PDA

View Full Version : Futbolla İlgili Köşe Yazıları..



Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12

Anttis
11-10-08, 19:50
Bu konuda futbol ile ilgili köşe yazılarını paylaşabilirsiniz..



Not: Kaynak gösterilmesi mecburidir.




Bu güzel yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Sonuna kadar sabırla okuyun arkadaslar.

Her takım, kendi taraftarı için büyüktür...

İngiltere liglerinde geçtiğimiz hafta oynanan maçların izlenme oranlarına göz atıyorum. Premier ligde Manchester City’nin, Portsmouth’u altı golle geçtiği maçta, taraftar sayısı 40,238. Kuzey Londra’nın White Hart Lane stadında, Tottenham’ın Wigan Athletic’i ağırladığı maçta tribünlerde 35,808, ülkenin kuzeyinde, Sunderland’ın Middlesbrough’yu iki golle geçtiği maçta 38,388.taraftar.

Alt liglerde de durum pek farklı değil;

Premier’in bir alt ligi Championship’de, Norwich’in Carrow Road stadında, ev sahibi takımın Sheffield United ile oynadığı maçı izleyenlerin sayısı 24,175. Geçen sezon Premier ligden düşen Derby County ile Cardiff City mücadelesinde 28,007.

Bir alt ligde, League One’da (üçüncü lig), Millwall - Cheltenham maçında 8009 taraftar.

Yukarda saydığım takımların ortak özellikleri, Türk’ün tanımıyla, ‘Küçük takım’ olmaları. Hiç şampiyon olamamış, Şampiyonlar ligine katılamamış, formasına üç beş yıldız takamamış, vs vs.

Oysa ikinci ligde oynayan Leeds United’in kombine biletli taraftar sayısı, Beşiktaş ve Galatasaray’ın toplamından daha fazla. Üstelik mazisi de üçünden de eski. İşler kötüye gidince, İstanbulluların tribünlerin nasıl boşaldığını daha önceleri izledik, peki ya Leeds’in durumunda olsalar, tribün manzaraları nasıl olurdu acaba?

Ikinci ligde mücadele eden Derby County’nin kombine biletli taraftar sayısı 23,500. Ipswich Town’nun 15,000, Wolverhampton Wanderers’ın 17,000.

Oysa bizde taraftarlık, televizyon ekranları karşısında. O yüzden, birinin 25 milyon, diğerinin bilmem kaç milyon taraftarı, garip durum dışardan bakınca...

***

‘Üç Büyükler’ yalanı,ı Türk futbolunun kronik hastalığı. Türk’ün Türk’e propagandası. Peki onlar ‘büyük’ ise diğerleri ne oluyor merak ederim. Sonu ta en başından belli kötü bir filmin ucuz figüranları mı yoksa?

Leblebi, çekirdeki mi, zengin sofrasının çerezleri mi yoksa ?

Olsalar da olur, olmasalarda mı yoksa ?

Üç Büyükler!. Bu nasıl büyüklükse. Çok eskiden beri Avrupa sahalarında yaşanan hüsranları düşününce. Oysa büyük dediğin, büyük olmalı büyükler arenasında. Arsenal’ın, Emirates stadında maç başına geliri 3 milyon Sterlin civarında, kombine biletli taraftar sayısı 40,000, kombine için bekleme sırası ortalama sekiz sene. Manchester United’ın 56,000. Barcelona’nın kombine biletli taraftar sayısı 90,000.

Ve gerçek büyüklerin başarıları ortada.

Ya bizim büyükler! Mesela Beşiktaş, büyüklüğü, dünya futbolunun neresindedir ki? Hatırlayın, geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Liginde. Liverpool’un Anfield stadında. Kop tribününden yükselen (Can We Play You Every Week!) ‘Her Hafta Sizinle Oynayabilir miyiz” tezahüratı hala kulaklarımda. Avrupa arenalarında en ufak başarısı olmayan bir takımın, büyüklüğüne bizden başka kimsenin inanmadığı gerçeği bir kez daha.

Üç Büyükler! Şampiyonlar Ligi tarihinde, gurup maçlarında sıfır puan çekerek ilginç bir rekora imza atan Fenerbahçe. Her sezon har vurup harman savurduğu onca paraya rağmen, tarihinde yalnız bir kez, o da geçen sezon Şampiyonlar Ligi gurubundan çıkmayı başarabilmiş. Bütçe olarak ülke takımlarının hayli üstünde, ama ya sportif başarı. Ne UEFA’da ne Şampiyonlar liginde.

Ve gelelim geçen sezonun şampiyonuna. 165 milyon Dolar borcu ile ülkenin en üst liginde mücadele etmesine izin verilen, kendi liginde Şampiyon olduğu halde ön eleme oynamış, üstelik pek vasat bir takıma elenmiş Galatasaray. Bir kez UEFA Kupasını kazanmış, ama sonrasında Avrupa arenalarında hüsranlarda. Hala eli yüzü düzgün bir stadı bile olmayan, üstelik borç batağında.

Sarı Kırmızılı takım İngiltere liginde oynasaydı, eksi kaç puanda başlardı acaba. 1904 senesinde kurulmuş, mazisi üç İstanbullu’dan eski günümuzde League One’da mücadele eden ve mali butçesinde ki açık yüzünden küme düştüğü sezon 10, bir sonraki sezon 15 puanı silinen Leeds United taraftarlarına sormak gerekir sanırım bu soruyu.

Ve tabi, 2008-2009 sezonunun başında, yine borç yüzünden 30 puanı silinen Luton Town’u unutmadan.

***

İlginç bir istatistik, rekabet yoksunu ligimize dair. Türkcell Süper Lig’de bu sezon Anadolu takımları üç İstanbul takımı ile oynadıkları karşılaşmalarda macı 11 kişi tamamlamayı başarmakta zorlandıkları gerçeği. İstanbul takımlarının bu sezon yaptığı ilk 12 maçta, rakip takımlardan 8 futbolcu kırmızı kartla oyun dışı kalmış olması. Oynanan 12 karşılaşmada sadece Fenerbahçeli futbolcu Volkan Demirel’in kırmızı kart görmesi. Şasırmamak gerek, Zira bizim futbolumuzda sistem çoğunluğun mutlu olması adına. Koskoca bir ülkeyi yalnızca bir şehirden ibaret sayınca, futbol denilen güzelim oyunu iki,. bilemedin üç takıma endekslemek de kaçınılmaz oluyor nasılsa.

Üç kişilik paranoyak bir aşk masalı Türk futbolu. Her sezon ayni teranenin içinde, ayni tek düzeliğin içinde yuvarlanıp gittiğimiz. Ta en başından sürekli ‘Üç Büyük’ yalanı ile yoğrulan, tüm yaşamlarında taraftarı oldukları takımın stadını dünya gözü ile bir kez bile göremeyenlerin diyarında.

Yenenin değil, yenilenin sürekli konuşulduğu bir lig bizim ligimiz. Futbol programlarında sürekli sadece üç takımın tartışıldığı. Sevimsiz ve adaletsiz. Yine çoğunluğun ilgisini çekme adına. O yüzden yense de yenilse de, hep baş köşede üç İstanbullu. Gazetelerin spor sayfalarında, televizyon programlarında. Haliyle neredeyse her doğan çocuk ‘İstanbullu’ güzel ve yalnız ülkemde.

Malum, çocuk ne görürse onunla büyür bu yaşamda..

Bilir misiniz, son yıllarda İngiltere futbolunda dört takım zirve yarışını parsellemiş olsa da, son 25 senede 7 takım kaldırmıştır Şampiyonluk kupasını. Futbol liginin kurulmasından bu yana ise 28 takım şampiyonluk yaşamıştır. İngiltere ikinci liginin (Championship) izlenme oranı bizim ‘Kurşunlu’ Süper ligimize fark attığı da meselenin diğer bir boyutudur…

Turk futbolu, haksız rekabet üzerine kurulu, ‘Üc Büyükler’ edebiyatında eriyip gitmekte. Ama hangi büyük? Sahada oynanan futbolun kalitesi ortada. Har vurup harman savurdukları onca paraya rağmen Avrupa arenalarında aldıkları sonuçlarda.

Filler tepişirken, karıncaların hep ezildiği bozuk düzen Türk futbolu. Adalet, eşitlik ve rekabetten yoksun, kurulduğundan beri yalnızca 4 şampiyon çıkarabilmiş. Üçlü oligarşinin bir heyula misali üzerine çöktüğü.

Hemen her Avrupa macerasında tepetaklak döndüğümüz.

Nacizane düşüncem, takımın küçüğü büyüğü olmadığıdır. Her takım, kendi taraftarı için büyüktür. ‘Hangi takımı tutuyorsun?’ sorusuna verilecek cevap mutlaka üç takımdan biri olmamalıdır. Futbolun beşiğini örnek almak gerekir. Ve diğer kaliteli ligleri.
Nihat Kahveci’nin forma giydiği Villareal, 49,045 (2007 sayımı) nüfuslu küçük bir kasabanın takımıdır. Maçlarını 25,000 kapasiteli Madrigal stadında oynar.

Ve yine hatırlatmakta yarar vardır;

‘Üç Büyükler’ edebiyatı, Türk’ün Türk’e masalıdır…

Yoksa siz hala inanıyor musunuz bu masala?

Ziya ADNAN

Nedense futbolseverlerimizin büyük çoğunluğu,doğup büyüdükleri veya bir ömür boyu yaşadıkları kentin takımının dışında üçüzlerden birine sevdalıdır.Hatta ve hatta kendi kentlerinin takımı,taraftarı olduğu üçüzlerden birisi ile karşılaştığında,sırt çevirirler kendi kentlerinin takımlarına.

Durum öyle bir hal almıştır ki bir kişi üçüzlerin dışında bir takım tuttuğunu söylediğinde,ısrarla 'gerçeği' söylemesi istenir ve üçüzlerden hangisini tuttuğu öğrenilmek istenir.

Genel olarak Anadolu şehirlerinde kendi takımlarının taraftar sayılarının az olma sorunu çözülemiyor,sorunun özü ise Şehrinde kendi takımından fazla üçüzlerin 'taraftar'ı olması.

Kendi şehrinde hiç kimsede örneğin Ankara'lıyı kendi şehrinin takımını tutmadığı için de suçlayamıyor,çünkü Ülkemizde azınlık olmak zor.Takımının 34 maçının 28'ini ertesi gün işe ve okuluna erken kalkıp gideceği bilinirken gecenin 1'inde hem de adil olması gereken devletin kanalında 3 dakikalık özetlerle kısıtlı kamera açılarından izlettirilerek insanlar uyutuluyorsa.

İşyerinde,okulda,mahallede bütün arkadaşlarınız üçüzlerin taraftarı ve onların futbolcusuna hayranlık duymakta ise hatta bu insanlardan kendi aile bireyleriniz içerisinde bile onlara hayranlık duymakta olanı var ise,insanları kendi şehir takımının taraftarı yapmak zor.

Bu adaletsiz ortamda.Bir kent takımı eğer o kentliler tarafından sahiplenilmiyorsa, o kentliler, kulüplerini ikinci, üçüncü sıralara koyuyorsa, o kentin büyük değeri de sessiz sedasız alt liglere düşer kaybolur gider, birkaç cılız ses dışında kimseden de tepki de gelmez.

Büyük küçük demeden soru yöneltseniz bulunduğunuz kentteki insanlara hangi takımı tutuyorsunuz diye hemen hemen bir çoğu kendi kentinin takımını ikinci takım olarak tutuyorsa, hatta hiç tutmuyorsa,sahip çıkmıyorsa kentine, bunun adı yalnız bırakılmaktır, bunun adı ihanet değil de nedir ki?

Oynanan lig mücadelesinde gözü kulağı İstanbul da veya başka kentler de değil kendi şehrin de olmalı. Örneğin Ankaralıyım derken büyük bir özgüvenle söyleyeceksiniz, ama sıra şehrinizin takımına destek olmaya geldiğinde üçüzlerin maçları şehrinizin takımından önemli olacak.

Ankaralı olmayı önemseyecek şehrinizin takımına destek olmayı göz ardı edeceksiniz! Arka plana atacaksınız!

İstanbul kulüplerinin O kendine has ışıltılı dünyasın da olmak uğruna kent takımınıza sırtınızı dönecek,kendinizi o akıntıya kaptırıp gidecek,takımınızdan bir haber olmayacaksınız.

Kentinizin insanları otobüsle, trenle veya uçakla üçüzlerin maçı için o takımın formasını giyecek, o takımın şehrine gidecek.Kentinizin takımının maçını önemseyip ne radyo'dan, ne televizyon'dan, ne gazete'den, ne de statın'dan takip etmiyeceksiniz. Sordukların da Ankara'yı çok seviyorum,buradan başka yaşayabileceğim şehir de düşünemiyorum diyeceksiniz "ne kadar anti-dürüstlük" ,Ankara'yı, Ankara'lılar düşünmezse kim düşünür ki? Bunun adı riyakarlık değil de nedir?

Halbuki kent bilincinde sorumluluğunda olup kendi şehrimizin takımını desteklersek, şehre bir hareketlilik gelir. Günü birlik de olsa ekonomik hareketlilik gelir, canlı karşılıklı tezahüratlar, karşılıklı şarkılar kısaca maç öncesinde, maç içinde ve sonrasında çeşitli gösteriler,eğlenceler, paylaşımlar, maçlara ayrı bir zevk katar, keyifle geçen dolu dolu haz alınan bir ortam. Bu eğlenceden bu güzellikten bu karnaval coşkusundan niye kendimizi ve şehrimizi mahrum bırakalım ki?

Şehriniz de maç olmasını istemiyormusunuz?

Şehrinize yerli, yabancı rakip takımların gelmesine vesile olarak, şehrinizi tanıtmak, güzelliklerini göstermek istemiyormusunuz? Ya şehriniz de festival yapacaksınız, ya şehriniz de konser düzenleyeceksiniz, ya bir etkinlik, ya da bir maç, bunlardan biri olacak ki insanlar sizin şehrinize gelsin, sizi tanısın,şehrinizin ekonomisine katgısı olsun ve de kendi memleketlerine döndüklerin de yaşadıklarını anlatsın. Böylece seni tüm dünya tanısın. Senin şehrin için yapacağın en büyük iş ve çıkış yolun bu, en büyük reklamın bu.

Kendi kentinize yeğlediğiniz O medyası lobileri aracılığıyla kandırıldığınız şehir görüyorsunuz yarım asırdır olduğu gibi bu sezonda istisnanın dışında yine yurt dışından fiyasko ile döndüler, bu iş böyle ne ekiyorsan onu biçiyorsun. kazançları ise her sezon olduğu gibi bu sezonda eğlencelerine devam ederek kendi kentlerinin reklamını yapmak ve kendi kent ekonomisine kazandırmak oldu,amaçları da bu zaten tek dertleri pastayı Anadolu'ya kaptırmamak,paylaşmamak zaten başarı ile de 50 yıldır bu işi iyi hallediyorlar bazen üç kağıtçıyı,emek hırsızını da tebrik etmek gerekiyor başarısından dolayı.

Ya vicdan,ahlak,emek kazanacak ya da her zaman kazananlar kazanacak. 'Futbol',spor ahlakını ve 'başkalarının acısına bakma'yı adil olmayı,paylaşmayı,hakkaniyeti,dürüstlüğü,d ostluğu,dayanışmayı üçüzlere hala öğretemediyse,bunlara başka da hiç bir şey öğretemez...

Bunların adam olacağı yok yarışta olmaması gereken faktörlerin devreye girmesi için çaba sarfetmelere devam etsinler yurt içinde himayelerindeki lobilerin etkisiyle federasyona ve MHK'ya baskı yaparak o tenekeleri almaya devam etsinler her sezon aynı filmi biz izlemekten bıktık bunlar hala bıkmadı.

Ülke futboluna rekabetin gelmesini istememekteler,e ne yapalım bizlerde önümüzde ki sezon bunların yine Avrupa maceralarında ki rezil hallerini şimdiden görüyor gibiyiz,borazancı medyanın yalan yanlış yönlendirme vesilesi pembe dizisi hayalleri o rüyaya yatan acınası insanlarımıza yazık ne diyelim,çünkü 50 yıldır aynı ninnilerle uyumaktalar.

Şehrine sahip çıkmayanlar,başka şehirlerin takımını tutmaya devam edin,şehrinizin hakkını vermeyin,ne yapacaksınız kendi sevdanızı. Kendinizi başkalarının sevdaları ile avutarak paparazzi proğramlarında makenlerin aşk sevdalarını izlemeye devam edin en iyisi siz.

İşin en kolayı güce ve paraya tapma,güçlünün yanında olma,ne yazık ki toplumumuz da bir hayli yaygın.

Ne zaman ki üçüzlerin dışında bir takım şampiyon olacak, o zaman bu tablo değişecek. Ne zaman ki Anadolu'nun bir kalesi bizansın o kapısını kıracak,işte o zaman diğerleri de nasıl olsa onun peşinden gidecek o kapıdan içeri girecektir kesin.

Endüstriyelleşen futbolumuz koşullarında bu belki şimdilik bir ideal bir umut bir ütopya. Ama bunlar değil midir insanı ayakta tutan bizlere yaşam kaynağı olan.

Bizleri burada bir yerlere getiren ise değerlerimize verdiğimiz önem ve düşüncelerimiz.Burada bu düşüncede kalıcı olmamızı sağlayan ise karakterimizdir... Esen kalın.

yzx
11-10-08, 20:01
Beyefendi gibi gitti


Yazan: İlker Ateş




Ertuğrul Sağlam'ın basın toplantısında kullandığı sözcüklere ve kurduğu cümlelere aynen katılıyorum. Özellikle de "Adam gibi geldim, adam gibi çalıştım, adam gibi gidiyorum" şeklindeki veda mesajını alkışlıyorum. Onu, futbolculuğundan beri çok iyi tanıyorum. Kişilik yönünden her zaman "10 üzerinden 10" aldı.

Onu, ben de çok eleştirdim. Özellikle çift ön liberolu-tek forvetli sisteminin işe yaramayacağını defalarca vurguladım. Tek forvetten, çift forvete geçmesini en çok isteyenlerden biri de bendim. Ne var ki çift forvetli sistemin de Beşiktaş'a uymadığını ilk yazanlardan birisi de ben oldum.

Eleştirdiğim bir diğer yönü, bir türlü ideal 11'i bulamamasıydı. Beşiktaş 6'sı lig, 4'ü UEFA olmak üzere 10 resmi maçın hiç birisine aynı kadroyla çıkmadı.

Eleştirilecek en büyük yanlışı Metalist rövanşına doğru, maçı kafasında oynamamasıydı. O ağır bozgun, onun sonunu hazırladı. Yöneticiler arkasında dursa, bu istifaya gerek olmazdı.

Ben, onu çok eleştirdim ama bir gün bile "istifa etsin, görevi bıraksın" diye bir yazı yazmadım. Gelecek olan kişinin işi, Ertuğrul Sağlam'dan daha zor. Çünkü, yeni teknik direktör enkaz bir orta saha teslim alacak.

Şunu biliyorum; Beşiktaş, sezon içinde teknik direktör değiştirerek hiç şampiyon olmadı...



Kaynak : Ajansspor

yzx
11-10-08, 20:02
Geçersiz mazeret


Yazan: Selçuk Yula




İçi kan ağlayan taraftarlar Aragones'ten mazeret değil çözüm bekliyor. Ama o "Onlardan petrol mü çıkaracağım" diyerek futbolcuları da suçluyor..

Fenerbahçe lige tarihindeki en kötü girişini yaptı. Aragones'in maç sonrası basın toplantısı kimseyi tatmin etmedi. İçi kan ağlayan milyonlarca taraftar mazeret değil çözüm bekliyor. Ama Aragones her ne kadar "Ben de suçluyum" dese de satır aralığında "Bu takım benim değil" sözüyle başarısızlığı yönetime yüklemeye çalışıyor. Hele "Onlardan petrol mü çıkaracağım" diyerek topu futbolculara atması güvenilir bir lider olma özelliğinden uzaklarda durduğunun bir göstergesidir. Liderler zor günlerde öne çıkar, sorumluluk alır ve zoru kolaya çevirirler. Aragones'te bunları göremiyoruz.

Şimdi her şeyi bir kenara koyalım ve şu kötü dedikleri kadroya göz atalım; Kayseri maçında sahaya çıkanlar ortada.
Kaleci Volkan (A Milli)
sağ bek Gökhan (A Milli)
stoperler Önder (Yakın zamanda Belçika'da mı Türkiye'de mi milli formayı giysin kavgası yapılan)
ve Edu (Brezilya Milli Takımı'na gidip, gelen) isimler.

Sol bek Roberto Carlos (Eee işte Carlos!)
orta sahada Selçuk Milli Takım'a gidip gelen)
Maldonado (Şili Milli Takım kaptanı)
sağda Kazım (A Milli)
solda Uğur Boral (A Milli)
ortadaki Emre (A Milli Takımı kaptanı)
ileride Güiza (İspanya Milli)
İlhan Parlak (Ümit Milli)

Şimdi Allah aşkına söyleyin...
Elinde 7-8 sakat futbolcusu bulunan bir teknik adamın sahaya hâlâ böyle bir kadro çıkarabiliyorsa yönetimine bir teşekkür borcu olmaz mı?
Aslında yanıt belli. Ama "Yok olmaz" diyorsanız ben de size o zaman "Hacettepe, Gaziantep, Kayseri ve Sivas teknik adamları ne yapsın?" diye sorarım.
Senin tek futbolcunun parasıyla kurulan Hacettepe'ye bile yeniliyorsan o zaman Aragones kendi teknik adamlığını sorgulayacak.

Sistemi yanlış, ilk önce bunu kabül etmeli. Şu takımla saha içinde yapılacak iki rötuşla 6 maçta 18 puan alması içten bile değildi. "Kadro yetersiz" sloganıyla şaşırtmaca yapanların amaçlarının sadece yönetimle olan kavgalarını tribünlere taşımak olduğunu herkes biliyor.

Ama Aragones henüz kimseyi tanımadığı için bunları bilmiyor, can simidi gibi onların denize attığı yılana sarılmaya çalışıp yanlış yapıyor. Bilmiyor ki kendisi onlar için önemli değil, tıpkı Daum'un Zico'nun olmadığı gibi. Hedefleri belli. F.Bahçe'de iktidar olmak rüyası bazılarına o kadar tatlı geliyor ki bu rüya ne yazık ki insanlara yaptıkları işin etik değerlerini bile unutturuyor.



Kaynak : Ajansspor

yzx
11-10-08, 20:03
Ertuğrul Sağlam kendi sonunu hazırladı!


Yazan: Erce Kaftan



Ertuğrul Sağlam'ın istifasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu istifa kimse için sürpriz olmadı. Aslında kamuoyu Liverpool hezimeti sonrası Sağlam'ın istifasını bekliyordu. Sağlam Beşiktaş tarihinin en farklı yenilgisi sonrası görevde kaldı. Ama o maç hiç kimsenin aklından çıkmadı. O tarihten sonra da ister istemez koltuğu da hep sallantıdaydı.

Sizce Sağlam başarılı oldu mu?
Sağlam için başarılı oldu demek fazla iyimserlik olur. Çok genç yaşta Beşiktaş'ın teknik direktörü oldu. Öyle veya böyle Beşiktaş'ın başına geçti. Son yıllarda ona verilen destek kimseye verilmemişti. Giderken sitem etti ama beşiktaş yönetimi, Menajer Sinan Engin ve taraftarlar çok uzun süre onun arkasında durdular. Bu belki de Türk futbol tarihinde bir teknik adama gösterilen en büyük sabırdı. Sağlam Beşiktaş'a geldiğinden bu yana taraftarların bir kez dahi olsa rahat maç izlediklerini söyleyemeyiz. maalesef bu bir gerçek.

Erken bir geliş miydi bu?
Bakın ben Ertuğrul Sağlam'ın çok iyi bir teknik direktör olacağına inanıyordum. Yıllar önce adını vermek istemediğim bir teknik adam görevdeyken o takımın bir oyuncusu olarak zaman zaman saha içinde taktikleri belirliyordu hatta değiştiriyordu. O dönemde Amokachi anlatmıştı. Sağlam'ın takım arkadaşlarının mevkiilerini bile değiştirip derbi kazandığırdığı maçları hatırlıyorum. Ancak bilmiyorum neden teknik direktör olarak görev yaptığı dönemde kulübede maçı iyi okumayamadı ve oyuncu değişikliğinde bile çoğu kez hatalar yaptı. Bu yüzden bunun erken bir geliş olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak Kayseri'de çok başarılı olmuştu?
Evet genel yanılgı da bu oldu bence. Sağlam, Kayseri'de başarılı mı oldu işte bu tartışılır. Evet Kayserispor'u ligde bıraktı. Ardından zirveyi zorladı ama o dönemden oyuncu kaybetimiş olan Kayserispor şu anda yine zirveye yakın bir konumda olabiliyor. Sağlam Kaysenrispor'u Türkiye şampiyonu yapmadı. Çok açık ve net söyleyeyim Sağlam henüz Samet Aybaba değil. Onun Beşiktaş'a erken gelmesi hel Beşiktaş'a hem de kendisine zaman kaybettirdi.

Peki Sağlam'ın göze çarpan hataları neydi?
Bakın öncelikle Beşiktaş'ın teknik kadrosuna bir göz atın. Sağlam takımın başındayken takımın kondisyoneri bile olmadı. Beşiktaş bir çok maçta bu konuda çok zorluk çekti. Takımın kondisyon çalışmasını yardımcı hoca Mutlu Topçu yapıyordu. Mutlu kim? Ertuğrul'un en yakın arkadaşı. Bugün kondisyon bir bilim dalı. Bugün dünyanın ünlü teknik adamları kondisyoner olarak bu işin uzmanı deneyimli kişilerle çalışyor. Kimse en yakın arkadaşını "haydi gel takımın kondisyoneri sen ol" demiyor. Sağlam'ın geçen sezon aldırdığı futbolcular da tam bir fiyaskoydu. Diatta, Higuain, Gordon Beşiktaş'a çok pahalıya mal oldu. Geçen sezon birkaç iyi transfer yapılsa Beşiktaş her şeye rağmen şampiyon olurdu. Holosko geçen sezonun en iyi transferiydi. Ancak Beşiktaş Holosko'yu alırken tek ön liberosu Koray'ı da kaybetti. Modern futbolda ön liberonun önemini 5 yaşındaki çocuklar bile biliyor. Bakın F.Bahçe'ye Aurelio'suz ne hallere düştü. Buna benzer hatalar sonucu Sağlam kendi sonunu hazırladı.

Ancak bir gerçek var. Beşiktaş Fenerbahçe'nin 8, Galatasaray'ın da 3 puan önende 3. sırada. Puan çetvelinde bu durumdaki bir takımın teknik direktörünün istifası düşündürücü değil mi?
Size şöyle bir örnek vereyim. Feyyaz Uçar şu anda şu anda 1. Ligde Altay'ın başında. Altay benim takımım. Her hafta maçlarını takip ediyorum. Uçar 1 yıldır Altay'ın başında. Bu sezon ligde Altay 3 galibiyet 3 beraberlik aldı. Yani Sağlam'ın Beşiktaş'ından 2 puan geride. Ancak bir gerçek var ki Altay bu sezon her maçta rakibine baskı kuruyor. İnanılmaz goller kaçırıyor, Manisaspor maçında temlik penaltısından yararlanamadı. Altay her maçı kazanamıyor ama taraftarı çok memnun. Çünkü takım koşuyor, mücadele ediyor ve pozisyonlara giriyor ve ilginçtir çok da acemice goller yiyor. Altay'ın bu sezon her maçı doluyor. Bu sezonki Altay'ı izleyin tıpkı Gordon Milne'li unutulmaz takım gibi. Beşiktaşlı zaten bu takımı sevinmek için sevmiş bir taraftar topluluğu değil. Taraftarın özlemi rakibini presle boğarak oynanacak güzel futbol. Ama Sağlam'lı Beşiktaş'ın oynadığı o kadar karşılaşmadan bu özelliklere sahip maç sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Sağlam ayrılırken yöneticilere sitemkardı
Bakın olaya şu yönden bakalım. Yıldırım Demirören tribünden gelmiş biri. Geçen sezonun ortasında Ertuğrul Sağlam'la yaptığı görüşmede "senden şampiyonluk istemiyorum. Sadece maçları koltuğumda otururken gururlanarak seyretmek istiyorum" dediği biliyorum.
Evet Demirören'in hataları olmuş olabilir ama Sağlam'ın istifasında kimse onu sorumlu tutamaz. 38 yaşında bir teknik adama güveniyorsunuz. 1.5 yıl boyunca arkasında duruyorsunuz.. Futbol bilgisi ve hatta yaptığı transferlere bile onay veriyorsunuz. Bu süre içinde ona kol kanat geriyorsunuz. Ancak sonuç ortada. Bence sağlam'ın göreve getirilmesi hataydı. Ama gönderilmesi yöntimin suçu değil. Basın toplantısını Samanyolu Televizyonu canlı yayınlarken bir şey dikkatimi çekti. Sağlam medyayı eleştirirken görüntüde Sağlam'ı sürekli eleştiren yazarın görüntüsü vardı. Sağlam basın toplantısını bitirirken Zaman, Samanyolu, Kanal 7, Yeni Şafak, Sabah gibi gazetelerin çalışanların Sağlam'ı alkışlaması ve tezahurat yapmasını yadırgadım. Siyasi görüşünüzün ne olduğu hiç önemli değil. Ama Sağlam görevdeyken siyasi kutuplaşmanın basın toplantısına yansıması hoş bir görüntü değildi.

Ama Sağlam sadece taraftarlara ve Onursal Başkan Süleyman Seba'ya teşekkür etti?
Bence Demirören'e de teşekkür etmeliydi. Çünkü bir başkan ilk kez bir bu kadar genç ve deneyimleri yetersiz Türk teknik adama başarı olmamasına rağmen bu kadar destek verdi. Sağlam belki kızgınlıktan başkan Demirören'e veya yöneticilere teşekkür etmeyebilir ama birisine çok ayıp etti; o da menajer Sinan Engin. Sağlam görev başında o kadar eleştirilirken Menajer Sinan Engin hep kendini ön plana atarak Sağlam'ın yıpranmasını engelledi. Engin bulunduğu her ortamda Ertuğrul Sağlam'a laf söyletmedi. Hatta zaman zaman kendi zor durumda bile kalmayı göze aldı. Ona teşekkür etmeliydi ama o vedalaşmadan çekip gitmeyi tercih etti.

Bazı Beşiktaşlı taraftarlar 'adam gibi adam' dedikleri teknik adamın gidişinden memnun değil
Evet Ertuğrul Sağlam'ı ben de insan olarak çok severim ama Beşiktaş'ta başarılı olamadı. Bu demek değil ki bundan sonra gittiği takımlarda da başarılı olamayacak. Kendisi çok genç ve önünde çok uzun yıllar var. Adam gibi adam olmak iyi bir teknik direktör olmayı da yanında şart koşmaz.

Bu kan değişikliği Beşiktaş için iyi olacak mı?
Tabii ki bunu zaman gösterecek. Ama Başkan Yıldırım Demirören takımın başına dünyaca ünlü bir ismi getirmek istiyor. Zaten Demirören, başkan olduğu dönemde yaptığı en büyük hatanın Del Bosque ile yolları ayırmak olduğunu söylüyor. Dikkat edin ne Çalımbay ne de Tigana'dan bahsetmiyor bile. Demirören dünyaca ünlü bir teknik adamla uzun yıllar çalışmak istiyor. Bence Siyah-Beyazlı kulübün başkanı Beşiktaş'ın bugünü toparlayacak, geleceğine yön verecek bir teknik adam arıyor. Bir başka deyişle deyişle Derwall gibi birisini arıyor. Bunun için de Sağlam'la yolların ayrılmasına karşı çıkmadı.

Peki muhalefet Sağlam'ın istifasının ardından birçok açıklama yaptı
Muhalefet mi? Hangi muhalefet? Sağlam'ın gidişi ardından açıklama yapanlara bir bakar mısınız? Hasan Arat ve Fikret Orman! Bugün camiada ikisinin de ağırlıkları yok denecek kadar az. Camia onları çoktan dışladı bile. Hasan Arat 2000 ve 20004 yılında zoru başardı ve Seba'nın desteğine rağmen başkanlık seçimini kazanamadı. Fikret Orman bu yönetime en ağır eleştirileri yaparken yönetimin destegini alarak Futbol Federasyonu delegesi oldu. Ancak orada tüm desteğe rağmen federasyonun yönetimine bile giremedi. Çünkü orada da istenmeyen adam. Hasan Arat'ı artık maçlarda bile göremiyoruz. Fikret Orman Fulya'da Şan Ökten Tesisleri'ni yapacağını açıkladı ancak ardından basın mensuplarının telefonlarını bile açımadı. Bugün beni tek ciddiye aldığım isim Celal Kolot. O da Ertuğrul Sağlam'la olmayacağını en başından beri söyleyen kişi.

Kaynak: Ajansspor

yzx
11-10-08, 20:04
Global terfi sorunu


Yazan: Halil Fincan




Genel bir terfi sorunu yaşanıyor.
Ve bu sadece bizim ligimize özgü de değil.
18 takımlı Süper Ligimiz'in yeni takımlarının alt sıralarda yer almasının bir açıklaması olmalı elbet.
Kocaeli 18.
Antalya 17.
En iyisi Eskişehir ki o da 13.
Ciddi bir adaptasyon sorunu yaşanıyor ki bu sadece bizim ligimize özgü de değil.
20 takımlı İtalya 1. Ligi'nin yenileri Bologna'nın 18., Chievo'nun ise 16. basamakta olduğunu görüyoruz mesela.
Ve Lecce de 13.
22 takımlı La Liga'da Gijon 19, Numancia ise 17.
Malaga'nın ise nispeten 13. oluşu kurtarıyor gibi ama onların da 6 maçta 2 galibiyetleri var.
Fransa'da da durum farksız.
20 takım var ve yenilerden Le Havre 20., Nantes 17.
Adaptasyon sorunu yaşamayan sadece Grenoble. 8. sırada...
Bundesliga'da M'Gladbach'ın son sırada, İngiltere'de ise Stoke'un 19. sırada olduğunu görüyoruz.
Tüm bu ligler arasında yeni liglerinde uyum sorunu yaşamayan iki takım var.
O da bahsettiğim son liglerde.
İngiltere'de Hull 3.
Almanya'da Hoffenheim 2.
Sözü getireceğim yer ise şu.
Başarı devamsızlığı sadece bize özgü değil.
Bu hayli ilginç.
Oysa Kocaeli'nin de Antalya'nın da kadrolarının yetersiz olduğunu söyleyemeyiz.
Ve tüm bu geçen senenin başarılılarının genelinin diplerde yer almasıyla ilgili olarak tesadüf deyip geçme kolaylığına da başvuramayız.
"İyi de peki o halde ne?" diyenler için adaptasyon kelimesini açmak doğru olabilir.
Lige adaptasyon ve takım içinde adaptasyon.
Yenilenen kadroların yeni ligin ağırlığını kaldıramaması.
Tek tek bakıldığında birçok takımın isteyebileceği oyuncuların bulunmasına rağmen kendi aralarındaki uyumsuzluk.
Ve bu her terfi eden takımların başına gelebilen ciddi bir rahatsızlık.
Bu yüzden Avrupa'nın seçkin liglerinde de meselenin benzer boyutta olmasını garip karşılarken aslında Hull ve Hoffenheim'ın yaptıklarını garipsesek garip olmaz anlayacağınız.
Bu zor bir iş ve üstesinden gelenlerin sayısı da hadiseyi zaten özetliyor.

Kaynak : Ajansspor

yzx
11-10-08, 20:06
Adam gibi adam Ertuğrul Sağlam


Yazan: Hakan Yılmaz



Gerçekten kendine atfedilen bu sloganı çok fazlasıyla hak etti Ertuğrul Sağlam.
Futbolculuk yaşantısındaki beyefendiliğini, teknik adamlık kariyerine de taşımayı başardı.
Yeşil sahalarda ender sayılacak efendiliğe sahip isimlerden birisi Ertuğrul Sağlam.
Futbolculuk kariyeri başarılarla doluydu.
Hiçbir zaman efendiliğinden taviz vermedi.
Teknik adamlığa başlayalı henüz fazla bir süre olmadı.
Samsunspor ve Kayserispor derken ardından Beşiktaş’ta görevine başladı.
Geçtiğimiz yıl verdikleri mücadelenin sonunu getiremeyince üçüncü oldular.
Şampiyonlar Ligi biletini kıl payı kaçırmışlardı.
Yerli bir teknik adam olarak göreve devam etmesi hepimizi sevindirmişti.
Bu sezonda her şey iyi gidiyordu.
Ligin namağlup 2 takımından biriydi Beşiktaş.
Lider Trabzonspor’a puan kaybını yaşatan tek takım.
Şu anda ligdeki rakipleri Fenerbahçe’nin 8, Galatasaray’ın ise 3 puan önündeydi.
Ukrayna’nın Metalist takımı karşısında alınan 4-1’lik mağlubiyet onun sonunu hazırladı.
Bir anda herkes akbaba gibi üstüne üşüştü.
Yok, Lucescu geliyor, yok başkası geliyor derken adamı hayatından bezdirdiler.
6 maçta 4 mağlubiyeti olan Fenerbahçe’nin teknik direktörü Aragones yerinde dururken başarılarıyla Türk antrenörleri arasında göz bebeği olan Ertuğrul sağlam istifa etmek zorunda kaldı.
Sağlam’ın bu istifası dik duruşunun, adamlığının bir göstergesidir.
Bence bu sınavda Beşiktaş yönetimi sınıfta kalmıştır.
Ertuğrul Sağlam ise istifa ederek adamlığını bir kez daha ispatlamıştır.
Helal sana genç teknik adam.
Sende bu yürek, bu cesaret, bu başarma azmi olduktan sonra daha çok büyük takım kapını çalar.
Ben Türk teknik adamlarının yüz akı olan Ertuğrul Sağlam’ı ayakta alkışlıyorum.
Onun yerinde başkası olsa koltuğa yapışır kalkmak bilmezdi.
O ise ilkelerini koltuğa tercih etti.
Eee boşuna denmedi ‘Adam gibi adam, Ertuğrul Sağlam’ diye..


Kaynak : Ajansspor

LinкØѕєя
13-10-08, 13:47
Lucescu'ya hayır!

Lucescu yıllar önce, saldırıya uğrayan Ahmet Çakar'ın ziyaretine gitmiş. Demiş ki: "Şampiyonlukları Fenerbahçe'nin mafyavari yöntemleri yüzünden kaçırdım" Reha Muhtar da o zamanki olayı şimdi yazısına taşımış. Lucescu'nun Fenerbahçe'ye gelmek istediği gündemde ya herhalde "Böyle düşünen adamın orada ne işi var?" demeye getirmiş. Ahmet Çakar, iyi tanıdığım, kesinlikle sözüne güvenilir, dürüst bir insandır. Zaten konuşulanları teyit ediyor. Ama arkadan da "Kanıt falan göstermedi" diyor. Yani, tipik bir Lucescu palavrası! "Çamur at izin kalsın" felsefesiyle hareket eden, başarısızlığı hazmedemeyen, saldırgan bir teknik adam profili. Ahmet Çakar belki yatakta ağrılar içinde olduğundan, ama bence ziyaretine gelen insanı küstürmemek adına, "Yahu sen şampiyonluklar yaşarken Fenerbahçe Ay'da mı mücadele ediyordu?" sorusunu sormamış. Yoksa bizim bildiğimiz Çakar, televizyonda falan olsa bu soruyu kesinlikle sorardı.

İt ürür, kervan yürür
Hatırlarsanız Lucescu, "Köpekler istiyor diye atlar ölmez" sözüyle Beşiktaş ve Fenerbahçelileri köpeğe benzetmişti. "İt ürür kervar yürür" misali kendi haline bırakmak varken, Beşiktaş onu bir-iki ay sonra transfer etmişti. Zannedersem sevgili Muhtar o dönem yönetimdeydi. Benim fikrim; her ne kadar "Bu kulüpten içeri adımını atamaz" ibaresi konması da "köpek" benzetmesi yapan bir ismin Fenerbahçe Kulübü'nden asla adımını atmaması şeklindedir. Bu olayı ilk defa atv'de 'Santra' programında ve Fotomaç'ta biz dile getirdik. Selçuk Manav özel röportajıyla Lucescu'nun Fenerbahçe'yi istediğini Türkiye'ye ilk duyurdan isim oldu. Arkadan alıntılar yapıldı ama ne atv'nin, ne Santra'nın, ne de Manav'ın adını anmadılar bile. "Lütfen biraz saygı" desek acaba ayıp olur mu?


***

Bosna Hersek maçından önce korkularımız vardı. 12-13 ismin aynı anda sakatlanması büyük talihsizlik. Sıkıntı büyüktü ama çocuklar o kadar özverili mücadele ettiler ki, hepsine "Helal olsun" dedik. İlk 11'e şöyla bir bakıyorum, üç büyüklerde forma giyen futbolcu sayısı 8. Aurelio ve İbrahim Kaş'ı da koyarsak rakam 10'a ulaşıyor. Milli Takım'daki mücadelelerini elbette alkışlıyoruz. Ama arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun, kendi takımınız ne hallerde görmüyor musunuz? Bakın Ertuğurul'u gönderdiniz, Skibbe ile Aragones sırada bekliyorlar. Hadi şu İnönü'de ortaya koyduklarınızın birazını takımlarınıza taşıyın da hem ligimize renk gelsin, hem de Avrupa'da yola devam edelim.

Selçuk YULA / FOTOMAÇ

LinкØѕєя
13-10-08, 13:48
Karizma&Skibbe

Galatasaray ligde 7 puan kaybetti. Şampiyonlar Ligi ön eleme maçında Steaua Bükreş gibi sıradan bir Avrupa takımına elendi. Bellinzona maçlarını geçerken oldukça zorlandı. Sezon başı hedefleri ve ortaya konan futbol olarak baktığınızda yapılan yatırımlara göre ortada bir başarısızlık var. Peki suçlu kim? Ümit Davala ve Edwing Boekamp. Yardımcı antrenörler yani. Ben ilk kez teknik kadroda yardımcıların görevden alındığını ve sorumluluğun onlara yıkıldığını görüyorum. Galatasaray yönetimi, kulübede bir sorun olduğunu kabul etmişe benziyor. Ancak tüm kararların bir numaralı isminde değil de yanındakilerde eksiklik bulmuş olmalılar ki Ümit Davala ve Edwig Boekamp ile yollarını ayırdılar. Bunun anlamı "görevi bırak Skibbe" demektir. Teknik direktörler için yanındaki ekibi olmazsa olmazdır. Çünkü biliyorlar ki, ekip parçalanırsa karizma da, güç de, saygınlık da paramparça olur. Şimdi Galatasaray'ın başında kendi ekibini bile korumaktan aciz bir teknik direktör bulunuyor. Artık Florya'da kimse onu ciddiye almaz. Hele her biri kendi ülkelerinin milli takımlarında oynayan, son derece karizmatik ve etkili teknik adamlar ile çalışan futbolcuların, yardımcılarını bile korumaktan aciz bir teknik adama teslim olmalarını beklemek ham hayaldir. Skibbe bu karara direnmeyerek, direnemeyerek Galatasaray'daki hayatını bitirmiştir. Karar karşısında istifa etmeyerek zaten yerlerde sürünen saygınlığını iyice yok etmiştir. Şu an uzatmaları oynamaktadır.

Mesaj çok açık
Bu saatten sonra ne yaparsa yapsın, hangi sonucu alırsa alsın saygınlık ve güven ondan çok uzakta olacaktır. Aslında Adnan Beyler açıkça Skibbe'ye "git" diyorlar. Muhtemelen ödenmesi zor görünen tazminat maddelerinden kurtulmak için bundan daha iyi bir "görevi bırak" mesajı verilemezdi. Beşiktaş'ın başına beğenin beğenmeyin bu ülkenin en önemli teknik adamlarından biri geçiyorken Galatasaray'ın başında resmen kovulmuştan beter edilmiş bir hoca ile yola devam ediliyor. Sonra da Saracoğlu'nda finalden bahsediliyor. Hadi canım sen de!..

ŞÜKRÜ KANBER

yzx
14-10-08, 20:23
Ümit vadeden A Milli!


Yazan: Berkay Aytekin


Ümit Milliler, Salı günü önemli bir maça çıkacaklar. İlk maçtan benim izledigim Belarus’u rahat geçerler diye düşünüyorum. Benim aklımı karıştıran başka bir konu. Federasyon Başkanı Mahmut Özgener’in yaptığı açıklama; ümitlerin kupaya gitmesi durumunda Arda, Mehmet Topal gibi yaşı tutan A Milli oyuncularımızın turnuvaya katılacağını belirtiyor Mahmut Özgener.

Bu benim hayatımda duyduğum en saçma uygulamalardan biri. Grup maçlarında ben oynamışım, bir sürü zorluğa göğüs germişim (maçların ortasında teknik direktör değişmiş, yine de tınmamışım), tam maçlara gideceğim, kendimi göstereceğim, esas sahneye çıkacağım zaman; hop Arda geliyor, Mehmet geliyor, onlar oynuyor. Böyle saçma şey olmaz.

Bir de madalyonun diğer tarafından bakalım. Ben Arda’yım, Mehmet’im; Avrupa Şampiyonası’nda A Milli seviyede herkesin dikkatini çekmişim, neredeyse hiç dinlenmeden ikinci sezonuma başlamışım, Avrupa maçlarında oynuyorum, Milli maçlarda oynuyorum, takımımın tum maçlarinda forma giyiyorum (eger sağlamsam), bir de gidip Ümit Milli seviyesinde Avrupa Şampiyonası oynayacağım. Kim beni motive edebilir bu turnuvaya, kim benim gerçekten efor sarfetmemi sağlayabilir. Yok böyle bir komedi.

Öyle bir zamanlama ki ayrıca, tam maçtan iki gün önce. Kendinizi o maça çıkacak futbolcularin yerine koyun. Mesela sol açıkta oynayan gencin yerine koyun kendinizi, oynayamayacağını bile bile bu maçta ne kadar oynayabilirsiniz? Kafanız ne kadar rahat olacak?

Neymiş gençlere önem veriliyormuş, bu değil gençlere önem vermek. Kendisini kanıtlamış futbolculara istediğin kadar değer ver. Ne elde edersin, en fazla kendini kandırırsın. Aldığın kupa da ne senin içine siner, ne de başkasının. O takımı oralara getirmiş çocukları hem küstürürsün, hem güvenini kırarsın, hem de çıkış yapmasını engellersin.

Kaynak : ajansspor

yzx
14-10-08, 20:24
Ivan yoksa İsmail var!

Yazan: Ökkeş Özekşi


İtalya kampında benim en dikkatimi çeken futbolcuların başında gelen isimdi.. Hatta o dönemde İvan'daki performans düşüklüğü konuşulurken "valla yaşına başına bakmam bu gördüğüm İsmail'i oynatırım" demiştim..

İtalya'dan dönüş sonrası ne oldu bilmiyorum ama İsmail kayboldu..
Hatta 18 kişilik listeye bile girmedi..
Nedeni formsuzluk mu, kadro şişkinliği mi, yoksa İvan'ın üst düzey performans göstermesi mi bilmiyorum..

Şu ana kadar Nurullah Hoca ile bunları hiç konuşmadım..
Aslında İtalya'dan geldikten sonra hoca ile sadece merhabalaşma dışında görüşmüşlüğümüz olmadı..

Bu gayet normal çünkü Nurullah hoca çok yoğun..Tabii benim işim de sadece futbol olmadığı için aynı, hatta hocadan daha fazla yoğunluğa sahibim..

Ancak sol bekte olsun, hatta bir keresinde stoperde olsun, izlediğim İsmail için hala ısrarlıyım..

Kendinden emin, iyi pozisyon alan, ikili mücadelelerde galip çıkan, hücuma çıkışlarda geriye çabuk dönen, iyi ortalar yapan ve ayağı yere sağlam basan İsmail'in tek eksiği tecrübesizlik deniliyorsa, ona da saygı duyarım..

Ama madem İvan ameliyat sonrası bir süre oynamayacak, o zaman İsmail'e şans vererek tıpkı Ahmet Arı gibi bu oyuncuya da kadro kapısı açılmasının zamanıdır..

Benim bildiğim ve görebildiğim kadarıyla bu İsmail, İvan'ın yerini aratmayacak kadar iyi topçudur..

kaynak :ajansspor

yzx
14-10-08, 20:24
Skibbe gitti!

Yazan: Halil Fincan


Skibbe geldiğinde gönderilmeye çalışıldı aslında.
Henüz görmeden. Nasıl oynatacağı bilinmeden.
Sebebi güçlü gelmemesiydi.

Çünkü takım ilk kez bu kadar herkesin içine sinmişken, Skibbe kafalarda soru işareti yaratıyordu.

Yani ne Şampiyonlar Ligi, ne de Bursa yenilgisidir onun tahtını sallayan.
G.Saray, Şampiyonlar Ligi'ne kalsaydı da sürecekti bu mevzu.
Ve gidişat onun adına parlak değil.
Çünkü oturduğu sandalyenin bir bacağı kırık.
İlk sallanmada, itmek için bekleyen çok.
G.Saray'a UEFA'da final oynatsa bile yaranamaz.
Kupayı kazansa belki de, ikinci olursa ondan kötüsü olmaz.
(Bkz. Şenol Güneş, Mircea Lucescu...)

Bu Galatasaray'la da alakalı değil.
6 maçta 4 mağlubiyet alan F.Bahçe'de Aragones kalıyor, ligin yenilmeyen iki takımından biri olan Beşiktaş'ın hocası gidiyor ise kimse meseleyi başarıya endekslemesin.

Aragones niye kalıyor? demek değil niyetim.
Ertuğrul Hoca niye gidiyor? anlatmaya çalıştığım bu.
Ve kimse Metalist demesin.
Buna inananlar arasında değilim.

Dönelim tekrar Skibbe'ye.
Hatası yok mu? Çok...
İyi de futbola hatalar oyunu demiyor muyuz zaten.
Bizdeki temel sorun şu. Bütün maçların galibiyetle bitmesi gerektiğine inanan bir kesim var. Evet herkes galibiyet bekler ama bu oyunun dünyadaki popülaritesinin sebebi aslında arada kaybetmek değilmidir?
Var mı böyle takım dünyada?

Bakın Mustafa Denizli ne diyor: ''Ben buraya gelirken yaptığım kontratta puan kaybetmeyeceğiz diye bir madde yok. Şampiyon olacağız diye de bir madde yok, ama ikincisi var olarak kabul ediyoruz. Puan tabii ki kaybedeceksiniz. Puan kaybetmeden şampiyon olan takım var mı? Şampiyonluğumuza mani olmayacak kadar puan kaybedeceğiz.''

O kadar doğru cümleler ki.
Ama uygulaması var mı bunun?
Niye söylüyor bunu hoca? Yani diyor ki, "Camianın istediğini biliyorum ama biraz sabır. Puan da kaybedeceğiz ama bunlar futbolun içinde var. İlk puan kaybeden takım benim ki olmayacak" diyor.

Skibbe şaşkın... Herkes oklarını çevirmiş bekliyor... Şaşkın çünkü, "Daha ilk kez yenildim" diyor.
Başkan Şampiyonlar Ligi'ne girilememesini de "Kadıköy'de UEFA finali" diye çevirmiş ama sandalyesi rahat değil artık.

Dedim ya UEFA Kupası'nı kazanmazsa rahat yok ona.
Ama bir bakıyor ki "Kadıköy'de final" diyen yönetim yardımcılarına ceza kesmiş. Bu teknik adamın konsantrasyon sahibi mümkün mü?
Tüm bunların yanında "Skibbe gitmesin?" demenin de bir faydası yok ki artık zaten. Çünkü Skibbe aslında kafaca çoktan gitti.

kaynak : ajansspor

yzx
14-10-08, 20:25
Sakaryaspor kendine geldi!

Yazan: İbrahim Bulut


Haftalardır beklenen performansını hem oyun hem de skor olarak gösteremeyen Sakaryaspor'a son iki haftada sanki sihirli bir değnek değmiş gibi...

Sezona sancılı başlayan, kısa sürede hoca değişikliğine giden Sakaryaspor'da taşlar yerine oturuyor gibi.

Deplasmanda Giresunspor galibiyetinin ardından Karşıyaka galibiyeti moralleri yerine getirdi...

Karşıyaka maçının önemi büyüktü. Sakaryaspor bu maçta 1-0 yenik duruma düştüğünde bile mücadeleyi bırakmadı.

Atılan 3 golünde Özgürcan'dan gelmesi de Sakaryaspor için önemli bir kazanç.

Taner Demirbaş'ın şimdilik formsuz hali taraftarları endişelendirse de Özgürcan'ın muhteşem dönüşü şimdilik Taner'e biraz daha zaman verilebileceğini gösteriyor.

Taner, vazgeçilecek bir futbolcu değil. Attığı gollerle bu ligin günümüzdeki tartışmasız en büyük golcüsü...

O'nun da dönüşü muhteşem olacaktır. Kimsenin şüphesi olmasın...
Sakaryaspor bu hafta deplasmanda Güngören Belediyespor ile karşılaşıyor.
2 haftalık performansının ardından Sakaryaspor'dan 3 puan bekliyor olmak, hem de deplasman olmasına rağmen artık hayal değil. Sakaryaspor bu güveni vermeye başladı...
Güngören Belediyespor ve ardından oynanacak Manisaspor maçı Sakaryaspor açısından final niteliği taşıyor.
Bu maçlardan alınacak en kötü 4 puan Sakaryaspor'un ligdeki durumunu çok daha yukarılara taşıyacaktır...
Taraftar, sonunda sabrının mükafatını görecek gibi. Karşıyaka maçındaki olağanüstü destekleri de bunun habercisiydi zaten...
Sakaryaspor, puan cetvelindeki konumunu her hafta yukarıya taşımalıdır. Kaybettiği haftaların acısı öyle iki maçta unutulmaz.

Zor görünen, bir puana razı olunabilecek maçları olmamalı Sakaryaspor'un. Her maçtan 3 puanla ayrılmak zorunda. En azından önümüzdeki 3-4 haftayı kayıpsız kapatmak zorunda...

Sakaryaspor Teknik Direktörü İlker Yağcıoğlu'nun da yavaş yavaş takımı tanımaya başladığını düşünerek eldeki kadrodan en iyisini çıkarmasını bekliyoruz.
Sakatlığı olan futbolcuların da dönmesiyle çok daha keyifli bir Sakaryaspor izleme şansına sahip olacak hem taraftarlar hem de tüm Türkiye...

Evinde kazanamama stresinden de kurtulan Sakaryaspor'un önümüzdeki haftalarda lige damga vurmasını bekliyorum.
Kadro olarak iyi bir kadroya sahip olan Sakaryaspor'da tek eksik galibiyetti. Bu eksikliği de gideren Sakaryaspor'un bu haftadan itibaren gerçek kimliğini göstermesini bekliyoruz...
Taraftar da sabırsızlanıyor.

kaynak : ajansspor

yzx
16-10-08, 17:19
"Terim canlı cenaze"

Yazan : Osman Tanburacı

Konfiçyüs der ki;
‘Hiç bir şey eyleme geçen cahillik kadar korkunç olamaz!’
‘Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar...’
‘İdare etmek dürüstlük demektir. Sen doğru yönetirsen yanlış olmaya kimse cesaret edemez!’

Bu öğretileri Futbol Federasyonu Başkanı Sayın Mahmut Özgener’e hatırlatıyorum.
Bilhassa son sözü!

Türkiye ve Türk milleti ağlama duvarı değildir.
Türk insanı asla cahil de değildir.
Tüm gerçeklerin farkındadır.
Türk futbolunun kayırmacı, kollamacı, teşkilat işleri ile yönetilemeyeceğini çok iyi bilir.


Şenol Güneş ve Ersun Yanal’ın günahı neydi?

Bugünkü Milli Takımın kat be kat ötesinde başarılar elde eden Şenol Güneş ve Ersun Yanal’ın kabahati neydi ki kovulurcasına gönderildiler!
Bugünkü Milli Takımın hangi savunulacak tarafı var ki hala mukavele yenileniyor?
Siz Türk insanını kör, sağır, dilsiz zannediyor da kendinizi allame mi sanıyorsunuz?

Türk futbolu hiç bu kadar yere çalınmadı...
Hiç bu kadar sorumsuz yönetilmedi.
Şerefli mağlubiyetler aldığımız zaman bile!


Estonya’da utandım!

Estonya’ya gelene kadar kandilimde yağ, dizlerimde derman, dilimde tüy bitti anlatamadım!
Milli Takım kötü yönetiliyor. Derhal el konulmalı, dedim...
Malta, Moldova beraberlikleri...
Belçika... Estonya rezaletleri artık son olsun.
Bu gemi doğru sefer yapamıyor.
Hiçbir ****loman kaptan azgın denizlerdeki gemiyi limana yanaştıramaz!
Ayrıca yukarıda saydığım Malta, Moldova hele hele Estonya azgın deniz değil onlar sanki birer iç deniz!
Estonya dünya sıralamasında 137.
Avrupa’da 53 ülke arasında 48.


Yeter artık!

Ne zamana kadar lafla uyutulacağız!
Tatsız sürprizlerle avutulacağız...
Türk Milli Takımının bir futbol konsepti yok!
Elli kere söyledim, söyledik, söylendi...
Bu kadar mı sağır bu kulaklar.
Bu Milli Takımın sistemi; sistemsizlik, kayırmacılık, inat!
Bizi bu çileyi çekmeye mahkum etmeyiniz!
Türk milleti asildir; palavrayla, vaatle, hakaretle yönetilemez.


Basın toplantısında çökmüştü...

Estonya maçından sonra Fatih Terim’in basın toplantısına girdim.
Tam karşısına oturdum ve gözünün içine baka baka dinledim.
Gözlemlerim o ki; canlı cenaze!
Konuşacak takati yok ama hala;
‘İspanya’yı İspanya’da, Belçika ve Bosna Hersek’i orada yeneriz diyor!
İtidalinden sonra aklını da kaybetmiş!
Bizleri de ahmak sanıyor!

Önce üç maçta 13 gol yemiş Estonya’yı yenelim sonra ötekileri düşünürüz!

Aslında lafın doğrusu şu;
Bu gruptan bundan sonra asla lider olarak çıkamayız!
Bunu söylese ya!...

Türk Milli takımı böyle hafif bir gruptan lider çıkma ihtimalini daha dördüncü maçta kaybediyorsa bu Milli Takımı külliyen değiştirmek gerek!
En iyi ikinci olmamız da engellenmeden,
Ersun Yanal’ın kulaklarını da çınlatarak, ‘her uygunsuz gelenin, bir gün, gönderilen gibi olacağını’ vurgulayaraktan adaleti sağlayın ve;
Lütfen gereğini yapınız. Sayın Mahmut Özgener.


Sözleşme rezaleti!

Aylardır uyutuluyoruz!
Türkiye Futbol Federasyonu asla babadan oğla geçen bir hiyerarşi değildir.
Sözleşme, sözlerle kaim değildir. Ya vardır ya yoktur.
Çünkü o sözleşme FIFA’ya, UEFA’ya ibraz edilir.
Böyle komedi olmaz!
Olamaz!

Sözleşmesi olmayan bir insan Türk Milli Takımı’nın başında sahaya çıkamaz!
FIFA bizim kadar pederşahi yönetilmediği için adama sözleşme sorarlar.
Fatih Terim’in sözleşmesi dün geceye kadar vardı ki sahaya çıkabiliyordu.

Bugün imzalanacak sözleşme neyin nesi, ne sözleşmesi?
Niçin Türk insanını ahmak yerine koyuyorsunuz?

Sayın Başkan Mahmut Özgener siz ne diyorsunuz?
Açık söyleyin, anlaşılmıyor.

Terim’in sözleşmesi yoksa nasıl Türk Milli Takımının başında sahaya çıktı?
Sözleşmesi varsa neyi yeniliyorsunuz?

Bitsin artık bu komedi...
Estonya’dayım ancak bu kadar yazabildim vaktim yok. Uçak kalkıyor.
Uçak kaçmadan bunları yazayım istedim!


kaynak : sporx

Munky
16-10-08, 17:23
Rıdvan Dilmen


(rdilmen@milliyet.com.tr)

İstedik, olmadı


16 Ekim Perşembe 2008
Şu bir gerçek ki Milli Takımımız kör topal gidiyor. Oyun stratejimiz, bir planımız, bir ekolümüz yok. Her maç değişik işlere imza atıyoruz
Estonya’yı ilk kez izledim. İlk 5 dakika “bizim işimiz çok zor” dedim. Ancak 5. dakikadan sonra “bir şekilde yeneriz” diye düşündüm. Çünkü toparlanmıştık. Bosna maçında iki forvet başlayıp teke dönen Fatih Terim, dün gece tek forvet başlayıp ilk bölümde iki forvete döndü.
Rakibin direncini kırmak için gol gerekliydi. Bunu maç boyunca kovaladık. Hele hele son yarım saatte iki hücumdan biri pozisyon oldu. Ceza sahasına kadar çok kolay geldik. Altı pastan kaçanlar, üç maçta 13 gol yiyen Estonya kalecisinin kurtarışları skoru lehimize çevirmemizi ne yazık ki engelledi. Kısacası galibiyet için her şeyi yaptık. Stoperlerimiz bile oyuna girdi ancak sonuç değişmedi.
Şu bir gerçek ki Milli Takımımız kör topal gidiyor. Oyun stratejimiz, bir planımız, bir ekolümüz yok. Her maç değişik işlere imza atıyoruz. Ermenistan’ı kötü bir oyundan sonra yendik. Belçika’ya karşı yine kötü oynadık ve takıldık. Bosna Hersek maçındaki futbol da galibiyete rağmen vasatı aşmadı. Evet, Estonya karşısında çok kaçırdık ama yine de kazanmalıydık.
Bu sonuç gruptaki iddiamızı bir hayli sıkıntıya uğrattı. Hesapta olmayan bu puan kayıplarını ileride çok arayacağımız kesin. Her şey bizim aleyhimize. Kuralar çekildiğinde grup birinciliği için İspanya ile çekişiriz diye düşünürken, şimdi ikinciliğimiz bile tehlikede. Hem Bosna Hersek, hem de Belçika’nın ekmeğine yağ sürdük. Dördüncü maçlar sonunda baktığımızda İspanya grup birinciliği yolunda büyük avantaj yakaladı. Sonuçta bu kadar vasat bir gruptan ikinci çıkamazsak ayıp olur. Yine de Milli Takım’ın İspanya maçlarına kadar toparlanacağını ve ikinci olacağını düşünüyorum.

Munky
16-10-08, 17:24
Rıdvan Dilmen
Nobre de alınmalıydı!

BİZİM takımın stratejisi yok. Sık sık oyuncu değişikliği yapıyoruz. İki forvetle başlıyoruz tek forvetle bitiriyoruz bazen de tek forvet başlayıp iki forvetle devam ediyoruz. Oyun planımız yok. Bosna Hersek 7 atmış rezillik değil. 0-0’a kadar rezil takım değiller. 80 dakika da gol atsaydık 3-0 biter. Kalitemize rağmen ikincilik mücadelesi vermemiz çok erken oldu. Şu grupta bizin ikinci olmamız ayıp. Biz iyi bir takımız. Pozisyon verdik ama çok da kaçırdık. Milli takımımız dünyanın en ilginç gördüğü takım Dünya Kupası’na katılamazsak gerçekten ayıp. Çok sürpriz puanlar kaybettik. Bu sonuçlardan sonra herkes gibi biz de konuşacağız. Estonya’da Bosna Hersek’te Tekke gibi oyuncu var al oyuna. Bu maçta iki tane atar. Bu kadroya Aureilo’yu alıyorsan Nobre’yi de al. Bosna Hersek maçını 2-1 kazandığımız zaman olumlu karşılanmıştı. Ama olumlu bir tarafı yoktu. Uğur 5 gün önce 18 de yoktu, üzülmeye müsait, ya iyi oynar ya da çok kötü oynar. 7-8 net gol pozisyonu oldu. Bunu değerlendiremedik. Verdiğimiz pozisyonlar ise beni çok rahatsız etti. Estonya tek puanını bizden aldı. Kuralar çekildiğinde İspanya birinci Türkiye ikinci bitirir diye söylemiştik. Bu futbolla hedefe ulaşacağımız konusunda tereddütteyim. Hatta en iyi ikinci olma şansımız dahi zor gibi gürünüyor. Artık önümüzde İspanya maçı var. Ayrıca Bosna Hersek ve Belçika’ya gideceksin. İşimiz gerçekten de çok zor.

Munky
16-10-08, 17:25
Sahtekar kim?
Türkiye'de gazetecilik sıfır oldu. Trabzon'un Yattara'yı satamaması büyük skandal. Ortada bir sahtekâr var... Galatasaray'ın, Fenerbahçe'nin, Beşiktaş'ın sorunu başkanları. Bunlar yönetim tarzını değiştirmedikçe hiçbir şey olmaz


Transferi uzun bir süre kamuoyunu meşgul etmesinin ardından Yattara, Trabzon'da kaldı. Gitmemesi daha mı hayırlı oldu Trabzon için!..
Türkiye'de gazetecilik sıfır oldu. Trabzon'un Yattara'yı satamaması çok büyük bir skandal. Niye satamadığını bilen var mı? Ortada bir sahtekar var. Bu sahtekar menajer mi, bu sahtekar Trabzon yöneticisi mi, bu sahtekar Katar'da bulunan birisi mi? Bunu bilen var mı? Sen biliyor musun? Hayır. Nerede gazetecilik!.. Ne yapıyor, benim Trabzon muhabirlerim? Trabzon'un Yattara'yı niye satamadığı sorusunun cevabını bilen bir tek kişi yok. Hiçbir gazetede okumadım. Hiçbir televizyonda duymadım. Trabzon, Yattara'yı satamadı. http://www.fotomac.com.tr/2008/10/16/im//FC68120103253C42B04CAFA1b.jpg Düşünebiliyor musun: 'Real Madrid, Ronaldo'yu aldı' diye haber var. Sonra transfer yattı. Bütün Avrupa bilmez mi niye olmadığını!.. Senenin en büyük transferlerinden biri... 11 milyon euro... Olmadı, geri döndü. Niye kardeşim? Üç tane adam var ortada... Trabzon, Katar ve aracı. Bunlardan birisi sahtekâr ki bu iş olmadı. Kim belli değil. Kimse de merak etmiyor.

KİMSE MERAK ETMİYOR
Bir tane spor gazetesi şefi yok mu Türkiye'de? Bunca büyük gazetenin bir tane spor müdürü yok mu kardeşim? 'Bana şunu öğrenin. Getirin. Yattara'nın transferi niye olmadı?' diyen. Meraksız gazetecilik olur mu? Ben bunu anlatamıyorum işte... Gazeteciliğin birinci vasfı meraklı olmasıdır. Adı lazım değil, herhangi bir spor servisindeki arkadaşıma telefon ediyorum. Basketbol maçının sonucunu öğrenmek için... "Bir sorayım ağabey" diyor. Spor servisinde çalışan ve bununla geçinip, maaşını alan adam basketbol maçının sonucunu merak etmiyor. Olur mu? Sen spor muhabiriysen her şeyi merak edeceksin. Etmiyorsan senden spor muhabiri olmaz. Türkiye'de kimse hiçbir şeyi merak etmiyor. Trabzon muhabiri merak etmiyor. Buradaki müdür merak etmiyor. O müdürün genel yayın müdürü de merak etmiyor. Türkiye'de bir kişi çıkmıyor, 'Yattara'nın transferi niye olmadı?' diyen. Ondan sonra 'Gazeteler niye okunmuyor.' Niye okunsun kardeşim.

GİDERLER, GELİRLER
Gazetecinin birinci işi haberdir. Yorum dediğimiz şey habere göre yapılır. Sen şimdi 'Yattara bundan sonra Trabzon'a faydalı olur mu?' diye sorsan, ne bileyim ben. Bilmiyorum ki ne olduğunu! Bilsem oradaki duruma göre ben sana cevap vereceğim. 'Olmadı ama bu iş artık bitmiştir. Trabzon, Yattara'yı birine satmalı.' Ya da diyeceğim ki 'Hayır... Gül gibi geçinirler. Yattara yine harikalar yaratır.' Bunu neye göre diyeceğim!.. Habere göre. Haber olmayınca Hıncal palavra konuşuyor. Hayır konuşmam. Bilmediğim konu hakkında ne konuşayım!..

Fenerbahçe'de Aragones'e çözüm aranıyor. İstifası şimdilik düşünülmüyor ama yanına iyi bir yardımcı verilmesi gerektiği konusunda yorumlar var. Son dönemde Rıdvan Dilmen'in ismi geçti. İyi bir yardımcı hoca ile sorun çözülür mü?
Hiçbir şey değişmez. Aziz Yıldırım orada kaldığı süre hiçbir şey değişmez. Benim ağzımdan çıkan laf değişmez. Galatasaray, Fenerbahçe'nin, Beşiktaş'ın sorunu başkanları. Yönetim tarzını değiştirmedikçe bunlar, hiçbir şey olmaz. Giderler gelirler, giderler gelirler... Ertuğrul Sağlam gider, Mustafa Denizli gelir, Zico gider Aragones gelir, Skibbe gider Lucescu gelir.


YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARIhttp://www.fotomac.com.tr/i2/1_pix_trans.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/sag_bullet_kucuk.gif Denizli değişmiş (http://www.fotomac.com.tr/2008/10/15/yaz1290-50160-113.html) / 15-10-2008http://www.fotomac.com.tr/i2/sag_bullet_kucuk.gif Rakibi kendisi (http://www.fotomac.com.tr/2008/10/14/yaz1290-50160-112.html) / 14-10-2008http://www.fotomac.com.tr/i2/sag_bullet_kucuk.gif İnatla yürümez (http://www.fotomac.com.tr/2008/10/09/yaz1290-50160-109.html) / 09-10-2008http://www.fotomac.com.tr/i2/sag_bullet_kucuk.gif Sergen'in yolunda (http://www.fotomac.com.tr/2008/10/08/yaz1290-50160-103.html) / 08-10-2008http://www.fotomac.com.tr/i2/sag_bullet_kucuk.gif Hoca arıyorum (http://www.fotomac.com.tr/2008/10/07/yaz1290-50160-101.html) / 07-10-2008http://www.fotomac.com.tr/i2/sag_bullet_kucuk.gif Göz boyamasın (http://www.fotomac.com.tr/2008/10/01/yaz1290-50160-106.html) / 01-10-2008http://www.fotomac.com.tr/i2/sag_bullet_kucuk.gif Canına okuyor! (http://www.fotomac.com.tr/2008/09/30/yaz1290-50160-102.html) / 30-09-2008http://www.fotomac.com.tr/i2/sag_bullet_kucuk.gif Şansı yardım etti (http://www.fotomac.com.tr/2008/09/24/yaz1290-50160-104.html) / 24-09-2008http://www.fotomac.com.tr/i2/sag_bullet_kucuk.gif Servet dinlenmeli (http://www.fotomac.com.tr/2008/09/23/yaz1290-50160-101.html) / 23-09-2008http://www.fotomac.com.tr/i2/sag_bullet_kucuk.gif 12 süper adam (http://www.fotomac.com.tr/2008/09/18/yaz1290-50160-105.html) / 18-09-2008 http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif

http://adsim.sabah.com.tr/adimages/galeri300x250.gif (http://adrapor.sabah.com.tr/adserver/click.ads?YmFubmVyaWQ9MjcxOSZ6b25laWQ9NjY0JnNvdXJj ZT0mZGVzdD1odHRwOi8vZ2FsZXJpLmZvdG9tYWMuY29tLnRy)h ttp://adrapor.sabah.com.tr/adserver/adlog.ads?YmFubmVyaWQ9MjcxOSZjbGllbnRpZD0xODgxJnpv bmVpZD02NjQmc291cmNlPSZibG9jaz0wJmNhcHBpbmc9MCZjYj 05MDg4MzgxZjc5Y2FjYTAwODkyYTU0MmIwNjg3Mjc1OQ%3D%3D
http://ads.sabah.com.tr/adserver/view.ads?d2hhdD16b25lOjY2NCZhbXA7bj1hYzY1ODY2Yw%3D %3D (http://ads.sabah.com.tr/adserver/click.ads?n=ac65866c)
http://www.fotomac.com.tr/i2/egazete300x70.gif (http://egazete.fotomac.com.tr/)
http://www.fotomac.com.tr/i2/fotomac_galeri.gif (http://galeri.fotomac.com.tr/galeri.html)
http://galeriimg.fotomac.com.tr/2767/66023t.jpg (http://galeri.fotomac.com.tr/?galerisec=2767)
http://galeriimg.fotomac.com.tr/2762/65975t.jpg (http://galeri.fotomac.com.tr/?galerisec=2762)
http://galeriimg.fotomac.com.tr/2761/65965t.jpg (http://galeri.fotomac.com.tr/?galerisec=2761)
http://galeriimg.fotomac.com.tr/1519/38703t.jpg (http://galeri.fotomac.com.tr/?galerisec=1519)

Foto Galeri Ana Sayfası için tıklayınız! (http://galeri.fotomac.com.tr/galeri.html)

.lig_widget_menu table td { color: #000000; padding:3px; border:1px solid #d6d6d6; border-left:0; border-top:none; cursor:pointer; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: bold; } .lig_widget_div { background-color:#ffffff; } .lig_widget_secili { background-color: #d6d6d6; } #ew_1, #ew_2, #ew_3 { } #ew_2, #ew_3 { display: none; } .ekonomi_tablo th { text-align: left; font-size:11px; } .ekonomi_tablo td { font-size:11px; color:#af1718; padding:2px; } .ekonomi_tablo .tr1 { background-color: #ffffff; } .ekonomi_tablo .tr2 { background-color: #dfdfdf; } #lig_widget_alt th, #lig_widget_alt td { font-size: 11px; font-family: Tahoma; } http://www.fotomac.com.tr/i2/panorama_top.gif (http://www.fotomac.com.tr/2008/10/16/tak00.html)
Puan Tablosu Toplu Sonuçlar Haftanın Maçları

http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif Takım O G B M A Y P 1 Trabzon 6 5 1 0 11 5 16 2 Bursa 6 5 0 1 11 7 15 3 Beşiktaş 6 4 2 0 11 4 14 Tümünü göster... (javascript:;) 4 Gaziantep 6 4 1 1 11 7 13 5 Galatasaray 6 3 2 1 14 6 11 6 Kayseri 6 3 2 1 6 2 11 7 Sivas 6 3 2 1 9 6 11 8 Ankaraspor 6 3 1 2 9 6 10 9 G.Birliği 6 2 2 2 7 8 8 10 Denizli 6 2 1 3 8 11 7 11 Konya 6 2 1 3 8 12 7 12 Fenerbahçe 6 2 0 4 8 9 6 13 Eskişehir 6 1 3 2 5 7 6 14 Ankaragücü 6 1 2 3 6 9 5 15 Hacettepe 6 1 1 4 4 10 4 16 İ.B.B. Spor 6 0 3 3 3 7 3 17 Antalya 6 0 1 5 8 15 1 18 Kocaeli 6 0 1 5 5 13 1 http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/1_pix_beyaz.gif

yzx
19-10-08, 11:35
Milli Takım'ı aramıza bekliyoruz artık!

Yazan: Berkay Aytekin



Dünya’nın kolay olarak gördüğü maçlar genellikle bizim için en zor maçlar. Kapalı savunmalara karşı kitleniyoruz. Gol pozisyonu bulmakta çok zorlanıyoruz. Herhangi bir organizasyon arzumuz olmuyor, inadına topu ortaya sallayıp duruyoruz. Genelde bizden uzun olan savunma oyuncuları topları ağaçtan meyve toplar gibi topluyorlar. Oysa hayatlarında görmedikleri ayaklara sahibiz. Mesela dün Arda, Kazım ve Yusuf ile biraz daha yerden, organize bir futbol oynasaydık golü bulmamız hiç zor olmazdı. Maçın üstünde daha fazla düşünmenin pek bir anlamı yok. Bu olmadığımızı biliyoruz, genele bakmak, doğruyu görmek gerekiyor.

Eğri oturup, doğru konuşalım; bu kötü oyunumuzla bile gol pozisyonları bulduk, gerçekten iyi bir takımımız var. Elemelerde denediğimiz oyuncu sayısıyla herhalde bir rekora doğru gidiyoruzdur. Elimizde o kadar büyük bir oyuncu portföyü var. Fakat bu büyük havuzda kemikleşmiş bir yapımız yok, peşpeşe iki kadromuz aynı değil. Sanki Dünya Kupası’na gittik de takımı oturtmaya çalışıyoruz. Oysa belli bu takımın şablonu, olabildiğince ona uygun bir top oynamalıyız. Sağlam oldukları zaman Tuncay, Arda, Hamit, Nihat, Semih ve arkalarında Aurelio oynuyor. Belki oraya Emre giriyor ama gerek yok. Hamit, Arda ve Tuncay değişik varyasyonlarla hem Aurelio’ya yardımcı olup, hem de karşı takımın başını döndürebilirler. Eksiklikler olsa da bu şablona uygun bir top oynamalıyız. Avrupa Şampiyonası’nda bunun temellerini attığımızı düşünmüştüm. Orta sahasında sürekli bir sirkülasyon, sürekli hücum eden ve her zaman yediğinin daha fazlasını atan bir takım olma yolunda ilerleyeceğimizi sanıyordum. Fakat herhangi bir planımız olmadığı ortaya çıktı. Fatih Terim’in herhalde ilerisi için pek bir planı yoktu. Amacı Avrupa Şampiyonası’ndan sonra gitmekti. Hareketlerinden, açıklamalarından, oynadığımız futboldan anladığım bu. Bu konu hemen çözüme ulaşmalı. Fatih Terim’in kafasında bir sürü tilki dolaşmamalı. Milli Takım, kişilere endeksli değildir. Fatih Terim’in zevkini bekleyemeyiz. Tam konsantrasyonla kendini Milli Takım’a verdiğinde ne kadar başarılı olduğunu biliyoruz.

Kadroya gelen futbolcular dört gün arayla ilginç şoklar yaşamamalı. Geldiyse, bir maç oynadıysa, ikinci maçta da oynamalı ya da hiç oynamamalı. Son maçta tutan taktikle çıkmamalıyız maçlara (sürekli böyle bir deneme içindeyiz, Nuri’li bir taktik tutuyor, hop Nuri ilk on bir oynuyor). Bizim kendi oyunumuz olmalı ve her zaman onu oynamaya çalışmalıyız. Her maça bu topu oynayacak takımla çıkmalıyız, oyun içinde olumsuzluklar olduğunda değişikliklere gidilebilir. Yerden, hücumda hareketli bir futbol oynadığımızda bizi durdurabilecek takım az. İspanya maçına beş ay var daha. Bu arayı iyi değerlendirmeliyiz. Orta sahası kuvvetli fakat göbekte yerden kuvvetsiz takımlarla hazırlık maçları yapmalıyız. İspanya tam da böyle bir takım. Defansının göbeği o kadar da iyi değil (topu şişirmememiz şartıyla). Önde baskıyı kurup, hızlı toplarla arkalarına inersek iki maçı da kazanabiliriz. Korkulacak bir şey olduğunu sanmıyorum. Sadece biraz planlamaya ve iyi hazırlanmaya ihtiyacımız var. Tabi şunu da unutmamalıyız ki, henüz Dünya Kupası’na falan gitmiş değiliz. Artık biraz ayaklarımız yere basmalı.

Kaynak : Ajansspor

yzx
19-10-08, 11:36
Ara-yış!

Yazan: Halil Fincan


Önce bir konuda anlaşalım.
Bu Fatih Terim'in aklındaki Milli Takım mı?
Değil.
Yani sakatlıklar olmasa yine aynı 11'le mi çıkardı?
Hayır.
Peki kimlerle çıkardı?
...............

Var mı söyleyebilecek? Sizin ideal 11'iniz ne diye sormuyorum, dikkat edin. Fatih hocanın kimleri oynatacağını biliyormusunuz, onu merak ediyorum. Çünkü ben bilmiyorum. Ve ayrıca ben bilenin olduğunu da sanmıyorum.

Ve bunu daha en başından fark ediyorsunuz.
Aday kadro açıklandığında yani.
Bazı isimler açıklanmadığında.
Ve rahatlıkla diyebiliyorsunuz o zaman, "11'i yine bilemiyeceğim" diye.

İki açıdan bakabiliriz meseleye.
Bir bu kadronun Estonya önünde kaçırdığı pozisyonları eleştirebiliriz.
Bir de kaçanları genele yayıp mevcut kadroyla ilişkilendirebiliriz.
Yani ya Terim'i eleştireceğiz, ya da futbolcuları.
Peki illa ki eleştirmeli miyiz?
Yani Estonya maçından sağladığımız bir fayda yok mu hiç.
Bir puan aldık mesela.
Ama bu bir puanın İspanya deplasmanında alınabilecek bir puanla arasındaki fark önemli eleştirmemek için.
Mesela son dakikada bir gol atsaydık ne olacaktı?
Yine iki seçenek var.
Ya helal olsun, aslanlar son dakikaya kadar bırakmadı ve galibiyeti kaptı denecekti.
Ya da "Bu üç puan kimsenin gözünü boyamasın. Aman dikkat"
Görüyorsunuz ne kadar göreceli bir mesele.
Ve aslında ne kadar tehlikeli.
Dönelim en başa. "Eksildikçe çoğalıyoruz" dedi Fatih Hoca. Doğru da bu çoğunluğu kadroya bölme problemi yaşıyoruz biz.
Takımlarımız 40'ar kişilik kadrolarla lig maratonunu sürdürseler başarı gelir mi? Biz sürekli arıyoruz. Ve bu arayışı direkt olarak sakatlıklarla bağlamak da yanlış. Maça göre sistemi kabul ediyorum ama İspanya, Almanya ve İngiltere'nin yaptığı mı yanlış o zaman.

Ayaklarına bu kadar hakim olan Yusuf'un ayaklarına söz geçirememesinin nedeni ne sizce?
Söyleyeyim...
İki ayağınında aynı pabuçta olması.
Heyecan.
Çünkü o da bu arayışta kendine bir yer edinmek istiyor.
Ve bunu belki atabileceği bir golle taçlandırabilir.
Ama yapamıyor işte. Çünkü yapamazsa bir sonraki maçta kadroda olamayacağı gerçeği sürekli aklının bir köşesinde.
Rahat değiller.
Ve bu gerginlik Halil'i de etkiliyor, Kaş'ı da işte az önce bahsettiğim Yusuf'u da.

Bir oyuncu kendine güvendiği zaman etkili olur.
Ama takım üzerindeki belirsizlik maalesef buna müsaade etmiyor.
Peki İspanya maçına sizce hangi kadroyla çıkarız?
Acele etmeyin ara uzun.
5 ay var daha.
Bu arada arayış sürecek mi yoksa bir idealimiz olacak mı bilmiyorum.
Ama bildiğim biz yine büyük olasılıkla kadroyu tahmin edemeyeceğiz.

kaynak : ajansspor

yzx
19-10-08, 11:37
Kan kaybına devam!

Yazan: Selçuk Yula


Üç maçta 13 gol yiyerek tek puan alamayan Estonya'ya karşı ilk defa gol atamayan ve ilk puanı veren takım olduk. Gene sonradan çok arayacağımız puanları cepten dağıtmaya devam ediyoruz.

Bir türlü şöyle rahat rahat maç seyredemiyoruz. Hep diken üstündeyiz. İşte Belçika maçı, işte Bosna maçı ve en son dünkü karşılaşma.

Aslında bol pozisyon buluyoruz ama ne yazık ki çerçeveyi tutturamıyoruz. Böyle takımlar karşısında erken gol attığın anda Bosna Hersek'in yaptığı gibi farka da gidersin. Ama golü bulamazsan rakibin direnci daha da artar. Panik havası yaşanır. Dün akşam hanemize yazılacak artı puanlardan bir tanesi de bu panik havasını hiç yaşamadık. Rakibin üzerine soğukkanlı gittik. Net pozisyonlar bulduk. Ama olmadı. Özellikle Halil ve Yusuf'un karşı karşıya kaçırdıkları affedilir cinsten değildi.

Savunmayı unutup, risk aldığımız dakikalarda rakip de bizim kalede pozisyon buldu. Hatta son dakikalarda direğe çarpan bir top var ki o girmiş olsa bir de elimiz boş dönecektik. Fatih Terim, oyuna Halil'i ileride tek tutup orta sahayı kuvvetli çıkararak başladı. Düşünce doğruydu ama uygulama iyi olmadı. Çift forvet oynayınca Aurelio ve Ayhan, 10 numara mevkisinin adamları olmadıkları için ileridekilere topu indirmek kanatlarda çalışanlara kalıyor. Kanatlar çalışmayınca da bir şey yapamıyorsun. Terim bu kez Nuri'yi Mevlüt ile değiştirip bu yolu denemek istedi yine olmadı. Arkasından topu taşıyacak Yusuf'u da oyuna aldı. Yine olmadı. En son Arda'yı sağa çekip Uğur Boral'ı sol çizgide konuşlandırdı, çok geldik, çok top indirdik yine olmadı. Mutlaka kazanmamız gereken iki maçta (Belçika da dahil) 4 puan kaybederek işimizi zora soktuk. Ama İspanya maçlarına kadar bayağı bir süre var. Sakatlarımızı iyileştirip, yaralarımızı sarmamazı gerek. Nede olsa çıkmadık candan ümit kesilmiyor.

kaynak : ajansspor

yzx
19-10-08, 11:37
Konya'dan da Trabzon'dan da iyi takım..

Yazan: Ökkeş Özekşi


Bu yazımda bazılarına tuhaf gelebilecek farklı konulara değinmek istiyorum.. Önce zorlu mücadele öncesi Erdal Kılıçaslan faktöründen başlayalım, sonra Gaziantepspor gerçeğini başka boyutlarıyla dile getirelim..

Bir kere Gaziantepspor, pazar günü karşısında Denizli veya Ankaragücü gibi rakip bulmayacağı kesin.. Çünkü Konya, izlediğim iki takıma oranla kadro ve oyuncu kalitesi açısından artıları olan bir takım.. Teknik direktör değişiminin şu ana kadar psikolojik etkisi, aynı şekilde saha içine yansımasa da, oyuncular bunun işaretlerini verdiler. Antalya'da yapılan Cup turnuvasında şampiyon olmaları, Gaziantepspor maçı öncesi kendilerine iyi bir moral oldu..

*ERDAL KILIÇASLAN FAKTÖRÜ
Konyaspor'un, Kırmızı siyahlı takıma karşı önemli silahlarından birisini Erdal Kılıçaslan oluşturuyor.. Buna eski takımlarına karşı farklı motive olması bakımından Mehmet Çoğum'u da katabiliriz, hatta Veysel'i ve Erhan Albayrak'ı da ekleyebiliriz, ama Kılıçaslan'ın durumu onlara göre biraz daha farklı.. Çünkü Erdal'ın Türkiye'de ilk göz ağrısı Gaziantepspor'dan ayrılması, daha doğrusu biraz da zorla gönderilmek istenmesi, genç futbolcunun ayrı bir motivasyonla sahaya çıkmasını sağlayacak etkenler olarak görülüyor.. Güya Veysel'de çok iyi ayrılmamıştı, ancak o yaş itibariyle tecrübeli ve olgun bir oyuncu olduğu için çabuk atlattı.

Buna karşılık kırmızı siyahlı takımda, Konyaspor'dan gelen Erman Özgür ve Erkan Sekman'ın da farklı bir motivasyon içine gireceği düşünülebilir.. Ama bana göre hiçbirinin konumu Erdal kadar olamaz..

*Burada bir not düşeyim; ben Erdal'ın satılmasına kesinlikle karşıydım..Tıpkı sezon öncesi Murat Ceylan'ın gönderilmek istenmesine karşı olduğum gibi.. Neyseki Başkan İbrahim Kızıl, Murat için direndi de gönderilmedi.. Keşke Erdal da gönderilmeseydi..

*SAHNEYİ BAŞKA OYUNCULAR DA ALABİLİR
Yukarıda belirttiklerim, aslında her kulübün ve teknik adamın dikkate alması gereken unsurlardan birisini oluşturuyor.. Bu maçtaki adresi ben Erdal olarak görüyorum.. Ama bu isim Erdal olmayabilir, bir bakarsınız Gaziantepspor'un geçen sezon Kasımpaşa'dan almak istediği, şimdi Konya'da yedek olan Tehoue olabilir.. Fahri veya Trabzon'a 2 gol atan Veysel sahne alır..

Tam tersi Erman Özgür çıkar Gaziantepspor'a geldiğinden beri ilk kez gerçek kimliğini ortaya koyabilir.. Erkan Sekman eğer oynatılırsa, Konyalı'lara "benim kıymetimi bilmediniz" mesajı verebilir.. Sakatlığı geçen Beto maçın en çok konuşulan ismi olabilir.. Yani örneklerseniz sayı çoğalabilir..

Şimdi bu konuyu bir kenara bırakıyor ve bu sezon Gaziantepspor gerçeğini daha iyi görmeniz açısından, farklı bir bakış açısı getirmek istiyorum..

*NURULLAH SAĞLAM, KONYASPOR'DAN KAÇ OYUNCUYU GAZİANTEPSPOR'A ALIP DİREKT OYNATIR
Evet.. Sihirli cümle bu..

Örneğin Nurullah Sağlam şu andaki onbirine, Konyaspor'dan kaç oyuncuyu katmak ister..
Bir- iki- üç.. Arttırmak elinde.. Tabii bu durumu tersine çevirip Giray Bulak'a da sormak gerekli..
Gelelim ayrıntıya..
Konyaspor'u Beşiktaş ve Galatasaray karşılaşmalarında izlemiştim.. Ama Trabzonspor karşısında daha dikkatlice baktım.. Verdikleri mücadele, Giray Bulak'ın etkilerinin yanısıra, futbolcularında arzulu ve istekli oluşlarının bir göstergesi niteliğindeydi.. Yenilgiyi haketmemişlerdi ama sonunda mağlup oldular.. Ben bu maçı Gaziantepspor'un peşpeşe oynayacağı iki rakip olduğu için, biraz daha iyi tanıma ve görmek açısından çok dikkatli izledim..
Maçın sonunda şu kanaate vardım..
BİR, Gaziantepspor Konya'dan iyi takım..
İKİ, Trabzonspor'dan daha iyi futbol oynuyor.. Bunu gerek kadro yapısı olarak, gerek takım oyununu en iyi şekilde yerine getiren ve sahaya yansıtan olarak diye örnekleyebilirim..
Her zaman söylediğim gibi, eğer Gaziantepspor'un havası bozulmaz, gereksiz dedikodularla uğraşılmaz, parasal sorun yaşatılmaz ve özellikle Nurullah Sağlam, şu anda yaşanan kulüp ve takım bütünlüğünü sarsıcı, yıpratıcı ve bireyliğe dönüştürücü davranışlar içine girilmesine izin vermezse (buna kendisi dahil) bu Gaziantepspor'un önü açıktır..

kaynak : ajansspor

yzx
19-10-08, 11:37
Bir korku filmi: Fenerbahçe-Arsenal!

Yazan: Berkay Aytekin


İlk yarıda, sezon başından beri izlediğimiz Fenerbahçe’den farklı bir şey yoktu. Ligin en toplama, en başarısız ekibi Kocaeli dahi Fenerbahçe’ye karşı üstün bir top oynadı ilk 45 dakikada. Bunun gerginliği, hala skor avantajını ele geçirememe baskısı futbolcuların hareketlerine ve suratlarına yansımıştı. Hele golü yedikten sonraki halleri enteresandı, geçen sene kendilerine olan güvenleri hep tam olan, geriye düştükleri maçlarda maçı birçok kez çeviren ve her zaman buna inanan futbolculardan eser yoktu.

İkinci yarıda Kocaeli’nin geri çekilmesi ve futbolcuların çok daha istekli olması ile Fenerbahçe baskıyı kurdu. Özellikle Fran Sergio'nun sakatlandığı (Yılmaz Vural'ın kimi sokacağına dair en ufak bir fikrini olmaması nedeniyle hayli uzun bir zaman Kocaeli eksik oynadı, komedya gibiydi) ve Fenerbahçe’nin Gürhan’ın girmesiyle baskısını iyice artırdığı dönemde, Yılmaz Vural oyunu okuyamadı. Verimli olamayan Colin Kazım'ın yerine orta sahada hücum kadar savunmaya da yardım eden Gürhan'ın girmesi ile Fenerbahçe’nin golü bağırdı geliyorum diye ama Yılmaz Vural, orta sahayı güçlendireceğine bir forvet oyuncusu soktu. Fenerbahçe’de o hızı almışken golü ve golleri buldu, iyi de oldu. Fenerbahçe’nin Avrupa maçından önce kendine gelmesi için böyle bir galibiyete çok ihtiyacı vardı. Bu maçla ilgili Fenerbahçe adına söylenebilecek iki güzel şeyden biri galibiyet, bir diğeri de Semih’in gelmesi zaten, yoksa başka bir gelişme yok açıkçası. Semih’in ilk goldeki asisti ince elenip sık dokunmuş cinstendi, son dakikada da golcülüğünü konuşturdu. Ayrıca Güiza da onun gelmesi ile çok daha verimli oldu. Bu ikiliye dikkat! İyi bir takım oldular, daha da güzeli çıkacak bu ikiliden.

Fenerbahçe, orta sahada ve savunmada çok daha ciddi, çok daha istekli olmalı. Kimse sorumluluk almıyor, kimse topa atlamıyor. Hal böyle olunca da rakipleri çok rahat bir oyun sergiliyor, ileride biraz baskı kurdular mı topu çok rahat elde edip, pozisyonlar bulabiliyorlar. Arsenal maçı için bu seneki oyun çok yetersiz kalır, umarım bu galibiyetle birlikte silkinip kendilerine gelirler. Arsenal karşısında çok sabırlı olmalılar. Arsenal golü bulamadıkça daha çok hata yapan bir takım. O yüzden önce savunma güvenliği demekten nefret ediyorum ama öyle. Önce savunması sağlam olmalı Fenerbahçe’nin Arsenal karşısında. Karşısındaki takım savunmada en ufak bir açığı dahi affetmeyecek bir takım. Çok seri paslaşıyorlar ve çok diriler. Fenerbahçe her daim tetikte ve akıllı olması gerekiyor. Futbolcuların motivasyonu, isteği çok önemli. Yine de çok umutlu değilim.

kaynak : ajansspor

yzx
19-10-08, 11:38
Skor iyi futbol kötü

Yazan: Selçuk Yula



Artık Aragones'in futbol adamlığını tartışma zamanı geldi. İspanya'yı Avrupa şampiyonu yaptı, güzel. Takım belli, kadro belli. Değişen ne oldu ki? Beşiktaş'ın kovduğu Del Bosque aynı takımla namağlup olarak yoluna devam ediyor. Yani İspanya'yı çalıştırmak o kadar önemli bir şey değil. Önemli olan Fenerbahçe'yi çalıştırmak! Sahanın en iyi futbolcusu Uğur Boral. Takım koşmuyor, çalışmıyor, mücadele etmiyor. Uğur Boral bu işleri yapan tek futbolcu. Bir de güzel gol attı. Ama Aragones onu sahadan alıyor. Nasıl mantıktır bu? Dün akşam Fenerbahçe olmak ya da olmamak maçına çıktı. Alınan 3 puan mükemmel. Moral olarak güzel. Arsenal maçı öncesi daha da güzel. Ama sahadaki futbol ve mücadele o kadar güzel değil. Hep dedik, "Aragones şu takımda çift ön liberoyu bırak, vatandaşın Güiza'nın yanına bir yardımcı gönder"' Dinlemedi. Dün akşam mecburen Semih oradaydı. Atılan gollere bakın. Semih'in muhteşem pası Güiza, Güzia'nın muhteşem pası Semih... İşte Fenerbahçe... Olay bu kadar basit. Yahu kardeşim şu ana kadar bu puanları niye kaybettin, niye bizi dinlemedin? Bundan sonra inşallah bizi dinlemeye devam edersin.

Aragones kendine gelmeli

Fenerbahçe'nin bir galibiyete ihtiyacı vardı. Ve de böyle devam edip öndeki rakipleri yakalaması gerekiyordu. Zor da olsa aldı. Ama arkasının gelmesi için bu mücadelenin yeterli olduğunu söylememiz mümkün değil. Artık Aragones'in kendine gelmesi gerekir. Fenerbahçe'nin ne olduğunun, kim olduğunun farkına varmalı. Artık futbolcuları da iyi tanımak zorunda. 90 dakika hiçbir şey yapmayanları (isim vermiyorum) artık ayıklamalı, yenileri monte etmeli. Bir de şunu söylemek istiyorum. Sezon başından beri Fenerbahçe'nin atılan bütün gollerinde payı olan Uğur Boral'ı sahadan çıkartmak için ilk tercihi olarak kullanan Aragones biraz da ortada oynanan futbola iyi baksın. Kimler iyi, kimler kötü onu görsün. Fenerbahçelileri de kahretmesin. Galibiyet güzel ama Aragones hala güven tazelemedi.

kaynak: ajansspor

yzx
20-10-08, 20:45
Kocaelispor hakeme yenildi

Yazan: Hakan Yılmaz



Fenerbahçe maçı için yaklaşık 2 haftadır bütün kent hazırlanıyordu.
Takımda sakatlar iyileşmiş, beklenti üst düzeye çıkmıştı.
Öyle ya 6 haftayı tek puanla geçen Kocaelispor için artık çıkış başlamalıydı.
Hem de Fenerbahçe karşısında alınacak galibiyet bu çıkışı perçinleyecekti.
Kocaelispor, Fenerbahçe önünde özellikle ilk 45 dakikada son derece etkili bir oyun sergiledi.
Taner ile gol bulduğu devrede belki Serhat bencil davranmasa farkı açabilirdi.
İkinci yarıda yine aynı oyun temposu beklenirrken bu kez Yılmaz Vural’ın oyuncu değişikliğiyle karşılaştık.
Serhat’ı çıkartıp yerine Sergio’yu alan Yılmaz Hoca o şahlanan, kükreyen Kocaelispor’u geriye çekti ve orta alanı Fenerbahçe’ye bıraktı.
Tabi doğal olarak da meydanı boş bulan Fenerbahçe sazı eline aldı ve peş peşe iki gol buldu.
Yılmaz Vural’ın ikinci yarının başındaki hamlesi olmasa bugün çok farklı bir şekilde sahadan ayrılabilirlerdi.
Jestroviç ile eşitliği yakaladıkları müsabakada artık gözler maçın bitiş düdüğündeydi.
Karşılaşmanın özellikle ikinci yarısında takdir haklarını hep Fenerbahçe’den yana kullanan Bülent Yıldırım maçı 5 dakika uzatınca şaşırmadım desem yalan olur.
Bursa ve Eskişehir maçlarında uzatmada gelen gollerle yenilen Kocaelispor belki bu kez şeytanın bacağını kırar ve kazanır diye düşündük ama bu sadece düşüncede kaldı.
+ 5’in üstüne Yıldırım’ın ekstra uzatması gelince Semih golü buldu ve Fenerbahçe’yi öne geçirdi.
Müsabaka boyunca sürekli Fenerbahçe lehine düdükler çalan Bülent Yıldırım bir anlamda galibiyeti sarı lacivertli ekibe armağan etti.
Kocaelispor'un hataları var.
Mesela Yılmaz Vural ikinci yarıya çıkarken önemli bir taktiksel hata yaptı.
Mesela Serdar Kulbilge yine basit goller yedi saç, baş yoldurttu.
Üstüne dördüncü sarı kartı görüp cezalı duruma düştü.
Defans bloğu hata yapıp rakibe çok pozisyon verdi.
Orta saha ve forvet bazen bencillik yaptı.
Fakat bunların hiç biri Kocaelispor’un emeğinin çalınmasına neden değil.
Sahada 90 dakika alın teri döküp puan almaya çok yaklaşan bir takımın emeğini Bülent Yıldırım, Fenerbahçe’ye hediye etmiştir.
Eyyamcılığın doruk noktasına çıkan Yıldırım’a hakkımı helal etmiyorum.
Hemen golün ardından isyanında son derece haklı olan Yılmaz Vural’ı tribüne göndermesi ise bu eyyamcılığını perçinlemiştir.
Üstüne üstlük 3-2’den sonra 2 dakika daha maçı oynatması eyyamcılığının en büyük kanıtıdır.
Uğur Boral’ı atmayan, Kocaelispor’un yediği ilk goldeki başlangıç pozisyonunda faulü görmeyen ve son dakika golüyle galibiyetin adeta mimarı olan Bülent Yıldırım’a Allah’a havale ediyorum.
Kocaelispor kuşkusuz çok büyük bir camia.
Bu mağlubiyetinde bu sıkıntılarında üstesinden gelebilecektir.
Yeter ki Fenerbahçe maçının ilk yarısındaki gibi oynamaya devam etsinler.
Eğer böyle oynarlarsa Ankaraspor maçı itibariyle bir seriye başlayabilirler.
Bu arada belirtmek istediğim son bir nokta daha var.
Kocaelispor taraftarı son derece centilmen.
Sadece takımını destekliyor ve fair-play örneği veriyor.
Her şeye rağmen bunu yapıyor.
Fakat dün maçın son dakikasında gelen golünde bir olaya çok takıldım.
Benim hem Fenerbahçe hem de milli takım formasıyla çok beğendiğim ve taktir ettiğim Semih Şentürk golünü attıktan sonra Kocaelispor taraftarlarının bulunduğu tribüne gidip sus işareti yaptı.
Bu o dakikada gol yiyip büyük bir hayal kırıklığı yaşayan taraftarı tahrik etmekten öte bir şey değildi.
Gol attıysan adam gibi sevinir arkadaşlarınla kutlarsın.
Tribünleri bu şekilde tahrik etmekte ne demek.
Bence tribünlere sus işareti yapacağına hakem Bülent Yıldırım’a gidip sarılsan ve galibiyeti kutlasaydınız daha iyi olurdu.
Çünkü böyle bir finale böyle bir sevinç yakışırdı.

kaynak: ajansspor

yzx
20-10-08, 20:45
Trabzon neden kaybetti?

Yazan: Aytekin Akay


Futbol oyununu (dikkat: oyun) yorumlarken, rakibin yapmak istediklerinize aldığı önlemleri de göz ardı etmemeniz lazım. Bir kere, Trabzonspor, sert takım savunması yapamadı. Takım savunması yerine bireysel savunma gayretleriyle (Örn: Egemen..) ancak bu kadarına gücü yetti. İlk yarının ilk on beş dakikasındaki görüntü aynen şöyleydi: “Trabzonspor, Galatasaray forvetlerini orta alana kadar sürdü. Galatasaray’ın ileriyle atılan toplarına ilk müdahaleleri yaptı. Serkan’ın başlattığı (Ayhan ile Meira’nın arasından çaldığı) iki ara topla gol denemesine girişti; olmadı.

Ersun Yanal, takım hücumdayken, Gökhan-Umut-Isaac ve bunların arasına sürpriz Serkan’ı da soktu. Yani dört kişiyle bir gol bulmak istedi. Akıllıca. Takım atak yerken, bu kez, Umut ve Isaac’in ortaya ve geriye yardım etmesini de istedi. Ne Umut ne de Isaac bu görevin çok uzağında kaldı. Orta alandaki güç dengesi, Meira-Ayhan-Arda önderliğinde Galatasaray’a geçti. Bu bölgedeki Selçuk-Hüseyin ikilisi ise bu zincire karşı çaresiz kaldı ki, Selçuk, kendi alanını da kaybedince dolandı durdu oralarda. Ersun Yanal oyuna başladığı gibi, ortada Serkan ile devam etseydi bu bölge kaybedilmeyebilirdi. Serkan, top çalıyor, ortadan kısa paslarla Galatasaray defansının arasına toplar atıyordu. Colman tercihi, ortada pas trafiğini bilen bir oyuncum olsun düşüncesinin ürünüydü. Doğru strateji, uygulama ve yetersizlik yanlışlarına kurban gitti.

Bir başka konu bekler meselesi. Trabzonspor göbeği, iki beklerden gelen sızmalarla zorlanıyor. Egemen için Cale, Song için Tayfun(Serkan) bölgesi risk. Önceki maçlardaki defansif sorunların bir nedeni de buralardı. Karşınızda bir de doldur boşalt yapmayan sağ ve sol açıklar çıktı mı, sürekli pozisyon verir hale geliyorsunuz. Bir de şu var; Galatasaray savunması önünde atak özellikli ve ayağı iyi top yapan Meira, Trabzonspor’da ise geri dörtlünün önünde savunma özellikli Hüseyin. Bu iki bölgedeki oyuncu farklılığı da dikkate değer bir konuydu. Ersun Yanal, ikinci yarıya, Isaac-Yattara değişikliği ile gitti. Yattara’nın sağdan ya da soldan getireceği toplarla gol bulabilir miyiz’i aklına getirdi. O toplar gelmedi, gelenleri de Umut ve Gökhan değerlendiremedi. Bu kez Colman ve Selçuk ile on sekiz civarından şutlar gelmeye başladı. O şutların bir kısmı kaleciye bir kısmı da auta gitti. Kaleci Tolga’ya gelince, yerini kaybediyor, maçı izlemeye dalıyor, bir de çok çizgi içine giriyor.

