PDA

View Full Version : Futbolla İlgili Köşe Yazıları..



Sayfalar : 1 2 3 4 5 6 7 8 [9] 10 11 12

Hairdesigner
22-02-09, 15:58
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Kim suni, kim gerçek?

Başkentin "suni" çimleri miydi sadece suni olan? Alex suni, Uğur suni, Deivid suni, her maç 70 metre yaptığı bindirmelerine alıştığımız Gökhan suni! Aragones ise en hakiki suni! Tek gerçek var o da F.Bahçe'ye karşı etmesi gerektiği gibi mücadele eden Samet Aybaba'nın takımı. Oysa F.Bahçe maça iyi başladı. Ayağa pas yaparak ve kalabalık bir şekilde hücum ederek pozisyon da buldular. Ama bu sadece 15 dakika sürdü. Cem Can'ın kontrolünde nefes bile alamayan Alex oyundan iyice düşünce onun görevine de Semih soyundu. Böylece asli görevi olan gol atmayı unutuverdi! İlk yarının sonuna kadar F.Bahçe forvetsiz oynadı. G.Birliği takım olarak iyiydi. Korkusuzca F.Bahçe'nin üzerine gittiler. Skorun kısır kalması ise başta Djite olmak üzere beceriksizlikleriydi. F.Bahçe gibi bir takım karşısında bu kadar pozisyon bulursan atacaksın arkadaş!

Yalan rüzgarı!
Eee herkes 7 gol birden sıkıştırdığınız Hacettepe değil! Bir haftalık "yalan rüzgarı", pres yapan, koşan G.Birliği karşısında bitiverdi. Puan durumunda üstünde olan, şampiyonluk yarışındaki rakibin Trabzon yeniliyor, sende; puan durumunda altında olan takıma yeniliyorsun. "Altüst olmak" bu olsa gerek! Bu arada G.Birliği'nin genç futbolcusu Soner'e herkes çok dikkat etsin. Bu çocuk gelecekte büyük futbolcu olacak. Genç yaşına ve F.Bahçe gibi bir takıma karşı oynamasına rağmen müthiş oynadı. Kanatlardan akın akın gelerek pozisyon üstüne pozisyon bulan Ankara ekibi, F.Bahçe'nin aslında ne kadar "bitik" bir takım olduğunu iyice ortaya çıkardı. Her gün resmi internet sitesinden onlarca haberi yalanlatan Başkan Aziz Yıldırım'a bir sorum var. "Takım kötü" dedik. "İyi" dediniz. "Aragones'le olmaz" dedik. "Olur" dediniz. Peki; bu mağlubiyette mi yalan Başkan?

Hairdesigner
22-02-09, 15:59
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Atom karıncalar

Galatasaray yatsın kalksın kaptan Ayhan, Mehmet Topal, Barış ve Sabri'ye dua etsin. O kadar yıldız oyuncunun kadife oyunlarından doğan boşlukları müthiş fiziki dirençleriyle kapatıyorlar. Hocalarının kimi zaman saçma sapan taktik hatalarından doğan takım arızalarına yine onların bitmek bilmeyen hırslı mücadeleleri yetişiyor. Baros, Kewell, Lincoln gibi takım savunması olmayan üç uç oyuncusunun gediklerini kapatıyorlar. Yetmiyor, Meira'nın yavaşlığından doğan pek çok kademeye de girmeyi ihmal etmiyorlar. Evet, Lincoln ve Arda çok önemli oyuncular. Evet, Baros mevcut kadronun en önemli golcüsü. Onların formu ve takımda bulunmaları kazanmak için önemli. Ancak Skibbe en çok 'bu 4 atom karıncasına bir şey olmasın' diye göz bebeği gibi bakmalı Çünkü, Lincoln ve Kewell'i bir arada oynatma lüksü bu oyuncuların yüksek özverisi sayesinde yaşanabiliyor. Mehmet Topal, Linderoth'un sakatlanmasıyla forma bulabilen bir isimdi geçtiğimiz yıl. Şimdi sorsanız 'hangisi' diye tartışmasız tek cevap Mehmet Topal'dır.

Orta saha peynir gibiydi
Barış, Kalli'nin gözdesiydi. Sezon başı sakatlıktan ve gelen yeni yıldızların parlaklığından onu kimse aramadı. Ancak onlarsız bir orta saha ile sahaya çıkan Galatasaray inanılmaz zorlandı, delikli peynir gibiydi. Topu alan Servet ve Meira'nın üstüne yürüyordu. Şimdi Barış formayı sırtına öyle bir geçirdi ki, hangi yıldızlar gelip gitsin onun gibi hamallara ihtiyaç hep üst düzeyde. Sabri geçen yıl bir ara takımdan ayrılma noktasına gelmişti. Yıldıztabya delikanlısı sonunda doğruyu buldu, formasına sahip çıktı ve ay-yıldızlı takımda da hep yer buldu. Ve Ayhan... Bir zamanların çıtkırıldım oyuncusu, büyük transfer parasının altında ezilen toy delikanlıydı. Lucescu ile savunma futbolunu da öğrendi ve 30'lu yaşlarından itibaren milli takım kadrosunun bankoları arasına girdi. O tam bir profesyonellik örneği olarak tüm genç futbolcuların önünde duruyor. Hele son maçlarda olduğu gibi agresifliği kenara bırakıp futbola yoğunlaşınca, herkesin şapka çıkardığı büyük bir futbolcu oldu. Böyle devam kaptan. Skibbe yatsın kalksın onun eksiklerini kapatan bu atom karıncalara dua etsin.

Hairdesigner
22-02-09, 15:59
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Başladığı gibi

Sıralama komşusu iki takımın maçında gol çıkmadı. 32 puanlı Kayserispor ve hemen takibinde 30 puanlı Bursaspor, Adana 5 Ocak Stadı'nda öyle bir oyun oynadılar ki "Bu maç üç defa tekrarlansa golsüz biter, berabere biter" dedirtti. Son iki gün yağan şiddetli yağmurun, halı saha kıvamına getirdiği zeminde futbolcular, futbol oynamaktan ziyade ayakta kalma mücadelesi verdi. Zemin oldukça kaygandı. Her iki takımın da deplasmanda (!) oynadığı maçta forvetler kuş uykusuna erken girmişti. İlk yarıda Kayserispor'da Mehmet Topuz, Bursaspor'da da Mauro Tadue takımları adına etkisiz kaldı.

Sağlam başaramadı
İlk yarının en dikkat çeken oyuncusu; tekniği, oyuna zenginliği ile "Farklı bir yere" koyacağımız Bursalı Volkan Şen'di. Ancak ona vurulan tekmelere hakem Fırat Aydınus neden müdahale etmedi anlayamadık. İkinci yarıya başarılı olamayan Tadue'yi oyundan alıp, yerine son haftaların formsuz ismi Sercan'ı alan Ertuğrul Sağlam, oyunu rakip kaleye taşıyamadı. Kayserispor ikinci yarı tüm hatlarıyla Bursa kalesine gitmek istedi. Bu ataklarda da Cangele, Mehmet Topuz tutuktu. İki teknik adam da maçta istediklerini tam olarak yapamadı. 90 dakika sonra gelen bu beraberlik her iki takıma da yaramadı.

Hairdesigner
22-02-09, 15:59
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1737.jpg Özlenen skor

Alt sıraları yakından ilgilendiren bir maçtı. Hani derler ya "Üç puanlık değil altı puanlık bir mücadele olacak" diye, işte Konya ile Antalya böyle bir maça çıktılar. Ev sahibi yeşil-beyazlı takım, özellikle Mehmet Özdilek ile müthiş bir çıkış yakalamış olan formda bir Antalyaspor buldu karşısında. Konuk takımda orta sahanın yıldız ismi Ali Zitouni yoktu ama bu hiçbir şey için mazeret olamazdı. Konyaspor haftalardır taraftarının özlediği futbolu sergiledi. Bütün oyuncular çok çalıştı. Kanatlardan sayısız akın geliştirildi. Rakip formda da olsa şansı yoktu. Çünkü Konyaspor gerçekten süper futbol oynadı. İlk yarıda 1-0'lık skoru bulan Konyaspor ikinci yarıya da beklenenin aksine hücumu düşünerek başladı. Veysel bu maçta tam bir takım oyuncusu olduğunu gösterdi. Gerek arkadaşlarını yönlendirmesi gerekse yaptığı asistler birinci sınıftı. Nitekim ikinci golün asisti yine ona aitti. Sahada tüm arkadaşlarıyla iyi anlaştı.

Başarı sürmeli
Konyaspor, 10 maç aradan sonra sahasında bir lig maçını 3 puanla tamamlarken gelecek için umut verdi. Dünkü oyuna baktıktan sonra yeşil-beyazlı takımın oyuncularını ve teknik kadrosunu tebrik etmek gerekir. Ancak şunu unutmamak lazım, lig uzun bir maraton ve bu başarılı futbolu sonuna kadar sürdürmek gerekli. Üstelik zorlu deplasmanlarda da bu takım iş yapacak düzeyde. Antalyaspor'a ise söylenecek fazla bir şey yok. İyi bir çıkış yakalamışlardı. Ancak her takımın yaşayacağı kötü bir günde Konyaspor'a yakalandılar. Ancak inanıyorum ki Mehmet Özdilek bu takımı kısa sürede toparlayacaktır

Hairdesigner
22-02-09, 15:59
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1238.jpg Tanıyamadım

Trabzonspor sudan çıkmış balık gibiydi Denizlispor karşısında. Ne bir oyun düzeni ne de mücadele hırsı. Şaşırmamak elde değil, iki takıma baktığımızda, hangisinin ligden düşmemek için çırpandığını anlamak zordu. Yanal'ın sahaya Yattara'sız onbir sürmesi daha maçın başında tedirginilik yarattı. 70 dakika sahada dolaşan Alanzinho'ya tahümmül etmesi de Yanal'ın başka yanlışı idi. Bıdı-bıdı bu futbolcu Barış Memiş'ten birkaç gömlek dar. Haydi teknik taktiğin yanısıra futbolun ana prensibi olan "Atamayana atarlar" sözünü de bordo-mavililer unutmuşa benziyordu dün. Daha maçın başında Tayfun ve Gökhan öyle birer gol kaçırdılar ki. Bu 2 pozisyondan sonra çözülme başladı Trabzonspor'da. Sezon başından bu yana böylesine çok geri pası yapmamıştı bordo-mavililer. Yenilen ilk gol, Beşiktaş maçındakinin tekrarı idi. Denizlispor'un 2-0 galipken bile rakip kale önünde gol araması da Mesut Bakkal'ın meslekdaşından ne denli cesur olduğunu gösterdi.

Sol yan arızalı
Sezon başından beri bordo-mavili takımın sol yanı arızalı. Dünkü Denizlispor maçında da bu bölge sanki "yasak bölge" idi. Bir ara Serkan, Tayfun, Colman, Alanzinho, İsaac ve Selçuk 5-10 metrekare alanda adeta birbirinin üstünde oynamaya kalktılar. Bu da Yanal'ın hatası idi. Hakemler iyi maç yönetmedi. Nedense vakit geçirmek için her türlü hareketi yapan konuk takımı uyarmadı. Ve ev sahibi lehine faullerde cimri davrandı. Seyirci yenilgide de takımına destek verdi. Ancak, şunu da yazmamak ayıp olur. Dün sahada galibiyeti hak eden takım Denizlispor idi.

Hairdesigner
22-02-09, 16:00
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg İhmal ve ikmal

Denizli maçının çok zor geçeceğini önceki günkü yazımda belirtmiştim. "İhmal, ikmale bırakır" dedik, demek ki doğruymuş. Anlaşılan uyarılarımıza pek itibar edilmemiş. Olsun, bizim görevimiz ilgilileri uyarmak, uyandırmak. Dinleyip, dinlememekte paşa gönülleri bilir. Biz Trabzonsporlu olduğumuz için, Trabzonspor yaşamımızın bir parçası olduğundan bu sorumluluğu hissetmekteyiz. Trabzonspor maçı daha oyunun başında rakibine vermek için her türlü zemini hazırladı. Hüseyin, Umut cezalı olabilir, normaldir. Bunların yerine İsaac ve Alanzinho'nun oynatılmasını futbol mantığı ile bağdaştıramıyorum. Koy Ceyhun'u orta sahaya savunmaya dönük. Colman ile Selçuk'u sür ofansa. Kapalı savunmayı açmak için koy Yattara'yı tek yönlü ofans göreviyle kenara. Otur kulübende zevkini, keyfini yap. Genelde Trabzonspor oyun içerisinde bir davranış gevşekliği ve tembelliği içerisindeydi. Girişim yetersizliği görüldü. 90 dakikalık süre içerisinde Trabzonspor'un yakaladığı bir tek net gol pozisyonu vardı, o da Gökhan'ın ikinci yarının hemen başında bulup da değerlendiremediği ve maçın da kırılma noktası kabul edilen pozisyondu.

Yanlış hamleler
Dünkü maçta Trabzonspor kazanmayı pek düşünmedi nedense. Teknik yönetimin stratejik hataları, oyuncu seçim yanlışları ve maç içindeki hatalı hamleler, sonucun böyle tecelli etmesinde önemli rol oynadı. Trabzonspor mutlaka yaşadığı bu travmayı en kısa suretle atlatmalıdır. Hafta içinde alınan bu mağlubiyetin esaslı bir değerlendirmesini kenar yönetimi mutlaka yapmalıdır. Çünkü lig devam ediyor

Hairdesigner
22-02-09, 16:00
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Kaza geldi

Futbolun affı yok. Trabzon'un en istikrarlısı ve kaptanı Song, Beşiktaş maçının 75. dakikasında neredeyse şampiyon olan takımını 2 kafa topu ve bir lüzumsuz atak hevesiyle ateşe attı. Bu yeni takımı zirveye taşıyan Yanal ise son iki maçtaki tuhaf tercihleriyle belki de ligin kaderini değiştiren adam oldu. Isaac diye bir adam almış Trabzonspor, bonservisi yok diye. Benim de yok. Üstüne 100 milyar versem bir maç 18'e alıp kulübede oturturlar mı? Hadi şaşırıp aldınız çocuğu, oynatmayın bari. Rekor düzeyde ofsaytta kalıyor, içinde değil futbol oynamak, spor yapma hevesi bile yok. Alanzinho diye bir Latin pigmesi 1 sezon boyunca izlenmiş. Ben boyda. Formayı giyince sünnet bebesine dönüyor, mahalle maçında abilerin arasında itilip kakılan ilkmektep çocuğu sanki. Bu haliyle Süper Lig'de seyirci olur sadece. Lakin tek adımda onun 15 saniyede koştuğu mesafeyi alabilen Yattara kenarda, o sahada. Yattara ile bunu iki kenara koyup geniş alan sağlamaya çalış, tek forvete dön bari. Yok, öyle de değil. Karmakarışık bir oyun.

Bakkal kompleksine yenildi
Yanal'ın Ankaragücü maçıyla başlayan hataları, zincir olup Trabzon'un boynuna dolanmış. Değil arkadaşım, kardeşim olsa yazarım. Yolun burasında kaza yapılmamalıydı. Deplasman fakiri bir takıma kaybedilmemeliydi. Mesut Bakkal kompleksine yenik düşülmemeliydi. Kaza geliyorum diyordu aslında ama biz bir önlem bekliyorduk teknik ekipten. Mesela çağdaş futbola en yatkın isimlerden biri gibi görünen Pappy'nin kazanılması gibi. Orta sahaya artık bir düzen getirilmesi gibi. Rakiplerin diklemesine çıkışlarına engel olunması gibi. Cale ve Egemen'i ayakta gördük. Hüseyin'in ağabeyliğini aradık. Yine de sonunda hepsini affettik. Buraya bu hoca, bu kadro geldiğine göre.

Hairdesigner
22-02-09, 16:02
Dersimiz Denizli!
Cemal Ersen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=99)
Milliyet

Görünen o ki, Beşiktaş maçının sinyalleri ciddiye alınmamış, daha önemlisi Denizlispor küçümsenmiş. İşte tehlikenin büyüğü bu!
Anlaşılan, Ersun Yanal son haftalarda müthiş bir düşüş içine giren Yattara’yı kulübeye çekip, uzun zamandır ertelediği dersi Denizlispor maçında vermeyi planlamıştı.
Ancak görüldü ki, deneyimli teknik adam, bu operasyon için yanlış zamanı seçmişti. Kim ne derse desin, farklı özelliklere sahip Umut ve Hüseyin’in yokluğunda taşlarla fazla oynamak, Trabzonspor gibi fazla alternatifi olmayan takımlar için ciddi bir risk idi.
“Sezon başından beri kulübenin gediklisi olan Isaac ve geldiği günden bu yana kumaşının kalitesi tartışılan Alanzinho’yu, Ceyhun ve Yattara’ya tercih etmenin faturası bu kadar ağır olabilir miydi?” diye sorarsanız, sadece skora değil, oyuna da bakın derim.
Kontrollü, haddini bilen, kalesini çok adamla savunan, buna karşın hızlı hücumu bu kadar verimli değerlendiren Denizlispor karşısında, bordo-mavili ekip sezonun en berbat futbolunu sergiledi. İlk golün geldiği 15. dakikadan itibaren sahada panik içinde, ne yaptığını bilmeyen bir Trabzonspor vardı. Liderlik kovalayan, şampiyonluk hedefleyen takım, ancak bu kadar sıradanlaşabilirdi.
Bu takımın golcüsü kimdi? Gökhan. Peki Gökhan maç boyunca ceza alanı içinde kaç topla buluştu? Sadece bir! O da maçın kırılma anıydı. Gökhan bu dakikada kalitesine yakışmayan bir son vuruşla topu dışarı gönderdi. Diğer bölümlerde golcü futbolcu ya kanattan orta yaptı, ya da savunmanın arasında topla buluşabileceği pozisyonları bekledi. O topları atması gereken Alanzinho, Selçuk ve Colman berbattı.
Denizli için önemli bir adım
Serkan’ın ilk yarı boyunca ne yapmak istediğini, Isaac’in doksan dakika sahada neden kaldığını sorgulamak bize düşmez. Ancak maçın kaybedilmesine neden iki pozisyon için Yanal’ın ne düşündüğünü öğrenmek isterim. İlkinde Tayfun’un kaçırdığı gol fırsatının hemen devamında, ikincisinde yine rakip kale önünde kaybedilen topun bir ani atak sonrası Denizlispor gollerine dönüşmesi, sanırım Yanal tarafından analiz edilmesi gereken bir sorunun varlığını gösteriyordu.
Hakkını verelim; konuk ekip Avni Aker’den müthiş bir sonuçla ayrıldı. Ligde tutunabilme adına bu galibiyet çok önemli bir adımdı. Trabzon cephesinde ise hesapta olmayan kaybın sonuçlarını ileride göreceğiz. Görünen o ki, Beşiktaş maçının sinyalleri ciddiye alınmamış, daha önemlisi rakip küçümsenmiş. İşte tehlikenin büyüğü bu!

Hairdesigner
22-02-09, 16:03
Aynı tas aynı hamam
Rıdvan Dilmen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=2)
Milliyet

Kadıköy’de herkes koşuyor, mücadele ediyor, savaşıyor. Tabii ne güzel. Arkana 50 bin kişiyi al,
çık oyna
Bu maça ne yazacağız açıkcası bilmiyorum. Aslında Fenerbahçe’nin bu sezon deplasmanlarda oynadığı karşılaşmalar için yazdığım yazıları sadece takımların ismini değiştirerek aynen koysam kimse anlamaz. Çünkü hepsi aşağı yukarı aynı. Farklı hiçbir şey yok.
Gaziantep, Hacettepe, Ankaragücü, Sivas deplasmanları ve de diğerleri... Hepsinde rölanti, keyifsiz, isteksiz oyun. Rakipler hep etkili oynuyorlar ve bol pozisyona giriyorlar. Kendi adına duran top dışında tehlike yaratacak pozisyonun yok. Kadıköy’de herkes koşuyor, mücadele ediyor, savaşıyor. Tabii ne güzel. Arkana 50 bin kişiyi al, çık oyna. Özür dilerim ama Lefter ağabey, Can ağabey ve ben de o statta 15 dakika çıkar oynarız.
Teknik Direktör Aragones’le ilgili 1. haftada Gaziantep’te ne yazdıysak, 21. haftada yine aynısını yazıyoruz. Hiçbir ilerleme yok. Ne oyun şablonunda, ne tercihlerde. Herkes artık bu Fenerbahçe’yi ezbere biliyor. Hakikaten de bu takım deplasmanlarda bu kadar puan kaybedecek bir ekip değil. Ama Aragones’ten oyunculara kadar ciddi bir vurdumduymazlık sözkonusu. Bu da insanları, Fenerbahçeliler’i kahrediyor. İlginçtir hiç kimse Gençlerbirliği maçı öncesi “Bu maçı Fenerbahçe kazanır” diyemiyor. Bu güvensizliği takım yarattı. Alex biraz çabaladı o da yetmedi. Giren oyuncuların da hiçbir katkısı olmadı. Gençlerbirliği hiç de zorlanmadan üç puanı cebini koydu. Ve de farklı bir skoru kaçırarak.
Hakem Yunus Yıldırım yine mükemmel bir maç yönetti.

Hairdesigner
22-02-09, 16:05
Çaresi Trabzon
Sakıp Özberk (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=309)
Fotospor

Trabzonspor, Sivasspor dışındaki diğer şampiyoın adaylarından puan açısından daha avantajlı. Bu avantajını kaybetmek istemiyorsa mutlaka bu tür rakipleri hem de kendi saha ve seyircisi önünde mutlaka kayıpsız geçmeli. Denizlispor’da yeni göreve başlayan Mesut Bakkal, Ersun hocanın çok uzun yılar yardımcılığın yaptı. Bu sebeple birbirlerini çok iyi tanıyan iki teknik adam pozisyonundalar. Maçın başlarında iki takım da hamle yapmadan birbirlerini kolluyorlardı. 15. dakikada Angelov’la sessiz sedasız golü bulan Denizlispor, sessizliği bozan taraf oldu.
Trabzonspor şaşkınlıktan uzun süre kendini bulamadı. Fakat rakip savunmaya yaptığı baskıyı da azaltmadı. Kendi ceza alanı önünde kalabalık defans kuran Denizlispor defansı hava toplarında ve tek tip müdahalelerde çok başarılıydı. İlk yarıda tek karambol pozisyonuyla yetindi bordo-mavililer. İkinci yarıda defansını kalabalık tutan Denizli, Trabzonsporlu Gökhan’ın kaçırdığı pozisyondan hemen sonra ani bir kontratakla ikinci golü de buldu. Böylesine kalabalık defans bloğunu en iyi kanatlardan geliştirilen ataklarla geçebilirdi Trabzonspor. Fakat Türkiye’de kanatlardan en iyi atak yapan Yattara, oyuna çok geç girdi. Forvette Gökhan ve Isaac ikilisi çok uyumsuz bir görüntü çizdiler. Yatttara’nın kişisel becerisine güvenen Trabzonspor, soldan hiç atak geliştiremez oldu. Maç boyunca doğru dürüst kanat varyasyonu yapamayan uzaktan isabetli şut atamayan tehlikeli serbest atış kazanamayan Trabzonsspor, doğrusu puanı haketmedi. Gol atması mucizelere kaldı. Fakat yediği ikinci golde defansta bir tek adam kalması adeta komediydi. Trabzonspor gibi bir takıma hiç yakışmadı. Hakemlerden şikayetlerin çok arttığı bir dönemde Hüseyin Göçek çok iyi bir maç yönetti.

Hairdesigner
22-02-09, 16:05
Beşiktaş’ta ne değişti?
Uğur Meleke (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=10)
Milliyet

6 gün içinde iki iyi oyun sergilenmesi, Trabzon maçının ikinci yarısıyla başlayan ve Antep’te devam eden 135 dakikadan toplamda 4-0’lık bir neticeyle çıkılması, ister istemez akla o soruyu getiriyor: “Beşiktaş’ta ne değişti?”
Tabii futbolun rakiple oynandığını; o golleri Beşiktaş’ın attığı kadar, Trabzon ve Antep’in yediği gerçeğini de yadsımıyoruz. Evet, İstanbul’a 1 puan hedefiyle gelen Ersun Yanal ve “Bu kez onların puana ihtiyacı var” diye sadece 3 ofansif adamla (Ivan, Mehmet ve Beto’yla) takımını oluşturan, sezon başından beri attıkları toplam gol sayısı yalnızca 9 olan bir ilk 11 kuran Nurullah Sağlam, oyun oynamak isteyen Beşiktaş’a yardımcı oldular. Ama bunlardan önceki 13 lig maçında sadece 6 kez kazanıp 18 puan yitiren Denizli’nin Beşiktaş’ının, doğrudan iki rakibi karşısında üstün oyunlar oynamasının başka gerekçeleri de olmalı.
Öncelikle belli ki, Beşiktaş defansının göbeğinde bir gelişme kaydedildi. Sağlam’ın hemen ardından yapılan üçlü savunma denemeleri, ilk devrenin son 10 maçında Beşiktaş’a 14 gollük bir fatura bıraktı. İkinci devrenin ilk karşılaşmasında, Denizlispor önünde Zapo’nun atılması belki de Beşiktaş’a ilk kez 4 maç üst üste dörtlü savunmayla ve göbekte aynı ikiliyle (Sivok-G.Zan) oynama şansı verdi ve bu 360 dakikayı siyah-beyazlılar yalnızca 1 gol yiyerek, çok az da pozisyon vererek kapadı.
Tabii bir takımın az pozisyon vermesini yalnızca savunmanın göbeğiyle açıklayamazsınız. Denizli’nin devre arasında yaptığı üç transferin de (Ernst, Yusuf, Erkan) orta sahaya olması, o bölgede alternatiflerini yetersiz bulduğunu gösteriyor. Merkezde Ernst-Cisse ikilisi, Beşiktaş’ın takım savunmasını kuvvetlendirdi.
Ofansif zenginlik
İkinci devrenin ilk 3 buçuk maçında 2 gol atabilen Beşiktaş’ın ofansif zenginliği bulmasıysa, son 135 dakikada gerçekleşti. Nobre ve Bobo’yla daha verimli hücum eden siyah-beyazlılar, 122 gün sonra ilk kez deplasmandan 3 puan aldılar, 105 gün sonra da ilk kez 3 farklı galip geldiler.
İki Brezilyalı’nın sahada olduğu son 135 dakikada Beşiktaş hem topu daha fazla ileride tuttu; hem de hava toplarında kademe atladı, Trabzon da, Antep de kafa golleriyle çözüldü.
Burada enteresan bir detay var, tabii ki bütün bir tabloyu açıklamaz, ama Eylül’de İnönü’de oynanan Antep maçı kadrosuna ve dizilişine bakıldığında, Cuma günüyle çok büyük benzerlikler taşıyor. O gün savunma dörtlüsünün önünde oynayan 6 adamdan (S.Özkan, Cisse, Toraman, Tello, Bobo ve Nobre), bu cuma değişen tek kişinin Ernst olduğu görülüyor. Yani M.Denizli, üçlü savunma, üçlü forvet, orta sahanın ortasında Tello, Sivok yada Zapotocny, sol açıkta Bobo gibi denemelerden sonra aslında en başa dönmüş, sezonun 4’üncü haftasında rakibini 3-0 yenen aşağı yukarı aynı ekiple, aynı Antep’i, aynı skorla geçmiş gibi de okunabilir bu durum...
26’ncı haftanın sırrı
Peki, kalan 13 haftada Beşiktaş, bu oyun düzenini korur mu?
Öncelikle M.Denizli’nin son haftalarda kafasındaki düzen 4-3-3’tü, ortada Cisse-Ernst-Delgado, önde de iki kanat hücumcusu (Tello-S.Özkan) ve bir santrfor (Nobre) kullanıyordu. Son 135 dakikadaki gibi Bobo ve Nobre’yi iki santrfor olarak kullanmak istiyorsa, Delgado veya Cisse’den birinden vazgeçmesi gerekecek ki, herhalde işi çok kolay olmayacak..
Tabii Beşiktaş’ın önünde nispeten 3 kolay maç (İBB, Hacettepe, G.Birliği) olması, bu radikal değişikliği yapmak için önemli bir fırsat... Zira son 10 haftada karşılarında 6 güçlü rakipleri olacak. Ligi “ilk 9” ve “son 9” olarak iki gruba böldüğünüzde, Beşiktaş’ın üst gruptan bugüne kadar yenebildiği tek takım G.Antep... Son 10 haftada Beşiktaş, bu sezon hiçbirini mağlup edemediği Sivas, Kayseri, Bursa, F.Bahçe, Ankaraspor ve G.Saray’la oynayacak ve şampiyon olmak için büyüklere karşı performansını yükseltmesi gerekecek.
Muhtemelen Denizli, önündeki 5 maçtan (3’ü içeride, biri de Hacettepe deplasmanında) asgari 13 puan alıp, 26’ncı haftanın bitiminde 52 puanla zirveye tutunmuş olmayı hedefliyor. Aynı dönemde F.Bahçe-Sivas, Kayseri-F.Bahçe, Trabzon-G.Saray, G.Antep-Trabzon ve G.Antep-G.Saray maçlarında da rakiplerinin maksimum puan kaybetmesini umut ediyor. Sanırız, sık sık dile getirdiği 26’ncı hafta planı da bu...

Hairdesigner
22-02-09, 16:06
Galiba bu kadro bitti
Mehmet Demirkol (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1)
Milliyet

Fenerbahçe’de kalması gerekenler ilk gidenlerse, mevzuuya oradan bakmak gerekir. Dediğim gibi galiba bu kadro bitmiş
Semih olmadan Fenerbahçe makinesi çalışmaz. Genel kanımız bu. Ama dün Semih’le bazı Güiza’lı maçların bile gerisinde bir Fenerbahçe vardı. Bunu nasıl açıklayacağız.
Fenerbahçe dün özellikle ikinci yarıda 18 yaşındaki Soner Aydoğdu’nun komutasındaki Gençlerbirliği’ne, Hacettepe’ye karşı bulduğundan fazla pozisyon verdi. Bunun açıklaması ne?
Uğur Boral’ın defahatle tekrarladığı, dün de TV kameralarına mim sanatını kullanarak anlattığı üzere ‘Git gel, git gel! Kimse yardıma gelmiyor her işi ben yapıyorum’un bu durumda payı var kuşkusuz. Ancak bana kalırsa sorun daha derin.
Uğur’un dediği gibi Fenerbahçe iki yönlü ve devamlılığı çok olan oyuncuların fazla olduğu bir takım değil. Öte yandan hatırlamak lazım ki, geçen sene de değildi.
Ve evet! Semih çok iyi, iyi niyetli, 360 dereceyi görebilen bir sonraki pozisyonu tahmin edebilen bir oyuncu. Türkiye’nin en iyilerinden. Ancak geçen sene de takımın ilk tercihi değildi.
Dünkü oyunu Aragones’in ne kadar kötü bir hoca olduğuyla da anlatamayız. Çünkü bu kadar kötü bir organizasyonu kötü, tembel, umursamaz bir hoca da kuramaz.
Peki sorun ne?
Sanırım Fenerbahçe’nin bu kadrosu bitti. Birer birer başka takımlarda bunun üzerine çıkabilirler. Gelecek sene aralarından biri Avrupa’nın en değerli oyuncusu da seçilebilir. Olabilir!
Ancak hiçbiri bu durumu Alex’in geriye gelmemesiyle, Roberto Carlos’un kaçak dövüşmesiyle, Uğur’un arkadaşlarını satmasıyla, Semih’in bezdirilmesiyle, Deniz’in geçmişte kalmasıyla, Gökhan’ın şımarmasıyla, Deivid’in aklının geçen senede kalmasıyla, Emre’nin günü kurtarma çabası ve psikolojik sorunlarıyla, Volkan’ın sözleşmesiyle, Lugano’nun İtalya aşkıyla, Güiza’nın gece hayatıyla anlatamaz.
Bu durumu galiba kadroda olmayanlarla anlatmak gerekir. Eğer birisi çıkıp ‘Van Hooijdonk’un aklı ve hırsı, Tuncay’ın isyankârlığı, Ümit’in futbola kafa patlatışı, Marco’nun fedakârlığını’ anlatırsa, o zaman durup düşünmek lazım. Fenerbahçe’de kalması gerekenler ilk gidenlerse, mevzuuya oradan bakmak gerekir.
Dediğim gibi galiba bu kadro bitmiş.
Dün Hacettepe’nin intikamını alamayan Gençlerli oyuncuların bu zaafı da gençliklerindendir

Hairdesigner
22-02-09, 16:07
'Beşiktaş'ın yeni hocası kim olur?'
Kenan Başaran (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1080)
Birgün

Beşiktaş bu sezon Mustafa Denizli'nin "işaret ettiği" 26. haftayı göremezse ne olacak?
Taraftarı, hatta diğer taraftarları bile 26. haftaya şartlandıran Mustafa Denizli, o hafta gelmeden şampiyonluk yarışından koparsa Beşiktaş’ın hali ne olacak? Kulüp yönetimi Denizli ile “yarımbuçuk” sezonluk bir anlaşma yaparak, zaten kontratı şampiyonluğa endekslediğini ortaya koymuştu. Beşiktaş şampiyon olursa Mustafa Denizli ile yola devam, aksi halde “yine yeni yeniden” denilerek bir başka hoca ile yola çıkılacak! Yanılmıyorsam Demirören'in 6. hocası olacak bu da. Güzel, 6. sezona 6. hoca ile başlamak...
Demek ki Demirören başta kaldığı sürece her sezona bir hoca düşecek.
Daha doğrusu “bir sezonun bir yerinden başlayan bir hoca öbür sezonun bir yerinde görevinden ayrılacak!”
Benim merak ettiğim 26. haftaya gelinmeden Beşiktaş şampiyonluk yarışında havlu atarsa yönetim “olan oldu, sezon sonuna kadar Denizli ile devam” mı diyecek, yoksa “Sayın Denizli ile zaten gelecek sezon çalışmayacaktık. O yüzden yeni sezonda çalışacağımız hocayı şimdiden takımın başına getirmeyi uygun bulduk” diyerek, yeni bir hoca ile mi anlaşacak? Böylece 3 hoca ile 1 sezon nihayetlendirilir. Bu da Demirören’in yöneticilik fanatizminin yeni bir rekoru olur...
Peki Denizli giderse yerine kim gelecek; yeni talihli(!) hoca kim olacak?
Elbette “talihsiz” demek daha doğru olacak. Bugünkü yönetim zihniyetinde Beşiktaş’ın başına geçecek her hocayı ben “talihsiz” olarak görüyorum. Eldeki isimlere göre ufukta yeni bir “evladımız kontenjanı”ndan Şifo Mehmet görünüyor. Tabii artık o da “Mehmet Hoca” oldu. “Şifo”sunu bir markaya dönüştürüp, ticarete döktü. Elin Beckham’ına yaptıklarını görünce bunu çok görmüyorum Mehmet Özdilek’e. Antalyaspor’u düşme potasının dışına çıkaran Mehmet Hoca, esasen kısa süren Malatyaspor macerasında da “parıltılar” bırakmıştı ama çok kimse fark edememişti.
Mehmet Hoca’nın dışında bir diğer aday halen boşta olan Ziya Doğan. Ne var ki Ziya Hoca’yı pek şanslı görmüyorum. Hani epeydir ortalarda olmadığı için yıldızı söndü. Ayrıca Ziya Hoca, zor bir hocadır! Tepesi attı mı “arkamda yönetim var mı yok mu” demeye bakmaz, çeker gider. Bir ara “Milli Takım ile birlikte kulüp takımı da çalıştırabilirim” diyen Fatih Terim’in adı da gündeme gelecektir. Ve elbette Yılmaz Vural da bir şekilde “Beşiktaş’ı bana verseler şampiyon yaparım” der hani.
Nasılsa Fener’den umudu kesmiştir...
Yerel mahalde Beşiktaş için “speküle” edilecek başka da pek isim yok gibi ki zaten sıra “uluslararası çapta bir yabancı hoca”ya geldi. Yabancı hoca tercihi de şöyle savunulacak: “Beşiktaş gibi büyük kulüplerin ağırlığını yerli hocalar kaldıramıyor. O yüzden Beşiktaş’ı büyük bir yabancı hocaya teslim edeceğiz.”
Yabancı hoca denilince de iki banko isim var: Lecuscu ve Daum...
Öncelikle başka başka ünlü hocalara kanca atılacak ama bu iki isim de “alternatif olarak” el altında tutulacak. Büyük balıklar tutulamazsa işte ya Lucescu ya da Daum ile yeniden nikâh kıyılacak.
Bu iki isim için de sunum hazır: “Lucescu bizi 100. yılımızda şampiyon yaptı. Daum’u da Türkiye’ye ilk biz getirdik ve hem bizi hem Fenerbahçe’yi şampiyon yaptı.”
Peki 26. hafta gelmeden Beşiktaş’tan ayrılması halinde Mustafa Denizli ne yapacak? Bence “kahredecek.” İçi içini yiyecek. Hep gelecekteki maçları kafasında oynayan Denizli, bu defa geçmişte oynanmış maçları bir kez daha kafasında oynatacak ve hepsini kazanacak! Ancak artık iş işten geçmiştir. “Ah ulan Rıza” kabilinden hayıflanacak; o beraberliklere ve yenilgilere bir kez daha üzülecek. “Ben bu ligde bu takımı nasıl şampiyon yapamadım” diyecek “gayet tabii ki...”

Hairdesigner
22-02-09, 16:08
Önder atılmalıydı
Metin Tokat (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=12)
Milliyet

Yunus Yıldırım tecrübesi, kendine güveni ve futbolcularla kurduğu iyi iletişimle karşılaşmanın kontrolünü elinde tuttu. Şüpheli durumlarda oyunu kesmeyerek maçın tempolu geçmesi için gayret gösterdi. Kuralları genelde doğru yorumladı. Oyuncuları önce uyardı, tekrarında sarı kartını kullandı. Lugano’ya gösterdiği sarı kart buna örnekti.
Djite ve Lugano’nun attığı golleri, yardımcı hakem Adil Sinem’in ofsayt kararlarıyla iptal etmesi doğruydu. Ceza alanı içinde Gökhan Gönül’ün ortası Koray’ın göğsünden dönmüştü, devam kararı yerindeydi.
Ancak Soner’in defansın arkasına attığı topa hareketlenmesi sırasında Önder Turacı’nın eliyle topu önlemesini tespit edemedi. Hentbol verip bariz gol şansını engellediği için Önder’e kırmızı kart göstermeliydi.
Kazım ve Roberto Carlos’a gösterdiği sarı kartlarda haklıydı.
Çok koşarak pozisyonları yakından izleyen, avantajları yerinde uygulayan, faul kararlarında her iki takım için tutarlı kararlar veren Yunus Yıldırım, Önder’in pozisyonu dışındaki doğru tespitleri, skora etki etmeyen yönetim tarzıyla geçen haftaki Beşiktaş-Trabzonspor maçındaki başarısını devam ettirdi.

Hairdesigner
22-02-09, 16:09
İntihar ve dar kadro
İskender Günen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=173)
Sabah

Hafta içinde Trabzonspor'un kendi sahasındaki kolay gözüken maçlarda zorlandığını, şampiyonluk yarışında bu karşılaşmaların önemli olduğunu belirtmiştim. Fakat Ersun Yanal'ın, Denizlispor gibi çok kritik bir maça yanlış bir strateji ile başlayacağını düşünmüyordum.
Trabzonspor sezon başından beri aynı kadro ve aynı sistem ile oynamaya çalışıyor. Dün Umut ve Hüseyin sarı kart cezalısıydı. Yanal'ın en önemli yanlışı Yattara'sız ve Alanzinho'lu bir 11 ile başladığı için 4-3-3'ten 4-3-1-2'ye dönmek zorunda kalışıydı. Hem de Denizlispor gibi kendi sahasında çok adam bulunduran bir takıma karşı.
Kenarda adam eksilten oyuncunuz yoksa rakibin savunma dengesini bozabilir misiniz? İlk yarıda Trabzonspor'un rakibi zorlayan kanat atağı girişimi yok. Bordomavililer, ataklarda sürekli göbeği zorlama yanlışı içindeydiler. 10'dan sonra girilen pozisyonlar Denizlispor savunma oyuncularının hatasından kaynaklandı.
İkinci yarıda Ersun Yanal, Serkan'ın yerine Ceyhun'u ve sonrasında Yattara'yı oyuna aldı. Fakat Yattara'yı alırken orta sahadan Colman'ı çıkardı. Hiçbir şey üretmeyen, ayağına aldığı her topu ezen, fizik yetersizliğinden yerden kalkmayan Alanzinho dururken Colman'ın oyundan alınması Yanal'ın bir başka yanlışıydı.

TEZİMİZDE HAKLI ÇIKTIK
Uzun lig maratonunda inişler ve çıkışlar vardır. Sezon başından beri, Trabzonspor'un sezona 14 oyuncu ile başlamasını eleştirdim. Ceyhun buna dahil. Ve işte Ceyhun'un hali. Umut ve Hüseyin yoktu. Song sakat sakat oynuyor. Trabzonspor, bizim bu tezimizi adeta haklı çıkardı. Kaldı ki; böylesine dar bir kadro ile ilk yarıyı çok iyi bir yerde bitirmişken ve nokta transfer adeta bağırırken alınan oyuncunun Alanzinho olması ayrıca düşündürücü olmalı. Sonuçta alınan bu yenilgi şampiyonluk yarışında Trabzonspor için çok büyük bir yara olacak.

Hairdesigner
22-02-09, 16:13
Fenerbahçe havlu attı
Ömer Üründül (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=7)
Sabah

Fenerbahçe dün gece ikinci yarıda sergilediği felaket futbolla, tarihi farktan kurtulduğu maçta 3 puan kaybederek çok ciddi bir yara aldı.
Fenerbahçe olumlu bir başlangıç sergiliyordu, ancak baraja çarparak Volkan'ı yanıltan şans golü takımın moral motivasyonunu bozarken, Gençlerbirliği'nin de direncini artırdı. Golün şokuyla kısa süreli bir duraklama döneminden sonra F.Bahçe devre sonuna kadar atak bir görüntüdeydi. Ama bu bölümde Gençlerbirliği 18 önünü kalabalık şekilde iyi kapatıp, Semih ile orta sahadan gelen arkadaşları arasındaki bağlantıyı engelledi. Bu durumda kanatlara ağırlık vermek gerekiyordu ama Carlos ve Gökhan Gönül (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Gökhan Gönül)'ün gayretlerine kötü günlerindeki Uğur ve Deivid ortak olamadılar. Deniz zaten formsuz ve kalabalık alanda hücuma katkısı olabilecek bir yapısı yok. Emre Belözoğlu (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Emre Belözoğlu)'nun da ayakta duracak hali yok. Bu yüzden pozisyon bulunamadı.

OYUNCULAR FELAKETTİ
İkinci devre roller değişti. Müthiş bir tempoyla ilk dakikadan itibaren hücumu düşünen bir Gençlerbirliği vardı sahada. Fenerbahçe ne takım savunması yapabiliyor ne de top kullanabiliyordu. Yapılan 3 değişiklikten de hiçbir katkı gelmedi ve maç Fenerbahçe'nin değil pozisyon bulmak; rakibi rahatsız edecek ataklar bile geliştiremediği aksine kalesinde arka arkaya net pozisyonlar yaşadığı şekle döndü. Sonuna kadar da böyle gitti.
Oyuna katkı verecek Alex ile Emre sahada adeta yoklardı. Uğur Boral bir felaket, Deivid'in eski Deivid ile alakası yok. Yerlerine giren oyuncular da hiçbir olumlu hareket yapamadılar. Fenerbahçe hem bu yenilgiyle hem de genel görüntüsüyle bana göre lige artık tam anlamıyla havlu attı.
Gençlerbirliği hem taktik hem de mücadele olarak dört dörtlüktü. Hak ettikleri 3 puanı kazandılar. Tek eleştirilecek yanları rekor sayıda pozisyonu harcayarak skoru garantiye alamamalarıydı.
Hakem Yunus Yıldırım ise mücadelede son derece objektif, az hatalı ve çok çağdaş bir görüntü çizdi.

Hairdesigner
22-02-09, 16:13
Masallar dönemi
Gürcan Bilgiç (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=83)
Sabah

Geçmişi, geleceğin aynası olarak kullanmak, 70 yaşındaki bir tecrübe abidesinin en önemli silahı değil midir?
Trabzon, Bursa ve Gaziantep hep aynı şeyi denedi Fenerbahçe karşısında; önde üç adamını tutarak pas trafiğinin önüne geçti. Fenerbahçe gibi temposuz bir takımın, Aragones'in de en büyük beklentisi olan yüksek pas yüzdesi ile oynamasının önüne geçtiniz mi, zaten maçı yarı yarıya kucağınıza alıyorsunuz. O günlerde "şifre çözüldü" demiştik, Samet Aybaba da Amerika'yı yeniden keşfetmedi.
Bu şekilde tıkanan ve daha önce de aynı sıkıntılarla boğuşan bir teknik adamın alternatif planı olmalıydı. Ama 10 kişiye karşı, üstelik yenikken Alex'i kenara alan bir teknik adamdan bahsediyoruz. Dün de 57'de Deniz Barış/Colin Kazım değişikliği ile "intihara" karar verdi. Bu dakikadan sonra Gençlerbirliği'nin en az 6 pozisyonu var.
Yedi gollü Hacettepe galibiyeti AlexSemih ikilisinin öneminin altını çizmişti. Başka bir şey değil. Çünkü yedi gol attığınız rakibiniz sizin kalenize 16 kez gelmiş. "Pamuk" takımınızın direnci böyle bir maçta bile yokken, düzeni değil oyuncuları değiştirerek nasıl fark yaratacaksınız?

MAÇI 57'DE KAYBETTİ
Gençlerbirliği'nin doğru kurgusundaki en önemli işlevlerden biri de, Fenerbahçe'nin iki beki; Gökhan ve Carlos'un önünü kapatmasıydı. Hücum gücünde bu beklerin bindirmelerinin büyük payı olan Fenerbahçe takımını orta sahadaki kalabalığın içine iterek yaratıcı olmaktan da uzaklaştıran Aybaba, adam paylaşımını sorun olmaktan da çıkardı. İşte bu nedenlerle, Fenerbahçe'nin maçı kaybettiği an golü yediği dakika değil, Orta sahayı Emre-Alex ikilisi ile rakibe teslim ettiği 57. dakikadan sonrasıydı. Alex'i ceza alanından uzaklaştırmak, Emre'nin biraz daha ileri gitmesini sağlamak yerine, adam kovalattırmayı denemekti.
Neredeyse bütün ikili mücadeleleri rakibe teslim eden boş vermişliğin nedenleri geçmişte saklı. Bugüne gelen sonuçlarıdır. Bunu göremeyip, maçlık motivasyonlara yönelenlerin görüşlerini zaten okuyorsunuz. "Geçen seneden iyi" takımın, "Kafaya göre" teknik adamla daha iyi olacağı beklentisinin yaratıldığı, masallar dönemindeyiz şimdi.
Bu yenilgi ile Fenerbahçe, Süper Lig'in kalan haftalarında figüran rolü oynayacak. Fakat dünyanın en zengin 19. kulübü oldular. Bravo onlara!

Hairdesigner
22-02-09, 16:15
Trabzon, kendi silahıyla vuruldu
Hayri Beşer (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=147)
Zaman


Trabzonspor için sürpriz olan şuydu: Karşısında kendi tarzıyla oynayan bir rakip vardı.
Bordo-Mavili takım, savunma dahil sahanın hiçbir alanında konforlu pas yapacak rahatlığı bulamadı. Denizlispor, güçlü rakibini 'erken hamle stratejisi'yle sürekli bozdu. Trabzonspor'a karşı Trabzonspor taktiğiyle oynadı. Akıllı bir sertlik uygulayarak oyunu soğuttu. Böylece ev sahibi ekibinin tempolu yüklenmelerinin de önüne geçmiş oldu.
Kart cezalısı Umut ve kaptan Hüseyin'in yoklukları da Bordo–Mavililerin oyun ezberine olumsuz yansıyan faktörlerdi. İlk defa ilk on birde forma şansı bulan Alanzinho, 40. dakikada adam eksilterek Gökhan'a verdiği gollük ara pası dışında kendisine biçilen rolün hakkını veren kreatif işler yapamadı.
Trabzonspor, ısrarla dikine ve derin toplarla Denizlispor savunmasını aşmayı düşündü. Bu da rakibin işini kolaylaştırdı. Çünkü oyunu daraltmaları zor olmadı. Ayrıca çizgi savunma oynamadıkları için Gökhan'ın arkaya sarkma girişimleri işe yaramadı. Tabii bu manzaranın ortaya çıkmasında Mesut Bakkal'ın, Ersun Yanal birikimini de hesaba katmamız gerekiyor.
Ersun hocanın, kanat akınlarını zorlamamasının ilk planda anlaşılır bir tarafı var. Cale veya Tayfun çizgiye inerek orta kesecek meziyette oyuncular değil. Yine de Denizlispor'u daha geniş, daha alternatifli ve daha zengin bir oyun formasyonunda yormak için bu yöntem denenmeliydi. Trabzonspor paslı, verkaçlı, hafif driplingli arayışların etrafında dolanıp dururken Mesut Bakkal'ın talebeleri zihinsel bir yoğunluğun içine düşmeden fiziksel güçlerini kullanarak ve disiplin futbolunun dik âlâsını uygulayarak Avni Aker'den büyük bir sürprizle çıkmayı başardılar.
Maçın tamamına baktığımız zaman ortaya çıkan pozisyon kısırlığı da tahammül edilecek gibi değil. Trabzonspor'un topu topu üç net gol girişimi var. İlginçtir, Denizlispor iki golü de rakibinin kaçırdığı fırsatların ardından buldu. İlki Tayfun'un İsaac'a pas vermek yerine şuta sarılmasının ardından Yattara'nın vatandaşı Bangoura'nın ortası neticesinde geldi. İkincisi de Gökhan'ın cici plasesinin autu boylamasının ardından ele avuca sığmayan Bangoura'nın Sylva'nın çabasını boşa çıkaran topuk vuruşuyla geldi. 60. dakikaya denk düşen bu gol Bordo–Mavili tribünlerin 61. dakika şovuna da tuz biber ekti.
Kalan sürede Trabzonspor'un 'çabaladığı'nı söylemek bile abartı olur. Bu sezon Bordo–Mavili takımı ilk defa böyle teslimiyetçi gördüm. O alışılmış mücadele azmi bir yerlerde unutulmuş gibiydi. Bu mağlubiyetin telafisi elbette var. Ama bu futbolla olmaz. Son söz: Mesut Bakkal ve talebelerini tebrik ediyorum.

Hairdesigner
22-02-09, 16:15
Umutsuz oyun
Hasan Sarıçiçek (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=132)
Türkiye

Bu nasıl Trabzonspor, kimyası bozulmuş, gardı düşmüş, özgüveni kaybolmuş, sanki amaçsız insanlar topluluğu. Sorarım size, böyle bir takım şampiyon olabilir mi? Yükselen sesleri duyar gibiyim, “Zor dostum zor!”
***
Üç adamın yokluğu; koca takımı bu kadar bozar mı, arkadaş? İnanın, Umut ile Hüseyin‘in cezalı olduğu ve Yattara‘nın yedek başladığı maçta Trabzonspor hiçbir varlık gösteremedi. Savunması, orta sahası ve forveti tel tel döküldü. Kulübeye baktım, “Acaba bir kenar müdahalesiyle bu akışı değiştirir mi?”, diye. Ne gezer!
Avni Aker’de, usta Ersun Yanal ile çırağı Mesut Bakkal‘ın taktik savaşı, boynuzun kulağı geçtiğini bangır bangır bağırıyordu. Üstelik bir, iki, üç değil, dördüncü kez, “Bakkal’ın fendi, Yanal’ı yendi” diye haykırıyordu.
Hani, “küme düşer” diye “hasta adam” muamelesi yapılan o Denizlispor, Mesut Hoca‘nın elinde bambaşka bir kimliğe bürünmüş. Sanki akıl kutusu her biri. Sanki geçmişteki puan kayıplarına isyan edip de, küllerinden doğmaya yemin etmiş ve onur mücadelesine çıkmışlar gibi. Golü buluncaya kadar akıllıca yüklendiler. Golü bulduktan sonra geriye yaslandılar. Trabzonspor’u kontrada yakalamak için kontrollü oynayarak fırsat kolladılar. “Helal olsun” dedim, kendi kendime bütün takıma. Ama içlerinden Banguora ve Angelov‘a fiilen hayran kaldım. Futbol ancak onlarınki kadar güzel oynanır.
***
“Trabzonspor’da kim kötüydü?” diye sormaya ne gerek. Bütün takım kötü oynadı. Kazanmayı düşünen yoktu. En kötüsü de düne kadar savunmanın en kusursuz oynayan adamı Song‘tu. Öyle pozisyon hataları yaptı ki, affedilir gibi değildi. Nitekim Angelov‘un attığı Denizlispor’un ilk golü de Song‘un hatasından geldi. O golden sonra bordo-mavili takım bir türlü toparlanamadı. Özellikle Serkan ve Colman inanılmaz pas hatalarıyla oynadı. Koca maçta Trabzonspor adına iki pozisyon oldu. Biri Alanzinho‘nun diğeri de Isaac‘ın “al da at” diye Gökhan Ünal‘a bıraktığı yüzde yüzlük iki pozisyondu. Fakat?.. “Kaçar mı?” denilen o pozisyonları da Gökhan gol yapamadı!
***
Uzun sözün kısası, Trabzonspor dün sahasında bilmem kaç gün sonra neden ilk defa mağlup oldu? Bunun da iki sebebi vardı, biri önde top tutan Umut‘un yokluğu diğeri de böyle eksik yakalanılan sancılı günlerde ilaç olması gereken alternatif oyuncu eksikliği. Dikkat edin, böyle durumlarda ilaç olması gereken Barış ne kadar, isteksiz oynadı, neden acaba Ersun Hocam?

Hairdesigner
22-02-09, 16:16
Yattara sendromu
Tayfun Bayındır (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=203)
Vatan

ONUNLA da olmuyor, onsuz da...Yattara’dan bahsediyorum. Üst düzey bir futbolcu olmasına karşın, vurdumduymaz, takım oyununu sevmeyen ve özellikle de savunmaya destek vermeyen yapısı nedeniyle Trabzon’a gelen hiç bir hocayla yıldızı barışmadı. Tam kapasiteyle 15 dakika oynasa tek başına belki maç kazandıracak ama oynamıyor ve oynatmıyor da...Oysa tribüne iyi oynuyor. Seyircinin gözdesi. Doğal olarak onu oynatmayan hoca, seyirci tarafından ‘tu-kaka’ ilan ediliyor.

TRABZON’UN bu kanayan yarası ne yazık ki 90 dakikalarla sınırlı değil. Maçtaki tribün baskısı ‘futbolla yatıp, futbolla kalkan’ şehirde ‘mahalle baskısına’ dönüyor, Yattara’yı oynatmayan hocanın kellesi koparılıyor. Ulemalar içinde Yattara’nın yer aldığı kendi onbirini yazıp elden başkana veriyor... İşin özeti, Yattara artık Trabzon için bir sendrom ve ne yazık ki bu sorun çözümsüzlüğe doğru gidiyor...

F.BAHÇE elinden kaçırdığı Aurellio, Beşiktaş ise yeni transfer Ernst ile ön liberonun ne kadar önemli oduğunu yaşayarak öğrendi. Trabzon da bu gerçeği dün Hüseyin’in yokluğunda farketti. Kaptanından yoksun Trabzon, fırtınayı göbekten karşılayacak kadar acemi davrandı. İki dalga alabora olmalarına yetti. Elbette Umut Bulut’un eksikliği de hissedildi. Ancak, bu maçla ilgili olarak asıl tartışmamız gereken konular, Ersun hocanın henüz hazır olmayan Alanzinho tercihi ile Gökhan Ünal’ın beceriksizliğiydi.

ŞEHİRDE TARTIŞILIR

BREZİLYA’LI oyuncu bir kaç iyi ara pas attı, iki kez de Gökhan’ı gol pozisyonuna soktu belki ama orta sahada yapmadığı baskı ve savunmaya vermediği destek ile Denizlispor’un ekmeğine yağ sürdü. Bu görüntüsüyle de transferini ‘şehirde’ tartışmaya açtı. Gelelim Gökhan’a...Tartışmasız Türkiye’nin en iyi 3 golcüsünden biri. Çok çabalıyor, çok yakalıyor ve çok kaçırıyor. Kaçırdıkça da özgüvenini kaybediyor. Bu da takımına zarar veriyor. Tıpkı dün olduğu gibi. Denizli karşısında kaçırdıklarından birini atsa, sonuç da farklı olurdu Trabzon’da...

DENİZLİSPOR’UN dünkü büyük başarısı kesinlikle sürpriz değil. Mesut Bakkal meslektaşı Ersun Yanal’ı çok iyi tanıyor. Oynattığı sistemden, asla vaz geçmediği prensiplerine kadar Yanal’ın neler yapacağını adeta ezbere biliyor. (7 kez karşılaştığı eski ortağını 4 defa yenmiş) Bunların ışığında sahaya yansıttığı akıllı taktikle 3 puanı hakederek aldı... Alkışlarımız bir kez daha ‘kahraman’ Bakkal’a...

Hairdesigner
22-02-09, 16:17
A planı, B planı!
Erdoğan Şenay (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=11)
Milliyet

Ankara’da yine görünen odur ki, Fenerbahçe’nin lig yarışmaları adına ciddiye alınacak bir A Planı yoktur
Futbol oyunu bir yerde garipliklerle de kol kola yaşayan taraflarıyla da vardır işte... Geçmiş hafta elinizi - kolunuzu sallayarak 7 sayı yakalarsınız, hemen önündeki oyunda ise gol kıtlığıyla yaşamaya mahkum bir 90 dakikaya kilitlenip kalırsınız.
Hiç “baraj şöyle yapılsaydı- Deivid daha dikkatli olsaydı”- veya - “Volkan yön değiştiren topta daha çabuk olabilseydi-” gibi kehanetlerde bulunmanın bir alemi yoktur. Çünkü futbol böyle bir oyundur işte...
Haaa, Fenerbahçe’nin yediği talihsiz sayıdan sonra apışıp kalması, ekibin çaresizlik görüntüleri içinde sahada dolaşıp durması çok tartışılır tabii... Alex’in ve Semih’in sihirli havalarından yoksun bir gece yaşamaları, Semih’in iki-üç pozisyonda son hareket sorunu içine sıkışması dünkü oyunun Fenerbahçe adına önemli sıkıntılarıydı muhakkak...
Gençlerbirliği’nin bulduğu “beleş gol”den sonra oyunu sarılıp ayağına kadar gelmiş puanları ciddi bir şekilde sonuna kadar kovalaması da muhakkakki doğaldı... Galip oynamanın avantajıyla tek top kullanmaları doğru ve yerli yerinde paslaşmalarla Fenerbahçe’yi sahada sık sık topsuz bırakmalarına ve galibiyet ibresinin Gençlerbirliği lehinde akışını sağlamaktaydı.
Tabii Gençlerbirliği’nin orta alanda özellikle Alex’e yakın bir alan markajı kurgulamaları ve defansif pozisyonlardaki kalabalık ve kararlı tavırlarıyla savunmaya hakimiyetleri dünkü üç puan kazançlarındaki dikkat çeken özellikleriydi.
Volkan kurtardı!
Fenerbahçe özellikle orta alanda neden bu kadar etkisiz ve de tepkisiz kalır bir görüntüdeydi? Yanlara ve derin alanlara toplar uzatmak iyi de Gençler’in kümeler halindeki çıkışlarına hızla kapanma ve pres ağırlıklı markaj görevlerini kimler yapacak ki? Deniz-Deivid-Emre-Carlos gibi isimler sanki rakibi seyreder gibi ağır ve oyun disiplininden uzakta kalmaktaydılar. Yani kalede Volkan tüm dikkat ve çabuk düşünceleriyle donanımlı ve çok başarılı bir oyun çıkarmasa Fenerbahçe’nin Gençlerlirliği’nden fark yemesi işten bile değildi.
Fenerbahçe’yi yönetenler mukavele sonuna kadar Aragones’in yanında olduklarını beyan edebilirler. Kaptan Alex’ler Semih’ler hafta arası toplantılarıyla takımı moralize etmeye de çalışabilirler. Ancak Ankara’da yine görünen odur ki, Fenerbahçe’nin lig yarışmaları adına ciddiye alınacak bir A Planı yoktur. Ehh, ana haritası belli olmayan bir takımdan dün geceki zor duruma acil bir B planı nasıl yaratılabilir ki? Hele rakibiniz sizden çok hızlı düşünüp aynı çabuklukta oynama maharetlerini “toplu defans - toplu hücum resitali” halinde sergileme maharetleri içindeyse eğer.

Hairdesigner
22-02-09, 16:18
Ersun, kaplanı sıçratmadı!..
Murat Taşkın (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=416)
Yeni Çağ

Ne yazmış, nasıl uyarmıştık hafta içi?..
"Çekirge bir sıçrar iki sıçrar, üçüncüsünde…."
Çekirge kimdi? Kaplan denilen Trabzonspor idi.
Gerekçemiz neydi?
Trabzonspor'un ligin ikinci yarısının ilk 2 maçında iyi, son 2 maçında kötü bir futbol sergilemesi idi..
Ama bu kadar, Denizlispor karşısında böyle olabileceğini yine de tahmin etmiyorduk.
Ne bilirdik ki, Ersun Yanal efendi, "Bildiğim bildik. Çaldığım düdük" diyerek, maçı başlarken Ceyhun ve Yattara'sız işe girişecekti. Sonrasında ise hiçbir iş yapmayan prensi (!) Selçuk'u ısrarla sahada tutmaya devam edecek..
"Olan oldu" değil, "Bu kafayla gidersen böyle olur" oldu.
15. dakikada Tayfun baş başa kaldı. Kaleye de, yanındaki Isaac'a da bakmadan vurdu. Aut. Hemen top döndü. Denizlispor 1-0 öne geçti.
İlk yarı böyle bitti.
Ersun Yanal'ın aklı başına sonradan geldi ama az geldi. Ceyhun ve Yattara ile ikinci yarıya başlayacak iken, Yattara'ı rötarlı sahaya sürdü.
Bu yarının başında da Gökhan kaleci ile baş başa kaçırdı. Aynı dakikada top döndü ve Trabzonspor kalesinde yine gol oldu.
Sonrası..
Bunun başı neydi ki sonrası o olsun..
Balık baştan kokar misali, bizim görünen köyün kılavuzu Ersun Yanal'ın yanlış tercihleri ile Trabzonspor'un Denizlispor karşısında başlayan serüveni, özlenen şampiyonluk yolundaki en büyük taşı oluşturdu. Futbolcularda sağ olsunlar, Ersun'un taşlarını kayalara dönüştürerek Trabzonspor'u sevenlerin başına yağdırdılar.
Şimdi, yetkili ve etkililer çıkıpta, "Bu bir yol kazasıdır" diye demeç vermesinler.
Futbolda böyle şeyler olur.
Ama, "böyle şeylerin olması için" bu kadar çanak tutulmaz, yanlış tercihler olmaz.
Evet, işin özete şudur:
Ersun Yanal, haftalardır, "Sürekli şu aynı tertip ile oynamaktan bıktım. Hüseyin ile Umut kart cezalısı iken, şöyle kafama göre değişiklikler yapayım da işin zevkine varayım" diye hasret kaldığı beklentiye Trabzonspor'u yanlış kadro kurarak mahkum etmiştir.
Ama, Trabzonspor Ersun Yanal'ın oyuncağı ve değişim rüzgarında ona heyecan katacak takım değildir. Bir Anadolu sevdasıdır. Sevda ile bu kadar alay edilmez.

Hairdesigner
22-02-09, 16:19
Yalancının mumu!...
Kemal Belgin (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=61)
Türkiye

Hani demişlerdi ya Hacettepe maçındaki 7’lik yalandan önce; hafta içinde oyuncular müthiş bir dayanışma toplantısı yaptılar. Yönetim, Samandıra’ya özel memurlar tayin edip oyuncuların moral motivasyonunu yükseltip, Aragones‘i kenara almıştı. Hani demişlerdi ya Alex varken F.Bahçe maç kaybeder mi hiç? Yani özetle Türk spor medyasının mümtaz televizyon yorumcuları ve de anlı şanlı amigo yazarları, 7-0’lık Hacettepe masalını gerçek bir futbol zaferi olarak değerlendirip, hem F.Bahçe taraftarını, hem yöneticilerini, hem de daha açıkça kendilerini kandırmış olmadılar mı?
Peki, bu satırların yazarının Hacettepe maçından sonra yazdığı yazıyı okudunuz mu?
Bendeniz müthiş pres (!), müthiş yardımlaşma (!), müthiş pas alış verişi (!), müthiş teknik sahnesi (!) diye o galibiyetin yarınlar için bir kandırmaca olacağını bu yakıştırmalarla ortaya koymuştum.
Şimdi 19 Mayıs’ın naylon zemini, Aragones‘in fasa fisosu, daha başka benim değil yemek, gargara bile yapmayacağım futbolla kucaklaşmayan bahaneleri nasıl sıralayacaklar? Bu palavracı yazar, çizer, yorumcu topluluğu acaba G.Birliği takımı tıpkı Hacettepe’nin uğradığı akıbete F.Bahçe’yi uğratsaydı, Aragones‘e “Go Home” çağrısı yapılmanın yanı sıra başka ne gibi komiklikler düzerlerdi acaba?
G.Birliği takımı Koray‘ın dışında pek tanıdık oyuncusu olmayan topluluğu ile öteden beri altını çizdiğim gariban F.Bahçe orta sahasını yerle bir ederek maçı kazanmış ama gerçekten tarihi farkı kaçırmıştır.
İşte beğenmedikleri Aragones herkesi oynatmıştır. Ama ben başta Selçuk Yula olmak üzere şu sorunun cevabını vermelerini isterim.
Alex‘i selamlamak için dün oturduğu Acarkent’e mi gitmemiz gerekirdi?
F.Bahçe ne mi yaptı?
Savunmadan zaman zaman ve sadece iki kişiyle çıkmaya çalıştı, orta sahada yüzde yüz teslim olarak oynadı ve işte Semih-Alex formülünün de yatsıya kadar yanan yalancılar mumu olduğunu sergiledi.
Yazımız bilmem Halil Özer abimizin hoşuna gitti mi?

Hairdesigner
22-02-09, 16:19
Yanal kumarı yitirdi
İhsan Öksüz (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=306)
Yeni Şafak


Bazı yorumcu ve spor yazarları Trabzon'da herkesin Ersun Yanal'ın işine karıştığından şikayetçi! Gerek televizyonlarda ve gazetelerinde bunları sık sık dile getiriyorlar... Peki nereden biliyorlar Yanal'ın işine karışıldığını? Her halde Ersun Yanal'dan...
Evet, Trabzon'da istisnasız herkes futbolu bilir! 7 yaşındaki de bilir, 70 yaşındaki de... Kadını da bilir, erkeği de... Hem öyle bilir ki bir bilmece olan Alanzihno'ya 10 dakikadan fazla tahammül etmez! Eğer Ersun Yanal hatasını kabul edip -görünen o ki - bir pazarlama kazığı olan Alanzihno'yu 10 dakikalık futbolunu gördükten sonra kenara alsaydı belki dünkü maçın sonucu böyle olmazdı... Ve yine Hüseyin ile Umut'un yokluğunda başka maceralar arayıp bir hafta önce hem puan, hem de psikolojik olarak rakiplerine sağladığı üstünlüğü kendi ellerine yine onlara ikram etmezdi.
Denizlispor çatır çatır oynadı ve her şeyi ile Trabzonspor'dan üstün bir maç çıkardı. Net bir galibiyetle Trabzon'dan ayrılırken,Yanal'ın yüzünü de ortaya çıkardı. Bir yerde Mesut Bakkal “ustasını” da alt etmiş oldu.
Bir takımın kötü maçı da olur, kötü günü de... Nitekim Trabzonspor bu sezon bundan çok daha kötü maçlar çıkardı. Ama bir farkla tümünde de mücadele etti. Hiçbirinde pes etmedi. Dün futbol oynamadı. Gol atamadı, pozisyon bulmakta zorlandı, bulduklarını acemi çocuklar gibi harcadı ve hiç mücadele etmedi. Ayrıca sezon ortasında takıma büyük gürültülerle alınan ve 4 milyon avro sadece bonservisine ödenen Alanzihno kumarını da oynayıp kaybetti. Sadece maçı değil, umutlarını da yitirdi Trabzonspor...
Ersun Yanal çok iyi bir çalıştırıcı olabilir. Ama, teknik adamlığı tartışılır. Oyuncu seçimleri ile bunu açıkça gösteriyor. Elbette o da kazanmak istiyor ama, demek ki bunlar yeterli olmuyor.
Trabzonspor için şampiyonluk yarışını bundan sonra çok daha zor geçecek. Yollar dikenli ve mayınlı olacak. Dünkü avantaj kaybından sonra rakiplerin de böyle cömert olacağını beklemek safdillik olur. Trabzonspor için geçen hafta “avantaj kazandı” demiştik. Şimdi de bunu bizzat kendi elleri ile yitirdi diyoruz. Ersun Yanal, Umut ve Hüseyin'in yokluğunda kumar oynadı ve bunu da kaybetti. Umut ile Hüseyin'in yokluğunda gerçekler biraz daha açığa çıktı.

Hairdesigner
22-02-09, 16:19
Hani verilen sözler
Selim Soydan (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=113)
Vatan

F.BAHÇE’NİN G.Birliği ile oynadığı maç benim için büyük bir kıstastı.. Geçen hafta Hacettepe maçından önce kaptanlar Alex ve Semih’in takımla yaptıkları motivasyon amaçlı ‘Birlik’ toplantısı gazete sayfalarına kadar yansımıştı.. Benim kıstasım da bu yöndeydi zaten. Bakalım F.Bahçe takımı gerçekten toparlanıp hedefe mi kilitlenmişti, yoksa her zamanki gibi ‘hava’ya gaz mı yapıyorlardı.

F.BAHÇE’NİN oyununu görünce üzüldüm. Çünkü takım Başkent’te yeniden eski ‘cılız’ kimliğinde bürünmüştü.. Hani yeminler edilmişti, hani artık mücadele vardı. Hacettepe’ye 7 tane atıp kendini gökteki yıldız sanmakla olmaz bu işler.

MESELA Uğur Boral... Herhalde takım toplantı yaparken kendisi lavaboya kadar gitmişti. Ben gerçekten Uğur’dan sıkıldım. Hep aynı görüntü. Git, gel, git, gel, sonuç kocaman bir sıfır. İnsan futbolunun üzerine hiçbir şey koyamaz mı? O koyamıyor.. Bir de kenara alınınca el kol yapıyor. F.Bahçe büyük bir camiadır ve böyle disiplinsiz oyuncuları eleyecektir.

