafla peynir gemisi yürümez .vee deyim günümüze kadar ulaşmış

Tilki_Andre
19-05-09, 01:13
PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



Bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.



Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:



- Peki, olur...



Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca'ya şunları söylemiş:



- Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?



Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen



Hoca'nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.



Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış.



Ötekileri bağırmaya başlamışlar:



- Ya bizim düdükler nerede ?



Hoca'nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:



- Parayı veren düdüğü çalar.




buldukça güncellenecek...:)

Arthur Brwcla
04-11-09, 01:55
xD güzel