Bir Trabzonsporlu değil de, yurt dışından bir futbol izleyicisi gözüyle, Trabzonspor’un en temel eksiklerini ne diye özetlersek; Birincisi; geri dörtlünün önünde atak ön libero. İkincisi; Çift santrafor Umut ve Gökhan’ın arkasında pas organizasyonunu yönetecek, bu iki oyuncuyu çok fazla topla haşır neşir yapmayacak, ilerideki oyunu kanatlara açabilecek, gerektiğinde de ribauntları toplayıp gol yapabilecek bir oyuncu eksiklikleri. Trabzonspor her şeye rağmen, baskılı oyna(ya)madan, Galatasaray’a karşı pozisyonlar üretebildi. Sevindirici olan bu.

kaynak : ajansspor

yzx
20-10-08, 20:46
Skibbe, fizik ve Arda!

Yazan: Berkay Aytekin

Skibbe çıkardığı takımla ve oynattığı istekli futbolla ilk defa doğruları yaptı. Bu da zaten skora yansıdı. Tolga ve De Sanctis’i değiştirsek belki daha farklı bir maç olabilirdi fakat dün sahanın hakimi Galatasaray’dı.

Skibbe, bu kadro yapısını daha önce Steaua Bucharest maçında da denemişti fakat başarısız olmuştu. O günkü şartlarla bugünkü şartlar arasında birkaç fark olduğunu belirtmek lazım. O gün Mehmet Topal iyi oynamamıştı, dün Ayhan sahanın her yerindeydi, skora dönük bir değer üretemese de Trabzonspor’u orta sahada sıkıştırmak, ileriye hızlı çıkmasını engellemek adına sahanın en isteklisi oydu. Arda’nın da enerjisinin yettiği kadarıyla orta sahaya yardımcı olması, Meira’nın orta sahada doğru pozisyonlar alması ve yüksek pas yüzdesi ile fark yarattı Galatasaray. Steaua maçından farklı olan bir şey daha vardı. O gün sahada güç olarak üstün olan taraf Galatasaray değildi, hatta sene başından beri durum her maçta böyleydi fakat dün durum tam tersiydi. İstekli olmaları ve Trabzon’un Galatasaray’a dahi yumuşak kalması orta sahanın kontrolünü tamamen Galatasaray’ın eline verdi. Ya Galatasaray uyandı ve sonunda istekli ve güçlü bir futbol oynadı ya da Trabzonspor bu maçı kafasında kazanıp çıkmıştı. İkincinin daha büyük bir ihtimal olduğunu düşünüyorum. Mücadele etmeden kazanacaklarını sandılar. Tecrübe farkı burada ortaya çıktı işte. Galatasaraylı futbolcular derbinin ne demek olduğunu biliyorlardı, Trabzonlu futbolcuların birçoğu içinse yepyeni bir kavram bu. Oysa Antalya maçında gösterdikleri mücadelenin yarısını ortaya koysalar bambaşka, çok daha zevkli bir maç izleyebilirdik. Skibbe’yi tebrik etmek gerekir, yardımcılarını kaybetmiş, çalkantılı bir hafta geçirmiş olmasına rağmen iyi bir yönetim gösterdi takımının başında.

Maçı kazanırken Arda’ya ve De Sanctis’e değinmeden geçmek olmaz. Arda her şeyini ortaya koydu, hem hücumda hem savunmada vardı. De Sanctis ise çok tecrübeli. Karşı karşıyalarda doğru zamanlarda çıkıyor ve açıyı kapıyor, şutlarda doğru yerlerde duruyor. Güven veren bir kaleci. Şu görüntüyle Aykut ve Orkun’un işi zor.

Ersun Yanal’ın takımları genelde bir rüzgar alır, yükselir ve sonra durulur, en sonunda düşmeye başlar. Umarım bu öyle bir sendrom değildir. Dün ne yapacağını bilemeyen bir Ersun Yanal vardı kenarda. Colman’ı sokması, oyunun gidişatına dair pek bir fikrinin olmadığını gösterdi. Trabzonspor orta sahada güçsüzken ve bu bölgede mücadele eden tek adam Serkan’ken, Colman gibi güçsüz bir futbolcuyu sokup Trabzonspor’u orta sahada daha yumuşak bir hale getirmesi büyük yanlıştı. Ayrıca Anadolu takımlarında sık sık uyguladığı hızlı atağı faulle kesme yöntemini Trabzonspor’da da uyguluyor, ayıp olduğunu söylemek gerek. Trabzonspor golü yiyene kadar bir kere bile izin vermedi hızlı atağa. Sezon başından beri sol kanatsız oynamaları da ayrı konu. Bu konuda hiçbir şey yapılmıyor, şaşırıyorum. Trabzonspor için bu kaybı kazanca dönüştürme şansı var. Bunu iyi değerlendirmeleri lazım, genç bir takım ve morallerini yüksekte tutmak durumundalar.

Olympiakos maçı için ne kadar ölçü olabilecek bir maç bilemiyorum. Trabzonspor dün çok zayıf ve yumuşak bir görüntü içindeydi. Olympiakos böyle olmayacak, daha saldırgan, daha diri olacaklar. Galatasaray çift ön liberolu, çift forvetli bir sistemi deneyebilir. Çift forvet onların çıkarken rahat olmasını engelleyecektir, orta sahadaki baskıyla da hızlı akınlar yakalanabilir. Yoksa oturmuş bir Olympiakos savunmasının arasında gol bulmak zor. Aynı istekle ve mücadeleyle sahada olmalı Galatasaray. Her şeyden önemli olan bu, gerisi ayrıntı.

kaynak : ajansspor

yzx
20-10-08, 20:47
Basit mağlubiyet

Yazan: Metin Kösedağ


Kayserispor, ilk yarıda bulduğu pozisyonları atsa belki de iyi oynamadan Ankaraspor’u farklı mağlup edecekti.
Ama; atamadı ve Ankaraspor iki kez geldi üç puanı maçın en zevkli anı olan uzatmalarda alıp götürdü.
Açıkçası Fenerbahçe maçı sonrasında Kayserispor’un bu kadar etkisiz, isteksiz olabileceğini tahmin etmiyordum.
Çünkü; ilk yarının ilk 20 dakikasını saymazsak, Kayserispor’un ne yaptığını anlayamadım.
İkinci yarıda kanatlar hiç çalışmadı.
Orta alanda yardımlaşma yok denecek kadar azdı.
İkinci dakikadaki gol belki de Kayserispor’un rehavete kapılmasına neden oldu ama; her şeye rağmen bu kadar basit bir mağlubiyet Kayserispor’a yakışmadı.
Çünkü; Kayserispor’un kalitesi buna el vermemeliydi.
Açıkçası dünkü maç Anadolu takımlarının İstanbul takımlarını mağlup ettiği haftanın ardından dikiş tutturamadığını bir kez daha ortaya çıkardı.
Yeniden maça dönecek olursak teknik heyet her türlü müdahaleyi yaptı.
Ancak oyuna girenler de çıkanlar gibi pek oynamaya niyetleri olmadı.
Çünkü; son 15 dakikada bir adım önlerinden geçen topa dahi müdahale etme lütfunda bulunmadılar.
Artık Fenerbahçe galibiyetinin hiç bir önemi kalmadı.
Kocaman bir geçmiş olsun.

BULUT GİTTİ AMA..
Birileri altan girip, üsten çıktı, takımı karıştırıp, Mehmet Bulut’un sonunu hazırladı. Aslında bunun birinci derecede sorumlusu yönetim.
Çünkü; hiç bir gün çıkıp, teknik heyete destek verdiklerini açıklamadılar. Futbolcuya bunu hisettirmediler. Üstüne üstlük her maç sonunda teknik heyetin doğru veya yanlışlarını kamuoyu önünde tartışmaya açtılar.
Artık bomba yönetimin elinde.
Mehmet Bulut’tan kurtuldular.
Ama; asıl işleri bundan sonra başlıyor.
Çünkü; getirdikleri Mustafa Uğur da yaralarına merhem olamayacak.
Bu anlayış devam ederse bugünkü durumu bile çok ararlar.

kaynak : ajansspor

yzx
20-10-08, 20:47
90 dakikaya sığdırılan bir sezonluk hata

Yazan: Ökkeş Özekşi

Şimdi sakin olmak zamanı..
Bu yenilgiden ders çıkarmak zamanı..
Özellikle "nasıl bu kadar kötü oynanır"ın muhasebesini yapma zamanı.. Nurullah Hoca'nın belki de bir sezon boyunca yapacağı tüm yanlışları, 90 dakikaya nasıl sığdırdığının tartışılması zamanı..
Biri değil, ikisi değil, onbirinin de, hatta sonradan oyuna girenlerin de böylesine kötü oynamasını analiz etmenin zamanı..
Ama sakin.. Ama sessiz.. Ama kırmadan dökmeden.. Herşeyden ders çıkartarak, yapılan yanlışları doğru tesbit edip, müdahele ederek.. İsmail gibi, hemde en ideal solbek olan genç yetenekten yararlanmak yerine, riskli bir kararla solbek yapılan Bekir'i, kaptan olmasına bakılmaksızın hemen kenara almaya cesaret etmek gibi..
Veya oyun içinde değişiklik yaparak, 3-5-2 ye dönmek gibi.. Örneğin Bekir'den çok iyi stoper, ön libero, hatta santrfor olacağını ama asla solbek olmayacağını görmek gibi..
Böyle yapılırsa bu futbolcuya haksızlık etmemiş olursunuz.. Ama inadına 90 dakika boyunca sahada tutmaya çalışırsanız, o zaman hem kendinize hem Bekir'e, hemde takıma yazık etmiş olursunuz.. Dahası bu futbolcuyu tribünlerin kucağına atarsınız.. Tıpkı Yozgatlı'yı golde yaptığı hatadan sonra oyundan çıkarmak gibi.. Dedim ya gün hata yapma günüydü..
Konyaspor teknik direktörü Giray Bulak, daha maçın 35. dakikasında hamlesini yaparak orta sahayı daha kalabalık tutma girişiminde bulunuyor, bu işlerde artık ustalaştı dediğimiz Nurullah Sağlam ise seyirci kalıyor.. Gaziantepspor'lu teknik adamlar ve futbolcular TOPLU HALDE HATA YAPMA yarışına girmişlerdi..
Bu yarışın galibi bana göre Nurullah Hocaydı..
bir DİP NOT: Saha içinde veya dışında olan futbolcu, hocasının oyuncu tercihlerinde doğru yaptığına inanmalı. O inancı taşımıyorsa dünkü görüntüler kaçınılmazdır..

AYAKLARI YERE BASMAYANLARI YERE İNDİRDİLER
Milli arada kimler iyi çalışmış, kimler iyi tatil yapmış oynadıkları maçlarda belli oldu..
Bakın milli maç öncesinin 3 flaş anadolu takımına..
Kayserispor, deplasmanda Fenerbahçe'yi 4-1 mağlup etti..
Bursaspor'a Galatasaray'ı a karşı 2-1 galip geldi..
Gaziantepspor deplasmanda Antalya'yı 4-1 yendi..
Gelin şimdi bu üç takımın dünkü maç sonuçlarına bakalım..
Bursaspor, sahasında Eskişehirspor'a mağlup oldu..
Gaziantepspor sahasında Konyaspor'a yenildi..
Kayserispor sahasında Ankaraspor'a mağlup oldu..
İşte Türk futbolunun ve özellikle anadolu takımlarının sıkıntısı bu..
Başka birşey yazmaya gerek varmı ?
kaynak : ajansspor

yzx
20-10-08, 20:47
Düzen değişti!

Yazan: İlker Ateş


Mustafa Denizli, Beşiktaş'taki ilk sınavında şapkadan tavşan çıkartan sihirbaz gibiydi. Öyle bir taktik uyguladı ki Gençlerbirliği'nin kafası karıştı. Bu inanılmaz oyun biçimi 13 dakikada üç gol getirdi.

Yani her 4 dakikaya bir gol sığdı. Peki neydi bu işin sırrı? Denizli alan daralttı. Beşiktaş adeta dar alanda kısa paslaşmalarla işi ilk çeyrek dakikada bitirdi. Hücuma kalkarken ve rakip atak geliştirirken en ilerdekiyle en geridekinin arasındaki mesafe 40 metreyi geçmedi. 'Sistemin rakamsal adı nedir' diye sorarsanız doğrusu çözmek mümkün değildi. Baktık geride dört kişi var, ortada da aynı sayıda oyuncu bulunuyor. Sonra bir bakıyorsunuz savunma bazen üç kişi kalmış, bazen beş kişiye çıkmış. Denizli hafta içindeki basın toplantısında sistemden sisteme geçileceğini söylemişti. Aynen öyle oldu. Maçtan maça değil bir oyunun 90 dakikası içinde bile sistem kendini sürekli yeniledi. Bu kurguda özgürlüğüne kavuşan Tello forvet gibi oynadı. Çok şık bir gol attı. Bir de attırdı.

Nobre hesapta hücumda oynuyordu ama onu sık sık orta sahanın göbeğinde pres yaparken gördük. Holosko bu sisteme ayak uydurabilse ilk yarı gol rekoru kırılabilirdi. Ancak bu sistem değişiklikleri Beşiktaşlı futbolcuları öylesine yordu ki ikinci yarı adeta dinlenen bir takım izledik. Savunma birkaç kademe hatası dışında süper oynadı. Sivok ve Zapo mükemmel bir ikili oldular. İbrahim Toraman ve Üzülmez maç boyu savaştılar. Cisse geldiği günden bu yana en çok koştuğu ve yorulduğu bir maçı geride bıraktı. Delgado enfes paslar attı. Belli ki Mustafa Denizli gol yese bile daha fazlasını atabilecek bir takım yaratmaya kararlı. Beşiktaş'ta düzen değişti.

kaynak : ajansspor

yzx
20-10-08, 20:48
Bravo İsmail Ünal!

Yazan: Erce Kaftan

Süleyman Seba için ne söylesem ne yazsam azdır. Türkiye'nin en genç televizyon muhabirlerinden biriyken Başkan Seba'dan çok şey öğrendim. Beni hep "Kerata" diye çağırırdı. Öyle seslenirdi..

Büyüdük koca adam olduk halen onun gözünde "kerata" kaldım..

Seba, sistemin adamı hiç olmadı. Yaşamıyla, tarzıyla hep konuşuldu hep anlatıldı. Bugün onun gibi örnek bir insanın heykelinin açılışını görmek gerçekten çok anlamlı benim için. Hayat, bilgi ve tecrübeyse, ben Seba'yı hep anlatacağım.
Onunla yaşadığım anları hep anılarımda tazeliğiyle hafızama kazıyacağım.

Seba'nın heykel açılışı için Akaretler Yokuşu'na yüzlerce insan akın etti. Dikkatlice baktım o insanlara. Bu insanlar semtin insanıydı, bu insanlar futbola çok uzak, hatta futboldan hiç anlamayan Seba'ya hayranlardı.
Neden Seba bu kadar çok seviliyor, herhalde bunu yazmaya kalksam bir kitap kalınlığında bir araştırma olurdu. Her şeyden önce toplumun yozlaşmasından sıkıntı duyan Seba ve Seba gibi insanların çoğalmasını isteyen insanlar vardı törende. Ama dikkat ettim çoğu arka sıralarda, kaldırım kenarında töreni izlemeyi tercih ediyordu.

Seba Beşiktaş'ı bırakalı 8 yıl, kendisine yapılan protestolar başlayalı 10 yıl olmuş. Belki de "Senin süren doldu" diyen amigolar da o törendeydi. Belki de "Yeter artık Seba" diye bağırtanlarda başroldeydi!

Bilmiyorum insanları tanımakta gün geçtikçe zorlanan benim için bildiğim tek şey; Seba'nın heykel açılışından çok mutlu olmadığıydı.

Seba neden mutsuzdu?
Benim tanıdığım Seba ser verir sır vermez!
Bu soruyu ona sorsam "Şeyimin şey ettiği şey" der geçiştirdi. Yakın dostları Dursun Akın veya Münir Kubilay bilir belki ama onlardan sır çıkmaz!

Peki Seba heykeli dikilirken neden mutsuzdu?
İşte benim varsayımlarım:

Vişnezade'deki heykelinin açılışı tam bir seçim propagandasına döndü. Sürekli CHP propogandası yapıldı. Tören Seba'nın heykel töreni değil sanki CHP'nin bir mitingi gibiydi. Burada politikaya girmek istemiyorum ama o tören politika yapılacak yer değildi. CHP Başkanı, Onursal Başkan Süleyman Seba'yı 10 dakikalık bir tanıma fırsatı bulduğunu söyledi. Kendisi için çok büyük kayıp bence. Bir insan 7'den 70'e Seba kadar seviliyorsa, herkesin takdirini kazanmayı biliyorsa Baykal gibi yıllarca politika arenasında bulunmuş bir kişinin Seba'dan öğreneceği çok şey var demektir.

Bence en kısa zamanda 10 dakikayı artırmalı.
İsmail Ünal'ın da politik arenaya yönelik tavırları büyük tepki topladı. İsmali Ünal'ın Fenerbahçe Eski başkanı Ali Şen'e yer bulunması için konuşmasını kesmesi, Onursal Başkan Süleyman Seba'nın Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ı yanına alarak samimi şekilde konuşup Başkan Yıldırım Demirören'e uzak durması garibime gitti.

Beşiktaşlı yöneticilerle görüştüm. Başkan Demirören haricinde kimse törene davet edilmemişti. Başkan Demirören bu nazeketsizliği mutlaka değerlendirmişti ama Seba'nın hatırına yönetici arkadaşlarıyla birlikte orada bulundu.

Yıllarca Seba'ya "Git" diye bağıran amigoların orada olması beni rahatsız etmedi. Aksine Seba'dan özür diler gibiydiler. Oraya davet edildiklerini belirttiler. Bu da güzel bir davranış.

İsmail Ünal davetin bulunduğu son gün sabahı amigolara telefonuna mesaj atarak daveti bir kez daha hatırlatmıştı. Ancak Ünal ne hikmetse Beşiktaşlı yöneticileri hatırlama nezaketi göstermemişti.

Seversiniz veya sevmezsiniz, kendinizi Beşiktaşlı yöneticilerin yerine koyun. Törene Fenerbahçeli ve Galatasaraylı yöneticiler davetli olamasına rağmen siz 'es' geçiliyorsunuz. Gitmezseniz kamuoyu diyecek ki "Seba'nın heykeline gitmediler"..

Siz Seba'nın hatırına gidiyorsunuz ve töreni köşede izliyorsunuz. Bunun yanısıra Seba'nın gitmesine ön ayak olduğunu bildiğiniz birçok insan orada, nutuk çekiyor.
Güler misin, ağlar mısınız?

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Fenerbahçeli Şenes Erzik'in, Şansal Büyüka'nın konuşma yaptığı ortamda Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören'e konuşma izni verilmemesi ve gösterilen barkovizyonda Demirören'den çok Serdar Bİlgili'nin görüntülerinin yer alması dikkatimden kaçmadı.

Serdar Bilgili'nin başkan seçildiği kongreye çocuk yaşta kongre üyelerine oy kullandırttığı için eleştirilen İsmail Ünal'ın dün Çarşı tarafından alkışlanması da gözardı edilmeyecek durumdu.

Beşiktaş camiasına emeği geçen önde gelen isimleri Recai Uğurluoğlu, Yılmaz Ekergil, Fahrettin Curoğlu, Ethem Özçelik, Turgay Ciner, Zafer Yıldırım gibi isimler kaldırım kenarında tutulup Fenerbahçe yönetici ve eski başkanları için yer isteyen İsmail Ünal'ın bu davranışı uzun yıllar konuşulacak.

Protokolda dikkatimi çeken isimlerden biri Murat Özaydınlı'ydı. Özaydınlı'nın protokolde ne işi vardı? Seba'nın askerlik arkadaşı mıydı? Araştırdım Sayın Özaydınlı ile İsmail Ünal arasından su sızmıyormuş. Hatta Ünal, Ortaköy sırtlarında oturan Özaydınlı'nın şikayeti üzerine İstanbul gece hayatının ünlü mekanlarından Tao'yu kapattırmış. Tao hani şu Beşiktaş'ın 2003 yılında dillere destan şampiyonluk kutlamasını yaptığı mekan.
O mekan artık yok! Köprüden geçerken gözüme her zaman çarpardı Tao, bir de Ortaköy'ün tek nefes alabildiği top saha. Toprak saha şimdi alış-veriş merkezi oluyor. İnşaat tüm hızıyla devam ediyor. Oranın gerçek sahibini ben de çok merak ediyorum doğrusu!

Kısaca Seba'nın heykel töreninde vefazsızlık dizboyu idi.

Beşiktaş'ın temel taşları yeni ve eski yöneticilerin birbirlerinden uzak durması ise camianın parçalanmışlığını gösterdi. Doğrusu çok üzüldüm. Çünkü konuşulanlar inanılmazdı. İnanmak istemedim. Beşiktaş'ta efsane başkan Onursal Başkan Süleyman Seba'nın heykeli bahaneydi. Çünkü aslolan İsmail Ünal'ın yapılacak yerel seçimlerde tekrar başkan adaylığıydı.

Serdar Bilgili ve Hüsnü Güreli'yi şimdiden tebrik ederim.

kaynak : ajansspor

yzx
23-10-08, 08:33
"Mustafa Uğur kızmasın ama.."

Yazan: Metin Kösedağ


Bugün sokağa çıkın şöyle bir soru sorun herkese...
“Son 4 yılda Erciyesspor’un bu durumlara gelmesinin sebebi kimlerdir” diye...
Eminim Mustafa Uğur ilk üç içindeki yerini alacaktır.
Millet olarak balık hafızalı olduğumuz için çok çabuk unutuyoruz.

Daha iki yıl önceydi.
Erciyesspor’un ne zorluklar içine sokulduğunu çabuk unutuyoruz.
Yapılan yanlış transferleri mi, harcanan onca milyon dolarları mı, kulübün borç batağına sürüklenmesini mi, hangisini sayalım?

Tabii ki bunların tek sebebi Mustafa Uğur değildi. Yaptığı iyi işler de vardı ama; gelinen nokta kötü olunca eleştiri de kaçınılmaz oluyor.

Ancak o dönemde Mustafa Uğur, yönetime “şunu yapın, bunu yapın” dedi, yönetim de yaptı. Yani bu durumda payı epeyce büyük. Ve o ekip gitti, Erciyesspor'da trilyonlarca borcun içine girdi.

Kulüp kapanmayla karşı karşıya kaldı.
Borcundan dolayı transfer yapamaz hale geldi.
Şimdi ne değişti de Mustafa Uğur geri geldi, ya da getirildi.
Mustafa Uğur kızmasın ama; o Mustafa Uğur şu anda başına geçtiği kulübü mahkemeye verdiğini ne çabuk unuttu!

Yönetim de burada “sen, ben, bizim oğlan” düzeni oynadığı için her şey normal geliyor.
Ama; kazın ayağı hiç de öyle değil.

Oysa ki, bu yönetim geçen sezon iyi işler yapmıştı.
Ama; yeni sezonun başlamasıyla birlikte “bir anda kılıf değiştirdi”
Herkes kendini bilir kişi ilan etti.
Her maç sonunda çıkıp, oyuncu değişikliklerine varan yorumlar yaptı.
Yani, dün Mehmet Bulut’a toz kondurmayanlar, bugün Mehmet Bulut’u beğenmez oldular.
Yarın aynısını Mustafa Uğur’a yaparlarsa hiç şaşırmayın.
Çünkü; yıllardır söylüyorum, “Burası Kayseri, burada her şey normal...(!)”

yzx
23-10-08, 08:33
S.K.T

Yazan: Halil Fincan

Olympiakos maçı Skibbe'nin kader maçıymış.
Sebebi Şampiyonlar Ligi.
Ortaya şöyle bir durum çıkıyor.
UEFA'da kredisi yok.
Kader maçındaki rakibe bakın.
O da Devler ligi kapısından döndü.
Yani onlar da G.Saraylılar gibi şaşkın.

Kısaca rakipten bahsedeceğim.
Geçen yılı da koyun üstüne 36 maçta sadece 2 yenilgi almış.
Tripolis ve AEK maçları.
Tamam G.Saray elbet yenmeli de, el insaf.
Sanırsınız G.Saray Yunan Ligi sonuncusu ile oynuyor.
Bahsettiğimiz takım geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde 2. tura yükseldi.
Werder Bremen'i iki maçta da yenip, Lazio'yu deplasmanda mağlup etti.
Real Madrid ile sahasında berabere kalıp, Santiago Bernabeu'da çarpıldı.
UEFA'ya kalışlarına bakalım.
Nordsjaelland'ı 5-0 ve 2-0 yendi.

Yani G.Saray kadar iddialı Kadıköy'e gitmek için.

Ama işin özüne bakınca.
Skibbe'nin kader maçı.

Daha önce de dediğim gibi.
G.Saray bu maçı yense de fark etmez.
Çünkü ardından Eskişehir kader maçı olacak onun için.
Sonra da kupada Ankaraspor maçı.

Çünkü S.K.T hiç durmayacak.
Ne mi S.K.T?
Skibbe'nin kader tayincileri.
Veya tahmincileri.
Harflerden de anlaşılacağı üzere...
Durumu SaKaT...

kaynak : ajansspor

yzx
23-10-08, 08:34
Yürüye yürüye farka koşmak!

Yazan: Berkay Aytekin

Korktuğum ve beklediğim oldu ve Fenerbahçe bol bol gol yedi. Hem de bulabileceği en kötü Arsenal karşısında. Toure ve Gallas'ın yokluğunda belki de ilk defa yan yana oynayan Song-Silvestre ikilisini yakalamışken Fenerbahçe'nin affetmemesi gerekiyordu.

Arsenal kelimenin tam anlamıyla savunma yapmadı, mücadele etmedi, koşmadı fakat karşısında o kadar zayıf bir Fenerbahçe vardı ki yürüye yürüye maçı kazandı. Hayatımda ilk defa böyle bir şeyle karşılaştım. Sahada bir takım savunma yapmadı, sadece ofsayt taktiği yaptı fakat rakibi ona gol atmayı beceremedi.

Güiza, Semih, biraz da Gökhan dışında sahada koşan, mücadele eden kimse yoktu. Maldonado’nun risk anlayışı yok. Durum 3-1, Gökhan koşu yapıyor, Maldonado geri dönüyor (ki bu koşuların hepsi başarılı oldu, Arsenal savunması her topu arkasına geçirdi). Selçuk zayıf. Maldonado ve Selçuk’a baskı yaptığında on yaşında çocuk da olsan topu alıyorsun. Alex sahada yok, savunma tamamen kopmuş, hep beraber bir komedya sergiliyorlar. Gökhan’ı ayrı tutmak lazım aslında. Aragones sağ kulvarın tamamını ona vermişti, elinden geleni yaptı ama geri dönerken haliyle çok zorlandı. Arsenal hiçbir şey yapmadı belki ama topu çevirmeyi ve hızlı çıkmayı biliyor, Gökhan’ın o kadar çok koşmasına imkan yoktu. Oysa Clichy Arsenal’in en zayıf halkası, sağ kanat daha verimli kullanılabilirdi. Defansa geri dönersek; ceza sahasının etrafında bir takıma dura dura bu kadar çok pas yaptırmak nerede görülmüş. Bu nasıl ruhsuzluk, Nasıl durgunluk? Volkan sezon başından beri karşı karşıya top kurtarmadı. Bakalım ne zaman bu ilk gerçekleşecek.

Orta sahayı, şunu bunu geçelim. Ruhsuzluk, mücadele etmemek ya da bir şey üretememek değil gibi Fenerbahçe’nin durumu. Sanki başka bir şey var. Oynamıyor futbolcular. Mutsuz gibiler, ipler kopmuş sanki. Teknik yönetimle mi, kendi aralarında mı, yoksa yönetimle mi sorunlar yaşanıyor bilemem fakat saha dışında bir şeylerin kötü gittiği kesin. Önce bu sorun çözülmeli. Sorun tespit edilmeli ve hemen önlem alınmalı. Yönetimse istifa etmeli, teknik direktörse değişmeli, eğer futbolcuların arasında sevgisizlik mevcutsa bir şekilde çözülmeli. Ne bileyim, belki kulübü tanıyan, futbolculara ağabeylik yapabilecek bir menajer bulunmalı. Sorun belli ki görünenden çok daha büyük, daha derin.

Şimdi Fenerbahçe İngiltere'ye gidecek. Arsenal çok daha rahat olacak. Hem kendi sahasında oynamanın, hem de lider olmanın verdiği rahatlıkla çok daha kolay bir maç oynayacaktır. Fenerbahçe sıkıcı oyununa devam eder, görüntü o. Zaten bu sene Şampiyonlar Ligi’nde Fenerbahçe’nin oynadığı tüm maçlar dakika 20’den sonra sıkmaya başlıyor. Bu da öyle sıkıcı, mücadelesiz, heyecansız bir maç oldu, bir sonrakinde de Arsenal, Fenerbahçe’ye ayak uydurursa aynen öyle bir maç olur.

kaynak : ajansspor

yzx
23-10-08, 08:34
Rüya bitti!

Yazan: Selçuk Yula


Her maçtan sonra "Gel de Zico'yu arama" demekten bıktık. Bir takım bu kadar kısa sürede böylesine değişebilir mi? Geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde destan yazan Fenerbahçe, bu sene yokları oynuyor. Aslında baktığımız zaman fazla da değişen bir şey yok. Dün akşam Arsenal karşısına çıkan kadroyu şöyle bir inceleyin, geçen sene İnter'i 1-0 yenen kadrodan en az 7-8 kişi olduğunu görürsünüz. Peki ne oldu da böyle oldu? İşte hep söylediğimiz gibi; teknik adam değişiklikleri o kadar kolay yapılmamalı. Eğer Aragones, Maldonado'dan sağ açık yaratmak istiyorsa o onun kendi sorunu, Fenerbahçe'nin değil. Çünkü Şili'de milli takım kaptanlığı yapan Maldonado'nun sağ açık oynayamayacağını Şili'de yaşayan 5 yaşındaki çocuk da bilir! Ama senin teknik adamın bilmiyorsa bunda bir problem var demektir. Haaa anlıyorum belki Gökhan Gönül ofansa çıktığı anlarda Maldonado'yu geride tutmayı düşünmüştür. Ama o zaman giydir iki numaralı formayı, sağ bek oynat. Sol kanada geçelim. Şu takımda gol pozisyonlarına giren veya rakibini üstüne direkt olarak giden bir iki futbolcu var. Bunlardan biri de Uğur Boral. Ama Fenerbahçe seyircisi bu çocuğa takmış durumda. Yahu bir şeyler yapmaya çalışan çocuğa taktınız da hiçbir şey yapmayan Roberto Carlos için tek kelime etmiyorsunuz. Roberto Carlos'un ismi sahada olup cismi olmayacaksa 25 milyon Fenerbahçe taraftarının günahı ne?

Gene en büyük alkışı Güiza aldı. Niye almasın ki? Güiza, mağlubiyeti kabul etmeyen tek adam. Her yere koşuyor, bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ama nerden top alacak, kimden top alacak? Alex'in inanılmaz birkaç asisti olmasa pozisyona bile giremeyecek. Dünkü maçı aslında iki ayrı devrede değerlendirmek gerekir. İlk 45 dakika 5-5 falan bitebilirdi. Yani Şampiyonlar Ligi'nde böyle bir maç seyretmeniz mümkün değil. Fenerbahçe belki 3-1 mağlup içeri girdi ama Semih, Güiza ve Uğur Boral ile kaçırdığı yüzde 100'lük 5 pozisyonu var. İkinci yarı da pozisyonlar bulundu gene sahanın yıldızı Güiza'nın attığı golle skor 4-2'ye geldi. Sonuçta Fenerbahçe bence Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkma rüyasını kendi sahasında kaybettiği 5 puanla bitirdi. Bundan sonraki süreç UEFA için işleyecek. UEFA'nın finali Kadıköy'de olacak. Bu final için neler yapılacağını, nasıl bir transfer politikası izleneceğini ileriki yazılarımızda anlatacağız.

kaynak : ajansspor

yzx
23-10-08, 08:35
Bu kadar benzerliğe pes..

Yazan: Ökkeş Özekşi


Geçen sezon yine aynı haftalar..
Gaziantepspor peşpeşe maçları kazanıyor ve 6 maçta puanını 12'ye çıkartıyor..
Takım olarak iyi durumda, konuşulan oyuncu ise NİGRİS..
Sonra aniden akıllara durgunluk veren bir olay gelişiyor ve NİGRİS Rize maçına giderken otobüsten indirilerek kadro dışı bırakılıyor..

Sebep? Oynamadığı maçta prim istediği iddiası..
Bunu yapanlar menejer Hasan Çetinkaya ile teknik direktör Mesut Bakkal..

Kafile Rize'ye gidene kadar Nigris'i otobüsten indirmelerini ve kadro dışı bırakmalarını başkan İbrahim Kızıl'a bile söylemiyorlar.. Yani o kadar başlarına buyruklar.. Başkan Kızıl, bizzat benim uyarımla durumu öğreniyor ama iş işten geçmiş oluyor..

Ondan sonra Gaziantepspor peşpeşe yenilgiler alıyor ve belini bir türlü doğrultamıyor..

Ve bu sezon...
Gaziantepspor ligin 6 maçına kadar peşpeşe maçlar kazanıyor ve 13 puan topluyor..
Takım olarak iyi, bu kez kadro olarak daha iyi ve konuşulan futbolcu TABATA..

Milli aradan sonra çıkılan ilk maçta yine akıllara durgunluk veren bir olay yaşanıyor ve kaptan Mehmet Polat, tartıştığı Brezilyalı Tabata'ya saldırıyor..
Hem de soyunma odasında.. Hem de ilk yarısı 0-0 biten maçın devre arasında..
Buna ister kader ister rastlantı deyin.. Aklınıza ne gelirse söyleyin.. Ama bu kez Başkan İbrahim Kızıl olayı hemen öğreniyor ve duruma el koyuyor..
Sadece kendisiyle yetinmiyor ve yönetimi topluyor.. Sonuçta bir karar alınıyor ve bu da kamuoyuna açıklanıyor..

Şimdi yine bir Karadeniz deplasmanı var.. Ve bu kez Trabzon'a gidiliyor.. Temennimiz yakın tarihin tekerrür etmemesi.. Krizin önüne geçilmesi.. Her ne kadar Başkan Kızıl geçmiş gibi gözüküyorsa da, bunun futbolcuda bırakacağı travmanın etkisini oynayacakları maçlarda göreceğiz..

POLAT'IN KULAĞINI ÇEKİYORUM
Son sözüm Mehmet Polat'a..
Sen kaptansın.. Sen örnek olmalı, attığın her adıma dikkat etmelisin.. Yürüyüşün, giyinişin, konuşman, davranışların ve hareketlerin ayrı bir sorumluluk ister..
Sen kızmayacak, öfkelenmeyeceksin..
Öfkelensen de belli etmeyeceksin..
Öncelikle zamanını ve mekanını iyi seçeceksin..
Bunun yerinin de asla soyunma odası olmayacağını bileceksin..
Sen bu kentin çocuğusun, giydiğin formanın numarası 27...
Yani sorumluluğun daha fazla..
Bu hatırlatmayı yapıyor, salt Tabata'ya davranışın nedeniyle değil, sorumluluk duygularını rafa kaldırdığın için haksız olduğunu ifade ederek kulağını çekiyorum..

kaynak : ajansspor

yzx
23-10-08, 08:35
Manisakarya

Yazan: İbrahim Bulut

Manisaspor'un ilk önce 1931 yılında, Siyah Beyaz renklerle Sakaryaspor adı ile kurulduğunu bir çok kimse bilmez! Manisaspor yani o zamanki adıyla "Sakaryaspor" 2. Dünya Savaşı yıllarında faaliyetlerini durdurmak zorunda kalınca 1946 yılında zamanın savcı yardımcısı Şemi Ergin yönetiminde ikinci kez kurulmuş, 1965 yılında yapılan genel kurulda da kulüp Sakaryaspor adını bırakarak Manisaspor adını almış.

Manisaspor takımı hakkındaki en ilginç not ise, takımın eski ismini almış olduğu Sakaryaspor ile kardeş takım olmalarıdır. Manisaspor maçlarının 54. dakikasında Manisa taraftarı Sakaryaspor için, Sakaryaspor taraftarı ise maçlarının 45. dakikasında Manisaspor için tezahürat yaparlar.

Manisakarya; Manisaspor ve Sakaryaspor taraftarlarının tarihsel süreç içerisinde göstermiş olduğu dostluğun ve kardeşliğin adıdır...

Manisa için Sakarya, Sakarya için Manisa deplasman değildir...Kardeş takımlardır ve ebediyen kardeş olarak kalacaklardır.

-Bu konudaki naçizane bilgimi, internetten de destek alarak yazımın başında paylaşmak istedim...

***
Sanırım yazının gidişatı belli, biraz futbol, biraz kardeşlik ve tabii ki Sakaryaspor üzerine...

Sakaryaspor'un gerçek sevenleri ve kahır çekenleri Tatangalar'ın en sevdiği ama gerçekten en sevdiği maçı oynayacak Sakaryaspor...

Tatangalar'ın dostları geliyor...
Manisaspor geliyor...

Bu iki takımın durumları ne olursa olsun, sahadaki dostluklarına yansımayacak bir maç olmasını bekliyorum şahsen.

Rakibimiz Manisaspor'a kabaca baktığımızda bile güçlerinin ne kadar ürkütücü olduğunu görüyoruz...

Manisaspor...
Mağlubiyet: 0, Attığı: 16, Yediği: 3
Puan: 16 (Şu anda ligin lideri)

Yukarıdaki "kabaca" verilerden sonra Manisaspor'un ligin en çok gol atan takımı, en az gol yiyen takımı ve yenilmeyen iki takımından biri olduğunu yazmama gerek olmasa da yine de yazıyorum...

Sakaryaspor, rakibinin ne kadar acımasız olduğunu pekala benden çok daha iyi biliyordur. Biliyordur da çözüm aşamasında neler yapabilir onu biz bilemiyoruz!

Sakaryaspor'un, Giresunspor deplasmanında aldığı 3 gollü galibiyetin bir çoğunun gözünü kamaştırdığını biliyoruz. Ondan sonraki hafta kendi sahasında 1-0 mağlubiyetten maçı 3-1 galibiyete nasıl çevirdiğini de hatırlıyoruz.
Fakat ne olduysa sonraki haftada oldu...

Tabiri caizse "çantada keklik" olarak görülen Güngören, "günümüzü gösterdi..."

Bazı mağlubiyetlerde hayır vardır diyeceğim ama Sakaryaspor'da mağlubiyetlerin sayısı da artmaya başladı...

Sakaryaspor'un bu haftaki sınavı önemli bir sınav. Ligin en güçlü takımlarından biri olarak bilinen Manisaspor ile kapışacak. Bu maçtan çıkacak olan sonuç neticesinde yeni bir yol haritasına bile ihtiyaç duyabilir Sakaryaspor...

Teknik direktörü değiştirir anlamında değil bu sözüm, Sakaryaspor tekrar plan yapmak zorunda kalabilir...

En azından devre arasına kadar en az puan kaybıyla devam etmeli ki, yapılacak daha doğrusu yapılması mutlak transferlerle ikinci yarıda rakiplerini yakalayıp geçsin Sakaryaspor...

Sakaryaspor'un, bu maçta alacağı galibiyet önemli. Galibiyet, işleri daha da kolaylaştırabilir. Kadro yapısı olarak şu anda kötü durumda değil Sakaryaspor. Fakat 1-2 takviye ile çok daha iyi bir hale gelebilir.

Sonuç olarak bu cumartesi günü, Adapazarı Atatürk Stadı'nda bir dostluk gösterisi olacak. Dostluk adına kim kazanırsa kazansın bu önemsiz. Daha önceki yıllarda olduğu gibi yine aynı tribünlerde maçı izleyebilir iki takımın taraftarları...

Bu iki kulübün taraftarlarının birbirlerine saygısının tüm takımlara da bulaşması dileklerimizle...

kaynak : ajansspor

Sisli Kimlik
25-10-08, 18:33
İlk soğuk duş!


Yazan: İlker Ateş

Beşiktaş iki haftadır inanılmaz cesur futbol oynuyor. Denizli elbette bu yeni futbolun mimarı. Ankara'da 3-4-3, on beş dakikada üç gol getirmiş ve Beşiktaş maçı o dakikada kurtarmıştı. Değişen sistem Ankara'da son 75 dakika dibe vurmuş ve G.Birliği ikinci yarıyı Beşiktaş yarı sahasında oynamıştı. Ancak Mustafa Denizli ile radikal bir değişimin ayak sesleri orada başlamıştı.

Sistem aynen dün de İnönü'de kendini bütünüyle gösterdi. Beşiktaş, Ankara'da oynadığının çok üstüne çıktı. Bu kez sonuna kadar savaştı. Ne var ki karşısında Sivasspor gibi ligin taş gibi bir takımı vardı. Hele de ilk golün çok erken ve Sivas'tan gelmesi sistemin bir cilvesiydi. Beşiktaş bu golün altından kalkmaya kararlıydı. Zaten çok geçmeden de Delgado'yla enfes bir beraberlik golü geldi. Sonrasında kıran kırana, bir o kalede, bir bu kalede adeta final gibi bir maç izledik.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Beşiktaş asla kötü top oynamadı. Ancak kötü oynayanlar vardı.

Bu sistem kötü oynayanları kaldırmıyor. Kim onlar?
Başta Serdar Kurtuluş.
Daha 20'li yaşların başında ama adeta bastonu eksik bir ihtiyar gibi oynuyor. Ortanın sağında bu görevi yapmak G.Saraylı Sabri gibi o kulvarı baştan aşağı kat etmekle mümkün. Serdar Kurtuluş da bu özelliğin hiç biri yok. Sistem sağda buradan tıkanıyor.

Ortanın solunda da durum farklı değil. Savaşan ama üretmeyen bir İbrahim Üzülmez var. Koskoca bir maç boyu soldan ve sağdan gelen bindirmelerin sayısının sadece iki olduğunu söylersek bu oyun kurgusunun neden tıkandığını da her halde anlatmış oluruz.

Denizli'nin oyun senaryosunda yırtınan, çarpışan ve kazanma hırsını bir an olsun kaybetmeyen oyuncular var. Onların başında Delgado geliyor. Dün gece atan, kaçıran, attırmaya çalışan hep o oldu. Tello yoruluncaya kadar sağda, solda inanılmaz çalıştı. Cisse bile zaman zaman saçmalamasına rağmen iki haftadır iyi oynuyor. Bu herkesin deneyemeyeceği sistemde Bobo'nun deparları, Nobre'nin fizik gücü de Sivas'ı epeyce hırpaladı. Ancak Sivasspor'un hırpalanıp yere serilecek hali yoktu.

Beşiktaş iyi yola girdi. Ama Serdar Kurtuluş ve İbrahim Üzülmez'le her zaman bu soğuk duşları yaşayabilir.

yzx
26-10-08, 11:36
Fenerbahçe, Beşiktaş'a dönüşüyor!


Yazan: Berkay Aytekin (http://forum.kanka.net/poseidon%20139)



Hayırlı olsun yeni bir Beşiktaş’ımız oldu. Fenerbahçe, geçen seneki Beşiktaş’a dönüşüyor yavaş yavaş. Orta sahadaki boşluğu bir türlü dolduramadığı için sonunda bir defans takımı, bir de hücum takımıyla oynamaya başladı. Alex, Semih, Güiza ve Uğur Boral, yetişebilirse de Gökhan hücum takımı gerisi savunma takımı (sağ kanadı tek başına kullandığı için yetişebilirse diyorum). Aynı geçen yılki Delgado, Nobre, Bobo, Serdar Özkan ve Tello’lu hücum takımı gibi. O yüzden arada sırada böyle performanslar olması, aynı şekilde bu sene alıştığımız kötü performansların olması da normal.

Tabi oyun kalitesinde olmasa da oyuncuların hırsındaki gelişmeler olumlu. Futbolcular ilk on beş dakikalık müthiş baskıyı atlattıktan sonra isteklerini sahaya yansıttılar. Koştular, Bursa savunmasına pres bile yaptı hücum takımı. Eğer Selçuk ve Josico hücum presi yapılırken, o bölgelere biraz daha iştahla girseydi Fenerbahçe'nin oyun kalitesi de bir basamak artardı. Alex, bugün biraz kıpırdadı ve hücumlara derinlik geldi. Fenerbahçe’nin hiçbir şeye olmasa da onun oyun zekasına ihtiyacı var. Semih kaleye çok uzak kaldı, aslında ondan bir orta saha yaratmaya çalışıyor gibi Aragones ama bu onun kadar iyi bir golcüden yararlanamamaktan başka bir şey olmaz. Josico öylesine bir transfer gibi. Ona sarıldılar bu kritik maçta. O da görevini yaptı işte ama artısı yok. Elini sallasan elli tane Josico var her yerde. Ayrıca iki maçtır sağ kanatsız oynuyor Fenerbahçe. Sanırım Deivid’in gelmesi ilaç gibi olacak, gol atması ve morallenmesi de çok iyi oldu Fenerbahçe için.

Fenerbahçe’nin Bursaspor'un çok kötü bir gününde olduğunu unutmaması ve hala çok eksiği olduğunu görüp, bu galibiyeti bir basamak olarak kullanıp yükselmesi gerekiyor. Bursaspor, sadece ilk on beş dakikalık bölümde oynadı ve Fenerbahçe karşı sahaya bile gidemedi bu dakikalarda. Bursaspor’un da artık Galatasaray galibiyetini unutması gerekiyor herhalde. Güzel bir galibiyetti ama onlara pahalıya patlamış gibi gözüküyor.

kaynak : ajansspor

yzx
26-10-08, 11:37
Görünen köy...


Yazan: Selçuk Yula (http://forum.kanka.net/member.php?u=165204)



Uzun süren sakatlığından sonra Deivid nihayet oynamaya başladı. Aragones onu sahalara ısındırmak için bitime 15 dakika kala oyuna aldı. Bunlar önemli değil, zaten yapılması gereken şeyler. Asıl yapılması gereken şu: Deivid girdi, golünü attı ve golden sonra ağladı. Tribünde karısıyla çocuğu da ağladı. Böyle futbolculara ihtiyacımız var. Fenerbahçe'nin geleceği artık parlaktır. Yüreğini sahaya koyacak, formasını da yüreğine koyacak. İşte kurtuluş reçetesi budur. Fenerbahçe bu sezonun en iyi maçını oynadı ve rahat şekilde 3 puanı aldı. Arsenal karşılaşmasından sonraki yazımda felaket tellallerini uyarıp "Fenerbahçe bu maçta iyi oynamıştır. Saldırmak için acele etmeyin ve Bursa mücadelesini bekleyin" demiştim. Çünkü görünen köy klavuz istemiyor. Fenerbahçe Alex-Semih-Güiza'yı aynı anda oynatmaya başladığı Kocaeli maçında 3 gol bulmuş, Arsenal hayatı boyunca yemediği gollerden büyük balıkla kurtulmuştur. İşte dün de 5 oldu. Hadi Arsenal maçında kaçanları bir tarafa bırakalım, bir hafta içinde atılan 10 gol. Tek sorun savunmadaydı. Lugano ve Edu adam paylaşımını daha iyi yapıp, pozisyonlarda daha dikkatli olacak ve savunmayı güçlendireceklerdi, işte bu kadar basit. Bunlar yapıldı ve F.Bahçe normale döndü.

Fena halde yanılacaklar
Aragones, Arsenal mücadelesindeki kadroyu Maldonado-Josico değişikliği dışında aynen çıkarırken doğruyu yaptı. Yalnız Josico'yu içeride oynatıp Gökhan Gönül'ü sağ kanatta ofansta ve defasta yalnız bıraktı. Bu yüzden de Fenerbahçe bu kanattan çok etkili olamadı. Ama öteki kanat mükemmeldi. Carlos'u savunmada bu kadar iyi oynarken hiç görmemiştim. Uğur Boral ise tartışmasız takımın en iyilerindendi. Aynen Alex gibi, Selçuk gibi, Lugano ve Edu gibi. Dün Uğur'u sürekli ıslaklayıp yuhalayanların artık kendi futbol bilgilerini tartma zamanları gelmiştir. Ülkemizde rakibinin üsteüne böylesine cesurca giden kaç tane futbolcu var ki!.. Bu arada yenilen iki gol var. Birinci gol neyse ama ikinci golde savunma hatalarından bahsedemeyiz. Onlar da nazar boncuğu olsun. Görünen şu ki ligin Fenerbahçe'siz geçeceğini zannedenler, her fırsatta başkanın, yönetimin ve futbolcuların kellesini isteyenlerin fena halde yanılacakları günler yaklaşmakta. Çok değil 3-5 hafta sonra bu takım liderlik koltuğuna oturursa kimse şaşırmasın.



kaynak : ajansspor

Sisli Kimlik
28-10-08, 07:43
Yazara tahta gözlük!


Yazan: İrfan Şeker (http://www.ajansspor.com/yazarlar/irfanseker/)



Eskiden hakem bir maçta yanlış karar verdiği zaman ‘hakeme tahta gözlük’ diye tezahüratlar yükselirdi tribünlerden, şimdilerde pek duyamaz oldum nedense. Eğer yazılarımda hatalı olduğumu düşünüyorsanız ‘yazara tahta gözlük’ önerilerinizi de alabilirim.

Sadede gel dediğinizi duyar gibiyim.

Konyaspor kendi sahasında mahkum oynayan taraf görünümündeydi. Ne doğru düzgün organize atak geliştirebiliyor ne de savunmada güven veriyordu.

Konyaspor ne zaman bir atağa kalksa kontratak yiyor ve sonucunda İbrahim Akın, Gökhan Kaba ve Kerim Zengin bir anda Konyaspor kalecisi Jefferson’un önünde bitiveriyorlardı. İlk yarıda Jefferson’un bir çok net gol pozisyonunu önlediğini hatırlıyorum. Konyaspor, kendi sağ kanadından yani Cihan’ın ve Caner’in bulunduğu koridordan geliştirilen ataklarla iki gol yedi. Aslında Giray Bulak’ın hatası Erdal Kılıçaslan’ı çıkarıp Caner’i oyuna sokmak oldu. Caner, kaybolan bir maçı döndürmeye yetecek bir oyuncu değil. Üstelik orta sahada topa basabilen biri de değil. Erdal çok koştu ve yoruldu diye böyle bir hamle gerçekleşti ama bunun sonuçta hatalı bir hamle olduğu ortaya çıktı.

Ayrıca Belediye’nin 2 metrelik stoperi Barbosa, Veysel’i sürekli rahatsız etti durdu. Konyaspor’un yan toplarına kafayı vuran isim Barbosa oldu. Buna rağmen Konya ekibinin havadan oynama ısrarı da beni düşündürdü doğrusu.

-Ha o Abdullah ha bu Abdullah-
Teknik Direktör Giray Bulak’ın yedek kulübesi önündeki hareketlerine odaklandım bir ara. Maç boyunca hiç yerinde oturmadı. Hakem Abdullah Yılmaz, Giray hocanın ayakta kaldığını düşünmüş olacak ki nezaketen ona tribünlerde yer gösterdi.Tabiî ki Giray Bulak da kendisine yapılan nezakete başka bir nezaketle yanıt verdi ve tüm sevgilerini maçtan sonra hakeme iletmeyi unutmadı.

Aslında hakemin aynı nezaketi adaşı Abdullah Avcı’ya da göstermesi lazımdı. Ama sonuçta ne fark eder ki ha o Abdullah ha bu Abdullah...

-Giray hocanın korktuğu başına geldi-
Geçtiğimiz hafta içerisinde Giray hoca ile telefon görüşmesi yapmıştım. Bana dediği şey aynen şöyle: “Büyükşehir maçı bizim için Gaziantep maçından çok daha zorlu olacak. Çünkü deplasmanda kazanan bir takım ertesi hafta kendi sahasında kötü sonuçlar alıyor.”

Giray hocanın korktuğu başına geldi. Geçmiş olsun diyorum sadece.

Sisli Kimlik
31-10-08, 08:57
Antep şahane, Trabzon kayıp!


Yazan: Berkay Aytekin (http://www.ajansspor.com/yazarlar/berkayaytekin/)



Gaziantep, ligde yapamadığını kupada yaptı. Galatasaray maçıyla birlikte organizasyonunu, heyecanını yitirmiş gözüken, şarampolden yuvarlanan Trabzonspor'a bir darbe de onlar vurdu. Trabzonspor'un yaşadıkları umarım Ersun Yanal'ın daha önceki takımlarında yaşadıklarına benzemez. Daha önce sezona fırtına gibi giren Ersun Yanal takımlarının tepetaklak gittiğini görmüştük. Bu sefer öyle olmasın.

Maçın hakkını vermek gerekirse, burada bahsedilmesi gereken Trabzonspor değil, Gaziantep. Gerçekten iyi bir kadro oluşturmuş Antep. Sezon başından beri istikrarlılar, ne oynayacakları belli. Kaybettikleri Beşiktaş maçında bile iyi oynayan taraftılar. Savunması sağlam ve dengeli, orta sahaları dinamik, forvet hattı işini biliyor. Gol yemiyor değiller, bunun nedeni orta sahada iki oyuncunun savunmaya yeterli derecede yardımcı olmaması. Bu konuyu çözebilirlerse şampiyonluğu kovalayacak bir takıma dönüşebilirler. Bu takımın yıldızı Tabata gibi gözükse de gizli yıldızının Murat Ceylan olduğunu düşünüyorum. Her yere koşuyor, fiziği iyi durumda, doğru paslar atıyor, hızlı oynuyor ve ayaklarına hakim. Büyük takımların milyon dolarlar vererek doldurmaya çalıştıkları ön libero mevkiinde savunmanın yanında hücumu da yapabilen bir futbolcu. Umarım böyle devam eder, Türk futbolunun kazancı olur. Orta sahada ona yardımcı olan Zurita ile birlikte fazla koşmayan Erman ve Tabata’nın yerine de koşuyorlar. İkisinin enerjisi Erman’ı ve Tabata’yı taşıyor. Takım zaten Tabata’ya kendini teslim etmiş durumda. Onu oynatmak adına herkes elinden geleni yapıyor. O da onların emeklerini karşılıksız çıkarmıyor. Erman, takımın sahadaki aklı. Tecrübesini ve oyun zekasını sahaya çok iyi yansıtıyor. Ivan sol kanadın tamamını kullanıyor, çok da başarılı. Sağda Mehmet Yozgatlı tanıdığımız, bildiğimiz gibi, sağ bekten daha çok yardım gelirse o da daha başarılı olur. Forvet hattında Beto, Eduardo işlerini yapıyor ve golleri atıyorlar. Özellikle Beto’nun ayaklarına da hakim olduğunu ve daha çok yarar sağladığını söyleyebilirim. Eduardo henüz genç, geliştirmesi gereken yönü daha fazla. Antep; bu havasını kaybetmezse, kendi kendine rakip olmazsa senenin flaş takımı olabilir.

Trabzon erkenden oldum havasına girdi, o havadan çıkamıyor şimdi. Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli her zaman, hep ileriye bakmalı Trabzon. Ersun Yanal'ın elinde açıkçası çok derin bir kadro yok. Takımın üstünde fazla oynamamalı. Bu sene olmasa da kadro derinleştiğinde başarı da gelecektir. Yeter ki istikrar sağlansın ve doğru takviyeleri yapsın. İlk şart ise sabırlı olunmalı Trabzon'da, yepyeni bir takımda böyle dönemlerin olması normal.

Sisli Kimlik
31-10-08, 08:58
26 yıl sonra mı?


Yazan: Selçuk Yula (http://www.ajansspor.com/yazarlar/selcukyula/)



Aragones, Bursa maçında oynattığı 4 futbolcuyu ilk 11'e aldı, 7 futbolcuyu da değiştirdi. Düşüncesi mantıklı. Çünkü sonuçta bu bir tur maçı değil, grup maçı. Önünde düşünmesi gereken çok önemli lig ve Şampiyonlar Ligi maçları var. Bu yüzden bazı oyuncuları dinlendirecek ve oynatmadığı oyuncuları da görme şansına sahip olacak. Burada bir yanlış yok. A.Gücü her Anadolu takımı gibi kupayı çok istiyor. Çünkü onlar için Avrupa'ya gitmenin kısa yolu bu. Bir de puanlara verilen para var. O yüzden tam takım sahaya çıktılar. Buna karşılık Kazım oyundan atılana kadar Fenerbahçe'nin şu kadrosu oyunda hep dengeyi sağladı. Zaten Semih'in ilk dakikalarda attığı mükemmel golle takım rahatlamıştı. Benim hoşuma giden Ankaragücülü futbolcuların yaptığı preslerde, Fenerbahçeli futbolcuların topu ayağından çıkarmadaki rahatlıklarıydı.
Aragones'in de herhalde hoşuna gidiyordur. Sakatlar iyileştikçe kulübe daha da zenginleşecek. Bursa maçındaki Deivid'den sonra dün de Vederson ilk defa sahaya çıktı.

Yadırgadığım üç şey var.

Birincisi; Ali Bilgin sağ bekte niye düşünüldü? Gerçi kötü oynamadı, Kazım'la da iyi anlaştı ama yeri orası değil.

İkincisi; uzun zamandır sakat olmamasına rağmen 18'e bile alınmayan Tümer neden 11'deydi? O da diğerleri gibi sırasını beklemeliydi.

Üçüncüsü; Aragones, İlhan'ı neden düşünmüyor? Yeri santrfor olan İlhan dururken, yeri açık olan Burak neden santrfor oynatılıyor? İlhan ne zaman düşünülecek?

Roberto Carlos'un Bursa maçıyla beraber oyuna ağırlığını koymaya başlaması savunmayı rahatlatan en büyük etken. İşte hep eleştirdiğimiz Yasin, Edu'nun yanında hemen hemen hatasız oynadı. Şu ana kadar Fenerbahçe'nin en büyük derdi savunmaydı. Bu da aşılmaya başlandı.

Deniz'in zaman zaman istediğimiz hareketleri yapması ilerisi için umut verici. Josico için hâlâ bir şey söyleyemiyoruz ama ikinci devre onun yerine giren Maldonado her geçen gün takıma daha çok ısınıyor. Gerçi dünkü maç için Fenerbahçe adına çok olumlu şeyler söylemek mümkün değil. Ama geçen günleri düşündüğümüzde yedek kadronun bile yaptığı şu mücadele Fenerbahçe'yi ileriki günlere daha güvenli taşıyacaktır.

Ankaragücü eski günlerinden çok uzakta. İşleri çok zor. Allah kolaylık versin. Bir zamanların 'Kupa Beyi' Ankaragücü belli ki gene bu unvanı almak için en iyi şekilde sahaya çıktı. Ama çok eksik Fenerbahçe karşısında bile istediklerini yapamadı. Fenerbahçe kupa için bu gruptan nasıl olsa çıkar. Önemli olan lig. Ama gene de 26 yıl sonra alınacak bir kupanın da önemi çok büyük olacaktır.

Sisli Kimlik
31-10-08, 08:58
Top orta sahada


Yazan: İlker Ateş (http://www.ajansspor.com/yazarlar/ilkerates/)



Beşiktaş yönetimi, Mustafa Denizli'yi sezon başında göreve getirmiş olsa şimdiye kadar yaptığı en isabetli işe imza atmış olacaktı. Böyle bir giriş yaparak Ertuğrul Sağlam'ı yok saydığımı sanmayın. O, çalıştığı süre içinde yapabileceğini yaptı. En büyük şanssızlığı böyle bir göreve çok erken gelmesiydi.

"Peki Denizli sezon başında Beşiktaş'a hoca olsa ne değişirdi?" derseniz, söyleyeyim: Denizli kesinlikle Sivok ve Zapo'nun alınmasına karşı çıkmazdı. Çünkü savunma son birkaç sezondur çakılı oynayan ve top yapmayan oyuncular ile S.O.S veriyordu. Denizli, 2 Çek oyuncunun alınmasına onay verir ama Seric'i almazdı. Ama savunmanın soluna ondan daha iyisini bulurdu. Çünkü orada da çatlak vardı.

Denizli, sezon başında gelse radikal değişiklikler savunma ile sınırlı kalmaz, özellikle orta sahada yoğunlaşırdı. 6. haftada işbaşı yapmak onu bu operasyonları yapmaktan alıkoydu.

Yeni sistemi rakamlar ile anlatmanın gereği yok. Orta dörtlü şu anda Beşiktaş için tam anlamıyla bir baş ağrısı. Serdar Kurtuluş, geriyi düşünmekten öne hamle yapamıyor. Bu sağ taraftan gerçekleşmesi gereken kanat bindirmelerini asgari düzeye indiriyor. İbrahim Üzülmez, çizgiye kadar gidip, orada durunca rakip savunma bir anda toparlanıyor. Yani Beşiktaş'ın golcülerine sağdan da soldan da top gelmiyor. Cisse, ön libero olarak savunma ağırlıklı oynuyor. Fizik gücünü zorlayıp, sürpriz golcü olmayı sevmediği için orta alan bu bölgede de tıkanıyor. Eskiden Cisse'nin yerindeki Tayfur, oyunun her iki yönünde de vardı. Sistem Delgado'ya da savunma rolü veriyor. Bu orta dörtlü kapasitesinin üstüne çıkabilirse fazla sorun yok. Ancak kapasitesinin ek görev için sınırlı olduğu da ayrı bir gerçek.

Denizli, göreve geç geldiği için üçlü defans, üçlü forvet ile oynamak zorunda kalıyor. Beşiktaş'ta her şey orta dörtlünün üreteceği elektiriğe bağlı. Voltaj yükselebilir de, düşebilir de. Top orta sahada...

Sisli Kimlik
31-10-08, 08:58
Trabzon iyi ki o golü atmış!


Yazan: Ökkeş Özekşi (http://www.ajansspor.com/yazarlar/okkesozeksi/)



lk 45 dakikayı yazmamıza gerek yok.. Çünkü ne Gaziantepspor'a yakışır bir görüntü vardı, ne de futbol adına konuşulacak bir şey.. Tek aklımızda kalan, 44. dakikada Tabata'nın, Song tarafından itilmesiyle hakemin penaltı verebileceği bir pozisyon.. Onun dışında tatsız tuzsuz bir ilk yarı..

İkinci yarıda belki de Trabzon golü gelmeseydi, Gaziantepspor'un uyanacağı yoktu.. Ne zamanki Deumi'den başlayan top kaptırma hatasıyla yaratılan Trabzon atağı gole dönüştü, işte o zaman Gaziantepspor'un aklı başına geldi..

Sanki Trabzon'daki maçın kopyası gibi aynı dakikalara yakın gelen peşpeşe iki golle birlikte, maçın sonuna kadar büyük keyif yaşadık..
Çünkü Gaziantepspor gerçek kimliğine kavuşmuştu..
Bir süredir unuttuğu defansif anlayışın forvette başlayacağını tekrar hatırladı..

Eduardo oynadıkça kumaşının iyi olduğunu belgelemek adına iyi mücadele etti.. Attığı golle de kendisini beğenmeyenlere "yanılıyorsunuz, biraz daha bekleyin" dedi.. Orta sahada mimar, hamal, prens Tabata dahil, ilk kez gerçek kimliğini ortaya koyan Erman Özgür, Türk futbolunda Emre'yi unutturacak Murat Ceylan, yıllanmış şarap gibi tat veren Zurita ve Mehmet Yozgatlı hiç durmadı..
Hepsi de müthiş bir yardımlaşma içinde topu kazanana kadar mücadele ettiler, kazanınca iyi kullanmak için Trabzon baskısını etkisiz bıraktılar..
Ayağa pasın, oyunu güzelleştirmenin, topu kanatlara taşımanın, sürekli yön değiştirerek futbolun gereklerini yerine getirmenin en güzel örneklerini sundular..

Defansta Bekir'in Trabzon'da başlayan ve "ben kenarda boş yere oturuyorum"diyen bakışlarında ne kadar haklı olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu. Trabzon forvetine hamle adına nefes aldırmayan Bekir, Eduardo'nun attığı golün pasını vermekle yetinmedi, bir de Brezilyalılar'a has bir vuruşla gol atarak galibiyette önemli rol oynadı..
Sağda Erkan Sekman'ın mücadelesi, solda Ivan'ın özellikle Tabata ile resitalleri, defansın göbeğindeki Deumi'nin yerinde müdaheleleri, Gaziantepspor makinasının tıkır tıkır çalıştığının belgesi niteliğindeydi..

Kalede genç Tolgahan'ın "Murat abi yoksa ben varım" dercesine güven vermesi, dünkü Gaziantepspor bütünlüğünün en gerideki unsurunu oluşturuyordu..

Kupada ilk maçta hemde Trabzon'a karşı alınan bu galibiyet, bu seneki gizli hedefin ilk adımıydı.. Şimdi kupayı bir kenara bırakıyor ve gözümüzü pazar günü oynanılacak Galatasaray maçına çeviriyoruz.

Sisli Kimlik
31-10-08, 08:59
Ciddiyetsiz Kayserispor!


Yazan: Metin Kösedağ (http://www.ajansspor.com/yazarlar/metinkosedag/)



on kupa şampiyonu Kayserispor, gruplardaki ilk maçında hayal kırıklığı yarattı.
Oysa ki daha ilk 5 dakika içinde 3 net fırsatı harcayan sarı-kırmızılı ileri uç oyuncuları, ilerleyen dakikalarda rakibin direncini arttırması ile pozisyona dahi giremediler.
Atılan golde de biraz şans kokuyordu.
Altay'ı beğendim.
Özellikle defans kurgusu ilk 10 dakikanın dışında harfiyen işledi.
Ama; kupada varolmak istiyorsa hücumda biraz daha cesaretli olmalı ve bu bölgede çoğalmalı.
Yoksa geriye yaslanmakla bir yere varamaz.
Kayserispor'a dönecek olursak...
Bir takım bu kadar ciddiyetsiz, bu kadar değişken olabilir.
Maalesef Kayserispor rakiplerin konumlarına göre bakıyor.
Bunun da cesazını erken çekmeye başladı.
Şöyle kısacık bir geriye gidelim.
Fenerbahçe'yi Kadıköy'de bozguna uğratan aynı Kayserispor, bir hafta sonra Ankaraspor'a karşı ummadık bir yenilgi alıyor.
Ardından Ankaragücü'nü yine deplasmanda yeniyor ve geliyor Altay'a kupada önemli iki puan bırakıyor.
Yani Kayserispor gerçekten ciddiyetsiz ve her an şok sonuçlara imza atabilecek bir takım görüntüsünde.
Burada teknik heyetin yapması gereken, ayakları yere basmayan futbolcularını ciddi bir şekilde uyarması...
Çünkü; Altay maçında Aydın Toscalı, Tayfun Yanar, Mehmet Topuz ve Mehmet Eren Boyraz'ı çıkın öyle canla başla oynayan bir başka ismi göremedim.
Hafta sonunda önemli Beşiktaş maçı var.
Her ne olursa olsun Beşiktaş maçının havası çok farklı olacak.
Ama; Kayserispor ciddi anlamda kimliğini sahaya yansıtırsa Beşiktaş'ı eli boş gönderir.
Hem de çok rahat bir şekilde.

Sisli Kimlik
02-11-08, 12:03
Murat Ceylan'ın alternatifi!


Yazan: Ökkeş Özekşi (http://www.ajansspor.com/yazarlar/okkesozeksi/)



Rakip Galatasaray olunca işler değişiyor.. Bu maç Gaziantepspor için daha büyük anlam taşıyor.. Çünkü eğer üst sıralarda olmak ve kalmak istiyorsa, bunu Ali Sami Yen'den eli boş dönmeyerek göstermek zorunda..

Peki bu gerçekleşebilir mi?
Aslında iki takımı kıyasladığımızda, oyuncu isimleriyle değerlendirmekten öte, sahada görebildiklerimizle daha pozitif oyun sergileyen ve takım yardımlaşmasının güzel örneklerini veren tarafın Gaziantepspor olduğunu söyleyebiliriz..

Kırmızı siyahlı oyuncular, eğer rakiplerinin adından çekinmez ve etkilenmezse ki öyle olacağını sanmıyorum, o zaman oyun disiplininden kopmadıkları takdirde, İstanbul'dan eli boş dönmeyeceklerdir..

Galatasaray, Nurullah Sağlam'ın dediği gibi bir iyi, bir kötü görüntü veriyor.. Kötü görüntüde nasıl olsa mağlup edilir ama asıl mesele iyi görüntüde ne yapılacağıdır..

İşte o zaman bütün hesaplar, Nurullah Sağlam'ın defterinde mutlaka yazıllı durmaktadır..
Örneğin o defterde, orta sahada Murat Ceylan'ın oynamayacak olmasına karşın, yerine aynı görevi üstlenecek futbolcunun ismi yazmaktadır..

Daha önce de yazdığım gibi kendi kendini karıştırmadığı takdirde, tıkır tıkır çalışan bir MAKİNA'ya dönüşen Gaziantepspor'da, aksayan dişlilerin yerine başka dişli takıldığında, aynı düzen ve intizam içinde çalışması sağlanmalıdır..

Her ne kadar bu yönlü zaafiyet yaşansa da, biraz da Nurullah Hoca'nın seçicilikte, duygu ve hissiyat terazisinin ölçüsünü iyi ayarlaması hem kendisine hemde takımına büyük artılar getirebilir.. Bir Konya maçının sol kanat tercihi yanlışı, Trabzon'da giderildiğinde, MAKİNA'nın yedek dişlisinin aynı performansı verdiği açık şekilde görülmüştür..

Zaten büyük takım olunacaksa, her mevkiide aynı nitelik ve özelliklere sahip alternatif oyuncuların bulunması şarttır.. Özellikle belli mevkilerde..Bu aynı zamanda teknik direktörün oyun sistemiyle de ilgilidir..Her maça göre uygulanacak taktik anlayış başka, saha içi düzeni ve yerleşimi başkadır.. Bu duruma gelindiğinde bazı oyuncuların önemi daha da belirgin hale gelecektir.. Yarın Galatasaray ile yapılacak maçta, orta alanda en gerekli isim olarak gördüğüm Murat Ceylan'ın yerine oynatılacak isim, ya aynı vasıflara sahip birisi olmalı, yada oyun anlayışında değişiklik yapılarak, farklı formüllerle sahaya dizilmelidir..

Orta alanda defansif yönlü Zurita'nın tek başına kalması, Galatasaray için bulunmaz fırsat oluşturabilir.. Elbette Gaziantepspor ilerde basıyor, defansını ilerde yapıyor, yardımlaşmanın en güzel örneklerini sunuyor ama, rakibin Galatasaray olduğu unutulmalıdır.. Umarım Murat Ceylan'ın yokluğundaki tercih doğru yapılır ve yerine oynatılacak isim, en az Murat kadar koşan, mücadele eden, rakip ceza alanına sokulabilen ama geriye çabuk dönebilen isim olur..

Sisli Kimlik
03-11-08, 09:52
Al Tabata'yı, ver Lincoln'ü!


Yazan: Berkay Aytekin (http://www.ajansspor.com/yazarlar/berkayaytekin/)



İyi futbol iyi oyuncularla oynanır diye bir inanış vardır ya (şahsi fikrim iyi futbol takım oyuncuları ile iyi bir takım olarak oynanır, yıldızlar onun tadıdır), Galatasaray kötü futbolu iyi oyuncularla oynuyor. Kazandığı maçları anlık patlamalarla kazanıyorlar, kaybettiklerinde ise o patlamaları hiç yapamadıkları için kaybediyorlar. Gaziantep karşısında da 10 ve 20. dakikalar arasında oynadılar ve maçı alıp götürdüler. Bu on dakikalık dönemde daha sakin ve dikkatli olsalar maç çok farklı bile bitebilirdi.

Galatasaray hücum gücü olarak belki de tüm zamanların en sağlam takımına sahip. Öyle ayaklar var ki, sadece kısa bir süre bile oynamaları karşı savunmaları şaşkına çeviriyor. İşin kötüsü bunun ne devamlılığı var ne de arka taraftan destek görüyorlar. Dönen toplar hızlı bir şekilde savunmalara tehdit oluşturmuyor. Orta sahada baskın, ısıran bir futbolu yok Galatasaray’ın. Hücum dörtlüsünün ofansif gücü, defansif güç olarak sıfıra yakın bir değerde olduğu için orta sahadan da muhteşem işler beklemek saçma aslında. Ayrıca beklerin hücuma girmemesi orta sahanın işini daha da zorlaştırıyor. Sabri’nin hücumları yalancılıkla suçlanabilir. Bindirip, sıfıra inmeden laubali bir şekilde yapılan ortalar. Ayhan ekstra işler yapmadıkça orta sahası işlemiyor Galatasaray’ın. Organizatör Lincoln’ü de beğenmediğimi yüz beşinci kez belirtmeliyim. Bu maçı dört gözle bekliyordum. Tabata ile Lincoln’ü karşılaştırmak için aynı sahada olmalarını bekledim. Tabata’nın birkaç gömlek üstün olduğunu da gördüm. Gücüyle, özverisiyle, organizasyon yeteneğiyle, şutlarıyla, çalımlarıyla, paslarıyla, her yönden üstün bir futbolcu Lincoln’den. Tabata’yı Galatasaray’a koysan çok şey değiştirir.

Skibbe’ye gelince, maç 2-1 ve ortaya koyduğun hiçbir şey yok, güya büyük takımsın ve kendi sahanda geriye yaslanmışsın, yaptığı değişiklik ise Baros’u çıkarıp, Ümit Karan’ı almak. Ali’yi çıkarıp, Veli’yi almak bu. Neyi değiştirecek bu değişiklik? Taraftarı kandırmaktan başka bir şey değil. Sırf değişiklik yaptım diyebilmek için yapılmış bir değişiklik. Zaten Ankara deplasmanından bir puanla dönünce sevinen bir zihniyetten ne beklenebilir? Galatasaray, bu futbolu ve bu zihniyeti ile deplasmanlarda maç kazanamamaya devam eder, bu açık. Ligde kolay lokma kalmadığı belli. Bu kadar kopuk ve fiziksel olarak da güçsüz bir takımı yenmek de zor olmaz kimse için.

Antep, Murat Ceylan’ı çok aradı. Onun yokluğu orta sahayı bomboş bir hale getirmişti. Galatasaray’ın arayıp da bulamadığı şey de bu zaten. Tabata, didindi durdu, bir şeyler yaratmaya çalıştı ama başarılı olamadı. Sahanın en iyisiydi, Arda ise skora yaptığı katkıyla maçın en iyisiydi. Ayrıca Deumi kötünün kötüsüydü. Ne kadar acemi hatalar yaptı, bir anlamda takımı yaktı. Nurullah Sağlam ise Mehmet Yozgatlı’yı forvete çekerek büyük bir hata yaptı, maç orada bitti. Yozgatlı çok etkisiz kaldı. Sağ kanat organizasyonu da azaldı Antep’in. Ahmet Arı’yı takıma monte etmeye çalışıyor Nurullah Sağlam fakat henüz öyle bir ışık yok Ahmet’te. Trabzon maçında yaptığı gibi maçı aldıktan sonra sokmalı Ahmet’i, öyle ısındırmalı, kurtarıcı olarak değil.

Sisli Kimlik
03-11-08, 09:58
Sistem çöktü


Yazan: İlker Ateş (http://www.ajansspor.com/yazarlar/ilkerates/)



Beşiktaş'ın bu maçta öpüp başına koyabileceği tek sonuç ancak beraberlik olabilirdi. Çünkü oynadığı futbolla kazanması mümkün değildi. Bitime dakikalar kala yediğe golden sonra ise ne karşılık verebilecek gücü kalmıştı, ne de vakit vardı. Aslına bakarsanız Kayserispor'un da öyle ahım şahım futbol oynadığı söylenemez. Golü büyük şansla buldular. O şans onlara maç içinde tek bir hata yapan Sivok sayesinde geldi. Sivok'un kaleye yakın yerde kaptırdığı top, Kayserispor için bir nimet oldu. Beşiktaş'ın sezon başından bu yana kötü oynadığı maçlar vardı. Ancak bundan kötüsü yoktu.

Teknik adamlık faciasıydı
Delgado ilk yarıda birkaç iyi top kullandı. Onun dışında her dakika oyundan düştü. Cisse zaten savaşmayı sevmeyen, kısa yan paslarla oynamaktan öteye fazla becerisi olmayan bir oyuncu. Orta alanın sağ tarafında bir Serdar Kurtuluş var. Daha delikanlılık çağında olan bu oyuncu 35'lik yaşlı bir futbolcu gibi oynuyor. Aldığı topların 10'da 9'unu rakibe teslim ediyor. Beşiktaş'ın onunla sağ taraftan bindirme yapması deveye hendek atlatmak kadar zor. Sol taraftaki İbrahim'in savaşçılığı 10 üzerinden 10. Yaptığı tek bir orta ise yok. Oyunda kaldığı süre içinde Nobre en azından sahaya kalbini koydu. Holosko ise tanınmayacak durumda. Feci şekilde kötü oynuyor. Üçlü defans aslında Kayserili golcülere o şans golü dışında fazla göz açtırmadı. Ama bu sistem bir yerde çökecekti ve adres Kayseri oldu. Mustafa Denizli'ye gelince... Doğrusu onun kariyerindeki bir teknik adama oyuncu değişikliklerini yakıştıramadım. Bu takımda Tello kötü oynasa bile asla oyundan alınmaz. Alınsa bile en son oyuncu o olur. Holosko'yu çıkartıp Bobo'yu oyuna almak varken Tello'yu kulübeye çekmek bir teknik adamlık faciasıydı. Çünkü dün Beşiktaş tesadüfen bir gol atsa bunu ölü ve diri toplardaki ustalığıyla ancak Tello başarabilirdi. O çıktıktan sonra Beşiktaş'ta artık gol atacak tek bir silah kalmamıştı. Beşiktaş yenilmezliği, yenilgiyi hak ederek kaybetti.

Sisli Kimlik
03-11-08, 09:58
http://www.ajansspor.com/resim/yazar_150.jpg
Yanlışlar zinciri


Yazan: Selçuk Yula (http://www.ajansspor.com/yazarlar/selcukyula/)



lk önce Rıza Çalımbay'ın takımı Eskişehirspor'u canı gönülden kutluyorum. Maçın büyük bir bölümünü 10 kişi oynamalarına rağmen Fenerbahçe karşısında sadece galibiyeti düşünen bir çizgide oldukları için gerçekten kutlanmaya değerler. Biz hep alıştık. Büyük takımlar karşısında Anadolu takımları hele ki 10 kişi kaldıkları zaman ezilirler. Ama dün akşam bunun tam tersi oldu. 3. golü bulması gereken takım bence Eskişehirspor'du. Belki Daniel Güiza'nın kaçırdığı goller vardı ama Eskişehir'in kaçırdığı goller daha anlamlıydı. Yüreklerini ortaya koydular. İstedikleri gibi oynadılar ve de bence Türk futbolunda Anadolu devrimini yaşatmaya çalışan bir takım olduklarını dosta düşmana gösterdiler. Kendilerini tebrik ediyorum.

Güiza atamadı
Aragones, takımı geçen haftaki gibi aynı sistemle çıkardı. Geçen hafta Bursa karşısında Yusuf'u engellemek için çift ön liberoyu iki kişiyle kuvvetlendirip sağ kanatta Gökhan'ı yalnız bırakmıştı. Bu hafta da aynısını yaptı. Bunun nedeni de Youla'ydı. Çünkü Youla, Galatasaray'a büyük yaralar açan futbolcuydu. Youla'yı kaparken ileriyi fazla düşünmedi. Dün karşılaşan iki takım da geçen hafta 9 gol atan iki takımdı. Fenerbahçe, Bursa'ya 5 gol atarken, Eskişehir de Galatasaray gibi bir takımı 4'lemişti. Maçın bol gollü geçeceğini zannediyorduk. İlk 45 dakikada yanılmadık, 4 gol vardı. Fenerbahçe yine kaptanıyla 1 gol buldu, 1 de penaltı. Bir de Güiza'yla bulduğu bol pozisyonlar vardı. Ama Alex'le yakaladıklarını Güiza'yla yakalayamadı. Bu yüzden de istediği skoru sahaya yansıtamadı.

Sana ne denir ki!
Benim anlamadığım nokta; çok uzun süre 10 kişi oynayan Eskişehirspor, Fenerbahçe'den daha çok nasıl pozisyon yakalar? İkinci golde hatalı olmasına rağmen sahanın yıldızı diye kaleci Volkan'ı göstereceksek Fenerbahçe savunması için ne diyeceğiz? 10 kişi kalmış bir rakibe karşı istediğin hiçbir şeyi yapamıyorsan Aragones için ne diyeceğiz? Sağ kanatta Gökhan Gönül'ü yalnız bırakmama adına iyileşmiş Deivid yerine hâlâ Ali Bilgin'i sahaya sokanlar için ne diyeceğiz? Bu soruların yanıtını doğru bir şekilde veremezsek çarşamba akşamı Arsenal ile yapılacak maçın skoru için ne diyeceğiz? Karşındaki takım 10 kişi kalmış ve önünde çooook uzun bir süre var. Ve sen bu galibiyeti ne şekilde alacağını tasarlayamıyorsan ben sana ne diyeyim ki sevgili Aragones!.. Umarım Eskişehir'deki travma Arsenal'e yansımaz...

Sisli Kimlik
04-11-08, 12:30
Müdafaanın zaferi


Yazan: Metin Kösedağ (http://www.ajansspor.com/yazarlar/metinkosedag/)

Kayserispor, Beşiktaş’ı bilinçli savunması ve ‘yenemezsem, yenilmeyeceğim’ düşüncesi ile mağlup etti.
Maçın ilk yarısında her iki ekipte hücumu düşündü.
Kayserispor dörtlü savunmasını duran topların dışında hemen hemen hiç çıkarmadı.
İki hafta önce Ankaraspor karşısında özellikle son dakikalarda bilinçsizce saldırıp, kalesinde mağlubiyet acısını yaşamanın verdiği etki ile bu kez aynı hata yapılmadı.
Tabi ki Kayserispor’un çıkamamasının en büyük nedeni ise Beşiktaş’ın baskılı oyunuydu.
İlk yarıda dengede giden maçın ikinci yarısında Beşiktaş daha arzulu ve istekliydi.
Ancak gününde olan Kayserispor savunması rakibine geçit vermedi.
Futbol olarak göze hoş gelmese de Kayserispor mücadelesi ile Beşiktaş’ın üstesinden geldi.
Sahanın en iyi ismi ise Kayserispor kalecisi Süleymanou, en kötüsü ise yılların tecrübesi Rüştü Reçber’di.
Daha ilk yarıda aslında kalesinde golü haketmişti Rüştü..
Olmadık pozisyonlarda elinden topları kaçırması, yanlış çıkışları ile belki de dünkü mağlubiyetin en önemli hazırlayıcısıydı.
Kayserispor golünde de Rüştü yine zamanlama hatası yaptı ve kalesini boşalttı.
Futbol olarak iki takımın da pozitif bir oyun sergileyemediği maçta atan üç puanı götürdü.
Aslında Beşiktaş’ın pozisyon bulduğu, gole yaklaştığı dakikalarda Mustafa Denizli freni ile karşılaştı diyebilirim.
Tello belki yorulmuştu ama duran toplarda ve uzaktan şutlarla Beşiktaş’ın en tehlikeli ismiydi.
Nobre’nin de oyundan alınması Denizli’nin en büyük yanlıyışdı.
Çünkü; maçın başından itibaren Kayserispor’un defansını en çok rahatsız eden, pozisyona giren tek isim Nobre’ydi.
Dikkat edin Nobre çıktıktan sonra Kayserispor kalesinde tehlike dahi yaşamadı.
Kayserispor açısından çok önemli bir galibiyet oldu.
Ancak bunun devamının gelmesi gerekiyor. Çünkü; üç hafta önce Fenerbahçe’yi farklı yenen Kayserispor’un kendi evinde Ankaraspor’a mağlup olması bütün olumlu havayı dağıtmıştı.
Şimdi Denizli maçı var ve bu maçta alınacak kötü bir sonuç, Kayserispor’u yeniden "Sıradan bir Anadolu takımı" hüviyetine geri döndürür.

Sisli Kimlik
04-11-08, 12:31
Nurullah Sağlam'ın müşteri memnuniyeti


Yazan: Ökkeş Özekşi (http://www.ajansspor.com/yazarlar/okkesozeksi/)



Eksikler, elbette başarısız sonuçlar için çeşitli gerekçeleri beraberinde getirecektir..
Ama bu, müsabaka içindeki gidişatla da ilgilidir.. Rakibin durumu ve konumu gereği, eğer gerçekten çaresiz kalacak pozisyona girerseniz, her bahane kabul görür..
Ama dün akşam izlediğimiz Galatasaray karşısındaki Gaziantepspor için, eksikler mazeretinden çok, tercihler ve değişimler yanlışlığına bahane asla kabul görmez..
Bu yanlışlığı yapan da Nurullah Sağlam'dır.. Santrforunuz sakat ise, Eduardo kabul görebilir.. Kaleciniz için de aynı sözü söyleyebilirim.. Ama Murat Ceylan'ınınız cezalı ise, onun yaptıklarını Hakan Bayraktar'tan beklemek, hem Hakan'a, hemde takıma haksızlık olur..
Eğer tercih edilecekse, defansif özellikleri daha fazla olan Mustafa Cevahir'den yararlanmak daha mantıklı değilmiydi?
Hadi onbirde böyle karar kılınmıştır.. Peki değişikliklerde ?
Ucuz ve basit hareketler sonrası yenilen goller sonucu 2-0 mağlup duruma düşmüşsünüz.. Sonra penaltıyla gelen golle durumu 2-1 yapmışsınız..
İkinci yarıya o kadar kötü başlamışsınız ki, ilk 10 dakika peşpeşe pozisyon veriyorsunuz.. Sonra Galatasaray biraz da dinlenme adına geriye çekilmeye başlamış..
Bunu yaparken öyle çok katı bir anlayış içine girmemiş ve özellikle kanatlarda açıklar vermeye başlamış..
Ama maalesef rakip kaleye gitme konusunda sıkıntı yaşıyorsunuz, kanatları kullanmakta zorlanıyorsunuz.. Buna rağmen Tabata ve biraz da İvan ile paslar ve ortalarla Galatasaray defansını Eduardo ile zorluyorsunuz.. Bu durumda teknik direktör olarak ne gibi hamleler yapmanız gerekli ?
Eduardo'yu çıkartmak yerine O'na daha fazla top gelmesinin sağlanması için hamle yapılamaz mı. Bizde öyle düşünüyoruz ve Ahmet Arı ile Ferdi veya Olcan gibi oyuncuların alınmasını bekliyoruz..
Kimlerin yerine? Gördüğümüz kadarıyla Yozgatlı etkisiz, Erman yorgun ve yetersiz, Erkan ne yaptığını bilmeyen bizim anahtarcı Erkan gibi.. Benim bildiğim Nurullah Sağlam bunları görür ve hamlesini yapar..
Ama Nurullah hoca bildiğimiz veya tahmin ettiğimiz şeylerin dışında uygulamalar yapıyor..Korner atılırken kafaya çıkabilecek tek uzun adam olan santrforu oyundan alıyor..
Seyir zevki yüksek futbol oynatacağım diye bir takımı bu kadar aciz durumlara düşürmeye kimsenin hakkı olmasa gerek..
Tribünlere oynamak, Galatasaray seyircisini "MÜŞTERİ VELİNİMETİM" diye memnun etmek uğruna Gaziantepspor'u aciz durumlara düşürmek Nurullah Sağlam'ın kendisine de zarar veriyor..
Keşke çok net eksikle çıkılan Galatasaray maçında daha defansif bir anlayış sergilenseydi de, bu tüm Türkiye'nin kilitlendiği ekran başındakilere Gaziantepspor'u bu kadar kötü görüntülü bir takım olarak göstermeseydi..

Sisli Kimlik
05-11-08, 08:28
Başka bahara!


Yazan: İbrahim Bulut (http://ajansspor.com/yazarlar/ibrahimbulut/)



TALİH mi, kader mi? Ne deseniz haklısınız. Bu yıl da Sakaryaspor'un umutları bitmek üzere! Turkcell Süper Lig umutları başka baharlara erteleniyor gibi...

Evet sevineceğiz belki...
Çok da mutlu olabiliriz de...

Ama, şu sıralar değil...
Bu sezon yavaş yavaş kayıp gidiyor gözlerimizin önünden...

Ha bugün, ya yarın derken Sakaryaspor bildiğimiz istikrarsız "istikrarına devam ediyor" Şu sıralar Özgürcan'ın süper formu sevindiriyor olsa da, kaybettiğimiz maçların sonunda Özgürcan'ın attığı gollere pek fazla sevinemiyoruz...

Bu haftaki maçı son anda kaybettik aslında!
Evet kaybettik diyorum, zira böyle bir durumdaki takımın son bir iki dakikayı ne yapıp ne edip gol yemeden kapaması gerekiyordu.
Ancak olmadı, olamadı.
Umutlar, ev sahibi olacağımız Boluspor maçına bağlandı...

O maçta olmazsa, ondan sonra maça bağlarız umutlarımızı ne var ki!
Umut fakirin ekmeği nasıl olsa. Umutsuzluk futbolun kalbine zarar! Ancak hep bu "önümüzdeki maçlara bakacağız" gibi aslında züğürt tesellisi sayılan söylemlerden çekiyoruz ne çekiyorsak.

Aklımdayken de yazmak isterim. Her kaybedilen maçtan sonra yapılan açıklamalarda ki "hatalarımızı gördük, telafi etmeye çalışacağız" açıklamalarından da sıkıldık artık. Teknik heyet veya direkt olarak İlker Yağcıoğlu farklı bahaneler üretsin artık.

Zira pek inandırıcılığı kalmadı artık...
Sakaryaspor sıkıntılı. Eski günlerini özlüyor...
Kaleci Martinez'in gitmek için elinden geleni yaptığının iddia edilmesi bile aslında Sakaryaspor'u pek rahatsız etmiyor!

Oysa böyle bir iddianın aslı astarı araştırılmış olması gerekmez mi?
Yönetim Kurulu Martinez'e bu durumu sormaz mı acaba?
Evet belki de sormuştur da bizim haberimiz yoktur...
Basında bu konuyla ilgili bir açıklama okumadım.
Çıktıysa da özür dilerim, ben görmemişimdir...

Efsane golcü Taner'in eksikliğini hissediyor Sakaryaspor. Özgürcan'ın üç dört haftadır gol atması bu eksikliği kapatmıyor, kapatamıyor maalesef...
Taner'in de eski günlerdeki gibi olması, her an gol yapabilecek formda olması şart.

Rakip stoperler için tam bir baş belasıdır çift forvet ile oynayan takımlar. Kim ne derse desin, kazanmak için çift forvet oynanmalı! Yoksa tek forvet ile maç kazanmak bu devirde zor görünüyor.
Formda bir Taner'in, Özgürcan ile birlikte rakip takımlara ne sıkıntılar yaratabileceğini herkes farkındadır.

Sakaryaspor'un, hedef konusunda da sıkıntıları var. Kimse ne olacağının farkında değil!
Amaç, Turkcel Süper Lig'e çıkmaksa oynanan futbol ve alınan sonuçlarla bunun imkansız olduğu, en azından şimdilik imkansız olduğu çok belli...
Yok eğer, altyapıya önem verilecekse bunun da semerelerini görmemiz lazım...

Veyahut kurumlaşmak...
Gerçi bu kurumlaşmak ne demek ben pek anlayamıyorum!
Kurumlaşacaksan kurumlaş buna engel ne ki?
Futbol takımının başarılı olması veya bir üst lige terfi edecek derecede güçlü olması bir kulübün "kurumsallaşmasına" engel midir acaba?

Sakaryaspor hedef sıralaması yaparken dikkatli davranmalı. Asıl hedef ne olursa olsun üst lige çıkmak olduğu fikrimi inatla sürdürüyorum...
Efendim diyorlar ki; "bir daha düşmeyelim, ona göre takım yapalım" Allah Allah, düşersen de düşersin ölüm yok ya ucunda. Öbür yıl çok çalışıp yine çıkarsın.

Yani hem takımın başarı için mücadele etmesi hem de kulübün kuramsallaşması gerekir. Biri diğerinden ayrı düşünülemez.
Sonuçta futbol takımı demek zaten başlı başına iddia demektir!

Sakaryaspor güçlenecekse veya kurumsallaşacaksa düşe kalka becerecek bunların hepsini. Ama ikisini birden, ayrı ayrı değil...

Örnek aramaya gerek yok...
Sivasspor, Kayserispor...
Hem kurumsal hem de takım olarak güçlüler. Peki bu takımlar bunları gerçekleştirirken acaba " bu sene küme düşermiyiz" diye çekindiler mi?

Hayır, hiç sanmıyorum!

Sisli Kimlik
09-11-08, 18:11
Kalpten oynamazsan!


Yazan: İbrahim Bulut (http://ajansspor.com/yazarlar/ibrahimbulut/)

SAKARYASPOR, galip gelmesi gereken bir maçı daha kaybetti. Hem de oynamadan! Biraz vücudunu yordu Sakaryasporlu futbolcular ama kalplerini asla yormadılar...

Kalpten oynamazsan kazanamazsın...

Sakaryaspor, kalpten oynamadı ve kazanamadı...

Rakip Boluspor, Sakaryaspor'dan çok daha organize ve etkili oldu. Özellikle Gurbanov'un kısa fakat etkili futbolu Sakaryaspor'un işini daha ilk yarı bitmeden bitirmiş oldu...

Sakaryaspor'da görevini yapmaya çalışan bir kaç futbolcu vardı. Bunların başında Kaleci Bora vardı. Saha içinde de Erhan Yılmaz'ı diğerlerinden biraz ayırıyorum. Gerçekten yürekten oynadı. Bir şeyler yapabilmek için çırpındı. İnsiyatif aldı, top kaybetmekten korkmadı. Çalıştı, didindi ama yetmedi. Kaptan Taner'in sorunu olduğunu sanmıyorum. Orta sahadan ve geriden onu besleyecek paslar gelmedi. Bu pasları alamayınca da zaman zaman orta sahaya kadar gelerek kendi top almak istediyse de doğal olarak etkili olamadı...

Sakaryaspor'un orta sahasının sıkıntısı var. Futbolcuları iyi ama bir türlü takım oyununda yoklar.

Ayaklarında top tutamıyorlar. Forvetin yerleşmesi için gerekli zamanı kazandıramıyorlar...

Sakaryaspor için artık kanıksanmasından korktuğum bu mağlubiyetlerin taraftarın kalbini çok incittiğini biliyorum. Sıradan bir takım görünümüne bürünmek, her hafta ne olacağını bilmemek taraftarı ve gönül verenlerini mahvediyor...

Sakaryaspor bir an önce toparlanmalı ve hedeflerini açıklamalıdır. Yoksa bu gidiş gidiş değil!

Sakaryaspor'da açık havada gezintiye gelmiş görüntüsü veren futbolcular da vardı...
Daha doğrusu bir futbolcu vardı!

Orhan Alemdar...

Hiç oyuna katılmadı, ikili mücadelelere girmedi, insiyatif almadı. Oraya buraya yavaş yavaş koştu. Tabii buna koşmak denirse...

İlker Hoca'nın neden Orhan'da ısrar ettiğini anlayamadım! Bir futbolcunun formsuz veya gününde olmadığını farkedemez mi acaba bir hoca!

İki satır da Özgürcan için...
Özgürcan...

Gençsin, yeteneklisin de. Ama artık lütfen sana her dokunulduğunda kendini yere atma huyunu bırak!
Her mücadeledenin sonunda çimlere yayılma...
Allah boy vermiş, fizik vermiş!
Gençsin de, daha ne istiyorsun..

Sana tribündeki taraftarın inanmıyor, hakemi nasıl inandıracaksın ki?

Lütfen biraz mücadele...
Sakaryaspor için bundan sonra ne olur bilemem. Ancak ilker Hoca'nın bu takımı toparlamak için artık pek vakti kalmadı gibi geliyor bana...

* * *
Boluspor’a gelince…

Sakaryaspor için ne yazmadıysam-yazamadıysam hepsini Boluspor yaptı.

Boluspor’u tebrik ediyorum…
Sakaryaspor’un almak için pek bir ağırdan aldığı Gurbanov geldi golünü attı… Boluspor, mükemmele yakın bir futbol oynadı. Özellikle kanatlardan çok etkiliydiler. Defansta değil hata, kademe hatası bile yapmadılar.

Sakaryasporlu futbolculara hiç fırsat vermediler. Defansta ilk toplara çok iyi yükseldiler. Bir defans oyuncusunun ilk görevinin topu kalesinden uzakta tutmak olduğunu hiç unutmadılar…

Sözün özü; Boluspor, Sakaryaspor karşısında iyi futbolunun ve kalpten oynamanın mükafatını çok değerli 3 puan ile almış oldu…

Sisli Kimlik
17-11-08, 09:01
Büyünün kaybolmasına az kaldı!


Yazan: Berkay Aytekin (http://ajansspor.com/yazarlar/berkayaytekin/)

Her şeyden önce Arda'nın hastaneye kaldırılması bu maçın en önemli olayıdır. İlk gelen haberler kalp ritminin bozulduğuna dair. Arda'nın iki senedir neredeyse her maçta oynaması sonunda kalbine vurdu. Bu yıl bir de ne kadar sinirli bir yapıda olduğu da düşünülürse kalbinin zorlanması normal. Keşke arada dinlendirilseydi. İki yıldır dinlendiği gün sayısının sadece on iki olduğu düşünülürse, onun da insan olduğu unutulmamalı. En içten dileklerimle umuyorum önemli bir şeyi olmamasını. Bir insanın hayatı söz konusuyken gerisinin hiçbir önemi yok. Sağlığına en hızlı şekilde kavuşması en büyük dileğim.

Maça bakarsak, Sami Yen’de kazanmaya yeten, deplasmanda kazanmaya yetmeyecek futbolunu yine devam ettirdi Galatasaray. Aslında İ.B.B bu kadar korkmasaydı sonuç yine farklı olabilirdi. İ.B.B çok geride karşıladı Galatasaray'ı ve ekmeğine yağ sürdü. Koşmalarına gerek kalmadan kaleye bu kadar yakın oynama şansına erişen yetenekli ayaklar gol pozisyonu üretmekte zorlanmadı. Baros biraz iyi gününde olsa fark daha da çok olurdu.

Mehmet Topal’ın oynamamasını aklım almıyor. Galatasaray’ın büyük takım olduğunu birisinin oturup Skibbe'ye anlatması lazım. Ne bileyim görüntülerle, istatistiklerle bir sunum hazırlanmalı Skibbe'ye. Kafasına iyice sokulmalı, İ.B.B'den bu kadar korkmamalı Skibbe. Mehmet Topal'ın geçen yıl oynadığı futbol, Avrupa Şampiyonası'nda oynadığı futbol da mutlaka izlettirilmeli. Meira'ya lafım yok, elinden geldiğince görevini yerine getirmeye çalışıyor ama Mehmet Topal'ın orta sahada Meira'ya göre, Meira’nın da Emre Aşık’a göre savunmada çok daha fazla meziyetleri var. Mehmet Topal takıma hızla monte edilmeli. Savunma yapısı da daha hızlı oturacak eğer Meira-Servet ikilisi düşünülüyorsa.

Galatasaray bu maçta yalancı bir baskı kurdu. İ.B.B kendi futbolunu oynasaydı daha değişik ve zevkli bir maç izleyebilirdik. Skibbe’nin sahaya da hiçbir müdahalesi yok, maçı izliyor. Ayrıca Baros bu kadar formsuzken sürekli ilk on bir oynaması formayı hak edenin değil de Skibbe’nin kafasındaki takımın her zaman sahada olacağını gösteriyor.

Skibbe’nin gençlere önem verdiği söylentisini de hurafe olduğunu düşünüyorum. Elindeki en yaşlı takımla çıkmaya devam ediyor Galatasaray. Kenarda Aydın, Mehmet Topal oturuyor. Oynattığı gençler ise mecburen oynattıkları, Arda'yı zaten oynatmak zorunda, Sabri'yi de sağ bek olmadığı için oynatmak durumunda. Sahada başka da genç yok.

Galatasaray’da gelişme yok, bir sonraki deplasmanda yine çok zorlanacağı ortada. Bu kadar az sert oynayan, savaşmayan takımın kendi sahasında daha korkusuz oynayan takımlara karşı zorlanması normal. Hatta takımlar Galatasaray'ın isminden korkmamaya başlarsa Sami Yen’in de büyüsünün kaybolması yakındır.

Hairdesigner
27-11-08, 10:21
Geçen yıldan iyi takım!





Fenerbahçe'nin 19'da gelen ilk Porto golüne kadar estirdiği rüzgarı keyifle izliyorduk. Baskıyı kurup pozisyonları üst üste koyuyorlardı. Alex kaçırdı önce. Arkasından Uğur ve Gökhan. Seyirci havasını bulmuştu, takım da istimini.
Fenerbahçe'ye bu imkanı üç kişilik Porto orta sahası veriyordu. Direnç oluşturamadılar. Tribünlerden etkilenip; çakılıp, kaldılar.
Bir anda akılları karıştırıp, planları bozan Emre oldu. Gittiği her topu rakibe kullanmaya, kendi yarı alanında top kayıpları yapmaya başladı. Kayboldu Emre sanki. Alex'in de orta sahaya yaklaşmasıyla topla ilişkisini tamamen kesti. Porto oyuncuları yumuşak karnı çabuk tespit edip, baskı uyguladılar. Volkan'ın yetersiz müdahalesi, ilk golü getirdi. Lisandro'nun elle düzeltip attığı ikinci golle, Saracoğlu sezon içindeki 'tanıdık' sessizliğine büründü.
Başkan Aziz Yıldırım'ın 'geçen seneden iyi takımı' , ayağında top bile tutamayan acemiler gibi oynamaya başladı. Josico, Deivid ve Güiza'nın aktif dinlenmeye geçmelerini, Aragones'in tüm kurgusu, içinde çelişkiler dolu ' oturan' sistemini; Porto takımı 'fatura'ladı. Ciddiyetiyle, soğukkanlılığı ve fırsat aramaktan bir an bile vazgeçmeyen kararlılığı ile...

BİR TEK GÖKHAN GÖNÜL
70'lik tecrübe ikinci yarıdaki değişiklik ile Alex'i geriye çekti iyice, Deivid'i öne sürdü. Takımının en golcü ve yaratıcı oyuncusunu, 2-0 mağlupken, ceza alanından uzak tutmak gibi bir kararın sahibi oluyordu. Kötü oynuyordu kaptan ama Güiza için 'kötü' bile diyemiyoruz. Seyirciye "Gol atamıyorum ama koşuyorum" mesajı verme kaygısıyla görüntüdeydi.
Daha önce sadece iyi mücadele ederek, yeniden umut koşusuna başlayan koca takımda bir tek Gökhan Gönül (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Gökhan Gönül)'ün 'haykıran' deparlarını görmek zorunda kaldık.
Arsenal'in son anda gelen golüyle UEFA'ya devam şansı duruyor. Beşiktaş'tan alınacak 3 puan ile zirve iddiasını güçlendirme olanağı devam ediyor. Tüm F.Bahçeliler sinirle sıktıkları yumruklarını ceplerinde tutsunlar. Şu anda oyuncuların ihtiyaç duydukları en önemli şey sevgi ve ilgi

Sabah



Gürcan Bilgiç

Hairdesigner
27-11-08, 10:23
Neden olmadı



Fenerbahçe geçen senekinden kolay bir grupta, geçen senekinden çok daha zayıf bir takım olduğu için kaybetti
Grup kuraları çekildiğinde, bunun geçen seneki gruptan daha zor olduğunu düşünüyordum. Yanılmışım.
Bu üç takımın ikisini liglerinde ve kupada, birini de kupada seyrettikten sonra rahatlıkla söyleyebilirim ki, geçen seneki grup çok daha kaliteliymiş.
Geçen yıl zoru yapan Fenerbahçe, bu yıl çok daha rahat bir grupta bu kez yapamadı.
Hem de geçen seneye yakın bir topla oynama stratejiyle oyuna başlayıp pozisyonlar bulduğu bir maçta. Yine aynı ilkeyle de tamamladığı bir oyunda. Maç öncesi dikkat çektiğimiz üzere solundan yıkıldı. İki duran top organizasyonundan iki gol yiyerek...
Güiza’dan şikayet etmek mümkün. İki net pozisyonu kaçırdı. Dün Güiza hiç öne çıkmadan savunma arasında kaybolarak, orta sahadan gelen topları tutamayarak yetersizdi, ama geçen yıl da Kezman aynı şeyleri yapamıyordu. Alex de çok iyi değildi ve dün net bir pozisyonu kaçırdı, ama geçen yıl da aynı pozisyonu Inter’e karşı kaçırmıştı. Farklı olan başka... Bu oyunu ve pozisyonları sürekli kılmayı engelleyen faktör arka taraftaki desteğin eksikliği.
Detaylar işi belirledi
Geçen seneyle fark, ne Marco’nun, ne Selçuk’un ve ne de Deniz’in sahada oluşuydu. Çok iyi başlayan Emre çabuk bitince Porto’nun anlık tempo parlamalarına cevap vermek zor oldu. Josico hep bir adım kısa, pasları hep biraz yavaş kalınca olmadı.
Bu sürekli bir baskı ve topa sahip olmayı engelledi. Skor olarak geri düşünce de arkaya yaslanarak oynamak olanaksız oldu. Ve detaylar işi belirledi. Volkan’ın ilk golde yumruklamak yerine yaptığı parmak ucu müdahalesi misal. İyi gibi gözüken Carlos’un sol kanatta verdiği açıklar... Top tutabilen, akılla oynayan Deivid’in oyundan çıkması.
Oyun tam olmayınca detaylarda boğuluyorsunuz.
Ve sonuç: Fenerbahçe geçen senekinden kolay bir grupta, geçen senekinden çok daha zayıf bir takım olduğu için kaybetti.