FARKI VOLKAN ÖNLEDİ

BORAL, tek başına maç kaybettiremez tabii ki. Bir de Deniz Barış gibi vurdumduymaz bir oyuncu vardı sahada. Yanındaki Emre’den de utanmıyor. Belözoğlu durmadan basıyor, top da kaybediyor ama bir şeyler yapmanın peşinde. Deniz metreye değil santime top atamıyor...

SOLDA Uğur, ortada Deniz her topu olumsuz kullanınca Alex ne yapsın, Semih ne yapsın? Bir de üstüne saçmasapan bir serbest vuruş golü görüyorlar kalelerinde. Top kuşa çarpıyor, gol oluyor..

BU kaleci Volkan’ı çok eleştirdik, nazire yapıyor galiba. 55 ile 70 arasında farkın 3’lere 4’lere çıkmamasını onun parmakları önledi. Belli ki kilo vermiş, tam fit olmuş. Ama F.Bahçe bir haftada 20 kilo almış sanki... Nasıl bir hımbıllık belli değil.

HAKEM Yunus Yıldırım yine çok iyi maç yönetti. Türkiye’nin yüzakı olacağa benziyor, allah bozmasın. Bir de Gökhan Emreciksin dikkatimi çekti. Genç oyuncu, bu takımda rahatlıkla 11’e girer. Zaten F.Bahçe seyircisi de sıkıldı kenardan boş boş gidip gelen Uğur ve Kazım’dan. İsabetsiz orta atılacaksa bu çocuk atsın, saçmalayacaksa o saçmalasın.. Yine de yüzümü kara çıkartmayacağına eminim. Gerçi kulübede Aragones gibi ‘tekdüze’ bir hoca olduğu için, Gökhan’ı çözmeye F.Bahçe kariyeri yetmeyebilir! Anlayana...

Hairdesigner
22-02-09, 16:20
Sabote etsen ancak bu kadarı olur!
Zeki Çol (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=63)
Zaman

Bir teknik adam, takımını sabote etmek istese ancak bu kadarını yapabilir!
Dakika 57... O ana dek F.Bahçe'nin oyunda hiçbir ağırlığı yok. G.Birliği Burhan, Cem Can, Jedina, Soner, Mustafa'yla kontrol ettiği orta sahada ilk toplara basıyor. Rakibe alan bırakmıyor, top kullandırmıyor, özverili mücadelesiyle bu bölgeyi başarıyla kontrol ediyor. F.Bahçe, orta sahası teslim bayrağını taa ilk yarıda çekmiş. Deniz ve Emre dışında rakiple korakor mücadeleye giren yok. Sağda Deivid geziniyor. Uğur ara sıra oyuna katılıyor. Alex, misyonu gereği o tür mücadeleye zaten girmiyor!
G.Birliği, 14. dakikada skor avantajını da yakalamış. Alex'in vurup, İsaloviç'in çıkardığı bir önemli pozisyon dışında F.Bahçe'yi kalesine de yaklaştırmıyor. Aragones'in yapması gereken, bir an önce orta sahaya dinamizm kazandırmak. Nitekim, 53. dakikada doğru bir tercihle Uğur-Vederson, Deivid-Gökhan Emreciksin değişikliklerini yapıyor. F.Bahçe, biraz olsun oyunu toparlamaya çalışıyor. Ama o da ne? 57. dakikada Aragones, Emre ile birlikte orta alanın direnen iki adamından biri olan Deniz'i alıyor, Kazım'ı Semih'in yanında oyuna sürüyor. Öylesine abuk bir değişiklik ki bu... F.Bahçe taraftarı bile tribünden bu saçma sapan değişikliğe tepki veriyor. Emre ön liberoya çekiliyor. Bu kez Samet Aybaba, sağdan Burhan, soldan Mustafa'yı Djite'ye biraz daha yakın oynatmaya yöneltiyor. Ve ardından da G.Birliği'nin gol kaçırma yarışı başlıyor. Çünkü Deniz'in çıkmasıyla F.Bahçe orta sahası defansif anlamda tamamıyla çökmüş durumda. Emre o bölgede çaresiz kalıyor. G.Birliği'nin neredeyse her çıkışında F.Bahçe kalesi gol tehlikesi yaşıyor. Mustafa ve Djite'nin kaçırdıklarının yarısı gol olsa, F.Bahçe hezimete uğrayacak!
Sahadaki oyuncuların yetersizliği, verimsizliği, mücadeleden uzak olmaları, evet kötü görüntünün oluşmasını sağlıyor. Ama F.Bahçe'yi oyunda bu ölçüdeki zavallılığa asıl Aragones'in 57. dakikada yaptığı o garip değişiklik getiriyor.
Bu ligde büyük-küçük takım farkını artık oyuncuların isimleri ve forma renklerinin değil, saha içi performanslarının belirlediği bir süreci yaşıyoruz. F.Bahçe, ligde 21 maç geride kaldı, hâlâ bu değişimin farkına varamıyor! Üstelik, bu maça çıkmadan daha 2 saat önce, Trabzonspor'un sahasında Denizlispor'a 2-0 yenilmesinin çok uyarıcı bir örnek olmasına karşın da varamıyor.
Bu Gençlerbirliği, bu maça dek sahasında sadece Eskişehirspor'u yenmişti. 6 puanla bu ligin iç sahada en verimsiz ekibiydi. Diğer şampiyon adaylarının dördü karşısında da 19 Mayıs'ta kaybetmişti. Fenerbahçe, işte o Gençlerbirliği'ne yeniliyor! Hem de fark yemekten kurtulduğu bir oyunun sonrasında.
Aslında normal! Bu kafa yapısı, bu oyuncu vurdumduymazlığı, bu oyun anlayışıyla ve bu Aragones'le bu kadar oluyor. Gençlerbirliği'ni sadece aldığı skor değil, oynadığı futbolla da ayrıca kutlamak lazım. Dün 18 yaşını henüz bitirmiş olan bir Soner seyrettim. Bu oyuncuya özellikle dikkat etmenizi isterim. Samet Aybaba'yı ise böylesine genç oyunculara şans tanıdığı için galibiyetin dışında ayrıca bir kez daha tebrik ederim.

Hairdesigner
22-02-09, 16:20
Fener bildiğiniz gibi
Onur Belge (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=194)
Bugün

Fenerbahçe, Ankara'da Gençlerbirliği karşısında bildiğiniz gibiydi.
Yani ahı gitmiş, vahı kalmış Hacettepe karşısındaki gibi değil, sezon başından bu yana olduğu gibiydi. Görünen köy kılavuz istemez demişler. Nasılsa suçlu artık hep Aragones ya, nasıl oynanırsa oynansın, sonuç ne olursa olsun hedef belli. Aslında o da hak etmiyor değil.

Dünkü takım yapısı ve değişiklikler neydi öyle. Hani "İnatçı Dede" idi Aragones. Takımdaki ve yönetimdeki, ayrıca dışarıdaki çevre baskısı yapan "Ağır Ağabeyler"e teslim olmuş anlaşılan. Kimse "Kardı, suni çim sahaydı" falan demesin. Gençlerbirliği uzayda mı oynadı! Ankara ekibi bir gol attı, sayısız gol kaçırdı, Volkan Demirel'in kurtardıkları da cabası. Samet Aybaba hiç de öyle sert oynama taktiği falan vermemişti.

Orta alanda mutlak hakim olacağını bildiğinden Burhan Eşer ve Djite'yi ileri koyverdi. Onlar da Sarı-Lacivertli savunmayı hallaç pamuğu gibi attılar. Zaten Fenerbahçe savunmasının da orta alanının da direnecek hali yoktu. Orta alan baskıyı yiyince oyunu kurmaları gereken Lugano ve Önder ne o yetenekte ne de bu yönde bir çabaları var. İkinci yarıdaki değişikliklere Uğur Boral ve Deniz Barış'ın kızmalarına hiç kusur bulamazsınız.

Kontenjan futbolcuları ve dokunulmazlar ne kadar kötü oynarlarsa oynasınlar sahada kalıyorlar. Nitekim Deniz, Uğur Boral ve Deivid çıkıp Kazım, Gökhan Emreciksin ve Vederson'un girmeleri hiçbir şey değiştirmedi. Tam aksine ön libero bölgesi tümüyle çöktü. Bu oyunla F.Bahçe'nin maçı çevirmek değil, gol atması mucizeydi. Oysa Trabzonspor'un yenildiği bir haftada, bir sonra Sivasspor ile oynanacak maç öncesi alınacak bir galibiyet şampiyonluğun ucunu görmek olacaktı.

Hairdesigner
22-02-09, 16:21
İnatçılığın sonu
Ogün Altıparmak (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=192)
Yeni Şafak


Sinyör Aragones, Fenerbahçe'ye teknik direktör olduğunuzdan buyana 3. Ankara deplasmanına gidiyorsunuz. İlk Ankara deplasmanı Hacettepe maçından önce kulüp idarecilerine gidip suni çimle oynamanın zor olduğunu ifade etmeme rağmen suni çimde antrenman yaptırmadan sahaya sürdüğün takımına Hacettepe maçında 3 puan, Ankaragücü maçında iki puan, bu maçta da 3 puan kaybettirdin. Bir inat yüzünden F.Bahçe'yi 8 puandan ettin.
Dün akşam takımdaki Türk Milli Takım futbolcuları, Uruguay Milli Takımı'nın oyuncusu Lugano, dünyaca ünlü Roberto Carlos, geçen haftanın yıldızları Alex ve Semih'in gerçek hüviyetlerinden eser var mıydı soruyorum... Aragones, lütfen bu maçı 90 dakika kasetten seyredip nerelerde hata yaptığını iyice gör. Yazık değil mi yüz yıllık Fenerbahçe'ye? Yazık değil mi İspanya Milli Takımı'nı Avrupa Şampiyonu yapan teknik direktörlük kariyerine? Takımı Ankara'ya geç getiriyorsun, antrenman yaptırmıyorsun üstelik karlı havada, plastik çimende oynanacak maça iyi hazırlanmıyorsun. Allah aşkına dünkü F.Bahçe'nin halini tekrar futbolcularına göster. Belki ders alırsın ama (Too late) çok geç olduğunu herhalde anlarsın.
F.Bahçe'nin bu mağlubiyetiyle bana göre UEFA Kupası'na katılması bile zorlaştı. Tek yol Türkiye Kupası'nı kazanıp UEFA Kupası'nda mücadele edilmesi. Eğer F.Bahçe böyle bir imkanı da değerlendiremezse bütün seneyi heba etmiş olur ve maddi manevi büyük zararlar görür.
Şöyle bir bakın; geçen haftaki Fenerbahçe'nin oynadığı futbolla bu haftaki futbolun mukayesesini yapın. Sayın Aragones, yaptığınız zaman her şeyi görecek ve herhalde F.Bahçe seyircisinden özür dileyeceksiniz. Bir takımın maçta oynayan 14 oyuncusu birden bu hale düşmüşse bunun en büyük sorumlusu İspanya'yı Avrupa Şampiyonu yapan teknik direktör Luis Aragones'tir.
Yazık değil mi teknik direktörlük kariyerine? Yaşın inatçılık yapma yaşını çoktan geçmiş. Hasta ettin bizi yazıklar olsun...

Hairdesigner
22-02-09, 16:22
Fenerbahçe kayboldu
Yusuf Yalkın (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=412)
Yeni Çağ

Gençlerbirliği maça çok tuhaf başladı. Görülmemiş bir çekingenlik, ürkeklik, daha açıkcası bir korkaklık vardı Ankara ekibinde...

İşte bu teslimiyetçi görüntü, başlangıçta Fenerbahçe'yi sahanın mutlak hakimi yaptı. Ayağında top tutamayan, rakibinin üstüne çok rahat giden, orta sahaya sahip olan ve hızla hücuma yönelen Sarı Lacivertli takımın; her an gol atması beklenirken, tersi oldu ve gol Gençlerbirliği'nden geldi.

Lugano'nun Burhan'a ceza alanı dışında yaptığı gereksiz faul Jedinak'ın ayağından golle sonuçlandı. İşte ne olduysa, bundan sonra oldu. Pozisyon yoksunu ürkek Gençlerbirliği, öne geçince sanki kimlik değiştirdi!

Orta alanda kontrollü biçimde top çevirmeye başlayan ve hakimiyeti Fenerbahçe'den alan Ankara takımı, hücumda biraz daha dikkatli olabilse aslında başka goller de atardı.
Gol ve ardından Gençlerbirliği'nin bu direnci karşısında bu kez telaşlanan ve beceriksizce top yitiren Fenerbahçe, pozisyon üretmekte de sıkıntılı anlar yaşadı. Fenerbahçe'nin bu negatif görüntüsü, oyunun büyük bölümünde sürdü. Kanatları hiç kullanamadılar. Deivid, Emre ve Deniz'den beklediği desteği göremeyen Alex de çok yalnız kaldı. Bu da Brezilyalı oyun kurucunun, kolay kontrol edilmesine neden oldu. Zaten Alex'in durdurulması demek Fenerbahçe'nin büyük ölçüde frenlenmesi demekti.

Ankara takımının oyuncuları, inisiyatifi ellerini tutarak özellikle ikinci yarıda çok gol pozisyonu ürettiler. Bunlardan Burhan'ın vuruşunu Volkan'ın kurtarışı mükemmeldi. İlhan, Mustafa ve Djite'nin şutlarında ise Fenerbahçe'yi adeta ilahlar korudu.

Trabzonspor'un kendi evinde Denizlispor'a yenilmesi Fenerbahçe için maç öncesi bulunmaz bir moraldi. Ama sanki olay beyinlerde tersine bir düşünce oluşturmuştu. Sanki Fenerbahçeli futbolcular, gevşemiş ve dirençlerini yitirmişlerdi! Nitekim, yedikleri gol, onları bütünüyle maçtan kopardı. Bu görüntü Fenerbahçe'yi kaçınılmaz mağlubiyete götürdü.

Hairdesigner
23-02-09, 16:03
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Valla bravo

Dünyanın hangi liginde olursa olsun bir takımı bu hale getiren teknik direktörün arkasında hiç kimse durmaz. Yönetim kurulları da asla ona sahip çıkmaz. Sezon başından beri hep yaptığının arkasında duran Polat yönetimi merak ediyorum bu maçın yorumunu nasıl yapacak. Tabelaya TV'lerde dikkatle baktınız mı, 2-5 yazıyordu. Bu Galatasaray için utanç verici bir sonuçtur. Hiç kimsenin koca Cimbom'u bu hale getirmeye asla hakkı yoktur. Sayın Skibbe eksik takım çıkarmakla büyük hata yaptı. 'En iyi antrenman maçtır' sözü Almanlarındır. Demek ki her adamını her maçta oynatacaksın. Dalga geçer gibi ikinci yarıda Baros, Arda ve Barış'ı aldı. Ey hoca, mademki bunları oynatacaktın neden baştan sahaya çıkarmadın. İkincisi bir üçlü defansa taktı, Kocaeli gibi ligin sonlarında yer alan bir takım geldi, orta sahayı 6 kişi yaptı ve golü de beşledi. Bu nasıl iştir anlayamadım. Ayrıca Sabri gibi bir adamı sol tarafa çekti, Kewell'ı sağa aldı. Fenerbahçe ile Trabzon'un puan kaybettiği haftada lidere yaklaşması gereken Galatasaray bu sonuçla şimdi puan cetvelinde 8 puan eksiyle duruyor. Bu da şu demek oluyor: Galatasaray ligde şampiyonluk şansını yüzde 99 bitirdi. Umarım UEFA Kupası'nda böyle üzücü durumlara düşmezler. Skibbe'ye son bir şey daha sormak isterim. Baros daha yeni penaltı kaçırdı, üstelik oyuna yeni girmiş ve daha ısınmamıştı bile. Böyle adama penaltı attırılır mıydı? Bu da senin büyük hatandı.

Suçlu G.Saraylılar
Galatasaray'ın üçlü defansı yürekler acısı haldeydi. Ayakta duran tek adam Mehmet Topal'dı. Meira'nın kafası transferdeydi. Lincoln gol attı ama o da yoktu. Kewell sakatlıktan yeni kurtulduğu için pek riske girmiyordu. Barış, Ümit ve Nonda bana göre iki yıldızdan öteye gitmeyen adamlardı. Galatasaraylılar bu maçla ilgili sakın ha mazeret aramasınlar. Suçlu kendileridir. Ne hakem, ne de başka bir şey. Dünyada gol atacağım diye rakip sahaya yerleşip defansını boş bırakan takım hep böyle 5 gol yemiştir.

Hairdesigner
23-02-09, 16:03
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Öldüren sevgi

Rakibi küçümsersen, oynamadan galip geldiğini varsayarsan böyle şoklara hazır olmak lazım. İlk yarı tabelada yazan skor kimsenin beklemediği bir sonuçtu. Skibbe'yi çıkardığı 11 için eleştirmiyorum. Dört gün sonra Bordeaux rövanşı var, rotasyonu yapması doğal. Doğal olmayan şu; zaten kadro değişimine gitmişken bir de 3-5-2 gibi artık günümüz futbolunda mecburiyetlerin dışında başvurulmayan bir taktik ile sahaya çıkması. Galatasaray'ın genel futbol felsefesi dörtlü defans üzerine kurulu. Kocaelispor işte bu yüzden rahat rahat kanatları kullanıp pozisyon buldu. Hele ikinci gol... Servet taç kullanıyor, onun boşalttığı yere Meira, onun yerine Emre kayınca, sağ kanat bomboş kalıyor ve Murat Hacıoğlu rahatça golü yapıyor.

İyi ki varsın Cevat hoca!
Skibbe takım üzerinde kaybettiği otoritesi yüzünden bu mücadele eden takımın gücü sahaya yansımıyor. Kocaelispor, ligin dibinde diye bu kadar küçümseyip, 3 puanı çantada keklik gören mental sakatlıkla sahaya çıkarsanız, doğal olarak böyle ecel terleri dökersiniz. Arda ve Barış takviyeli Galatasaray başlayan kar ile birlikte rakip kaleye yığıldı. Yığıldı da ne oldu? Kocaman bir hiç... Kocaeli takımı üçüncü golü de bulup buz gibi İstanbul havasında Ali Sami Yen'i dondurdu. Hani Ali Sami Yen efsanesi vardı ya Skibbe ve takımı sayesinde o da hayal oldu. Kendisini çok seven oyuncuları ile kenetlenen Skibbe, bir zamanlar Avrupa'yı titreten Mecidiyeköy arenasını köy merasına çevirdi. Olmaz olsun böyle sevgi, futbolu sevgiyle değil profesyonel ahlak ile oynayacaksınız.. Böyle rezalet bir skorla, başınız eğik, gururunuz yıkılmış vaziyette stadı terk edersiniz... Tek teselli: İyi ki varsın Cevat hoca!

Hairdesigner
23-02-09, 16:03
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1270.jpg Skibbe'nin eseri

Skibbe'yi anlamak mümkün değil. Bordeaux maçına 4 gün var ama hoca kalkmış adam dinlendiriyor. Kocaelispor zayıf takım ya! Denizlispor, deplasmanda Trabzon'u yenmiş, Gençlerbirliği de Fenerbahçe'yi... Sen hâlâ ligde zayıf takım var zihniyetindesin. Kimse bu hocaya anlatmıyor mu? UEFA Kupası kazanıldığı yıl haftada 3 maç oynayan sarı- kırmızılılar, hem Avrupa'da, hem de ligde şampiyon oldu. "Galatasaray sıradan bir takım değil hoca!" diyen kimse yok mu? Bu maç, şampiyonluk açısından çok önemli bir karşılaşma, Alman hoca; Arda, Barış ve Baros'u yedek kulübesinde oturturuyor. Ben yönetimin yerinde olsam hocayı da tribünde oturturum ama nerde? Şampiyonluk gidene kadar bekleyecekler belli. Bordeaux maçında denediği üçlü defansı Kocaeli karşılaşmasında da denemeye kalkan Skibbe ilk yarıda darmadağın oldu.

Takımı 10 kişi oynattı
Misafir takım açık ve akıllı oynadı, defansın arkasına attıkları her topta tehlike yarattılar ve bu yarıda ilk golü yemelerine rağmen 2 gol atarak 2. yarıya önde başladılar. Oyundan Ümit ve Mehmet Güven'i çıkaran Skibbe, Arda ve Barış'ı alarak başladı 2. yarıya. Herkes Galatasaray'dan gol beklerken Kocaelispor, 3. golünü bulup farkı ikiye çıkardı. Skibbe bu defa son kozunu oynayarak Baros'u oyuna aldı. Ama iş işten çoktan geçmişti. Farkı bire indirdiler. Daha sonra Baros penaltı atışından yararlanamayınca Kocaelispor, 4. golü bularak farkı ikiye çıkardı. Bu arada Servet de sakatlandı mecburen oyunu terk edince 3 oyuncu değişikliğini yapan Alman hoca takımını da 10 kişi oynatmak zorunda bıraktı. Uzatma dakikalarında ise konuk takım bir gol daha bularak durumu 5-2 yaptı. Tabii ki tribünlerde "Skibbe istifa" sesleri ile inlemeye başladı. Bu yıl şampiyonluk kaçarsa tek sorumlu Skibbe olacaktır.

Hairdesigner
23-02-09, 16:04
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Osmanlı tokadı

Stada gidip maç kadrosuna baktığımda anlamıştım bay Skibbe'nin Kocaelispor maçını hafife aldığını. Sahaya üçlü defans ve çift forvet çıkan G.Saray'da orta beşlinin sağında Sabri solunda ise Kewell görev yaptı. Barış, Baros ve Arda kulübedeydi. Bordeaux maçı öncesi bu futbolcuların dinlendirilmesi amaçlanmıştı. Belli ki yöneticiler geçen yıl Kasımpaşa önünde yaşanan benzer faciayı unutmuşlardı. Aslında Kocaelispor'un boş bir takım olmadığı ilk 15 dakikada ortaya çıktı. Kocaeli iki kez tehlikeli geldi. Önce Agbetu sonra Levent yürekleri ağızlara getirdi. G.Saray ise tek bilinçli atak geliştiremedi bu süreçte. Mehmet Topal'ın 15'teki golü aslında G.Saray adına milli piyango gibiydi.

Neler yaşandı neler...
Pozisyon üretemediği anda Topal'ın uzaktan golü G.Saray'ı uyandırmalıydı ama olmadı. Taner ve Murat'ın golleri Kocaelispor'un kolay lokma olmayacağını söylüyordu. Sahada ne yaptığını bilmeyen bir G.Saray vardı. Hatta bir ara Sabri sola Kewell sağa geçti. Komik görüntüler oluyordu. Rakibin ikinci golü de bu değişim sırasında geldi. İlk yarı bitiminde G.Saray soyunma odalarına başı önde girdi. Geç de olsa uyanan Skibbe devre ile birlikte kulübeye hapsettiği Baros, Arda ve Barış'ı oyuna aldı. Herkes inanılmaz bir baskı bekliyordu ama gol yine Kocaeli'den geldi. Taner 3'üncü golünü G.Saray ağlarına bırakırken Sami Yen sessizliğe büründü. Lincoln'ün golü de G.Saray'a çare olmadı. Sonra neler olmadı ki Servet sakatlanıp çıktı. Takım 83'te 10 kişi kaldı. Sonra doldur boşaltlar, Baros'un kaçan penaltısı ve dağılan G.Saray kalesine Taner'in bıraktığı 4 ve 5'inci goller... Şampiyonluğa koşan G.Saray, Kocaeli'den hem de evinde öyle bir tokat yedi ki kupadan sonra lig havlusunu da attı.

Hairdesigner
23-02-09, 16:04
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg Kaybedenler...

Yıldızları yoksa Galatasaray da yok sahada... Avrupa kupası maçı öncesi hangi takıma karşı dinleniyor bu takımın 'sahici' ayakları? En etkili iki silahı Baros ve Arda bol gol bulabilecekleri 'en iyi çalışmayı' yapacağı bu son maçta mı? Yanlış yaptı Skibbe yine. Tamam sahaya girip penaltıyı o atmayacak, pası o vermeyecek, ikililerde duvar o olmayacak ama gerginlik anlarının ilacı o olacak. Rakip ne kadar kalabalık olursa olsun, en yapılmayacak şey, topu kenardan olduğunu varsaydığınız yerden şişirmek değildir. İki hareket var maç boyunca dikkate alıp yazılacak: Nonda'nın Baros'a, Arda'nın da Kewell'a uzattığı o paslar. Bu maçın kilidini açacak girişimler onlardı işte. Körfez'in penaltıya sebebiyet veren oyuncusu elleri arkada gidebilirdi o topa. Penaltı bir şans işi. Sorun yürekte.

Başıboş bir türkü gibi
Paralarını alamayan futbolcuların isyanı bir dağınıklığın göstergesidir, başka bir şey değil. Eğer söylenenler doğruysa Lincoln'e gösterilen özel ilgi yabancılara para ödemelerinde tanınan ayrıcalık dağıtmışa benziyor Galatasaray'da ortamı. Ama hep söyledim; lig başından bugüne taşınan anlayış bir yerde tökezleyecekti. Başı boş bir türkü gibi hiçbir terslik yokmuş gibi dolanıp durdu sahada sarı-kırmızılı futbolcular, bir prensibi unutarak: Rakibi hiçbir zaman küçümsemeyeceksin! Bir moral bozukluğunun yukarıdaki gerekçeyi de içine alan nedenlerle olduğu doğrudur. Ama kapanan bir takıma karşı ne yapacağını bilememek ayrı bir tartışma konusudur. Gerçekten böyle mi oluyor? Rakip kapanıyor ve siz sadece topu bulduğunuz yerden ceza sahasına şişiriyorsunuz? Yine hep söylediğim bir şey daha var: 'Kaybedenlerin çelmesiydi' bu. Kazananlarınkine asla benzemeyecekti.

Hairdesigner
23-02-09, 16:04
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg O futbolcu çakma

Trabzonspor'un gerçek sahipleri dediğimiz Sadri Şener ve ekibine hiç yakışmadı. Hani kulübün parasını kendi parası gibi görürlerdi. Sokağa dökecek paraları yoktu. Futbolun içinden geliyorlardı, ince eleyip sık dokuyorlardı. Sadece ihtiyaç olan bölgeye nokta transfer yaparlardı Tüm kaleleri yıktı geçtiler. Güvendiğimiz dağlara karlar yağdı. 15 milyon TL üzeri bir anlaşma ile Alanzinho'yu aldılar. Bugün göndersen dahi, tüm parasını ödemek zorunda oldukları bir anlaşmaya imza attılar. Lange'yi getiren, Jun'u kulüp tarihine çakan menajer, bu sefer Alanzinho'yu getirdi. O kararı sayın Şener veremezdi herhalde. Trabzonspor'un başkanı şehir şehir gezip futbolcu aramaz elbet. Fakat o iş için görev verdikleri bilgili, namuslu, temiz insanlar olmalı. Oyunun adı futbol, iki kere iki dört etmez her zaman bilirim. Fakat buradaki matematik başka. İzleme komitesi, menajerlerin oyunu, Alanzinho'yu tanıyan Trabzonspor severlerin olumlu telkinleri, transfer sebebi olarak daha bir çok şey söylenebilir. Bizim için hiçbiri kabul değil. Kulübün patronu, uygulamaların sorumlusu teknik direktördür. Onun bilgisi dışında bu çapta bir transfer gerçekleşiyorsa o teknik direktör orada bir dakika bile durmamalıdır. Eğer bilgisi dahilindeyse o teknik direktörün futbol görüşünden şüphe ederim.

Kulübeye başkası gerek
Sayın hocamın uygulama doğrularını anlayamadık. Standart sorunu var Ersun hocanın. Bir oyunu diğerine benzemiyor. Hareketi kazanca çeviren sebeplerin farkında değil. Neyi yapınca kâr ettiğini bilmiyor. Fenerbahçe ve Ankaraspor maçlarını bu takım oynamadı mı? O maçların hocası; A.Gücü, Beşiktaş, Denizli mücadelelerini nasıl kurgular. Bırakırsan her rakip oynar. Önde sıkıştırmaydı hocanın silahı. Neden vazgeçti? Onun bir değer olduğunun farkında değil mi? Çok acı ama söylemek zorundayım bizim hoca maça kadar hoca. Maç başladığı andan itibaren kulübeye başkasını koyacaksın. Ne yazık ki dışa vurum bu. Bir teknik adamın yaptığı hiçbir değişiklik tutmaz mı? Sonra "Adım hıdır bildiğim budur" noktasında takıldı kaldı. Bu taktik her rakibe işlemez. Hava hakimiyeti yüksek 2 stoper ve onları tamamlayan bir kaleci seni bitiriyor. Mecbur musun şişirme toplarla hücum etmeye. Genişlik, diye bir prensibi var futbolun. Nerede çokluk orada... Saha yerleşimi sorgulanmalı. Rakibi dar alana sıkıştırma iyi de, topu aldığında kendini dar alana mahkum etmenin alemi ne.

Hairdesigner
23-02-09, 16:04
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Sivas fırtınası...

Sivasspor, Trabzonspor'un puan kaybettiği haftada Eskişehirspor'u mutlaka yenme arzusundaydı. Bu nedenle maça baskı altında başladılar. Henüz 7. dakikada atılan gol, Sivasspor'un daha rahat oynamasını ve farklı sonucu getireceği düşüncesini taşıdım. Eskişehir, gol yedikten sonra Sivas'ın üzerine geldi ve savunmasında açıklar verdi. Bu oyun anlayışı, Sivasspor için bir avantajdı. Ama bunu iyi değerlendiremedi, zaman zaman da kalesinde tehlikeli anlar yaşadı. Orta alanda Sivasspor iyi pres yapamadı ve Kamanan ile Mehmet Yıldız'a gollük paslar atılamadı. Fakat şu bir gerçek ki Sivasspor'da sahaya çıkan, oynamayan arkadaşını aratmıyor. Solda biraz aksama oldu ama bu da fazla önemli değil. Mehmet Yıldız'ın tekrar takıma dönmesi hem moral açısından, hem de takımın hücum gücünün artırması açısından önemli. Sivasspor şampiyonluk yolunda elbette zorlanacaktır, dün Eskişehir karşısında olduğu gibi.

Kadrosu artık geniş
Şimdi bu hafta Fenerbahçe ile çok önemli bir maçları var. Bu karşılaşmada alınacak sonuç Sivasspor'un ligdeki durumunu net olarak belirleyecektir. Galip geldiği takdirde şampiyonluk öyküsünü yazmanın hazırlıkları başlayacaktır. Sivasspor'un kadrosu da geniş olduğuna göre sakatlık ve cezalılar artık bahane olmamalı. Sivasspor geçmiş yıllarda Anadolu fırtınası olarak bilinen Eskişehirspor'u yenerek, bayrağı devralmış oldu. "Hakem penaltıyı vermedi" diyebilirler. Belki de Sivasspor için ilk kez böyle bir soru gündeme gelecektir. Süleyman Abay pozisyona uzaktı. Yardımcısı Orkun Aktaş pozisyonu verse kimse de sesini çıkarmazdı. Ama dünkü galibiyete kimse mazeret aramasın. Geride kalan haftalarda futbolculara büyük işler düşüyor. En önemlisi bütün Sivassporlu futbolcular maçlara bundan sonra çok daha iyi motive olmak zorundalar. Ayrıca futbolcular kendilerine çok iyi de bakmalı. Unutmasınlar ki tarih yazma şansı çok yaklaştı.

Hairdesigner
23-02-09, 16:05
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1812.jpg Aldı sazı eline!

Sivasspor, Eskişehir maçına çıkarken kazanacağı 3 puanın ne kadar anlamlı ve önemli olduğunun bilincindeydi. Cuma ve cumartesi günü oynanan maçlarda zirve mücadelesi veren takımların puan kayıpları, maçın önemini bir kat daha artırdı. Trabzon-Denizli ve Gençlerbirliği- Fenerbahçe maçlarından alınan süpriz sonuçlardan sonra, herkesin aklında "Acaba bir sürpriz de Eskişehir yapar mı?" sorusu vardı. Her iki ekip de maça son derece temkinli başladı. Sivasspor her zamanki gibi orta alanı uzun toplarla geçip, ilerideki Kamanan ve Mehmet'i golle buluşturmaya çalışırken, ilk yarı boyunca Eskişehirspor ileride sadece Arderson'u bıraktı. Sivasspor rakiplerinin puan kaybetmesinin ardından çıktığı bu önemli maçı bir farklı da olsa kazanıp, zirvede tek başına kaldı. Maçtan sonra sokakları bayram yerine çeviren Yiğidolar, "Şampiyon Sivas" sesleriyle adeta yeri göğü inlettiler.

Alkışlar Sivasspor'a
Haftalardır zirvede olan Sivas, ilk defa yerinde bu kadar rahat oturacak! Kolay değil, kendisinden kat kat fazla bütçeye sahip takımların yer aldığı Süper Lig'de en yakın rakibinin 3 puan önünde zirvede olan Sivasspor alkışlanmaz da kim alkışlanır? Günün en güzel görüntülerin taraftarlar oluşturdu. Eskişehirliler, "Bu sene şampiyon Anadolu'dan" diye tezahürat yaptı, Sivaslılar ise Eskişehirsporlu futbolcuları tribüne çağırdı. Alkışlar Yiğidolara ve Es Es'lere... Bir çift söz de Eskişehirspor'un yardımcı antrenörü Bülent Albayrak'a... Hocam bu ne hırs, bu ne öfke! Unutma, ilk hocalığı Sivas'ta yaptın ve şu anda Sivasspor sayesinde bir şeyler yapmaya çalışıyorsun. Bu güzelliklere gölge düşürme! Sivasspor dün kritik bir virajı kazasız geçti. Gelecek haftalardaki zorlu maçları düşününce Eskişehir karşısında kazanmak çok ama çok önemliydi. Yiğido gerçekten büyük alkışı hak eden bir görüntü çiziyor.

Hairdesigner
23-02-09, 16:05
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1794.jpg Hedeflere elveda

Süper Lig'in ilk yarısında oynadığı futbolla rakiplerine adeta parmak ısırtan Ankaraspor, ikinci yarıda tam anlamıyla durdu. Bu maça kadar oynadığı üç maçıda kaybeden mavi-beyazlılar, kendileri gibi son haftaların başarısız ekibi Hacettepe karşısına çıktı. Yine kötü bir futbol ortaya koyan Ankaraspor, soğuk havada az sayıdaki taraftarı ısıtmayı bir türlü beceremedi. İstanbul takımlarının peşinde koştuğu başta Özer olmak üzere Ediz ve Batak gibi futbolcular Hacettepe karşısında tel tel döküldü. Aykut Kocaman da geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi bu karşılaşmada da kötü futbola müdahale edemedi. Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe'den 7 gol yiyen Hacettepe'nin önünde teslim bayrağını çeken Ankaraspor için geleceğin pek aydınlık olmadığını söylemek yanlış olmaz.

Hacettepe nefes aldı
Ankaraspor'un ikinci yarıya kötü başlamasının bence iki önemli nedeni var. Birincisi Ankaraspor- Ankaragücü birleşme fikrinin yarattığı olumsuz hava, ikincisi ise biraz önce bahsettiğiniz yıldız futbolculara yapılan transfer tekliflerinin takımın ahengini bozmasıdır. Bu iki olumsuz hava giderilemezse Ankaraspor, bulunduğu konumunu koruyamaz ve aşağılara doğru hızla inmeye başlar. Hacettepe'ye gelince... Bu karşılaşmada her şeye rağmen kümede kalmak için bütün güçlerini ortaya koydular. Kaybedilecek üç puan onların bitişi olacaktı ancak güçlü rakiplerini üzerlerine çekip kontralarla gol aradılar. Aradıklarını da buldular. Serkan ve Ümit Tütünci ile Lika'nın mükemmel golü Hacettepe'ye galibiyeti getirdi ve kümede kalma ümitlerini ilerleyen haftalara taşıdı. Futbol nasıl diyorsanız her iki takım da vasatın üstüne çıkamadı. Ankaraspor, bu sonuçla taraftarlarını bir kez daha üzerken hedeflerinin tamamına da elveda demiş oldu.

Hairdesigner
23-02-09, 16:05
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Alayına gider!

Delikanlı adam, mahallesinin kızına bakmaz, iş arkadaşına bakmaz, mahallesini korur, namusu bilir. Beşiktaşlı olmak farklıdır. Delikanlı olmak lazım, mert olmak lazım. Herkes kaldıramaz bunu. Siyah olmak lazım. Beyaz olmak lazım. Sen sen ol sakın gri olma. Mert ol, dik ol Beşiktaşlı ol! Bu sözler "Alayına Gider" kitabının yazarı Beşiktaş taraftarı Haluk Keskin'e ait. İskenderiye yayınlarından çıkan bu kitap bir taraftarın ruh haline ışık tutuyor. Alayına Gider kitabı, bir taraftarın yaşadığı anıları ve duygu yoğunluklarını kağıda dökmesi açısından son derece önemli. Ancak benim için işin can alıcı tarafı yazılardan önce kendi düşüncelerini kitap haline dönüştürme cesaretini ve farklılığını göstermesi.. Kocaeli Üniversitesi'nde master tezi olarak Beşiktaş'ı inceleyen, tarftarını özellikle de ÇARŞI'yı irdeleyen Sema Tuğçe Dikici'nin bu örnek çalışması da işin akademik boyutunu gösteren can alıcı bir örnek. Dikici'nin master tezi kitaplaştırıldı ve "Çarşı Bir Başka Taraftarlık" ismiyle Dipnot Yayınları'ndan yeni çıktı. Geçen yıl "Asi Ruh" film-belgeseliyle de kamuoyunun karşısına çıkan Beşiktaş taraftarı Haluk Keskin ve Sema Tuğçe Dikici gibi tarihe not düşen bireysel çıkışları da can-ı gönülden destekliyor ve alkışlıyorum.

Eyüpspor'un tarihi
Türkiye'de kitap okuma oranı çok az. Konu spor ve spor dünyası olunca bu oran daha da düşüyor. Akşam Gazetesi'nde spor foto muhabirliği yapan dostum Şener Türkmenoğlu'nun "90. yılında Eyüpspor Kulübü ve İlçe Kulüpleri Tarihi" adlı kitabı ABC Yayınları'ndan yeni çıktı. Eyüp'e duyduğu sevgiyi daha önce "Bir semte gönül vermek; EYÜP" adlı kitabında toplayan araştırmacı yazar Türkmenoğlu'nun 3. kitabında Eyüpspor'la ilgili gün yüzüne çıkmamış fotoğraflar ve belgeler var. Kendini Eyüp'e adamış Sevgili Şener'i "bir ilk olan" bu çalışmalarından dolayı tebrik ediyor, Eyüpspor tarihine olduğu kadar kendi meslektaşlarının önüne de ışık tuttuğu için ayrıca kutluyorum.

Hairdesigner
23-02-09, 16:05
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Işıklar kapanınca!

F.Bahçe, tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşıyor. "Uyutulmuş" ve "beyni yıkanmış" sarı-lacivertli taraftar bile artık seslerini çıkarmaya başladı. Takım bu kadar kötü giderken, taraftarlar kahrolurken F.Bahçe yönetimi garip işler yapıyor. Geçtiğimiz gün F.Bahçe'nin sponsorlarından bir telefon şirketi, eni 78, boyu 70 metre olan ve 1 ton 50 kilo ağırlığındaki dev F.Bahçe formasını Şükrü Saracoğlu'nun çimlerine serdi! Bu dev formayla Guinness Rekorlar Kitabı'na girilecekmiş! Birilerinin "içi boş" formanın bir işe yaramadığını, F.Bahçe yönetimine anlatma zamanı gelmedi mi? Sarı-lacivertli futbolcular, taşıdıkları formanın ağırlığının farkında bile değiller. Herkes haftalardır sahada "içi boş" formaları seyrediyor. Hırs, azim ve mücadeleden eser yok. Yazıktır, günahtır beyler! F.Bahçe formasını giymek bu kadar ucuz mu? Yapılan sözleşmelere, tazminat rakamlarına bakılmaksızın Aragones ve bazı oyuncularla yollar bir an önce ayrılmalı. Ayrılmalı ki herkes aklını başına alsın!

Kongreyi kaybeder
Yönetimin yaptığı gariplikler bununla da bitmiyor. Dünyanın 'En zengin 19. kulübü' olmakla övünüyor, gündem değiştiriyorlar. Ama taraftar artık bunları yemiyor. Onların istediği şampiyonluklar, kupalar. Ali Koç, G.Birliği maçının ardından yaptığı açıklamada, "Bizim için tünelin ucundaki ışık azalıyor" dedi. Hazret yeni görmüş! Bu takımda ışık olmadığını, Aragones'le devam etmenin intihar olduğunu, nokta transferler yapılması gerektiğini söylemekten dilimizde tüy bitti. Yaklaşan başkanlık seçimleri öncesi yapılan bunca yanlış Aziz Yıldırım'ın yeniden seçilebilme durumunu zorlaştırıyor. Böyle devam ederse Yıldırım'ı ne yaptığı tesisler, ne de para basan Fenerium kurtarabilir. Hele de ezeli rakip G.Saray UEFA'da doludizgin yoluna devam ederken! Sahi ölümden önce de tünelin ucunda bir ışık görülmüyor muydu?

Hairdesigner
24-02-09, 03:59
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Hayat dersi

Koca Fenerbahçe takımı, domino taşlarından inşa edilmiş sanki. Pahalı tanrılar çaya batırılmış bisküvi ölüsü. Gençlerbirliği'nde 18 yaşındaki Soner, asgari ücretli Mustafa, Burhan Eşer ve sudan ucuz Djite, elini kolunu sallayarak, Fenerbahçe ceza alanında cirit atıyor.



***

Aragones'in maçtan sonraki açıklamalarına bakın. "Şampiyonluk şansımız sürüyor. Defansta problem yaşadığımızı sanmıyorum." Maçla zerre kadar ilgisi olmadığı ortada. Bu "Truva atını" kim soktuysa Fenerbahçe'nin içine... Bu karanlık gecelerin de, o beyefendiye selamı var!



***

Neymiş, dere geçerken at değiştirilmezmiş. Fenerbahçe bir kaşık suda boğuluyorsa. Geçen yılın köpürerek akan sularında dört nala giden atı, bu yıl durgun sudan bile ürküyorsa... At da değiştirilir, dere de...



***

Aşkın gözü kör olabilir ama... Fenerbahçe'deki derebeyliğe karşı, köreltilen gözlerin açılma zamanı geldi de, geçiyor. Bu takımın tam anlamıyla yere çakılmasına, herhalde bir maçlık ömür kaldı. Ve bu takımın yeniden ayaklanması için, sadece taraftarın uyanması kaldı. Bu yangını söndürmek de onlara düşer. Sevgiyle şımarttıkları, kundakçı tanrılara inat.



***

Galatasaray'ın hali, Fenerbahçe'den beterdi. Adnan Polat, hakemler için gözyaşı musluklarını açacağına, futbolcularına biraz ruh ikmali yapmayı denemeli. Futbol takım oyunudur. Şahsi hadiselerin sırtından geçinme tiyatrosu değil!



***

Haftanın puan kasaları Beşiktaş ve Sivas'tı. Bir maçla 12'şer puan kazandılar. Sivasspor'un verdiği mücadeleye hayranım. Ama kadro kısıtlı ve sezon sonuna doğru kaza ihtimali artıyor. Liderliğin ruhsal anatomisi, Eskişehir maçında geçen yıldan kalan panik halinin sinyallerini verdi. Bunun önüne geçmek, Bülent Uygun'un görevi.



***

Trabzonspor'un Denizlispor karşısında tuhaf bir mücadelesi vardı. Futbolcular kendilerine bir yenilgi ısmarlamış da, keyif sürüyorlardı sanki. Beşiktaş, haftayı ezeli rakiplerine, "Bunu saymam, yine beklerim" mesajıyla kapadı. Gaziantep karşısında atılan gollere alkış tutarken, ilk yarıda kendi kalelerinin önünü yolgeçen hanına çeviren Beşiktaş defansı, gelecek maçlar için berbat sinyaller verdi. Gülme komşuna, gelir başına misali...



***

Haftanın adamı Kocaelisporlu Taner Gülleri'ydi. Galibiyet projesini, maçtan önce kimsesiz çocuklarla birlikte çizmiş. Kimsesiz çocuklara, "Ali Sami Yen'de Galatasaray'a gol atacağım" sözünü vermek, herkesin harcı değil. Ama o çocukları maçtan önce ziyaret edip, söz verecek kadar gönül zengini birinin, Galatasaray maçındaki enerjiyi nerden aldığını açıklamaya gerek yok. Kralın, vicdanlı olanını başımın üstünde taşırım.



***

Dipteki takımların verdiği mücadele, ligin sonuna doğru daha etkili olacağa benziyor. Alt kattakilerin gücüne saygı duyulmazsa... Üst kattakiler daha çok rezil olacaklar... Eeee hayat böyle... Onlar da, puan alamadıkları maçlardan... Derslerini alacaklar.

Hairdesigner
24-02-09, 03:59
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Denizli doğruyu buldu

Tanrı Beşiktaş'a yeniden "yürü ya kulum" demeye başladı. İki hafta süren "kâbus" bitti ve şampiyonluk rüzgarları bu kez ciddi olarak esmeye başladı. Kime sorsanız, 21. haftanın Beşiktaş ve Sivas dışındaki diğer şampiyon adayları için böyle "felaket" skorlarla biteceğini tahmin edemezdi. Öyle inanılmaz maçlar oynandı ki Beşiktaş, sadece Gaziantep'te üç puan kazanmakla kalmadı rakiplerinin kayıplarıyla haftayı 12 puan kazançla kapattı. Kaldı ki Beşiktaş bir yenilgi, hatta beraberlikle bile yarıştan kopabileceği bir Gaziantep deplasmanına çıkmıştı. Bu satırlarda Mustafa Denizli'yi çok eleştirdik. Şimdi artık onun için eleştiriyi bir kenara bırakıp övgü dolu yazılar yazmanın zamanı geldi. Öncelikle onu kendisine yöneltilen yanlışları doğruya çevirdiği için kutlamak gerekir. Nedir onlar? 1.5 maçtır, yani 135 dakikadır Nobre ve Bobo'yu birlikte oynattı. Bu ikiliyle Trabzon ve Gaziantep maçlarında en azından ikinci yarılarda muhteşem oynayan bir Beşiktaş doğurdu. Fabian Ernst onun tercihi olarak Beşiktaş'a geldi. Bu birinci sınıf ön libero sık sık elektriğin kesildiği Beşiktaş orta sahasında jeneratör oldu. Ernst'in gelişiyle geri dörtlü geçilmez duvara dönüştü. Orta sahası çalışan, savunması kolay pozisyon vermeyen Beşiktaş'ta Nobre ve Bobo'lu "çift forvet" hücumda harikalar yaratmaya başladı. Yine de teknik direktör Mustafa Denizli'nin 4-4-2'den yana sıkıntıları olduğundan kuşkum yok. Çünkü Gökhan Zan'ın yükselen formu nasıl Zapo'yu yedeğe düşürdüyse, iki 10 numarayı Yusuf ve Delgado'nun başını ağrıtacak. Çünkü sistem birini değil, ikisini birden devre dışı bırakabilir. Uzun lafın kısası Beşiktaş artık ciddi bir şampiyon adayı. Demek ki iyi bir transfer ve çift forvetle olabiliyormuş!

Hairdesigner
24-02-09, 04:00
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Bana isyan eden okurlarım helal size

Beşiktaş'ın Gaziantep'i deplasmanda yendiği maç sonrası yaptığım yoruma gelen tepkiler gerçek anlamda gözlerimi yaşarttı. Okurlarım "Adaletten bahsediyordun ya, niye yazmadın Antep'in verilmeyen penaltısını" diye isyan ediyorlardı. Allah biliyor çok hoşuma gitti bu isyanları. "İşte benim okurum böyle olmalı" dedim. Hepsi haklıydı... Yazmalıydım... Peki neden yazmadım... Şimdi gelelim ona. Birincisi pozisyonu hiçbir şekilde süzemedim. Bunun en önemli sebebi satılan fazla biletler nedeniyle maçı ayakta izleyen ve bizim sahayı görmemize engel olan bazı taraftarlardı. Yazık ki yardım istediğimiz polis de bu konuda bir şey yapamadı. Maçı doğru düzgün izlemedik desem yeridir. Devre arasında konuştuğumuzda Ömer Güvenç, pozisyonu televizyondan izlediğini ve penaltı olduğunu söyledi. Önce ona güvenip yazdım ama bu da içime sinmedi. Net göremediğim bir şeyi yazmamalıydım. Yazmadım... Şimdi yazıyorum. Pozisyon penaltının kıralı. Sivok da kırmızı görmeli, sarı falan değil. Biz eğer hakkaniyetli yarışı istiyorsak, tüm haksızlıklara karşı çıkmakla yükümlüyüz. Ama bunu söylerken başka bir haksızlık yapmamak için şunu da vurgulamalıyım. Bünyamin Gezer gerçekten tertemiz bir Anadolu çocuğu. Bir takımı kollamak, diğerini yakmak gibi hesapların içine hiçbir zaman girmedi. Bunu de belirtmek benim görevim. Dürüst olanla olmayanı ayırmazsak hatalarla yanlışları karıştırmış oluruz. Bünyamin hoca Gaziantep'te sadece samimi bir hata yaptı, yanlış değil. O da benim gibi pozisyonu süzemedi.

Bu, Sivas'a ihanettir
Hakem hatası ve yanlışı demişken bazı kraldan fazla kralcılar Sivasspor'un onurlu mücadelesine zarar vermeye başladıklarını da söylemeliyiz. Sivasspor'un her maçında bir önemli hakem hatası yaşanıyor ve bunlar genellikle kırmızı-beyazlı takımın lehine tecelli ediyor. Son Eskişehir maçındaki hatayı Bülent hoca da itiraf etti. Sağolsun bu konularda zaten hep doğru tavır koyuyor. Dürüst yarış istediğini tekrarlıyor. Yani Sivas'ın bir günahı yok bu işte. Ne yapıyorsa kraldan fazla kralcılar yapıyor. Akılları sıra Sivas'a kıyak yapıyorlar ama gerçekte şanlı davasına ihanet ediyorlar... Dikkat! Fenerbahçe ve Galatasaray'ın durumlarına gelince. Bana göre Galatasaray'da fatura Skibbe'ye aittir, Fenerbahçe'de ise futbolculara. Diyeceksiniz ki neden?.. Şundan... Bir takım iki haftada bu kadar değişirse bunu teknik adamın yapması mümkün değildir. Fenerli futbolcu istediği zaman oynuyor, Galatasaray'da ise futbolcunun gayreti hocanın yanlışlarını örtmeye yetmiyor. İşin özeti bu. Yani Galatasaray hocayı göndererek kurtulabilir ama Fener'in işi çok daha zor. Gelelim Beşiktaş'a... Rakipleri böylesine tökezlerken Beşiktaş hâlâ puan kaybeder ve bu yarışı kazanamazsa ayıp.

Hairdesigner
24-02-09, 04:00
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Suskunluğun çığlığı

Yok yok... Sivasspor'un 3 puan farkla liderlik koltuğuna oturması tesadüf. Geçen yıl da böyle olmuştu. Bu nedenle ben 21. haftada liderlik koltuğuna oturmasını tesadüf olarak görüyorum. Böyle bir takım ligi götüremez canım. Baksanıza kendi sahalarında oynadıkları 11 maçın 10'nu kazanıp, birinde berabere kalmışlar.
Bu bile tesadüf...
Az kalsın unutuyordum. Deplasmanda Trabzonspor ve Beşiktaş ile berabere kalması da tesadüf. Fenerbahçe ve Galatasaray'ı kendi sahasında yenmesi ise tesadüfün tesadüfü. Hele Galatasaray'ı Fortis Türkiye Kupası'nda elemesi ise tesadüflerin en büyüğü. Bak şu işe ligin en az yenilgi alan takımı olması da tesadüf. Ligin en az gol yiyen ikinci takımı olması da ayrıca tesadüf. Ben bu başarıyı tesadüflere bağlıyorum. Tabii ki bu yazdıklarımın hepsi şaka. Sivasspor gerçeğini görmek istemeyenler hâlâ bu başarıyı tesadüfe bağlıyorlar. Futbolun TÜSİAD'ı olan BÜYÜKLER kulübüne Sivasspor 5. büyük olarak girdi. İster başarısını kabul edin, ister etmeyin. Artık Sivasspor 5. büyük olarak ismini yazdırdı.

Oyunlar başlayacaktır!
Ligin bitimine 13 hafta kala 3 puanla liderlik koltuğuna 3 puan farkla oturmak elbette kolay değil. Her zaman belirtiyorum. Sivasspor'un önü kesilmek istenecektir. Eskişehirspor maçında iyi oynamadı. Ama mücadelesi vardı. Faruk'un yaptığı hareket penaltı. Bunu değerlendirecek hakem. 'Verilmeyen penaltı ile ligin kaderi değişti' yorumu getirilmesi oyunun sahneye konulması için yapılan ön çalışmalardır. Yıllardır Sivasspor veya başka bir Anadolu takımının hakem hatalarıyla hakkı yendiği zaman sesini çıkarmayanların bugün ses çıkarmaları 3 büyüklerin saltanatının tehlikede olduğunun habercisidir. Sivasspor şampiyonluğa koşuyor. Bir Anadolu takımının şampiyon olmasından kimse korkmasın. Çünkü Kurtuluş Savaşı da Anadolu'dan başlamıştı. Türk futbolunun da kurtuluşu Anadolu'dan çok sayıda şampiyonluğa oynayacak takımların çıkmasıdır. İşte bu nedenle Sivas 4 Eylül Stadı maraton tribününde yazılan o sözler çok anlamlıdır ve gerçeği yansıtmaktadır. "Anadolu'nun yıllar süren suskunluğunun çığlığıdır Sivasspor."

Hairdesigner
24-02-09, 04:00
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Skibbe'nin suçu yok

- 3-5-2 G.Saray için intihar. Hem defansı, hem hücumu bitiren bir intihar. Böyle şaşkın hoca olur mu? Adamın dünyadan haberi yok

- Skibbe'yi bugüne kadar tutanlarda bütün günah. Ama Skibbe'nin gitmesi yetmez. Sezgin de gitmeli ve pırıl pırıl bir menajer getirilmeli

- Can Çobanoğlu gibi uluslararası tecrübesi olan bir kişi şart. Bu temizlik derhal yapılmalı. Yoksa Skibbe değişikliği işe yaramaz

_Oldukça ilginç bir haftayı daha kapattık. Zirvede yer alan Galatasaray Kocaeli'ne, Fenerbahçe Gençlerbirliği'ne, Trabzon Denizli'ye yenildi. "Kulüpler kötü yönetiliyor ve kötü tercihler yapılıyor" sözleriniz bu hafta bir kez daha kanıtlanmış oldu. http://www.fotomac.com.tr/2009/02/24/im//931EFB8B84241944BF3D9EFBy.jpg
Hangi hafta sözlerim tezahür etmiyor. Yıllardan beri spor yazarlığıyla, skor yazarlığının şiddetle ayrılması gerektiğini savunuyorum. Türk medyasının en büyük sorunu bu!.. Tabelaya bakıp yazıları ona göre yazıyor arkadaşların çoğu. Hatta bunu ifade etmekten de çekinmiyorlar. En saygın duyduğum isimler bana "Ya Hıncal haklısın ama adam kazanıyor ben nasıl eleştireyim" dedi. Mesele kazanırken eleştirmek, kaybederken herkes eleştiriyor zaten. Hepsi tabelacı oldukları için kaybedince yerden yere vuruyor ve eleştiriyorlar. Önemli olan kazanırken, 'Bu galibiyet sizi aldatmasın bu bir tesadüftü' diyebilmek. 7-0'ın ardından "Fenerbahçe'nin ne olduğunu gelecek hafta göreceğiz" diyen kaç kişi var Türkiye'de?

_Bir kişi!..
Bunu söylemek için iki şey lazım. 1- Benim gibi düşünen pek çok insan var. Bunu biliyorum, adım gibi. Fenerbahçe'nin kötü oynadığını, golleri Fenerbahçe'nin atmayıp, Hacettepe'nin yediğini görmek için birazcık futbol bilmek yeter. Ama marifet yürekte. Bunu söyleyebilmekte. 'Şimdi ben bunu derim de Fener, Gençlerbirliği'ne de 7 atarsa' korkusu var ya!.. Hayır rezil falan olmazsın. Fener bir 7 de Gençlerbirliği'ne atarsa 7'yi Gençlerbirliği yemiş olur. Çünkü ikisini de rakip yemiş olur, Fener atamaz! Sene başından beri "Fenerbahçe kötü takım" diyorum, sene başından beri "Üstüne giden her takım Fenerbahçe'yi perişan eder" diyorum. Gençlerbirliği perişan etmedi mi? Hacettepe'nin 7-0'lık skorunu Gençlerbirliği gerçekleştiremez miydi!.. En az Fenerbahçe kadar talihli olabilseydi!.. Aynı skorla Fenerbahçe'yi yenerlerdi. Fenerbahçe kötü takım. Fenerbahçe kötü yönetilen bir takım.

BAROS EN KÖTÜSÜ
_Kadrosu milyonlarla ölçülen Galatasaray, küme düşme hattında yer alan Kocaeli karşısında şok bir yenilgi aldı!.. Ortalık karıştı.
Hayır... Katiyen şok değil. Maç akşamı Mustafa Taviloğlu bizdeydi. Sabahleyin rastlaştık Fenerbahçe mağlubiyetine üzgün. Dedim ki "Mutlu olmak istiyorsan bu gece bize gel, maçı seyret. Galatasaray da yenilecek çünkü." "Hocam lig sonuncusu Kocaeli'ne mi yenecek, hem de Ali Sami Yen'de!.." dedi. "Galatasaray çok kötü futbol oynuyor. Nasıl yenileceğini göreceksin" karşılığını verdim. Maç başladı uyuz bir gol attı Galatasaray. Hiçbir kalecinin yemeyeceği. Sonra 2- 1 öne geçti Kocaeli, Galatasaraylı arkadaşlar "Şu Galatasaray'ın haline bak neredeyse beraberliğe razı olacağız" dediler. "Üçüncü golü yememeye razı olacaksınız, hangi beraberlik!" dedim ve maç 5-2 bitti. 2-1'ken penaltı verildiğinde odada bütün Galatasaraylılar havaya zıpladı, "Golü görmeden sevinmeyin. Galatasaray'da penaltı atacak adam yok" dedim. Çünkü Galatasaray'ın antrenörü bu takımda penaltı atacak adam olmadığının hâlâ farkında değil. Penaltılarla elendiği halde. Hâlâ dünyanın en kötü penaltı atan adamı Milan Baros'a emanet ediyor Galatasaray'ın kaderini!.. Baros o golü atsa maç 3-3 bitebilir. Çünkü vakit kalmamış zaten ve hiç olmazsa 1 puanı kurtarmanın telaşına düşecekti. Ben bu kadar kötü antrenörlük hayatımda görmedim. Baros kötü penaltı atıyor. Burada yazmadık mı, konuşmadık mı? "Bu adam penaltı atmayı bilmiyor" demedik mi? Ama adamın penaltı atmayı bilmediğini bir tek Skibbe bilmiyor. Peki ben sana kaç defa duran top özürlü olduğunu, kaç defa taç atmayı bilmediklerini söylemedim mi? "Birisi gitsin Digitürk'e 90 dakika Galatasaray'ın attığı taçlara baksın o taçların yüzde kaçı rakibe gidiyor bir baksın" demedim mi? Senelerden beri demiyor muyum? Nasıl oldu Kocaeli'nin ikinci golü? Servet'in attığı taçla. Galatasaray korner atıyor adamlar gol atıyor, Galatasaray taç atıyor adamlar gol atıyor. Galatasaray penaltı atıyor adamlar gol atıyor.

DENİZLİ'NİN ARKADAŞI
Skibbe'ye hiçbir lafım yok. Skibbe'nin zerre kadar günahı yok. Skibbe'yi bugüne kadar o takımda tutanlarda bütün günah. Galatasaray bu müthiş kadrosuyla nasıl olsa maç kazanacak ve tesadüfen iyi oynadığı maçı kazanınca da "İşte Skibbe'ye saldıranlar gördüler. Galatasaray şudur, budur" diye yazanların gazına gelen Adnan Polat ve arkadaşlarıdır suçlu. O iki SS'i temizlemediler. Skibbe ve Adnan Sezgin'i. Bugün (dün) tahmin ediyorum biz bunları konuşurken Skibbe'nin işi bitmiş olacak. Ama Skibbe'nin gitmesi kurtarmaz. Adnan Sezgin'in de gitmesi lazım. Florya'nın tepesinin temizlenmesi lazım ve bu takımın başına pırıl pırıl bir menajer getirilmesi lazım. Mesela Can Çobanoğlu gibi. Bu işi bilen, uluslararası tecrübesi olan, Milli Takım'ın Dünya üçüncülüğünde bir Şenol Güneş kadar emeği olan bir kişi. Hem de ne biçim Galatasaraylıdır, hem de nasıl saygın bir isim. Can Çobanoğlu'nun adını anmadılar. Mustafa Denizli'nin arkadaşı' diye. Mustafa Denizli, Galatasaray'a en büyük zaferleri yaşatmış bir hoca. Mustafa Denizli'nin arkadaşı ne demek!.. Bu temizlik derhal yapılmalı. Yoksa Skibbe değişikliği hiçbir işe yaramaz. Adnan Sezgin orada durduğu sürece.

Hairdesigner
24-02-09, 04:00
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Doğru mu, yanlış mı?

Beklenen bomba patladı. Hasar çok ağır oldu. Hatta 5-2'lik sonuç tarihe 'siyah zeminde' yazılacak kadar da üzücü oldu. Tribünler hep söyler; Tarihi Galatasaray yazar diye... Tribün bu defa da "Skibbe istifa" diye bağırmaya başladı. Bu konuda herkes haklı. Skibbe de haklı... Önce şunu kesin söyleyelim; Herkesin yapabileceği bir iş vardır. Skibbe'de görünen şuydu; Galatasaray gibi bir takım asla stajyer bir antrenöre teslim edilemezdi. Bu, yönetimin ve bu işi yapanların büyük hatasıydı. Temmuz ayında Skibbe için sezonu çıkartamayacak diye yazdım. Almanya'da oturan arkadaşlarım da aynı şeyi söyledi; Galatasaray'ın isminin altında ezilir kalır. Öyle oldu.

Zamanlama hatalı oldu
Şimdi Skibbe gidiyor... Hep beraber "Güle güle" dedik. Ancak karar doğru mu? Sonuna kadar doğru, hatta geç kalınmış bir karar. Ancak, zaman doğru değil. Bordeaux maçına iki gün kala yönetim kurulu bugünkü basın toplantısında onun gönderildiğini değil, raporlu sayıldığını açıklamalı ve kararı Bordeaux maçından sonraya bırakmalıydı. Bu krizin dondurulması, Bordeaux maçı için çok önemliydi. Bu olayın ceza verilmemiş hali, futbolculara bir doping olurdu. Ve maça kendilerini affettirmek için daha fazla hırsla asılırdı. Şimdi öyle mi olacak? Bu tarihi olayın cezası verildi ve suçlu bulundu. Aslında suçlu sadece o değil, ayrıca Galatasaray'ın vurdumduymaz futbolcuları ve teknik kadrosudur. Skibbe, bu takımı tek başına yapmadı. Bu işin başında olduğu söylenen danışman Kalli, maçın 5. golünü izlerken gözleri adeta yaşlanacak kadar belirgindi. Üzülmüş ve yıkılmıştı. İyi ama Bay Kalli, Bay Skibbe'yi Galatasaray'a tavsiye ederken nasıl bir hoca olduğunu bilmiyor muydu? Uzatmayalım... Yönetim kurulu, bu krizi dondurmadan açıklamakla iyi mi yapmıştır, yoksa kötü mü? Onu perşembe akşamı göreceğiz.

Hairdesigner
24-02-09, 15:11
Arsenal kazanır
Rıdvan Dilmen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=2)
Milliyet

Şampiyonlar Ligi’nde heyecan birbirinden zorlu 8 maçla sürüyor. Ligde her geçen hafta zirve yarışından biraz daha uzaklaşan Arsenal’in artık tek hedefi Avrupa’da başarı. İngiliz temsilcisi iç saha avantajını iyi kullanarak Roma’yı mağlup edecektir. Güçleri birbirine denk iki takımın karşı karşıya geldiği maçta ise Atletico Madrid, Porto’ya oranla galibiyete daha yakın.
UEFA Kupası’nda ise rövanş maçları nefes kesecek. İlk karşılaşmaları 1-1 berabere biten ekiplerden CSKA Moskova ile Aston Villa’nın rövanşta da yenişemeyeceklerini düşünüyorum. Sahasında Twente’ye mağlup olan Marsilya ise bu kez zorlu Hollanda deplasmanından en fazla beraberlikle dönebilir. Bu müsabaka için de ilk tercihim beraberlik. Evine Fiorentina karşısında galip gelmenin avantajı ile dönen Ajax beraberlik için oynayabilir. Karşılaşmada eşitlik sürpriz olmayacaktır.

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/02/24/fft16_mf187116.Jpeg

Hairdesigner
24-02-09, 15:11
Fener'in sorunu ortada
Ömer Üründül (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=7)
Sabah

http://img.sabah.com.tr/im/2009/02/24/B419C969A3F7124F93CB0A1By.jpg


Mehmet Aurelio'nun elden kaçırılması ve yerinin doldurulmamasının Fenerbahçe'ye büyük zarar vereceğini sezon öncesinden başlayarak vurguladım. Mehmet Aurelio bana göre takımın en önemli oyuncusuydu. Çünkü kadroda koşmayan yetenek Alex'in dışında kenar orta saha özelliklerine sahip oyuncu yoktu. Sağda Deivid veya Kazım, solda da Uğur Boral veya Vederson kesinlikle orta saha özelliklerine sahip oyuncular değil. Geçen sezon Deniz sakatlanana kadar, sonra da Selçuk, Aurelio ile birlikte ağır yükü başarıyla taşıdılar. Ayrıca Deivid'in üstün performansı vardı. Bu sene ağır sakatlık geçiren Deivid ve Vederson'dan hiçbir olumlu katkı yok. Kazım'ın ne yapacağı çok bilinmeyenli denklem. Uğur Boral topla kavga ediyor. Deniz az forma şansı buldu ve en büyük silahı olan fizik gücünden uzak. Emre Belözoğlu (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Emre Belözoğlu) bitik. Tek savaşan bu bölgenin diğer oyuncusu Selçuk da oynamayınca Belediye ve G.Birliği maçlarındaki kötü tablo ortaya çıktı.
Ankara'daki maça kısa bir göz atalım. Sistem 4-4-1-1... Dörtlü orta sahanın hiç birisi ne defansif, ne ofansif, en ufak katkısı yok. Bir de bunlara zaten koşmayan Alex'i eklerseniz, bu tabloda günümüz futbolunun ilkelerini yerine getirmek mümkün olabilir mi?

Hairdesigner
24-02-09, 15:12
Herkes görür, 'Hakem' görmez!
Bülent Yavuz (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=14)
Akşam

Hakemlik literatüründe çok geçerli olan bir 'darb-ı mesal' vardır. 'Herkes görür hakem görmez, hakem görür kimse görmez.' Sivasspor-Eskişehir maçındaki penaltı pozisyonu, işte en güzel örnek. Aksini düşünürseniz, kafayı üşütürsünüz. Süleyman Abay'ın karakterinden ve dürüstlüğünden asla şüphem olmadı. Amma, vermediği avantaj ile Sylla'ya çalmadığı düdük, ona hiç yakışmadı.
Bu tür pozisyonlar, bu tür hakem hataları geçmiş federasyonlarda yaşansaydı, ne senaryolar yazılırdı, neler söylenirdi. Eskiden olsa, 'Bu lig kirli', 'Hakemler federasyondan talimat alıyor' denirdi. Şimdi ne oldu da kimse olaylara bu gözle bakmıyor? Hakemlerimizden zerre kadar şüphe duymuyorum. Ama çok ciddi hatalar yapılıyor. Ama Sezar'ın hakkını da Sezar'a vermek gerekir. Deniz Çoban'ın Galatasaray'ın iptal ettiği golüne her babayiğit hakem düdük çalamaz. Aferin sana Deniz. Büyük takımlar, oynadıkları futbol ile hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyorlar. Adeta şampiyonluğu Anadolu'ya doğru iteliyorlar. Hakemler de bunlara yardım ediyor.

YUNUS YILDIRIM (G.BİRLİĞİ-F.BAHÇE)
Ankara'da yoğun kar yağışı var. Her taraf bembeyaz. 19 Mayıs Stadı'nın zemini ise pırıl pırıl, yemyeşil. Görüntü muhteşem. Maç ise Gençlerbirliği adına daha muhteşemdi. Tek taraflı oynanan maçta hakeme de haliyle fazla iş düşmedi. Her iki yardımcı hakem, kararlarıyla Yunus'a yanlış yaptırmadılar. Adil Sinem, hem Gençlerin, hem de Fenerbahçe'nin gollerini ofsayt gerekçesiyle iptal etti. Yıldırım da bunlara uyunca, geceyi hatasız kapattılar. Uçana kaçana kart gösterilen bir dönemde Yunus Yıldırım, Lugano, Carlos ve Kazım'a çıkardığı sarılarda yerden göğe kadar haklıydı. Sadece Önder Turacı'nın eliyle kestiği topu atlaması, gecenin nazar boncuğu olarak kaldı.

SÜLEYMAN ABAY (SİVAS-ESKİŞEHİR)
Hakemlik adına ve Süleyman Abay adına kötü bir maçtı. Avantaj hakemin kalitesini ve kariyerini gösterir. Abay öyle bir avantaj atladı ki, acemi hakemler bile yapmaz. Vermediği penaltı, bir defa değil, iki defa değil, üç defa penaltı. Peki hakem atladı. Yardımcı ne iş yapar? O da öylece baka kaldı. Sylla rakibine acımasızca giriyor. Hareket neredeyse kırmızıya yakın. Ne faul var, ne de kart.

HÜSEYİN GÖÇEK (TRABZON-DENİZLİ)
Maçın kontrolünde zaman zaman zorlansa da ne neticeye, ne de futbolcuları sinirlendirecek bir hata yapmadı. Serbest vuruşlarda daha dikkatli olması gerekir. Trabzon'un yeni transferi Alanzinho, birkaç kere aldatmaya yönelik hareketler yaptı. Göçek, bunların hiçbirine kart kullanmadı.

BÜNYAMİN GEZER (G.ANTEP-BEŞİKTAŞ)
Gaziantep'in skor 0-0 iken verilmeyen bir penaltısı var. Ama Beşiktaş 3-0 kazanınca, her ne hikmetse, pek gündeme gelmedi. Oysa, bal gibi penaltıydı. Üstelik, Sivok'un da sarı kart alması gerekirdi. Bu pozisyonu çıkardığınız zaman, Hakem Bünyamin Gezer, mükemmele yakın maç yönetti.