Milliyet



Mehmet DEMİRKOL

Hairdesigner
27-11-08, 10:23
Porto’ya destan Fener’e hüsran



Volkan’ın ilk golde hatası var diyelim... Hazretlerini ikinci golde es geçelim... Koruduğu kale direğinden dönen topta ‘Neredesin?’ diye soru yöneltelim... Kendileri bize tavır koyup kızmazsa tabii!..
Fenerbahçe takım olarak pas hataları içindeydi. Futbollarına inandığımız Emre, Alex, Carlos abi, Deivid ve diğerleri, hep top kayıplarıyla oynadılar. Kale dibinden okçu Güiza golleri kaçırırken, hemen oyunun başında Alex de kendisine yakışmayan bir gol kaçıran adam oldu.
Porto çabuk kontratağa çıktı; hem de çok adamla... Lisandro’nun ayağından iki gol buldular. Bir topları da direkten döndü.
Onlar girdikleri değil, ikram edilen pozisyonları gole çevirdiler. Fener, üretip bulduğunu dışarıya postaladı.
Emre’nin yerine oyuna giren Kazım, rakibinin ayağına çarpan topla golün sahibi olurken, bu şans Fener’i ateşler diye bekledik.
Fener maçın çok sürelik zamanı içinde durgun, savruktu. Sahanın hiçbir yerinde ağırlığını koyamazken, her nedense maçın son çeyrek zamanında rakibine baskı kurup, gol yollarında çok adamla maçı kendisine çevirmeye çalıştı. Ama maçın sonlarına dirilişe geçen futbolculara ‘Daha önce neredeydiniz?’ diye sormak isterim.
Kısacası bu sonuç Porto’ya destan, Fener’e hüsran oldu. Türkiye’ye geldikten bugüne kadar en fazla Alex’ci olan bendeniz, dünkü maçta ortaya koyduğu futbola, kendisini pasivize etmiş haline, hücuma dönük gol pasları atan değil, tam tersi, savunma arkadaşlarının ayağından top alıp, aktif alanlardan uzak kalmasına hiçbir anlam veremedim.
Fener şansını UEFA’ya bırakmış gibi gözükmesine rağmen, Arsenal-Dinamo Kiev maçının sonucunu beklemek zorunda kalmıştı. Beklenen haber geldi, Kanarya umutlarını UEFA Kupası’na taşıdı.

Star



Ziya ŞENGÜL

Hairdesigner
27-11-08, 10:35
MALDONADO NEDEN GİRMEDİ?
26.11.2008 (Başlık tüm yanlış anlaşılmalara açık, sandığınız gibi değil, aman dikkat)

Laleler dizilmiş sahada.
Başlarında bir de koca bir saksı.
Bekle futbol gelsin, bekle heyecanları gelsin.
Bekle babam bekle.
Kahırbahçe.
Yenilebilirsin, yenilgi oyuna dahil.
Üzerindekinin farkında mısın?
Yenilmeyi bile güzel kılmak zorundasın.
Başka bir şansın yok, kutsal o forma.
Boşuna bağırmıyor insanlar nasip olmaz herkese diye.
Her neyse efendim F.Bahçe cephesi için gergin bir mağlubiyet.
Şöyle okkalı bir Osmanlı tokadı, uyanma adına.
Maçın ardından tartışacak o kadar şey var ki.
Yeşilçam’daki kadar çok oyuncu olunca bu takımda (!)
Beraberlik olsaydı keşke.
Bazıları gibi bir şeyler deme hazzına erişirdik, puan kazandık diye.
Sahici ya aklımdan gitmiyor.
UEFA şansı devam ediyor takımın, hoş güzel.
Tüm Fenerbahçeliler çok mutlu zaten (!)
Mutlu ettiniz, bravo.
Durun sıkı durun işte yenilginin sebebi.
Porto maçında neden Maldonado girmedi (!)
Hani Ankaragücü maçında maç elden kayıp giderken.
Deivid'in yerine dehalar tarafından oyuna dahil edilmişti ya?
Düşün, düşün, düşün işte.
Acilen heyet tedavisi lazım futbolculara, hocaya, yöneticilere.
Neyse Maldonado'yu görürsek mikrofonları uzatırız, kapatalım.
Çok da ekşi bir ironi oldu ya, hayırlısı.
Grup CK&1907 UNIFEB üyeleri sanki hissetmişler maçı.
Önce tebrik edelim, yaptıkları iş aşk!
10.yılında, 10 bin metrekareyi aşan pankart şovu.
Porto maçında Telsim'de açılan pankart: "Don't give up the fight"
Savaşmayı bırakmayın diyorlar da duyan kim.
Şu emek ile sahadakilerin emeğini yan yana getiriyor insan.
Yaşarken kemikleri sızlıyor, yaşarken!

***

Ah o gol olsaydı, o eli hakem görseydi!
Futbolda böyle bir avuntu yok.
İsterdim hakem Alberto Undiano Mallenco'ya da sataşmak.
37 faul'ün anlamını sormak. Otobüs mü bu oyun, dur kalk, dur kalk.
Fakat.
Kocaman harflerle yazıyorum GEÇELİM.
Oynarsanız, kazanırsınız. Bkz: Sevilla.
Avrupa'nın en büyük organizasyonundasınız.
Yedek forvetiniz yok.
İlhan var diyelim, futbolu unutturdunuz.
Bazılarının çocukları var ya!
İdmanlarda gülücük dağıtır, vurur topa.
Ne farkı var İlhan'dan?
Aynen devam, doğuştan kariyer bitiricilik.
Tekrarlayayım,
Avrupa'nın en büyük organizasyonundasınız.
Başınızdaki hoca petrole kafayı takmış.
Sağ açığım olmasın, orta sahamda Xavi olsun modunda.
Hoca demişken.
Ne zaman soralım şunları?
Tiyatro oynarmış gibi alınan bir yenilgiden sonra zalimce mi olur?
Aragones'in takıma kattıkları?
Nedir öğrettikleri? Futbol kalıpları?
Futbolcularına verdikleri?
Tamam halen daha 'yeni hoca', kabul.
Çok bir şey istemiyor insanlar ya!
Azıcık ucundan göstersin bari.
Hani bir maç görelim.
Şu alanda, şu çemberde yayılan futbol ‘yeni’, ‘öğrenilmiş’ diye.
Derbi kazanıp boykota devam!
Geçen ay petrolüm nerede? Geçen hafta en büyük Fenerbahçe.
Benim değil, meşhur 'dede'mizin sözleri bunlar.
İslam Çupi rahat uyusun başka bir şey istemem.
Takımın başında beraberliğe 1 puan kazandık diyen hoca var.
Hikayelerini gitsin torunlarına anlatsın.
Fenerbahçe'nin büyük taraftarına değil.
O armanın değerini bir gün anlar, yakındır.
Daha bakıyor, bakıyor "Bu ne ya?" diyor, çözme aşamasında.

***

Bir Alex de Souza vardı, canı sıkılan.
Hayrola diyesim var, nedir bu hal?
Altılı ganyanda 5'te kaldın da, haberimiz mi yok.
Bu takımın tarihisin, Porto maçında ‘oyuncu’
Luis Aragones'e boykot senaryosu yazmıştım uzun uzun.
Karşı hamle mi yapıyorsunuz, nedir bu durumunuz?
Kızın, bağırın, öfkelenin ama acı ve gerçek, yan yana.
Alex bu takımın lideri ve bu liderlik iyi yolda olmuyor bazen.
Bazı maçlarda ruhunu şeytana satıyor!
Orta yaydan çıkmamak mesela!
Orta sahaya gömdüler mi seni? Sen mi gömüyorsun takımını yoksa?
Brezilya çetesi diye sansasyon yapıyorlardı, gelmiyor değil aklıma.
Kötüyüm biraz galiba.
Gözlüklerine bile hayran olduğum Alex bu.
İstatistikleri döven adam diye haykırdığım.
Şimdi düşünüyorum ki, ‘savaşta’
Bu iç savaşı biz görmedik sen nasıl görüyorsun diyorsanız.
Çıplak gözle izlenen Porto maçı, daha önceki bazı maçlar diyelim.
Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor ya bu takımda!
İşte dünya kulübü (!)
Anlayana...
Ne olacak şimdi? Senaryolar hep belli.
Sözleşme yenileyecek futbolcular kapıda.
Ligde çıkarlar çatır çutur oynarlar, görünürler.
Eleyin ince bir elekle.
Kaçında kalacak Fenerbahçe forması?
O maçlara son parasıyla giren, girdiği an gözü yaşlananları kim takar?
Onlara rahat uykular.
Anlayana... (x2)
BARACK OBAMA GİBİYİM
Önceki gün ABD'nin yeni başkanı Barack Obama konuşuyordu.
Patlattıkları ekonomiyi düzeltme uğruna kriz planlarından bahsetti.
Ucundan azıcık verdi.
Ben de şimdi Fenerbahçe'ye kriz paketi sunuyorum.
Bakkalın çırağı, kasap, manav, herkes yapıyor.
Hepimiz futbolu çok iyi biliyoruz,
Hepimiz futbolun teknik yönü altında sapıklıklar içindeyiz ya!
Benim neyim eksik?
Yarın basan bassın sürmanşetten, basmayandan bana ne.
Bu da benim paketim, biraz kalıpsal, teknik örnekler yakında...

1- Asın, kesin, biçin demiyorum. Kulübü yakın, yenisini de yapın demiyorum. Sakin olun da demiyorum ama. Hareketli olduğunuzu gösterin. Bunu 30-40 muhabir önünde koca bayrakları arkanıza asarak başbakanvari konuşmalar ile değil, bunu teknik anlamda vuruşlar yaparak gerçekleştirin. Dayak cenneten çıkmadır, somut olarak olmasa da, bu takımın dövülmeye ihtiyacı var.
2- Krizden etkilenip avro’lara saranları, formasını ıslatmayı unutanları Taksim’de “sallandırın”. Yok yok o kadar abartmayalım. Bu takıma yengeçler de lazım, doğrudur. Sol baldırı kalın markalar da, doğrudur. Fakat bu takımın asıl ihtiyacı, muhtaç olduğu kudreti damarlarında bulmasıdır, en yakın geçmişten örnek Tuncay Şanlı'dır. Gerekirse tabloda puansız kalmak olsun, ama gurur ve savaşan futbolcularınız olsun. Gidip sonradan dönme değil, bir maçlık Fenerbahçeli değil. Nasıl yaparsınız? O sizin işiniz.
3- Bayramlarda dedelerin elleri hep öpülür. Büyüğe saygıda kusur etmek yok. Futbol tecrübesi olarak da, boyunlar hep kıldan incedir dedelere karşı. Fakat dede mi sizi karşıdan karşıya geçiriyor, siz mi onu diye karamboldeyseniz, damaları açık, belki sıfır tecrübesi, belki bu ülkeye yem olacak, uğruna büyük bir savaş vereceğiniz isme sırtınızı yaslayın. Kulübün anahtarını da verin yavaş yavaş, genç beyinlerle, genç bakışlara. Fenerbahçe'yi uzun yıllar çalıştırabilecek bir hocaya.

Yazı film olsa birazdan yazılar akar yukarığıdan aşağıya.
Final bölümünün kahramanı 3 kişi.
İlki Volkan Demirel.
Geçen ay taraftarın alayını takmadın, bravo demiştim.
Şimdi geri alıyorum.
Porto maçında belki televizyondan izleyenler fark etmedi ama.
O taraftar senin gururunu kırarken onlarla dalga geçmek var ya!
Onları alkışlama hareketi, dikkat et çarpılırsın.

İkincisi Daniel Güiza.
Kurban oluyorsun görüyoruz, anlıyoruz.
Issız Adam diyorum ben sana, taktım lakabını.
Tamam da bu da kaçmaz diyeceklerimizin sayısı?
Hızla artıyor, boşver Hayal Kahvesi'nde tepinmeyi.
Oyuna konsantre ol.

***

Ve sonuncusu Gökhan Gönül.
Belki kısa, belki en sonda, kızabilirsiniz ama.
Ayaklarına sağlık, yüreğine.
Gönlüne sağlık, gözlerine, mücadelene.
1 milyon dolarlık adam sutünlarından çıktın.
Emin ol böyle oynadığın, böyle savaştığın sürece.
Sen Fenerbahçe'sin.
Bunun anlamı büyük.



Esat DERGİ

Sporx

Hairdesigner
27-11-08, 10:38
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Salyangoz...

F.Bahçe yıllardır ne çektiyse 'istemezükçüler'den çekti. Her gelen teknik adama "Futbolu bilmiyor" damgası vurula vurula, kulübün kaderi ile oynandı. Akıl almaz baskılarla bu insanların ayakları kaldırıldı. "Sonunda yine biz ne dersek o olur" diyenler, her daim köşelerinde keyif sürdüler. Bizler "Şampiyonluklar yaşatan hocalar (Daum, Zico) gitmesin" derken, "Bu da adam mı?" fikrindekilerin ekmeklerine yağ sürüldü. Onlar için değişen bir şey yok. İşte geldiğinde övgüler düzenler, şimdi Aragones'in de kellesini istiyor. Çarkta değişen bir şey yok ama bizim gibi bu işlere başından karşı çıkanların diyeceği çok şey var. Biliyor musunuz?.. F.Bahçe, o beğenmedikleri Zico ile Şampiyonlar Ligi'nde 16 gol atmış. Şu anki gol sayısı ise sadece dört. Fark ortada. Aragones ile Kadıköy rüyası da bitmiş. Avrupa'daki 18 maçlık yenilgisizlik 3 maçtaki 2 mağlubiyet, 1 beraberlik ile galibiyetsizliğe dönüşmüş. Kayseri yenilgisi ile de ligdeki Kadıköy hükümranlığı bu dönemde son bulmuş. Futbolcular aynı. Peki ne değişmiş? Neden bu kadar güvensizler? Aslında oynamak istiyorlar ama yanlış sistemin kurbanı olmuşlar.

Müslüman mahallesi...
Artık Beşiktaş maçının önemi daha da büyüdü. "Ne olur?" derseniz, F.Bahçe'nin dalgalı durumunda, yorum yapmak zor. Her şeye rağmen yine de F.Bahçe, Kadıköy'de özellikle de derbilerde farklıdır. Büyük kulüpler iki büyük maçı peş peşe kaybetmez. Beşiktaş'ın en büyük şansı her sene olduğu gibi Avrupa'dan çabuk elenmesidir. F.Bahçe, Porto maçından yaralı çıktı, Beşiktaş'ın böyle dertleri yok. Onlar sadece bu maça hazırlanıyorlar. Ama Aragones biraz sözümüzü dinlerse benim ağır favorim her zaman F.Bahçe'dir. Yapacağı şey basit; Semih dönecekse 2 kralı yan yana oynatacak, Güiza'nın ilerideki yalnızlığına son verecek. Kimse, orta sahadan biri eksilecek diye merak etmesin. Bu ikili hücum presi mükemmel yapıyor ve orta sahayı orada oynayacak adamdan daha fazla rahatlatıyor... Bence derbide en büyük görev taraftara düşüyor. Onlar kötü günde takımının yanında olmalı. Bir galibiyetle çok şey değişir. Buna inanın. Kiev'de alınacak bir galibiyetle de başka kapılar açılır. Zaten siz değil misiniz ki "Boşverin Şampiyonlar Ligi'ni, UEFA'ya kalıp, finali Kadıköy'de biz oynayalım. Müslüman mahallesinde el aleme salyangoz sattırmayalım" diyenler. Eeeee... O halde hadi bakalım görev başına...

Hairdesigner
27-11-08, 10:39
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1268.jpg
Kendi kızgınlıklarım

F.Bahçe'nin Porto'ya yenilmesine değil, adam gibi kaybedememesine sinirleniyorum. İnsan bu takıma ancak bu kadar kötülük edebilirdi


Tepkim veya sinirim Fenerbahçe'nin Porto'ya yenilmesine değil. Adam gibi kaybedememesine. Bütün dengeleri alt üst eden transfer yanlışlarının peşine, Fenerbahçe takımının mutedil dalgalıdan, fırtına şekline dönmesini beklemiyorduk zaten. Üniversite sınavlarına girerken, soru kitapçılarının üstünde yazdığı gibi, dört yanlış, eldeki doğruları da götürüyordu. Sezon başı şoklarına, "hele bir sakatlar dönsün de" mazeretlerini asarak, oyaladıklarından biraz daha süre kapmaya çalışanların, Arsenal ve Galatasaray maçlarından sonraki iddialı sözlerini hatırlayın. Sistem oturuyordu, inanmayanlar utanmaya davet ediliyordu. Hatalardan ders çıkarmak ve öz eleştiri yapmak gibi, daha önce duyulmamış yorumlarla duygularını dillendirmişti asbaşkan Ali Koç. Fenerbahçe "iletişime" geçiyor diyerek, "yeniden" sıfırladık kendimizi. Sonradan anladık ki tek hataları iletişimsizlikmiş. Ne Aragones'e laf söylettiler, ne Güiza'ya, ne de Emre Belözoğlu'na. Hepsi doğru, iletişimsizlik hataydı.

KÖTÜ, İYİ DİYE SUNULUYOR
Böyle öz eleştirinin içinden geçerken, neyin düzeltilmesini bekleyeceğiz, bilmiyorum. Başkan Aziz Yıldırım ve kafasına göre hocası ile geçen seneden daha iyi olan takımı, hakkında hangi fikri daha farklı yürüteceğiz, onu da bulamıyorum. İyi şeyler yazmak. Güzelliklerden bahsetmek, ağırlıklı olarak Fenerbahçe'yi eleştiren şahsımın en büyük özlemi. Kadrosu Fenerbahçe'nin bu halinden bile daha kötü olduğu halde, sahada futbolun gereklerini yerine getiren takımları gördükçe, kızgınlığım artıyor. Hem takımın Fenerbahçe taraftarının layık olduğu performanstan uzaklaşmasına, hem de özlediğim cümlelerin yerini, daha keskinlere bırakmasına kızıyorum. "İnsan bu takıma bilerek kötülük yapmak istese, ancak bu kadarını gerçekleştirirdi" diye kendi kendime söyleniyorum. İçerde bir "Truva atı" olmasından şüpheleniyor, kadronun, vizyonun ve kalitenin daha gelişmesini beklerken, daha kötüden, biraz daha kötüye geçişin, başarı olarak sunulmasıyla karşılaşıyorum. Bunları yazıp, bir önlem alınması umudunu taşıyorum ama sonra sizler bana "Fenerbahçe düşmanı" diye mesajlar atıyorsunuz. Gözlerinizi boyayanlara değil, gözlerinizi açmaya çalışanlara kızıyorsunuz. Ama merak etmeyin "Çember" daralıyor. Bu işler hep böyle gitmeyecek !

Hairdesigner
27-11-08, 10:43
Hatalardan Porto çıktı


26.11.2008

Fenerbahçe rakibini ilk çeyrekte üç kez hataya zorladı. Önce Alex, sonra Uğur, ardından da Gökhan son vuruşlarda çerçeveyi göremedi. Volkan, Edu, Yasin karmasından çıkan ilk hatada ise Lisandro affetmedi. Hayati bir maçta rakibin zaaflarından yararlanamazsan kazanmak hayal olur.
Gökhan’ın bindirmeleriyle Fener iyi başladı gibi gözüktü ama geriye düştükten sonra sanki maç bitti. Konsantrasyon diye bir şey kalmadı. Josico ve Emre pas hatalarına savunma yanlışlarını da eklediler. Alex ile Deivid fazla sorumluluk almadı. Sarı-Lacivertliler’in Porto ceza alanına gitmekte işkence çektiği bu dakikalarda, Lisandro ikinci cezayı kesti.
Hata yapmak için adeta Fenerbahçeli oyuncular yarışıyordu. Sarı-Lacivert formalılar kayıpları oynarken Porto; Lisandro, Rodriguez, Meireles, Hulk gibi silahlarıyla çok adamlı hücum çıkışları yapıp farkı açmaya çalıştı.
İkinci bölümün hemen başında Guiza öyle bir gol kaçırdıki herkese saç yoldurdu. Hangisini atacak diyenleri haklı çıkardı. Aragones’in Emre-Kazım değişikliği Fenerbahçe’nin sağ bölgesine hareket getirdi. Kazım bindirmeleriyle pozisyon yaratmak için çok çabaladı. Ancak arkadaşları gol bölgelerinde çoğalamayınca genelde 6 kişinin arasında kalan Guiza’ya orta kesti. İspanyol futbolcu kalabalık savunma arasında hiçbir şey yapamadı.
Fener, Porto yenilgisiyle UEFA’ya kalma şansını mucizelere bıraktı. Sarı-Lacivertliler Dinamo Kiev’i deplasmanda yenme başarısını gösterirse UEFA’da teselli bulacak.



Yalçın Türk

mehmetakifm
27-11-08, 19:16
Porto’ya destan Fener’e hüsran


Volkan’ın ilk golde hatası var diyelim... Hazretlerini ikinci golde es geçelim... Koruduğu kale direğinden dönen topta ‘Neredesin?’ diye soru yöneltelim... Kendileri bize tavır koyup kızmazsa tabii!..

Fenerbahçe takım olarak pas hataları içindeydi. Futbollarına inandığımız Emre, Alex, Carlos abi, Deivid ve diğerleri, hep top kayıplarıyla oynadılar. Kale dibinden okçu Güiza golleri kaçırırken, hemen oyunun başında Alex de kendisine yakışmayan bir gol kaçıran adam oldu.

Porto çabuk kontratağa çıktı; hem de çok adamla... Lisandro’nun ayağından iki gol buldular. Bir topları da direkten döndü.

Onlar girdikleri değil, ikram edilen pozisyonları gole çevirdiler. Fener, üretip bulduğunu dışarıya postaladı.

Emre’nin yerine oyuna giren Kazım, rakibinin ayağına çarpan topla golün sahibi olurken, bu şans Fener’i ateşler diye bekledik.

Fener maçın çok sürelik zamanı içinde durgun, savruktu. Sahanın hiçbir yerinde ağırlığını koyamazken, her nedense maçın son çeyrek zamanında rakibine baskı kurup, gol yollarında çok adamla maçı kendisine çevirmeye çalıştı. Ama maçın sonlarına dirilişe geçen futbolculara ‘Daha önce neredeydiniz?’ diye sormak isterim.

Kısacası bu sonuç Porto’ya destan, Fener’e hüsran oldu. Türkiye’ye geldikten bugüne kadar en fazla Alex’ci olan bendeniz, dünkü maçta ortaya koyduğu futbola, kendisini pasivize etmiş haline, hücuma dönük gol pasları atan değil, tam tersi, savunma arkadaşlarının ayağından top alıp, aktif alanlardan uzak kalmasına hiçbir anlam veremedim.

Fener şansını UEFA’ya bırakmış gibi gözükmesine rağmen, Arsenal-Dinamo Kiev maçının sonucunu beklemek zorunda kalmıştı. Beklenen haber geldi, Kanarya umutlarını UEFA Kupası’na taşıdı.

mehmetakifm
27-11-08, 19:16
Beşiktaş’ın kredisi var ama F.Bahçe’nin hiç yok. Beşiktaş’ı yenmek istiyorsan çift forvet oynamak şart. Yoksa Mustafa hoca, tek forvetli takımlara karşı orta sahada üstünlük sağlıyor.”

FUTBOL kamuoyu cumartesi günü Kadıköy’de oynanacak derbide neler yaşanacağını merakla bekliyor. Sokakta kahvede herkes ‘teknik direktör rolüne’ soyunup kendi aralarında kadro bile kuruyor. Peki maç öncesi ve sonrası yaptığı zekice yorumlarla kamuoyunun büyük beğenisini kazanan Rıdvan Dilmen ne diyor? VATAN, ’Şeytan’ın cumartesi pazar günleri NTV’de derbiyle ilgili yaptığı yorumları derledi:

“F.BAHÇE bu haliyle fazla pozisyona giremez. Orta sahadaki ve öndeki adamlar iyi değilse ve üretkenlikten uzaksa bu sıkıntıyı yaşıyorsunuz. F.Bahçe’nin fiziki olarak şu anda iyi olmadığı bir gerçek. Bunu herkes görüyor. Ancak kesinlikle şu unutulmamalı ki, F.Bahçe ne kadar kötü olursa olsun derbi maçların sonucu farklı oluyor. 3 neticenin de olması mümkün ve sürpriz değil. Çünkü F.Bahçe, en kötü döneminde G.Saray’a Kadıköy’de 4 attı. Burada önemli olan antrenörlerin hangi taktik anlayışla sahaya çıkacakları.

‘1 PUAN VERSENİZ GELMEZ’

EĞER F.Bahçe müsade ederse Beşiktaş üstüne gelir. Çünkü Beşiktaş’ın kadro yapısında boş alanları iyi kullanan ve Holosko gibi çok iyi dripling yapan oyuncular var. Mustafa Denizli’ye 1 puan verseniz gelmez bile Kadıköy’e. Bana göre F.Bahçe’nin tüm problemi öndeki oyuncuların performansı. Eğer forvet oyuncuları böyle formsuz olurlarsa F.Bahçe maç falan kazanamaz.

‘ÖNE GEÇEN BEKLEYECEK’

TAKIMLARIN genel durumuna baktığınızda bu maçı mutlaka kazanması gereken takım F.Bahçe. Beşiktaş’la arasında 5 puan fark olduğu için kredisi hiç yok. Beşiktaş’ın ise var. Denizli oyuncularına ne derse desin rahat olacaktır futbolcular. Bence maç öne geçen takımın bekleyeceği bir maç olacak. Bu kez iki takımın da defansın arkasına hem top atabilen hem de koşu yapabilen oyuncular var. Bunlar çok önemli faktörler.

‘SİVOK FAKTÖRÜNE DİKKAT’

BEŞİKTAŞ’I yenmek isteyen takım çift forvetle oynamalı. Yoksa işleri çok zor olur. Beşiktaş’ın şifresi belli çünkü. Mustafa Denizli 3’lü defansla oynuyor ve rakip eğer tek forvetle sahadaysa stoperlerden Sivok’u ön liberoya kaydırıyor. Böylece de Delgado ve Cisse’nin geri gelmesine gerek kalmıyor, hücumda rahat çoğalıyorlar. Tello’yu da Ertuğrul Sağlam’a göre kanada hapsetmiyor ve daha verimli kullanıyor. Sivok öne çıkınca defans zorlanmıyor mu? Zorlanmıyor. Çünkü rakip forveti sırayla İbrahim Toraman ve Zapo kucağına alıyor, diğeri sarkık oynuyor. Yani Beşiktaş tek forvet oynayan rakiplerin karşısında Sivok’la orta sahada üstünlük kuruyor. Burada hocaların dikkat etmesi lazım.

‘GÜİZA YALNIZ KALMAMALI’

BEŞİKTAŞ’I yenmek istiyorsan çift forvet şart. Yani kısacası Güiza ileride yalnız olursa F.Bahçe’nin işi zor. Alex, kesinlikle Güiza’nın yanında oynamalı derbide. Savunma özelliği olarak düşündüğünüzde Beşiktaş daha avantajlı görünüyor. Sivok ve Zapo aşısı tutmuş durumda. Uyum içindeler ve kademe anlayışı da var. Ancak F.Bahçe açısından durum pek o kadar içaçıcı değil. Lugano ve Edu araya atılan toplarda kalede büyük tehlike oluşturuyor, sıkıntı yaratıyor.

‘DENİZLİ CİĞERİNİ BİLİYOR!’

ŞU faktör de unutulmamalı. Mustafa Denizli, daha önce F.Bahçe’yi çalıştırdı. Yani F.Bahçe camiasını, beklentileri şunu bunu çok iyi biliyor. Aragones ise evdeki yabancı modunda. Belki bunlar birebirde etkili değil gibi görünüyor ama motivasyon açısından perde arkasında kalan önemli etkenler. Nasıl F.Bahçe’nin Kadıköy’de G.Saray’a karşı ezici bir üstünlüğü varsa, Beşiktaş’ın da Kadıköy’de F.Bahçe’ye karşı psikolojik etkisi var. Haa son maçlarda bu biraz değişir gibi oldu ama bir kaç sezon öncesini hatırladığınızda bunu görebiliyorsunuz. Özetlersek bana göre derbilerin favorisi olmaz...




vatan

Hairdesigner
28-11-08, 18:19
Son 5 yıldır ligi son ana kadar domine eden Fenerbahçe, bu sezonun daha ilk yarısında ‘bilmemkaçıncı kez’ olmak ya da olmamak maçına çıkıyor. Soğuk bir şaka gibi, ama öyle...
Kendi emeğini, yeteneğini, birikimini ve takımını inkâr eden bir hoyratlıkla, yine kendi ayağına dolanarak.
Önceki yıllarda kaçan, giden, kaybedilen, heba edilen, hibe edilen sadece bir şampiyonluk, kazanılan ise bir şampiyonluktan çok daha fazlasıydı. Ancak bu kez durum farklı; kazanılırsa sadece bir şampiyonluk, kaybedilirse bir şampiyonluktan çok daha fazlası olacak. Bedel ağır olacak, görünen bu.

Yükü ağır bir maç
Derbilerde daha çok favori olmayanların yüzlerinin gülmesi sürpriz değil. Çünkü bu maçlarda futbol dışı faktörler daha ağır basıyor. Sonucu da genellikle onlar belirliyor. Soğukkanlılık, havaya girme, sükunet, dikkat, stresle başaçıkabilme, inanç, motivasyon, oyun disiplini, taktik ve stratejinin sahaya yansıma yüzdesi ve son olarak da şans faktörü... Ve bir de kazanmaya daha çok ihtiyacı olan taraf, istediğini alıyor.
Beşiktaş maçı Fenerbahçe açısından yükü hayli ağır ve belirleyici bir karşılaşma... Hem fizik hem psikolojik, hem de ligdeki geleceği açısından... İlk hedefinden travmatik bir şekilde kopan takımın, mağlubiyet halinde lig hedefinden de ağır bir sapma yaşayacağı muamma değil.

Puan cetveli yanıltır
Sarı-Lacivertliler, hafta sonundan itibaren gelecek sezonun planlaması ve hesaplarıyla uğraşmak, karmaşa ve kargaşanın içine yuvarlanmak istemiyorsa bu maçı kazanmaya mecbur. Kırılma noktalarından inanılmaz bir yüzdeyle çıkan Trabzonspor’un da Kayserispor deplasmanına çıkacağı göz önünde bulundurulduğunda, maçın önemi daha da katlanıyor.
Oluşan puan tablosu, rahatlıkla herkesi yanıltabilir, ancak bu yıl ligi domine edebilen bir takım yok. Futbol ve mücadele ederek yok. Her takım her takımı rahatlıkla yenebilir. Ligin en tepesindeki de, en altındaki de birbirinden farklı oynamıyor, farklı mücadele etmiyor. Bir tek Beşiktaş isteği ve enerjisiyle diğerlerinden biraz farklı. Ama o da sadece o kadar.

Bir düğün, bir cenaze
Görünen o ki; bu yılın şampiyonu, 3 puanlı lig tarihinin en az puanıyla mutlu sona ulaşacak. Buna rağmen, inanç, mücadele ve özgüven erozyonu yaşayan Fenerbahçe’nin bozuk kimyası, yenilgiyi taşıyamaz. Başından beri bir düğün, bir cenaze şeklinde giden sezon önce angaryaya sonra kabir azâbına dönüşür.
Fenerbahçe ilk yarıdaki fikstür avantajını hovardaca harcadığı ve toparlanacak gibi görünmediği için sezon sonu için güzel rüya görmesi zaten zor da, en azından kâbuslarını ertelemiş ve ötelemiş olur.




Hasan Ali Atasoy

Hairdesigner
30-11-08, 11:11
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Fener ruleti

Sahaya çıkan kadrolarda, Denizli, "Ben iki ön libero ile önce savunmamı sağlama alayım" derken, Aragones "Tek ön libero Selçuk ile kazanmayı daha çok düşünüyorum" diyordu. Teorik olarak bu yapı Beşiktaş'ı kontratak takımı yapacaktı. Nitekim Tello'nun yokluğunda yaratıcı oyuncu eksikliği olan Kartal, bunu iki kanattaki Ekrem ve Serdar'ın içeri katetmeleri ile çözmeye çalışıyordu. Ama bu yapı Fenerbahçe'nin Güiza'ya atmak istediği savunma arkası toplarına engel olamıyor ve Güiza'nın kaçırdığı gol sonrası gelen korner Selçuk'a "Büyüklere özel korner tarifesi"ni devam ettiriyordu.

Tempoyu düşürdü
Gol sonrası kalesinde duran top tehlikesi yaşayan Fenerbahçe'de Alex sahanın ortasında arkadaşlarına elleriyle "Yavaş oynayın" işareti yapıyordu. Bu hareket tempolu oynanırsa avantaj yakalayacak takım olan Beşiktaş'a karşı çok akıllıcaydı. Nitekim Beşiktaş'ın oyunu hızlandırdığı pozisyonda 3 pasta ve 5 saniyede gol geliyordu. Mallorca'da gollerinin yüzde yetmişini savunma arkadasına kaçarak atan Güiza çok iyi bildiği işi yapınca Kazım ve Uğur'un 30 dakika tek orta bile yapmadan geçirdikleri oyunda Fenerbahçe öne geçiyordu. 3 pozisyonda 2 gol bulan Fenerbahçe "İşini bilmek" ne demek öğretiyordu.

Cisse'nin iyiliği
Buna rağmen sürekli savunma çıkışı top kaybı yapan Kanarya baskı yiyor, Güiza'nın gol kaçırarak Fenerbahçe'ye yapamadığı iyiliği gereksiz pozisyonda kendini attırarak Cisse yapıyordu. İkinci yarıda Porto yorgunluğu nedeniyle sıkıntı yaşayacak Fenerbahçe'de 10 kişilik rakibe karşı Alex'i çıkarıp Josico'yu almak "korkak bir tavır" idi. "Üstüme gel Beşiktaş" davetiydi. Ve tüm bu hataları yine Dede yapıyordu. Nobre, Gökhan ve Selçuk tat veriyor, Ekrem tehdit ediyor, Delgado maçın hakkını veremiyordu. Alex'ten sonra Deivid'i de alarak "Brezilyalılara mesaj vermeye" çalışan Dede'ye rağmen yüksek mücadele gücüyle Fenerbahçeli oyuncular bu maçı kazanıyor ama ne zaman ne yapacağı belli olmayan takım özellliğini devam ettiriyorlardı. Bu nedenle bu takıma oynamak 'Rus ruleti' oynamaya benziyor.

Hairdesigner
30-11-08, 11:11
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1346.jpg Topu çift gördüm

Sizden saklamama gerek yok aman anneme maçı meyhanede seyrettiğimi söylemeyin. O beni statta, şeref tribünündeyim sanıyor. Baktım yağmur çamur. Baktım yürümeye devam edersem ıslık sıçanına döneceğim. 5 yıldızlı otele gitmekten vazcayıp attım kendimi o birahaneye. Tıklım tebelek dolu mekânda yine de saygılı çocuklar vardı bereket
-Vaaay Savaş abimiz. Sen buralara gelir miydin?
- Geldik işte
- Gel abi. Yaşlılara yer vermek gelenektir bizde
- !!!!!!!!!
- Şaka yaptım abim gel benim yerime otur
- Ayakta da izleriz yeter ki alalım maçı.
- İnşallah
- Şeref bak hemen Savaş abime. Sor bakalım ne içer
- Ben bi su rica eydim
- Suyla dönmez burası abi. Çak bir bira
- Daha neler
- Daha neler mi? Ne istersen abi. Rakı, votka, şarap emret yeter ki
- Ben çalışırken içmem
- Ne çalışması abi. Meyhanede mi çalışacan?
- Fark etmez. Yeter ki izleyip not tutayım, döktürürüm evvel Allah.

Uğursuz mu?
Pek inandırcı gelmedi laflarım ama baktılar ki ciddi cidi not alıyorum, ses etmeyip kendi geyiklemelerine döndüler. Hulusiii 13. haftanın 13'ü size uğursuz gelir oğluuum, geldi bile baksana nasıl kurmuş takımı Denizli hoca. Bobo yok, Holosko yok, Tello yok
- Bizde de Jesico yok. Adı "O" ile bitene forma yok diyeceğim de Roberto Carlos var
- Delgado ve Lugano da var
- Taraftar var ağabeycim taraftar. Sesleri buraya akıyor, tezahürata bak beee - Boş teneke çok ses çıkartır
- Görürüz birazdan
- Arif ben çok mu sarhoş oldum yav?
- Niye ki daha ilk dublen
- Ama çift görüyorum.
-Çift mi görüyorsun?
- He valla. Sahada çift top görüyorum bak
- Abi sahada gerçekten de 2 top var aaaa, gol oldu bir tanesi uyyy

Yok yere
Bunca gürültü arasında kendime acıyarak da olsa yazıp çizmeye devam ediyorum. Güiza'nın gol orucu bozmasına eyvallah ama kaçırdıklarını yan yana koy Boğaz Köprüsü olur arkadaş. Bünyamin Gezer de soyadını Keser olarak değiştirse iyi olur. Yok yere kesti Cisse'yi. Meyhane tayfası bundan da espri üretti anında
- Timur bak ne oldu
- Ne olacak haksızlık oldu
- Yok yok Cisse'ledi yağamadı bir türlü sizinki.

Neydi öyle?
Maçın suyunun tirit hallere geldiği, takımların skora razı göründüğü 2. devre sularında art arda 2 muhteşem hareket geldi. Deivid mükemmel bir yarı röveşata çaktı aynı anda Rüştü yay gibi zıplayıp tokadı bastı topa. 81. dakikada ise Güiza'nın kendini aştığı baltalık hali geldi çattı. Çıtkırıldım şekilde kapaklanıp beleş golü bile atamadı. 10 kişiyle bile onurunu koruyarak atak yapan Beşiktaş, son dakikalarda faça bozacak bir gol de yakaladı ama ofsayta kurban gitti ve işte bu maç da böylece bittiiii.

Hairdesigner
30-11-08, 11:11
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Issız Adam

Aragones ilk defa beni şaşırtan şekilde oyuna başladı. Bu takımın çift ön liberoyla bir şey yapamadığını aylardan beri yazıyoruz. İlk defa dün Selçuk'la tek ön libero olarak sahaya çıkıldı, Deivid öne çekildi. Her ne kadar istemesem de Güiza yine ileride yalnızdı. Eğer Alex bildiğimiz Alex olsaydı Güiza da bayram ederdi, Beşiktaş da çok daha fazla yiyeceği golle Kadıköy'den uğurlanırdı. Buna karşılık Mustafa Denizli, Beşiktaş'a (haklı olarak) beraberliğin yarayacağını düşünerek sadece Nobre, Delgado ve Serdar Özkan gibi ofansa yatkın futbolcularla takımı sahaya sürdü. Olay baştan belliydi; Fenerbahçe saldıracak, Beşiktaş direnecekti. Maç da böyle başladı. Fenerbahçe saldırıyor, Beşiktaş direniyordu. Beklenen gol aynı Galatasaray maçında olduğu gibi korner atışında ön direkten Selçuk'la gerçekleşti. Ama beklemediğimiz Fenerbahçe'nin bu golden sonra neden geriye yaslandığıydı. Elbette bu fırsatı Denizli kaçırmazdı. Çok etkili geldiler. Nobre'nin ayağıyla bir gol buldular. Arkadan suskun ve yalnız golcü Güiza'nın muhteşem vuruşuyla Fenerbahçe öne geçti. Ama şu vuruşu yapan aynı Güiza'nın bomboş kaleyi kaçırdığı golü de yadırgamadık desek yalan olur.

Aragones artık gitmeli
Cisse'nin atılmasıyla da Fenerbahçe farka gidecek diyenler yanıldılar. Çünkü Aragones 10 kişi kalmış Beşiktaş'ı imha etmek yerine ona beraberlik şansı tanımak için elinden geleni yaptı. Alex'i çıkarıp Josico'yu aldı. Gene çift ön liberoya döndü. Başarılı olduğu sistemden başarısız olduğu sisteme dönmek ona yakışır mı bilmem ama Beşiktaş bu şansı kullanamadı. Deivid'i çıkarıp Ali Bilgin'i almasının ne anlama geldiğini bilemedim. Uğur Boral'la da Vederson'u değişti. 2-1'e yatmaya çalıştı. Allah onu korudu. Holosko'nun vurduğu top gol olsaydı şimdi neler konuşulacaktı? Aragones, Fenerbahçe'nin teknik adamı değildir. Eğer Fenerbahçeliler, 11'e 10 kalmış rakipleri karşısında maçın bir an önce bitmesini diliyorsa, bu teknik adamla artık fazla vakit geçirmenin yararı yoktur. Biliyorsunuz Güiza'yı hep savunuyorum. Belki goller kaçırıyor ama attığı golü gördünüz. Bu adam, yalnız adam. Biraz destek görürse büyük işler yapacaktır. Ve ona sahip çıkmamız gerekir. Son haftalarda gündemdeki herkesin beğendiği 'Issız Adam' diye bir film var ya, işte ben Güiza'yı ona benzetiyorum.

Hairdesigner
30-11-08, 11:12
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1349.jpg 41'de bitti

Maç öncesinde bizim tayfanın genel kanaati Beşiktaş'ın 2-1 kazanacağıydı. Niye 1-0, 3-2 falan değil de 2-1? Kimse de bunun nedenini bana anlatamadı. Aslında böyle konuşuluyordu ancak her siyah-beyaz dostunun düşündüğü gibi kadronun nasıl olacağını bekledikleri de gerçekti. Kimlerin oynayacağının yanı sıra nasıl bir taktikle başlanacağı da merak konusu idi. Kimi Denizli'nin "beraberlik bize yetmez" deyişinin bir politika olduğunu, savunma ağırlıklı taktik uygulayarak kapılacak toplarla ani hücum şansı arayacağını bekliyordu. Kimi de daha ilk dakikadan itibaren rakibi, sahasında hapsedecek bir hücum pres deneyeceğini iddia ediyordu. Kadrolar belli olmadan daha birçok alternatif gündeme getirildi. Ben hiç fikir beyan etmedim. Çünkü bu bir ezeli rekabetti. Her türlü sonuç da sürpriz olmayacaktı. Yine de bir inancım vardı. Şampiyonluğu hedefleyen bir takım hep kazanmak mecburiyetindeydi. Kadrolar açıklandığında, Denizli'nin ilk hedefinin gol yememek olduğu fikri ağırlık kazandı. Ancak oyun öyle gelişmedi. Denizli'nin takımı biri kornerden, biri de kaleci Volkan'ın pası ve Güiza'nın aşırtması ile iki gol yedi. Pozisyon olmadan gelen bu goller bütün planları suya düşürdü. Nobre'nin attığı gol bile işe yaramadı. 11 kişi ile sahasına kapanan Beşiktaş cümbür cemaat hücuma kalkmayı deneyince, ilerde de Nobre tek başına top tutamayınca, çıkarken kaybedilen toplar Beşiktaş sahasına tehlike olarak geri döndü. 40. dakikada ise hakem ikinci sarı karttan Cisse'yi oyundan attı. Bence maç da bu dakikada bitti. Zira 10 kişi kalan Beşiktaş'ın skoru muhafaza etmeyi hedefleyen Fenerbahçe'ye gol atması çok zor olacaktı.

Karar tartışılacaktır
Hakemin kırmızı kart kararının doğru olduğu söylenemezdi ama Beşiktaş'ın hakem yüzünden yenildiğini kabul etmek de yanlış olur. Çıkarken bu kadar çok top kaybeden bir takımın maç kazanması, hiç kazanma şansı olmayan bir atın koşuyu kazanmasını beklemek gibi olur. İkinci devrede oyuncu değişiklikleri oldu. Beşiktaşlılar beraberliği elde etmek için çok koştular. Çok yoruldular ama sonuç değişmedi. 2-1 tahmini tersten tuttu. Zaten maç 41. dakika da bitmişti. Hakemin kararları ise mutlaka tartışılacaktı.

Hairdesigner
30-11-08, 11:12
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1752.jpg İte kaka

Beşiktaş-Fenerbahçe derbileri aslında her zaman sürprize açıktır. Dün akşam yine çoğunluğun yorumuna göre Beşiktaş'ın kazanma olasılığı daha yüksekti ama bu gerçekleşmedi. Hem Mustafa Denizli'nin hem de Beşiktaşlı birçok futbolcunun Şükrü Saracoğlu Stadı'na ve Fenerbahçe'nin oyun sistemine hakim olması da onlar için avantajdı. İlk yarıda, yani maçın 11'e 11 oynandığı bölümde dengeler eşit gibi görünüyordu. Zaten goller de bu bölümde geldi. Beşiktaş, 10 kişi kaldıktan sonra Fenerbahçe'nin geri çekilmesiyle istediği oyun sistemine de kavuştu. Cisse Fenerbahçe'de mi oynuyordu yoksa Beşiktaş'ta mı hâlâ anlayamadım. Çünkü o oyundan atıldıktan sonra 10 kişi kalmış gibi oynayan taraf Fenerbahçe'ydi. Bu maçı galip bitirdiyse bir kaza kurşununa kurban gitmemiş olmasındandır. Alex ve Deivid'in oyuna hiç katılmaması nedeniyle zaten eksik oynayan Fenerbahçe, Alex oyundan çıktıktan sonra yerine giren Josico da aynı şekilde savunma yapınca hücuma rahat çıkamadı. Dün akşam alınan galibiyet lig için büyük bir avantaj olabilir. Ama oynanan futbol Fenerbahçe'ye gelecekte hiçbir şey katmaz. Bazen kazanabilirsiniz ama yenemezsiniz. Yani, dün maçı Fenerbahçe kazanmasına rağmen yenen taraf Beşiktaş'tı.

Bu nasıl bir futbol!
Biliyorum ki Aragones EURO 2008'de İspanya'ya Avrupa şampiyonluğu getirdi fakat Fenerbahçe'ye oynattığı futbol nasıl bir futboldur anlamak mümkün değil. İspanyol hoca, neyi hedeflediği hiç belli olmayan anlayışı ile Fenerbahçe'deki görevini devre arasında sonlandırmalıdır. Çünkü Fenerbahçe'nin böyle futbol anlayışı olan bir antrenörle yola devam etmesi mümkün değildir. 10 kişi kalan rakibe en az 10 gol atabilecek yapıda iken maçı 2-1'e bağlamaya çalışmak ancak amatörce bir anlayıştır. Oyuncu değişikliğindeki seçimleri asla kazanmaya yönelik değildi. Fenerbahçe taraftarı böyle ite kaka kazanılan maçlar istemiyor. Hatırlayın ki bu statta iki sene önce berabere kalan Beşiktaşlılar Fenerbahçe'yi ayakta alkışlamışlardı. Bu kez ise oynanan futbola bir tek alkış yoktu.

Hairdesigner
30-11-08, 11:12
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Yeniden iktidar

Ölü ruhları ateşlemek için, derbi maçları tam zamanında Fenerbahçe'nin karşısına çıkıyor. Dün gecenin bitiminde, bir derbi maçında daha oy verme işlemi tamamlandı. Fenerbahçe, yeniden iktidar olmanın ön seçimini kazandı. Ve lige döndü...



***

Sistemini kendi gücüne göre değil, rakibin gücüne göre ayarlayan Mustafa Denizli'nin kadrosuna bakınca, "Kazanırsa dahi olur, kaybederse korkak" diye düşündüm. Ortaya sürdükleriyle, gizledikleri arasındaki zamanı nasıl kullanacağını merak edip... Çünkü siyah beyazlı kulübede bir imha timi duruyordu da... Korkunun iskeleti defans adamlarıyla doluydu.



***

Buna karşılık, Aragones'in, elindeki mevcut değerleri doğrulayan bir futbol anlayışı vardı. Zengin ve dirençli bir orta alan... Güiza'nın yalnızlığını uzun toplarla desteklemek. Özellikle Beşiktaş'ın defans göbeğini hataya sürüklemek. Bunu ilk yarıda tam anlamıyla yerine getirdi. Hele ilk yarının son çeyreğinde, Fenerbahçe maçı kopartabilirdi. Beşiktaş'ta maçın başında maestro Delgado görünüyordu ama pozisyonların kilit noktalarında Ekrem Dağ vardı.



***

Selçuk'un attığı gol, çalışılmış bir dersin, bu sezon bilmem kaçıncı kopyası. Rüştü'nün de alışılmış yan top hastalığının belgesi. Beşiktaş'ın yediği golden sonraki başkaldırısı nefsi müdafaaydı ama takım iyi oynarken, siyah beyazlı defans, Güiza'ya bir gol ısmarladı sanki. Golün makam şoförü Zapotocny... Güiza'nın vuruşu, sezon başından beri beklenen bir vuruş. Ama maçın 40. dakikasında Güiza'nın kaçırdığı bir pozisyon var ki... Pozisyon tüccarlığıyla, krallığın el değiştirmiş hali...



***

İkinci yarıda, Beşiktaş'ta hatlar arasındaki iletişimi sağlayan ana kumanda merkezi çöktü. Ve sistemin dışına çıkanlar, bireysel becerilerin gücüne sığındı. Forvet ikmalinin gecikmesi, dün gece Mustafa Denizli'nin ikinci perdedeki günahlarının belgesidir. Gökhan Zan gibi, bir defans aksesuarına karşılık, Bobo'yu son 15 dakikada hatırlamak, beraberliği bile unutmakla eşdeğerdir. Beşiktaş, doğru hamlelerle puan alabilirdi. Ama ikinci yarıdaki Fenerbahçe farkı da artırabilirdi. Gökhan Gönül'ün takımın en canlı hücresiydi. Fenerbahçe'nin her maçında bu adam başoyuncu. Yürek işçiliğin, sahanın her yerine kök salmış hali... Kaleci Volkan'ın da dengeli ve cesur bir gecesiydi. Derbi maçlarının sadık işçileri, galibiyete Beşiktaşlı futbolculardan çok daha fazla inanmıştı ve onlar istediklerini aldılar. Gecenin en güzel anı Deivid'in ikinci yarıdaki muhteşem vuruşuna, aynı şekilde eşlik eden Rüştü'nün kurtarışıydı.



***

Bünyamin Gezer, derbinin adamı değildi. Cisse'yi çok kolay attı. Pozisyonların birkaç saniye gerisindeydi ve maç içinde hükmü yoktu. Sezon başından beri sorunsuz tek maç yönetmeyen birine, böyle maçları ödül olarak verenlerle hakemlik itibar göremez. Futbolumuz da, adaletimiz de hakem işgalinden kurtulamaz.

Hairdesigner
30-11-08, 11:14
VE KONUŞUYORUM!
28.11.2008
Salı günü anlatmış olduğum Fenerbahçe - Porto maçında kullanmış olduğum bazı cümleler ve kelimeler Medyaspor tarafından derlenmiş ve "Spiker Çıldırttı" şeklinde kamuoyuna sunulmuş. Bu da yetmemiş Medyaspor yine bilinçli ve maksatlı bir şekilde Kemal Belgin'den yorum almış ve o da benim için "Doktora görünmesi lazım” demiş.

Kemal Belgin'e çok kızmıyorum: Bu biraz yaşla ilgili. Çok eskidir kendileri ama hala kendi istediği ve hayal ettiği gibi tanınamamıştır. Belki de bunun acısını benden çıkartmak istemiştir. Ne bileyim belki de hayalinde bir Fenerbahçe-Porto maçı anlatmak vardır. Saygı duymak, anlayış göstermek lazım. Suç onda değil. Kemal Belgin'den böyle yorumlar almak isteyen zihniyetin, bence hemen bir ruh doktoruna görünmesi lazım.

Gelelim Medyaspor'a…

Onlara da anlayış göstermek lazım. Başındaki kişi tam bir Serhat Ulueren özentisi. Usta gazeteci ve televizyoncu Serhat Ulueren gibi olmaya çalışan, onun gibi marka değeri olan bir Telegol yaratmak amacında olan ama bir türlü beceremeyen biri. O kişi TV'de yapamadığını şimdi internet aracalığıyla yapmaya çalışıyor. Kiminle? Spikerlerle. Ama o, hiçbir zaman Serhat Ulueren olamaz, olamayacak da. Çünkü Serhat Ulueren meslektaşlarıyla uğraşmaz, habercilik yapar. Haber yapana da saygı duyar. Doğruyu söyler yalanı değil. O kimseye özenmez. O büyük okyanuslarda gezer göl kıyılarında değil.

Ne yapmıştı Medyaspor ve o kişi...

Önce canlı anlatımını yaptığım maçta kullandığım cümleleri ve kelimeler derlenip, toparlanmış, sonra da Kemal Belgin'den şahsımla ilgili yorum alınmış.

Ve maksatlı bir şekilde bir başlık atılıp "Spiker Çıldırttı" denilmiş. Ve komik olan şu: Benim kullandığım kelimeler derlenmiş altına da her hakkı Medyaspor'a aittir denilmiş.

Müthiş gazetecilik!

12 yıllık mesleki kariyeri olan bir spikere ahlaki sınırları aşan başlıklar atmak ve altına her hakkı Medyaspor'a aittir diye yazmak...

Beyefendiler haberciliklerini bırakıp ellerine büyük büyük taş alıp Ertem Şener'e atıyorlar. Atın bakalım. Bir laf vardır bilir misiniz?

Büyük insanların heykelleri, hayattayken üzerlerine atılan taşlardan yapılır.

Siz atmaya devam edin. Aslında çok da kızmadım Medyaspor’culara. Beraber çalıştığım, hemen yanıbaşımdaki Milliyet.com.tr'ciler bile onların bu derlemesini alıp yayınlamışlar. Aynı kurumdayız, bayağı bir yardımcı olmuşlar bana sağolsunlar.

Neyse gelelim Medyaspor’culara.

Ben her röportajımda şunu söylerim: “Bu işte bir devrim yaratacağım. Spikerlik konusunda farklı bir yorum getireceğim. Bu yolda başım kopsa da bundan vazgeçmeyeceğim.” Ve Medyaspor’cular ve sizin gibiler beni değiştiremeyeceksiniz.

Maksatlı, kasıtlı, bilinçli yapılan bu haberlerden sonra Medyaspor'u bu davranışından dolayı şiddetle kınıyorum. Yine söylüyorum devam edin.

Dün bana bugün meslektaşım Emre Tilev'e.

Emre'nin Skibbe'ye sorduğu “istifa edecek misiniz” sorusunu bırakın sormaya cesaret etmeye, bu soruyu sormayı aklınızdan bile geçiremezdiniz. Çünkü siz Ertem, Emre, Ahmet, Mehmet ile uğraşmayı gazetecilik olarak görüyorsunuz.Yazık çok yazık.

Güneşi balçıkla sıvamaya çalışsan da o senin gözünü alacak, başkalarının ise önünü aydınlatacak.

Hairdesigner
30-11-08, 11:16
Tenis maçı gibi oldu. Top gitti, geldi. Teknik Direktör Aragones önce hücumu, sonra rakibi durdurmayı düşünmüştü. Riskli davrandı. Skor avantajını ele geçirince Josico’yu da alarak oyunu kontrolü altında tutmaya çalıştı.
Mustafa Denizli ise kendisine yakışmayacak şekilde “önce durdur, sonra hücum” dedi. Fenerbahçe’yi hücum oynayarak yenebilirsin. Bugün hangi hoca olursa olsun maça Holosko veya Bobo ile başlardı. Fenerbahçe’nin yediği gollere bakıyorsunuz hepsi savunma arkasına atılan toplardan. Nobre ile savunmanın arkasına sarkamazsınız. Ben Lugano olsam maç öncesi sabaha kadar Holosko’yu nasıl tutarım diye düşünürdüm. Roberto Carlos olsam bu Holosko varken nasıl ileri giderim diye düşünürdüm. Bir de Holosko veya Bobo’ya servis yapacak Delgado gibi elinizde bir isim varken.
Ezberi bozdu
Denizli bir anda ezberini bozdu, 4-2-3-1’e döndü. Bir hoca iyi giden işleri neden bozar anlayamadım. Serdar Özkan yetenekli olabilir, Ekrem de. Ancak Fenerbahçe savunmasını Holosko ile delebilirsiniz, Serdar ile değil. Fenerbahçe formda değil. Sadece iştahı ile oynadı. Skoru da yakalayınca işi emniyete aldı.
Denizli hücum futbolunu seven bir teknik adam gibi çıksaydı çok fazla pozisyona girer, pozisyon da verebilirdi. Ama Fenerbahçe’ye çok sıkıntı yaşatırdı. Rakibi yanlış analiz etmiş. Türkiye’de öne doğru oynamayı en iyi beceren Beşiktaş bu kadro tercihi yüzünden sürekli yana doğru oynamak zorunda kaldı. Beşiktaş sağ elle yemek yemeye alışmışken, sol elle yemeye kalkıştı. Belki oyunu zaman zaman kontrol etti ama bu da Fenerbahçe’nin ofansif yapısından kaynaklandı.
Fenerbahçe mutlak kazanmak zorundaydı. Bunun için de hücum ağırlıklı bir 11 ile başladı. Öne geçmeleri avantaj sağladı. Ancak eksik kalan, disiplinden kopan Beşiktaş’a karşı daha fazla pozisyona girmeleri gerekirdi. Ama bunu başaramadılar

Hairdesigner
01-12-08, 14:53
Star



Ziya ŞENGÜL



Aragones huzur içinde uyumasın



Derbilerde favorim Fenerbahçe’den önce Saracoğlu Stadı’dır. Bu stat Sarı-Lacivertliler’in ezeli rakibi Galatasaray ve Beşiktaş için farklı bir tılsım, farklı bir sendrom yaratmıştır. Fenerbahçe, Beşiktaş’ı yenip haklı olarak alkışları da kazanan taraf oldu.
Fener iyi mi oynadı dersek; bence sadece kazandı. Kusurlu yanları fazlaydı. Skor koruma adına, hem korkak, hem de ürkekti... Kontrataklarda bulmuş olduğu posiyonları gole çevirebilecek mantık dışındaydı. Bencil, bireysel egolarının mahkumu futbolcuları yargılamak isterim. Dikkatinizi çekerim; kaybeden değil, kazanan bir Fener’i yargılamak isterim.
Uğur Boral... Bu kadar iyi niyetli fakat böylesi bencil olan bu futbolcunun pozisyonları iyi değerlendiremediğini söyleyebilirim. Güiza mükemmel gol attı. Ama, kale dibinden kaçırdıkları, bu futbolcunun hala eleştiri kantarında tartılmasını devam ettirdi.
Aragones tam gitme noktasına geldiğinde derbileri kazanıp, düzlüğe çıktı. Ama bu futbol, gelecek maçlar için kolay kazanır havası vermedi. Orta sahada hala sorun var. Oyuna ağırlığını koyacak, hücuma gidecek güçte değildi. Selçuk derbilerin golcüsü. İyi güzel de, daha çok yıldız olması gereken maçta, attığı golle kaldı.
Aragones’in derbiyi kazanan teknik patron olarak boynunun altına yastığı alıp rahat ve huzur içinde yatmaması gerekir. Önünde düşüneceği en azından ligin ilk yarısını bitireceği çok önemli deplasman maçları da var. Bu futbolla Fenerbahçe gelecekteki maçlarda ürküntü veren görüntülerine devam ediyor. Kısacası Denizli deplasmanı, Fener’in gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koyacakr. O maçı da kazanırsa havaya girer ve de iyi futbolunu sergilemeye başlayıp zirveyi de zorlar. Ama iyi futbol ve kazanan Fenerbahçe olmak kaydıyla.

Hairdesigner
01-12-08, 14:54
Fotomaç



Selçuk YULA


Doğruyu bulmak


Porto maçında skoru elbette beğenmedim. Luis Aragones'in sistemini zaten beğenmiyorum. Ama futbolcuların mücadelesini ve bir şeyler yapmak istediklerini gördüm; çok beğendim ve inandım. Hafta içinde futbolcularla konuştum, idari menajer Volkan Ballı ile defalarca görüştüm, Samandıra'dan her dakika haberler aldım. Düşündüm taşındım ve maç günü kaleme aldığım yazının başlığını kesin dille "Fenerbahçe kazanacak" diye atmaya karar verdim. Bana inanıp iddaa oynayan ve kazananların teşekkürleri mail kutumun kilitlenmesine neden oldu. O yazımda da belirtmiştim; futbolculara çok güvendim, beni yanıltmadılar. Aragones'e de küçük tavsiyelerde bulunmuştum. Benim inandıklarımla maça başladığı için futbol adına doğru yolu bulduğuna inanıyorum. Bakın arkadaşlar, takımın şu andaki yapısı çift ön liberoyu kaldırmıyor. Bu düzende Güiza'yı da, Semih'i de kaybedersiniz. İşte olay ortada. Bu düzende Arsenal'den 9, Trabzon'dan 7 puan geriye düşmüşsün. Beşiktaş'a karşı Selçuk tek oynadı, Deivid öne çıktı, takım kendine geldi. Ne zaman Josico ile yine çifte dönüldü, 10 kişiye karşı bocalamaya başladın. İşte yanlış. Bunları yapmayacaksın.

İspanya böyle mi oynuyor?
Bu sistemde Alex de rahatlar. Çok kötüydü, olabilir. Bir dahaki maçta daha iyi olur. Zaten gününde bir Alex olsaydı, tarihi farka gidilirdi. Bir de şehir efsanesi çıkarmışlar. Neymiş; Aragones, İspanya'daki sistemi buraya oturtmaya çalışıyormuş. Yapmayın yahu! Maçları yerinde seyretmesek neyse. İspanya'da Senna tek, önünde Xavi-İniesta-Da Silva üçlüsü, daha önde David Villa, en önde Torres. İşte biz de Fenerbahçe'de bunu yapsın istiyoruz. Zaten İspanya'da başarılı olduğu için gelmedi mi, niye burada başka başka şeyler deniyor? Denizli maçında takımı nasıl oynatacak merak ediyorum. Beşiktaş maçına çıktığı gibi çıkmasını bekliyorum. Semih de oynatmasını istediğimiz İspanya sisteminde çok önemli futbolcu. Semih-Güiza ikilisi rahatlıkla (ülkemiz içinde) Torres ve David Villa ikilisi olabilir. Ama Semih cephesinden gelen haberler ne yazık ki çok üzücü. Umarım bir an önce sağlığına kavuşur. Haaa bir de maçtan sonra birçok Beşiktaşlı dost aradı. "Göllerimiz verilmedi" dediler. Allaah Allah dedim, TV'den izledim, ikisi de 3'er metre ofsayt. İçimden kızdım, sonra da "Boşver. Dua et de hiç olmazsa Nobre'nin o ikinci topu kaleye attığını saymamışlar" dedim. Aslında o golü da saysalardı, maç 4-2 biterdi, biz de maç günü yazdığımız "Fenerbahçe kazanacak" başlıklı yazıyı afiyetle yerdik

Hairdesigner
01-12-08, 14:58
Kadıköy etkisi


http://www.fenerbahce.com/images/yazarlar/omerakdeniz.jpg
Maçın başlamasıyla beraber Alex’i orta sahanın ortasında görünce eyvah dedim, ortadan çöktük. Nitekim Beşiktaş maç boyu orta sahayı elini kolunu sallaya sallaya geçti. Allahtan Denizli kendine deplasman stratejisi belirlemiş ki 4 tane stoper toplamda da 6 tane savunma oyuncusuyla maça başladı, böyle olunca da ileriye verimli bir şekilde gidemedi, bunun da tek bir sebebi var Kadıköy Etkisi!
Fenerbahçe taraftarına ve onun rakipler üzerinde kurduğu baskıya teşekkür etmeli, bu sene ayakta kalmasının tek sebebi Kadıköy’deki maçlar ve rakiplerin çekingen oyunları.
Hızlı başlayan maç 41. dakikaya kadar kalitesiz ama yüksek tempoda devam etti. Fenerbahçe’nin arzulu futbolu, kaçırdığı pozisyonlar, rakibin Alex’in yarattığı boşluktan nefes alışı ve ileriye çıkışları seyir zevki yarattı. Bu maçta daha çok gol olur derken Cisse’nin atılışı akşamı bitirdi. Fenerbahçe, garanti pas ile bir tane aradan atarak rahatlayıp futbolumu sonra oynarım düşüncesine döndü. Beşiktaş da benzeri bir taktikle maçı uyutup üçüncü golü yemeyeyim, bir tane karambolde duran toptan gol bulursam harika bir beraberlikle evime dönerim, mantığındaydı. Ne biri üçüncü golü buldu rahatladı ne de diğeri beraberlik golünü atabildi. Maçta zevksiz bir şekilde 10 kişi kaldığı yerden sona erdi.
Hakemlerin bu kolay kart gösterme huyundan vazgeçmeleri lazım, dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki kadar rahat kart çıkmıyor, futbolun bütün seyir zevki kaçıyor. Bu kararlar Fenerbahçe’nin lehine de aleyhine de olmasın. TV deki hakem yorumcularının etkisinde kalıp ertesi hafta ona göre kararlar veriyorlar, bu kadar acizlik çok fazla.
Fenerbahçe dünkü maçı daha çok isteyen taraftı, skor avantajını iki defa kendi lehine çevirdi ve maçı hırsıyla, arzusuyla kazandı. Futbolda artık deplasman stratejisi diye bir şey kalmadı, hele ki lig maçlarında asla. Avrupa futbolunu biraz izleyenler bilir, hiçbir büyük takım en zor deplasmanlarda bile kendi sisteminden çıkıp deplasman taktiği uygulamaz. Doğru giden tekere çomak sokmak, bildiğin yolda çıkmak olur bu. Denizli’nin Fenerbahçe’deyken de bu tip işler yapıp saçımızı başımızı yoldurduğunu çok defalar hatırlıyorum. Aragones’e gelince, bugün kazanmasına rağmen oyun başlangıcı taktiği dolayısıyla eleştireceğim kendisini. Alex’in orta sahanın ortasında defansın önünde oynamasını çok garipsedim, defansif yönü sıfır olan, önünden geçen adama dahi ayağını uzatmayan oyuncuyu oraya koymak büyük hata. Selçuk tek başına kalınca hem defansif olarak tek kaldı hem de hücuma etkisi azaldı. O bölgede oynatılan Alex’in Maldonado’dan farkı olmaz, daha da kötüsü olur hatta. Alex’in oynayacağı tek yer forvet arkası veya forvet yanınıdır bu da beş senelik tecrübe ile sabittir. Oyunun akışında yaptığı değişiklikler ise yerindeydi, direnci artırarak en azından maçı tutmasını bildiler
Fenerbahçe artık ligin ciddiyetine varmalı ve sezon başında çekilen fikstüre dua etmeli. İki derbi sayesinde ligde tutunabilen takım artık her maça aynı ciddiyette hazırlanmalı. Ancak bu şekilde kalıcı olunabilir, Denizli deplasmanı Fenerbahçe’nin Kadıköy dışında rüştünü ispata başlaması için önemli bir fırsat.


Ömer Akdeniz

Hairdesigner
01-12-08, 15:05
DERBİ FENERİ


Kime Bravo?
Fenerbahçe'ye mi diğerlerine mi?
Ligin ilk haftalarında aldığı kötü sonuçlar sonrasında Fenerbahçe'de değil başkan, değil teknik patron, taraftarın bile tribündeki koltuğu sallanmaya başlamıştı.
Ama şimdi?
Galatasaray ve Beşiktaş'ı deviren Fenerbahçe zirvenin azıcık gerisinde. Birazcık.
O'da hallolur gibi geliyor bana.
Fenerbahçe yavaş yavaş yaklaşıyor.
Önce Galatasaray'ı sonra Beşiktaş'ı puansız yolladılar.
Bakalım kalan maçlara;
28 Puanlı lider Trabzonspor; 14. hafta Kocaeli ile içerde, 15. hafta Bursa deplasmanı, 16. hafta Eskişehir ile evinde
25 Puanlı ikinci Beşiktaş; Ankaraspor ve Ankaragücü ile evinde, Galatasaray ile Ali Sami Yen'de
25 Puanlı üçüncü Sivasspor; İBB.Bld ile deplasmanda, Hacettepe ile içerde ve Gençlerbirliği deplasmanda
24 Puanlı dördüncü Galatasaray; Ankaragücü ile deplasmanda, Gençlerbirliği ile deplasmanda ve Beşiktaş ile içerde
23 Puanlı beşinci Fenerbahçe; Denizlispor ile deplasmanda, Antalyaspor ile içerde ve Konyaspor ile dışarda.
Şapkaları öne koyma zamanı diğerleri için.
Fener geliyor Fener…
Fenerbahçe sorunları hallede dursun,
Diğerleri Kral Çıplak masal kitabını bir yerlerden hemen bulsun.

TOPLAR
Fenerbahçe maçını seyrederken çeşitli notlar aldım.
Bünyamin Gezer'in Beşiktaş aleyhine verdiği kararları yazmayacağım.
Ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim.
Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi maalesef tek topla oynanmadı.
Fenerbahçe öndeyken sürekli sahaya dışarıdan toplar atıldı.
Bunu görünce şöyle bir durdum ve düşündüm;
Ködıköy'de oynanan Belçika maçında sahaya rakip takımın teknik direktörü ve yedek kulübesi sürekli top attı.
Fatih Hoca çıldırdı.
Çıldırmamak elde değildi.
Beşiktaş'ın her kornerinde sahaya ikinci top atıldı.
Beşiktaşlılar da aynı şekilde çıldırdı.
Ekran başındakiler ve tribündeki 2 bin 500 kişi.
Ben bir futbolsever olarak şaşırdım.
Bu olay acaba İnönü'de ya da Ali Sami Yen'de Beşiktaş veya Galatasaray galipken olsaydı ne olurdu?
Bugün hiçbir yerde okumadım ve duymadım.
Kimse yorumlamamış ve kimse yazmamış.
Şaşırdım!

EN DEDE HANGİSİ ?
Fenerbahçe teknik direktörü Luis Aragones
Doğum Tarihi; 28 Temmuz 1938
Yaşı; 70
Galatasaray'ın (GİZLİ) teknik direktörü ya da yetkili danışmanı; Karl-Heinz Feldkamp
Doğum Tarihi; 2 Haziran 1934
Yaşı; 74
Hangisi Dede?

OLMADI ARICA HOCA
Futbol bir görsel şovdur.
Ronaldinho'ya, Ronaldo'ya veya Messi'ye rakip olsan maçın bitiş düdüğüyle Erdoğan Arıca'nın neler yapacağını tahmin bile etmek istemiyorum.
Hacettepespor maçında Lincoln'ün birkaç kez top sektirerek koşmasını! alkışlaması lazımdı.
Ama o ne dedi ; "Metallist maçında da aynısını yapsaydı ya futbolcularımın gururunu incitti"
İnanamıyorum, duymak istemiyorum.
Erdoğan Arıca Hocam bunları sen mi söylüyorsun?

PEMBE PANTER!
Metallist maçında kramponları dikkat çekti;
Pembe...
Ben de Hacettepespor maçından 3 gol atan M.Baros'a yeni bir isim buldum; Pembe Panter…
Ne dersiniz?
Harry Kewell Harry Potter oluyor da;
Baros niye Pembe Panter olmasın.

Hairdesigner
02-12-08, 13:02
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Vize Denizli'den

- Fenerbahçe maçı kazanmak için hiçbir şey yapmıyor. Gücü de yok zaten. Adından korkanlar maçı ikram ediyor. Denizli iddialı konuştu, tersini yaptı
- Fenerbahçe, Beşiktaş maçı ligin dönüm maçıdır. Fenerbahçe eğer şampiyon olursa çıkışı bu maçtan başlar. Pasaportu Skibbe verdi, vizeyi Denizli
- Aziz Yıldırım, arkasındaki Yalçın ailesinin gücünü kullanarak çok önemli transferler yapacak. İkinci yarıda çok başka bir Fener göreceksiniz

Geçen hafta "Derbinin sonucu Mustafa Denizli'ye bağlı' demiştiniz.http://www.fotomac.com.tr/2008/12/02/im//34586A345792EB409D7AC722y.jpg Denizli'nin, Fenerbahçe karşısında sahaya sürdüğü kadro ile bir nevi mağlubiyeti hazırladığını söyleyebilir miyiz?
Geçen hafta Fenerbahçe ve Aragones'in maçın genel görünümüne bir katkı yapacak halinin olmadığını söyledim. Bunu söylerken de Galatasaray derbisi dahil Fenerbahçe'nin kazandığı maçların rakipleri tarafından ikram edildiğini ifade etmiştim. Fenerbahçe maçı kazanmak için hiçbir şey yapmıyor. Yapacak gücü de yok zaten. Ama Fener'in adından korkanlar maçı ikram ediyorlar. Bunu açık açık söyledim. Bu yüzden de dedim ki "Fenerbahçe'nin ne olduğu belli. Mustafa Denizli bunun üstüne çıkarsa kazanır, altına inerse kaybeder ama Mustafa Denizli artık benim bildiğim Mustafa Denizli değil, muhtemelen o da korkacak ve maçı Fenerbahçe'ye verecek." Aynen de öyle oldu. Hafta içinde Mustafa Denizli çok yukarılardan konuştu!.. "Beraberlik benim meşrebimde yok. Ben sahaya kazanmak için çıkarım" dedi. Dönelim seneler öncesine; aynı Denizli'nin benim defalarca yazdığım bir lafı var: "Futbolcu cin gibidir. Soyunma odasında kara tahtaya tebeşirle kadroyu yazmaya başladığı anda hocasının niyetini anlar." Günümüze dönüyoruz yeniden... Mustafa Denizli diyor ki "Benim meşrebimde beraberlik yok. Kazanmak için oynayacağız." Futbolcu bunu gazetelerde okuyor. Sonra soyunma odasına geliyor. Soyunma odasında Mustafa Denizli takımı yazmaya başlıyor ki kadroda 4 stoper var. Yani yan topların dışında, ikram gollerin dışında gol atamayan, hiçbir oyun kuramayan, oyun kurup gol attığı görülmeyen Fenerbahçe'ye karşı 4 stoperle çıkacak sahaya. Buna karşılık Bobo, Holosko ve Tello kenarda. Şimdi o futbolcu ne düşünür? O futbolcu içinden gülmez mi? O cin gibi futbolcu, 'Hocam ne diyorsun, şu yaptığına bak' demeyecek mi; diyecek. Hoca beraberliğe razıysa, futbolcu dünden razıdır. Mustafa Denizli 'Maç önce kafada kazanılır' düşüncesini Türkiye'ye getiren adamdır. Benim tanıdığım Mustafa Denizli yine tahtaya yazarken soyunma odasında kaybetti maçı. Fenerbahçe'ye hediye etti maçı.

FENER'DEN KORKMUŞ
Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ta görevi kabul ettiği günden beri kaçıncı defa söylüyorum: "Benim tanıdığım Mustafa Denizli bunu yapmazdı" diye. Mustafa Denizli, her hafta benim tanıdığım Mustafa Denizli'nin yapmayacağı başka bir şeyi yapıyor. NTV'de 90 Dakika'da başta Haşmet (Babaoğlu) arkadaşlar, Beşiktaş'ı överken, "Size katılmıyorum" dedim. "Mustafa Denizli korkuyor. Korkak oynatıyor Beşiktaş'ı. Fenerbahçe'den de korkarsa sonu olur. Fenerbahçe sadece kendisinden korkanları yeniyor. Çünkü Fenerbahçe'nin en zayıf yeri savunması. Üstüne gittiğinde dağıtırsın. Korkup çekildiğinde bir defa dağıtma şansın yok. Ayrıca son aşamada Fenerbahçe'nin topa iyi vuran adamları var. Sen oyunu kendi sahanda kabul edersen bütün duran toplar senin sahanda olursa bir tanesini, iki tanesini atar." Şimdi Galatasaray aynen böyle yenildi. Mustafa Denizli, Galatasaray maçını seyretmiş ve analiz etmiş olsa Fenerbahçe'nin üzerine çöker ve tarihi fark yaratırdı. Tersine olunca işte durum ortada. Efendim "Biz 50 kere o kornerin provasını yaptık." Yap, 150 kere yap. Prova ile kornerden gol atılması önleniyor olsaydı dünyada bu kadar deha antrenör var, bir çözüm bulunurdu herhalde!.. Barcelona kornerden gol yemiyor mu? Chelsea, Arsenal, Manchester United kornerden gol yemiyor mu? Mourinho, Scolari, Ferguson, Wenger antrenör değil mi? Korner her zaman tehlikedir. Çünkü top kalenin içine iniyor. En ufak hata gol getiriyor. Zaten hata olmasa gol olur mu? O korner Fener kalesi önünde olursa Fenerbahçe'nin riski artar, senin kalende olursa senin riskin artar. Bu kadar basit. Fenerbahçe'yi yenmenin yolu oyunu Fener sahasında oynamak. Bu kadar basit. Ama korku dağları bekliyor. Mezarlıktan geçen bir kişinin korkudan ıslık çalması gibi!.. Nasıl bir korku varmış ki yüreğinde, için için... Beraberliğe değil, 2-1'e razı. Maçın içindeki gelişmelere bak!.. Mustafa Denizli ne zaman ilk oyuncu değişikliğini yaptı: Aragones 2 değişiklik yaptıktan sonra. Orta saha oyuncularını aldı yerlerine iki tane ön libero koydu. Ve dedi ki Mustafa Denizli'ye 'Hocam benden artık korkma. Benim üstüne gelmeye niyetim yok. Ben savunma önlemleri alıp, 2-1'in üzerine yatmaya uğraşıyorum.'

ALEX VE KAZIM YOKTU
Mesajını bir de değil iki hamle ile verdi. İki değişiklik yaptı, iki savunma adamı aldı takıma. Ondan sonra Denizli, Holosko'yu sokabildi. Bir forvetini yine sokmaya cesaret edemedi. Bobo'yu sokarken de Nobre'yi çıkardı. 5-1 yenilince daha fazla puan kaybetmeyeceksin ama korkuyor. 2-1 razı! 10 kişi kaybederse bahanesi hazır nasıl olsa!.. Hiç kimse Denizli'yi suçlamaz. 'Efendim Cisse atılmasa, maç 11'e 11 gitseydi, farklı olurdu!' Halamın da sakalları olsa, amcam olurdu! Maç hiçbir zaman 11'e 11 olmadı ayrıca. 'Alex' diye biri var mıydı? Sahada 'Kazım' diye biri var mıydı? Peki sen Fenerbahçe karşısında hiç 11 kişi oldun mu? 4 tane stoperle sahaya çıkıp Beşiktaş'ı bitirdin. Geçen hafta burada ne dedim: "Kanatlardan öyle saldıracaksın ki Roberto Carlos ile Gökhan Gönül ileriye çıkamayacak." Carlos sol açık gibi oynadı. Ve yine geçen hafta kaç defa "Delgado bir şey oynamıyor. Göz göre göre sonuna kadar tutuyorsun. Hiç olmazsa ikinci yarıda, hiç olmazsa Beşiktaş galipken Uğur İnceman'ı oyuna sok. Fenerbahçe maçında ihtiyacın olacaktır" demedin mi? Burada yayınlanmadı mı? Şimdi sen o maçlarda yüzüne bakmadığın Uğur İnceman'ı Fenerbahçe karşısında 10 dakika kala 'kurtarıcı' diye oyuna sokuyorsun.

Hairdesigner
02-12-08, 13:02
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Hal ve gidiş kötü

Futbolumuzda şu günler ilginç geçiyor. Beşiktaş ince kıyım işkembe çorbası gibi, kendisini ince kıyıma uğratan hakem Bünyamin Gezer'e rağmen faturayı teknik direktör Mustafa Denizli'ye kesti. Gerekçe de ilk onbire giren futbolcuların seçilmesinde tercih hatalı imiş. Beşiktaş Başkanı Sayın Yıldırım Demirören'den başlayıp, yedek üyelere kadar şunu sormak isterim: "Sizlerin teknik direktörlük diploması aldığınızı bilmiyorum. Eğer diplomalı hocaysanız neden sizler takımı yapmıyorsunuz? Uzatmayalım, sayın yöneticiler, Mustafa Denizli bu ülkede en önde gelen iki üç hocadan biridir. Kariyeri ise sizleri susturacak kadar altın sayfalarla doludur, aklınızda olsun. Herkes kendi işini yapsın, en güzeli galiba o olacak."

G.Saray yönetimi tatilde
Galatasaray'da kaybedilen kaybedilene. Önce Şampiyonlar Ligi'nden yok olundu, arkasından lig zora sokuldu, UEFA Kupası'nda ise ümitler Hertha Berlin maçına kaldı. Ligde Hacettepe maçından zar zor alınan üç puanla yola devam denildi... Ancak ne hikmetse Galatasaray'da fatura kesecekler uzun bir tatile çıkmış olacaklar ki, hiç kimse hiç kimse kimseyi ne itham ediyor, ne de laf söylüyor. Anlayacağınız, Galatasaray'da herkes yarı baygın maçlara çıkıyor, Allah bu işin sonunu hayır etsin.

Semih'i kurban etmeyin
Fenerbahçe de en beğendiğim futbolcular Deivid ve Semih. Semih hangi takımda oynarsa oynasın, 18'den aşağı gol atmaz. Bu bir yetenek meselesidir. Bu yetenek de her zaman Semih'te vardır. Neyse konumuza gelelim. Semih menisküs ameliyatı olmuş. Temennimiz en kısa süre içinde yeşil sahalara dönmesi. Ancak beni endişelendiren bir şey var; Fenerbahçe Sağlık Kurulu da galiba Galatasaray'ınki gibi. Baksanıza Semih 4 hafta evvel sakatlandı. Daha yeni ameliyata gidiyor

Hairdesigner
02-12-08, 13:03
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Denizli utandırdı!

Mustafa Denizli, Beşiktaşlıları utandırdı! Çıplak gerçek bu. Hem de tarih yazabileceği bir maçta yaptı bunu. Derbideki onbirden utanmalıdır. Kariyerine de, söylemlerine de hiç yakışmadı bu kadro. Gerçekten inanamıyorum Mustafa hoca... Bu Fener'in neyinden korktun Allah aşkına? Geri pastan başka bir şey yapmadılar. 10 kişilik Beşiktaş'ın üzerine gelemediler. Taraftarı, (Denizli'de yapılan gibi) sahaya sürekli top atarak zaman çalmaya çalıştı. Her taç, faul ya da korner atışını merasime çevirdiler. Maçı nasıl bitereceklerini bilemediler. Sen böyle bir takımdan korktun hocam. Holosko kenarda, haftalardır yüzüne bakmadığın Serdar Özkan sahada... Tello sözüm ona sakat ama onsekizde! Yorumcuyken her maçta övdüğün Delgado yine sahada ve yine eli belinde. Sahi ne yapmaya çalıştın Mustafa hoca? Beklenmeyeni yapıp "dahi" mi olacaktın? Yoksa hafife mi aldın sırtındaki yükü? Öyleyse Tigana ve Ertuğrul Sağlam'ın neden gönderildiklerini iyi araştırmanı tavsiye ederim. Ya da yorulma ben söyleyeyim, başarısız oldukları ya da bir tek maçı kaybettikleri için gönderilmediler. Korkakça tavırlarla Beşiktaş taraftarını kahrettikleri için gittiler. Şimdi açık söylüyorum senin gidişin de aynı gidiş. Bak hocam burası Beşiktaş... Daha önce çalıştığın Galatasaray'a benzemez, Fener'e hiç benzemez... Tiganavari arayışlarla şansını zorlama... Beşiktaş'ın üç önemli gerçeği var bunları gör. Bu Gökhan Zan ancak Terim'in yönettiği Milli Takım'da oynar, bu biiiir. Serdar Özkan gibi sorumsuz biri ise Terim'in Milli Takım'ında bile oynamaz, bu ikiii. Senin prensin ev kedisi Delgado ise İnönü dışında hiçbir yerde oynamaz, bu üççççç! Ben sana hikaye anlatmıyor, Beşiktaş gerçeğini söylüyorum, bu da dört. Ben bu taraftarın ruhunu bilirim. O nedenle sen de bu konuda beni dinle. Beşiktaş taraftarı korkak bir sevgili bile istemez... Hikaye budur... Cesur ol, kaybet omuzlarda taşınırsın. Korkarsan her şeyi kazansan da bu taraftarı kaybedersin.
Not: Fazlasına gerek yok. Ekranda yorum yaparken olduğun kadar cesur ol yeter.

Hairdesigner
02-12-08, 13:03
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg İçten içe yanmak

Hakemlerin sonuçları belirlemek için, güçlerini böylesine açıkça ortaya koyduğu bir ülkede neyi tartışalım? Futbolun kalitesinin ayaklar altında olduğunu mu? Puan cetvelini düzenlemek için, sahaların ortasına kurulan adaletsizlik santrallerini mi? Canları yandığı zaman ülkeyi yangın yerine çevirenlerin, işlerine gelince vicdanlarına susturucu taktıklarını mı?



***

Sezon başından beri kendisine gol atan Güiza'nın, hâlâ aldıklarının karşılığını veremediğini, ama Galatasaray maçında attığı golle "Gerçek Fenerbahçeli" olduğunu mu? Aragones'in derbi maçlarını kazanmak için sistem üretmesine gerek kalmadığını, Skibbe ve Mustafa Denizli gibi adamlarla çelik çomak oynadığını mı? Rakiplerinin yanlışlarıyla dirilen Fenerbahçe'de, derbileri kazanarak Şampiyonlar Ligi hezimetinin üzerine gül serpildiğini mi? Hakemin 9 kişi bıraktığı Hacettepe karşısında, Lincoln'ün maç sonundaki üç paralık gösterisini mi? Söyleyin neyi tartışalım?



***

Halis Özkahya'yı tartışmaya gerek var mı? Kayserispor-Trabzonspor maçını izleyin. Verdiği penaltılara ve gole bakın, Uzun süre maç verilmesi sakıncalı. Kendisini arayan kulüp başkanını ihbar etmekle, adaletin temsilcisi olmak arasında başka gösteriler gerekiyor. Öyle değil mi Özkahya?



***

Bünyamin Gezer'i izleyin. Kazananlar için adil görünebilir ama asla dürüst bir maç yönetmedi. Lugano'ya göstermediği kartla, Cisse'ye gösterdiği kart arasındaki duruş, harika bir delildir. Öyle değil mi, usta yorumcular?



***

Galatasaray-Hacettepe maçının hakemi Süleyman Abay'ı izleyin... Gösterdiği sarı kartlara bakın, göstermediklerine iki kere bakın. Galatasaraylı Barış'a kart göstermeyen bir hakemin iyi niyetinden söz edilir mi? Galatasaray'ın can çekiştiği dakikalarda hakemin sahneye çıkması, Galatasaray için serum şişesi olmak mıdır, hakem olmak mıdır? Bu ülkede küçük takımların hakkını koruyacak bir dernek, bir sistem, ne bileyim bir kum tanesi falan yok mudur?



***

Neyi tartışalım? Bursaspor-Antalyaspor maçından sonra otobüsleri taşlayan, taş yürekli adamların, 9 yaşındaki bir kızı kör etmelerindeki zalimliği mi? Onları beslemekten haz alan yöneticileri mi? Bu meseleleri körükleyen gazeteciliğin cehennemin dibine kadar yolu olduğunu mu? Söyleyin neyi tartışalım?



***

Ülkenin Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'in yaptığı açıklamaya bakın. "Ekonomik krize karşı tedbir aldık, etkilenmedik!" Sanırsınız ki bir banka, ya da şirket yöneticisi konuşuyor. Milli futbolculara dağıtılacak primleri hesap etmekten, futboldaki azalan kalitenin ve hakem tükenişinin farkına bile varamayan birinin, başkan olması ne acı... Sportif görevini yerine getiremeyen birinin, krize tedbir almış biri olarak, bizlerin gözlerini boyamaya çalışması nasıl bir çaresizlik! O yüzden değerlerin paralanmasına şaşırmamak gerek. Her şey birbirini tamamlıyor.



***

Herkes şunu iyi bilmelidir ki... "İçine doğru yanan dağlar, eninde sonunda patlar!"

Hairdesigner
02-12-08, 14:16
Büyük kaptan Delgado(!)

'Nerede kaldı ezeli rekabet?' başlıkları ile bir derbi haftasını daha geride bıraktık. Mustafa Denizli'nin kadro seçimi tartışılırken, Beşiktaş büyük maçlarda yaşadığı kimlik kaybını devam ettirdi. Ligde Fenerbahçe ve Galatasaray ile yaptığı son 15 maçta sadece 3 defa galibiyet sevinci yaşayabilmiş. İki beraberlik, 10 mağlubiyet! (İki galibiyet İnönü'de Galatasaray'a karşı, diğeri Saracoğlu'nda) Ayrıca iki senedir Saracoğlu'nda kaybeden Beşiktaş'ın her zaman sözü geçen Kadıköy saltanatı da sona ermiş. Başarısızlığı belgeleyen veriler, büyük maçlardaki zaafın aynası gibi.
Gelelim liderlik konusuna; yani kaptanlık... Matias Delgado... 2006-2007'den bu yana gözlerde büyüyen Arjantinli 'yıldız(!)' siyahbeyazlı forma ile toplam 95 maç oynadı. (67 Lig, 12 Kupa, 16 Avrupa) Avrupa arenasında skora ve oyuna katkısı sadece Sheriff ve Zürih çizgisindeki takımlara karşı görüldü.
Bunların dışında Avrupa'da oynanan büyük maçlarda sazı eline alamadı. Türkiye (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=T%C3%BCrkiye)'de kupa ve lig maçları olmak üzere toplam 14 derbiye çıktı. 14 maçta; golü yok, üç asist ve yüzde 18 gibi düşük bir şut isabeti... "Delgado hangi büyük maçta ne yapmış?" sorusu işte hep bu rakamların ışığında soruldu.
Delgado, küçük maçların büyük oyuncusu; büyük kahramanı! Elbetteki yeteneksiz diyemeyiz. Fakat sorumluluk alamadığı, büyük ve stresi bol maçların yükünü çekemediği ve Beşiktaş'ın 10 numarasını kaldıramadığı da ortada... İşte işin aslı da burada! 1983-84 ve 1992-93 sezonları arasındaki dokuz yıla bir bakalım.
Buraya dikkat!.. Ligde Galatasaray ve Fenerbahçe ile toplam 37 maç yapan Beşiktaş, o dönemler arasında 4 mağlubiyet görmüş. Evet bu uzun sürede sadece 4 mağlubiyet!

MARKA GÖSTERİŞİ BUDUR!
İnsanlar büyük markalara büyük paralar dökerler. Kimileri de üzerine etiket yapıştırıp biraz daha ucuza mâl eder, yani idare ederler. Bunun adı, sıradan bir kumaşa etiket yapıştırıp 'marka gösterişi' yapmaktır! Delgado'ya verilen kaptanlık misali... Delgado, o dönemlerdeki Şifo Mehmet (Özdilek) değil ve olamaz!
Veliahtı Sergen Yalçın, hiç olamaz!

Hairdesigner
02-12-08, 14:17
Derbide Beşiktaş neden kaybetti?

Derbiden sonra aynı gece çeşitli televizyon (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=televizyon) kanallarında yorumları izledim. Ertesi gün gazetelerde yazıları okudum, yapılan teşhislerin tam tersi düşüncesindeyim.
Beşiktaş cephesiyle ilgili yorumlar şöyleydi: Mustafa Denizli, Holosko gibi bir yeteneği kulübede oturttu. Defansif ağırlıkta bir kadro sahaya sürdü. Korkak futbolu tercih etiği için de maçı kaybetti.
Tamamen yanlış teşhisler... Mustafa Denizli'nin 2 önemli yanlışı yenilgide etken oldu. Birincisi; değişik kadro düzeniyle önemli bir deplasman derbisiyle riskli hücum ağırlıklı oyun anlayışını tercih etmek . İkincisi de hatalı defans bloğu teşkili.

HARAKİRİNİN TEKRARI
Maç öncesi F.Bahçe'ye baktığımızda ofansif yönden büyük sıkıntılar açıkça ortadaydı. Alex bitik, Güiza ileride yalnızlık içinde özgüvenini kaybetme tehlikesi yaşıyor, Semih sakat, Deivid hazır değil... F.Bahçe'nin bir önceki hafta A.Gücü maçında 90 dakikada tek pozisyonu yok. Üstelik Aragones, Porto maçının ikinci yarısındaki harakiriyi derbide tekrarlıyor. Alex, Selçuk'la birlikte ikinci ön libero formatında olacak şey değil. Devamlılığı, çabukluğu, hamle zamanlaması ve ikili mücadele özelliği hemen hemen sıfır oyuncuyu ön liberoda görevlendirmek mantıkla uzaktan yakından bağdaşacak bir durum değil.
İşte sıkıntılarla dolu bir F.Bahçe karşısında Beşiktaş, ilk yarıda, son 5 dakikası hariç, 11-11 oynadığı maçta iki gol yedi, 3 net tehlike yaşadı. Hele bir tanesinin gol olmaması mucizeydi. Bu rahatsızlığın bir numaralı nedeni, riskli anlayışta rakip ataklarda defans orta saha bütünleşmesiyle alan daraltamamak yüzündendi.

ZAN-ZAPO HATALIYDI
Bir örnek vereyim... Bugün sistemi oturmuş makine düzeninde bir takım olan Manchester United; Chelsea (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Chelsea), Arsenal veya Liverpool (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Liverpool) deplasmanına gitse rakiplerine kesinlikle alan bırakmaz. Tek farklı skor dezavantajına düşse dahi son 15 dakikaya kadar kontrollü oynar.
Beşiktaş'ın ilk devrede skorda denge varken yediği ikinci gol ve geniş alanda verdiği diğer pozisyonlar yenilginin neden kaynaklandığını çok iyi anlatıyor.
Beşiktaş yönetimi defansın ortasındaki oyuncularından memnun olmadığı için, Zapotocny ile Sivok'u transfer etti.
Ertuğrul Sağlam bu ikiliyle, dörtlü defansını oluşturuyordu. Mustafa Denizli göreve geldiğinde Zapotocny, Sivok ve İbrahim Toraman'la 3'lü defansa geçti. Hücum girişimlerinde de Sivok'u orta saha formatına soktu. Bu uygulama Denizli'nin tercihidir. 3'lü defansa karşı olduğum halde saygı duyarım. Ama Kadıköy'de 4'lü defans uygulayınca birbirleriyle çok az oynamış, özelliklerini bilmeyen Gökhan Zan ile Zapotocny'yi defansın ortasında oynatması çok yanlıştı. Çizgi defansta görev yapan iki oyuncu arasında uyum yoksa işler büyük ihtimalle kötüye gider. Bana göre İbrahim Toraman defans bloğunun sağında da başarılı olamaz. Denizli'nin bu tercihi de yanlıştı.

HOLOSKO HİNT KUMAŞI MI?
İşte Denizli'nin yukarıda anlattığım yanlışları eleştirilir; Holosko'yu kulübede tutması değil. Kayseri (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Kayseri) ve Bursa deplasmanlarında Beşiktaş üretkenlik sağlayamadığı gibi hiç gol atamadan 5 puan kaybetti. İkisinde de Holosko oynuyordu ne değişti. Holosko bulunmaz Hint kumaşı mı? Bugün dünya futbolunda adı çok az geçen Slovakya Milli Takımı'nda dahi ilk 11'in direkt oyuncusu değil.

Hairdesigner
02-12-08, 14:18
Suçlu MHK'dır




UEFA, Avrupa Kupaları'ndaki hakemleri iki gün önce duyururken, MHK bir hafta önce açıkladı. Bu haftaki maçlardaki düşük hakem performansı bu uygulamanın sonucudur..
http://img.sabah.com.tr/i3/sp.gif
Haluk Ulusoydöneminde hakkı yenen takımlar bangır bangır bağırıyordu. Merkez Hakem Komitesi (MHK) ne yaparsa yapsın, sorumlu Ulusoy idi. Ulusoy gitti; Hasan Doğan geldi. İnanıyorum ki; şu anda rahmetli Hasan Ağabeyim'in kemikleri sızlıyordur. Sözüm ona bir MHK var. Ne yaptıkları belli değil. Türk futbol tarihinde olmamış, UEFA'nın da özellikle Şampiyonlar Ligi'nde vazgeçtiği uygulamaya sarılıp hakemlerin açıklanmasını bir hafta önceye aldılar. Önceki pazar gecesi tüm Türkiye (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=T%C3%BCrkiye) hangi hakemin hangi maçı yöneteceğini biliyordu. Peki niye bu kararı aldılar? Halis Özkahya, Cemal Aydın tarafından aranmış ve bu yüzden hakem değiştirilmişti. Bu uygulamayla sözüm ona spekülasyonların önüne geçilmişti. Şiddetle karşı çıkmıştım. Hakemleri baskı altında bırakmak, Türk futbolunun altına dinamit koymak, ancak böyle olur. Oldu da. MHK'ye soruyorum: Bu hafta maçları izlediniz mi? Maç nasıl katledilir, gördünüz mü? Halis Özkahya çok iyi gidiyordu. Siz de diyordunuz ya; pırıl pırıldı. Ama Kayseri (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Kayseri)'de bir hakem skandalına imza attı. Bünyamin Gezer hafta içi sevgili eşiyle gazete manşetlerindeydi. Buna siz izin verdiniz. Hakemi magazinleştirdiniz. Bünyamin'in Fenerbahçe-Beşiktaş derbisindeki yönetimini nasıl buluyorsunuz? Ya Galatasaray-Hacettepe maçına ne demeli? Süleyman Abay, bir hakemin yapabileceği ne kadar yanlış varsa yaptı. Bu rezillikler, MHK'nin eseridir. "Orjinallik yapacağım" diyip hakemleri manipüle ettiniz. Bazen niyetiniz iyi de olsa, yaptığınız işler felaketle sonuçlanabiliyor. Kulağımıza çok kötü duyumlar gelmeye başladı. Özellikle Süper Lig hakemlerinin atamalarından birçok MHK üyesinin haberi bile olmuyor. Bu gizlilik niye? Hakemleri bir hafta önce açıklarken şeffafsınız da, beraber çalıştığınız kurul arkadaşlarınıza karşı niye gizem dolu ve ketumsunuz?

İŞTE MAHALLE BASKISI
Hakemler erken açıklanınca, tüm Türkiye (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=T%C3%BCrkiye) maçı kimin yöneteceğini biliyor. Mesai arkadaşları, eşi-dostu, bakkal-çakkal, herkes zaten hakem hocası. Pazartesiden itibaren "Hocam bize penaltı ver; başkasına verme! O adam kendini hep yere atar, sakın kaçırma!" gibi espriler hakemin bilinçaltını kemirmeye başlıyor. Bir de bunlara kötü niyetli insanların "toto" eylemleri de eklenince hakemler sahaya enkaz halinde çıkıyor. Zaten bu uygulama sağlıklı olsaydı, dünyanın birçok ülkesinde yapılırdı. Zaten bu uygulama doğru olsaydı, UEFA 2-3 yıl önce bundan vazgeçmezdi. Örnek mi istiyorsunuz? Yarınki Hertha Berlin-Galatasaray maçının hakemi dün açıklandı. Yani maça iki gün kala. Yıllar önce UEFA'da durum farklıydı. Günler öncesinden açıklanır ve bir sürü sakıncalar doğardı.

SEZON SONU YAPSANIZA!
Şimdi MHK'ye hodri meydan! Çok cesursanız ve bu uygulamanız yerindeyse, diğer alt lig maçlarını da önceden açıklasanıza! Ya da yüreğiniz yetiyorsa sezon bitimine doğru birkaç takımın şampiyonluğa, 3-5 takımın da düşmemeye oynadığı son haftalarda yine aynı uygulamayla bir hafta önce bütün hakemleri kamuoyuna duyursanıza! Ama yapamayacaksınız. Hakemleri yazboz tahtasına çevirip manipüle eden, Ulusoy döneminde kara listeye alınan 4- 5 hakemin niye kafalarının kopartıldığını açıklayamayan bu MHK, Türk futboluna yakışmıyor. Oğuz Sarvan'a soruyorum? Sen, yukarıda bahsedilen hakemleri bitirdin. Bir de üstelik namus ve şereflerine kefil oldun. Peki o halde niye bitirdin? Siz şeffaf ve mertçe konuşmazsanız hakemleriniz de aynı sizin gibi düdük çalar. Bugün sağır sultan bile biliyor ki, hakemlikleri bitirilen bu kişiler kulüp başkanlarıyla ilişkisi olan ve yanlış işlere yöneldiği iddia edilen hakemler. Çıkın aslan gibi bunu açıklayın. Aksi halde komik oluyorsunuz.

Hairdesigner
03-12-08, 12:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Yiğidin hakkını vermek
Fenerbahçe ne zaman kazansa, ya Denizli'nin ya da hakemin yüzünden olur Aragones'in yaptığı hamleler de hiç görülmez. Kimse kimseyi kandırmasın...


Fenerbahçe bu sene anormal puanlar kaybetti. Galatasaray ve Beşiktaş'ı yendiği için de zirveden kopmadı. Bu maçlarda büyütülecek bir şey yok. Son yıllarda olduğu gibi ezeli rekabetlerde ezici üstünlük söz konusu. Onun için büyük başarı diye lanse edilmeye gerek yok. Çünkü büyük başarı sezon sonunda elde edilecek başarıdır. Aragones, Beşiktaş maçında Selçuk'un önüne 3'lü orta sahayı dizerek doğruyu yapmıştır. Çift ön libero beklentili Mustafa Denizli'nin planlarını alt üst etmiştir. Bakmayın siz 1-2 pozisyonu öne sürüp "Beşiktaş çok iyiydi'' diyenlere. Alex ve Kazım'sız 9 kişi ile oynayan Fenerbahçe, sadece net kaçanlar girse Beşiktaş'ı da 5'lik-6'lık yapardı. Aslında anlatmak istediklerim bu değil. Fenerbahçe ne zaman galip gelse, ya Skibbe'nin ya Denizli'nin ya da hakemlerin yüzünden olur. Yani Fenerbahçe hiçbir şey yapmaz. Sezon başından beri benden fazla kimse eleştirmesin ama Aragones'in yaptığı hamleler de hiç görülmez. Yiğidin hakkı yiğide asla verilmez. Halbuki Beşiktaş yenmiş olsa Denizli'nin muhteşem taktiği günlerce sayfaları süsler; Holosko'yu, Bobo'yu, Tello'yu Kadıköy'de oynatmamasının ne kadar akıllıca olduğu sayfa sayfa yazılırdı. Bunun böyle olacağını hepimiz biliyoruz, o yüzden kimse kimseyi kandırmasın. Fenerbahçe hakkında iyi şeyler asla yazılmaz. Korkmayın arkadaşlar. Bu kulüpte güzel şeyler de yapılıyor, onları söyleyin, onları da yazın. Vicdanınızı biraz olsun rahatlatın. "Fenerbahçe şampiyon da olsa, çeyrek final de final de oynasa olumlu şeyler yazmamak için yeminliyim, birilerine sözüm var'' diyenler sınıfındaysanız, yapacak bir şey yok. Galibiyetlerde "Fenerbahçe hiçbir şey yapmıyor, rakipler kötü'', mağlubiyetlerde "Fenerbahçe batıyor'' fikirleri pompalanıyor ve kamuoyu yaratılmaya çalışılıyor. Bu çok net ortada. Yoksa siz hâlâ "Neden durup dururken futbolcular yönetim yuhalanmaya başladı'' diye merak mı ediyorsunuz! Yapmayın yahu o kadar saf olamazsınız.

Hairdesigner
03-12-08, 12:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Sermaye tükendi

Beşiktaş'ı yere göğe sığdıramayanlara karşı bu sütunlarda hep mesafeli durmuştuk. Onlara göre Beşiktaş ligin tartışmasız en iyi takımıydı. Biz ısrarla "Bu takım hiçbir ciddi maçı kazanamadı. En ciddi maçını ise henüz oynamadı" diyorduk. En ciddi maç F.Bahçe ile oynandı ve Beşiktaş'ın röntgeni tüm ayrıntılarıyla ortaya çıktı. Sonuçlar şöyle: 8 puan fark yapıp devre dışı bırakılacak bir rakip, Beşiktaş'la olan mesafeyi iki puana indirdi ve şampiyonluğa ortak oldu. Elinde bol miktarda golcüsü olan Beşiktaş'ın defansta ve orta alanda "en zayıf büyük" olduğu belgelendi. En önemli savunma oyuncuları İbrahim Toraman, Zapo ve Gökhan Zan'ın yandan ve geriden atılan toplarda ne kadar yetersiz kaldıkları Kadıköy'deki 2 golle kayıtlara geçti. "Forvet zenginliği" yanında "Savunma fakirliği" çeken Beşiktaş'ın bundan sonraki derbi maçlarında aynı sıkıntıları yaşayacağı doktor raporuyla resmileşti. Örnek mi istiyorsunuz? Sivok, Beşiktaş'ın en önemli oyuncusu. Adeta bir joker. Savunmada "kusursuz stoper" oynayabiliyor. Ön liberoya koyarsanız orada da herkesten daha iyisini yapabiliyor. İşin hazin tarafı şu... Sivok'u savunmaya alırsanız orta saha çöküyor. Ön liberoya koyarsanız defans "evlere şenlik" oluyor. Demek ki Beşiktaş hepsini oynatamadığı forvetlere sahipken savunma ve orta sahada "Bedava kömür" yardımına muhtaç bir yoksulluğa terk ediliyor. Cisse denen "vurdumduymaz" biri var. Oynamak için hiçbir çaba göstermezken peş peşe kart görüp kenarda dinlenmeyi tercih ediyor. Yazıyı şöyle bağlayalım. Beşiktaş Mustafa Denizli gibi bir büyük hoca ile 7 maçta 10 puan kaybedip sermayeyi tüketti. Beşiktaş yönetiminin yapması gereken "Acil" bir hamle var. Ara transferde biri savunmaya, öteki orta sahaya iki, adam gibi adam bulmak. Kimse kimseyi kandırmasın... Rakipler kötü gitmedikçe bu kadro ile şampiyon olunamaz.

Hairdesigner
03-12-08, 12:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1700.jpg Saçı kestirmekle olmuyor Melo!

Carmelo Anthony, 2003 NBA Draftı'nın gözbebekleri arasındaydı. Kendi sınıfının oyuncuları (LeBron ve Wade) ivme yakalarken Melo ise skandallarıyla gündeme geldi. Olimpiyatlarda kazandığı bronz madalyayı göle atması, uyuşturucu skandalı ve MSG'deki meşhur kavgada Mardy Collins'e attığı sinsi yumruk kariyerinin hep tartışılmasına sebep oldu. Melo, yeni bir başlangıç için sezon başında saçlarını kazıttı. Ancak kariyerinin en düşük sayı ortala masının (19.9) ve şut yüzdesinin (% 39) önüne geçemedi. Melo, öncelikle kafa yapısını değiştirmeli.

Hairdesigner
03-12-08, 12:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1273.jpg Gülen yüz!

Hücum futbolu ve sürpriz severliği ile bilinen Mustafa Denizli, üç günlük acemi teknik direktörün yapabileceği yanlışa girince, "Bu kez şapkadan tavşan çıkaramadı" dendi. Elbette çıkaramazdı. Çünkü Denizli sihirbaz değil, teknik direktördü. Ama Denizli gibi deneyimli bir teknik direktör, ağır silahlarını almadan cepheye gitse de savaşı kazanacağı yanlışına düşüyor! Rodrigo Tello (Sakatsa 18'de olmasının takıma yararı nedir? Yerine sağlam futbolcu almayarak Aragones'e 3 puan ikramında bulundu) Holosko, Bobo'yu kulübede oturtmak, Nobre gibi rakibin en çekindiği golcüyü oyundan almak, yenilgiye yaldızlı davetiyedir! Fenerbahçe'ye verilen galibiyet davetiyesindeki imza, Mustafa Denizli'dir... Kendine çok güvendiği için 6 maçta 10 puan yitirmesine karşın yüzündeki gülücükleri eksilmeyen, umut ve inancını yitirmeyen Denizli, yaptığı yanlıştan ders almaz 9 golün 5'ini "duran" toplardan yiyen savunmayı toparlayamazsa gülen suratının somurtmasını engelleyemez... Hücum futbolunun öncüsü Denizli'ye, Fenerbahçe karşısındaki "korkak" futbol, eleştirilere kızsa da yakışmadı...

Delgado yetersiz
Beşiktaş'ın Mustafa Denizli ile sistem ve taktiksel değişimler geçirdiği bir gerçek. Bu girişimler sürecinde 'iyi oyunun', sürekli olmamasının nedeni orta alandaki etkinliğin yetersizliğidir. Yetersizlikte şimşekleri en çok çeken iki "kısır" yabancı ise 10 dakika arayla gördüğü iki sarı kartla takımı 10 kişi bırakan Edouard Cisse ve Matias Delgado. Özellikle Arjantinli, neden yetersiz? Bu sorunun yanıtını Delgado'nun kendisi veriyor: "Ben lider oyuncu değilim, takımı sırtlayamam, tek başıma maç alamam..." Bu itiraf bana göre bir futbolcunun özgüven zayıflığıdır ve Mustafa Denizli, özgüveni zayıf bu futbolcusunda ısrar ediyor. Bu ısrarın nasıl sonuç vereceğini zaman gösterecek...

Hairdesigner
03-12-08, 12:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Lider ama!..

Trabzonspor'un 13 haftalık karnesini yorumlamak bugün için futbolumuzun en zor işlerinden biri. Kazanıyor ama beğenilmiyor, lider ama orada duracağına emin olanların sayısı az. Trabzonspor fikstür avantajı ile lider demek kolay değil. Rakipleri birbiriyle oynarken Trabzonspor, Bank Asya Ligi fikstürünü takip etmiş değil. Onun yendiklerine puan kaybeden çok. Çok zor ve zor maçların birçoğunu oynayarak lider olmuş, lider kalmış bu takım. Bundan sonra da birçok zor ve bir zor maçı var 17 haftayı tamamlamak için. Lig başladığında "zor yenilir" dediğimiz Trabzonspor gerçekten ligin en az yenilgi gören takımı. Aslında en çok galip gelen takımı da. Ancak yine de "yenilme değil yenme sorunu var" diyebiliyoruz. Zira 4 kritik maç oynamış ve hiçbirini kazanamamış Trabzonspor. Ama yenemediği bu takımlara toplam 18 puan fark atmış. Fener'den de 5 puan yukarıda. İlk yarıyı en kötü ihtimalle zirve ortağı olarak bitirmesi kuvvetle muhtemel.

Nasreddin Hoca fıkrası gibi
Öte yandan, kötü oynarken kazandı diye eleştirenlerimiz, puan kaybederken "ama çok iyi oynadı" diye övenlerimiz, ilerisi için umut taşıyanlarımız var. Herkesin haklı olduğu bir Nasreddin Hoca fıkrasına döndürdü bordo-mavili ekip işi. Beşiktaş ve Sivas maçlarının ilk yarılarındaki performans hakikaten doyurucu, umut verici. Bir de şu soruyu soralım kendimize: Ligdeki en yakın rakibine en iyi oyununu sergilediği Avni Aker'deki kupa randevusunda bile yenilen bir takım için ümitli olmak doğru mu? Aslında yeni kurulmuş bir takım olarak zamanın Trabzonspor'un lehine işlemesi doğal. Ara transferde bir iki eksiğini tamamlaması da. Belki daha kestirme ve ekonomik yol şu: İcraat beklenen oyuncuların sadece yarısı bile düzelse bayağı fark yaratılabilir. Yattara, Gökhan, Colman, Selçuk'tan herhangi ikisi birlikte her maç üst düzey performans gösterse gol sorununu aşmak mümkün olabilir. Trabzonspor sahada bir takım, ancak genel anlamda bir kurum. Geniş bir camiaya, köklü bir geleneğe sahip. Ve şampiyonluk denen şey için 2 şey alalım temelde: Gelenek ve yetenek. Yeteneği, aktüel birikimi ne olursa olsun, geleneği olmayan kulüplerin lig şampiyonluğuna ulaşması imkânsıza yakın bir olasılık bu ülkede. Ama Trabzonspor ulaşabilir. Geleneğine sadık kalır, eldeki mevcut yeteneklerini en iyi şekilde kullanabilirse. Ve tabi daha önce çok acısını çektiği başka bir ülkesel geleneğe, "engelleme" geleneğine takılmazsa..

Hairdesigner
03-12-08, 12:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Polat daha ne bekliyor
Tribünler bomboş, Skibbe ile olmadığı belli ama Skibbe hâlâ niye orada duruyor anlamıyorum... Arıca baştan beri bir takım şeylere kızmış, Lincoln'ün hareketine patladı. 'Dalga geçilmesi' diye bir şey yok... Kalli, Galatasaray'dan kovulmadı mı? Kaçarak Türkiye'den ayrılmadı mı? Ne faydası olacak?


Sibbe'nin gönderilmesi beklenirken Polat yönetimi herkesi şaşırtan bir manevra yapıp Skibbe'yi yine korudu ama bu defa da üzerine Kalli'yi getirdi. Kalli'nin teknik danışman olarak gelişi Galatasaray'ı nasıl etkiler?
Kalli, Galatasaray'dan kovulmadı mı? Kaçar gibi Türkiye'den gitmedi mi? Kalli'nin Galatasaray'a ne faydası olacak. Al birini vur ötekine!.. Kalli, Adnan Polat'ın dediği gibi altyapıyı düzenleyecek bir danışman olarak fevkalade işe yarar. Kalli'nin kariyerini, bilgisini katiyen inkâr etmiyorum. Bilfiil işin başına geçemeyeceğini, bu yapıya, bu güce sahip olmadığını gösterdi geçen sene... Alt yapının danışmanı; tamam. http://www.fotomac.com.tr/2008/12/03/im//A0C7C1692F69C6479EF8AF68y.jpg

_Sonradan getirilmiş bir teknik danışman, teknik direktör ve takım üzerinde bir baskı yaratmaz mı?
Geçmişte biz bunu Mustafa Denizli ve Derwall olarak yaşadık. Derwall'ın herhangi bir baskısını görmedim hiç. Mustafa Denizli de görüşlerini istediği gibi söylüyordu.

_Metalist'e yenilen Galatasaray, kazandı ama Hacettepe karşısında da sıkıntılı anlar yaşadı.
Olmadığını herkes görüyor, biliyor. Çocuklar bile biliyor ama 'Skibbe niye orada duruyor' bilemiyorum. Bu sırada tren de kaçıyor. Şu Hacettepe, İstanbul'da Galatasaray'ı yeniyordu. Hacettepe'nin yenmesini de bırak tribünler bomboş. Taraftarı Galatasaray'a küsmüş. Galatasaray yönetiminin niyeti nedir, bilmiyorum. İlle tren kaçsın ondan sonra mı değiştirecekler?

ZOKO KAYBOLDU
_Süleyman Abay verdiği kararlarla maçın önüne geçti. Özellikle penaltıyı vermesine karşılık, kimin elle dokunduğunu görmemesi ve yanlış kişiye sarı kart göstermesi ilginçti!..
Televizyonun başında eli göremedik. Sonra televizyonun yavaş çekimlerinde gördük ki Zoko topu elle kesmiş. O anda kafaya çıkan Servet görmemiş, yerine dönüyor. Servet'i de biliyoruz; elle aldığını görse dağıtır orayı, yıkar. İki tane sarı kart görecek kadar isyan eder. Galatasaraylı hiçbir futbolcu görmemiş. Ümit Karan sarı kartın kendisine çıktığını zannediyor, 'Ben dokunmadım' diye yemin ediyor hakeme. Bir tane Galatasaraylı farkında değil. Seyirci farkında değil, tribünler farkında değil, televizyon başındakiler farkında değil. Farkında olan bir tek hakem. Nasıl gördü, nasıl süzdü bilemiyorum!.. Ama kabak gibi bir penaltı. Peki penaltıyı süzüyor hakem de Zoko'yu nasıl süzemiyor? Adamın eli siyah!.. Nasıl oluyor da bir beyaz adama sarı kart çıkarıyor! Bunu anlamanın imkânı yok. Hakem diyemez 'Ben Teli'ye itiraz ettiği için sarı kart verdim.' Penaltıyı işaret etmeden kartı çıkarıyor, sarı kartı çıkarıyor, sonra 'penaltı' diyerek yürümeye başlıyor. O sırada itiraz falan yok. O yüzden Ümit kendisine çıktığını zannedip korkuyor. Yani o sarı kartın topu elle kesene çıkarıldığı kesin. Ama Zoko'ya değil, Teli'ye çıkarıyor. Bunu anlamanın imkânı yok. Yan hakem mi penaltıyı söyledi ama Zoko'nun yaptığını söyleyemedi bilemiyorum. Dikkat edin o civarda Teli var. Uyanık Zoko anında kayboldu ortadan. Topu elle kesip anında kayboldu ortadan. Teli kala kaldı ortada. Kulağına 'el var hakem bey' diye yandan fısıltı gelince, en yakınındaki Teli'ye kartı çıkardı. Ben penaltıyı yan hakemin verdiğini tahmin ediyorum.

KURALLARI BİLMİYOR
_Toroğlu'nun kural hatası olduğu yönünde bir iddiası vardı.
Erman Toroğlu her bir şeye kural hatası diyor. Kendisi kuralları bilmediği için. 'Kural hatası nedir' bilemiyor. Biz onu Kale Arkası'nda da çok tartıştık, atv'de beraberken. Hakem hatası başka bir şey, kural hatası başka bir şey.

_Lincoln maç sonunda topu fazladan sektirince Arıca'nın büyük tepkisini çekti. Yanlış bir hareket miydi?
Bana öyle gelmedi maçta. Erdoğan Arıca niye kızdı anlamadım sonra tekrarında gösterildiği zaman fark ettim. Erdoğan Arıca baştan beri bir takım şeylere kızmış, o harekete patladı. Hacettepe ile dalga geçilmesi diye bir şey yok. Vakit geçirmeyle alakalı bir şey.

Hairdesigner
03-12-08, 12:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1260.jpg Kalli, Skibbe'nin kalkanı mı?

G.Saray'ın fiilen 3 hocası var. 2'si şampiyonluk yaşamış, 1'i henüz böyle bir zevki tatmamış. Peki direksiyonda kim var? Tecrübesiz Skibbe. Şampiyonluk yaşayan ve yaşatan Feldkamp ile Cevat Güler ise karar mekanizmalarında yoklar. G.Saray gibi bir kulüpte böyle bir durumu anlamak da pek mümkün değil aslında. Çünkü Skibbe'nin yetersizliği artık tescilli. En azından G.Saray yönetimi açısından durum bu. Yardımcılarını değiştirdiler olmadı, bu kez de başına danışman getirdiler. Başkan Adnan Polat, "Kalli, Olympiakos ve Benfica'yı izledi, en iyi 2 maçımızı onlara karşı oynadık" diyerek Feldkamp'ı göreve çağırdı. Hertha'yı da Kalli izlemiş, kerametini bu akşam göreceğiz. Polat'ın bu sözleri bile Skibbe'yi yetersiz bulduğunu ilan ediyor. Üstelik göreve çağırdığı adam, "Çekip gitmesini içime sindiremedim" dediği Kalli... Geçen yıl yaşanan kadro dışı olaylarıyla ilgili başkanın açıklamalarını Zaman gazetesindeki yazısında yalanlayan Kalli. Bir nevi denize düşenin yılana sarılması olayı yani... Hatta Polat'ın daha da ileri gittiği ve Hacettepe maçının devre arasında, "Ne yapıyor bu hoca, 10 kişilik Hacettepe'ye karşı da tek forvet mi oynayacağız? Söyleyin çift forvete dönsün" talimatını ilettiği söyleniyor. Eğer öyleyse Skibbe kalıcı demektir. Çünkü teknik direktörcülük oyunu keyifli bir oyundur. Herkesin hayalidir. Hele ki bir önceki sezonda "başarılı" olduysanız. Benim Hacettepe maçı sonrası anladığım şu: Mesele Skibbe'nin tazminat meselesi değildir...

Hairdesigner
03-12-08, 12:47
ÇİÇEK ABBAS'LAR
02.12.2008 Biri Fenerbahçe'nin, biri Galatasaray'ın file bekçisi..
Tamam ama bu büyüklükte camialara yakışmayacak nitelikteler..
Üst sıra takım kalecilerinin yapmayacakları hataları yapıyorlar..
Bazen çok ekstra bir pozisyonu çıkartıyorlar, ardından halı saha kalecisinin dahi çıkartabileceği şutu ağlarında görüyorlar..
Galatasaray'da Emre, Meira ve Servet'li duvar, Fenerbahçe'de Edu ve Lugano'lu savunma hattı..
Ellerindeki fırsatın değerini bilmiyorlar.

Öncelikle 'minibüs şoförü' adayım Volkan'dan söze girelim.
Ankaraspor, Arsenal, Porto ve Beşiktaş maçlarında öyle garip hareketler yaptı ki.. Çıkıp almak istediği topları elinden kaçırıp, rakibin önüne hediye etti.. Rakibin aklından geçmeyecek işlere imza attı.
Kendisine çok güvenen, ama güven duyulmayan Volkan..
Boğazındaki ilginç aksesuarıyla 'kaleci' diyesiniz gelmiyor..
Çiçek Abbas'tan farkı yok..
En iyi yapmaya çalıştığı iş, oyunu ağırdan almak..
Hatta onu da beceremiyor, sarı kart görüyor..
Bu kadar ağır vasıta birisi Fenerbahçe kalesinde..
Yerine aday olmadığı için, minibüsün şoför koltuğunda oturmaya devam ediyor.. Sarı-lacivertliler yerine isabetli birisini getiren kadar bu performansıyla sağ şeritten daha çok gidecek gibi..

Ve diğer ‘Abbas'ımız, De Sanctis..
Ya kardeşim rakibin kaleyi bulan şutu 1 tane olur da..
Senin yediğin gol neden aynı sayıda...
Galatasaray savunması pozisyon vermeye korkuyor..
Metalist maçında Servet bir hata yaptı..
Ardından eksik kalmayayım dedin, sen de topa çıkmak isterken ayağın kaydı..
Takımının da ayağını kaydırdın..
Volkan'a da, sana da şaşırıyorum vallahi..
Milli Takımlar size kalelerini teslim edebiliyorsa,
Demek ki ya kaleci yetişmiyor ya da size göz yumuluyor..
İkiniz de Avrupa'da mücadele eden takımlarımızın kalesini korumaya yakışmıyorsunuz..
AYAKSIZ TOPÇULAR
Turkcell Süper Lig'de forvet hattında oynayan bazı futbolcuların beyni ayaklarına hükmetmiyor.. Girdikleri sayısız pozisyonlar, kaçan dünyalarca gol fırsatı.. O anı yakalamak için çalışan 10 tane arkadaşının tüm emeklerini heba eden 'ayaksız' lardan bahsediyorum.. Trabzonspor'dan Umut Bulut, Eskişehirspor'dan Süleyman Youla ve Sivasspor'dan Pini Balili..
Beyni ayaklarına hükmetmeyen oyuncular sıralamasında ilk üç sırayı alan isimler.. Çok süratlisiniz, önünüze atılan toplara müthiş hamleler yapıyorsunuz. Ama, ama, ama.. 7.32 metrelik çerçeveyi nasıl tutturamıyorsunuz siz? Aşık mısınız?
Kocaman kale, bir kaleci ve sen..
Tek bir şey kaldı geriye..
Filelere göndermek..
Ama bu 'ayaksız' forvetler son vuruşu beceremiyor..
İğne deliğinden geçirin demiyoruz ki!!
Şu meşin yuvarlağa muhteşem ayağınızla vurun diyoruz...

Aklım vallahi, billahi almıyor..
Bir hafta boyunca, her gün idmanlara çıkıyorsunuz..
Allah'ın her günü topla çalışıyorsunuz..
Sahaya çıktığınızda niye ilk defa top görmüş gibi şaşırıyorsunuz..
Farklı bir atmosfer mi bu?
Koş, çabala, pres yap, topu kap, pozisyona gir, şuuuuuutt ve...
Ve....
Bu kadar..
İnanılmaz bir gol kaçtı...
Aut!!
Bravo size. Zoru başardığınız için bravo..
Bu yetenek herkese nasip olmaz..
Muhteşem üçlü, taraftarının saçını başını yolmaya devam ediyor..
Zaten böyle gelmiş böyle gider..
Tek bir şey var yapacakları!
Oyunu ayağınla değil, AKLINLA OYNA!!

CEZA TAHTASI: BALIK BAŞTAN KOKAR
Oğuz Sarvan, Ankaragücü - Fenerbahçe maçının hakemini değiştirdi...
Milat o gündü zaten..
Ne olduysa ondan sonra oldu..
Hakemlerin aklı fikri de değişti.
Ne karar verdiklerine kendileri de inanamıyor..
Yanlış kartlar, yanlış kararlar...
Yanlışlar, doğruları da götürüyor beraberinde..
MHK da çaresizce yaptıkları hatanın filmini izlemek zorunda kalıyor..

Kayserispor - Trabzonspor, Fenerbahçe - Beşiktaş ve Galatasaray - Hacettepe maçları..
Hakemlerin kim olduğunun hiçbir önemi yok!!
Hangisi tayin edilirse edilsin, yönetim aynı olacaktı..
Maske farklı sadece..
Rahat bir maç yönetemediler ki..
Birine penaltı çalsa, öbürüne de çaldı..
Birine kart verse, öbürüne de..
Yeter ki, eleştirilmesinler diye...
Ama..
Mahalle baskısına yenik düşüyorlar..
Bir işten keyif almıyorsan, tadını çıkartamıyorsan, 90 dakika bitsin de gidelim mantığıyla düdüğü çalıyorsan... Hata yapmaya mahkumsun demektir.

Balık baştan kokar..
MHK objektifliğini yitirmiş, hakemlerden tarafsız yönetim bekliyoruz..
Ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar fakat, biliyorlar ki ne yapsalar eleştirilecekler.. Faulü yapana değil, el işareti yapana kart veriyorlar.. (İkisine verilmesi gerekirken)
Elle oynayana değil, alakasız birisine kart çıkıyor.. 10 dakika sonra da oyundan atılıyor.. Cisse iki faul yapıyor, oyun dışında kalıyor..
Hakemlerimiz şaşkın tavuktan beter konumda...
Onların başındaki yetkili merci MHK ne durumda artık siz düşünün..

Hairdesigner
03-12-08, 12:48
Galatasaray şampiyon olamaz
02.12.2008
Galatasaray denildi mi akla artık sakatlık geliyor... Bu ne kadar acı bir durum... Anlayamadığımız durum sakatlıkların bu kadar uzun sürmesi ve sık olması. Galatasaray sağlık ekibinde bir problem var, ama nedir bilinmiyor. Bir takım da bu kadar sakat olması düşündürücü. Sakatlar kervanına son olarak Ümit Karan da eklendi. Serkan Çalık hala yeşil sahalara dönemedi. Linderoth'un sakatlığı öyle büyük bir sorun oldu ki, artık bu oyuncu gözden bile çıkarıldı. İsveçli oyuncu büyük ihtimalle devre arasında yolcu... Emre Güngör ile Barış nihayet takıma kavuştu. Bir başka sakat isim ise Uğur Uçar... Geçen sene sağ bekte fırtına gibi esen Uğur, bir türlü rehabilitasyon sürecini tamamlayamadı. Galatasaray'da bu duruma el koyan bir isim olmaması da ayrı bir düşündürücü durum ama Galatasaray'da hangi iş doğru gidiyor ki, bu da gitsin diye düşünmek en mantıklısı galiba... Özhan Canaydın yönetiminin başarısız bulanlar, bu yönetimi çok seviyor olmalı. Galatasaray'da sorun sadece sakatlık da değil. Teknik direktör Skibbe halen takımda tutuluyor. Geçen sezon kapı dışarı edilen Feldkamp ise Skibbe'nin üstünde teknik danışmanlık yapıyor. Bu durumu hadi Skibbe içine sindiriyor ve Galatasaray'da devam ediyor. Peki Feldkamp nasıl bu görevi kabul etti... O nasıl bu durumu sindiriyor merak etmemek elde değil. Peki yönetim her yaptığı yanlışın üzerine yeni bir yanlış daha nasıl ekleyebiliyor, bunu da anlayabilmek mümkün değil. Galatasaray bu kadar kötü yönetilirken ne Avrupa'da bir başarı elde edebilir, ne de Türkiye'de şampiyon olabilir.

Hairdesigner
06-12-08, 18:02
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Hakem rezaleti

Fenerbahçe kendisine ters gelen Denizlispor karşısında hakemin saymadığı iki net gole rağmen 1-0 galip gelerek kötü talihini döndürdü. Hakem Aytekin Durmaz berbat bir yönetim göstererek, Denizlispor değil, Faulspor'un her futbolcusunun defalarca yaptığı sert hareketlere bazen es geçti bazen faul çaldı ama sarı kartını çıkaramadı. Bu da ev sehibi takımın işine geldi ve Fenerbahçe'yi sert hareketlerle durdurup, gol atmasını değil gol pozisyonuna girmesini bile engelledi. Nitekim ilk devre sarı-lacivertlilerin kalecide kalan zayıf vuruşlarıyla ve Volkan'ın son dakikada çeldiği bir şutla sona erdi. İkinci devrede Vederson'un yerine Emre, Josico'nun yerine de Deivid oyuna girdikten sonra Fenerbahçe maça ağırlığını koymaya ve sağlı-sollu ataklarla Faulspor'un kalesini yoklamaya başladı. 60. dakikada Emre'nin nefis aşırtma vuruşuyla durumu 1-0 lehine çevirdi. 1 dakika sonra Güiza'nın ofsayt olmayan pozisyondan attığı golü, yan hakem Erhan Sönmez yanlış bir kararla iptal ettirirken İspanyol oyuncuya da haksız bir sarı kart çıktı.

Cezadan kurtuldu
Çok yorulan ve sert hareketlerle durdurulan Gökhan'ın da yerini Önder'e bırakmasından sonra Fenerbahçe sahalarda görünmeyen bir gol iptali kararıyla karşı karşıya kaldı. 79. dakikada Deivid'in 40 metreden savurduğu sert şut üst direğe çarpıp yarım metre kadar kale içine girip ters falso alarak üst direğe çarpıp çıkmasına sahada görmeyen iki kişi vardı. Aytekin Durmaz ile yardımcısı Erhan Sönmez. Maçın bu skorla bitmesi sanırım bu iki beceriksiz hakemi çok ağır cezalardan da kurtarmıştır. Son dakikalarda Alex ve Deivid'in kaçırdığı iki golden sonra maç sarı-lacivertli takımın 1-0 galibiyetiyle sona erdi.

Hairdesigner
06-12-08, 18:02
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Gece lambası

Dünkü maç, futbol adına hiçbir şeydi. Fenerbahçe'nin ikinci deplasmanı kazanması adına çok şeydi. Ama ikinci yarıda Deivid'in ayağından çıkıp, kale çizgisini geçen bir top var ki... O top gece lambasıydı... Hakemliğin zavallı yüzünü bizlere gösteren.



***

Dün Denizli'de birbirinin oltasına yem olmaktan korkan iki takımın berbat futbolu vardı. Maçın 45. dakikasında Volkan'ın çıkardığı pozisyon olmasa, tribünlerin uyuması için neden çoktu.



***

Bireysel beceriler tartıldığında dağlar iki takım arasında dağ gibi fark vardı ama... Koca Fenerbahçe takımındaki futbolculara baktım. Formalar üstlerinde ruhlar kayıp, Sanki ekonomik krizde, elektriği, suyu kesilen aileler gibiler. Ne defanstan adam gibi top çıkıyor, ne orta alan pozisyon üretiyor, ne de forvet, rakibi didikleyecek hamleler yapıyordu. İlk yarım saatte, rakip kaleye tek şut.



***

Son maçların görkemli adamı Gökhan Gönül'ün bile elden ayaktan kesildiğini gördüm. Şaşırdım. Bir haftada bu takımı nasıl bir düşünce gücü ele geçirdi de, Fenerbahçe bu hale geldi diye şaşırdım. Ama Josico'ya şaşırmadım. Bu adam, PAF takımına karşı oynatılsa bile, alınacak verim ortada. Samanlıkta iğne bulabilirsiniz, Josico'da futbol üretimi bulamazsınız.



***

Tek başınayken bile çoğul haline alıştığımız Alex'teki azalmaya baktım. Kazım'daki keyfine kahyalık etmekle, Denizlispor'un sol yanını yıpratmak arasındaki gezintisine baktım. Denizlispor'da sol ayaklı ince işçilerin, gösteri sanatına eşlik etmelerini izlerken. "Bunlar kazanmaya değil, ara transfer için vitrine çıkmış" diye söylendim. Fenerbahçeli futbolcuların, bazen birkaç dakikalık top çevirmece oynadıklarını görünce de, "Bunlar pozisyonlarla şakalaşıyorlar" dedim. İlk yarıdaki futbol harabesinden kesitlerdi izlediğimiz.



***

İkinci yarıda Emre ve Deivid hamlesi, Aragones'in yanlışından dönme hamlesiydi. Her şeye rağmen bu hamleyi, deplasmanlarda yenilmeyi öğrenmiş bir teknik adamın, kazanmaya acemi kalmadığını gösteren bir hamle olarak kabul ettim. Emre hamlenin şahıydı. Gecenin de vuruş ustası. Güiza'ya baktım da... "Bir golle göğsüne kurdele takılan kral, dün gece boynuna siyah bir çelengi hak etti" dedim. Kimse kusuruma bakmasın. Denizlispor defansı golü yiyene kadar piknikte gibiydi. Bu takım düşmesi muhtemel takımlardan biri.



***

Gelelim, gözlerimde dondurduğum görüntüye... Deivid'in vuruşu gol. Hem de muhteşem bir gol... Hem Denizlispor'a, hem de hakeme atılmış bir gol. Hem Futbol Federasyonu'na, hem de Merkez Hakem Kurulu'na atılmış bir gol. Dün gece o pozisyona bakarken, adalet adına utandım. Hakemlik adına utandım. Utancın adını gurur koyacak değilim ya...



***

Çarşamba gecesi Dinamo Kiev maçı var. UEFA Kupası'na kalması bile mucize olan bir takımda, futbolcular UEFA Kupası'nı kazanmaktan söz ediyor. Hayal tamircisi olmakla, gerçeklerin bekçisi olmak başka bir şey. Çok merak ediyorum, bu gitmeyen otomobili, daha nereye kadar itecekler?

Hairdesigner
06-12-08, 18:03
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1267.jpg Aytekin durdu!

Futbolun bu kadar isteksiz oynandığı bir maç seyrettik. Denizlispor'un, Fenerbahçe'ye nazaran biraz daha parlak göründüğü ilk devrede eğer kayda değer tek bir pozisyon olduysa vah futbolumuzun haline, vah ki vah! O da 45'te Denizli, Fener filelerini havalandırmak üzereyken Volkan'ın iyi bir refleksle topu çelmesiyle yaşandı. Aksi halde sarı-lacivertliler soyunma odasına boyunları bükük gireceklerdi. İkinci yarıda teknik adamların maça müdahalesini beklemeye başladık. Bu yarı boyunca Fenerbahçe rakibini zorlamıyor, Denizli defansının ne arkasına ne de arasına top indiremiyor. Ceza sahası dışından çerçeveyi bulan doğru dürüst şut bile atamıyordu. 58'de Aragones iki değişikliğe giderek oyunda hamle yapmak istedi. Ve Vederson'u Emre'yle, Josico'yu da Deivid ile değiştirdi. Bu hamle 60. dakikada meyvesini hemen verdi. 10 sene evvel Türk futbolunun yıldızı kabul edilirken bugün hakarete uğrayan Emre eski şanına yakışır öyle bir gol attı ki son dönemlerde konuşarak vermeyi beceremediği cevabını böylece sahada vermiş oldu.

Bu gol verilmez mi?
Gökhan, Önder değişikliği sonrası 79'da Deivid öyle şık bir vurdu ki 35 metre civarından savurduğu füzesi sahalarımızda ender görülen mükemmel bir gol oldu. Fakat hakemler bu golü nasıl vermedi, neden vermedi sorusuna cevap bulabilmek mümkün değildi. Çünkü o top en az 60 cm içeriye girmişti. Bu golün izahını MHK bile yapamaz. Gol gibi gol değil golün kralıydı. Allah'tan bu verilmeyen golü F.Bahçe attı. Tersi olsaydı komploculara gün doğacaktı. Denizli'nin genç kalecisi Cenk'e 2. yarıda atılan 3 şutun biri gol biri sayılmayan gol biri de zorla çeldiği top olunca Fener teknik kadrosunun Cenk ile ilgili hiçbir ön bilgisinin olmadığı anlaşıldı. Yoksa bu takımın iyi skor için ona en az 20 şut atması gerekirdi.

Hairdesigner
06-12-08, 18:03
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Darısı Kiev'e

Denizli'de dün akşam bir kez daha gördük ki Aragones'in çift ön liberolu sistemi tamamen iflas etmiştir. Önünde bir çok örnek olmasına rağmen hâlâ yanlışlar içinde olan bir teknik adamı kabul etmem mümkün değil. Sezon başından beri o yanlış sistemle kafasına göre güya savunmayı sağlama alıyor. Ama Arsenal'den nasıl 5 yediğini ya da Kayseri'den nasıl 4 yediğini hesaba katmadan Ankaragücü maçında gol yemediği için "Yaşasın, deplasmanda 1 puan aldım'' diyen teknik adamın, Beşiktaş maçında yanlışından döndüğünü görünce sevinmiştik ama yanılmışız. Dün gene sahaya Josico ve Selçuk'la çıktı. İleride Güiza her zamanki gibi yalnızdı. Alex'in ceza sahası dışından çektiği iki tane etkisiz şut dışında kaleye bile gidilemedi. İlk devrenin son dakikasında Denizli'nin kaçırdığı golü o çok güvendiği çift ön liberolar değil de Volkan'ın muhteşem kurtarışı engelledi.

3-0'lık galibiyetten oldu
Herhalde çok mutluydu ki ikinci devreye de aynı sistemle başladı. Artık birileri etki mi etti ya da kendi mi düşündü bilmiyorum ama Josico'yu çıkarıp Emre'yi aldı, tek ön liberoya döndü. Hiçbir şey yapmayan Vederson'la da Deivid'i değiştirdi ve takım da oynamaya başladı. Zaten gol de hemen geldi. Arkadan iki tane daha nizami gol var. Ofsaytla alakası olmayan pozisyonda Güiza'nın akıllı vuruşu kendisine gol yerine haksız sarı kartı getirdi. Onun arkasından da Deivid'in bütün dünya televizyonlarının jeneriğine geçecek muhteşem vuruşu, ağlara çarpmasına rağmen devam kararı verilmesiyle Fenerbahçe 3-0'lık galibiyetten oldu. Son dakikalarda Denizli bir gol atsaydı, ne olacaktı? Ben söyleyeyim; o zaman Fenerbahçe'nin ligden çekilmesi gerekirdi. Eğer Fenerbahçe bu hakemlerle şampiyonluğa koşacaksa gerçekten alkışı hak edecek bir kulüp olacaktır. Hani "Fenerasyon, Fenerasyon'' diyorlardı ya, amaçlarına belki Fenerbahçe 3 puan aldığı için erişemediler. Ama bundan sonra halkın nezdinde Fenerbahçe'nin mağdur ve şampiyonluğu daha çok isteyen bir takım olduğu kanaatine herhalde varacaklardır. Neyse... Fenerbahçe önemli bir 3 puan almış ve Kiev maçı öncesi moral depolamıştır. Umarım darısı Kiev'e olur.

Hairdesigner
06-12-08, 18:04
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1346.jpg Piaro çarpsın seni

Geçen haftayı Ahmet Çakar ve yardımcısının 18 yıl sonra aklanma törenleriyle geçirdik. Tee evveli zamanlarda Beşiktaş'ın topu Fener kalesine girdi mi girmedi mi kavgası yeni icat Piaro marifetiyle çözüldü ve Çakar kamu vicdan mahkemesinden beraat etti, golmüş. Bu Piaro denen meret bir nevi futbolun DNA testi gibi. Grafik dikmeler, sekmeler, sütun santimler yardımıyla kabak gibi belli ediyor olup biteni.

* Kör olma da
Ama dün gece Fener'in Deivid vasıtasıyla attığı golü tanımlamak için "Bay Piaro'ya" gerek yoktu. Şişe dibi gözlük kullananlar hariç herkesin rahatça algılayacağı sarih bir goldü o. http://www.fotomac.com.tr/2008/12/06/im//CF3CEB38CF4E6C46A57FCF97y.jpg O zaman hakeme ve yardımcısına söyleyecek bir dize var aklımda: "Kör olasın demiyorum kör olma da gör beni."

* Gelelim maça
Denizli'de global krizden etkilenen sadece "Tekstil Sektörü" olmadı. Futbol da bu krizden nasibini aldı. İlk 60 dakika itibariyle kentte sırf dokuma, dikiş-nakış, iplik bükme, overlok, son ütü değil gol makineleri de sustu. Bu heyecan özürlü 1 saatlik zaman dilimini en güzel hangi mektep şarkısıyla özetlersin diye sorsalar hit parça belli: "Hooor sesleri ovalara yayılııır!.."

* Domino etkisi
Sonra birden Emre ve Deivid girdi hafiften yaprak kımıltısı oldu. Hatta Emre daha ısınmadan yarı balık yarı şandel bir mancınık salladı, kaleci havalarda yay gibi büklümlendiyse de nafile. Fenerbahçe'nin bu sezonki deplasman sendromu domino etkisi gibi. Takımlar, şehirler art arda ters geliyor kanaryalara. Lakin golü atıp geriye yatınca "bu defa aşacaklar" zehabı doğdu içime. Bayram ortası Ukrayna'da, Kiev karşısında da böyle oynarlarsa yüzüne faça almış bahtsız manken çocuğa dönerler valla bak.

* Ümit hoca n'aptın
Son haftalarda peşi sıra talihsizlikler yaşayan Denizli'nin hocası geçen maçta hüngür şakır ağlamıştı. 3 gol atıp sonradan 4 yiyince cin çarpmış gibi olmuştu takım. Bunun hesabını bu hafta görürler, Fener'i kendi sahalarında öyle bir evirip devirirler ki düzlüğe çıkar, şanssızlığı yenerler diyordum yanılmışım. Ümit Hoca "Çıkın oynatmayın" talimatı vermiş belli ki. Kendi oyununa yine kendi kündelendiyse başkasını suçlamasın. Onun bu pısırıklığı sezonun en "dandik" topunu oynayan Fenerbahçe'ye bile 2. deplasman galibiyetini aldırdı unutmasın.

Hairdesigner
06-12-08, 18:04
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1752.jpg Zar zor kazandı

Dün akşam 60. dakikaya kadar herkesin uykusunu getiren bir maç izledik. Zaten futbolcular sahaya çıkarken maçın böyle geçeceği belli oluyordu. Yine muhteşem ikili yan yanaydı. Selçuk-Josico zaten biri olmasa diğeri bizlere yetiyor ama hocamız "Yetmez ikisi de olsun" istiyor. Bir de bunlara ileri çıkmayı beceremeyen Vederson ile Kazım da eklenince ilk yarı pozisyona dahi girilmiyor. Aslında Denizli'nin hocası Ümit Kayıhan'ın maç öncesi yaptığı konuşmada "Biz bu maçta öyle kafayı duvara carpmayacağız" demesi, iki hocanın da bir puana razı olduğunu göteriyordu. Nerdeyse hiç pozisyonsuz koca bir 45 dakika geçiyordu. Aslında bu deplasman maçlarında kafayı duvara vurması gereken Fenerbahçe değil mi kazanmaktan başka seçeneği olmayan... Ama ne oyun düzeninde ne de futbolcuların içinde böyle bir istek var. Özellikle Alex bu maçlarda hiç yok. Artık hiçbir arzusu kalmamış, hem Fenerbahçe'nin hızını kesiyor hem de savunmada bir kişi eksik bırakıyor. Yani anlayacağınız gibi ince ince bizleri uyutuyor.

Bunu nasıl görmezsiniz
65. dakikada oyuncu değişikleri yapılınca biraz uyandık. Tabii solda Deivid. Nasıl oluyor anlamıyorum. Bir bakıyorsun 40 metreden Emre bir gol atmış. Eeee ne yapacaksın? Al Önder'i oyuna dön savunmaya, kazan. Bir de maçta gol olan pozisyonu vermeyen hakemler. Ya kardeşim, bir metre içeri düşen topu nasıl görmezler. Hadi yan hakem görmedi, hiçbiriniz de görmediniz mi? Ya kaleci arkadasım sen onun içeri düstüğünü görüyorsun. Beş dakika delikanlı ol deki "Gol bu." Ne olur bu güzel gol heba olmasın, sen de gönüllerde taht kur. Ama olmaz içimizde var ya. Neyse yine de Fenerbahçe üç puanı kurtardı. Şimdi devreye kadar bu yarı mayhoş tadı götürmek lazım. Operasyonlardan sona Fenerbahçe'nin yeni hali belli olacaktır.

Hairdesigner
06-12-08, 18:05
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Tavuk Karası

Sanırım her 2 takıma da çeyrek finale çıkmak için bir puan yetiyor, bu nedenle kimse hücum yapmıyor, al gülüm ver gülüm oynuyor." Dışarıdan bakıp bir lig müsabakası olduğunu bilmeyen birinin bu maç hakkında düşüneceği tek şey buydu ilk 45 dakika için. Artık "İyi bir Anadolu takımı" taktiği ile oynayacağını haftalardan beri yazdığım F.Bahçe'de hücuma hiç çıkmayan 2 ön libero ve 4 savunmacı beraberce, tam 6 kişi "haklı olarak!" Denizli'nin dünyaca ünlü ve Premier Lig'de bir sezonda 40 gol attığı için çok korkulan santrforu İvan'ı savunuyordu! Volkan, Fatih'in topunu çıkarmasa ilk yarıda maç yapıldığının bile farkında olamayacaktı çoğu kişi. Bir ara F.Bahçe'nin pas yüzdesini yüzde 87 olarak yazdı Lig TV. Pasların yüzde 85'ini kendi sahanda ve risk almadan yaparsan yüzde 100 de olurdu elbet.

Semih'i izle Güiza
Sonra birden Aragones'in aklına bu takımın 'büyük' olduğu ve gol atması gerektiği geldi ve Emre ile Deivid oyuna girdi. Emre de sol ayağının aslında neye yaradığını hatırlayınca, ceza alanında iş üretemeyen ve bu yapıyla da asla üretemeyecek olan F.Bahçe, ceza alanı dışından işini görüyordu. Aynısından bir tane de Deivid atıyor ama şutu 40 metreden sallayınca, yardımcıyı da çizgiden uzakta tuttuğu ve sanırım hakemimizde 'Tavuk Karası' durumları olduğu için buz gibi gol güme gidiyordu. Ne zaman "bel kıran bir çalım" atarak adam geçip, gol atacağını merakla beklediğim Güiza, bu takımın geçen sene aynı pozisyonda yine tek oynayan Semih ile gol bulduğu maçların kasetlerini izlemeli diye düşünüyordum. Kiev'de de bu şansın yanında olsun Fener. Porto'nun yanında idi ve kazanmıştı çünkü

Hairdesigner
06-12-08, 18:05
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg İşimiz zor

Aurelio gitmiş, Aragones'in ilk sezonu, tamam. İyi de Denizlispor da ikinci hocasıyla yola devam ediyor ve Yusuf gibi bir beyinden yoksun. Ayrıca Süleymanou, Gökhan Güleç gibi önemli isimlerini kaybetmiş. Yetmez, son üç-dört sezondur menajeri, hocası ve futbolcularının büyük bölümü hak ettikleri paranın yarısını bile alamıyorlar. Bu çıplak gerçeğe rağmen, kaleye organize gitmekte, hatta net bir gol pozisyonu bularak üstün görünen taraf Denizlispor'du. Neden? Çünkü az biraz korkmasına rağmen Ümit Kayıhan, Aragones'e oranla rakibi daha doğru analiz etmiş, takımını daha iyi motive etmiş. Yani, teknik direktör katkısında Denizlispor önde ilk 45'te.

Dede 6 aydır uyuyor!
Kazım yeteneklidir. Yeteneğe sempatiyle bakmak da gayet insanidir. Ama yetenekli olsa bile, eğer tutarsızsa bir futbolcu, öncelikle teknik direktörler tavrını netleştirmelidir. Sağı solu belli olmuyor ki Kazım'ın. Tanrı aşkına Gökhan- Kazım'dan ziyade, Gökhan- Deivid ikilisinin Fenerbahçe'ye katkı yapacağını bir teknik direktör 6. ayına girerken nasıl göremez. Hem de oyunun iki yönünü oynayabilen ve ofansif yönü daha güçlü Emre, Deivid ve İlhan gibi özellikli futbolcuları dururken, Kazım'a bu kadar kredi tanımak da ne oluyor. Nitekim, Emre ve Deivid'in oyuna girmesiyle, hakem birini vermese de bu iki futbolcuyla iki gol bulduğu gibi, oyunda da üstünlüğü ele geçirdi Fenerbahçe. Hayır, hakemleri eleştirmeyelim diyorum. Ama yılın golü hakem basiretsizliğiyle güme gidiyorsa, biz dünya futbolundaki yerimizi nasıl alacağız ve bizimkilere ait bu kadar bariz hatalar devam ederken, Aragones'in yetersizliğini nasıl öne çıkaracağız.

Hairdesigner
06-12-08, 18:05
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1355.jpg Altın gol

Sonucu Fenerbahçe lehine olmasa günlerce tartışılacak bir maç olacaktı. Deivid'in vuruşunun gol olduğunu 80 yaşındaki Aragones yedek kulübesinden gördü, ama yan hakem göremedi. Bu bariz pozisyonu Denizli kalecisi de itiraf edebilse son derece şık olurdu ama bunu yapmadı. Maça bakarsak, ilk yarı için konuşulacak hiçbir şey yok. Fenerbahçe koca 45 dakika boyunca hiçbir şey yapmadı. Denizlispor'un müthiş sertliğine hakem müsamaha gösterince ortaya futbol adına güzellikler çıkmadı. Devreye girerken Volkan'ın yaptığı kurtarış ilk yarıda akıllarda kalan tek pozisyondu. Volkan, bütün eleştirilere rağmen zaman zaman yaptığı lüzumsuz hareketlere rağmen son derece yetenekli bir kaleci. Volkan'ı kaybetmek çok kolay, mühim olan onu kazanmak. Maçın ikinci yarısında daha istekli bir Fenerbahçe vardı. Bu maç bir anlamda Fenerbahçe için ölüm-kalım maçıydı. Futbolcular bunun biraz daha farkındaydılar.

Kazanmak zorundaydı
Emre Belözoğlu'nun golü onun kalitesine yakışacak cinstendi. İyi bir Emre, Fenerbahçe orta sahasına çok büyük katkı yapabilir. Belki bu gol ona bir moral olur ve formunu yakalamasına katkı sağlar. Kazım ve Vederson, son derece etkisizdiler. Bilhassa Kazım, sahada hiç yoktu. Gökhan, hem sağ bek hem sağ açık gibi oynadı. Kazım'ın ona en ufak yardımı yoktu. Fenerbahçe'nin bir başka sıkıntısı da Güiza. Tamam, 14 milyon euro verdiğin bir adamı yedek bekletmek zor. Ama sağlam bir Semih, bu Güiza'yı değil 14, 114 milyon euro olsa da keser. Fenerbahçe, derbi galibiyetlerinin bir anlamı olması için bu maçı kazanmak zorundaydı. Rakiplerinin 2 hafta sonra aralarında oynayacağı maçlar da düşünüldüğünde Fenerbahçe, tarihinin en kötü başlangıcına rağmen zirveye çok yakın bir yerde devreyi kapatabilir.

Hairdesigner
06-12-08, 18:06
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg 10 numarasız asla

Şampiyonluk için elbette çok iyi bir kadroya ve karizması yüksek bir hocaya ihtiyaç vardır. Ancak bu iki faktörün yanında bir "olmazsa olmaz" daha vardır. Nedir o? Süper bir 10 numaraya sahip olmak! Dikkat edin, bu sezon şampiyonluğa oynayan dört büyük takım en çok 10 numara konusunda sıkıntı çekiyor. Lider Trabzonspor'da Colman bu boşluğu dolduramıyor. Şu ana kadar 10 numara adayı gibi oynadı. Ancak görüldü ki adayı gibi olmanın yanında, aday adayı olmaktan öteye gidemiyor. Aragones F.Bahçe'de, Alex'in pozisyonunu 10 numaranın dışına attı. Alex sanki 10 numara değil, 9 numara gibi oynadığı için eski Alex olmanın çok ötesinde görünüyor. G.Saray'da bu görev geçen sezondan bu yana Lincoln'ün üstünde. Ancak Lincoln, daha yeni yeni 10 numara olduğunu keşfetti ve Benfica maçından başlayarak Hertha Berlin zaferine doğru ilk kez 10 numara statüsünde oynamaya başladı. Böyle giderse 10 numaralar sıralamasında sezonun flaş ismi olabilir.

Delgado zorlanıyor
Gelelim Beşiktaş'a. 90'lı yıllarda üst üste gelen şampiyonlukların birçok mimarı vardı ama birincilik Şifo Mehmet'e veriliyordu. Çünkü o, süper bir 10 numaraydı. Sonra Sergen sahne almaya başladı. 100'üncü yıl şampiyonluğunu anımsayın. O şampiyonlukta başrol oyuncusu Sergen'di. Hatta o sezon Beşiktaş'ta Tümer gibi bir başka 10 numara daha vardı ama Sergen olduğu için gölgede kalıyordu. Beşiktaş'ın şimdiki 10 numarası kim? Sırtındaki numaradan da anlaşılacağı gibi elbette Delgado... Hiçbir takımın sorumlusu, durup dururken 10 numarayı herhangi bir futbolcuya vermez. 10 numara özel bir formadır ve onu ancak taşıyabilecek oyuncu giyebilir. Delgado, taşıyabiliyor mu? Antalya deplasmanı, Konya ve Kocaelispor maçlarının bazı bölümleri dışında 10 numarayı taşıyamadığı görüldü. Beşiktaş'ta fizik süper, kazanma hırsı doruk noktada. Evet, savunmada ve orta alanda kronik sıkıntılar var ama en büyük sıkıntı Delgado'nun gerçek bir 10 numara olamaması! Eğer böyle giderse Beşiktaş yeni 10 numarayı dışarıdan değil içeriden bulacak. Adını söyleyebilirim: Tello!

Hairdesigner
06-12-08, 18:06
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg ''Öksüz şehirler''

Şehirlerimizin marka değerlerinin oluşmasında, kuşkusuz o ilin spor kulüplerinin, bilhassa futbol takımlarının başta bir yer teşkil ettiğini bilmem yazmama gerek var mı? Trabzon için Trabzonspor, Gaziantep için Gaziantepspor, Erzurum için Erzurumspor, Eskişehir için Eskişehirspor çok önemli birer şehir lokomotifi değiller mi? Bu takımlar, salt futbol kulübü müdür; takımlarımız bu şehirlerimize başka alanlarda da katkı sağlamıyor mu? Bir an için, bu takımların o şehirlerde hiç olmadığını düşünebilir misiniz! Düşünmek bile istemezsiniz! Konuya böyle girdikten sonra ben tam ters istikamette, aynanın arkasındaki şehirlerimize, liglerimizde hiç takımları olmayan "Öksüz futbol şehirleri"mize değinmek istiyorum. Bu sayfalarda, ismini hiç duymadığımız; ne oluyor, ne bitiyor farkında olmadığımız; futbolsuz şehirleri yazacağızBöylece, o şehirlerimizi unutmadığımızı bir parça hissettirmiş oluruz. Niyetimiz, azıcık da olsa yürek burkup "Takımı olmamak ne acı bir şey!" dedirterek bu şehirlerimizi de profesyonel ligler için ateşlemekTabii bu tahlili yaparken içim "Cızz!" etmedi de değil. Dile kolay, tam yirmi beş ilimizin hiç bir ligde temsilcisi yok. (Bilecik, Kırklareli, Kütahya, Muğla'yı ilçe temsilcileri temsil ediyor.) FOTOMAÇ gazetesi, Platform köşesi olarak bu şehirlerin adlarını yazarak bu illerdeki seçilmiş ve atanmış şüreka'yı uyandırıp göreve çağırmayı, bir gazete ve gazeteci sorumluluğu olarak görüyoruz. İşte o şehirlerimiz: Ağrı, Amasya, Artvin, Bayburt, Bitlis, Bilecik, Burdur, Edirne, Hakkari, Kırklareli, Kütahya, Muğla, Muş, Nevşehir, Niğde, Sinop, Tekirdağ, Tunceli, Zonguldak, Karaman, Şırnak, Bartın, Ardahan, Iğdır ve Osmaniye. Yorumu siz yapın!

Hairdesigner
06-12-08, 18:06
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Nonda'ya ne oldu!

Galatasaray bazen kolayı zor, zoru kolay yapıyor. Bu sanırım hem yönetim hem de teknik bazda bir türlü istikrar yakalanamamasından kaynaklanıyor. Ligde ummadık takımlara ummadık puanlar kaptıran ve zirve adına önemli avantajlar yitiren Cimbom, bir bakıyorsunuz Avrupa'da tozu dumana katıyor. Metalist maçı da kaybedilmese UEFA kulvarındaki tüm maçları üç puanla tamamlayacaktı G.Saray. Bu küçümsenecek bir başarı değil ama işin kafa karıştıran yönü de var. İster istemez 'Neden Türkiye'de istikrarsız da Avrupa'da bu kadar istekli' sorusunu akla getiriyor. Galiba UEFA finalinin Saracoğlu Stadı'nda oynanacak olması ve Avrupa'da kendini gösterme isteği Galatasaraylı oyunculara ayrı bir motivasyon getiriyor. Dolayısıyla maçların heyecan ve coşkusu da farklı oluyor. Umarım Galatasaray'ın bu kulvardaki enerjisi bitmez de finale kadar uzanır. Neyse dönelim lige... Hacettepe engelini kayıpsız aşan Galatasaray yarın Ankaragücü'nün konuğu olacak. Emre Güngör'ün sahalara dönmesi sevindiriciydi ama Hertha Berlin maçında yine sakatlanmasını ve Ankara'ya gidememesi büyük şanssızlık.

Beraberlik kurtarmaz
Yine Sabri'nin de olmaması önemli dezavantaj. G.Saray adına avantaj olan bir tek şey var bugünlerde o da moral. Bu moral ve motivasyonla eğer Ankara'da istekli futbol sergilenirse Ankaragücü yenilmeyecek bir rakip değil. En azından kilit adamlar forma giyecek. Skibbe şapkadan sürpriz çıkarmazsa 'Bir puan garanti' diyorum ama zirve yarışında G.Saray için bir puan bence yenilgiyle eşdeğer o da ayrı bir gerçek. Biraz da Nonda'ya değinmek istiyorum. Son haftalarda kulübenin gediklileri arasına giren Kongolu golcüyü tanımak artık zor. Futbolu unutmuş olamaz bu hale gelmiş olması için mutlaka önemli bir neden olmalı. Nonda'nın Galatasaray'a geldiği ilk günlerdeki performansını ve nasıl kaliteli bir futbolcu olduğunu da biliyoruz. Skibbe'nin ona şans verdiği sürelerdeki görüntüsü içler acısı. Birileri onu ne yapıp edip tekrar futbola döndürmeli. G.Saray'ın hedefleri ortada ve bu değere de ihtiyacı olduğu da asla unutulmamalı.

Hairdesigner
06-12-08, 18:14
DERBİ FENERİ

Kime Bravo?
Fenerbahçe'ye mi diğerlerine mi?
Ligin ilk haftalarında aldığı kötü sonuçlar sonrasında Fenerbahçe'de değil başkan, değil teknik patron, taraftarın bile tribündeki koltuğu sallanmaya başlamıştı.
Ama şimdi?
Galatasaray ve Beşiktaş'ı deviren Fenerbahçe zirvenin azıcık gerisinde. Birazcık.
O'da hallolur gibi geliyor bana.
Fenerbahçe yavaş yavaş yaklaşıyor.
Önce Galatasaray'ı sonra Beşiktaş'ı puansız yolladılar.
Bakalım kalan maçlara;
28 Puanlı lider Trabzonspor; 14. hafta Kocaeli ile içerde, 15. hafta Bursa deplasmanı, 16. hafta Eskişehir ile evinde
25 Puanlı ikinci Beşiktaş; Ankaraspor ve Ankaragücü ile evinde, Galatasaray ile Ali Sami Yen'de
25 Puanlı üçüncü Sivasspor; İBB.Bld ile deplasmanda, Hacettepe ile içerde ve Gençlerbirliği deplasmanda
24 Puanlı dördüncü Galatasaray; Ankaragücü ile deplasmanda, Gençlerbirliği ile deplasmanda ve Beşiktaş ile içerde
23 Puanlı beşinci Fenerbahçe; Denizlispor ile deplasmanda, Antalyaspor ile içerde ve Konyaspor ile dışarda.
Şapkaları öne koyma zamanı diğerleri için.
Fener geliyor Fener…
Fenerbahçe sorunları hallede dursun,
Diğerleri Kral Çıplak masal kitabını bir yerlerden hemen bulsun.

Hairdesigner
06-12-08, 18:15
Galatasaray şampiyon olamaz

Galatasaray denildi mi akla artık sakatlık geliyor... Bu ne kadar acı bir durum... Anlayamadığımız durum sakatlıkların bu kadar uzun sürmesi ve sık olması. Galatasaray sağlık ekibinde bir problem var, ama nedir bilinmiyor. Bir takım da bu kadar sakat olması düşündürücü. Sakatlar kervanına son olarak Ümit Karan da eklendi. Serkan Çalık hala yeşil sahalara dönemedi. Linderoth'un sakatlığı öyle büyük bir sorun oldu ki, artık bu oyuncu gözden bile çıkarıldı. İsveçli oyuncu büyük ihtimalle devre arasında yolcu... Emre Güngör ile Barış nihayet takıma kavuştu. Bir başka sakat isim ise Uğur Uçar... Geçen sene sağ bekte fırtına gibi esen Uğur, bir türlü rehabilitasyon sürecini tamamlayamadı. Galatasaray'da bu duruma el koyan bir isim olmaması da ayrı bir düşündürücü durum ama Galatasaray'da hangi iş doğru gidiyor ki, bu da gitsin diye düşünmek en mantıklısı galiba... Özhan Canaydın yönetiminin başarısız bulanlar, bu yönetimi çok seviyor olmalı. Galatasaray'da sorun sadece sakatlık da değil. Teknik direktör Skibbe halen takımda tutuluyor. Geçen sezon kapı dışarı edilen Feldkamp ise Skibbe'nin üstünde teknik danışmanlık yapıyor. Bu durumu hadi Skibbe içine sindiriyor ve Galatasaray'da devam ediyor. Peki Feldkamp nasıl bu görevi kabul etti... O nasıl bu durumu sindiriyor merak etmemek elde değil. Peki yönetim her yaptığı yanlışın üzerine yeni bir yanlış daha nasıl ekleyebiliyor, bunu da anlayabilmek mümkün değil. Galatasaray bu kadar kötü yönetilirken ne Avrupa'da bir başarı elde edebilir, ne de Türkiye'de şampiyon olabilir.

Hairdesigner
06-12-08, 18:16
ÇİÇEK ABBAS'LAR


Biri Fenerbahçe'nin, biri Galatasaray'ın file bekçisi..
Tamam ama bu büyüklükte camialara yakışmayacak nitelikteler..
Üst sıra takım kalecilerinin yapmayacakları hataları yapıyorlar..
Bazen çok ekstra bir pozisyonu çıkartıyorlar, ardından halı saha kalecisinin dahi çıkartabileceği şutu ağlarında görüyorlar..
Galatasaray'da Emre, Meira ve Servet'li duvar, Fenerbahçe'de Edu ve Lugano'lu savunma hattı..
Ellerindeki fırsatın değerini bilmiyorlar.

Öncelikle 'minibüs şoförü' adayım Volkan'dan söze girelim.
Ankaraspor, Arsenal, Porto ve Beşiktaş maçlarında öyle garip hareketler yaptı ki.. Çıkıp almak istediği topları elinden kaçırıp, rakibin önüne hediye etti.. Rakibin aklından geçmeyecek işlere imza attı.
Kendisine çok güvenen, ama güven duyulmayan Volkan..
Boğazındaki ilginç aksesuarıyla 'kaleci' diyesiniz gelmiyor..
Çiçek Abbas'tan farkı yok..
En iyi yapmaya çalıştığı iş, oyunu ağırdan almak..
Hatta onu da beceremiyor, sarı kart görüyor..
Bu kadar ağır vasıta birisi Fenerbahçe kalesinde..
Yerine aday olmadığı için, minibüsün şoför koltuğunda oturmaya devam ediyor.. Sarı-lacivertliler yerine isabetli birisini getiren kadar bu performansıyla sağ şeritten daha çok gidecek gibi..

Ve diğer ‘Abbas'ımız, De Sanctis..
Ya kardeşim rakibin kaleyi bulan şutu 1 tane olur da..
Senin yediğin gol neden aynı sayıda...
Galatasaray savunması pozisyon vermeye korkuyor..
Metalist maçında Servet bir hata yaptı..
Ardından eksik kalmayayım dedin, sen de topa çıkmak isterken ayağın kaydı..
Takımının da ayağını kaydırdın..
Volkan'a da, sana da şaşırıyorum vallahi..
Milli Takımlar size kalelerini teslim edebiliyorsa,
Demek ki ya kaleci yetişmiyor ya da size göz yumuluyor..
İkiniz de Avrupa'da mücadele eden takımlarımızın kalesini korumaya yakışmıyorsunuz..
AYAKSIZ TOPÇULAR
Turkcell Süper Lig'de forvet hattında oynayan bazı futbolcuların beyni ayaklarına hükmetmiyor.. Girdikleri sayısız pozisyonlar, kaçan dünyalarca gol fırsatı.. O anı yakalamak için çalışan 10 tane arkadaşının tüm emeklerini heba eden 'ayaksız' lardan bahsediyorum.. Trabzonspor'dan Umut Bulut, Eskişehirspor'dan Süleyman Youla ve Sivasspor'dan Pini Balili..
Beyni ayaklarına hükmetmeyen oyuncular sıralamasında ilk üç sırayı alan isimler.. Çok süratlisiniz, önünüze atılan toplara müthiş hamleler yapıyorsunuz. Ama, ama, ama.. 7.32 metrelik çerçeveyi nasıl tutturamıyorsunuz siz? Aşık mısınız?
Kocaman kale, bir kaleci ve sen..
Tek bir şey kaldı geriye..
Filelere göndermek..
Ama bu 'ayaksız' forvetler son vuruşu beceremiyor..
İğne deliğinden geçirin demiyoruz ki!!
Şu meşin yuvarlağa muhteşem ayağınızla vurun diyoruz...

Aklım vallahi, billahi almıyor..
Bir hafta boyunca, her gün idmanlara çıkıyorsunuz..
Allah'ın her günü topla çalışıyorsunuz..
Sahaya çıktığınızda niye ilk defa top görmüş gibi şaşırıyorsunuz..
Farklı bir atmosfer mi bu?
Koş, çabala, pres yap, topu kap, pozisyona gir, şuuuuuutt ve...
Ve....
Bu kadar..
İnanılmaz bir gol kaçtı...
Aut!!
Bravo size. Zoru başardığınız için bravo..
Bu yetenek herkese nasip olmaz..
Muhteşem üçlü, taraftarının saçını başını yolmaya devam ediyor..
Zaten böyle gelmiş böyle gider..
Tek bir şey var yapacakları!
Oyunu ayağınla değil, AKLINLA OYNA!!

CEZA TAHTASI: BALIK BAŞTAN KOKAR
Oğuz Sarvan, Ankaragücü - Fenerbahçe maçının hakemini değiştirdi...
Milat o gündü zaten..
Ne olduysa ondan sonra oldu..
Hakemlerin aklı fikri de değişti.
Ne karar verdiklerine kendileri de inanamıyor..
Yanlış kartlar, yanlış kararlar...
Yanlışlar, doğruları da götürüyor beraberinde..
MHK da çaresizce yaptıkları hatanın filmini izlemek zorunda kalıyor..

Kayserispor - Trabzonspor, Fenerbahçe - Beşiktaş ve Galatasaray - Hacettepe maçları..
Hakemlerin kim olduğunun hiçbir önemi yok!!
Hangisi tayin edilirse edilsin, yönetim aynı olacaktı..
Maske farklı sadece..
Rahat bir maç yönetemediler ki..
Birine penaltı çalsa, öbürüne de çaldı..
Birine kart verse, öbürüne de..
Yeter ki, eleştirilmesinler diye...
Ama..
Mahalle baskısına yenik düşüyorlar..
Bir işten keyif almıyorsan, tadını çıkartamıyorsan, 90 dakika bitsin de gidelim mantığıyla düdüğü çalıyorsan... Hata yapmaya mahkumsun demektir.

Balık baştan kokar..
MHK objektifliğini yitirmiş, hakemlerden tarafsız yönetim bekliyoruz..
Ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar fakat, biliyorlar ki ne yapsalar eleştirilecekler.. Faulü yapana değil, el işareti yapana kart veriyorlar.. (İkisine verilmesi gerekirken)
Elle oynayana değil, alakasız birisine kart çıkıyor.. 10 dakika sonra da oyundan atılıyor.. Cisse iki faul yapıyor, oyun dışında kalıyor..
Hakemlerimiz şaşkın tavuktan beter konumda...
Onların başındaki yetkili merci MHK ne durumda artık siz düşünün..

Hairdesigner
06-12-08, 18:17
Keyiften vazgeçme zamanı



Beşiktaş’ı yenmek çok önemliydi. Çünkü ligin zirvesine tutunup, ileriki haftalar için tırmanma umudunu kuvvetli tutacaktı Fenerbahçe…
Sahasında, seyircisinin de büyük gücüyle baskı altına girdi Beşiktaş ve hataları peş peşe yaptılar. Düşünsenize Guiza bile (!) gol attı. Ortam Fenerbahçe’nin kazanması için hazırlanmıştı ve bunu affedecek halleri de yoktu.
Galibiyetin önemini, futbol kalitesinin önüne çekmek belki de en mantıklı yol. Bu saatten sonra Fenerbahçe’nin sahada uçmasını, rakibi presle boğmasını, pozisyonları peş peşe sıralamasını beklemek çok büyük hayal. Bir sezon daha sadece sonuca endeksli taktikler ve politikalarla geçecek gibi. Bizim gibi “romantikler” için zor maçlar bunlar.
Her şeyi bekliyoruz sahadaki takımdan. Futbolun ve çağdaşlığın gereklerini görmek, seyrettiğimizden keyif almak, sonuçları bir kenara itmeyi başararak, çok sevdiğimiz futbolun tadına varmak amacımız. Ama olmuyor. Bu takımla, onu yönetenle ve yöneteni idare edenlerle ancak bu kadarı gerçekleşebiliyor.
Birkaç hafta önce kızgınlığımı belirtmiştim sizlere. Haksızlığa uğradığımızı, beklentilerimizin karşılığını alamadığımızdan yakınmıştım. Bu fikrimde değişme yok. Ama bu saatten sonra beklentileri küçültüp, sadece alınacak iyi sonuçlara ve Fenerbahçe’nin zirve iddiasına odaklanmak gerekiyor.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın, son açıklamasındaki şu sözleri önemli; “Başta olumlu sonuçları olacağını düşündüğümüz ancak beklentimizi karşılamayan işlerin düzelmesi için her türlü tedbiri alıyoruz ve alacağız”
Yani başkan da artık “geçen seneden iyi takımız” fikrinde değil… Ya da “kafasına göre olan” teknik adamın aslında beklentileri karşılamadığını görmüş durumda…
Ben bu sözlerin karşılığını bitimine birkaç hafta kalya ilk yarının ardından bazı düğmelere basılacağı şeklinde algılıyorum. Yetersiz oyuncuların değiştirilmesi, takımın takviye edilmesi, transfer bombalarından umudun kesilmesi ve daha gerçekçi fikirler ve değerlendirmelerle, doğru isimlerin kadroya katılarak farklı bir takımın ortaya çıkartılması. Elbette, yeni bir teknik direktör ile…
Bunlar gerçekleşmezse, gelecek de dünden daha farklı olmayacaktır.
Galatasaray’ı, Beşiktaş’ı yenen takım için “Daha iyi oynayacak” fikrinin oluşmaması iyi incelenmeli. Kimse kimseyi kandırmasın, boşuna umut saçmasın.
Tek umudum, sezon sonunda da Başkan Yıldırım’ın aynı açıklamayı yapmamasıdır. Yani; “Başta olumlu sonuçları olacağını düşündüğümüz…”

Hairdesigner
06-12-08, 18:18
Ötün bülbüller ötün...
Şimdi aşk zamanıdır
04.12.2008 UEFA kuraları çekildi, fikstür belli oldu; Galatasaray bu gruptan lider çıkar dedim...
Talihsizliğe rağmen hala lider.
Skibbe için; gitmesine sebep yok, AntiGalatasaray medyasının goygoyuna kapılmayın, dedim...
Skibbeli Galatasaray Kalli’siz grup çıktı...

Birden Atatürk’ün bir milleti ayağa kaldıran lafını hatırladım;
‘Dahili ve harici bedhahların’ olacaktır.
Evet ne yazık ki var...
Galatasaray’ı içerden dışardan vurmak isteyenler var.
Bu galibiyet onlara ‘sus’ payıdır!

Bravo Adnan Polat ve Şürekası...
Bravo Marka Team.

Kaptanlık Lincoln’ü kamçıladı
http://www.sporx.com/images/yazar/yazilar/6424_lincoln071.jpgYanarım yanarım şu Hagi’yi kaptan yapmadılar ona yanarım!
Bak Lincoln’e kaptan oldu gemisini kurtardı...

Futbol iyi futbolcularla oynanır, iyi takım olmak için zaman ister, iyi kaleci iyi defans arkasında belli olur, iyi teknik direktör yoktur iyi takım vardır.
Galatasaray Herta karşısında bunu ispatladığı için mutluyum.
Babamın oğlu değil ama her maç imtihan veren Skibbe için mutluyum.
Sakatlar geri döndüğü için mutluyum.
UEFA Grubu’ndan çıkarken bir Türk takımının iki deplasman maçını da kazanmış olmasından mutluyum.
Futbolda lafla peynir gemisi yürütenlerin, kendisini dev aynasında görenlerin, hiç yoktan kazan altına odun atanların, husumetle yatıp kalkanların gerçeği gördükleri için mutluyum.
Ötün bülbüller ötün,
Şimdi aşk zamanıdır.


Futbol takım oyunudur
http://www.sporx.com/images/yazar/yazilar/6424_sevinc154.jpgGel, Herta Berlin karşısındaki bu Galatasaray’ın futbolcularını birbirinden ayır!
Ayıramazsın.
Ayırırsan mutlaka birinin hakkı üzerinde kalır.
Galatasaray bir bütün halinde oynadı. Takım içi entegrasyon mükemmeldi, sırıtan olmadı.
İşte dilimimde tüy bitiren ‘ana fikir’ budur;
Futbol takım halinde oynanır;
Hocan hatasız olacak,
Mevkilerinde eksiğin olmayacak,
Savunmada hücumda hata yapmayacaksın.
O zaman yenemeyeceğin rakip yoktur.
Herta Berlin maçında Galatasaray işte bunu başardı.


Uzaktan şut yağmuru
Galatasaray’ı bu yıl hiçbir maçta uzaktan bu kadar çok şut atarken görmedim,
Daha maçın başında Lincoln üç kez rakip kaleyi uzaktan yokladı, şansı olsa ya da rakip kaleci Azman Drobny 10 cm daha kısa olsa Galatasaray iki farklı öne geçmişti bile.
Koşmuyor dediğimiz Lincoln ‘pazuband’ı koluna takınca ‘Aslan’ kesildi...
Breh, breh, breh...
O ne paslar, o ne vücut çalımları, o ne topuklar, o ne vuruşlar...
Rakip kovalaması da cabası...
Hani Lincoln’ün yeteneklerini sergilemesi ‘etik’ değildi!
Lincoln maestro gibi takımını yönetti, Galatasaray Grup liderliğine devam etti.
Lincoln’e yapılan bir penaltı da İtalyan hakem Rizzoli’ye takıldı, İtalyan bir de sarı karta asıldı... Ama Allah’ı var, hakem mükemmel bir maç yönetti.


Böyle maçları da yazmak güzel oluyor...
http://www.sporx.com/images/yazar/yazilar/6424_hertha-gs001.jpgSkibbe ve Burak Hoca rakibi iyi incelemiş demektense, takımını iyi yönetmiş demek daha iyi olacak. Galatasaray bütün hatlarıyla başarılıydı, rakibine göz açtırmadı. Herta Berlin ilk on beş dakika biraz tırmalandı ama Galatasaray’ın öne çıkmış akıllı savunması arasından yol bulamadı. Voronin, Raffael ve Pantelic suyu sıkılmış limona döndü...
Gaddar tekmelerin sahibi defanstaki Simunic nasıl iki sarıdan kırmızı görmedi hayret. Baros yerden kalkmadı.
Ama bakın galibiyet gelince hepsi unutuldu.
Baros çok çırpındı ama o da yol bulamadı. Baros’u top hakimiyeti olduğu için beğeniyorum. Benim 4-6-0’ın ideal adamı. Hiç durmuyor çok geziyor. Rakip onu takipte tekme kullanıyor. 69’daki penaltı golü net vuruştu.
Arda-Lincoln-Kewell-Baros ver-kaçları seyredene zevk verdi. Bu kez Von Bergen’e penaltı yaptırmasının dışında Kewell durgundu.
Arda da aut çizgisine iyi kaydı, rakibi iyi atlattı ama o da sonuca gidişte şanslı olsa skor büyürdü.


Dinamo Barış; onun için saha bi karış!
Sakatlıktan yeni çıkacaksın ve böyle koşacaksın...
Helal olsun evlat sana...
İşte kendine bakan futbolcu budur. Üç aydır yok Herta’nın yıkışlışına imza atmak için Berlin’de var. Bir eşini daha bulun Avrupa şampiyonu olun!
Bir rakip kalede bir De Sanctis’in önünde...
Bir sağda, bir solda, bir ortada sanırsın dokuz kişilik bir manga!
Matarası elinde kasaturası belinde...
Dinamo Barış; onun için saha bi karış!
Öptüm evlat.

Ne demiştim ben; Barış, Mehmet Topal, Linderoth’un sakatlıkları geçsin siz o zaman Galatasaray’ı görün.
Gördünüz işte...
Daha Linderoth yok.
Aaaa Ayhan da yoktu sahi...


Bu Mehmet Topal’sa Maldonado kötürüm...
Çanakkale’den gel, Milli Takıma git, Galatasaray’la şampiyon ol, sakatlık geçir...
Gel oyna, desinler Herta’ya külahı ters giydir!
Gözümle görmesem, söyleseler inanmam!
Hem de 90 dakika +sı da var...
İnanamıyorum,
Bu Mehmet Topal’sa Maldonado kötürüm!
Seni de öptüm çocuk...


Servet-Meira nihayet buluştu
Galatasaray’ın savunma göbeği hiç hatasız oynadı. Maçın başında ve sonlarında çok baskı altında kaldılar ama olacak o kadar. Rakip de Herta Berlin. Buna rağmen ikili başarılı bir sınav verdi.
Bilhassa Servet.
Şimdi bana inandınız mı?
Servet bir kere bile topla rakibin üzerine saldırdı mı?
Savunma adamı gibi oynayınca Galatasaray kazandı!
De Sanctis’i aşan topu kurtarması Metalist maçında kaçan puanların ikisini geri getirdi!
Bu Servet’e servet ver al.
Ötekini koy sepete...

Hakan Balta da çok iyi işler yaptı, bu çocuk biraz ağır ama akıl küpü. Beğenmeyeni çok ama ben çok beğeniyorum. Zamanlaması harika, bir golü balta gibi Hakan önledi. Ataklara da katıldı.
Sabri golü bulmak için çok çalıştı ama şutları bir türlü kaleyi bulmadı... Olsun o defans adamı! Geçici görevde olduğu için ‘mevkiinin hakkını verdi’ diyelim.


De Sanctis maçı kurtaran adam
http://www.sporx.com/images/yazar/yazilar/6424_desantics005.jpgBir kaleci takımını nasıl kurtarır diyorsanız De Sanctis’in şömiziye ciltli 90 dakikalık kitabını okuyunuz...
Her sayfası ibret dolu...
İtalyan kaleci Morgan De Sanctis 66’da galibiyeti 66’ya bağladı.
Voronin topu ceza sahası dışındaki Kacar'ın önüne attı. Kacar çok sert vurdu, De Sanctis bu sert şutu havada sinek gibi ezdi!
Kafa vuruşunu iyi bir refleksle üst direkten dışarı attı...
Ayaklardan iki top aldı, döndü bir daha aldı...
De Sanctis Galatasaray’ın iki puanını elleriyle aldı.


Velhasıl Galatasaray mükemmel bir maç çıkarttı.
Bileğinin hakkıyla üç puanı aldı.

Herta mı?
Galatasaray Berlin Olimpiyat Stadındaki kırk bin Türk çocuğunun coşkulu tezahüratıyla o kadar iyi oynadı ki onu seyrederken Herta’yı unuttum!

Şimdi buna da inanır, ‘Tanburacı rakibi izlemiyor’ dersiniz!
Gelin bu cümlenin yarısına inanın;
Galatasaray iyi oynadı.

Darısı Fener’in başına...
Dilerim Galatasaray’ı Avrupa’da yalnız bırakmaz!

Hairdesigner
07-12-08, 11:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg D.D istifa!

Penaltıları verilmeyen takım Beşiktaş, dört oyuncusu sarı kart görmesi gerekirken görmeyen takım Ankaraspor. Buna rağmen devre olunca bütün Ankaraspor yedek kulübesi hakemin üzerinde. Basın tribününde herkes birbirine soruyor, "Ne oldu da Aykut hoca bu kadar isyan ediyor?" diye. Olan bir şey yok, şov var. Kadıköy'de takımı kaybederken inanılmaz hakem hatalarını kuzu gibi seyreden Aykut Kocaman, İnönü'de şov yapıyor. Allah selamet versin ne diyelim. Hakem aceminin acemisi. Daha ilk yarıda Beşiktaş'tan iki, Ankaraspor'dan dört kişi sararırdı, tabii sahada hakem olsaydı. Tek doğru kararı Sivok'a gösterdiği kırmızı kartı. İlker Meral ikili mücadele olmayan voleybol maçlarını idare edebilir ama futbol maçlarını asla. Beşiktaş darmadağın. Savunma, orta saha ve forveti üçlüyor. Araya bir yere de Delgado'yu sıkıştırıyor. Rakip, orta sahayı elini kolunu sallayarak geçiyor, savunmanın arkasına atılan her top tehlike yaratıyor ama Denizli aynen devam.

Akordu bozuk Beşiktaş'ın
Herkes bir şeyler yapmak istiyor ama o yaptığı şeyi neden yaptığını bilmiyor. Bir amaca yönelmek, odaklanmak yok. Boşlukta yürümeye çalışmak gibi bir şey bu sistem. Futbolcuların kimyası bozuluyor bu karmaşa içinde. Sivok bile ne yapacağını bilemez halde. Geriye mi gelecek, ileri mi gidecek karıştırıyor. O şaşkınlık içinde sonunda golünü de attı! Orta saha bomboş, kanatlar ona kezâ. Mustafa Denizli ne diyor bilmem ama ben "Saldım çayıra, Mevlam kayıra" diyorum bu sistem için. Bir de şu Delgado meselesi var. Denizli hâlâ ondan ne bekliyor anlamış değilim. Bu kumaştan elbise çıkmaz. Delgado, hangi takımda ne gibi bir yükü omuzladı bilemem ama Beşiktaş'ın yükü ona ağır geliyor. Yine döküldü ve yuhalandı. Bu manzaranın tek sorumlusu da Denizli'dir, başkası değil. Bence bir dakika durmadan istifa etmelidir ama onunla birlikte Beşiktaş tarihinin en kötü başkanı olan Yıldırım Demirören de bir saniye bile durmadan gitmelidir.

Hairdesigner
07-12-08, 11:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Maceranın sonu

Mustafa Denizli geldiği gün ne dediyse hepsinin tersi çıkmaya başladı. Hesapta Beşiktaş puan kaybetse bile bu şampiyonluğu engellemeyecek basit kaza olabilirdi. Ne var ki kazalar öyle artmaya başladı ki artık bundan böyle Beşiktaş'ın kaybettiklerini toparlaması mümkün görünmüyor. Çorba gibi bir orta saha. Titrek bir savunma. Ve kendi sahasında gibi oynayan bir Ankaraspor. Eğer bu maç iki farklı yenilgiyle bittiyse bu Beşiktaş'ın dün geceki en büyük tesellisi olmalı. Takımda üç-dört tane birinci sınıf adam var gerisi hikaye. O birinci sınıf adamlardan Sivok kendi kalesine gol atıyorsa ve de hakemden haklı olarak kırmızı kart görüyorsa gerisini siz düşünün. Birinci sınıf adamlardan Zapo'yu dışarı almak zorunda kalıyorsa Mustafa Denizli'nin macera filminin sonunun geldiğini rahatlıkla söyleyebilirsiniz.

Denizli fantezi peşinde
Sistemi çoktan iflas etmiş bir takımda Denizli hala üç forvetle oynamaya devam ediyor. Yahu senin elinde süper bir kadro yok ki bu fantezileri peş peşe deniyorsun. Orta alanın sol tarafı bomboş. Defansın solundaki İbrahim Üzülmez orayı doldurmaya kalktıkça Ankaraspor bu kulvarı otobana çevirdi. Sağ bekin yok, sol bekin yok, orta alanda geçerli bir tek oyuncun yok ve şampiyonluğa oynuyorsun. Ben bunun çok zor olduğunu haftalardır söylüyordum ama kimseyi inandıramıyordum. Bu kadar yetersiz bir kadroda sistemden sisteme geçmek ancak maceraperest insanların işi olabilirdi. Hakem, 3. ligde bile maç yönetemez. Yaptığı falsoların haddi hesabı yok. Ne faulleri görüyor, ne ofsayt pozisyonlarını süzebiliyor. Tek doğru kararı Sivok'u oyundan atmak oldu. Son söz Delgado'ya. Sonunda yuhalandı. Bunu hak etti, 10 numaralık oynadı ama yüz üzerinden!

Hairdesigner
07-12-08, 11:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Sanatçı taraftar

Beşiktaş taraftarı iyi günde, kötü günde insanı ürpertmeye, şaşırtmaya devam ediyor. Dün gece bir kez daha gördüm ki bu taraftarın kendine munhasır özel bir yanı var. Şöyle bir taraftar durumu düşünün ki; dün maçta canı yanmış, umutları azalmış, yeri gelmiş kontrolünü kaybetmiş, hatta sınırları aşmış. Dakika 75, tansiyon 175! Böyle bir anda bir beste yapıyor. O anda, o duygu karmaşasının içinde bir sanatçı ruhuyla bir şeyler mırıldanıyor, sonra 30 bin kişilik koroyla dillendiriyor: "Ne zaman şampiyonluk diye bağırsak, gırtlağımız kanıyor. Söyle hoca bize bu takım neden oynamıyor?" Akıl var, yetenek var, his var. En önemlisi ince- kalın mesaj var. Bu manzaralar kolay kolay yaşanmıyor yeşil çimende. Duyunca etkilendim, irkildim.

Denizli ile balayı bitti
Bu yüzden yeni şeyler arıyor insan. "Yönetim istifa" seslerini defalarca duydum, sıradanlaştı benim için. Yönetimlerin stadlarda değil, kongrelerde gitmesi gerektiğini artık görmek lazım. Şiddetle kınadığım küfürlere gittiğim her statta rastlamadım desem yalan olur. Delgado'yu son dönemde aldığının karşılığını vermediği için eleştirenlerdenim. Ama ıslıklanması biraz ağır geldi bana. Fazla sarsıldı. Dün gece Aykut Kocaman yeni şeyler sundu bize. Akılcı oynattı takımını. İyi kademe, iyi paslaşma ve çok yönlü hücum hattı ile güzel şeyler sundu. Beşiktaş için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Yine kırmızı kart, yine bireysel hata. Geçen hafta Zapo, Cisse, bu hafta Sivok. Burada "Nerede hata yapıyoruz?" sorusunun cevabını bulmak gerek. Futbolcular, bu forma altında hata yapma lükslerinin olmadığını artık görmeli. Dün İnönü'de sorunlar vardı. Bu kaostan ders çıkaracak kişi Mustafa Denizli. Balayı bitti. Şimdi tam lider Denizli'nin sahne alma zamanı. Bu iş onun tecrübesine, ilişkilerine ve en önemlisi liderliğine bağlı.

Hairdesigner
07-12-08, 11:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1349.jpg Zor dostum zor

Maç öncesi kimseye "Maçın sonucu ne olur" diye sormadım. Çünkü geçen hafta "2-1 kazanırız" diyenler çoğunluktu. Maç tam ters bir skor ile bitti. Demek soru uğursuz gelmiş. Ama görülen gerçek kimsenin F.Bahçe mağlubiyetini kabullenememiş olmasıydı. Kadrolar ilan edilmeden bizim tayfa hep Mustafa Denizli'nin nasıl bir orjinallik yapacağını merak ediyordu. İlk 11 belli olunca hepimiz bir "Ohh" çektik. Görünüşte bir gariplik yoktu. Mustafa Denizli'yi bir türlü kabullenemeyen, aslında Ertuğrul Sağlam'ın gönderilişini içine sindiremeyen birkaç arkadaşımdan biri "Aragones'in kredisini uzatan, Rıdvan Dilmen'in popülaritesini artıran, içimizdeki İrlandalı, bugün olması gerekeni yapmış" dedi. Denizli savunucusu olanlar bile "Hocaya dokunma" demedi. Beşiktaşlı futbolcular maça tempolu başladı. Ancak Ankaraspor kalabalık savunmayı sık sık yaptıkları profesyonelce faullerle takviye edince ve hakem de bu faullere prim tanıyınca "Top geçer, adam geçmez" sistemi ortaya çıktı.

En iyisi Rüştü'ydü
İlk 30 dakikada atılan üç şut vardı. Üçünü de sağ kanattan Ankaraspor geliştirdi. Birinci ve üçüncüyü Rüştü kurtardı, ikincisi gol oldu. Beşiktaş, golü yedikten sonra daha çok hücum etti, sonuç gelmedi. Allah'tan Zapo önüne düşen bir topu iyi kullandı da devre berabere bitti. İkinci devre başlarken yapılan Uğur-Serdar Özkan değişikliği, takıma bir hareket getirdi ama yenilen talihsiz gol düzeni bozdu. Başta Delgado olmak üzere hiçbir Beşiktaşlı da ortaya çıkmadı. Sivok atıldı, üç puan gitti... "Beşiktaş'ın en iyisi Rüştü idi ve kimin nerede oynadığı belli değildi" lafı sanırım maçın Beşiktaş yönünden en güzel tarifi olur. Denizli, belki yine "Sezon sonunda şampiyon olacağız" diyecek ama Beşiktaş'a gönül verenler ise bu lafa "Zor dostum zor" cevabını verecek...

Hairdesigner
07-12-08, 11:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Çok önemli virajlar

İlk yarının sonlarına yaklaşıldığı şu günlerde oynanan her maç çok önemli. Trabzonspor'un son iki maçta kaybettiği puanlara siz bakmayın, oynanan futbol bence ligde oynayan bir çok takım arasında en iyisi. Trabzonspor'un puan kayıplarına pozisyonlardaki dikkatsizlik ve şanssızlık neden oldu. Eğer bordo-mavililer maçlarda biraz daha dikkatli olsalardı Trabzon bugün zirvede en yakın rakibine büyük fark atan takım olurdu. Kocaelispor önüne çıkacak olan Trabzonspor için bugünkü 90 dakika çok önemli. Çünkü rakibi Kocaeli son maçında farklı galip geldi. Zaten son üç maçtır da körfez takımı toparlandığının sinyallerini veriyor. Başında da Trabzonspor'u çok iyi tanıyan hocaları var. Trabzon'un taktiğine karşı taktik hazırlamada başarılı gözüken Yılmaz Vural hoca ısrarcı ve inatçı bir kadro kurup Trabzonspor'u zorluyacaktır.

Kontrataklara dikkat
Yeşil-siyahlılar bu karşılaşmada savunmaya ağırlık verip kontrataklarla bordo mavili savunmayı hataya zorlayacak. Bu nedenle Trabzonspor defansında arkasına yaslanan bir rakip takımın savunmasını aşmak için her türlü hücum varyasyonlarını denemek zorunda kalacak. Şayet Yattara oynarsa ona çok iş düşeceğini sanıyorum. Oyunu genişliğine kullanırsa Yattara eski formunu bulur ve takımına çok daha faydalı olur. Bu karşılaşmada bu tür futbolculardan savunma görevi beklenmemeli. Yattara her topu aldığında çift santrafor Umut ve Gökhan mutlaka bu oyuncunun topu atışını ve paslarını çok iyi takip emeli. Mutlaka ceza sahası içinde pozisyon değerlendirmelerinde çok daha dikkatli olmalılar. Çünkü geçmiş maçlarda gördük ki bu iki futbolcu son vuruşlarda hep sıkıntı yaşadılar. Ersun Yanal, takımının orta sahasını da ofansa dönük olan oyunculardan kurmalı. Ama defansta da temkinli olmak şart. Her maçta olduğu gibi Trabzonspor seyircisinin H. Avni Aker'i doldurup 90 dakika boyunca takımlarını desteklemeliler. Trabzonspor için Kocaelispor maçı kadar oynanacak olan son iki maçın da kayıpsız kapatılması, ilk yarının zirvede bitirilmesi hedefi açısından çok önemlidir. Bu maçlar liderlik için çok önemli virajlardır! Bordo-mavili takımın ilk yarıyı lider bitirmesi ara transferde idari yönetimin hareket alanını çok daha genişletecektir.

Hairdesigner
07-12-08, 11:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1795.jpg Kardeş kardeşe

Maça 5 oyuncusundan yoksun sahaya çıkan Gaziantepspor, favori gösterilen Kayserispor karşısında dirençli bir oyun sergileyerek 1 puanı almasını bildi. Kırmızı-siyahlılar, gol silahı Tabata'nın yanı sıra Zurita, Mehmet Polat, kaleciler Murat Şahin ve Tolgahan Acar'ın yokluğunda çıktığı maçta, hem orta alandaki eksiklikleri hemde kaleci Mahmut'un tecrübesizliği nedeniyle temkinli davrandı. Fazla açılmadan, oyuna hakim olmaya çalışan kırmızı-siyahlılar, gününde olmayan Kayserispor karşısında ilk yarıda zorlanmadan 3 önemli pozisyon da buldu. Gaziantepspor ile 14. kez karşılaşan Kayserispor ilk yarıda vasat bir oyun sergilerken, bulduğu 2 net pozisyonu harcayarak öne geçme fırsatını kaçırdı. İki takım taraftarlarının birbirleri lehine tezahüratları ve Nurullah Sağlam'ın rakip kulübeye giderek, Tolunay Kafkas'a sarılıp kucaklaşmasıyla başlayan karşılaşmada, hakem Fırat Aydınus'un çaldığı düdükler nedeniyle zaman zaman oyun gerginleşti.

Kayserispor formsuz
İkinci yarıda da önemli bir varlık gösteremeyen her iki takım karşılıklı ataklarında buldukları fırsatları değerlendiremeyerek 90 dakika sonunda puanları paylaştı. Kayserispor favori gösterildiği karşılaşmada önemli eksiklikleri bulunan Gaziantepspor'la berabere kalarak iki takım arasında 1 olan beraberlik sayısının 2'ye çıkmasını sağladı. Bugüne kadar iki takım arasında oynanan karşılaşmaların 5'inde Gaziantep, 7'sinde de Kayserispor galip gelmişti. Beraberlik iki takım için iyi sonuçmudur tartışılır. Ancak bu sonucun iki ekibe de çok yararlı olduğunu düşünmüyorum. Gaziantepspor'un önemli eksikleri nedeniyle mazereti vardı. Ancak Kayserispor'un formsuz olduğu ve geçen senilerdeki havasından uzaklaştığı bir gerçek.

Hairdesigner
07-12-08, 11:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Alex, Lincoln ve Delgado takımlarına sıkıntı mıdır?
Takımınızda bu 3 futbolcu varsa, iki forvet oynayamazsınız. Oynarsanız başınıza dert alırsınız. Yani bu yetenekli adamlar, sisteminize dert olur


G.Saray, Fener ve Beşiktaş medyasındaki fikrine değer verdiğim arkadaşlarım, takımlarının teknik adamlarını, çoğunlukla çift forvet oynamadıkları için eleştiriyor. Ama burada çok önemli bir faktörü unutuyorlar. Alex, Lincoln ve Delgado faktörleri bu 2 forveti aslında İMKÂNSIZ kılıyor. Çünkü dünyada artık, öne oynayan, teknik ama koşmayan, eskilerin 10 NUMARA dedikleri oyuncu kavramı tarihe gömülüyor. Takımlar bu tür oyuncuları ya takımlarında barındırmıyor ya da oynattıklarında mecburen tek forvete dönüyorlar. Bakın aşağıda 5 büyük ligde yaptığım, onlarca maçı izledikten sonra sizlere sunduğum araştırmama.

Hairdesigner
07-12-08, 11:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg İstanbul havası...

Galatasaray, İstanbul havası gibi. Ne zaman kar yağacağı ne zaman güneş açacağı belli değil. Bu belirsizlik ve dengesizlik takım hakkında kesin yargılar ortaya koymamıza engel oluyor. Ama bin nokta var ki artık açık seçik belli oldu. Sezon başından beri Ayhan'ın tek başına ve tüm iyi niyetiyle götürdüğü orta saha mücadelesi istenilen katkıyı yapmaktan uzaktı. Bir stoper olarak Meira'nın Ayhan'a eşlik etmesini istemek kâğıt üzerinde doğru ama uygulamada yanlıştı. Son iki maçta özellikle Lincoln'ün ortaya çıkmasındaki en büyük etken bu alandaki rahatsızlığın çözülmüş olmasıydı. Mehmet Topal ve Barış'ın göbeği parsellemeleri, enerjik ve tempolu oyunları, hem defansif kesicilik hem ofansif katkılarıyla birleşince sezon başından beri sorun olan orta saha eksikliği giderilmiş oldu. Böylece hem defansın üstüne düşen yük azaldı hem de hücumcular daha az koşup diri kalma şansı elde ettiler.

Baros yalnız kalıyor
Tabi Ayhan'a haksızlık etmek istemiyorum, orta sahada bu üçlüden ikisinin sağlam olarak yer aldığı müddetçe Galatasaray daha yüksek tempolu bir oyun oynar. Az pozisyon verip çok pozisyon üretme potansiyeli elde eder. Gerçi Hertha Berlin maçı aldatmamalı... Sarı-kırmızılı takım iyi oynamasına rağmen hâlâ 18 içine girmekte zorlanıyor. Baros yalnızları oynuyor ve yapısı gereği nokta santrafor asla değil. Kendisine atılan topları alıp dönmekte zorlanıyor. Skibbe orta saha sorunu çözüldüğüne göre şimdi Baros'u yalnızlıktan kurtarmalı ve yüzü kaleye dönük oynamasına zemin üretmeli. Önerdiğimiz yolun ilacı iki forvetle oynamaktan geçer. Baros'un yanına Ümit Karan sakat olduğuna göre Nonda'yı koymakta fayda var. Böylece hem ileri atılan toplarda risk karşı bölgede kalır hem de daha çok hücum yapma şansı doğar. Ankaragücü maçını bir de bu açıdan izlemenizi öneririm.

Hairdesigner
07-12-08, 11:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Ne demiştik?

Sezon başındaki yazılarımızda arka arkaya şanssız puanlar kaybeden Fenerbahçe'nin, sakatların iyileşmesi ve takımdaki uyum sorunlarının aşılmasının ardından zirvedeki yerini alacağını bir çok kez söylemiştik. Futbolculara ve teknik direktör Luis Aragones'e de fazla yüklenilmemesi gerektiğini de defalarca kez belirtmiştik. Ayrıca taraftardan sabır ve anlayış istemiştik. Gaziantep'te açık penaltının verilmemesi üzerine mağlup olunduğu zaman, Hacettepe deplasmanında Can'ın ters vuruşuylarıyla yenen 2 golde, diğer karşılaşmalarda da en az 4 veya 5 verilmeyen penaltıdan sonra hep, "Bu takıma güvenin. Her şey düzelecektir" dedim. Nitekim, Güiza'nın akıl almaz pozisyonlardan yararlanamamasına rağmen iki önemli derbi dahil, arka arkaya kazanılan maçlarla 26 puana ulaşıldı. Şampiyonlar Ligi dolayısıyla, Aragones'in bazı maçlarda as oyuncularını saklayıp, sahaya gençleri sürerek puan kayıplarına yol açması da cabası...

Engellemelere rağmen...
Beşiktaş ve Galatasaray medyası aldıkları yenilgilere Fenerbahçeli futbolculara ve hakemlerin göstermediği kartları öne sürerek bahane bulurken, en çok da Lugano'ya yüklendiler. Oysa o maçlarda Lugano, kart görmediği için takımın eksilmesi söz konusu değildi. Ama çalınmayan çok açık penaltılar, üstelik Alex'e 'kendini attı' diye gösterilen kartlar unutuldu. Denizlispor maçında Fenerbahçe'nin kale içine en az yarım metre giren körlerin bile göreceği bir golü es geçildi. Ayrıca önceki akşam Güiza'nın ofsayt olmayan pozisyonda kaleye gönderdiği top da gol sayılmadı. Çarşamba günkü Dinamo Kiev maçı çok önemli. Ama eğer UEFA'ya devam edilemezse takım zinde kalacak, lig ve kupaya konsantre olarak şampiyonluk şansını yükseltecektir. Zaten kupadaki dev takımlar arasından sıyrılıp, Şükrü Saracoğlu'na çıkmak pek kolay değildir.

Hairdesigner
09-12-08, 01:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Müthiş!

Suni çim falan bahane, oynanınca oynanıyor. Galatasaray, Herta Berlin maçı sonrası aynı hırsla hazırlandığını ve motivasyonundan bir şey kaybetmediğini ortaya koydu. Suni çime alışmak için bir gün önceden yapılan yolculuk da karşılığını almış durumdaydı, futbolcular sahayı hiç yadırgamadılar. Skibbe her zaman yaptığı gibi kazanan takımı bozmadı. Sakat Sabri'nin yerine Ayhan orta sahaya gelmiş, Barış sağ beke çekilmişti. Üç mücadeleci orta saha adamını sahada yer alması Galatasaray'ın dinamizmine büyük katkı yaptı. Ankaragücü kendi sahasında beş maçtır kazanamıyordu ama bir önceki maç bu haftanın sansasyonel takımı Ankaraspor'u yenmişti. Yenemeyen ama yenilmeyen bir takımdı Ankara ekibi. Hiç de kolay lokma değildi. Gerçi kolay lokma kim derseniz neredeyse hiç kalmadı. Öğlen maçında lig lideri Trabzon'a sahasında ter damlattıran Kocaelispor bile kolay lokma kategorisine girmiyordu. Kim Süper Lig kalitesiz diyorsa bilin ki o bir amigodur. Temposu son derece yüksek bir maç oldu. Her iki takım da kazanmak için sahaya çıkmışlardı ve top iki kale arasında adeta mekik dokudu. Ünal Karaman orta sahayı kalabalık tutarak İstanbul ekibini durdurmayı planlamıştı.

Kilidi Baros açtı
Ama kesinlikle katı bir defansif anlayış uygulamadı, hücumu da en az defans kadar önemsedi. Galatasaray da aynı tarzda karşılık verince maçın tadı yükseldi. Galatasaray adına tek negatiflik Kewell'ın sağ kanadı yadırgaması. Avusturalyalı oyuncu orada hiçbir zaman verimli olamıyor. Nitekim ikinci yarı Kewell sola daha yakın oynayınca gerçek performansını da ortaya koydu. İlk yarıda pek ortalarda görünmeyen Lincoln ve Baros ile birlikte, beş dakikada maçı bitirdiler. Lincoln harika paslarına aynen devam ediyor. Bir ince pas Baros oyunun kilidini çözen ilk golü atarken, ikinci hızlı pası Kewell füzesi olarak Serkan'ın kalesinin doksanına takıldı. Üçüncü gol ise tam bir takım dayanışması klasiği olarak ağlardaydı. A.Gücü takımı ne olduğunu anlamadan maç bitiverdi. Baros gol krallığı yarışında ciddi bir atak yaparak gollerini sıraladı. Üç farktan sonra bile takımın motivasyonunda eksilme olmaması, gol atma iştahının sürmesi günün artıları arasındaydı. G.Saray şampiyonluk yarışı için çok önemli üç puanı, morali ve iyi futbolu cebine koyarak evine dönüyor.

Hairdesigner
09-12-08, 01:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Lincoln sahnede

Hertha Berlin zaferi, Ankara'da Galatasaray'a karşı müthiş bir ilgiye sebep oldu. Başkentli sarı-kırmızılı taraftarlar, önce otelin önünü, sonra da stadı doldurdu. 'En fazla tribünlere davet edilen futbolcu kimdi?' sorusunun cevabı ise Lincoln idi. Diğer futbolcularda tribünlere çağırıldı ama davetin rekoru Lincoln'ün elindeydi. Maç başladığında Galatasaray oyuna Sabri'nin yokluğunu kapatmak için 3-5-2 düzeni ile başlamıştı. Aslında Skibbe, Sabri'nin yerine Barış'ı almış ama oyun başladığında onu ileride görevlendirmişti. Her iki takım da oyuna iyi girdi. Ancak Ayhan 3. dakikada bayram tatilini hak eden bir sarı kart aldı ve kartlarını dörtlediği için haftaya oynayamayacağına göre tatile çıktı. İlk otuz dakika içinde gol getirecek atakların çoğunluğu Galatasaray'daydı. Barış'ın omuz-kafa karışımı şutunu Serkan kornere attı. Lincoln, Baros, gol kaçırma yarışında boy gösterdiler. Ancak 36. dakikada Gökhan'ın inanılmaz şutunun Galatasaray direğinden dönmesi "Yazık oldu" dedirtecek cinstendi. Tabii kısa bir süre sonra Lincoln'ün kaçırdığı gol ise ona yakışmadı...

Her top Sanctis'te
Üçlü defans, her ne kadar Barış geriye gelirse gelsin, defans zor durumlara giriyordu. Görünen şuydu; hemen hemen her top kaleci Sanctis'in elerinde kalıyordu. Bu da defansın ne kadar gedik verdiğini gösteren bir kırmızı noktaydı. Bu yarıda da Barış'ı beğendim. Ancak Hertha Berlin yorgunluğu bariz şekilde belli oluyordu. Özellikle Lincoln, Mehmet Topal, Baros, Kewell ve Meria'nın oyuna giremeyişleri bunun en güzel örneğiydi. İkinci yarının ilk 15 dakikası donuk, özellikle Galatasaraylıların acaba gol olmayacak mı endişesi ile geçti. Hele Lincoln'ün fantezi yüzünden kaçırdığı bir gol vardı ki taraftarların çıtı bile çıkmadı. Bu kaçan golden sonra Lincoln toparlandı ve gerçek kişiliğini oyuna koymaya başladı. Böylece Galatasaray'da aranan kan bulunmuş ve sahneye Lincoln çıkmıştı. Yüzde yüzlük golü kaçırdıktan sonra değişen Lincoln süper asistlerle tabelayı birden bire 3-0 yaptı. Görülmeye değer gollerin sahipleri Baros (2) ve Kewell (1) idi. Alkışlanan bir diğer futbolcu kaleci Sanctis'ti. Sanctis çok önemli üç gol kurtardı. 82'de Lincoln oyundan çıkarken G.Saraylılar görülmemiş sevgi gösterisinde bulundular. Sonuçta G.Saray 3 puan alırken, deplasman fobisini de kırdı.

Hairdesigner
09-12-08, 01:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Şipşak üç puan

Ligin bitimine üç sınav kala G.Saray için her maç final niteliğinda olmaya başladı. Ne hikmetse G.Saray bu yıl Avrupa'da gösterdiği performansın yarısını ligde gösteremiyor. Üstelik her Avrupa maçı sonrası da puan kaybını da alışkanlık haline getirdi. Bakıyoruz kadroda öyle dişe dokunur bir sıkıntı yok. Ama G.Saray'ın ilk yarı boyunca öylesine bilinçli organize olmuş golle sonuçlanabilecek bir atağı da yok. Sadece Lincoln kendi çabasıyla pozisyon yarattı top kaleciden sekip çıkınca G.Saray golü kaçırdı. Onun dışında da G.Saray'ın akıllı uslu ikinci bir pozisyon daha üretemedi. Ayhan-Mehmet Topal ikilisi top aktarmada maharetliydi ama Lincoln, Arda ve Baros, zeminin suni çim olmasından kaynaklanan bir tedirginlik içindeydi hep. Hatta Ayhan, Baros'tan daha çok rakip ceza yayı içinde göründü. Ankaragücü, ilk 45'te maça iyi konsantre olmuş göründü. Ev sahibi ekip özellikle Jaba ile G.Saray kalesini sıkıştırmaya çalıştı. Ankaragücü, Gökhan'ın direkte patlayan topunda ise gerçekten şanssızdı. Yine bu pozisyonda G.Saray kalecisi Sanctis'in topu takip edişi sonrası inanılmaz hamlesi kendi kaleasine gol atmayı önledi. Devre iki pozisyonnu dışında isteksiz ve heyecansız sona erdi.

Saldırgan kimliğe büründü
G.Saray ikinci yarıya başlarbaşlamaz Lincoln, Arda ve Kewell'la rakip kaleye yüklendi. Bu hamle G.Saray'ın bu yarıda birşeyler yapacağının sinyaliydi sankı. 61'nci dakika itibariyle de Lincoln şov vardı sahada. Lincoln ilk asistinde Baros'a ilk golü, ikinci asistinde Kewell'a ikinci golü, yine üçüncü asistinde ise yine Baros'a üçüncü golü attırdı. 5 dakikada arka arka gelen şipşak üç gol Ankaragücü'nü teslim almaya yetti. Farklı galibiyet, G.Saray'ı saldırgan kimliğe büründürdü. İnanılmaz paslar, verkaçlar ve topu ayağa oynayıp rakip ceza yayına girmeler hepsi inanılmaz görüntülerdi. Bu dakikalardan sonra kaçan gollerde inanılmazdı. Son üç dakikada Shabani Nonda bile mutlak gol kaçırdı. G.Saray için galibiyet anlamlıydı. Taraftarına da bayramda çifte mutluluk sundu.