DENİZ ÇOBAN (G.SARAY-KOCAELİ)
Galatasaray için kabus, Kocaeli için umut olan maçta, ne neticede, ne de maçtan sonra yaşanan olaylarda Deniz'in hiçbir günahı yok. Üstüne üstlük böyle tecrübesiz ve deneyimsiz genç hakem, fevkalade, güzel bir yönetim sergiledi. Her babayiğit, Galatasaray'ın o dakikada, o skorda golünü iptal edemezdi. Hem de Ali Sami Yen'de. Atılan ve sayılmayan gol, yüzde yüz fauldü. Bir bravo burada. İkinci bravo da verdiği penaltı kararına.

Hairdesigner
24-02-09, 15:13
Bir düdükle değişen hayat
Mehmet Demirkol (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1)
Milliyet

Adnan Polat yine medya önünde. MHK Başkanı Oğuz Sarvan ve TFF Başkanı’nı ağır bir dille eleştiren Polat, taraftarın tepkisinin de haklı olduğunu ve Galatasaray’ın önünü kesmeye yönelik planın uygulanmaya devam ettiğini söyledi.
‘Hakem Deniz Çoban’ın maçın 87. dakikasında vermediği penaltıyı herkes gördü. Ama bir tek o görmedi’ diyen Polat, bu oyunun önüne geçeceğiz dedi. Oğuz Sarvan’ın hemen istifa etmesi gerektiğini de söyleyen Polat, ‘Federasyon başkanın da artık kongre kararı alması gerektiğini, çalınan puanlarına rağmen şampiyon olacaklarını açıkladı.
Resmi siteden de ağır bir bildiri yapan Galatasaray yönetiminin, perşembe günü daha geniş bir basın toplantısıyla kamuoyuna önemli açıklamalar yapacağı belirtildi.
Öte yandan Kocaeli maçı öncesi hakem Deniz Çoban hakkında bir ihbar alındığı da kulislerde konuşuluyor. Hakemin bugün ne olursa olsun Galatasaray’a penaltı çalmayacağının, eski bir federasyon üyesi tarafından Galatasaray yöneticilerine söylendiği belirtiliyor.
Teknik Direktör Skibbe de dün antrenman öncesi yaptığı açıklamada hakemin oyunun sonucuna etki ettiğini söyledi. Tam istim üzerindeyken ve rakibe baskı kurmuşken çalınmayan bu penaltı maçı çevirmemizi engelledi. Elimizde Lincoln gibi bir silah varken bu penaltıyı gole çevirmemiz ve ardından maçı almamız işten bile değildi. Ancak hakem hakkımızı gasp etti. 3 puanımız çaldılar’ dedi.
Hakemler hakkında şikâyetçi olan tek kulüp Galatasaray değil. Beşiktaş’ta da Gaziantep’de Nobre’nin, Deumi tarafından çekilip düşürülmesine devam kararı veren Bünyamin Gezer’e tepkiler giderek artıyor. Asbaşkan Levent Erdoğan ‘Takımızın tamamen baskıyı kurduğu dakikalarda hakemin vermediği bu net penaltı takımımızın bu zor deplasmanda moralinin tamamen yok olmasına yol açtı. Sonra bir kornerden gelen karambol golüyle tamamen dağıldık. Bu sezon başından bu yana verilmeyen kaçıncı penaltımız sayamadım. Çok iyi oynuyorduk ve eğer o golü atsaydık maçı kesin kazanırdık. Bunca harcama, emek hepsi bir anda bir düdükle yok ediliyor. Oğuz Sarvan ve hakemlerinin artık bu işten el çekmesi lazım. Yabancı hakem istiyoruz’ dedi.
Sivas’ta da durum farklı değil. Faruk’un önündeki topu koluyla kesen Koray’ın hareketine penaltı vermeyen Süleyman Abay’a liderden büyük tepki var.
Böyle olacaktı..
Kabul edin ki bunları yaşıyor olacaktık. Belki Skibbe, Bordeaux’yu eleyecek ve kupayı kaldıracaktı.
Bu bir fantezi değil. Ters çevrilmiş bir gerçeklik. Gerçeğin terse çevrilmişi. Ve böyle olsaydı da sonuç değişmeyecekti. O pozisyonu hakem çarpma olarak değerlendirse ya da görmese, kafasına çarptı zannetse bugün durum bu olacaktı. 3 puanın bir taraftan alınıp bir tarafa verildiği söylenecekti. Biz inanacaktık, perişan olacaktık. Bu yüzden o pe- naltıyı hakem çaldığında ben dünyanın en mutlu insanıydım. Beşiktaş’ın değil Antep’in penaltısının verilmemesi de huzurumuz kaçmaması açısından ‘adilce’ bir hoşluktu.
Hakem penaltıyı çaldı. O penaltıyı çalmasına rağmen kazanan Kocaeli oldu. Beşiktaş tarafından verilmeyen penaltıyla ilgili bir açıklama duymadım. Öte yandan yine beklenen oldu. Bülent Uygun uzak olmasına rağmen pozisyonun penaltı olabileceğini söyledi.
İşte bir düdükle, bir anlık tutulmayla her şey bu kadar, çabuk bu kadar kesin bir şekilde değişiyor. Biz değişmiyoruz.
Maalesef iyi değiliz. Ve iyi olmamayı seviyoruz.
Not: Fenerbahçe’ye fantezi için bile olsa bir pozisyon deformasyonu yapmak mümkün değil. Buradan da çıkacak ders var herhalde.



http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/02/24/fft16_mf187139.JpegKorkmaz yapabilir
8 lig, 6 kupa, 1 UEFA Kupası, Süper Kupa, 1 Dünya Kupası 3’lüğü, 5 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 2 Başbakanlık Kupası, 6 TSYD Kupası... 630 kez ligde forma giyerek ve 8 şampiyonlukla 2 önemli rekorun sahibi.
Mustafa Denizli onu hazırlık kampına götürmediği bir sezonda alıp, 17 yaşında takıma koymuştu. Efsane kariyeri böyle başladı.
Fatih Terim onu kadro dışı kaldığı bir sezonda geri çağırmıştı. UEFA Kupası’yla efsane iyice büyüdü.
Galatasaray’dan ayrılışı, teknik direktörlük kariyerinde istediği ortamları hiç bulamayışı dezavantaj değil. Fatih Terimvari bir kendini ispatlama güdüsüyle işe koyulacaktır.
Sabrı hak edişi avantajdır. Yeter ki ona yeterli, çalışma alanı tanınsın.
Bülent Korkmaz bu işi yapabilir. Hatta bu işi yapabilecekler arasında en başlarda gelmektedir.


http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/02/24/fft16_mf187140.JpegDünya çapında hakemler
Kötü olanlar vasat olanlar var. Çok iyi olanlar da. Bundan önce övgüyle bahsettiğim bir dolu hakemin sonradan yaşadıkları nedeniyle kimseyi övmemem gerektiğini düşünsem de hakkı olanın hakkını vermem lazım. Deniz Çoban ve Yunus Yıldırım’ın sadece iyi hakem olduklarını düşünmüyorum. Dünya çapında hakemler olduklarına hiç şüphem yok. Onların hak ettikleri yerlerde olmayışı da bizim güvensizliğimizden.
Sizin güvenmediğiniz bankaya yabancı gelip para yatırır mı?
Sizin güvenmediğiniz mahkemeye yabancı gelip başvurur mu?
Sizin güvenmediğiniz polise yabancı sığınır mı?
Sizin güvenmediğiniz okula yabancı çocuğunu verir mi?
Sizin şüpheyle yaklaştığınız hakeme UEFA ve FIFA klasman yükseltir maç verir mi?
Sorun hakemlerden çok bizde yani.


Facebook’ta yokum
Nette yokum. Facebook’ta ya da başka bir arkadaşlık ve sosyalleşme grubunda da. Bana elektronik postayla ulaşmak da mümkün değil. Yukarıda bir e-mail yazıyor olabilir, ama bana ulaşmıyor. Maalesef durum bu. Tek yol eski usul... Mektup. Kusura bakmayın

Hairdesigner
24-02-09, 15:13
Bizim milyonerler
Hakan Yaşar (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=114)
Vatan


Adnan Polat ve Aziz Yıldırım, sezonun en kötü yönetmeni Oscar’ına şimdiden aday.

Para onlarda, yıldızlar onlarda, güç onlarda. Ama onlar şimdi ekonomisi 30 kat küçük Sivas’ın 8 puan gerisinde. Tercihleri gösteriyor ki, onlar ‘Slumdog Millionare’in Jamal’ı kadar ‘cin’ değil

ŞAKA gibi ama gerçek... 1-0 yenilen F.Bahçe, ertesi gün G.Saray ağlarında 5 gol birden görünce averajla 4. sıraya çıkıyor. Dikkatinizi çekerim, 4. basamağa yükseliyor, liderliğe değil... Ve ikisi de 37 puanda... Kalan 13 maçlarını kazansalar, 76 puan eder. İki takım 2 sezon önce Süper Lig’i 83 (G.Saray) ve 81 (F.Bahçe) puanla ve foto-finişle bitirmişti.

NEREDEN nereye? 2 yılda 2 büyüğün ne hallere düştüğünü düşünün artık. Ciddi bir çöküş G.Saray ve F.Bahçe’ninki... Milan-Inter, Man. United-Chelsea, Barça-R.Madrid, Porto-Benfica rekabetlerini aklımıza getirirsek Avrupa’da pek rastlanan tablo değil. Ya da PSG-Marsilya’yı koyabilirsiniz bir kenara. Ama o kadar!

BEŞİKTAŞ’I ayırmak gerekir mi? O konuda da tartışma çıkacaktır. Fakat F.Bahçe ve G.Saray’ın üst üste yenilgiler alması ne ilk kez oluyor, ne de son kez olacak. G.Birliği ve Kocaeli’nin iki takımı sulu-şakalık hale getirmesi hayatın F.Bahçeli ve G.Saraylılar’a attığı ‘şık’ birer gol... Ya da tanrının sert bir uyarısı... Kesin olansa 100 yıllık ezeli rakiplerin ciddi bir yönetim kaosu içinde oldukları.

G.SARAY’DAKİ tablo çok net.. ‘Sayın Adnanlar’ın eseri! İkisinden de küçük olduğum için ’Sayın’ diyorum. Cevat Güler’le geçen yıl yanlış bir yola girdiler. Bu yanılgı onları bu sezon ofsayta düşürdü. F.Bahçe’de ise iki ’Sayın Yıldırım’ yok. Eğer bir kulüp sportif olarak başarısızsa bunun sorumlusu tepedekilerdir. Hasta masada ve hem Polat, hem Yıldırım başarılı bir doktor mu? Ona şüphem var. Hatta şunu söyleyebilirim. Onlar Oscar alan ‘Slumdog Millionaire’in yetim ama cambaz Jamal’ı kadar cin değiller. Daha ötesi Polat ve Yıldırım, bu sezonun en kötü yönetmen ‘Oscar’ına şimdiden aday.

***

İSTİKRAR diyoruz hep! G.Saray’ın 5 yıllık Fatih Terim döneminin üzerinden 9 yıl geçti. Lucescu, Fatih Terim, Hagi, Gerets, Feldkamp, Cevat Güler, Skibbe ve Bülent Korkmaz.. Yani 8 tane hoca gelip gitti. G.Saray artık Fenerleşiyor. Peki Aragones giderse F.Bahçe eski F.Bahçe olmayacak mı?

YILDIRIM’IN 11. başkanlık yılı, Adnan Polat’ın yöneticilikte 9 yılı var. Yani karpuz seçmeyi iyi bilecek tecrübedeler. Ama hoca seçemiyorlar. Maalesef tablo bu.. Onlar tabi ki sadece hoca değil futbolcu hovardası aynı zamanda.

***

FİLM şeridi gibi geliyor mesela Samet Aybaba’nın Türk futboluna kazandırdığı gençler... Hakan Kutlu’lar, Serkan Balcı’lar, Kemal Aslan’lar, Erman Özgür’ler, Sercan Yıldırım’lar, Volkan Şen’ler ve son olarak Soner Aydoğdu’lar.. Diğer tarafta da 3 Büyükler’in değirmenin un ufak olmuş gençler.

NE yıldızlara mezar olmuş Florya, Samandıra. Bülent Uygun, Mesut Bakkal, Erhan Altın ne kıt imkanlarla harikalar yaratıyor oysa. Bugün Sivas’ın F.Bahçe ve G.Saray’ın 8 puan önünde olacağını sezon başında söyleyene kargalar bile gülerdi. Öyleyse bu tablo Sivas’ın başarısından çok Adnanlar’ın, Azizler’in başarısızlığı değil mi?

***

BİR de Büyükler’in çemberinden geçememiş Taner Gülleri gibi ‘Slumdog Millionare’ler var. 10 yılda 14 takım dolaşmış, ama 33 yaşında G.Saray’a 4 gol birden atınca Süper Lig futbolcusu sayılan Taner’den bahsediyorum. Geçen haftanın ‘gülü’dür o.

ALEX’İ, Lincoln’ü, Delgado’yu, Alanzinho’yu havalimanında omuzlayıp ıslıklayanlar oysa bir kere bile alkışlamadı bu ihtiyar delikanlıyı... Ne olur Soner Aydoğdu’nun, Mustafa Pektemek’in (G.Birliği) Çağlar Birinci’nin (Denizli) sonu Taner gibi olmasın. Ne olur bu ’güller’solmasın.

BİLİYORUM; bu ülke ’Kim şampiyon olur’la ilgileniyor herkes. 3 Büyük takımın 76 puan kaybettiği ligde aslında şampiyon belli olmalıydı ya, olmuyor işte.. İstanbul dükasını yıkmak kolay mı öyle! Bakalım bunu yeniden başaranlar çıkacak mı?



***



Korkaklar her gün, cesurlar 1 gün ölür

SÜPER Lig’deki 5. maçınızda G.Saray gibi bir rakibe sahasında 5 gol atarsanız ne hissedersiniz? Meslekte 13. yılını yaşayan Kocaelispor’un hocası Erhan Altın ’Golleri kimler attı?’ diye sorguya çekildiğinde yanıtı ’Hatırlamıyorum’ olmuş. Normal değil mi?

OYSA kurt hocaların durumu farklı. Mesela Samet Aybaba... 1990’da başladığı kariyerinde 19 yılda 14 kez takım değiştirmesi onun suçu değil. Ancak maç öncesi ’Bu maçın favorisi biziz’ diyecek kadar inanmış F.Bahçe galibiyetine. Sonuç tarihi farkı kaçırarak kazandı.

MUSTAFA Denizli’nin her yenilgi sonrası ’Rahat olun’ laflarını ve geldiği noktayı düşünün. Bir de birisi yolcu olmuş, diğeri şimdilik hancı kalmış Skibbe ile Aragones’in ’1 puan yeter’ açıklamalarını. Aranan ruh, Türk hocaların ruhudur.



***



Verilmeyen penaltıların anatomisi!

HAFTANIN 9 maçının neredeyse 7 tanesi sürpriz bir şekilde bitti. Peki bu skorlarda ne kadar hakem etkisi vardı? Tartıştığımız genellikle verilmeyen penaltılar. Sezon başından beri olanları izledikçe aslında ’Hakemlere gözlük’ dememek zor. Sivas’da Eskişehir’in canını yakan pozisyonu süzemeyen bir hakem (Süleyman Abay) ve yardımcıya söylenecek birşey yok! Tek kelimeyle facia...

OLİMPİYAT’TA A.Gücü’nün 2-1 kazandığı maçtaki 2. gol öncesi bariz faul dikkat çekici. Kamil Ocak’ta G.Antep’in çalınmayan yine bir penaltısı var. Hakem Bünyamin Gezer. Önceki haftanın en formsuz ismi... Ama MHK başarısızlığa ödül vermesiyle ünlü. Oğuz Sarvan, ’Malzemem bu’ diyerek bu işe kılıf bulamaz. Fakat şu da gerçek; verilmeyen penaltı %100 gol olmuyor ki! Örnek mi? İşte Baros...


***


HAFTANIN TAKIMI

KOCAELİSPOR

DÖRT hoca değiştirdiler, 30 transfer yaptılar. 39 oyuncu oynattılar. Ama yılın sürprizini Ali Sami Yen’de G.Saray’a 5 gol birden atarak yaptılar. Bir Anadolu takımının kazandığı bu tarihi başarı açıkçası fazla söze gerek bile bırakmıyor... Alkışlar Kocaeli’ye!

Hairdesigner
24-02-09, 15:14
Havuz başının ‘Gülleri’
Feryal Pere (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=24)
Radikal

İtinayla gündemden tüyülür içerikli bir yazı yazayım demiş idim, cumartesi 20.45 itibarıyla! Dünyada neler oluyor ilgilenmek gerek, Oscar ödülleri kimlere gidecek, içinden spor programı geçmeyen kanallara nazar atmak ve aktardıkları sorunlara kafa yormak lazımdır gibi. Kanaryamın bu yıl sıkça dünya dertlerini hatırlattığı cumartesilerden bir cumartesi idi. Cumartesi yenilmek kötüdür, pazar zehir olur. Bir de teselli imkânı sunacak fikstür yoktur. Pazar günü rakiplerin yenecektir. Yani kuvvetle muhtemeldir. Sonra indim havuz başına / körfez çıktı karşıma! Derin bir düşünce aldı mı beni bu defa, bir yerlerden hatırlıyorum derin bir ses tonuyla dile getirilmiş dayatmaları, korktum: Yoksa iki takımlı bir lig mi yaratılmak isteniyor?
Yani Fenerbahçe ve Galatasaray yok edilerek, Sivasspor ve Beşiktaş’a dayalı bir sistem mi geliştiriliyor?
Ben de bu vatanın bir evladıyım, benim de hafızam zayıf! Ama o kadar da
zayıf değilmiş, hatırladım cümlelerin sahibini, Demirören’di.
O zaman kime inansaydım? Galatasaray yönetiminin ‘kastımda kanarya var’ federasyon bildirilerinin akşamına, iki ofsayt golle Belediye’ye yenilince, o heves de kursağımda kalmıştı.!!! Fener’i kollayan bir federasyon, inanması pek tuhaf bir durumdu zaten de, ama koskoca adamlar böyle diyordu. İstikrardan yanayız ve NATO’ya CENTO’ya inanıyoruz ve bağlıyız, pardon pardon iyi niyete inanıyoruz, haaakemler olsun, oyuncularımız olsun Kanarya mevsiminde, ‘hakemler de insandır’ hatalarını konuşacak hal bile
kalmıyordu gönülsüz oyun sebebiyle. Bu haftanın keyifle ıslık çalanı Beşiktaş. Sadece bir hafta önce, (ilaçla yedigün) Fenerbahçe’nin yüzünde güller açıyordu.
Bir tarafta taktikler, teknik yetersizlikler, diziliş önerileri, diğer yanda üstten konuşmalar, her şeyin bir sebebi varlar! Mesajlar içinden bir seni seçtim diyecek taraf yok. Pek yorgunuz biz. Yıllardır istenir gibi yapılan, beklenir gibi yapılan Anadolu yıldızlarına mı sevinsek, durmadan bizimkilere ödenen paralardan dem vurulan cümlelerle mi başımızı öne eğsek. Çuvaldızı kendime batırma yılında: Taner Gülleri, o golleri Volkan’a atsaydı, ne de güzel yumruğunu kalbine çarptırıyor çocuk der miydim, o sevince hak ettiği sempatiyi duyar mıydım? Türk olmak kolay değil azizim.Hele bu toprakların fitbolseveri(!!!) olmak hiç kolay değil. İyisi mi ben, tarifi sevgisinin tarifsizliğinde çizili yarimi ‘aklımı erdirmeden’
sevmeye devam edeyim. Bir hafta ağlayıp bir hafta güleyim.Basit oyun tarifine sığınarak, her sonuç var hükmünde karar kılayım.
Ama birazcık heves göreyim.
Eldivenlerin yerlere atılmamasını umayım mesela.
Soyunma odasına başı önde gittikten yarım saat sonra, şen kahkahalar yükselmesin mesela.
Üzülme ve sevinme sürelerinde eşitlik olsun, sahada ve tribünde.
O zaman, deliye her gün bayram ve aşkta çareler tükenmez:
‘Sipor’ sayfalarını özenle geçer, ekonomi sayfalarının gözbebeği Fenerbahçe haberlerini okur, tekrarlar, aktarır,yazdık büyük ismini dağa taşa deriz!

Hairdesigner
24-02-09, 15:14
Biz ‘cellat’ olamayız
Ercan Güven (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=66)
Milliyet

En zehirli okları kim atıyor Galatasaraylı futbolculara?.. Emekli futbolcular.
En “has” Galatasaraylılar, gece avına çıkmış beyaz kukuletalılar gibi linç edecek Galatasaraylı arıyorlar.
Yöneticilerin “kurt”u ise eski yöneticiler.
Zaten Federasyonu eski Federasyoncular, hakemleri de eski hakemler paçavra eder bu ülkede... Gelenektir.
Bizim gibi gazetecilere böyle günlerde düşen görev ise “ne”oluyo be kardeşim” demektir.
Evet... Ne oluyor?..
Yabancı fonlardan para alıp, vatanı mı satıyor sahadaki futbolcular?
Sadece “nasıl olsa kazanırız” tripleriyle biraz gayrıciddi davrandılar o kadar. Normal koşullarda bu “ciddiyetsizliğin” etkisi skor tabelasına olurdu ve zor güç yenebilirlerdi Kocaelispor’u.
Ama normal koşullarda!.. Kocaelispor kocaman bir futbol koydu sahaya.
Hocaya gelince... Skibbe zaten uzatmaları oynuyordu. “Yarı kovulmuş olmak” sadece itibarını zedeliyor, para getirmiyordu. Kafayı çalıştırdı, gereğini yaptı!.. Defansı üçlersin, yıldızları dinlendirirsin, “kazanırız” havası yaratırsın... Hezimet ve mutlu son!..
Peki, kızabilir misiniz Skibbe’ye?..
Koşullar böyle.
Hemen bu noktada çok önemli bir uyarım var Galatasaray’a... Parasını tam ve peşin ödesinler Skibbe’nin. Gönlünü alsınlar. “İlerde çalışabiliriz” falan gibilerinden açık kapı bıraksınlar. Yoksa “konuşabilir” Skibbe... Galatasaray’da yaşadıklarını anlatırsa, bizi bırakın ama, dünyaya rezil olmak da var sonunda.
Ve Galatasaray yönetimi...
Düne kadar yönetsel hataları yazmış, hatta her tökezlenmeyi götürüp bu hatalara bağlamış biri olarak ben diyorum ki; bugün yönetimi suçlamak faydasız.
İntikam alırız. Ama bir yere varamayız.
Bakınız, sayın Adnan Polat, Genel Kurul’dan aldığı yetkileri sayın Adnan Sezgin’e devrederek ve bir profesyoneli yöneticilerin de önüne geçirerek Türkiye’de “hasret” kalınan uygulamayı denemişti.
Evet, “hasret”!.. Biz değil miydik “Avrupa’da başkanın adı bile bilinmez, profesyoneller yönetir kulübü” diye ukalalık eden.
İşte onu yaptı sayın Polat.
Belki biz hazır değildik, belki takım, belki profesyonel yöneticinin ta kendisi...
Maya tutmadı.
Federasyonla kavga ise “Fenerbahçe paranoyası”ndan kaynaklanan eski bir taktikti. Külliyen yanlış ama... Bugüne kadar denemeyen hangi kulübün hangi yönetimi var ki?
Gerisi, altından sinek ikilisi çekilmiş iskambil kule gibi. Dengesi bozulan Skibbe takımın dengesini bozdu ister istemez. Kaçınılmaz hesaplaşma geldi çattı nitekim.
Biz ne yapacağız şimdi?
Eski futbolcular gibi Galatasaraylı futbolcuları didik didik mi edelim?
En “has” Galatasaraylılar’a özenip, yönetimin altından girip üstünden mi çıkalım?
İntikam mı arayalım?
Çocuğunun ölümüne sebep olan anneyi bile “Zaten en büyük acıyı çekti” diye bırakıyor hakim...
İki gün sonra bu takım Bordeaux ile oynayacak. Olumlu sonucu Türk futboluna yansıyacak bir maç.
Üç kere derin nefes alalım, iki kere yutkunalım, açık ve aleni “tökezlenme”ye salya sümük saldırıp kişisel reyting çıkarmaya uğraşmayalım.
Bizim işimiz değil bu.
Medya, bazen kendini yargıç, savcı, avukat yerine koyabilir ama “cellat” asla...

Hairdesigner
24-02-09, 15:15
Aldanmaya müsait
Basri Baykoç (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=16)
Fanatik

Çok parlak bir skorla kaliteli bir rakibi yenmiş olsa da aldanmamalı Beşiktaş... Daha doğrusu kendisini zamansız havaya sokmamalı. Son oynadığı maçta dahi bir 90 dakikanın iki yarısı birbirinden anormal derecede farklılık arzediyorsa takım oyunu açısından henüz hallettikleri birşeyin olmadığını bilmeliler. Eğer Fenerbahçe ve Galatasaray, hatta son hafta Trabzon da hesapsız puan kayıpları yaşamasaydı (ki hesapta olanları Mustafa Denizli çok önceden not etmişti) Beşiktaş’ın bugün olduğu içi fıkır fıkır kaynayabilecekmiydi, bunu düşünmek lazım.
Siyah-Beyazlı ekipte öncelikli sıkıntı ofansa dönük kurgunun hala netlik kazanamaması. Yani şu oyuncular ile şu düzen kalıcı olsun diyemiyorsunuz. O yüzden bazen oyunun karşılığı skor gelmiyor, Trabzon maçı örneği gibi. Bazen de skorun karşılığı oyun 90 dakikayı yansıtmıyor. Son hafta gözlemlendiği gibi...
Çok değişkenlik Denizli’nin ya hala tatmin olamadığının ya da mecbur olduğunun göstergesi. Beşiktaş’ın ofansa dönük çoğunluğu istikrarsız. Ya Denizli zorladığı halde olmuyor ya da bu durumu kabullenmiş nöbet dağıtıyor. Kaldı ki, her deneyişte o veya bu şekilde farklı veriler çıkıyor ortaya. Yaratıcı oyuncu çokluğunda Beşiktaş pozisyon sıkıntısı çekiyor. Tello oyuncu kurucu pozisyonunda tek başına kalırsa daha verimli oynuyor. Çift forvet düzeninin yararları oldu. En azından Beşiktaş serbest atışlarda daha aktif hale geldi. Ama organize hücum adına bir açılım kazandı mı diye sorarsanız, öyle birşey yok. Delgado ve Yusufsuz bir 11’in net bir skor yakalayabileceğini görmek Beşiktaş adına olumlu. Savunma kenarlarının hücuma katılımında rakip savunmaların daha kolay çözülebileceğini farketmek de...
Ama sonuçta baktığımızda hala arayış içinde olan bir ekip Beşiktaş. Şampiyonluk için heveslenmesi için henüz erken. Tünelin ucu ne zaman görünür, sorusunu ise bir okurumun bana aktardığı tespitle cevaplayayım. Özer Yaldızipek diyorki, “Ne zaman İbrahim Toraman’ın Gaziantep’e atılan 3. golde üstlendiği yapımcılığı Serdar Özkan ve Holosko üstlenirse, Kartal da ışığı o zaman görür.” Doğru söze ne denir..

Hairdesigner
24-02-09, 15:15
Uşakspor
Efkan Bucak (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=336)
Radikal

Geçtiğimiz hafta içi 3. Lig 3. Klasman Grubu takımlarından Uşakspor ligden çekildiğini açıkladı. Bu haber medyada fazla yer bulamadı. Belki de artık alıştığımız içindir... Bu takım 2004-2005 Türkiye Kupası’nda sahasında Fenerbahçe’yi konuk etmiş, çok değil iki sezon önce 2. Lig A Kategorisi’nde (Şimdiki adı Bank Asya 1. Lig) mücadele etmiş bir takım.
Ancak biliyorsunuz Türkiye liglerinde hızlı yükselişleri hızlı düşüşler izliyor. Ağrıspor, Vanspor, Göztepe, Hakkârispor gibi takımlar çok kısa ‘altın dönem’ler geçirip beş parasız olarak amatöre düştüler.
Uşakspor için de her şey çok hızlı gelişti.
3. Lig’de kendi halinde bir takımken UMPAŞ sponsorluğunda çok güçlü bir yönetim oluşturdular. 2000-2001’de 2. Lig B Kategorisi’ne, 2004-2005 sezonunda 2. Lig A Kategorisi’ne çıktılar (Arada, 2002-2003’te güç bela küme-de kaldıklarını ekleyeyim. Ne denli bir zig zag çizdiklerini anlayın). Takımın A Kategori-
si’ndeki iki sezonu çok parlak geçmedi ve düşüş başladı: 2006-2007’de 1. Lig’de, 2007-2008’de 2. Lig’de uzak ara sonuncu olup düştüler. Kulüp bu sezona 1.5 milyon TL’yi aşan borçla girdi. 3. Lig 3. Grup’ta yer alan Kırmızı-Siyahlılar ilk kademede 18 maçın tamamını kaybetti. 6 gol atabilirken kalesinde 80 gol gördü. Deplasmana gitmekte zorlanan, ev sahibi kulüplerce misafir edilen takım sonunda pes etti ve ligden çekildi.
Bu ani düşüşün nedeni kulübün eski borçları sebebiyle gelirlerine el konması ve transfer yasağı... Kulübe futbolcu alan, para harcayan eski yöneticiler paralarını geri isteyip gelirlere el koyunca, borçlar büyüyünce beş parasız kalan Kırmızı-Siyahlılar, alt-
yapı oyuncularıyla mücadele etmek zorunda kaldı ve kaçınılmaz son geldi.
Taraftarlar sahipsizlikten yakınıyor, Uşak Belediye Başkanı Mesut Apaydın’sa “Son dört yıldır bizden başka kimse takıma sahip çıkmadı. Deplasmana giderken dahi mazot parası bulamayan bir kulübün kurtarılacak bir yanı kalmamıştır” diyor. Destek göremediklerini söyleyen Kulüp Başkanı Abdurrahmen Yavuz ise “Olay çok yönlü. Kapsamlı konuşmak istemiyorum” diye konuştu ama sayın başkan asıl kapsamlı konuşmanın zamanı şimdi değil mi?
Uşakspor’un bu durumu diğer kulüplere örnek olmalı. Kısa vadeli başarılar nedeniyle kulüpler birkaç kişinin eline verilmemeli, yapılan harcamalar iyi kontrol edilmeli.
Yoksa böyle kötü sonlara çok şahit oluruz.

Hairdesigner
24-02-09, 15:16
Kırgın öldü
Hasan Ali Atasoy (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=51)
Fanatik

Boşverin ligi, maçı, sonucu... Galatasaray yenildi ya, Fenerbahçeli mutludur. Fenerbahçe yenildiği için de Galatasaraylı mutludur. Kendi zaferleriyle değil, rakibin hezimetiyle mutlu olan ağırlıklı ve patolojik anlayış narkozdadır şimdi. Bu yazımı Emin Cankurtaran gibi bir çınarın, ders niteliğindeki kulüp yaşamına ayırdım. Bu sonuçlar onun hizmetlerinin yanında, hiçbir şey ifade etmez çünkü...
1969’da ilk kez Yönetim Kurulu’na seçildi. Genel Sekreter ve 2. Başkanlık görevlerinin ardından 24 Şubat 1974’te Başkan olup, 2.5 yıl inanılmaz bir özveriyle hizmet etti.
Galatasaray, Bursaspor ve dönemin federasyonunun bütün engelleme çabalarına rağmen, Kızılyıldız’ın önemli oyuncusu Ostojic’in transferini ‘diplomatik’ bir mücadeleyle başardı.
İstanbulspor’un Galatasaray’a verdiği Cemil Turan’ı, çok yoğun bir çalışma, sinir harbi ve ince taktik sürecinden sonra Fenerbahçe’ye kazandırdı.
Efsane solak Alpaslan Eratlı’ya da, içerdeki yoğun muhalefete rağmen Sarı-Lacivertli formayı giydiren oydu.
Brezilya futbolunun dünyaya armağanı efsane Didi’yi takımın başına getiren vizyonu, atılımı ve açılımı ortaya koyan yine O.
Cankurtaran’ın 2 yıl süren başkanlığında Fenerbahçe üst üste 2 şampiyonluk, 1 Türkiye Kupası, 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası ve 2 TSYD Kupası kazandı.
Ölümünün ardından, O’nunla çalışmış bütün eski futbolcu ve yöneticilerin konuştukları ortada... Kulüp için maddi-manevi ne tür fedakarlıklarda bulunduğunu anlata anlata bitiremiyor hepsi; istisnasız...
22 Şubat 1976’da ikinci kez seçildi. Ancak grup oligarşisi O’nun çalışmasına izin vermedi. Çünkü o yönetimleri gruplar belirliyordu. Yani başkanın iradesi dışında bir çeşit koalisyon.
Öyle ki; Cankurtaran’ın önce kimyasını, sonra da sağlığını bozan grup baskıları ve başarıyı paylaşamama kıskançlığı, sonunda istifa ve olağanüstü kongreyle sonuçlandı. Grupların umurunda mı Fenerbahçe’nin başarısı ya da sürekliliği?
Bu kadar Sarı-Lacivert aşkıyla dolu olan bir yürek, 2 sezona iki şampiyonluk ve 5 kupa sığdırmış, cebinden, işinden, ailesinden, hayatından vermiş bir adam... Fenerbahçe’ye hizmet edebilmek için Fenerbahçeliler’le mücadele etmekten yoruldu. Bir daha da hiç görev almadı.
Peki O’na kim sahip çıktı? Hiç kimse... Şeref tribününde bazı taraftarlar (!) tarafından bozuk para yağmuruna tutularak aşağılandı üstüne üstlük.
Fenerbahçe’nin milli futbolcusu Canavar Burhan(Sargın)’ın sözleri içimi acıttı: “Kırgın ve küskün öldü” diyordu.
İbretlik öykü değil mi? Peki 33 yıldır değişen ne? Camiada ve tribünlerde o karanlığı özleyenler bitti mi?
Sözün özü: Fenerbahçe’nin en tehlikeli, en acımasız ve en güçlü ve en büyük rakibi hâlâ kendisi ve hep de öyle kalacak! Nokta.

Hairdesigner
24-02-09, 15:17
Bülent Korkmaz Skibbe'nin pozitifi
Osman Tanburacı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=38)
Yeni Şafak


Galatasaray'da yüz yıllık gaflar işleniyor. Düne kadar hoca konusunda 'dere geçerken at değiştirilmez'deniyordu bugün çok önemli bir Avrupa maçının iki ayağı arasında at değiştiriliyor!
At da Michael Skibbe!
Yerine gelen de; Efsane Kaptan Bülent Korkmaz.
Adam gibi adam. Galatasaray'ın yaşadıkları da resmen dram!
***
Aslında Skibbe'nin negatifi Bülent Korkmaz demeliydim. Yanlış anlaşılsın istemedim.
Skibbe yabancılarla iyi geçiniyor yerlilerle anlaşamıyordu,
Bülent Korkmaz da yerlilerle anlaşacak Lincoln, Baroş, Kewell'a pek diş geçiremeyecek.
O yüzden de Bülent Korkmaz, Skibbe'nin negatifi olacak...
Değişen fazla bir şey yok.
Ali'yle Veli...
Tepede Kalli...
Sahada Korkmaz!
Yani sorunlar daha bitmedi.
Galatasaray Florya'da iki başlı...
***
Bütün iş Bülent Korkmaz'ın tavrına bağlı.
Ya Efsane Kaptan 'ben üstümde adam tanımam'diyecek...
Ya 'fırsat bu fırsattır aman Kalli'den bir şeyler kapayım'diyecek...
Tıpkı Sepp Piontek-Fatih Terim,
Jupp Derwall-Mustafa Denizli gibi...
Tanıdığım Kaptan Bülent sorun çıkartmaz ve umarım Galatasaray'ı oymak isteyenlerin eline koz vermez!
***
Kırık kolla maç tamamlayan Efsane Kaptan Bülent Korkmaz, Bordeaux maçında takımı ve tribünleri aşka getirir.
Yönetim de baskılardan kurtulur.
Tur atlanırsa Galatasaray yeniden doğar.
Aksi olursa Galatasaray'ın futbolcuya dayalı düzeni yine hortlar!
Bu sefer de futbolculara ceza yağar. Kaptan Bülent araya girer af çıkartır, iş tatlıya bağlanır. Bu çarpık düzen de kahramanlık destanlarıyla böyle devam eder gider.
Bir başka tehlike daha var;
Bülent Korkmaz'ın Galatasaray'dan kırgın ayrıldığı...
Korkmaz kulüpten ayrılırken 2000 ruhunu taşıyan takım arkadaşları ona suskun kalmıştı.
Ve bugün onlar da Galatasaray'ı durmadan eleştiren spor yorumcuları...
***
Yönetimin Skibbe operasyonuna gelince;
Polat yönetimi sadece günü kurtardı, Bülent Korkmaz'la 1.5 sene anlaşma yapsa da geleceği belirsizliğe bıraktı.
Şu da bir gerçek ki; kulübün içinden biri olmasının ötesinde Kaptan Bülent'in kariyeri Skibbe'nin kariyerinden ve deneyiminden iyi değil!
Pek ihtimal vermiyorum ama, inşallah Efsane Kaptan uzun soluklu olur ve de Galatasaray Seyrantepe'nin açılışına kadar başka sorun yaşamaz! Zira Skibbe giderken çok önemli bir mesaj verdi; 'maddi zorluklar da yaşanınca bazı şeyleri aşamadık!' Bir de hocanın kellesini alarak bir yerlere varamayacağımızı bir anlasak!

Hairdesigner
24-02-09, 15:18
Düşecekleri GS, BJK, FB belirleyecek
Fatih Uraz (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=37)
Zaman

Bülent Korkmaz'ın G.Saray'ın başına getirildiğini görünce faal meslek yaşantısını sürdüren ve gelecekte de hocalık yapmayı tasarlayan günümüz futbolcularına faydalı bir nasihat verme zorunluluğu doğdu: 'Sakın ola kulübünüzde orta yolu seçmeyin; ya haza beyefendi olun ya da sürekli problem çıkartan adam rolüne soyunun, eğer ki ileri de teknik patron olma niyetindeyseniz!
G.Saray camiasının son iki sezonda teknik adamlık konusunda yaşadığı gel-gitler şaşırtıcı ve üzücü. Galiba bu saatten sonra yabancı hocayla anlaşmayı düşünen yöneticilerin önceliği kendilerini 'adamlık, tolerans ve sabır' testinden geçirmeye vermesi gerekiyor! Dünya üzerinde dilini bilmediği, insanlarını tanımadığı, transferleri bizzat yaptırmadığı diyarlara gidip de kısa dönemde başarılı olmuş kaç teknik adam ismi sayabilirsiniz? Hele bir de Türkiye gibi değişik ve ilginç hassasiyetleri olan ülkelerde!
Dünyanın en iyi hocalarının başında gösterilen Sir Alex Ferguson bile İngiltere'de ilk kupasının kulpuna yapışmak için 7 sene beklemek zorunda kalmıştı. Ve elbette ki ona o denli uzun süre tahammül gösteren M. United yönetimi ayakta alkışlanmayı hak eden taraftı. Kendi topraklarımızda 7 senenin fazlasıyla uzun süre olduğunun farkındayız ama şunu kesinkes söyleyebiliriz: 'Eğer 3 sezon sabredemeyecekseniz asla yabancı hocayla çalışmayın, yerlileri tercih edin. Çünkü hem onların tazminatı daha düşük, hem Türk olmaları hasebiyle ligimizi yabancılara nazaran daha iyi tanıyorlar hem de üç kişi aleyhlerinde bağırınca istifa etme şansları yüksek!' Hatırlasanıza Gordon Milne gibi futbolculuk kariyeri hayli yüksek, hocalık geçmişiyse sıradan bir kişiye Süleyman Seba'nın tanıdığı opsiyon üçüncü senenin sonunda meyvelerini vermiş, Beşiktaş uzun yıllar kupalara ambargo koymuştu.
Bülent Korkmaz'ın Erciyesspor'daki ilk teknik adamlık serüveni tam 'Ameliyat başarılı geçti ancak hasta öldü!' dedirtecek tarzdaydı. Bursa ve G.Birliği maceralarıysa neredeyse başlamadan bitti; İlhan Cavcav'ın onun hakkında ileri sürdüğü ağır ithamları değerlendirmeye almıyoruz zira vaktinden çok sonra yapılmış gereksiz açıklamalardı. Futbolculuğu döneminde kendisinden önce İstanbul Dükalığı takımlarının teknik sorumluluğunu üstlenmiş 'Rıdvan Dilmen, Rıza Çalımbay, Ertuğrul Sağlam' gibi geniş kitlelerin sempatisini kazanabilmiş değildi ancak onlara nazaran çok daha hırslı ve agresifti. Eğer o bitmek bilmeyen enerjisinin, dillere destan hırsının yalnızca üçte birini futbolcularına yansıtmayı başarabilirse neden kalıcı olamasın? Nasılsa adını saydığımız isimlerin efendilikleri, onları üstelik de başarılı değilseler bile başarısız da değilken o koltuklarda tutmaya yetmemişti.
Bülent Korkmaz'ın bizce yapacağı ilk icraat Skibbe hakkında birkaç gün önce sarf ettiği sözlerin kendisi için asla geçerli olmadığını, olamayacağını beyan etmek ve o beyanının arkasında durmak olmalı. Korkmaz, 'Feldkamp'ın olduğu yerde Skibbe değil Kalli teknik direktördür.' diye iddialı bir demeç vermişti; şimdi merak ediyoruz, insanları Kalli'nin olduğu yerde Bülent Korkmaz'ın tek sorumlu olabileceğine nasıl ikna edebilecek? Görüyorsunuz değil mi, ulu orta söylenmiş bir söz, insanı yeri geldiğinde nasıl bağlayabiliyor! Öte yandan yardımcılığını yapacak Cevat hocanın geçen sezon aldığı emaneti mükemmel şekilde iade ettiği hâlâ hafızalarda. Şimdi Bülent Korkmaz tekleyecek olursa ilk akla gelecek ismin onun yardımcısı yapılması ne denli isabetli bir seçim olmuş, tartışmaya açık. Liverpool Kulüp duvarında yazan 'Seni yeteneğin buraya getirdi, ahlakın burada tutacak' sözleri korkarız Korkmaz'a uymuyor. O sözlerin Türkçe versiyonu olsa olsa 'Futbolculuk kariyerin ve mecburiyetler seni buraya getirdi, başarılı olduğun süre burada durursun!' olur.

Hairdesigner
24-02-09, 15:18
Tünelin ucu karanlık
Mustafa Kutlu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=808)
Yeni Şafak


Fenerbahçe'nin Gençlerbirliği'ne yenilmesinden sonra Ali Koç çok düzgün ve gerçekçi bir konuşma yaptı. Koç şöyle dedi: “Trabzon'un puan kaybettiği bir zamanda bu fırsatı değerlendirmeliydik. Oysa işler istediğimiz gibi gitmedi. Radikal kararlar almalıyız. Bana göre tünelin ucundaki ışık giderek azalıyor.”
Yedi farklı Hacettepe galibiyeti bir serap, bir sabun köpüğü, bir balonmuş meğer. Fenerbahçe deplasmanda kazanamıyor. Aragones 21 haftadır aynı şablonu kullanıyor. Oyuncular sanki lige havlu atmış gibi. Mücadele yok, arzu yok, yardımlaşma yok. Bir vurdumduymazlık içindeler. Ben profesyonel anlayış içinde olsalar da futbolcularda bir renk aşkı ve bir takım ruhu arıyorum. Bu olmadığı zaman istediğiniz kadar para harcayıp transferler yapın başarı kazanamazsınız. Futbol “takım oyunu” dur.
Bu Fenerbahçe, hep söylüyorum yorgun, yıpranmış, yılgın bir takım oldu. Başında ihtiyar bir adam var, maç sırasında hiçbir tepki vermiyor. Yönetim bu enkaza dönmüş kadro ile anlaşmak için niçin bu kadar acele ediyor anlamak mümkün değil. Bir iki futbolcu dışında radikal kararlar alarak takımı yenilemekten, hocayı da yenilemekten başka bir yol yoktur. Gelecek seneyi kurtarmak ancak böyle olur. Bu yıl için matematik olarak hâlâ şans var ama, bu şansa umut bağlamak saflık olur.
Gelelim Galatasaray'a. İnsanın “Al birini vur ötekine” diyesi geliyor. Bordeaux karşısında havada uçan Cim-bom, ligden düşeceği neredeyse kesinleşmiş Kocaeli'nden beş gol yiyor. Hem de kendi sahasında, kendi seyircisi önünde. Bu hezimette başta ciddiyetsiz olan oyuncular olmak üzere hocanın ve onu hâlâ o mevkide tutan yönetimin suçu vardır. (Ben bu satırları yazarken Galatasaray Yönetimi toplanmış, herhalde önemli kararlar almak üzere tartışıyordu).
Galatasaray son sekiz resmi maçında tek galibiyet almış. Kadro genişliği olan, geçen yılki kadrosuna dört yeni ve pahalı futbolcu katan sarı-kırmızılılar bir türlü istikrarı yakalayamadı. Futbolcular sanki maç seçiyor ve ona göre oynuyorlar. Kocaeli maçında Galatasaray o kadar kötü oynadı ki bir yorum yapmak bile yersiz kaçıyor. Çünkü ortada yoruma müsait bir oyun yok. Aslına bakarsanız bu yıl dört büyüklerin hepsi böyle oynuyor. Açıkçası oynamıyor, sahada yürüyor.
Fenerbahçe gibi Galatasaray'ın da matematik olarak hâlâ şampiyonluk şansı var.
Buna mukabil bu hafta sezonun en kritik maçına çıkan Beşiktaş, Antep'ten üç puanla dönerek bir sıçrama yaptı. Mustafa Denizli yarışa devam etme şansını yakaladı. Ancak dört büyüklerin günü gününe uymadığı için ertesi hafta ne olur acaba sorusuna kimse net bir cevap veremiyor. Sürpriz üzerine sürpriz yaşıyoruz. Bu çerçevede bu haftayı da galibiyetle kapatan Sivas'ı bir kez daha alkışlıyor ve şöyle diyoruz: “Yürü be Sivas, kim tutar seni.”

Hairdesigner
24-02-09, 15:19
Kısa çöp, uzun çöpten hakkını...
Tanıl Bora (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1267)
Radikal

15. hafta yazısına ‘Uzun çöpün uzun hafta sonu’ başlığını atmıştık. Yukarıdakiler aşağıdakileri muttasıl haklamıştı. Ahmet Kaya’nın sesinden, Hasan Hüseyin’in şiirini andıydık hani: “Ağlayanlar bir gün güler/ bir gün güler elbette (...) Kısa çöp uzun çöpten/ Hakkını alır elbette...” Gün, o gündür! En alt üçte birlik dilimdeki Kocaelispor, Denizlispor, Kocaelispor şampiyonluğa oynayan rakiplerini, en aşağıdaki Hacettepe başaltındaki hemşerisini mağlup etti. Ankaragücü’nün beş sıra yukarısındaki İstanbul Belediyesi’ni, Konyaspor’un iki üstündeki Antalya’yı yenmesi de cabası.
Kısa çöpün hakkını alanlardan Denizlispor ve Kocaelispor, bu sezon deplasmanda ilk kez kazandılar. Denizli, 1. Lig tarihinde Avni Aker’e 18. çıkışında ilk kez kazandı. 17 maçta anca üç beraberlik alabilmişlerdi! ‘Horoz’, teknik direktör değişikliğinin moral dopingini kullanıyor. Kocaeli’nin Galatasaray’ı Ali Sami Yen’de dağıttığı maç, darmadağınık B sınıfı aksiyonları sevenler için bulunmaz bir seyirlikti. Top sürekli seyir halinde, alanlar geniş, kale önleri mesire yeri... Dramatik doruk, 86 ila 88 dakikalar: Cim Bom’un beraberlik için attığı penaltıyı kaleci kurtardı, top ileri açıldı, Taner Gülleri orta alandan yürüyüp gidip farkı ikiye çıkardı. Taner Gülleri, ‘ikinci lig golcüsü’ sabıkasını sicilinden sildirmek için didiniyor. Bu maçtaki dörtlemesiyle, 12 sayıya ulaştı ve Milan Baros’un (15) takibine düştü. yedi servisle, asist klasmanında da kafaya oynuyor. Kocaelispor, kıtlık buhranı içinde, canla başla çabalamasıyla alkışı hak ediyor. Dikkat edin, onlardan fazla gol atan yalnızca dört takım var ligde!
Gençlerbirliği, unutmaya yüz tuttuğu bir hünerini hatırladı. Bir zamanlar belalısı oldukları Fener’e 2000-01’den beri ilk defa diş geçirdiler. Cumartesi gecesi bir Taner Gülleri’leri olsa, 1-0’la yetinmezlerdi! Tribündeki Alkaralar, kimbir nice zaman sonra, gözlerini ovuşturarak takımlarını ‘top yaparken’ izlediler. Reşit olma yaşını dolduralı iki ayı bulmayan Soner Aydoğdu, ileri bakan güvenli oyunuyla, sahada da rüşdünü kazanacağı ümidini verdi. Hacettepe, ayarı bozulan Ankaraspor’u yenerek tam 13 hafta sonra kazandı ve kayaya tutunmayı sürdürdü.

Abay’ın takdiri...
Sivasspor, rakiplerinin çuvallamasından istifade, üç puan ileri fırladı. Batuhan&Youla’dan mahrum olmasına rağmen, azmış bir Engin Baytar’la, ilk ‘Anadolu Yıldızı’nın kendisi olduğunu ispat etme kararlılığıyla oynayan Eses karşısında, attıkları güzel baskın golün yanına iki üç olgun ataktan fazlasını koyamadılar. Ligin belki oyunu en fazla bozan hakemi olan Süleyman Abay’ın ‘takdirlerinden’ de epeyce yararlandılar. Tıpkı Sivasspor gibi, ‘güzel oyuna’ yüz vermeden puan alma dozu giderek yükselen Trabzonspor ise bu hafta “Dur, çekirge!” dendi. Zararlı alışkanlık: Yedinci kez maçın ilk golünü yedi Trabzon. Üçünde galibiyeti, birinde beraberliği kurtarmışlardı, bu defa olmadı. (Bizim oğlan, Alanzinho’yu, tövbeler olsun, Çarli’nin Çikolata Fabrikası’ndaki Umpa Lumpa’lara benzetiyor. Ah şu ergen zalimliği...)
Antepspor-Beşiktaş: Fair-play klasmanının birincisiyle sonuncusu! Antepspor, ilk devre bir penaltı gaspı, Bekir’in tereyağından çektiği kılı elinden düşürmesi ve Beto’nun karşı karşıya karavanası sonucu öne geçme fırsatını kaçırınca, ikinci devre fark yedi. Beşiktaş’ın haldır haldır dönen avara kasnağı, rakibin başını döndürüp onu açığa düşürmeye yetiyor. Haftanın en kârlısı Karakartal.

Asıl önemlisi futbol aklı ama
Bordeaux dönüşü epeydir kullanmadığı tabak çanağı sofraya çıkarmak, Galatasaray’a yaramadı. Fenerbahçe’ye de, her hücuma gol piyangosu vuran Hacettepe maçının verdiği genişlik... İkisi de yapısal sorunlarıyla yüzleşmeye zorlanıyor. Alışıldığı üzere, ‘futbol aklını’ tartışmak yerine, teknik direktörleri şeytanlaştırarak yapıyorlar bunu.
Başaltında iki beraberlikçi, sağlamcı: Kayserispor-Bursaspor, golsüz berabere. Kayseri’nin yedinci 0-0’ı. Konyaspor, ilk devredeki gibi, Antalyaspor’u ‘Konya altı’ yaptı. Tam anlamıyla öyle: Klasmanda yer değiştirdiler. Haftanın en saçma golü, İstanbul Belediyesi’nin Ankaragücü’ne attığı: Savunmacının uzaklaştırmak üzere abandığı top, havada bir naylon poşet gibi dönenip geri aşağı, İskender’in kafasına düşüyor. Asisti, Atatürk Olimpiyat Stadının cinine, o deli rüzgâra yazmalı.
Yine kadro çalkalanmalarına dair bir not: 23 golün sekizi, ara transferde gelen elemanlardan.

Hairdesigner
24-02-09, 15:19
İlk adımı yanlış atınca...
Ahmet Çakır (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=36)
Zaman

Galatasaray'daki tam anlamıyla şok gelişmeler için şimdi herkes, efendim şöyle oldu böyle oldu türünden bir şeyler anlatıyor ama işin gerçeği, bütün bu olanlara akıl erdirmenin güçlüğüdür.
Ya da futbolda her zaman inanılmaz işlerin ortaya çıkabileceğini bir kez daha yaşayıp görmüş olduk.
Anlatılanların bir bölümü doğru, ciddi, önemli ve gerekli şeyler ama büyük bir bölümü sadece masal! Milan Baros'un durum 3-2 iken mutlak gollük bir pozisyonu ve arkasından penaltıyı harcaması yerine daha kolay olanı yapması, bugün bambaşka şeyler konuşuyor olmamıza yol açabilirdi. Gerçi yine bunalımdaki bir büyük takımla ilgili daha küçük şoklar halindeki gelişmeleri kovalayabilirdik ama o Galatasaray olmazdı...
Sayın Adnan Polat'ın göreve geldiği günden itibaren 'Büyük transfer yapmayacağız' dedikten sonra buna uygun teknik adam seçmesi ve ardından karar değiştirip Baros, Kewell, Meira gibi önemli adamlar almış olması bugün yaşanan bunalımın başlangıç noktasını oluşturuyor.
İlk günden itibaren Skibbe'nin bu takımı yönetemeyeceğini bilir bilmez herkes söyledi. Şampiyonlar Ligi'ne girilemeyiş de bunun ilk büyük kanıtını oluşturdu. Yönetim de Alman hocanın bu işi yapamayacağını görüp birkaç kez yollamaya niyetlendi. Ancak işler biraz uyarına gidince kararsızlığa düştü ve iş ortalıkta kaldı. İlk yarının sonuna doğru da takım iyi futbol oynayıp şampiyonluğun güçlü adayları arasında yerini aldı. Hele Benfica galibiyetinden sonra artık Skibbe ile ilgili olarak tartışılacak bir şey kalmamış gibiydi.
Gelgelelim, Alman hocanın takıma damgasını vurabilecek kişilikte olmayışı maçtan maça birtakım sıkıntılar yaşanmasına yol açıyordu. Devre arasının yeterince verimli geçirilemeyişi, bitmez-tükenmez sakatlıklar işleri yeniden güçleştirmeye başladı.
Fortis Türkiye Kupası'nda Sivasspor eşleşmesi Galatasaray için felaket oldu. Zorlu kış koşullarında üst üste gelen maçlar takımı büsbütün yıprattı ve bu arada daha büyük bir sorun çıktı. Yönetimin federasyonla kapışması takımı olumsuz yönde etkiledi ve düpedüz bir çözülme süreci başladı.
Galatasaray'ın bugüne kadarki hiçbir teknik direktörüne böylesine kısa bir zaman dilimine peşpeşe tarihi fiyaskolar sığdırma başarısı nasip olmamıştı! Sarı-Kırmızılı takım Sivasspor'a tarihinde ilk kez yenildi, Kayserispor'la İstanbul'da ilk kez berabere kaldı ve Antalyaspor'a da deplasmanda ilk kez yenildi. Ali Sami Yen'deki 5'lik Kocaelispor felaketini de bu tarihî diziye eklemek mümkün.
Bu maçtan sonra bile durumu doğru kavrayabilmiş gibi görünmüyordu Skibbe. Böyle yenilgilerin olabileceğini anlatmaya çalışıyordu. Evet, iki maçtır bazı hatalar yapıyorlardı ama bunlar düzeltilebilirdi. Zaten ilk günden bu yana nereye geldiğini ve neler yapmak zorunda olduğunu anlayamamıştı ki... Peki Bülent Korkmaz seçimine ne buyrulur? Gündeme geldiği söylenen öteki önerilerin yanında en uygunu gibi duruyor. Ancak yaşanabilecek sorun ve sıkıntıları da herkes kolaylıkla görebiliyor. Futbolcu olarak gidişiyle ilgili sorunun üzüntüsü bile henüz soğumamışken takımın başına gelişi şaka gibi... Bülent kardeşimize şimdilik hayırlı olsun demekle yetinelim. Sonrasını konuşacak epeyce zamanımız olacaktır.

Hairdesigner
24-02-09, 15:22
Şampiyonluğa oynayanların lehine yapılan hatalar
Metin Tokat (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=12)
Milliyet

İ.B.BELEDİYE-A. GÜCÜ
(Abdullah YILMAZ)
Olumsuz hava koşullarında oynanan maçta Ankaragücü’nün attığı 2. gol öncesi Barbaros’un, kaleci M.Ali’ye yaptığı kontrolsüz harekete faul vererek iptal etmeliydi.

TRABZONSPOR-DENİZLİ
(Hüseyin GÖÇEK)
Oyunu kontrol etmekte ve otoritesini oyunculara kabul ettirmekte zorlandı. Denizlisporlu oyuncuların vakit geçirmeye yönelik hareketlerine karşı önlem alamadı. Barajları gereken mesafeye açmaya çalışırken çok yavaş hareket ediyor. Bu tavrı zaman kaybına neden oluyor. Selçuk’un kullandığı serbest vuruşta 9.15 mesafeyi bozan ve topu kolu ile engelleyen Güray’a sarı kart göstererek, atışı tekrarlatmalıydı. Alanzinho’nun rakibinin hiçbir teması olmadan kendini yere attığı pozisyonları engelleyemedi. Tekrarında gerekli disiplin uygulamasını yapmalıydı.

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/02/24/fft16_mf187141.JpegG.BİRLİĞİ-FENERBAHÇE
(Yunus YILDIRIM)
Tecrübesi, kendine güveni ile oyunun kontrolünü hiç elinden bırakmadı. İkili mücadelelere müsaade ederek, oyunun hızını kesmedi ve karşılaşmanın tempolu geçmesini sağladı. Djite ile Lugano’nun attığı gollerin ofsayt gerekçesiyle iptal edilmesinde, yardımcı hakemi Adil Sinem’in tespitleri doğruydu. Soner’in defansın arkasına doğru attığı kendi topuna hareketlenmesi sırasında topu koluyla engelleyen, Ö.Turacı’ya, bariz gol şansını engellemeden kırmızı kart göstermeliydi. Sarı kartlarını yerinde ve zamanında kullanarak, oyunun skoruna etki etmeden başarılı bir yönetim sergiledi.

KONYA-ANTALYA
(İlker MERAL)
Ayman-Tita ikili mücadelesi sırasında daha aktif davranmalıydı. Konyaspor’un 2. golü oynattığı avantaj sayesinde oldu. Ceza alanı içinde Ertuğrul, Cihan’ı itekledi. Penaltı vermeliydi.

HACETTEPE-ANKARASPOR
(Tolga ÖZKALFA)
Pozisyonlara uzak kalıyor. Faul kararlarının çoğunu yardımcı hakemler verdi. Senecky’nin, topu tuttuktan sonra Patiyo’ya attığı tekmenin devamında verilen penaltı ve kırmızı kartı da yardımcı hakemi Erhan Sönmez verdi. Tozo’ya, üst üste yaptığı faullerin devamında avantajı kesmesine rağmen kart göstermeyerek uyarması doğru bir uygulama değildi.

SİVASSPOR-ESKİŞEHİR
(Süleyman ABAY)
Otoritesini kuramadı. Ceza alanı içinde Koray’ın topu rakibinden kurtardığı anda yerde Faruk’un kolu ile topu engellediği pozisyona penaltı kararı verip sarı kart göstermeliydi. Yardımcı hakemi Orkun Aktaş da pozisyonu çok net görmesine rağmen hakemi uyarmadı. Faul ve kart uygulamalarında tutarlı kararlar veremediğinden, maçın sonundaki tartışmalar yaşandı.

G.SARAY-KOCAELİ
(Deniz ÇOBAN)
Çok koştu. Pozisyonlara yakındı. Karşılaşma süresince iyi yer aldı. Faul kararlarını doğru ve tutarlı verdi. Skor olarak zorlaşan karşılaşma süresince, hiçbir baskı ve etki altında kalmadan objektif kararlar verdi. Lincoln’ün ortaladığı topun mesafe yakın olsa da, ceza alanı içindeki Emrah’ın yukarı doğru kalkan kolundan dönmesi sonrası verdiği penaltı kararı ile sarı kart uygulaması doğruydu. Tecrübesiz olmasına rağmen otoritesini sarsacak hareketlere izin vermeden çok başarılı bir maç yönetti.

GAZİANTEP-BEŞİKTAŞ
(Bünyamin GEZER)
Deneyimi, otoritesi ile kendini oyunculara kabul ettirdi. Avantajlara dikkat ederek, oyunun hızını kesmedi. Ceza alanında Sivok’un, Beto’yu kolundan çekmesine penaltı vermeliydi. Görüş açısı olarak terste kaldığı için tespit edemedi. Yardımcı hakemi A.Yusuf Öz, pozisyonu yandan görüyor ancak emin olamadığından hakemi uyaramadı. G.Zan’ın, Murat’a- Sivok’un, Beto’ya yaptığı faullü hareketlerin devamında sarı kart da göstermeliydi. Rüştü’nün protesto amacıyla seyirciyi alkışlaması sonrası gösterdiği sarı kart doğruydu.

KAYSERİSPOR-BURSA
(Fırat AYDINUS)
Tecrübesi, oyunculara verdiği güven duygusu ve verdiği objektif kararlarla başarılıydı.



MHK’dan 1 doğru, bir yanlış!
MHK, geçtiğimiz hafta içinde Süper Lig hakemleri ile yardımcı hakemlerini İstanbul’da topladı. Dört haftalık süre içinde oynanan maçlarda gündeme gelen hatalı hakem kararlarını görüntüler eşliğinde anlattı, maçları yöneten hakemlerin de katkılarıyla eğitim çalışması yaptı.
Hem kadrodaki hakemleri bir araya getirerek ekip ruhunu oluşturmak açısından doğru, hem de hataları tartışarak, oynanacak karşılaşmalarda aynı tür pozisyonlarda standart kararlar verilmesini sağlamak açısından yerinde bir uygulamaydı.
Ancak, dereyi geçerken, çayda boğulma misali. Bu kritik dönemde Oğuz Sarvan, tarzının dışında, kurulunda görev yapanların veya her yerde söyledikleri gibi federasyonun baskısı ile dernek işlerine müdahil olarak yanlış işlere imza atıyorlar. Sevgili Cemal Ersen’in haftalık yazısında belirttiği gibi ilk yarının başarılı hakemi Suat Aslanboğa’ya bu sebeple görev vermiyorlar.
Oğuz Sarvan, İzmir’de yaptığı basın toplantısı sırasında bir gazetecinin, Suat Aslanboğa’ya, Malatya’daki dernek seçimleri nedeniyle görev verilmediği şeklinde sorduğu soruya, “kesinlikle böyle bir şey yok” dedi. Ama ilk yarıda en zorlu maçlarda görev vererek kamuoyunda güven duyulmaya başlanan bir isme hâlâ neden maç yönettirmediğini açıklayamadı.
Sezon öncesi yaptıkları aynı hatayı tekrarlıyorlar. Dört hakeme hiç görev vermediler, seminerlere çağırmadılar. Ancak onlarla ilgili inandırıcı açıklamalar yapamadılar.
Şimdi aynı durum yeniden yaşanıyor. Hem dernek işlerine karışmıyoruz diyorlar, hem de illerde yapılan seçimlerde kendi adaylarının seçilmesi için her türlü baskı ortamını yaratıyorlar. Kaybettikleri seçimin faturasını da genç, kabiliyetli ve ihtiyacı oldukları bir hakeme kesiyorlar.
Bu yönetim anlayışı ile daha önce aynı uygulamaları yaptıkları için eleştirdikleri eski yöneticilerden bu konularda pek bir farkları olmadıklarını da ortaya çıkarmış oldular.

Hairdesigner
24-02-09, 15:22
Sami Yen’e daha da gelme...
Banu K. Yelkovan (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=167)
Radikal

86. dakikada Milan Baros penaltıyı kaçırmasaydı durum 3-3 olacaktı ve kalan 4 normal, 5 uzatma dakikası bir gol daha atmaya yeter de artardı Galatasaray için... Ama 87. dakikada maç 2-4 oldu ve kalan 4 normal, 5 uzatma dakikasının bir gol daha atmaya yeter olduğu gerçekten ortaya çıktı; Kocaeli için!.. Hani sezonun ilk 10 haftasında galibiyet alamayan, oynadığı 21 maçın sadece 4’ünden 3 puan çıkarabilen, parasızlıktan futbolcularının, teknik direktörlerinin mukavelelerini feshettikleri, logosuna kadar hacizli Kocaelispor... Ama bunlar önemli değil, zaten biz futbolu Kocaelilerin Galatasarayları yenme ihtimali için sevdik...
Yine de genel teamül, (Sivas takip edildiğini anlamasın diye araya mesafe koyarak) şampiyonluk kovalayan Galatasaray’ın ligin dibindeki rakibi karşısında farklı kazanacağıydı ve maçı seyredemeyip sadece skorunu duyan birisi muhtemelen rakamların ters yazıldığını ve Galatasaray’ın nasıl olup da o iki golü yediğini sorgulardı. Ama o zat, maçı seyredip de penaltı anında Arda’nın sanki Şampiyonlar Ligi finalinde Inter’e penaltı atılıyormuş gibi topa bakamadığını görseydi eğer, skordan ziyade buna şaşırmak gerektiğini de anlardı. Çünkü Galatasaray’a maçı kaybettiren asıl o inançsızlıktı.

Aslında eksik olan sadece şanstı
Arda, şu anda ligde gol krallığının tepesindeki arkadaşının o penaltıyı atabileceğine inanmıyordu. Yorumcular kenardaki adamın bu takımı yönetebileceğine inanmıyorlar. Tribünler kenardakini oraya getirenin bu işten anladığına.. Ve madem, mesela Mehmet Özdilek Antalyaspor’a gelir gelmez yaptığı “Arkadaşlar siz iyi bir takımsınız” konuşması sonrası, bir takımı 180 derece değiştirebiliyor, daha ilk maçta kazanabiliyor, futbolcular da artık kendi kendilerine, “Evet yaaa.. Şifo abi bunca yıl üst düzey futbol oynadı, vardır bir bildiği” diyerek mi bir anda kaybedenden kazanana dönüşüyorlar, orasını hiç anlayamadığım için anlatamayacağım ama, buradan yola çıkarak ve son derece düz mantık yürüterek, bu inançsızlık silsilesi içinde kaybetmek de gayet normalleşiyor yani...
Önceki akşam Galatasaray’da eksik olan gol pozisyonu değildi. Mücadele değildi. Bir şey eksiktiyse, müzmin sakatları bir kenara bırakırsak, son vuruşlardaki şans faktörüydü en fazla. Nonda’nın şutu kale direğinin dibinden dışarı giderken, Lincoln’ün normalde gol yaptığı pozisyonlarda ayağı birbirine karışırken, Baros penaltıyı kaleciye nişanlarken, eksik olan şey valla billa sadece şanstı. Ama takıma ikinci yarının başından bu yana oynadığı beş maçın sadece birini kazandıran bir kümülatif şanssızlık olamayacağı için gönderildi Skibbe. Tüme varımsal kovuldu...

Acaba hiç sır mı yok?
Ve ister inanın, ister inanmayın, Yeşilköy’den ‘başarısız’ diye uğurlanıp kendi ülkelerine ‘başarılı’ olarak inen Tigana, Gerets, Zico, Lucescu ve daha niceleri gibi, o da bu yarım sezonu kariyerinde bir günah gibi taşımayacak, aksine tecrübe hanesine büyük harflerle yazdıracak.. Çünkü bu ülkede, mikrofonu uzattığınız her Türk hocadan duyduğunuz, inanmaktı, motivasyondu, takım ruhuydu yurtdışında bir şeye tahvil edilemiyor maalesef. O ellerde, en iyi taktik topun arkasına geçmek, en iyi hücum koşmak, en iyi savunma topa basmak değil.. Daha Alex Ferguson’ın bir maçtan sonra “İnandık ve kazandık” dediğini duymadık.. Chelsea’nin sahaya çıktığında ne yapacağını, Mourinho’nun oyun planını, hazırlık maçlarını bile kaybetmeye tahammülü olmayan Capello’nun maç sonunda, o birkaç saniyeyi kazanmak için anlamsızca da olsa oyuncu değiştireceğini ezbere biliyoruz da, bunca yıldır seyrettiğimiz takımlarımızın ‘günlerinde’ olmadıkları sürece ne oynadıklarını öldür Allah bilemiyoruz. Geçerli taktik, ilk yarıda “Hadi arkadaşlar”, ikinci yarıda “Dayanın beyler” olabilir mi?.. Futbol oynayanların, “Siz anlamazsınız” diye bizden köşe bucak sakladıkları sır, ortada hiçbir sırrın olmayışı mı yoksa?

Hairdesigner
24-02-09, 15:23
Harcanan golcü: Taner Gülleri
Hamit Turhan (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=138)
Fanatik

Türkiye'de futbol piyasasının dinamiklerini belirleyen çeşitli parametreler vardır. Ve sadece bize özgüdür. İşin içinde ahbap-çavuş münasebeti vardır, mafya müdahalesi vardır, cemaat ilişkileri vardır, komisyoncu antrenörler vardır, yönetici tehtidi vardır, menacer tahakkümü vardır, simsar kıskacı vardır. Olmayan tek şey hukuktur. O nedenle yabancı antrenörlerle futbolcular kapı önüne konulduğunda eşek yüküyle tazminatlarını alır giderler de, yerliler sürüm sürüm süründürler. Çünkü yabancılar gelirken mukavelelerini hukuki prosedüre göre yaptırır. Hiç bir boşluk bırakmazlar. Bizimkiler ise Allah'a emanettir. Bir yerden kovulurken, bırakın tazminatı dayak yemediklerine şükrederler. Bundan dolayı bazı futbolcular ve teknik adamlar isteseler de istemeseler de yukarıda sıraladığım çetrefilli ilişkiler yumağına dolanırlar. Bir çoğu ise zaten çarkın bir dişlisidir. Sistem sahipsiz futbolcuyu yok eder. İşte bu haftanın kahramanı Taner Gülleri de bunlardan biridir. Oysa Taner Gülleri yeni değildir ki! Birinci Lig'de defalarca gol kralı olmuştur. Bir çok takımı Süper Lig'e taşımıştır. Ancak ne hikmetse bir tek kendini taşıyamamıştır Süper Lig'e! Çünkü lige çıkan takımın başına geçen hocalar derhal onu geldiği yere gönderip, ne idüğü belirsiz yabancılara veya birlikte çalıştıkları menacerlerin yeteneksiz futbolcularına çuval dolusu para ödetmiştir. Bu sezon bir istisna oldu. Her nasılsa Taner Gülleri Kocaelispor'da kaldı! Ve Türkiye onu keşfetti! Lakin iş işten geçti. Yaşı geldi 32'ye. Şunun şurasında 2-3 yıl daha futbol oynar. Taner Gülleri, Türkiye'de arkası olmayan futbolcuların nasıl harcandığının en canlı örneğidir. Yazık oluyor. Hem Taner gibilere, hem de Türk futboluna...

Hairdesigner
24-02-09, 15:23
Cesur’ karar
Gökmen Özdemir (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=88)
Vatan

BÜLENT Korkmaz kimdir? Böyle başlasam daha iyi olur sanki... Bülent Korkmaz ’saygı’dır... ‘Sevgi’ kavramı Korkmaz için fazla gelir... Çünkü onu sadece G.Saraylılar sever. O da sadece G.Saray’ı... Rakipler sevmez onu... Normali de bu... Ama rakipleri ona saygı duyar. Bülent Korkmaz’ın G.Saray’a bugünden sonra getireceği de budur, RUHTUR! Sahada saygı duyulan bir G.Saray yaratacaktır. İşini nasıl yapacağını iyi bilir. Çünkü yıllarca o topraklarda bunun için didindi, bunun için çabaladı. Tekmeye kafa sokarken, çıkık omzuyla kupa kaldırırken, kadro dışı kaldığında, evde oturduğunda, başka bir takımı çalıştırırken hep bunu düşündü, bunu planladı. ‘Nasıl G.Saray’ı daha iyi noktaya getiririm?’ sorusunun cevabını aradı...

ŞİMDİ top onda... İş ahlâkı, G.Saray bilgisi, futbol geçmişi ve ruhu Bülent Korkmaz’a yürüdüğü yolda yardımcı olacaktır. Ama efsane 3 numaranın avantajı da dezavantajı da aynı... Fazlaca G.Saraylı olması! Teknik direktör ceketiyle olaylara daha soğukkanlı bakabildiği, formayı adil dağıtabildiği, gücünü orantılı kullandığı anda G.Saray için biçilmiş kaftan olacaktır. Zor bir dönemde giydi ateşten gömleği. Ama o ne zaman huzur içerisinde oynadı ki G.Saray’da? Sürekli ‘tehlike anında camı kırınız’ modeliyle sahaya sürüldü. En kritik anlarda sorumluluk aldı. Şimdi üzerinde forma değil takım elbise olacak. Aradaki dengeyi iyi kurarsa başarılı olacaktır.

KORKMAZ’IN eleştireni, beğenmeyeni, köstekçisi de olacaktır. Sakin olmayı, hoşgörülü davranmayı, futbolculuğundaki hırçın görüntüsünü, ruhunu kaybetmemek şartıyla, askıya asmayı da gözden geçirmeli Korkmaz.

ASİL KAN BULUNDU

G.SARAY yönetimine gelirsek... Skibbe’yi getirerek yaptıkları büyük hatayı, kendilerinden beklenmeyecek kadar ‘cesur’ bir kararla telafi etmeye çalışıyorlar. Adnan Sezgin’in “Ben yaptım, oldu” havasından geri vites yapması bile iyi bir başlangıç... Herkes hata yapar. Önemli olan hata yaptığını anlamak. Ve özür dilemek. Adnan Sezgin G.Saray camiasından yaptığı hatalar, inadı ve kabalığı için özür dilemeli. Kaybolan hedeflerin ve maddi getirinin hesabını vermeli. Ama yine de belirtelim... Son bir sezonda Sezgin’in yaptığı en doğru hareket Bülent Korkmaz’ı göreve getirmek. Ah bir de arkasında dursa...

PERŞEMBE günü Bordeaux ile başlayacak zorlu bir maraton var. Çok çalışan, adil forma dağıtan, takımda ‘kızlara değil’ erkeklere görev verecek bir Bülent Korkmaz bunların üstesinden gelecektir... G.Saray camiasının ve taraftarının yapması gereken formaya ve onu taşıyacak olanlara destek vermesidir. Gerisi gelir. Çünkü G.Saray muhtaç olduğu kudrete, damarlarındaki asil kanla kavuştu.

Hairdesigner
24-02-09, 15:24
Sıradan insan olmak!
Özcan Oal (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=124)
Tercüman

Bizim çocuklar Seyir Defteri’nin oldukça ses getirdiğini söylüyorlar. Keramet bende değil. Benim fikirlerimi, köşe yazarları konularında pekiştirenlerde. Ben ilhamlarımı onlardan alarak yazıyorum. Bakın Abbas Güçlü Bey sıradanlık başlıklı yazısında ne yazmış: “Toplumdaki bireyleri, sıradan ya da sıra dışı diye hiç değerlendirmediyseniz, en azından şimdiden sonra bir de bu açıdan bakmayı deneyin. Vermeyi mi seviyorlar yoksa Rabbim hep bana mı diyorlar. Gücümü seviyorlar yoksa mütevazılığimi, öncelikleri ceza mı yoksa hoşgörümü? Ellerine güç sayesinde kendilerini dünyanın en kudretli insanı mı sanıyorlar? Hele karşısındakiler zayıfsa, kendi zayıflıklarına bakmadan akıllarınca onları ezmeye mi çalışıyorlar? Aslında ezmeye çalıştıkları kendi egolarıdır ve bunun farkında olmazlar.”
Bu paragrafı şunun için gündeme getirdim. Cemal Ersen yazdı. Genç ve yetenekli bir hakem kardeşimizin Hakem Derneği seçimleri yüzünden başına neler gelmiş. Cemal Ersen’in bahsettiği şahıs veya şahıslar “Biz dernek seçimlerine karışmıyoruz” diyen bölge bölge dolaşan MHK üyeleriymiş! Hakem kardeşimiz Suat Arslanboğa. Seyrettiğim maçlarında oldukça başarılıydı ve önemli maçlar yönetti. Kimsenin böyle sudan bir sebeple çocuğu harcama hakkı yok.
Cemal Ersen gereken mesajı ilgili yerlere göndermiş. Böyle bir ayıba imzasını atanlara da Abbas Güçlü’nün cumartesi günkü ‘Diyalog’ köşesindeki ‘Sıradanlık’ yazısını okumalarını tavsiye ederim.
“Önce insan” sloganı çok anlamlıdır. Bu sloganı duymamış, kalbinde sevgi duygusu olmayan insanlardan hakem ve yönetici olmaz.
Sivasspor-Eskişehirspor (Süleyman Abay)
Suçlu kim acaba? Bu kardeşimizin hakemlik kariyeri ve yönettiği maçlar ortada. Rezalet bir maç yönetiminden sonra haftalarca dinlendirildi. Böyle önemli bir maça tayin edilmesine anlam veremedim. İşin içinde art niyet var desek Abay öyle bir insan değil. Kabiliyeti hakemlik yapmaya müsait değil. Defans oyuncularının koluyla düzelttiği topu ve yerde eliyle bloke ettiği topu cezasız bırakıyorsa dernekteki bu işten anlamıyor. Sahada büyük bir katliam vardı. MHK’ya bir tavsiyem var. Bu çocuğu fazla yıpratmayın. Maç verecekseniz gündemin Bank Asya 1. Lig’in önemsiz maçlarına kimsenin canı yanmasın. Maçta Eskişehir’in gole giden bir akınında oyunu faulle kesti. Avantaj oynatsa top gol olacaktı. Yazık.
Trabzonspor-Denizlispor (Hüseyin Göçek)
Basiretsiz ve disiplin zafiyeti olan hakemden FIFA kokartlı hakem olmaz. Sahada otoritesini hissettiremeyince oyunculardan ve seyircilerden oldukça tepki aldı. Baraj açamıyor. Kendisini aldatana kart gösteremiyor. Vakit geçirme varyasyonlarından anlamıyor. Sertliğe prim veriyor ve tertemiz maçın sonunda sahadan küfürlerle ayrılıyor. Sadri Başkan futboldan çok iyi anlar ve hakem hakkında kolay kolay haksız konuşmaz.
G.Antepspor-Beşiktaş (Bünyamin Gezer)
Oyunun kaderiyle oynayan bir hata yaparak başarılarına gölge düşürdü. Sivok, Beto’yu kolundan çekerek ceza sahası içinde düşürdü. Açık penaltı ve kart gerekliydi. Maçın kader anıydı. G.Antep’in gardı düştü.
Galatasaray-Kocaelispor (Deniz Çoban)
Galatasaray’ın farklı yenilgisi hakemi gündeme getirmedi. MHK, Adnan Polat’tan herhalde intikam alıyor. Kolayda olsa bu maça bu hakem olmaz. Farklı skor maçtaki ofsayt kararlarını tartışmaya getirmedi.
G.Birliği-Fenerbahçe (Yunus Yıldırım)
Fenerbahçe’ye elinden gelen bütün takdir haklarını kullandı. Topsuz faullerde Fenerbahçeli futbolculara kart göstermedi. Önder mutlak gol olacak bir pozisyonu elle kesti. Oyun devam etti. Lugano’nun el kol hareketlerine göz yumdu ve eyyam kokan bir yönetim tarzı ile FIFA kokartlı hakemlere yakışmayan bir performans gösterdi.
Kayserispor-Bursaspor (Fırat Aydınus)
Hatasız bir maç yöneterek MHK’ya anlamlı bir mesaj verdi.
İstanbul BŞB-Ankaragücü (Abdullah Yılmaz)
İkinci golden önce Belediye kalecisine öyle bir faul yapıldı ki hakem olmayan biri bile faulü çalardı. Bence kaleci yerde yatsaydı hakem acizliğini anlardı. Neticeye tesir eden büyük bir hata yaptı.
Konyaspor-Antalyaspor (İlker Meral)
Süleyman Abay için söylediğim dileklerimi bu kardeşimiz için de tekrarlıyorum. Bu kardeşimiz de Süper Lig’de maç yönetemez.
Hacettepe-Ankaraspor (Tolga Özkalfa)
Çok kritik bir kararla yardımcısının uyarısıyla hem penaltı verdi hem de Ankaraspor kalecisine kırmızı kart gösterdi. Oyunculardan itiraz gelmediğine göre haklı olmaları lazım. Görüntüler pek açık seçik değildi.

Hairdesigner
24-02-09, 15:24
Sivas ve Beşiktaş fazla sevinmesin
Hayri Beşer (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=147)
Zaman

Trabzonlunun, G.Saraylının ve F.Bahçelinin üzüntüsünü boş verin. Gelin işe güzel tarafından bakalım.
"Kim kimi yenmiş ve nasıl yenmiş?"e göz atalım. Sonra da haftayı büyük kârla kapatan lider Sivasspor ile 3. sıraya zıplayan Beşiktaş'ın kulağına küçük bir uyarı fısıldayalım.
Denizlispor maçı öncesi Avni Aker'in havasını hatırlıyorsunuz değil mi? Tribünler nasıl da 'kolbastı' çılgınlığıyla bekliyorlardı 90 dakikayı. Düşme hattının en üst basamağında (sondan üçüncü) yer alan rakibin hem Trabzon, hem deplasman, hem de performans karnesi sürpriz kavramını akıllara getirmekten uzaktı. Ama futbol, bir kere daha kendi oyununu oynadı. Yani doğru stratejiyi uygulayan, daha iyi mücadele eden ve yakaladığı fırsatları değerlendiren taraf kazandı.
Bordo-Mavili takımın, Umut ve Hüseyin'in cezaları nedeniyle alışılmış ideal on bir kurgusuyla sahaya çıkamaması ya da Yattara yerine Alanzinho'nun oynaması sadece teferruattır. Vaktiyle Ersun Yanal'ın yardımcılığını yapan Mesut Bakkal, Trabzonspor'un koşu yollarını tıkayıp sinir uçlarını çok ustaca ve usulünce yıprattı. Sadece üç pozisyon verdi Denizlispor güçlü rakibine ve iki kontratak golüyle temiz bir galibiyetin hikâyesini yazdı Avni Aker'in çimlerine. Trabzonspor'un kaybetmesinin birçok gerekçesi var. Teknik açıdan, taktik açıdan ve oyuncu tercihleri açısından sayısız analiz yapabiliriz. Ancak önce Denizlispor'un temiz galibiyetinin önünde saygıyla eğilmemiz gerekiyor. Eğer düşme kavgasındaki bir takım, sezonun en disiplinli, en mücadeleci futbolunu oynayan bir şampiyon adayı karşısında bu kadar berrak bir galibiyet alabiliyorsa bu, ligimizin zenginliğini yansıtan sevindirici bir gelişmedir.
Avni Aker'de başlayan bu sürpriz halkasının son olarak pazar akşamı Ali Sami Yen'de zirveye çıkması futbolda 'moral ve motivasyon' faktörünün bazen kaliteyi nasıl dümdüz edebildiğinin göstergesidir. Ligin düşmüşü gözüyle bakılan Kocaelispor'un 5 gollü bir ziyafetle G.Saray'ı dize getirmesi sadece 'sürpriz ya da iş kazası' yaklaşımıyla geçiştirilecek bir olay değildir. Kocaelispor, bundan önce oynadığı bütün büyük takımlar karşısında öne geçti. Bazen tek, bazen iki farklı üstünlükler sağladı. Ne var ki sonunu getiremedi. Çünkü fizik olarak yetersizdi ve daha da önemlisi takım olamamıştı.
G.Saray maçındaki golleriyle Van Basten ve Tanju'dan çeşitlemeler sunan Taner bu maçların tamamında rakip fileleri ziyaret etti. Ancak Kocaelispor başladığı gibi bitiremediği için diplerde kaldı, Taner de gollerini kazanılmamış maçlarda attığı için manşetleri süsleyen 'büyük gol yeteneği' olarak takdim edilemedi bugüne kadar.
Şimdi Ankara'ya doğru uzanalım. Yaşanan 90 dakikayı hatırlayınca F.Bahçe'nin G.Birliği'ne mağlup olması ne kadar da doğal duruyor. Dağınık, savruk, isteksiz Sarı–Lacivertli takım, geçtiğimiz sezonlardaki parıltılı futbolunun gölgelerinde dolaşan Başkent ekibi karşısında hiçbir şey üretemedi ve kaybetti. G.Birliği bu galibiyetle yukarılara doğru soluk aldı. Son sıradaki Hacettepe de Ankaraspor'u yenmeyi başardı. Aykut Kocaman 3-1'lik mağlubiyette sahada on kişi kalmalarının önemli rol oynadığını söylüyor. Mantığı olan bir mazeret, ama ister istemez akıllara 'hatır işleri' geliyor.
Netice itibarıyla manzarayı umumiye şu: Düşme kalma savaşı veren takımlar zirveye oynayan güçlü rakiplerini öyle hakem faktörüne filan sığınılamayacak şekilde temiz bir şekilde yenmeyi başardılar. Yani 'sahada iyi olan' kazandı. Lider Sivasspor ile Beşiktaş ise ligin rahat takımları karşısında üç puanın sahibi oldular. Ancak ilerleyen haftalarda benzer akıbetlerin onları da beklediğini söylemek sanırım kehanet olmaz. Bugün onları sevindiren rakiplerinin mağlubiyetleri, ligin üstünden çok altının yakıcı olduğunu gösteriyor. Taraftarlık olgusunu bir kenara bırakarak işin bu tarafının keyfini çıkarmaya ne dersiniz?
Korkmaz'a hayırlı olsun 5-2'lik Kocaeli depremi Skibbe'yi yolcu etti. Ben her şeye rağmen Alman hocayı ligin en iyi kadrosunu batıran teknik adam olarak hatırlayamayacağım. Çünkü pozitif futbol adına lezzetli oyunlar miras bıraktı arkasında. Ancak G.Saray'ı takım yapamadı. Bu yüzden başarılı olamadı. Şimdi Cim Bom'un başında Bülent Korkmaz var. Kendisine bu zor görevinde başarılar diliyorum. Ama hissiyatımı soracak olursanız; güzel bir gelecek göremiyorum. Şimdilik bu kadar demekle yetineyim

Hairdesigner
24-02-09, 15:25
Cesur Yürek yine Florya topraklarında
Ali Murat Hamarat (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1242)
Taraf

Galatasaray’da kötü gidişin faturası Michael Skibbe’ye kesilirken Alman teknik direktörün halefinin adı beklenenden çabuk kondu. Denize düştüğü anlarda camianın efsanelerine sarılmayı adeta bir Galatasaray teamülü haline getirmiş yönetimin, son sarıldığı isim Bülent Korkmaz. Fatih Terim ve Hagi haklarının da tüketildiği düşünülünce geriye zaten bir Hakan Şükür kalıyor ya neyse...

Hayatını Galatasaray’a adamış, tekmeye uzattığı kafasıyla Ali Sami Yen tribünlerinin sevgilisiydi Büyük Kaptan. Aslında ailesinin adını Cesur koymak istediği, nüfus müdürlüğündeki memurun ısrarı üzerine Bülent olmuştu. Ailesi ve yakın çevresinin Cesur diye hitap ettiği çocuk, yıllar içinde sarı-kırmızılı camianın bir vazgeçilmezi olmuştu. Çocukluğu boyunca kulağına fısıldananlar belki de bütün futbol kariyerini etkilemiş, ‘Cesur Yürek’ olarak adlandırılmasına neden olmuştu.

UEFA Kupası finalini çıkan koluna rağmen bitirmekle kalmamış, sadece Galatasaraylıların değil bütün futbolseverlerin beynine kazınan unutulmaz karede kupayı havaya kaldırmıştı. İkinci Fatih Terim döneminde kadrodan uzaklaştırılmışsa da, yılmamış yeniden formasına ve kaptanlık pazubandına kavuşmuştu.

Dile kolay kariyerinde içlerinde sekiz şampiyonluk, bir UEFA Kupası ve bir Süper Kupa’nın da bulunduğu 29 zaferde rol oynamıştı. 100’den fazla kez terlettiği milli takımla kazandığı dünya üçüncülüğü de cabasıydı. Sarı-kırmızılıların ezeli rakipleri Fenerbahçe ile Beşiktaş’tan daha fazla Avrupa’da maça çıktıktan sonra 37 yaşında sessizce uzaklaştırıldı 11’indeyken geldiği camiadan. Bir jübile bile fazla görülmüştü Büyük Kaptan’a. Galatasaray’ın resmi yayın organı olan dergisi bile bu duruma sessiz kalamamış, Eylül 2005’te “Florya topraktı, o Cesur” manşetiyle çıkmıştı. Taraftarın asla hazmedemediği bir şekilde gönderilmişti, adı belki de Galatasaray’ın bir tesisine verilir diye beklenirken...

Gençlerbirliği, Kayseri Erciyes ve Bursaspor derken yine ölümsüz olduğu topraklara döndü. Florya toprak olmasa da, o hâlâ cesur. Jübileyi bile ona fazla görmüşlerin en zor anında yine devreye girdi. Tribünlerin gözündeki kredisi o kadar yüksek ki... Teknik direktörlük koltuğunda başarısız olan Hagi’nin hâlâ heykelini dikmek isteyen taraftar, bir başka sevgilisine kavuştu. Peki, birçok oyuncunun dilinden anlayacağına emin olunan Bülent Korkmaz ile maya ya bu sefer tutarsa... İşte o zaman adı stada verilir!

Hairdesigner
24-02-09, 15:25
Tünelin ucundaki ışık göründü
Tunç Kayacı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=19)
Fanatik

Sivasspor rüzgarı, bütün Türkiye’yi sarmış durumda. Bu konuda yakın zamanda o kadar çok şey yazıldı, çizildi ki, bundan sonra söylenecekler, tekrardan ibaret gibi... Artık bu saatten sonra ne yaptıkları değil, ne yapacakları önemli. Genelde seslendirilmiyor ve yazılmıyordu ama kapalı kapılar ardında anlı şanlı otoritelerimiz, “Bu takım bu işi götüremez, bir yerde lastik patlatır” diyordu.
Bu düşüncenin sahipleri biraz da, “Ya sezon sonunda Sivasspor ipi göğüslerse, biz de patlarız” diye korkuyor. Ben kendi adıma çok rahatım. Çünkü bu takımı yaz kış demeden, her zaman, her yerde, her şartta takip ettim. Kötü gününü de gördüm iyi gününü de... O nedenle, görüş belirtirken; iyi de yazsam kötü de yazsam, hiç bir Sivaslı benim eleştirimden rahatsız olmaz. Tam aksine bunu yapma hakkını kendileri bana teslim eder.
Şu anda 3 puan farkla lider olan Sivasspor’un aklı; hem Süper Lig şampiyonluğunda hem de Türkiye Kupası’nda. Bu iki hedefe ulaşmak, tabi ki zor bir iş... Bu ikisini de elde etmek, müthiş bir başarı. Bir tanesini elde etmek bile, yine büyük başarı. Eğer hangisi olsun diye tercih noktasına gelinirse, sanırım tabi ki “Süper Lig Şampiyonluğu” tercih edilecektir.
Bitime 13 maç kaldı. Yani, Sivasspor’un önünde 39 puan var. Elde 45 olduğuna göre, bir kere Şampiyonlar Ligi şansı, oldukça yüksek. Hele hele Beşiktaş ve Trabzonspor ile içeride oynacakları maçları kazandıkları ya da kaybetmedikleri takdirde, bu şans daha da yükselecek.
Bu hafta Fenerbahçe ile cumartesi Kadıköy’de lig, çarşamba günü yine aynı statta bu kez kupa için karşılaşacaklar. Zamanın, Yiğidolar’ın lehine işlediği kesin. Futbol iklimi ve büyüklerin durumu, fazlasıyla Sivasspor’u şampiyonluğa itiyor. Bir kere iplerin elinizde olması önemli bir koz.
Gelelim bu iş nasıl olura; Sivasspor bir kere Trabzonspor’un tarihini iyi incelemeli. “Trabzonspor nasıl şampiyon oldu”, buna iyi bakmalı. Belki diyebilirsiniz ki; takım oluşumları, kent yapıları çok çok farklı... Ama Trabzonspor’un, şampiyonlukları yakalarken, yürek ve inanç bütünlüğü mükemmeldi. Şimdiki Sivasspor’a baktığımızda da; yürek ve inanç bütünlüğünün üst düzeyde olduğunu görüyoruz. Ama o zamandan bu zamana, Türkiye, bir futbol devrimi gerçekleştirdi. Anadolu’da bu devrimin öncülüğünü yapmak da artık Sivasspor’un işi...
Bence tünelin ucundaki ışık göründü, gerisi bu tüneli geçmeye kalıyor...

Hairdesigner
24-02-09, 15:26
Ya rütbeleri sökecek...
Tunç Kayacı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=19)
Fanatik

Galatasaray’da Bülent Korkmaz dönemi ne getirecek? 48 saat evvel esamesi bile okunmayan, ama şimdi teknik patronluğa getirilen efsane kaptan ne yapacak? Öncelikle önünde; bir başka efsane kaptanın yaptıkları var. Fatih Terim de, Ankaragücü ve Göztepe deneyimlerinden sonra soru işaretleriyle gelmiş ve unutulmaz başarılara imza atmıştı.
Bülent Korkmaz dendiğinde ilk aklımıza gelen, müthiş bir profesyonellik, disiplin ve savaşçı bir ruh. Yıllarca bu ruhla oynamış bir futbol adamının takımına oynatacağı futol tarzı da aşağı yukarı bellidir. İlk deneyimi olan Erciyesspor’da bunu uygulattı ve kupada finale çıkan bir takım oluşturdu. Elindeki Galatasaray belki Fatih Terim’in UEFA’yı kazanan kadrosunun ruhunda değil. O kadroda en büyük savaşçı kendisiydi. Şimdi Süper Lig’in en pahalı kadrosuna sahip bir lejyonerler topluluğu var. Yani takımda general çok, ama askerler yeterli değil. Ya rütbeleri sökecek ya da kendi tarzına uyduracak Bülent Korkmaz.
Futbolu bırakırken bir jubile dahi yapılmayan ve buruk ayrılan Bülent Korkmaz’a yönetim böyle kritik bir görevi vererek, bir anlamda onurlandırmış ve günah çıkarmış oldu. Şimdi Galatasaray adına hesaplaşma değil, başarıyı yakalama ve yaraları sarma zamanı. Bülent hoca da soyadı gibi bunu korkmadan yapacaktır. Bence en büyük destekçisi de onu yıllardır tribünlere çağıran ve bağrına basan 12. adam Galatasaray taraftarı olacaktır.

Hairdesigner
24-02-09, 15:27
Düdükler dengede!
Yusuf Yalkın (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=412)
Yeni Çağ

Sonuncu sıralardaki bir takım, şampiyonluk kovalayan bir ekibi yenebiliyor; hem de fark atarak.
Futbolun cazibesi burada işte.
Kimin kime, nerede, ne zaman, ne yapacağı belli olmuyor!
Sadece G.Saray’ın Kocaeli’nden yediği tokat değil, Denizlispor’un Trabzon’a, G.Birliği’nin F. Bahçe’ye, H. Tepe’nin Ankaraspor’a galip gelmesi de futbolun ilginçliklerinden.
Aslında, bu tür sonuçların ülkemiz futbolu açısından incelenmesi gerekli önemli tarafları var.
Acaba Anadolu futbolunda bir sıçrama mı var; yoksa “Büyük” diye bilinenlerde bir düşme mi?
Bana kalırsa, her ikisi de.
Hem Anadolu takımlarında eski yıllara oranla bir başkaldırış, bir direnç, bir kendine güven gelişimi var; hem de büyüklerde bir gerileyiş, plansızlık, savrukluk, bir yönetilme krizi yaşanıyor.
Ama, asıl önemlisi, artık hakemler büyükleri kayırmıyorlar!
Gördüklerini çalmaya gayret ediyorlar.
Hata yapmıyorlar mı?
Elbette yapıyorlar.
Ama, eskiden olduğu gibi “Hatalı ve yanlış düdükler” sadece büyük takımların rakiplerine karşı çalınmıyor.
Her iki tarafın da canı yanabiliyor.
Hiç hata yapmasalar daha iyi olmaz mı?
Elbette olur.
Ancak, unutmayalım ki, bir hakem maçta yüzde 25 hatalı düdük çalsa bile; başarılı sayılıyor!
Çünkü, hata yapmak insanın doğasında var. Hakemler de insan; makine değil!
Önemli olan, bu yanlış düdüklerin “Kasıt” taşımaması.

* * *

Mustafa Denizli, “26. haftada görüşürüz!” dediğinde çoğu insan tarafından tenkit edildi.
Adamla neredeyse alay ettiler!
Ama, Mustafa Hoca’nın haftalar ilerledikçe ne denli haklı olduğunu görüyoruz.
Yüzü kızaranlar var mı bilemem.
Şu an Beşiktaş, Sivas’ı bir kenara alırsak;
ötekilere oranla oldukça şanslı konuma geldi.
Bu bir gerçek.
Bir başka gerçek de Sivasspor’un şampiyonluk için çok önemli bir avantaj yakaladığı.
Trabzonspor ise Ersun Yanal takımlarının klasik sıkıntısını yaşıyor. Her yükselişten sonraki hızlı düşüş dönemi.
Krizden erken çıkarlarsa, ne ala!
Aksi taktirde, vuslat yine başka bahara kalabilir.

Hairdesigner
24-02-09, 15:27
Hayırlı olsun...
Oğuz Dizer (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=18)
Fanatik

Galatasaray’ın ‘hal-i pür melali’ nedeni,
Sadece Skibbe değil, kulüp ekibinin geneli.
Yönetim mesela... ‘Deneyimliyiz’ diyor.
Deneyimlinin yapmaması gereken,
Ne kadar hata varsa yapıyorlar.
‘Balık baştan kokar’ deyimi, görüneni yani!
Skibbe’nin gelmesi, ekibinin gönderilmesi,
Açık düşürülmesi, rezil edilmesi yanlıştı.
Futbolcu taifesinin de, bu hale çanak tutması.
Alman’ın, kültürünü yanlış yorumlaması,
Kullanması, kafasına göre takılması yanlıştı.
Bir değil, üç taraf hamili hata var ortada.
Böylesi durumlarda da, mevcut hoca gider.
Yerine yenisi gelir.
Devran aynı dönerse, yenisi de gider.
Başkası gelir.
Korkmaz’a da aynı tarife, şık olmaz.
Hatta hiç olmaz. O zaman ne olmalı?
Yönetim ikili, üçlü, beşli oynamamalı.
Galatasaray etiği gereğini, sahnelemeli.
Güven duygusunun, şart olduğunu da bilmeli.
Skibbe’ye kaybettirdiklerini...
Korkmaz’a da kaybettirmemeli.
Gelelim futbolculara...
‘Akıllı olun!’ demiyorum. Akıllısınız (!)
Aklınızca Skibbe’yi kullandınız.
Yönetimi, taraftarı kullandınız.
Ümitle, başarı bekleyenleri kandırdınız. Kocaelispor’a toslayıp, hocayı kaldırdınız!
Kaçıncı kaza bu?
Şimdi Korkmaz’a sahip çıktınız, çıktınız.
Aksi halde yandınız...
‘Yönetim’, bu kez siz de kurtulamazsınız. Çünkü yanlış sınırını, çoktaaaan aştınız.

Hairdesigner
24-02-09, 15:28
Sivas artık geldi
Asri Karaarslan Uzun (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=529)
Yeni Çağ

21/01/2008 tarihindeki yazımızda aşağıdaki paragrafı yazmışız.
Genç Başkan Mecnun Odyakmaz, genç hoca Bülent Uygun ve mütevazı kadrosuyla Sivas, artık ligin realitesi.
İş bundan sonra Sivaslılara düşüyor. Ne kadar destek olurlarsa o kadar başarı kalıcı olur. En baştan beri doğru işler yaparak geliyorlar, başarılar arkadan geliyor.
Artık beşinci büyük takım Sivas.
Türk futboluna hayırlı olsun...
Bu sezonun 21. haftasında Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın, Trabzon’un ve Ankaraspor’un yenildiği durumda da artık Sivas puan farkıyla lider. Tepede de yavaş yavaş yalnızlaşıyorlar. Türkiye Kupası’nda da yarı finaldeler.
Bu Türk çocuklarının, inananların, çok isteyenlerin başarısıdır. Bir açıdan da Türk futbolunun sınıf atlamasının göstergesidir. Sivas kazanırken Eskişehir’in oyununu da göz ardı etmemek lazım. Ankaraspor’u yenen Hacettepe, Fenerbahçe’yi yenen Gençlerbirliği, Trabzon’u yenen Denizli, Galatasaray’ı farklı yenen Kocaeli’nin performansları Türk Ligi’nin kalitesinin göstergesidir...
Bir dikkat edilmesi gereken husus da ilk 3 takımın hocasının da yerli olmasıdır. Artık her alanda olduğu gibi, futbolda da yerli hocalara ve yerli oyunculara daha fazla güvenmek ve daha fazla şans vermek gerekiyor.
Büyüklere kimse laf etmesin. Anadolu hem tesis olarak hem de oyun olarak gelişiyor. Lige böyle bakarsak Türk futbolunu daha iyi analiz etmiş oluruz.
Sivas takımı çok stresli gözüküyor. İstikrarı yakalamış, kendini ispatlamış bir takıma bu kadar stres yakışmıyor.
Mecnun Başkan’la, Bülent Hoca’ya bundan sonra düşen takımın stresini düşürmektir.
Haftaya oynayacakları Fenerbahçe maçına stressiz çıkarlarsa, kesin galip gelip ligi bayağı kolaylarlar.
Hadi kolay gelsin. Türk futbolu kazansın...

Hairdesigner
24-02-09, 15:29
Levent değil Florya
Ömer Faruk Ünal (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=95)
Türkiye

Hazırlayan: Ö.Faruk Ünal

Ligde böyle bir hafta yok! Bomba, federasyonu suçlayan G.Saray’ın elinde patladı

Nefesleri kesen bir haftayı geride bıraktık. Ve, hiç tahmin edemeyeceğimiz skorlar gördük!
Skibbe’yi göndermek Kocaelispor gibi bir takıma kısmet oldu.
G.Saray 5 haftada (24 Ocak - 22 Şubat) 11 puan kaybetti. Yine bu 29 gün içinde kupaya veda etti.
Bir takım bu kadar kısa sürede ancak bu kadar perişan olabilirdi.
G.Saray, 8 Şubat’ta Türk futbolunu geren en sert ve en şiddetli bildiriyi yayınlamıştı. O 7 maddelik bildiriyi kaleme alanlar, altına imza koyanlar şimdi mahcup olmalılar.
12 Şubat’ta Adnan Sezgin ve Haldun Üstünel görüntüler eşliğinde yine federasyonu, MHK’yı, hakemleri topa tutmuşlardı.
Kural hatasını CAS’a götürmekten tutun, federasyon yöneticileriyle bir araya gelmemeye varacak kadar köprüleri atmışlardı.
Ne oldu?
Skibbe ve futbolcular şöyle düşünmüş olmalılar:
“Bizim hatamız yok. Başkanımız, yöneticilerimiz bizde bir eksiklik görmüyor. Biz iyi yoldayız!”
Bu düşünce G.Saray’ı buralara getirmiştir.
Hedef yanlış seçilmiştir.
İlaç ve tedavi Florya’da değil, Levent’te aranmıştır!
Dileriz, bu ibret verici süreç bütün kulüplere örnek olur.
***
21. haftanın birkaç çarpıcı noktasına da temas etmeden geçmeyelim:
İlk yarının flaş ekibi Ankaraspor son 4 maçta 4 mağlubiyet aldı.
Kocaelispor 9 deplasman maçında toplam 5 gol atmıştı, son G.Saray deplasmanında 5 gol attı!
Ligin son 7 sırasındaki 6 takım haftayı 3 puanla kapattı.
Denizli ilk deplasman galibiyetini Trabzon’da aldı.
Hacettepe 13 hafta sonra maç kazandı.
G.Birliği ilk iç saha galibiyetini 3. haftada (14 Eylül 2008’de) Eskişehirspor’dan almıştı. Tam 160 gün sonra 19 Mayıs Stadı’nda 3 puanı F.Bahçe’den aldı.
> Ömer Faruk ÜNAL


“Asıl” suçlular!..
“Onur” ile “para” arasındaki tercihi “para” olarak yapan “biri ihtiyar”, öteki “tarûmar” iki teknik adamın elinde “oyuncak olan” koca Fenerbahçe’nin ve koca Galatasaray’ın düşürüldüğü durumu, “yapılan” statlarla, “açılan” mağazalarla, “satılan” formalarla örtmeye çalışan başkan ve yöneticilerdir, baş sorumlu; büyüklere masallarla uyutulanlar, hâlâ uyanamayacaklar mı?
> Öcal Uluç

Teknik direktör faciaları
Ersun Yanal, Hüseyin yoksa yerine alternatif diye aldığı Ceyhun’u oynatmadı. 1-0’dan sonra çok kontra olacağını bile bile Serkan’ı oyundan aldı. Isaac’e 90 dakika tahammül etti. Aragones tek önliberosu Deniz’i oyundan alıp rakibe fark atma yollarını açtı. Skibbe de tıpkı Benfica maçında Fener’den 4 gol yeme yollarını açtığı gibi Bordeaux’daki 3’lü defans yalanıyla Kocaeli’nden 5 yedi. Bülent Uygun’la Denizli Hoca ise idare ettiler.
> Kemal Belgin

Sivas’a dış yardım
Daha böyle birinin kazanıp bir çoğunun kaybettiği birkaç hafta oynanacak. Bir öncekinde Fenerbahçe 10 puandan fazlasını tek maçta almıştı, bu kez Sivasspor ve Beşiktaş bir çuval puan kazandılar. Daha hiçbir şey belli değil ama ayağı yere basan ve hiçbir dış yardım almayan Beşiktaş’ı önde tutmak için yeterli nedenim var. Sivasspor’un kalesine de bir gün verilmeyen penaltılar verilebilir diye böyle düşünüyorum.
> Ümit Aktan

Dert bir değil ki!
Günü gününe uymayan bir ligde memnun olmayanlar, -Sivas hariç- zirvedekiler... “Karamürsel sepeti” gibi gördüklerinin tokatları ile yüzleri değil, yanakları kızaran F.Bahçe, G.Saray ve Trabzon “Toparlanacağız” sözcükleri ile artık kimseyi kandıramaz hale geldi. Bu hafta da onlara sürpriz tokatlar bekliyoruz. Bunlar bize göre, işin güzel yanı... Esas yumruğu patlatanlar ise kollarına “3 noktalı” bant takmaları gereken bazı hakemler... Ligin esas sorunu, bu aslında...
> Naci Arkan


Haysiyetli mücadele
Kaybeden sadece G.Saray olsa, “teknik adam” der geçersin! Ama “yenilmez” denilen Beşiktaş dışındaki büyüklerin hepsi, hem de ligin alt sıralarındaki takımlara kaybediyorsa, artık bu lig, “kazan-kazandır-kazan” sistemini özümsemiş demektir. Artık bu lig, her takımın birbirini yenebileceği belirsizliklerle dolu, haysiyetli mücadeleler ligine dönüştü demektir. İşte, sürprizi bol bu ligin şampiyonu ayakta alkışlanır!
> Hasan Sarıçiçek


http://www.turkiyegazetesi.com/images/PDF/haber/24.02.2009pano.jpg
HAFTANIN TAKIMI: Kocaeli

HAFTANIN FUTBOLCUSU
Taner Gülleri (Kocaeli)

HAFTANIN T.DİREKTÖRÜ
Erhan Altın (Kocaeli)

HAFTANIN HAKEMİ
Deniz Çoban (Kocaeli-G.Saray)


HAFTANIN KARMASI
Ivankov (Bursa)
Sadigov (Kocaeli)
Milos (Konya)
Koray (G.Birliği)
Tello (Beşiktaş)
Bangoura (Denizli)
Kerem (A.Gücü)
Lika (Hacettepe)
Soner (G.Birliği)
Taner (Kocaeli)
Nobre (Beşiktaş)


GOL KRALLIĞI
15 GOL : Baros (G.Saray)
13 GOL : Taner (Kocaeli)
11 GOL : Mehmet Yıldız (Sivas)
10 GOL : Youla (Eskişehir)
Tabata (G.Antep)
9 GOL : Gökhan (Trabzon), Alex (F.Bahçe), Nobre (Beşiktaş)
8 GOL : Mehmet Çakır (Ankara), Sercan (Bursa), Umut (Trabzon), Roberts (Denizli)
Mehmet Topuz (Kayseri), Lincoln (G.Saray)


CEZALILAR
Rüştü (Beşiktaş), R.Carlos, Kazım (F.Bahçe), Emrah Kiraz (Kocaeli), Sabri (G.Saray)


KIRMIZI KARTLAR
Senecky (Ankara)


PENALTI RAPORU

ATILAN PENALTI
Serkan (Hacettepe)

KAÇAN PENALTI
Baros (G.Saray)



BANK ASYA 1. LİG

HAFTANIN TAKIMI
Güngören Bld.

HAFTANIN FUTBOLCUSU
Adem (Güngören Bld.)

HAFTANIN HAKEMİ
Hakan Ceylan (Adana-Kartal)

Hairdesigner
24-02-09, 15:30
Sivas mutlu Eskişehir tepkili
Cem Top (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1568)
Dünya

Haftalardır futbolunda düşüş gözlenen Sivasspor, sahasında karşılaştığı Eskişehirspor'u 7. dakikada Kamanan'ın ayağından bulduğu golle 1-0 mağlup etti. Kırmızı-beyazlıların bu galibiyetle lig liderliğini perçinlemesi elbette kendileri adına mutluluk verici bir gelişme ancak "Dost acı söyler" deyişinden güç alarak kimi tespitler yapmamıza izin varsa eğer, bir an evvel toparlanmaları gerektiğini belirtmeliyiz. Kayseri maçından bu yana takımın aldığı sonuçlar pek can sıkmasa da oynanan mahkûm futbolun ilerleyen haftalar için "tehlike" anlamına geldiğini aslında bizim tercüme etmemize gerek de yok. Bu denli sürpriz kayıpların yaşandığı haftalarda "kontrollü oyun" elbette ki geçer akçedir, ancak büyük takımlarla büyükler arasına ismini yazdırmaya çalışan Sivasspor arasındaki fark tam da burada belirginleşiyor. Kırmızı-beyazlı takımın büründüğü oyun karakterinde kontratak o kadar kalın çizgilerle belirlenmiş ki, şampiyonluk hedefi güden takımların kaybettiği puanlar bile "maçı koparıp alacak" hırsı ve oyun tarzını Sivasspor'a benimsetemiyor. Oysa 2-3 haftaya kadar büyükler toparlanıp seri galibiyetler almaya başlasa kırmızı-beyazlıların bu yarışta yaya kalacağı o kadar aşikâr ki.

Madem dost ağzıyla nasihatler vermeye kalktık, Eskişehirspor galibiyetinde hakemlerin de etken faktör olduğunu söylememiz lazım. Orta hakem Süleyman Abay'ın bu maçta sergilediği performansın sanıyorum tek karşılığı "felaket" kelimesi. İlk yarıda Anderson'un kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonu avantaj oynatmayıp Sivasspor'lu Diallo'ya sarı kart göstermek için kesen Abay, yine ilk yarıda ceza sahası içinde Faruk'un topu koluyla taşımasına "devam" diyebildi. Hatta bu pozisyonu yan hakem ve dördüncü hakemin de çok net şekilde görmeleri gerekirken, gözlerine ne çeşit bir perde indiğini futbol ailesi olarak merak ettik. Tüm bunlara ek olarak Eskişehirspor'un ikinci yarıda cömertçe harcadığı 3 net gol pozisyonunu da düşünecek olursak, maçın gidişatı ile skor tabelası arasındaki ters orantıyı az da olsa tasvir edebiliriz. Batuhan ve Youla'nın yokluğunda Beşiktaş'taki günlerine dönen Rıza Çalımbay, o zaman Koray Avcı ile gerçekleştirdiği yapılanmayı bu kez El Saka ile denedi. Defans blokunun sigortası olarak görev yapan El Saka, eminim fırsat buldukça hücumlara katılma talimatı da almıştı fakat tecrübeli futbolcuyu ataklara katılırken nadiren gördük. 7. dakikada Kamanan'ın attığı gol aslında oyunun şeklini iyiden iyiye kesinleştirdi. Rıza Çalımbay'ın hücum hattındaki eksikleri sebebiyle istediği hamleleri yapamadığını anlamak için âlim olmaya gerek yok. Fakat yine de Eskişehirspor'un 90 dakika genelinde sergilediği futbol tatmin edici sayılabilir. Maçın ikinci yarısında Serdar, Tayfun ve Poljak'ı sahaya süren Çalımbay, Engin Baytar'ın sürüklediği takımı Sivasspor yarı sahasına iyiden iyiye yerleştirmek istedi ama Kamanan ve Balili ile "ani hücum" kozunu elinde bulunduran Sivasspor'a karşı sahadaki Eskişehirspor takımı oyun alanında temkinli durmayı tercih etti. Nitekim 83'te Balili ile kaçan gol belki de maçtaki en net gol pozisyonuydu. Görünen o ki, Sivasspor'a daha net bir teşhis koymak için Fenerbahçe maçını beklememiz gerekecek.

Hairdesigner
24-02-09, 15:31
Tek suçlu Skibbe mi?
Gürtay Kıpçak (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=397)
Tercüman

Galatasaray’ın bu bölümüne geçtiğimiz pazar akşamı bir sayfa daha ekleyen Skibbe sonunda gitmek zorunda kaldı veya gönderildi. Yönetim rahatlamıştır...
Başarısızlığa bir kelle verildi ve onlarca sorun bitti. Ama gerçekler çok farklı. Yukarıdaki başlığın cevabı ise herkesce biliniyor ve koskoca bir ‘hayır’.
Peki O’nu bu noktaya getiren hatalar zincirine halkalar ekleyenler nerede?
Nerede O’na danışmadan yardımcı atayanlar, sonra kovanlar? Tekrar yardımcılar getirenler? Yetmemiş gibi geçen yıl kapıyı vurarak giden adamı tekrar getirenler?
Nerede Skibbe’yi yönetim aczi içine itenler veya herşeye karışarak aptala çevirenler? Evet neredesiniz?İstediği maça gidip istemediğine gitmeyen futbolculara ses çıkaramayan, diğer takımlar bir hafta on gün sonra çalışmaya başlarken takımın yirmi gün tatil yapmasına göz yumanlar? Bireysel sporcu gibi takımdan ayrı kendi başına çalışan oyuncuya ses çıkaramayanlar.
Nerelerdesiniz? Sizin hiçbir sorumluluğunuz yok mu?
Bu soruların doğru cevapları verilmez ise Galatasaray’daki sorunlar bitmez... Bitemez...
Kimi isterseniz onu getirin ama bu yanlışlar devam ettikçe sadece gelen giden teknik direktör trafiği artar o kadar...

Hairdesigner
24-02-09, 15:31
Ruhsuzlar orkestrası
Emir Somer (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1363)
Sabah

İstifa sesleri Skibbe'nin gönderilmesiyle bir defa daha anlamını yitirdi bu hafta... Evet bu isyanın başlıca sebebi Skibbe'nin en önemli eksiği, rakibi analiz kabiliyeti! (İlk yarıda 4 büyük takıma gol atan Taner'in 2. maçta attığı 4 gol, bunun açık örneği). Başına ne geldiyse, başlıca sebebi bu! "Yardımcıları gönderildi" bahanesi, "Oldukları zaman ne yaptılar?" sorusunu getirir karşınıza... Bazen, bütün talihsiz sakatlıkları, dış müdahaleleri, etkileri ve en önemlisi 'ruhsuz oyuncular' ı düşününce hak vermiyor da değilim Skibbe'ye... Bunların içinde en önemlisi, kalite giyinen ruhsuzlar! Taşıdıkları arma, Avrupa'dan iki kupa getirdi bu ülkeye! 'Ruhsuzlar orkestrası' nı (Galatasaray-Kocaeli maçı) izlerken, insanın gözleri Inamoto'yu, Carrusca'yı arıyor. Durumun vahameti ortada!
Bütün hataları bir tarafa, bize göre kibar adamdı Skibbe... Vedası da öyle oldu.
Ufak bir detay... Geçen sezon hezimetle sonuçlanan Leverkusen maçında (21 Şubat 2008) başlamıştı Alman teknik adamın Galatasaray macerası. İşin perde arkası sonradan ortaya çıkmıştı. Kocaeli maçının tarihi 22 Şubat 2009... Ayrıca iki maçın skorunda da '5'in önemi oldukça büyük... Hayat böyledir!
UEFA Şampiyonu kadrodan takımda bulunan tek isim Hasan Şaş değil artık! Galatasaraylıların sezon başından bu yana Meira'nın yerinde hayal ettikleri 'büyük kaptan'ları şimdi takımın başında.
Zaten hiç gitmemiş gibi...

'KAPTAN'IN SEYİR DEFTERİ
Gelin 2004-2005 sezonuna kısa bir yolculuk yapalım. Yedinci haftadaki G.Birliği-F.Bahçe maçı: 52'de öne geçen bir Başkent ekibi var sahada... 85 ve 89'da sahne alıyor Alex! Aynı sezon Kadıköy'deki maça da bakalım: Youla 1-0 yapıyor. Alex, 25 ve 45'te 2-1 diyor. Skorun yeniden eşitlendiği maçın kaderini bozan isim 88'de yine Alex... İşte bu ve benzeri tablolar onu takımın vazgeçilmezi yaptı. Hagi ile kıyaslanamaz ama Fenerbahçe'nin en iyi yabancısı olduğu bir gerçek. Fakat unutulmaması gereken bir gerçek daha var! Bir zamanlar maç alıyordu. Bu da bizden size kaptanın seyir defteri...
Çok değil, bundan bir hafta öncesine dönelim. Semih-Güiza tartışmaları, kaptanların Samandıra toplantısı, vs... Hepsi unutuldu. Fenerbahçe dünyanın en fazla gelir elde eden 19. kulübü oldu, üstüne sponsorluk sözleşmelerini de uzattı. Şimdi dört yılda kasasına '25 milyon dolar'a yakın para götürecek, asıl merak edilen, dört yılda müzeye gidecek kupa sayısı. Kimse unutmasın! Başka Hacettepe maçı yok!

'CAN PAZARI'NA AZ KALDI
Ligin dibinde 'can pazarı'na az bir süre kala alt sıralara haksızlık yapmayalım. Haftaya son 7 sırada giren 6 takım galibiyetle moral buldu. (Hacettepe, Kocaeli, A.Gücü, Denizli, Konya, G.Birliği) Mehmet Özdilek ile çıkışa geçen fakat bu hafta kazamayan tek takım olan Antalya için 21. hafta kabus oldu. Her zaman istikrarın önemini vurguluyoruz. Yedi takımın 3'ünün iki maç üst üste, diğer dördünün ise üç maç üst üste galibiyeti yok!

Hairdesigner
24-02-09, 15:32
Kalli hep güler!
Zafer Büyükavcı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=217)
Fanatik

Tarih 21 Şubat 2008... Stat; Bay Arena... UEFA Kupası 3. tur maçları oynanıyor. Ali Sami Yen’deki karşılaşmanın sonucu 0-0... Rövanşta Bayer Leverkusen, Galatasaray’ı 5-1’le geçiyor. Aslına bakılırsa o gün fitil ateşleniyor, ama uygulamaya 8 maç sonra geçiliyor. Ligin bitimine 6 hafta kala Kalli gönderiliyor, Cevat Güler ve ekibiyle Cim Bom şampiyon oluyor.
Aradan aylar geçiyor ve dönemin Başkanı Özhan Canaydın, FANATİK’e konuşuyor: “Leverkusen’den 5 gol yemiştik, ama Kalli, eşiyle birlikte kahkaha atıyordu...”
***
Tarih 22 Şubat 2009... Stat; Ali Sami Yen... Süper Lig’de 21. hafta maçları oynanıyor. Trabzonspor ve Fenerbahçe kaybetmiş; üstelik rakip, maçın başladığı anda 18. sırada yer alan Kocaelispor... İşte o Kocaelispor, Galatasaray’ı hezimete uğratıyor, 2-5’lik utanç tablosu skorborda yazılıyor...
Galatasaray Yönetimi, daha önce Türk Futbol Tarihi’nde eşi benzeri görülmemiş bir karara imza atarak(!) Michael Skibbe ile yollarını ayırıyor.
***
Geldiği günden beri tartıştılar, teknik adamlığını masaya yatırdılar. Bu konuda yorum yapmayacağız. Ancak Galatasaray Yönetimi’nin bir kez bile arkasında durmadığı aşikâr...
Yardımcıları Ümit Davala ile Edwin Boekamp’ı gönderip, kendi seçtikleri bir ismi antrenör olarak göreve atadılar. Burak Dilmen’in, Kalli’nin yardımcısı olması da tamamen bir tesadüften ibaretti!
Sonra, aylar önce görevine son verdikleri Kalli’ye yeniden kucak açtılar. Uzun arayışlar sonrasında kendisine verilen rütbede ‘teknik danışman’ yazıyordu.
***
Galatasaray-Kocaelispor maçı oynanırken, yayıncı kuruluşun kameraları en az saha içi kadar tribünleri de gösteriyordu.
Skibbe takımının başında puan mücadelesi verirken, tribünde Fatih Terim, Karl Heinz Feldkamp, Gheorghe Hagi maçı izliyordu.
Kimi zaman düşünceli, ama çoğu zaman da neşeliydiler, gülüyorlardı.
***
Trabzonspor, Fenerbahçe puan kaybetmiş; Galatasaray kazansa zirveye sıkı sıkı tutunacak. Sami Yen’in yarısı bomboş, taraftar kadar teknik direktör var tribünde! 5-2 yenildiler, Skibbe’yi gönderdiler.
Yine ‘hocasız’ şampiyon olacaklarını düşünenler çoktur elbette...
Cevat Güler ve ekibini yok sayarak... Adnan Sezgin’e övgü yağdırarak...
Dün kulübün internet sitesi şöyle açılıyordu: Mutlu yıllar Ayhan Akman...
Bunlar, ülkenin gelmiş geçmiş en büyük sportif başarılarına imza atan Galatasaray’da yaşanıyor.
Allahım sen bize akıl ver!

Hairdesigner
24-02-09, 15:32
Toroğlu’ndan GS’ye, üst üste üçlükler!
Buğra Acar (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=478)
Vatan


PAZAR akşamı şunu çok net anladım: ’Kenefe düş, Erman Toroğlu’nun diline sakın.’ Hele hele ona yanlış yapıp da tekrar kucağına düştüysen, vah senin haline. G.Saray’ın Kocaeli’den 5 yemesi, geçenlerde federasyondan girip yayıncı kuruluştan çıkan sarı-kırmızılıların başına Toroğlu husemetini sarıverdi.. Lig TV Maraton start aldığında kıs kıs gülüyordu içinden, söylediği her şey doğru çıkmıştı çünkü. G.Saray’ın Toroğlu’ndan kurtulma gibi bir şansı yoktu artık, 5 yemişlerdi..

ERMAN hoca alem adam, beni de bir ara inandırdı “Maçta kural hatası var. Maç tekrar edilecek” diyerek.. ’Harbi mi’ diye kendi kendime soruyordum ki, hoca bizle ’dalga geçiyormuş’ meğer! Sonra da kural hatasını söylüyor göbekten titreşimlerle güle güle: “Rakip takımın forveti 4 gol attı. Maç tekrar.” Bayılırsın Erman hoca, bayılırsın.. Çiğ tavuk gibi yersin adamı.

***

BUNUNLA bitse iyi, yakalamış Toroğlu bırakır mı. “Temiz bir lig istiyorlardı, al tertemiz 5 tane” diyerek damarına basıyor sarı-kırmızılıların.. Hee ardından da kendilerinin hedef gösterildiğini hatırlatarak “Bir tanesi çekse tineri, soksa bıçağı bize ne olacak” diyor ama giderin de kralını yapıyor. “Gerçi ben o bıçağı onun elinden kaparsam görüşürüz. Öyle kolay değil sokmak” diyerek kahramanlığın pahalı olmayanından yapıyor.

ŞANSAL abinin kulaklığıyla konuşmalarına da ne zamandır değineceğim, kısmet olmadı. Programı seyretmeyenler, Büyüka’nın stüdyoda olmayan birini kendi aklında yaratıp onunla konuştuğunu düşünebilir. Çünkü Şansal abi, ’özellikle’ sinirlendiğinde unutuyor canlı yayını falan, sol omzunun üstüne 30 derece meyille eğilerek başlıyor kulaklıktan kalaylamaya..

***

MARATON’A bir de Bahri Havadır düştü gece yarısı saatlerinde. G.Saray’dan sıcak gelişmelerle stüdyoya gelmesi gereken Havadır, soğuk sandviçlerle çıktı yayına! Olasılıklardan bahsederken bir MOSSAD, bir CIA ajanı triplerindeydi. Şansal Büyüka da nasıl gaz veriyor Bahri abiye anlatamam.. Belli, yönetimden kimse konuşmamış, bomba Havadır’ın kucağında patlamış. O da ne yapsın soyunmuş ajan rollerine. Stüdyoda telefonuyla mesajlaşmalar falan, yaaa yapma Bahri abi gözünü seveyim!

NTV %100 Futbol’da Rıdvan Dilmen ve Güntekin Onay damat gibiydi.. Zannedersiniz gelinleri kapıda bırakıp yayına çıkmışlar. Tamam Rıdvan hoca yakışıklı adam, hadi Onay da yanında kaynayıverir Dilmen’in! Yine de o kadar şıklık spor programlarına fazla ağabeyler. Sizi bilmeyen birinin zapına takılsanız, Davos’ta toplantı var sanırlar yeminlen...

BİR ara Adnan Polat’ın yapması gerekenleri sordu Güntekin Onay, aynen şöyle bir cümle çıktı hocadan: “Teknik adamın kafasını koparmalı.” Tavuk mu hoca bu, gerçi gırtlak ip gibi Skibbe’de tutup çeksen elinde kalır o ayrı.. Aynı ’gaddar’ Dilmen, Onay’ın “Skibbe hemen gitmeli mi” sorusuna öyle ince bir cevap verdi ki akıllara zarar: “Bu saatte uçak var mı Almanya’ya. Hem bugün pazar, bankalar kapalı.” Rıdvan hoca öyle kılsın ki seni göremiyorum :)

***

GECENİN göz kamaştıran ismi ise Kanaltürk ekranlarında kendisini görür görmez kanepeden kanepeye kendimi attığım Gökmen Özdenak’tı. Gökmen abi o nasıl bir şapka ya? Bir an Telegol’ün ’Var mısın yok musun’ hesabı Clint Eastwood’u stüdyoya getirdiğini sandım. Atkıyı sarmış, yarım metre çaplı bir de kovboy şapkası takmış Özdenak.. Düşünün Sinan Engin, stattan yayında Süleyman Rodop’un yanındaki Özdenak’ı görüp “Aaa kim o lan” diyip tanımadı. Ziya Şengül de “Ceyar nasılsın” diye karşıladı arkadaşını bıyık altından gülerek. Hatta her ona döndüğünde “Ceyar yaa” diyerek şaşkınlığını gizleyemedi. İşin aslı daha da garip. Eşi izin vermiyormuş Gökmen abinin bu şapkayı takmasına, çaktırmadan takıp kaçmış evden.. Eee Gökmen abi, her gidişin bir dönüşü var, anahtarını alsaydın yanına!

***

TRT 1 Stadyum’da gerginlik gözüme çarptı. G.Saray’daki kötü gidişin ’ağabey’siz ortama bağlandığı dakikalarda Hakan Şükür “Evet, bizim ülkede ağabeylik gerekiyor” cümlesiyle vites yükseltiyordu ki Mehmet Demirkol acı bir fren yaptı: “Neden? Artık ağabeye ihtiyaç duymamalı takımlar. Bu ağalık sistemi bitmeli.” Şükür’ün bu cümlelerden sonra ağzından çıkanlar ’hıg’, ’mıg’, ’ama’, ’gerekiyor’la sınırlandı. Çok sinirlendi Şükür, Demirkol’un bu kadar açık sözlü konuşmasına. Tebrik ediyorum Demirkol’u.. ’Kral’a çıplak dediği için!



***



HAFTANIN İNCİLERİ

- H.Bilal Kutlualp: Bu Kocaeli, Barcelona’ya 5 atar. (Türk insanının abartma huyu işte)

- Gökmen Özdenak: Ben, Skibbe’yi kendi apartmanıma kapıcı yapmam. (Vurun abalıya)

- Bahri Havadır: Toplantıdan çıkan 3 yönetici hoca aramaya gittiler. Erman Toroğlu: Sucuk mu almaya gidiyorlar kardeşim bu saattte? (Boza, boza)

Hairdesigner
25-02-09, 04:24
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Emeklere yazık
F.Bahçe tarihi projelere imza atıyor. Ancak sportif başarısızlık yüzünden bunların keyfi yaşanamıyor


Şu bir gerçek ki F.Bahçe teknik adamıyla uyumlu bir beraberlik içine girememiştir. Futbolcu yapısına göre sistem mi, yoksa sisteme göre takım mı sorusunun yanıtı bulunamazken, beklentilerin çok uzağında yol alınmaktadır. Yapılan yanlışlar yüzünden kaybedilen puanlar kadro içinde de gerginliğe yol açmakta. Oyundan alınırken ya da kulübedeyken surat ifadelerinde hırs küpü olduklarını gördüğümüz futbolcular acaba aynı hırsı neden sahada gösteremiyorlar? Son 5 haftadaki maçların 4'ü İstanbul'da biri de asla deplasman sayılmayacak Ankara'da oynandı ve 10 puan kaybedildi. Fizik kondisyon yok, son 15 dakikalar adeta kâbus gibi geçiyor. Sakatlara her hafta yenisi ekleniyor. http://www.fotomac.com.tr/2009/02/25/im//94F4A78139E013468DF39F5Cy.jpg Takım iyi çalıştırılmıyor bu belli. Deplasmanlardaki korkak, üretken olmayan, pasif felsefe yüzünden tarihin en büyük puan kayıpları (10 maç, 19 puan) yaşanıyor. Kötü gidişe dur diyecek önlemler alınamıyor. Sol açık çıkarsa sol açık, sağ bek çıkarsa sağ bek giriyor. Rakip teknik adama sürpriz hazırlanamıyor. F.Bahçe ezberlendi, korkutmuyor, tam tersi korkuyu yaşayan takım oluyor. Zico'nun arkasında duran 2-3 kişiden biri olarak ben de artık eskiye dönmek istemiyorum. Zaten o tren de kaçtı. Burada başarılı oldu gitti, Özbeklere de tarihinin en büyük başarılarını yaşattı, şimdi CSKA'da. 1-2 sene sonra da ya Milan'a ya da Barcelona'ya gidecek. Bizimkiler hâlâ "Bu adam futboldan anlamıyor" diye yazıp çizecekler. Dediğim gibi eskiye dönmek gereksiz. Vakit kaybı olur ve bu kayba kulübün tahammülü yok. Bir an önce radikal kararlar alınmalı. Son iki yılda UEFA ve Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkılıp Avrupa'da önemli yollar kat edililirken bu sene 'Çanakkale geçilmez'lerle tekrar 30 yıl öncelere geri dönülmesi asla kabul edilemez. Yol yakınken dönülmeli, şampiyonluklar kaybedilebilir ama önümüzdeki yılları kazanmak önemli. F.Bahçe'de her geçen gün projeler üretiliyor. İşte daha yeni, tarihte bir ilk olarak Fenercell hayata geçti. Gölbaşı'ndaki, Düzce'deki projeler az-buz olaylar değil. Bütün bunlar futbol takımının kötü sonuçları yüzünden gölgede kalmamalı. Gerçekten yazık oluyor, günah oluyor.

Hairdesigner
25-02-09, 04:25
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1273.jpg Bu fırsat kaçmaz!

Aklın yolu birdir. Doğru da birdir. Doğruyu akıl bulur. Akıl, doğru kullanılırsa yanlış yapılmaz. Yapılan yanlış ise aklın doğru kullanılmasıyla ortadan kaldırılır. Herkes yanlış yapabilir, Mustafa Denizli de! Önemli olan yanlışı görmek, kabul etmek yinelememektir. Denizli, yanlışını hep yinelediği için (!) rakiplerinden geriye düştü! Doğrusu bu ya başarılı kariyere ve deneyime sahip Denizli'nin bu denli "amatörce" hatalar yapacağı hiç ama hiç beklenmiyordu... Denizli, işaret ettiği 26-27'nci haftada Beşiktaş'ın, 7'den 3'e düşecek şampiyon adayının arasında olacağını söyleyedursun, bir gerçek var, o da Bobo ve Nobre'ninde birlikte "oynatılmamaları"nın zirve kaybına neden olduğudur. Oysa Sivasspor'la zirveyi paylaşan Trabzonspor'da Ersun Yanal, göreve geldiği iki yıldan beri iki santrfor Gökhan Ünal ile Umut Bulut'u yan yana oynatıyor. Gökhan 9 gol atarken, Umut'un gol sayısı 8. Denizli'nin ayırdığı santrforlardan Bobo'nun 5 golüne karşılık, Nobre de rakip fileleri 9 kez havalandırabildi. Bobo ile Nobre'nin, birbirlerini çok istedikleri, "birlikte" oynamaları durumunda attıkları gollerin katlanacağı bir gerçek. Nitekim Bobo, Gaziantep'de gol atamamasına karşın, Nobre'ye boş alanlar açarak iki gol atmasını sağladı, Tello'nun golünün de hazırlayıcısı oldu. Kaldı ki Beşiktaş, iki santrfora da ortadan ve kanatlardan pozisyonlar üretecek Yusuf, Delgado, Tello gibi Trabzonspor'da olmayan tekniği yüksek orta saha oyuncularına sahip. Ama Denizli, elindeki "kaliteli" malzemeyi ya kullanamıyor ya da kötü kullanıyor! Bu fırsat kaçmaz! Trabzonspor, Fenerbahçe ve Galatasaray 3'er kayıp verirken, zaman 12 puan birden kazanan Beşiktaş'ın lehine işlemeye başlamıştır! Bu "altın" süreçte Denizli'nin, hata ve yanlış yapma lüksü kalmamıştır.

Hairdesigner
25-02-09, 04:25
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Adil yarış

Gürültülü ortamlarda telefonunu titreşime almak geçerli bir çözüm değil mi? Söz konusu ortam Trabzonluların ise değil. Her Yönüyle Trabzon Etkinlikleri için Ankara AKM'deydik. Kolbastı gösterisini ve Fuat Saka konserini izledik. Telefon titreşimde. Aktivite sonunda bakıyoruz, 4 cevapsız arama. Kolbastı, horon, coşku, devinim ve titreşimin en büyüğü. Titreşen telefonu hissetmek ne mümkün. Bu Trabzon'a ve Trabzonspor'a özgü bir şey. Bir bütünleşme, kendinden geçme hali. Dünyayla irtibatın geçici olarak kesilmesi. Bu coğrafyanın kültür ve sanat anlamında belki en kapsamlı ili, en çok yazılı eser üretilen kenti Trabzon. Etkilenmemek elde değil. Yine de karşılaşan dostların ilk konusu futbol. Şampiyonluk ihtimali ve hasreti. Bir de şu an lider olan takımın neden korunup kollandığı merakı. Geçen sezonun ilk maçında Bülent Demirlek'le başlayıp bu sezonki Trabzon-Sivas maçında Selçuk Dereli ile ivme kazanan, aynı takımın Gençlerbirliği, Bursa ve Eskişehir maçlarıyla toplamda 7 puana ulaşan bir etki mekanizması dikkatini çekmiş birçok kişinin. Gözlerin önünde gerçekleşmesine, ekranlarda defalarca gösterilmesine rağmen adı konmayan, ifadesinden kaçınılan bir tuhaf durumdan yakınılıyor.

Kazanç değil kayıp olur
Gerçekten de bir gariplik var gibi. İlginçtir, TV programlarındakiler birbirlerine, izleyiciler e-posta aracılığıyla onlara sual ediyor "Sivasspor kollanıyor mu?" diye. Cevap yok... Ligimizin belli kulüplerin tekelinden kurtulması bir gelişme ve gerekliliktir. Bu gelişmenin tekelcilerin zaman zaman işine yarayan mekanizmalarla gerçekleşmesi ise maalesef bir kazanç değil kayıp olur; gerçek futbolsever isek burada da birleşmemiz lazım mutlaka. Trabzonsporlular, Bursa'daki haksız yenilgi sonrasında Eskişehir maçındaki taraflı hakem yönetiminden çok rahatsız oldu. Trabzonspor taraftarları, kendi suçları olmasa da bu olumsuzluk nedeniyle Eskişehirli dostlarından özür dilediler. Yakışan da buydu. Ancak toplamda Trabzon'un haksız kayıpları ve rakiplerinin haksız kazançları çok büyük bir yekün tutuyor. Burası kesin. Trabzonspor bu sezon şampiyon olmanın gereklerini en doğru yerine getiren kurum. Başarılı ve onurlu bir mücadele tarzları var. Başka ellerin değmediği bir yarışta ipi göğüslemeleri kuvvetle muhtemel. Göğüsleyemeseler de eşit koşullar altında yarışmak en doğal hakları. Bu nedenle bu işin içindeki her bireyin, her kurumun sorumluluk yüklenmesi ve çok titiz olması gerekiyor. Bugünden itibaren...

Hairdesigner
25-02-09, 04:25
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Efsaneyi yıkıyor

Yıldırım kendi yarattığı efsaneyi kendi elleriyle yıkıyor. Futbolu anlayanlara bırakmadı. Muhaliflerini temizledi

Fenerbahçe'nin evlatları yönetimden, kulüpten atıldı. Eğer Yıldırım jest yapmak istiyorsa Saran'ın davasını geri çeksin

'Anadolu takımı şampiyon olsun' diye kimsenin uğraşmaya hakkı yok. Anadolu takımı şampiyon olacaksa takır takır olur

Fenerbahçe'de kongre için geri sayım sürerken Yıldırım'ın 'Saran'ın aday olamamasına üzüldüğü, önünün açılmasını istediği' şeklinde haberler çıktı.
Hatırlarsın ilk yarıda "Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'nin böyle devam etmesine izin vermez. Benim bildiğim Aziz Yıldırım fevkalade hırslı, ihtiraslı bir adamdır. http://www.fotomac.com.tr/2009/02/25/im//C0E330898A92A74CB6CDBF67y.jpg Ailesinin maddi imkanlarını da kullanarak ikinci yarı başlarken Fenerbahçe'ye çok iyi bir golcü ve çok iyi bir oyun kurucu alacak. İkinci yarıda başka bir Fenerbahçe izleyeceğiz" demiştim. Ala ala Josico'yu aldı, geçen yıl ala ala Maldonado'yu aldığı gibi. Çünkü Aziz Yıldırım futboldan anlamıyor. "Ben betondan da anlarım, futboldan da anlarım" diyor ama ikisinden de anlamadığı belli. O Aziz Yıldırım'ı Fenerbahçe baş tacı ediyor hâlâ!.. Bütün muhaliflerini temizledi. Fenerbahçe'nin ne değerli evlatları yönetimden atıldı, hatta Fenerbahçe'den attılar. Efendim Şekip Mosturoğlu "Merak etme başkan Sadettin Saran'ı hukuk keser. Onun için sen bildiğin gibi jest yapabilirsin" deyince çıktı geçen hafta jest yaptı. "Saran'ın yolunu açın" diye. Çünkü elinde garantisi var. "Saran'ın yolunu açın" diyen adam Yargıtay aşamasındaki davayı çeker. O dava düşünce Saran'ın yolu açılır. Ama o dava devam ederken, Saran'ın yolu hukuken kapalı olduğu bilinirken, 'Efendim bak ne kadar demokrat Aziz Yıldırım. Bak Saran'ın da yolunu açıyor.' Hadi canım sen de!.. Bu Aziz Yıldırım, kendi yarattığı efsaneyi kendi elleriyle yıkıyor. Çünkü futbolu anlayanlara bırakmadı ve ne yazıktır ki Aziz Yıldırım'ı ancak şimdi eleştirmeye cesaret edebiliyor bazı Fenerbahçeli kalemler. Daha düne kadar göklere çıkaran ona padişah muamelesi yapan kalemler, nihayet 'Fenerbahçe kötü takım' demeye başladılar. Tuncay'ın transferine izin verildiği zaman sana söylediklerimi hatırla. "Bu takımda başka Fenerbahçeli yok. Bu takımdaki Fenerbahçe ruhunu canlandıracak, seyirci ile ilişki kuracak, Fenerbahçe sıkıntıya düştüğü anlarda bu takımı son ana kadar itecek güç kalmadı" demiştim. Şu Fenerbahçe'ye bak bu hafta!.. Gençlerbirliği karşısında kaç Fenerbahçeli vardı: İki tane. Roberto Carlos ve Lugano. Onun dışındakilerin Fenerbahçeli olduklarını hissedebildin mi? 'Maç gidiyor' diye çırpındıklarını hissedebildin mi? 'Gidiyoruz, bitiyoruz' diye koşuştuklarını hissedebildin mi? Roberto Carlos ve Lugano!.. Bir Brezilyalı ile Uruguaylı, Fenerbahçeli olabilmişler. Kenarda çaresiz, çözüm yaratmaktan aciz bir teknik direktör var. Yedek kulübesinde girip oyunu kurtaracak adam yok. İçeride oynayan adam yok. İşte Fenerbahçe bu!..