Hairdesigner
10-12-08, 02:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Yeter ki isteyin
Bu sezon Avrupa'da düş kırıklığı yaratan Fenerbahçe, bu akşam kader maçına çıkıyor. Futbolcular istesin, yol Kadıköy'deki UEFA Kupası finaline kadar gider


Fenerbahçe bu sene maalesef Avrupa'da hüsran yaşattı. Bu akşam grubun son maçına çıkılacak. Şu ana kadar henüz galibiyet yüzü göremedik. Ama en önemli sınav Kiev karşısında verilecek. Alınacak 3 puan camiayı bir anda havaya sokacaktır. Kadıköy'de oynanacak final için bu senenin en büyük gereksinimi olan kenetlenme gerçekleşecektir. Ocak ayında da o final için gerekli hamleler yapılacaktır. Ama bunların yaşanması için olmazsa olmaz tek şart var; o da Dinamo Kiev'i yenmek. Peki bunu başarmak öyle kolay mı? Elbette hayır. Hem de çok zor... Dinamo Kiev grubun en çok koşan ve en fazla pozisyon üreten takımı. Ne çektilerse son vuruşlardaki acemilikleri yüzünden çektiler. http://www.fotomac.com.tr/2008/12/10/im//4ACBE6F6E11AD94D8B7F720Ay.jpg Bir avantajaları da beraberliğin kendilerine yaraması. Kendi sahalarında oynamaları da cabası. Bütün bunları alt alta koyduğumuzda, işimizin ne kadar zor olduğu ortaya çıkar. Ama bizim de bir avantajımız var. O da bu takımın istediği anda her şeyi başaracak güçte olmasıdır. Geçen sene bu gerçeği açık şekilde defalarca yaşamadık mı? Yeter ki istesinler! Zaten isteyecekler, başka çareleri yok. Aragones de sistemini kazanma üstüne kursun, gerisini futbolcular halletsin. Kiev geçilirse, inanın ki final asla hayal değildir. Zaten Kadıköy'de oynanacak bu final dünyada Fenerbahçe'den daha çok hangi takıma yakışabilir ki?

Hairdesigner
10-12-08, 02:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Dürüst futbol

İki gündür gazetelerin spor sayfalarına bakıyorum, Trabzon-Kocaeli maçının hakemini benden gayrı herkes beğenmiş. Tanıl Bora üstad bile "düdük ishali olmadan maç yönetebildiği" için tebrik etmiş. Ben ise ikili mücadelelerde nizami ve gayri-nizami şarjları süzemediğini düşünmüştüm o kardeşimizin. Yoksa oyunun temposunu düşürmemekse konu, ona zaten dünden meftunum. Trabzon futbolu, Nihat Genç'in deyimiyle harbi futboldur. Doğrudur, dürüsttür, doğrudan kaleye gitmeyi hedefler. Bunu da doğruluktan şaşmadan, dışarıdan destek almadan yapmak ister. Geçen hafta Kayseri'de çizgiyi geçmeyen topa verilen gole doğru dürüst sevinmez bile. Kazanacaksa hak ederek kazanır yani. Bunun içindir ki Trabzonsporlu maçı hakkıyla idare eden hakemi sever. Oyunun hızı kesilsin istemez, gereksiz düdük keyfini kaçırır. Ancak oyunun hızını kesmemekle, nizami yönetim farklı şeylerdir. Avantaj kuralını layıkıyla uygulamak iyidir de, gayri nizami şarjları, kural dışı müdahaleleri es geçmek o denli hoş gelmez bilen göze. Bir hamle faullü ise çalacaksınız efendim. Gayri nizami şarjı "Premier League kalitesine ulaştım" edasıyla es geçmeyeceksiniz ki canı yanan, o anlık acıyla uyduracağı kuralla karşıdakini incitmesin. Yoksa tempoysa tempo, korakor mücadeleyse sonuna kadar, harbi futbolun ta kendisi yani.

İyi örnek olması önemlidir
Trabzon futbol anlayışı örnektir. Bunun için deriz ki "Trabzonspor'un tekrar şampiyon olması çok önemlidir, ancak daha önemlisi Trabzonspor'un iyi örnek olmasıdır." Trabzonspor'un 6 şampiyonluktan sonra kaçırdıklarının altında "Sadece kazanmak, her yolla kazanmak" anlayışının eksikliği (!) yatar. Başarıya ulaşmak için her şeyin mübah olmadığı bir camiadır orası. Ve en az şampiyonluklar kadar övünülür bu müstesna özellikle. Bu sezon iyi bir tablo çiziyor Trabzon. Yine eski fırtına hızına ulaşıyor bazen. Sempati topluyor, iyi örnek oluyor. Bir yandan da tekrar şampiyon olmaya çalışıyor, "Artık Anadolu'dan da bir şampiyon çıksın" diyen hafıza özürlü yorumcuların olduğu bu ülkede. Ve iyi bayramlar dileğimize, futbolumuzun tüm unsurlarının iyi örnek olduğu adil ve nitelikli, doğru dürüst bir sezon temennimizi ekliyoruz açık yüreklilikle. Trabzonspor'un şampiyonluk umuduyla bizim bu umudumuzun paralel seyir göstereceğini çok iyi bilerek.

Hairdesigner
10-12-08, 02:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1273.jpg Artık çok zor!

İnanmak, başarmanın yarısıdır. Özgüveni zengin insanların inancı güçlü, başarı yüzdesi yüksek olur. Sekiz maçında 13 puan yitirmesine karşın Mustafa Denizli'nin, şampiyonluk inancında sarsıntı olmadığı görüntüsü vermesi dikkat çekici! Diyor ki kurt hoca: "Köprülerin altından daha çok sular akacak." Yani?.. Yanisi şu: "Bekleyelim" diyor, Denizli. Umudunu yitirmeyen, dik durmaya direnen Denizli bekleyedursun, perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu Kadıköy'deki darbeyle daha net görüldüğü unutulmamalı! Unutulur ve de doğruyu bulmak için şart olan yanlış görülmezse felaket günleri kaçınılmaz olur! Mustafa Denizli'nin, Fenerbahçe maçında "6 savunmacılı" futbolunu destekleyenlere göre; Gökhan Gönül-Kazım, Roberto Carlos- Uğur Boral kanatlarına önlem alınmasaydı Beşiktaş bozguna uğrayabilirdi!

Mustafa Denizli yanılıyor
Bunun adı "önlem" değil, "korkaklık"tır! Sen, rakibinden daha etkili "hücum silahları" na sahipsin ve gerçekte senden korkuyor! Dolayısıyla asıl sen, onu "önlem" almak zorunda bırakmalısın! Denizli bunu yapsaydı bugün 8 puan önüne geçeceği Fenerbahçe'yi, şampiyonluk yolunu toz-toprak içinde bırakmış olacaktı! Denizli'nin, savunmada yanlış oyuncu seçimi, zarar veriyor. Zapotocny ile tandemde eşleştirilen Gökhan Zan'ın, kademe ve markaj hataları, Çek oyuncunun verimini olumsuz etkiliyor. Denizli'nin, "savunma yönü yok" düşüncesiyle Holosko'nun yerine Serdar Özkan'ı tercih etmesi de hataydı. Çünkü Holosko'nun, Serdar'a kıyasla rakipte çekinge yaratma, gol atma, topu ayaktan çabuk çıkarma fazlalığı var! Umut, iddia ve iyimserliğini sürdüren Denizli yanılıyor! Kimse kimseyi kandırmasın, kötü oynadığı için zirveden altıncılığa düşen Beşiktaş artık şampiyonluğun en güçlü adayı değil! Sağlıklı, mutlu nice bayramlara.

Hairdesigner
10-12-08, 02:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1260.jpg G.Saray artık 9 kişi olmayacak

Galatasaray'da bir süredir, "Sol" krizi var. Tıpkı ülkenin siyasi yapılanmasında olduğu gibi. Siyasi sol, sorunu çarşaf açılımıyla aşmaya çalışıyor. Galatasaray'ın açılımı ise ancak "sakatlıklar" nedeniyle oluşabiliyor. Galatasaray'ın sol krizi, benzer özellikler taşımasalar da aynı bölgede verimli olabilen Arda Turan ve Harry Kewell'ın aynı anda oynatılmak istenmesinden kaynaklanıyor. Arda, sol çizgi dışında bir yerde oynadığında sahadan silinip gidiyor ya da kendini siliyor! Sağ kulvara geçtiğinde gönülsüz olduğunu o kadar açık seçik belli ediyor ki, birçok kişi içinden "Bilerek oynamıyor" diye geçirebiliyor. Aynı şey Kewell için de geçerli. Avustralyalı futbolcu, sağ ayağını sadece yürümek için kullandığından, sağ kulvara geçtiğinde çalım bile atamıyor doğru düzgün. Sol kanat sorunu sezon başında Arda ile Kewell'ın dönüşümlü olarak burada oynaması formülüyle çözülmüştü, daha doğrusu çözülmeye çalışılmıştı. Arada bir Arda ile Kewell yer değiştiriyor, biri geçici olarak sağ kulvara "sürgüne" gidiyordu. Ancak son haftalarda Arda sağa hemen hiç gelmez oldu. Kewell da "Sorun benim değil, takımın ve hocanın aynı zamanda" mantığından hareketle hiç tepki vermedi Arda'nın bu inadına. Tek tepkisi, sağda kalıcı olduğunu anladığında Sabri'yi ileri çıkarıp sağ beke geçmesiydi! Sonunda Skibbe duruma müdahale etti, Ankaragücü maçında Aydın'ı oyuna aldığında Kewell'ı forvete gönderdi. Kewell da kendini gösterdi ele güne!... Aslan'daki bu sol krizi bu hafta dramatik bir şekilde çözüldü. Kasığından sakatlandığı belirtilen Kewell en az 1 ay yok. Galatasaray artık 9 kişi oynamak zorunda kalmayacak, sağ kulvarı da Barış ya da Aydın'la çalışmaya başlayacak. Neden 9 derseniz, bir de "orta sahadaki hayalet" Meira vardı. O da savunmaya geçince bir katmadeğer sağlamaya başladı. En azından bulunduğu bölgede yer dolduruyor...

Hairdesigner
11-12-08, 12:57
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Oldu mu şimdi?

Geçen sezon İnter, PSV ve CSKA Moskova gibi daha güçlü takımların yer aldığı o zorlu gruptan 11 puan toplayarak çıkan F.Bahçe, Avrupa'nın ilk 8 takımı arasına adını yazdırmıştı. Ama o harika başarının altına imza atan kadro sadece Mehmet Aurelio'suz bu sezon daha zayıf bir grupta Şampiyonlar Ligi'ne veda etmişken, UEFA'ya kalmak adına maça tedirgin, uyumsuz ve konsantrasyonsuz çıktı. Gerçi saha koşulları aleyhineydi, üstelik Kazım ve Emre gibi eksikleri de vardı. Ama Aliyev başta olmak üzere rakibinin de önemli kayıpları vardı. Yani asıl sorun F.Bahçe'nin hazırlanışında ve sahaya sürülüş şifresindeydi ne yazık ki. Ve zaten hiçbir varlık göstermeden de 1-0 geriye düştü 20. dakikada temsilcimiz. Oysa kaç maçtır ilk dakikalarda gol yiyor F.Bahçe ve buna karşılık Kiev hemen her defasında maçın son dakikalarında kalesinde gol görmüş. Yani sabırlı, dikkatli ve kontrollü oynayarak rakibin maçın başındaki esintisini frenlerse sarı-lacivertliler, Ukrayna temsilcisinin direncini kırıp, maçı lehine çevirecek.

İçiniz 'cız' etmedi mi!
Dolayısıyla tam 4 yıldır kendi sahasında kazanamayan bir rakip karşısında hem de 1-0 mağlupken ilk 45'te, ilk ciddi tehlikesini 38'de yarattıysa sarı-lacivertliler ve bu süre içinde Selçuk ve Uğur'un dışındakiler kapasitelerini inkarda ısrarlı olduysa, en önemlisi de Gökhan 45'te müsait durumdaki tam üç arkadaşına rağmen şut atmayı tercih ediyorsa eğer, Aragones'in A'dan Z'ye kendisini sorgulaması gerekir. Aragones'i anladım haydi. Zaten itiraf etmişti gelirken: "Öyle bir teklif aldım ki, reddedemezdim." Peki size ne oldu çocuklar? Geçen sezon F.Bahçe'nin adını Avrupa'nın ilk 8'i arasına yazarak, dünyaya ezberleten sizler değil miydiniz? Oldu mu şimdi, krizler, umutsuzluklar ve acılar bu denli yakamızı toplamışken hem de bir bayram gününde bir düş kırıklığının altına imza atarken cız etmedi mi içiniz! Üstelik, binlerce işsizin, aşsızın, kimsesizin ve en önemlisi milyonlarca çocuğun sevinç çığlıkları atmak adına soluğunu tuttuğu böyle bir geceyi karabasana döndürmenin sırası mıydı? Aragones'i anladık haydi. Hâlâ devre arasında göndermek istediği Maldonado'yu 'kurtarıcı' olarak görüyor o. Peki ya siz, size ne demeli bilemiyorum! Ne sizden sevinç haberleri bekleyen gülmeye susamış milyonları ne de sarı- lacivertli formayı düşündünüz oynarken. Yazık, hem de çok yazık gerçekten.

Hairdesigner
11-12-08, 12:57
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg İçime sinmiyor

Bir takım, bir sene içerisinde nasıl bu kadar değişebilir, aklım almıyor. Geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde fırtına gibi esen takımdan 9 futbolcu sahada. Peki böylesine bir değişim hangi şartlarda gerçekleşiyor, işte bunu masaya yatırmak lazım. Çünkü F.Bahçe'nin geleceği için bu şart. Futbolcular aynıysa burada değişen tek şey var, o da futbol felsefesi. Zico ile Aragones arasındaki fark her geçen gün daha şiddetle hissediliyor. Dün F.Bahçe'ye tek bir şey lazımdı, o da galibiyet. Ama bakıyorsunuz, bırakın pozisyon bulmayı, rakip kaleye bile gidilemiyor. Nasıl gidilsin ki? İleriyi hiç düşünmeyen, sadece yana ve geriye oynamayı adet edinmiş çift ön libero düzenindeki orta sahayla nasıl pozisyonlar bulacaksın? Karşımızdaki rakip, beraberliğe dünden razı. Volkan'ın saçma sapan çıkışı olmasa, gol atacakları yok. Aragones'ten değişiklikler bekliyoruz. Emre ve Kazım yok tamam, ama yapması gereken tek hamle var. Josico'yu çıkartacaksın, Selçuk tek ön libero olacak. Ali Bilgin sağ kanada, Deivid de ortaya geçip, orta saha ofansif hale getirilecek. Alex ise Güiza'ya yaklaşacak. Maçı koparmak için yapılacak başka hiçbir şey yok. Ama Aragones elbette bunları hiç düşünmüyor bile.

Fener'de futbolun bittiği an
Selçuk sakatlanıp çıktığında böyle bir sistem için eline fırsat geçti. Ama o sahaya Maldonado'yu sokarak "Ben 0-1'e razıyım arkadaş" dedi. Hatırlarsanız, A.Gücü maçından sonra da "Beraberlik çok iyi" demişti. Düşüncesi bu. Yapacak bir şey yok. Ama böyle bir düşüncenin F.Bahçe'de yeri yok. En az iki gole ihtiyacı varken, kötü de olsa her an bir şeyler yapabilecek diye umutlandığımız Alex'i çıkarıp, Ali Bilgin'i alması ve Josico, Maldonado ile çift ön liberoda ısrar etmesi, F.Bahçe'de futbol adına konuşmaların bittiği andı. Sonradan İlhan Parlak'ı alıp, çift forvete dönmesi tamamıyla aldatmacaydı. Topları ileri taşıyacak adamları oyundan çıkardıktan sonra değil 2 forvet, 5 forvetle oynasan ne yazar! Yazık oldu! Geçen sene Şampiyonlar Ligi'nin en fazla gol atan takımı, bu sene en az gol atma unvanını kazandı. Eğer dün bir mucize olup da galip gelinseydi, Kadıköy'deki final için ocak ayında radikal değişikliklere gidilecekti. Ama fark etmez, F.Bahçe, ligde de bir yerlere gelmek istiyorsa bu değişiklikleri mutlaka yapması gerekiyor. Yazık günah. Şu takımı, böyle etkisiz görmeyi içime sindiremiyorum.

Hairdesigner
11-12-08, 12:57
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Beğendiniz mi?

Maç öncesi çoğu eski futbolcu kalemşörler Fenerbahçe'nin Kiev'de atak futbol oynamasını ve maçı kazanmasını, bunun için de forvetini ilerde tutmasını Aragones'e önerdiler. Oysa 1-0'lık galibiyet bile F.Bahçe'yi UEFA'ya götürecekti. Dün geceki maçta açıkça gördük ki Dinamo takımı bizim Denizlispor'dan hem oyun, hem de güç olarak farklı değildi. Yani Aragones, dün gece de Denizlispor maçında yaptığı gibi defansı kapalı tutsa, gol yemese (Nitekim Arsenal'a karşı öyle oynadı ve gol yemediler) sabırla belki 94 dakikada biten maçta bir pozisyon bulup, gol de atabilirdi. Ama en azından o hatalı golü yemez maçtan 0-0 beraberlikle ayrılırdı. Kiev takımı kaygan sahaya alışmış olduğu için top kullanmakta ve paslaşmakta rakibinden üstündü. Sarı-lacivertliler donan çimin üzerinde durmakta zorlandılar. Hem çok top kaybettiler, hem de etkili olamadılar. Bir de buna rakibinin UEFA'ya kalması için beraberlik bile yeterli olduğundan tek santrforunu ileride bırakıp 9 kişiyle defans yapmasının da rolü büyüktü.

Golde Volkan hatalıydı
Nitekim maç boyunca Dinamo kalesine bir Güiza'nın kafa vuruşu bir de Selçuk'un uzaktan vuruşu dışında top gönderemediler. Buna 20. dakikada ileri çıkan Gökhan'ın yerine kademeye kimse girmediğinden bir kontratakta Volkan'ın da hatasıyla eklenen Eremenko'nun golü de gelince galibiyet için en az iki gol gerektiğinden Fenerbahçe'nin umudu söndü. Fenerbahçe takımında iki kanat adamı Gökhan ve Uğur gibi orta sahada Selçuk defansta da Carlos, Edu ve Lugano canla başla savaştılar ama bu çabaları yenilgiyi önlemelerine yetmedi. Aragones sakatlanan Selçuk'un yerine Maldonado'yu, etkisiz kalan Alex'in yerine Ali Bilgin'i, yorulan Uğur'un yerine de İlhan'ı oyuna aldı. Ama onlar da sonucu değiştirmeyi başaramadı. Maçın Alman hakemi fazla hata yapmadı ama son saniyelerde Maldonado'ya yapılan faulü ters yorumlayıp onu kırmızı kartla oyundan atması fiyaskoydu.

Hairdesigner
11-12-08, 12:58
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1752.jpg Ruhumuz dondu

Öncelikle tüm futbolseverlerin kurban bayramını içtenlikle kutlarım. İki takım düşünün, yenen UEFA Kupası'na, yenilen evine gidecek. Bu iki takımdan birisi için sıradan bir UEFA Kupası, diğeri için çok önemli bir kupa bu... Çünkü bu kupanın finali Şükrü Saracoğlu Stadı'nda... Bir camia düşünün, bir başkan düşünün kimsenin başaramadığını başarıp, ne devletten destek ne de yurtdışından yatırımcı olmaksızın, Avrupa'nın en iyi statlarından birini yapmış. Futbolun liderleri de bu stadı bir UEFA kupası finali ile de taçlandırmış. Ama bunu anlamayan sanırım sadece futbolcular. Biliyoruz ki çok soğuk, buzlu bir zemin, rakip sert futbol oynuyor: Yani kısacası işimiz zor ama kardeşim sen orda bir ateş parçası olmazsan, bastığın yerde buzu eritmezsen UEFA Kupası'nı nasıl alırsın? Milyonlarca Fenerbahçeli'nin böyle bir finali yaşama zevkini elinden nasıl alırsın? Bu kadar isteksiz, bu kadar hevessiz, bu kadar arzusuz nasıl oynarsın? Hele kaleci Volkan. Yani artık sana söylenecek bir şey yok! Bence Volkan'ı 3 metrelik bir iple kaleye bağlamalı. Başka türlü ileri çıkması engellenemeyecek.

Daha fazlası olmaz
Tabii ki 20. dakikada yenilen böyle bir golden sonra bu takımında yapabileceği pek bir şey yok. Sahadaki Brezilyalı futbolcuların içimizi ısıtacağını beklerken onların ayakları buz tuttu. Aslında pozisyona da girmedik değil. Özellikle Gökhan'ın içeri girişleri çok tehlikeli olabilirdi; kendisi vurmayı deneyeceğine pas vermeyi becerebilseydi. Bir de Daniel Güiza var; o da bal yapmayan arı. 64'te Alex'in oyundan alınması bence maçın en güzel hareketiydi. Ardından dakika 72'de çift forvet oynamaya başlayan Fenerbahçe'deki çarpıklık çok net gözüktü. İki forvet düşünün biri 15 milyon euro diğeri 700 bin euro. İşte ruhları donmuş futbolcularla ancak buraya kadar gidilir. Bundan daha fazlasını beklemek hata olur.

Hairdesigner
11-12-08, 12:58
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Sırat Köprüsü

Şu sıralar hangi Beşiktaşlı ile konuşsanız hepsinden inanılmaz umutsuzluk mesajları dinliyorsunuz. Onlara göre bu sezon da kesinlikle hayal kırıklığı ile sona erecek. Çünkü hiçbiri oynanan futboldan memnun değil. Bol keseden dağıtılan puanlar ile şampiyonluk defterinin şimdiden kapandığına inanıyorlar. Aslında bu görüşlerde gerçeklik payı büyük. Bir ara F.Bahçe'nin 8 puan önünde olan Beşiktaş'ın, ezeli rakibinin 1 puan gerisine düşmesi umutsuzluğun nedenini ortaya koyuyor. Zaten bugünlerde Mustafa Denizli'den başka umut dağıtan kimse kalmadı. Denizli, kayıpların telafi edileceğini vurgulamaya devam ediyor. "Köprülerin altından daha çok su akar" demeyi de ihmal etmiyor. Ancak gerçek olan şu; bunca kayıptan sonra Beşiktaş Sırat Köprüsü'nün üstüne geldi. Eğer MKE A.Gücü ve G.Saray maçları son 2 hafta olduğu gibi trafik kazaları ile kapanırsa, 2009 Beşiktaş için çok sancılı başlayacak.

Gole sevinen kimse yok!
Denizli'ye rağmen kayıpların süreceğini haftalar öncesinden defalarca yazdık, çizdik. Bunu, birçoklarının iddiasının aksine kadronun yetersizliğine bağladık. Beşiktaş'ın hâlâ sağlam bir savunma kurgusu yok. Orta saha dökülüyor. Kanat organizasyonları çok düşük düzeyde. Yani Mustafa Denizli'nin iyimser yaklaşımları ile paralel giden bir Beşiktaş yok. 8 haftalık Denizli döneminin bilançosu her şeyi anlatıyor. 3 yenilgi, 2 beraberlik ve kaybedilen toplam 13 puan. Derbilerde henüz galibiyet yok. MKE A.Gücü maçı kazanılsa bile Galatasaray önünde alınacak bir yenilgi Beşiktaş'ın 2. yarıya sıkıntılı başlamasına neden olur. Beşiktaşlı oyuncuların görüntüleri de ayrı bir alem. Zapo gol atıyor, kutlamaya, kucaklamaya giden tek bir arkadaşı yok. Gol sevinci yaşanamıyorsa arkadaşlık bağlarında bir sarsılma var demektir. Beşiktaş frikik kullanıyor, rakip barajı 4 metreye indirirken hakeme uyarıda bulunan bir tek Beşiktaşlı futbolcu görünmüyor. İşin özeti şöyle: Beşiktaş artık oynayacağı son iki maçı ya kazanacak ya kazanacak. Futbol deyimiyle 'başka yolu yok.' Mustafa Denizli "Köprülerin altından daha çok sular akar" diyor. Bu iki maçta arıza olursa ortada ne akan su kalacak, ne de köprü!

Hairdesigner
11-12-08, 12:58
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1734.jpg O bizden biri

Trabzonspor'da futbolu kadar futbol dışındaki olayları ile gündeme gelen Gineli futbolcu İbrahima Yattara'yı kutlamak lazım... Bordo-mavili takıma 2003 yılında transfer oldu. Birçok futbolcu yıllardır Türkçe'yi konuşmazken o kısa sürede Türkçe öğrendi. Şimdi Karadeniz fıkraları anlatacak, arkadaşları ile ince espriler yapacak düzeye geldi.

Formaları kapışılıyor
Civciv sarısı saçları, entel sakalı ile herkesin sevgilisi oldu. Bordo-mavili takımda en uzun süre kalan yabancı. Bir düzineye yakın teknik adam eskitmesine rağmen hiçbir dönem taraftarın gözünden düşmedi, tam tersi sevgilisi oldu. TS Clup mağazalarından en çok forması satılan oyuncu ve hemen hemen her dönem transferde adı geçti. Katar'ın El Saad kulübü ile transferi direkten dönen oyuncu kısa bir süre bunun yıkımını yaşadı. Herkes bu oyuncunun Trabzonspor ile işinin bittiğini sanıyordu ki o yine kendini sevdirmeyi başardı. Son haftalardaki futbolu ile kendine geldi. Trabzon taraftarının kalbini fethetmeyi başardı. Hem de Trabzon'a özgü bir oyun olan "Kolbastı" ile. Galibiyetlere alışan Trabzonspor taraftarı artık karşılaşma sonrası oynanan "Kolbastı" yı iple çeker oldu. Yattara, Song ve Tony Slyva üçlüsünün oyunlarına şapka çıkarmak lazım. Bu üç futbolcu gösterdiği performansla da taraftarın sevgilisi oldu. 41. yılını kutlayan Trabzonlu gibiler. Trabzonlu oyuncuların çekingenlikleri sırıtıyor. Bu konuda Yattara'yı örnek almalılar. İbrahima Yattara'nın neden taraftarın gönlüne taht kurduğunu başka örneklerle anlatmaya gerek var mı? Hele son attığı mesaj beni de bitirdi. Telefonuma gelen yüzlerce bayram mesajı vardı.

Bayramı unutmadı
Onların içinde "Kurban bayramın kutlu olsun Yattara" imzasını görünce şok olmadım desem yalan olur. Türkiye'de yerli teknik adam ve futbolcuların bile hatırlamadığı bir güzel olayı bizim geleneğimizi, bizim bayramımızı Gineli Yattara hatırlayarak neden sevildiğini gösterdi. Anlaşılan o ki o artık bizden biri! Yattara farkı futbolu ve özel yaşamı ile bu olsa gerek.

Hairdesigner
11-12-08, 12:58
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg Artist Lincoln

Doyumsuz işler yapıyor Lincoln. O ters tarafa bakıp topu ve leşi diğer tarafa salmaları, rakip arkasındayken duvar olup arkadaşına ayağının yan tarafıyla bıraktığı paslar, boş alanları değerlendirirken yaptıkları... İyi işler gerçekten. "Çok güzel hareketler bunlar" diyeyim. Ama işin bir yanı var ki o gol sonrası halleri, Hacettepe Teknik Direktörü Erdoğan Arıca'nın hırsından üzerine yürüdüğü an... Bunlar iyi şeyler değil işte. Arıca Lincoln'ün maçın boş anlarını değerlendirme biçimine kızmış sahaya girip, Brezilyalının üzerine yürümüştü. Bizim mağlubiyeti kabullenme biçimimizde bir gariplik var biliyorum. Galibiyeti yaşama biçimimizde olduğu gibi ama. Ne Arıca'nın, ne Lincoln'ün yaptığı doğru. Olay mahalline gidelim... Hacettepespor oyuncu kaybına uğramış, yani eksik oynuyor. Lincoln'ün bu eksiklikten yararlanıp rakibini küçük düşürücü 'hareket çektiğini' iddia ediyordu deneyimli teknik adam. Ne yapmıştı Lincoln? Üzerinde pres kalmadığını görünce boş alanda topla lüzumundan fazla ve "artistçe" oynamıştı. Tabii ki bu kabul edilemez bir şeydi. Tamam ama karşı çıkış tavrı bu olmamalı.

Konca'yı hatırlatsaydı
Arıca maç sonrası bir toplantı düzenlese ve şu olayı anlatsaydı; 1960'lar... Eskişehir-Galatasaray maçı oynanıyor. Ender Konca ESES'lerin acar açığı. Karşısındakilerle bir oynuyor ama eh. Bacak arası atıyor, sağa yatırıp soldan geçiyor. Karşısına kim gelse dönüp, dönüp basıyor çalımı. Maç sonrası babasının yanına gidiyor Konca. Daha söze başlamadan babası basıyor tokadı genç futbolcuya. Sonra da gürlüyor: "Karşındaki adam da bundan ekmek yiyor. Utanmıyor musun onlarla alay edermişçesine top oynamaya? Yıkıl!" Keşke bunu anlatsaydı. Hep anlattım, hep anlatırım ve anlatıp-dinleyip- yazmaktan büyük zevk alırım. Bir maçtan sonra Kral'ı, Metin Oktay'ı tutmuş gazeteciler soruyor: "O kadar tekme yedin. Yerlerde süründün bir kez bile kafanı çevirip bakmadın vuranlara!" "Eee" demiş Kral "Tanıdık çıkar şimdi o arkadaş. Hem o hem ben mahcup olmayalım!" Kral'ın sözleri içimizin bayraklarıdır bizim. Böyle kült bir tavrın ve futbolcuların izleyicisi olduk yıllardır. İnsan gerçekten "oyunun güzelliğine hürmeten" bir şeyler bekliyor izlediği topçulardan. Şimdi birileri çıkıp, "Bu iş şov işidir" demeye getirmesin. Ama böyle diyenler haklılar belki. Yıldızlara artık 'star' deniyor günümüzde. Ben yine de yerdeki yıldızları yakama takıyorum. Gökyüzüne yükselip bir gecede yere düşen starlara inat.

Hairdesigner
12-12-08, 14:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Ayakta ölmek

Şampiyonlar Ligi'ndeki acı sondu Dinamo Kiev maçı. Fenerbahçeli futbolcuların bedenleri uyuşmuştu, ruhları da dondu. Belki de böyle havalarda, el örgüsü yünlü formalarla sahaya çıkmaları gerekiyor, derbi krallarının!!!



***

Karşılarında görkemli bir takım yok. Asgari ücretle geçinen bir işçi takımı var. Ama hepsi elinden geleni yapıyor. Bir takım çok farklı yenilgiler de alır, ama ayakta ölür. Fenerbahçeli futbolcular, Dinamo Kiev karşısında utanılacak bir maç çıkardılar. Her pozisyonda diz çökenler için, utancın adını gurur koyacak değiliz ya...



***

Fenerbahçe'deki santrfor, cengaver havasında olmalı. Güiza'nın kemanı eksik. Tipik bir dram sanatçısı... Toplu ağlama sahneleri için yaratılmış sanki. Gelirken yanında getirdiği apolet ve 26 milyon euro'luk maliyetine karşılık, Güiza'nın verdikleri, Fenerbahçe'nin çalınan yarınları demek. Tarihi bir borcun da anonsu!



***

Aragones, Dinamo Kiev maçını seyrederken, hangi takımın teknik direktörü olduğunu biliyor muydu acaba? Ayakta uyumanın da bir sınırı olmalı. Yıllar çabuk geçiyor. Geçen yıl Sevilla'yı eleyen, Chelsea'yi yenen takımdan kalan enkaz yığınının sebebi kimdir dersiniz? Bu takımın ruhunu öldürmenin sanığını yargılamak için, zaman geçmiyor mu?



***

Maçın sonlarına doğru Fenerbahçe takımına baktım da, İlhan Parlak kurtarıcı. Ali Bilgin umut... Maldonado ve Josico'yu yan yana görünce, "pozisyonların toplu mezarı ne zaman açılacak?" diye bekliyorsunuz. "Kadromuz yeterli" diyen başkanın kulakları çınlasın! Takım koşamıyor. Ruhlar kayıp, ayıp olan şeyler bazıları için ayıp değil artık. Roberto Carlos, sahte servis garsonu. Ve inanın hiçbir şey umurunda değil.



***

Bunlar Aziz Yıldırım'ın eseri... Kendisine tanınan sonsuz özgürlüğün ve şahsi kaprislerinin pahalı bedeli. Bu takımın parası çarçur edildi, yılları sebil edildi. Kurulan diktatörlük meyvelerini verdi. Çürük meyvelerini... Maldonado, Josico, Güiza, Emre, Aragones... Yasin Çakmak, İlhan Parlak, Can Arat ve daha niceleri... Fenerbahçe bu adamlarla yarınlara yürüyor ha! Güldürmeyin bizi. Ne yani, taraftarı yeniden programlamak için, Trabzon derbisi mi gerekiyor? Yoksa, Türkiye gibi zavallı bir futbol liginde, üst sıralara çıkmak meseleyi hallediyor mu?



***

Herkes şunu bilmelidir ki... Kurulduğu günden bu yana, hiçbir şahsın tekeline girmedi bu kulüp. Aziz Yıldırım'ın tekeline girdiği kadar... Gelecek programlarda gösterilen filmlerle, insanların seyrettiği gerçekler başkaysa... Her şeyin bir sınırı var! O yüzden Fenerbahçe'nin gerçek sahiplerinin Aziz Yıldırım'dan da, bu futbolculardan da alacağı var... Bu borç, ne Antalyaspor karşısında ödenir. Ne de, Şükrü Saracoğlu'nda kazanılan derbilerle...

Hairdesigner
12-12-08, 14:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg O zaman yandık!

Aragones basın toplantısında eski başarıları hatırlatanlara "O zaman antrenör de takım da başkaydı" yanıtını veriyor. "Kimse antrenör tamam da takım nasıl başkaydı" şeklinde bir soru soramıyor. Kiev karşısında o takımdan dokuz kişi sahada, kalan ikisi de Aragones'in kendi getirdiği Güiza ve Josico. Olay çok açık. Felsefe kötü anlamda tamamen değişmiş ve Fenerbahçe'nin doğasına aykırı işler yapılıyor. Maçtan sonra Faruk Ilgaz Tesisleri'nde dostlarla geç saatlere kadar tartıştık. "Kaleye bile gidemedik, takım çok kötüydü" diyorlar. Ben de "Eğer sadece bu maçı masaya yatırırsak bir çözüme gidemeyiz. Hangi maçta iyi oynadık ve neden sorunlara çözüm bulalım" diyorum. 3 gol atmışsın, buna karşın 11 gol yemişsin. Tek galibiyetin yok. İyi futbol zaten yok. Daha önemlisi bu takım deplasmanlarda hiç yok. Bırak Avrupa'yı ülkemizde sadece Kocaeli'yi uzatmanın son saniyesinde atılan golle, 60. dakikaya kadar kalesine gidemediğin Denizli'yi muhteşem bir golle yenebilmişsin. Bunlar da küme düşmemek için oynuyorlar. Aragones, korkak bir teknik adam. Tek şut atamadan berabere kaldığı Ankaragücü maçından sonra liderden 7 puan geriye düşmüş taraftarı kan ağlarken "Deplasmanda alınan tek puan iyidir" diyen birisi Fenerbahçe'nin ağırlığını kaldıramaz. İşte Kiev'de Selçuk çıkarken, Maldonado giriyor. Yani diyor ki kaleye gitmesem de olur. Trabzonspor, Kadıköy'e gelecek ya, yenildiğini var sayalım. Ne olacak? Aradaki 5 puan 2'ye düşecek. Yani Galatasaray'ı, Beşiktaş'ı ve Trabzon'u yenen Fenerbahçe, normalde 5-6 puan önde olması gerekiyorken devreyi 2 puan geride tamamlayacak. Aragones, iki kupayı da alırız diyor. Hangi mantıkla? Özellikle deplasmanlarda başarısızken Ali Sami Yen, İnönü, Avni Aker ve Kayseri'de bu sistemle hangi puanı toplayacak. İspanya'da tek ön libero ile başarıyı yakalarken iyiydi. Aragones, artık Fenerbahçe'nin de büyük bir kulüp olduğunu bilmeli.

Kafa yapısı değişmeli
Devre arasında birkaç takviyeyle bu takım şampiyon olur ama iş başındaki kafa yapısının değişmesi şartıyla. Yoksa ileride yalnızlığa mahkum edildikten sonra 10 tane forvet alsan ne yazar. Elindeki futbolcuları kullanamayan bir zihniyetle İspanya gol kralı kaybedildi. Türkiye gol kralı, orta sahaya mahkum edildi. O da kaybedildi. Usta Alex de kaybolmak üzere. Aragones eğer kalırsa yapacağı transferlerle bunları da gönderip yerine çok hoşlandığı sürekli yana ve geriye oynayan Josico ve Maldonado gibi futbolcuları dolduracak. İşte o zaman yandığımızın resmidir.

Hairdesigner
12-12-08, 14:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1268.jpg Susulacak...

Henüz bir ay oldu olmadı. Fenerbahçe'nin iki asbaşkanı Şekip Mosturoğlu ve Ali Koç medyanın önüne çıkıp, soruları cevaplıyorlardı. İletişimsizlikten kaynaklanan problemleri çözmeleri gerektiğini ifade ettiler. Cevapları tatmin edici veya değildi. Önemli olan soruların karşısına koyulabilecek bazı ifadelerin camiaya duyurulmasıydı. Dinamo yenilgisi ile UEFA Kupası'na katılma şansını kaybetti Fenerbahçe. Tek galibiyet dahi alamadan grubu tamamladı. Saracoğlu'nda oynanacak final maçında ev sahibi takım olma hayali bitiyordu. Üstelik ezeli rakibiniz Galatasaray bu iddiasını korurken. Maç sonrasında tek bir yöneticinin görüşü yoktu. Aragones dışında takımdan da bir ses gelmedi. Nasıl oldu da bu facia yaşanmış, bundan sonra neler olacak, taraftarın duymak istediği kelimelerin, ufak bir "özrün" dile gelmesini boşuna bekliyoruz. Takım kötüyse söylenecek laf da kalmıyor. Koca cumhuriyeti, cemaat haline getirenlerin, bir sonraki lig galibiyetine kadar toprak altına girmeleri sürpriz değil. Milyonlarca taraftarına hayaller satıp, kendi küçük dünyaları kadarını reva görenlere bu kızgınlığımız az bile. Aragones'e çatacağım ama onu bu takımın başına getirenler sorumluluktan kurtulacaklar. Bu takımın yürüyemediği, gole gidemediği, baskılı oynayamadığı, tempoyu yükseltemediği bugünün değil, sezon başının sorunuyken, bir teknik adam nasıl bunlara çare bulmak adına fikir üretemez. "Kadro yetersiz" yorumuna katılmıyorum. Fenerbahçe, Kiev'den en az üç gömlek üstün bir takım. Tek tek karşılaştırın oyuncuları bakalım. Ama onlar "takım". Ne zaman ne yapacaklarını bilen, organize olmuş, yardımlaşan ve üretmeye çalışan oyunculardan oluşmuş bir takım. Ankaraspor gibi. Kayseri gibi ya da Sivasspor gibi.

Kudretsiz Aragones
Ama başaramayacağını görünce Aragones vazgeçti. "Sistem oturuyor" gibi boş sözlerle zaman kazanıp, bir şeylerin değişeceğini umdu. Eğer bahsedildiği gibi prensiplerinin adamı veya disiplin abidesi olsaydı, yardımcısına "oyuncular dediklerimizi yapmıyor" açıklamasını yaptırtmazdı. Raul gibi bir fenomeni milli takıma almayan kudretli bir adamdan bahsediyoruz. Sahada haftalarca boş gezen Alex'i, Carlos'u veya son haftalardaki Deivid'i yedek bile bırakamayan bir kudret bu. "Rakibe sahasında basacağız" diye yola çıkıp, rakibin kalesine bir kere bile gidemeyen takımı yaratan kudretsizlik de Aragones'e ait. Bu gidişin faturası ağır çıkacak. Sadece Aragones'in gönderilmesi, bazı oyuncularla ilişkinin kesilip, yenilerinin kadroya katılması sorunları çözmeyecek. Fenerbahçe yönetiminin bir vizyon haritası yaratması, hamleleri başkanın veya yöneticilerin "anladıkları futbol" kadar olmaktan çıkartması gerekiyor...

Hairdesigner
12-12-08, 14:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Erman hoca yazı yazmıyor Hürriyet'in haberi olmuyor!

Erman hoca (televizyon programının izin verdiği zamanlarda) maçları çıplak gözle izlemeye özen gösterenlerden. Yani şezlong yazarı değil. Hertha Berlin-Galatasaray maçını da yerinde izlemek için tutuyor Berlin Olimpiyat Stadı'nın yolunu. Maç saatine yakın geliyor stadın kapısına. Bekliyor ki akreditasyon gelsin. Onların ekip "Hocam 10 dakika sonra geliyor kartın" masalı anlatırken hoca da gurbetçilerle resim çektirip vakit geçiriyor. Ne var ki gelen giden yok, akreditasyon hak getire. Koca Erman Toroğlu stada giremiyor ve şimdi sıkı durun, Berlin'de televizyondan izlemek durumunda kalıyor maçı. Evet aynen böyle. Berlin'e kadar gidiyor ama maçı televizyondan izliyor. Maç sonrası yazısını almak için arayanlara da "Ben stada giremediğim için bu maçta yorum yazmıyorum kardeşim!" diyor. Bu yaşananlardan sonra normal olarak, Hürriyet spor servisinin ayağa kalkması ve hocanın telefonunun susmaması gerekir. "Hocam neden yazmıyorsun?" diye kıyamet kopmalı ve bu skandalın hesabının sorulmalı. Ya Toroğlu kovulmalı ya da onu maça akredite etmeyenler. Fakat hiçbiri olmuyor. Daha ilginç olanı yaklaşık bir hafta boyunca da hocayı arayıp soran yok. Erman hoca, gazetesinde yorumunu yazmıyor ama "O maçta neden yazmadın" diyen yok. Buyurun buradan yiyelim. Erman hoca maç izleyip yorum yazması için Berlin'e gönderilmiş. Uçaktı, hoteldi, harcırahtı derken asgari 2-3 milyar masraf yapılmış. Tüm bunlara rağmen Toroğlu yazısını yazamamış. Gelin görün ki hiç kimse tınlamıyor! Hani paranın pulun önemli olmadığı zamanlardan söz etsek belki normal karşılayabiliriz bu olanları ama kazın ayağı öyle değil ki. Hürriyet bir yandan krizi bahane edip tasarruf masalı anlatarak insanları işinden ederken diğer yandan en önemli yazarının onca masrafa rağmen yazı yazmamasını önemsemiyor. Tam anlamıyla "Bu ne yaman çelişki" dedirten bir hikaye. Üç milyar harcama yap ve yazarın maçı televizyondan izlesin!

Hairdesigner
12-12-08, 14:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg "Acaba" ile yaşamak

Genç adam hızlı yükselişinde, daha Piramit'in eteklerinden zirveye çıkarken "Ağır" bir sağlık darbesi yedi. Aslında bu darbe ağır mı, yoksa hafif miydi tam çözemeden, haftasında yatıp yardım istediği çimlere geri döndü. Bu dönüşte bu defa karşısına farkında olmadığı daha ciddi bir sorun çıktı: "Acaba" endişesi. Koşuyor, vuruyor, çalım atıyor, düşüyor, kalkıyordu. Ama eski günlerindeki gibi topa hükmedemiyordu. Belki hiçbir şeyi yoktu ama her hareketinde onu durduran, "acaba bir daha olur mu'' endişesi elbette zor bir şeydi. Arda geleceğin büyük yeteneği idi. Elbette onu futboldan koparacak bir şeyin olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Evet onda bir şey olmadığını bizler değil, "Tıp" söylemeliydi. Onun için Arda'yı "görüşme odasına" masal anlatmaya değil, kalbin en büyük ustalarına göndermek şarttır. Devrenin bitmesine iki maç var. Ondan sonra da bu konudaki son karar, sorumluluğunu taşıyan Galatasaray kulübünün olacaktır...

mehmetakifm
12-12-08, 17:39
Neredeyse hiç pozisyon vermeden geriye düşmekte Volkan’ın korkunç hatalar zincirinin payı büyük. O pozisyonda çıkmak hata... Çıktıysan durup açıyı daraltmamak hata... Durmadıysan garip bir şekilde sırtı neredeyse yere paralel zıplayıp bacakları açmak hata... Hata küp...
Ancak şu da bir gerçek ki, rakibe beraberlik yetiyordu ve Fenerbahçe bu beraberliği bozacak neredeyse hiçbir şey yapmıyordu. Ve daha önemlisi Fenerbahçe’nin geçen yılki tarihi başarılarında Volkan (Edu’yla birlikte) yine bu hataları yapıyordu. Misal bu takım Sevilla deplasmanında Volkan’ın 2 korkunç hatasının altından kalkmayı bilmişti. Bu yıl bundan çok uzak bir performans izledik. Geçen yılkinden çok daha düşük performanslı bir grupta Fenerbahçe galibiyet alamadan Avrupa’ya veda etti.
Oyunla ilgili detaylara girmek ne kadar lüzumlu bilmiyorum! Geçen yıl Şampiyonlar Ligi yarı finalinin kapısından dönmüş, pahalı bir transfer harekâtı yaşamış bir takımdan bahsediyoruz. Mutlak kazanması gereken bir maçta 1-0 yenikken Selçuk sakatlanıyor ve yerine Maldonado alınıyorsa, ancak o alınabiliyorsa, teknik yönetimden kuşku duymak herhalde normal karşılanmalı.
1-0’ken başka bir yol yokken, rakip hep son dakikalarda vurulmuş (Arsenal ve Porto maçlarında son dakika gollerine boyun eğdiler)uzun süredir evinde kazanamamanın sıkıntısını yaşarken klasik bir eleme maçında yaşanması normal bir baskıyı bile kuramamış olmak Fenerbahçe’yi kuşkulu yapıyor.
Rakip kaleye, deplasmandaki 3 maçta sadece 3 kez gidip 1 gol bulabilen bu oyun anlayışının, son Avrupa Şampiyonu hocanın ve geçen yılın çeyrek finalisti bir yönetimin altında oluşu sanırım Avrupa’da yılın olayı olarak anılabilir.
Fenerbahçe için vahim bir son oldu. Burada Aragones’in ‘göreceğiz’ diyebileceği bir mayıs yok.

http://www.gazetefener.com/images/columnists/31.jpg

mehmetakifm
12-12-08, 17:40
Mazereti var


Bu kez gerçekten mazereti vardı Fenerbahçe’nin. Şampiyonlar Ligi’nde daha önce oynanan beş maçta mazereti yoktu. Kötü oynadı ve kaybetti. Sonucunda az puan aldı.
Kiev’de UEFA Kupası’na devam edebilmek için kazanmaktan başka şansı yoktu. Rakibine bir puan yetiyordu. Kontrollü oynaması gereken Dinamo Kiev’di. Ama Fenerbahçe’nin oyuncu yapısı, mevcut kadrosu çabuk oynamaya kesinlikle müsait değil. Çabuk oynayınca hata yapan bir takım. Beraberliğin Kiev’e yetmesi, bir de kötü zemin şartları işini daha maç başlamadan zorlaştırmıştı Fenerbahçe’nin.
Deivid, Alex ve Güiza gibi skoru değiştirebilecek oyunculara ters gelebilecek bir saha vardı. Ne top kontrol edebilirsin, ne pasın şiddetini ayarlayabilirsin, ne rahat dripling yapabilirsin.

Demoralize oldu
Kaldı ki Kiev takımı bu saha şartlarına çok alışık. Pasın şiddetini, driplingini rahat uyguluyor.
Fenerbahçe savunmasından sadece Gökhan Gönül hücuma çıktı. Çıktığı pozsiyonlardan bir tanesinde de onun boşalttığı kanattan kontrada Volkan’ın da davetiyesiyle gol geldi. Fenerbahçe geriye düşünce iyice demoralize oldu, inancını tamamen yitirdi.
İkinci yarıda Dinamo Kiev haklı olarak 10 kişi sahasına çekildi. “Bulursam kontra yaparım” dedi. Koca 45 dakikayı da hiç pozisyon vermeden bitirdi. Fenerbahçe bu sezon maalesef oynadığı futbolun karşılığını aldı. Bu da grup sonunculuğu oldu.
Alman hakem ise iyi maç yönetti.

Hairdesigner
13-12-08, 02:52
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Lincoln... Lincoln...

Maç kadroları dağıtıldığında kadroda beklenen isimlerden biri vardı, biri yoktu. Skibbe, çift forvete Nonda'yı almış, buna karşılık Aydın'ın yerine de ilk 11'e Mehmet'i çıkarmıştı. Bana göre bu hatalı bir düşünceydi. Defansa dönük Mehmet Güven'in yerine, topu en çabuk karşıya taşıyan Aydın'ı alsaydı, bence daha akılcı olurdu. Nonda ise uzun zamandır ilk defa 11'de sahaya çıktı. Bu tip adamlar, son 16'ya da 20 dakikada oyuna alınırlarsa, futbollarını da bitirmeye doğru giderler. Nonda'yı da kenarda oturta oturta sonunda bu hale getirdiler. Ben, dünkü maçta Nonda'nın oyununu beğendim. İyi pas yaptı. Top taşıdı, Kewell'ın çıktığı dörtlüye kolayca girdi. Maçı seyrederken düşündüm... Çok sevdiğim ve saygı duyduğum büyük politikacımız Süleyman Demirel, dünkü Gençlerbirliği- Galatasaray maçına gitse, yanındakilere şöyle derdi: "Kadeşim, va mı, bu Lincoln gibisi. Adam hem atıyo, hem attırıyo, valla bravo." Bir süredir şahane oynayan Lincoln, bu oyunlarına dün bir yenisini Ankara'da ekledi. Gençlerbirliği'nin attığı golden iki dakika sonra çok güzel bir golle durumu 1-1 yaptı. Arkasından Baros'a asist yapıp durumu 2-1'e getirdi. Sonunda topu Nonda'ya pas yaptı, o da Arda'ya verdi ve atılan golle devreyi 3-1 bitirdi Galatasaray.

Penaltısı verilmedi
Gerçekten de Lincoln harika oyunlar çıkarmaya başladı. Tribünler, nereye giderse gitsin "Lincoln, Lincoln" diye tezahürat yapmaya başladı. Hagi'den bu yana bu kadar sevgiyle hiçbir futbolcuya taraftarın bağlandığını görmedim. İkinci yarıya Galatasaray rahat, Gençlerbirliği gol atma hırsıyla başladı. Burada birkaç kelime de Samet Aybaba'ya söylemek gerekir. Bursa'yı çalıştırdığın günlerde Galatasaray'ı yendin diye, hep yenecek değilsin. Bursaspor'un o günkü oyunları bugünkü Gençlerbirliği'nden daha iyi idi. İkinci yarıda gol atmak için uğraştı ancak olsa da olur olmasa da olur düşüncesi fazla gol getirmedi. G.Birliği'nin, Barış'ın eline çarpan topa yaptığı penaltı itirazı doğruydu. Bu penaltı verilse, o dakikalarda Galatasaray kalesini sıkıştıran Ankara takımına bir gol daha getirebilirdi. Bu yarıda Sanctis'in kurtardığı üç gollük pozisyon vardı. Ayrıca Nonda, Baros ve Mehmet Güven'in çıkması ile oyuna Aydın, Volkan ve Yaser girdi. Böylece biri İstanbul'da, ikisi Ankara'da oynanan 4 başkent takımı ile yapılan maçlardan G.Saray 10 puan aldı.

Hairdesigner
13-12-08, 02:52
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Sistem ve diziliş

Zor maç kolay döndü. Gençlerbirliği her zaman G.Saray'a, özellikle de Ankara'da ters gelen bir takım. Artı, Samet Aybaba takımlarının başarısını da eklersek maç zor geçecek gibi görünüyordu. G.Saray da bu zorluğun farkında olan bir kadroyla sahaya çıktı. Diziliş, 4-4-2 gibiydi ama uygulama 3-4-2-1 şeklinde gerçekleşti. Bekte oynaması gereken Barış orta sahanın sağındaydı, Mehmet Güven adaşı Topal'ın yanında, Nonda ile Lincoln de hemen Baros'un arkasındaydı. Sistem ya da dizilişler problemli bir sonuç olursa her zaman tartışılır. Ancak galibiyet ve iyi mücadele, tüm rakamları ve sistemleri aynileştiriyor. G.Saray nihayet ritmini buldu. Mehmet Topal faktörü o kadar önemli ve o kadar büyük kaktı yapıyor ki, diğer oyuncuların yerleri ve kimlikleri fark etmiyor. Topal'ın sezon başı formsuz ve sakatlık döneminde takımı adına ne büyük kayıp olduğu son maçlarda açıkça ortada.

Topal'ın önemi belgelendi
Hepimiz Lincoln'ün fantastik hareketlerine, Baros'un gollerine takılıyoruz ki normaldir. Futbol bir sonuç oyunu olduğu için son noktada tabelayı artıranlar her zaman önemlidir. Ama, tabelaya hiç yansımadığı halde takımın karakteristiğine etki etmek Mehmet Topal'ın kıymetini ve önemini bir kez daha belgeliyor. Mehmet Aurelio, Fenerbahçe için nasıl büyük bir kayıpsa, adaşı Topal da Florya sakini için o kadar büyük bir kazanç. Onun varlığı Lincoln'ün üzerindeki baskıyı azalttığı için Brezilyalı havasını buldu. Kewell'ın yokluğunda solda rahat oynayan Arda ise hâlâ tam randımana ulaşamadı. Golünü atmasına, savunmaya büyük yardım etmesine rağmen güçsüzlüğünü kaldırabilmiş değil. Mehmet Güven uzun aradan sonra gayet başarılı bir dönüş yaptı. Kısacası zor maç kolay bitti.

Hairdesigner
13-12-08, 02:52
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Şeytan üçgeni

Gençlerbirliği'ni dün gece suni çimde futbol adına yerle bir eden G.Saray son haftalardaki çıkışın suni olmadığını ortaya koydu. Skibbe her maçta sürpriz yapmaya bayılıyor. Dün gecenin sürpriz ismi Mehmet Güven oldu. Sabri'nin yokluğunda Barış defansın sağında, Ayhan'ın yokluğunda ise Mehmet Güven Mehmet Topal ile birlikte göbekte forma giydi. İşin ilginci genelde eleştirdiğim Mehmet Güven dün gecenin en etkili oyuncuları arasındaydı. İnanılmaz güvenliydi ve pozisyon hatası yapmadı. Bölgesinden sağlam toplar çıkardı. Ama dün gecenin asıl yıldızı yine Lincoln'dü. Önce şu gerçeğin altını çizelim; Lincoln gerçekten futbol oynamak istediği zaman bu takımın kaybetme şansı yok. Futbol mühendisi gibi öyle hesaplı kitaplı paslar atıyor ki zoraki gol yapmak zorunda kalıyorsunuz. G.Saray maça kalesinde gol görerek başladı. Burhan'ın golünün asistini de yabancı değil Meira yaptı. G.Saray kalesinde gol görene kadar Baros'la iki, Lincoln'le de mutlak bir golden oldu. Gol resitali ise 28'de başladı 42'de bitti. 16 dakikada G.Birliği tuş oldu. Lincoln, Baros ve Arda geceenin skorerleriydi.

Zirveye ortak oldu
Gerçek şu: G.Birliği eski gücünden çok şeyler yitirmiş. Samet Aybaba, bu takımı ayakta tutabilirse bravo. Zaten hedef bu yıl için ligde kalmak olmalı. Bunu başarırlarsa hedef 12'den vurulmuş olunur bence. G.Saray ligdeki son üç maçını Ankara temsilcileri ile oynamıştı, dün geceki 4'üncü karşılaşmayrı. Sadece Ankaraspor ile berabere kaldı ve Hacettepe ile sahasında oynadı. Yani Ankara ekiplerinden tam 10 puan çaldı. Galatasaray için Ankara şu kritik dönemde 'Rehabilitasyon Merkezi' görevini gördü. Seri galibiyetler Cimbom'u zirveye de ortak etti. Skibbe koltuğunu korudu, yönetim seri gelen başarıları kalkan etti ve günü kurtardı. Her şeyden öte Galatasaray dün gece kazanmayı istedi ve başardı.

Hairdesigner
13-12-08, 02:53
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1270.jpg Ankara'yı sevdi

Bu takım çift forvet oynamalı demekten dilimizde tüy bitti ama sonunda oynadı. Skibbe, Kewell sakat olunca Gençlerbirliği karşılaşmasında Baros ve Nonda'yı çift forvet olarak sahaya sürdü. Bu zamana kadar genelde maçlara tek forvet çıkan Galatasaray'ın yediği gol sayısı ortada. Kalesinde küme düşme hattındaki takımlarla aynı sayıda gol görmüş. Yani korkunun ecele faydası olmamış. Bu takım 1 yerse 2 atar, 2 yerse 3 atar. Gol atmaya çok müsait bir kadro var Alman hocanın elinde. Bu yüzden defansif oynatmaya gerek yok bu takımı, ofansif oynat gitsin. Nitekim ilk golü Meira'nın hediyesi ile kendi kalelerinde gördüler ve buna 3 golle cevap vermesini bildiler. Özellikle sahaya kaptan çıkan Lincoln bu yarıda bir asist ve bir golle kalitesini konuşturdu. Milan Baros da Brezilyalı yıldız gibi bir asist yaptı ve bir gol attı. Bir gol de Nonda'nın asistiyle Arda'nın ayağından gelince, Galatasaray karşılaşmanın ilk yarısını 2 farklı üstünlükle kapadı. İkinci devreye de iyi başlayan taraf sarı-kırmızılılar oldu. Hemen 2-3 gol pozisyonları da buldular ama olmadı. Maçın son bölümlerine doğru yorgunluk belirtisi başlayınca oyunu ağırlaştırdılar. Bu da çok normal karşılanabilir.

Örnek davranış
Galatasaray ligin ilk yarısı biterken geç de olsa açıldı. Böyle giderlerse şampiyonluğun en büyük adayı olurlar. Gerçekten takım olmuşlar artık. Örneğin kaptan Ayhan'ın cezalı olduğu halde takımla Ankara'ya gelip arkadaşlarını yalnız bırakmaması hatta eşofmanlarını bile çıkartmayarak otelde dolaşması örnek bir davranış. Ben bir parantez de Lincoln'a açacağım, yıldız futbolcuyu geçen sezon çok eleştirdik ancak bu yıl muhteşem bir görüntü çiziyor ve ayakta alkışlanıyor. Son olarak Cimbom halı saha maçlarını bayağı sevdi. Ankaragücü karşılaşmasında 4 dakikada 3 gol atan Galatasaray, Gençlerbirliği mücadelesinde da 14 dakikada 3 gol bularak son iki deplasmanından 6 puan almayı bildi. Haftaya Beşiktaş derbisinde böyle oynarlarsa bir 3 puan da ordan alırlar.

Hairdesigner
13-12-08, 02:53
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg Halı sahada

Tam da buydu işte anlatmaya çalıştığım şey: Mağrur, ağırbaşlı, soğukkanlı ve bir kaptana yakışır şeyler yapmalıydı, öyle oynamalıydı Lincoln. Geçen hafta şöyle demişim: 'Sağa bakıp topu sola salmaları, rahatlığı... Çok iyi şeyler yaptı Lincoln!' Ya da buna benzer şeyler. Ama ne yaparsa yapsın 'kıl' olmayı bırakacak. Dün gece kaptanlık pazubandının kendisine yakışmadığını hangimiz söyleyebiliriz. Dil dişin ağrıyan yerine değermiş. Elbette ki bu yetenekli hayta derdim olacak. Her maç mutlaka bir 'olay'ın altında imzası var. Onun imzasını atacağı yer bitirdiği bir sanat çalışmasının altı olmalı. Bitmiş ve problemini çözmüş bir sanat çalışmasının. Tek pas oynamış, topu iyi kullanmış, arkadaşlarına ileride duvar orta sahada yardımcı olmuş, "Önce gol atmak lazım gelir, kilidi açmalıyız!" demiş ve fileleri ilk okşayan olmuş, yetmemiş arkadaşına gol attırmış bir Lincoln... Yani dün akşamki Lincoln. İsteğim budur. Başka şeyler kurduğumu zannedenler yanılırlar, gülünç olurlar.

Anlamasını bilene
İşte Kewell yok ama orta sahayı Mehmet'le kurmak, Ümit yok ama-esmer hayta çoğunlukla yok zaten- Ayhan yok ama Nonda'ya güvenmek; takım olmak yani. Bir kurguyu savunmak ve arkasında durmak. Takım olmak güvenini her anında hissettirmek oyunculara. Bir teknik adama düşen budur. Al-sarıların atak futbolu ve yorumu karşısında temkinli olmalıydı gençler ve öyle de oldular. İlk golü bulmuş olmaları bir kurgunun değil, defans hatasından yararlanmayı bilen 'Ankaralı personel' uyanıklığıdır. O gole kadar Galatasaray tam üç gol fırsatından yararlanamamıştı. Bunun altını çizelim. Şöyle bir şey söylüyor asırlık çınar, ömrümüzün kışı başlarken; 'Dünle birlikte söylenenler dünde kaldı / cancağızım / şimdi yeni bir şeyler söylemek lazım!' O söz neyse onu söyledi Cimbom dün akşam. Doğan günün, ufkun ve geleceğin sözünü 'Yeni bir şeyler söyledi' yani. Anlamasını bilene.

Hairdesigner
13-12-08, 02:54
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Acı gerçek!..

Zengin bir adam Picasso'ya gelmiş. "Benim portremi yap, sana 5 bin altın vereceğim" demiş. Hikaye bu ya, Picasso paranın hatırına teklifi kabul etmiş. Oturtmuş karşısına, 5 dakikada resmi bitirmiş... Zengin adam şaşkın ve tepkili: "5 bin altın verdim, 5 dakikada resim mi olur?" Picasso acı acı gülerek yanıtlamış: "30 yıl + 5 dakika!" Mustafa Denizli, 3-1'lik Ankaraspor yenilisinde taraftarın "Yönetim istifa" merkezli tepkilerine şaşırınca, aklıma bu hikaye geldi. Sorunun ana merkezi, bundan sonraki 20 adet 90 dakika değil, bundan önceki 4 yıl + 90 dakika! Tespite gelince... Beşiktaş'ta mevcut yönetim anlayışı, 4 yıldır futbolcuya dayalı düzen geliştirdi. Özellikle yabancı futbolculara tanınan ayrıcalıklar başta olmak üzere, yaşanan başarısızlıkların faturası da bu gruba yansıtılmadı. Şu anda Demirören yönetiminin faturayı hep teknik direktörlere kesmesinin doğal sonucu yaşanıyor. Mustafa hocam hafta içi idmanda, bireysel sorumsuzluklarda ya da takım başarısızlıklarında futbolculara ceza sisteminin artık uygulanacağı açıklamasını yaptı. Doğru bir adım!

Şimdiden geçmiş olsun
Ancak bunun yanı sıra ödemelerini zamanında alan yabancılarla, senetlerle oyalanan ve 20 maçlık paraları hâlâ içerde olan Türk futbolcuların arasındaki çifte standartın da ortadan kaldırılması gerek. Mustafa hocanın Delgado konusundaki tavrı, kafamızda soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu. Matias'ın performansındaki düşüşü, (Ankaraspor maçında ıslıklanınca) sezon başından bu yana var olan dizindeki küçük ağrılara bağlaması büyük bir yanlış! Bizce sadece Delgado değil, bütün yabancılar; giydikleri formanın ağırlığını hissetmeliler. Bu yüzden onlara kaçacak kapı bırakılmaması gerekir. Eğer futbolcuların üzerinden bu yükü almaya çalışırsanız, yönetimin dört yıldır ortaya koyduğundan farklı bir şey hayata geçiremezsiniz. Eğer, İnönü'de "kum" dalgaları, Ümraniye'de "Nerede yanlış yaptık?" durumları yaşamak istemiyorsanız; nacizane tavsiyelerimize kulak vermelisiniz. Acı ama gerçek bir şey söyleyeceğim... Beni Beşiktaş'ın şampiyonluk şansına inandıran tek şey Mustafa Denizli'nin varlığı... Mustafa hocayı kendi doğruları ve liderliğiyle orada göremeyeceksek, şimdiden geçmiş olsun!

Hairdesigner
13-12-08, 02:54
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Altın bilezik

Geçen maç muhteşemdi bordo-mavililer. Ersun hoca, tarzının tam olarak dışa vuruşunu seyrettik. Teorinin pratiğe dönüşüne tanık olduk. İşte bu farklılık, hocayı tercih edilen yapıyor. Onun altın bileziği bu. Çamura da düşse bozulmuyor. Önemli olan futbolcu grubunun itaat etmesi. "Zor oyun" bunun adı. Sadece futbol için yaşayanlar becerir. En ufak bir kopma, sistemi aksatır. Yüksek kondisyon istiyor. Başlangıçtan itibaren oyunun içinde olmayı gerektiriyor. Bir kaçak ya da sahte hamle zinciri kopartıyor. Sorsan her futbol adamı "evet biliyorum" der. Fakat uygulatmak kolay değil. Öncelikle futbolcu grubunu inandıracaksın. Sadece hocanın sistemi olmaktan çıkarıp tüm ekibin doğrusu olarak kabul ettireceksin. Problemin fazlasını çözdü Ersun hoca. Herkes Trabzon'un nasıl oynayacağını biliyor. Kayıp ya da kazancın sebebi net olarak anlaşılıyor. Yorumlar sağlıklı çıkıyor camiadan. Gol sahasındaki yetersizliği herkes kabul ediyor. Orta sahaya usta ihtiyacı biliniyor. Olmayan sol ayaklı kenar oyuncusu eksiği görülüyor.

Forvet fazlalığı eritilmeli
İşte en önemli nokta burası. Senelerce aldığından kaybeden Trabzonspor bu işi nasıl görecek. Performansı tartışılır olan Gökhan, Umut, Yattara ve İsaac ne olacak? Muhtemelen gelecek olan golcü yüksek maliyetli olacak. Forvet fazlalığı bir şekilde eritilmeli. Tavsiyem dördünü birden elden çıkarmak. Ben derim ki Hakan Şükür gibi, Hooijdonk'un Fenerbahçe'de oynadığı dönemlerdeki gibi rol üstlenecek bir santrfor. Rakip için tehdit oluşturacak bir isim. Kâğıt üzerinde kolay bir rakip Bursaspor. Son maçlarda çok pozisyon veriyorlar. Güvenç hocanın sistemi gereği, topa sahip olduklarında ileri uzun vurup orta saha çizgisine çıkıyorlar. Denizlispor'da tutturmuştu hoca. Bursa'da onu anlayan bir futbolcu yok. Şimdilik yolculuk dibedir. Son maç performansına benzer bir futbol Trabzonspor'u galip getirir. Kayseri maçı benzeri ürkek, korkak, kabuğuna çekilmiş Trabzonspor bir puan bile alamaz. Veriler, gollü bir maç olacağını söylüyor. Beklediğim sonuç Trabzonspor'un galibiyeti.

Hairdesigner
13-12-08, 02:54
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Yaygaracılar!..

Aragones kim? Bu sene İspanya'yı yenilgisiz Avrupa şampiyonu yapan şöhretli bir hoca. Daha birkaç gün önce futbolun zirvesindeki bir heyet tarafından Avrupa'da yılın teknik direktörü seçildi. Bizim çok bilmiş geçinen spor medyamız böyle bir kariyeri olduğu için yönetimce göreve getirilen antrenörü daha ilk günden "DEDE" diye tiye alıp icraatlarını görmeden ona hiç şans tanımadı. Aşçı ne kadar usta olursa olsun, iyi bir yemek iyi bir malzeme ile olur. Aragones'e geçen sene şampiyonluğu son haftalarda kaçıran, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynamış bir kadroyu iki eksiğiyle teslim ettiler. Onların yerine İspanya gol kralı Güiza ile Türk Milli Takımı'nın kaptanı Emre geldi. Ama Emre hazırlık kampına katılmamış, sonra askerliğini yapmış, üstelik sakatlığı nedeniyle iyi bir sezon geçirmemişti. Güiza hemen hemen bütün maçlarda tek tabanca kalıyordu. Vederson, Deivid ve Tümer'in önemli sakatlıkları vardı. Onlara Semih de eklendi. Aslında Aragones, hem kendi oyuncularını hem de Türk futbolunu tanımıyordu.

Fırtına bir forvet lazım
Avrupa'da şampiyonluk "kendi evinde kazan, deplasmanda berabere kal" uygulamasından gelir. Aragones bu nedenle A.Gücü beraberliğini başarı olarak gösterdi. Asıl konuya gelince; bizim allameler (!) "Bir Aurelio eksildi diye takım bu kadar kötü oynar mı" buyuruyorlar. O Aurelio ki gerektiğinde kale önüne kadar sarkıp tehlikeyi savuşturur, gerekirse rakip kale önüne gidip gol atar veya attırırdı. Orta sahayı da ayakta tutuyordu. Bir de Alex vardı. Herkesin "Tek başına F.Bahçe" dediği goller atan ve attıran, maça damgasını vuran bir yıldızdı. Bu sene dökülüyor. Aküsüz Ferrari nasıl yürümezse önemli elemanları olmayan bir takım ancak böyle oynar. Eleştirenlerden biri ortaya çıkıp "Aragones takımı şöyle kurmalı, şunu oynatmalı'' demiyor. Sadece palavra atıyor, yol göstermiyorlar. Fırtına bir forvet ile çok iyi bir orta saha oyuncusu bu takımı şaha kaldırır ve Fenerbahçe şampiyonluğun en büyük adayı olur.

Hairdesigner
14-12-08, 02:24
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Çatlak sesler!

Beşiktaş'ta piyanonun tuşlarına herkes farklı basıyor. Nobre "do" tuşuna basmışsa elbette "do" sesi geliyor. Cisse "re" tuşuna dokunmuşsa "mi" çıkıyor! Delgado da istese piyanoyla resital yapabilir, ama onun çaldıkları ancak şarkıcısının oyalamaları olur. Bir Serdar Özkan var; orta alanın sağında, solunda, ortasında, kısacası her yerinde oynayabiliyor. Baktığınız zaman onda her şey var. Oynadıklarının tamamını bir araya getiriyorsunuz, sonuç; hiçbir şey! Bir Ali Tandoğan var, ortalama beş haftada bir şans buluyor. Oynamadığı zaman doğal olarak üzülüyordur. Ali Tandoğan'ın bu futbolla "Niye oynamıyorum?" demeye hakkı yok. Ekrem'e bakarsa kendi gerçeğini görebilir. İbrahim Üzülmez aman aman bir sezon geçirmiyor. Onun yokluğunda Ekrem savunmanın solunda oynadı. Sanırım Beşiktaş da bu bölgede ilk kez oynadı. Adam gibi de oynadı. Hem savunma görevini kusursuz yaptı, hem de hücuma katkısı Delgado'dan da Cisse'den de daha fazlaydı. Zaten bu Cisse'ye oldum olası ısınamadım. Orta yuvarlağın içinden dışarı çıktığı zaman fazla mesai ister gibi bir hali var. Lütfedip sonlara doğru iki şut denemesi yaptı, vuruşlarına bakmadan dönüp gitti. Gökhan Zan'ı da anlayamıyorum. Titrek ve korkak oynuyor. Her an bombası patlayacakmış gibi seyirciyi de korkutuyor.

Her şeye rağmen Nobre
Beşiktaş çok zayıf bir rakip önünde, bir teselli galibiyeti aldı. Peş peşe gelen iki yenilgiden sonra bu en azından bir haftalık teselli olabilir. Kaçan gollerin haddi hesabı yoktu. En çok da Nobre ile Holosko kaçırdı. Ben her şeye rağmen en iyi notu Mert Nobre'ye veriyorum. Çünkü savaşıyor ve tam anlamıyla sahaya kalbini koyuyor. Herkes onun gibi olmadığı için piyanonun tuşlarından garip sesler çıkıyor. Beşiktaş bu galibiyetle tüm sıkıntıların bittiğini sanmasın. Örneğin haftaya kalitesi, golcüsü fazla olan bir rakiple deplasmanda oynayacak. Mesela dün geceki oyun asla Mecidiyeköy'de galibiyet getiremez. Bazıları böyle oynarsa orada defter kapanabilir. Bunları Beşiktaşlı futbolculara bir hatırlatalım dedik!

Hairdesigner
14-12-08, 02:24
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Pansuman!

Maç yorumundan önce bir anonsum var. Beşiktaşlılar dikkat! Salı günü Fotomaç'ta, sizlere Beşiktaş'ın 11 puan öndeyken şampiyonluğu kaybettiği 2003-2004 sezonuyla ilgili çok önemli bilgiler vereceğim. Ortaya koyacağım manzaranın hepinizi hayrete düşüreceğinden emin olabilirsiniz. Şimdi gelelim maça. İki haftadır yaşanan kaosun sona ermesi için önce taraftar görevini yaptı, tüm futbolcuları tribünlere çağırıp gönül aldı. Stadın atmosferi değişti, sinerji oluştu. Ardından ilk düdükle birlikte Mustafa Denizli'nin üçlü savunma riskine girmediğini gördük. Savunmanın solunda yeni atom karınca Ekrem Dağ, sağında Tandoğan, Göbekte Zapo ve Gökhan Zan. Mücadeleci yapısıyla Toraman'ı iki stoperin önünde kullanmak akıllıcaydı. Böylece Beşiktaş'ın orta bölgedeki direnci arttı. Her iki kanattan bindirmelerle Ankaragücü kalesine yüklenen Kartal, özgüvenini geri getirecek golü bir an önce bulmaya çalıştı. Sayısız pozisyonun bir çoğunu Nobre harcarken, kimi zaman da şans faktörü devreye girdi ve üç top direğin dibinden dışarı gitti. Nihayet Holosko'nun fırsatçılığı tabelayı değiştirince Kartal rahatladı.

Tedavi Ali Sami Yen'de
İlk 45'te Gökhan Zan'ın çok rahat pozisyonlarda yaptığı hatalar ve Ali Tandoğan ile Serdar Özkan'ın inanılmaz bir beceriksizlik sergilemesi derbi öncesi kötü sinyallerdi. Denizli kendini yuhalatmadan Serdar Özkan'ı çıkarmayı başaramadı ya helal olsun. Çok top çalmasına rağmen bunların büyük bölümünü olumsuz kullanan Cisse göstermelik iki şutu dışında hücum bölgesinde de çok etkili olamadı. Delgado her zamankinden daha özverili oynadı. İkili mücadelelerde direndi, geriye koştu v.s. Hemen belirtelim bu hali de yeterli değil. Delgado, Beşiktaş'ı sırtlamalı, hem oynamalı, hem de önündekileri oynatmalı. Bunları yaparsa kalitesinin hakkını vermiş olur. Ankaragücü takımı yunun genelinde sert oynayıp Beşiktaş'ı yıldırmaya çalıştı. Yunus Yıldırım da sarı kartını evde unutunca cesaretlendiler. Savunmada dirençliydiler ama hücum bölgesinde organize olamadılar. Sonuçta Beşiktaş iki haftalık yaralarına şimdilik pansuman yaptı diyebiliriz. Hastalığın gerçek tedavisi ise olursa Ali Sami Yen'de olur.

Hairdesigner
14-12-08, 02:24
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Dağ gibi yürek

Ekrem Dağ, 4 haftadır kalbur üstü oynuyordu. Takım standartın altına düşerken bile o çizginin üstündeydi. Dün solun çöktüğü A.Gücü maçında geri dörtlünün solunda aldığı görevden de yüzünün akıyla çıktı. Onun bu yürekten futboluna birkaç satır yazmak ta bize düştü. İlk Beşiktaş formasını Münih'te kanser tedavisi gören annesine gönderdiğini ben biliyorum. İnsan, annesine en değer verdiği şeylerden birini gönderir. Ertuğrul Sağlam kampta 'özel bir futbolcu' demişti onun için. Hakikaten oynarken de oynamazken de 'özel' bir isim olduğunu defalarca gösterdi. Ben bir futbolcunun performansıyla ilgilenmiyorum. Beşiktaş taraftarı dün maç boyunca çok onurlandırdı Ekrem'i. Defalarca, hiç bıkmadan usanmadan alkışladılar. Bu taraftar, futbolcu da ıslıkladı, futbolcu da alkışladı iki hafta içinde. Geçen hafta Delgado'yu ıslıklamıştı, bu hafta alkışladı. Ama buradaki ince çizgiyi görmek gerek. Özellikle de futbolcu kardeşlerimizin anlaması gerek. Mesele kazanıp, kazanamama meselesi değil. Mesele Beşiktaş formasının hakkını vermek, o değerli formayı son damlasına kadar terletmek. Temsil etmek adına elinden geleni ortaya koymak. Bunu gördü mü taraftar yenilse de takım futbolcuyu bağrına basar. Böyle gördük yıllardır, böyle bildik. İşte Ekrem Dağ. Gol attığı, attırdığı için değil o alkışlar. Dağ gibi yüreğiyle oynadığı için. Anlayan içir önemli bir fark.

Blokların arası boş
Dün gece Ankaraspor maçıyla A.Gücü maçı arasında böyle farklar vardı. siyah-beyazlı futbolcular belki 1-0 kazandı, belki 7-8 pozisyon harcadı. Ama önemli olan hepsinin kazanma adına, giydikleri forma adına hırsla mücadele etme anlayışıydı. İşte bu değişim G.Saray maçı öncesi taraftarı umutlandırdı, heyecanlandırdı. Ancak dün özellikle 20 dakikada görüldü ki Beşiktaş defansı ile orta saha arasında boşluk var. Lincoln'ün cirit attığı alan. Bu alanı doldurmazlarsa sıkıntı yaşarlar. İyi gözüken Cisse'nin defansa yakın oynaması gerek. Bu galibiyetin anlam kazanması için derbinin kazanılması şart. Unutulmamalı ki derbi zaferi tüm karabulutları dağıtacaktır.

Hairdesigner
14-12-08, 02:24
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1349.jpg 1 gollük moral

Maç öncesi bizim tayfada alışılmamış bir suskunluk vardı. Herkes dilini yutmuş gibiydi. Evet; sakatlar vardı, cezalılar vardı, Mustafa hocanın nasıl bir 11 kuracağını, daha da önemlisi kimin nerede ne görev yapacağını kimse tahmin edemiyordu. İşin alışılmamış tarafı kimse fikir de ileri sürmüyordu. Arka arkaya gelen iki yenilgi, moralleri tahmin edilenden fazla bozmuştu. Sessizliği bozmak gayesi ile "Kim şampiyonluğa daha yakın" demek için ağzımı açtım ama daha "şampi" demeden bizim Aslan Mehmet, ne diyeceğimi düşündü ve "Masal masal matitas" diyerek sözümü kesti. Yine de bu sessizliğin uğursuzluk getireceğini, bir siyah-beyaz dostuna maç öncesi umutsuz ve sessiz kalmanın yakışmadığını anlatabildim de sohbet açıldı. Biz de maç havasına girebildik.

Sadece moral oldu
Sahaya çıkacak 11 açıklandığında kafalarda tereddütler oluştu. "Kim solbek, kim sol açık oynayacak? Seric bu maçta da oynamaz ise ne zaman oynayacak" soruları sorulmaya başlandı. Hepimiz futbol acemisi olmuştuk. Bir türlü takımın sahada nasıl yerleşeceğini bilemedik. Maç başladığında A.Gücü'nün katı savunma yapacağını düşünmüştük ama onlar hiç de kapanmadı. İlk pozisyon da onlardan geldi. Golü ise 25. dakikada Rüştü'den başlayan pozisyonla Beşiktaş buldu. Sonra maç Beşiktaş'ın üstünlüğüne geçti. Çok da gol kaçtı. Devre 1-0 bitti. İkinci yarıya da Beşiktaş baskılı başladı. Pozisyonlar da buldu ama Serkan başka gole izin vermedi. Bu arada 82'de A.Gücü bu devrenin tek pozisyonunu buldu ancak direk, Beşiktaş'ın puan kaybetmesine izin vermedi. Beşiktaş'ın iyi oynamadığı, kimin nerede oynadığını yine anlamadığımız maçta ben başta şanssız bir gününde olan Nobre olmak üzere Ali, Ekrem ve Cisse'yi çok beğendim. Bir gol ile alınan üç puan G.Saray maçı için de moral oldu. Galiba dün akşamın en iyi tarafı da buydu.

Hairdesigner
14-12-08, 02:25
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1796.jpg Özlem bitti

Turkcell Süper Lig'de son 5 maçta 1 yenilgi 4 beraberlik alıp üst üste beklenmedik kayıplarla üst sıralardan uzaklaşmaya başlayan Kayserispor, İstanbul Büyükşehir Belediyespor karşısında ikinci yarıdaki futbolu ve mücadelesiyle üç puanı alıp galibiyet özlemine son verdi. Mücadeleye her iki takım da temkinli ve kontrollü başladı. Ali Turan'ın maçtan önce son dakika rahatsızlığı nedeniyle forma giymemesinden dolayı teknik patron Tolunay Kafkas, oyuncu seçiminde değişikliğe gidip Mehmet Eren'i savunmanın sağına, Bilal Aziz'i ise orta sahanın solunda görevlendirdi. Tamamen orta saha mücadelesi şeklinde geçen ilk 45 dakikada ortaya konulan futbol ve mücadele iki takım içinde hayal kırıklığıydı. Her iki teknik adam da önce gol yememek sonra gol bulmak düşüncesindeydi. Kayserispor'dan Bilal Aziz, sol kanatta takımı atağa çıkarma, hücumları yönlendirmek için çaba sarf ederken, Mehmet Topuz, Cangele ve Aghahowa bir türlü oyuna ağırlıklarını koyamadılar.

Avcı, bir puan istedi
Konuk ekip İstanbul Büyükşehir Belediyespor ise Mehmet Eren'in savunduğu sağ kanattan zaman zaman etkili olsa da Abdullah Avcı daha çok takımının bir puan almasını istiyordu. Bu oyun şablonlarından belliydi. İkinci yarıya her iki takım da ilk yarıdaki görüntüsünden farklı olarak başladı. Konuk ekipte Kerim Zengin oyuna girdi. Kayserispor'da ise Abdullah Durak oyuna alındı. Bu iki değişiklik, iki takımın da gol için biraz daha riske girdiğini gösteriyordu. Ancak istediğini alan taraf Kayserispor oldu. Sarı-kırmızılılar, 55. dakikadan itibaren maça ağırlığını koydu. Mehmet Topuz ve Cangele sahneye çıktı ve 5 haftalık özlemi bitirdiler.

Hairdesigner
14-12-08, 02:25
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Buzlu üç puan

Sivas'ta 4 Eylül Stadı'nın zemini buzluydu. Bu zemine ev sahibi takım alışık olması gerekir. Dün sanki Hacettepe bir hafta boyunca bu sahada çalışmış gibiydi. Ayakta kalan takım onlardı. Bir anlık hataları sonucu birden yıkıldılar. Sivasspor'un rakibi üzerine baskı kurmasında en önemli etken Mehmet Yıldız, Musa Aydın, Balili şeytan üçgeniydi. Eğer bu üç kişi gününde olurlarsa Sivasspor rahat sonuca gidebiliyor. Dün Mehmet Yıldız birşeyler yapmaya çalıştı, Musa ile Balili ise sahada yoktu sanki. Ama bu kez sahneye Tum çıktı. İki gol attı, takımına çok kritik üç puan kazandırdı. Sivasspor'da futbolcular topu aldıkları zaman topsuz alanda arkadaşlarırnın nasıl topla buluşacağını çok iyi biliyor. Birbirlerini ezberlemişler. Ama bu ezberi dün Hacettepe bozdu. Ancak herşeye rağmen oynamadan da kazanmasını bilmek önemli.

Kafalar çok karışık
Balili'nin ikinci yarıda çıkarılması doğru ancak sağ kanatta devamlı bindirme yapan Abdurrahman Dereli'nin maçın son bölümünde oyundan niçin alındığını anlayamadım. Belki bir taktik düşünce olabilir. Bereket Bilica öne çıktı, 5 dakika içinde Sivasspor golü buldu ve zirve yarışında liderlik geldi. Kırmızı-beyazlılar, dondurucu soğuğa rağmen az da olsa tribün desteğiyle oynadı. Ancak şampiyonluğa giden bir takımın taraftarı bu olmamalı. Şimdi Sivasspor'da kafalar karışık. Çünkü yıldız futbolcularına transfer teklifleri var. Bu futbolcular gider ise Sivasspor aynı heyecanı yaşatırmı bilemiyorum. Bunu da ocak ayında göreceğiz.

Hairdesigner
14-12-08, 02:25
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Anadolu ateşi

Hemen peşin peşin söyleyeyim sevgili dostlarım; bu yazdıklarımla birilerinin bir dönem yaptığı gibi, Anadolu'nun sözcüsü, hamisi olmak gibi şova dönük, tribünlere oynayan laflar edecek değilim. Yazdıklarımı birazcık onlar adına elçilik olarak okumanızı istirham ediyorum. Anadolu'da yaşıyorum, hemen her şehirde ayak izim, yakın dostlarım; sürekli irtibatta olduğum spor köprülerim var. Sevinç ve üzüntülerinde ilk aradıkları olmak, yakın bulunmak güzel. Köşemdeki isimlerle bire bir görüşüp en ince ayrıntıyı yakalamak için sık sık sahaya, Anadolu'nun değişik il ve kazalarına gidiyorum. Müthiş bir ilgi, samimi sözcükler hemen her hafta tekrarlanıyor. http://www.fotomac.com.tr/2008/12/14/im//25930720DDB32A4AA003C5F2y.jpg Kendi adıma rahatsız değilim; seviliyoruz, seviniyoruz! Hangi kimliğimizle? Tabii ki gazeteci olarak. Oralar da hep aynı sorunun değiştirilmiş şekilleriyle karşılaşıyoruz. "Diğer gazeteci dostlarınız niçin buralara gelmiyorlar? Onları şehirlerimizde ağırlayıp gönlümüzde baş tacı etmek isteriz. Onlar, ne zaman İstanbul dışına çıkıp bizlere yakın olacaklar?" Demiştim, elçiyim diye. Biz gazeteciler aslında sahalarda hep "Göz ışığı anketleri" yapmaz mıyız? Mutluluğu da sıkıntıyı da bugünü de yarını da yorumlamak için davet Anadolu'dan, ben sadece hatırlatıyorum.

Hairdesigner
14-12-08, 02:25
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Hakem kararıyla

Trabzonspor koca 45 dakikasını heba ettiği maçı hakem kararıyla kaybederek liderliğe veda etti. Aslında Süper Lig, Galatasaray'ın Berlin'deki oyunu, 3'er gollü Başkent galibiyetleri ve Sivasspor'un ısrarcılığıyla başka bir şey olmuştu artık. Trabzonspor hem bunu fark edemedi hem de aşama kaydedemedi. Bundan sonra ligi öyle bir iyi bir kötü oyun zinciri ile götürmesi mümkün değil bordomavililerin. Gökhan-Umut golleri elbette önemli, ancak bunların sayısını maç başına "1"de bırakarak hedefe ulaşmak çok zor. Bu hafta Trabzonspor'un karşısındaki rakip Kocaelispor'dan çok daha iyi değildi. Üstelik Yusuf gibi Trabzonspor'u hep kolay çözen bir silahı eksikti. Buna karşılık uzun süre kazanamamanın verdiği hırs ve seyircisinin desteğiyle ilk yarıda derli toplu oynayan, oyuna hakim olan ve hak ettiği golü bulan bir takımdı Bursaspor. Gökhan'ın şık ayak hareketleri sonrasındaki düzgün vuruşunda Sylva'nın yine hatalı yer tutuşu ve ters ayak üzerinde kalışı ilk yarının skorunu belirledi.

Bursa tükeniyordu ama
Trabzonspor'un orta sahasında Hüseyin yine kötü gününde idi. Selçuk da bir türlü devamlılık sağlayamadı. Zaten Trabzonspor'un sorunu burada. Devamlılık yok, üstüne ekleyerek yol almak yok. Bu arada, geçen hafta övdüğümüz Tayfun'un kolyelik sarı kartına bakalım yönetim ne ceza verecek. Yanal'ın, Colman hamlesi ve artık ayıp olduğunu anlatması ile ikinci yarıya gayretli başlayan misafir ekip bu kadar şuttan nasıl gol çıkmayacağını bir kez daha gösterirken çok bonkördü. Bursaspor'un ise hem fizik gücü tükeniyordu hem de maçın zorluk derecesine yenik düşüyorlardı. Ersun Yanal'ın Barış ile iki kanadı birden kullanma isteği belli ölçüde pratiğe yansıdı. Beraberlik golü sonrasında seyircisinin de terk ettiği ev sahibinin direnecek gücü kalmamışken ve her an Trabzonspor'un galibiyet golü beklenirken futbolun bir cilvesine daha şahit olduk. Takımının en iyisi Song'un defans çizgisini doğru ayarladığı pozisyonda cezası son anda indirilerek kadroya eklenen Sercan'ın ofsayt golü 3 puanı Bursa'ya, liderliği ise Sivas'a verdi.

Hairdesigner
14-12-08, 02:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Elbise bol geldi

Bursaspor karşısında seyrettiğimiz lider, maçın mutlak favorisi Trabzonspor, taraftarını hayal kırıklığına uğrattı. Her iki takımın da kazanmak zorunda olduğu, fakat adeta isteksiz ve gayesizmiş gibi oynadıkları maçı fırsatları değerlendirmesini beceren ev sahibi takım Bursaspor kazandı. Bordo-mavililer'in hiç bu kadar düşük tempolu bir maç oynadığına şahit olmadım. Bundan önce çok iştahlı ve göz doldurucu oynanmamış olmasına rağmen şu veya bu şekilde kazanılan puanlar sonucunda kötü ve lidere yakışmayan hep oyun dikkatlerden kaçtı. Keşke adeta alarm veren oyun düzeni fark edilip, gerekli tedbirler alınabilseydi. Böylece favorisi olduğu dünkü maçtan mağlup ayrılmamış ve liderlikte rakibi ile eşit puanlara gelmemiş olunurdu. Trabzonspor'un görev anlayışında ve oyuncu kullanımında fevkalade isabetsizlik ve yetersizlik var.

Bağlantıyı kuramadılar
Savunma, tek kişi ile saldıran ve gol arayan rakip karşısında bu şekilde oynamamalıydı. Trabzonspor, defansta bir kişiye karşılık çakılı 4 kişi ile oynamasına rağmen, dayanışma içinde bu bir kişiyi kontrol altına alamadı. Hüseyin, Selçuk, Serkan ve sonradan giren Colman, defans-ofans bağlantısını kuramayınca ev sahibi, oyunu istediği şekle soktu. Buna bir de orta alandan sürpriz gol adamaları ile pozisyon üretme çabası girince, bordo- mavililer bu iki blokta da başarısız kaldı. Bu maçta da evvelki maçlarda görülen özellikle maç başlarında yakalanan ama hovardaca harcanan pozisyonlar değerlendirilemeyince "Atamayana atarlar" kuralı işlemiş oldu. Bursa'nın attığı ikinci golde yan hakemin ofsaytı görememesi Trabzonspor'u liderlikten eden bir diğer önemli sebepti. Barış'ın adeta "Kurtarıcı" özelliğine sokulup sahaya sürülmesini anlayamadım. Karşılaşmanın sonralarına doğru olmasına rağmen 15 dakikalık bir dilimde hakikaten etkili olmaya başlayan İbrahima Yatara'nın kementlenip dışarı alınması ve yerine İsaac'in üç dakikalık bir zaman için koyulması pek de mantıklı gelmedi bana. Umarım ki bu mağlubiyet Trabzonspor'da paniğe değil de daha önce alınması geciken tedbirlerin bir an evvel alınmasına vesile olur.

Hairdesigner
14-12-08, 02:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1238.jpg Yenilgi ofsayt

Zirvedeki Trabzonspor, Bursa'da takıldı ve liderliği bıraktı. Aslında Bursaspor ekstra bir şey yapmadı maçı kazanmak için. Bordo-mavililerin sezon başından beri yanlışlarda ısrar eden teknik direktörü Ersun Yanal'ın bir hediyesi oldu bu timsahlara. Elindeki kısıtlı kadrodan sahaya en iyiyi sürmede özürlü Ersun Yanal, dün hatalarını sürdürdü ve yönetimindeki takımın zirveden düşüşünü izlemekten başka bir şey yapamadı. Maçın başından sonuna kadar Güvenç Kurtar yedek kulübesinin önünde tepindi, Ersun Yanal ise kollarını birleştirip kulübeye dayanıp maç seyretti. Sanki Yanal, imparator, Kurtar da amele. Yazık onca seyirciye, yazık milyonlarca bordo- mavili taraftara. Bu arada Bursalıların "Güvenç istifa" diye bağırmalarına da anlam veremedim. Trabzonspor'un yediği ilk gol haybeye, ikincisi de ofsayttı. Colman ile Barış Memiş oyuna girdi, Trabzonspor'un görünümü değişti. Takımda generaller çok. Örnek, Selçuk önünden geçen topa ayağını uzatmıyor, kovalayacağı rakibi Serkan kovalıyor. Bu nedenle de Serkan sarı kart gördü. Bir başka sarı kartı da Tayfun gördü. Tayfun uyarıya karşın, kolyesi nedeniyle gördü sarı kartı. Yaaa, hiç böyle ucuz sarı kart görülür mü. Geçen hafta da Egemen kırmızı görmüştü. Egemen'in sezon başından beri kırmızı göreceği belliydi. Sürekli hakemlerle takışıyordu. Demek ki Trabzonspor'da yalnız teknik adam boşluğu değil, yönetici zaafiyeti de mevcut.

Biri fırtına, biri tank
Bursaspor'un orta sahası daha hareketli idi. Trabzon'da orta saha çarşamba pazarı gibi. Buna karşı, hâlâ Ersun Yanal üçlü forvette ısrarlı. Alkışlar hocam... Cezası maç gecesi kaldırılan Sercan'ı, Hüseyin tuttu. Biri fırtına, biri tank gibi. Sercan uçtu golünü attı, Hüseyin de yalnızca baktı. Serkan, sağdaki taç çizgisinden, soldakine koşuyor da koşuyor. Serkan'a birisi karşı kaleye gitmesi gerektiğini hatırlatmalı. Yanal, Umut ve Gökhan'a verdiği şansı, İsaac'e da vermeli. Barış Memiş, Bursa'da şansını iyi kullandı. Özetlersek, herkes "Ne zaman" diye merak eiyordu. Bu merak Bursa'da giderildi. Trabzon, Bursa'da su aldı. Bugünler cicim ayları. İkinci yarıda düşme-kalma savaşı başlayacak. Ondan sonra bordo-mavililerin işi daha zorlaşacak. Bursa'yı unutun, Eskişehir'e hazırlanın.

Hairdesigner
14-12-08, 02:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Çekirge misali

Şampiyonluğa oynayan hangisi? Haftalardır yerinde sayan Bursaspor, dün sahanın tek hakimiydi. Her rakibe onca pozisyon veren, diptekilere karşı bile kevgire dönen savunma, çok rahattı. Ligin lideri en ufak bir tehdit oluşturamadı. Ne şampiyonluğu? Bu futbol o hedefi getirir mi? Sadece dört savunmasıyla direnen bir takım zirvede kalır mı? Kocaeli maçını geçin. Göz markajıyla oynayan bir rakip karşısında şov yapmıştı Trabzon. Oyunda bile kör baltalarına kurban gidiyordu neredeyse. Yıldız takım oyuncularının atacağı goller acemice harcanmıştı. Yedi günde değişecek değillerdi ya... Gökhan, Umut, Yattara, nasıl gol atacak? Soruyorum... Daha maçın başında fırsat geldi aslında. Onların gol atması için on pozisyon gerekiyordu. Aynen Kayserispor maçındaki gibi, korkak, ürkek ve kişiliksiz, futbol... Karşılaşmaya ağırlığını koyan bir futbolcu yoktu bordo-mavili forma altında... Topa daha çok sahip olan, atak organizasyonu gol hissi veren ve pozitif futbol oynayan taraf Bursaspor'du. Minimum kaliteden maksimun verim almak bu olsa gerek. Güvenç hocaya takdirlerimi gönderiyorum.

Sistem nerede?
Dakikalar geçtikçe şaşkınlığımız arttı. Sahaya bakıyorum formalar bordo-mavi, kulübeye göz attım Ersun hoca orada. Lider takım bu olamaz! Çok zamandır bu kadar kötüsünü izlemedim. Nerede Ersun hocanın sistemi? Önde sıkışdırma hataya zorlama rakibe nefes aldırmayan baskı pres? Nerede trilyonluk yıldızlar? Colman'ın kulübede ne işi var? Şu dakikada şu skor altındayken Barış'ın oyuna girmesinin anlamı ne? Hafdalardır bir dakika oynatmadığın çocuk, kurtarıcı olarak kullanılır mı? Dahası çokda iyiydi çocuk.halde neden kulubeye çakılıp kalmıştı? Son çeyrek skora yattı ev sahibi. Gökhan-Umut paslaşmasından gelen gol skoru dengeledi. Yukardaki övgüyü geri alıyor, Güvenç hocaya soruyorum neden ? Cevabı yeşil beyazlı futbolcular verdi. Bir puana razı gelmediler. Yan hakemin yardımıyla türbündeki yangını söndürdüler. Ofsayttan gelen gol Kemal Abitoğlu'nun yönetimine gölge düşürdü.

Hairdesigner
14-12-08, 02:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Aragones'e rağmen!

Bir futbolcunun sahadaki perfomansı, asla onun kapasitesinin karşılığı anlamına gelmez. Dolayısıyla F.Bahçe'nin bu sezon sergilediği performansı, kadronun kalite ve kapasitesine bağlamak; hem bilim hem de insafla bağdaşmaz. Zaten bazı futbolcuların, kimi teknik direktörlerle sıradanlaşıp, bir başka teknik direktörle harikalar yaratmasının ve gene ehil bir teknik adamın futbomcu ve takımın perfomansını arttırabilmesinin nedeni de budur... Bu durumun en güzel örneği Aykut Kocaman'ın çalıştırdığı, ortalama kadrolardaki çok yönlü sıçrama ve Mehmet Özdilek'le çok kısa sürede ayağa kalkan Antalayspor'un performansıdır. Aslında şair ve sözcük arasındaki ilişkiye benziyor teknik adam-fubolcu ilişkisi. Herkesin günlük yaşamda kullandığı sözcüklerle şiirlerini yazar şairler. Ama kalıplaşmış anlamlar ifade eden sözcükler, şairin dilinden daha derin anlam ve yoğun coşkular yüklenerek karşımıza çıkıyorlar bildiğimiz gibi. Neden, çünkü şair sözcükleri tam yerinde ve zamanında kullanıyor da ondan.

Kapasite anlaşmazlığı
Peki şiirin herhangi bir yerinde tıkanan şair, kabahati sözcüklerde bulursa daha fazla yoğunlaşıp kafa yormak dururken sözcükleri suçlarsa, nasıl iyi bir şair olabilir ki? Oysa Aragones, çoğunlukla tam da bunu yapıyor. Mesela Şükrü Saracoğlu'ndaki Porto maçından sonra "Düzeltecek bir şey yok, kadromun kapasitesi bu" dediği içindir ki, Dinamo Kiev karşısında futbol ve skor anlamında "ayıp" diyebileceğimiz o görüntü doğmuştur F.Bahçe adına. Açıkcası F.Bahçe'nin bu sezon puan kaybettiği Hacettepe, Eskişehirspor, A.Gücü, Kayserispor ve Sivasspor'dan daha zayıf bir kadroya sahip olduğunu söylemek; bir aczin ifadesinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla, yaşanan düş kırıklığı bahane edip takımını yalnız bırakmamalıdır gerçek taraftar. Futbolcularının ruhsal ve toplumsal sorunlarından bi haber, önemli karşılaşmalar öncesi futbolcusunu bireysel, takımını grupsal yönden hazırlamaktan aciz Aragones faktörünü unutmadan, böyle günlerde kenetlenmeli, takımını bağrına basmalı gerçek F.Bahçeliler. Çünkü hâlâ, bu ülkenin en kaliteli kadrolarından ve Aragones'e rağmen şampiyonluğun en güçlü adaylarından biridin F.Bahçe futbol takımı.

Hairdesigner
15-12-08, 14:40
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Lugano'nun gecesi

Kiev maçından sonra Fenerbahçe'nin doğru dürüst tek pozisyon bulamamasından endişelenenler dünkü karşılaşmada da böyle bir olayla karşılaşınca 'Ne olabilir'in hesaplarını yapmaya başladılar. Öyle ya, bu hafta alınan sonuçlardan sonra yukarısı baya karıştı. Fenerbahçe'nin Antalya'yı ne yapıp edip yenmesi gerekiyordu. Çünkü puan cetveli bunu işaret ediyordu. Fenerbahçe de sıkmadan, üzülmeden her iki devrede attığı gollerle amacına rahatlıkla erişti. Tabii bu rahatlıkta Antalya'nın 10 kişi kalmasının da payı büyüktü. Kiev'den örnek verdik ya, dün de takım sezon başından bu yana bulamadığı kadar pozisyon buldu. Hep savunduğumuz gerçekleri sahada gördüğümüz zaman daha bir memnun oluyoruz. İşte sürekli yana ve geriye çift ön liberolarla ne puanlar kaybedildi. Dün Josico tek, önünde sürekli ileriye oynamayı düşünen bir Emre var. Böyle olunca Alex de rahatlıyor ve Güiza'ya bol top geliyor. Emre sezonun en iyi futbolunu oynarken, Alex son haftalardaki görüntüsünün tersine ustalığını konuşturdu. Bunlara hep ileriyi düşünen kanatlardaki Uğur-Carlos ve Kazım-Gökhan ikilileri de katılınca Güiza aklına bile gelmeyen pozisyonlar buldu ama bunlardan sadecece bir tanesini gol yapabildi.

Hakemler yetersiz
Sahanın yıldızı ise tartışmasız Lugano idi. Hem savunmada hatasızdı, hem de hücumda. Güiza'nın attığı golde topu indiren Lugano, ikinci golde de fırsatçılığını konuşturan adam oldu. Yönetim bence ilk iş olarak bu cesur yürekle masaya oturmalı. Şifo Mehmet'i yürekten kutluyorum, 10 kişi kalmasına rağmen asla pes etmedi. Takımını atak oynattı, girdikleri net pozisyonlar var. Antalyaspor çok can yakacaktır. Aragones ise 2-0'dan sonra tarihi farka gidecekken her zamanki gibi iş yapan Alex, Emre, Uğur gibi futbolcuları dışarı aldı, Deniz ve Josico ile çift ön liberoya döndü. Sonra da pozisyonlar bulundu ama daha önemlisi savunmayı sağlama aldım sanarken, kalesinde net pozisyonlar gördü. Önümüzde artık tek Konyaspor maçı kaldı. Fenerbahçe'nin bu karşılaşmayı da mutlaka galip kapatıp ocak ayındaki hamlelere hazırlıklı olması gerekiyor. Artık hakemler için bir şey söyleme gereği duymuyorum. Güiza'nın bu sene verilmeyen 3, Fenerbahçe'nin verilmeyen 6. penaltısı. Gene Güiza'ya kalkan yanlış bir ofsayt pozisyonundan sonra Antalya'nın da kesilen bir pozisyonu var. Taraf tutuyorlar demeyeceğim ama yetersiz oldukları çok açık.

Hairdesigner
15-12-08, 14:40
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Önemli 3 puan

Önemli eksikleri vardı Antalyaspor'un. Buna rağmen çağdaş bir anlayışla oynamaya çalıştı. Doğrusunu isterseniz blokların iç içe geçmesi, kademe, çabuk ve zamanında pas, boşa çıkmak, rakibin yüzünü kaleye döndürmemek gibi futbolde ne kadar gerekli şeyler varsa hepsini yapmaya çalıştı Mehmet Özdilek'in öğrencileri. Ancak aynı şeyleri 3. bölgede yapamadılar. Sanırım bunun ana nedeni de teknik kapasite yetersizliğiydi. Tabii rakip böyle oynayınca "Antalyaspor'un formasını giyenler bunları yapıyorsa, biz de yapabiliriz" dedi sarı-lacivertliler. Her türlü zaafa rağmen iki takım da aşık atarcasına oyunu hareketlendirdi. Böylece bu soğuk havada tribünler üşümekten kurtuldu. Çünkü on kişi kaldığı halde rakip, kalesinde hayli gol tehlikesi yaşamasına rağmen, bir an olsun karşı kaleye gitmekten vazgeçmedi. Teknik direktörün öngörüleri önemlidir futbolda. Ancak sonuçta futbolu futbolcular oynuyor. Birinci sınıf bir oyuncu olan Alex sakatlıktan sonra bir türlü toparlanamamış, bu da kaçınılmaz olarak Fenerbahçe'yi çok yönlü olarak etkiliyor. Tabii resmen "Oyun" oynayan Kazım faktörü de bir bayka olumsuzluktu dünkü Fenerbahçe adına. Tek kişilik bir cumhuriyet gibi bu çocuk. İyi de hakemlere ne oluyor. Oyunu ve skoru bu sezon çok etkilemeye başladılar. İlk yarıda Güiza'nın formasından çekilmesini es geçen bir hakem ya taraflıdır, ya da görme özürlüdür. Hataya lafım yok ama böylesi hatadan öte bir şeydir.

Ağırlığını koyacak
Bu galibiyet Fenerbahçe'nin lige ağırlığını koyacağının bir işareti olabilir mi? Dinamo Kiev karşısındaki futbolla kıyasladığımızda "evet" ama Antalyaspor'un 47 dakika bir kişi eksik oynadığını ve buna rağmen pozisyonlar bulduğunu hesaba katarsak çekincelerimiz var. Her şeye rağmen müthiş bir futbol oynadı diyemeyiz Fenerbahçe için. Ancak başta Emre, Güiza olmak üzere bazı futbolcuların Şampiyonlar Ligi hüsranının yarattığı etkiden çabuk kurtulması, lig şampiyonluğu adına önemli bir artıdır. Dolayısıyla Antalyaspor karşısında alınan bu galibiyet ölçü olmasa da bir işarettir. Tabii ilk devredeki Konyaspor maçını üç puanla kapatır ve arada da belli takviyeler yapılırsa o zaman başka.