SEÇİMİ KAYBEDER
- Fenerbahçe, dünyanın en zengin 19. kulübü oldu ama tesisleşme ve kurumsallaşma yolunda gösterdiği başarıyı sahada gerçekleştiremiyor. Mayıs ayında seçim var. Alınan kötü sonuçlar seçime nasıl yansır?
Çok etkiler. Mayıs tam ligin kaderinin belli olduğu ay. Fenerbahçe şampiyon olmazsa Aziz Yıldırım gider.

- Kendi mi gider, seçimle mi gider?
Seçimle gider. Kendisi gitmez. Bakma palavra! O kimseye bırakmaz. Çünkü öyle bir manevi tatmin sağlıyor ki başka bir yerde o tatmini bulmasına imkan, ihtimal yok.

- Ali Koç, basın toplantısında radikal kararlar alabileceklerini söyledi. Fenerbahçe'nin kısa vadede toparlanabilmesi için neler yapması gerekiyor?
Şu anda yapabilecekleri tek radikal değişiklik; hocayı değiştirmek. Kadro yetersizken hocayı değiştirmek 8 puan gerideki Fenerbahçe'ye ne kadar yarar sağlar bilemiyorum. Ama tabii Ali Koç bir şeyler söylemek zorunda. Fenerbahçe taraftarını susturabilmek için. Ama Ali Koç'un ne kadar inandırıcı olduğunu da düşünmek lazım.

- Kadro eleştirileri gündeme geldiğinde geçen sezon örnek verilerek Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynadığı hatırlatılıyor.
Geçen sezon final oynaması da tamamen tabela.

- Şans mı?
Tabii. Yani Fenerbahçe futbol oynayarak mı çeyrek final oynadı! Ayrıca Avrupa'daki futbolu da görüyoruz. Finali kim oynadı, nasıl oynadı? Yani Avrupa'daki futbol, tarihinin en kötü düzeyinde. Avrupa Şampiyonası'nı izledik. Aragones'in İspanyasını izledik. O bir ölçü değil. Şu dökülen Galatasaray hâlâ Bordeaux ile uğraşıyor.

- 'Artık bir Anadolu takımı şampiyon olsun' gibi ortak bir kanı oluştu kamuoyunda.
Anadolu takımı şampiyon olacaksa olur. Anadolu takımı şampiyon yapılmaz. Öyle bir şey yok. 'Anadolu takımı şampiyon olsun' diye kimsenin uğraşmaya hakkı yok. Anadolu takımı çıkar, takır takır şampiyon olur. Trabzon 6 kez şampiyon olurken federasyon mu şampiyon yaptı, hakemler mi şampiyon yaptı. Harika bir Trabzon vardı, harika şampiyonluklar kazandı. Özkan Sümer'in ve Ahmet Suat Özyazıcı'nın liderliğinde sonra birbirlerine düştüler, sonra darmadağın oldular, sonra da bittiler.

ÜZÜLMESİNLER DİYE
- Anadolu'dan bir şampiyon çıkması, Türkiye'de dengeleri nasıl değiştirir?
Hiçbir şey olmaz. Trabzon 6 kere şampiyon oldu neyi değiştirdi? Hangi dengeyi değiştirdi. Türkiye'de yine üç büyükler var. 'Dördüncü büyük laf olsun' diye söyleniyor. 'Trabzonlular üzülmesin' diye. Öyle bir şey yok.

- Medyada reytingler, tirajlar düşer kaygısı var mı?
Var tabii. Açık. Biz 90 Dakika'da niye 3 takımı konuşuyoruz, 4 takımı, 5 takımı konuşmuyoruz. Haftalardan beri Sivas ve Trabzon zirvede. Niye Sivas ile Trabzon'u konuşmuyoruz da Sivas'ın 8 puan gerisindeki Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray'ı konuşuyoruz? Çünkü Trabzon, Sivas'ı konuşsak 90 Dakika'yı kimse izlemez ve o programı kaldırırlar.

- Fenerbahçe ve Galatasaray Sivas'ın 8 puan, Beşiktaş ise 6 puan gerisinde kaldı. 13 hafta var. Üç büyük takım yeniden yarışa ortak olabilir mi, yoksa havlu mu attılar?
Hâlâ her şey olabilir, her şey değişebilir. Yeter ki hakemler müdahale etmesin. Bu hafta Sivas'a ve Beşiktaş'a müdahale ettiler. Bu hafta çok dengeli bir hafta olacaktı o penaltılar verilseydi. Hepsi beraber kaybetmiş olacaklardı. Şimdi Beşiktaş'a ve Sivas'a puanlar armağan edildi. O zaman tabii çok şey değişebiliyor.

Hairdesigner
25-02-09, 04:25
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1260.jpg Skibbe hep-yek geldi

Adnan Polat yönetimi, hakem hatalarını gerekçe göstererek TFF'ye karşı başlattığı savaşta, "Düzeltenler gelir" demişti... Çıkan savaş baltası havada geniş bir kavis çizdikten ve uzun süre hedefsiz bir şekilde dolaştıktan sonra "iç düşmanın" kafasına indi. Hayırlısı olsun. Michael Skibbe belki kötü bir antrenör değildi. Bundesliga'da takım çalıştırmak başlı başına referanstır zaten. Ancak Almanya dışındaki şartlara uygun biri de değildi. Sorunları olan, kadrosunda fazlaca horoz bulunan bir takımı idare edecek "kaşarlıkta" değildi henüz. Özetle Galatasaray, Skibbe için erkendi. Üstelik bunu Skibbe de biliyordu, Skibbe'yi getirenler de... Denediler, olmadı. Olabilir miydi? İşte bu kumardı. Galatasaray yönetimi tam da bu yüzden hatalı. Böylesine büyük kadro oluşturup hoca tercihinde zar attığı için...

Hairdesigner
25-02-09, 04:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg Unutmamak için

Ben futbol oynamayı seviyorum bir kere. O sevginin üzerine mesleğime duyduğum saygıyı, bağlılığı ekliyorum. Önünde sahaya çıktığım kulübüme takım arkadaşlarıma saygımı ekliyorum. Yoksa hayat tek başına futbolun oyun olarak sahada görünen yüzünden ibaret değil." Bu sözler Bülent Korkmaz'ın. 2003'te yaptığımız söyleşide geçmişti bu cümleler aramızda. Aramızdan bir su gibi akan cümleleri tutacak bir mecra bulabilir miydi ki... İşte bu mecra Galatasaray'dır bugün. Gün bugündür yani. Yeni görev almış bir teknik direktörün klasiğidir; "Elimde sihirli değnek yok!'' Söz konusu Galatasaray'dır ve birilerinin elinde sihirli değnek olmasına hiç gerek yok. Durum ayan beyan ortada; bir aklı selim, ligin bu en efektif takımını şampiyonluğa, Avrupa'da en üst düzey başarıya taşıyabilir. Her şeyi yerli yerine koyarak ama... Bu olmazsa olmazın farkında mıdır Korkmaz? Kesinlikle. Geri dörtlüdeki iki kayba -Emre ve Servet- rağmen hem de. Şimdi zorlu bir sürece girdi 'Cesuryürek!'

Hesabı bırakacak
Öncelikle geçmişin hesabını kitabını bırakacak. Böyle bir hesabı yoksa zaten mesele yok. Önümdeki maçlara bakıyorum diyecek. Ve fakat "Yoksa hayat tek başına futbolun oyun olarak sahada görünen yüzünden ibaret değil'' sözlerinde olduğu gibi davranacak, taktik anlayışının yanında, hırsı, mücadele isteği... Herbiri aynı kapıya çıkan bu sözcüklerin içini dolduracak bir mesai koyacak ortaya. Evet, bunların hepsini yapacak Bülent Korkmaz. Futbol oynadığı dönemlerde "gönderiliş'' biçimlerine ilişkin yaşadığı sıkıntıları unutacak. O dönemde nasıl unutup, çağrıldığı yerden kopup gelip o enerjiyi nasıl sakınmasız ortaya koyduysa, yine aynısını yapacak. İtalya'da "yaşlandı artık!'' tepkilerine göğüs gerilmiş ve Baressi için şöyle şeyler söylenmişti vakt-i zamanında; "O Milan'ın gönderlerine çekilmiş bayrak gibidir. Onu oradan indirmeye kimsenin gücü yetmez!'' Biz Metin Oktay'ı unutamıyoruz, İtalyanlar Baressi'yi, İspanyollar Barnebau'yu, Brezilyalılar Pele'yi, Arjantinliler Maradona'yı... Unutmamak ve unutturmamak için... Şimdi de Bülent Korkmaz. Haydi bakalım...

Hairdesigner
25-02-09, 13:28
Galatasaray’ın “kötü” operasyonu bile F.Bahçe’nin “uyuş..
Ercan Güven (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=66)
Milliyet

Ne yapacağız... Alkışlayacak mıyız Galatasaray’daki operasyonu?.. Hayır... Çünkü “tam” ve “zamanında” değildir. Yarısı Şampiyonlar Ligi ön elemesini kaybedince, yarısı bugün UEFA dönemecinden önce yapılmış, kopuk ve anlaşılmazdır.
Tarihte ilk defa dilim dilim değiştirilmiştir bir hoca. Hazine arazisine villa yapar gibi zaman içinde sinsice ve parsel parsel...
O kadar hatalıdır ki, söz tribünlere düşmüş, “hamle” adeta tribünlerin operasyonu haline gelmiştir.
Proje bazında hâlâ belirsizlikler içermektedir. Bırakın bizleri, Florya’da soyunma dolabı olan bazı insanlar bile anlamamıştır ne yapacaklarını.
Yol haritasını, Yönetim de açıklayamamakta ve el yordamıyla oluşmasını dilemektedir.
Yabancı futbolcular ise hepten soru işaretidir.
Dünya’nın en büyük teknik direktörünü getirseniz apışıp kalacağı bu tabloyu Bülent Korkmaz restore edebilecek midir?
Ederse, kulübe “posta koyup” gitmiş ve bu davetle zaferi belgelenmiş eski kaptan yeni hocayı kontrol edebilecek bir yönetim var mıdır?
Başarı bile sorun getirebilir.
O zaman ne yapacağız... Hakir mi göreceğiz, küçümseyecek veya dalga mı geçeceğiz Galatasaray’ın bu “operasyonu” ile?
Yine hayır!..
Çünkü en kötü hamle bile “hiçbir şey yapmamaktan” iyidir.
Bakınız puan cetveline...
Galatasaray ve Fenerbahçe’nin galibiyet sayısı da beraberliği de mağlubiyeti de puanı da aynıdır.İkisi de sekiz puan uzaktadır zirveye. Hatta Galatasaray rakiplerine Fenerbahçe’den daha çok gol atmıştır.
Galatasaray durumdan memnun değildir ve beğenseniz de beğenmeseniz de bir hamle yapmıştır.
Peki Fenerbahçe memnun mudur ki, kılı kıpırdamamaktadır?
Olmadığını biliyoruz. En azından asbaşkanın bulunduğu yerden tünelin ucundaki ışık görülmemektedir.
Peki tepkisi nedir Fenerbahçe’nin?..
Bugünkü “statükoyu” korumaya çalışmak!..
Aragones’in arkasındadır. Alex ve Roberto Carlos’un sözleşmesini uzatmıştır. Deivid için çaba harcanmaktadır.
Güiza bile bu garabetten nemalanmayı düşünebilmekte ve Türkiye’deki süper golcülüğünü beş yıl daha uzatmayı düşünmektedir!
Fenerbahçe güllük gülistanlık durumda ve şampiyonluğu tek adayıdır sanki... Aynı hoca ve aynı adamlarla üç-dört yıl daha rakipsiz mi kalacaktır yoksa!..
Her Fenerbahçeli adı gibi bilmektedir ki, Aragones ile Fenerbahçe’nin kimyası tutmamıştır. Ayrıca Aragones varsa, Alex lüks, Carlos yavaş kalacaktır.
Hem Aragones’in hem de Fenerbahçe’nin iyiliği için “veda” gerekmektedir.
Ne durduruyor o zaman Fenerbahçe’yi?
Aragones’in tazminatı olmalı.
Yoksa Fenerbahçe’ye bu sezonu bitirtecek hoca mı yok!.. Kimileri kariyerlerine halel gelir diye korkuyorlarsa, has Fenerbahçeli Oğuz Çetin’e rica edilir; milli takımdan izin alınır, yine hocasız kalmaz Fenerbahçe.
Avrupa para liginde 19. olan Fenerbahçe, ister teknik direktörün tazminatından korksun, ister yaklaşan seçimlere malzeme yaratmaktan çekinsin, “tam” ve “zamanında”yı bırakın “çeyrek” ve “son nefeste” bir operasyon bile yapamamaktadır.
Öylece durmaktadır.,
Bunu göz ardı ederek, Galatasaray’ın çabalarına “tu kaka” diyenler en azından vicdansızdır.

Hairdesigner
25-02-09, 13:28
Gecikmiş hamle
Rıdvan Dilmen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=2)
Milliyet

Korkmaz’ın yapacağı tek şey; dışarıdan gördüğü gibi takımın kazanma arzusunu geliştirip, maç seçmelerine engel olmak
Çok hırslı kişiliğe sahip olan Bülent Korkmaz, Galatasaray’ı kısa sürede düzlüğe çıkarabilir mi?
Öncelikle çok hırslı sözünü bir düzeltelim. Çok hırslının karşılığı Bülent olarak gösterilmemeli. Genelde bütün oyuncular hırslıdır. Kimse kaybetmek istemez. Bülent’in maç içindeki tavırları böyle bir imaj getirdi ona. Tabii ki, Bülent de maç kaybetmeyi istemez. Galatasaray için en doğru, ama biraz da gecikmiş bir hamledir. Taraftarın kredisine sahip, kulübü çok iyi tanıyan bir hoca. Antrenörlük deneyimi de geçirdi. Oyunculuk ile antrenörlük elbette farklı. Uzun süre kaptanlık yapması, liderlik açısından büyük avantaj. Saha içindeki liderlikten, saha dışındaki yönetime geçişte de tecrübesini geliştirdi.

Sistem ve kadro konusunda ne gibi radikal değişiklikler yapabilir ?
Saha içinde çok büyük değişiklikler yapacağını sanmıyorum. Çünkü Galatasaray 4-3-1-2, 4-1-3-2 de oynayabilen tek takım. Bu yüzden sıkıntısı olmaz. Yapacağı tek şey; dışarıdan gördüğü gibi takımın kazanma arzusunu geliştirip, maç seçmelerine engel olmak.

Bordeaux maçına 4 gün kala göreve getirilmesi Galatasaray için avantaj mı?
Tabii ki, bir kan değişikliğine ihtiyaç vardı. En az Skibbe kadar, oyuncular ve yönetim de hatalıydı. Bu maç öncesi bir şok gerekliydi ve doğru bir isim oldu.

Erciyesspor dışında Gençlerbirliği ve Bursaspor’da başarıyı yakalayamaması kredisini azaltır mı?
Başarının ölçüsünün ne olduğunu tam anlamış değilim. Bunun örneği; Erciyes küme düşmüş olmasına rağmen kupada final oynadığı için başarılı sayıldı. Başarılıydı doğru, sebebi de sonuna kadar mücadele eden bir takım yaratmıştı. Yani başarının ölçüsü olmaz. Çünkü, Gençlerbirliği ve Bursaspor’da kısa dönem çalıştı.

Bülent Korkmaz’ın, Fatih Terim gibi Galatasaray’da uzun yıllar kaptanlık yapması başarının anahtarı olabilir mi?
Galatasaray’da çok büyük başarılar elde etttiği için, oyuncuların da ona saygı duyacağı kesin. Bundan sonrası Bülent’in elinde. Terim olmak kolay değil. Ama bu başarıları yakalayacak kredisi var. Örneğin oyuncular üzerinde otorite kurabilir mi diye söylentiler var. Mevcut kadroda Bülent Korkmaz kadar faydalı ve yıldız olmuş bir oyuncu yok. Bu yüzden bu söylentiler açıkçası beni güldürüyor.

Hairdesigner
25-02-09, 13:29
Hakikatten kaçmanın 1001 yolu
İbrahim Altınsay (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=59)
Radikal

Pazar akşamı Milan Baros penaltıyı Kocaelispor ağlarına yollasa, ardından uzatmalarda Galatasaray bir karambol golü bulsa ve maç 4-3 bitse ne olacaktı?
Büyük olasılıkla Skibbe yine eleştirilecek ama takımın başında Bordeaux maçına çıkacaktı. Ezeli rakip Fener’in ve üst sıralardaki Trabzon’un yenildiği bir haftadan 3 puanla çıkmış olmak Galatasaraylı yöneticileri ve taraftarı mest edecekti. UEFA’da Bordeaux’u elemek de sorun mu, final cepte keklik görülecekti.
Bütün bunlar sahada oynanan futbol hakikatinin üzerini örtecekti. Oysa maça, yeşil-siyahlı bir takımla, sarı-kırmızılı bir takımın karşılaşması olarak bakarsak sonuç hiç yadırgatıcı değil. Türkiye futbolu hakkında hiçbir şey bilmeyen bir Patagonyalı, maçı seyredip ‘futbolun hakikaten adaleti olduğuna’ hükmedebilir.
Kocaelispor’un zaten gol atma gibi bir sorunu yok. Ligin en çok gol atan takımlarından biri onlar. Sorunları kolay gol yemeleri... Oradan buradan toplanan futbolcular bu zamana kadar mücadele etmemiş, etmeye niyetlenseler bile bir takım uyumu sağlayamamıştı. Takım öne geçtiği maçları kaybediyordu... Gol atarken bireysel beceriler belirleyici olur ama gol yememek için savunma uyumu şart. Belli ki son hocaları Erhan Altın takıma biraz mücadele gücü ve savunma anlayışı vermiş.
Zaten Altın da Galatasaray maçından sonra hakikati bütün çıplaklığıyla dile getirdi. “Göreve geldiğimde takımın kondisyonu sıfırdı. Bir sürü oyuncu gitmiş, bir sürü yeni oyuncu gelmişti” dedi ve ekledi: “Aslında sezon başı hazırlığı en az yedi hafta sürer. Biz şimdi bir yandan sezon başı hazırlığını yapıyoruz, bir yandan da puan toplayıp kümede kalmaya çalışıyoruz.”
Hakikaten, Lig’in ikinci bölümünün başından itibaren bir puan sıralaması yapsanız, Kocaeli zaten Galatasaray’ın üzerinde yer alacak. Kocaeli belki sezon sonunda küme düşecek ama sadece ikinci yarıya göre yapılacak sıralamada üstlerde yer alacak.
Bu da futbolun bir başka hakikatine, transfer tahterevallisine bindiriyor bizi.

Tahterevalli iner çıkar
Daha önce de yazdım. Bu tahterevalli şöyle işliyor. Sezon başında bir sürü transfer yapıyorsunuz. Ayrıca, eski hocanız size olağanüstü başarılar kazandırmamışsa
yeni hocayla anlaşıyorsunuz. Bu kadar ‘yeni’den kısa zamanda uyumlu bir takım
çıkmayacağı için lige kötü başlıyorsunuz.
Hocanız takıma iyi kötü bir oyun anlayışı yerleştirmeye çalışırken her maçtan sonra sonuç üzerinden topa tutuluyor. Eleştiriler siz yönetime dönmeye başlayınca, sezon ortasında bu kez hocayı yolluyor, yeni hoca getiriyorsunuz. Eğer bu işi ocaktan önce yapmışsanız,
yeni oyuncular da alıyorsunuz. Ama esas olarak haziranı dört gözle bekliyorsunuz. Yine bir sürü yeni futbolcu alıp medyaya malzeme vermek ve taraftara umut dağıtmak için.
Haziranda futbolcu, sezon ortasında hoca tarafı iniyor aşağıya tahterevallinin... Bu kararları alan başkan ve yöneticiler tam ortada durduğu için onların dengeleri bozulmuyor. Pekiyi bedeli ne oluyor bunun? Sokağa atılmış milyonlarca dolar... Tekrarlana tekrarlana bir anlamı kalmamış düşünceler, ilkeler, idealler...
Büyük takım da böyle, kümeye yeni çıkmış takım da. Yönetimler hoca ve futbolcu öğüterek, parazit bünyeler gibi sağlıksız biçimde şişiyor. ‘Büyük’ takımla ‘küçük’ takım arasındaki tek fark, büyüklerin tonla, küçüklerin kiloyla para ezmesi... Büyüklerin ‘şampiyonluk’, küçüklerin ‘kümede kalma’ havucunun peşinde koşması...
Bakın hocasını ve takımının iskeletini değiştirmeyen Sivasspor ligin tepesinde... Ligde olmalarında hiçbir mânâ olmayan Ankaraspor ve İBB sırf hoca ve kadro istikrarı yüzünden hep orta sıralarda. Kayseri de öyle. Trabzon üst sıralardaki yerini, yeni bir kadro kurmasına karşın bunu geçen yıl göreve gelen hocasıyla yapmasına borçlu.
Lig mücadelesinin temel bir hakikati var çünkü; “sezon başı takımını kurar, sezon sonu emeğinin karşılığını iyi kötü görürsün. Uygun hocada ısrar edersen eninde sonunda hedefe ulaşırsın”... Biz de ise yönetim her an sil baştan yapabilir. Kolay start alıyoruz ama nedense hep orada kalmak işimize geliyor.
Beşiktaş bu tahterevalli de 60-70 milyon dolar attı sokağa... Tazminatları da eklerseniz 100 milyon doları aşıyor.
Başka nerede tahammül edilir buna?
Hoca gidecek dertler bitecek
O yüzden mesele “Skibbe gitmeli miydi, yoksa hiç gelmemeliydi” meselesi değil. Çene yormanın anlamı yok... O halledildi, sıra Aragones’e geldi. O gidince de başka-
sına sıra gelecek. Geriye bakın, Galatasaray zaten kaç sezondur sezon ortasında hoca yolluyor. Beşiktaş’ın avantajı (!) Ertuğrul Sağlam’ı erken yollayıp Denizli’yi göreve getirmek oldu! Denizli hem yönetimi sakinleştirme, hem de takımın oyun anlayışıyla uğraşma fırsatına sahip oldu! Artık onun da yollanacak hali yok ya!
Aynı şey futbolcu transferleri için de geçerli... Gaziantep, savunma göbeğinde büyük uyum sağlamış Bekir-Deumi ikilisini bozuyor, sırf Real Madrid’de oynamış diye Julio Cesar’ı takıma koyuyor, sonra o dağılan göbekten üç gol yiyor... Takımda ve özellikle de orta alanında ileri geri oynayacak eleman sıkıntısı çeken Trabzonspor, ekimden beri maç yapmamış ve kadroya ocak sonu katılmış Alanzinho’dan medet umuyor. Brezilyalı iyi futbolcu mu, kötü futbolcu mu? Trabzon’a yararlı olur mu? Bunu da kalkıp bir maçta ölçmeye çalışıyoruz. Takımlar kader maçlarını hazırlık maçı niyetine oynuyor.
Sonra da Beşiktaş’ta Gordon Milne’in yedi yıl görev yaptığı yıllara, Fatih Terim’in dört yıl Galatasaray’ın başında bulunduğu ilk dönemine övgüler düzüyoruz. Olumlu ne varsa oradan örnek gösteriyoruz. Bakın o dönem futbolcu olanlar bugün teknik direktör. İşte Bülent Korkmaz. Ee, çırağın kalfa, kalfanın usta olması için belli bir ustanın yanında eğitilmesi gerek. Bu futbolcu da olur, Robson’un rahle-i tedrisinden geçmiş Mourinho adlı bir çevirmen de.
‘Bizi çalıştırır mısınız?’
Bu sıralar Alex Ferguson pek gözde.
İskoç hocanın 22 yıldır Manchester United’ın başında olduğunu sık sık tekrarlı-yoruz ama ilk yıllarında takımın neredeyse küme düşecek hale geldiğini unutuyoruz.
Yabancı hocaları yalvar yakar, açık çek vererek ikna ediyor, kırmızı halıyla karşılıyoruz ama daha sezon bitmeden sanki büyük hainlik yapmışlar gibi yolluyoruz. Mourinho’nun Chelsea’de görevi kabul etmeden önce günlerce sunum yapması ve çalışma koşullarını tartışması bize bir şey ifade etmiyor. Liverpool’a Şampiyonlar Ligi’ni kazandırmış, ayrıca bu ligde final oynatmış Benitez, yetki konusu netleşmediği için hâlâ sözleşme yenilemiyor.
Şimdi Aragones’i yollarsak ligde yabancı hoca kalmayacak. Bir de Cimbom Bordeaux’a elenirse tamamen biz bize kalacağız. Oh ne rahat; uzat ayaklarını, gamsız maç izle. Yerli hocaları günah keçisi yapıp yollamak daha kolay. Tazminat falan da istemezler. Herkes aynı gemide bu âlemde. Kötü adam olmaz istemezler.
Beşiktaş sık sık hoca değiştirdiğinde, bir taraftar, “Yahu ‘Biri Bizi Gözetliyor’ evindeki gibi hocaları Ümraniye’ye toplaya-lım, her hafta biri takımı yönetsin, biz de ‘gitsin kalsın’ oyu verelim” önerisi getirmişti.
Vallahi yapalım. Nasıl toplumsal hakikatlerin yerine, televizyon realiti şovlarının müdahale edilmiş, kurmaca gerçekliğini koyuyorsak, futbolun hakikatlerinin üzerini de ‘bünyemize uygun’ uydurma bir gerçeklikle örtmekteyiz zaten.

Hairdesigner
25-02-09, 13:29
Korkmaz doğru karar
Ahmet Çakar (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=103)
Sabah

Galatasaray çocuk bakıcısı Skibbe'yle yollarını ayırdı, diğer bir deyimle kovdu. Aslında çok geç kalınmış bir karar. Yönetim doğru yaptı, zararın neresinden dönülse kardır mantığıyla Bülent Korkmaz göreve getirildi. Peki Korkmaz kimdir? Bülent; Galatasaray tarihinin hemen hemen tüm başarılarında başrol oyuncusu olmuş, profesyonelliği ve özel yaşantısıyla hiçbir lekesi olmayan müthiş hırslı bir futbolcuydu. Daha sonra çeşitli Anadolu takımlarında teknik direktör olarak görev yaptı. Diğer bir deyimle pişti ve hafta başından itibaren sıra ona geldi... Galatasaray'dan ayrılışı dramatikti ama dönüşü muhteşem oldu. Korkmaz hem kendi kariyerini hem de Galatasaray'ın geleceğini düşünüyorsa işe çok sert başlamalıdır. İlk haftalarda yapacağı davranışlar sonucu ya futbolcu Bülent olarak kalmaya devam edecek ya da Bülent Hoca olacaktır. Öncelikle yapması gereken Galatasaraylı oyuncuların aylardır alıştıkları "Dolce Vita", yani tatlı hayattan çıkartarak Galatasaray'ın sorumlu futbolcuları olduklarını hatırlamalarını sağlamak olmalıdır. Çünkü görünen o ki bazı futbolcular hem teknik sorumluluklarını yerine getirmiyorlar hem de gece kuşu gibi yaşıyorlar.
Bunların kim olduğunu medya da biliyor Galatasaray yönetimi de biliyor. Pek tabii ki artık Korkmaz da bilecek.
Sevgili Bülent; acırsan acınacak hale düşersin.Tıpkı kovulan Skibbe gibi. Galatasaraylı futbolculara sevimli geleyim dedi, taviz üstüne taviz verdi. Her futbolcu maç sonraları Skibbe için "Onu çok seviyoruz" dedi ama kovulan Skibbe oldu. Galatasaray kadrosu Türkiye (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Türkiye)'nin en iyi kadrolarından biri. Ligde geri düşülmüş olsa da başarı imkansız değil. Bordeaux geçilirse ki bu çok kolay olmayacak. Galatasaray UEFA'da enteresan işler yapabilir. Sevgili Bülent; sezon başından beri görüyoruz. Galatasaray'ın en büyük problemi yenilen goller ve verilen pozisyonlar. Onlara savunma yapmayı öğret. Her birini birer Bülent Korkmaz gibi yap. Galatasaray'ı yukarılara taşıyabilirsen neden ikinci bir Fatih Terim olmayasın?

Hairdesigner
25-02-09, 13:32
Fotoğrafı iyi okuyabilmek...
Atıf Keçeci (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=62)
Zaman

Diğer spor kulüplerinde olduğu gibi Beşiktaş'ta da tüm işlerin değerlendirilmesi, maalesef futbol takımının aldığı sonuçlara endeksleniyor. Bu branşta, özellikle adı büyüğe çıkmış kulüpler şampiyon olmaları halinde başarılı addediliyor. Bu, tribündeki taraftarın tatmin olması açısından da çok önemli.
Kulüplerimizin 'marka değeri' diye devamlı telaffuz edilen olayın içerisinde bu kesimin katkıları yadsınamaz. Bunun yanında kulüplerin gelir–gider kalemlerindeki istikrarlı artışlar, değer yükselişinin temel direklerinden biri. Bu tabloyu oluşturacak da görevdeki yönetimler. Buralarda görev yapanlar zorla getirilmediler. Seçimlerinde araya soktukları etkin isimler sayesinde kartvizit yöneticisi olmaktan öteye geçemeyenlerin sayısı oldukça fazla. Halbuki vizyonu geniş, bilgi ve tecrübe birikimleri olan, sağlıklı karar verme yetenekleri üst düzey yöneticilerle işlerin daha sıkıntısız gideceği muhakkak.
Son Mali ve İdari Genel Kurul'daki fotoğraf iyi incelenmeli. Kongreye adamlarını getirmesi için imza yetkisi bile verilmeden yüksek bir meblağ ödenerek maaşa bağlanmış kişilere rağmen katılım bin 200 civarında kaldı. Bu sayının ibra yoklaması esnasında 500'e kadar düşmesi hayli ilginç. Diğer tarafta 3'erli, 5'erli gruplar halinde toplanıp 'ne yapabiliriz' diye fikir yürütenlerin kaldırdığı 'ibra etmiyorum' oyları dikkat çekici. Düşüncelerini bin bir zahmetle kongre başkanlık divanı tutanağına geçirilmek üzere imza karşılığı irade beyanında bulunanların sayısı önemli. Oylama gizli yapılsaydı sonuç ne olurdu, bunu da iyi analiz etmek gerekli.
Özellikle Sayın Yıldırım Demirören, bu fotoğrafı salim kafayla yanına malum şahısları almadan kendince değerlendirmeli. Bu el kaldıranları hainlikle, Beşiktaş düşmanlığı ile suçlayanların kulübe ne verdiklerini ve de ne aldıklarını, gelecekteki beklentilerinin ne olabileceği hususlarını iyi düşünmeli. İbra etmeyenler tanınan isimler, öncelikle de hiçbir beklentisi olmayan kişiler. 'Hayır' demelerinin önemli nedenlerinden birinin çevresi olduğunu artık anlamalı. Son Gaziantep seyahatindeki fotoğraf denizci tabiriyle 'safra atmak' olarak karelere yansımıştır. Yapılan temizliğin devam etmesi önemli bir aşama olacak. Hâlâ bir iki kapıdan kovsan bacadan giren tipler de saf dışı edildiğinde problem kalmaz. Son olarak söylenmesi gereken husus, alışkanlık haline gelen manipülasyonla yönetim anlayışının günü kurtarabildiği, geleceği ise asla umutlandıramayacağı. Çekilen fotoğraflar iyi okunarak sorumlulukları yönetim olarak üstlenmek, geleceğe dönük gerçekçi, istikrarlı, kalıcı adımlar atmak şart. Bu anlayışın akil kulüp mensupları tarafından da tasvip ve destek göreceği mutlak...

Hairdesigner
25-02-09, 13:32
Yönetimin yanlış hoca seçimi çöküşü getirdi
Levent Tüzemen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=104)
Sabah

Her ülkenin büyük takımları var bu toprakların da üç büyükleri... Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş... Yüz yılı aşan geçmişleri, taraftarları ve sahip oldukları büyük ekonomik güçleriyle sonsuza kadar yaşayacak kurumlar... Arkalarından gelen takımlar da onları örnek alarak yarışıyor ve isimlerini duyuruyor. Trabzonspor örneğinde olduğu gibi... Bu dizinin amacı artık kurumsallaşmış ve dünyanın birçok yerinde taraftarı olan takımlarımızın neden bu hale düştüğü... Galatasaray ve Beşiktaş sezon ortası hocalarını değiştirdiler. Fenerbahçe'nin durumu da ortada... Biz bir fotoğraf çekiyoruz, burada hayatın gerçeği var... Ünlü Uruguaylı yazar Eduardo Galeano diyor ki; "Ben basit bir 'iyi fubol dilencisiyim'. Elimde şapkam, dünyanın dört bir yanını geziyor ve stadyumlarda yalvarıyorum: 'Tanrı rızası için, güzel bir maç lütfen!' Güzel bir oyun gördüğüm zaman da bunu sağlayanın hangi takım ya da hangi ülke olduğuna bakmaksızın bu mucize için şükranlarımı sunuyorum.

Galatasaray, geçen sezon çok ilginç bir şampiyonluğa imza atmıştı. Teknik direktör Feldkamp son 6 haftada gidince takım bütünleşmesi mutlu sonu getirmişti. Ağabeylerin, özellikle yerli futbolcuların kenetlenmesi şampiyonlukta büyük rol oynamıştı. Yıldız olarak transfer edilen ama beklenen performansı sergileyemeyen Lincoln, sezon bittikten sonra Almanya (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Almanya)'daki menajeriyle temasa geçip "Beni buradan kurtarın" dedi. Sıkıntısının ne olduğu sorulunca da, "Takım içinde benim futbol dilimi konuşan yok. Deneyimlilerle anlaşamıyorum. Yetenekli gençler var ama daha olmaları lazım. Bu kadroyla mutlu olmam zor" yanıtını verdi. Galatasaray yönetimiyle temasa geçip lincoln'un sıkıntısını anlatan menajerleri, "Eksiklerimizin farkındayız. Özellikle hücum hattına çok önemli takviyeler yapılacak" yanıtını alıp Lincoln'e ilettiler. Gerçekten bu sözü tuttu Galatasaray yönetimi. Yeni sezona belki de tarihinin en önemli transferlerini yaparak sezona girdi. Takımda daha önce Hagi, Popescu, Taffarel gibi yıldızlar forma giymişti ama bir transfer sürecinde bu kadar önemli yıldızın takıma katıldığı pek görülmemişti. Portekiz Milli Takım (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Milli Takım)ı'ndaki Fernando Meira, İtalya Milli Takım (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Milli Takım)ı'ndaki Morgan De Sanctis, Çek Cumhuriyeti Milli Takım (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Milli Takım)ı'ndaki Milan Baros, Avustralya Milli Takım (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Milli Takım)ı'ndaki Harry Kewell sırasıyla Stuttgart, Sevilla, Olympique Lyon ve Liverpool (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Liverpool) gibi Avrupa'nın önde gelen takımlarından Galatasaray'ın yolunu tuttu. Takımın başına Leverkusen'den teknik direktör Michael Skibbe getirildi. Alman teknik adamla geçirilen ilk haftalarda kafalarda soru işaretleri uyandı. Skibbe, daha imza attığı gün tören sonrası "Haftaya görüşürüz" dedi ve uçağa atladığı gibi ülkesine döndü. Florya'nın müdavimleri, "Bu nasıl iş? İmzayı atıp gitti. Merak edip, tesisleri, sağlık merkezini, kondisyon salonunu gezmedi bile" diyorlardı.

SAKATLIKLAR CAN SIKIYOR
Zaten Galatasaray'ın içini bilenler Skibbe'nin ilk tercih olmadığının farkındaydı. Ortak hedef Fransız idi. Ancak hoca konusunun karara bağlanacağı toplantıda Adnan Sezgin "Skibbe bize daha uygun" deyince Polat da etkilendi ve Alman teknik adam Galatasaray'ın başına geçti. "Çok çalışkan" denilen Skibbe'nin sezon öncesi yapılan kampta futbolculara karşı yumuşak tavrı, üç günde bir verilen izinler özellikle Alman ekolünden gelen bir teknik direktöre yakıştırılamadı. Galatasaray, sezon öncesindeki "Ağustos böceği" tablonun cezasını sezon içinde çok çekti. Sakatlıklardan yakasını kurtaramadı. Bunlar içinde teknik heyetin yakındığı gibi darbeye bağlı olanlar da vardı elbette, ama sakatlar oynayabilecek durumdakileri geçtikçe Galatasaraylı futbolcuların çok kolay sakatlanıp çok zor iyileşmeleri de iyice dikkat çekmeye başladı. Büyük paralar ödenerek kurulan takımın Şampiyonlar Ligi'ne kalması camia için çok önemliydi; yönetim için daha da önemliydi. Kurada Galatasaray'a çok ciddi rakipler içinde Steaua Bükreş çıktı. Aslan "dişine göre" bir rakip bulmuştu. Ama özellikle İstanbul'daki maçta Skibbe'nin sahaya sürdüğü 6 defans oyunculu tuhaf 11 ve alınan 2-2'lik beraberliğin rövanşta telafi edilememesiyle büyük bir gelir kapısının kapanması ağır darbe oldu. Galatasaray'a birçok negatif ilki yaşatacak olan Skibbe siftah etmiş, Galatasaray ilk kez Şampiyonlar Ligi ön elemesinde gülen taraf olamamıştı.

YALANCI BAHAR RÜZGÂRI
Sezon ilerliyor, Galatasaray bir türlü kadrosu orantısında futbol kalitesine ulaşamıyordu. İyi futbol oynanamadığı gibi, takımın iyi çalışmadığı sahada bir omuzda yıkılanlardan, idmanlarda bile üst üste yaşanan sakatlıklardan anlaşılıyordu. Skibbe'nin takımı "iyi yönetmesi için" mi, yoksa "yönetilebildiği için" mi göreve getirildiği tartışılıyordu artık. Bursa yenilgisi sonrası, Skibbe'nin yardımcıları Ümit Davala ve Edwin Boekamp'ın görevlerine son verildi. Skibbe kaldı ama sorunlar devam ediyordu. İstanbul'da alınan Metalist yenilgisi sonrası camia 2009'a yeni bir hocayla girileceğinden emindi. Biri UEFA, dördü lig olmak üzere 2008'in son beş maçının kazanılmasıyla Galatasaray yönetimi takımın toparlandığını sandı. "Bir kırlangıçla bahar gelmez" sözünü unutmuşlardı. Aynı söz, aynı şekilde Almanca'da da vardı; ama Skibbe de o sonuçlara aldanacaktı.

OPERASYON TERS TEPTİ
Devre arasındaki transfer döneminde iki önemli olay yaşandı. İlki Linderoth'tu. Sağlık heyeti, İsveçli hakkında olumlu rapor verememesine rağmen yaraya müdahale edilmedi. Yönetim, yarayı kangrene dönüşmeden tedavi etmeme hastalığını sürdürdü. Bir operasyon da Ümit Karan'a yapılmaya çalışıldı. Kaptan, Aydın ve Mehmet Güven ile Sivas'a teklif edildi; karşılığında Mehmet Yıldız istendi. Ama Galatasaray yönetimi bu transferi de bitiremediği gibi, Ümit Karan'ın kafasına "Artık takımda istenmiyorum" düşüncesini iyice yerleştirdi. Bu iki operasyonun sonuçlandırılmadığı devre arasında hazırlıklar da sezon öncesi gibiydi. İkinci yarı için en geç bir araya gelen takım olan sarı-kırmızılıları Antalya kampını izleyince "Antrenman falan yapmıyorlar. Yağ satarım, bal satarım oynuyorlar" demiştim. Kupadaki Altay, Malatya maçlarında yine as futbolculara yüklenen Skibbe, yine peş peşe gelen sakatlıklardan yakınacak, aynaya hiç bakmayacaktı. Tıpkı Galatasaray yönetimi gibi hatayı kendisinde değil, dışarıda arıyordu. Ama bunun hatalarını görememesine yol açtığını fark edemiyordu. Yönetim Kurulu'nun federasyon ve MHK'ya savaş açması, yapılan sert açıklamalar, internet sitesindeki bildiri Skibbe'ye bu yanlış yolda ışık tutuyordu. Ancak özellikle internet sitesindeki bildirinin üslubu, Galatasaray camiasından da tepki almıştı. Camia, yönetim kurulunun TFF ve MHK ile savaşında yüzde yüz kenetlenmemişti.

Hairdesigner
25-02-09, 13:33
Kahramanlar
Orhan Yıldırım (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=52)
Fanatik

Bilal Eyüboğlu, Müfit Arın, İlker Şentürk, Mesut Temizişler, Berk Karahan, Sertan Aytaç, Mustafa Aközlüer, Bülent Erkol, Gökhan Aksu, Vlademir Zeliç, Staniskov Tutiç, Saffet Halilagiç, Yılmaz Özgür, Utku Ergürler, Ali Kemal Nakkaş, Oğuzhan Büyük, Nesih Çakar, Valeri Parskov, Ercan Aşıkoğlu, İbrahim Demir, Uğur Çoban, Ramazan Döne, Ömer Arifoğlu, Dmitri Fedonov, Nazmi Geles, Ali Çakır, Bahadır Tunçtaşkın, Engin Yılmaz, Ersin Yüksel, Kenan Aygül, Musa Yılmaz, Recai Özmemiş, Yaşar Koca, Sait Selçuk... Bu isimleri tekrar okuyun. Acaba bir tane tanıdığınız var mı? Sadece sizler değil, bizler de pek çoğunu tanımıyoruz!

24 saat içinde yaşadığımız, artık hayat tarzımız haline gelen kulübün içindeki gerçeklerin bir kısmına uzak kalmışız. Önce bizlere yazıklar olsun(!). Olsun da, ya diğerleri... Bu isimlerin yanında kimse yok. Geçen yıl şampiyonluğa giderken tam 10 ay beş kuruş para alamadılar. Oynadılar. Hem aldıkları para sudan ucuz. En basit tabirle sıradan futbolcunun bir yılda kazandığını, spor yaşamları boyunca alamıyorlar. Ama çıkıp da kimseye dert yanmıyorlar. Hepsinin ailesi var. Belki cepleri boş ama yürekleri var...
Maçlarına giden gelen olmaz pek. Hatta tarihe geçecek maçta bile. Onları havaya sokacak taraftar yanlarına uğramaz pek. İnönü’de, ‘Alen sahaya, üçlü çektir Kartal’a’ diye motive eden durum da söz konusu değil. Bir kaç yönetici uğrar, Avrupa hatırına. Maçı izler, çekip gider! Medya dersen unutmuş. Aradaki tek fark ayakla değil, elle gol atıyor olmaları!..

İşte bu isimsiz kahramanlar Beşiktaş Erkek Hentbol takımı. Sadece ilklere imza atan kulübün değil, Türk spor tarihine geçtiler. Avrupa’da çeyrek finale kalan ilk ekip unvanını yakaladılar. Hadi kulüp amatör branş diye, ilgisiz. Ya Hentbol Federasyonu ne yapar? Yukarıda teknik heyetinden, oyuncusuna, personelinden malzemecisine kadar tek tek isimlerini verdiğimiz kişilere ne yaptı. Ya Türkiye Cumhuriyeti Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü neredeler? Acaba bu durumdan, başarıdan haberleri var mı?
Şimdi soruyorum; bir eli yağda, diğeri balda olan futbolcular, aynı başarıyı yakalasa, ne olurdu? Elbette aynı tepkiyi beklemiyoruz. Ancak bunlara hep birlikte sahip çıkalım. Gerçek ‘Kahramanları’ omuzlara alalım. Onlar bunu fazlası ile hak ettiler. Haklarını verelim.
Utanarak!..

Hairdesigner
25-02-09, 13:33
KORKUyorum!
Atilla Gökçe (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=43)
Milliyet

Türk Futbolu’nun en çok gün görmüş, umur görmüş, onur kazanmış kaptanı kesinlikle O’dur...
2000’de UEFA Kupası’nı kaldırmış 2002’de FIFA Dünya Kupası üçüncülüğü kazanan takımın başında podyuma çıkmıştır.
Dahası, tanıdığım ve saygı duyduğum sporcuların ilk sıralarında yer alır...
O’nunla birkaç kez buluştuk... Radyo, te- levizyon, gazete röportajları için... Her defasında yanında eşiyle birlikte geldi. Kendilerini bir tür “yarı tanrı ” olarak gören “benmerkezli ” oyunculardan değildi. Sosyal davranışlarına özen gösteriyor, bir camiayı temsil ettiğine inanarak, daha sorumlu ve örnek davranıyordu.
En çok etkilendiğim davranışı da, Fenerbahçe’de kalp rahatsızlığı geçirerek hastaneye yatan Brezilyalı Washington’u eşiyle birlikte ziyaret etmesi oldu. O sırada Fenerbahçeli futbolculardan henüz takım arkadaşını ziyaret etmemiş olan var mıydı, yok muydu ? Bilmiyorum.
Oyun sırasında bir savunma oyuncusunun olması gerekenden kat kat fazlasıyla saldırgan ve sert bir kimlik sergilemesini yadırgardım... Maç bittiği zaman hepsiyle arkadaştı, dosttu.
Galatasaray’ın hangi vedası dramatik olmamış ki! Bülent Korkmaz da Hagi ve Hakan Şükür’de olduğu gibi, çok buruk ayrıldı kulübünden. Telefonlarını kapattı...
Yanlışlıklar zinciri
Diyalog için fırsat vermedi ve suskun bir duruşla kırgınlığını herkese gösterdi.
Özhan Canaydın’ın önermesiyle Kayseri Erciyesspor’a hem de 2,5 yıllık bir sözleşmeyle gittiğini hatırlayalım. Bu O’nun ilk antrenörlük denemesiydi... Futbolcularıyla beklenenin üzerinde bir sinerji oluşturdu. Kupa’da Galatasaray’ı elediler ama ligde tutunamayıp düştüler.
Korkmaz, bence ilk hatasını orada yaptı... Futbolculuğunda tek forma ile sergilediği devamlılığı, antrenörlüğünde gösteremedi. Sonrasındaki Bursaspor ve Gençlerbirliği deneyimleri de biliyorsunuz, tatsız maceralardı.
Bugün bakıyorum ve şaşıyorum...
Bülent Korkmaz, Skibbe’yi göndermekte geç kalan Galatasaray’ın teknik direktörü...
Adnan Polat ve Adnan Sezgin ikilisi, teknik adam seçimi ve yönetimi konusunda sergiledikleri yanlış, tutarsız ve çelişkilerle dolu uygulamalarına bir yenisini Kaptan’la ekliyorlar.
Medyaya bakarsanız, “Skibbe gitsin de ne olursa olsun!” diyenler, ya da “zaten daha kötüsü olamaz!” diye ahkam kesenler, enini boyunu hesaplamadan Korkmaz’a destek veriyorlar.
Elbette bu krediyi baştan hak ediyor Kaptan. O kredide kendisine duyulan sevgi ve sempatinin de etkisi var.
Ama eğri oturup doğru konuşalım... Korkmaz, hangi usta ve yetkin hoca ile çalışıp kariyerini geliştirmiştir ? Yönetimin ve camianın öfke ve kızgınlık anında apar topar Florya’ya davet edilmesi, hazırlıksız yakalanmasına neden olamaz mı ?
Hemen her bir oyuncunun ayrı bir karakter, ayrı bir sorun, ayrı bir kapris olarak tanımlanabileceği koca takımda dengeleri oluşturmak için emektar kaptan kimliği yeterli midir ?
Lincoln ile Arda’yı, Baros ile Ümit Karan’ı, Nonda ile Yaser’i, Barış ile Sabri’yi nasıl tartacak, onlardan nasıl bir akılla yararlanacaktır ?
Duruşu nasıl olacak?
Ciddiyeti sarsılan, büyük ve parıltılı kadro zenginliğine rağmen yurt içinde farklı, yurt dışında daha farklı karakterler sergileyen Galatasaray’a sezonun yarısı geçilmişken nasıl bir karakter katkısı sağlayacaktır?
Daha önemli sorular da var : Adnan Polat Adnan Sezgin iktidarı, teknik direktör iplerini elde tutma ve hep yönetebilecekleri, oynayabilecekleri adamı arama konusunda böylesine ısrarlı iken, Bülent Korkmaz nasıl dik duracaktır ?
Geçen yıl kovulan, bu yıl Skibbe’nin başına danışman olarak getirilen Karl Heinz Feldkamp’la ilişkileri ne kadar samimi, sıcak, anlayışlı ve verimli olabilir ?
Bu soruları sormadan genç hocaya engin kredi açanlar, ya Galatasaray’ın gerçeklerini bilmiyorlar, ya da Bülent Korkmaz’ı tanımıyorlar.
Bu buluşma bir başarı öyküsüne dönüşebilir mi ?
Öyle olmasını dilerim... Ama yine de duygularımı söylemeliyim :
Bülent Hoca “Korkmaz” da... ben korkuyorum!

Hairdesigner
25-02-09, 13:34
Bir arpa boyu!
Tamer Bağlan (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=15)
Fanatik

Beşiktaş ligin 25. haftasının, yani Sivasspor maçının sonunda lider olursa; geriye ikincilik kalır, Şampiyonlar Ligi için ve sonrasında UEFA’ya katılabilme mücadelesi...

İster suni zeminden etkilensin, bu zeminde 8 puan bırakan Fenerbahçe’nin narin ayakları, ister kural hatası olsun her Galatasaray maçında, ister bir Alanzinho komikliği daha transfer etsin Trabzonspor, ister ‘gönüllerin şampiyonu’ olarak anılsın Yiğidolar...

İddia ettiği gibi liderse, 26. haftadan itibaren Mustafa Denizi haklıdır artık Türkiye’de. Eğilip, bükülmeye, eğrilip, burkulmaya, kıvrılıp, kıvırmaya gerek yok!

Sivasspor’u elemeyi başarırsa Fenerbahçe, alır bu sezon Türkiye Kupası’nı ve hiçbir özelliği kalmaz artık bundan sonra, abartılmaya çalışılan, ancak abartılacak bir organizasyonla bir türlü organize edilemeyen, Türk futbolunun son dönemdeki büyük angaryasının. Grup maçlarında şu kadar kazandı, çıkınca bu kadar daha aldı, gibi sıradan ve sözü bile edilmemesi gereken gelirler de, hak ettiği ‘gerçek’ değerini bulur ondan sonra...
Şampiyonlar Ligi’ne kalamazsa üç büyüklerin en azından biri, gelecek sezon çok acıtır bu durum bizi. Biber kadar ‘Acı’ ancak ‘Gerçek’ bu, ne yazık ki!

Klavyenin tuşları yazmak bile istemiyor dese de insan, düşünüyor haklı olarak.
Siz de düşünün, Sivasspor ve Trabzonspor gibi hâlâ zirveye oynayan takımların taraftarları, yöneticileri de düşünsün; gelecek sezon bu iki güçlü Süper Lig takımının Şampiyonlar Ligi’ne birlikte katılma olasılığını...

‘Üç Büyük’ olarak adlandırılanlar, Avrupa’da daha tecrübeli olanlar biraz daha fazla düşünsün tabii. Örneğin; Fenerbahçe!

Fena mı olurdu, beş, altı sezon üst üste bu büyük organizasyonda sürekli yer alması Kanarya’nın. Onca, ekonomik olanak varken elinde! Arkasında onca, her şey varken bu ülkede...

Elbette hata yapılır, insan değil miyiz sonuçta; başkan, yönetici, teknik direktör, menacer, futbolcu, taraftar, medya unsuru veya kaşar-ekmekçi olsak da. Ancak kırılma noktalarından ibret, istikrardan nasip, geçmişten ders almak gerekir mutlaka.

Aksi halde, masallarda olduğu gibi, yürür yürür bir de bakarsın ki, bir arpa boyu yol gitmişsin...

Hairdesigner
25-02-09, 13:35
Baş sorumlu ayağa kalk!..
Öcal Uluç (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=152)
Türkiye

Galatasaray’ın bu hâle düşmesinin sorumlusu, elbette Skibbe’dir, onun “darmadağın ettiği” ve “yüz verip, yoldan çıkardığı” futbolculardır ve elbette “bu şubenin sorumlusu” olan Adnan Sezgin’dir ve Haldun Üstünel’dir!..
Ama bunlar “baş sorumlu” değillerdir, baş sorumlu, Başkan Adnan Polat’tır!..
“Bunca tecrübesine rağmen”, Adnan Sezgin ile Skibbe’yi “takımın başında tutan” ve “ancak rezalet ayyuka çıktığında” aklı başına gelen ve faturayı da “sadece Skibbe’ye çıkaran” Adnan Polat!..
“Galatasaray Başkanı gibi” olacağına, “stattı, tesisti, yapılanmaydı, borç ödemeydi, forma ve kombine bilet satmaydı” hikâyeleri anlatarak “başkanlık koltuğunda tek başına ve alternatifsiz oturacağını sanan” ve etrafında kurduğu “şakşakçı” imparatorluğunu “buna inandırıp”, sonunda “kendisi de inanan” Aziz Yıldırım’a özenen Adnan Polat!..
“Doğruları cesaretle ve açık açık söyleyen” gerçek dostlarına “eğri bakan”, onları “Galatasaray düşmanı ilân ederek”, adeta “Aziz Başkan’ın kopyası olmayı hedef seçtiğini” ilân eden Adnan Polat!..
Hâlâ cevap bulamadığım iki soru var:
1 - Geçen yıl “kendisine de, takıma da, Galatasaray’a ihanet ettiğini” söylediği Feldkamp’ı “neden” yeniden İstanbul’a ve kulübe getirdi; “kimsenin hâlâ tam olarak anlayamadığı ve bilemediği ne işi verdiyse”, dünyada “o işi ondan başka yapacak bir hoca” kalmamış mıydı?..
Bu işin ne işi olduğunu “doğru dürüst bilen yok” ama Galatasaray idmanlarını ve maçlarını takip eden arkadaşlarımızın çok iyi bildiği “bir başka şey” var:
Galatasaray’da “saha içi işlerinde top yekûn raydan çıkış”, Feldkamp’ın eşofman giyerek Skibbe’nin antrenman yaptırdığı sahaya girerek, Lincoln başta olmak üzere futbolcularla konuşması ve onlara öğüt vermesiyle başladı!..
“Yardımcıları kendisinden habersiz görevden alınarak ve kendisinden habersiz yeni yardımcılara görev verilerek”, hocalık haysiyetine ağır darbe vurulan Skibbe’yi, “bu olay” futbolcularının gözünde tamamen bitirdi ve “her futbolcu” kendine oynamaya başladı; artık hiçbiri Skibbe’yi takmıyordu!..
Hakan Şükür’ün gönderilmesiyle de, takım “kaptansız kalmış” ve kadro tam bir “başıbozuklar mangası” hâline gelmişti; ama ne Adnan Polat, ne Adnan Sezgin, bu durumu sezebiliyor, tartabiliyor, böylece art arda Şampiyonlar Ligi’nden eleniliyor, Fortis Türkiye Kupası’na “paydos” deniyor, lige havlu atılıyor ve “UEFA Kupası’nda da ümitsiz saatler” başlıyordu!..
2 - Adnan Polat-Adnan Sezgin ilişkisi nedir?..
Hakkındaki “onca” iddiaya ve “bunca” başarısızlığa rağmen, Adnan Sezgin nasıl bir “bulunmaz Hint kumaşıdır” ki, iki yıldır üst üste gelen “onca yöneticilik hatasına rağmen” hâlâ ve hâlâ iş başında tutulur ve de işte nihayet “takım bu hâle düşene kadar” da arkasında olunur ve olunmaya devam edilir?..
Nedir, Sayın Adnan Polat, söyleyin de bilelim, sizdeki “bu” Adnan Sezgin tutkusunun sebebi?..
“O” zat, “o görevde, o yetkilerle tutulduğu sürece”, göreceksiniz, teknik direktörlüğe kim gelirse gelsin, başarılı olamayacaktır!..
“O” zatın, “yönetici kariyerine şöyle bir bakın”, nerede başarılı olmuştur ki, “koca” Galatasaray’ın “futbolunun başında” başarılı olsun?..
Yoo, Sayın Adnan Polat, “Galatasaray, Fenerbahçe Cumhuriyeti değildir” ve Galatasaray’da “Aziz Başkanlık” sökmez!..
İnadınız ve ısrarınız yüzünden, “borç içindeki Galatasaray” neler kaybetti ve neleri kaybetmeye devam ediyor; ortada!..
Dahası, kaybettiği “manevi değerler”, kaybettiği “maddi değerleri” kat kat katlıyor!..
İçlerinde kongre üyeleri de olan onca yılın Galatasaraylıları, telefon üstüne telefon ediyor:
“Öcal Abi, sokağa çıkacak yüzümüz kalmadı; ‘Galatasaraylıyız’ demeye utanır hâle geldik!..”
Adnan Sezginlerle, Skibbelerle “Galatasaray’ı bu hâle getirdiğiniz için” iftihar edebilirsiniz, Sayın Polat!..
“Özhan Canaydın mutlaka gitmeli, Adnan Polat başkan olmalıdır” diye yazıp çizdiğim günlerde, sevgili kardeşim Hıncal Uluç’un söyledikleri kulaklarımda çın çın çınlıyor:
“Bak abi, dilerim, bir gün gelir, Özhan Canaydın’ı aramazsın!..”
Ben, “Galatasaray’ı batıran” Faruk Sürenleri, Mehmet Cansunları, Özhan Canaydınları aramam, Allah da aratmasın!..
Benim aradığım, “Alp Yalman’ın yönetim kurulundaki Adnan Polat’tır!..”
İnsan, “bu kadar” nasıl değişir?..

Hairdesigner
25-02-09, 13:35
Trabzonspor,bu hücum anlayışıyla ipi göğüsleyemez
Zeki Çol (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=63)
Zaman

Geçen hafta, satır arasında değindim. Trabzonspor'un en önemli sorunu, sahasındaki başarısızlığı.Lider Sivasspor'un 31 puan topladığı iç saha maçlarında, Trabzonspor'un hepi topu 21 puanı var. Yarışın diğer takımları Beşiktaş (26), Fenerbahçe (26), Galatasaray'ın (23) iç saha performansları da Trabzonspor'dan iyi.
Peki bu neden kaynaklanıyor?
Cevap açık, net, ortada; Trabzonspor sahasında gol atmakta zorlanıyor.
Bakın, size bunun kanıtı olan bir tablodan söz edeyim: İç sahada Sivasspor 22, Beşiktaş 20, Fenerbahçe 29, Galatasaray 27 gol atmış. Trabzonspor'un attığı gol ise 13!
O zaman, burada sorgulanması gereken konu, Trabzonspor'un sahasındaki hücum anlayışı.
Trabzonspor'un ligde attığı 29 golün dağılımına baktığınızda, Gökhan (9) ile Umut'un (8) önemli ağırlıklarının olduğunu görüyorsunuz.
Bu ligde, Trabzonspor dışında gol için santrforlarından medet uman bir başka takım yok! Başka bir deyişle, Trabzonspor takımının gollerinin yüzde 58,6'sı bu ikiliden geliyor. Buna, çoğu kere sonradan oyuna giren üçüncü santrfor Isaac'in 3 golünü de eklediğinizde oran yüzde 70'lere yükseliyor.
Hele de şampiyonluğa oynayan bir takımda, gol sorununun çok ağırlıklı olarak santrforlar tarafından çözülmesini düşünmek, o takımda bir şeylerin aksadığını gösteriyor!
Mesela orta saha katkısının yetersizliğini!
Trabzonspor'da şu ana dek gol atan oyuncu sayısı sadece 7. Bu da üzerinde çok durulması gereken bir sorun. Ama asıl vurgu yapmak istediğim nokta çok daha farklı. Gollerin dağılımına baktığımızda, orta sahanın toplam goldeki payının çok yetersiz olduğunu gözleyebiliyorsunuz. Selçuk (3), Colman (2), Yattara (1)'nın attıkları gol sayısı 6! 3 golü olan savunma oyuncusu Tayfun'un yüzde 10'luk bir pay sahibi olduğu gollerde, orta sahanın oranı sadece yüzde 20!
Oysa günümüz futbolunda, sayısal ve oransal olarak, özellikle de orta sahanın çok daha etkin rol üstlenmesi gerekiyor.
Trabzonspor'da sorun böyle olunca, özellikle iç saha maçlarında rakiplerin savunma yaparken işleri çok kolaylaşıyor. Çünkü Umut ile Gökhan'ı etkisiz hale getirdiklerinde, Trabzonspor çözümsüzlüğe sürükleniyor.
Öyleyse neyin yapılması lazım?
Trabzonspor'un öncelikle duran toplarda, Song ve Egemen'i alternatif golcü olarak devreye sokması lazım.
Orta alan oyuncularının, ceza alanı içerisinde daha etkili olabilecekleri bir hücum anlayışını geliştirmesi lazım.
Selçuk, Colman, Yattara gibi oyuncularına daha fazla ve daha etkili dış şut atma olanağı yaratması lazım.
Sözün kısası, Trabzonspor'un gol sorununu çözmek için, alternatif oyuncuların devreye girebilecekleri biçimde hücum anlayışının revize edilmesi lazım.
Aksi halde, Trabzonspor bu yarışta umduğuyla değil, bulduğuyla yetinir. İç sahada yapacağı 7 maçta da benzer sorunları ve puan kayıplarını yaşar ve şampiyon olamaz!
Yorum sizin
Bu ligin, 16 maçlık ilk dönemi bittiğinde, tam 6 şampiyon adayı vardı. İkinci bölümde 5'er maç oynandı, önce üst üste 4 yenilgi alan Ankaraspor yarışta havlu attı. Lideri 1 puan geriden izleyen Galatasaray 11, 2 puan eksiğiyle takip eden Fenerbahçe ise 10 puan kaybetti. Zirvedeki Sivasspor'dan, ikisi de 8'er puan geride kaldı.
İkinci yarıya ait puan cetveli, çok çarpıcı bir kırılmayı içeriyor. Zirvede Sivasspor ile Beşiktaş var. Düşme hattında ise Ankaraspor, Galatasaray ve Hacettepe, Gaziantepspor ile aynı puanı toplayan Fenerbahçe!
Bu bir rastlantı mı?
Kesinlikle değil.
Galatasaray ile Fenerbahçe'nin nasıl yönetildiklerini, teknik adam ilişkilerini, var olan sorunları gidermek için neleri yaptıklarını, neleri yapmadıklarını, devre arasını nasıl geçirdiklerini, oyuncularının işlerini ne ölçüde ciddiye aldıklarını değerlendirdiğinizde, düşüşün nerelerden kaynaklandığını görebiliyorsunuz.
Son 5 maçları gösteren puan tablosuna baktığınızda, üç aşağı-beş yukarı, ligin bundan sonraki bölümünde neler yaşanabileceğinin röntgenini de çekmiş oluyorsunuz.
İstikrarlı gidişini sürdüren, çıkışa geçen ya da düşüş yaşayan takımlar hangileri, fikir sahibi olabiliyorsunuz.
Mesela, çoğu zaman oynadığı futbol sorgulanan Beşiktaş'ın, hele de Ernst'in katılımı sonrası takım savunmasını ne denli güçlendirdiğini, hırslı, istekli, mücadeleci oyun yapısıyla yarışa ağırlık koymak için nasıl atağa geçtiğini gözlemleyebiliyorsunuz. Sözü fazla uzatmadan, o puan cetveliyle sizleri baş başa bırakayım. Gerisini siz değerlendirin.
F.Bahçe sadece çaptan değil, koltuktan da düştü!
Fenerbahçe, sadece gözden, çaptan değil, uzunca bir süredir zirveden de düştü.
Geçen sezondan başlayan ve bu sezonun tümüne yansıyan düşüşün rakamsal ifadesi, 24 lig haftası!
Fenerbahçe'nin son şampiyonluğunu elde ettiği 2006-2007 sezonunda lider kaldığı hafta sayısı 27. Birinci haftada başlayan, 6 ve 10. haftalar arası Vestel Manisaspor'a devredilen o sezonda, Fenerbahçe tam 2 hafta ligin zirvesinde kalmıştı. 70 puanla şampiyonluğun kazanıldığı 2006-2007 sezonunda, 11. haftada devralınan liderlik, ligin sonuna dek sürmüştü.
Geçen sezon Galatasaray, lider başladığı ligi 73 puanla şampiyon olarak bitirmişti. 20 hafta zirvede kalmış, 27. haftaya gelinene dek liderlik koltuğuna 6 kez Sivasspor, 3 kez Beşiktaş oturmuştu. 27 haftada liderliği Beşiktaş'tan devralan Fenerbahçe, 31. hafta sonuna dek yarışı önde götürmüş, 32. haftada Galatasaray zirveye yerleşip, yarışı önde tamamlamıştı.
Bu sezon Galatasaray 1, Beşiktaş 4, Trabzonspor ile Sivasspor 8'er kez zirvede olmanın keyfini yaşadılar. Fenerbahçe araya hiç giremedi.
Bunu niye hatırlatıyorum?
Aragonesli Fenerbahçe'nin ne hallere düştüğünü bir de bu tarafından görün diye yazıyorum.
Büyük kariyer... Büyük iddialar... Büyük beklentiler... Ve şu an içinde bulunulan açmaz, yaşanılan hüsran! F.Bahçe nerelerdeydi... Ne hallere geldi!

Hairdesigner
25-02-09, 13:36
Skibbe tamam da, ya diğerleri!
Kemal Belgin (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=61)
Türkiye

Galatasaray’da Skibbe görevinden alındı. Zaten göreve getirilmesi tuhaftı. Allah’tan bu satırların yazarı, Steaua Bükreş maçında bitime on dakika kala kurtarıcı diye, şimdi ismini bile unuttuğum, bir genci maça aldığında bugünleri görmüştü... Ama devre sonu yalanlarıyla övünen yönetim, takımın gizli diğer teknik adamları (!) ve de en önemlisi Galatasaray medyası bugünleri hazırladıkları için gurur duymalıdırlar!..
Bitti mi? Hayır! Benfica maçındaki takım için, “Aynısı Fenerbahçe maçına çıkarsa fark yer” demiştim. Oldu da... En son olarak da, pazar akşamı saat 18.45 sularında TV Net’teki Futbol Masası programımda, Bordeaux maçının üçlü savunma modelini Kocaelispor’a karşı gördüğümü ve de Galatasaray takıldığı takdirde, kimsenin şaşırmaması gerektiğini vurguladım. Ya siz, ünlü otoriteler? Eeee, neden çift santrfor oynatılmıyor diyen, Kewell, Nonda, Baros, Ümit, Lincoln ve hatta Arda‘yı aynı takımda görmek isteyenler sizler değil misiniz?



>> Dışlanan Cengaver, içeri girdi!
Bülent Korkmaz‘ın lakabı “Cengaver”dir. Bu, daha alt yapıdayken takılmıştı. Ama ne var ki, futbolu bıraktıktan sonra adeta dışlanmış, hayatının 20 yılını verdiği kulübü bir jübileyi bile çok görmüştü. Şimdi ise teknik direktör... Adnan Beyler, anlaşılan o ki, Süleyman Bey’in sloganı ile yürüyorlar... “Dün dündür, bugün de bugün...”
Allah kolaylık versin Sevgili Cengaver!



>> Rıdvan Dilmen, Ernst’i tanıdın mı?
Ben izlemedim. İzleyenler dediler ki, Rıdvan Dilmen, Ernst‘i tanımadığını söyledi. “Nereden çıktı bu oyuncu” demiş... Eeee yorumcu dediğin de böyle olacak. Alman Milli Takımında 24 defa oynayan, son beş sezonunu hep üst sıralarda mücadele veren Schalke’de geçirmiş futbolcuyu tanımazsan, adama böyle tanıtırlar. Bence Beşiktaş bu oyuncu ile ivme kazanıyor. Yani bir çeşit Aurelio katkısı gibi...



>> Ersun Yanal stop ediyor!
Hep yazmış, hep söylemişimdir; Ersun Yanal çok iyi bir çalıştırıcıdır. Ancak ne var ki, teknik direktörlüğü zayıftır. İşte yeni bir belgesi... Hüseyin yoksa, ön libero alternatifin kimdir? Devre arası kampında da oynattığın Ceyhun değil mi? İkinci yarıya yenik başlayacağın belli iken, yani kontra yiyeceğin kaçınılmazken Serkan oyundan çıkar mı? Sence göbeği ciddi şekilde kapalı olan rakipler karşısında İsaac‘e doksan dakika tahammül edilmeli midir?
Bak bakalım hocam, bilgisayar neler diyor?


>> F.Bahçe, FIFA’ya gitti mi?
Geçen hafta Fenerbahçe’nin, şu Uruguay’ın ikinci lig kulübü Rentistas’ı FIFA’ya şikayet etmesi gerektiğini yazmıştım. Çünkü asbaşkanlardan Şekip Bey, “Bizim muhatabımız İspanyol ve Türk Federasyonlarıdır” demişlerdi. Ama daha sonra, yani birkaç gün sonra taraftar diyaloğunda bu Rentistas’ı da Güiza‘nın sahibi olarak saymış... Ben izlemedim. Öyle dediler. Doğru duymuşlarsa, Şekip Bey‘in kulağına kim asıldı acaba? Yanlış duyulmuşsa, hâlâ FIFA’ya şikayeti bekliyorum. Her hafta da yazacağım.


>> Yalancıların mumu ne kadar yanar?
Hacettepe maçına, “Hayret, Belediye maçından bu yana ne büyük değişim olmuş. O ne pres, o ne mücadele, o ne hırs “ diye yazanlar, Gençler yenilgisine “Hazır bahaneyi” sunuverdiler; Naylon saha...
Asıl naylon olan sizce kimler? Haaa Aragones gibi bir usta, takımın tek ön liberosunu nasıl oyundan alır? Bu da başka bir şey... Ya Gençlerli oyuncuların ayakları Kocaelisporlu Taner‘inki gibi çalışsa idi...
Haaa Alex mi? O Maldonado ile komşu olduğu sitede kar yağışı seyrediyordu.



>> Bülent Hoca dikkat!
Sivasspor bu hafta, bana göre, final maçına çıkacak. Bu arada Bülent Uygun, oyuncu değiştirmek zorunluluğu hissedip ciddi yanlışlar yapıyor. Murat çıkıp da Sylla giriyorsa, sonra Sezer çıkıp Balili‘nin girmesi de ne demek? Tekrar ediyorum, bu cumartesi ligin finali var... Biraz da Musa‘nın kulağına asılsa derim.