Hairdesigner
15-12-08, 14:40
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Güle oynaya

Fenerbahçe, son haftaların flaş takımı Antalyaspor karşısında çok sayıda gol kaçırmasına rağmen, 2-0'lık rahat bir galibiyet aldı. Hem de sanırım bu sezon 10. penaltısını vermeyen ve Fenerbahçeli futbolcuları kolay kartlarla durdurmak isteyen Bülent Yıldırım'a rağmen. Aragones, takımına nihayet taraftarların beklediği, kendisini eleştirenlerin de ağzını kapayacak bir futbol oynattı. Başta Güiza olmak üzere, Emre, Alex ve Uğur'un kaçırdığı goller sonunda bu futbolun gereği asgari skora ulaştı. Hem orta sahada, hem de defansta devamlı tek pas oynayan ve çok sayıda pozisyona giren sarı-lacivertli takım, maçın 11. dakikasında suskun golcüsü Güiza'nın kafa vuruşuyla 1-0 öne geçtiler. Bu golden sonra şut bombardımanı başladı. Kazım, Uğur, Emre, Güiza ve özellikle de Alex'in bomboş pozisyondaki vuruşları ağları bulmadı.

Penaltı katilleri
Hakem, 38. dakikada gol atmak üzere olan Güiza'nın Yalçın tarafından formasından çekilişini seyrederek adını, "penaltı katilleri" arasına yazdırdı. Josico'ya iki defa sert giren Volkan'ın atılmasıyla Antalya 43. dakikadan sonra 10 kişi kaldı. İkinci yarıda Fenerbahçe güzel oyununu sürdürürken, önce kötü gününde olan Alex'in yerine Deivid sahaya çıktı. Böylece Fenerbahçe atakları daha sıklaştı. 65. dakikada Lugano'nun direkten dönen kafa vuruşundan sonra aynı futbolcu karambolden 2. golü atarak, galibiyeti perçinledi. Aragones son dakikalarda Uğur'un yerine Deniz'i, Emre'nin yerine de Vederson'u aldı ve maç gol kaçırma yarışıyla sona erdi. Bülent Yıldırım, Fenerbahçeli futbolcuları sakatlayacak derece yapılan sertliklere kart çıkarmazken, normal fauller için Lugano ve Edu'ya aynı töleransı göstermedi.

Hairdesigner
15-12-08, 14:40
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Asla unutma!

Fener bu kadar kötü ama kaybetmeden oynadığı üst üste 9. lig maçı. Bu konuda Barça, Bayern, İnter ve Rennes'den sonra en başarılı takım. Ama sorun bitmedi. Çünkü takım belki kaybetmiyor ama yeterince 3 puanı bir arada zor görüyor. Alex'i tartışıyorlar ama Chelsea'de Deco'nun, Barça'da Henry'nin, orta sahanın sol tarafında da oynadığını bilmiyorlar. Alex'in başka bir pozisyona alınıp, takıma ve sisteme katkısının sürebileceğini düşünemiyorlar. Alex eskiden topa giderdi, şimdi topun gelmesini bekliyor. Uğur başarılı ancak içeri topla dalacağım derken önce koordinasyonunu, sonra topu kaybettiği gerçeğini asla unutmamalı. Emre, dikine ancak kopuk kopuk oynuyor. Yine de takımı ayağa kaldırabilecek adam olduğunu asla unutmamalı. Güiza, gol atmak için önce topu ayağında tutmak, sonra da rakibi eksiltmek gerektiğini asla unutmamalı.

Kazım'a mesaj
Kazım, buranın bir dünya kulübü olduğunu, adama sadece milli takımda iyi oynarsa futbolcu denemeyeceğini, bu maçtaki gibi iyi oynaması gerektiğini asla unutmamalı. Deivid, Alex'in yaptığı işi yapabilecek 2 adamdan biri olduğunu asla unutmamalı. Gökhan, kendisinde var olan Tuncay ruhunu kaybetmemesi gerektiğini asla unutmamalı. Volkan, Fener gibi bir camia bulamayacağını, Fener'in de bu yetenekte kaleciyi kolay bulamayacağını her iki taraf da asla unutmamalı. Josico'dan bu ülkede en az 500 tane var. Maldonado'ya uzanacak tırpandan onun da nasibini alması gerektiğini yöneticiler asla unutmamalı. Antalya, kendisine inandığım Mehmet hoca ile çıkışta. Ancak hücum etmeden gol atılamayacağını onlar da asla unutmamalı. Duran toptan gol atmak ayıp değil. Her 4 golden biri onlardan ama sadece duran topla maç geçmeyeceğini de Aragones asla unutmamalı. Dr. Gürkan diyor ki; Fener kıpırdadı, iyi de oynadı ve kazandı. Ama transfer olmadan bu takımın bundan daha fazla olamayacağını, şampiyonluğun bu kadro ile hayal olacağını da camia asla unutmamalı.

Hairdesigner
15-12-08, 14:41
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1355.jpg Alex sorunu

F.Bahçe'nin üç puanı alması önemli ama sıkıntılar bu üç puandan çok daha önemli. Bunların başında Alex konusu geliyor. İki maçtır Alex 60. dakikada oyundan çıkıyor. Şimdi beğenirsiniz veya beğenmezsiniz ama bu takım Alex'e göre oynamak zorunda. Alex gibi bir adamınız varsa ondan maksimum verim almak, onu küstürmemek bir hocanın en önemli görevi. Aragones bu şekilde devam ederse Fenerbahçe'yi çok büyük bir tehlike bekliyor. Her maç 'ben ne zaman oyundan çıkarılırım' diye bekleyen bir Alex'in o beklenen performansını vermesi son derece güç. Fenerbahçe yönetimi ve hocasının devre arasında bu konuyu bir çözüme kavuşturması şart. Ya Alex kalmalı ve takım Alex'e göre oynamalı. Daha iyisi bulunabilir veya başka bir taktikle daha başarılı olunacağına inanılıyorsa ona göre davranılmalıdır. Deivid ile Alex geçen sene Avrupa'da yarı finalin kapısından dönen Fenerbahçe'nin en etkili çok iyi top kullanan ve iyi anlaşan ikilisiydi. Bu sezon ya biri oynuyor ya öteki. Diğer yandan ileri uçta oynayan Güiza ve ona destek veren Uğur ve Kazım o kadar formsuzlar ki Fenerbahçe'nin duran top harici gol bulması mucizelere kalıyor.

Kötü başlangıca rağmen
Sezon başından beri takımın iyileri bazen Lugano bazen Gökhan bazen Selçuk bazen de bu gece olduğu gibi Josico oluyor. Bu isimler hem defansa yönelik hücumda fazla etkili olamayan isimler. Bu tablo devam ettikçe Fenerbahçe'nin sürekli kazanan, rakibi baskı altına alan bir futbol sergilemesi pek mümkün gözükmüyor. Tarihin en kötü başlangıcına rağmen rakiplerinin de puan kayıpları Fenerbahçe adına çok büyük bir şans oldu. Ama bu şansı kullanabilmesi için bu takımın devre arasını doğru transferlerle değerlendirebilmesi şart. İkinci devrede derbilerin de deplasmanda oynanacağı düşünüldüğünde Fenerbahçe'nin bu oyuncu kadrosuyla ve yarım yamalak bir Alex'le beklenen hedefe ulaşabilmesi pek mümkün gözükmüyor. Bundan sonra top yönetimde. Hakikaten bir şampiyonluk hedefleri olup olmadığını devre arasındaki hamleleri belirleyecek.

Hairdesigner
15-12-08, 14:41
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1267.jpg Her şeye rağmen

Sezona kötü başlamasına rağmen rakiplerinin de puanlar kaybetmesiyle kendini yine de zirveye yakın hisseden Fenerbahçe, ligin ilk yarısını en az kayıpla bitirebilmek için evinde Antalyaspor'u kesin yenmeliydi. Ocak transferinde, takımda revizyona gidilmenin zorunluk haline geldiğini futbolcular da belli ki anlamışlardı. Sonuçta 2009 yılında pabuç pahalıydı ve forma da çok kıymetli olacaktı. İşte bu ruh haliyle oyuncular takım olma mecburiyetiyle maça asıldılar. Alex'in Güiza'ya yakın oynaması, rakip ceza saha da Uğur ve Emre'yle desteklenince Fener daha çok pozisyon buldu. Antalya'nın sarı-lacivertlileri sorlayamaması nedeniyle Fener defansını daha ileride kurabildi. Josico da ön libero görevini yanlız defans değil ofans olarak da kullanabildi. Gökhan'ın üzerinde baskı görmemesiyle hücuma aktif katılması alkışlanırken Kazım'ın kulvarında egoist davranması Fener'in gol adedini engelleyen nedendi. Güiza attığı golün yanında ona yapılan penaltının verilmemesi ve onun da girdiği pozisyonları filelerle buluşturamaması ilk 45'i 1-0'la neticelendirdi.

Ve maçın kırılma anı
Antalya'da Volkan Aslan'ın kırmızı kart görmesiyle takım ilk 45'te 10 kişi kaldı. Ve maçın kırılma noktası da bu oldu. Bu eksiklik Fener'in ikinci yarıda rahat oynamasının işaretiydi. İkinci yarı başlar başlamaz Antalya her şeye rağmen öyle bir pozisyon buldu ki bu gol nasıl kaçtı anlamak mümkün değildi. Son haftaların formsuz oyuncusu Alex, Deivid ile yer değiştirince Fenerbahçe'nin pozisyon zenginliği arttı. 65'te Lugano fırsatçılığını kullanmasıyla Fener ikinci golünü buldu. Rahat ettiği maçı kopardı. Eksik Antalya'nın ofsayt diye sayılmayan golü ise bence yeni bir hakem hatasıydı.

Hairdesigner
15-12-08, 14:41
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1346.jpg Kafayı kullanmak

Bendeniz rakamlardan çok hazzetmem aslında. Yine de istatistiklerin yalancısıyım. Aslında son günlerde tersini düşünüyordum ama Fenerbahçe topçuları kafalarını kullanıyormuş meğer. Fener'in bu sezon 9 kafa golü varmış. bak. Bu arada Lugano'nun 2.5 yılda gördüğü kart sayısı da 36 olmuş dün. Maçı izlediğim kahve milletinin insanlarına ilginç geldi bu rakamlar. Durumdan vazife çıkaran kurmay subay cevvalliğinde istatistik esprileri çıkartılar. O kadar seri espri ürettiler ki ancak bir bölümünü not alıp yazabiliyorum.

Mum diktir
Buna göre durumlar şöyleyken şöyle:
-Bu sezon Fener yüzünden fıtık olanların sayısı 26 milyon 775 bin 84 kişi.
-Kafayı yiyip psikologluk olanlar 14 milyon küsur yurttaş.
-Takım düzelsin diye çeşitli evliya ve yatırlara dikilen mum sayısı 6 milyon 33 bin.
-Volkan'ın hatalı çıkışları, Edu'nun kendi kalesine gol atma ihtimali yüzünden isilik olan, kurdeşen dökenlerin adedi 2 milyon 300 bin 83.
-Sıkıntıdan çitlenen kabak çekirdeği, gündöndü, Çorum leblebisi, Şam fıstık toplamı yaklaşık 1.5 (ton olarak).
-UEFA mevzuunda Galatasaraylılar tarafından kafaya alınan Fenerli sayısı ise sayılamayacak kadar çok.

Takım gözüme girdi
Mesela ilk yarıda kaleye tek gol girdi ama takım gözüme fena girdi. Allah var çabalıyorlar, hiç değilse atmak için emek harcıyorlardı. Şunun yarısını Kiev'de oynasalardı şimdi hâlâ yoldaydık UEFA'da. Mehmet Özdilek'in dilekleri başımızın üstüne, severiz kendisini. Lakin "Fener'i yenelim" öz dileğine "İnşallah" demek, "Olmayacak duaya amin demek" olur be annem! Bırakın dişli ekip olmayı kümede kalırlarsa ne âlâ. Dost acı söyler kabilinden söylüyorum; Volkan'ın saçmalamalarına, kırmızı görüp takımı maçın üçte ikisinde eksik bırakmasına eyvallah eden bir gevşeklik mi var Antalya'da bilelim Şifo Hocam. Koca takımda en çok kaleci Ömer iş ve oyun disiplininde gerisi mi, kusura bakma.

Fatih kimi alır
Fatih Terim'in maçı seyretmesi seçme amaçlı değildir umarım. Çünkü dün seyrettiği adamlar arasında ele gelir, dişe dokunur biri var mıydı deyin hele. Bu arada 10 kişiyle balığına bir atak yapan sıcak şehir çocukları, az kalsın gol de atacaklardı da zor olanı yapıp kaçırdılar. Olayın faili olan siyahi delikanlı Serge 2 dakika sonra kalesine girmekte olan topu çıkardı da tapi kaldı bereket. Alex'in yerine giren Deivid'in topu da epey heyecan yaptırdı bize ama kornerle kestiler n'idek?

Kıl payı
Ekran başında bile sıkılmalar baş göstermeye başlamıştı artıkın. Allah'tan İspanya gol kralı Güiza'nın kaleye attığı top kale yerine taca gitti de futbolun ne "sihirli" bir oyun olduğunu anımsadık. Akabinde Lugano'nun kıl payı kaçırması direğe içimden sövdürdü bana yalan yok. Daha da fena laflar ederdim de sanki duygularımı hissedip saniyesinde geldi çaktı gol yaptı he he heee!. Deniz'in aylar sonra tekrar takıma girmesi, sahaya dönmesi kıyak duygular yarattı içimizde. Hele o girsin diye çıkan Uğur'un değişim sırasında Deniz'e içtenlikle gülümseyip, göz kırpıp "Haydi" deyişi güzeldi be arkadaş. Netice itibariyle istatistiklere bir takım rakamlar daha eklendi. Fener'in mutlu ettiği yurdum insanı sayısı dün itibariyle epey bir arttı di mi?

Hairdesigner
15-12-08, 14:41
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1794.jpg Ankara rüzgârı

Trabzonspor'un, Bursa'da puan kaybetmesiyle zirveden kopmamak adına ümitlenen Ankaraspor, Denizlispor karşısına oldukça iddialı bir şekilde çıktı. Daha ilk dakikalarda rakibine üstünlük sağlamaya çalıştı. Ancak ilk 15 dakikadan sonra bu üstünlüğünü koruyamadı. Misafir ekip, Carlos Alberto'nun sol getirdiği toplarla rakip sahada etkili olmaya çalıştı. Fakat Güray ve İvan, Ankaraspor savunması içinde kayboldu. İlk yarım saatten sonra tekrar hareketlenen başkent ekibi, Hürriyet, Muhammed ve Özer'in geliştirdiği ataklarla ciddi gol pozisyonları bulmaya başladı. Bu dakikalarda Özer'in ortasında topa çok iyi vuran Murat Tosun takımını öne geçirdi. Karşılaşmanın ilk yarısı bu golle sonuçlandı. Başkent ekibi ikinci yarıda da rakibine oranla daha etkili oynamayı sürdürdü. Denizlispor, Fenerbahçe yenilgisiyle üzerine aldığı tedirginliği bu maçta da atamadı, rakibin üzerine gitmekten korktu.

Zirveye yaklaştı
Başkent ekibi aldığı bu zaferle, Sivas ve Trabzonspor'a 2 puan daha yaklaştı. Ankara takımları Ankaragücü, G.Birliği ve Hacettepe'nin tel tel döküldüğü Süper Lig'de, başkentin yüz akı oldu. Ankaralı futbolseverler Melih Gökçek'e teşekkür etmeli. Eğer transferde oyuncu verilmezse ikinci yarıda önemli işler yapılır.

Hairdesigner
15-12-08, 14:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1801.jpg Normal sonuç

Eskişehirspor ile Konyaspor arasındaki mücadeleden beklenen gol çıkmadı. Her iki takım da maçın genelinde ofansif futbolu unutunca, ortaya kısır bir döngü çıktı. Sıkça yapılan pas hataları maça gelenlerin canını sıktı. Koca 90 dakikada Eskişehirspor rakip kalede birkaç kez pozisyon bulurken, aynı hastalık konuk takımda da vardı. Kanatları unutan, hücumda çoğalamayan Eskişehirspor, bu defa bir puana razı olurken, Konyaspor ise eksiklerine karşın puan ümidiyle geldiği Eskişehir deplasmanından kârlı dönen ekip oldu. Maçın büyük bölümünde galibiyeti Eskişehirspor daha fazla istedi. Çoğu maçın kurtarıcısı olan Youla'ya, istediği gollük paslar gelmezken, bu ismin yalnızlığı gözlendi. Sezon başında büyük umutlarla alınan Lovrek ise bana göre son şansını iyi kullanamadı.

Çakır iyi yönetti
Maçın hakemi Cüneyt Çakır kararlarında haklıydı. Kartlarını iyi kullandı ve Eskişehir'den Nadareviç ile Konya'dan Cihan'ı yerinde bir karar ile oyundan attı. Kısacası Eskişehir'den galibiyet bekleyen binlerce taraftarın desteği gol getirmedi. Şimdi Eskişehir cephesinde transfer konuşulmaya başlandı. Daha alternatifli bir kadro oluşturulmak isteniyor. Herkes ikinci yarıda bu takımın zorlanacağının bilincinde. Hedef ise on oyuncu göndermek, beş dinamik ismi takıma kazandırmak.

Hairdesigner
15-12-08, 14:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Gol atın da görelim

İki-üç haftadır Lincoln form tutunca herkes birden bire güzel oynamaya başladı. Bu gibi işler zaten birinin sürüklemesi ile yürür gider. Skibbe baştan Lincoln'e demir atınca bu işin yürüyeceğini biliyordu. Onun için de ona karşı müsamahakâr davrandı. Gerçekte hepimiz Lincoln'ün bu kadar iyi top oynayabileceğini de beklemiyorduk ama dedim ya adam oynamaya başlayınca herkese bir şevk geldi, herkes kendisine çekidüzen vermek zorunda kaldı. Büyük tenkitçilerimiz mesela Rıdvan ya da Erman Toroğlu şöyle diyorlar: "Lincoln, Baros, Kewell ve Arda oynayınca Galatasaray'ın gol atamayacağı takım yok." Ama yine de şunları da söylemeden yapamıyorlar: "Küçük takımlara böyle gol atıyorlar. Acaba büyük maçlarda da gol atabilirler mi?" Hafta sonunda Galatasaray, Beşiktaş ile karşılaşacak. İşte size büyük maç. Buyrun! Gol atın görelim bakalım. Bunların susması için aynı oyunu Beşiktaş'a karşı da oynamanız gerek. Bana göre Lincoln oynar, gollerini de attırır. Ama benim dememle iş olmuyor.

Arda şoktan çıkamamış
Rıdvan ile Erman'ın susması için bu ekibin yine ayakta alkışlanacak kadar güzel oynamaları şart. Kewell'ın olmayışı elbette bir handikap. Ama Arda sola geçtiği zaman fark kapanıyor diyoruz. Gel gelelim Arda geçirdiği rahatsızlığın şokundan hâlâ kurtulmuş değil. Oynuyor ama sonucu etkileyecek hareketleri yapamıyor. Gençlerbirliği maçında ben Aydın'ı bekliyordum ama başka bir kadro ile çıktı bay Skibbe. Bu defa ne yapar bilmem! Galatasaray'ın güzel oynamasıyla Michael Skibbe de kendini kurtardı. Herkes diyor ki: "Galatasaray güzel oynuyor, Skibbe'ye bir şey yazamıyorsunuz." Bizim Skibbe için düşüncelerimiz değişmez. Eğer Skibbe'nin yerinde başka bir hoca olsaydı Galatasaray bugün Şampiyonlar Ligi'nde yürüyüp giden bir takım olurdu. Skibbe'nin gitmesi Galatasaray'ın daha büyük hedeflere gitmesi anlamına da gelir. Ama böyle devam edecekse, varsın biz yanılmaya devam edelim.

Hairdesigner
16-12-08, 14:13
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Tutanaklar

Özellikle Trabzonspor-Bursaspor maçındaki son dakika katliamını izledikten sonra hakemleri düşündüm. Düşündüm de, hakemler yazdıkları senaryoları yüksek sesle okusunlar, biz de duyalım. Bakalım kim yazıyor bunları? Kaza süsü verilen cinayet romanlarını...



***

Bu sezon hiçbir hafta sonu, adil ve yürekli bir yönetim biçimine sahne olmadı. Trabzonspor'un liderliğini elinden almanın kitabı da Sivasspor maçında verilmeyen penaltıyla yazıldı. Bursaspor maçında ofsayt golle, kurallar da kitabına uyduruldu.



***

Sorun bakalım. Maçları yönetmekle yükümlü olan hakemlere, puan cetvelini yönetmek hakkını kim veriyor? Oğuz Sarvan ve Mahmut Özgener mi? Bu güvenilmez ikilinin, futbolun hayatından sökülüp atılması gerek. Yoksa futbolumuz kaosa sürüklenecek. Bunu ligin ikinci yarısında göreceksiniz. Bugün Trabzon yerine, üç büyüklerden birinin liderliği böyle gasp edilseydi, o zaman görürdünüz ülkedeki yaygarayı.



***

Antalyaspor maçında Fenerbahçe tribünlerinde bir pankart asılıydı. "Bu formanın hakkını veren asla yalnız kalmaz!" Takım sahaya çıktığında, taraftarın alkışları sadece Gökhan Gönül'e yönelikti. Fenerbahçe'de her futbolcu formasının hakkını verse, takım böyle olmazdı zaten. Ama zaman ve sevgi her şeyin üzerini örtüyor. Antalya maçının ikinci yarısında Roberto Carlos'un yaptığı bir hareket büyük alkış aldı. Dinamo Kiev karşısındaki aciz görüntülerin üzeri alkışlarla kaplandı. Gördük ki, sevgi, formasının hakkını vermeyeni de yalnız bırakmıyor! O yüzden de bu futbolcular, takımlarını Avrupa'da yaya bırakıyor.



***

Lütfen, Edu'nun Antalyaspor maçında gördüğü sarı karta dikkat edin. Lugano'nun cezalı duruma düştüğünü bildiği halde, rakibine bir girişi var ki, "Bırakın Noel'e önce gidelim" girişi... Takım rayına girerken, Konyaspor maçına defansta en önemli iki adamından yoksun çıkacak. Bu meseleden çıkan sonuç.. Tatilin hakkını veren de, yalnız kalmaz! Lugano-Edu el ele Noel'e...



***

Galatasaray'da Lincoln başyapıt. Sıkışık trafikte arkadaşlarına yaya geçidi açıyor. Sonrasında öyle bir kapı açıyor ki, arkadaşlarına da vurmak kalıyor. Lincoln'ün olmadığı zaman dilimlerinde Arda sahneye çıkardı ama Arda'nın "hüzünlü" bir hali var. Ondaki cesur girişimcilik azaldı. Sahada kırık dal gibi duruyor, gören yok. Genç futbolcuların ruhuna seslenecek yöneticilik, bu ülke topraklarında icat edilmedi mi henüz?



***

Ankaragücü karşısındaki Beşiktaş, Mustafa Denizli'nin bozup tamir ettiği Beşiktaş'tı... Çok daha farklı kazanabilirdi. Bu takımın yolunu keserse Mustafa Denizli keser zaten. Ligin en özel iki takımı Sivasspor ve Ankaraspor! Onlar şampiyonluğa inansalar ve gerçekten isteseler, neler yaparlar neler.



***

Haftanın en zavallı görüntüleri, Bursa tribünlerindeydi. Bursaspor golü yiyince, "Yönetim istifa" sesleri yükseldi. Ofsayt golden sonra da, Bursalı yöneticiler haykırmalıydı... "Taraftar istifa!" diye... Ama ne acıdır ki, bizim ülkemizde kulüpleri ya taraftarlar yönetir. Ya da padişahlar!

Hairdesigner
16-12-08, 14:13
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Tesadüfe bak
2003-04 sezonunda MHK Başkanı olan Bülent Yavuz! Bu acayip durumu futbol kamuoyuna açıklamak zorundasın


Son haftalarda ısrarla yardımcı hakem konusunun altını çizen Erman Toroğlu, kulağıma kar suyu kaçırınca 2003-2004 sezonunu mercek altına aldım. Önce Toroğlu'nun eski bir yazısını hatırladım. Toroğlu bir süre önce Adnan Polat ile Uslu arasında geçtiği iddia edilen ve Gürcan Bilgiç'in gündeme getirdiği bir iddiayı (Tekzip edilmediğine göre doğrulanmış oluyor) yazmıştı.

POLAT NEYİ İMA ETTİ!
Buna göre Adnan Polat, (sanırım 4 yıl önce) Moskova seyahatinde Mahmut Uslu'ya, "Hakemler hakkında çok fazla feryat ediyorsunuz, özellikle de orta hakemler hakkında ama işi yardımcılar bitiriyor" demişti! (Polat burada, Uslu'nun zannettiği gibi kendi becerilerini mi ima etmektedir yoksa başkalarının (!!!) yardımcı hakemlerle iş bitirdiğini mi ima etmektedir onu kendisi biliyor.) Evet işte burası çok önemli. Türk futbolunun son dönemini çok yakından yaşayan Adnan Polat, işi yardımcı hakemlerin bitirdiğini söylüyor. Ne zaman söylüyor, yaklaşık 4 yıl önce! Erman hoca bunu yazınca Vatan'dan Buğra Acar kardeşim de "Lucescu bir yardımcı hakemden çok yakınıyordu!" diyerek sinyal çakmış! Bana düşen de tüm bu sinyalleri değerlendirmek oldu ve bir skandalın farkına da ancak böyle (Ne salakmışım, nasıl fark edemedim bu garipliği) varabildim Hemen belirteyim dönemin MHK Başkanı Bülent Yavuz'du ve hakem atamalarında da ilk söz sahibiydi. İşte o MHK, Beşiktaş'ın sahada hakemler tarafından kıtır kıtır doğrandığı sezonda ne yapıyor biliyor musunuz, bir yardımcı hakemi, Beşiktaş'ın tam 10 maçında görevlendiriyor.

HAKEM Mİ KALMADI?
Evet yanlış okumadınız, bir, iki, üç, beş, yedi, sekiz değil tam 10 maçta aynı yardımcı bayrak sallıyor. O yardımcı hakemin adı Selçuk Kaya ve şu anda da görevde. (Bu sezonda Beşiktaş-İstanbul Belediye ve Kocaeli-Fenerbahçe maçlarında dikkat çekmişti) Düşünebiliyor musunuz sevgili futbolseverler, sanki koca ülkede başka yardımcı hakem kalmamış gibi, Beşiktaş'ın 10 maçına aynı kişi (Türk futbol tarihinde böyle bir şey yok tersini iddia eden varsa kanıtlasın) veriliyor. Dahası bu yardımcı, Beşiktaş'ın iki hafta üst üste oynadığı Konya ve Fenerbahçe maçlarında da (Sanırım tarihimizde böyle bir şey de yok) görev yapıyor. Tesadüfün kare kökü bu olsa gerek! Peki bu maçlarda Beşiktaş nasıl bir performans sergiliyor gelelim oraya? Şimdi sıkı durun... Beşiktaş, bu 10 maçın sadece ikisini kazanıyor ve sekiz maçta tam 20 puan kaybediyor. Bir başka ilginç nokta ise yine bu arkadaşın görev yaptığı ve Beşiktaş'ın 5-3 kazandığı Rize maçında, (Samsun faciasından bir hafta önce) sarı kart sınırındaki üç çok önemli oyuncu (Ronaldo, Sergen ve Emre Aşık) tesadüfe bakın ki sarı kart görüyorlar ve cezalı duruma düştükleri için Samsunspor'a karşı oynayamıyorlar.

BÜLENT YAVUZ ATADI
Evet komik, garip, insan mantığını zorlayan, bir hakem atamasıyla karşı karşıya olduğumuz aşikâr. O nedenle dönemin MHK Başkanı Bülent Yavuz'a bir çağrım var... Hâlâ hakem eğiten ve hakem eleştiren Bülent Yavuz, bu acayip manzaranın ne anlama geldiğini açıklamalıdır. Evet Bülent bey, bildiğiniz gibi ortada yenilir yutulur olmayan bir durum var. 22 hafta içinde 10 maçta aynı yardımcıyı Beşiktaş'a vermişsiniz ve bu maçlarda o takım tam 20 puan kaybetmiş. Bunların hepsi tesadüf mü gerçekten? Tesadüf ise onu söyleyin, değilse...

* * *
iŞTE O MAÇLAR
Gaziantep-Beşiktaş: 0-3 Selçuk Kaya
Beşiktaş-G.Saray: 0-0 Selçuk Kaya
Fener-Beşiktaş: 2-2 Selçuk Kaya
Beşiktaş-Rize: 5-3 Selçuk Kaya
Beşiktaş-Samsun: 0-4 Selçuk Kaya
Malatya-Beşiktaş: 0-0 Selçuk Kaya
Trabzon-Beşiktaş: 3-0 Selçuk Kaya
Diyarbakır-Beşiktaş: 3-1 Selçuk Kaya
Konya-Beşiktaş: 2-2 Selçuk Kaya
Beşiktaş-Fener: 1-3 Selçuk Kaya

Not: Bu konuda federasyon ve Beşiktaş başta herkesi göreve davet ediyorum. Bu 10 maçı bilirkişi incelemeli ve raporunu futbol kamuoyuna açıklamalıdır.

Hairdesigner
16-12-08, 14:14
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Beşiktaş'ın işi zor

Mustafa Denizli'nin teknik adamlığına, kariyerine, karizmasına tek laf etmem. O neredeyse, hedef zirvedir. İkincilik Mustafa Denizli için küme düşmek ile eşdeğerdir. Zaten işbaşı yaptığı günden beri "Şampiyonluk" dedi, başka bir şey demedi. Peki Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ı futbol dünyasına "şampiyonluk" ışıkları saçıyor mu? Kesinlikle hayır... Onunla 9 hafta geride kaldı. Topladığı puan 14, kaybettiği ise 13! Sadece bir artı puanı var. 9 maçın bilançosu bir şampiyon adayı için feci rakamlarla dolu. Ne üçlü defans oturdu, ne de dörtlüsü... Üstelik Beşiktaş'ın şu ana kadar ideal 11'i olmadı. Toplam 4 galibiyetin sadece birinin ligde ilk 8 takım içinde yer alan Gaziantepspor önünde gerçekleşmesi de başka bir soru işareti. Hemen her maçta kadro sıkıntısı yaşandı. Çünkü birçok oyuncunun alternatifi yoktu. Sivok oynamamışsa hem defans, hem orta alan sallandı. Zapo, Nobre ve Sivok dışında performanslarını zorlayan oyuncu olmadı. Zapo ve Sivok bile bazı maçların kaybedilmesinde baş rolü oynadılar. Delgado ne 10 numara olabildi ne de ideal bir kaptan. Holosko sadece bazı maçlarda saman alevi gibi parladı, o kadar. Bobo yedeklikten kurtulacak bir hamle yapamadı. Beşiktaş titrek bir savunma, yetersiz bir orta saha ile buralara kadar nasıl geldi? Rakipleri uzun süre bocaladığı için geldi. Düzelmiş rakiplerle Beşiktaş yarışı sürdürebilir mi? Size göre bilmem ama bana göre asla!

Hairdesigner
16-12-08, 14:14
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Hak ve sorumluluk

Bayram günü "Futbolumuzun tüm unsurlarının iyi örnek olduğu adil ve nitelikli, doğru dürüst bir sezon temennimizi ekliyoruz açık yüreklilikle. Trabzonspor'un şampiyonluk umuduyla bizim bu umudumuzun paralel seyir göstereceğini çok iyi bilerek" derken bir bildiğimiz vardı. G.Saray maçı için "Trabzon kaybederse ne olur" diye sorduklarında "Ya kazanırsa ne olur, ilahlar buna razı olur mu" diye soruyla karşılık verirken de vardı bildiğimiz. Kazansa 8 puana çıkacaktı aradaki fark. İstatistikte ezdiği rakibine topun Tolga'nın değil Servet'in değmesi ve hakemin terazinin ayarını bozmasıyla kaybetti, herkes rahatladı. Yasa içi TFF-MHK orada da durmadı ama. İstanbulluların olur olmaz puan kaybı, Trabzon'un ise kaybetmemesi bu kez Sivas maçında balans ayarı gerektirdi. Sivas bugün sadece Sercan'ın ofsayt golüyle değil, Selçuk'un penaltı affıyla da lider.


***

Bazı gerçekler açık Trabzonspor için. Bu kulübün endüstriyel-emperyalist futbol çağında her sezon şampiyonluğa oynaması çok zor. Arada bir maddi-manevi dinlenerek tekrar yarışması gerekiyor, o dönemlerde bile zorlanıyor. Zira sadece top oynamayı biliyor, masa başı oyunlardan anlamıyor. Trabzonspor 1996'da şampiyonluğu her şeyin doğrusunu yapan ama rakiplerinin doğruluktan sapkın hamlelerini gözden kaçıran yönetimiyle kaybetti. "Trabzonspor'un tekrar şampiyon olması çok önemlidir, ancak daha önemlisi Trabzonspor'un iyi örnek olmasıdır. Trabzonspor'un 6 şampiyonluktan sonra kaçırdıklarının altında "Sadece kazanmak, her yolla kazanmak" anlayışının eksikliği (!) yatar" sözümüz tam da bunu anlatıyordu işte. Bugün başta olan Şener yola ****** arkadaşım", "Aziz dostum" gibi iyi niyet mesajlarıyla çıkmıştı. Sadri beyin çok dostu olabilir, Sayın başkan artık hatırlamalı ki Trabzonspor'un kendinden başka dostu yoktur. Ve Trabzonspor yönetimi Trabzonsporluların hakkına sahip çıkmalıdır. Ayrıca yaptıkları bunca hizmetin, fedakârlığın karşılığını almak başkanın ve yönetiminin bizatihi hakkıdır. Dahası, seçimle gelmiş bu kurul, tıpkı çalıştığının karşılığını yani hakkını alması aynı zamanda ailesine karşı sorumluluğu olan evin babası gibi, camianın mensuplarına karşı sorumluluk yüklenmiştir. Trabzonspor şimdi sakin ama kararlı olmalı, hiçbir kuruluna Trabzonsporlu sokmayan TFF'ye ve belli odakların medyadaki "bunlar yarışsın ama kazanmasın" duacısı dekoderci, tirajcılarını karşı daha gerçekçi yaklaşımlar ve tedbirler üretmelidir. Bu hem Trabzonspor'un hem de Türk futbolunun ihtiyacıdır.

Hairdesigner
16-12-08, 14:14
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg İki kelam etmedi

Memleketin hali bu. Hep başarılı olacaksın. 'Teknik direktör olursan' diyorum. Benim güzel dostum Mehmet Özdilek'le konuşuyoruz; "Başarılıysan yürüyorsun!" demişti Şifo. Evet başarılıysan ama hep başarılıysan 'yürüyorsun' gerçekten. Dar zamanda yürünür benim bildiğim. Memlekette takım çalıştıran teknik adamların kaderi bu. Hep başarılı olacaklar. Yoksa? Yoksası şu: Gidersin. Bu yürüyerek olur araçla olur, başka türlü olur. Türü, çeşidi fazla bu yürüyüp gitmelerin. Mustafa Denizli'yi izliyorum geçen gün. Bir televizyon kanalının spor programına katılmış. Sorular ciğerine işleyen hançer. Yorumcu ve sunucu zarif davranıyor, sorular rencide etmesin diye ellerinden geleni yapıyorlar. Binlerce insanın derdini anlatmaya Mustafa Denizli'yi 'soruların denizine' çekmeye çalışıyorlar ama nafile. Bir program boyunca çözüme ilişkin bir tek cümle alamadık deneyimli hocadan.

Denizli'ye hayran oldum
O konuşurken Aragones ve Skibbe geldi aklıma. Bu zamana kadar kendilerini anlatacak bir tek maç sonrası basın açıklamaları vardı yabancı iki teknik adam için. Onun dışında kendilerini anlatmak için özel bir çaba içinde olmadılar. Mustafa hocanın cesaretine şaşmamak ve hayran olmamak elde değil. Hiçbir şey anlatmadan televizyon programında neden ve nasıl durulur? Belli ki zor günler geçiriyor Beşiktaş'ın teknik direktörü. Skibbe ne anlatabilirdi böyle bir durumda onu düşündüm. Elinde her alan için alternatifli bir kadrosu var. -Sakatlık sürecindeki sıkıntıları saymazsak- Özel yeteneklere haiz adamlar. Biraz zorlandı başta belki ama şimdi öyle değil. Çıkıp iki kelam etmedi adam. Çaylaktı, deneyimsizdi, bu işi bilmiyordu v.b. bir sürü şey söyledik Alman için. Söyleyecek sözü yok muydu gerçekten? Babby Robson Manchester United'ın kötü giden maç periyodunun ardından istifayı düşünmeye başlamış başlarda. Yöneticiler Robson'ı yerine mıhlayan bir öneriyle gitmişler: "İsterseniz anlaşmanızı uzatacak yeni bir sözleşme imzalayabiliriz!" Ama bizde böyle şeyler olmuyor-olamıyor. Mutlaka bir ince ipin üzerinde herkesi ve her şeyi dengede tutarak konuşmak ya da davranmak gerekiyor. Onun için Dünya 3. bir Milli Takım yaratıyor sonra da kalitesi düşen bir futbolun ardından ağıtlar yakıyoruz. Hep söylerim top yuvarlaktır. Özellikle bizim memlekette 'asla yalnız yürümeyeceksin...'

Hairdesigner
17-12-08, 02:15
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Tek gerçek budur
F.Bahçe, Türkiye'nin önlem alan değil, önlem alınan takımıdır. Aragones artık bunu iyice anlamalı. F.Bahçe'nin 2. yarıdaki olmazsa olmaz tek gerçeği budur


Konya maçıyla beraber ilk devre bitecek. Şimdi tartışılan tek konu var; o da transferler. Antalya maçından sonra Aragones, "Gerek yok" derken, aynı anda Ali Koç da transfer için start veriyordu. Kimileri "Bravo Aragones'e, çok güzel bir iş yapıyor. Bak futbolcularını kırmamak için 'transfer istemiyorum' diyor'' fikrinde. Yalnız aynı teknik adamın alınan kötü sonuçlardan sonra "Kadrom yetersiz, şapkadan tavşan mı çıkartacağım'' demeçlerini unuttukları da bir gerçek. Onu da biz hatırlatalım! Aslında kadro yeterli. Bir iki takviye ile çok daha güçlü hale gelir. Önemli olan sakatlar. Takım bu sene rekor seviyede sakatlıklar yaşadı. Sahalardan uzaklaşan bir daha dönmek bilmiyor. Deivid, Vederson, Tümer, Emre, Ali Bilgin, Lugano ve Deniz'le başlayan seri, daha sonra Josico, Semih, Alex ve Kazım'la devam etti. Eğer bu durum böyle sürecekse bir-iki değil çok daha fazla transfere ihtiyaç duyulacağı da açık. Aslında takım tamam olduğunda da Aragones'in yanlış sistemine tosladığı bir gerçek. Semih sağlamken asla Güiza'nın yanında düşünülmedi, orta saha gibi oynadı. Geçen sene harikalar yaratan ikiliden Alex çıkıyor, Deivid giriyor, yan yana gelemiyorlar. 75. dakikadan sonra oyundan düşülmesinin nedenleri iyi araştırılmalı. Deplasmanlardaki korkak oyunun nedenleri iyi araştırılmalı.

SADECE İKİ GALİBİYET
Şöyle bir baktığımızda önümüze hiç alışık olmadığımız bir manzara çıkıyor: Fenerbahçe bu sezon boyunca (Avrupa da dahil) tüm deplasmanlardan sadece 2 galibiyet çıkarabilmiş. İkisi de küme düşmemek için oynayan takımlara karşı, o da zor bela. Kocaeli'de 90+6'daki Semih'in golüyle 3-2, Denizli'de de Emre'nin golüyle 1-0. Hepsi o kadar. Sezon başında elimize kağıt kalemi aldığımızda fikstür avantajıyla Beşiktaş ve Galatasaray galibiyetleri halinde Fenerbahçe'nin en az 5-6 puan farkla ligi önde kapatacağını düşünmüştük. Bu galibiyetler alındı ama gene iki puan geridesin. Konya'yı yenersen ancak kafa kafaya geleceksin. Deplasman gözüyle bakılmayan Ankara'da bile iki maçtan ite kaka tek puan çıkarılabilirken, rakibin Galatasaray aynı sahadan iki maçta 6 gol atarak 6 puanla çıkıyor. Şimdi soru şu: Deplasmanda takımı bu kadar etkisiz oynatan Aragones, ikinci devre İnönü, Ali Sami Yen, Avni Aker ve Kayseri deplasmanlarında ne yapacak? Artık Avrupa bitti. Mazeret kalmadı. Fenerbahçe, Türkiye'nin önlem alan değil, önlem alınan takımıdır. Böyle bildik, böyle gördük, böyle oynadık, böyle yaşadık. Aragones de artık bunu iyice anlamalı. Fenerbahçe'nin ikinci yarıdaki olmazsa olmaz tek gerçeği de budur.

Hairdesigner
17-12-08, 02:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Anadolu ihtilali

Anadolu takımlarının hem parasal yönden güçlenmeleri, hem de kaliteli hocalarla çalışmaları sonucunda futbolumuzda bir ihtilal yaşanıyor. Gurbetçi gençler yanında Afrika ve Güney Amerika'dan transfer edilen kaliteli ve ucuz yabancıların kadrolarına katılmalarıyla birlikte büyüklere kafa tutan küçükler(!) kolay lokma olmaktan çıktılar. Nitekim ligin dibinde çırpınan Hacettepe bile deplasmanda lider Sivasspor'a ecel terleri döktürüp ancak 2-1 yenildi. Bu nedenle hiçbir takım "bu maça kolay kazanırım'' diyemiyor ve maçlara endişe içinde çıkıyor. Hâlâ bunun bilincinde olamayan bazı yöneticiler bol keseden şampiyonluk çığlıkları atıyor, medyası da onlara katılıp kendi takımları lehine verilen kararları unutarak yaygara koparıyorlar. Kale hattını geçmeyen topla galibiyet alan biri, ofsayt golle yenilince federasyon ve MHK'ye ateş püskürüyor. Hakemin yanlış kararları ve eksilttiği rakipleri karşısında üstelik ofsayt gollerle galibiyetler alan bir başkası utanmadan hakemlerden yakınıyor. Kendilerine göre penaltı olan pozisyonu verilmediği için haksızlığa uğradıklarını devamlı olarak savunan ve üst üste puanlar kaybeden bir başkası, hemen her gün bunu dile getirip federasyona yükleniyor. F.Bahçe ise daha ilk maçında 1-0 öndeyken Güiza'ya yapılan ve kırmızı kart da gerektiren verilmeyen penaltısını bile konu etmeyip kaybolan üç puanı sineye çekiyor.

Fener'e niye yok?
78 santim kale içinden çıkan topa gol verilmemesini sorun yapmıyor. Yardımcı hakemin kulaklığa açıkça "penaltı" diyerek defalarca uyardığı bir hakem, buna itibar etmeyerek "Fenerbahçe'ye penaltı çalınmaz" kuralını uyguluyor. Hatırlarsanız birkaç maç önce Alex'e yapılan açık penaltı da verilmemiş, hakem utanmadan bir de sarı kart göstermişti. Bu nedenle Fenerbahçe yönetimi suçluymuş gibi gösterilmekten kurtulmak ve taraftarı mutlu etmek için yapılacak haksızlıkları dile getirmek zorundadır.

Hairdesigner
17-12-08, 02:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Yazsan ne yazar

Bir yazar için önemli, okunmuş olmak, takip edilmek. Öncelikle fikrimize değer verenlere teşekkür ediyoruz. Nasıl olduysa bu sefer farklı yollara girmişiz. Yorumun tersi mesajlar geldi. "Sahanın tek hakimi Bursaspor'du" "Hangisi lider" saptamasına takılmış okuyucum. Trabzonspor'a zarar verdiğim, çok eleştirdiğim, camiaya olumsuzluk aşıladığım söyleniyor. Saygım sonsuz, her tarafa vurduğum bu köşeden ara sıra bize vurulmasına sözüm olmaz. Vurun vurun ama bir dinleyin. Evet üstün oynayan taraf Bursaspor'du. Skor avantajı yakaladıktan sonra geri çekildi ev sahibi. Oyunu tutan, Trabzonspor'u hiçbir şey üretmez duruma düşüren yapıyı bozdu Güvenç hoca. O sebepten kendi taraftarı, galip gelmiş olmasına rağmen hocasını istifaya davet etti. İkinci devre Bursa yarı sahasına oyunun sıkıştığını elbette gördüm. Fakat onun sebebi, Trabzonspor değildi. Nitekim beraberlik sonrası golü düşünen yeşil-beyazlılar, öne çıkmaya başladı. Maç öncesi beklentim Trabzonspor'un üç dört farklı kazanması üzerineydi. Kocaeli maçının devamında fark beklemem çok normaldi. Bursaspor öne geçene kadarki futbolu nasıl değerlendireyim. Hedefi zirve olan bir takım 8 haftadır maç kazanamayan bir rakibe karşı böyle mi oynar. Tıpkı Kayseri maçında olduğu gibi, kişiliksiz, ürkek korkak bir Trabzonspor içinize siniyor mu?

Hakemler doğruyor ama
Hakemlerin Trabzon'u doğradığı doğrudur. Sivas, Kayseri ve bu maç. Daha fazlasını hatırlıyorum. Ama yazmayla bir sonuç alınmadığını da biliyorum. Hedefe varmak için kendi arazlarını en aza indirmek şart. Trilyon verdiğimiz, geçen sezonki defosuna rağmen arkasında durduğumuz teknik adamın doğru hamlelerinin fazla olmasını bekliyorum. G.Saray maçında çok hücumcu ile oynayıp intihar etmesini yanlış buluyorum. Kayseri kaybında dakika 60'ta önde olan takımına kulübeden yardım etmesini bekledim. Bursa maçında en azından 1 puanı garantiye alabilirdi. Bu nasıl akıldır! Senenin başında en iyi transfer diye aldığı Colman'ı kulübeye atıyor. Barış ne mantıkla haftalardır yedek. O anda oyuna girmesi ne anlama geliyor. Yattara-İsaac değişikliğinden siz ne anladınız. Geçen sene oynayan kadro artı bu sene alınanlar elinde iki takım olan bir hoca nasıl olur da 13 futbolcu ile işi çevirmeye çalışır.
Madem ihtiyacın yoktu almasaydın o zaman. Trabzonlu çocuklar otururdu kulübeye. En azından paralar boşa gitmezdi.

Hairdesigner
17-12-08, 02:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg 6 maç 18 puan
Bülent Yavuz MHK'sı, Selçuk Kaya'yı öylesine sevmiş ki ligin en kritik 24 haftasında, Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin tam 15 maçında bayrak sallatmış!


Bülent Yavuz başkanlığındaki MHK'nin, "büyük bir tesadüf" eseri, Beşiktaş'ın oynadığı çok kritik 10 maçta yardımcı hakem olarak Selçuk Kaya'yı görevlendirdiğini ve Beşiktaş'ın bu maçlarda toplam 20 puan ve şampiyonluğu kaybettiğini dün tüm Türkiye'ye duyurmuştum. Şimdi ikinci perdeyi açıyorum... 2003-2004 sezonuna yönelik araştırmam tam gaz sürüyor. Bu defa Selçuk Kaya'nın, Beşiktaş maçları dışında görev alıp almadığını inceledim. Örneğin o sezon 11 puan geriden gelip şampiyon olan Fenerbahçe'nin maçlarında görev yapmış mıydı?

FENER'E YARAMIŞ!
Baktım ve yine ilginç bir tablo gördüm. Selçuk Kaya, Fenerbahçe'nin, (ligin ikinci yarısında en kritik maçlar) tam altı maçında görev yapmış. Yani ligin ilk yarısında bir kez (Fenerbahçe-Beşiktaş) sarı- lacivertli takımın maçını yönetme şerefi elde eden Selçuk Kaya, ikinci yarı birden bire coşmuş... Tam ALTI maç almış. Bakın şu işe! Dahası var... Selçuk Kaya'nın ayağı Beşiktaş'a hiç yaramamış bunu dün anlatmıştık ama Fenerbahçe'ye çok iyi gelmiş bu arkadaşın ayağı! Kanarya tam anlamıyla kanatlanıp uçmuş ve Selçuk Kaya'nın bayrak salladığı 6 maçta tam 18 puan toplamış. Ankaragücü'nü 4-1 (D), Trabzon'u 3-1, Beşiktaş'ı 3-1 (D), Elazığspor'u 1-0 (D), Sebat'ı 4-2, Denizli'yi 4-0 (D) mağlup etmiş...

BEN ATAMADIM!
Ligin ilk yarısında yürüyecek hali olmayan takım, ikinci yarı coşmuş... Önüne geleni devirmiş... Her neyse ben bir yorum yapmıyorum, olur böyle şeyler diyerek geçiyorum tekrar Bülent Yavuz'a. Dönemin MHK Başkanı Bülent Yavuz'un bu konuda neler söyleyeceği çok önemliydi. Dün öğleden sonra Radyospor'da İlker Ateş'in Spor Kazanı programında Bülent hoca ile aynı anda yayındaydık. İki gündür anlatmaya çalıştığım manzarayı kendisine sordum, Bülent hoca da kendi penceresinden cevap verdi: "Hakem atama komisyonunun başında Sabri Çelik vardı, ben yardımcılarla fazla ilgilenmezdim, atama dosyası önüme gelince görürdüm. Üst düzey yardımcılar o dönemde genellikle çok maç aldılar ama Selçuk Kaya'nın tesadüfen fazla maç olması gözden kaçmış olabilir. Burada kötü niyet aramamak lazım. Hiç kimse Beşiktaş'a ya da başka bir takıma böyle kasıtlı bir şey yapamaz."

BAŞKA ÖRNEĞİ YOK
Bülent hoca konuşurken aynı yardımcıya on maç verilmesinin biraz fazla olduğunu kabul etti ve buna "tesadüf" dedi. Bunun takdirini kamuoyuna bırakıyorum. Ama şunu kendisine de söyledim; yardımcı- orta fark etmez, MHK başkanı her maçı yönetecek hakemi bilir. Bir şeyi daha vurguladım; 2003-04 sezonunda Selçuk Kaya'nın 10 Beşiktaş maçı alması gibi başka bir örnek yok. O yine bunu tesadüf olarak yorumladı. Ben yayıncı kuruluştan bu maçlarıın görüntülerini izleyip izleyemeyeceğimi araştırdım. Sağolsunlar, bu imkanı sağlayacaklarını söylediler. O maçları tek tek inceleyip orada neler olduğunu da ayrıca bütün Türkiye'ye duyuracağım.

Hairdesigner
17-12-08, 02:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1273.jpg 51'e 49 Aslan

Mustafa Denizli, daha fazla motivasyon kaybı olmaması, şampiyonluk yarışında aranın açılmaması için demeçlerinde, takıma "psikolojik doping" olacak vurgular yapıyor! Her takımın puan kaybedebileceğini ama sonunda şampiyonun Beşiktaş olacağını ısrarla söyleyerek, futbolcularının arkasında olduğunu göstermeye çalışıyor. Doğrusunu yapmış olabilir ama Denizli'nin de görüp, içinde gizlediği, Beşiktaş'ı alt sıralara düşüren nedenleri biz söyleyelim. Beşiktaş, Denizli'nin ilk günlerindeki rakibi ısıran, tempolu, coşkulu oyun düzeninden uzaklaşmış durumda. Böyle olunca da Ertuğrul Sağlam dönemiyle kıyaslamalarda, "Gelen gideni aratıyor" denmeye başladı. Bu durumlara gelinmesinin nedenleri; Denizli'nin zaman zaman yaptığı yanlış oyuncu seçimi ve değişikliklerinin (oysa; oyuncu değişiklikleriyle çoğu maçı kazanma becerileriyle bilinir) yanı sıra Delgado, Cisse, Tello, Bobo'nun verimsizlikleri ve oyun içinde yapılan sistem değiştirmelerdeki aksaklıklardır. Bu verimsizlik ve aksaklıklarla F.Bahçe ve Ankaraspor'a 6 puan kaptıran Beşiktaş, yaşadığı stres ve baskılardan, rekor kırabileceği Ankaragücü'ne ancak tek gol atabildi!

Oran ters dönebilir
"Bu görüntüsüyle G.Saray karşısında şansı yok" diyenlerin sayısı, Beşiktaş'a şans tanıyanlardan oldukça fazla! Yani çoğunluk "51'e 49 G.Saray" diyor! Ancak unutulmasın ki aynı oran F.Bahçe karşısında Beşiktaş'a verilmişti ama sonuç ters olmuştu! Peki, 51'e 49 oranı Kadıköy'deki gibi Ali Sami Yen'de de ters döner mi? G.Saray'ın "oyun kurgu merkezi" olan Lincoln kilitlenir, Beşiktaş takım disiplinden kopmadan, oyunu rakip alana yıkarsa, orta saha üstünlüğü elde tutulur ve de golcüler final vuruşlarında becerikli olursa 51'e 49 oranı ters dönebilir!

Hairdesigner
17-12-08, 02:17
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1260.jpg Şimdi Skibbe aklandı mı?

Galatasaray futbol takımı, "transfermarkt. de" sitesinin araştırmasına göre 116 milyon 700 bin euro ile Turkcell Süper Lig'in en değerli takımı. Gerçekten de öyle... Kadrosunda Lincoln'den Kewell'a, Baros'tan Meira'ya kadar dünya futbolunun önemli isimleri var. EURO 2008'de Avrupa üçüncüsü olan Milli Takım'ın 9 futbolcusu da cabası... Yani G.Saray açısından son yılların en gösterişli kadrosu var Florya'da. Peki Galatasaray, taşıdığı ağırlığın karşılığını verebilen bir takım mı? Pek sayılmaz.,, Sarı-kırmızılılar, bu pahalı kadronun kendi kendini finanse edeceği Şampiyonlar Ligi'ne kalamadılar. UEFA Kupası'nda yoluna devam ediyor ama top kendisindeyken ejderha, top rakibe geçtiğinde kedi olan Galatasaray'ın, bu haliyle Avrupa arenasında turları peş peşe geçmesi çok da kolay görünmüyor. Ligde ise 15. hafta itibarıyla 33.8 milyon euro takım değeri olan Sivasspor ve 52.7 milyon euro değer biçilen Trabzonspor'un gerisinde kaldılar. Sözün özü; üç çiçekle bahar gelmez... Skibbe, sırtını Lincoln'e dayayarak, onun istediği oyun planını uygulayarak bir süre daha yol alabilir ama üst düzey başarılar için "takım" halinde çıkış gerekir. Skibbe henüz geçer not alamadı, Galatasaray ona sanki hâlâ bir beden büyük...

Hairdesigner
18-12-08, 03:05
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1268.jpg Alex tartışılmaz!

Fenerbahçe 100. yılda şampiyon olmak için mücadele ederken Alex çok tartışıldı. Bizler onun uluslararası geçerliliği olmadığını yazıyorduk. Saracoğlu tribünleri artık katlanamadı, "dışarı" diye tempo tutup, yuhladı. Alex, bir gün oyundan çıkarken kendisini ayakta alkışlayan başkanı gördü ve son 6-7 hafta oynamaya karar verdi. Sezon şampiyonlukla bitti. O günlerde de aynı şeyler tartışılıyor, sözleşmesi biten Alex ile görüşmeler yapılıyordu. Brezilyalı, futbolu Cruzeiro'da bırakmak istediğini internet sitesinde yazarken, Almanya'dan ciddi teklifler aldığı haberleri geliyordu. Sonuçta Fenerbahçe yönetimi, Alex'i 3.2 milyon euro yıllık anlaşmayla iki yıl daha tuttu. Kezman'dan yüksek ödediler, bunun 2'sini sözleşmeye yazdılar, geri kalanını "imaj hakkı" diyerek Uruguay üstünden ödemeye kalktılar. O günlerde konuştuğumuz bir yönetici, "Böyle bir yıldızı dünyada bulmak zor. Bulsanız da Türkiye'ye getirmek imkansız gibi. O yüzden Alex ile devam edeceğiz" diyordu. Ve geçen sezonun en parlak maçlarına damgasını vuran; kaptanlık bandını koluna geçirdikten sonra bambaşka oynayan, özveri ile mücadele edip sorumluluk alan ve lider karakterini ortaya koyan bir Alex izledik.

ORTA SAHAYI ZOR GEÇERLER
Şimdi ise yine başa dönüldü. Futbolun içinden gelen, zamanında haklarında aynı yorumlar yapılan Rıdvan Dilmen ve Sergen Yalçın bile "Alex gitmeli" diyorlar. Bu performans karşısında yorum yanlış değil ama geçen seneki Alex'i geri getirmek mümkün değil mi? Ya da "Alex gitsin" derken, yerine kim oynayacak? Tamam, göndersin yönetim Alex'i. Bugün Fenerbahçe'nin bu kısır görüntüsündeki sayılı pozisyonların tek kaynağı Alex iken, bu takımın rakip kaleye nasıl gitmesini bekliyorlar? Fenerbahçe senelerdir "Alex kadar" iyi takımdı. Zico döneminde bu zirveye çıktı. Aragones de şimdi aynı kayıkta. Şu anda Fenerbahçe'den Alex'i çıkartın, orta sahayı bile zor geçer. Appiah, Tuncay, Aurelio veya Anelka varken Alex'in yokluğunu hissetmezdiniz. Şimdi bu takımla, bu hocayla çözün bakalım problemleri. Bugünkü Fenerbahçe'de Alex tartışılmaz. Çünkü şu an için Alex bir şey değil, çok şeydir. Onu oynatmak da yöneticinin görevi. Geçen seneki formül önlerinde duruyor, Amerika'yı yeniden keşfetmesinler.

Hairdesigner
18-12-08, 03:05
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Hey sizler!

Hey sizler! Sağcılar, solcular, futbolcular. Her şeyi bilenler, bilmeyenler, başoyuncular, figüranlar. İki cümleyi bir araya getiremeyenler. Koşanlar, yürüyenler, aksayanlar. Her pozisyonda haramı hak sayanlar, adaleti yok sayanlar. Kargadan başka kuş, paradan başka düş bilmeyenler.



***

Hey sizler! Ekran başında her pozisyona bulaşanlar. Dille doyuma ulaşanlar. Abazanlar, kalpazanlar, konuştukça azanlar. Akraba evliliğinden yorumcu doğanlar, adaleti bir kaşık suda boğanlar. Yalanın antenleri, yönetici bültenleri. Kapitaller, italikler, dik başlılar, eğikler. Tilkiler, domuzlar, geyikler.



***

Hey sizler! Parayı verenin düdüğünü çalanlar. Futbolcunun ekmeğini, kulüplerin emeğini çalanlar. Kirli eller, temiz eller, müptezeller. Çoğalanlar, azalanlar, kontrolünü kaybettikçe kazananlar. Yanlar, başlar, ortalar. Cinayetleriyle birikenler, gözlerine gözlük, yüreklerine vicdan gerekenler.



***

Hey sizler! Hakem eskileri, futbolcu hurdaları, yazanlar, çizenler. Çamurlu ayakkabılarıyla, çiçekleri ezenler. Yöneticilerin koltuk altında gezenler. Küçücük ekranı, kocaman gerdanıyla kaplayanlar. İftiracılar, itirafçılar. Salaklar, asalaklar. Sızıp kusanlar, kızıp konuşmayanlar.



***

Hey sizler! Avanta yedikçe semirenler, şerefi, haysiyeti kemirenler. Başkanlardan maaşçılar, sallabaşçılar. Gözlerini yumup ağzını açanlar, konuşurken tükürük saçanlar. Acemiler, kartlar, pankartlarla teşhir edilenler. Önsözler, dansözler, bikini uzmanları. Ekranda sözü geçen hergeleler, karanlık gölgeler, kurtarılmış bölgeler.



***

Hey sizler! Naklen yayıncılar, bantçılar, rantçılar. Borçlular, alacaklılar, kafadanbacaklılar. Egoistler, teröristler, kapitalistler. Pozisyona bu kadar yakın olup, adaletin bu kadar uzağında kalanlar. Doğuştan sinirlerini aldıranlar, kan dökülürken şerefe kadeh kaldıranlar.



***

Hey sizler! Diktatörler, krallar, soytarılar, paçozlar. Şahlar, padişahlar, hamam oğlanları. Çeteler, sahte reçeteler, sümüklü peçeteler. Altına kaçırdıkları cümlelerin üzerinde tepinenler. Leşler, kalleşler, sözde kardeşler. Hapçılar, standapçılar, güldüren adamlar, öldüren adamlar.



***

Hey sizler! Tanıklar, sanıklar, her taşın altından çıkan uyanıklar. Kuru canlar, şişko canlar, solucanlar. Bakanlar, bakmayanlar. Özneniz, fiiliniz, cümleniz. Şöhretinizi ve apoletinizi gururla göğsünüze takınız. Yakıp yıktınız futbol alemini... Kıçınıza kına yakınız!

Hairdesigner
18-12-08, 03:06
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Temiz futbol!

20003-04 sezonunda Beşiktaş'ın başına gelenler, bir "sır perdesi" olarak kalmaya devam ediyordu. "Sır perdesi" galiba yavaş yavaş aralanmaya başladı. Bizim Turgay Demir, titiz bir çalışmayla çok ilginç ve düşündürücü ayrıntılara ulaştı. Sanırım konuyu daha da derinleştirip, başka bilinmeyenleri de ortaya çıkartacak. 2003-04 sezonunun 22 haftaya denk gelen 10 haftasında, Beşiktaş maçlarına Selçuk Kaya yardımcı hakem olarak atanıyor. Bir hakemin bir sezonda bu kadar çok sayıda Beşiktaş maçına atanması kafalarda soru işaretleri yaratmaz mı? Türkiye'de komplo teorisi üreten çok sayıda insan var. Bunlardan biri, şu iki teoriyi ortaya atamaz mı? 1- Selçuk Kaya, bu maçlara Beşiktaş'ı kollamak için atandı! 2- Bu hakem 10 maçta Beşiktaş'ın önünü kesmek için görevlendirildi! Bakıyorsunuz, bu maçlarda Beşiktaş tam 20 puan kaybetmiş. Üstelik Konya ve F.Bahçe ile oynanan üst üste iki maçta, yine bu yardımcı görev yapmış. 4-0'lık Samsunspor yenilgisi öncesi, Rizespor maçında sarı kart sınırında bulunan Ronaldo, Sergen ve Emre Aşık'ın üçü birden "sarararak" cezalı duruma düşmüş.

Sır perdesi aralansın
Radyospor'da Spor Kazanı programında o dönemin MHK Başkanı Bülent Yavuz'u önceki gün yayına aldım. Hemen söyleyeyim, Bülent Yavuz'un kişiliğinden ve dürüstlüğünden en ufak bir kuşku duymam. Aynı anda Turgay Demir de yayındaydı. Bülent Yavuz, yardımcı hakemin 10 adet Beşiktaş maçında görev yapmasının normal olduğunu, yardımcı hakem atamalarına MHK başkanının karışmayacağını vurgulamaya çalıştı. Turgay ise bunu anormal gördüğünü söyleyip, Bülent Yavuz'un atamalara karşı çıkmamasını eleştirdi. Sonuçta Bülent Yavuz, "Evet, biraz fazla kaçmış. Tesadüf" demek zorunda kaldı. Yardımcı hakem deyip geçmeyin. Kararları, orta hakem kadar önemli. Son haftalardaki hakem tartışmalarında yardımcılarının kararlarının ne kadar etkili olduğunu söylemeye bile gerek yok. (Bakınız Trabzonspor maçları!) Turgay, 2003-04 sezonunda Selçuk Kaya'nın görev yaptığı 10 Beşiktaş maçının görüntülerini elde etti. Ankara'da oturan Bülent Yavuz İstanbul'a gelirse, hepsini birden izleyecekler. "Sır perdesinin aralanmasında" dev bir adım atan Turgay Demir'i kutluyorum.

Hairdesigner
18-12-08, 03:06
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg G.Saray düşmanı spor yazarıyım!
Kewell'ın sakatlığı ile ilgili yazımda görüşümü değil gerçekleri sizlere aktarmıştım ama yanlış anlaşıldım... Skibbe, Galatasaray'da önde tek santrfor Baros, arkalarına Kewell, Lincoln ve Arda'yı iyi monte etti


Kewell alındığında, "G.Saray sakata mı geldi?" başlıklı bir yazı yazmış ve "Çok iyi oyuncu ama sakatlığı dert olacak" demiştim. Üstelik o yazıya Türk basınında sadece Fotomaç'ta gördüğünüz, koltuk değnekli bir Kewell fotoğrafı da eklemiştim. Yazı da Kewell için milli takım arkadaşı Viduka'nın "Sakatlıkları sorun. Sabah sakat kalkıp kalkmayacağını bilemiyorsunuz" dediğini de yazmıştım. Tepkiler gelmiş, beni "G.Saray düşmanı" ilan etmişti bazı taraftarlar. Ama kasık sorunu nedeni ile 2 ay olmayacak Kewell'ı düşününce sanırım anlatabiliyorum ne demek istediğimi. Bakın bu G. http://www.fotomac.com.tr/2008/12/18/im//036DA0A6C5319643B2475B9Ay.jpg Saray düşmanı doktor (!) aşağıda Skibbe ilk geldiğinde daha sonra olacaklar için neler yazmış ve neler olmuş? Satırına bile dokunmadan yine madde madde hatırlatıyorum. Her maddenin altında da YENİ NOT ile son durumu aktarıyorum. Peki teknik olarak nasıl bir koç Skibbe? Onu da anlatalım:

1- Emre Güngör'ün yeri tehlikede Geçen sezon Leverkusen, en az gol yiyen 4. takımdı. Ve tam 10 maçta sahadan gol yemeden ayrılabilmişlerdi. Gol yemeden bitirilen maçların yüzde 80'inde defansın ortasında Haggui-Friedrich ikilisi bir arada oynamışlardı. Bu 2 adam da 1.90 boya sahipti. Bunun anlamı açıktı: Skibbe uzun tandem oyuncuları seviyordu. Yani Servet tam onun aradığı adamdı. Ama ya Emre Güngör? İşte orada sıkıntı yaşanabilir. Bizden söylemesi.

YENİ NOT 1: Meira'nın neden alındığını sanırım herkes daha iyi anlamıştır. Son 8 maçta sadece 3 gol yedi sarı-kırmızılılar. Galatasaray'ın az gol yemeye başlamasının nedeni sağlam 2 ön liberoda geldiği için.

2- Leverkusen maçlarının yüzde 62'si üst bitti. Özellikle deplasmanlarda atan ve yiyen bir takım yarattı. 17 maçın 12'si üst bitti. Deplasman maçlarında sürpriz golcüler çıkaracak takım. Örneğin Ayhan'ı bambaşka bir deplasman oyuncusu kimliği ile görürseniz hiç şaşırmayın bu sezon.

YENİ NOT 2: Takımın ligdeki 18 maçının 12 tanesi üst bitti. Ayhan da bu sene Michael Skibbe'nin en çok güvendiği oyuncu oldu.

3- Takımını tek forvetli oynatmayı seviyor. Bu nedenle G.Saraylılar tek santrforla oynamaya şimdiden alışsınlar. Leverkusen, 34 maçın 32'sinde 4-2-3-1 oynadı. Sadece Schalke ve Bochum maçlarında Gekas ve Kiessling'i hücumda 2'li kullandı. Bu kadroda santrfor arkası Sabri sağ, Arda sol ve Lincoln, 3'lünün ortası formülünü bence çok sevecektir.

YENİ NOT 3: G.Saray önde tek santrfor Baros, arka tarafta Kewell, Lincoln ve Arda oyun tarzını oturttu.

4- Oyuncuların yeri ile oynamayı çok sever. Örneğin hücumdaki adamın arkasındaki 3'lü de solda oynattığı Barnetta'yı, 4-1 kazandıkları Nürnberg maçında 2 ön liberodan biri olarak kullanmıştı. Ya da Schalke'yi 1-0 yendikleri maçta önde tek santrfor kullandığı Kiessling, aynı pozisyonda Bochum'a karşı başarılı olamayınca hemen 1 hafta sonraki Hannover maçında hücumdaki adamın arkasına orta alan 3'lüsünün ortasına koymuştu. Bu da özellikle Arda'nın çok farklı pozisyonlarda oynayacağının net bir işaretiydi benim için. Hatta Ümit Karan'ı hücum arkası, Lincoln'ün pozisyonunda oynarken görürse hiç şaşırmasın taraftarlar ve bu yazdıklarımı hatırlasın.

YENİ NOT 4: Meira'nın ön libero, Baros'un sağ açık (Benfica ve Fener maçları), Nonda'nın hücum arkası, Hakan'ın ön libero oynadığı maçları hatırlıyorsunuz.

5- Sağlamcı ön liberolara çok güvenir. Bu nedenle Leverkusen'de Çek Vidal ve Rolfes'in 2 ön libero kontenjanındaki yeri pek değişmedi. Bu da Mehmet Topal'ın takımdaki yeri garanti demek. Eğer iyileşirse yanında Linderoth'u da büyük ihtimalle göreceğiz.

YENİ NOT 5: Topal yerini kaptı. Linderoth olmayınca Ayhan ve Barış orayı alacaklar sanıyorum.

6- İnandığı kadro ile sürekli oynamayı çok sever. Geçen sezon tam 8 oyuncusunu 34 maçın, 29 ve üzerinde karşılaşmada kullandı.

YENİ NOT 6: Bu sezon G.Saray'da tam 9 oyuncu, 14 maçın 11'inden fazlasında forma şansı buldular.

7- Kaleciler hariç kullandığı 23 oyuncunun 13'ü gol attı. Şampiyon Bayern'de de aynı sayıda adamın gol attığını söylersem sanırım bu rakamın değeri daha iyi anlaşılır. Bu nedenle bu sezon G.Saray'da çok miktarda adamın gol atması kimseyi şaşırtmamalıdır.

YENİ NOT 7: G.Saray'da şu ana kadar 1 maçtan daha fazla oynayan 19 oyuncunun 9 tanesi gol attı.

8- Ümit'i kulübe korkusu saracak Takımını tek forvetli oynatmayı seviyor. Bana göre bu yapıda Nonda çok şanslı olacaktır. Ümit Karan onu zorlayacaktır. Ama 2'sinin bir arada olduğu maçlara ancak çok zayıf takımlara karşı Ali Sami Yen'de rastlayabilecektir taraftarlar. Bu nedenle G.Saraylılar tek santrforla oynamaya şimdiden alışsınlar.

YENİ NOT 8: Ümit'in başına gelecekleri de önceden yazmışım. SONUÇ: Dr. Gürkan diyor ki: Benim G.Saray için 1. tercihim tartışmasız Sammer idi. Şu ana kadar çalıştırdığı takımlarda pek başarılı sonuçlar alamamasına rağmen orta sahanın önündeki adamlarını hep gole yakın isimlerden seçen Skibbe'nin, G.Saray'a iyi futbol oynatacağını ama ilk haftalarında sıkıntılar yaşayacağını düşünüyorum. Bunun da anlamı açık. Skibbe'ye en az 6 aylık bir sabır gösterilmeli. G.Saray taraftarı ve yönetiminde bu sabrın olup olmadığını da yaşayarak göreceğiz.

SON NOT: Herkes "Bu da teknik adam mı?" derken nerede ise sadece benim arkasında durduğum, başlarda sıkıntı yaşayıp, 6 ayda düzeleceğini çok önceden söylediğim Skibbe ve G.Saray'a şimdi methiyeler düzülüyor. Bir G.Saray düşmanı olarak eskiyi hatırlatmak istedim...

ANADOLU TAKIMLARI MI İYİ, BÜYÜKLER Mİ KÖTÜ?
Bu sene belki de bana en çok sorulan soru bu; 4 büyüklerde mi kalite düştü, yoksa Anadolu futbolu mu ileri gitti ki ara bu kadar kapandı? Aslında yanıt basit. Birkaç nedeni var bu işin:

1- Dünya futbolunda bilimin ağırlığı çok arttı. İsteği ve merakı olan her teknik adam kolayca bilimsel antrenman metodlarını buluyor, uyguluyor ve takımlar inanılmaz mücadele eden, top kazanan ekipler haline geliyor. Bu nedenle Hoffenheim, Almanya'yı sallıyor. Championship'ten gelip küme düşer denen Hull, Arsenal ve Liverpool'dan hem de deplasmanda puan alıp Manchester United'a zorla 4-3 kaybediyor ve ligde 5. sıraya yerleşiyor. Bu yüzden Napoli yeniden dirilip Serie A da ilk 3'e yerleşiyor.

2- Oyunda mücadele ile savaşma ile başarı oranı arttıkça takımlar bu işi yapan oyunculara daha fazla yöneliyor. Bu da tek forvetli, iki sağlam ön liberolu sistemleri favori haline getiriyor. Eski klasik 10 numaralar tarihe karışıyor. Alex, Lincoln, Delgado gibi adamları kullanmaya kalkarsanız çift forvetten vazgeçmek zorunda kalıyor ve tek forvete mahkum kalıyorsunuz. Bu da atılan gol oranını düşürüyor. Aşağıdaki araştırmamda görüyorsunuz. Geçen yıla oranla atılan gol sayısı 10 önemli ligin 7 tanesinde düşüyor. Yani artık atanların değil savunanların prim yaptığı bir futbol oynanıyor. Bu benim de hoşuma gitmiyor ama küçük takımların başarısı da buradan geliyor. Atamasalar da yemeyerek puan alıyorlar.

3- İşte size Anadolu takımlarının arayı kapatması ile ilgili bir araştırma daha. Aşağıda da liglerinde en az gol yiyen 3 takımın adı var. Dikkat edin Avrupa liglerinde bu konudaki 3 takımın içinde en az 2 tanesi mutlaka o ülkenin dev takımlarından oluyor. Oysa ligimizde en az gol yiyen 3 takım içinde 4 büyüklerden kimse yok. Anlamı açık. Bilimsel yöntemlerle çalışmayı, mücadele etmeyi, top kazanmanın anlamını çözen ve bilen Anadolu takımları bu sayede iyi savunma yaparak az gol yiyerek 4 büyüklerle arayı kapatıyor.

SONUÇ: Dr. Gürkan diyor ki: Önümüzdeki tablo Anadolu takımlarının arayı kapatma başarısıdır. Buna elbette 4 büyüklerin kötü performansları da etki etmiştir ama temel neden bilimi kullanan genç ve doğru yeni nesil hocaların savunmayı çok iyi yapabilmelerinin başarısıdır.

Hairdesigner
18-12-08, 03:06
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Örf ve adetler nerede kaldı?

G.Saray'ın yenilenen binicilik tesisleri geçtiğimiz günlerde ufak çaplı bir törenle açıldı. Oldukça güzel bir tesis haline getirilen binicilik şubesi hizmete girerken aklıma eski bir binicilik hikayesi geldi. Herkes çok iyi bilir, sayın Alp Yalman bincilik konusunda G.Saray'a çok şeyler kazandırmıştır. Zamanında yönetim kurulu böyle bir branşı kabul etmemesine rağmen, o ısrarla binicilik şubesini açmış, cebinden dünya kadar masraf yapmıştır. Bana anlatıldığına göre, Yalman zamanın gençlik ve spor genel müdüründen kulüp için bir yer istemiş. Onlar da "İstinye'de bir arazi var. Onun büyük bir kısmını G.Saray'a verelim, istediğinizi yaparsınız" demişler. Yalman, uçar gibi yönetime gelmiş, her şeyi anlatmış. Verilen cevap ise Yalman'ı şok etmiş; "Canım biz o araziyi biliyoruz. Oradan G.Saray'a hiç fayda gelmez. Boşuna uğraşma." Bunun söyleyen kim dersiniz? Onu da yazayım: Faruk Süren. Peki Galatasaray'a verilmek istenen arazi neresi, biliyor musunuz? Bugün İstinye Park'ın yapıldığı yer. Diyorlar ki G.Saray o gün o araziyi almış olsaydı, İstinye Park'ın kurulması ile yılda en az 20 milyon doların üstünde para kazanırdı.

Söyleyecek sözüm yok
Bu açılışta beni gerçekten çok şaşırtan bir konu daha var. O da şu: Sayın Alp Yalman bu açılışa davet edilmedi. Yalman, G.Saray'ın eski bir başkanıdır. Hem de uzun yıllar bu işi başarıyla yapmıştır. Ayrıca yeni yapılanan binicilik tesislerine onun isminin verilmemesi, ikinci büyük hatadır. Sayın Yalman'ın binicilik konusunda verdiği mücadele unutulmazdır. Söylendiğine göre binicilik şubesi Özhan Canaydın zamanında aidatlar ödenmediği için elden gitmiş, ancak şimdiki federasyon başkanı Armağan Özgörkey büyük uğraş sonunda binicilik şubesini kurtarıp, G.Saray'a iade ettiği için tesislere babasının adı olan Nevzat Özgörkey ismi verilmiş. Buna da söyleyecek söz bulamıyorum. Neden mi? Yalman'a yapılan bu hareketlerin G.Saray'ın örf ve adetlerinde asla yeri yoktur da onun için.

Hairdesigner
18-12-08, 18:51
Kablosu kesilmiş astronot gibi Avrupa hedefinden sapıp, yörüngesinden boşluğa yuvarlanmış bir Fenerbahçe, ligin başından beri mayın gibi bir takım olan ve son 7 haftadır da yenilmeyen Antalyaspor.
Tribünde hoşluklar değil boşluklar ağırlıkta artık. Kötü gün dostları nöbette, iyi gün dostları ya evde ya pusuda...
Gökhan’ı çağırıyor bir tek kale arkası, o koşarken “Bu formanın hakkını verenler asla yalnız kalmazlar” pankartı fon yapılıyor. Çok ama çok şey anlatıyor; masal değil, maval değil olsa olsa belgesel...
Affettirme telaşında futbolcular, o kadar belli ki! Bu yüzden basit oynayamıyorlar, her biri en ‘çok güzel hareketler bunlar’ dedirtmenin, hayran bırakmanın, bunları da üst üste yapıp, golle ya da asistle sonuçlandırmanın peşinde... Oysa şeytana pabucu ters giydirmenin sırrı fantastik ve çetrefil atraksiyonlar değil, en basiti uygulamak ve her maçı derbi ciddiyetiyle oynamak. Bunu anlasalar zirveye ambargoyu koymuşlardı çoktan.
Allah’tan ilk gol kafasına denk düştü Güiza’nın, ayakları ‘ya kaçırırsam’ korkusuyla iyice düğümlenmiş. Kolayı zorlaştırmak, zoru kolaylaştırmak değişmeyen yazgısı gibi Fenerbahçe’nin.. Maçı koparacak fırsatlar elindeyken ve ritmini de tutturmuşken, üstelik rakip de eksilmişken oyunu rölantide tutmanan ne gereği var? Gergin oynayacağına keyif al, taraftarların da coşsun. Bir bakıyorsunuz, Volkan 2’ye 1 kalmış rakiplerle boğuşuyor. Firesiz geçilmesi gereken son iki kritik maçın ilkiydi Fenerbahçe için, onu da başardı. Allah Şifo’ya kolaylık versin, şimdi infaz kuyruğuna girmiştir bile birileri...

Hairdesigner
18-12-08, 18:51
Mustafa Denizli’nin geldiği ilk gün, şekillendirdiği savunma dizilişinden öte, farklı bir imzası yok henüz bu takımda... Beşiktaş’ın belki pozisyonu çok ama atak şekli yok. Çoğu bireysel girişimlerden elde edilen gol şansları da gelişi güzel. Sivok olmayınca zaman zaman ortaya çıkma görevi bu kez Toraman’ın. Ama markaj esnasında kanatta yakalandığında risk taşıdığı da açık. Holosko’nun ceza alanı içindeki ters koşuları, sonunda tek sayının çıkmasını sağlayan etken...
Serdar Özkan’ın durumu hala vahim. Ona mecbur kalmak bir teknik direktör için azap. Nobre dünyaları kaçırdı belki, ama tribünlerden en çok övgü alan o... Futbol mücadele ve özveri işi. Ekrem bir haftalık aradan sonra yeniden takımının en yararlı elemanlarının başında ama tüm bunların toplamında Beşiktaş dağınık, aceleci ve bilinçsiz. Ankaragücü de öyle. Yoğun hacimli mücadeleye rağmen, sahada bırakılan büyük boşluklar. Beşiktaş’ı da nispeten atak gösteren bu durum. Ancak iki takımın da top ayağında iken olumlu bir hareketinin arkası yok.
Kısaca son haftaların sıkıntılı iki takımının ruh hali, yeterince sahaya yansıdı dün gece. Hele Nobre’deki tutukluk, anlatılır gibi değildi. Beşiktaş tek farklı skorla hep tedirgin etti. Neyseki 3 puanı alan taraf oldu da, kabak Nobre’nin başına patlamadı.

Hairdesigner
18-12-08, 18:52
Yıllardır Beşiktaş, sol kanatta hep sıkıntı yaşadı. Sonra da Üzülmez’e her şeyi söylediler. Sol bek yok, sol iç yok, sol açık yok... 76. dakikada Seriç girdi, o da ne kadar akıllı transfer yapıldığının belgesi! Arkaya hiç bakmayan Denizli, geleceğe de bakmadı; Emre Özkan harcandı gitti. İnşallah Denizli’nin ayakları yere basmıştır. Bu kadar hayal sattıktan sonra dün geceki Ankaragücü’ne karşı bile sıkıntı yaşaması onu biraz kendine getirmiştir. Aslında maçtan önce her şey güzel başlamıştı. Bursa-Trabzon maçının skoru sahada oyuncuları biraz kıpırdatır düşüncesindeydim. Ama 90 dakika değil, maç 45 dakika oynandı. 46. dakikadan 90. dakikaya kadar geçen 45 dakikalık dönemi geri istiyorum. Hayatımda bu kadar sıkıntı yaşadığım inanın bir 45 dakika daha olmadı. Herkeste hata yaparım korkusu vardı.
Bu maç son 5-6 sezonun en kötü Beşiktaş tribününün önünde oynandı. Yani Beşiktaş tribünleri de dün formsuzdu. Tabii ki bir de Galatasaray maçının sıkıntısı var. Rüştü, Cisse, Toroman, Serdar Özkan ve Nobre’nin sarı kart sınırında olması ister istemez oyuncuları ikili mücadelelerden uzak tuttu. Holosko-Nobre-Delgado... Bakınca ustalar, gol ayakları. İlk 45 dakika oyun 6-0 olmalı, kaçan goller saç baş yoldurttu. Ama sadece ilk yarı olan bu.
Ve bir de benim anlamadığım olay var. O da Yunus Yıldırım’a bir şeyler söylemek istiyorum. Nobre, kafana öyle bir yerleşmiş ki, her çıktığı pozisyona, yatarak aldığı her topa faul çaldın. Ama Nobre’ye faul yapmadılar, Nobre’yi dövdüler, göz yumdun, aynı İstanbul Büyükşehir Belediye maçında olduğu gibi.
İnşallah bu skor kötü moralleri düzeltmiştir, Galatasaray maçına iyi olur ama görünen o ki eğer Denizli ayaklarını yere basmazsa orada da büyük sıkıntı yaşarız.

Hairdesigner
18-12-08, 18:53
Fikir dansözleri


Aragones Fenerbahçe’ye alışamadı. Zico stajdan başka birşey yapamaz. Löw onu da yapamaz. Osieck Alman disiplini dışında hiçbir şey veremez. Daum bir iyi taktik verir, bir iyi antrenman yaptırır. Ortasını bulamaz. Sadece duran toptan gollerle beleş maç kazanır. Zico kötüdür, çünkü Fenerbahçe duran toptan gol bulamaz. Zico zayıftır, heyecanını belli eder. Böyle teknik adam olmaz. Aragones sakin kaldığı için ruhsuzdur. Daum 70. dakikada oyuncu değiştirir, hata yapar. Zico 60’da, 90’da değiştirir hata yapar. Daum döver, yanlıştır. Zico sever, yine yanlıştır. Löw tırnaklarını yer, ondan malzemeci bile olmaz. Burada sayılmayanlarla beraber hepsinin tek ortak noktası vardır: Aslında taktikten falan anlamazlar.
Temmuz-Ağustos’ta yeni gelen hoca kondisyon yükler. 2 ayda tüm futbolcular Hulk olur. Eylül’de iki maç kaybedilir, Fenerbahçe düzgün çalışmıyor olur.
Tekrar kazanmaya başlar, yorum gelmez. Tekrar kaybederler, film eylül ayına sarar.
Anelka şişirme, boş futbolcudur. Fenerbahçe’ye layık değildir, oynayamaz. Chelsea’de oynar. Alex küçük maçların adamıdır. Fenerbahçe son 5 yılda derbilerin hakimidir. Şampiyonlar Ligi’nde katkısı yoktur. Zico’nun da katkısı yoktur. Lugano kütüktür. Onu milli takımda bir de kaptan yapan Uruguaylılar ve Sao Paolo’lular utansın. Önder stoper değil, sağ kanat oyuncusudur. Önder dururken stoperde Yasin mi oynatılır.
Zico vatandaşlarını kollar. Hepsini ilk 11’e alır. Aragones, Güiza’yı ve Josico’yu vatandaşları diye kollar. Ayrımcılık yapar. Son Brezilyalı Deivid’i 11’e koymaz. Daum vatandaşlarını kollamaz. Çünkü kadroda Alman futbolcu yoktur. Van Hooijdonk her takımında huzursuzluk çıkarıp, hocalarıyla takışmış ve dilini tutamamıştır. Kıskanç Daum, Van Hooijdonk’u kasıtlı olarak harcamıştır. Ortega içer, Daum çeker, Güiza çapkınlık yapar, Carlos gezer-tozar, Uche ciklet çiğner, Ümit Özat kötü bakar, Tuncay saçını uzatır, Volkan saçını cilalar...
Fenerbahçe tarihindeki tüm bekler ve açıklar kazmadır.
Ortamda 2’den fazla aynı şehrin veya ülkenin insanı mevcutsa gruptur. Çetedir. Takımı böler.
Kazma ve kütük, tembel ve art niyetli, yetenekli ama zayıf, aptal, çirkin, çete dedikleri kadrolar aslında iş teknik direktör tartışmaya geldiğinde pırlanta gibidir. Dünya çapındadır. Önüne geleni ezer geçer. Bu yüzden Fenerbahçe’nin başarı için hiçbir zaman teknik direktöre ihtiyacı yoktur. İspanya’nın da, Fransa’nın da, Almanya’nın da, Brezilya’nın da.
Ama sayfalar onların hakkındaki yazılar, ekranlar ise küfürlerle doldurulur.
Kazma ve kütük, tembel ve art niyetli, yetenekli ama zayıf, aptal, çirkin çete diyenler tarafından.

Hairdesigner
18-12-08, 18:54
Yiğido duymasın!


Lider kim? Puan cetvelinde Sivasspor, gönüllerde Ankaraspor... Peki kim şampiyon olur? Mevcut ortama bakılırsa bu ligin iki ‘ağır abi’si var.

Kim ne derse desin, puan cetveli ne gösterirse göstersin, 15. hafta sonunda bana göre lider Ankaraspor! Şimdi Sivassporlular ‘ne alâkası var’ diyecek, haklarını yediğimi söyleyecekler, biliyorum. Ancak izin verin, izah edeyim.
Sivasspor geçen sezonun 15. haftasına göre 3 puan az toplamış. Kısmen bile olsa başarısız yani!
Galatasaray 2 puan eksik.
Fenerbahçe 2.
İstanbul Belediye 4.
Konyaspor 5.
Denizlispor 7.
Ankaragücü 8.
Hacettepe (Oftaş) ise 10 puan eksik...
Beşiktaş aynı puanda (istikrar sözkonusu!) Gençlerbirliği de öyle (o da istikrarlı yani!)
Kayserispor 2 puan fazla...
Bursaspor 4.
Gaziantepspor 7.
Trabzonspor 12.
Ankaraspor ise tam 17 puan fazla...
Geçen sezon 15. haftada 12 puan toplayıp 17. sırada düşme korkusu yaşayan Ankaraspor, bugün 29 puanla 5. sırada... Fenerbahçe’ye averajla geçiliyor.
Aykut Kocaman’ı tebrik ve takdir etmek görevimiz...

Ligin yenileri (Kocaeli, Eskişehir, Antalya) 39 puan toplamış.
Geçen sezon küme düşen takımlar da (Manisa, Çaykur Rize, Kasımpaşa) 15 haftalık bu periyotta 39 puan toplamıştı. 8 puanlı Kasımpaşa, 15 puanlı Rize ve 16 puanlı Manisa küme düşmüştü. Düz mantıkla bakarsak, şu an 12. sıra ile 18. sıra arasındaki bütün takımlar risk altında!

Bülent Uygun’u unutmak olmaz tabii ki... Bursaspor’da kale özürlü bir topçuydu Tum; şimdi Sivasspor’un hücumdaki etkili silahı... Musa Aydın, Mehmet Yıldız ve birçok futbolcusu 4 Büyükler’in transfer listesine girmişse; o teknik adamı alkışlamak da görevimiz. Onun yaptığı sıradan bir teknik adamlık değil zaten. Sivas’ta ‘sosyal bir devrim’e imza atıyor Başkan Mecnun Odyakmaz ile birlikte. Sinekten yağ çıkarıyorlar. Tuttuklarını altın ediyorlar.

Süper Lig’de her takım yenildi 15 haftada; hem de en az 2 kez... Gelecek ne gösterir, elbette bilinmez.
Gönlümüz Trabzon’un, Sivas’ın şampiyon olmasından yana... Ancak Sercan bir Galatasaray ya da Fenerbahçe maçından bir gün önce affedilebilirse, ‘yardımcılar’ da gerçekten ‘yardımcı’ olursa muhtemel tabii ki!
Yaklaşık 17 yıldır bu mesleğin içinde bulunan biri olarak şunu iddia edebilirim ben yine de; Mevcut ortamda bu ligin ‘iki ağır abi’si var: Galatasaray ve Fenerbahçe...
Mayıs’ta görüşmek üzere...

Hairdesigner
18-12-08, 18:54
Fenerbahçe nefreti!


Galatasaray-Beşiktaş derbisi öncesinde ‘Fenerbahçe nefreti’ başlığını görünce ‘ne alâka’ diyebilirsiniz belki. Ama pazar akşamki maç hakkında bir öngörüde bulunmak için dürüstçe bu saptamayı yapmak gerekir. Genelde, aralarındaki maçlarda Fenerbahçe ‘skor’, Galatasaray ise ‘oyun’ olarak öne çıkmıştır. Ama bu ‘oyun’, Sarı-Kırmızılılar adına en iyi olduğu dönemlerinde bile ‘hüsranla’ sonuçlanmıştır. Bunun en büyük nedeni, ‘karşı taraf milislerince’ maç öncesi ‘bilinçli olarak’ oluşturulan gergin ortam ve güçlü nefret duygusudur. Bu durum Galatasaray’da akıl tutulmasına neden olurken, Fenerbahçe ise, bunu ‘özellikle travma geçirdiği dönemlerde’ camia olarak bir yöntem olarak hep başarıyla uygulamaktadır!
Ancak Beşiktaş ve Galatasaray adına, ‘iki kulüp taraftarları arasındaki yaşanan bazı kriz dönemleri dışında’, ‘nefret edilen değil, yenilmesi gereken rakip’ ilişkisi söz konusudur. Ortam daha sakin, şartlar futbol oynamaya daha elverişlidir bu nedenle. Bu da, ‘itiş-kakış’tan farklı olarak ortaya daha seyredilebilir 90 dakikalar çıkarmaktadır. Şunu da söylemek gerekir, bu tür nispeten dingin ortamlarda oynanan maçlar, kâğıt üzerindeki favori için de bir avantajdır. Ve bu nedenle de, Galatasaray-Beşiktaş derbilerinin sonucu önceden daha bir kestirilebilir olabilmektedir.
Galatasaray’ın genlerinde bulunan, Beşiktaş’ın ise Mustafa Denizli ile hatırladığı hücum ağırlıklı futbol, pazar akşamına damgasını vuracaktır. Gerek kadro kalitesi ve genişliği, gerekse bir başına skoru çevirebilecek kapasitedeki yıldızlarının form durumu nedeniyle ev sahibi bir adım önde gözükmektedir. Ama iki takım açısından da bol pozisyonlu bir mücadele olacağı kesin, tabii 90 dakika 11’e 11 tamamlanabilirse.
Galatasaray’ın, ileride gereksinim duyabileceği ikili averajı da düşünerek ‘skorlu’ kazanmak zorunda olduğu maçın gidişatını daha çok Mustafa Denizli’nin tercihleri belirleyecektir. Denizli, şampiyonluk yarışındaki rakiplerinin 17 ve 18. haftalarda aralarında oynayacakları maçlarda kaybedecekleri puanlara güvenerek beraberlik hesabı yaparak Sami Yen’e gelirse, hem hücum futboluna ihanet eder, hem de başı önde gider!

Hairdesigner
18-12-08, 18:55
Güllüoğlu ‘İmam Çağdaş’a karşı!


Yunanistan’da da yemiştim ya, bizdekinin bırakın kapısından geçmeyi, semtine giremez. Almazlar... Öylesi ancak arka mahallelerdeki pastanelerde bulunur.. Bir de bayram öncesi Eminönü’nde, genellikle bordo renkli bir Kartal’ın bagajında... En şekerlenmişinden, en hamurundan.
Milliyet’te birlikte çalıştığımız arkadaşım Tahir Özyurtseven, ‘kökten Antepli’dir. Sordum; “Hocam, memleketin en iyi baklavacısı hangisidir?” Dedi ki; “Eskilerden Güllüoğlu, yenilerden İmam Çağdaş..” Yani Tahir, tam bir ‘Antep derbisi’ tarif etti farkına varmaksızın...
Derbi gelmiş kapıya dayanmış, ben de mevzuuyu baklavadan açayım istedim.
Çünkü, Mustafa Denizli, Fenerbahçe maçı öncesi “En büyük rakibimiz Galatasaray’dır. Onların ilerideki ‘baklavası’ -Arda-Kewell, Lincoln, Baros- Fener’den iyi” gibisinden bir şeyler söylemişti. Ve eklemişti; “Ama bizim baklavamız -Tello,Holosko, Nobre, Delgado- daha iyi...”
Galatasaray’ın ‘baklavası’ malum, son iki maçın birinde 5, birinde 14 dakikada işi bitirdi. Beşiktaş’ın ki, sondan bir önceki Fenerbahçe maçında oyuna çok iyi başladı, “Ha oldu ha olacak” derken durduk yerde Cisse kızarınca, ‘şekerlendi.’ Baklavanın geri kalanı ayakta kaldı maç boyunca, ama pek varlık gösterdiği söylenemez bir iki pozisyon dışında. Son Ankaragücü maçında ise, neredeyse Galatasaray baklavasıyla aynı dakikalar içinde maçı koparıp tribündeki taraftarına bir bayram sonu hediyesi verecekti ki, olmadı. Ve ikinci yarıda biraz korkudan, biraz rakibin direnişinden varlık gösteremedi, tek golle yetindi.
Ne var ki, ‘baklava derbisi’nde Beşiktaş’ın önemli bir kozu var elinde. Baklavanın önemli bir ayağı olan Tello büyük ihtimalle sahada olacak. Galatasaray‘da ise baklavanın önemli bir dilimi, Kewell, yok... Haliyle Denizli’nin tanımı üzerinden düşündüğümüzde enterasan bir denge oluştu denilebilir. Tam baklava Beşiktaş, bir dilimi eksik gibi görünse de taraftarı önünde oynayacak Galatasaray... Eğer Beşiktaş, mezarlıktan geçerken tırstığı için ıslık çalanların ruh haline bürünmezse ‘baklava avantajı’nı kullanabilir. Yok eğer Ankaragücü maçının ikinci yarısındaki gibi yapıp, “Devre arası gelmişken şu işi kazasız belasız atlatalım” derse o zaman baklava böreğe dönebilir.
Ama neresinden bakarsak bakalım, sıkı bir maç izleyeceğimiz konusunda en ufak bir endişem yok.. İki usta, Denizli ve Skibbe, baklavaları açtılar. Bize düşen de tribündeysek tribünde, kahvedeysek kahvede, meyhanedeysek meyhanede baklavanın şerbetini hazırlamak. Sonra, pazartesi günü kim yenildiyse artık onu aşağılamadan, incitmeden, ama galibiyetin keyfini de ihmal etmeden hep birlikte baklavayı afiyetle yemek...

Hairdesigner
18-12-08, 18:55
Gözlemciyi kim gözleyecek?


Malum, gündemde yine hakem hataları var. Lakin meseleye hep aynı taraftan bakılıyor. Tartışmalar aynı isimler etrafında dönüyor. Hakem müessesi masaya yatırılıyor. Ekranlarda ya da gazete köşelerinde neşteri eline alan hakem eskileri, genç meslektaşlarını acımasızca doğruyor, aşağılıyor, hatta hakaret bile edebiliyor. Peki bu hakemler neden bu kadar çok hata yapmaya başladı? Ve neden genellikle aynı hakemler yanlış kararlar veriyor? Bu soruların cevabı sanırım gözlemcilerde yatıyor. Mesleği bırakan hakem, gözlemci oluyor. Kendisi de zamanında başka eski hakemler tarafından gözlendiği için, sahadaki meslektaşına daha bir şefkatle yaklaşıyor. Çoğu zaman kol kırılır yen içinde kalır anlayışıyla hareket ediyorlar. Dahası, denetleyeceği hakemlerle aynı uçağa biniyorlar, aynı otellerde kalıyorlar. Kimin kimi gözleyeceğini herkes biliyor. Yani ortada bir ahbap-çavuş ilişkisi, 'al gülüm ver gülüm' durumu mevcut. Dolayısıyla hakemlerin yaptıkları hatalar görmezden geliniyor, not verilirken bol keseden veriliyor. Yapılan hata cezasız kaldığı için hakemler görev almaya devam ediyor. Sonuçta hataların ardı arkası kesilmiyor. Yapanın yanına kar kaldıkça bu devran böyle dönmeye devam edecek. Batı ülkelerinde polisin polisi vardır. Bundan yeterince verim alınmadığı için o polisin polisinin de polisini tayin ettiler. Bizde de neden aynı mekanizma işlemesin? Sözün kısası, gözlemciyi de gözlemeliyiz. Başka çaresi yok.

Hairdesigner
18-12-08, 18:56
Zirve değişti


Kasımpaşa, 84 gündür liderliği kaptırmayan Manisaspor’dan zirveyi devraldı. Karşıyaka, Altay ve Rize ise haftayı 3 puanla kapatıp takibini sürdürdü.
Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Bank Asya 1.Lig’de ilk yarı bitimine bir hafta kala lider değişti. Zirvenin yeni beyi Kasımpaşa. Manisaspor üst üste zorlu bir fikstürden geçerken takılınca, İstanbul ekibi avanatjını iyi değerlendirdi ve tahta oturdu. Bank Asya’da Karşıyaka’nın muhteşem çıkışı bu hafta da Bolu’da sürdü. Diğer sonuçlara baktığımızda tüm eksiklerine rağmen maç öncesi sonucunu merakla beklediğimiz karşılaşmada Orduspor, Güngören Belediyespor karşısında gol oldu yağdı. Malatya’da ise dondurcu soğukta gülen ev sahibi ekip oldu. İşte ligin ilk yarısı biterken böyle bir tablo çıktı ortaya. Önümüzdeki hafta bitiminde daha net bir değerlendirme yapıp, Süper Lig ve Play- Off adayları hakkında görüşlerimizi belirteceğiz. Şimdi gelelim haftanın maçlarına;

Kasımpaşa-Gaziantep BŞB
Bir gün önce oynanan Diyarbakırspor-Manisspor maçının 1-1 bitmesinden sonra liderlik şansı ayağına gelen Kasımpaşa, bu fırsatı kaçırmadı. Uğur Tütüneker’in öğrencileri erken gollerle işi bitirdi ve daha sonra oyunun rölantiye aldı. Aslında maç öncesi karşısındaki rakibin bir deplasman takımı olması kafalarda soru işaretleri yaratsa da umulandan kolay kazandılar ve lider oldular.

Diyarbakırspor-Manisaspor
Manisaspor puan kaybetmesi halinde liderliği kaybedebileceğini biliyordu ve nitekim öyle oldu. Diyarbakırspor ise evinde iki hafta üst üste kaybettikten sonra kazanmak istiyordu ama olmadı. Aslında bu maç öncesi iki takımın da kaybetmemeyi ön plana aldıkları bir gerçek. Ayrıca maç öncesi Diyarbakırspor Asbaşkanı Abdurrahman Yakut’un ‘Hakem Hüseyin Göçek’i istemiyoruz’ demeci bence yanlıştı. Niye bunu söylüyorum, çünkü bu tür demeçler hakemlerin performansını olumsuz etkiler ve bundan da en çok şikayet edenler zarar görür. Nitekim maçta da böyle oldu. Yakut, belki de tarafsız bir yönetim olsun diye bunu dedi, ama yine de söylemese daha iyi olurdu.

Çaykur Rizespor-Giresunspor
Rize’de ev sahibinin favori olduğu bir karşılaşmaydı. Ancak konuk ekip öne geçince tribünlerde biraz endişe yaşandı. Buna rağmen Çaykur Rizespor’un etkili kadrosu kalitesini gösterdi ve sahadan 4-2’lik bir galibiyetle ayrıldılar. Rizespor açısından beklenen bir 3 puandı. Giresunspor ise hedefi ligde kalmak olan bir ekip ve bu maçtan da sürpriz bir puan istiyorlardı ama olmadı.

Boluspor-Karşıyaka
Karşıyaka fırtınası Bolu’da da sürdü. İzmir ekibi müthiş bir ilk yarı geçiriyor. Bolu deplasmanında 3-0 gibi skorla net bir galibiyet alırken, oynadıkları pozitif futbolla da dikkat çektiler. Reha Kapsal’ın öğrencileri artık Play-Off adayı değil, ilk iki adayı... Önemli olan bundan sonra yönetimin tavrı bana göre. Çünkü teknik kadro ve futbolcular üzerlerine düşeni yaptılar şimdilik. Boluspor ise galibiyet beklediği iki maçı da üst üste kaybetti ve büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.

Altay-Adanaspor
İzmir’de ise ev sahibi ekip son dakikada güldü. Ev sahibi Altay, kötü oynadığı maçta Adanaspor’u Arjantinli oyuncusu Tiago’nun golüyle geçip bir anlamda yarıştan kopmadı. Adanaspor ise gerçekten puana çok yaklaştığı karşılaşmada, hayal kırıklığı yaşadı. Altay adına işler iki haftadır yolunda ama sadece sonuç açısından. Siyah-Beyazlılar’ın futbol olarak daha tatmin edici hale gelmesi lazım.

Orduspor-Güngören Belediyespor
Ordu’da gol şöleni vardı. Bank Asya’nın en iyi yabancılarıdan birine sahip olan Orduspor, sahadan 5-0’lık bir skorla ayrıldı. Bruno’nun birbirinden güzel tam 4 gol attğı karşılaşmada tribünler de muhteşemdi. Sakatlıklar, cezalılar ve çözülemeyen ekonomik sorunlara rağmen genç Orduspor kadrosu, tecrübeli abileriyle birlikte zoru başarıyor. Güngören Belediyespor ise deplasmanlardaki başarısız çizgisini, bu farklı yenilgiyle sürdürdü.

Malatyaspor-Kartalspor
Evindeki son iki maçı da kaybeden Malatya, güçlü rakibi Kartal’ı devirmeyi başardı. Sarı-Kırmızılılar buzla kaplı zeminde iyi futbollarını tek gol ile süsledi. Kartalspor ise hiç düşünmediği bir 90 dakikada çok önemli 3 puan yitirdi. Aslında benzer sorunlarla boğuşan iki takımın maçıydı.

Samsunspor-Sakaryaspor
Sakaryaspor öne geçtiği maçta skoru koruyamadı. İlk yarısı 1-1 biten karşılaşmada, son dakikalarda gelen Samsunspor golleri Sakaryaspor’u bitirdi. Tatangalar bu haftaki yenilgiyle ligin dibine iyice demir atarken, Samsunspor bir hafta önce kaybettiği morali geri aldı.

K.Karabükspor- K.Erciyesspor
İki takımın da önceliği, kaybetmemekti... Karabükspor evindeki son maçından 3 puan çıkartmak için mücadele etti. Kayseri Erciyesspor ise ilk yarı biterken, ikinci devre için umut puanı arıyordu. Sonuçta 2-2’lik beraberlik bir anlamda iki taraf için de buruk bir sevinçti.

Hairdesigner
18-12-08, 19:00
Canı istediğinde oynayanlar ülkesi


Galatasaray’da Lincoln... Fenerbahçe’de Emre... Beşiktaş’ta Delgado... Üçünün ortak özelliği; takımlarının gerektiğinde değil, canlarının istediğinde futbol oynama güdüleridir.

Bunlar gibi daha bir çokları var ama, bu üçlü elebaşı... Türkiye’de yapılanların başka ülkelerde tekrarlanma şansı, neredeyse sıfır ihtimaldir. Çünkü gereken cezalar anında ve affedilmez şekilde kesilir.

Biz oynak, kıvrak, şeytani futbolcuları daha çok severiz. Bu yüzden de kaprislerine karşı, hayli dayanıklı ve geniş hoşgörü alınımız vardır. Yönetim ceza verse, taraftar affeder. Hatta ‘Niye cezalandırılıyor’ diye, tepki de verir.

Kendisine yapılmadığı sürece; taraftar için Pascal Nouma’nın şortunun içinde orasını burasını karıştırmasının hiçbir mahsuru yoktur.

* * *

Biz ulus olarak şımarık futbolcuları sevmeyiz görünürüz ama; yoksa da el altından yetiştiririz. ‘Yıldız Futbolcu’ diye tanımladığımız şey; sahada elbette iyi oynayacak ama özel hayatında da fırtınalar estiren adamdır.

Sakin, kendi halinde, dürüst yıldızları pek sevmeyiz. Hatta bu türleri yıldız bile saymayız.