>> Emreciksin-Bolu-A.Gücü trafiği sıkıştı!
Boluspor Başkanı Çarıkçı sert bir açıklama yaptı. Ankaragücü sus pus... Fenerbahçe diyor ki, Gökhan Emreciksin‘i biz serbest transfer üstünden aldık. Yani bonservis ödemedik. Peki, Federasyon ne diyor? Hiiiç! Sizce ne zaman açıklama yaparlar? Birisinin vereceği talimatı ezberleyip öyle açıklama yapacaklar. Ve Boluspor hırsından, Bank Asya Birinci Ligi kasıp kavuruyor... İster misiniz, Süper Lige çıkıp da, iki renktaşın canını sıksın! Mahmut Bey görevde kalırlarsa, o günleri de görürler canım...

Hairdesigner
25-02-09, 13:36
Biz kimin adamıyız?
İbrahim Seten (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=297)
Vatan


GÜİZA için Atletico Rentistas’a ödenen 5.3 milyon Euro’nun sebebini sorguluyoruz bir süredir.. F.Bahçeli yöneticiler sağolsunlar, sorularımıza bazı belgelerle yanıt vermeye çalışıyorlar ama konuyu yanlış yere bağlayıp bizi F.Bahçe taraftarının önüne atıyorlar.. Nasıl mı?

İŞTE geçen cuma günü taraftarla ekranda yapılan sohbet sonrası fenerbahce.org’da çıkan Şekip Mosturoğlu açıklaması:

“GÜİZA’NIN fiyatı 15 milyon 300 bin Euro ve 3 taksitte ödenecek.. Yayınlanan belge 3. taksidi kapsıyor.. Anlaşmada F.Bahçe, Güiza, A.Rentistas ve Mallorca’nın imzaları var.. Rentistas’a ödeme yapılmasını Mallorca istedi.. Güiza için 5 menajere para ödendiği söyleniyor.. Hayır, bakın işte menajerlik sözleşmesine.. 3 şirketle anlaşma imzaladık ve komisyonu kendi aralarında paylaştılar..”

VE can alıcı bölüm: “Kulüp tarafından doğrulatılmayan haberlerle iletişim bize zarar veriyor. Bunu yapanların niye yaptığı konusunda, F.Bahçe taraftarının her şeyin farkında olduğunu düşünüyorum.”

ALİ Koç da Appiah konusunda kulaklarımızı çınlatıyor: “FIFA nezdinde Türkiye’nin durumu ortada.. Bu konjonktürde Appiah’tan 2.2 milyon Euro almamız büyük başarı.. Ama bazı gazeteler bunu ‘Büyük başarı’ olarak lanse ederken, bazı gazeteler ‘Başarısızlık’ olarak gösteriyor.. Bunların arkasında kimlerin olduğunu biliyoruz ve zamanı gelince adreslendireceğiz.. Taraftarımız da bunları biliyor..”

***
BU iki açıklamanın meali şu:

* Bizi bilinçli olarak yıpratmak isteyen medyacılar var..

* Bunların arkasında F.Bahçeli bazı muhalifler bulunuyor..

* 2 konuda da açığımız yok ama özel bilgilerimizi kamuoyuyla paylaşmak canımızı sıkıyor..

* Taraftarımız her şeyi biliyor.

***
ŞİMDİ gelin de kayıtsız kalın o basın toplantısına..

KONUYU fazla dağıtmadan direkt adres göstererek bazı tespitleri yapmamız gerek..

1 GÜİZA’NIN fiyatını F.Bahçe resmen 14 milyon Euro olarak açıklamıştı.. Bu rakam aslında 15.3 milyon Euro imiş..

2 BU transferde Juan Figer’in paravan kulübünün yer almasını Mallorca istemiş.. Aynı kulüp, Alex ve Maldonado transferlerinde de var.. Bu Figer bana güven vermiyor.. F.Bahçe’nin umarım bir bildiği vardır..

3 BİZ sayfalarımızda hem kendi belgelerimize ve sorularımıza, hem de F.Bahçe’nin savunmasına yer veriyoruz.. Oysa F.Bahçe bize, 2 saniye ekrana gösterildiği için içeriğinin ne olduğunu bilemediğimiz bazı belgelerle ve suçlayıcı bir üslupla yanıt veriyor.. Biz F.Bahçe’nin bir suistimali olduğunu öne sürmedik ki hiç.. Sadece kulübün bu ilişkileri açıklamasını istedik.. Ne yazdığımızı bilmeyen F.Bahçe kamuoyu ise bu şekilde bize tepkiye koşullandırılıyor..

4 APPIAH’I 8 milyon Euro’ya Juventus’tan satın aldıktan sonra 2.2 milyon Euro’ya elinden kaçırmak başarı sayılıyorsa, bunu söyleyenler ya F.Bahçe’nin büyüklüğünün farkında değil ya da F.Bahçe Appiah davasında yüzde 100 haklı değil.. Olsa olsa F.Bahçe’nin Appiah için ödediği 8 milyon Euro’ya yakın bir parayı kurtarması başarı sayılabilir.. Ötesine beni kimse ikna edemez..

5 EN aklı başında yöneticiler bizi böyle taraftara şikayet eder ve “Taraftarımız her şeyin farkında” derse bu, “Bunlar bize düşman” anlamına gelebilir rahatlıkla.. Bu tarz, Sayın Koç ve Sayın Mosturoğlu ile aramızdaki hukuka hiç uymuyor..

***
GELELİM en önemli mevzuya..

F.BAHÇELİ 2 yönetici “VATAN gazetesinin haberlerinin arkasında kimlerin olduğunu biliyoruz” diyerek haberlerimizin arkasında Tahir Kıran, H.Bilal Kutlualp, Sadettin Saran, Şadan Kalkavan gibi muhalifler olduğunu ima ediyorlar galiba.. Burada net olarak kendimi bağlayayım da yarın-öbür gün tatsızlık çıkmasın..

* TAHİR Kıran’ı hayatta 2 kere görmüşlüğüm var, hiç tanımam.. Ayrıca kendisi bizi hiç sevmez daha önce yaptığımız haberlerden dolayı.. F.Bahçe’ye başkan veya yönetici olabilecek kalibrede olduğunu da düşünmüyorum..

* KUTLUALP futbol şubesine iyi hizmet etmiş bir yöneticiydi.. Transfer işlerini van Hooijdonk, Anelka, Alex gibi örneklerden dolayı iyi bildiğine inanıyorum.. Ama şu an o da başkan olamaz..

* SARAN eski bir dostumdur.. Ama F.Bahçe’de kendisine bir gelecek kurmaya çalışmasının hem F.Bahçe, hem de kendisi için zararlı olacağı aşikârdır..

* ŞADAN Abi’yi yakın dostu olan yazarımız Selim Soydan’dan dolayı iyi tanırım.. Adaylığına saygı duyuyorum.. Yine de eğer F.Bahçe kongre üyesi olsam, Yıldırım ile Şadan Kalkavan arasında geçecek bir seçimde, oyumu Yıldırım’dan yana kullanırdım..

YANİ bazı beyefendilerin buyurduğu gibi değil her şey; bu gazetenin ve benim ima ettikleri insanlara yakınlığım/uzaklığım ancak bu kadardır.. Ötesi de yakışıksızdır ve iftiradır..

* ŞUNU da belirteyim, Sayın Koç ve Sayın Mosturoğlu ile tanışıklığım/yakınlığım sözü edilen 4 kişiden fazladır.. Ve.. Şu ana kadar adını andığım insanlar içinde, Yıldırım’ın görevi bırakması halinde F.Bahçe Başkanlığı’nı hakedecek kişi tektir: Ali Koç.. Kendisi de böyle düşündüğümü gayet iyi bilir..

O ZAMAN nereden çıkıyor bu imalı dokundurmalar? Niye tartışmaya açılan her konu veya sorulan her soru böyle büyük suçlamalar ile geri iade ediliyor?

***
TÜRKİYE’DE gazetecilik yapmak ne kadar da zor..

G.SARAY taraftarları F.Bahçeli yaftası vurup “Aziz Yıldırım’ın tetikçiliğini yapıyorsunuz” diye bizi suçluyor.. Çünkü durumları şu anda ortada olan yöneticileri buna çanak tutuyor..

F.BAHÇE taraftarları “Aziz Yıldırım ve F.Bahçe düşmanısınız” diye kızıyor.. Çünkü “Muhalefetin adamısınız” diyen yöneticileri buna çanak tutuyor..

BEŞİKTAŞ muhalifleri “Yıldırım Demirören’i kolluyorsunuz” diye şikayet ediyor.. Demirören “Beni çok eleştiriyorsunuz, küstüm” diyor..

MAALESEF medyayı mitralyöz gibi kullanmak alışkanlık olmuş.. Kimse doğrudan yana değil.. Kendi yanlışlarına gösterilecek tepkiyi medyaya kanalize etmek galiba kolaylarına geliyor..

Hairdesigner
25-02-09, 13:37
Skibbe kurban edildi!
Sanlı Sarıalioğlu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=197)
Yeni Şafak


Futbolcuları toptan gönderemezsiniz. Yönetim zaten demir atmış durumda, kıpırdamaz. Peki geriye, kellesi koparılacak kim kalıyor? Aslanlar gibi teknik direktör. Vur baltayı adamın kafasına, olsun bitsin. Ülkemizde senaryo hep böyledir. Önce işin alt yapısı hazırlanır. Medyada bazı kişilere özel ulak ile ipuçları verilir. Onlar vasıtasıyla kamuoyu oluşturulur. Sonra birkaç taraftar grubu yönlendirilir. İstifa sesleri tribünlerden yükselmeye başlar. Hemen peşinden savaş kazanmış komutan edasıyla ortaya çıkılır, infaz gerçekleştirilir.
Hep teknik direktörler suçludur. Son yıllarda Galatasaray ve Beşiktaş'ta durum aynen böyle. Yönetimler temize çıkıyor, futbolcular temize çıkıyor, teknik direktörler kovuluyor. Her şey sil baştan yeniden başlıyor. Galatasaray camiasının gözü aydın olsun! Skibbe gönderildi!
Haydi şimdi Skibbe'nin suç dosyasına şöyle bir göz atalım. Efendim stajyer teknik direktörmüş! İşin başında bu bilinmiyor muydu? Başka suçu? Şampiyonlar Ligi'nden takımı elenmiş. Buna benden de okey. Daha başka? Ligde üst üste iki yenilgi almış ve son maçta Arda ile Baros'u ilk on birde oynatmamış. El insaf! Koskoca Galatasaray, Arda ve Baros ilk on birde olmadığı için 5 gol yiyerek yenildiyse o zaman o takımın üstüne bir çizgi çek olsun bitsin.
Skibbe'nin suçu bu kadar mı? Hayır, değil. Bir de oyuncular kendisini seviyormuş ama takmıyormuş. Skibbe'nin futbolcular üzerinde ağırlığı yokmuş. Bu ağırlığı ne ile ölçüyorlar, doğrusu anlamıyorum. Ayrıca adamın ipliğini pazara çıkaran yönetim değil mi? Yardımcılarını yanından aldınız, başkalarını görevlendirdiniz. Yetmedi, başına danışman adıyla Feldkamp'ı getirdiniz. Yetmedi, demeçlerle adamı yıprattınız. “Florya'nın 5 kapısı var, geldiği gibi gider” dediniz. Skibbe'yi resmen kukla yaptınız. Şimdi bütün bunları kenara itiyor ve “Sözünü dinletemedi” diyorsunuz. Geçin beyler geçin.
Bu arada UEFA'da alınan yol, artı puan olarak hesaba katılmadı mı? Daha bir hafta önce Bordeaux karşısındaki avantajlı skor ve itibarlı oyun hiç düşünülmedi mi? Yok yok onların üstüne de kalın bir çizgi çekildi. Skibbe'nin kellesinin alınmasına oy birliğiyle karar verildi. Haydi hep beraber alkışlayalım! Gazanız mübarek olsun!

Denizli'ye mektup

Gaziantep maçı sonrası Mustafa Hoca, “Çift forvet oynamak bizi zorluyor. Ancak bunun için şartları zorlayacağız” açıklamasını yaptı.
Sevgili hocam gözünü seveyim, etme eyleme. Çift santrforla oynamayı, “Tükürdüğünü yalamak” olarak kabul etme. Futbolda her teknik direktörün kendine göre bir inanışı, görüşü vardır. Onu 3-5 kez dener. Baktı ki olmuyor hemen dönüş yapar. Geri adım atmak da erdemdir. Israr, inat insanları kör kuyuya sürükler.
Şunu da hemen belirteyim. Beşiktaş çift santrfor ile oynarsa her şey güllük gülistanlık olacak demek değildir. Ancak takımın oyuncu yapısı bunu gerektirmektedir. Bu şekilde oynanırsa pozisyon sayısında büyük olasılıkla artış olacaktır. Hep beraber izliyoruz. Beşiktaş tek santrforla oynadığında pozisyona girmekte zorlanıyor. Çünkü geriden ilerideki tek adamın yanına depar atan, yaklaşan kimse yok.
Gole yakın oyuncularla oynarsan gole ulaşman o kadar kolaylaşır. Beşiktaş'ın bugüne dek attığı 33 golün 27'sini şu oyuncular atmış: Nobre (9), Bobo (5), Delgado (5), Holosko (5), Tello (3). Bu durumda sen, Delgado ve Holosko sakatken bir de Bobo'yu kulübede oturtursan herkesi çıldırtırsın.
Toraman senin için, “Her maçta farklı sistem uygulatıyor. Bu da rakiplerimizin işini zorlaştırıyor” demecini verdi. Hocam, zayıf takımlar, kendilerinden güçlü takımlar için bazı önlemler alırlar. Büyük takımlar kendi sistemleriyle öyle ikide bir oynamazlar. “Rakip beni düşünsün” derler. Liverpool'un, Milan'ın, Barcelona'nın durmadan değişik taktikler uyguladıkları görülmüş iş midir? Beşiktaş da Türkiye'nin Barcelona'sı, Milan'ıdır. Beşiktaş kendi oyununu oynar, onu durdurmayı da ülkemiz sınırları içersindeki rakipleri düşünür.
Nurullah Sağlam, Beşiktaş maçı öncesi canlı yayında aynen şunu söyledi: “Beşiktaş'ta Bobo, Nobre var ama şu anda hangi konumda oynayacakları belli değil. Durumu görüp ona göre önlem alacağız.” Evet aynen böyle, Beşiktaş rakibini değil, rakibi Beşiktaş'ı düşünür. Sistem ve oyuncularla fazla oynamak fayda değil zarar getirir.
Sevgili hocam, geçtiğimiz hafta rakiplerinizin yitirdiği puanlarla yeniden hayata dönüş yaptınız. Allah size “Yürü ya kulum!” dedi. Bu kez bu fırsatı iyi değerlendirmek zorundasınız.

Fener'in yüzü eskidi

“Havası kaçtı” diye bir deyiş vardır. Fenerbahçe işte aynen böyle. Değişiklik şart, yenilik şart. Alex'in mukavelesini uzatmak bana göre ilk hata. Alex bugüne dek büyük işler yaptı. Büyük katkı sağladı ancak artık vereceği fazla bir şey kalmadı. Her şeyden önce o ilk günlerindeki coşkusu yok. Saha içinde keyifsiz Lütfen oynuyormuş gibi. Defansına yardımı iyice azalttı... Her geçen gün daha da yürüyerek oynuyor. Günümüz futbolu artık bu yavaşlığı taşıyamıyor. Fenerbahçe Alex'e göre oynamanın, ona ayak uydurmanın sıkıntılarını yaşıyor.
Alex ile mukavele yenilenmeden önce de buna benzer yorumlarda bulunmuş ve ısrarla “Alex gitmeli daha iyisi gelmeli” demiştim. Yani testi kırılmadan önce yazmıştım. Şimdi kırılan testiyi onarmak çok güç. Ancak Alex ile yapılan mukavele bir kez daha gözden geçirilebilir. Ve de bundan sonra daha iyi düşünülerek mukavele yenilemeleri yapılabilir.
Roberto Carlos'un bir yılına tamam ama Deivid ile yeniden masaya oturmaya bin kere hayır. Deivid de bir şey vermiyor, gitmeli. Maldonado'lar, Josico'lar gitmeli. Hatta Selçuk, Edu, Uğur, Vederson'la da yollar ayrılmalı. Tribüne yeni heyecanlar taşıyacak oyuncular transfer edilmeli.
Fenerbahçe'nin yüzü eskidi. Yeni yüzler, yeni umutlar, yeni ufuklar yaratılmalı. Yoksa tribünler boşalır. Gelecek sezon bu sezondan da beter olur. Şu anda kabuk değiştirmenin sinyalleri görünmüyor. Yenilik işaretleri yok. Bir kez daha vurguluyorum, revizyon şart. Ve bu revizyon başkan ile değil uzman bir kadro ile gerçekleştirilmek zorunda. Elbette gönderileceklerin içine Aragones de dahil edilmeli. Fenerbahçeli, Dede'ye bir türlü ısınamadı.
Ali Koç'un, Gençlerbirliği yenilgisi sonrası, “Böyle giderse, radikal kararlar almamamız düşünülemez” demeci bana göre son derece doğru. Teşhis konulmuş, sıra uygulamada.

Trabzon'un iki derdi

Trabzonspor'un iki sıkıntısı var. Birincisi Yattara, ikincisi de dar kadro. Yattara her teknik direktör için baş belasıdır. Oynatsan da beladır, oynatmasan da. Yeteneğini bilirsin ve hep beklersin. Karşılığını alamayınca da çıldırırsın. Oynatmadığında, taraftardan ve basından gelen tepki de işin bir başka boyutudur. “Oynat efendim. En üst randımanı al. Bu senin işin” derler. Bir anda hedef tahtası haline gelirsin. Bana göre en isabetli iş, Yattara'yı allayıp pullayıp sezon sonunda postalamaktır.
Bir başka problem de kadronun alternatifsiz oluşu. Hüseyin'in beğeneni çok azdı. Bir maç ceza aldı, oynamadı, herkes aradı. Yeri doldurulamadı. Umut da az mı eleştirildi. Ne oldu, Denizlispor maçında “Ah olsaydı” denildi. Alanzinho da bekleneni henüz veremiyor.
Bereket başları sakatlıklarla fazla belada değil. Ya bir de o olursa. Trabzonspor yıllar sonra ilk kez şampiyonluğa bu denli yakın. Ocak transferi iyi değerlendirilseydi bugün, yarınlara daha umutla bakılırdı. Ne yazık ki bu fırsat kaçırıldı.

HAFTANIN iNCiLERi


Mustafa Denizli, 'Galatasaray-Kocaelispor maçını nasıl izlediniz?' sorusuna, “Uzanarak seyrettim” yanıtını verdi.
--- İyi ki amuda kalkmamış!

Adnan Polat, “Futbol takımının tek patronu Bülent Korkmaz'dır” açıklamasını yaptı.
--- Biz biliriz tek patronluğu! Skibbe de öyleydi!

Güiza, “Türkiye ile İspanya arasındaki en büyük fark, para” değerlendirmesini yaptı.
--- Güiza, Napolyon'u bile solladı.

Beşiktaş maçında ilk on birde oynamayan Gaziantepspor'lu Bekir, hocası Nurullah Sağlam için, “Bu karar hakkında zamanı gelince konuşacağım” dedi.
--- Eyvah, Bekir intikam peşinde!

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “Fenerbahçeliyim ama inşallah Trabzon- spor şampiyon olur” dedi.
--- Tamam Bakan da Fenerbahçe'den umudunu kesmiş.

Beşiktaş Asbaşkanı Levent Erdoğan, “Şeker var, un var, teknik direktörümüz helvayı yapmayı başardı” şeklinde konuştu.
--- Erdoğan, acı biber Cisse'yi hiç hesaba katmamış!

Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Koç, Gençlerbirliği maçı sonrası, “Umudumuzu yitirmedik ama tünelin ucundaki ışık azalıyor” ifadelerini kullandı.
--- Fener'i tut başkan Fener'i.

Nurullah Sağlam Beşiktaş ile oynadıkları lig maçından önce, “Kupanın hesabını soracağız. Rövanşı alacağız” dedi.
--- Hesap, Kartal'dan döndü.

Ersun Yanal, Denizli maçından önce, “Bir kaza yaşamak istemiyoruz” açıklamasında bulundu.
--- Hocaya malum olmuş. Öyle bir kaza ki, kafa göz yarıldı.

Gökhan Zan, “Nereden geldiğimin farkındayım. Bulunduğum yerin de kıymetini çok iyi biliyorum” dedi.
--- Geç oldu, güç oldu, Zan sonunda doğruyu buldu.

Volkan Demirel, Gençlerbirliği maçı sonrası, “Galip gelemiyoruz ve yaptığım kurtarışların anlamı kalmıyor” diye konuştu.
--- Kasap et, koyun can derdinde.

Güiza, “4 yılımı bitirdikten sonra, bir 5 yıl daha sözleşme yenilemek isterim” ifadesini kullandı.
--- Eyvah ki eyvah! Güiza'dan kurtuluş yok.

Hairdesigner
25-02-09, 13:39
Trabzonspor Yönetimi hakkını nasıl arıyor?
Aybars Hünalp (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=439)
Tercüman

Geçtiğimiz hafta İstanbul’daki Aydın Üniversitesi’nde Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın eski başkanlarının katıldığı bir açık oturum vardı. Show TV’nin spor haberleri için bu açık oturumu takip ettiriyorduk. Telefonum çaldı. Aynı zamanda Trabzonspor’da da başkan yardımcısı olan Genel Müdürüm Saner Ayar arıyordu. Ayar, kendisinin de söz konusu toplantıda olduğunu belirterek, Trabzonspor’un buraya çağrılmamasından ötürü üniversitedeki Trabzonsporlu öğrencilerin tepkisini aktardı. Saner Bey’in ne vesileyle orada olduğunu o an anlamamıştım. Derken dün olayın perde arkasını çözdük. Meğer Trabzonspor yönetimi, kongre üyelerinden ve taraftarlardan Trabzonspor’un çağrılı olmadığı toplantıların kendilerine haber verilmesini istemiş. Böyle bir toplantıya Trabzonspor’un çağrılmadığını gören bir kongre üyesi de yönetime haber verince, Trabzonspor’un iki başkan yardımcısı Saner Ayar ile Muammer Saka işlerini güçlerini bırakıp acil olarak İstanbul’un bir ucu sayılabilecek Sefaköy’deki Aydın Üniversitesi’ne giderek duruma el koymuşlar. Ne diyelim Trabzonspor yönetimi hakkını böyle aradıkça, karşısında kimse duramaz gibimize geliyor.

Baros’un penaltıları ve Ülker reklamı
Ülker’in futbolla ilgili çektiği son reklam filminde her takımdan meşhur bir futbolcu, çocuk taraftarlarla futbolun kendine has terimleriyle sohbet ediyor. Galatasaray ile olanda da penaltı atışını kullanmak üzere gelen golcüsü Milan Baros’a minik taraftar “Abanmak yok ha, teknik vuracaksın” diyor. Galatasaray’ın 5-2’lik Kocaelispor faciasını yaşarken Baros’un kaçırdığı penaltıyı görünce aklıma geldi. Belki Baros’a da her penaltı atışından önce kenardan biri böyle, “Baros abanmak yok, şu köşeye at” dese maç bir anda dönebilirdi. Bir sonraki atışta akıllarında olsun diye Sarı-Kırmızılı yöneticilere söylüyorum.

F.Bahçe para verdiği herkese amele gözüyle bakıyor
Acar Baltaş biliyorsunuz motive işlerinin bir numaralı ismi. Hocaya G.Saray ve F.Bahçe’nin durumunu sordum. Bakın neler dedi? ‘En kısa tanım iyi yönetilmiyorlar’. Hocaların teknik kapasitesi hakkında yargıda bulunmak haddim değil. Medyadaki aklı evvellerin de bu insanların kariyerleri ile yargıda bulunacak yeterlilikte olduğunu sanmıyorum. ‘Onun yerine bu oynasa, geriyi dörtleyip ortayı’ diye devam eden yorumların ‘Laf olsun torba veya satır dolsun’ kabilinden olduğuna inanıyorum. Hocaların zaafı gereken heyecanı yaratamamak ve takıma güven verememek. Fener’in sorunu birinci, G.Saray’ın ikinci tanıma uyuyor. Fener heyecansız ve ürkek, oyuncular sorumluluk almıyor ve bu nedenle de teknik kapasitelerini sahaya yansıtamayıp ìsıradanîlaşıyorlar. G.Saray ise tek kelimeyle disiplinsiz ve başsız. Hocaların talihsizlikleri de takımda liderlik niteliğine sahip oyuncu eksikliği. Hagi, H.Şükür, Hooijdonk, Tayfur, Tuncay bu durumlarda gerekli. Kısa dönem içinde takımlara bir psikolog getirilmesinin yarar sağlayacağını düşünmüyorum. Bütün bunlar kötü yönetimin sonuçlarıdır. G.Saray seyircisi Kayseri maçında yöneticisinin yönlendirmesiyle maçın büyük bölümünde hakem aleyhine tezahürat yapmış, bu da takımı maçtan kopartmıştır.
Fener’de ise yönetim, para verdikleri herkese ‘amele’ gözüyle bakmaktadır. Sevgisizliğin ve korku kültürünün sonucu ‘kaçınma’ davranışıdır

Bu da futbolun Oscarları
Show TV’de Televole ve Pazar Keyfi’ni yaptığımız yıllarda alışkanlık olmuştu. Her sene Oscar ödüllerinin dağıtıldığı hafta Oscar ile ilgili bir kaset yapıp ülke gündemindeki isimler arasında paylaştırırdık. Şimdi de Oscar ödülleri önceki gün Los Angeles’da dağıtılınca ister istemez aklıma geldi. İşte bu yılın Spor Oscarları:
EN İYİ KISA FİLM: Ertuğrul Sağlam’ın sadece 6 hafta süren “Beşiktaş macerası” filmi.
EN İYİ UYARLAMA
SENARYO: İspanya’yı Avrupa Şampiyonu yapan teknik direktör Aragones’in Fenerbahçe’nin başına uyarlanmaya çalışması, henüz sonuç almasa da en iyi uyarlama (!) senaryo dalında ödüle layık görüldü.
EN İYİ YÖNETMEN: Tartışmasız Sivasspor’u tam bir kulüp havasına sokan başkan Mecnun Odyakmaz.
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU: Büyük umutlarla Beşiktaş’a gelip henüz bir varlık gösteremeyen Yusuf
Şimşek.
EN İYİ BREZİLYA DİZİSİ: Fenerbahçe’nin Playboy lakaplı golcüsü (!) Güiza. Guiza ve eski sevgilisinden her gün öyle bombalar çıkıyor ki tam bir Brezilya dizisi gibi. İnanın Güiza’nın yaptıkları film haline getirilse Brezilya dizilerinden daha çok müşteri
toplar.
EN İYİ DUBLÖR: Galatasaray’da teknik direktör sıfatıyla işe başladığından beri ne yaptığını anlayamadığımız teknik direk tör Skibbe. Bir dublör gibi kenarda oturdu sezon boyuna. Taçlanma töreni de son 5-2’lik Kocaelispor maçında oldu.
EN İYİ SENARYO: Hakemlerin ters kararlarıyla kendilerine karşı komplo içinde olduklarını açıklayan Galatasaray Başkanı Adnan Polat bu dalda Oscar’ın sahibi oldu.
EN İYİ TÜRK FİLMİ: Yıllardır Türk teknik adamlara şans tanınmazken, Sivasspor’u başarıdan başarıya koşturan kendi yetiştirdiğimiz evladımız teknik direktör Bülent Uygun.

Hairdesigner
25-02-09, 13:40
Fenerbahçe Ekonomisi
Ümit Ülker (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=35)
Fotospor

25 yıldır reklam ve pazarlama dünyasının içerisindeyim. Hizmet vermediğim sektör hemen hemen kalmadı. Yeni bir firmayla çalışmaya başlarken, öncelikle SWOT analizi dediğimiz bir yöntemi uygularız. O firmanın ürün ya da hizmetlerinin güçlü, zayıf yönlerini, önlerindeki fırsatları ve tehditleri mercek altına alırız. Rekabet analizi yaparız. Sektör analizi yaparız. İnceleriz babam inceleriz. Sonra kafamızda bir yere oturtmaya çalışırız. Spor yazısında bu terimlerin ne işi var diyebilirsiniz. Ama spor dünyası o kadar değişti ki, kulüplerin sportif başarıları olduğu kadar, finansal tabloları, pazarladıkları ürün ve hizmetler de artık konuşulur oldu. Yöneticilerin sadece spor bilgi ve deneyimine sahip olmaları artık yetmiyor. Aynı zamanda pazarlama nosyonlarına ve becerilerine de sahip olmaları lazım. Artık her yerde futbolun marka değerinden, ekonomisinden söz ediliyor. Fenerbahçe dünyanın en değerli kulüpleri sıralamasında 19. Sıraya yükselmiş durumda. Gelirlerini sürekli artıracak yeni yöntemleri uygulamaya sokuyor. Örneğin, Pazartesi günü Avea ve Turktelekom ile yepyeni bir hizmeti hedef kitlelerine sundular. Bunun gövde gösterisi de günlerdir sürüyor.
Önce Şükrü Saracoğlu’nda dünyanın en büyük forması sahanın ortasına serildi, sonra yeni ürünün reklam kampanyası başladı. Sahada paslaşırken cep telefonu ile birbirleriyle iletişim kuran yıldızlar var. Görmeye hasret kaldığımız hareketleri reklam filminde büyük bir başarıyla sergiliyorlar. “Fenerbahçe coşturur, Fenercell konuşturur” sloganıyla yeni ürünlerini tanıtıyorlar. Benim merak ettiğim bir nokta var: Fenerbahçe bu işleri yaparken, Database Management yani Veri Yönetimi’ni nasıl uyguluyor. Ham verileri doğru bir şekilde bilgiye dönüştürebiliyor mu?.. Mesela elinin altında Fenerium denilen Türkiye’nin en büyük spor ürünleri markası var. Buradan yeterli veriyi topluyor mu, topladığı verileri bilgiye dönüştürüyor mu?.. Bunu örneklendirmemiz gerekirse, örneğin, Güiza formaları sezon başında kaç tane sattı, şimdi kaç tane satıyor. Tribünlerin bu oyuncuya duyduğu sempati ve verdiği desteğin çok önemli bir göstergesi bu. Sakın, biz sadece forma satıyoruz, sırt numaralarının istatistiğini tutmuyoruz demeyin. Bunu yapmıyorsanız, çok büyük bir fırsatı kaçırıyorsunuz demektir. Tribünlerin sahada görmek istediği, sevdiği, desteklediği sporcuların kim olduğunu öğrenmenin en sağlıklı yollarından biri budur. Kulüp ya da Fenerium bu tür bilgileri vermediği için, elimde kanıtlar yok ama tahminlerime göre şu sıralar hiç Güiza forması alan yoktur.
Fenerbahçe Outlet Center
Kulüplerin en iyi kazanç kapılarından biri de transfer piyasasıdır. Futbolcu İzleme Komiteleri tarafından keşfedilen ya da altyapıdan yetiştirdikleri gençleri pazara sürerek katma değer yaratırlar. Türkiye’de bu işi en iyi becerenlerden biri İlhan Cavcav’dır. Bu borsadan para kazanmayı iyi bilir. Fenerbahçe ise outlet center gibidir. Alttan zaten adam yetiştirmez, elindeki değerli varlıkları da değerlerinin çok altına ya da zararına elden çıkarır. Hafızam beni yanıltmıyorsa, Fenerbahçe sadece Jay Jay Okocha ve Elvir Baliç transferlerinden iyi para kazanmış, diğerlerinden neredeyse ya hep zarar etmiş ya da promosyon malı gibi bedavaya vermiştir. Bakınız Tuncay ve Aurelio... Ortada sonuçlanmayan Selçuk, Volkan ve Lugano sözleşmeleri var. Kısa bir zaman içerisinde bunlar çözüme kavuşmazsa, F.Bahçe Outlet Center’dan yine zararına satışlar izleyeceğiz.
Kahin Ruşen
Cumartesi günü G.Birliği-F.Bahçe maçının yazısını MSN üzerinden gazeteye atarken, bizim Ruşen Güven: “Geçmiş olsun” dedikten sonra ekledi “Üzülme hocam, yarın da Galatasaray yenilir”... Ruşen’in kehaneti tuttu, ertesi gün Galatasaray da Kocaeli’nden 5 yedi. Eskiden olsa, böyle bir duruma sevinirdim. Ama bu sezon üç büyükler “En Kötü Futbol” Oscar’ını almak için birbirleriyle yarışıyorlar. Hindistan’ın kenar mahallelerinde yaşayan bir çocuğun öyküsünü konu alan küçük bütçeli Hint filmi “Slumdog Millionaire” bu sene tam 8 Oscar ödülü kazandı. Bir bakarsınız, küçük bütçeli Sivasspor da hem Turkcell Super Lig, hem de Fortis Türkiye kupası Oscar’larını alıp gitmiş... Olmaz olmaz demeyin, olmaz olmaz.

Hairdesigner
25-02-09, 13:40
Ortalık karıştı!
Tunç Kayacı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=19)
Fanatik

Bank Asya 1. Lig’de neler oluyor? Gerçekten herkes birbirine bu soruyu soruyor. Son 3 haftaya baktığımızda, “Artık bu kadarı da fazla oluyor” demekten, insan kendini alamıyor. Gerçekten sezon başında oluşan bir saptamamız vardı, 1. Lig ile ilgili olarak. Demiştik ki; Bu ligde herkes birbirini yenecek güçte... Ama şunu, üzerine basarak söylemek istiyorum. Bundan 3 hafta evvel hem Manisaspor’un hem de Kasımpaşa’nın üst üste 3 maçını da kaybedeceğini söyleseler, inanmazdım.
1.Lig’e baktığınızda ne Bolu’nun ne de Altay’ın, üst üste aldığı galibiyetler şaşırtıcı. Çünkü bu takımlar, futbolun içinde olan bir seri yakaladı. Ama kimse, ilk ikideki 2 takımın 3 maç üst üste yenileceğini düşünmezdi.


Üst sıralardaki müthiş çekişmenin bir başka benzeri de küme düşme hattında gerçekleşiyor. Son sıradaki Sakarya, mucizevi bir çıkış peşinde... Tatangalar inanılmaz bir direnç gösteriyor. Öte yandan 6 maçtır sahayı puansız terk eden Rize, bu defa Malatya deplasmanında turnayı gözünden vurdu. Ligin en istikrarlı takımları arasında saydığımız Karşıyaka ise, evinde başarısız bir sezon geçiren Gaziantep’e teslim oldu.


Bu kadar laf edip, Boluspor’dan bahsetmeden olur mu! Benim de sonucunu merakla beklediğim maçta, ikinci yarının iki başarılı ekibi kozlarını paylaştı. Ev sahibi Karabük, ilk maçta Bolu’da yendiği rakibine kendi sahasında yenildi. Bolu, ikinci yarının ilk maçında lider Manisaspor’a yenildikten sonra, üst üste 5 maçını da kazanarak, nerelerden nerelere geldi.
Zirvedeki ekiplerin sürekli puan kaybetmesinden sonra, bazı çevrelerin “İzmir takımları kollanıyor ve Kasımpaşa da bu gurubun içinde” gibi komplo teorilerinin çürümüş olduğunu da belirtmeden geçemedim.


Samsunspor-Manisaspor
Bu maç öncesi tahmin yaparken, “Çıkacak sonuç ne olursa olsun, sürpriz olmaz” demiştim. Özellikle Manisaspor’un, kayıplarının telafi maçı olarak Samsun’da 3 puana oynayacağını belirtmiştim. Ama bu yorumuma, bir de şunu ekledim; Samsunspor’un bir iç saha canavarı olduğunu unutmayalım. İşte bu son cümle tuttu ve Manisa, Volkan’ın golüne engel olamadı.


Kasımpaşa-Güngören Bld.
İlk yarıda Güngören Belediyespor, Kasımpaşa’yı yendiğinde herkes şaşırmıştı. Ama bu defa evinde de Kasımpaşa’yı yenmeyi başaran Güngören’i kutlamak gerek. Küme düşme hattında dolaşan Güngören Belediye, altın değerinde bir galibiyet alırken, rakibine de Süper Lig’de ağır bir darbe vurdu.


Diyarbakırspor-Erciyesspor
Zor bir maçtı. Diyarbakır mutlaka kazanmak istiyordu. Çünkü bu maç öncesi rakipleri kaybetmiş ve kazanırsa Kasımpaşa ile puan puana gelecekti. İlk yarı golsüz bitti. Erciyes, geçen hafta zehirlenmeler nedeniyle Adanaspor maçını oynayamamıştı. Kayseri ekibi de şiddetle puana ihtiyacı olduğunu, dirençli futbolla gösterdi. Ama sonunda gülen Diyarbakır’dı. Erhan Şentürk uzaktan bir şutla kaleci Kaya’yı avladı ve 3 puanı kazandırdı.


Altay-Orduspor
İzmir’de ev sahibi ekip kabus gördü. Eski futbolcuları Mehmet Şen’in golüyle Orduspor karşısında yenik duruma düşen Altay, maçı bırakmadı ve sahadan galibiyetle ayrıldı. Orduspor ise ligin ikinci yarısındaki beklentileri yine boşa çıkardı.


Gaziantep B.B.-Karşıyaka
Bu sezon iç sahadan çok dış sahada aldığı puanlarla dikkati çeken Gaziantep Belediyespor, bu kısır döngüyü Karşıyaka önünde kırdı. Galip gelse, çok şey kazanacaktı Karşıyaka, ama Gaziantep’te kaybederek, taraftarını hayal kırıklığına uğrattı.


K.Karabükspor-Boluspor
Karabük’te gülen Boluspor oldu. Kırmızı-Beyazlılar 3 puan serisini formda rakibi önünde de devam ettirerek, gözünü zirveye dikti. Boluspor’un bu başarısının altında; hem iyi yönetilmenin hem de devre arasını çok iyi değrelendirmenin yattığını düşünüyorum. Karabükspor ise kaybetmeyi aklından geçirmediği bu karşılaşmada, sahadan puansız ayrıldı.


Malatyaspor-Çaykur Rizespor
Malatyaspor, son iç saha maçlarındaki başarısını Rizespor önünde tekrarlayamadı. Sarı-Kırmızılılar erken bir golle öne geçmelerine rağmen eski oyuncuları Serdar Samatyalı’yı tutamayınca, sahadan boynu bükük ayrıldı. Konuk ekip Serdar’ın bir golü ve bir asisti ile haftalar sonra kazandı.


Adanaspor-Kartalspor
Adana’da öne geçen Kartalspor’du ama sahadan galip ayrılan Adanaspor oldu. Turuncu-Beyazlılar, ofansif gücünü Kartal karşısında gösterip rahat bir nefes aldı. Kartal, Serdar Akdoğan’ın oyunun başlarında attığı golle öne geçmesine rağmen, bu avanatjını kullanamadı. Ev sahibi ikinci yarıda attığı 3 golle zafere ulaştı.


Sakaryaspor-Giresunspor
Adapazar’ında iki takım için de hayati bir maç oynandı. Küme düşme hattından kurtulmak isteyen Sakarya ve Giresun, kıyasıya bir mücadele gösterdi. Ev sahibi, ilk maçta deplasmanda yendiği Giresunspor’u, kendi sahasında 1-0’la geçip, kümede kalma umutlarını arttırdı.

Hairdesigner
25-02-09, 13:41
Taraftarlar meydanı boş bırakmasınlar
Doğan Sarıbeyoğlu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=148)
Akşam

Galatasaraylılar, Kocaelispor'a kendi sahasında 5-2 yenilmeyi hazmedemediler. 24 saat geçmeden operasyon yaparak Skibbe'yi gönderdiler. İyi mi kötü mü yaptılar bunu zaman gösterecek.
Galatasaray tarihinde ikinci defa bir teknik direktörü kontratı bitmeden göndermiş oldu. Şimdi onlara sorulacak bir sualim var; Skibbe ile anlaşırken aklınız nerdeydi? Neden onca teknik direktörler arasından onu seçtiniz ? Perde arkasından takımı yönetme keyfi Galatasaray'ın çıkarlarından daha mı önemliydi?
Bülent Korkmaz, böylesine bir ortamda takımı toparlayacak özelliklere sahip bir isim. Kişiliğini, Galatasaray sevgisini, yönetim prensiplerini ve aklını beğendiğim bir insan. Genç takımdan beri kendisini tanırım. Asla boyun eğmez, başını dik tutar. Florya'yı yönetenler oralarda takımın patronu havasında dolaşamazlar. Kaybolan otoritenin yerini alan yalakalık son bulur. Bülent Korkmaz, zoru başarır ve başarılı olursa bu kalbindeki Cim-Bom aşkından dolayı olacağını düşünüyorum. Buna duacı olacağız. Çünkü takımı bu turda Boreaux'u geçebilir. Şampiyon da olabilir. Yeter ki taraftarlar küsmesinler. Yarın Ali Sami Yen'de stadı doldursunlar. Eski kaptanlarına ve takımlarına sahip çıksınlar. Kulübün gerçek sahibi olduklarını ispat etsinler.. Bu meydan boş bırakmaya gelmiyor.
Mali kongreye az kaldı
Divan'ın değeri ikiye katlandı. Galatasaray'ın kasasına önemli paralar kazandıracak olan Seyrantepe Stadı yükseliyor. Polat, 'Galatasaray Türkiye' dediyse kastettiği şey önemli projelerini hayata geçirmek üzere olduğu idi. Kulüp sadece İstanbul'da değil, Ankara, İzmir, Adana, Erzurum ve Diyarbakır'da da sportif faaliyetlerde bulunacak. Cimbom'un bayrağı yurdun çok yerinde dalgalanacak.
Yakında mali kongre var. Orada tartışılarak verilecek kararlarla tüm ülke gençliğine sportif hizmetler götürülecek. Tabii mali kongrede futbolda başarının beklenenden daha az olması da gündeme gelecek. Sabri'nin, Karan'ın, Lincoln'ün yaptıkları da tartışılacak. Benim görüşüm camia insanları başarısızlıkta futbolcular kadar yönetenleri de suçlu buluyor. Transfer edilip ve oynatılmayanların, Skibbe'nin getirildiği günlerde boş olan Bülent Korkmaz'ın o tarihte niye göreve çağrılmadığının da nedenini soracaklar. Ama bunların hepsinin kongrede Galatasaray'a yakışacak üslup ve güzellikte olacağına inanıyorum.

Hairdesigner
25-02-09, 13:41
Kavşaktaki Trabzonspor
Murat Taşkın (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=416)
Yeni Çağ

Son şampiyonluk 1983-1984’de elde edilmiş.
Sonrasında, 1995-96’de F.Bahçe’ye 2-1 yenilerek kaybedilen şampiyonluk.Ve “direkten dönülen” 3-4 sezon..
Anlatmak istediğimiz, son çeyrek asra, damgasını vuramamış bir Trabzonspor..
Belki, başarı için son geldiği kavşaklardaki tercihini çok iyi kullanamadığı için, en büyük başarıyı elde edememiş Trabzonspor..
Anlaşılan o ki, yetki sahipleri önlerine çıkan çok kavşaklı tercihlerde Trabzonspor adına pek sağlıklı karar verememişler.
Son örneği de, geçen hafta kendi sahasında Denizlispor karşısında olması gereken onbir de gereksiz oynamalar yaparak kötü sonu hazırlayan Ersun Yanal olmuştur. “Nasıl olsa kazanıyorum” mantığına esir düşen Ersun Yanal’ı, Denizlispor düştüğü yanlış kuyusundan çıkarmış, ama bu Trabzonspor’a çok ağıra mal olmuştur. En azından G.Saray ile F.Bahçe’den kurtulmasını engellemiş, Sıvasspor ile Beşiktaş’a kazanım sağlamıştır.
O nedenledir ki, kavşaklara gelen Trabzonspor’da gidilecek yolun ve yöntemin seçimindeki söz sahiplerinin kararı çok önemlidir.
Kavşaklarda karar tercihi kullananlar, kılı kırk yarıp, Trabzonspor’un kazanımları için en sağlıklı olan kararları vermek zorundadırlar.
Bu zorunlulukta, kişisel tercihler, kaprisler ve uçuk hayaller yok denecek kadar aza indirilmelidir.
Aksi takdirde, telafisi mümkün olmayan sonuçlarla karşılaşılacaktır. Tıpkı yukarıda birkaç örneğini verdiğimiz büyük kayıpla yaşananlar gibi..
Zaten, “Kaptanın iyisi fırtınalı havalarda belli olur” sözü boşuna söylenmemiştir.
Tek kavşaklı yollar için tercih de gerekmeyeceği için, herkes nereye ve nasıl gidebileceğini görür.
Trabzonspor’u yöneten ve yönlendirenler çok kavşaklı yollarda seyrettiklerini bilmeli ve ona göre hazırlık yapıp, tercihler kullanmalıdırlar.

Hairdesigner
25-02-09, 13:42
Bülent 'Korkmaz' mı?
Hakan Dilek (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=683)
Takvim

İstatistikler hiçbir zaman korkmadığını söylüyor. Şimdi buraya o rakamları almayayım. İstatistiklerin önemli ama çok önemli olduğunu söylüyordu bir arkadaşım... Doğruydu; tarih biraz da istatistiki bilgilere dayanmıyor muydu spor aleminde? Hele futbolda? Kaç gol atılmış? Kim atlış? Hangi sezon ne rakam yakalınmış? Ve fakat bir örnek var ki kendri kendime yakaldığım; ciğere işleyen hançerdir.; Metin Oktay'ın -ki alemin Kral'ıdır o- kaç gol attığına dair istatistiki karışıklık yaşanıyor. Diyelim Kral ömr-ü hayatında 280 gol atmış olsun. Bir istatistiki veri bu rakamın 235 olduğunu göstersin.-Öyle farz edelim- Diyelim gol sayısı az olsun; Ne kaybederdi Metin Oktay Metin Oktaylığından? Bir gram eksilir miydi onun Krallığından; bir gram? İnsanlığından nasiplenmiş bir kuşağa attığı gol sayısının azlığını anlatsanız ne yazar çok olduğunu söyleseniz ne?
Onun için Bülent için atılan o pankart savsözü önemlidir; "Cesuryürek." Galatasaray'ın böyle bir şey ihtiyacı var mıydı peki? Kesinlikle tek ihtiyacı buydu Sarı-Kırmızılı ekibin. Mücadele edecek ve kazancak bir ekip ruhu her dönem önemli oldu Galatasarday için. Dahası futbolumuzu için en önemli faktör hep bu olmadı mı? Kensiyle yaptığım bir röportajda İngiltere'yle maçıyla ilgili bir soruya şöyle yanıt vermişti; "30-40 milyon paundluk bir rakipten söz ediyoruz. Ama aradaki fark sadece parada ve para her şey demek değildir. İngiltere ile oynayacağımız maçta sahada bu kavramlar karşı karşıya gelecek. Ümit ediyorum ki kazanan taraf biz olacağız..." Maçın sonucu ne mi olmuştu? Ne farkeder ki? Peki her görev aldığı yerden 'arızalı' ayrılan Bülent hoca böyle bir süreçte olacaklardan hiç 'Korkmaz' mı?

Hairdesigner
25-02-09, 13:44
Doğru karar Raşit Altun (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=208)
Fanatik

Galatasaray Yönetimi, Skibbe’den kurtulmakta geç bile kalmıştı. Alman hocayı Sami Yen’de 4 stoperle çıktığı 2-2 biten Bükreş maçından sonra kovmalıydı. Skibbe’nin yolu açık olsun...

Yönetim bu kez doğru bir hamle yaparak takımın başına ‘Efsane Kaptan Bülent Korkmaz’ı getirdi. Galatasaray’ın gardı düşmüşken takıma ‘sezon boyunca eksikliği hissedilen’ ruh geri verildi.

Bülent Korkmaz, adını Türk futbol tarihine altın harflerle yazdırmıştı. 1989 yılında Şampiyon Kulüpler Kupası Yarı Finali oynayan takımda vardı. Avrupa Şampiyonası’na ilk kez katıldığımız 1996 yılında takımdaydı. 2000 UEFA ve Süper Kupa şampiyonluklarında kaptan olarak kupayı kaldırdı. Türk futbol tarihinin en iyi derecesi olan 2002 Dünya Üçüncülü’ğünde yine kaptan olarak sahadaydı. Bugüne kadar ‘Bülent Korkmaz’ ismi ‘başarı’ sözcüğünden hemen arkasına yazıldı. Efsane Kaptan şimdi yarılmış kafası, çıkık omzuyla 25 sene formasını terlettiği takımının başında. Türk futbolunun en kariyerli isminin bu işin altından kalkıp kalkamayacağını tartışmaya bile gerek yok. Fatih Terim gibi Korkmaz da Galatasaray’da başarıyı yakalayacak. Korkmaz futbolculuğu dönemindeki ‘cesur ve savaşçı’ kimliğini sahaya yansıtacak. Özellikle Lincoln, Meira, Nonda gibi ‘ruhsuz’ yabancılar Korkmaz ile sıkıntı yaşayacaktır.

Skibbe’nin imza töreninde yer almayan Başkan Adnan Polat, dün Bülent Korkmaz’ın yanında olarak açıkça desteğini gösterdi. Camia ve taraftar eski kaptanı, yeni hocasının arkasında olacak. ‘Cesur Bülent Korkmaz’ Galatasaray’ın göz bebeği, bizim de gözümüz üzerinde olacak...

Hairdesigner
25-02-09, 13:44
Yorumcularımızın seviyesi!..
Refik Sıla Güvenç (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1856)
Evrensel

Yorumcularımızın seviyesi!..
Haftalar ilerledikçe televizyonlardaki futbol programlarında da seviye giderek düşüyor. Tuttukları takımların puan kaybetmesinin ardından soluğu ekranlarda alan objektif futbol yorumcuları(!), eleştiri yapmakla hakaret etmek arasındaki farkı kavrayamadıklarını bu hafta da gösterdiler. 90 dakikalık bir oyunu -evet sadece bir oyunu- anlamsız bir çekişme ve rekabet alanı haline getirip öfkelerini kusacak kurbanlar arayan yorumcular, ülkemizdeki futbol seviyesinin göstergeleri gibiler. Bir teknik adamı ya da bir futbolcuyu eleştirirken, farklı görünmek adına ekranlarda dakikalarca aşağılayıcı benzetmeler yapmaya çalışmak, üslupsuz tavırlar takınmak, bu tür yorumculara yakışıyor. Sözüm ona objektif olduklarını iddia ederler. Tuttukları takım kazanınca ekrandan gülücükler saçarken, tersi durumda asılan suratları ve mahalle kahvesinde ahkam kesici ağızlarıyla demediklerini bırakmıyorlar. Üstelik madem saatlerce futbol konuşuluyor, o halde neden şu anda ligin lideri olan bir takımdan bu kadar az söz ediliyor? Sadece ‘Sivasspor büyük iş başardı’ gibisinden birkaç klişe sözle durumu idare ediyorlar. Ekranlarda saatlerce gevezelik eden futbol yorumcuları, eleştirdikleri insanların da en az kendileri kadar(!) bir iş yapmaya çalıştığını unutmamalı, en azından ortaya konan emeğe biraz daha saygılı bakmayı öğrenmeliler.
***
Kanalturk’te ekrana gelen Telegol’de haftalardır devam eden belden aşağı vurma modası, bu hafta Ahmet Çakar dışındaki yorumcuların da devreye girmesiyle had safhaya ulaştı. Çakar’ın artık alıştığımız için hiç şaşırmadığımız ‘saldırganca’ yorumlarına, bu hafta Gökmen Özdenak ve Ziya Şengül de katıldılar. Özdenak’ın Michael Skibbe için sarf ettiği “Ben, Skibbe’yi kendi apartmanıma kapıcı yapmam” sözünün, kendisinin bilgi ve düşünce seviyesini göstermesi dışında, ne gibi bir anlam taşıdığını anlayamadık.
***
Bu hafta Fenerbahçe’nin aldığı yenilgiyle üzüntüye boğulan NTV yorumcusu Rıdvan Dilmen, ardından Galatasaray’ın uğradığı hezimetle biraz olsun kendine geldi. % 100 Futbol’da Fenerbahçe’nin durumu için “Ben sakal bırakıyorum. Sakallarımız beyazladı. Fenerbahçe hep aynı” diyen Dilmen, Galatasaray’ın durumu için de açık ve net konuştu: “Sokağa çıkamayacak kadar beşlik olmuşsun.”
***
Kanal 1’deki Futbol Merkezi’nde Can Çobanoğlu rüzgarı esmeye devam ediyor(!) Pazar akşamki programında televizyonculuğa dair dersler veren Çobanoğlu, “Televizyonculukta ‘az sonra, az sonra’ gibi sözleri hiç sevmem” dese de programında sıklıkla “Az sonra, bizden ayrılmayın, sakın kaçırmayın” gibi sözler kullanmaktan geri durmadı.
***
Show Tv’deki 6 Pas ile son verelim. Elinde maç görüntüleri olmadan, üstelik gece yarısından sonra ekrana gelen 6 Pas’ta her hafta farklı konukların ekrana gelmesi, programın seyir zevkini de etkiliyor. Maçlardan önce birkaç taraftarla yapılan röportajı ekrana getirip ardından da “Maçı enine boyuna konuşalım” demek, ekran başındakileri kandırmak için yeterli olur mu?..
...

LAFA BAK!..



Erman Toroğlu: Gençlerbirliği, Fenerbahçe’nin böbreğini, dalağını götürdü.

Melih Gümüşbıçak: Maç sonu görüntülerini izleyip hemen konuya bodoslama dalalım.

Can Çobanoğlu: Galatasaray’ın içi dışı çıktı.

Rıdvan Dilmen: Fenerbahçe stadının zemini çok kötü, keçi yürüse menisküs olur.

Hairdesigner
26-02-09, 03:34
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1779.jpg Ali Koç'un şifreleri! Ve Alex'in öfkeleri!

Gençlerbirliği maçı sonra asbaşkan Ali Koç'un sözleri aslında her şeyi ortaya koydu... Ne demişti sayın Ali Koç... Bu oyunla şampiyonluk yarışı zor. Tünelin ucundaki ışık azalıyor. Gençlerbirliği hak ettiği bir galibiyet aldı biz de hak ettiğimiz bir mağlubiyet aldık. Seyircilerimize teşekkür ediyoruz ama onları üzdük. Bir an önce toparlanmamız lazım. Ruhumuzu kazanmamız lazım. Ruhumuzla oynayıp kaybettiğimiz zaman zaten sorun yok." Sayın Ali Koç'un da bizim gibi sabrı taşmış. Susmakla olmayacağını anlamış. Öyle ya Ali Koç bu başarısızlığa göz göre göre neden sessiz kalsın. Bu bir 'Kol kırılır yen içinde kalır' meselesi değil ki... Koskoca bir camia sözkonusu... http://www.fotomac.com.tr/2009/02/26/im//8F227FA40DB6274A855840BFy.jpg Daha önceki yazılarımda belirtmiştim... Bir takımda hoca tartışılmaya başlandıysa geçmiş olsun. Futbolcu artık ona saygı duymaz. Aragones'in işi, sayın Aziz Yıldırım'ın İstanbul BŞB maçında soyunma odasına indiğinde bitmiştir. Eğer bir yönetici soyunma odasına inip futbolculara müdahale etme gereği duyuyorsa geçmiş olsun... O andan itibaren o hoca ile yollar ayrılmalıdır. Çünkü, hoca artık şeklen oradadır. Burada alacağı tazminat vs önemli değildir... Sayın Aziz Yıldırım'ın sezon öncesi röportajlarında bir söylemi aklıma geldi, diyordu ki "Her zaman teknik direktöre teslim olunmamalı... Yönetim söz sahibi olmalı. Biz de zaman zaman Zico'ya müdahale ettik..." Eh güzel de sayın Yıldırım, şimdi nerdesiniz.. Aragones ''Devre arası transfer istemem' dediğinde neden müdahil olmadınız? Takım dökülüyor... Transfer şart... Neden direkt oynayacak futbolcu almadınız? Benim mantığım şunu emreder. Sen milyon dolarlar harcamış, şampiyonluğu hedeflemişsin... Ama bakıyorsun avcunun içinden kayıp gidiyor...

Onun da bardağı taştı
Hiç düşünmeden onlarca milyon doları kurtarmak için transfer ya-pa-cak-sın. Bunun lamı cimi yok.. Hocanın umurunda mı! Yarın çekip gidecek... Sonrası tufanmış değilmiş ona ne. Gençlerbirliği maçında oyuna alacağımız bir forvet yok... Orta sahaya dinamizm kazandıracak oyuncu yok... Yedek kulübesinde heyecan yaratacak oyuncu yok. Şu çaresizliğe bakın! Fenerbahçe'de oyuna ağırlığını koyacak yedek yok. Neyse... Ben Ali Koç'un sözlerinin şifresine döneyim. Bana göre sayın Ali Koç, bardağın taştığı mesajını verdi.. Kime? En başta başkan Aziz Yıldırım'a... Görünen köy kılavuz istemez. Başarısızlık alenen ortada... 'Direnmenin anlamı yok... Ortada bir hastalık var ve biz kocakarı ilaçları ile tedavi edemeyiz' demiştir Ali Koç... 'Ruhumuzu kazanmamız lazım' sözü çok önemli. Ne gibi diyenlere açıklayalım 'ruhsuzlar ordusuna dönmüş bu takım' diyor... Formanın değerini bilmeyen sahada salak saçma hareketler yapan bir ihanet kitlesi demek istiyor. Başkanı Aziz Yıldırım'ın olduğu, asbaşkanı Ali Koç'un olduğu bir takımda Uğur Boral denen saygısız sarı-lacivertli, eldivenleri sahanın ortasına hışımla atabiliyorsa gerçekten bir RUHsal sorun var demektir... O futbolcu ile ilişki daha o gün kesilmelidir Koskoca Fenerbahçe yeniliyor, Uğur bey oyundan çıkarılışına üzülüyor. Takımını formasını seven bir futbolcu kötü oynadığını hissettiği an kendisi çıkmak istemeli... Budur forma sevgisi. Budur RUH... Bir kulübün duruşu olmalıdır Sana saygısızlık yapanı affetmeyeceksin... Affedersen, acınacak hale düşersin... Aragones'e de açık seçik "Senden bize yar olmaz'' demiştir sayın Ali Koç. Aslında Ali beye kalsa o gün yolları ayırırdı. Ali Koç, amiyane tabirle isyan bayrağını açmıştır. Ama herkese. Başkana, yönetime. takıma, hocalara... Ve bunun arkası ya çok iyi olur, ya çok kötü. Ortası olmaz Ali Koç, yeniden görev bile almayabilir... Bireysel çalışabilir!!!... Bu arada sürpriz bir gelişme daha yaşandı. Kaptan Alex bir kez daha sahneye çıktı ve "Bir futbolcudan yeteneklerinin dışında bir şey isteyemezsiniz'' dedi... Resmen hocasına "Yeter artık saçmaladın'' dedi. Peki Alex bunu ne zaman yaptı. Süper bir Hacettepe ve son derece rezil bir Gençlerbirliği performansının ardından... Yani bu iki maçta şunu anlatıyor kaptan: 'İstersem vezir, istersem rezil ederim.' Ben bunları bir önceki '7'k mi yani. Takımı kim yaptı' yazımda analiz etmiştim. Bir takım aklıevvel eleştirmiş ve 'Kafasına göre senaryo yazıyor' demişti. Bir önceki yazımda Gençlerbirliği maçının zor olacağını da belirtmiştim... Ancak itiraf edeyim, bu kadar acz içinde kalacaklarını aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Bir takım kaybetmek ve rezil olmak için bu kadar savaşabilir! Fakat şunu da kesin olarak iddia ederim. Ne yazık ki bu anlayışla 'Güzel günler göremeyeceğiz çocuklar...'

Hairdesigner
26-02-09, 03:34
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1355.jpg Sorun kadroda

Futbol camiasında komik bir ezber var. Takım kötü giderse mutlaka sorun teknik adamdadır deyip herkes işin içinden çıkıyor. Löw kötü, Hiddink kötü, Daum kötü, Zico kötü, Aragones kötü. Bunlar bu işi bilmiyor ama bunlara kötü diyenler bu işi biliyor. Daum geldi, bir sezon önce 35 puan geride kalmış takımı iki sezon üst üste şampiyon yaptı, tarihinde ilk defa üst üste üç kez şampiyon yapma şansını son maçta kaçırdı. Daum için millet neler yazdı. O gitti, Zico geldi. Ligde beklenen puanların altında kaldı ama Avrupa'da tarihinin en büyük başarısını yaşattı. Onu da kimse beğenmedi. Ülkenin en iyi yorumcusu Rıdvan Dilmen çıktı, "Zico gitsin" dedi. Şimdi İspanya'yı Avrupa şampiyonu yapan Aragones geldi, yine fatura ona kesiliyor. Daum fazla sert, seveceni gelsin dendi, Zico geldi. Zico disiplinsiz, otoriteri gelsin dendi, Aragones geldi. O da fazla yaşlı, genci gelsin deniyor şimdi de. Mourinho gelse o da fazla şımarık, ayakları yere basanı gelsin denilecek. Tüm bunlardan evvel, asıl doğru teşhis şu; F.Bahçe kadrosu son üç sezondur geriye gidiyor. F.Bahçe bugün dünyanın en zengin 19. kulübüyse, günümüz futbolunun en önemli bölgesi orta sahasını Josico'lara, Maldonado'lara teslim edemez. Uğur'lar, Deniz'ler, Vederson'lar bölgesinin vazgeçilmezleri olamaz. Kulübede Ali'ler, İlhan'lar, Yasin'ler kurtarıcı olarak bulunamaz.

Orta saha sıradan
Önümüzdeki sezonun transfer politikası bir hayli kritik. Carlos, Alex, Deivid, Lugano, Edu, Güiza. Bunlarin hepsi kalacaksa bu kadro nasıl ileri gidecek? 6 yabancı kuralı varken bu isimlerden hangileri yedek oturtulup orta sahaya yabancı transferleri yapılacak? Aragones ve yönetim önce buna karar vermeli. Appiah, Aurelio, Tuncay gitti, orta saha sıradanlaştı. Yönetimin ve teknik adamın ilk çözmesi gereken sorun bu. Antrenörü kovmak işin kolayı. Bu takıma Alex Ferguson gelse ne yazar?

Hairdesigner
26-02-09, 03:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1268.jpg Söylenmemesi gereken
Fenerbahçe'nin durumunun sorumlusu yönetimdir. Elbette her sene şampiyon olacaksınız diye bir kural yok. Ama Fenerbahçe takımı her sezon şampiyonluğa oynamak zorundadır!


Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Koç'un, geçen hafta taraftar sorularını cevaplarken yaptığı bir yorum dikkatimi çekti. Koç, "Her sene şampiyon olacağız diye bir kural yok" diyordu. Takımın aldığı başarısız sonuçları ve taraftardaki hayal kırıklığını yanıtlarken, isteklerin dizginlenmesi gerektiğini işaret çekmek istedi. Biraz gerilere gittim. Daum'un takımın başına geçeceği süreç yaşanırken, Fenerbahçe Lorant faciasına "teğet" geçerken, başkan Aziz Yıldırım, isyankar seslere, "Ne olacak ki zaten baktığınızda Fenerbahçe üç yılda bir şampiyon olmuş. Önümüzdeki yıl şampiyonluğu kazanamazsak, o zaman bana hesap sorun" cevabını veriyordu. http://www.fotomac.com.tr/2009/02/26/im//03D940B3E213B94ABEA9DD3Fy.jpg Yapılan hataları kabul etmeyen, sorumlu oldukları taraftara ve camiaya yanlış yapmadıklarını itiraf etmekten kaçınan iki önemli yöneticinin, kabul edilemez ifadeleridir bunlar. Elbette her sene şampiyon olacaksınız diye bir kural yok. Ama Fenerbahçe takımı her sezon şampiyonluğa oynamak zorundadır. Denizli'de son haftada kaçan şampiyonluk da bunun belgesidir. Hiçbir taraftar ağzını açıp yöneticisine bir şey demedi. İstifa eden Başkan Yıldırım'ın dönmesi için fikir birliği yapıldı. Muhalefetdeki isimler bile, "Eğer başkan yeniden aday olmazsa" sözleriyle kongreyi yorumladılar. O zaman ne yıldırım, ne de bir başkası, "Zaten üç sene bir şampiyon oluyorduk" gibi bir mazeret aramadı. Çünkü doğru işler yapmışlar, iyi bir takım oluşturmuşlar ama futbolun içindeki bazı dinamikleri aşmayı başaramamışlardı. Şimdi durum öyle mi? Sayın Ali Koç, sadece iki futbolcuya eski para ile 100 trilyonlunun ödendiği bir sezonda, sahadaki takımının hesabını vermek yerine, 'öyle bir kural yok' diye nasıl düşünebilir? Biraz empati yapıp, Saracoğlu'nda "taraftar koltuğunda oturduğu" günleri aklına getirse, iddialı bir takımın bu halini nasıl yorumlardı ya da kendisine "Öyle bir kural yok" diyen yönetici için ne düşünürdü? Fenerbahçe takımının bugünkü durumunun sorumlusu öncelikle yönetim kuruludur. Transferi de onlar yapmış, hocayı da onlar getirmiş, eldeki kaliteli oyuncuların çekip gitmesine onlar göz yummuşlardır. Bıraksınlar; son haftalarda kaçan bir şampiyonluktan sonra bizler onlara "canınız sağ olsun" diyelim.

Hairdesigner
26-02-09, 03:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Bu son şans

Bu sezon şans, Beşiktaş'ın kapısını tam üç kez çaldı. Eğer altın tepsiyle sunulan bu son şansı da teperse Beşiktaş, mayıs sonuna kadar bir daha böyle bir avantajı rüyasında bile göremez. Geçen hafta Gaziantep'te 3, hatta 2 puan yitirse Beşiktaş'ın artık söyleyecek sözü kalmayacaktı. Ancak öyle maçlar oldu ki kendi galibiyeti bir yana rakiplerinden de 9 puan gelmesi mucize gibiydi. Şimdi Mustafa Denizli'nin 26'ncı haftayla ilgili sözleri gerçekleşirse doğrusu hiç şaşırmam. Önce şunu belirtelim ki Denizli kesinlikle 26'ncı haftada şampiyonluğu kesinleşmiş bir Beşiktaş iddiasında bulunmadı. Onun dedikleri, söz konusu haftada şampiyon adaylarının sayısının azalacağı ve Beşiktaş'ın yarışın içinde kalan adaylardan birisi olacağı şeklindeydi. Geçen haftanın Beşiktaş'a yarayan 12 puanlık kazancı, Mustafa Denizli'yi haklı çıkarabilir. Çünkü ilk 5 hafta içinde Beşiktaş, diğer adaylara oranla zorluk derecesi daha düşük maçlar oynayacak. F.Bahçe-Sivas, Trabzon-G.Saray maçlarının bu döneme denk gelmesi, Beşiktaş'ı yarışta favori konumuna sokabilir.

5 maçlık seri hayal değil
Ancak bu, bir seri yakalamaya bağlı... Beşiktaş sezon başından bu yana böyle bir başarıya imza atmadı. Yani üst üste üç maç kazanmışlığı yok. Sadece iki galibiyetli, üç serisi var. Rakiplerinin çok zorlu sınavlara gireceği bu ilk 5 haftada Beşiktaş, 5 maçlık bir galibiyet serisi yakalarsa ne olur? Bırakın yarışın içinde olmayı, puan farkıyla lider bile olabilir. Kaldı ki Beşiktaş'ta pozitif gelişmeler var. Öncelikle savunma toparlandı. Ernst'in gelişiyle birlikte orta alana adeta sihirli bir el değdi. Tek forvet geride kaldı, çift forvete geçildi. Yani çok şey düzeldi. Düzelmeyen iki kişi kaldı... Biri Serdar Özkan, öteki Cisse! Düzelmeleri de mümkün değil. Gerçek şu; onların yokluğu Beşiktaş'ı etkilemez! Beşiktaş için lig, bu hafta yeniden başlıyor. Rakip asla küçük görülecek cinsten değil. Şu ana kadar Beşiktaş'ın, İstanbul Belediye önünde galibiyeti yok. Olimpiyat Stadı'nda ve İnönü'de istediğini alan taraf hep Belediye oldu. Böyle bir rakiple bir galibiyet serisi başlarsa Beşiktaş'ın 5 maçlık seriyi gerçekleştirmesi de sürpriz olmaz!

Hairdesigner
26-02-09, 03:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1238.jpg Geldi, geçti, bitti

Trabzonspor yara sarıyor. İnönü Stadı'nda Beşiktaş'a bırakılan 2 puanda da "Denizli" var, Avni Aker'de kaybedilen 3 puanda da. Şimdi oluşan bu "Denizli" tedirginliğinin üzerinden atılması gerek. Topu topu 5 puan gitti. Zirvedeki Sivasspor'un Eskişehirspor maçındaki hakemi gördüm, işkillendim. Trabzon-Sivas maçında da yazmıştım. Tekrarlıyorum, lige şekil verdirilmeye çalışılıyor. Şu idi, bu idi diye dillendirmek istemiyorum. Zamanı gelince söylemekten de kaçınmam. Şimdilik futbolseverlerin takdirine bırakalım. Her hafta yükselen küfürlerin hedefi şekilleniyor. Lige iddialı giren takımların tamamına yakını inişli çıkışlı bir grafik çiziyor. Trabzon'un önce bundan yararlanması gerek. Ama korkum, bu sezon da "Temiz lig" beklentimiz havanda su dövmekten öteye geçmeyecek. Yoksa bu ligde Trabzonspor da düzelir, Ersun Yanal da hatalarını azaltır.

Lige şekil veriliyor
Başkan Şener'in "Benden başka kimse konuşmayacak" fermanı olumlu. Şener geç kaldı. En çok okunan spor gazetesi Fotomaç'a her hafta bir yığın mesaj geliyor. Bu mesajların sayısı iki haftadır atv'deki "Santra" programına çıktıktan sonra üçe dörde katlandı. Bir umutsuzluk var. Hepsi "Rüya bitti mi?" diye soruyor. Hayır rüya falan bitmedi. Şekillendirilmeye çalışılan bu ligde Trabzon tökezledi. Bu hafta Antalya maçı ile başlanacak yeniden tırmanış, bordo-mavilileri yeniden zirveye, şampiyonluk potasına çıkarır. Yeter ki kimse karamsar olmasın. Bu hafta Konya'ya yenilen Şifo Mehmet yönetimindeki Antalya, yaralı aslan gibi saldıracak. Sakin ve isabetli onbir ile Trabzon zor gibi görünen bu haftayı atlatacak. Sonrası, KOLBASTI.