Disiplinsizlikten kovulan bildik bir futbolcuyu, başka bir kulüp hemen kapar... Sergen, neredeyse oynadığı tüm kulüplerden kovuldu ama; boşta gören üstüne kapaklandı.

Tüm sezon tam verimle oynadığı hiçbir yıl ve hiçbir kulüp olmadı. Hep canı istediği zaman oynadı. Taç atmak için çizgi kenarına geldiğinde, foto muhabirlerine ‘Altılıda 3. yarışı hangi at kazandı?’ diye soran adama, kimse ‘Tam profesyonellik’ öğretemedi.

* * *

Türkiye, her konuda vatandaşına en ağır vergi dilimleri uygulayan ülke olduğu halde; adı vergi cennetine çıkmıştır. Çünkü nasıl vergi kaçırılacağının eksperleri bizdedir.

Salla başını al maaşını... Bir koy üç al... Vergi kutsaldır, veren aptaldır... Ya da benzer öğretilerle büyütülen nesiller; elbette ‘Tam sezon, tam saha ve tam süre’ futbol oynamaktan kaçınır. İşin tuhafı, dışarıdan gelenleri de kendimize benzetiyoruz. Lincoln ve kopyalarını bu yüzden severiz. Arada bir süper oynamaları, bize lütuf gibi gelir.

Hairdesigner
18-12-08, 19:01
Yaslanan yan yatar

Bobo, Holosko, Nobre, Tello ve Delgado gol atan, attıran oyuncular. Bunlar Beşiktaş'ın en önemli gol silahları. Mustafa Denizli acaba bu oyunculardan kaçını ilk on birde kullanacak? Bana göre Beşiktaş için en önemli soru, işte bu. Denizli Fenerbahçe'ye karşı Bobo, Holosko ve Tello'yu kulübede oturtmuştu. Bu kez aynı hataya düşeceğini sanmıyorum.
Büyük takım, “Ben oyunumu oynarım. Rakip bana ayak uydursun” mantalitesindedir... Ve de büyük takım silahlarını depoda saklamaz. Şu ana kadar hep konuşulan, Galatasaray'ın gol ayaklarını Beşiktaş'ın nasıl durduracağı. Arda, Lincoln ve Milan Baros yıkar geçermiş. Beşiktaş'ın bu oyunculara özel önlemler alması gerekirmiş.
Şimdi soruyorum; peki Denizli gol silahlarını cepheye sürerse Skibbe bu durumda ne yapar? Acaba “Adam sen de, bana ne onlardan” deyip sadece hücum organizasyonlarına mı yoğunlaşır yoksa Beşiktaş golcülerini durdurmanın planlarını da birlikte mi yapar?
Dümen elden bırakılmamalı
Sen 90 dakikayı rakibine verirsen sürekli tokat yer, sonunda da yıkılırsın. Ali Sami Yen'de son dört yılda Beşiktaş hep böyle oynadı ve dayak yiyerek yenildi. Kendi kaleni korurken karşı kaleye gitmeyi de düşünürsen işte o zaman 90 dakikanın en azından yarısını sen kullanmış olursun. Beşiktaş dümeni elinden kaçırırsa Galatasaray'ın gol silahları meydanı boş bulur ve devreye girer. Arda, Baros, Lincoln işte o zaman sazı ellerine alırlar. Bunlara bir de Mehmet Topal, Ayhan, Barış katılırsa Kartal büyük sıkıntılar yaşar.
Beşiktaş on biri
Denizli'nin de söylediği gibi Beşiktaş her zaman önde oynamayı düşünmeli. Ancak bunu başarmak için çıkacak kadro çok önemli. Ben Beşiktaş için 4-4-2 dizilişiyle şöyle bir on bir düşündüm: Rüştü-İbrahim Toraman, Gökhan Zan, Zapotocny, Ekrem-Holosko, Serdar Özkan (Uğur İnceman), Cisse, Tello-Bobo, Nobre.
Evet Delgado'yu bu kez kulübeye aldım. Ancak Holosko, Bobo, Nobre, Tello sahada. Galatasaray defansının solundaki Hakan Balta, Holosko'yu marke etmeyi düşünürken acaba kaç kez ataklara katılabilir? Galatasaray orta alanının göbeği Bobo ve Nobre'yi stoperleriyle baş başa bırakmayı düşünebilir mi? Ayhan ve Mehmet Topal'ın bir gözleri arkada olmaz mı?
Bir de, “Önce durdur, sonra vur” diye bir söylem var. Bunu hiç anlayamıyorum. “Durdur ve vur” sloganı birinci dakikadan 90. dakikaya kadar geçerlidir. Bunun öncesi sonrası olmaz. Bu maçın şifre sözcüğü, geriye yaslanmamaktır. Yaslanan yan yatar ve de batar.

Hairdesigner
18-12-08, 19:02
Yeteneksizsem ben de Gattuso olurum


En iyiler 11’i... Sıklıkla hepimiz farklı farklı yılın, yüzyılın, kişisel beğenilerinin 11’ini seçer dururuz, futbol kültürünün önemli bir parçasıdır bu, zevkli iştir. Anakronik ve irrasyonel bir şekilde en sevdiklerinizden bir takım kurarız. Arda ile Rıdvan ne güzel yan yana oynar işte. Bir futbol oyununda istediğiniz takımlarla lig oluşturabiliyor, hatta 70’lerin Ajax’ı, 90’ların Milan’ı gibi takımlarla da oynayabiliyordunuz. Düşünsenize Cruyff topu *****t’e kaptırıyor, ya da Ronadinho Baresi’yi çalımlıyor.
Hürriyet gazetesi de büyük bir kampanya başlattı geçtiğimiz günlerde: Son 25 yılın efsane 11’i. Pek çok aday arasından tam 195 bin 937 oyla efsane 11 sahaya şöyle çıkıyordu: Rüştü - Recep, Bülent, Alpay, Hakan Ünsal Rıdvan, Oğuz, Sergen, Arda Hakan Şükür, Tanju. Fena bir takım değil di mi? Hepsi birbirinden yetenekli. İşte ben de tam burada takıldım kaldım.
Bu oyuncular içinde, Arda’nın henüz bu şansı sürüyor olsa da, yurtdışında bir büyük ligde tutunabilmiş iki isim var: Alpay ve Hakan Şükür. Tamam Rüştü, Hakan Ünsal da var. Onlar da gittiler, gördüler evet. Ama daha çok temaslarda bulunmak için gitmiş gibiydiler. Hakan Şükür ve Alpay’ın da, her ne kadar uzun yıllar yabancılar şubesine tabii olsalar da, kayda değer bir imza attıklarını söylemek zor. Yani efsane dediğiniz 11’de bir tanecik olsun yurtdışı dikişini adam gibi teyellemiş bir isim yok. Tuncay, Tugay, Hamit, Nihat memleket efsanesi olmaya layık değil.
Haksızlık etmeyelim. Efsane olmak için ille de yurtdışına gitmek gerekmiyor. Sonuçta 11’de yer alan isimlerden Rüştü, Bülent, Alpay, Hakan Ünsal, Arda, Tanju, Hakan Şükür bu memleketin futbol adına başardığı her şeyde vardı. Onlar uluslararası yıldız olabilmeyi memleket sathında kalarak da başardılar diyebiliriz. Peki ya Oğuz, Rıdvan, Sergen üçlüsü. Hadi Oğuz Çetin’i de bir yana koyalım, hiç değilse istikrar sembolüydü, onca yeteneğine rağmen devamlılık göstermek için çalışır didinirdi. Geriye kim kaldı: Sergen ve Rıdvan. Şimdilerin dili keskin, analizi derin futbol yorumcusu bu ikili gerçekten bu 11’in bir parçası olmayı hak ediyorlar mı? Bu 11 yetenek-ölçer’se bir sorun yok. En başta ikisinin adı yazılır. Ama en iyi miydiler? 21 yaşındaki Arda da 24 kez milli, Rıdvan da, Sergen ise 36. Rıdvan’ın tek şampiyonluğu var, Arda’nın iki, Sergen’in üç. Sergen 15 sezon büyük takımlarda oynamış, Rıdvan 8, tıfıl Arda 3. Rakamlarla haksızlık etmeyelim. Kesinlikle büyük oyuncuydu ikisi de. Ama efsane olacak dirayet gösterdiler mi, o muhteşem yetenekleri birazcık gelişsin diye hiç emek sarf ettiler mi? Yoksa kabiliyetin arkasına sığınıp onun lüksüyle idare mi ettiler? Gençlere örnek olsun diye efsane rol model Sergen ve Rıdvan mı yani? Sağ olsun, onlar da durumun farkında olmalı ki, ödül töreninde benzer şeyleri söylediler. Ama işte memleketin futbol kültürü onları seçti.
Cannavaro 2006’da dünyada yılın futbolcusuydu. Makalele gittikten sonra Real Madrid’in Galacticos’u çöktü, Sir Alex Ferguson’un Beckham’lar, Giggs’ler arasında temel direk olarak Roy Keane’i görürdü, Milan’ı finalden finale taşıyan asıl patlayıcı güç hep Gattuso olarak gösterildi. Rıdvan Dilmen’e, Sergen Yalçın’a yorumlatsak onları pek yetenekli bulmazlar muhtemelen. İyiler ama maçı onlar almaz. Yetenekler alır. Değil mi? Cannavaro, Makalele, Gattuso ve Roy Keane... İyi ki Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı değilmişsiniz. Onca futbol emeğiyle bırakın efsane mefsane 11’i, muhtemelen iki senelik kesintisiz mukaveleyi bile zor yapardınız. Hepiniz geriye oynuyorsunuz zaten. Yeteneksizler ordusu, n’olcak?
Son söz yerine bir anekdot: Tanıl Bora’nın pek şirin bir oğlu vardır: Işık. Bir ara futbola sardırıp futbolcu olacağım diye tutturmuş. Tanıl da ona, bütün Almancı gerçekçiliğiyle, pek mümkün olamayabileceğini (muhtemelen bu kibarlıkla) anlatmış. Ama Işık ısrarcı. Tanıl daha açık konuşmuş: Bu oyuna yeteneğin pek yok. Cevap: O zaman ben de Gattuso olurum. Adın Ischık, ya da Ishikiani olsa tabii olabilirdin. Ama Misak-ı Milli’de zor be Işıkçım.

Hairdesigner
18-12-08, 19:02
Galatasaray kazanacak Sarı-Kırmızılı takım pazar günü Beşiktaş’la puan açısından çok önemli bir müsabakaya çıkacak. Galatasaray için ben bu maçı kaybetmez deyip iki şans vermiyorum. Galatasaray KAZANACAK diyorum. Feldkamp’ın gelişiyle Sarı Kırmızılı takım galibiyet serisine başladı ve halen devam ediyor. İki Ankara takımı Ankaragücü ve G.Birliği’ni Ankara’da rahat ve farklı yenmesi G.Saray’ın güçlü kadrosuyla rakipleri karşısında galibiyete kolay eriştiğini göstermedi mi? Öncelikle kaleci De Sanctis’den başlayayım. İlk geldiği günlerde açık söyleyeyim onun hakkında iyi veya kötü bir karara varamadım. Fakat son maçlarda Galatasaray kalesinde güvenilir bir De Sanctis izliyorum. Yeter ki defans ona yardım etsin. Sabri’nin sakatlığı geçti ve bu maçta oynayacak. Ola ki oynayamadı. Barış belirli bir süreden sonra fevkalade bir fizik gücü ve görev anlayışı içinde Galatasaray’a döndü.

Beşiktaş’ın güçlü yanı forveti. Holosko, Nobre. Mustafa, Bobo’yu son dakikalarda oyuna sokuyor. Galatasaray, defansı çok dikkatli oynamalı. Özellikle hava toplarında Nobre ve Bobo oynarsa ona göz açtırmamalı. Kornerlerde ve kaleye yakın faul atışlarında onları hiç gözden kaçırmamalılar. Ayrıca Zapotocny, Gökhan Zan ve İ.Toraman unutulmamalı. Yapılacak şey şu; Galatasaray’ın zaafiyeti olarak düşünülen hava toplarında yakından markaj unutulmamalı. Rakip gözden kaçırılmamalı. Galatasaray’ın orta sahası sakatların düzelmesiyle Türkiye’nin en iyi orta sahası oldu. Sakatlar forma giyemeyince takımın orta saha bir tek Ayhan’a kaldı. O da aksine ceza aldı. Ama Beşiktaş maçında herhalde Skibbe, Feldkamp’a danışarak onu oynatacak.

Lincoln’ü ben çok eleştirdim. Zira ben bir futbol takımında disiplinden yanayım. Bir futbol takımında disiplin her şeyden önce gelir. Önce disiplin, sonra takım ruhu sonra arkadaşların birbirini sevmeleri ve onlara saha içi ve dışında yardım etmeleri.

Galatasaray Kaptanı olmak öyle kolay şey değil. O takımda kaptanlık hakkı olan çok futbolcu var. Ama hepsi Lincoln’ün koluna taktığı kaptanlık bandını hoş karşıladı. Ve Lincoln’e verilen bu mesuliyet onu sahada başka türlü bir futbolcu yaptı. Lincoln kaptan olduktan sonra saha içinde bir başka türlü oldu. Çok koşuyor, arkadaşlarına gollük paslar veriyor ve en önemlisi gol atıyor. Mehmet Topal’ın ve Barış’ın, Sabri’nin sağbek oynamasıyla orta sahaya girmeleri Galatasaray’ı Beşiktaş’tan daha üstün kılacaktır. Zira Beşiktaş’ın en zayıf tarafı bugün orta sahasıdır. Eğer Delgado ve Cisse son Ankaragücü maçındaki gibi oynarlarsa G.Saray orta sahayı kapar ve Beşiktaş defansının üzerine yüklenir. Zira ellerinde güçlü forvet oyuncuları var. Kewell’in olmaması tabii ki bir kayıp. Ama çok önemli değil. Milan Baros, Arda ve onları destekleyen Lincoln Beşiktaş defansında oynaması muhtemel Zapotocny ve Gökhan Zan’ı çok zor durumlara sokacaklar. Ayrıca Beşiktaş maçında Arda en istediği ve en başarıılı olduğu yerde, sol tarafta oynayacak. Zira Kewell yok. Sabri veya Barış Galatasaray sağ tarafından Beşiktaş defansının arkasına rahatlıkla gidebilecek iki oyuncu.

Gelelim kalecilere. Rüştü benim çok beğendiğim çok sevdiğim bir kalecidir. Her zaman onun Avrupa’nın sayılı kalecilerinden biri olduğunu söylemişimdir. Büyük bir sakatlık geçirdi. Ama bugün Beşiktaş kalesinde çok güvenilir bir Rüştü olarak görev yapıyor. De Sanctis şu anda iyi. İlk derbisi F.Bahçe maçında iyi değildi. Şimdi bu De Sanctis’in ikinci derbisi. Bir takımın maçı kazanması için kalecinin önünde oynayan arkadaşlarına yardım etmesi ve hatalarını kapatması şart. Pazar günü güzel bir derbi izleyeceğiz. Tekrar üstüne basa basa yazıyorum. Galatasaray kaybetmeyecek demiyorum. Kaybetmeyecek dersem Galatasaray’a iki şans vermiş olurum. Beraberlik ve galibiyet. Ama ben Galatasaray kazanacak diyorum.

Hairdesigner
18-12-08, 19:04
Sezona dair...



Turkcell Süper Lig’in 15. haftası geride kaldı. Ligin ilk yarısı bitmek üzere... Uzun zamandır görmediğimiz bir şey oluyor bu sezon... Her sezon dört büyüklerin arasında -hatta o kadar da değil- geçen şampiyonluk yarışına geçtiğimiz sezon eklenen Sivasspor’a bu sezon Ankaraspor da katıldı (Beşiktaş’ı yendikten http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/12/18/fft16_mf149469.Jpegsonra duraklama dönemine giren ve 6 haftada 11 puan kaybeden Kayserispor’u ve sakatlıklar sebebiyle puan kayıpları yaşayan Antepspor’u bile bu yarışa dahil etmek gerekir kanımca).
“İstanbul oligarşisi”ne kafa tutan Anadolu takımları...
Puan cetvelinin ilk iki sırasında Anadolu takımları... Sonra 2 İstanbullu. Sonra bir Anadolu’dan, bir İstanbul’dan...
Zirve yarışı yapan takımların çokluğu sürekli dile getirilen, uzun süredir beklenen bir tabloydu.
Ancak!
İstanbul takımlarının hocaları kendinden emin beyanatlar vermekten geri kalmıyorlar...
Luis Aragones Mayıs’ta görüşüyor...
Michael Skibbe UEFA finalinde görüşüyor...
Mustafa Denizli ise daha erken bir tarihte, 26. haftada görüşüyor...
Oysa puan cetveline baktığınızda ilk ikide bile değiller şu an...
Yıllardır beklenen, konuşulan, bu sezonun yarısı tamamlanmadan gerçekleşti...
Sezonun ilk yarısında oluşan bu tablonun, sezonun son haftasına kadar devam etmesidir dileğim...

Hairdesigner
18-12-08, 19:04
Nihat, ‘Paella’yı fazla kaçırmış!.. Nihat Kahveci, ciddi ciddi demeç vermiş; “F.Bahçe’de ne bugün, ne de gelecekte oynamam!..”
Devam etmiş; “Futbola Avrupa’da devam etmek istiyorum, kısacası futbolu İspanya’da bırakacağım!..”
Evet, pornografik fotoğraflarıyla ve yalan haberleriyle ünlü, sözüm ona spor gazetelerinde görev yapan bazı dallama muhabirlerin, son günlerdeki “Nihat Fenerbahçe’de, Nihat Güiza’yla takas edilecek” gibi mesnetsiz sallamalarına da böylece son noktayı koymuş oldu Nihat!..
Tabiî Nihat’ın kendi seçimidir.. İspanya’da başarılı da olmuştur.. Türk Milli Takımı’nda da performans noktasında çıtası yüksek futbolculardandır..
Ancak bu kadar kestirme, geleceğini bu kadar Avrupa’ya endeksli hale sokan konuşmasına da bir anlam veremedim.. Formasını giydiği Villarreal, Fenerbahçe’den çok mu üstün?.. Bu sene Avrupa’da sıfır çeken Fener’e bakmayın siz!..
Villarreal’de ne var?.. Hikâye!.. Bu çocuklar Avrupa’ya gittiklerinde ne hikmetse ülkesini beğenmiyorlar..
Hani kestanenin kılıfından çıkıp kılıfını beğenmemesi gibi..
Emre de İngiltere’ye gittiğinde “Ben futbolu Avrupa’da bırakacağım” demişti ama sonra ne oldu?.. Kös kös Türkiye’nin yolunu tuttu..
Nihat’ın da olacağı o.. Cicim ayları geçti bile.. 1-2 sene sonra geleceği yer yine Türkiye!.. Belki de “Fener beni alsın” diye can atacak, belki de araya adamlar koyacak ama geçmiş ola!.. Demir tavında dövülür çünkü.. 0 zaman su parasına gidecek Nihat, tabiî alan çıkarsa!..
Aslında Nihat’ın geleceği en iyi yer Fenerbahçe de değil..
Beşiktaş!.. Beşiktaşlı Nihat’a, elbette Beşiktaş yakışır..
Doğrusu da budur..
Ama benim takip ettiğim Beşiktaş da Nihat’ı almaz!..
Hadise sadece Nihat değil.. Avrupa’da top koşturan çocuklarımızın hemen hemen tamamı aynı..
Mesela; Yıldıray Baştürk..
Almanya’da oynamadığı takım kalmadı.. Bochum, Leverkusen, Hertha Berlin ve şu anda da Stuttgart.. Ve de her zaman Türk takımlarının da transfer listesinde.. Ama bir türlü Türkiye’ye gelmiyor Yıldıray!.. Şimdi ise Beşiktaş ile flörtte.. Ancak bu ne kadar doğru bilmiyoruz..
Peki Yıldıray’ın oynadığı takımlar, mesela Türk takımı olan Galatasaray’dan büyük ekipler mi?.. Kesinlikle hayır, zira Galatasaray bu takımların hepsini yenecek güçte ve geçmişte de yendi.. Son olarak Hertha’yı mesela!.. Ya da Fenerbahçe’den veyahut Beşiktaş’tan daha mı iyi bunlar?..
Geçenlerde iyi oyunundan dolayı sütunumuzda yer verdiğimiz Mesut Özil.. Gerçekten iyi topçu.. Ancak ne yapacağını bilmiyor.. Bırakın kulüp takımlarını, “Almanya Milli takımında mı oynayayım, yoksa Türkiye’yi mi tercih edeyim” aşamasında!.. Kafası karışık..
Misalleri çoğaltabiliriz.. Hamit Altıntop.. Kardeşi Halil.. Hepsi aynı.. Avrupa’da top koşturuyoruz diye acayip havalara giriyorlar.. İnanın ki bu çocukların pek çoğunda Aurelio’nun mütevazılığı yok..
Baksanıza Nihat’ın ifadesine; “Fener’de ne bugün, ne de gelecekte oynamam!.” Sanki Fener dediği takım, cüzzamlılar ordusu..
Ah Nihat ah!..
Yarın ne olacağımızın garantisi var mı be değerli kardeşim?..
Anlaşılan Nihat “Paella”yı çok yemiş..
Çok sevdiğini kendisinden öğreniyoruz..
Paella da Paella yani..
Yeme de yanında yat!..
Los İspanyoles!..
Tek kusuru, fazla kaçırınca gaz yapar!..
Meraklısına not;
Nedir Paella?.. Ortaçağdan kalma, özellikle de Valencia bölgesinde pek sevilen bir İspanyol yemeği.. İçinde çeşitli sebze ve deniz ürünleri bulunan, rengini safrandan alan sarı renkli bir pilav..
Neyse..
Denk getirirseniz bir tadına bakın..

Hairdesigner
18-12-08, 19:05
Pür neşe idman

Florya'dayım. Skibbe, Burak Hoca ve de takım Beşiktaş maçına neşe içinde hazırlanıyor. Gözlemlerim o ki Galatasaray bu maçı götürür. Nedeni açık ve net; sakatlar iyileşti, Linderoth bile Beşiktaş'a karşı oynarsa kimse şaşmasın!
Moral motivasyon, son haftalardaki şiirsel futbol da göz önüne alınırsa üst seviyede... Takımın kendine güveni hissedilir şekilde idmana yansıyor. Tek top idmanı yapılırken kaptıran yandı! Bir daha rakibin ayağından top almak zor. Galatasaraylı futbolcuları idman yaparken bile oynadıkları futboldan zevk aldıklarını gördüm. Çim kokusuyla birleşen top sesleri futbolcuların yüzlerindeki ifadeyle bütünleştiğinde diyorsunuz ki; Galatasaray Beşiktaş'ı yener...
Bütün olmak işte bu!
Galatasaray takım halinde coşkulu. Birkaç hafta evvelinin sakatlar ordusu yerini güçlü hücum, güçlü defans ve işleyen bir orta sahaya bırakmış. Baroş bu kez 'yeşil' ayakkabı giymiş, o belki bilmez ama yeşil murattır. Murat da Beşiktaş galibiyetidir. Bugün işin, psikolojik yönüne bakıyorum. Galatasaray 'Beşiktaş'ı nasıl yener' anlatımını, sonraki yazıma bırakmak istiyorum. İzlenimlerim beni yanıltmayacak gibi; Galatasaray bu maçı alır. Skibbe'yi de mutlu gördüm. Florya birbiriyle şakalaşırken, Beşiktaş belki 'son imtihana çıkıyor' gibi olacak... Ümraniye'de Mustafa Denizli'nin bu kadar rahat olacağını düşünemiyorum.
Galatasaray zoru aşmış. 19'unda UEFA kuraları çekilecek. Malum Türkiye'de bir sezonda öteki seneyi gören tek takım Galatasaray. Bu az gurur değil! Florya'da bu da konuşuluyor. Galatasaray Beşiktaş maçını düşündüğü kadar UEFA'daki rakibini de düşünüyor. Mutluluk ve başarı beklentisi tavan yapmış.
Adnan Sezgin ve Haldun Üstüne'le de konuştum. Florya çimlerinde takımı da gördüm. İşte bütün olmak bu!
Galatasaray'ın gelecek günlerdeki başarısı Lincoln, Arda, Baros, Ayhan ve sarı-kırmızı formalı diğerlerinin ortak mutluluğu olarak gözleniyor.
İlave;
Skibbe işte şimdi zorlanacak. Galatasaray'da kimi oynatsa oynatmadığı Skibbe'nin de, seyredenin de yüreğinde sızı olarak kalacak. Kadro geniş.
Beşiktaş öyle mi ya!...

Hairdesigner
18-12-08, 19:05
Hangisi hoca?

HAFTASONU NTV’de Güntekin Onay’ın konukları Rıdvan Dilmen ve Mustafa Denizli idi... Mustafa Hocam’ın Beşiktaş ile ilgili konuşacaklarını merakla beklerken bir de baktım ki hocam ‘çırak Dilmen’in karşısında hesap verir şekilde konuşuyor... Dilmen, ‘Hocam bak Holosko’yu oynattığınızda nasıl daha etkili oluyorsunuz. Bobo gibi bir oyuncuyu oynatmamak çok yanlış” diye konuşurken Denizli, “Evet, Filip iyi bir oyuncu. Bobo kaliteli ama Nobre daha formda olduğu için oynatıyorum” sözleriyle cevap veriyor... Bunun gibi çeşitli görüşler karşısında Denizli, Dilmen’in kurnaz davranışı altında adeta ‘elleri bağlı’ kaldı... Ah be hocam! Şu anda vizyondaki ‘Issız Adam’ filminde benim çok beğendiğim bir sözü hatırlatmak istiyorum: “Karda donmak üzeresin, uyku tatlı geliyor ama sen öldüğünün farkında bile değilsin.” Yani Mustafa Hocam, o gece düştüğünüz durumu inanın üzüntüyle karşılıyorum. Siz Beşiktaş camiasında teknik adamlık yapan bir çalıştırıcısınız. Dilmen’in takımınız için görüşlerini bu kadar sessizlik ve anlamsız bir ifadeyle yanıtlamanız, kaliteniz ve kariyeriniz adına beni ciddi şekilde üzdü... Beşiktaş futbolcusu çok hassas... Ee o zaman kimse ne eleştiri yapacak ne de bu oyuncular hakkında bir şey söyleyecek. Bırakın bunları, Mustafa Denizli bile bir şeyler anlatırken ‘futbolcusu kırılır’ korkusu yaşayacak. Yok arkadaş! Ne Delgado ne Holosko ne de Bobo böyle bir hakka sahip değil... Gerektiğinde ‘el üstünde’ gerektiğin de ‘yerin dibinde’ olmayı kabullenecek. Bunu da sağlayanın yine kendisi olduğunu bilecek... Hem ‘hoca’ hem de ‘büyük’ olmak bunu gerektirir.

Hairdesigner
18-12-08, 19:06
Gaziantepspor’da SAĞLAM rüzgârı

GAZİANTEP bu sezon Süper Lig’in en iyi futbol oynayan ve oynadığı futbolla da keyif veren takımların başında geliyor. Ayağa topu müthiş yapıyorlar ve sanki sahada Brezilyalılar havası estiriyorlar. Pazar günü Kocaeli deplasmanında inanılmaz bir mücadele ile rakibine 5 gol atarak adeta şov yaptılar. Yılmaz Vural’ın bile, “Ben 25 yıldır teknik direktörlük yapıyorum, böyle Gaziantep gibi ayağa iyi top yapan bir takım görmedim” diyerek kırmızı-siyahlı takımı övmesi, sadece centilmenlik değil, gerçeğin tam kendisiydi. Gaziantep yense de yenilse de iyi futbol oynuyor. Futbolun bir ekip işi olduğunu gösteriyor. Geminin başında yılların deneyimli ve tecrübeli teknik direktörü Nurullah Sağlam var... Sağlam, gerçekten, sağlam duruşuyla adam gibi adamdır. Her gittiği takımda başarıyı yakalayabilen, disiplini ve hırsıyla öne çıkan bir hoca. Son yıllarda yıldızı parlayan teknik adamların başında geliyor. Sezon başında genç bir kadro kuran ve İtalya’da muhteşem bir kamp dönemi geçiren ve de Tabata gibi yıldızları az ücretle takıma kazandıran Nurullah Sağlam’ı kutlamak lazım. Medyatik olmaktan kaçınan Sağlam, bilimsellik ve istikrardan asla taviz vermiyor. Şu anda Gaziantep’te ekonomik sıkıntılar olmasına rağmen, şartları zorlayarak başarıyı yakalayanlar Nurullah Sağlam ve talebeleridir. Taraftarlar tribünleri doldurursa, takımlarına her zaman sahip çıkarlarsa, biraz da zengin iş adamları ve bürokratlar bu takıma el atarlarsa, bu takım büyüklerden sonra Güneydoğu’nun da büyük takımı olur. Buna yürekten inanıyorum...Karşıyaka Kapsal’la koşuyor...İZMİR’İN renkli takımı Karşıyaka yıllardır Süper Lig’e dönmek için gayret sarf ediyor. Ama bu sezon çok farklı ve istekliler. Bilhassa son haftalarda oynadıkları futbolla ve aldıkları neticelerle hedefe doğru emin adımlarla ilerliyorlar. Geçtiğimiz pazar günü zor gibi görünen Bolu deplasmanında, kırmızı-beyazlılara adeta gol yağdırdılar. 3-0’lık net bir galibiyet sonrası hem büyük bir avantaj yakaladılar hem takım olarak kusursuz oynadılar hem de ortaya koydukları futbolla Boluspor taraftarlarınca da alkışlandılar. Teknik direktör Reha Kapsal, hırslı ve bilgili bir hoca. Her gün kendini yeniliyor ve geleceğe dönük yatırımlarla başarıyı yakalıyor. En büyük özelliği de futbolcusuna maç kazanma hırsını aşılaması. Reha Kapsal, gerek Karşıyaka takımında gerekse daha önce çalıştırdığı takımlarda hep formayı hak edene verdi. Yaşlı-genç ayrımı hiç yapmaz. Ege’nin ve Türkiye’nin bu güzel şehri İzmir mutlaka Süper Lig’de bir temsilci göndermeli. Karşıyaka seyircisi ateşli ve takımlarına karşı tutkulu. Bu sevgi, bu ateş yıllarca hiç sönmedi. İnanıyorum ki Karşıyaka Türkcell Süper Ligi’ne çıkarsa, bu yöneticisiyle, taraftarıyla ve teknik ekibiyle olacaktır. Gerçekten de futbollarıyla, tribünleri dolduran taraftarlarıyla bunu fazlasıyla hak ediyorlar.Kartal’ın gençleri ‘taş’ gibi...BEŞİKTAŞ Altyapısı her geçen gün hedefine emin adımlarla ilerliyor. Halim Aydın yönetiminde ve koordinatör Mehmet Ekşi’nin özverisiyle gerçekten de birkaç yıl içerisinde Beşiktaş’ın altyapısından çok önemli futbolcular Türk futboluna ve Beşiktaş’a kazandırılacak. PAF’ın başındaki Fikret Demirel’i yıllardan beri tanırım. Yıllarca yeşil sahalara ter akıtan Fikret şimdilerde gençleri piyasaya çıkarmak için özveri ile çalışıyor. Dikkat edilirse, diğer takımlardaki futbolcuların yaşları Beşiktaş’ın çok üstündedir. Takımda çok yetenekli futbolcular var. Ben Beşiktaş maçlarından önce PAF takımını seyrettiğim zaman büyük keyif alıyorum. Sadece PAF’ta değil, diğer kademelerde de yetenekli gençler var. Haluk Hoca, Metin Hoca, Ömer Hoca ve Okullar Koordinatörü Ufuk Pak ve diğer hocalar gerçekten gün boyu işlerini büyük bir dikkatle yapıyorlar. PAF takımının geçen gün A.Gücü PAF takımı ile yaptığı maçı izlerken bir genç yetenek dikkatimi çekti: Özgür Tınaz... Sol kanat oyuncusu olan Özgür, ayağını çok iyi kullanıyor, aldığı topları bilinçli dağıtıyor ve hücumda üretkenlik sağlıyor. Bu genç delikanlı eğer havaya girmezse, yakın zamanda Fikret Demirel’in bir hediyesi olarak Beşiktaş A Takımı’nda forma giyer. Takımdaki böyle azimli gençlere her zaman Beşiktaş’ın ve Türk futbolunun ihtiyacı var. İnanıyorum ki, yakın zamanda başta Özgür Tınaz ve arkadaşları Beşiktaş’ın kadrosunu oluşturup, yabancılara para israfını önleyeceklerdir.

Hairdesigner
18-12-08, 19:07
43 nu­ma­ra!Ame­ri­ka Baş­ka­nı Bush‘a ba­sın top­lan­tı­sı es­na­sın­da atı­lan ayak­ka­bı­yı bil­me­ye­ni­niz yok! Kos­ko­ca Ame­ri­ka Baş­ka­nı, Irak­lı ga­ze­te­ci­le­rin so­ru­la­rı­nı “ce­vap­lar­ken” ka­fa­sı­na doğ­ru ge­len 42 nu­ma­ra ayak­ka­bı­dan zor kur­tul­du!
Şim­di ge­le­lim işin spor kıs­mı­na...
Ma­lum si­ya­set­le işi­miz yok. F.Bah­çe Tek­nik Di­rek­tö­rü Ara­go­nes‘in ba­sın top­lan­tı­la­rın­da ga­rip bir üs­lu­bu var. “İşi­ne gel­me­yen” so­ru­la­rı ce­vap­la­maz, ba­sın top­lan­tı­sı bir­kaç so­ruy­la sı­nır­lan­dır­ma­ya ça­lı­şır, çok üze­ri­ne gi­der­se­niz top­lan­tı­yı terk eder. Bu ara­da, “Ku­lü­bün işi­ne gel­me­yen” so­ru­la­rı da Ba­sın So­rum­lu­su Meh­met Ça­tay en­gel­ler! Ga­ze­te­ci­le­rin Ara­go­nes‘i tek gö­re­bil­di­ği yer, maç son­ra­sı ya­pı­lan ba­sın top­lan­tı­la­rı...
Öy­le Be­şik­taş’ın “dil­li” ho­ca­sı Mus­ta­fa De­niz­li gi­bi sü­rek­li ko­nuş­maz! Ta İs­pan­ya’dan ge­len ga­ze­te­ci­le­re bi­le gös­ter­di­ği tav­rı gör­se­niz şa­şı­rıp ka­lır­sı­nız. Ba­sın men­sup­la­rı; so­ru­la­rı ken­di­le­ri için sor­maz, ce­vap­la­rı da cep­le­ri­ne ko­yup eve gö­tür­mez­ler! Oku­yu­cu­lar, iz­le­yen­ler için­dir tüm bu ya­pı­lan­lar... İs­pan­yol tek­nik ada­mın bir baş­ka özel­li­ği de fark­lı so­ru­la­ra “ay­nı” ce­vap­la­rı ver­mek­tir. Ta­kı­mı kö­tü oy­na­dı­ğın­da bi­le, “İyi oy­na­dık” der! Hep omuz­la­rı­nın ge­niş­li­ğin­den bah­se­der. Yap­tı­ğı ba­sın top­lan­tı­la­rı­nı yüz­de 100’ün­de ga­ze­te­ci­le­rin so­ru­la­rı kur­sak­la­rın­da ka­lır. Emin olun ba­sın top­lan­tı­sı mec­bu­ri­ye­ti ol­ma­sa onu bi­le yap­maz. Hat­ta İs­pan­ya’da ça­lış­tı­ğı dö­nem­de sö­zü­nü hiç sa­kın­ma­yan Ara­go­nes, ba­sın top­lan­tı­sın­da kız­dı­ğı so­ru­la­rı yö­nel­ten bir mu­ha­bi­re, “Sen han­gi ga­ze­te­den­sin? Bu ge­ri ze­kâ­lı so­ru­la­rı sor­ma­na rağ­men mü­dü­rün se­ni na­sıl bu ba­sın top­lan­tı­sı­na gön­de­ri­yor?” de­me­siy­le de ün­lü!
Ge­çen se­ne Av­ru­pa’da fır­tı­na­lar es­ti­ren ta­kı­mı­nın hem Şam­pi­yon­lar Li­gi, hem de UE­FA Ku­pa­sı’ndan elen­me­si­ne ne­den olan, “omuz­la­rı ge­niş” ça­lış­tı­rı­cı­ya bi­ri­le­ri­nin F.Bah­çe gi­bi bü­yük bir ta­kı­mın ba­şın­da ol­du­ğu­nu ha­tır­lat­ma­sı ge­rek. Yok­sa Ame­ri­ka Baş­ka­nı’nın müt­hiş bir çe­vik­lik­le kur­tul­du­ğu ayak­ka­bı­dan ken­di­si­ni kur­tar­ma­sı zor gö­rü­nü­yor!
Ha bu ara­da unut­ma­dan söy­le­ye­yim.
Be­nim ayak­ka­bı­lar 43 nu­ma­ra!

Hairdesigner
18-12-08, 19:07
Beşiktaş kaybetmez 2008-2009 futbol sezonunun ilk yarısının son derbisi Galatasaray-Beşiktaş... Tarih 21 Aralık 2008, stat Ali Sami Yen. Şimdi soru ve yanıtlarla maç öncesi duruma bir bakalım...

- Maçın favorisi kim?

Kağıt üzerinde Galatasaray.

- Neden?

Şu anda performans ve moral olarak, ayrıca oynadıkları futbolla Galatasaray daha iyi durumda. Artı kendi saha ve seyircisi önünde.

- Beşiktaş ne yapar?

Mustafa Denizli, futbol felsefesini değil mantığını ön plana koyar ve önce bir, sonra üç puan hesabı içinde olur.

- Bu tamamen Beşiktaş defans yapacak anlamına mı gelir?

Kesinlikle hayır. Denizli istese de futbolcularına bu tür bir taktik vermez. Çünkü Denizli’nin felsefesinde böyle bir futbol anlayışı yok.

- Denizli ne yapmalı?

Öncelikle Galatasaray’ın son haftalardaki tıkır tıkır işleyen çarkının iki dişlisini kırmalı.

- Kim bu dişliler?

Lincoln ve Baros.

- Nasıl ve önce hangisi durdurulmalı?

Kesinlikle Lincoln. Çünkü Galatasaray’da neredeyse her şeyi o yapıyor. Oyun kuruyor, asist yapıyor, gol atıyor.

- Lincoln nasıl durdurulur?

Lincoln’ün başına onu adım adım takip edecek, topu ayağına almadan basacak bir oyuncu koyulmalı.

- Beşiktaş’ta bu işi en iyi kim yapar?

İbrahim Toraman. Hem sert, hem çabuk.

- İbrahim Toraman, formda bir Lincoln’ü durdurabilir mi?

Erken kart görmezse evet...

- Beşiktaş defansı öncelikle ne yapmalı?

Arkalarına oyuncu kaçırmamalı.

-Beşiktaş orta sahası ne yapmalı?

Defanstaki arkadaşlarını rakiple iki, üçe bir bırakmamalı.

- Saha ve seyirci Denizli’yi ve Beşiktaşlı futbolcuları etkiler mi?

Başlama vuruşuna kadar belki. Düdükten sonra ne Denizli, ne de Beşiktaşlı futbolcuların gözü kulağı tribünde olmaz, sahada olur.

- Serbest vuruşlarda hangi takım daha tehlikeli olur?

Beşiktaş’ta Tello, Delgado... Galatasaray’da Lincoln... Yani Beşiktaş 2-1 önde.

- Beşiktaş, Galatasaray defansının hangi zaaflarından yararlanabilir?

Servet’in kendine olan çok fazla güveninden. Zaman zaman gereksiz yaptığı fantezilerden.

- Beşiktaş, Galatasaray’ın kanatlarından mı yoksa göbekten gelecek ataklarında mı daha dikkatli olmalı?

Kesinlikle göbeğe dikkat etmeli. Çünkü Lincoln, Baros ve Arda yaptıkları çabuk duvar paslarıyla çok çabuk hedefe gidiyorlar.

- Beşiktaş en çok hangi kanattan gelecek ataklarında dikkatli olmalı?

Daha çok sağ... Sabri ve Barış o kanatta oynayacak gibi görünüyor. İkisinin de hücum anlayışları çok iyi. Geldiklerinde de iyi işler yapıyorlar.

- Kimin kalesi daha güvenli?

İki kaleci de tecrübeli ve formda. Rüştü’nün yaptığı degajlarla rakip kalede takım arkadaşlarını gol pozisyonuna sokması Beşiktaş’ın artısı.

- Mustafa Denizli, Lincoln’den, Barış’tan, Arda’dan çekinirken Skibbe’nin çekineceği oyuncular yok mu?

Tabii ki var. Denizli nasıl üç oyuncudan çekiniyorsa Skibbe de Nobre, Holosko, Delgado’dan ve Tello’dan aynı şekilde çekinecektir.

- Peki masalı bırak Ömer Güvenç sadede gel. Sonuç ne olur diyorsanız... Beşiktaş kaybetmez diyorum.

Hairdesigner
18-12-08, 19:08
­Bu de­fa Er­man hak­lı


Er­man To­roğ­lu, bu ül­ke­de ha­kem­le­rin “öcü” gi­bi kork­tu­ğu bi­ri. Onun di­li­ne düş­me­mek için; yö­net­tik­le­ri maç­lar­dan son­ra ha­kem­le­rin, ak­şam­ki Er­man prog­ra­mı­nı dü­şün­me­le­ri bo­şu­na de­ğil...
Ada­mın, ha­ka­ret­ten taz­mi­nat öde­me gi­bi bir kor­ku­su yok ki...
Na­sıl ol­sa, ya­yın­cı ku­ru­luş bu mas­raf­la­rı kar­şı­lı­yor...
Sa­de­ce böy­le ol­sa iyi...
İs­tan­bul‘da­ki kal­dı­ğı lüks ote­lin ve ya­şan­tı­sı­nın mas­raf­la­rı, An­ka­ra - İs­tan­bul gi­diş ge­liş ai­le gi­der­le­ri, ço­cuk­la­rı­nın okul pa­ra­la­rı, gi­yi­mi, se­ya­hat­ler­de bol eu­ro cep harç­lık­la­rı, Er­man‘ın bu dün­ya­da­ki ya­şam şek­lin­den ke­sit­ler­dir...
***
Er­man, TSYD’yi (Tür­ki­ye Spor Ya­zar­la­rı Der­ne­ği) ta­nı­ma­dı­ğı­nı söy­le­yen, “İyi ki üye­si de­ği­lim” di­ye ha­va at­ma­sıy­la bi­le gün­dem oluş­tur­ma­sı­nı bi­len adam­dır...
Fut­bol­cu­lu­ğun­da “kaz­ma” ha­kem­li­ğin­de “da­yı” lâ­kap­la­rı, onun kız­dı­ğı de­ğil, ade­ta “övünç” duy­du­ğu “za­fer ma­dal­ya­sı” gi­bi­dir...
Er­man, Ma­ra­ton‘da des­tek­siz atar...
Kork­ma­dan ka­ra­lar...
Ha­kem­le­rin psi­ko­lo­ji­le­ri­ni boz­ma, ai­le ya­pı­sı­nı ze­de­le­me adı­na her şe­yi ya­par...
Ye­ter ki, 5 san­tim­lik of­sayt­la­rı bir ka­çır­sın ba­ka­lım ha­kem­ler...
Kart­la­rı­nı “Er­man kri­ter­le­ri­ne” gö­re çı­kar­ma­sın ba­ka­lım o sa­ha­da­ki ha­kim­ler...
***
Ama bu Er­man, ba­zen öy­le lâf­lar eder ki; is­ter is­te­mez “He­lâl ol­sun” de­dirt­ti­rir ken­di­ne...
İş­te ge­çen haf­ta Bur­sas­por­lu Ser­can için söy­le­dik­le­ri:
“Cin ol­ma­dan şey­tan ol­muş!”
Çün­kü o Ser­can, genç­li­ği­nin ver­di­ği şı­ma­rık­lık ve ham­lık­la, tri­bün­le­rin o gün ga­za­bı­na uğ­ra­mış ho­ca­sı Gü­venç Kur­tar‘ı kur­tar­mak adı­na de­ğil, ken­di çı­ka­rı adı­na yo­rum­lar­da bu­lu­nun­ca, sa­de­ce Er­man‘ı de­ğil, he­pi­mi­zi çıl­dırt­mış­tı ade­ta...
Da­ha ya­şı­na bak­ma­dan F.Bah­çe‘ye gel­mek is­te­di­ği­ni ve bir çır­pı­da Bur­sas­por‘u sa­ta­ca­ğı­nı söy­le­yen bu şı­ma­rık ço­cuk, di­le­riz ki İs­tan­bul‘a ge­lir...
Şa­yet ge­lir­se, on­dan ilk bek­le­ye­ce­ği­miz gol, ra­kip ka­le­ye de­ğil, ba­sın tri­bü­nü­ne ola­cak­tır mu­hak­kak...
He­le bir de ta­kım ar­ka­da­şı Em­re‘den de ge­re­ken tak­tik­le­ri alır­sa, tut­ma­yın Ser­can‘ı...
İkin­ci “ko­la” ha­zır ola­lım şim­di­den...
Al­lah‘tan Er­man‘ımız var!
İki eli, onun ya­ka­sın­da ola­cak­tır...
Bi­ze bi­le, faz­la iş bı­rak­ma­ya­cak­tır Er­man...


>> Har­nup ve Gü­i­za
Son İs­pan­ya gol kra­lı ola­rak gel­di­ği Tür­ki­ye‘de, at­tı­ğı gol­ler­le de­ğil, ata­ma­dık­la­rı ile alay ko­nu­su olan Güi­za, ül­ke­miz­de en faz­la hoş­gö­rü­yü gö­ren ya­ban­cı­dır...
Boş ka­le­le­re bi­le yu­var­la­ya­ma­dı­ğı fır­sat­lar­la, saç baş yol­dur­ma­yan, “Ka­çır­sın, bel­ki bir gün atar” man­tı­ğıy­la ta­raf­ta­rı şim­di­lik si­nir­len­dir­me­yen, is­yan et­tir­me­yen bir ga­rip fut­bol­cu­dur Güi­za...
Ka­çır­dı­ğı her ba­sit gol po­zis­yo­nu son­ra­sı “Ağ­la­mak­lı” ha­liy­le, sa­nat dün­ya­mı­zın “acı­la­rın ço­cu­ğu” Kü­çük Em­rah‘a ben­ze­ti­len, fa­kat yi­ne de “Ya­hu bu ha­ki­ka­ten İs­pan­ya’da gol kra­lı mı ol­muş?” de­dir­ten Güi­za‘nın, F.Bah­çe‘de “kre­di­si ne za­man bi­te­cek?” di­ye so­ru­la­rı pe­şin­de ge­tir­me­me­si, ilk de­fa ya­şa­nan bir du­rum...
HHH
17 mil­yon eu­ro­ya mal ol­muş, ta­kı­mın sto­pe­ri ile ay­nı sa­yı­da gol at­mış bi­ri­si­ne bu ka­dar ay­rı­ca­lık­lar ta­nı­nır­ken, 10 yıl­dan be­ri ye­dek­lik­te kal­mış ama sa­rı-la­ci­vert­li ta­kı­mı ço­ğu kez ip­ten al­mış Se­mih‘e, ne ka­dar hak­sız­lık ya­pıl­dı­ğı or­ta­da­dır ar­tık...
Bi­zim ev­la­dı­mı­za bun­dan böy­le yan göz­le ba­kan taş ol­sun!..
O Se­mih, ya­ka­la­dı­ğı iki fır­sat­tan bi­ri­si­ni ra­kip ka­le­ye ni­şan­lar­ken, Güi­za‘nın bon­kör­lü­ğü­ne, ka­ra­va­na­la­rı­na son­suz kre­di ta­nı­yan Sa­ra­coğ­lu tri­bün­le­ri “Bir gram bal için, ya bir çu­val ke­çi­boy­nu­zu ye­me­ğe” de­vam ede­cek, ya da, İs­pan­yol gol­cü­nün ka­çır­dık­la­rıy­la kay­be­di­len pu­an­lar için sız­lan­ma­ya­cak...
İş­te “Çak­ma gol­cü” Güi­za...
Al­kış­la­ma­ya de­vam ede­cek­ler, ka­çı­rı­lan saç­ma gol­le­re de as­la is­yan et­me­ye­cek­ler...
İş­te, bir çu­val har­nup (ke­çi­boy­nu­zu) si­ze...
Bir gram bal için, afi­yet ol­sun...

NOT: Har­nup (ke­çi­boy­nu­zu) ilk 15 yıl, hiç mey­ve ver­me­yen ağaç­tır.

Hairdesigner
18-12-08, 19:09
Şuradan buradan


Ya içimiz fesatsa... Öyle değil mi? Ya sorun bizdeyse... Buralarda insanın kafasının içindeki tilkilere hakim olması çok zor. Söz konusu futbol olduğunda her hafta o kadar çok komplo teorisi boca ediliyor ki üstümüze bu aklın dışına çıkmak neredeyse imkansız. Feldkamp’ı getirdiler, “Ulan kesin yediler Skibbe’yi” dedik. Ya öyle olmadıysa... Feldkamp genç bir vatandaşına öyle otorite figürü olarak değil de bir abisi olarak yardımcı oluyorsa... Herkes bir Sinan Engin olmak, en büyük odayı* kendine almak zorunda mı?

Sonra mesela Aragones’in “Transfer yapmayacağız” açıklamasına karşın Fenerbahçe yönetiminin tam tersini söylemesi sadece iletişimsizlikten kaynaklanıyor olamaz mı? Adamcağız “Dur, yönetimle konuşmadan ‘adam alacağız’ deyip onları da zor durumda bırakmayayım” diye düşünmüş, yönetim de geçen yaz hoca olmadan transfer yaptığı için bu kez Aragones’in talebi doğrultusunda birkaç oyuncu alarak İspanyol’u rahatlatmak istemiş olamaz mı? Yok mu yani böyle bir ihtimal? Ama yok, aklımız hep kötülüğe çalışıyor.

***

Arsenal’ın izlediği Bursasporlu Sercan Trabzonspor’a ofsayttan attığı golden sonra “Ne var. Maradona da eliyle gol attı” demiş. Hadi buyur... Nerden başlasak, nasıl anlatsak durumu kendisine. Attı evet Sercan’cım ama... Bir: O bir Dünya Kupası’ydı. İki: Arjantin ve İngiltere gibi dünyanın en iyi takımları çeyrek finalde karşılaşıyordu. Üç: Maradona o maçta bir gol daha attı. 2002’de dünyanın gelmiş geçmiş en iyi golü seçildi tüm İngiliz savunmasını çalımladığı o ikinci gol. Ve dört: Maradona eliyle gol atmıştı ve yaptığı hiç de ahlaki değildi. Maçtan sonra çıkıp senin gibi “Ne var! Pele de zamanında bilmem neresiyle gol atmıştı!” deseydi şu anda tüm dünyanın nefret ettiği bir adam olacaktı. “O benim elim değil Tanrı’nın eliydi” gibi yaratıcı bir cümle kurabildiği için şu anda bu kadar seviliyor. Onun için iyisi mi sen bir daha böyle bir şey yaşarsan en azından “Ya evet, ofsaytmış ama bunu ben o an bilemem. Demek hakem görememiş” deyiver. Deyiver ki şu genç yaşında yolun bir gün sahiden Arsenal’a düşsün.

***

Aynı maç sonrası Bursaspor teknik direktörü Güvenç Kurtar takımını savunmaya çektiği iddialarına önce “Ben top bizdeyken santraya kadar çıkın dedim” diye yanıt verdi. Sonra “Emrah’ı oyuna alırken sen savunmanın önünden ayrılma demiştim. Yanlış anlamış, takıma ‘Çıkmayın’ demiş” dedi. Üstelik taraftar bu oyunu kendisini istifaya davet ederek protesto etmişken... Ne güzel bir yönetim anlayışı değil mi? At oyuncuyu aslanların önüne, kaç git. Şimdi bir sonraki maçta tribünler Emrah’ı protesto etse mesela, Güvenç hoca ne diyecek?

***

Son olarak derbi... Denizli bir açıklamasında “En büyük rakip Galatasaray. Çünkü onların baklavası çok güçlü” demişti. Şimdi o baklavadan bir kişi eksildi Kewell yok. Buna rağmen Nonda da ileri dörtlünün arasında sırıtmadı. Bu yüzden Beşiktaş’ın işi çok zor. Topu yere indiren takımlara karşı ne kadar zorlandıklarını Ankaraspor maçında gördük. Ki Galatasaray bir de yerden oynarken çok hızlı. Beşiktaş’ın arkasına diğerleri kadar kolay sarkarlarsa Beşiktaşlılara eyvahlar olsun. Lakin Galatasaray savunması da sağlam pabuç değil. Ankaragücü maçı 3-0’dan 3-3’e gelemez miydi? Onların da savunması oturmuş değil. İşte tam da bu nedenle içimden bir his (eğitilmiş bir his ama...) bizi harika bir derbi bekliyor diyor. Amanın, çok heyecanlı. Yeter ki erkenden çıkacak bir kırmızı kartla oyunun dengesi bozulmasın. Real-Barça pek tatsız tuzsuzdu, umudum bu maçta. “Abarttı” demeyin, görürsünüz.

NOT: Yazı düzensizliğime bir son verebilmek, elimi kolumu bağlamak için buradan deklare ediyorum. Bundan böyle her çarşamba yazacağım.

* Ertuğrul Özkök yazdı. Ertuğrul Sağlam döneminde tesislerde Sinan Engin’in odası başkan ve Sağlam’ın odalarından bile büyükmüş.

Hairdesigner
18-12-08, 19:10
Kendi aslanlarımız, başkalarının tilkileri

Barış Özbek, Galatasaray'ın dinamosu... Sarıkırmızılıların son şampiyonluğunun isimsiz kahramanı. Futbolcu olarak aranan ofansif ve defansif tüm özelliklere sahip. Milli formayı giyme vasfını kaybetti. Alman Milli Takımı'na kaptırıldı.
Milli Takım (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Milli Takım)'ın teknik kurmayları, konuyla ilgili açıklamalarında Barış'ı birçok kez Ümit Milli Takım'a çağırdıklarını, en son 21 yaşını doldurmasına 15 gün kala bu çağrıyı tekrarladıklarını, hatta "Gelmezse Türk Milli Takımı şansını kaybedecek" uyarısında bulunduklarını söylüyorlar.
Milli Takım (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Milli Takım)'da ve Futbol Federasyonu'nda çok yakın dostlarım çalışıyor. Hepsiyle dostluğum baki. Ama iş milli menfaatlere gelince, biz babamızı bile tanımayız.
Bana öyle geliyor ki; bu tip hatadan ziyade eksikliklerde
kendi aslanlarımız dururken başkasının tilkileriyle meşgul olmanın payı var.
Buna "Devşirme oyuncularla meşgulken kendi değerlerine şaşı bakmak" da diyebiliriz.

KRONİK HASTALIK
Zaten bu ülkemizin genel hastalığıdır. Maalesef kendi değerlerimize kayıtsız kalıp, yabancı hayranlığından vazgeçemeyenlerdeniz. Ne yazık ki; bu bir kronik hastalık! Her sektöre bulaşmış. Sporda da böyle!
O nedenle sırtımız yerden kalkmıyor ya!

Hairdesigner
18-12-08, 19:10
Der­bi­yi Skib­be ka­za­nır


Der­bi­ler tah­min­le­re sığ­maz, bi­li­yo­rum. An­cak yi­ne de ya­zı­yo­rum. Bu ma­çı G.Sa­ray en az 2 fark­la ka­za­nır. Ne­den mi? Bi­rin­ci­si Ümit Ka­ran, Non­da ve Ke­well‘in ek­sik­li­ği­ne rağ­men G.Sa­ray’ın Be­şik­taş’tan da­ha ye­te­nek­li oyun­cu­la­ra sa­hip ol­ma­sı. Me­se­la ne Lin­coln‘un ka­li­te­sin­de bir oyun ku­ru­cu, ne de Ba­ros gi­bi form­da bir gol­cü­sü var Be­şik­taş’ın. Del­ga­do sa­man ale­vi gi­bi. Nob­re ise ağır ve et­ki­siz. Ay­rı­ca Mus­ta­fa Ho­ca‘nın elin­de oyu­nu iki yön­lü oy­na­ya­bi­le­cek Ba­rış, Ar­da ve Meh­met To­pal‘ın kla­sın­da oyun­cu­lar da yok. O yüz­den to­pu ka­za­nan, Be­şik­taş’ın sa­vun­ma­sı ile kar­şı kar­şı­ya ka­lı­yor. Cis­se‘ye rağ­men or­ta sa­ha­da di­renç gös­te­re­mi­yor. Be­şik­taş’ın tek ar­tı­sı Ali Tan­do­ğan, Za­po­tocny, Gök­han Zan ve Ek­rem Dağ ile ka­le­ci Rüş­tü. Ka­na­atim o ki, bu da Be­şik­taş’a der­bi ka­zan­dır­ma­ya yet­mez!

Hairdesigner
18-12-08, 19:11
Fenerbahçe düşmanlığı!

Türkiye’nİn en ateşli ve bir o kadar da delikanlı yüreklere sahip memleketi Trabzon’u yine uçurumun kenarına getirdiler... Neredeyse her sezon, sahaya taraftar indiği için stadı kapatılan bir kenttir orası... Kamuoyundaki ‘malum cinayetlerde’ adı geçtiği için ‘büyük manevi darbe’ alan bir şehirdir... Şimdi bu ‘tiyatrolardan’ birisi yeniden sahneye koyuldu... Alev alev yanan Fenerbahçe düşmanlığının altına, sürekli odun atılıyor haberiniz ola!.. Hakem hatalarında kasıt aranıyor da, Trabzon’un Kayseri’de bulduğu golde, topun aslında çizgiyi geçmediği hesap edilmiyor mesela... İş dönüp dolaşıp “Tüm bu haksızlıklar, Fenerbahçe’nin önünü açmak için yapılıyor” denme noktasına getiriliyor da, Denizli’de 1.5 metre içerideki topu gol sayılmayan ve üstüne üstlük Antalya maçında ‘yüzde bir milyon’ penaltısı verilmeyen takımın adının da Fenerbahçe olduğu dillendirilmiyor mesela... Allah aşkına, Bursa maçının hakemleri, maç boyunca, Sercan’ın oyuna girmesini ve uzatmanın bilmem kaçıncı dakikasında o golü atmasını mı beklediler? Allah aşkına, Song adamını doğru dürüst tutsaydı, bir adım daha yakınında olsaydı, kaçımız hakemi konuşacaktık? Sezona, Fenerlisinin, Galatasaraylısının, Beşiktaşlısının ve tüm Anadolu’nun sempatisini kazanarak başladı Trabzonspor... Şimdi bu sempatiyi elleriyle yıkanlar var... Üstelik bunların başında, başkan Sadri Şener var!.. Bu sezon hakemlerin formsuz olduğu, ama herkese karşı formsuz olduğu ortadayken; Şener’in, federasyonu tehdit edercesine yaptığı açıklamalar değil miydi, olayların fitilini ateşleyen?.. Şansal Büyüka ustanın, daha birkaç hafta önce yine tartışmalı bir maçın ardından açıklama yapan Şener’le ilgili şu sözleri kulağımda çınlıyor: “Çok beyefendi açıklamalar yapıyor. Provakasyona neden olacak sözlerden kaçınıyor. Bu anlamda müthiş sağduyulu bir başkan” Ne oldu da değişti bu anlayış? Yoksa sayın Şener, yaptığı transferlere rağmen şampiyon olunamaması halinde, “harcanan astronomik paraların” hesabının sorulmasından mı çekiniyor? Eskişehir maçında taraftar küçük bir hata da sahaya inerse, kaybedilenlerin faturasını kim ödeyecek? Umut, bir sarı kart daha görürse, Fenerbahçe maçında yok! Barut fıçısına dönen bu genç futbolcu kardeşimiz o sarıyı gördüğünde, bir de ateşli bir el hareketi yaparsa, o maçın hakemini kim nasıl koruyacak? Ben, artık gıpta ile izlediğim, Avni Aker’deki her maç sonunda ayakta alkışladığım Trabzon taraftarının fair-play ruhundan vazgeçmemesini diliyorum...BUNU DA GÖRDÜK!Sercan’In golünü veren hakemin adı Hakan Yemişken... Erman Toroğlu hakemleri yerden yere vurduğu yazısında Hakan Yemişken’den bahsederken, hemen ardına parantez içinde şu cümleyi koymuş: “Zaten ismi üzerinde... !!!” Pes!!! Hocam, sen bu yazıları hangi kafada yazıyorsun!.. Bir insanın soyadıyla, hem de böylesi ‘igrenç bir manada’ oynamak, nasıl cesarettir... Bunun adı olsa olsa “kör cesarettir”!.. Yemişken soyadını taşıyan kaç insan var bu ülkede biliyor musun? Sen “Soyadından belli!” diyebiliyorsan, senin soyadın için ‘harf oyunuyla’ neler yapılabileceğini düşündün mü? Sercan’ın golü 1.5 metre ofsayt diyorsun... Bunun hesabını “Piero” ile yapıyorsun... Şimdi ben LİGTV’ye bir çağrı yapıyorum... Erman Toroğlu’nun, ofsaytlarda ve golün çizgiyi geçip geçmediğine dönük tartışmalarda, “çizgisel hesaplama yapabilen” Piero isimli bilgisayar olmadan önce verdiği kararları masaya yatıralım... En tartışmalılarını çıkaralım... Sonra bakalım... Piero, hocaya kaç gol atacak? Hoca kaç gol YİYECEK? Bu golleri çıkarmak için ne yapacak? Anlık kararlar veren hakemler bazen neredeyse idam sehpasına çıkarılırken, on kamera destekli Toroğlu’na ne yapılır, merak ediyorum?

Hairdesigner
18-12-08, 19:12
Ters köşe

SON maçlara bakıp fikir yürütüldüğünde, Galatasaray’ın Pazar gecesi oynanacak derbi de bir adım önde olduğu kesinlik kazanırken, ‘favori’ sözcüğü de aldı başını gidiyor. Bir şeyi hep dikkatimizden kaçırıyoruz. Böylesine dev maçlarda sonucu önceden kestirmek hiç mi hiç mümkün değildir. Bu satırların yazarı (yarım asırlık futbol seyircisi) kaç kere ters köşeye yattı. Gayet samimi ve açık yüreklilikle söyleyeyim sayısını unuttum... Kısa süre öncesine ligin 10. haftasına gidelim. Şükrü Saraçoğlu Stadı, Fenerbahçe-Galatasaray oynuyor. Spor kamuoyu ve takımlarına fazlaca güvenen sarı-lacivertli taraftarlar dahi, ekibinin ligdeki kötü durumuna bakıp, Galatasaray’ın tılsımı bozacağı şüphesine düşüyor. Ama Fenerbahçe, Galatasaray’ı (4-1 yenerek) evine yine eli boş gönderip, tüm yazıp çizenleri ters köşeye yatırıyor... Şimdi bugüne dönelim. Hafta başından beri Galatasaray’ın Beşiktaş’ı yeneceği görüşleri hakim. Spor sayfalarını karıştırıyorum 3 gündür aynı çizgide gidiyorlar. “Ali Sami Yen’de kim kazanır?” tüm bilgileri toplayıp orana vurduğumuzda, ‘Galatasaray maçı rahat alır’ %80 lere çıkıyor... Buyrun, kararı siz sevgili okurlara bırakıyorum. Artık yaş tahtaya basma niyetinde değilim. Florya’ya bir göz atacağım. İki gün sonra Galatasaray’ın son durumu ile ilgili belirgin ifadeler kullanabilirim. Ne kadar derin analizler yapsam da, Galatasaray kesin kazanır moduna girmeyeceğim. Sadece avantaj ve dezavantajlarını yazacağım. Beni merakla bekleyen iddaacılara da, “Bu maçtan uzak durun” yorumu yapacağım. Ters köşeye yatmaktan yoruldum da...

Hairdesigner
19-12-08, 02:48
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Zor bir gece

Fenerbahçe bugün 2008 yılının son maçına çıkıyor. Devre ise ocakta oynanacak Trabzonspor maçıyla kapatılacak. Bu iki karşılaşmadan çıkacak 6 puan, büyük ihtimalle ilk devrenin lider olarak bitirilmesine yetecektir. Yani, sezon başından beri yerle bir edilen Fenerbahçe'nin ilk yarıyı bütün takımların önünde bitirmesi şu anda bir sürpriz olarak görülmüyor. Galatasaray ve Beşiktaş'ı Kadıköy'de rahat yenen takımın Trabzonspor'u da devirmesi gayet normal ama beni asıl düşündüren akşamki Konya maçı. Bu sezon deplasmanda büyük sıkıntı çekiliyor. 7 maçta toplam 13 puan yitirilmiş. Büyük maçlar da bunların içinde olmadığına göre manzara hoş değil. Umarım ki Aragones artık, "Deplasmanda alınan 1 puan iyidir" mantığında değildir. Kaybedilecek kadar puan kaybedildi. 2. devre fikstür çok zor. O yüzden zirve yakalanmışken tekrar uzaklaşılmamalı. Cezalı olan Edu ve özellikle Lugano'nun yokluğu büyük şanssızlık ama Önder de Yasin de Can da bu takımın futbolcuları, çıkıp oynayacaklar.

Konyaspor iyi oynuyor
Akşam en azından Antalyaspor karşısındaki futbol ve mücadele ortaya konulursa iş hallolur ve her türlü sonucunun Fenerbahçe'ye yarayacağı Galatasaray-Beşiktaş derbisi keyifle seyredilir. Yalnız, Eskişehirspor karşısındaki Konyaspor bayağı iyiydi. Çok zor bir 90 dakika geçecek, bu kesinlikle unutulmamalı. Hazır konu açılmışken biraz da pazar akşamki maça değinelim. "Derbi maçların favorisi yoktur, sonucu önceden belli olmaz" sözü artık mazide kaldı. Takımlar ve futbolcular arasında şu anda olduğu gibi tarih boyunca da öyle aman aman büyük farklar olmadı. Tribünler de yarı yarıya. Bu yüzden de derbilerin favorisi yoktu. Ama şimdi tribünlerde eşitlik bozulduğu için dengeler de değişti. Bu maçlar Kadıköy'de, Ali Sami Yen'de, İnönü'de amansız bir deplasman özelliği taşıyor. Hangi tarihte oynarsanız oynayın, o maçlar şampiyonluk finalidir. Pazar akşamı da Ali Sami Yen dolacaktır. O yüzden favori de Galatasaray'dır.

Hairdesigner
19-12-08, 02:48
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Balans ayarı

Ligin zirvesine balans ayarı yapıldı. Gönlünde bir damla Trabzon sevgisi olan bu fikri dile getiriyor. Üç hafta önce ligin zirvesinde çok rahattı bordo-mavililer. Kayseri, Sivas ve Bursa maçlarından alınacak puanlar hedefi daha da aydınlığa çıkaracaktı. Oynadığı futbol, birkaç puan kaybını getirebilirdi. Ancak bir damla futbolsuzluk, yüz damla düdükçülerin üflediği adaletsiz nefeslerle heba oldu gitti. Kayseri'de iyi oynamadı Trabzon. Ona rağmen öne geçmişti Trabzon. Verilen penaltıya bir bakar mısınız? Futbolun adeleti zedelenmesin diye sesini çıkarmadı Trabzonlular. Sonra Sivas maçı. Umut Bulut'un düşürülmesini es geçti düdükçü. Bir kıyaslama yapın lütfen. Cangele'ye dokunan yok, "düüüt" penaltı. Umut'un ayakları yerden kesiliyor, "Hakemi kandırıyorsun, devam." Yine ses çıkmadı camiadan.

Trabzon'a zirve engeli
Bursa'ya büyük beklentiyle geldi Trabzonspor. Lidere yakışır futbol oynamadı. Fakat maç berabere gidiyorken iki metre ofsaytta olan rakip futbolcuyu görmedi yan hakem. Belli ki Trabzonspor'un liderliğine yan bakanların adamıydı. Kaldırmadı bayrağı. "Ligin zirvesine balans ayarı yapıldı" cümlesini Trabzonspor Başkanı Sayın Sadri Şener de söyledi. Kapı kapı dolaşıp para arayan, Trabzonspor'un hedefine ulaşması için canını dişine takan Sadri Şener, bu söyleminden dolayı Disiplin Kurulu'na sevk edildi. Bu ligin figüranı mı Trabzonspor. Yapılanların farkındayız. Zirveye çıkmasın, dördüncülükten aşağı düşmesin. Trabzonlular futbol endüstrisinin içinden çıkmasın. Ne olursa olsun şampiyon İstanbul'dan çıksın. Bundan daha büyük ayar olur mu? Söyleyene madalya vermeleri gerekirken, ceza heyetine sevk ediyorlar.

Hairdesigner
19-12-08, 02:49
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Sayın Demirören yaşıyor musunuz?

2003-2004 sezonunda yaşanan garip olaylarla ilgili araştırmamın ilk bölümü Beşiktaşlı yürekleri umutlandırdı... Acaba birileri gerçeklerin ortaya çıkması için bir şey yapacak mı? Evet taraftar umutlu, ama hepsi bu... Yönetimden ses yok! Federasyon, MHK harekete geçiyor, üzerine düşeni yapıyor... Beşiktaş yönetimi "üç maymun!" rolünde. Görmemişler, duymamışlar, söylemezler... Taraftar "Bizim yüreğimizin sesini senden başka duyan yok Turgay abi" diyor... "Yönetimden umudu zaten kestik" diye ekliyor... "Sesimiz oldun Turgay Demir" diyor... Ben de avazım çıktığı kadar haykıyorum ve size soruyorum ey Beşiktaş'ı yönetenler; SESİMİ DUYAN VAR MI?..
Üstad İlker Ateş dışında meslektaşlarımdan bir destek gelmedi (Kazım ağabey hakkın rahmetine kavuştuğu için) ben de başka kimseden bir destek zaten beklemiyorum... Bilirim, bizim meslekteki kıskançlıklar, evelallah hakem camiasını bile mumla aratır. Bir bikini peşinden koşmayı maharet sayarız da bu konulara dokunmaya gerek görmeyiz. Hatta aramızdaki ahmakların bazıları bu konulara girmemeyi entelektüellik, daha komiği Fair-play diye yutturmaya bile kalkarlar. Özetle her model var aramızda... Kimisi "Eti kemiği yok bu işlerin, görünmüyor ki yazayım" diye salağa yatar... Kimisi, uyanıktır, hedef saptırır... En bariz yanlışları bile "Hakem de insandır, hata yapacaktır" masalıyla masum hata sınıfına sokar. Ya da "Ağlama kardeşim!" diyerek bir maçlık kötü futbolu tezine dayanak yapıp susturmaya çalışır hakkını arayanları... Gözüne şikenin belgesini soksan, "düzmece" deyip geçecek kadar da yüzsüzdür bu modeller... Kimisi umursamaz... Misal, Galatasaray'ın 8-0'lık Ankaragücü "zaferi" sonrası Zalad'ın para aldığı iddialarını neredeyse tüm gazeteler manşetten yazdılar da federasyon araştırmaya bile gerek duymadan verdi Galatasaray'ın anasının ak sütü gibi helal kupasını! Dolayısıyla bu ülkedeki karanlık sezonları araştırma konusunda kimsenin kılını kıpırdatmamasını normal karşılıyorum... Ayrıca ben bir şeyler yazdım diye İtalya'daki gibi bir temiz futbol operasyonu başlamasını, kirli kupaların çöpe atılmasını, o kupaları alanların küme düşürülmesini falan beklemiyorum. Hayır hayır!.. Hayalperest değilim... Son 20 yılda futbolu kirletelenlerin bir bölümü, büyük ihtimalle hâlâ futbolun içinde olduğu için böyle bir şey olmaz. Birçok kişinin sessiz kalmasını çok normal karşılıyorum. Bunda garip bir şey yok. Ama... Beşiktaş yönetimindeki bu duyarsızlığı anlamam, kabullenmem mümkün değil!.. Bu kadar okurum, "Abi kendine dikkat et, bu karanlık olayları araştıranların başına bazı şeyler gelebiyor, dualarımız seninle" derken siz neredesiniz ey Beşiktaş'ı yönetenler? Söyleyecek bir şeyiniz yok mu? Pardon! Duyamadım! Not: Dua ettiklerini söyleyen ve "Kendine dikkat et abi" diye uyaran "insan yürekli okurlarım" rahat olsunlar. Allah'tan başkasına kulluk etmeyene, Allah yeter!

Hairdesigner
19-12-08, 02:49
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Sayın Şener, bardak kırıldı

Başkan Sadri Şener son haftalardaki hakem hatalarından dolayı, Trabzonspor kulübünün hakkını aramak için veryansın etti. Başkan söylediklerinde haklı ama üslubu yanlış. Son maçta atılan ofsayt golle "liderliği kaybettik" diye açıklama yapan Sayın Sadri Şener'in daha sakin davranması gerekiyor. Bence hakemler hatalı kararlar ile bardağı taşırdılar ise Sayın Şener de söyledikleri ile bardağı kırarak tuzla buz etti. İşin elle tutulur yanı ise etki altında kalan Trabzonspor taraftarlarının sokağa inmeye başlamış olmasıdır. Elbette, Trabzonspor'un hakkı yenmiştir. Ama unutulmamalıdır ki, hatalı gollerle yenilen sadece Trabzonspor değildir. Her şeyi akılcı yollarla çözmek en doğru çözümdür. Bu Türkiye'de her zaman olmaktadır ve bundan sonra da olacaktır. Futbolumuzun ilerlemesi için bu hataların en aza indirgenmesi gerekmektir. Görev de federasyonundur

Hairdesigner
19-12-08, 16:49
Bank Asya 1. Lig’de liderliğe yükselen Kasımpaşa, Sakaryaspor’u deplasmanda mağlup eder. Süper Lig’de ise Trabzonspor, evinde Eskişehir’i yenerek ilk yarıyı galibiyetle bitirir
Bu hafta Bank Asya 1. Lig’de sürpriz sonuçların çıkabileceğini düşünüyorum. Özellikle Gaziantep Belediye sahasında Diyarbakır ile yenişemez. Bu müsabakada ilk tercih beraberlik olmalı. Zirve yarışında yara almak istemeyen iki takımın maçında ise Erciyes ve Altay sahayı bir puanla terk eder.
Bolu maçı kilitler
Güngören Belediye ise sahasında Boluspor’u konuk ediyor. Bu maçta da eşitliğin bozulması sürpriz olur. Manisa’nın geçen hafta puan kaybetmesiyle liderlik koltuğuna oturan Kasımpaşa galibiyete hasret Sakarya karşısında deplasmanda da olsa 3 puana ulaşır. Süper Lig’de ise Bursa mağlubiyetiyle sarsılan Trabzonspor, Eskişehirspor’u yenerek ilk devreyi galibiyetle kapatır.

Hairdesigner
19-12-08, 16:49
Barış Özbek, Barışlar, Ali Kırca, Tütüneker, kutsal forma


Toz,duman kalktıktan sonra gözüken şu.
Galatasaray’ın orta sahasında bir ‘yalancı’ var.
Barış.
Evet.
Sadece bu.
Gözüken.
Milli takımın asistan hocaları bu defa konuştular.
Önce biri.
Sonra ikincisi.
Ve...
Üçüncüsü.
Ve...
Barış’ın ‘yalancı’ olduğunu tescil ettiler.
Bir de şu belki...
Milli takım teknik kadrosu iyi çalışıyor.
Bravo.
Onlar işlerinin ehli insanlar.
Tebrikler.
Ve...
Barış’ı yendiler.
Gerisi mi?
Barış mı?
Yemişim gerisini.
Yemişim Barış’ı.
***
Barış Özbek fena halde baskı yiyor.
Diğer Barışlar gibi.
Belli.
O mahallede de.
Bu mahallede de...
Bizim futbolun dili fazla milliyetçi,fazla maneviyatçı bu aralar.
Fazla hamasi.
Duyguları fazla sömürücü.
Yeni trend bu.
Birileri Barış’a bir yerlerde bir şeyler demiş,o da bir şeyler demek zorunda kalmış.
Bu da belli.
Korkmuş.
Belki.
Onu yönlendiren, yanlış yönlendirmiş.
Bu da belli.
Biraz pedagoji bilen biri uyanırdı bu duruma.
‘Bu nesli’ biraz tanıyan biri de...
Üç hocanın da iyi niyetli olduğunu biliyorum.
Bir açıklama yapılıp biraz diplomatik bir dil kullanılabilirdi.
Yakışırdı onlara.
Böylesi tercih edildi.
?
Evet soru işareti.
***
Üç hoca üç açıklama yaptı
Ve...
Barış bir ‘yalancı’.
Biliyoruz artık.
Toz dumandan sonra elimizde kalan bu.
Sadece bu.
Ve...
Şık değildi..
Bence...
Ve...
Terim bu konularda en az bizim kadar duyarlıdır, ne düşünüyor?
***
Barış çalışkan, sempatik, başarılı, tertemiz bir sporcu.
Uzaktan.
En büyük özelliği sahada her şeyini takımı için vermesi.
Uzaktan böyle.
Yakından da böyleymiş.
Miş.
Mış.
Öyledir diyelim.
Ve...
Gerek var mıydı?
?
Evet ,soru işareti.
***
Barış’ın durumu kendisini, ailesini ,Galatasaray’ı bağlar.
Bizi değil.
Hallederler aralarında.
Milli takımın asistan hocaları bizi bağlıyor.
Halletmeliyiz.
Aramızda.
Onlarca ,yüzlerce Barış var sırada.
Bu tarz rahatsız etti beni.
Hocalar haklı ve iyi niyetli olsalar bile.
Ve...
Terim bu konularda en az bizim kadar duyarlıdır,ne düşünüyor?
***
Ali Kırca yıllar önce bir Siyaset Meydanı’nı Almanya’dan yaptı.
Bir dede ve torunu gözlerimin önünde.
Hala.
Dede 40 senedir orada.
Türk.
100 de 100.
Uyum muyum hikaye.
Uymamış,uyamamış.
Oraya.
Torun dedeye yardımcı oluyordu almanca konuşulduğunda.
Tarzanca .
Torunun tüm sülalesi Türk.
100 de 100.
O Alman.
100 de 100.
Dede yardımcı oluyordu toruna türkçe konuşulduğunda.
Tarzanca.
Dramdı.
100 de 100.
İki ülke arasında kalıp, sıkışanların dramı.
***
Uğur Tütüneker’in Almanya’dan geldiği o dünlerdi...
Fenerbahçe’de Dalyan Klüp’te sessiz film oynuyoruz.
Yusuf da var (Duru).
Fenerbahçe de yönetici.
Bir kişi eksik.
-Oynar mısın?
-Ben futbol oynarım.
-?
Türkiye’ye futbol oynamak için geldim.
-?
Tembih etmişler.
Belli.
Biri bir şey verirse alma, tanımadığın insanlarla oynama filan...
Hele Fenerbahçeliler’le.
Aman aman aman...
Gerçi çoğumuz Galatasaraylıydık.
Semt Fenerbahçe ya...
Huylanıyordu.
Bu da belliydi.
Hatırlar.
Belki.
***
Barış’ın bir bildiği vardır .
Böyle söylemesi gerekiyordu.
Söyledi.
Bu da bence.
İdare edilebilirdi.
Edilmedi.
Ve...
“Bazen kazanmak için kaybetmek gerekir, aksi halde kazanırken kaybedersin” gibilerinden bir laf var mıdır bilmem.
Yoksa da...
Artık var.
Uydurdum.
Ve...
Zırt pırt söylenen şu” o forma kutsaldır,pazarlık konusu olmaz”cümlesi...
Hamasi bir kere.
Demode.
Hem de çok.
Devri geçmiş.
Çoktan.
Söyleniyorsa söyleyenin de devri geçmiş.
Bu da bence.
***
Kutsal...
Güçlü bir dinsel saygı uyandıran, uyandırması gereken, kutsi, mukaddes.
Tanrı’ya adanmış olan, tanrısal olan, tapınılacak, yolunda can verilecek derecede sevilen.
Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen.
O forma bu durumda mı?
Hayır.
Kutsalsa, bu kadar oynanır mı kutsal olan bir şeyle?
Oynanmaz.
Nedir bu hamaset o zaman?
Nedir bu duygu sömürüsü?
Ve...
Bu Barış’ın yaptığından daha rahatsız edici.
Ve...
İsviçre’deki basın toplantısında Terim’in göğsünün sağında Nike’ın amblemi vardı, kolunda da ‘Mercedes’in ki.
Göğsünün solundaki Türk Bayrağı Nike ve Mercedes amblemiyle aynı boydaydı.
Pazarlık yapılmış.
Nike ile, Mercedes ile.
Ve...
Geri değilim.
Sponsorların önemini bilirim.
İlk bilenlerdenim.
1974 Floransa...
AB ye ilk girişim.
Ve...
35 yıldır AB’de geçen bir ömür...
Bitmedi.
Terim’in bir sonraki basın toplantısında yine beyaz t-shirt, yine turkuaz eşofman vardı.
‘Kutsal forma’ yine yoktu.
Bu defa tam ayın ,yıldızın önüne iki Coca Cola şisesi...
Coca Cola ile de pazarlık yapılmış.
Ve...
O formanın ‘o forma’ olduğunu bilse pazarlık yapmaz futbolcu.
Uyanmamıştır.
Uyanamamıştır.
Ay-yıldız, yeni formanın bir köşesinde.
Küçük.
Küçücük.
Gördün gördün...
Ve...
Görmemiştir.
Ve...
Terim bu konularda en az bizim kadar duyarlıdır, ne düşünüyor?
***
Bu bir süreç.
Sadece Barış değil.
Diğerleri de var sırada.
Baskı artıyor bu mahallede.
O mahallede de...
Ve...
Uzamasa daha.
Uzatmasalar.
Daha.
Ve...
Made in Bilgin bitirelim.
Bayılıyorum buna.
Yemişim futbolu.
Maçı.
Takımı.
Şunu bunu.
Hayat da daha kutsal şeylerde var.
Valla.
Billa.
Tabii bu da bence.
Ve Barış’a son bir şey.
Aile büyüklerinden biri yardımcı olsun okurken.
Deden filan.
Yanlış anlamanı istemem.
Beni.
Senin tarafındanım.

Hairdesigner
19-12-08, 16:50
Per­hiz ve tur­şu!..


İna­na­mı­yo­rum!..
“Ha­ke­min om­zu­nu tu­tan fut­bol­cu için”, ek­ran­lar­dan “Ey ha­kem, ne­den kar­tı­nı da­ya­mı­yor­sun; se­ni her­ke­sin önün­de ne du­ru­ma dü­şü­rü­yor; kim­den kor­ku­yor­sun; ken­di­ni dü­şün­mü­yor­san ha­kem­li­ği dü­şün; bas­tır kar­tı” di­ye bas bas ba­ğı­ran yo­rum­cu, sev­gi­li Er­man To­roğ­lu de­ğil mi?..
Evet, o!..
Ama ba­kın, “ay­nı” Er­man To­roğ­lu, ma­çın ha­ke­mi­ne “Sen ace­mi­sin, bu işi öğ­re­ne­me­miş­sin, bil­mi­yor­sun” di­yen fut­bol­cu­ya “ve­ri­len ce­za­nın kal­dı­rı­lı­şı­nı” na­sıl sa­vu­nu­yor; “Di­sip­lin Ku­ru­lu’nda­ki ace­mi­ler, Ser­can’ın ha­ke­me ‘Sen bu işi bil­mi­yor­sun, ace­mi­sin’ cüm­le­si­ne bir maç ce­za ve­ri­yor­lar. Şim­di ben Di­sip­lin Ku­ru­lu’na de­sem ki, ‘Siz de ace­mi­si­niz, de­mek ki fut­bol­dan na­si­bi­ni­zi al­ma­mış­sı­nız’ be­ni mah­ke­me­ye mi ve­re­cek­ler? Ben­ce ve­re­mez­ler. Çün­kü bu­ra­da ne mah­ke­me­ye ve­ri­le­cek, ne de ce­za ve­ri­le­cek bir du­rum var.”
Bir de­fa Er­man To­roğ­lu, “ida­re hu­ku­kun­da­ki ce­za ile ce­za hu­ku­kun­da­ki ce­za­yı bir­bi­ri­ne ka­rış­tı­rı­yor” ve bu yüz­den “Be­ni mah­ke­me­ye mi ve­re­cek­ler” di­ye­bi­li­yor; el­bet­te “Se­ni mah­ke­me­ye ver­mez­ler”, ama “teş­ki­lat men­su­bu ol­san, teş­ki­lât di­sip­lin yö­net­me­li­ği­ne” gö­re ‘Di­sip­lin Ku­ru­lu’nu kü­çük dü­şür­mek­ten’ bal gi­bi ida­ri ce­za ve­rir­ler ve de “gık” di­ye­mez­sin; bu bir!..
İkin­ci­si, me­se­la sen bir “dev­let me­mu­ru ol­san” ve her­ke­sin or­ta­sın­da mü­dü­rü­ne “Sen bu işin ace­mi­si­sin, bu işi bil­mi­yor­sun, öğ­ren de gel” de­sen, aca­ba “ne ka­dar ve na­sıl bir ida­ri ce­za alır­sın” hiç dü­şün­dün mü?..
Üçün­cü­sü ve de asıl önem­li­si, bir fut­bol­cu, bir ha­ke­me, bü­tün fut­bol­cu­la­rın or­ta­sın­da “Sen ace­mi­sin, bu işi öğ­re­ne­me­miş­sin, bil­mi­yor­sun” der de, “ce­za al­maz­sa”, ha­kem­le­re bü­tün fut­bol­cu­lar maç sı­ra­sın­da “ben­zer” söz­ler söy­le­me­ye baş­lar­lar­sa, or­ta­da “ha­kem oto­ri­te­si, ha­kem di­sip­li­ni” ka­lır mı; so­ru­yo­rum; han­gi ha­kem ar­tık “böy­le bir or­tam­da” sağ­lık­lı bir maç yö­ne­te­bi­le­cek­tir?..
Tah­kim Ku­ru­lu “Ser­can’ın ce­za­sı­nı kal­dır­mak­la”, fut­bol sa­ha­la­rı­nın or­ta­sı­na tam bir “fi­ti­li ateş­len­miş sa­at­li bom­ba koy­muş­tur”; tam bir skan­dal!..
Hem Tah­kim Ku­ru­lun üye­le­ri­ne, hem de sev­gi­li Er­man To­roğ­lu’na, Ta­hir Kum kar­de­şi­min “haf­ta için­de” Sa­bah Ga­ze­te­si’nde çı­kan “Go­lün ön­ce­si de of­sayt” baş­lık­lı “yö­net­me­li­ği ve 29’un­cu mad­de­yi dos­doğ­ru yo­rum­la­yan” ya­zı­sı­nı oku­ma­la­rı­nı öne­ri­rim!..
Ge­ne sev­gi­li Kum’un “çok iyi ör­nek­le­ri” ile or­ta­ya koy­du­ğu “yan­lış kart gös­te­ri­len fut­bol­cu­nun Di­sip­lin ve Tah­kim Ku­rul­la­rı ka­rar­la­rıy­la kal­dı­rı­lan ve de kart gös­te­ril­me­si ge­re­ken fut­bol­cu­ya kar­tı ve­ren” ka­rar­la­rıy­la il­gi­li ya­zı­la­rı­nın da dik­kat­le okun­ma­sı­nı tav­si­ye ede­rim ve “kar­tı kal­dır­dık­tan son­ra baş­ka­sı­na ver­me ka­ra­rı­nın” da na­sıl bir “sa­at­li bom­ba ol­du­ğu­nun” iyi­ce an­la­şıl­mış ol­ma­sı­nı di­le­rim.
Bit­me­di; Er­man To­roğ­lu, “Okan’ın ba­ca­ğı­nın kı­rıl­dı­ğı maç­ta­ki” o unu­tul­ma­yan “Okan’ın ba­şu­cu­na gi­dip, onun dü­şü­şü­ne inan­ma­dı­ğı­nı ve onun için kart gös­ter­me­di­ği­ni or­ta­ya ko­yan ve ‘Kalk aya­ğa, be­ni al­da­ta­maz­sın’ di­yen tav­rın­da” hâ­lâ ıs­rar edi­yor; di­yor ki, ya­zı­sın­da; “Ya­tar gi­rer­sin, ka­ya­rak gi­rer­sin ve­ya or­ta­da­ki to­pa ayak uza­tır­sın. Top ara­dan fır­lar. Aya­ğın ra­ki­be ge­lir. Her şey ta­mam. Kart bi­le ol­maz. Hat­ta ra­kip sed­ye ile sa­kat­la­nıp çı­kar, o se­ni il­gi­len­dir­mez.”
FI­FA’nın “ya­ta­rak, ka­ya­rak ra­ki­bin aya­ğın­da­ki to­pa mü­da­ha­le­le­re kar­şı” ha­kem­le­re ver­di­ği ta­li­ma­tı “ta­ma­men in­kâr eden” bu gö­rüş, ya­ni “aya­ğı­nı kır­san bi­le kart yok” gö­rü­şü, To­roğ­lu’nun hâ­lâ “za­man tü­ne­lin­de ve Okan ola­yın­da kal­dı­ğı­nı gös­te­ri­yor”; ya­zık!..
Ha­kem­ler, bı­ra­kın Er­man To­roğ­lu’nu, FI­FA’yı, “in­san ola­rak”, böy­le­si­ne mü­da­ha­le­le­re izin ver­me­yin, gös­te­rin sa­rı­yı hat­ta kır­mı­zı­yı, bit­sin, mes­lek­taş­la­rı­nı ay­lar­ca ve bel­ki de ha­yat­la­rı bo­yun­ca fut­bol oy­na­mak­tan men ede­bi­le­cek bu gad­dar­lık­lar!..

Hairdesigner
19-12-08, 16:52
Sarıyı görünce kırmızıya dön!


Bugünkü maçta kırmızı kart görmek serbest! Hatta ceza sınırında bulunan Roberto Carlos, Güiza ve Ali Bilgin’e sarı kart görmeleri durumunda kesinlikle şart! Biliyorum şimdi, “Bu adam delirmiş olmalı” diye düşünüyor birçoğunuz. Oysa aklım hiç olmadığı kadar yerinde. Bunda da futbolumuzu yönetenlerin payı büyük!
Biliyorsunuz, bu sezon ilk yarının son maçı oynanmadan tatile girecek ligimiz. Futbolu yönetenler öyle uygun gördü. Yani Fenerbahçe ile Trabzon, ikinci yarıda iki kez karşı karşıya gelecek. Bugünkü maçta kırmızı kart görenlerle, ceza sınırında olup sararanlar, Trabzon maçı normal zamanda oynansa, forma giyemeyecekti. Ama sağolsun federasyon sayesinde bu durum ortadan kalktı. Çünkü arada tam 3 kupa maçı var. Yani 3 maç ceza alacak bir hareket yapsanız bile, Trabzon’a karşı oynamama şansınız yok Fenerbahçeli bir futbolcu olarak. Hadi kimse kırmızı görmedi diyelim. Ama ceza sınırında 3 oyuncusu var Kanarya’nın. Bunlar sarı kart görmeleri durumunda ligde cezalı duruma düşecek ve Trabzon’a karşı forma giyemeyecek. Ama ikinci sarıdan (veya direkt) kırmızı görmeleri halinde, cezalarını kupada çekecekleri için bu önemli maçta takımdaki yerlerini alabilecek. Yani uyanık olan, sarı gördüğü anda ne yapar eder, bunu kırmızıya dönüştürür. (Aynı şey Trabzonlu oyuncular için söz konusu kuşkusuz)
İşin bir diğer boyutu ise transfer. Biliyorsunuz, devre arasında transfer var. Lig normal seyrinde gitse, iki takım da (tüm diğerleri gibi) şu anki kadrolarıyla oynayacaktı. Ama şimdi sıkıntısı olan kadrosunu takviye edecek ve öyle çıkacak rakibinin karşısına.
Bir başka ve önemli konu sakatlar. Fenerbahçe-Trabzon normal zamanda oynasa Semih forma giyemeyecekti sakatlığı nedeniyle. Ki bu, çok önemli bir eksikti Fenerbahçe için. Ama golcü oyuncu, büyük olasılıkla (2. yarıdaki ilk maçta demek mi gerek bilmiyorum) takımındaki yerini alacak. Yani Kanarya için artı bir güç demek bu.
Bir başka boyut ise takımların formu. Bazı takımlar sonradan form yakaladı, bazıları baştan. Bazıları da inişli-çıkışlı bir grafik çizdi. Fenerbahçe ile Trabzon’un şu anki form durumlarıyla, devre arası hazırlığından sonraki form durumlarının aynı olacağını söylemek akıl kârı olmasa gerek.
Pekii, bu gariplik niye? Yabancılar Noel tatiline çıkacak diye. (Hiç aksini iddia etmesin kimse) Kabul de, bizim futbolcumuzun günahı ne ki, ailesiyle, sevenleriyle bayramlaşmak varken, bayramda (bazen ilk gün) maça çıkıyor? Evet beyler, yanıt lütfen...

Hairdesigner
19-12-08, 16:53
Günün konusu; kim lider olacak?



Amma soru sordum ben de... Deli miyim neyim? Hani bir deli bir kuyuya taş atar kırk akıllı çıkaramaz ya, işte öyle...
Bu soruyu istediğin yere çek çekebildiğin kadar...
Pazara Galatasaray-Beşiktaş maçı var, Galatasaray yenerse, Sıvasspor ve Trabzon da maçlarında berabere kalırsa Galatasaray lider olur.
Akla yakındır.
Beşiktaş'ın hiç liderlik şansı yoktur.
Sıvasspor yenerse liderlikte kalır. Ötekilerin hiç birinin liderlik şansı kalmaz.
Sıvasspor yenilir, Trabzon yenerse Trabzon lider olur. Ötekilerin hiç şansı kalmaz.
Sıvas ve Trabzon berabere kalır, Galatasaray Beşiktaş'a yenilir, Fenerbahçe de Konya'da galip gelirse işte o zaman balık kavağa çıkar! Fenerbahçe lider olur. O da averajla...
Ya hocalar?
Sıvasspor yenerse Bülent Uygun lider olur. Yakışır. Sıvasspor yenilir, Trabzon yenerse Ersun Yanal lider olur. MHK mahçup olur.
Galatasaray-Beşiktaş'ı yener, Sıvasspor ve Trabzon da maçlarında berabere kalırsa Skibbe lider olur.
İşte o zaman çok gülerim...
Gitsin diye yırtınanların ağzı torba gibi büzülür!
Sıvas ve Trabzon berabere kalır, Galatasaray Beşiktaş'a yenilir, Fenerbahçe de Konya'da galip gelirse Dede bastona dayanarak liderlik koltuğuna oturur.
Buna kargalar bile güler!
Fener'i beğenmeyenler hapı yutar! (Başta ben)
Bitmedi;
Dünya yıkılsa Mustafa Denizli lider olamaz!
O zaman da Ertuğrul Sağlam'ın kulakları çınlatılır.
Ya başkanlar?
Sıvasspor yenerse Mecnun Odyakmaz en fiyakalı lider olur. Alkış alır.
Sıvasspor yenilir, Trabzon yenerse Sadri Şener lider olur. Şener'in tv'den meydan okuması ruh bulur.
Galatasaray-Beşiktaş'ı yener, Sıvasspor ve Trabzon da maçlarında berabere kalırsa Adnan Polat lider olur.
İşte o zaman Hıncal Uluç mor olur!
Sıvas ve Trabzon berabere kalır, Galatasaray Beşiktaş'a yenilir, Fenerbahçe de Konya'da galip gelirse Aziz Yıldırım lider olur.
Buna kendi bile inanmaz!
Fener Maldonado'yu bile göndermez.
Bitmedi; İki cihan bir araya gelse Yıldırım Demirören lider olamaz! Çok normal.
Peki.. Mayıs sonunda kim lider olur?
Geçen sene hakkı yenen Kalli.
Yukarıda Allah var.

Hakkı Yalçın'ın dünü

Benim sevgili kardeşim Hakkı Yalçın'ın üzerine başka yazar tanımam!
Kara-mizahı ve cinaslı kafiyeli kelimeleri bu kadar güzel kullanan başkasını görmedim...
Bırakın kelimeleri, heceleri bile böyle dans ettiren, valsten alıp tangoya çalan, taksimsiz makamdan makama geçen başka yazar yok...
Hay kalemine sağlık Hakkıcık...
Demek herkes sana ondan gıcık!
Dünkü Fotomaç'ta Hakkı'nın köşesini mutlaka okuyun.
Hemen dalın internete...
N'olur iki eliniz kanda olsa, o yazıyı bulup okuyun...
Sizi gaza getirmek için üç satır tüyo;
Akraba evliliğinden yorumcu doğanlar...
Kirli eller, temizeller, müptezeller...
Özneniz, fiiliniz, cümleniz...
Cumartesi kongre var
Adnan Polat yönetimi harcama yetkisi isteyecek...
Durum her zamanki gibi sıkışık...
Para var-yok! Gider çok, gelir yok...
Hele şimdi bir de 'Gol o bal' kriz var!
Adnan Başkan darlanıyor.
Benden okey...
Polat Yönetimi daha önce aldığı Goldman Sachs yetkisini de bir yılla sınırlamak istiyor.
Yani her iki taraf için de bir nevi garanti veriyor Adnan Polat.
Camiaya karşı 'korkmayın hata etmem, bu işi uzatmam'
Goldman Sachs'a karşı; 'bak uygun ölçülerde kredi vermezsen almam, süre dolar iş biter' demek istiyor.
Sevgili Başkan Özhan Canaydın da ne dedi giderken;
Yerime Adnan Polat başkan olsun...
Bir liseli kardeşime yazık olmasın!
Biraz hamiyet lütfen...

'Derbide favori olmaz' diyenler toptan çakmayanlardır...

Gülüp geçiyorum. Yorumcuların akraba evliliğinden doğmuş olanları hep sıyırma kantar cevaplar veriyorlar. 'Derbinin favorisi olmaz'mış! Halt etmişsiniz... Size soru soruyorlar, kamuoyu sizden tahmin bekliyor siz eveleyip geveleyip topu taca atıyorsunuz. Neden?
Yanılmaktan korkuyorsunuz da ondan. Var yanıl! N'olmuş yani... Sanki her söylediğimiz doğruymuş gibi... Ben skor bile veriyorum; Galatasaray 4-2 yener! Yağmışken gürle bari.
Söylediğimin tersi de olursa Allah bilir... Ben kulum ve de akıllı bir kul... Bu Galatasaray'ın forvetlerini; iki kanadı kırık, gerisi Zan altındaki Beşiktaş durduramaz! Nokta satır başı...

At biiiin!...

Binicilik Şubesi tesisleri, değerli yönetici Cemal Özgörkey'in çabaları ile yenilendi. Maslak Atlıspor Kulübü Tesisleri içindeki Galatasaray'a ait bölümün açılışında Binicilik Federasyonu Başkanı Armağan Özgörkey de hazır bulundu. Ben açılışa gidemedim ama hafızamda yer eden bir hatırayı da sizlere anlatmak istedim;
Bütün herkesin çabalarına, emeklerine teşekkürler. Ancak yıllardır her genel kurulda mutasavver bütçeye konan ve üyeleri güldüren 1 YTL'lik Binicilik Şubesi bütçesi ile bugünlere gelindi... Alp Yalman Başkan yıllardır sembolik bir bütçeyi kendi cebinden destekleyerek bu günlere geldik. Özgörkeylere teşekkürler ama
İlk 'at biiin!' diyen Sayın Başkan Alp Yalman'dı... Şükranlarımla...

Kemal Onar çok yaşa sen...

Galatasaray Tarihi'ni derleyip toparlayacak, kasasından girip goool diye rakip kaleden çıkacak, bir asrı aşkın her türlü olayı yazacak tek kişi vardı o da Kemal Onar. 80 küsur yaşındaki delikanlı Onar tam dört yıl uğraştı; hastalık, dert, mağlubiyet dinlemedi ve kolay kolay her babayiğidin beceremeyeceği bir külliyatı Galatasaray'a kazandırdı.Kulüp bastırıp dağıtıyormuş... Kupon bir yayınmış... Çok az basılmış... 1905 adet için sıraya girmek gerekirmiş... Hepsi güzel de siz; zarfa değil mazrufa bakın. Ambalaj güzel ama içindeki bilgiler değil 400 YTL'ye, Goldman Sachs kredisi alsan alınmaz! Teşekkürler Kemal Onar, sen çok yaşa e mi...

Sokağa dökmeyin...

Ne o Allahaşkınıza?
Çöp mü bu, sokağa döktüğünüz? Bu kadar mı kolay! Sevgide gönül bağım, saygıda tavan farkım Sayın Başkanım Sadri Şener nasıl böyle bir laf eder! Hadi masaya yumruk, hadi siyah çelenk, balans ayarı, aba altından sopa falan hepsi kabul ama... 'Sokağa dökerim' ııh! Çok kızmışlığına, hakkı yenmişliğine, sabrı tükenmişliğine veriyorum. Trabzon'u sevdiğim için de daha fazla demiyorum. Ama yakışmadı!

Sözüne söz

* Mahmut Özgener: “ İspanya maçını İstanbul dışında oynamayı düşünüyoruz.”
Başkan galiba İsviçre maçını anımsadığı için İstanbul'u istemiyor, oysa suç mekanda değil fermanda!
* Fatih Terim; 'Siyasilerin 20 yılda yapamayacağı şeyleri 20 günde futbolcularımla yaptık.'
El hak doğrudur. Bkz; Saraçoğlu Stadı, İsviçre maçı, tarih .......
* Alman Milli Takımı Teknik Direktörü Joachim Löw; 'Mesut Özil'i Norveç kadrosuna dahil etmek için aceleci davranmayacağım. Böyle bir şey yapmayız. Bizim bu konuda kendisine verilmiş bir vaadimiz yok' dedi.
Hay Allah nedir bu Türk çocuklarının günahı, kimse onları sahiplenmiyor. Çocuklar haklarını korumaya kalkınca da 'pazarlıkçı' damgası yiyorlar! Onları sahiplenecek tek merci TFF'dir ama nerdeee. Orada kim başkan belli değil!
* Fenerbahçe, Ankaragücülü Gökhan Emreciksin'in transferinde sona yaklaştı.
* Desene öteki Emre gibi bu Emreciksin'in de sonu yaklaştı...
* Mustafa Denizli; 'Şampiyonluğu moleküllerime kadar hissediyorum' Molekül atomlardan oluşur Hocam, aman dikkat! Atomlar da Lincoln ve Arda...
* Denizli: “Galatasaray için ne kadar değerli oyuncu varsa, benim takımımda da o kadar değerli oyuncu var. Beşiktaş bu ülkenin en büyük takımlarından biri. Büyük takımın büyük oyuncuları olur. Kimseye özel önlem almayacağız.”
İşte bu!...
Büyük takımın büyük hocası da işte böyle düşünür!
* Ersun Yanal; 'Eksiğimiz kalite'
Tamam da hocam Colman da kenarda...
* İngiltere'de küfüre ceza geliyormuş...
İnanmıyorum...
'Fuck you' 1000 pound; 'madırını, vayfını, sistırını...' deyince 3000 pound mu olacak!

Hairdesigner
19-12-08, 16:54
Beşiktaş nasıl kazanır?

100.yılıydı Beşiktaş’ın... Yıldırım Demirören, Futbol Şube Sorumlusu’ydu. İbrahim Üzülmez yine sol bekti. Yer, yine Ali Sami Yen’di.. Ve Galatasaray, evinde yine harika sonuçlar alıyordu. Yine Galatasaray bir tarafta, Beşiktaş diğer taraftaydı.
Yıldırım Demirören yine heyecandan yerinde duramıyor, İbrahim Üzülmez yine sol ayağıyla orta yapamıyordu!
Ama ne oldu, hatırlıyor musunuz?
İşte o İbrahim, soluyla çekti topu sağına, sağıyla vurdu kaleye ve golünü attı. İşte o golle Beşiktaş kazandı, Yıldırım Demirören rakipler için cehennemi andıran Sami Yen’e mutluluk gözyaşlarını akıttı. İşte o İbrahim Üzülmez golüyle şampiyon oldu Beşiktaş ve bu kez sadece Yıldırım Demirören değil bütün Beşiktaşlılar ağladı mutluluktan...
Futbol böyle bir şey işte... Hiç ummadığın anda hiç umulmadık bir şey olur ve kazanan da değişir, kaybeden de...
Bir çok yorumcu, bir çok internet sitesi, bir çok ‘çok bilmiş’, çok önemli bu derbi öncesi Galatasaray’ı galip ilan etti.
Bundan yaklaşık 1 ay önce de aynı yorumcular, aynı internet siteleri, aynı ‘çok bilmişler’, çok önemli Fenerbahçe derbisinde de Galatasaray ‘galip’ demişti. Ama ne oldu, hatırlıyor musunuz?
Fenerbahçe 4-1 kazandı.
Ben ne Beşiktaş favori diyeceğim ne de Galatasaray... İki takımın son düzlükteki performanslarına bakılırsa, Galatasaray bir adım önde belki, ama bu, Beşiktaş kazanamaz anlamına gelir mi?
Elbette hayır.
Peki Beşiktaş nasıl kazanır? İşte reçetem!
Rüştü, Fenerbahçe formasıyla oynadığı Avrupa maçlarını unutacak!
Gökhan Zan, üzerindeki milli formaymış gibi oynayacak.
Toraman, tribünlerin gazına gelip takımını 10 kişi bırakmayacak.
Zapotocny, Sivok’un yokluğunu aklının bir köşesine yazacak. Ekrem yine çok çalışacak, Cisse ciddi olacak, Seriç Ocak’taki yolculuğu unutacak. Holosko ve Tello savunma yapacak.
Delgado, onca numara arasında neden ‘10’ olduğunu ve pazubandın neden kendi kolunda olduğunu kavrayacak.
Cüneyt Çakır, Türkiye Kupası’ndaki Galatasaray-Fenerbahçe maçında çaldığı düdükleri çalmayacak.
Unuttuğum biri var zannediyorsanız, yanılıyorsunuz!
Yukarıdaki 11 kişi işini yaparsa Beşiktaş kazanır. Çünkü Nobre’nin gol atmadığı kaç Galatasaray maçı var!