Hairdesigner
26-02-09, 03:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Yüreği acıyan adam

Galatasaray yönetimi tam isabet sağladı. Bülent Korkmaz mevcut şartlarda olabilecek en iyi tercih... Keşke yanına Hakan Şükür'ü de alabilse ve bu muhteşem ikili, gözü yabancı hayranlığından başkasını görmeyenlere ders verseler. Sıcağı sıcağına "Bülent Korkmaz doğru tercih mi?" diye sorular soruluyor. Sorulacaktır da... Bence sonuna kadar doğru tercihtir. Neden mi? Bir kere Skibbe gibi Kocaeli maçı sonrası diplomatik bir üslupla başarısızlığına kılıf arayan, sanki olay son derece normalmiş gibi konuşan kalpsiz hocadan daha iyidir. Eminim, Kocaeli yenilgisi sonrası Korkmaz, Skibbe'den daha çok üzülmüştür. Skibbe kontratında yazan paraları alamadığı için endişelenir, o kadar. Ama Bülent hoca, göz göre göre kaybedilen Steaua serisine de Sivasspor maçlarındaki kayba da ikinci yarı kaybedilen puanlara da tribünlerdeki adam kadar üzülmüş, daralmıştır Bize kağıt üzerinde iş yapacak değil, yüreğini sahaya koyacak bir adam lazım...

Bizlere 'Korkmaz' lazımdı
Bize, en küçük bir kayıpta yüreği yanacak, dalağı şişecek, tüyleri diken diken olacak bir adam lazım... Bize kenarda maçı oyuncuları kadar yaşayacak adam lazım. Bize, aile hayatı düzgün, futbolla yatıp kalkan, profesyonel ahlakı tescillenmiş bir adam lazım... Bize hem takımı, hem ülke futbolunu iyi bilen, rakiplerini analiz etmek için büyük şansa sahip bir adam lazım... Kısacası bizlere en lazım adam Bülent Korkmaz'dı... Birileri kaptanı sevmeyebilirler. Onların 'baykuş seslerine' kulaklarınızı tıkayın, bakın Guardiola sezon başı hafif yalpalamanın ötesinde Barcelona'yı uçuruyor. Galatasaray bundan daha kötü olamaz zaten. Hoşgeldin kaptan, başarılar hoca! Galatasaray sana vefayı gecikmeli de olsa gösteriyor, artık sıra sende... Yüreği yanan adam, yüreği acıyanları çok iyi anlar... Bugün o yüreklere ferahlık getirmeni bekliyoruz Büyük Kaptan...

Hairdesigner
26-02-09, 14:15
Yardımlaşma
Rıdvan Dilmen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=2)
Milliyet

İlk maçtaki skor güzel bir skor. Sizi burada kontrollü oynamaya itiyor. Galatasaray çok hücum yaparak risk almayacak en azından. Kontrollü oynarken sonuca gidecek oyuncular da var. Berlin ve Lizbon örnekleri gibi.
Galatasaray, 0-0 cepte oynadığı sürece - ki böyle oynarken savunma anlayışı ile oynamıyorlar zaten - Arda gibi, Kewell gibi, Baros gibi, Lincoln gibi tabelayı her an değiştirebilecek oyunculara sahip. Galatasaray taraftarına çok iş düşüyor. Önce taraftar panik yapmayacak. Antrenör değişikliğinin takımı olumlu etkileyeceği kesin.
Bülent hocanın stoper tercihi Emre Aşık gibi gözüyor şu anda. Yüksek toplarda sıkıntı yaşamaz ama savunma arkasına atılan toplarla mutlaka birinin derinlik yapması lazım. Tabii ki orta saha oyuncuları da bu savunma arkasına atılan topları kullanacak oyunculara yakın oynamalı.
Böylelikle savunma arkasına atılacak toplar daha ikinci bölgede engellensin. Tabii takımda arzu ve istek mutlaka olacaktır ama bunun şuursuz baskıya dönmemesi gerek. Bordeaux takımı ehli keyf bir takım. Sanki maçlarını izlerken “bitse de gitsek” der gibiler.
Bu aldatıcı olmasın. Bu tür takımların en tehlikeli olduğu bu oyunlardır. Tur için tam konsantrasyon şart.

Hairdesigner
26-02-09, 14:16
Mustafa Sarıgül'e bak!
Yemen Ekşioğlu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=171)
Fanatik

Mustafa Sarıgül’e Sadece Galatasaray’a hizmetlerinden dolayı değil, Ayazağa, Feriköy, Ayazağa Esen, Mecidiyeköy, Mecidiyeköy Tayfun, Gültepe, Kuştepe gibi yaklaşık 20’ye yakın amatör takıma yaptığı hizmetlerden dolayı, öncelikle İstanbul ilindeki futbolun başkanı olarak benim ayrı bir teşekkürüm var.

Ayrıca Üsküdar Belediye Başkanı Mehmet Çakır, Adalar Belediye Başkanı Coşkun Özden ve Maltepe Belediye Başkanı Fikri Köse, yaptığım izlenimler doğrultusunda İstanbul futboluna, başta tesis olmak üzere her konuda destek oluyorlar. Bu belediye başkanlarına ayrıca teşekkür ediyor, Mustafa Sarıgül’ü ayrı bir yere koyuyorum. Ali Sami Yen Stadı’ndan Seyrantepe’ye geçene kadar, o stadın arazi alımından çok iyi de yapılan sözleşme sürecine kadar, gerek belediyede gerekse resmi dairelerde dosyayı elinde dolaştırarak yapmış olduğu hizmetler ve Beşiktaş Kulübüne bakışını da bildiğinm için kendisini tebrik ediyorum ve alkışlıyorum.

Neden Sarıgül ile yazıya girdim: Biliyorsunuz Fulya Projesi’nden sonra Beşiktaş’ın geleceğini kurtaracak olan bir İnönü Projemiz var. Bu proje 3-5 insanın tekelinde olan, kendilerinden başkasını düşünmeyen insanlardan ve anıtlar kurulunun imzasından bir türlü geçmiyor. Halbuki mesleki açıdan da bu işlerin içinde olan biri olarak ne projelerin oradan geçtiğini biliyorum. Aklım ermiyor. Beşiktaş İnönü Stadı’nın yapılması düşünülen en yüksek tepe noktası; sağındaki Swissotel, arkasındaki Süzer Plaza’nın temelini bile geçmiyor. Kaldı ki o kurulun dikkate aldığı konu da projenin dışında. Şimdi iş Mustafa Sarıgül konumundaki İsmail Ünal’a düşüyor. İsmail Ünal dışında, ballı seyahatlerde eksik olmayan (Antep’e gelemediler çünkü uçak tarifeliydi. Direk paraları vermek zorundaydılar), bürokraside olan arkadaşlarımız, dostlarımız, çoğunuz bulunduğunuz yerleri Beşiktaşlılık sıfatıyla kazanmış durumdasınız. Bu proje olmazsa olmaz. Yıldırım Demirören’e kızabilirsiniz, ama bu proje Yıldırım Demirören’in değil Beşiktaş’ın geleceği. Hepiniz Mustafa Sarıgül gibi dosyayı koltuğunuzun altına alıp, elinizden geldiği şekilde kapı kapı dolaşarak işler hale getirmelisiniz. Yoksa daha çok hak eden Mustafa Sarıgül’ü alkışlarız ve Seyrantepe’yi de seyrederiz.

Hairdesigner
26-02-09, 14:16
Ya "Rezil" ya "Vezir" olmak!
Naci Arkan (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=131)
Türkiye

21 yılda 630 maç...102 defa milli forma...
29 kupa...
Ama...
Bunca apoletlerin sahibi, o sırtına değil, adeta yüreğine giydiği formadan yine de, kırgın ayrılmak zorunda kaldı...
Futbolu ona, çok sevdiği, uğruna ölecek kadar sevdalandığı takımı bıraktırdı zorla...
“Git, istediğin yere git” diye kapının dışını gösterdi...
O da, arkasına bakmadan gitti...
Ağzını kapattı, kimselere zarar vermemek için sustu...
Hatta kendisini kovmaktan beter edenleri korurcasına gitti...
Arkasına da bakmadı gerçekten...
Biri demedi ki “Gitme kal, sen bizim Cengaverimizsin”
Bir başkası demedi ki “Gidişin böylesine garip, böylesine görkemsiz olmasın”
Ve bir diğeri demedi ki “En azından bir jübile yapalım sana, duyduk duymadık demesin kimse”
“Sen, bu takımı 21 yıl sırtladın, bir defa da biz seni son defa omuzlarımıza oturtalım”
Kimseler bir şey demedi; deme zahmetinde bile bulunmadı...

“A” değil “Z” planı
Anadolu‘da hocalık deneyimindeki başarısı bile, birilerinin yüzünü kızartmadı...
Evladına sahip çıkamayanların, havası da, cakası da yerinde kaldı ne yazık ki...
Ve bir gün, o “Güle güle” denilmeyen, bir jübile bile çok görülen kaptana kucak açıldı...
Belki istenmeyerek, belki mecbur kalınarak, belki “A” değil, belki “B” değil, “C” değil; düpedüz “Z” planı yürürlüğe konarak “Hocamız ol” diye önüne boş mukavele uzatıldı...
O şimdi G.Saray‘ın saha içindeki kaptanı değil, kulübedeki rota çizeri...
Skibbe‘nin aylarca önceden gönderilme planlarını gizli gizli değil, ayan beyan yapan yönetim, hep Alman hocanın bir pundunu yakalamaya çalıştı...
Önce Feldkamp getirildi...
Skibbe‘nin başına “Demokles’in Kılıcı” gibi...
Olmadı, türlü entrikalar çevrildi, Alman‘ı yalnız bırakma, aşağılama adına oyunlar oynandı...
Ve en son, unutulmaz bir efsane eski futbolcu Hagi çağrıldı İstanbul‘a...
“Bir bak bakalım şu takıma, gidişat iyi değil, gör de konuşalım” dendi...
Kocaelispor hezimetinin hemen ardından, bu davetin meyvesini alma adına, Hagi‘ye mukavele sunuldu...
O hezimet olmasa da, durum aynı olacaktı aslında...
Hagi kabul etmedi, profesyonelce düşündü, balıklama atlamadı...

Ceket olmadı,
ayakkabı verelim!
Ve sonunda “Z” planı yürürlüğe kondu...
Boşta olan ama 21 yıllık futbolculuğu zorla noktalandırılan Bülent Korkmaz,
Şimdi G.Saray‘ın teknik direktörü...
Geçmişte hiçbir şey olmamış gibi, kendisine sahip çıkmayanların yanında artık...
Cankurtaran simidi gibi...
“Kurtar bizi büyük hoca” samimiyetsizliği içinde artık o G.Saray‘ın patronu...
Belki bir gün “UEFA Kupası’nı ikinci defa kulübe getiren hoca” diye ufkunu açacak...
Fatih Terim‘i, bu alanda tek bırakmayacak...
Belki bir gün, arkasına bakmadan, bir kere daha bu kulüpten kopup gidecek...
Hem de ebediyen...
Çünkü Bülent Korkmaz‘ın önünde, üçüncü bir yol yok...

Hairdesigner
26-02-09, 14:22
Rakamların ötesi
Ebru Köksaldı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=93)
Fanatik

Haberlere, Deloitte’nin Futbol Para Ligi değerlendirmesine girmeyi başaran ilk Türk takımı olarak geçti. Diğer önemli nokta Avrupa’nın 5 önemli liginde yer almayıp ilk yirmiye giren tek takım unvanı. Ama yine de bu, yüzeysel değerlendirme olur. Zira esas kritik kısım gelirlerin yüzdesi. Hasılat yüzde 25’i oluşturuyor ki, Türkiye standartlarında çok iyi rakam. Naklen yayın yüzde 24. Esas pay ise ürün satışı ve sponsorluklardan yüzde 51 ile geliyor. Yani Fenerbahçe’nin naklen yayın gelirine bağımlılığı yok. Oysa Türkiye’de neredeyse tüm kulüplerin ayakta durmasını sağlayan kalem bu. Yani Fenerbahçe’nin tekelleşen bu düzende güce biat etmesi gerekmiyor. Futbolu siyaset ve lobinin fazlasıyla esir aldığı ülkede isyan edebilmeyi, direnebilmeyi, düzenle mücadele edebilmeyi başaracak tek kulüp. Stat gelirini de taraftar potansiyeli olarak yüzde 51’e eklersek ortaya yüzde 76’lık rakam çıkıyor. Bu platformda kendisiyle rekabet etme adayı Galatasaray ve Beşiktaş’a karşı farkı da bu noktada. Zira Fenerbahçe’nin karanlık ve futbol yönetim aklından uzak olduğu, istikrarsızlık ve kötü sonuçlarla geçen yıllarında dahi taraftarın maddi ve manevi katkısında azalma olmadı. Aksine hep ters çizgide gitti. Bu, kulübün sosyal yapısından kaynaklanan, saha içi sonuçlarla yakalanamayacak, kaba tabirle doğuştan gelen özellik. Son 7-8 yıla kadar yapılamayan, potansiyeli kullanabilmekti. Ki hâlâ işin başındalar.

Rekabette Fenerbahçe’yi zorlayacak ilk isim Galatasaray. Ama kulüplere sağlanan tesis yapma ve arsa kolaylıklarının ötesine taşıp, tamamen sırtını devlete vererek stat yaptırtan ve bunu övünülecek olay haline dönüştüren bir isim bu. Kulüplerin devlete olan vergi borcunun yüzde 70’ine sahip Galatasaray var. Yılda yüzde 4 gibi şok edici faizle, 10 yılda ödeme imkanı sunulan bir kulüp. Tıpkı hayatı boyunca tarih sektirmeden maaşının neredeyse yarısını vergiye verenle, vergi ödemeyip sonra çıkan afla zengin olanlar arasındaki ilahi (!) adaletsizlik gibi. Buna sesini çıkaramayan diğerleri de var. Son günlerde Galatasaray’ın federasyondan avans istediği haberleri var. Aralarının iyi olduğu Haluk Ulusoy federasyonu dönemindeki sessizliklerin arkasında da bu avanslar mı vardı dedirten haberler.

Fenerbahçeliler’in neyin, nasıl ve hangi koşullarda elde edildiğini anlaması için derslik bir tablo bu. Diğer kulüplerin gözünü açması için de. Türkiye koşullarını düşünürsek sadece kendi gücüyle bu kadar kısa sürede bu noktaya gelen bir kulübün devamlılık için detaylarda ne kadar dikkatli olması gerektiği de ortaya çıkıyor.

Hairdesigner
26-02-09, 14:22
Bülent Korkmaz gelmeseydi
Uğur Meleke (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=10)
Milliyet

Filmi 4 gün kadar geriye saralım. Sezon ortasında yardımcıları gönderildiği, üstüne eski teknik direktörün belirsiz bir göreve getirildiği, disiplinsizlikleri nedeniyle sorgulanmayan oyuncular federasyona karşı korunduğu ve futbol takımının idaresinde tam bir “yönetişim” havası oluşturulduğu halde fatura Skibbe’ye kesilmeseydi. B.Korkmaz göreve bugün değil de sezon sonu gelseydi, Galatasaray, Bordeaux karşısına Skibbe yönetiminde çıksaydı ne olurdu?
Galatasaray yönetiminin Kocaeli maçı sonrası toplanmadığını, birkaç saatte tam 6 tane hoca adayı bulmadığını varsayalım (Sıradan bir bakkala ayak işlerine bakacak vasıfsız bir eleman arıyor olsanız, birkaç saatte 6 kalifiye aday bulamazsınız. G.Saray futbol takımının karakteri bu kadar mı muğlak ki, tam 6 ayrı hoca bu takıma uygun olabiliyor?)
Öncelikle, Servet ve E.Güngör oynayamayacak durumda bile olsa, G.Saray sahaya muhtemelen üçlü savunmayla çıkacaktı. Çünkü Kayseri ve Antalya kayıpları sonrası, Bordeaux öncesi Skibbe takımda bir elektro şok ihtiyacı olduğunu düşünüyordu ve bunu oyun düzenini temelden sarsarak yaptı. Üstelik de Kayseri maçında H.Balta ısınırken sakatlandığında Volkan’ı 11’e koymadığı; Antalya’da da Volkan sakatlandığında Alpaslan’ı ve Ferdi’yi oyuna sokmadığı için elinde özgüvenini darmadağın etmediği sol bek kalmamıştı. Skibbe, hem tribünlere bir cesaret gösterisi yapmak için, hem de sol beksiz bir on bir kurabilmek için Fransa’da üçlüye döndü; Galatasaray savunmada defalarca dengesiz yakalanmasına rağmen gol yemedi, sınav kazasız geçildi ve Alman hoca, ikinci maçta da üçlü oynamaya karar verdi.
Skibbe, bir sonraki adım olarak Kocaeli maçının ikinci yarısı başlarken iki değişiklik yaptı ve sahaya Bordeaux karşısına çıkacağı anlayışta takım sürdü. 45’le 65 arasında sahada üçlü defans, Arda ve Sabri’nin kanatlarda olduğu dörtlü bir orta saha, Kewell ve Lincoln’ün desteklediği tek santrforlu bir düzen vardı. Ama maçın kırılma anı 65’inci dakika, yani E.Güngör’ün sakatlanıp Baros’un girdiği an oldu. Sarı-kırmızılıların saha içi düzeni bir kargaşaya dönüştü ve esasında 5 defa rakip kaleye gidebileceğinden emin olmayan Kocaeli’nden 5 gol yendi. Hatta 65’te E.Güngör sakatlanmasaydı, Skibbe büyük ihtimalle son değişiklik hakkını Kewell’dan yana kullanacak, 2 ayı sakat geçirmiş Avustralyalıyı sezonun en kritik maçı öncesi 90 dakika yıpratmayacaktı.
Blanc samimiydi
Yine de Skibbe, Bordeaux’yu geçebileceğine inanıyordu, takımındaki birçok oyuncunun bu maçta en üst düzey konsantrasyonda olacağından emindi. Zira artık kariyerlerinin hiç de başlarında olmayan ve Avrupa’da bir kez daha çeyrek final/yarı final görme şansı bulup bulamayacakları belirsiz gözüken E.Aşık, Meira, Ayhan, Kewell, Lincoln, Nonda ve Ümit gibi oyuncular için bu müsabaka büyük şans...
Üstelik de Türk medyası blöf olduğunu düşünse de Blanc samimiydi, Bordeaux’da, şubat ayı başında 10 yıldır hasret kalınan şampiyonluğun rüzgârı vardı, bugün de en azından Devler Ligi bileti için savaşmak zorundalar ve İstanbul’a getirmedikleri Gourcuff’tan, UEFA Kupası’nı değil Ligue 1’de zirveyi istiyorlar.
Korkmaz ne yapmalı?
3 gündür görevde olan bir teknik direktörün sanırım yapabileceği en büyük hata, takımda oturmuş sayılabilecek taşlarla çok fazla oynaması, kötü sonuçlarla sarsılmış oyuncuları, bir de radikal anlayış değişiklikleriyle sarsması olur.
G.Saray, UEFA Kupası gruplarından bugüne oynadığı 5 maçta ofansif bir takım izlenimi verdi, ama bu noktada olmasının esas nedeni az gol yemesi oldu. Sarı-kırmızılı takım, 5 maçta yalnızca 4 kez fileleri havalandırabilmesine rağmen 3 galibiyet aldı, çünkü kalesinde 1 gol gördü. Skibbe, sadece Bordeaux’dan son 3 maçta 5 gol yiyen takımın kalesini bu sene (Olympiakos, Benfica, H.Berlin ve Bordeaux önünde) 360 dakika boyunca nasıl kapatmıştı, Korkmaz’ın bunun üstüne düşünmesi gerek...
Blanc’ın, Bordeaux’su ise tam aksine, bu yıl Avrupa kupalarında 7 maçta tam 11 gol yedi. Cluj dahil karşılaştığı her takımdan gol yiyen Bordeaux’ya, çok yetenekli bir hücum hattı olan G.Saray’ın da atması zor olmayacaktır. Yeter ki sarı-kırmızılılara bugün tur için gol atmak yetsin.

Hairdesigner
26-02-09, 14:23
Taner olayı!..
Yusuf Yalkın (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=412)
Yeni Çağ

Sabah saat 10.45 sularında cep telefonum çaldı. Arayanın numarası görünmüyordu; belli ki gizlemişti.
Önce açmak istemedim; sonra merakıma yenilip, “Alo” dedim.
Karşıdaki ses, “Abi merhaba, nasılsın?” deyince, içimden “Tanıdık birisi galiba” diye geçirdim.
Ama yanılmışım.
Arayan devam etti konuşmasına:
“Ben bir antrenörüm. Daha çok 2. ve 3. lig takımlarını çalıştırdım.”
“İyi de” deyip sözünü kestim ve “Ben kiminle konuşuyorum?” diye sordum.
“Beni boş ver abi. Mesele benimle ilgili değil, Taner Gülleri’yle alakalı” dedi.
Hani şu G. Saray’a attığı 4 golden sonra günün adamı olan Taner var ya; konu onunla ilgili olunca doğrusu merakım iyice arttı.
“Eee...” dedim, “Ne olmuş Taner’e?”
“Abi, bu olay gerçekten ilginç. Adam 33 yaşına gelince fark edildi. O da büyük takımlara gol attığı için.”
“Haklısın” dedim. “G. Saray’a değil de Denizli’ye 4 gol atsa, yine kimsenin umurunda olmazdı!”
Antrenör kardeşimiz sustu.
Bu defa benim çenem açılmıştı:
“Yahu birader bu yeni bir şey mi? Bir futbolcu Türkiye’de ağzıyla kuş tutsa üç büyüklerde oynamıyor, ya da onlara karşı süper bir maç çıkarmıyorsa medyanın kılı kıpırdamaz. Tek satır bile yazmaz, TV’lerde tek kelime etmezler!”
Antrenör kardeşimiz bu sözlerimin üstüne balıklama atladı ve “Dur abi yahu. Ben de o meseleye gelecektim. Yıllar önce Taner 2. Lig takımlarında harikalar yaratırken, Futbol federasyonunu aradım. Arkadaşlar, böyle bir yetenek var. Hiç olmazsa bir kere izleyin şunu dedim. Tık çıkmadı. Kimse alakadar olmadı.”
“Gayet normal, burası Türkiye”
dedim.
Antrenör konuşmasını sürdürdü:
“Abi öyle deme. Federasyon değişti Fatih Terim’in yardımcılarına açtım konuyu. Geçiştirdiler. Oysa Milli takım santrfor sıkıntısı çekiyordu. Hakan Şükür ayrılmıştı. Taner biçilmiş kaftandı. Durumu sonra Fatih Terim’e kadar ulaştırdım. Ama değişen bir şey olmadı. Taner kaynadı gitti...”
Son sözleri şu oldu antrenör kardeşimizin:
“Bunu medyadaki en az 15 spor yazarına, yorumcuya da anlattım. Terim ve ekibi de ilgilenmedi Taner’le dedim. Birisi de cesaret edip yazmadı! Neden, kimden çekiniyorlar, anlamadım!”
“Ben yazarım kardeşim” dedim ve telefonu kapattım.

Hairdesigner
26-02-09, 14:25
Meira-Cavenaghi
Mehmet Demirkol (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1)
Milliyet

Maçın kilit noktası (muhtemelen ikisi de sahada olacak) Emre Aşık ve Meira’nın performansları. Emre Aşık büyük olasılıkla daha hareketli olan Chamakh’la eşleşecektir. Oyun içinde kaybolan ve bir anda gol bölgesinde ortaya çıkmayı iyi bilen Cavenaghi’yi, Meira’nın nasıl tutacağı ise oyunun kaderini belirleyecek.
Meira beklenen oyununu şu ana kadar gösteremedi. Bülent Korkmaz’ın tüm oyuncuları sağlıklı olarak eline geldiğinde onu kesmesi bile beklenebilir. Belki de ön libero olarak kullanabilir. Korkmaz’ın defansif bilgisiyle başta Sabri ve Hakan olmak üzere savunmadaki Türk oyuncularda kesin bir yükseliş olacağını düşünüyorum. İşin kilit noktası Meira’nın dalıp gitmelerinin önüne geçmek, müdahale ve markaj zamanlamasında bir iyileşme sağlayabilmek.
Gourcuff’un olmayışı kesin bir şans. Konratak kalite ve sıklığında bir düşüş olacaktır. Skibbe’nin oyun anlayışıyla içerde asla iki yönlü ve dengeli bir oyun kurulamadı. Bu devam etse Bordeaux’yu kesin favori olarak gösterebilirdik. Ancak bu maçlardaki tecrübesi ve Türk oyuncularda artması muhtemel performans Galatasaray’ın şansı. Korkmaz daha dengeli bir oyun kurabilirse sadece Arda, Lincoln ve Baros’la tur gelebilir.

Hairdesigner
26-02-09, 14:27
Uğurlu olan Cuma mı?
Osman Şeref Nasır (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1806)
Fotospor

Erkenhava yok... Şimdi rakiplerin haftayı puansız kapatıyor. Sen sanki Cuma’nın uğuru ile bir de Gaziantep deplasmanından üç gol ve üç altın puan çıkartıyorsun. Ama daha ligin ilk maç günü olduğu için hafta sonu kazancının ne olduğunu bilmiyorsun... Derken ilk tökezleyen Fenerbahçe oluyor. Ankara’da Gençlerbirliği maçına önceki haftanın 7-0 Hacettepe galibiyetinin mahmurluğu ile çıkıyor ve ne olduğunu bilemeden çarpılıyor. Ardından Galatasaray kendi evinde Kocaelispor ile karşılaşıyor ve beşlik oluyor. Ne zaman ki, bu maçlar bitiyor. Beşiktaş ve de Mustafa Denizli haftayı nasıl kapattıklarını; hatta nasıl altın puan aldıklarını ancak o zaman anlıyorlar. Gerçekten Gaziantep maçının Beşiktaş için büyük önemi vardı. Nitekim alınan netice ile Mustafa Hoca da yerini daha sağlamlaştırdı. Hatta ona birileri artık son şansının olduğunu ve herkesin can siperhane vaziyette ÇİFT SANTRFOR sözlerinin ciddiyetini kabul ettirdi ve Nobre-Bobo olayı ile maçı rahat bir şekilde kazandı. Çünkü neden Bobo’nun baskılı oyunu; Nobre’nin yalnız hareketlerine de renk kattı. Ama onlara bir de top taşıyacak forvet arkası olsa; gerçekten Beşiktaş’ın bileğini kimse bükemez.
Artık daha fazla uzatmadan geçen haftayı bitirip önümüze bakalım. Öncelikle İstanbul Büyükşehir Belediye maçımız var. İnşallah uğur tutar da o da Cuma’ya rastladığı için bizi mutlu kılar. Ardından Türkiye Kupası’nın diyebilirim ki, en iyi kurasını çekerek Ankaraspor ile eşleştik. Bir de o maçımız var. Yine diyorum ki... Bizim için avantajdır; ilk karşılaşmayı Ankara’da oynayacağız. Acelesiz ve bilinçli futbol her zaman kazanır. Daha önce belirttiğim gibi erken havaya girenin havası çabuk söner. Onun için hazmetmesini bilecek ağır ve sağlam adımlarla her noktada başarı ile ilerleyeceksin...

Hairdesigner
26-02-09, 14:28
Haydi Kaptan UEFA'ya uzan
Osman Tanburacı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=38)
Yeni Şafak


İster misiniz bu akşam Galatasaray sahaya çıkarken takımın başında Kaptan Bülent olsun! Hani hesapta takım içinde 'kaptanlık' kavgası da var ya... Cuk oturur vallahi!
Hazır Servet de yok... Bence Kaptan Bülent sahaya oyuncu-antrenör olarak çıkmalı.
UltrAslan çıldırır mı çıldırır.
Tribünler inler mi inler...
Bordeaux şaşırır mı şaşırır...
Üstelik kariyerinde bir UEFA Kupası olan Bülent'e de bu tur, yakışır mı yakışır!
Benden söylemesi; bir hafta önce takımın başında Skibbe varken yerine Korkmaz geldiyse bilin ki Bordeaux'nun da başına gelecekler var!
Bordeaux eksik ve bozuk
Son haftalarda yıkılan bir Bordeaux var. St. Etienne'e de deplasmanda puan kaptırdılar... Kalecileri Rame arızalı sağlam, yedek kaleci Valverde'nin burnu kırık! Belki de Bordeaux'nun kalesini 20 yaşındaki Olimpa koruyacak.
Savunmanın sağında, durmadan ileri gidip gelen Jurietti kart cezalısı... Takımın gözbebeği Zidane'ın veliahtı 'Yoann Gourcuff'u da hocaları Lorent Blanc ışınlamış. Gourcuff, İstanbul'a bile getirilmedi. Wendel ilk maçta kenara alındı... Sizin anlayacağınız Bordeaux gerçekten zor durumda... Ancak yine de Galatasaray ipin ucunu sıkı tutmalı. Gevşerse yamulur!
Bordeaux yine savunmasından hızlı çıkacak ve bu kez orta alanı daha çabuk geçecek. Hatırlayın ilk maçta Skibbe Bordeaux'yu orta alanda çok adamla tutmuş ve oyun ortada kalınca Cavenhagi, Chamakh, Wendel hatta geriden gelip yüklenen Diarra koşu yolu bulamadığı için Galatasaray'ın kalabalık bölgesinde sıkıp kalmış, akrep gibi kendi kendini sokmuştu. Bugün şartlar başka. Galatasaray gol için dengesiz ataklar yapar çok adamla atağa kalkar ve her zamanki gibi en olmadık yerde top kayıpları yaşarsa bu kez Bordeaux çok boş alan bulur. Dikkat! Gouffran ve Jussie bu çabukluğa çanak tutanlardır.
Laurent korkar Bülent Korkmaz!
Bordeaux iyi takım, savunması uzun boylu, forvetleri akışkan. Bülent Hocam mutlaka topu yere indirmeli ve rakiple itişmeden topu koşturmalı, zira Bordeaux da öyle yapacak. Galatasaray da rakibini aynı silahla ve marifetli ayaklarıyla vurmalı. Laurent Blanc korkabilir ama Bülent Korkmaz oyunu rakip alana yıkarsa turu geçer. Bu maçta mutlaka gol atmak gerek. Uzasa bile penaltıdan goller gerek... Kim daha fazla atarsa turu o geçecek. Bordeaux kontratağa çabuk çıkan bir takım olarak biliniyor, peki ya Galatasaray? Tam tersi...
Galatasaray atağa kalkarken çok sallanıyor. Bunu aşmalı. Bülent Hoca nasıl bir kadroyla çıkacak bilemem ama; bu maç Lincoln'ün yeni hocasına kendini ispat maçı olacak, Baroş'un golcülüğü, Arda'nın belki de Galatasaray'ın yükünü çekebilecek bir kaptan olacağı anlaşılacak...
Endişem yoktur ancak Servet'in yokluğunda defansı sanki; Barış, Emre, Meira, Hakan Balta olarak görmek ister gibiyim...
Forveti de Chalme, Henrique, Diawara, Tremoulinas karşısında; Sabri, Ayhan, Mehmet Topal, Lincoln Baroş ve Ardalı olarak görmek istiyorum.
Haydi hayırlısı Bülent Kaptan bu kez de UEFA'ya uzan. Bu gurur zaten senin.

Hairdesigner
26-02-09, 14:39
İzmir’in futbolu ve yönetimi...
Ahmet Talimciler (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1785)
Milliyet

Türkiye’de futbolun son on beş yıl içinde yaşadığı dönüşümden en fazla etkilenen kent hiç kuşkusuz İzmir’dir. İzmir kenti Türkiye’de futbolun ilk oynandığı yer olmakla kalmamış, uzun yıllar boyunca çevresindeki kentlerde futbolun sevilmesinde ve yaygınlaşmasında da etkili olmuştur.
İzmir Türkiye’nin futbol sahalarındaki yolculuğunun sürdürülmesine İstanbul’dan sonraki en büyük katkıyı veren kenttir. İzmir’in, bugün geldiği durumun ipuçları aslında bu kentin kültürel ve toplumsal köklerinden de kaynaklandığı gerçeğini göz ardı etmemeliyiz.
Osmanlıdan miras olarak devralınan çok kültürlü yaşam ve bu yaşama gösterilen hoşgörü anlayışı İzmir’i daha demokratik ve yaşanası bir kent haline getirmiştir.

Yanlış adımlar attık...
Bu yapının Türkiye’nin hiçbir kentinde bulunmadığını, İzmir’in batıya açılan pencere olarak ayrı bir yerde durduğunu görüyoruz. Bu demokratik yapılanmanın İzmir kenti ve futbolu açısından yarattığı en büyük dezavantaj ise bireyselliğin ön plana çıkması, kent için(futbol için-sanayi için vb. gibi)birlik ve beraberliğin sağlanamamasıdır.
İzmir kulüpleri tıpkı sanayicilerinde olduğu gibi 1980’ler sonrası dünyada yaşanan dönüşümü doğru okuyamadılar. Durumun eskisi gibi bilindik yöntemlerle sürdürülebileceğini düşünerek gerekli düzenlemeleri gerçekleştiremediler.
Bugün İzmir’in süper ligde takımı niçin yok tartışmasını yapacaksak, bunun ardında İzmir içinde her alanda atılan yanlış adımların/tercihlerin bulunduğu gerçeğini de aklımızdan çıkarmamalıyız. Türkiye’nin üçüncü büyük kenti, Türkiye’nin uygar yüzü olarak her zaman ayrı bir yerde duran İzmir ve onun takımları/sanayisi/medyası kendi gücünü bir türlü ortaya koyamıyor.

Vizyonumuz yok...
Türkiye’nin kendine güvenen, güler yüzlü, demokratik havasına sahip kentinde her ne hikmetse işler futbola geldiği zaman istenildiği gibi gitmiyor. Türkiye’nin bir dönem futbolcu yetiştirme fabrikası olan takımlarından bir tanesi deplasmana gidebilmek için belediyeye başvuruyor. Süper lig yolunda ilerleyen takımlardan bir tanesinin futbolcuları ise galibiyet sonrası yönetimlerini protesto etmek için formalarını çıkartıp sahanın ortasına bırakarak soyunma odasının yolunu tutuyor. İzmir kulüpleri yerel yönetimlerinden ve valilikten destek bekliyor. Bunun tek kurtuluş yolu olduğunu düşünen yöneticilerin idare ettikleri futbol kulüplerinin durumu ne yazık ki orta yerde durmakta.
Batıya açılan aydınlık yüz olarak nitelendirilen kentin yöneticilerinin vizyonu ne yazık ki bu kentin geleceğini şekillendirebilmekten bir hayli uzakta. Kulüplerin durumu da kentin genel gidişatından ayrı düşünülemez. İzmir kenti her geçen yıl her alanda daha fazla kan kaybediyor. Bu duruma son verebilmek için hayalleri büyük olan ve bunları gerçekleştirme azmi bulunan insanlara ihtiyacımız var. İzmir’in elinde bu potansiyel fazlasıyla mevcut, yeter ki onların önünü açalım.

Hairdesigner
26-02-09, 14:40
Kum gider, sel kalır!
Nilay Yılmaz (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=13)
Milliyet

Galatasaray Spor ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş Genel Müdürü Adnan Sezgin... Galatasaray’daki görev süresi toplam 7 yıl. 1992-1993 sezonunda Galatasaray’a genel menajer olan Sezgin, daha sonra 1997-98 sezonundan 2004 yılına dek İstanbulspor Kulübü’nde önce genel menajerlik sonra başkanlık yaptı ve bu dönemde -nasıl oluyorsa- başka bir kulübün, Adanaspor’un genel koordinatörlüğü görevini de yürüttü. 2004-05 ve 2005-06 sezonlarında Etimesgut Şekerspor Genel Koordinatörlüğü görevine getirildi. 2006-2007 futbol sezonundan beri Galatasaray Futbol A.Ş. Genel Müdürü olarak görev yapıyor.
Adnan Sezgin’li yıllarda Galatasaray’ın peş peşe iki sezon birlikte çalıştığı bir teknik adam olmamış. Sezgin’in olmadığı 10 yıllık ara dönemde ise sadece ve sadece 4 hocayla çalışmış sarı-kırmızılı takım.
“Sezgin’in Galatasaray menajerliği Feldkamp’ın gelişine denk geliyor. 1992-93 sezonunda şampiyonluk ve kupaya rağmen Kalli, sağlık nedeniyle görevi bırakıyor. 1993-94 sezonunda Hollmann geçiyor takımın başına. Şampiyonlar Ligi başarısı ve şampiyonluğa rağmen gönderiliyor. 1994-95 sezonunda takımın başına Saftig geliyor. Ancak alınan başarısız sonuçlar, Saftig’in sezon bitmeden ayrılmasına neden oluyor. Müfit Erkasap son birkaç hafta yerine bakıyor Saftig’in. Bunun üzerine 1995-96 sezonuna Souness ile giriliyor. Sezon bitmeden yönetim değişiyor ve Adnan Sezgin’in birinci dönemi böylece Müfit Erkasap’ı saymazsak, dört yılda dört teknik direktörle bitiyor.”
Sezgin’in başarıları!
Ara dönemdeki İstanbulspor, Adanaspor ve Şekerspor maceralarına değinmeye gerek var mı?.. İstanbulspor’un defterleri TMSF’nin denetimine girince ortaya çıkan ve futbolculara dağıtılan resmi kayıtları tutulmamış, belgelenmemiş eski parayla 600 milyar TL mesela... Şekerspor’da görevdeyken yapılan bir sürü fiyasko transfer...
Sezgin 2006’da Sportif AŞ genel müdürü olarak kulübe geri döndüğünde Gerets’in takımdaki ikinci yılıydı. Bir sezon öncenin şampiyonu sezon sonunda gönderildi ve eski dost Kalli dönemi başladı. Kalli sezonu tamamlayamadı ve ligin bitimine 6 hafta kala Cevat (Güler) Hoca takımın başına geçti. Rivayet o ki, -kendisi de bu tür ifadeleri yalanlamadı- esas adam Adnan Sezgin’miş...
Ve bu sezon...http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/02/26/fft16_mf188364.Jpeg
Skibbe geldi Galatasaray’ın başına. O da sezonu tamamlayamadı...
Eski kaptan yeni hoca Bülent Korkmaz takımın yeni teknik direktörü...
7 yılda 8 teknik direktör...
Teknik direktörler Galatasaray Kulübü’nün kapısını çalıp “ben bu takıma talibim” demediğine göre...
Seçilen teknik adamların yanlış olduğu düşünülüyorsa sorumlu kim?
Skibbe’yi takımın başına isteyen Adnan Sezgin, buna onay veren yönetim...
Skibbe’nin yardımcılarını gönderen de aynı isimler...
Eski dostları Kalli’ye yeniden görev veren de aynı isimler...
Skibbe’yi gönderen de aynı isimler...
Bu durumda sadece Skibbe gidiyorsa ortada büyük bir yanlış var demektir.
Özeleştiri ve öngörü mü?
Aslında sorulması gereken soru kişilerden bağımsız da ele alınabilir. Sorun, kulüp istikrarından ve kurumsallaşmadan bahseden bir kulübün başkandan sonra pratik olarak en yetkili isminin bu kadar fiyaskoyu nasıl yarattığıdır. Yaratılan bu fiyaskonun hoca yollamakla çözüleceğini düşünen bir anlayışı sorgulamak gerekir. Bütün iktidar ilişkilerinde olduğu gibi “günah keçisi” bulmak yine başvurulan tek yöntem olmuştur.
Kulüp yönetimi eğer istikrarlı bir şekilde yürütülecekse, bu istikrarı sağlayacak en önemli etken en azından futbolda saha sonuçlarıdır. Saha sonuçlarındaki istikrarsızlık ise, yalnızca futbolcular ve teknik heyetle açıklanamaz. Önce Skibbe’nin hangi çözümlemeyle getirildiğini, yardımcılarının neden görevden alındığını ve Kalli’nin neden ve hangi saiklerle geri getirildiğini ve yine Galatasaray’da görevinin ne olduğunu açıkça ortaya koymak gerekir...
Ancak böyle bir sorgulamayı yaptığınızda aldığınız kararların yanlış ya da doğru olduğunu ikna edici ve özeleştiri içeren bir yaklaşımla ele alır ve kurumsal kimliğinize uygun bir iş yapmış olursunuz... Bir başka deyişle yönetmek sadece doğruları sahiplenmekle değil, aldığınız yanlış kararları da açıkça ortaya koyan bir anlayış içermelidir.
Ayrıca kurumsal bir yöneticilik kriz dönemlerinde öngörü gerektirir... Düşme hattındaki bir takımdan kendi sahanızda 5 yedikten sonra aldığınız kararlar krizi doğru yönetmediğinizi ve öngörü eksikliğiniz olduğunu da gösterir...
Not: 1. Adnan Sezgin’in özgeçmişiyle ilgili bilgilerde Galatasaray’ın resmi sitesinden ve “Değirmen Adnan Sezgin” adlı haberden yararlanılmıştır.
2. Bu yazdıklarımı Galatasaray özelinde değil, Fenerbahçe, Beşiktaş... vs için de düşünebilirsiniz. Çünkü yok birbirlerinden farkları, tek farkları adları...

Vergi borcu!
Geçen hafta takımlar maç öncesi sahaya Vergi haftası nedeniyle “Daha iyi bir gelecek, daha güçlü bir Türkiye için vergi verin” pankartı ile çıktı ve vergi konusundaki hassasiyetlerini (!) gösterdi.
Oysa daha geçen ay Maliye, kulüplerin vergi borçlarını 10 yılda 120 eşit taksitte ödemesinin yolunu açtı.
Takımların ulaşmak istediği hedef kitle olan normal bir vatandaşın ya da şirketin yüzde 30 faiz ödemek zorunda olduğu vergi borçları için kulüplere yıllık yüzde 4 gibi çok düşük faiz uygulanacak.
Şaka gibi!
Bu vahim durum karşısında ben de kötü bir espri yapayım o zaman... Borcu bulunmayan tek kulüp ÖDEMİŞspor’dur...

Bir kadeh de rakı...
Gökmen dertliyim. Derdimi ummana açmak istiyorum. Hiç olmazsa biraz dinleyin.
(Ziya Şengül Telegol, KanalTürk)

What is this?
Skibbe tam anlamıyla apranti... Iııı... Yani stajer.
(Bülent Tulun, G.Saray-Kocaeli maçı sonrası, Lig TV)

Yeni hakem tanıtımı:
Bünyamin çirkin fakat seksi bir erkek.
(Ahmet Çakar Telegol-KanalTürk)

Gol mü gol?
Biz Nonda, Kewell ve Baros’tan goller beklerken, Taner Gülleri’nin gollerini seyrettik.
(Hakan Ünsal - Star)

Kaza geliyorum demez...
Yapım gereği gazdan ayağımı çekmiyorum. Fren yapmak huyum değil.
(Trabzonspor Başkanı Sadri Şener)

Sorun bulundu:
Aragones Alex’i resmen kıskanıyor.
(Selim Soydan Ve Gool, TV8)

Ederi kaç?
Alenzinho kötü veya iyi futbolcu demiyorum ama cambazlıkla bu iş olmaz. O boy 10 trilyon etmez...
(Eski futbolcu Ali Kemal Denizci - Karadeniz Gazetesi)

Geçer inşallah!
Yazık değil mi teknik direktörlük kariyerine? Yaşın inatçılık yapma yaşını çoktan geçmiş. Hasta ettin bizi yazıklar olsun...
(Ogün Altıparmak - Bugün)

O ağlayabilir!
Ziya Şengül: 4 büyük takım hakem hataları yüzünden hiç ağlamasın.
Sinan Engin: Beşiktaş hariç ama Ziya Abi!
(Telegol KanalTürk)

Hairdesigner
26-02-09, 14:41
Travmanın faturası!
Ergun Ata (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=49)
Fanatik


Trabzonspor’un Denizli’ye kaybı ilginç bir haftaya denk düştü. Fenerbahçe Gençlerbirliği’ne, Galatasaray, Kocaeli’ye yenildi. Beşiktaş Gaziantep’te kazandı. Ama boş kaleye gol kaçıran Beto’nun ayrıca ceza alanında düşürülmesine hakem seyirci kalmasa, maçın skorunun böyle gerçekleşeceğini kim iddia edebilir? Süper Lig’de hakem hatalarından rastlantı eseri her daim kazançlı çıkan Sivas’ın Eskişehir’e kesin üstünlük sağlayacağını, Faruk’un ceza alanında topu saniyelerce elle kontrol etmesini hakemler görmezden gelmese kim söyleyebilir? Evlerinde B.Münih Köln’e, Barcelona Espanyol’a kaybetti, Liverpool, M. City’e takıldı.

Bunlar futbolu çekici kılan sık sık karşılaşılmasa da, doğal kabul edilmesi gereken şeyler. Kaybedilen bir maç, hedefleri büyük olan camiaları demoralize etmemeli. Ama iki maçın ardından takımını şampiyon gören Trabzonsporlular, bir yenilgiyle inanılmaz travma geçirdi. Daha önceden “tarihe not düşülen” her türlü olasılığa hazır değerlendirmelerden güne uygun olanını piyasaya süren “ben demiştimcilerin” oluşturdukları tablonun etkisinde kaldılar. Kalan haftalarda telafisi mümkünken, yarışta kendi takımlarına sekte vuracak karamsarlığa girdiler. Devamında bu durumdan, futbolcular ve teknik kadro olumsuz etkilenecektir.

Futbolcuların moral motivasyonunu sağlamakla da görevli teknik kadronun, uygulamalarda da dikkatli davranıp, kendilerine olan güveni pekiştirmeleri gerekmektedir. Bu noktada bardağın dolu tarafını görmek belki de işin doğru olanı. Ancak bardağın boş tarafı da var. Bu boşluğun nedenini iyi yorumlamak, sağlıklı analizde önemli rol oynar.
Bir kere takımın kazanırkenki görüntüsüyle, kaybederken karşılaştığı durumun değerlendirmesini yapmak için görünen farklılıkları irdelemek gereklidir. En belirgin olanı da, kadrodaki bir bölümü zorunlu, bir bölümü tercihe dayalı değişikliklerdir. Hele de kadrosu şimdilik 14 15 oyuncu etrafında dönen bir ekip için eksikler önemini katladı. İlk sorun bu eksikler varken yapılan tercihlerin veriminde yaşandı. Yanı sıra takım, hem oyuncularından hem de alışılagelen sisteminden yoksun bırakıldı. Bu yöndeki başlangıç stratejisini maçın ilerleyen bölümünde gözden geçirmek daha doğru bir yaklaşım tarzı olacaktı. Ama maalesef Ersun Yanal bu yolu tercih etmedi. Faturası yüksek bir ders oldu.

Hairdesigner
26-02-09, 14:42
En önemli sorun gol yememek
Ahmet Çakır (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=36)
Zaman

Başkasını da yakan bir hatamızla ilgili olarak 'Allah söyletmiş' diyebilmeyi umuyoruz bu akşamki Bordeaux maçı için... Başkası dediğim de Milliyet gazetesinin değerli yazarı Hasan Cemal. Sarı-Kırmızılı takımın Bordeaux ile oynadığı maçın 'çeyrek final' karşılaşması olduğunu söyleyen de benim ona. Belki başkası söylese tahkik ederdi ama benden duyunca o da aynen aktardı okuruna.
Ben de bu yanlışı yazılarımda birkaç kez yineledim. Zaman okurundan ve Hasan Cemal dostumdan özür diliyorum.
Gruptan çıkmanın ardından epey zaman geçtiğinden Galatasaray'ı biz bu arada sessizce çeyrek finale çıkarıverdik ama bu işin hiç de kolay olmayacağı biliniyor...
Aralık sonunda çok daha parlak bir noktada olan Galatasaray'ın son dönemde içine düştüğü 'çözülme' durumu akıl erdirilebilir gibi değil. Fakat artık bunu tartışmanın bir anlamı yok. O berbat süreç kaçınılmaz sonucunu verdi ve yeni bir sayfa açıldı.
Bülent Korkmaz'ın böyle bir karşılaşma için çok özel birtakım düzenlemeler yapmasının filan mümkün olmadığı ortada. Ancak, Kocaelispor karşısında yaşanan felaket, bütün oyuncuların aklını başına getirmiş olmalıdır. O nedenle Bordeaux karşısında başka türlü oynayacaklarını tahmin etmek zor değil.
Takımın temel direği denilebilecek olan Servet'in sakatlığı çok ciddi bir sorun. Onun yokluğunda gözlerin döndüğü Meira geldiği günden bu yana oynuyormuş gibi yaparak herkesi aldatıyor. Bu durumu her geçen gün daha çok kişi görebiliyor. Kocaelispor maçındaki gibi rakibe müdahale etmeyip refakatçılığı yeğlerse yeni bir felaket doğar.
Meira'nın yalandan oynaması, Emre Aşık ve öteki savunmacıları büyük sıkıntıya sokuyor. Zaten formsuz olan ve bundan doğan sorunları öteki hareketleriyle iki katına çıkaran bir Sabri, sakatlıktan çıkacak olan Hakan Balta çok zorlanacak. Rakibin çabuk ve etkili adamları karşısında ortaalanın da savunmaya ciddi bir katkıda bulunması gerekecek. Ayhan, Barış ve Mehmet Topal bu maçta da Sarı-Kırmızılı ekibin kilit adamları olacak.
Savunmadaki sancı, Cim Bom'un en görünür sorunu; öteki büyük sıkıntı ise son dönemde gol atabilmekte zorlanması. İlk yarının sonunda 3'ü bulan maç başına gol ortalaması 1'e kadar düşmüş durumda. Baros, Nonda ve Ümit Karan'ın belki de sezonun en berbat döneminden geçtikleri gün gibi ortada. Ayrıca bu karşılaşmada Galatasaray'a tek gol de yetmeyebilir. Bunlara hemen bulunabilecek bir çözüm olmadığı da açık...
Bütün bu tatsızlıkların yanında Galatasaray'ın en azından bu maç için önemli avantajlarının olduğu da açık. En büyük avantaj elbette ki teknik adam değişikliğiyle gelen hava olacak.
Cim Bom'un bir şansı da bu karşılaşma sayesinde son dönemde yaşadığı azapların büyük bir bölümünden kurtulabilme olasılığı da önemli bir psikolojik avantaj. Taraftar da maça bu hırsla gelecek ve Ali Sami Yen gerçek anlamda cehennemî gecelerinden birini yaşayacak.
İkinci önemli etken, rakibin gerçekten bu maça çok asılacak bir durumda olmayışıdır. Laurent Blanc ilk maçta hamlesini yaptı ve bence bu maçı kafasında bitirdi. Çünkü kendi liginde ilk 3'e girip Şampiyonlar Ligi'ne gitmenin buradaki başarıyla asla kıyaslanmayacak kadar büyük getirisi var. Zaten Gourcuff'u getirmeyişi de bundan... Kalede yaşadığı sorun da yabana atılacak gibi değil. Bordeaux'nun 17 Ocak'tan bu yana maç kazanamayışı da bu güzellikler listesine eklenebilir.
Tabii sizin bu avantajlardan nasıl yararlanacağınızı iyi bilmeniz gerek. Son söz: En çok dikkat edilecek nokta, ilk dakikalarda bir gol yememek olmalıdır. Böylesi maçlarda bu çok yaşanmıştır. Bütün dikkat ve çabanızı gol atmaya verdiğinizde topu kendi ağlarınızda daha kolay görürsünüz. O da her şeyin sonu olabilir.

Hairdesigner
26-02-09, 14:43
Hedef Saracoğlu
Gökmen Özdenak (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=50)
Bugün

Yaşlıların otururken gördüklerini, gençler ayaktayken göremez.
Deneyim, tecrübe, birikim bunun için önemlidir. Sezon başından beri, hep ikinci adam olarak çalışmış Skibbe'nin bu takıma hükmedemeyeceğini dile getirmeye çalıştım. G.Saray sonunda geç kalınmış bir operasyonu gerçekleştirdi. Bu karar devre arasında alınsa bugünkü enkaz ortaya çıkmayacaktı.

Bernard Shaw şöyle der: “Akıllı insan kendi beynini kullanır. Ama daha akıllı insan başkalarının beyninden de istifade eder.” İşte G.Saray yönetimi bunu yapmadı. Bu operasyon Bordeaux maçına yansıyacaktır. Skibbe'nin gönderilmesi futbolculara "Sıra size geliyor" ikazıdır. Türk futbolunda sorun teknik direktör değil, sistemin laçkalığıdır. Futbolcuya dayalı sistemin oluşturulmasıdır. Bordeaux maçı kolay olmayacak.

Fransa'da çıplak gözle izledim; G.Saray öncelikle garanti oyunu, rakibi nasıl durdurabilirimin akıllı versiyonunu uyguladı. Kewell, beceriksizlik yapmayıp golü atabilse daha sonrasında Baros'a yapılan net penaltıyı hakem çözebilse Galatasaray bugünkü maça daha rahat çıkacaktı.

Bordeaux küçümsenmemeli. Galatasaray'ın orta alan kalabalıklığını iyi değerlendirip çabuk hücuma çıkıyorlar. Galatasaray turu getirecek golü bulmak için ileri çıkışlarında arkada bırakabilecek boşluklara dikkat etmeli.

Galatasaray, hem hücum hem defansta akıllı ve hızlı da olmalı.Galatasaray camiasının tek hedefi Saracoğlu'nda final oynayıp UEFA Kupası'nın kazanılmasıdır. Bu fırsatı değerlendiremeyenler hesabını da vermek zorunda kalırlar.

Hairdesigner
26-02-09, 14:44
Korkmaz ne yapar?
Hasan Sarıçiçek (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=132)
Türkiye

Son iki günde en çok sorulan iki soru. Bir, “G.Saray’ın Bülent Korkmaz seçimi doğru mu, yanlış mı?” İki, “Bülent Hoca, G.Saray’da başarılı olur mu, olmaz mı?”
G.Saray, “ucuz etin yahnisi” diye getirdiği Skibbe‘den sonuç alamadı. Aynı mantıkla, takımın başına getirebileceği en iyi isimlerden biri hiç şüphesiz Bülent Korkmaz‘dı. Seçim yüzde yüz doğru. Zira Bülent, Jupp Derwall, Sepp Piontek, Feldkamp, Fatih Terim, Mustafa Denizli ve Şenol Güneş gibi başarılı teknik adamlarla çalışmış. Futbolcu olarak, lig ve kupa şampiyonlukları yaşamış, UEFA Kupası kaldırmış ve Dünya Kupası’nda 3. olan Milli Takım’a kaptanlık etmiş, kariyeri, Skibbe‘den aşağı olmayan biridir. Nasıl büyük bir G.Saraylı olduğu da herkesin malumudur. K.Erciyes’te, dönemin genç başkanı Ziya Eren‘le el ele Fortis Türkiye Kupası’nda final oynadığını hepimiz hatırlıyoruz. Ama Bursaspor’daki kabus günlerini; prensip adına yönetimle ters düşüşünü de hatırlıyoruz. Şurası bir gerçek ki, Bülent Korkmaz‘ın avucunun içi gibi ezbere bildiği G.Saray’da teknik adam olmak ne K.Erciyes’e benzer ne de Bursaspor’a. İşi gerçekten zor, kadroda ciddi sakatlıklar mevcut. Takım içinde doktor çok, hamal yok. Lincoln ve takım kaptanlığı ciddi pürüz. Ama önünde Bordeaux maçı gibi çok büyük bir şans var. UEFA Kupası’nda Bülent Hoca, sahaya süreceği on bir ile Bordeaux’u yener, bir üst tura geçerse arkası çok kolay olacaktır. Yeter ki, bu geceyi kazansın.

Aragones’e beyaz mendil
Bir okuyucum mail atmış, “Artık ne oynattığı belli olmayan Aragones için ‘İyi teknik direktör’ demekten vaz geçin! F.Bahçe maçlarına gitmiyorum. İspanyolca bilmediğim için bunu kendisine anlatamadım. Ama Sivasspor maçını da kaybedersek, İspanya’da ‘bırak git’ anlamına gelen beyaz mendili, ihtiyara ‘iyi hoca’ diyenlere sallayacağım. Belki benim anlatamadığımı siz anlatmış olursunuz!”

Fatih Terim Bahçeşehir’de
Fatih Terim bugün saat 14.00’te Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde Türk futbolunun marka değeri üstüne bir sunum yapacak. Konferansta Federasyon Başkanı Mahmut Özgener de bulunacak.

Bravo Kara, Avcı ve Tanman’a!
Rasim Kara, Cüneyt Tanman ve Abdullah Avcı, Belediye Başkanı Aziz Yeniay’ın davetine katılarak, Küçükçekmeceli engellilere hem sıcak ellerini uzatıp, sohbetler ettiler hem de engelli malzemeleri dağıttılar.

Lig de devr-i Bakkal!
Kim demiş, “Bakkal devri bitti, şimdi Sanal Market dönemi?” diye. Sayıları yok denecek kadar azalsa da Denizlili Mesut Bakkal bal gibi iş yapıyor bu ligde.

Sözleş-me!
G.Saray, Skibbe ile 1+1 olmak üzere 2 yıllık sözleşme yapmıştı. Alman teknik adam 7 ayda gitti. Şimdi Bülent Korkmaz‘la 1,5 + 1 olmak üzere 2,5 yıllık sözleşme imzalandı. Bu sözleşmelerin ömrü saha sonuçlarıyla doğru orantılı olduğuna göre, en iyisi hiç sözleşmemek!

Talimat değişikliği
Futbol Federasyonu, Antrenör Lisansı Kursları İç Talimatı’nı kabul etti. Böylece, ‘’TFF E’’ Lisansı Antrenörlük Kursu İç Talimatı yürürlükten kalktı. Talimat, ‘’TFF E’, ‘’D’’, ‘’C’’, ‘’UEFA B’’, ‘’UEFA A’’ ve ‘’UEFA Pro’’ Antrenör Lisansı ile Antrenör Lisansı Güncelleme Kursları’na katılım ve mezuniyet şartlarına ilişkin esasları düzenliyor.

Hairdesigner
26-02-09, 14:45
Yanlış zaman doğru insan...
Yalçın Dümer (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=123)
Fanatik

Galatasaray’da Skibbe devri eğrisiyle doğrusuyla kapandı. Alman hocaya ülkemize ayak bastığından beri edilmedik eleştiri, tabiri caizse; yemediği fırça kalmadı. Hepimizin satırlarına konuk oldu, en keskin virajlara, uçurumlara gönderdik elbirliğiyle.
Tabii öyle malzeme veriyordu ki bize, kaygısız kalamazdık hele son zamanlarda. Başarılı olduğu maçlarda ise kıl, tüy dedik yine de bir şey bulduk. O kadar üzerine gittik ki, bazılarımız artık vicdan azabı çekmeye başladı. Hatırlarsınız ben özür dahi diledim. Haydi bizi bırakalım, ya yönetim arkasında durdu mu sanıyorsunuz? Önce yardımcılarını aldılar, sonra tepesine kovdukları Kalli’yi getirdiler. Adnan Polat ve yanındakilerin iki çift süslü lafından başka hiçbir destek yoktu Alman hocaya. Tam bir lahana turşusu klasiği, perhizi onu çok sevdiklerini (!) her fırsatta haykıran futbolcularına bırakalım. Nasıl sevmekse bu, son maçlarda yaşadığımız tabloya bakarsak. Ya skandal akşamı? Sahada sanki hepsi dumura uğramıştı. Avrupa’da kendine oyna, burada yürü! Kimse darılmasın. Ya da alınsınlar, belki utanırlar. Neydi o şımarık hareketler... El kol birbirine girmiş, son derece antipatik hareketler. Siz ki 1908 için çekilen fotoğrafı günümüze taşıyan ve ‘Galata Saray Efendileri’ diye poz verenlersiniz. Bu mu efendilik!

Şimdi ise çeyrek asrını bu kulübe vermiş, simgesi olmuş bir Bülent Korkmaz... Hayallerinin gerçekleşmesi güzel. Ama tek kelimeyle yanlış zaman, doğru adam. Ne yapacak, elinde sihirli değnek yok ve zamanı da. Ligde kalan 13 hafta, 8 puanlık bir barikat ve öncesinde zor bir Bordeaux sınavı. Gerçi elindeki kadro her derde deva, ama sorunlu arkadaş fazla. İlk olarak Adnan Sezgin’in kalkanları hazırlaması şart, Polat’tan önce. Sonrasında grupçu turupçu kalmayacak. Küskünlükler bitecek, sahada bilerek birbirine ‘no asist’ diyenler uyarılacak. Kimseye ayrıcalık tanınmayacak. Bülent hoca idmanda futbolcularını çalıştırırken Herr Kalli’nin gölgesi bile olmayacak Florya’nın çimlerinde. Şimdilik özet geçtik. Bu söylediklerimiz gerçekleşirse çocuk tekrar doğar. Umutlar yeşerir, Skibbe’nin başına gelenler yeni patronun başına gelmez. Bol şans Bülent hocam, umarım futbolculuk günlerindeki keyfi şimdi tekrar yaşarız...

Hairdesigner
26-02-09, 14:46
O dörtlü iş başı yaparsa
Osman Korkmazel (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=102)
Fotospor

Galatasaray’ın olduğu gibi Bordeaux’nun da lig serüveni tatsız gidiyor. Blanc’nı, St. Etienne ile deplasmanda 1-1 berabere kalınan maç sonu görmeliydiniz, suratı bir karış asıktı. Yenilmemelerini şanslarına bağlıyorum. Neler kaçırdı St Etienne neler? Bu geceki rövanş oyununda bilindiği üzere Yoan Gourcuuf yok. Galatasaray için sevindirici bir haber. Bu oyuncunun yokluğunda Bordeaux’nun %15 zayıflayacağını çekinmeden söyleyebilirim. Diğer korkulan isimlerden Chamakh ve Wendel formsuz. Diarra’nın organizatörlüğünde iş bitiricilik görevini üstlenecek tek futbolcu Cavenaghi. Arjantin’li Placente’nin, “Gol atamazsak işimiz çok zor” açıklaması gibi, Cavenaghi’yi kitlersek, son üç sezonda 5. kez karşılaşacağımız ama hiç yenemediğimiz Fransız ekibini alt edebiliriz. Umarım yeni teknik patron Bülent Korkmaz kardeşim, dün gece bana söyledikleri (Aramızda kalacağına söz vermiştim ama sizlere ufak tiyolar vereyim). “Elimdeki kadro istediğim sistemi eksiksiz uygulayacak oyunculardan kurulu.
Taraftarımızın ne gibi futboldan hoşlandığını biliyorum. Zaten bu benim yapımda var. Her maç için parolamız, ka-zan-mak. Kadroda oynama yapmayacağım. Sakatların yerini doldurmaya çalışacağım. Tek ricam taraftarımızın bizi 90 dakika desteklemesi. Gerisini futbolcu kardeşlerim sahada halleder” aynen uygulanır. Bugünkü maça yönelik ilavem şu olur. Her zaman vurguladığım üzere Galatasaray’ın fırtına 4’lüsü (Lincoln-Arda-Kewell-Baroş) gününde olursa, kapasitelerini üst seviyeye çekerlerse Bordeaux evine boynu bükük gider. “Galatasaray’ın arızalı yerine bir de sakatlar eklendi. Nasıl galip geleceklere” cevabım...Yıllarını bu hatta geçirmiş ve yıldızını buradaki başarılı futboluyla parlatmış Bülent Korkmaz, çaresini tabii ki bulacaktır. Ona güvenim sonsuz. O da Fatih Terim gibi tepeden tırnağa Galatasaraylı. Yeter ki Faruk Süren Başkan’ın Fatih Terim’e verdiği desteği, Adnan Polat Başkan da Bülent Korkmaz’a versin...

Hairdesigner
26-02-09, 14:46
Hep böyle devam edin, yılmayın...
Asri Karaarslan Uzun (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=529)
Yeni Çağ

Plansız programsız geldiler. Hiç kimsenin desteğini almadılar. Hatta göreve getirenler bile yanlarında durmamışlardı.
Kupaları kaldırırlarken omuzlara alanlar sonra hiçbirinin hatırını bile sormadı. Kimlerden mi bahsediyorum. Kendi çocuklarımızdan, bizim evlatlarımızdan, UEFA Kupası’nı kaldıranlardan. Dünya üçüncülüğüne, Avrupa üçüncülüğüne, oynadıkları takımları Avrupa’da çeyrek, yarı finale taşıyanlardan, bizim evlatlarımızdan. Bir Beşiktaş delisi olarak Bülent Korkmaz’ın Galatasaray’ın başına gelmesine çocuklar gibi sevindim. Sivas’ın başında zaten asker Bülent’imiz var. Trabzon ve Beşiktaş idari yönetimi futbolun sosyetelerinden. Mustafa Denizli ve Ersun Yanal, bu üçlü ligin zirvesinde. Galatasaray’da da şimdi Bülent Korkmaz zamanı başlıyor.
Kayseri Tolunay’ımızı sevdi, o da Kayseri’de elinden ne geliyorsa fazlasıyla yapıyor. Ankaraspor Aykut Kocaman’la beklenenin üstünde performans gösteriyor. Bursa Ertuğrul Sağlam’ıma emanet. Soyadı gibi sağlam Türk futbolunun efendi çocuğu.
Gaziantep’te Nurullah Sağlam hoca, milli takımlarda kendini kanıtlamış İstanbul Belediyesi’ni aldıktan sonra herkese parmak ısırttırmış Abdullah Avcı kardeşim, Eskişehirspor’da Atom Karınca’mız Rıza hoca lige ısınıyor. Gençlerbirliği kıdemli Samet hocayla yükselişte, Konya Giray Bulak’la, Antalya Şifo Mehmet’le yoluna devam ediyor. Ve diğerleri, hepsi birbirinden değerliler.
Türk futbolunun hoca sıkıntısı yoktur. Sadece futboldan anlamayan amatör yöneticiler sıkıntısı vardır. Bu tablo değişiyor. Hem de dün bize sahada kazandırdıkları zaferlerle gözyaşı döktürenlerin sayesinde. Bu yol iyi yoldur. Israr etmek gerekir. Bunu profesyonel kulüp menajerliği ile tamamlamak lazım. Sıra bunda. Artık yöneticilerin futboldan elini ayağını çekmeleri gerek. İşleri idari ve ekonomik olmalı. Tüm kulüplerin maddi durumlarına baktığınız zaman birkaç istisna hariç hepsinin durumu kötü.
Siz ekonomistleri ve diğer problemleri halledin. Futbol sizin işiniz değil. Bırakın takımları bu işin erbabı, göğüslerinde yıllarca Ayyıldız taşımış futbolculuktan teknik adamlığa dönmüş hocalarınıza.
Sistemleri de kulüp menajerliği üstüne kurun. Göreceksiniz ufak tefek sıkıntılar olsa da bu metot hemen işe yarayacak. Türk futbolu da bir bu kadar gelişme kaydedecek.

Hairdesigner
26-02-09, 14:47
Bana hocanı söyle!
Şekip Hazar (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=415)
Yeni Çağ

Galatasaray Bülent Korkmaz’a emanet. Türk futboluna ve sarı-kırmızılı camiaya hayırlı uğurlu olsun...
Hepimizin bildiği gibi Skibbe ile taraftarlar arasında daha sezon başında inanç eksikliği oluşmuştu ve tribünlerden müthiş bir tazyik vardı Alman hocaya karşı. Taraftarların bir türlü içlerine sinmedi Alman teknik adam. En sonunda da Kocaelispor hezimeti bardağı taşırdı ve bu basınç, hem de UEFA Kupası çeyrek finalinde Bordoeaux ile oynanacak çok önemli rövanş karşılaşmasından önce Skibbe balonunu patlattı...


İSTİKRARA EYVALLAH DA!
Galatasaray camiası hep gelenekleriyle, teamülleriyle öğünür. “Dere geçerken at değiştirmeyiz” derler sürekli. Gerçekten de asırlık tarihlerinde sezon ortasında teknik adam değişikliğine gittikleri pek nadir görülmüştür. O yüzden bu radikal kararın çok iyi irdelenmesi gerekiyor. Yani hiç kimse, “Ne oldu sizin geleneklerinize?” diyerek sorgulamamalı bu büyük camiayı. Hatta “Aslında geç bile kalındı” diye düşünmeli. Çünkü Galatasaray yönetimi teamüllerinden taviz vermemek için, “Zararın neresinden dönersen kardır” diye düşünmedi hiçbir zaman. Tam tersine geleneklerden ödün vermemek adına bütün zararları göğüslemeyi göze aldı. Skibbe’ye uzun süre tahammül etmelerinin perde arkasında kesinlikle bu vardı. Neyse, dediğimiz gibi bu değişim hayırlı olsun herkese...


DURDURUN ŞU DEĞİRMENİ!
Şimdi Galatasaray camiasının yönetimiyle, kongre üyeleriyle, taraftarlarıyla hatta futbol medyasıyla üzerine düşen önemli bir görevi var. O da Fenerbahçe ve Beşiktaş camialarının sıkça yaptıkları yanlışlara düşmemektir. Biliyorsunuz, Fenerbahçe’de Rıdvan Dilmen, Oğuz Çetin, Turan Sofuoğlu, Beşiktaş’ta da Rıza Çalımbay, Ertuğrul Sağlam gibi genç teknik adamlar, daha mesleklerinin ilkbaharlarında eleştiri değirmenlerinin acımasız çarkları arasında tahıl gibi öğütüldüler bu güne kadar. Taraflı tarafsız bir çok kişi, bu örnekler yüzünden Galatasaray’da da Bülent Korkmaz’ın posasının da kısa bir süre sonra diğerlerinin yanına atılacağını düşünüyor. Örneğin salı günkü Fanatik’e bakıyorum, “Karl Heinz Korkmaz” diye manşet atmış. Demeye getiriyorlar ki; “Bülent hoca kararları asla tek başına vermeyecek. Üzerinde Feldkamp’ın baskısını hep hissedecek. Bu da olası başarısını engelleyecek.” Ne kadar yanlış bir düşünce...


TERİM, DENİZLİ, MOURINHO...
Sizlere, “Dünya futbolunun şu an en değerli teknik adamı kim?” diye sorsam hepiniz “Jose Mourinho”, “Peki Türk futbolunun en değerli hocaları kimler?” sorusunu yöneltsem, bu kez de, “Fatih Terim ve Mustafa Denizli” diye cevap verirsiniz. Mourinho’nun esas mesleği öğretmenlik. Teknik direktörlük kariyerine Sporting Lizbon’da İngiliz teknik direktor Bobby Robson’ın tercümanlığını yaparak başladı. Robson’dan el alan Mourinho’nun kısa sürede neler yaptığını, nerelere geldiğini hepiniz biliyorsunuz. Ya Fatih Terim ve Mustafa Denizli? Acaba bu iki değerimiz bugünlere nasıl geldi? Mustafa Denizli’nin üzerinde toprağı bol olsun Jupp Derwall’in, Fatih Terim’in de Sepp Piontek’in az mı emeği var? Gidin sorun, hem Fatih Hoca’ya, hem de Denizli’ye, kendilerini yetiştirenlerin Piontek ve Derwall olduğunu bakalım inkar edecekler mi? Ha bu arada Trabzon kökenli okurlarım da, “Yahu sen Türkiye’yi dünya üçüncüsü yaparken arkasında hiç kimsenin olmadığı Şenol Güneş’i nasıl unutursun?” diye sorabilirler. Onlara cevabım şudur: Madem iyi hoca, o halde Trabzon’dan neden kovuldu? Şenol Güneş 2002 Dünya Kupası elemelerinde elinde hazır bir takım buldu. Japonya ve G.Kore’deki finallerde de Fatih Terim’in UEFA Kupası kazanan takımını aynen oynattı. Taffarel, Popescu ve Hagi Türk olsaydı eğer, sahaya Galatasaray 11’ini çıkartırdı. Mecburen Taffarel’in yerine Rüştü, Popescu’nun yerine Alpay, Hagi’nin yerine de Yıldıray forma giydi. Eksik olmasın doğru yaptı Şenol hoca ama sırf bu doğrusu yüzünden, onu asla bir Fatih Terim ve Mustafa Denizli ile kıyaslamam...