Hairdesigner
19-12-08, 16:57
Derbiden çıkacak sonuç beraberlik

Derbi maçlarının favorisi yoktur. Her ne kadar bu maç öncesi Galatasaray favori gösteriliyor olsa bile ben Beşiktaş’ın kaybedeceğine ihtimal vermiyorum. Bir asırlık derbi maçlarında deplasmanı da kabul etmiyorum. Galatasaray takım olarak Ali Sami Yen’e ne kadar alışık olsa da Beşiktaş da bir o kadar Ali Sami Yen’e alışık bir ekip. Bence maçın sonucu berabere
Maçın kaderini her iki takımın kalecisi belirler. Her iki takımın oyun anlayışı birbirine çok yakın. Lincoln’ün son haftalardaki performansı, Galatasaray’ı galibiyete taşıyacak güçte. Delgado’nun Beşiktaş adına görünmesi gerekir. Baros ne kadar golcüyse Nobre de bir o kadar golcüdür.

Galatasaray’da savunmayı ayakta tutacak Servet’in gücü biliniyor. Aynı görüntüde Beşiktaş adına Gökhan Zan’ı da dışlayamam. Mustafa Denizli’nin İbrahim Toraman’ı büyük ihtimal Lincoln’ün üzerine oynatacağını düşünüyorum. İbrahim Toraman’la Lincoln’ün saha içi görüntüsü maç süresi içinde her iki takımın kaderini belirleyecek.

Galatasaray kendisini favori görerek çıkarsa sahaya, büyük yanılgılara düşer. Bir kez daha yineliyorum ki bu maçın favorisi yok. Her ne kadar skor belirlemekten kaçmış olsam bile benim ahkamlı tahminim sonuçta her iki takımın kazanamayacağı ve berabere bitirmesi yönündedir.

Uzun zamandır böyle derbilerde görev alamayan Cüneyt Çakır, umarım maçın kaderini değiştirecek yanlış karar sahibi olmaz. Son yıllarda her maç sonunda hakem tartışmaları bıktırdı artık. Umarım Cüneyt Çakır kardeşimiz saha içinde vereceği yanlış kararlarla gerginlik yaratmaz. Günün baş aktörü hakem değil sahanın içindeki oyuncular olmalıdır. Sadece ve sadece gördüğünü çalsın ve değerlendirsin. Maçı elinde tutmak için kartlara başvurmamasını isteriz. Bu derbide Çakır’a büyük bir görev düşüyor.

Hairdesigner
19-12-08, 16:58
Bireysel oyun Konya’yı bitirir!




FENERBAHÇE takımı devre arasında ikinci yarıya iyi hazırlanabilmesi için Konya’da oynayacağı son lig maçını kazanmak isteyecektir. Fakat Aragones bazı kalıplarından vazgeçmiyor. Bu yüzden de bu maçın skorunu Konyaspor’un performansı belirleyecektir. Ben Fenerbahçe’nin çok üst düzey bir futbol oynayacağını düşünmüyorum. Nedeni de hücumda çoğalamadığı ve rakip takıma ileride baskı kuramadığından... Konyaspor ise son haftalarda galibiyete hasret kaldı. Bu sebepten maçın konsantrasyonu yüksek olacak kanaatimce.. Eğer Konya iyi takım oyunu oynayabilirse, Fenerbahçe’yi zorlar. Bireysel oynarlarsa, bu Fenerbahçe’nin işine gelir. Bakıyoruz ki Fenerbahçe yine duran toplar ve frikiklerin dışında gol atamıyor. Ortada geçecek bir maçta eğer ki Konyaspor gol bulamaz ise Fenerbahçe mutlaka bir ya da iki gol bulup maçı kazanacaktır. Bu arada Sarı-lacivertli takımın devre arasında birkaç futbolcu transferine de ihtiyacı kesin olacak. Çünkü orta sahada hem ileri, hem de geri dörtlüyü idare edecek bir maestro şart.

Hairdesigner
19-12-08, 16:58
Ayhan’sız orta saha




KEYİFLİ bir derbi maçı olacağını tahmin ediyorum. İki takımın da hem Galatasaray hem de Beşiktaş’ın mücadeleci ve takım oyununu sahaya yansıtan performanslarını beğeniyorum. Yalnız, ancak... Galatasaray birkaç avantajı sebebiyle öne çıkıyor. Birincisi Ali Sami Yen’de kendi taraftarı önünde oynaması, son haftalardaki hem oyun, hem de skor adına futbol kamu oyunun taktirini alması... Sonucunda da Galatasaray taraftarının tribünleri dolduracağına eminim.. Hatta taraftarlar son haftalardaki kaliteli oyunun tekrarını isteyeceklerdir. İkinci avantajı... Beşiktaş’ın bireysel oyuncularından daha farklı bir performans söz konusu... Arda’nın, Baros’un, Lincoln’ün zaman zaman bunlara Ayhan, Barış ve Mehmet Topal’da katılıyor. Bu oyuncuların bireysel yeteneklerinin yanında birbirlerini hissedebilme iletişimi de Galatasaray’ı farklı bir kaliteye götürüyor. Bu Beşiktaş’ın yıldız nitelikli oyuncularında ise yok.Nitekim Galatasaraylı futbolcular yalnız mücadele etmiyor. Skoru etkileyecek oyuncuların bireysel katkıları ile yeterlidir. Şimdi ben derim ki... Eğer bir takım bunu oyunda bütünleştirebiliyorsanız, Galatasaray’da yapıldığı gibi başınız da zaman zaman ağrır. Galatasaray’ın avantajları bunlar. Şimdi benim önerime gelecek olursak... Ayhan’ı oynatmam. Onun yerine orta alanda Mehmet Topal ve Barış’a yer veririm. Defansın sağında da Sabri “olmazsa olmazlardan”... Yine ben derim ki; orta alanın sağ tarafında genç Aydın’ın oynatılması kaçınılmazdır. Bence Skibbe asla maceraya girmemelidir. Daha önce de belirttiğim gibi her ne kadar maçın favorisi Galatasaray olarak gösteriliyor ama... Belirtiğim hususlar kulak arkası yapılacak olursa; mağlubiyete de kimse ağlamasın. Çünkü “Macera adamlığı” nın lüzumu yok.

Hairdesigner
19-12-08, 17:01
İlle de Holosko...




DERBİ denildiği zaman iki dakika düşüneceksiniz... Çünkü daima favori gösterilen hüsrana uğrar. Şimdi bu hafta sonu yaşayacağımız derbi ise kelimenin tek anlamı ile “ölüm-kalım savaşı” ... Sebebi de Beşiktaş açısından öyle Galatasaray için ligde biraz sıralama değiştirir sadece... Şimdi Beşiktaş eğer bu maçı kaybedecek olursa; hem Denizli’nin, hem de yönetimin koltukları resmen sallanır. Bunun için de Galatasaray derbisin den mutlaka üç puanla çıkmalı diyorum... Gelelim maça... Beşiktaş bence bu maçta mutlak çift forvet oynamalı. Hele özellikle Holosko’ya büyük iş düşüyor. Çünkü Holosko ağır adamlardan kurulu Galatasaray defansını oldukça zorlar. Yine bir isteğim daha var ki... Bu maçta Delgado oynamamalı...Çünkü takım olarak baktığımız zaman Beşiktaş’ta daha dirayetli futbolcular var. Yine olmazlardan Uğur İnceman, Serdar Özkan ve de Tello olmalı diyorum. Çünkü Galatasaray’ın orta sahasında eskiden sakatlar kenvanı vardı. Oysa şimdi Mehmet Topal ve Barış’ın iyileşmelerinden sonra takım adeta bir kilit duruma geçiyor. Ve de onların ortaları ile Lincoln daha rahat oynamaya ve gol pozisyonlarına girmeğe başladı. Onun için orta sahası zayıf olan Beşiktaş’ın bu noktalara dikkat etmesi lazım. Bence yine vazgeçilmezlerden biri de Tello olmalı diye tekrar tekrar söylüyorum. Çünkü Tello oyun kuruculuğu, top saklayıcılığı ve de isabetli pasları ile orta sahayı taşıyan kişiliklerden de biri. Şimdi bir de işin tekrar aslına dönelim... Eğer Mustafa Hoca bu maça son Ankaragücü karşılaşmasındaki gibi bir taktik ile çıkacak olursa, bence büyük hata yapar ve hem takımı hem de kulübü adeta hüsrana uğratır. Ama Denizli’nin engin tecrübesine dayanarak diyorum ki... Favoriler daima kaybeder...

Hairdesigner
19-12-08, 17:01
Çakır, UEFA ve FIFA’nın takibinde Cüneyt Çakır’ı derbide mentörü Karl Eric Nilsson ve FIFA-UEFA yetkilileri

İsveç’te TV’den izleyecek. Başarılı bulunulursa Avrupa ve Dünya yolu açılacak

UEFA ve FİFA, genç hakemimiz Cüneyt Çakır’ı Galatasaray-Beşiktaş derbisinde İsveç’te TV’den izleyecek. Çakır’ın yaklaşık bir yıldır mentörlüğünü yapan Karl Eric Nilsson, FİFA’nın çok önemsediği ve özel organizasyonlar verdiği profesyonel çalışanı. Aslında tanıdık bir isim. Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray’ın Strum Graz ile oynadığı maçı yönetmişti. Ayrıca Nilsson, İngiltere’de yapılan Avrupa Şampiyonası’nda yine Türk hakemi Ahmet Çakar ile görev yapmıştı. Şu anda FİFA’nın U-21 Ümit Milliler Şampiyonası sorumluluğunu üstlenen Eric Nilsson, Cüneyt Çakır’ı derbi maçta UEFA ve FİFA’nın önemli isimleri ile birlikte izleyecek. Cüneyt Çakır’ın bu maçtan sonra başarılı bulunması halinde Avrupa’da ve dünyada yolu sonuna kadar açılacak. AKŞAM spor ailesi olarak biz de Cüneyt Çakır’a bu maçta başarılar diliyoruz. Haydi Cüneyt, yıllardır Avrupa’da hakemimiz yok diye dövünüyoruz. Artık bu makus talih Cüneyt’le sona ersin.

Hairdesigner
19-12-08, 17:03
Yüzde 51 ve yüzde 51!


Mustafa Denizli şık bir deyim kazandırmıştı: ‘Yüzde 51 şanslıyız.’ Beşiktaş’ın Denizli deyimiyle şansı bu. Bana göre de Galatasaray’ın şansı yüzde 51... Ne etti? Yüzde 102! Matematik mantığına uymayan bir sonuç yani... Derbilerin güzelliği nerede? Mantığa sığmayan sonuçlarla bitmesinde.
“Denizli 3 savunmalı, 5 ortalı, önünde 1+1 sistemle oynayacak, yorumcular ‘kim nerede?’ diye şaşıracak ama Rüştü’nün uzun toplarını Nobre kaparsa, skoru yazacak” da diyebilirim.
“Skibbe hücum zenginliği olan, ama savunma derinliği bulunmayan ekibinde, Topal ve Balta’yla önlem alacak, araya da Barış’ı katacak, galibiyet alacak” da diyebilirim. Veya boşluğa doğru bakar, “Gol olmayacak, berabere kalınacak” şeklinde derin bir yorum yapabilirim.
Futbol çok çene mamulü üretebilen bir zenginlik yani... Futbol yorumcuları hafta boyunca konuştu ve zaten cüzi miktarda kalan aklımı iyice karıştırdı... Nerede mi aklım? Sakarya’da. Dip yaptık ya!
Dr. Kubilay’ın yorumu dikkatimi çekti. Aslında ‘bilgisayar uzmanı futbol konuşanları’ modeli, bilgileri cımbızlamak ve kendi üretimin gibi pazarlamak da vardı... Ama emeğe haksızlık olurdu. Teşekkürler Kubilay, kafamızı toplamaya vesile oldun.
Ne demiş Doktor?
“Meira neden geldi anlaşılmıştır. Galatasaray’ın az gol yemeye başlamasının nedeni, iki sağlam ön libero geldiği içindir.”
Ben Meira’ya demek ki boşu boşuna sallamışım.
“Deplasmanda sürpriz golcüler çıkacak.” Haklı... Çıkmadı mı?
“Tek santrfor ve arkası Sabri, Arda, Lincoln üçlüsü olacak.” Yine haklı... Sabri değil de, Kewell vardı.
“Sağlamcı ön liberolara çok güvenir.” Evvvet... Topal başladı, Barış katıldı. Ayhan zaten vardı.
“İnandığı futbolcularla oynamayı çok sever.” Zaten kanıtlandı. Hele hele sakatlıklar da olmasaydı.
“Galatasaray’da çok miktarda sporcunun gol atması kimseyi şaşırtmamalıdır.” Doğru, tek maçtan fazlasını oynayan 19 futbolcunun 9’u gol attı.
Ben ne demiştim? Dört kadını idare eden, bırakın Galatasaray’ı, memleketi bile idare eder.
Farazi o fenni yoldan gitmiş olsak da, sonuçta doktorla buluşmuşuz. Mutluyum.

Hairdesigner
19-12-08, 17:04
Bir sporcunun kendisini vurma hakkı var mıdır?



Eğlenmek için gittiği mekânda ruhsatsız tabancasıyla kendini vurmayı başaran; böylelikle hem kariyerini tehlikeye atmayı hem de zekâsını tartışmaya açmayı beceren Amerikalı sporcuyu görünce o suali sormak istedik; izin günlerinde bir sporcu istediğini yapmakta özgür müdür, değil midir?
Güzel ülkemizin geçmiş zamanlarına göz atıldığında 'Yeraltı dünyasıyla iç içe yaşamayı övünç kaynağı gibi görenleri, silahıyla poz verenleri, yasalara aykırı işlere bulaşanları' hatırlamak mümkün. Mümkün olmayan şeyse sporcunun tabancayla ve karanlık güçlerle nasıl ilişki kurduğu; nedense sporcuyla silahı bağdaştırmakta, yan yana koymakta, aralarında ilişki kurmakta zorlanıyoruz.
Samsunspor'da oynadığımız yıllarda dilden dile anlatılan Özden hikâyesini de yeri gelmişken anlatmayı ihmal etmeyelim. İnanılmaz yeteneğine karşın pavyon tutkusunu bir türlü dizginleyemeyen Özden'e yapılan nasihatler ve tehditler fayda etmeyince 'Sen hangi ayağınla topa vuruyordun?' sorusunun ardından ayağına sıkılan kurşun futbol hayatını o an bitirivermişti. Elbette topa öylesine güzel hükmedebilen kramponları zorbalıkla yeşil sahaların dışına itmenin tasvip edilir yanı yok. Ancak unutulmamalı ki eskiden taraftar duyarlılığı denilen bir olgu vardı, etki alanı hayli geniş görünmeyen bir kontrol sistemi vardı. Futbolcular hafta arası istenmeyen bir yerlerde mi göründü; anında birilerinin kulağına kar suyu kaçırılır ve asayiş tez elden sağlanırdı!
Güneydoğu'nun anlı şanlı takımlarından birisinin başkanının, karşısında ayak ayak üstüne atan oyuncuyu tabancasıyla vurmaya kalktığı günleri yâd edince futbolumuzun geldiği yerleri, kat ettiği mesafeyi takdir etmemek mümkün değil. Eksiklikler yok mu; olmaz olur mu; belki sayılamayacak kadar fazla eksik var; ama kabul edelim, alınan mesafe de övgüyü hak edecek düzeyde.
Bilindiği üzere maç kamplarını en çok seven hocaların, yöneticilerin yaşadığı bir coğrafyadayız. Baksanıza o kamplara ilk baş kaldıran hocaların başında gelen, Milli Takım'da bile alışveriş dışında her şeye izin veren Mustafa Denizli, 60 yaşına yaklaştığı günlerde kamp sever olup çıkıverdi! İşler istim üstünde gitmeyince prensipler, hayat görüşleri, entelektüel yaklaşımlar nasıl da anlamını yitiriyor!
Galiba Türkiye'de Dünya Kupası finali oynamaktan daha zor gerçekleşecek şey 'Önemli bir maça kamp yapmadan, evde yenen bir yemeğin ardından kulüp binasında yahut da stadyumun soyunma odasında toplanarak çıkmak' olacak. Çünkü kimse kendisinden başkasına yüzde yüz güvenmiyor, kimse bir başkasının da en az kendisi kadar duyarlı davranacağına ihtimal vermiyor. Yeniden Amerika semalarına dönecek olursak, bizi cezbeden asıl hadise sakarlık değil 'Sporcu şöhretinin başlar belaya girdiğinde koruyucu kalkan görevi üstlenemiyor oluşu!' Bizde dikkat edilirse şöhretli oyunculara trafikten bürokrasiye varıncaya dek hemen her yerde suçlu olup olmadığına bakılmaksızın destek verilir, arka çıkılır. Bizde şöhretinin zirvesinde uyuşturucu kullandığı, ruhsatsız silah bulundurduğu, kavgaya karıştığı gerekçesiyle tutuklanan bir oyuncu hatırlıyor musunuz? Sporcunun, sanatçının, siyasetçinin suç işlediğinde sıradan bir vatandaştan ayrı muamele görmesi uygulaması ülkemize yakışmıyor. Yurtdışında sporcular kontratlarında yazan miktardan fazlasını sponsorlardan kazandığından ötürü imajlarına önem vermek zorunda. Zira büyük firmalar imajlarını zedeleyen isimlerle yollarını ayırmakta tereddüt göstermiyor. Bizdeyse marka değerini bulmuş sporcu mevcut olmadığından ve sporcuların ürüne katkısı yok denecek kadar az olduğundan ötürü resim net değil. Neyse buna da şükür; başkasını vurmaktansa kendini vurmak kötünün iyisi!

Hairdesigner
19-12-08, 17:05
Trabzon'a yeni stat mı? Çok zor
Trabzonspor başkanını Gazeteciler Cemiyeti’nde konuk ettik.
Yıllar önce, “sadece sohbet” amaçlı sohbetlerimiz olurdu, “yazılmamak” koşuluyla..
Başkan, “Benim için fark etmez” deyince, sohbet basın toplantısına döndü..
Bir meslektaşımız, “Fener, G:Saray, Beşiktaş ile yarışan Trabzonspor” diyecek oldu; Sadri Şener, “Bunlarla şampiyonluk için yarışan bir Trabzonspor için, ekonomik anlamda da onlar gibi olabilecek bir kulüp gerektiğini de düşünmek lazım. F.Bahçe’ye giriş aidatına bakın birde Trabzonspor’a.. Her alanda büyük düşünmek lazım.. İşimize geldiği alanda değil.” dediğinde bir nebze değil, önemli ölçüde haklıydı. Tamam Trabzon’un ekonomik gücü belli ama, aidatın yıllık
120 lira olması da eşyanın tabiatına aykırı değil mi?
Sadri Şener ile üzerinde en fazla konuşulan konu denizin doldurulması ile yapılacağı özellikle Başbakan ve çevresi tarafından ifade edilen 40 bin kişilik Akyazı Stat Projesi.
“Dünya ve Türkiye ekonomisindeki bu kriz ortamında, ” yap-işlet-devret “ modeli ile bu stadı 2 yıl içinde yapacak yatırımcıyı bulmak artık imkansızdır. İşadamı kazanamayacağı işe yatırım yapmaz. Hele hele bu kriz ortamında”
“Bu stadı Trabzonspor’da istemeyecek kimse bulamazsınız. Hatta bayram ederiz. Çünkü, Trabzon’a yakışan ve Trabzonspor’a kazandıran bir projedir. Ancak bugünkü koşullarda bunu ancak devlet yapar. Bunun bedeli de nedir? 200 trilyon lira..”
Aslında, Sadri Şener’in ifadesi ve beklentisi doğrudur. Çünkü, bu projenin sahibinin ta başından beri Başbakan Erdoğan olduğu söyleniyor. Kendisi de ifade etmiştir. O zaman, “Buyurun sayın Başbakan, söz konusu futbol olduğunda birinci derecede öncelikli il olan Trabzon’a yakışan bu stadı yapın.
Dünyadaki herkesi kasıp kavuran krizin kendi ifadenizle ” Ekonomimize teğer geçmesi “ avantajını da kullanır ve bu stadı temelini seçim yatırımı dense bile Mart’tan önce atarak Trabzon ve Türk futboluna hediye edersiniz.
Yapılması gereken de budur. Öyle ise buyurun iş başına.

Hairdesigner
19-12-08, 17:06
Eyy Ha­lis Öz­kah­ya!..



Ha­lis Öz­kah­ya‘nın Sü­per Lig’de 3’ün­cü yı­lı. Ha­kem­lik ha­ya­tın­da şan­sı ya­ver gi­den­ler­den... Al­lah ver­gi­si boy bos ve gü­len sem­pa­tik bir yü­zü var.
Mem­le­ke­ti Kü­tah­ya... Ama işe İz­mit’ten baş­la­ma­sı mer­di­ven­le­ri bi­raz hız­lı çık­ma­sı­nı sağ­la­dı.
Me­se­la 21 Mart 2004’te Sü­per Lig’de Ela­zığ-A.Gü­cü (1-2) ma­çı var. Mü­sa­ba­ka­yı Mus­ta­fa Çul­cu yö­ne­ti­yor. 4.ha­kem Ha­lis Öz­kah­ya. Sü­per Lig’le böy­le ta­nı­şı­yor. Çul­cu‘ya de­fa­lar­ca 4.ha­kem gi­di­yor. Sü­per Lig’de maç yö­net­me­den ba­ya­ğı bir Sü­per Li­gi te­nef­füs edi­yor.
Çul­cu MHK Baş­ka­nı olun­ca Ha­lis Öz­kah­ya‘yı o dö­nem­ki adıy­la A Ka­te­go­ri­si’nde ma­ça do­yur­du. Sü­per Lig’e lis­te ba­şı ola­rak çık­tı.
Sü­per Lig’de de maç­sız kal­ma­dı. Ma­ça hiç su­sa­ma­dı.
Oğuz Sar­van MHK’sı gö­re­ve gel­di.
Cü­neyt Ba­kı­roğ­lu, Fe­ri­dun Çık­rık­çı gi­bi Çul­cu‘nun prens­le­ri­nin ipi çe­ki­lir­ken Ha­lis Öz­kah­ya‘ya do­ku­nan ol­ma­dı. Bat­man’a git­miş­ti. Sa­nı­yo­rum Sar­van ken­di­sin­de ha­kem­lik ışıl­tı­la­rı ve ge­le­cek gör­dü.
Ge­çen se­zon gö­re­ve baş­la­yan Sar­van MHK’sı, Öz­kah­ya‘ya 10 haf­ta­da 7 maç ver­di. Cid­di ha­ta­lar yap­ma­sı­na rağ­men Sü­per Lig’de 5 haf­ta üst üs­te maç al­dı.
İlk çık­tı­ğı yıl (2006-07) 12 maç yö­net­ti. İkin­ci yıl (2007-08) 16 ma­ça çık­tı.
Ağus­tos ayın­da ha­kem­ler Si­liv­ri’de ter dö­ker­ken, fe­de­ras­yon Ha­lis Öz­kah­ya‘yı li­san öğ­ren­me­si için İn­gil­te­re’ye gön­der­di. Hiç­bir yer­de bek­le­me­di, za­man kay­bet­me­di. A Ka­te­go­ri­si, or­dan Sü­per Lig, anın­da FI­FA ko­kar­tı.
Tür­ki­ye lig­le­rin­de böy­le çabuk yol alan ha­kem ben ha­tır­la­mı­yo­rum.
Pe­ki Ha­lis bu şan­sı iyi kul­lan­bil­di mi?
İş­te bu­ra­da Ah­met Ça­kar‘ın ta­bi­riy­le “sı­kın­tı var!”
...
Ge­çen se­zo­na hiç gir­me­ye­ce­ğim. Bu se­zo­na ba­ka­lım.
Bu se­zon da Oğuz Sar­van - Yük­sel Ok­çu­oğ­lu iki­li­si Ha­lis Öz­kah­ya‘ya 6 maç ver­di. 6’sı da 4 bü­yük­le­rin ve nak­len ya­yın­da olan maç­lar.
F.Bah­çe-Kay­se­ri ma­çın­da Uğur Boral’ı at­ma­dı.
G.Sa­ray-G.An­tep ma­çın­da Ar­da el­le oy­na­dı; pe­nal­tı­yı çal­dı ama sa­rı­sı olan Ar­da‘yı at­ma­dı.
Kay­se­ri-Trab­zon ma­çın­da “ucuz” pe­nal­tı­lar çal­dı.
G.Bir­li­ği-G.Sa­ray ma­çın­da Ba­ros‘un 3 sa­rı kart po­zis­yo­nu ol­du. Bir ta­ne­si­ni gös­te­re­bil­di. G.Bir­li­ği’nden Bur­han‘a sa­rı­yı çak­tı, Ba­ros‘a çı­ka­ra­ma­dı.
...
Şim­di... MHK’nın ya­pa­ca­ğı bir iş var.
Ha­lis‘i kar­şı­sı­na ala­cak. “Gü­zel kar­de­şim biz bu ka­dar ma­çı ve po­zis­yo­nu gö­ğüs­le­dik. Sen bu ha­ta­la­rı gö­re­me­din de mi yap­tın? Yok­sa sen bi­raz uya­nık mı­sın?” di­ye sor­ma­lı.
Er­man To­roğ­lu‘nun Ha­lis için de­di­ği gi­bi, “MHK acır­sa, acı­na­cak ha­le dü­şer.”
Türk ha­kem­li­ği­nin uzun bir dö­ne­mi­ni kap­sa­yan ey­yam vi­rü­sü ba­zı ha­kem­ler sa­ye­sin­de ye­ni­den hort­la­dı. Ba­zı­la­rı bu vi­rü­sü vi­ta­min­le bes­li­yor.
MHK için de be­lir­le­ye­ce­ği du­ruş ve ta­vır, bir kı­rıl­ma nok­ta­sı ola­cak­tır.
Bek­le­yip, gö­re­ce­ğiz.
Sev­gi­li Ha­lis şu an­da ba­na çok kız­dı­ğı­nı ve si­nir­len­di­ği­ni tah­min ede­bi­li­yo­rum. Se­nin­le ilk kar­şı­la­şan yö­ne­ti­ci, med­ya men­su­bu her kim olur­sa ol­sun se­nin için olum­lu duy­gu­lar bes­li­yor­du.
Ama ar­tık bir yol ay­rı­mı­na gel­din!
Ba­na gö­re bı­çak da ke­mi­ğe da­yan­dı. Ay­na­ya bir bak! Bi­ri­le­ri se­nin için bak­ma­ya baş­la­dı bi­le!


>> Yar­dım­cı­la­rın kâ­bu­su pie­ro
Ya­yın­cı ku­ru­luş ve fe­de­ras­yon bir ara­ya gel­me­li. Bu işe bir çö­züm bul­ma­lı.
Pie­ro yar­dım­cı ha­kem­le­rin ka­bu­su ol­du.
Pi­re­o uy­gu­la­ma­sın­da top ada­mın aya­ğı­na ya­pı­şık­ken, ya­yın­cı ku­ru­luş çiz­gi­yi çe­ki­yor.
Hal­bu­ki esas olan to­pun ayak­tan çık­tı­ğı an­dır.
Yar­dım­cı ha­kem, to­pa vu­ru­lan anı ku­la­ğıy­la du­yar, to­pun ayak­tan çık­tı­ğı an ola­rak al­gı­lar ve bay­ra­ğı­nı ona gö­re çe­ker ya da çek­mez.
Pie­ro uy­gu­la­ma­sı ba­zı yar­dım­cı ha­kem­le­rin cid­di şe­kil­de hak­kı­nı yi­yor. Pi­ero­da çe­ki­len of­sayt çiz­gi­si doğ­ru­yu gös­ter­mi­yor. To­pun çık­tı­ğı an­la il­gi­li cid­di te­red­düt­ler var. To­pun aya­ğa ya­pış­tı­rıl­ma­sı ya da ya­pış­tı­rıl­ma­ma­sı tam bir met­re of­sayt ha­ta­sı gö­ste­ri­yor!


>> Ke­mal Din­çer’in 306 gü­nü
Ge­çen se­zon 24 Ma­yıs’ta TGRT Ha­ber TV’de Göz­lem­ci­ler ve Tem­sil­ci­ler Ku­ru­lu Baş­ka­nı Ke­mal Din­çer‘i prog­ra­mı­mı­za ko­nuk et­miş­tik.
Ke­mal Din­çer, o ta­rih­te he­nüz 3 ay­lık bir GTK baş­ka­nıy­dı ve ca­mi­anın dı­şın­dan bir isim­di.
Şim­di 10 ayı­nı dol­dur­muş bir GTK Baş­ka­nı ola­rak ya­rın ak­şam Ha­kem Tri­osu‘nda ko­nu­ğum ola­cak.
306 gü­nün de­ğer­len­dir­me­si­ni ya­pa­ca­ğız. “Ha­kem not­la­rı­nın dik­ka­te alın­ma­ma­sın­dan” tu­tun, göz­lem­ci ve tem­sil­ci kad­ro­la­rı­nın azal­tıl­ma­sı­na ka­dar bir çok şe­yi Sa­yın Din­çer‘le ko­nu­şa­ca­ğız.
Ke­mal Din­çer’in şöy­le bir özel­li­ği var: Ha­kem - göz­lem­ci ca­mi­asın­da ki­min­le gö­rü­şü­yor­sa, mut­la­ka olum­lu bir ka­na­at bı­ra­kı­yor. İlk za­man­lar ken­di­si­ne şid­det­le kar­şı olan çok sa­yı­da is­min şu gün­ler­de öv­gü do­lu söz­le­ri var. Ken­di­si ve ge­le­cek için in­ce he­sap yap­mı­yor. Bu du­rum öz­gür ira­de­si­ni güç­len­di­ri­yor. Bir ha­ta ol­duy­sa ya ka­bul edi­yor ya da ken­di ve ku­ru­lu açı­sın­dan ge­rek­çe­le­ri­ni şef­faf bir şe­kil­de or­ta­ya ko­yu­yor.
Bu ta­ra­fı Ke­mal Din­çer‘in ge­niş bir ka­bul gör­me­si­ni sağ­la­dı.


>> HAKEM - METRE
Maç Hakem Maç KK SK Penaltı Gözlemci
Kon­ya-F.Bah­çe Kud­du­si Müf­tü­oğ­lu 7.ma­çı 2 22 2 Ha­san Cey­lan (5)
Be­le­di­ye-Ko­ca­eli Yu­nus Yıl­dı­rım 9.ma­çı - 25 - Mu­rat Il­gaz (5)
Ha­cet­te­pe-Kay­se­ri İl­ker Me­ral 7.ma­çı 2 18 1 Yah­ya Di­ker (4)
Trab­zon-Es­ki­şe­hir Fı­rat Ay­dı­nus 10.ma­çı 5 43 1 Ka­dir Toz­lu (5)
G.Sa­ray-Be­şik­taş Cü­neyt Ça­kır 10.ma­çı 9 44 3 Ab­dur­rah­man Arı­cı (4)
De­niz­li-A.Gü­cü Tol­ga Öz­kal­fa 6.ma­çı 1 16 1 Ali Can La­kot (5)
G.Bir­li­ği-Si­vas Hü­se­yin Gö­çek 9.ma­çı - 38 - Ya­vuz Ka­ra­ozan (5)
G.An­tep-Bur­sa Öz­güç Tür­kalp 6.ma­çı 3 22 - Se­la­mi Şim­şek (3)
An­tal­ya-An­ka­ra De­niz Ço­ban 6.ma­çı 2 24 - Sab­ri Çe­lik (6)

Hairdesigner
19-12-08, 17:07
Kul hakkı


Ben sadece bu sezon başından beri değil, geçen Nisan ayından beridir bu MHK'yı uygulamalarından dolayı ciddi bir biçimde eleştiriyor ve gidişatın hiç de iyi olmadığını söylüyordum.

http://www.bugun.com.tr/images/yazar/buyuk/10068_cempapila.jpg


Ayrıca bu süreç içinde hakem hatalarının önlenemeyecek şekilde yükseleceğini hem sözlü ve hem de yazılı olarak beyan ediyordum. Bu eleştirilerimin ana gerekçesini, hakemlerin MHK ve TFF’ye karşı olan güvensizlikleri oluşturmaktaydı.

Bu güvensizliğin gerekçesi ise bazı hakemlerin sokak tabiriyle "kellerinin alınması" gerçeğiydi. Faal her hakem, arkadaşlarına reva görülen bu uygulamanın kendileri için de bir gün olabileceğini açık ve net olarak gördüler.

Ben geleceği görerek bu eleştirilerimi yaptığımda, istisnaları olmakla birlikte, medyamızın anlı şanlı mensupları olayları görmemezlikten geliyor ve hatta bu MHK'yı desteklemek için adeta bir birleriyle yarışıyorlardı. Hakemliğin ruhunu bilmeyenlerin bu tutumunu anlayışla karşıladığımı bir kez daha belirtmek isterim ama bu camianın içinden gelenlerin bu duyarsızlığını kabul etmem mümkün değildir.

Onların bu duyarsızlığının sebebi tabii ki bu düzenden bir şekilde nemalanmalarıdır. İddia ediyorum ki Türk hakemliğine en büyük zararı bu MHK vermiştir. İki haftadır biraz geri çekildim ve neler olacak diye izlemeye başladım.

Sanki benim bu geri çekilmem bekleniyormuş gibi, tüm medya hep bir ağızdan bu MHK’nın derhal istifa etmesini istemeye, daha ileri gidenler ise bu MHK’nın TFF yönetiminin de sonunu hazırladığını ifade etmeye başladı.

MHK gitsin diyenler unutmasın; hak edene git demek asillere yakışır. Hakemliği bıraktıktan sonra hem mesleki kariyerim ve hem de medyadaki görevim bana futbol dünyasındaki insanları daha yakından tanıma fırsatı verdi. Ey Anadolu'nun her köşesinde yaşayan kardeşlerim, emin olunuz ki; önem verdiğiniz, onları gördüğünüzde saygıdan önünü iliklediğiniz insanların yüzde 99’u sizden daha akıllı, daha dürüst, daha onurlu insanlar değiller.

Onlar; büyük şehirlerin kendilerine, insanlara karşı her türlü onursuzluğu yapmayı öğrettikleri, koltuklarının, paranın ve sahte itibarın esiri olmuş, kendilerinden başka hiçbir şeye kıymet vermeyen insanlar. Bilmiyorlar mıdır ki; bir insan kendi içinde bulunduğu veya içinden çıktığı camianın mensuplarından saygı görmüyorsa, o insan ömrünü boşuna geçirmiş demektir.

Sözde hakemliğin kurtulması adına, aslında reyting ve para uğruna hakemlerin kellelerinin alınması için nara atanlar hala bu gidişatı görmezden gelmekteler. Hatta daha da ileri gidiyorlar ve yeni bazı hakemlerin ve yardımcı hakemlerin de kellelerinin alınmasını talep ediyorlar, buna da "temizlik" diyorlar.

Aslında temizlenmeleri gereken onlar, kendi ruhlarını kötülüklerden temizlemeleri lazım. Kendini savunamayan, savunmasına izin dahi verilmeyen bu camianın mensuplarına leke çalmak ne kadar ayıp ve günah. Bir şey biliyorsanız, çıkın delikanlı gibi anlatın biz de öğrenelim ve hakkınızı teslim edelim.

Eğer anlatmayacaksanız ya da anlatacak gerçekten bir şeyiniz yoksa, ruhunuzu teslim edesiye kadar, o günah saçan çenenizi kapayın ve unutmayın; en büyük günah kul hakkı yemek. Hakemlerin kelleleri alındı ve belli ki yine bazılarının ve bazı yardımcı hakemlerin de kelleleri alınacak. Bu hakemlerin suçları var mı bilmiyorum ama hem bunlara yapılan muamele ve hem de bu hakem kardeşlerin tutumları yüzünden insanlar şüpheyle düşünmeye başladı; belki var belki de yok.

Ama biliyorum ki MHK üyelerinin ve hatta bazı TFF üyelerinin bildiği hiçbir suçları yok. Suçları, bazen kulüp başkalarının istememesi bazen de birinin oğlu olmak. Bazen yukarıda sözünü ettiğim insanlar mı suçlu, yoksa bu insanlara itibar edip saçma sapan işler yapan yöneticiler mi daha suçlu bilemiyorum.

Bildiğim ve emin olduğum tek bir şey var; bir gün bir şekilde herkes için hesap kesme günü gelecek ve herkes yaptıklarının hesabını verecek. Muhtemelen, TFF bu sefer de MHK başkanının kellesini verecek ama bu sorunları çözmez.

Bu MHK başkanının gitmesinden daha önemli olan, kimin geleceğidir. Gelecek olanın, tüm camianın saygı ve güven duyduğu, vizyon sahibi, çağdaş bakış açısına sahip biri olması lazım. Ama korkarım TFF yine eskilere rağbet edecek. O zaman son söz TFF'ye; eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı.

Hairdesigner
20-12-08, 03:18
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Yalancı lider

Fenerbahçe lig tarihinde bir defa yenildiği ve 19 kez yendiği rakibi Konyaspor'u çok kötü bir futbol oynamasına rağmen dün akşam da 2-1 yenerek liderliğe yükseldi. Tabii bu maç fazlasıylaydı. Lugano ve Edu gibi hem defansta hem de ofansta etkili olan iki futbolcusundan mahrum olan sarı-lacivertlilerde bu önemli eksiklerin dışında sahada olduğu halde görülmeyen ve ancak gollerde ortaya çıkan Deivid, Alex ve sonradan oyuna giren Deniz, Vederson ve Ali Bilgin gibi yokları oynayan oyuncuları da vardı. Aslında Önder ve Yasin bir hata dışında görevlerine başarıyla yaptılar. Hatta Önder, Lugano gibi ileri çıkıp gol atarak galibiyette önemli rol oynadı. Kaleci Volkan dün akşam da Veysel'in attığı golde yine kendini yere atarak hatalı gol yeme serisini sürdürdü. Oysa ayakta dursa topu çelecekti. Konyaspor'un hocası Giray Bulak, Fenerbahçe'ye karşı her zaman yaptığı gibi sert ve presli bir futbol sergileyerek rakibi oynatmamayı hedefledi. F.Bahçeli futbolcular da orta sahada etkisiz kalınca maç uzun süre pozisyonsuz devam etti. İlk yarıda Fenerbahçe'nin Önder'in göğsüne çarpan ve güzel bir atakta Deivid'in kazandırdığı gollerle 2-0 Fenerbahçe'nin galibiyetiyle kapandı. Bu arada son saniyelerde Uğur'un kaçırdığı mutlak bir gol de vardı.

Kan kusturdular
İkinci yarıda Konya inatçı ve presli futboluyla 52. dakikada bir gol atarak umutlandı. Fenerbahçe de pabucun pahalı olduğunu gören Aragones değişikliklere başladı. Önce Emre'nin yerine Deniz ve Uğur'un yerine Vederson oyuna girdiler. Bu arada Deivid'in auta giden bir şutuyla Alex'in kalecide kalan bir şutu vardı. Daha sonra da Ali Bilgin, Deivid'in yerini aldı ve seyirciye kan kusturan ve endişe veren son dakikalarda Volkan, Erhan'ın şutunu kurtararak galibiyetin korunmasını sağladı.

Hairdesigner
20-12-08, 03:18
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Nereye kadar?

İlk önce şunu söyleyelim. Bu kadar kötü futbolla deplasmandan alınan üç puan F.Bahçe'nin büyük şansıdır. 90 dakika boyunca savunmada hatasız oynayan Önder-Carlos ve orta sahada mücadeleyi bırakmayan Josico dışında hiçbir futbolcuyu gündeme getirmiyorsak, bu galibiyetin nasıl geldiğini siz hesaplayın. Güiza'ya artık bir şey diyemiyorum. Sezon başından beri böylesine yalnızları oynayan bir forvet herhalde dünyanın hiçbir takımında yoktur. Defans kalabalığı içinde mucizeler beklenen İspanya gol kralı, şimdiye kadar isyan etmediyse, kendisine helal olsun diyorum. Güiza, 3-4 kişi arasından geçirip Deivid'e yaptığı mükemmel asistle maçı kurtaran adam oldu. Aragones, beklediğimiz gibi Lugano ve Edu'nun yerine Önder ve Yasin'i oynattı. Yabancı kontenjanı boşalınca da Deivid'i sahaya sürdü. Konya'da hava çok soğuktu. Tribünlerde seyirciler, sahadaki futbolcular adeta buz kesti. Yalnız bu buz kesmek, iklim adına değil futbol adınaydı. Çünkü televizyonları başında oturan futbolseverler de aynı şekilde buz kestiler.

Önder golü elle attı
Atılan gole kadar iki kalecinin eline top değmedi. Konyaspor, 5 maçtır gol atamıyor. Onu da Fenerbahçe'ye attı. Veysel'in golünden başka Konyaspor'da 1-2 cılız atak dışında bir şey göremedik. Tipik bir beraberlik maçıydı. İlk devre 2-0 bitince "Fenerbahçe, ikinci devre farka gidecek" dedik. Öyle ya Giray Bulak'ın mecburen alacağı riskten boşalan sahada sahneye Emre, Alex ve Deivid çıkar diye düşündük. Ama bu üçlü top oynamak yerine daha çok yürüdü. Şu bir gerçek ki Fenerbahçe, kimilerine göre sezonu iyi bir yerde kapatmış olacak ama ikinci yarıdaki fikstürü gözümüzün önüne koyduğumuzda "Bu futbolla nereye kadarın?" tartışmasını masaya yatırmak gerekir. Ocak ayında yapılacak işler çok ciddi şekilde olmalı ve radikal kararlar alınmalıdır. Elbette bu kadar yazdık ama herhalde bütün tartışmalar Önder'in golü üzerine odaklanacak. Kuddusi, ilk başta serbest vuruşu işaret etti. Golü ısrarla yardımcı hakem verdirdi. Ben ona buna bakmam. Burada golü atana bakarım. Uzun zamandır oynamayan Önder, eğer galibiyet golünü atıyorsa sevinçten yerinde durmazdı. Demek ki doğruya doğru, karar yanlış!

Hairdesigner
20-12-08, 03:19
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1267.jpg Kan-ter içinde

Fenerbahçe'nin Ankaraspor ile 16 Kasım'da yaptığı maç sonrası çıkan yazımda "Eğer bu tempo devam ederse, 4 hafta sonra Fenerbahçe nerede, göreceğiz" demiştim. Bu süreçte sarılacivertli ekip, iki ezeli rakibiyle derbi müsabakaları da yaptı ve kazandı. Ön görülerimizde görülüyor ki haklı çıktık. Bugün maç fazlasıyla da olsa Fenerbahçe bu yıl ilk defa ligin lideri oldu. Sezona kötü başlayan takım, bence düzeldiği, uyumu bulduğu için ve de iyi antrene edildiğinden lider olmadı! Rakiplerin hata yapmaları ve bazı maçları Fenerbahçe karşısında 11-11 tamamlayamamaları, bu liderlikte önemli bir etkendi. Futbolcular zaman zaman bireysel yetenekleriyle skora etki yapsalar da şöhretlerine uygun bir futbolu bir türlü gerçekleştiremediler. Konya deplasmanında ilk yarı iki bölüm vardı. Gole kadar olan kısımda Fenerbahçe de Konyaspor da hareketliydiler. Ev sahibi takım hatta son vuruşlar hariç biraz daha iyi göründü. Yeşil-beyazlılar golle birlikte demoralize oldular. Hakemin ve yardımcısının karar çelişkileri ve golü atan Önder'in bile bu gole sevinmemesi, temiz bir gol olmadığının işaretiydi. Konyaspor'daki moral bozukluğu karşısında hızlanan Fenerbahçe, temposunu arttırınca birkaç pozisyon daha buldu. Güiza'nın asisti sonrasında da Deivid'le ikinci golünü kazandı Fenerbahçe. 2-0'dan sonra Konyaspor risk almaya başlayınca Fenerbahçe skoru arttırmak isterken Veysel takımı adına enteresan bir gol attı.

Allah'tan gördüler
Topun yırtık ağlardan dışarı çıkmasını hakemler Allah'tan görebildiler de yeni bir skandal yaşanmadı. Yine de "Kale ağlarını kontrol ettim" deyip de görevini yapmayan sorumlulardan federasyon hesap sormalıdır. Böyle laubalilikler yüzünden TFF de MHK de unutmasınlar ki sırat köprüsündeler. Bir gerçek de Fenerbahçe'nin, Konya deplasmanından ecel terleri içinde lider gelebildiğidir.

Hairdesigner
20-12-08, 03:19
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Bağışla "Dede"

Tek galibiyet almış ve 7 maçta tam 14 puan kaybetmiş kendi sahasında bu sezon Konyaspor. Tabii bununla da sınırlı değildi, avantajı dün akşam Fenerbahçe'nin. Ama kadro, oyun ve performansta bir türlü istikrarı yakalayamayan, mevcut kadrosundaki Cihan gibi önemli bir futbolcusundan yoksun, son beş sezonun en istikrarsız, ritimsiz ve başarısız Konyaspor'u karşısına bile o bildik sistemiyle çıktı Fenerbahçe. Güiza'lı tek forvette ısrar etti Aragones, korkunun bir eseri olarak. Ama gene de doğru dürüst bir tehlike yaratamadığı dakikalarda hayli kontra yedi... 22'de ön libero gibi oynayan Volkan sayesinde kalesindeki tehlikeyi bertaraf edebildi. Yahu son beş maçında tek gol atamamış ve kendi sahasındaki 7 maçtan tek galibiyet çıkarmış bir rakibe karşı neden tek forvetle oynamakta ısrarcısın, neden hâlâ futbolcularının tamamında kalite ve performans kaybına yol açan sisteminde ayak diretiyorsun.

Takımı sıradanlaştırdı
Peki, tombaladan çıkan Önder'in o golü olmasa ve teknik direktörü başta olmak üzere Konyaspor panikleyip, şuursuzlaşmasa 2-1'i koruyabilir miydi acaba Fenerbahçe. Selçuk ve Semih sakat, Lugano ve Edu cezalı. Yani ideal kadrodan 4 tane futbolcusundan yoksun Fenerbahçe. Ama aylarca yok sayılan Önder, Deniz ve Yasin gene de hiç sırıtmadılar. İnanıyorum ki lider özellikli bir teknik direktör yönetiminde doğru ve gerekli rotasyonlarla yönetilse bu kadro, şimdiye İlhan, Gürhan, Ali Bilgin ve Burak da en az Önder, Yasin ve Deniz kadar yarar sağlayacak özgüvene erişmiş olacaklardı. Bu kadro kalitesine rağmen Fenerbahçe bu sezon tek farklı galibiyetle yetinmeyi kanıksadı. Neden, çünkü Aragones, Ankaragücü karşısındaki bir puana bile "iyi" diyebiliyor ve teknik direktörün bu anlayış ve psikolojisi olduğu gibi takıma da sirayet etmiş artık. Üzgünüm ama ne yazık ki idari ve ekonomik yönden ezeli rakiplerine fark atmış, geçen sezon Avrupa'nın ilk sekizi arasına girmiş Fenerbahçe'nin bu sezon sıradanlaşmasının en önemli nedeni olarak karşımıza Luis Aragones çıkıyor. "Dede"ciğim, bak senin İspanya'da tamamlaman gerek bir yürüyüşün var. Bağışla ama git oradaki yürüyüşünü ve yaşantını tamamla, n'olur!

Hairdesigner
20-12-08, 03:19
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1752.jpg Geçmiş olsun

Sezonun ilk gününden bugüne kadar yazdıklarımı maç başlamadan önce şöyle bir gözden geçirdim. Hiç iyi bir şey yazmadığım Fenerbahçe için bugün de iyi şeyler yazmayacağım. Gönül böyle istemese de izlediğimiz futbol böyle gerektiriyor. Maçın 10. dakikasında eve gelen misafirlerle önceden maçı izleriz diye konuşmuştuk. Fakat hoş geldiniz beş gittiniz bayramda ne ettiniz derken arkadaşım sordu maç başlamadı mı? Dedim ne maçı? Dedi Fener maçı. Baktık ki o sırada televizyon açık ve maç oynanmakta. Ama Fener nerede? Bu hangi lig? Bu takımlar nerenin takımları? Bir de baktık ki 34. dakikada bir gol çığlığı! Ya kardeşim bu nasıl gol? O kaleci nasıl bir kaleci, kucağına gelen topu tutmuyor. O hakem nasıl bir hakem? Voleybolda blok dediğimiz bu değil mi? Yani anlayacağınız futbol hariç hemen hemen her şey var. Bizi önce bir uyutup sonra şaşırtıyorlar. F.Bahçe ilk yarıda 2-0 öne geçmiş ama hâlâ istenen futboldan eser yok. Belki de maçta bizi en çok şaşırtan Güiza'nın Deivid'e pası, onun dışında Deivid de yok. Yani sıkıldıkça sıkılıyoruz. İkinci yarı başladığında bir ümit oturuyoruz televizyonun karşısına. Hani maç Konya'da ya ne olursa olsun izleyelim diyoruz Mevlana misali. Ama bakıyoruz işler daha da kötü, top hep bizim kalede. Bu Fener'den bir şey olmaz. Allah'tan ligin ilk yarısının sonu geldi. Yoksa çekilir gibi değil.

Rakipler de kalitesiz
Şimdi ikinci devre başlayana kadar en sevdiğimiz geyik başlayacak. Gazetelerde her gün yeni bir manşet; Fener onu aldı, Fener bunu sattı. Şu geliyor, bu gidiyor. Ama nafile! Ligin başında yapılması gerekenler, bir başkanın şahsi kaprisleri yüzünden yapılmadığı için ya bu sezonu komple kaybedecek ya da bu devre arasında 3 liraya alacağı futbolcuları 10 liraya alacak. Hem başkan, hem de Fenerbahçeliler dua etmeli ki bu sezon oynanan hiçbir maç dün akşamkinden daha kaliteli değildi. Bu yüzden şampiyonluk yarışındaki diğer takımlar Fenerbahçe'den daha iyi durumda değil. Umarım ligin ikinci yarısında her şey düzelir.

Hairdesigner
20-12-08, 03:19
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1346.jpg Kombine kahroldum

Maçları barda, kahvede filan seyrettiğime inanmayan oluyormuş. "Cebinde bol para, façan da kıranta, şöhret desen pek ala, ne işin var kahvehanada?" diyorlar. Ben de Zeki müdüre rica ettim. "Bari bu defa kahve ahalisiyle resmimi bas ispat olsun beyim". Kırmadı sağ olsun. Ahanda fotoğraf: Maç öncesi bir kahvehanedeyim. Elimde günün gazetesi arkamda Osmancık (Çorum) Fenerbahçeliler Derneği levhası, yanımda başkan Haydar Kurşun ve şürekası. Kahvehane kısmında sohbet edip, maçı da yukarı kattaki salonda izliyoruz. Haydar Kurşun aynı zamanda AK Parti Osmancık Belediye Başkan adayı. Tam yanımda oturunca maç seyri sırasındaki muhabbet ilginç şekil alıyor. http://www.fotomac.com.tr/2008/12/20/im//8722CE2B0C28D64C9809125Fy.jpg
-Çok güzel düşünülmüş
-Belediye seçimine girmem de mi Savaş Abi?
-Takımın sahada yayılışını diyorum. Yelpaze gibi açılıp kapan gibi siniyorlar.
-Benim de adaylığa şeyttirmemden ahali memnun da onu şey edeceğidim.
-Veysel'i gözüm tuttu
-Tutmasın abi
-!!!!!!!!!
-Yapamaz bu işi.
-Hangi işi?
-Belediye Başkanlığını
-Ne alaka?
-Abi sen hangi Veysel'i diyon?
-Konyasporlu Veysel'i!
-Haa, rakip partiden Veysel diye bi aday var da onu diyon sandımıdı.

Saldır Fenerbahçe
3 dakika geçiyor geçmiyor. Heyecan basıyor beni:
-Haydi yavrum saldırın be!
-Daha vakit var saldırmak için, Şubat ortası gibi kızışır iş.
-Neee, Şubat ortası mı?
-29 Mart'a çok var daha şimdi yüklenirsek seçime doğru pil biter.
-Yahu Haydar Bey, ben Fener forvetlerine saldırın diyorum senin aklında seçim var. Allah'tan başka konukları da var da yanımdan ayrılıp oraya gidiyor. Lakin yerine gelenler daha bir meşakkat yaratıyor:
-Abi merak edersin diye söyeleyelim. Koray, İbrahim, Cevdet, Cemil, Arif, Yusuf abi...
-Kim onlar Konyaspor'un yedekleri mi?
-Yok Savaş Abi bunlar kurucular.
-Hııı?
-Osmancık Fenerbahçeliler derneğini kuran arkadaşların tam listesi, abi.
-Kardeşim bırakın da izleyeyim şu maçı. Daha yazıp yollayacağım gazeteye.
-Abi maç her zaman olur. Bizi bir daha nereden bulacaksın!
-Allah'ım sabır!
-Yardım edelim abi yaz mesela biz dernek olarak Aragones'in Türk vatandaşı olmasına karşıyız!
-Öyle bir durum mu var?
-Yok ama gündeme gelirse diye şimdiden beyan ediyoruz
-Ne olurmuş olursa?
-Olmaz abi yakışık almaz. Bak Fatih hoca İtalyan olmadı, Şenol Güneş Kore vatandaşlığı istemedi. Mustafa Denizli İran'a Türk gitti, Türk döndü. -Tamam, peki öf!
-Kombineler de ucuz ayrıca.
-Ucuz mu? Eşek yüküyle para kombine biletler

-100 YTL..
-!!!!!
-Taksit de yapıyoruz
-Kadıköy'deki statın taksitini siz buradan mı yapıyorsunuz?
-Yok abi, bu bizim kombine.
-Sizin kombine ne kardeşim?
-Abi lokalde 380 sandalyelik yer var. Digitürk parasını böldük biraz da üstüne koyduk. 100 YTL'yi veren sezon boyu tüm maçları sandalyeden seyreder.
-Tamam, bak sizin gürültünüzden hakem bile şaştı, ilk golü bi iptal etti bi verdi. Deivid'in golünü de adam gibi seyrettirmediniz
-Dur abi daha anlatacaklarımız var sana...
-Ben gidiyorum kardeşim zaten kombinem de yok. Bir daha da kahvede, barda, dernekte maç seyredersem n'olayım peeh!..

Hairdesigner
20-12-08, 03:19
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1355.jpg Zar zor

Deplasmanda 3 puan mutlaka önemli ama oynanan futbol hakikaten üzücü. Rakibin ligin dibinde, 5 haftadır gol dahi atamıyor ve sen devreyi 2-0 önde kapatıyorsun ama hala ikinci yarıda maç bir an önce bitsin diye taraftarların dua ediyor. Volkan vakit geçirip sarı kart görüyor, Carlos yalandan ayakkabısını bağlıyor. Bu tablo Fenerbahçe gibi bir takıma hiç yakışmıyor. Tarihinin en kötü sezon başlangıçlarından birine rağmen ilk yarıyı neredeyse lider kapatacak duruma gelebilmesi Fenerbahçe adına çok büyük bir şans. Ama bu futbolla, bu zayıf yedek kulübesiyle ve kilit isimlerin formsuzluğuyla sezonun ikinci yarısında yarışı ne kadar götürebilir bu hakikaten bir soru işareti. Devre arasında yapılacak takviyeler bir yere kadar etki edebilir. Asıl sezon sonunda bu takımda bazı radikal değişimler mutlaka yapılmalıdır. Maça geri dönersek... Yine Konya'da yine bir el tartışması yaşandı. Pozisyon çarpma mı, yoksa Önder bilerek mi elini açtı tam anlaşılmıyor. İki hafta evvel Denizli'de bir metre içeriye giren topun tartışması çok uzun sürmemişti. Bakalım aynı basın bu pozisyonu kaç hafta tartışacak.

Maçın adamı Carlos
Önder gol dışında defansif anlamda da son derece başarılıydı. Fakat Yasin için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Son maçlarında hep büyük hatalar yapıyor. Bu şekilde devam ederse yolların ayrılmaması zor. Güiza yine etkisiz maçlarından birini oynadı. Fakat attığı gol pası dört dörtlüktü. Ama bir maçı daha neredeyse şut atmadan tamamladı. Uğur ilk yarının etkili ismiydi. İkinci devre ona yapılan hareket ki direkt kırmızı olmalıydı, sinirlerini bozdu. Teknik direktör Aragones belki de bir kart görebileceğini düşünüp onu oyundan aldı. Halbuki Uğur takımı ileri taşıyan oyuncuların başında geliyordu. İkinci yarıda Deivid'in yorulması ve Emre'nin etkisiz futbolu da eklenince Fenerbahçe zayıf rakibi karşısında pozisyona dahi giremedi. Beş haftadır gol atamayan Konya ikinci golü bulsa kaybedilecek iki puanın faturası çok ağır olabilirdi. Maçın ille öne çıkan bir ismi isteniyorsa bu oyuncu Roberto Carlos'tu.

Hairdesigner
20-12-08, 03:20
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Bir garip Fener

Brezilya, Arjantin, İspanya, İngiltere, İtalya, Almanya, Fransa, Portekiz, Yunanistan, İsveç, Belçika gibi 11 Avrupa ve dünya liginden 200'den fazla takımı takip ediyorum. Son 5 maçında gol atamayan bir bizim Konya var, bir de Fransız Grenoble. İşte Fenerbahçe böyle bir deplasmanda Yasin ve Önder'in varlığından sıkıntı duyacak mıydı acaba? Maçın başında iki takım da 'ben gol pozisyonu yaratamam eğer rakibim hata yaparsa icabına bakarım' havasındaydı. Bu da 30 dakikada Fenerbahçe'ye sadece 2 şut attırırken, Konya'nın kaleye ilk şutunu 30'da gönderttiriyordu. Gol atmak adına girişimi olmayan, Güiza ve Alex'in boşa koştuğu, Emre'nin sakatlanınca oyuna hiç girmediği dakikalarda önce Önder'in, Fenerbahçe'nin klasikleşen duran top gollerinden birini, 'biraz Anelka'vari bir şekilde', üstelik gene Konya'da atması ortamı ısıttı. Ardından Güiza'nın 'bana böyle pas atın' dercesine gösterdiği asist Deivid'e, 15 Şubat 2008'de Rize'ye attıktan sonraki ilk deplasman golünü attırıyordu. Ama bunlar adeta 'Reklam kokan hareketlerdi.' Sürekliliği olmayan tesadüfi davranışlardı. İlk yarı 'İş bilenin, gol atanın' dedirten, 'bu kadro ile Konya paraşütsüz düşer' diye düşündüren bir gösteriydi.

Tam Anadolu takımı!
Kupa maçı da dahil tam 640 dakika gol atamamış Konya'dan hem de savunmada kalabalıkken yenilen gol Fenerbahçe'yi panikletiyor, oyunda varlığı belli olmayan Emre çıkarken yerine giren Deniz, Aragones'in Fenerbahçe'yi 'Savunmaya önem verip kontratak arayan Anadolu takımı' yaptığını tescilletiyordu. Fahri'nin güzel futbolu ve Carlos'un doğru müdahaleleri dışında gözüme güzel gelen bir aksiyon da yoktu. Çok işi vardı Fenerbahçe'nin ligin 2. yarısı için, çok. Öncelikle kondisyonunu arttıracak, sonra da geçen yılki mücadele isteğini kazanacaktı. Ligin en çok gol atan ilk 15 oyuncusu içinde ancak 15. sıradaki Alex ile tek adamı olan tablosunu düzeltecekti. İşin ilginç tarafı rakipleri kaybederse bu haliyle bile Fenerbahçe'nin ilk yarıyı lider kapatabileceği gerçeğiydi ki bu da futbolumuzun garipliği.

Hairdesigner
20-12-08, 03:20
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Google diyor ki!

Sihirli arama motoru dediğimde hemen hepiniz aynı bilişim devini söyleyeceksiniz: Google! İçerik ve güncelleme ile sadece ülkemizin değil, bütün dünyanın en çok başvurulan adresi olunca biz de oraya yönelip hep tartışılan birçok sorunun cevabını bulmak istedik. Sorumuz şuydu: En büyükler kimler? Cevabı Google verdi. Yazdıklarımı çok kolay bir şekilde siz de teyit edebilirsiniz. Tabii her ne kadar bu sayıları ben bulup getirdiysem de şunu baştan söyleyeyim: Google'ın yalancısıyım! Hazırsanız, kuyuya taş atmaya başlıyorum!

İnternette en çok aranan türk takımları:
1. Fenerbahçe ..................(50.200.000)
2. Galatasaray ..................(44.800.000)
3. Beşiktaş ........................(43.400.000)
4. Trabzonspor ................(21.200.000)

En çok bakılan kulüp başkanları:
1. Aziz Yıldırım....................(2.350.000)
2. Adnan Polat....................(1.230.000)
3. Yıldırım Demirören............(870.000)
4. Sadri Şener........................(345.000)

En çok dikkat çeken teknik direktörler:
1. Fatih Terim ....................(2.910.000)
2. Mustafa Denizli ..............(2.130.000)
3. Luis Aragones ................(1.940.000)
4. Ertuğrul Sağlam..............(1.380.000)
5. Ersun Yanal ......................(663.000)
6. Ziya Doğan........................(561.000)

Hiçbir rakamla ilgili bir değerlendirme yapmadan bu yazdığım takım ve isimler Google'ın bize verdiği 18.12.2008 tarihli tıklanma rakamlarıdır. Siz de yazın, siz de görün; en büyük kim?

Hairdesigner
20-12-08, 03:20
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Trabzonlu'ya yakışan

Hakem hataları sonucu kaybedilen liderlik sonrasında Trabzonspor'da yaşanan gelişmelerin rakipleri tarafından memnuniyetle izlendiğinden şüphem yok. Tecrübeyle sabit ki Trabzonspor'un önünü kesme oyunu 2 perdeden ibarettir. Önce bir balans ayarı yapılarak gayri-resmi, gayri-vicdani ceza uygulanır, sonra taraftarın kontrolsüz ve uygunsuz tepkisiyle başlayan olaylar resmi ve vicdani cezaların yolunu açar. Böylece sadece puan değil, futbol kamuoyunda oluşmuş sempati de kaybedilir. Bu topyekün ve nihai bir yenilgidir. Trabzonspor hakem hatalarıyla sadece birkaç puan ve geçici olarak liderliği kaybetti. Bu kez 2. perdenin oynanmaması, ilk perdenin de tekrarlanmaması için yapılması gerekenler yönetime düşüyordu. Trabzonspor camiasının demokratik ve yasal yolla seçerek görev ve sorumluluk verdiği yönetime. Onlar geç de olsa uyanıp tedbir almaya başladılar. Şimdi sıra teknik heyet ve oyuncuların uyanarak Bursa'daki arzulu 2. yarı oyununun ilk düdükten itibaren sergilenmesi gerektiğini anlamalarında. Uzatma dakikalarındaki gol olmasa da Trabzonspor liderliği değil ama 2 puanı yine kaybedecekti. Kimse kendini kandırmasın. Bazı taraftar gruplarının verdiği tepkileri de elbette anlıyoruz. Canı yanan tepki verir. Ancak büyük camialarda bu tepkilerin yasal, ahlaki, vicdani ve kaliteli olması gerekir. Uygunsuz sloganlar, pankartlar ve demeçler Trabzon'a yarar değil, yeni zararlar getirecektir.



***

Bir şekilde, bu kentin gençlerine kabadayılık, ağır ağabeylik rolü biçti bazı odaklar. Oysa beyefendilik, ağırbaşlılık o kadar yakışıyor ki Trabzonsporlu'ya. Trabzonsporlunun örneği, Şamil Ekinci, Sadri Şener, Faruk Özak, Atay Aktuğ olmalı. Ben Trabzonspor'un bütün şampiyonluklarını, kupalarını yukarıda saydığım sembol isimlerle yaşadım. 38 yıldır da maçını seyrederim. Daha Trabzon'da dizleri titreyen hakem falan görmedim, görmek de istemem. Zira hakemin kararlı, dik duruşlu ve elbette dürüstüdür Trabzon futbolunun arzusu. Bu ifadeyi kullanan kardeşlerimiz, yanlış ve yanlı düdük çalma art niyeti taşınmasın istemişlerdir. Ancak sonuçta toplumun aklında, ne anlaşılabiliyorsa o kalacaktır. Bu da Trabzonspor'a zarar verecektir. Zaten hiç kuşkum yok ki bu açıklamayı yapan Trabzonsporseverler ilk heyecanlarını yenerek protestolarını gayet şık yapacak, takımlarını düzeyli şekilde destekleyeceklerdir. Yönetim ve teknik heyet gerekenleri eksiksiz yapar ve camia da sinirlerine hakim olursa bu takım şampiyon olur. Başkaları istese de istemese de.

Hairdesigner
20-12-08, 03:20
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg İlk yarı biterken

İlk yarı yarın sona eriyor. Bu yıl ilk dört takım içine iki yıldır büyük başarılara imza atan Sivasspor'un girmiş olması, ikinci yarıdaki maçların çok daha heyecanlı ve mücadele yüklü geçmesini sağlayacak. Son 4 maçlık periyoda baktığımızda tatmin edici futbol oynamayan bordo-mavili takımın fikstürdeki yeri hiç de eleştirilecek bir durumda değil. Bir mağlubiyet veya birkaç beraberlikle karamsarlığa kapılmanın anlamı yok. Oynanan son Bursaspor maçı itibarıyla futbol teknik, taktik ve mantık açısından bakıldığında, "Eyvah bu yıl da şampiyonluk gidiyor" diye kimse endişelenmesin. Dikkatsizlik, şanssızlık, tecrübesizlik, hazırlık noksanlığı ve tasarım hataları Trabzonspor'un son birkaç maçtaki olumsuzluklarıydı. Ancak yeni oluşturulan bir takımda bu sıkıntılar normal kabul edilmelidir. Sezon başından beri saha içi haberleşme ve uyum sorunu tam anlamıyla giderilememiştir. Daha istikrarlı bir çizgi yakalamak adına, bu eksikliklerin giderilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

Taşlar yerine oturmadı
Trabzonspor, güçlü takımlar karşısında başarılı sonuçlar alan Eskişehirspor ile bugün çok kritik bir maç oynayacak. Eskişehirspor'un performansını düşününce bu maçın zor geçeceğini söylemek mümkün. Çünkü Trabzonspor'da halen teknik ve sistem açısından taşlar yerine oturmuş değil. Trabzonspor'un başarısı oyuncuların o günkü bireysel performanslarına bağlı. Bugün için de oyuncularının iyi olmaları ve oynamaları şart. Özellikle böyle maçların ilk 20 dakikalık zaman dilimi çok önemli. Maçın kalitesi ve pozisyon değerlendirmeleri açısından bu dilimin rakamsal ve verimli bir şekilde kullanılması, edinilecek başarının müsabakanın bütününe yansımasında önemli bir etken. Ayrıca konuk takımın savunmaya ağırlık veren oyun kurgusuyla sahaya çıkacağını varsayarsak, defansta direnme dönemine girmeden rakip savunma önlemlerinin bir an önce deşifre edilmesi gereklidir. İskeletiyle fazla oynanmayacak Trabzonspor'da, maç öncesi yapılacak sözel motivasyonun oyuncu ve takım üzerindeki etkinliği belirgin olacaktır. Netice olarak bordo-mavili takımın liderliği tekrar eline geçirmesi ve ara transferde hareket alanını genişletebilmesi için bu maça gereken ciddiyet verilmeli, bütün alternatifler denenmeli, sahadan mutlak galibiyetle ayrılmalı ve lig sıralanmasındaki bir üst rakibin puan kaybetmesi beklenmelidir.

Hairdesigner
20-12-08, 03:21
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Yıldırım Demirören'e haksızlık yaptım mı?

Bazen ben bambaşka bir şey düşünerek yazsam da okuyan başka bir şey anlayabiliyor. Dün yine böyle bir olay yaşadım. Başkan Demirören aradı ve 4 yıldır verdiği mücadeleye haksızlık yaptığımı söyledi. "Ben hiç sessiz kalmadım aksine fazla bağırdığım için medya tarafından eleştirildim, hep yalnız kaldım" dedi. 4 sezondur hakem hataları karşısında en sert tavırları koymuş ve bu konuda da ağır eleştirilere hedef olmuştu Demirören... Burada haklıydı... Fakat bir noktada yanılıyordu çünkü benim eleştirdiğim konu bu değildi. Ben başkanın yıllardır sessiz kaldığını söylemedim. Tam aksine, bugüne kadar her hakem hatasına tepki gösteren Demirören yönetiminin 2003-04'le ilgili somut bir şeyler ortaya dökülürken bir tepki göstermemesini eleştirdim. Bu eleştirimin de arkasındayım.

Eleştirince hiç aramazdı!
Başkan kendi açısından haklı olabilir. 2003-04 sezonuyla ilgili açıklamalar yapsa ortalık yine karışacak. Birileri de çıkıp "Kardeşim her şey iyi giderken, başkan çıktı hakemleri karşısına aldı" diye konuşacak. Yani başkan bu kaygıyla eski defterleri açmıyor. Çok somut şeyler ortaya çıkana kadar da beklemeye kararlı. Benim anladığım bu. Öyleyse hak verebilirim. Beşiktaş'ın menfaatlerini korumak kaygısıyla hareket etmesine söyleyecek sözüm olmaz. Ama şunu da söylemeliyim. Ben o sezonu araştırmaya devam ediyorum. Bugün itibarıyla onbeş maçın 90'ar dakikalık görüntülerini izleyeceğim. Ortaya çıkacak tabloya göre de kim destek verecek, kim sessiz kalacak o zaman bir kez daha değerlendireceğim. Ha unutmadan... Başkanın aramasının benim açımdan önemli bir tarafı daha var. Demirören'i bugüne kadar çok eleştirdim. Hatta, "Tarihin en başarısız başkanı" dedim. Buna rağmen bir kez olsun sitem etmedi. Beşiktaş'a yapılan haksızlıklara tepki koyduğum yazılardan sonra ise arayıp mutlaka teşekkür etti. (Normalde herkes tersini yapar) İşte bu nedenle dün "olumsuz yazım üzerine ilk kez araması" önemlidir. Demek ki başkan bu eleştiriyi gerçekten haksızlık olarak değerlendirmiş. Yukarıda anlattığı kaygılardan dolayı bu düşüncesine saygı duyuyorum. "Gerçek belgeler ortaya çıksın ne yapacağımızı görürsün" demeye hakkı var. İşte o hakka istinaden bu satırları karalıyorum. Çünkü ben, hak ararken bile haksızlık yapmaktan korkarım...

Hairdesigner
20-12-08, 03:21
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Kadıköy aşkına

Sakatların bir bir geri dönmesi doğal olarak G.Saray'ı hem lig hem de UEFA'da hedef takımı olma konumuna soktu. Gerçek şu ki ligin en performanslı takımı bugün itibarıyla G.Saray. Mevcut yıldızlarının her birinin takımda sorumluluk üstlenmesi ve bunun yanında Skibbe ile ekibin 'takım' olabilme özelliğine dönüşmesi G.Saray'ı şu kritik dönemde rakipleri önünde bir adım öne itti. Skibbe de artık kolay ve basit hatalar yapmıyor. Bunda teknik danışman Kalli'nin payını görmezden gelmek mümkün değil. Çünkü Kalli, Skibbe'den daha iyi tanıyor bu takımı. Takım üzerindeki otoritesi de yine Skibbe'den fazla. Ama tepedeki iki teknik adamın uyum içinde olması da önemli bir avantaj. Sonuçta veriler G.Saray'a yarıyor, başarı geldikçe ekip ruhu canlanıyor, futbolcunun güveni artıyor. Yarın çok önemli bir sınav var. Fenerbahçe nasıl Galatasaray'a ters geliyorsa, G.Saray da hep Beşiktaş'a ters gelir. İstisnaları saymazsak G.Saray, Beşiktaş'ı en iyi gününde bile kolay dize getirmiştir. Ama bu sezon her şey farklı ligde, adeta Anadolu devrimi gerçekleşiyor. Bunun için üç büyükler inanılmaz puan kayıpları yaşadı. Ama derbilerin havası hep farklıdır. Üç büyükler içinde hiçbir takım derbiye çıkarken favori olmak istemez. Dikkat edin, hep yöneticiler böyle maçlar öncesinde rakibe övgüler yağdırır. Çünkü favori ekip kendini inanılmaz bir baskı altında hisseder. Zaman zaman çok kolay alabileceği maçı da alamaz olur. Ben skor yazarı değilim ama maçı G.Saray almak istiyorsa akıllı oynamak zorunda. Deli Dumrul gibi saldırıp gücünü erken bitireceğine, gücünü 90 dakikaya eşit yayabilmeli. G.Saray'ın yıldızları Beşiktaş'ın yıldızlarından daha üretken, bu da çok önemli bir avantaj. Yeter ki savunmada basit hatalar yapılmasın.

Köprüden de yakın
G.Saray UEFA'da inanılmaz bir kura çekti. Ben sarı-kırmızılı ekibi şanslı görüyorum. Gerçi Bordeaux ile son üç yılda üç maç yapmış, bir beraberlik iki yenilgi almışız ama bunlar ölçü değil. Fransız ekibi çekilebilecek en ideal kura. Maç şubat ayında, o tarihlerde Kewell ve Linderoth da takıma kayıtsız şartsız katılmış olacak. İlk maçta alınacak bir beraberlik G.Saray'ı güle oynaya üst tura çıkaracaktır. Bordeaux kurası G.Saray'ın şans faktörünü de yanında taşıdığının bir belgesi bana göre. Kadıköy artık köprüden de yakın görünüyor bana nedense.

Hairdesigner
20-12-08, 03:21
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Sınıfı geçmiş değil

Spor yazarlığı, tabela kötü giderken yerden yere vurmak değildir. Spor yazarlığı, her şey güllük gülistanlıkken yağdanlık yapmak da değildir. Spor yazarlığı gördüğünü yazmak, tabelaya aldırmadan doğruları dile getirmek, yanlış yapanı eleştirmek, doğruyu bulana hakkını vermektir. Galatasaray takımı ilk kez üst üste 3 maçı kazandı. Kazandığına göre kazanan her zaman haklıdır. Galatasaray yazarlarının çoğu Cassio Lincoln'ün muhteşem oyunundan, Milan Baros'un golcülüğünden, Harry Kewell ve Arda Turan'ın ofansif katkılarından bahsedip, 'böyle hücumcular varsa kaybetmek zordur' tezini işliyorlar. Oysa bu oyuncuların hepsi Eskişehirspor'dan dört yerken de vardılar, Antalya'ya puan kaybederken de... Metalist'e boyun eğerken de, Kayseri beraberliği de, Bursa yenilgisi de onlarla birlikte yaşandı.

Hâlâ üzerinde mim var
Peki son üç maçta ne değişti? Tek bir açıklaması var, Mehmet Topal ve Barış'ın orta sahaya kattıkları pres zenginliği. Skibbe'yi sezon başından beri ağır biçimde eleştirdik. Dayanıksız, mücadele gücü zayıf takımlar çıkardığı için. Steau maçına ki (o Steau 1 puanla gruptan çıkamayıp elendi) beş stoperle çıktığı için. Sezonun en kritik maçıydı; Barış, Sabri ve Ayhan kenarda oturuyordu ve Skibbe onları takıma almamıştı. Bu geçmişi bile bile Skibbe'ye övgüler düzmek, bu işi gidişatta katkısının bulunduğunu söylemek kolay değil. Şu an her şey yolunda ve eleştiriler kadar övgülerimizi de esirgememiz lazım. Ancak, Kalli gelmeseydi ve Skibbe sakatlıktan dönen oyuncularıyla doğru takım tertibini bulsaydı yüzde yüz ve katıksız başarı sahibi görebilirdik. Kalli'nin teknik danışmanlığının üzerine bu değişiklikler gelince hâlâ Skibbe üzerine koyduğumuz mim kalkmış değil. Beşiktaş maçı ile bu çıkışın tesadüfi olmadığını kanıtlama zamanı. İlk yarının sonuna kadar bu ivme devam ederse, Skibbe ile ilgili olumlu düşüncelerimiz artacaktır.

Hairdesigner
20-12-08, 12:24
Ercan Güven


Şampiyonluk çok önemli... Hele Trabzonspor gibi tadını bilen ve fena halde özleyen bir camia için “her şeyden” önemli !..
Gerçekten öyle mi?
İşin aslına bakarsanız, bizi böyle cümleler mahvetti.
Dinleyenin anlama kabiliyetine, kültürüne, yaşam şekline kalmış veya sınırları bir ulemanın tefsirine ihtiyaç duyan vecizeler...
“Her şey”!..
lastik gibi laf... Çek uzat, istediğini içine kat.
“Her şey” ne?.. Huzur mu, ekmek mi, özgürlük mü, yaşam mı?
Kimine göre bir forma parası, kimine göre can pahası.
Peki nasıl algılıyor (bazı) Trabzon insanı?
Feci.
***
Sayın Sadri Şener başkan seçildiği günden beri en ufak bir endişemiz kalmamıştı. Medeni, zeki, kültürlü, saygın bir insanın yönettiği camia, tabi ki “Her
Şey”in bir “fedakarlıklar manzumesi” olduğunu kavrayacak, meseleyi futbol-para- sevgi üçgeninde hesaplayacaktı!..
Nitekim sezon öyle başladı. Yükseliş kaçınılmazdı. Bir haksız golle tersine döner mi şemsiye?
Zamana, zemin ve muhite göre döner.
Trabzonspor şampiyonluğu kaybedecekse, sebebi sahadaki veya masa başındaki “oyun” olmayacak. Tarihi fırsat, tribünlerde ve sokaklarda yitirilecek bilesiniz.
Keşke şampiyonlukla sınırlı kalsa kayıplar... O iklimden sert ve gözükara gençler hasat etmek, bu gençleri projelerinde kullanmak isteyenlerin ekmeğine
yağ sürecek bu süreç.
***
Açık söyleyeyim sayın Trabzonspor başkanı krizi yönetemedi. Sandık için prensiplerinden taviz veren siyasetçiler gibi “masadan” “yumruktan” bahsetmeye başladı.
İmam hapşırmıştı.
T r a b z o n spor’un başarılı olma önkoşulunu şiddet ve gerilim olarak bellemiş azınlığın beklediği fırsattı bu.
Nakış gibi işliyorlar şimdi.
Şu ifadenin vahametine dikkat ediniz:
“Eskiden stadımız ‘Avni Aker Cehennemi’ diye anılırdı. Maalesef son yıllarda çıkarılan mavi bayrak ve Fair Play dayatmaları Trabzonspor taraftarlarını yumuşatmıştır”.
İmza; Trabzonspor Taraftar Derneği Başkanı Özgür Özal.
Utanmasa “nonoş” diyecek centilmenlikten bahsedene. Şimdi bu ifadeyi alıp Futbol Federasyonu’na siyah çelenk bırakan Trabzonspor taraftarlarının pankartına
yapıştırınız:
“Yasinlerle çıktık yola, Ogünler çok yakında”!..
Suçu ve suçluyu övmek bir yana, Trabzonspor imzası atacaklar neredeyse kanlı olaya.
Neydi futbol?.. Spor, kardeşlik, barış...
***
Bırakın.
Siz ne anlatırsanız anlatın, karşınızdakinin anlama kapasitesiyle sınırlıdır konu. Şiddetin yüceltildiği bir iklimde spor da şiddete malzeme yapılabilir; yapılıyor... Bunu kavrayın.
Nasıl bir hamle gerekiyordu öyleyse?
Bursa maçı bittiğinde Sayın Sadri Şener’den bir cümle:
“Büyük hata, ama kasıt olduğunu sanmıyorum”!
Tısss... Sadece bir alkış sesi... Ters Köşe’den.
“Dördüncü” değil, “birinci büyük Trabzonspor” diye yazardım o zaman.
Çünkü şampiyonluk her şeyden önemli ama bu ülkeden, candan, huzurdan değil.

Hairdesigner
20-12-08, 16:37
Akıl sır ermiyor



Geçen hafta dedim ya, bu Fenerbahçe’nin gerçekten ortası yok. Ya çok kötü oynuyorlar, ya da çok iyi. Beş gün önce Antalyaspor karşısındaki takıma bir bakıyoruz, arzu var, yardımlaşma üst düzeyde, sahanın her yerinde pres. Bir de dün geceye bakıyoruz; bütün oyuncular bitse de gitsek artık ritminde.
Kötü başladığın bir sezonda büyük bir şans eseri zirveye yine ortak olmuşsun, Avrupa’daki hüsrandan sonra Türkiye’ye dört elle sarılman gerekirken bu kadar isteksiz bir oyuna akıl sır ermiyor. Aksine ben çok diri, moralli bir Fenerbahçe beklerken, çok yanıldım. Maç öncesi futbolculara bir puanı alın gidin, maça da çıkmayın deseler, hepsi razı olurdu. Çünkü oynanan oyunun başka açıklaması yok.
Tartışmalı Önder’in golüne kadar rölanti bir tempoda oynayan Fenerbahçe, Konyaspor’un bir anlık şaşkınlığından ikinci golü de bulunca maçı bitirdim zannetti. Lugano ve Edu’nun yokluğunda, savunma göbeğine fazla güvenmeyen, bu yüzden geride kalabalık kalmayı tercih eden Fenerbahçeli oyuncular Konyaspor savunmasını hiç zorlamadılar. Kaleye giden iki top da gol oldu.
Gözden geçirmeli
İkinci yarıda Konyaspor farkı bire indirince ister istemez panik yaşandı. Özellikle yüksek toplar ciddi sıkıntı yaratsa da Roberto Carlos’un yerinde kademeleri, Gökhan Gönül’ün çalışkanlığı takımı ayakta tuttu. Deivid, Emre ve Alex performanslarının çok altında kalınca risk alan Konyaspor’a karşı kontratak girişimleri de zayıf kaldı.
Denizli’de pozisyon yok, üç puan alınıyor. Konya’da yarım pozisyonla iki gol, üç puan geliyor. Nedense deplasmanlarda başka bir kimliğe bürünüyor takım. Bu istikrarsızlıkla zirvede devamlı olmak çok zor. Evet Fenerbahçe şansının da yardımıyla çok önemli bir galibiyet daha aldı. Ancak devre arasında transfer istemeyen Aragones’in bu maçı birkaç defa izlemesi, kararını yeniden gözden geçirmesi gerek. Takım içinde rekabet yaratılmalı

Hairdesigner
20-12-08, 16:38
Lincoln artık özgür oynuyor

Galatasaray'da sağda SabriBarış ikilisi öngörülüyor. Sabri üç maçtır oynamıyor. Barış'ın defansif yönü daha kuvvetli. Bunlar, Beşiktaş'ın sol kanat zafiyetinin iyi kullanılamamasına yol açar mı?
Sabri ve Barış birbirini tamamlar; Galatasaray sağından Beşiktaş'a pozisyon vermez. Hücuma da nöbetleşe ve ortaklaşa çıkarlar. 70 metrelik alanda Sabri tek başına hücum ve savunma yaptığında yoruluyor, arkasında boşluk bırakıyordu. Sabri, hücuma her çıktığında boşalttığı alanda kademeye Barış girecek. Bu ikilinin oynaması haftalardır işlemeyen sağ kanada hayat verir.
* Galatasaray, Harry Kewell'ın eksikliğini nasıl kapatabilir?
Kewell yoksa Arda var. Galatasaray Dergisi'ne "Sol tarafta etkili olduğum ortada. Karşımdaki rakibi geçebileceğim 7-8 seçeneğim oluşmuş durumda. Soldan oyunu daha iyi okuyabildiğimi düşünüyorum" diyen Arda'nın derbide üst düzey futbol oynayacağını düşünüyorum. Arda soldayken Lincoln ile mükemmel duvar pasları yapıyor; içeri girip sürpriz golcü olarak pozisyon alıyor. Bunu son Gençlerbirliği maçında da gözlemledik. Lincoln'ün son dönemdeki yükselişinin ardında Mehmet Topal ve Barış'ın takıma dönmeleri yatıyor. Lincoln savunma yapmadığı için özgürce oynuyor, yeteneklerini ön plana çıkarıyor.

MUSTAFA DENİZLİ SÜRPRİZ YAPABİLİR
* Gezen ve hızlı bir adam olan Holosko, Beşiktaş'ın en önemli kozu. Nobre'nin de Galatasaray'a müthiş bir gol şansı var. Galatasaray savunmada neler yapmalı?
Galatasaray, takım savunmasını yapmaya başladı. Alanları daraltıyorlar. TopalBarış sayesinde orta alana dinamizm, mücadele gücü ve agresiflik geldi. Takıma da mücadele gücü aşılayan ikili yokken Galatasaray lokum gibi bir takımdı. Isıran rakiplere karşılık veremiyordu. Holosko'nun etkili olacağını düşünmüyorum. Galatasaray savunması Nobre'yi hala tanımıyorsa ayıp olur. Ayrıca kaleci Rüştü'ye dikkat edilmeli. Geriden ayakla attığı uzun toplar gol pozisyonuna dönüşüyor, hatta gol oluyor. Servet ve Meira ilk toplara mutlaka müdahale etmeli; bunları sektirmemeli. Tello'nun dışarıdan atacağı şutların ve etkili duran toplarının da Beşiktaş'ın en tehlikeli silahları olduğu kanısındayım.
* Michael Skibbe ve Mustafa Denizli faktörleri sahaya nasıl yansır?
Mustafa Denizli, Galatasaray'ı överek kendi oyuncularını motive etmeye çalışıyor. Rakibi üstün gösterip takımını kamçılıyor. Fenerbahçe maçında Denizli'nin bir sürprizini görememiştik. Ama Galatasaray'ı iyi tanıdığı için 11'de sürpriz yapabilir. Defansif bir adamı daha ileride görevlendirebilir. Skibbe ürkek ama centilmen bir hoca. Galatasaray'da futbolcuların su yoluna bu zamana kadar bir kupa su bile dökmedi. Futbolcu hocayı seviyor. Skibbe de futbolcunun nabzına göre şerbet veriyor. İskelet, zaten şekillendi; üzerinde oynama şansı yok. Derbide söz futbolcuların olur. http://img.sabah.com.tr/i3/sp.gif

Hairdesigner
20-12-08, 16:39
Ada­let ve ta­raf­sız­lık bu mu?..


“Yö­ne­ti­ci”, maç oy­na­nır­ken ağız do­lu­su küf­re­der; bu kü­für­le­ri “mi­sa­fir” ta­kı­mın yö­ne­ti­ci­si üze­ri­ne alır, Pro­to­kol tri­bü­nün­de “Ba­na na­sıl küf­re­der­sin” di­ye kı­ya­me­ti ko­pa­rır; “Yö­ne­ti­ci” her­ke­sin or­ta­sın­da ce­va­bı bas­tı­rır:
“Ben sa­na küf­ret­me­dim, ha­kem­le­re küf­ret­tim!..” “Ge­ce”, TV ek­ran­la­rın­da da bu söz­ler, “fut­bol ta­ri­hi­mi­zin unu­tul­ma­ya­cak iti­raf­la­rın­dan bi­ri” ola­rak tek­rar­la­nır; “er­te­si gün” bü­tün ga­ze­te­ler ya­zar!.. Ne var ki, Fut­bol Fe­de­ras­yo­nu, baş­ka­nı ile, baş­kan ve­kil­le­ri ve üye­le­ri ile, göz­lem­ci ve tem­sil­cik­le­riy­le, fe­de­ras­yon ku­ru­lu, hu­kuk ku­ru­lu, di­sip­lin ku­ru­lu, hu­kuk ku­ru­lu ile, “gör­mez, duy­maz, su­sar” ve de otu­rur!..
“Ha­kem­le­ri­miz” de, dün­ya âle­me ilân ve iti­raf edi­len “kü­für­le­ri yer” otu­rur; hem de “öy­le­si­ne otu­rur” ki, “her haf­ta maç bek­le­yen” baş­ka­nı ile “Ha­kem­ler Bir­li­ği Yö­ne­ti­mi” de “gör­mez, duy­maz, su­sar” ve de otu­rur!..
Am­ma ve­lâ­kin, bir “Baş­kan”, on­ca emek ver­di­ği, on­ca pa­ra akıt­tı­ğı, on­ca id­di­alı bir ta­kım ku­ra­rak, tek­nik di­rek­tö­rü­ne de çok iyi im­kân­lar sağ­la­dı­ğı ta­kı­mı­nın “ha­kem ha­ta­la­rı” ile ade­ta “ya­ka pa­ça li­der­lik­ten in­di­ril­me­si­ni pro­tes­to et­mek için” iki lâf et­ti ve me­se­la “Li­gin zir­ve­si­ne bi­ri­le­ri ta­ra­fın­dan ba­lans aya­rı ya­pıl­dı” de­di mi; “da­ki­ka ge­çi­ril­me­den” ver eli­ni Di­sip­lin Ku­ru­lu!..
İş­te “böy­le” iş­ler, bi­zim spo­ru­muz­da ada­let!..
Da­ha­sı, fut­bo­lu­muz­da “da­ha da­ha da iyi iş­ler” bu “tür” ada­let!.. Fe­de­ras­yo­nun ha­ke­min­den baş­lar, ku­rul­la­rın­dan ge­çer, baş­ka­nı­na ka­dar ula­şır; bu “tür” ada­let!..
El­bet­te, “bu tür ada­le­tin iş­le­di­ği” bir dü­zen­de, sis­tem ta­ma­men “Üç Bü­yük­ler’in şam­pi­yon­lu­ğu ve mut­lu­lu­ğu üze­ri­ne ku­rul­muş olur”; eh İs­tan­bul Dü­ka­lı­ğı’nın med­ya­sı da “bu sis­tem­den ve iş­le­yen çark­tan çok mem­nun­dur”; ya Fe­ner­bah­çe ola­cak­tır şam­pi­yon, ya Ga­la­ta­sa­ray, “ara­da bir de” Be­şik­taş ola­bi­lir; “ge­ri­si”; on­lar da kim­miş efen­dim?..
El­bet­te “Trab­zons­por Baş­ka­nı” ve el­bet­te “o söz­le­ri ger­çek­ten söy­le­miş ise”, mev­cut yö­net­me­lik­le­re gö­re “Di­sip­lin Ku­ru­lu’na ve­ri­le­bi­lir­di”; ama “o söz­ler­den çok da­ha ağır­la­rı­nı söy­le­yen” Üç Bü­yük­ler’in baş­kan­la­rı ve yö­ne­ti­ci­le­ri­ne yıl­lar yı­lı “gös­te­ri­len” en­gin mü­sa­ma­ha ne olu­yor­du?..
Ör­nek­le­ri çok olan “bu du­ru­mun ne me­nem bir şey ol­du­ğu­nu”, ko­lay an­la­şı­la­cak bir “baş­ka” ör­nek­le an­la­ta­yım; söy­le­yin be­nim sev­gi­li okur­la­rım; bu du­ru­mun “Ha­lis Öz­kah­ya’nın Ga­la­ta­sa­ray­lı Ba­ros’a çı­kar­ma­dı­ğı kar­tı, Genç­ler­bir­lik­li Bur­han’a çı­kar­ma­sın­dan” far­kı var mı?.. Sev­gi­li Mah­mut Öz­ge­ner, “Fe­de­ras­yo­nu­muz ta­raf­sız­dır” sö­zü­nü ba­ri söy­le­me­yin; ayıp olu­yor!..Ne ya­zık ki, si­zin­ki de da­hil yıl­lar­dır fe­de­ras­yon­la­rı­mız, de­ğil “Üç Bü­yük­ler” ve “Di­ğer­le­ri” ara­sın­da “ta­raf­sız”, hat­ta “Üç Bü­yük­ler ara­sın­da” bi­le “ta­raf­sız” de­ğil; açık­ça ifa­de ede­yim ki, Be­şik­taş’ın hak­kı yıl­lar­dır “Ga­la­ta­sa­ray ve Fe­ner­bah­çe’ye gö­re” çok ama çok da­ha faz­la ye­ni­yor; hem sa­ha için­de, hem sa­ha dı­şın­da!.. Du­a edin, Be­şik­taş’ta “kon­gre üye­si olan” ba­zı fut­bol yo­rum­cu­la­rı­na ve spor ya­zar­la­rı­mı­za bi­le “Söz­de mi, öz­de mi baş­kan­lık ya­pı­yor­lar” tar­tış­ma­la­rı yap­tı­ran baş­kan­la­ra; yok­sa hâ­li­niz ha­rap­tı!..


>> Rıd­van’ı har­ca­mak!..
“Üç - beş ku­ruş için”, Rıd­van Dil­men gi­bi “ül­ke­nin en se­vi­len ve sa­yı­lan 5 - 6 fut­bol yo­rum­cu­sun­dan bi­ri olan” bir de­ğe­rin, “ba­his tah­min­le­ri ile” ken­di­si­ni he­der et­me­si­ne, yıp­rat­ma­sı­na gön­lüm ra­zı de­ğil!..
Tah­min­le­ri, za­man za­man “ko­mik” olu­yor ve oku­yu­cu hak­lı ola­rak “tep­ki gös­te­ri­yor!..” Üs­te­lik “onun tah­min­le­ri­ne ina­na­rak” ba­his oy­na­yan­lar da tam ta­bi­riy­le “ya­tı­yor!..”
“Şu ta­kı­lır, bu ban­ko” der­ken “bu­nun ge­rek­çe­le­ri­ni yaz­sa, tah­mi­ni­nin ne­le­re da­yan­dı­ğı­nı an­lat­sa” bir ye­re ka­dar ka­bul ede­rim; ama bir - iki cüm­le için­de 5 - 10 maç­la il­gi­li “ke­sin hü­küm ve­rin­ce” ve bu “tah­min­ler ya­tın­ca” Rıd­van Dil­men bil­mem ki “ne olu­yor?..”
“Yüz ve de­ğer es­ki­me­si­ni” de unut­ma­ma­lı Rıd­van ve “Rıd­van Dil­men’e ya­zık et­me­me­li!..”
El­bet­te, “ken­di” bi­lir!..


>> Dün ve bu­gün!..
Hey gi­di hey, “bir za­man­lar” Ümit Mil­li Ta­kı­mı­mı­zın “en iyi fut­bol­cu­la­rı­nı top­la­yan” Fe­ner­bah­çe’nin “on­la­rın ço­ğu­nu na­sıl he­der et­ti­ği­ni” bi­len­ler, şim­di “ocak ayın­da trans­fer edil­mek is­te­nen genç yıl­dız aday­la­rı­na acı­ya­rak ba­kı­yor­lar”; bil­mem hak­sız­lar mı?..
Fe­ner­bah­çe ol­dum ola­sı­ya “ol­muş yıl­dız­la­rı top­lar” ve oy­na­tır; in­şal­lah “bu sis­te­mi ger­çek­ten de­ğiş­tir­me­ye ve genç­le­rin önü­nü aç­ma­ya ka­rar ver­miş­ler­dir”; yok­sa “ol­ma­dan ağaç­tan dü­şü­rü­len” ya­rı­nın yıl­dız­la­rı­na “ge­ne” en bü­yük kö­tü­lü­ğü et­miş olur­lar!..
Ta­bi­i, “bu kriz dö­ne­min­de” ku­lüp­le­ri­nin adı ge­çen “yıl­dız aday­la­rı için is­te­di­ği pa­ra­la­rı ve­re­bi­le­cek” mad­di gü­cü var­sa, Fe­ner­bah­çe’nin!..
Yok­sa, “bü­tün bu ya­zı­lıp çi­zi­len­ler” alış­tı­ğı­mız med­ya ba­lon­la­rı mı?..


>> Han­gi­si doğ­ru?..
Tür­ki­ye’nin en bü­yük ga­ze­te­le­ri­nin iki­sin­de iki ha­ber:
“Ke­well’ın fut­bo­la dö­nüş sü­re­si uzu­yor; 3 ay da­ha sa­ha­lar­da yok!..”
“Ke­well’dan iyi ha­ber; sa­ha­la­ra dö­nüş sü­re­si kı­sal­dı; 1 ay son­ra for­ma­sı­nı gi­ye­cek!..”
Bu­yu­run yan­dan ya­kın ve de “han­gi­si­ne” ina­nın?..


>> Ga­la­ta­sa­ray’ın işi zor!..
Bu sa­tır­la­rı sa­at 10.00 sı­ra­la­rın­da ya­zı­yo­rum. Ga­la­ta­sa­ray’ın UE­FA Ku­pa­sı’nda­ki ra­ki­bi­ni bel­li ede­cek olan ku­ra, İs­viç­re’de sa­at 14.00’te çe­ki­le­cek ve sa­at 14.30 sı­ra­la­rın­da Shakt­har’la mı, Di­na­mo Ki­ev’le mi, Mar­sil­ya’yla mı, Bor­de­aux’yla mı, Wer­der Bre­men’le mi, Ze­nit’le mi, Fio­ren­ti­na’yla mı, Aal­borg’la mı oy­na­ya­cak, öğ­re­ne­ce­ğiz!..
Ben­fi­ca’nın, per­şem­be ge­ce­si “ton­la gol ka­çı­ra­rak” ve “iki to­pu da di­rek­ten dö­ne­rek” Me­ta­list’e “dra­ma­tik bir şe­kil­de ve 85’in­ci da­ki­ka go­lü ile ye­nil­me­si”, Ga­la­ta­sa­ray’ı “grup li­der­li­ğin­den et­ti” ve “grup ikin­ci­si ola­rak” Şam­pi­yon­lar Li­gi’nden ge­len “grup üçün­cü­le­ri” ile kar­şı kar­şı­ya bı­rak­tı!..
“İs­tan­bul’da Me­ta­list’e 1 - 0 ye­ni­le­rek” ken­di gö­be­ği­ni “ken­di ke­se­me­yen” Ga­la­ta­sa­ray’a ders ol­ma­lı, bu du­rum; “kim­se­nin şans ver­me­di­ği” Uk­ray­na eki­bi “3 gol atıp 10 pu­an top­la­ya­rak” bi­rin­ci çık­tı grup­tan ve Ga­la­ta­sa­ray’a gö­re “ko­lay ra­kip­ler­le kar­şı­laş­ma” ve “sa­ha avan­ta­jı­nı ya­ka­la­ma” şan­sı­nı da el­de et­ti; kı­sa­ca­sı “bü­yük bir fır­sa­tı tep­ti” Ga­la­ta­sa­ray!..
“Sa­ra­coğ­lu’nda fi­nal” he­def­le­yen bir ta­kım için, el­bet­te “Ar­tık kim çı­kar­sa fark et­me­me­li” de­ni­le­bi­lir ama ka­zın aya­ğı “öy­le” de­ğil; tor­ba­ya gi­ren 8 ra­kip de “cid­di” ra­kip ve “Ga­la­ta­sa­ray’ı ele­ye­bi­lir­ler!..”
Özet­le bu tur­da bel­li ola­cak Han­ya ile Kon­ya!..
Ba­ka­lım Ga­la­ta­sa­ray “ney­miş” ve Skib­be “na­sıl” bir tek­nik di­rek­tör­müş, an­la­ya­ca­ğız!..

Hairdesigner
20-12-08, 16:40
1 pozisyon 2 gol



3 yıl ve 1 buçuk ay önce aynı statta, aynı kale önünde, hemen hemen aynı yerde Anelka’nın sol koluyla yaptığı faul kaleci Özden’i dağıtmış 2-0 yenik durumda olan Fenerbahçe 20 dakikada 3 gol daha bularak maçı çevirmişti.
3 yıl ve 1 buçuk ay sonra Konyalılar yine aynı yerden gelen bir gol sonrasında hakemin üzerine çullandılar. Ne garip tesadüftür ki, bir başka frankofon, Anelka’nın Türkiye’de en yakınında olan futbolcu, Önder’in sayısı sonrası ortalık birbirine girdi. Bana da son derece kuşku verici gelen (kolla gövde arasına çarparak girdi gibi) gol sonrası Konyalıların oyundan kopuşunun kısa sürmesi tek farktı. O Konya darmadağın olmuştu. Bu Konya ikinci yarıda toparlanıp oyuna ortak olmayı bildi.
Hafta içinde yine bir hakem katliamı yaşamamız muhtemeldir. Ancak ortada bir hata varsa tek sorumlunun Önder olduğunu söylemek zorundayım. Üç yıl önceyi yaşamış, sonra olup bitenleri görmüş bir oyuncu, gol eğer gerçekten kol marifetiyle olduysa hakemi uyarabilirdi, uyarmalıydı. Buna değerdi. Çünkü gerçekten kol varsa, bunu hakemlerin görememesi anlaşılabilirdir. Ama Önder’in söylememesi öyle değil.
Bu gole kadar Giray Bulak’ın planı sayı bulmak dışında hiç de kötü yürümüyordu. Sadece son paslarda Da Silva ve Veysel’in kötü performanslarının kurbanı oluyorlardı. Ancak Fenerbahçe’nin savunmasıyla ilerideki hücum oyuncuları arasındaki korkunç mesafeyi iyice açmayı başardılar. Geride sağlam ve kalabalık durup hızla iki kanattan akmaya çalıştılar. Fenerbahçe buna karşılık veremedi. Sürekli yan top yaparak hareketsiz bir oyunla çok etkisiz kaldılar. 2. golü buldukları akın ilk organize hücum girişimleri ve ilk gol pozisyonlarıydı düşünün. Bu kaderden kurtulmak isteyen sadece 2 oyuncu vardı diyebiliriz. Gökhan ve Uğur... Duran ve birbirinden kopuk takımı hareketlendirmek isteyenler onlardı, ama savunma bu kadar geride durup, geri kalanlar da Güiza dışında bu kadar hareketsizken yapabilecekleri sınırlıydı.
İkinci yarıda Konya toparlanıp yüklenince Fenerbahçe’nin bu kez de etkili bir kontratak yapamayışı dikkat çekiciydi. Tüm hatlarıyla savunmasını orta çizgiye kadar çıkarıp yüklenen Konya’nın filedeki delikten dışarı çıkan golünü yakalaması, Kuddusi Müftüoğlu’nu daha büyük bir sıkıntıdan kurtardı. Bu galibiyet ve maç fazlasıyla da olsa liderlik Fenerbahçe için benzer bir etki yapar mı? Göreceğiz...

Hairdesigner
20-12-08, 16:41
Kadıköy aşkına!http://haber.gazetevatan.com/pics/yazarlar/35.jpgG.SARAY’IN Bordeaux ile eşleşmesi bir işaret olsa gerek... 3 sezondur üst üste karşılaşıyor iki takım. Şu ana kadar ilk iki eşleşmede gülen Fransızlar oldu... Ama bu kez de Bordeaux kazanacak anlamı çıkartılmamalı son kuradan... G.Saray bu kez daha şanslı. Neden mi? Çünkü bu kez ilerlemek için G.Saray’ın ciddi bir motivasyon kaynağı var. O da finalin Kadıköy’de oynanacak olması...

BORDEAUX Avrupa Kupası oynama geleneği olan Fransa’nın köklü takımlarından. Takımın başında Laurent Blanc var. O da Fransa’nın futbol efsanelerinden... Ama gelin görün ki kadroları geçen yıla göre daha güçlü olmasına rağmen, takım performansları bu sezon aynı tadı vermiyor. Orta alanda Yoann Gourcuff gibi bir lidere sahipler ama onun yanını fazla dolduramadılar. Milan’dan kiralanan Fransız yıldız, her hareketiyle ülkesinde ‘yeni Zidane’ olarak yorumlansa da her maçı tek başına kazanmak zorunda bırakılıyor.

DIARRA KEMİK GİBİ

GEÇEN yılın yıldızı Wendel bu sezon anlaşılmayan bir nedenden dolayı aynı başarıyı tekrarlayamıyor. Forvette Blanc’ın yaptığı rotasyon Chamakh, Bellion, Cavenaghi gibi yetenekli ayakların devamlı oynamasını ve ritim bulmalarını engelliyor. Kalede ise Rame’nin sık sık sakatlanması başka bir dert. Yerine oynayan Valverde ile Olimpa arasında fazla siklet farkı yok. Bu da yenen komik goller olarak yansıyor Bordeaux kalesine.

ORTA alanda Lyon’dan önce kiralanan sonra satın alınan Alou Diarra sert bir kesici. Uzun ve kemiği andıran güçlü fiziğiyle yeteri kadar caydırıcı. Yanında oynayan Fernando daha yumuşak ve hücum özellikleri daha çok olan bir futbolcu. Defansta ise Diawara dışında istikrar gösteren ve ona ayak uyduran başka isim yok. Belki Bordeaux bugün liderin 3 puan gerisinde ve şampiyonluk adaylarından biri olarak gösteriliyor ama bu onlardan değil kan kaybını ağır yaşayan Fransız panzeri Lyon’dan kaynaklanıyor.

G.SARAY geçen yıl deplasmanda bu takımı elinden kaçırmıştı. Bir sezon önce de komik goller yiyerek Bordeaux’dan İstanbul’a dönmüştü. Bu kez G.Saray daha güçlü. Ama en önemlisi temsilcimizin hedefi var. Lizbon’da Benfica ve Berlin’de Hertha galibiyetleri de uzun zamandır takımın Avrupa’da kaybolan özgüvenini geri getirdi. Sarı-kırmızılıların yükselmeye başlayan performansı da artısı... Bu kez tur çok uzak değil sanki...