BARDAĞIN DOLU TARAFI!
İşte Bülent Korkmaz da şimdi, Fatih Terim ve Mustafa Denizli gibi bir şans yakaladı. Arkasında dünya futbolunun önemli isimlerinden Karl Heinz Feldkamp gibi dev bir usta var. Bülent Korkmaz deneyimli Alman futbol adamı ile uyumu yakalarsa ve Galatasaray camiası da kendisini desteklerse, yeni bir Terim ve Denizli olabilir. Ben bardağın dolu tarafını görmek istiyorum. Çünkü Türk futbolunun bugünlere nasıl geldiğini biliyorum. Türkiye’nin katılmadığı Avrupa şampiyonaları ile dünya kupalarını izlerken nasıl iç geçirdiğimizi, dünya kupasına katılan tek Türk hakemi Doğan Babacan’ın, 1974’de B.Almanya ile Şili arasında oynanan karşılaşmada Şilili Carlos Cazsely’e gösterdiği kırmızı kartla yıllarca nasıl da övündüğümüzü -ki bu dünya kupaları tarihinin ilk kırmız kartıdır- çok iyi yaşayanlardanım. O yüzden bizi dünya futbolunda bugünlerdeki konumumuza getirenlere hep teşekkür etmişimdir. Eğer ustaların ellerinde kıvam bulan bu tür teknik adamları çoğaltabilirsek daha da iyi yerlere geleceğimiz hepimizin malumu. İşte ben, Bülent Korkmaz’ın Karl Heinz Feldkamp ile çalışmasını, hem Galatasaray hem de Türk futbolu adına bu yüzden çok yararlı buluyorum.


KEŞKE, KEŞKE, KEŞKE!
Keşke Rıdvan Dilmen, Oğuz Çetin, Turan Sofuoğlu, Rıza Çalımbay, Ertuğrul Sağlam, hatta Bülent Uygun, Ersun Yanal, Aykut Kocaman, Abdullah Avcı ve Nurullah Sağlam gibi genç ve değerli futbol adamlarımız da zamanında böylesine büyük ustalara çıraklık edebilseydi. Mesela Rıdvan Dilmen zamanında Veselinoviç’e değil de keşke şu an Aragones’e çıraklık edebilseydi. Keşke!..

Hairdesigner
26-02-09, 14:48
Bordeaux maçı umut dolu ama!
Ayhan Yılmaz (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=219)
Fanatik

Sezonun final bölümüne girildiğinde yapılan teknik adam değişikliklerinin takımlar üzerindeki etkileri tecrübeyle sabittir: 10 girişimden 7’sinde takımlar daha geriye gider, 2’sinde yerinde sayar, sadece 1’inde ilerleme kaydedilir. O nedenle Bülent Korkmaz’ın bu sezon başarma şansı yüzde 10 gibi gözüküyor. Taraftarları bunun ötesinde bir beklentiye sokmak da, biraz hayal tacirliği sanki!

Amaaa...
Değişim gerçekleştikten sonraki ilk sınavda o takımda bir canlanma gözlenir. Bu bazen sadece skora yansıma, bazen ise mücadele düzeyinin artması şeklinde olabilir. Ondan sonra çoğunlukla ‘eski tas eski hamam’a doğru hızlı bir dönüş yaşanır. Bunun için, bugünkü Bordeaux maçından umutlu olmak hayalcilik sayılmayabilir. Ancak ‘Bizim çocuk cengaverdir’ tarzı söylemlerle ‘yine’ üst düzey beklentiye sokulanlar dikkat, beklenti ne kadar büyük olursa, hayal kırıklığı da o oranda yaşanır!

Amaaa...
Şu da bir başka gerçek; Galatasaray ‘futbol olarak’ dibe vurmamıştır, son aldığı sonuçlar kötüdür! Korkmaz’ın göreve gelirken, benzer pozisyondaki meslektaşlarına göre böyle bir şansı ve ayrıcalığı söz konusudur. Elinde, ‘sakatlıkların izin verdiği ölçüde’ işleyebileceği ‘yeterli’ sayılabilecek bir kadro bulunmaktadır!

Amaaa...
Söylendiği gibi Skibbe takımı yeterince çalıştırmamışsa, bu saatten sonra Korkmaz ne yapabilir? Yok eğer bundan sonra çıkıp da aslanlar gibi savaşırsa bu futbolcular, o zaman takımı sabote edenler üzerinde durmak gerekir!

Amaaa...
Otorite boşluğunun olduğu da çok yazılıp, söylendi. Peki Skibbe’nin yanına monte edilen yönetimin gözü-kulağı uyudu mu? Ya geçen sezon Kalli’den sonra bu takımı şampiyon yapan teknik ekip! Ya ‘sihirbaz abiler!’ Ya Florya’da yatıp kalkan Futbol AŞ Genel Müdürü ve futbol şube sorumluları! Ya futbolcuların ‘Başkan’ demeyip ‘Abi’ diye hitap ettiği Adnan Polat! Gel de çık işin içinden bakalım.

Amaaa...
Bu sanki büyük bir planın parçası gibi! Sıranın Sezgin ve Polat’a gelebilmesi için, ilk hedefteki ismin bertaraf edilmesi gerekiyordu. Eeee, teknik adam kalkanı düştü yönetimin. Bundan sonra elinde futbolu emanet ettikleri kaldı. Skibbe gönderilince işler daha da karışacak sanki! Taraftar da tam kıvamına getirilmişken üstelik!

Hairdesigner
27-02-09, 04:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Unutulmaz tur

Bir haftadır herkes bu maçı konuşuyor, bu maçı bekliyordu. Ve gene herkes, kesin bir kazanma ümidi içersindeydi... Ancak, hiç umulmadık bir anda herkesi yıkan bir olay yaşandı. Başlama vuruşu yapıldıktan birkaç saniye son Bellion, Meira'nın tarihe geçecek hatası ile 10. saniyede golü attı. Bu gol herkesi yıktı. Ancak yıkılmayan tek kişi, çiçeği burnundaki teknik direktör Bülent Korkmaz'dı. Saha kenarına koştu, futbolculara bağırdı, çağırdı, "Canlanın, aldırmayın, saldırın" diye kıyameti kopardı. Bu onun klasik yaşam şekliydi. Golden sonra Galatasaray'da haklı olarak bir çöküntü yaşanmaya başlandı. Bordeaux topu kenarlara yayıp Galatasaray defansını geçmeye çalıştı. Ancak golde hatası olan Sanctis üç önemli kurtarış yaparken, 16. dakika bizlere "Eyvah" dedirten zamandı. Mehmet Topal'ın sakatlanıp çıkması, sessizliğin sebebi oldu. Yerine Kewell alındı. Bu arada Bordoeux direklerinden dönen bir top ise büyük şansızlıktı. 35. dakikadan sonra Galatasaray'ın oyunda baskısı artmaya başladı. Hiç umulmadık bir anda Arda'nın 18 dışından vurduğu top, tıngır mıngır yuvarlanıp gol olurken Arda galibiyet müjdesini veriyordu.

Kewell, Hagi gibiydi
Tribünlerin çılgınca desteği devam ederken Kewell adeta Hagi olmuş, onun gibi topa vurup, doksandan topu ağlara yolluyordu. Gol gerçekten muhteşem bir şutla geliyordu. Kurtulması da mümkün değildi. Kısacası 10. saniyede atılan gole karşılık iki dakikada atılan iki gol tur için yeşil işik yakıyordu... Galatasaray ikinci yarıya dikkatli, Fransızlar ise belki bir gol atarız ümidiyle başladı. İlk on beş dakika Bordeaux'nun baskısı, Galatasaray'a sıkıntılı anlar yaşattı. Ancak 60. dakikadan sonra Galatasaray'a sanki bir sihirli değnek dokundu ve aslan fırtına gibi oynamaya başladı. Arda'muhteşem oyunu görülmeye değirdi. Hele attığı üçüncü gol onu Avrupa yolcusu yapacak kadar süperdi. Bu golden sonra, Lincoln ve Baros bir şeyler yapmak için çok çalıştı. Ama kaçırılan fırsatlar Fransızlar için ikramiye gibi geliyordu. Nitekim, Bordeax'lu futbolcular Galatasaray defansına yüklenince iki gol birden attılar. Ortalık matem yeri gibi oldu. Ancak Sabri'nin süper golü skoru 4-3 yaparken turu atlayan Galatasaray oluyordu.

Hairdesigner
27-02-09, 04:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Hoş geldin kaptan

Önce seyirci.. Bu maçın en baş kahramanı, eksi dört dereceye rağmen tribünleri tıklım tıklım dolduran Galatasaray taraftarıdır. Küfretmeden, oraya buraya sataşmadan, modern bir seyircide olması gerektiği gibi takımına sahip çıkan, takımın elleri ayakları dolaştığı anlarda inancını ve güveni kaybetmeyen seyirci on numara alkışı hak ediyor. Bülent Korkmaz'ın, büyük kaptanın sahanın kenarında takımın başında görmek bile başlı başına bu maça gelmek için nedendi. Efsanelerin kolay olmadığı, futbolu sevenlerin büyük oyuncuları unutmadığının en önemli kanıtı bu maçtır. Bülent'e muazzam bir kredi vardı. Ve ilk yarı bitip de skorborda 2-1'lik galibiyet yazıldığında bu kredi katlanarak arttı. Çünkü şok bir golle başladı maç. Bilmiyorum ama belki de Avrupa kupalarının en erken golüydü bu. Daha ne olduk demeden, Bülent'in takımı nasıldır diye inceleme fırsatı bulamadan, hatta on birler üzerine yorum bile yapamadan gelen gol tüm dengeleri değiştirdi.

Bir saatlik resital
Galatasaray takımı adeta kalp krizi geçirdi... Yaklaşık yarım saat sahada sarı-kırmızılı forma giymiş ruhlar dolaştı. Üstelik rakip Bordeaux, futbolun en üst limitlerindeki sertliğe başvurarak Ali Sami Yen'in cehenneme dönüşmemesi için uğraştı. Ama nafile... Ve Arda ile gelen beraberlik golü Mecidiyeköy aslanlarını şahlandırdı. Altmış dakikalık bir resital başladı. Ekselansları Kewell, futbol sahalarında uzun zaman unutulmayacak bir golle "Merhaba 2000 ruhu" konserinde şeflik yaptı. 2000 ruhunun en destansı kahramanı saha kenarındaydı.. Hemen her pozisyonu oyuncularıyla yaşayan, her pozisyon sonrasında onlara ne yapmaları gerektiğini söyleyen ve sürekli alkış ve moral desteğiyle onlara güç katan bir efsane... Soğuk nevale Alman'dan sonra sımsıcak bir saha kenarı vardı. Hoş geldin kaptan, daha çok yolun var...

Hairdesigner
27-02-09, 04:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Futbolun adaleti

Yönetimin Skibbe'yi gönderip takımı evlat Korkmaz'a teslim etmesi belli ki havayı değiştirmiş. En azından üzerindeki ölü toprağını atmasa da kaldırmış. Elbette Bülent hocanın elinde sihirli değnek yok, üstelik o değneğini boyacı küpüne batırıp bir anda her şeyi değiştiremeyecek ama inanıyorum ki hırsı, isteği ve özündeki G.Saraylılık ruhu kesinlikle yolunu açacak. Ali Sami Yen'deki hiçbir maçı kaçırmamaya gayret ederim. Özellikle de maç öncesi takımların ısınma sürecini iyi takip ederim. Futbolcunun istekliliği-isteksizliği, formu-formsuzluğu inanın ayna gibi yansır. Ali Sami Yen'de dün gece maç öncesi inanılmaz görüntüler vardı. Yüzler gülüyordu, Kocaeli maçı yıkıntısının en ufak izi bile kalmamıştı. Alıştırma şutları ağları bombalıyordu. Kızgın boğa gibiydiler. İşte orada buz gibi havada içimi sıcak bir duygu kapladı. 'Bu iş bitti oğlum Zafer artık Hamburg düşünsün' demiştim içimden.

2. yarıda da fırtına gibi
Maç başladı, ne olduğunu anlayamadan stat bir anda buz kesti. 11. saniyede Meira'nın ıskasında Bellion, Sanctis'i de avlayınca kâbus çöktü üstümüze. Kewell'ın oyuna girmesi kader anıydı adeta. G.Saray oyuna küsmedi, hep ayağa paslar, Lincoln, Baros ve Kewell'a taşınan toplar... Ama ceza sahası içinde bir türlü son vuruş olmuyordu. Devre biterken Arda mucize bir gol attı. Ardından Kewell'ın jeneriklik inanılmaz füzesi G.Saray'ı öne geçirdi. G.Saray ikinci yarıya da fırtına gibi başladı. Arda ile gelen 3. gol Ali Sami Yen'i ayağa kaldırmıştı. Lincoln öyle bir gol kaçırdı ki kendisi de şaşırdı. Bu gol olsa Bordeaux o saniye yani 60'larda havlu atacaktı. Defansta inanılmaz hatalar yaptık. Futbolun adaleti, topun canı varsa tur G.Saray'ın olmalıydı. 90'da Sabri enfes golü ile Bordeaux'yu kupa dışına bıraktı. Adalet yerini bulmuş G.Saray Avrupa'da yeni bir tarih daha yazıyordu.

Hairdesigner
27-02-09, 04:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg İşte büyüklük

55'ten sonrası ile başlamak isterim aslında. Aslında sarı-kırmızılı ekibin 'Eh be kardeşim budur işte!' dediğimiz anlarından. Bir ara Lincoln, Ayhan, Arda, Baros arasında mekik dokudu top hatırlayın. Hatırlayın o top maçı izleyenlere; 'İşte futbol budur! Biz bunu özlüyorduk!' dedirtmedi mi? Galatasaray'ın sihri burada saklıydı işte. Sakatlık kötü şey tabii ki ama Mehmet Topal'ın çıkışından sonra Meira ilk saniyelerdeki talihsizliği kırmak ve defans önündeki arkadaşının eksikliğini hissettirmemek için iki kez daha fazla çalışmadı mı? Lincoln'ü bu kadar sorumlu, bu kadar ağırbaşlı, bu kadar işlevsel, bu kadar ince, bu kadar olumlu gördünüz mü? Abarttım mı? Tamam bu kadar hata yapılmazdı, defans bu kadar kendini bilmez buluşmalar (çarpışmalar) yapmamalıydı, doğru. Ama bundan başka daha birçok doğrusu vardı Galatasaray'ın. Sorun bu doğruları bulmakta ve çoğaltmaktaydı işte. Kewell'in örümceklerin hatırını soran şutu, (ağların üzerindeki suyun düşüşünü gördünüz mü?) Arda'nın Lincoln icadı o çizgi güzelliğine dokunuşu... Dün gece doyumsuz bir Galatasaray vardı sahada. İyi motive edilmiş, titiz olmanın gergin olmak demek olmadığı bir yüklemeyle çıkmışlardı sahaya. Bülent Korkmaz'ın maçtan önceki açıklamasına gidiyorum; 'Bu maçı alır bir iki takviyeyle kupayı havaya kaldırırız!' Gaza gelmiş olabilir mi? Belki... Ne yaptığını biliyor mu? Kesinlikle... Böyle bir maçta Servet ve genç Emre'den yoksun çıkıp bütün defansif handikaplarına karşın bu ekibi rakibi karşısında hem defansta sağlam hem gol yollarında usta vuruşlarla futbol oynatmayı becermek, 'belki' sözcüğünü anlamsız da kılmıyor değil.

Arda'nın önemi
Defansta dikkatli, orta sahada alan daraltarak, ileride de boş alanları iyi değerlendirip şut atmalıydı Galatasaray. Biraz defansta sıkıntı yaşadılar. Ama orta sahada özellikle Ayhan ve Barış sonra Arda, Lincoln ve Kewell... Arda için bir iki söz etmek isterim; ne kadar sorumluluk yüklenirse o kadar büyüyor farkında mısınız? İşte onlara eşlik eden bir başka büyüklük var sahada, Galatasaray büyüklüğü. En zor zamanlarda diri durabilme büyüklüğü!

Hairdesigner
27-02-09, 04:28
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1270.jpg Kadıköy göründü

Galatasaray, yeni teknik direktörüyle yeni bir sayfa açtı... Bordeaux maçında Bülent Korkmaz'ın işi gerçekten zordu. Bana göre bir enkaz devraldı. Bütün yıl boyunca iyi çalıştırılmayan bir takımın başına geçti. Bülent hoca bu işi yapar mı, yapamaz mı onu zaman gösterecek. Sadece ona bir şans verilmeliydi ki verildi. Yönetim ve taraftar da ona sahip çıkarak desteklemeli. Galatasaray'ı çalıştırmak hiç kolay değil. Bülent hoca da bunun bilincinde olmalı. Elinde iyi bir kadro var. Bunu en iyi şekilde değerlendirmeli. Bizler de Bülent hocanın bu işi iyi yapıp yapamayacağını zamanla göreceğiz ve ona göre eleştirilerimizi yapacağız. Maça gelince... Golsüz karşılaşmanın rövanşı her zaman zor olur. Nitekim Bordeaux karşılaşmanın daha birinci dakikası dolmadan golü bulunca stat dondu kaldı. Bu golde Meira'nın ıskası da gözlerden kaçmadı.

Boğaz Köprüsü'ne yaklaştılar
Ancak futbolcular bu defa inançlıydı. Golü erken yemelerine rağmen erken toparlandılar ve kazanmak için bütün enerjilerini ortaya koyarak mücadeleyi bırakmadılar. Arda'nın son haftalardaki suskunluğuna son veren şık golü sarı-kırmızılı takıma adeta doping oldu. İlk yarının sonlarına doğru Kewell da bizlere Hagi'yi hatırlatan nefis golü atınca bu yarı G.Saray'ın istediği skorla bitmiş oldu. İkinci devreye de fırtına gibi başlayan sarıkırmızılılar, Lincoln'ün asisti ile kale önünde topa çok akıllı vuran Arda ile farkı ikiye çıkardı. Ancak defanstaki bireysel hata hastalığı devam edince Bordeaux bunları affetmeyip peş peşe iki gol bularak durumu eşitledi. Ama bu defa inanç vardı; ya Kadıköy'e gidilecek ya da Kadıköy'e gidilecekti. Başka yol yoktu. Futbolcular da gerekeni yaptı. Yılmadılar ve maçın son dakikasında Sabri'nin golü ile Boğaz Köprüsü'ne yaklaştılar. Bundan sonra hedef belli. Artık zor zamanda geçilen bu tur UEFA'da finale kadar gider inşallah.

Hairdesigner
27-02-09, 04:28
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1817.jpg Biz ayrılamayız

- Kazanmak istiyorsan savaşçı bir orta saha yaratmalısın. Şimdi Delgado ve Yusuf yedek, şaka gibi... Demek ki yanlış transfer yapılmış! Siyah-beyazlılarda yeni sistemin adı, Mustafa Ertuğrul Sağlam Denizli!..

- Beşiktaş, Bobo'suz galip gelmenin zor olduğunu gördü. Adam çift forvet oynamalıyız diyor, yönetim fırçalıyor! Nereden bilsin elin Brezilyalısı, doğru söyleyeni dokuz köyden kovduklarını. Konuşuyor işte!..

Beşiktaş, Trabzonspor maçında çok iyi macedele etti, ardından zorlu G.Antep deplasmanından üç puan çıkarmayı başardı. Bu iki maçta futbol olarak sizi tatmin etti mi? Beşiktaş bu futbolla şampiyon olabilir mi? İki maçta da Beşiktaş'ın futbolunu ve skorunu belirleyen, rakipleri oldu. G.Antepspor maçının ikinci yarısında Beşiktaş'ın yaptığının üzerinde durmak lazım. Mustafa Denizli ilk defa iki santrforla oynamayı göze aldı. Yani Denizli, ilk kez Bobo'suz maç kazanmanın ne kadar zor olacağını gördü. Hatta Nobre'ye gol attırmanın temel yolu Delgado, Yusuf, Tello değil; bu ortaya çıktı. Nobre'nin gol atmasını istiyorsanız, ceza sahası içinde serseri, başıboş top üreteceksiniz. Yani Nobre'nin gol vuruşu yapabileceği bir karambol ortamı yaratmak gerekiyor. Bunu da en iyi yapan, onun hemen yanındaki Bobo. Bu durumda da orta sahadaki bir oyuncudan feragat etmen gerekiyor. Böyle olunca da savaşçı bir orta saha yaratmaya mecbursun. Hem Delgado hem Yusuf dışarıda kaldılar, şaka gibi. Peki bu ne demek? Demek ki yanlış transfer yapılmış! Ayrıca modern futbolda orta sahanın sert olması, seni hiçbir zaman yarı yolda bırakmaz. Bu, senin için bir güçtür.

* Beşiktaş'ın yeni sistemi, eskiyi andırıyor gibi?
Beşiktaş nereye döndü, Ertuğrul Sağlam dönemindeki taktiğe. Defans dörtlü, savaşçı orta saha ve gerektiğinde çift santrfor... Buyrun burdan yakın. Yeni sistemin adı; Mustafa Ertuğrul Sağlam Denizli! Şimdiki hocası bu Beşiktaş'ın. Ama bir şeyin de altını çizeyim, 'üç büyüklerin arasında en klas hoca kim' dersen 'Mustafa Denizli' derim.

* Bobo, "Bence çift forvet oynamalıyız. Nobre'ye sorsanız, aynı cevabı verir" dedi. Haklı bir isyan mı?
Haklıydı elbette. Bobo'nun aklından geçen şu, "Kardeşim, ben hem santrfor gibi oynuyorum hem de sağda-solda top yapabiliyorum. (Kendisini tanıyor Bobo.) O zaman orta saha futbolcusunun görevlerini de yerine getirebiliyorum demek ki..." Bu da şu demek oluyor, çift santrfor oynadığımızda takımda bir orta saha oyuncu eksikliği olmayacak. Biliyor bunları Bobo. Beşiktaş'ın hücumunda, uluslararası özelliklere sahip tek ayak Bobo! Beğenirsin, beğenmezsin... Maç öncesinde ısınma hareketleri sırasında Bobo'yu izleyen herkes, ne demek istediğimi gayet iyi anlar! Bobo'yu kenarda oturtmak iyi bir şey değil. Bir futbolcu hasta olur, sakat olur, formsuz olur; bu ayrı hikaye. Ama oynamak istiyorsa eğer Bobo oynamalı! Sonra "Bobo oynadığı zaman gol atamıyor!" diyorlar. Bir, devamlı oynatmazsan böyle bir şikayette bulunmaya hakkın yok. İki, şimdi nihayet Denizli de kabul etti ki Bobo'dan sadece gol beklemek de hata. Bobo gol atıyor, attırıyor, başka şeyler yapıyor. Hele Nobre'nin çalışkanlığı ile Bobo'nun becerisi bir araya gelince rakip savunma çıkamıyor!
* Yönetim Bobo'yu "Sen hocanın taktiğini tartışamazsın" diye uyardı. Uyarılmayı hak etti mi Bobo?
Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Futbolcular istedikleri gibi konuşuyorlar, bir tek bizde bu futbolculara "liseli öğrenci" muamelesi yapılıyor. Özellikle de yerli futbolcular buna boyun eğiyorlar. Ama yabancı oyuncu kendini futboldan anlayan, yetişkin bir insan sayıyor! Hooijdonk neler söylemişti hatırlasana! Eğer onun söylediklerini yarısını, yeri bir futbolcu söyleseydi, asarlardı!

* Cisse ve Ernst, orta sahada birlikte görev yapıyor. Bu ikili ön libero eksikliğini giderebilecek mi?
Ben Cisse'yi hâlâ problemli görüyorum. Başka taktik dizilişlerde Ernst, tek ön libero olarak bu işi görür. Esas herkesin gözden kaçırdığı bir şey var; bizim futbolumuzda her şey futbol dışı tercihlerle oluyor. Zapotoncny, Denizlispor maçında kart görüp ceza almasaydı ve Mustafa Denizli başka bir savunma bloğu denemek zorunda olmasaydı belki bunları konuşmayacaktık. Gökhan Zan çok eleştiriliyor. Ama Gökhan formda olduğunda yabancılara göre daha fazla tercih edilebilecek bir futbolcu. Benim fikrimi sorarsan ben Sivok'u Cisse'nin yerine orta sahaya kaydırırım, Zapo'yu Gökhan Zan'ın yanına alırım. Çünkü Cisse'nin ileride yaptığı işleri Ernst yapmaya başladı, geride yaptığı işleri de Sivok daha iyi yapar! Bazen Cisse'nin futbolu bilip bilmediğinden kuşkulanıyorum. Kimi zaman öyle şeyler yapıyor ki "Bu bizim Cisse mi?" demekten kendimi alamıyorum.

Hairdesigner
27-02-09, 04:28
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Gururumuz THY!

Yok efendim Türkler uçağa eksik benzin koydu. Vay efendim Türkler uçaklarına en son ne zaman bakım yaptılar bu bilinmiyor? Pilot acemiymiş v.s. Utanmasalar, "Türkler kim, uçak kullanmak kim" diyecekler? Yazık ki talihsiz bir kaza sonrası dünyanın en saygın televizyonlarının bile takındığı tavır bu. Yani bu kazada kesinlikle Türk mantalitesi suçlu! Önyargı böyle. Üstelik 'içimizdeki yabancılar da' aynı teraneyi seslendirmeyi bir halt sanıyorlar. Biliyorum bu benim konum değil ama eşiğinden dönülen bir facia vesilesiyle ülkemin haklı gururu olan THY'ye çamur atılmasına isyan ediyorum. Görev gereği sık uçarım. Üstelik ortak uçuşlar nedeniyle birçok yabancı şirketin uçaklarını da kullanıyorum. Açık, net, erkekçe söyleyeyim ki Türk Hava Yolları'nın koltuğuna oturduğumda bulduğum huzur ve rahatlık diğer birçok dev şirkette yok. Yarın yine bir deplasman olduğunda, evvel Allah uçağın koltuğuna çok rahat oturacağım. Star gibi hissetmek için değil, başta tecrübeli ve cesur pilotlarımız olmak üzere THY'de herkesin işini iyi yaptığına tüm kalbimle inandığım için

Hairdesigner
27-02-09, 04:28
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Sıra Fenerbahçe'de

Sivasspor, Galatasaray ile önce ligde sonra kupada karşı karşıya gelmiş. Ligde yendi, kupada ise tur atlayan taraf oldu. Şimdi sırada Fenerbahçe var. Fenerbahçe'nin durumu ortada. Bu maçı kaybettiği takdirde şampiyonluk yarışından iyice kopmuş olacak. Bu nedenle karşılaşmanın zor geçeceği kesin. Yiğidolar artık zor maçlara alıştı. Çünkü şampiyonluğa oynayan ve şu anda ligin zirvesinde Sivasspor olduğuna göre rakipleri ondan korkmalı. Sivasspor için bu maçların havası başka olur. Futbolcular kendilerini daha iyi motive ediyor. Yine de rakip Fenerbahçe. Yiğidolar, orta alanda iyi pres yapıp, özellikle Alex'i fazla topla buluşturmadıkları takdirde işleri kolaylaşır. Bu nedenle orta sahada yer alacak futbolculara özellikle de Musa Aydın ve Sezer Badur'a büyük iş düşüyor. Sivasspor ilk 15 dakikada rakipten baskı yeme alışkanlığını da üzerinden atmalı.

Sedat, Servet'i aratmaz
Sivasspor'un, Fenerbahçe'ye göre gol yollarında etkili silahı daha çok. Kim oynarsa oynasın Mehmet Yıldız, Kamanan, Tum ve Balili her an gol atabilecek futbolcular. Orta sahada ise Musa Aydın, Sezer, Mohammed Ali, Murat Erdoğan sürpriz golcüler. Savunmada sorun yok. Sedat Bayrak oynaması büyük bir avantaj. Sedat Bayrak için de bir paragraf açmak istiyorum. Geçen sezon milli takım aday kadrosuna çağrıldı. Şanssızlığı nedeniyle sezonu kapadı. Bu sezon oynamaya başladı. Formunu da yakaladı. Servet Çetin'in sakatlanması Milli Takım için büyük kayıp. İşte Servet Çetin gibi savaşan Sedat Bayrak, Milli Takım için Fatih Terim tarafından ilk akla gelen isim olmalı. Sedat'ın Servet'i aratmayacağını düşünüyorum. Sivasspor'da milli takım için Mehmet Yıldız'ın dışında Abdurrahman Dereli, Musa Aydın ve İbrahim Dağaşan da dikkate alınmalı. Bu benim önerim. Karar ise Fatih Terim'in.

Hairdesigner
27-02-09, 04:29
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Paniğe gerek var mı?

Trabzonspor'un geçen hafta Denizlispor karşısında aldığı mağlubiyet, taraftarlar arasında hüsran yaratmıştı. Buna bağlı olarak özellikle yerel basında teknik heyet, yönetim ve futbolcu kadrosu haklı olarak paylarına düşen eleştirilerden nasiplerini aldılar. Maçın hemen akabinde mağlubiyetin getirdiği üzücü hava ile eleştirilerde kantarın topuzu biraz kaçmış da olabilir. Bu şartlar altında, ağır eleştirilerde her ne kadar haklı olunsa da, bu takımın aldığı mağlubiyet elbette her şeyin sonu değil. Ama sonun da başlangıcı... Yenilgiler devam ederse önce teknik adam, ardından bazı futbolcular ve peşinden yönetimin de sarsılacağını, sonlarının geleceğini söylemek de bir kehanet değildir. Çünkü Trabzonspor büyük bir camiadır. Bu camia Trabzonspor'un sıradanlaşmasına, iddiasından vazgeçmesine asla razı gelmez. Gereken neyse mutlaka yapılır. Bu nedenle Trabzonspor'u yönetenlerin akıllarını başlarına almalarını, şapkalarını önlerine koyup düşünmelerini ve esaslı bir öz eleştiri yapmalarını öneririm. Evet... "Her şeyin son değil" derken işi hafife alıp, bu mağlubiyetin açtığı yaranın acısını unuttuk anlamı çıkarılmamalıdır. Fakat netice itibarıyla konuya gerçekçi bir açıdan bakıldığında, elbette soğukkanlı olmak gerekiyor.

Eleştiriler etkileyebilir
Ligin geriye kalan 3'te 1'indeki maçların havasını düşünüp, "Bu takım her şeye rağmen bizim" felsefesini de elden bırakmamakta fayda var. Zira bizim kendi içimizde hissi ve gerçek mevcut kozlarımızı paylaşmamızın ele geçmez bir fırsat olarak değerlendirdiğimizde işin tam zamanı. Fakat takımı ve geleceğe dönük umutları düşündüğümüzde hissiyatlara ve eleştiri dozlarına fren koymamızın da "tam zamanı" olduğunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Zira moral-motivasyonun en fazla gerektiği ve ihtiyacımız olduğu bir zamanda aşırı eleştirilerin camiadaki birlik-beraberliği deforme edebileceğini unutmamak gerekir. O halde düşünmeliyiz ki zaman birlik beraberlik ve itidalli olma zamanıdır. Hesaplaşmları ve kozları ortaya koymanın zamanını, bir müddet ileri, hatta kapıların kapandığı zamanlara ertelemenin hepimiz açısından çok büyük faydası vardır. Unutmamak gerekir ki bundan başka Trabzonspor artık yok. Giden bir daha geri gelmiyor. Trabzonspor'u başarılı zamanında bile dış basında övmeye çalışanların yarım ağızla ve hatta zoraki becerdiklerini unutmamak gerekir.

Hairdesigner
27-02-09, 18:28
Kritik hafta
Rıdvan Dilmen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=2)
Milliyet

Bir takım düşünün aynı maçta rakibini elemek için her şeyini veriyor, ama elenmek için de bir hayli uğraşıyor

Hayatımda izlediğim en ilginç maçlardan bir tanesiydi. Bir takım düşünün aynı maçta rakibini elemek için her şeyini veriyor, ama elenmek için de bir hayli uğraşıyor.
Bu nasıl cümle diyeceksiniz? Topa sahip olmada yüzde 60’a yüzde 40’lık bir ortalama ile oynuyorsunuz. 13 korner kullanıyorsunuz, rakibiniz bir tane. Daha ısınmadan stoperlerden biri topu ıskalıyor, 0-0’ın rövanşında geriye düşüyorsunuz (Bu gol aslında hayırlı oldu). Üzerine bir de Mehmet Topal sakatlanıyor, (Mehmet’ten özür dilerim. Acil şifalar ama onun çıkması da hayırlı oldu)yerine Kewell giriyor. Al sana ligin ilk yarısında yüksek form yakalayan, rakiplerini açık farkla dize getiren Galatasaray’ın 4-2-3-1 kadrosu. Yani Kewell, Arda, Lincoln ve Baros bir arada. Taraftarı da arkasına alan Galatasaray ilk yarının son bölümüne iki gol birden sığdırıyor.
İkinci yarıda da temposu devam etti Galatasaray’ın. Bir iki tane akıl almaz goller kaçırdı. Sonunda bir gol daha buldu. Daha sonra araya atılan bir top, derken Sanctis’in hediyesi skor 3-3. O kadar kazanmak için uğraşırken, kaybetmek için yapılan feci hatalar. Devamında oyunu yine rakip yarı sahaya yıktılar. Ve 13. kornerden sonra dönen topa Sabri öyle vurdu ki, tur geldi. Allah’tan zaman da yoktu. Galatasaray çok iyi oynarken turu bile kaybedebilirdi.
Bu maçta Galatasaraylı oyuncular zaten coşkulu olacaklardı. Bülent Korkmaz’ın da bu coşkuya takviyesi olmuştur. Ancak skor 3-1’e gelince oyuncuların coşkusuna, tribünün coşkusuna Bülent hoca da ortak oldu. O arada bir orta saha oyuncusu sokup, hücumdan birini çıkararak maçı tutabilirdi. Solda Hakan Balta’nın kanadından çok geliyorlardı, önlem almalıydı. Kusura bakma Bülent hoca, sana hemen eleştiri yapmak da istemiyorum. Çünkü başarılı olacağına inanıyorum.
Sabri, yeteneklisin, takımını da çok seviyorsun. Ve tarihi bir gol attın. Hatta öncesinde mutlak bir gol pozisyonunu da önledin. Saha dışında seni tanıdım, çok efendisin. Aman sahada işgüzarlıklar yapma.
Arda mı? Son 25 yılın efsaneleri arasına seçildiğinde “Daha dur bakalım” dedik, dediler. Şimdi özür diliyorum. Dün öyle bir top oynadın ki, 25 yılın efsanesi olmayı çoktan hak ettin.

Kritik hafta
Süper Lig’de geçen hafta alınan sürpriz sonuçlar sıralamayı karıştırdı. Ankara-G.Birliği,
Denizli-G.Antep ve Eskişehir-Kayseri maçlarında eşitliğin bozulacağını düşünmüyorumhttp://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/02/27/fft16_mf188785.Jpeg
Süper Lig’de geçen hafta alınan sürpriz sonuçların ardından, sıralama iyice karıştı ve heyecan bir kat daha arttı. Bu hafta oynanacak başkent derbisinde Ankaraspor, Gençlerbirliği’ni konuk ediyor. Son haftalarda bekleneni veremeyen Ankara’nın, Gençler karşısında da üç puana ulaşabileceğini düşünmüyorum. Beraberlik ilk seçenek olarak değerlendirilmeli.
Sivas karşısında iyi oynamasına rağmen mağlup olan Eskişehir gelecek haftalar için umut verdi. Kayserispor ise son maçlarını dışarıda oynadığı için yoruldu. Sarı-kırmızılılar, Eskişehir deplasmanında bir puanla yetinebilir. Süper Lig’de ikinci yarı iyi bir çıkış yakalayan takımlardan Denizli ve Gaziantep’in maçından galip çıkmaz. Bu müsabakada da beraberlik sürpriz olmaz.
Almanya 1. Ligi’nde ise Bayern Münih’i yenerek moral bulan Köln, Bielefeld’i konuk ediyor. Köln saha avantajını iyi kullanarak üç puana ulaşır ve çıkışını sürdürür.

Hairdesigner
27-02-09, 18:28
Sabotaj gibi
Hasan Ali Atasoy (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=51)
Fanatik

Her şey birbirine girdi. Takımın abuk sabuk, mantık dışı iniş çıkışları yüzünden neredeyse bütün Fenerbahçeliler’de şizofronik bir hâl oluştu. Diyelim bu takımın başında hoca falan da yok; futbol bu mudur peki? Bu milyon Euro’luk ayakların futbol diye öğrendiği, bildiği, sunduğu ve sunacağı şey bu mu? Yetenekleri, algıları, futbol namusları Gençlerbirliği karşısında ‘mahalle karması’ görüntüsü sergileyecek kadar sınırlı mıdır? Giydikleri formayı unutmak, takım olduklarını, mücadeleyi unutmak, her maçta farkın eşiğine getirir insanı. Rakip kim olursa olsun fark etmez.
Eğer Gençlerbirliği futbolcuları, Sarı-Lacivert forma karşısında heyecanlanıp strese girmese, son vuruşlarda acele etmese, Hacettepe’den beter olurdu Fenerbahçe. Hem de kaç maçta birden. Bu kadar dangıl dungul gidişle, ligden bin kere kopmuş olması gerekirdi. Ancak rakiplerinin durumu da ondan farklı değil. Sırf bu nedenle hâlâ zirveden kopmadıysa, hâlâ potanın içindeyse yatıp kalkıp dua etmeli futbolcular. Fenerbahçe havlu attıkça, rakipleri ‘olmaz’ diyor. Beşiktaş’tan 8 puan gerideyken, 6 puan öne geç ve 4 maçlık periyotta tekrar 2 puan geriye düş. Bu saçmalık değil, saçmalığın daniskası. Ötesine geçiyorum ya sabotaj ya ihanet!

Şimdi sırada Sivas maçı var. Fenerbahçe için bu sezon içinde bilmemkaçıncı kez tekrarlanan ‘tamam ya da devam’ maçlarından biri. İki takımın da, en büyük rakibi kuşkusuz zemin ve hava koşulları olacak. Sarı-Lacivertli futbolcular geçen haftaki gibi oynarsa (yani oynamazsa), Sivas büyük ölçüde şampiyonluğunu ilân ederek çıkar Kadıköy’den. Fenerbahçe kazanırsa, can çekişme sancıları birkaç hafta daha devam eder. Çünkü galip gelmesi umut açısından hiçbir şey ifade etmez. Çünkü taraftar ne zaman ümitlense, yüzlerine yumruğu indirip yerine oturtmayı ihmal etmediler. Her şeye rağmen kendilerine inananları bile, ‘şampiyonluk ateist’ine çevirdiler. Coşku gitti, kuşku geldi. Anlaşılan o ki; müdahale olmadan mücadele de olmayacak. Bırakın Aragones’i falan kardeşim. O formanın, kazandığınız paranın hakkını verin. Kulübü geçtik, en azından kendi kariyerinize ihanet etmeyin. Sahadaki zavallı, aciz, gülünç, darmadağın ve utanç verici durumun hiç ama hiçbir mazereti olamaz.

Ha, derdiniz eğer hoca falan göndermekse, bunun için bir gizli ve ortak bir tavır varsa; o devirler çoktan geçti. Bu kulüp, bu tavırlar yüzünden hiç hak etmediği çok bedel ödedi, ama er ya da geç en ağır bedeli ihanet edenler ödedi. Bu sonuçlar bile kendilerine getirmeye yetmiyorsa, birilerinin hocayı da futbolcuları da şoklaması, sarsması ve kendine getirmesi lazım. Oynanan masum bir çelik çomak oyunu değil. Hayatlarını bu kulübün parasıyla kazananlar, kaprisleriyle bu camianın kaderiyle oynuyor.

Ayıp oluyor beyler! Kimse sizden mucize beklemiyor, sadece futbolun, ekmek paralarının ve yeteneklerinin hakkını namusluca vermeye çabalayın yeter!

Sert ve keskin bir müdahale şart! Radikal mi olur, yoksa medikal mi, orasını bilemem!

Hairdesigner
27-02-09, 18:30
Adnan Bey'in eli kolu Adnan Bey hala Florya'da Bilgin Gökberk (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=85)
Milliyet

Şubat 2009...
Polat,”başkan benim, kararları ben veririm, sorumlu benim”dedi.
Ben dediği o.
Herhalde.
Sezgin.
Herhalde.
Ha ben ha o...
Herhalde.
***
Haziran 2007...
Polat, Kalli ile ilgili açıklamayı yaparken yanındaki Özhan Bey ,”Futbola o bakıyor, Allah kolaylık versin” dedi.
Futbol ile ilgili kararları o dünlerde de o veriyordu.
Veya o.
Ha o, ha o...
***
O, onun Florya’daki eli kolu.
***
Şampiyon Gerets’i o kovdu.
Kalli’yi o getirdi.
O kovdu.
Cevat Hoca’yı o getirdi.
O gönderdi.
Skibbe’yi o getirdi, adamlarını göndererek altını, adamını getirerek üstünü o oydu.
Özzzzetlersek...
Floryanın altını üstüne, üstünü altına o getirdi.
Veya o.
Ve...
Ha o, ha o!
***
92-95...
Kalli, Holmann, Saftig, Erkasap(Cevat hocamsı, bir iki haftalığına),Souness.
3 yılda 5 hoca.
2007 Haziran-2009 Ocak...
Kalli, Cevat hoca(Erkasapımsı), Skibbe, Korkmaz(şimdilik).
1.5 yılda 4 hoca.
Toplam;
4.5 yılda 9 hoca.
E pes!
***
Son 1.5 senede Adnan Bey’in ‘elini kolunu’ 4 kez çekmesi lazımdı Florya’dan.
O dünlerde de 3 senede 5 kez...
Toplam 9 kez.
Çekmedi.
Nedense!
Hala Florya da o.
Tabii o da...
Çek şu elini kolunu denir ya.
O hesap.
Çekmiyor hala.
Nedense!
E pes.
Valla.
***
96-2000...
4 yılda bir hoca var.
UEFA’yı herkes birine bağladı.
Kimi Süren’e kim Terim’e, kimi Hagi’ye...
Kimse Sezgin’e bağlamadı.
Sezginsizliğe...
Ha ha!
4 yıllığına yok olmuş.
Allahtan!
Ne olmuşsa o zaman olmuş.
Sonra...
96 ruhu çağrılırken yanlış ruh gelmiş.
92’ninki.
O gelmiş.
E ruh bu...
Bazen çağrılmadan da gelir.
Ruhsuzluğun sebebi ruh.
Ha ha!
Bu da bir ilk ve tez konusu.
***
Korkmaz’a gelince...
GS’a gelişinin altında çok fazla şey aramasın.
En kritik haftalarda Müfit, Cevat ve Adnan Bey Hocalara emanet edilen takım ne yani ona mı emanet edilmeyecek?
Büyütmesin.
Kalli her gittiğinde o-veya o- fena dağılmış.
Önce Hollmann, Saftig, Erkasap...
Sonra Cevat hoca, Skibbe...
Düşünmeden kabul etmiş.
Allahtan!
Düşünse, alınması için bir sürü neden var.
Hollmann, Saftig filan...
Anladınız.
***
Laf ona gelmişken...
Ya da ben lafı ona getirmişken.
68 de doğmuş, 80 de GS’a girmiş, 2005 de çıkmış.
25 yıl oynamış, 11 yıl kaptan olmuş.
102 kere milli...
1 UEFA, 1Süper Kupa, 8 Lig, 6 Türkiye kupası, 5
Cumhurbaşkanlığı, 2 Başbakanlık, 6 TSYD kazanmış.
Avrupa da 101, ligde 630 maç oynamış.
Şimdi GS’ın teknik direktörü.
Oralarda doğsa bunları oralarda başarsa sadece romanını okurduk.
O da bulabilirsek...
Dünyanın her ülkesinde saygı duyulur bu hayat hikayesine.
Sadece saygı...
Ama...
Bunların hepsi hikaye.
Burada.
Yolu açık olsun, şansı yanında olsun.

HINCAL ABİ’YE SON KEZ
Son kez...
Hıncal abi geçen sene,”Hasan Bey, Aziz Bey’in baskısıyla Kemal’i GTK Başkanı yaptı” dedi.
Onlarca defa.
Bir kahvenin, bir köşesinde konuşmadı.
NTV’deydi, yanında Mehmet Bey, Haşmet, Fuat vardı.
Sabah’ta da yazdı.
Onlarca kez.
***
Bunun böyle olmadığını, Hasan Bey’i, Aziz Bey’i, Kemal’i biraz
tanıyan birinin neyin ne olduğunu bildiğini, benim bildiğimi Hıncal Abi’nin de bildiğini, bilmiyorsa öğrenmesinin 3-5 dakika süreceğini söyledim.
Yazdım.
Sonra komplo teorisi fos çıktı.
Normal.
Komplo teorisi bu.
Sonra GS şampiyon oldu.
Sonra Hıncal Abi’den ses çıkmadı.
Normal mi?
***
Benim teorimde şöyleydi;
“Birinci teorisi fossa ikincisi de fos olabilir”.
Yani şu...
Bu TFF, bu MHK, bu GTK karar vermiş, Galatasaray’ı yaşatmayacak.
Mış.
Ve...
İki soru sordum ona.
1-Abi söylediklerinin yarısına sen inanıyor musun?
2-Niye böyle yapıyorsun?
Aradı.
1-Yazdıklarının yarısına değil, iki misline inanıyormuş, yarısını yazıyormuş.
2-Bu TFF yıkılana kadar elinden geleni yapacakmış, bu TFF’nin misyonu Galatasaray’ı yok etmek.
Miş.
Filan falan...
Anlattıklarından tatmin olmadım.
“Anlamadikos abi” dedim.
Ve yine sordum.
1-Söylediklerinin yarısına sen inanıyor musun?
2-Niye böyle yapıyorsun?
***
Sabah’da şöyle başlamış...
“Sizler olmasanız, bu kadar yoğun okumasanız, Hıncal böyle ünlü, böyle paylaşılmaz, böyle rahat bir yaşam içinde olabilir mi?”
Okurlarına sesleniyor.
Bu anlamda sormuştum ben de.
Böyle ünlü böyle paylaşılmaz böyle rahat bir yaşam içindesin. Ne yazsan okunursun bu komplo teorilerine ihtiyacın var mı?
Devam etmiş.
...Sokaktaki köpeğin havlamasına kızmam. Onun fikrini ifadesinin tek yoludur havlamak. Ama yazıyla havlayanı hoş görmem. Bana yapılacak hakaretlerin en büyüğü “Bu yazdıklarını inanarak yazdığına inanmıyorum” demektir. Bu “Sen kişisel menfaatleri, hesapları, amaçları uğruna düşündüklerinden çok farklı şeyler yazabilecek aşağılık herifin tekisin” demektir.
Allah Allah!
Buradan bu çıkar mı?
Hıncal Abi bu, çıkartır.
Ve üç beş satır sonrası...
...Son günlerde medyada yazılarını ilgi ve keyifle okuduğum dost bildiğim insanlar (biri ben)sataştılar...
...Bilgin’i hemen arayıp, nasıl yanıldıklarını uzun uzun, ayrıntılarıyla anlattım. Sonra güya yanıtımı sütunlarına aldılar. Eksik yazdılar, yazılarını aşağılamalarını sürdürerek bağladılar. Milliyet okurları önünde Bilgin’in bana bir özür borcu var...
Nerdeeeen nereye?
Değil mi?
Ve işin mok tarafı şu.
Yine anlamadikos.
Valla.
Sadece bir şey anladikos.
Abi, bu oyunu senle ve bu seviyede ve senin kurallarınla oynamak iyi gelmeyecek ruhuma.
Pas!
Bu ‘hav hav, mav hav filan’ devamında beni bozar, devam edersek ‘bizi’ de...
Seni hem sayarım, hem severim.
Dostunum.
Ufak ufak uzuyorum.
Kendi kendine oyna.
Ve...
Sana bir kahve, sade...
Bana müsaade.
Ciao!
Ve son son son bir şey....
1-Söylediklerinin yarısına sen inanıyor musun?
2-Niye böyle yapıyorsun?

TSYD’YE, JÜRİLERİN BEĞENMEDİĞİ YAZILAR -YAZARLAR- ADINA
TSYD yarışmalarına yazı göndermiyorum.
Bir kere Ercan’ın, Milliyet’in ısrarı ile zorla göndermiştim.
Ne mi oldu?
Boşverin.
Anama küfretseler daha iyiydi.
Yazılarımın başkaları tarafından değerlendirilmesi hoşuma gitmiyor.
Ya da değerlendirilememesi...
Bizim model de pek gitmiyor oralarda...
Filan falan...
***
Bu yıl bazı dallarda jüri birinciliğe ikinciliğe üçüncülüğe layık
eser bulamamış.
Mış.
Bir dalda ön jüri, büyük jüriye sunacak değerde eser bulamamış.
Mış.
Yarışmaya girenlere-yazılarına-ayıp, çok ayıp.
Bu ülkenin sporunun jürilerin kafasına uymayan, ters gelen yazılara ve yazarlara da ihtiyacı var.
Hem de fena halde.
***
Milliyetspor’u, Bizim Ercan’ı, Banu’yu, Bilal’i, ödül alan herkesi tebrik ediyorum.

Hairdesigner
27-02-09, 18:30
Harika gollerle
Mehmet Demirkol (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1)
Milliyet

Bu her şeyin çok daha iyi olması için harika bir başlangıç
Bülent Korkmaz maçın başından sonuna kadar hep aynı uyarılarla takımına direktif verdi. Sahanın kenarında durup hep topun olduğu kanada yığılmalarını söyledi oyuncularına. Birbirlerine yakın olmalarını, kopmamalarını. Hakan çizgide boş bekleyen Bellion’un yanına mı gelmekte! Çıktı ‘Hayır’ dedi ‘Bırak onu ortaya doğru git’... Topun olduğu yerde çoğalmalarını, önde basmalarını ve tek toplarla çıkmalarını istedi. Ve özellikle de ikinci yarının 15. dakikasına kadar bunu büyük bir başarıyla yaptılar.
Böylece 37’de Chamakh’ın kafa vuruşuna ve ondan sonra 74’de Faslı’nın attığı gole kadar da pozisyon vermemeyi başardılar.
Savunmada sorun var
Henüz 11. saniyede, henüz Meira uyanmamışken, Bellion’u kaçırışlarıyla gelen golün oyunun bu bölümündeki genel seyriyle bir alakası yok. Portekizlinin bu yıl hep dalıp gitmelerinden biri dahaydı sadece. Ve Servetsiz bunların çok daha fazla olması mümkündü. Burada hem bu golün bu kadar erken gelip, Bordeaux’nun otomatikman geri yaslanışına, hem de Blanc’ın Chamakh’ı santrfor arkası olarak kullanışına teşekkür etmek lazımdı. Çünkü Galatasaray 3-1’i bulduktan sonra ortaya çıktı ki, yüklendiklerinde Servetsiz savunmanın kalabalıkları karşılamada ciddi sorunları var.
3-1’i bulup çok yorulmuşken (60’ıncı dakikada hemen herkesin nefessizlikten kafaların geriye devrilişini anlayabilmek mümkün değil tabii) geri yaslanıp, Servet’le dinlenebilselerdi, oyunu çok rahat koparmak farkı açmak mümkündü. Ama Bordeaux neredeyse her gelişinde golü bulup oyunu devralmayı bildi.
60 dakikalık çok iyi oyunun, Kewell’ın harika sayısının, Arda’nın akıllı gollerinin böyle heder oluyordu. Servetsiz savunmanın dökülmesi ve aşırı, ama çok aşırı yorgunluk nedeniyle. Bir başka harika gol sınırdaki adamdan geldi. Sabri’den.
Bu her şeyin çok daha iyi olması için harika bir başlangıç...

Hairdesigner
27-02-09, 18:31
Hakeme rağmen
Bülent Yavuz (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=14)
Akşam

Galatasaray hem içeride, hem de dışarıda oynadığı maçlarda bu sezon çekmedi hiçbir şeyden, hakemden çektiği kadar.
Bu hakemi gördükten sonra 'Türk hakemlerinin Allah'ı varmış' demek geliyor içimden.
Ne faulü faul, ne kartı kart, ne ofsaytı ofsayt. İskoç hakem ve yardımcıları bütün takdir haklarını Fransız takımından kullanmaktan yana bir an bile tereddüt göstermedi.
Ama Galatasaray için aynı şeyleri hiç düşünmedi.
Galatasaray'a yapılan fauller öyle baba cinsinden olmadıktan sonra hiç oralı bile olmayıp oyunu devam ettirdi.
Galatasaray dün gece Ali Sami Yen'de bir tarih daha yazdı.
İskoçyalı hakem üçlüsüne rağmen Fransız temsilcisi Bordeaux'yu eleyerek Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu stadındaki finale büyük bir adım attı. Haydi hayırlısı olsun.

Hairdesigner
27-02-09, 18:32
Arda’yı ayakta alkışlayın
Sergen Yalçın (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1505)
Vatan

G.SARAY Türkiye’de aldığı kötü sonuçlar nedeniyle teknik direktörünü değiştirmek zorundan kaldıktan sadece 3 gün sonra çok hayati bir maça çıktı.. Üstelik de 11. saniyede gelen golle maça 1-0 mağlup başladı.. Açıkçası o golden sonra G.Saray için çok korktum.. Çünkü Gourcuff’u İstanbul’a bile getirmeyen Bordeaux zaten defansif ve öncelikle rakibini durdurup maçı 0-0’a bağlayacak bir kontratak 11’iyle sahaya çıkmıştı.. Erken gol, Fransızlar’ın ekmeğine tam anlamıyla yağ sürdü.. Buradan oyunun direksiyonunu ele geçirmek hiç de kolay değildi..

NİTEKİM Arda’nın 42. dakikada attığı gole kadar G.Saray doğru dürüst top yapamadı.. Bordeaux orta alanı ele geçirdiği gibi, G.Saray forvetlerine de hiç boş alan bırakmadı.. Tam oyun sıkışırken Arda’nın golü imdada yetişti.. Bu golde topun çizgide duran Fransız oyuncunun ayağının altından geçmesi kaderin bir cilvesiydi.. Kewell da 2. golde nefis vurdu ama biraz da rüzgârın etkisiyle top çatala, kalecinin çıkaramayacağı yere gitti..

LINCOLN GÜÇSÜZ

2-1’DEN sonra oyunun kontrolü G.Saray’a geçti.. Hele 56. dakikada iki orta saha oyuncusu Traore-Wendel çıkıp iki forvet Cavenaghi-Jussie girince G.Saray’ın yetenekli ayaklarına bol bol boş alan kaldı.. Arda ve Kewell da bu alanları iyi kullandı, 3. gol geldi.. Lincoln’ün ismini bu ikilinin arasına özellikle yazmıyorum, çünkü kendisini çok dağınık ve yetersiz gördüm.. Kaç kere Bordeaux defansıyla teke tek kaldı, her seferinde arkasından biri çekiyor gibiydi.. Bu görüntünün açıklaması tektir: Demek ki doğru dürüst idman yapmıyor, bu yüzden kuvvetsiz.. Dolayısıyla G.Saray, rakibin arkasını boş bıraktığı pozisyonları 3-1’den sonra gerektiği kadar değerlendiremedi.. Her ataktan boş döndükçe Arda-Kewell-Baros üçlüsü de Lincoln gibi yoruldu..

İŞTE bu dakikalarda maçın başında sakatlanan Mehmet Topal’ın eksikliği ortaya çıktı.. Belki Bülent Korkmaz’ın da 3-1’i bulduktan sonra bir forvet çıkarıp orta sahayı kuvvetlendirmesi de bir seçenek olabilirdi.. O şaşkınlıkta 2 dakika içinde, hiç olmayacak 2 pozisyonda durumu 3-3’e getirdi Bordeaux.. G.Saray’ın yediği 3 gole bakın, bu defansın Servet’siz ne kadar biçare hale düştüğünü daha rahat anlarsınız.. İlk golde Meira’nın topu ayağının altından kaçırması skandal.. De Sanctis’in kalesini bırakması da aynı derecede anlamsız.. İtalyan kaleci 3. golde de kendi kendine golü yedi.. G.Saray, defans hatalarını telafi edecek fırsatı buldu Allah’tan.. Sabri’nin golü Avrupa’da büyük başarılar kazanmış Bülent Korkmaz’ı ilk sınavında UEFA Kupası 4. turuna taşıdı.. Bülent’i ve G.Saray’ı gönülden tebrik ediyorum..

SKIBBE İYİ Kİ GİTTİ

GELELİM bundan sonra G.Saray’ın yapması gerekenlere.. Servet 2 ay olmadığına göre defansın şu ‘canlı bomba’ halini gidermek gerekiyor öncelikle.. Bunun da tek şartı orta alandaki bloğun iyice sağlamlaştırılmasıyla olur.. Lincoln böyle yatmaya devam eder, Kewell temposunu yükseltmez, Baros düzelmezse, Arda tek başına bütün hücum yükünü daha ne kadar sırtlayabilir, bilmiyorum.. Çocuk 2 gol attı, 3 kişilik koştu, neredeyse bu bile yeterli olmuyordu.

SKIBBE zamanında takımın yarısı doğru dürüst idman yapmamış, bu artık net biçimde gözüküyor.. Bülent Korkmaz, sezonun ortasında bu kondisyon eksiğini nasıl kapayacak bakalım? Ama şurası kesin, Skibbe kalsaydı G.Saray bence 4. tura bile çıkamazdı..

Hairdesigner
27-02-09, 18:32
Işıl ışıl
Can Çobanoğlu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=121)
Fanatik

Şokla başladık, inanılmaz bir golü rekor olacak saniyede yedik. Ağır Meira berbat hata ile golü yedirdiğinde Sami Yen’in gür sesi tribünler, inandığını gösterdi öncelikle futbolculara, sonra sahadaki Aslanlar onlara uydu, çabuk toparlandılar.
Bülent hoca, takımın üstüyle başıyla fazla oynamamıştı dün gece. Doğru adamları doğru yerde macera aramadan kullanmıştı. Olmayan Servet’in yerine tek soru işareti vardı. O da ağır Meira’nın çabuk Fransızlar’a karşı ne yapacağı idi.
Oyundan düşmeyince, maça inanınca bu işin olacağını bir kere inanmıştı futbolcular. Sahadaki görüntüleri bize bunu söyletti. Ayhan arı gibi çalıştı, Barış kendini aştı. Arda ustalığa adım attı, Baros kim bilir kaç kilometre yaptı. Önce orta sahayı doğru yere taşıdık, geriden öne doğru çıkardık. Böylelikle dönen topları toplamaya başladık. Rakibe üstünlüğümüzü kabul ettirmeye de bu şekilde başladık. Fransızlar’ın bulduğu golden sonra oyunu rölantiye almak istemeleri de işimize geldi.
O ana kadar işlemeyen Hakan Balta ve Sabri bindirmeleri yavaş yavaş ortaya çıktı. Lincoln kendinden bekleneni yavaş yavaş göstermeye başladı. Omuzu çıkan Topal’ın yerine giren Kewell ise iğne gibi Fransızlar’ın göbeğine basmaya başladı. Herkesin istediği, kafasında olan devrenin en az bir golle bitmesiydi. 42’de Arda’nın golü Laurent Blanc’ın planını da bozdu. Galip gelmek mecrubiyetinde olan Cim Bom’un üzerine geleceğini hesap ederek maça başlayan Fransız, şimdi gol atmaya mecbur hale gelmişti. Artık geride açık verme sırası ondaydı. Defansa çoğalarak çabuk bastıkları ve bize pozisyon vermedikleri dakikalar geride kalmıştı. Bir anlık Kewell şaşkınlığı ve Avusturalyalı ile gelen jeneriklik gol yüreklere sus serptti.
Lincoln-Arda pas resitali ile gelen 3. golden sonra yorulduk, bir ufak değişiklik gerekliydi. Allah’tan Sabri yetişti, skoru değiştirdi ve Cim Bom, Avrupa neonlarına yine ışıl ışıl ismini yazdırdı.

Hairdesigner
27-02-09, 18:33
Devşirme sporcu
Bilge Donuk (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=479)
Tercüman

Kökeni farklı bir milletten olan fakat daha sonra ülkemizin vatandaşı olarak yarışan devşirme sporcular hep tartışılmaktadır. Küreselleşen dünya düzeninde spor alanında ülkelerin farklı milletlerden belli sayıda sporcuları kendi ülkeleri adına yarıştırmaları doğal karşılanmaktadır. Mesela masa tenisi branşında neredeyse her ülkenin Çin asıllı bir sporcusu vardır. Fakat Türk Milli Erkek ve Bayan Masa Tenisi Takımı’nda bu durum abartılı ve çarpıcı bir şekilde göze çarpmaktadır. 3 kişilik erkek takımın üçü de Çin asıllı devşirme sporculardan, 3 kişilik bayan takımında ise 2 Çin asıllı devşirme, 1 diğeri de eskiden Almanya Milli Takımı’nda oynamış Türk vatandaşından oluşmaktadır. Eğer işin kolayına kaçıp sporcu yetiştirmeden devşirme sporcular ile bir noktaya varılacaksa federasyona ne gerek var. Bu açıkça; ben sporcu yetiştiremiyorum, dışarıdan hazırını alayım demektir. Spor politikasının yeterli olmadığını veya iflasını göstermektedir. Diğer ülkeler ile mücadele için belli sayıda devşirme sporcuya gerek olabilir. Ama hepsi devşirme olacaksa hiç yarışmayalım ya da bu işi bırakalım daha iyi. Yapılan iş geçici başarılar ile kendi kendimizi kandırmak, alttan yetişen Türk sporcularının önüne engel koymaktır. Nasıl olsa Çinlileri getirecekler ve yarıştıracaklar düşüncesi ile motivasyonu bozulan ve bu spor branşından soğumaya başlayan bizim Türk sporcularının ne günahı var. Sorun imkân meselesidir. Ben imkân verildiği sürece Türk insanının her işi başaracağına inanıyorum. Yeter ki işin başındakilerde buna inansın.

Hairdesigner
27-02-09, 18:33
Vazgeçmeyenler
Gürcan Bilgiç (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=83)
Sabah

Bir liderin, farklı bir karakterin, bir takımı ne hale getireceği, maç anlayışını, oyunu yaşayışını ne kadar değiştirebileceğini bir kez daha gördük.
Daha dört gün önce sondan ikinci takımdan beş gol yiyerek yenilen bir takımın, sezonun kırılma maçında, on birinci saniyede yenik duruma düşmesiyle, içinde bulunacağı ruh halini değerlendirin...
Bülent Korkmaz'ın, "Benim kaptanımdı" dediği Arda'nın ateşlemesiyle birlikte, biten hiçbir şeyin olmadığına inanan bir Galatasaray takımını seyretmeye başladık. Mehmet Topal'ın sakatlanıp çıkmasıyla orta saha direncinin azalması, 40. dakikaya kadar Bordeaux'ya oyunun kontrolünü getirse de, ısrarla kanatları kullanarak yerleşmiş defansın dengesini bozmaya çalışmak, UEFA'da 4. turu getirecek 2-1'lik skorun yaratıcısı oldu.
Bir anda endişelerin yerini gurura bırakan, inadın ve arzunun karşılığını veren tablo ortaya çıkmıştı. Hele hele üçüncü golle birlikte Ali Sami Yen'de 'nostalji' rüzgarı yaşanıyordu. Sorun da burada çıktı zaten.
Adeta mucizevi bir sonuç yakalamak üzereyken, maçı bitirdiler kafalarında. Tribünler zafer şarkılarını söylüyor, sahadakiler "Nasıl olsa" diyorlardı. Ve bu psikolojiyi en doğru tartması gereken kişi olan Bülent Korkmaz ya bir hamle yapmayı hesap edemedi ya da kararını verip uygulamakta gecikti.

SERVET'SİZ ŞAŞIRDILAR
Kendi sahanda istediğin skoru yakalamışken, gecenin gücü tükenmeye başlamış yıldızlarından birini alkışlarla yanına almalıydı. Daha diri, daha kontrollü oynayabilecek bir orta saha ile oyuna devam etmeliydi.
Servet'siz şaşkına dönen tandemin sadece 11. saniyede değil, üst üste gelen iki Bordeaux golünde de davetkar tavırlarını koruması, mucize keyfini Fransızlar'ın hanesine taşıdı.
Ama kariyerinde bir Milan zaferi yaşamış Bülent Korkmaz'ın oyuncularının, maç bitimine kadar vazgeçmediklerini gördük. Nitekim turu son dakikalarda buldukları golle geçmesini bildiler.
"Böyle şey olmaz" diye düşünürken, "Böyle bir şey yok" diyenler kervanındaydık bu kez.

Hairdesigner
27-02-09, 18:34
Top sizde
Ali Gültiken (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1808)
Sabah

Her büyük takımın arzusu, sezon sonunda şampiyon olmaktır. Bu hedef içinde bir çok yatırım yapılıyor. Bu harcamaları, transfer ve teknik adam anlaşmaları olarak görüyoruz. Bütün bunların sonundaki beklenti de ligi şampiyon olarak tamamlamaktır.
Bu hedefe giderken elbette rakipler ve bir çok zorluklar mevcut. Bunları en az kayıpla götürebilen, krizlerden en çabuk çıkabilen, takım bütünlüğünü en fazla sağlayan ekip de ipi göğüslüyor.
Karşılaşılan engelleri ve krizleri; yönetimsel hatalar, mali problemler, teknik adam kararlarındaki yanlışlıklar, oyuncuların yeterli derecede konsantre olamaması, camianın ve seyircinin baskısı olarak sıralayabiliriz.
Şampiyonluk için de bu saydığımız engellerden daha az etkilenerek çıkabilmek gerekir. Bunları yapabilmek; yönetimlerin, teknik direktörlerin ve futbolcuların performanslarına ile davranış şekillerine de bağlıdır.

TAKIM LİDERİ ÖNEMLİ
Zirve yarışı içerisinde bulanan Beşiktaş, geçmiş dönemden gelen bazı sıkıntıları üzerinde taşısa da, şampiyonluk hedefine ulaşabilme ümidini tekrar yakalamak üzere. Bu tür dönemlerde yöneticiler, teknik adamlar ve taraftarlar çok önemli olsa da, en önemli faktör futbolculardır. Bir şeyin sorumluluğunu almak, baskı altında bunu götürebilmek kolay değildir. Bunu yapabilecek olan da takım içerisinde var olması gereken lider oyunculardır.
Beşiktaş yıllardan beri şampiyonluk özlemini çok fazla duyuyor. Bu camiada yıllardan beri var olan ve takımın büyükleri olarak bu kulüp içerisinde yar alan oyuncular var. İbrahim Üzülmez, İbrahim Toraman ile Gökhan Zan Beşiktaş'ta kaptanlık bandını taşımış ve uzun dönemdir bu sorumluluğu yaşayan isimler. Bunlara ilaveten kaleci Rüştü, milli takım düzeyinde kaptanlık yapmış çok deneyimli bir oyuncu. Ayrıca takımın içerisinde genç olmalarına rağmen kaptanlık bandı takan Serdar Özkan ve Serdar Kurtuluş 'u da bu isimlerin yanına ekleyebiliriz.

BAYRAĞI YERLİLER TAŞIMALI
Demin saydığım oyuncular, ne kadar problem ve sıkıntı varsa hepsini bir kenara itip, Beşiktaş adına bayrağı alıp sırtlaması gereken isimlerdir. Sıkıntılar ve problemler her zaman mevcuttur. Ancak kazanılan kupaların ve şampiyonlukların hazzı, onuru ile keyfi hiçbir şeyle mukayese kabul edemez.
Futbol, profesyonel bir yaşamdır. Elbette mali bakımdan kazanımlar da önemlidir. Ama futbolda temel hedef, kazanılan şampiyonluk ve kupalar ile, geriye dönüp baktığınızda kariyer olarak elde ettiklerinizdir.
Bu yerli isimleri özellikle söyledim. Çünkü yabancı oyuncular ülkemize gelirler, belirli bir süre kalırlar ve dönerler. Ne kadar başarılara ortak olsalar da, hiçbir zaman kulübün sahibi ve temel direği olmazlar . Olanlar da çok istisnadır. Bugün Beşiktaş, geldiği nokta itibariyle artık ligde bir dönüm noktasındadır. Hem Türkiye (http://arama.sabah.com.tr/arama/arama.php?query=Türkiye) Kupası'nı kazanma hem de ligde şampiyon olma şansı var.
Buna başlangıçta inanacak olan da Beşiktaş'ın önde gelen Türk oyuncularıdır. Bu doğrultuda şampiyonluk hedefinde takım içinde sinerji yaratmaları gerekir. Hiç şüpheleri olmasın, bunun arkasına yabancı futbolcular da katılacaktır. Bu istek ve arzu sahaya yansıdığı takdirde, sonucunun ne olacağını hep beraber göreceğiz...

Hairdesigner
27-02-09, 18:34
Yürekleriyle zafere
Levent Tüzemen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=104)
Sabah

Bülent Korkmaz ayağının tozuyla 2000 ruhunu da G.Saray'a getirdi. Bülent Hoca futbolculuğundaki agresifliğini, inatçılığını, savaşçılığını hemen G.Saray'a aşılamış. G.Saraylı futbolcular sayısız Avrupa başarıları yaşanmış Ali Sami Yen'de yine bir destan yazarken Ali Sami Yen'de seyirciler, TV başındaki izleyiciler kelimenin tam anlamıyla kalp krizi geçirdi. 11'inci saniyede Meira'nın hatasından gelen golün ardından G.Saraylı futbolcular yüreklerini ortaya koyarak oynamaya başladı.
Bazı tesadüfler başarıların anahtarı olabiliyor. Topal'ın sakatlanıp çıkması ve Kewell'in girmesi G.Saray'ın bol pozisyon bulmasını sağladı.
G.Saray soldan Arda ile bindiriyor, etkili ataklar yapıyor ama sağ tarafı kullanmıyordu. G.Saray'ın oyun içinde birkaç mevkide oynayabilecek yetenekli ve lider kimlikli bir kadrosu var. Kewell, Lincoln ve Arda gibi lider oyuncular maça ağırlıklarını koyunca G.Saray rakibin üzerine yıkıldı.
Arda'nın golü mükemmeldi ama Kewell'inki jenerik güzelliğindeydi.

SKİBBE'NİN TAHRİBATI
İkinci yarı G.Saray topun arkasında daha çok kalıyor, ayağa isabetli pas yapıyor, Arda ve Kewell ikilisiyle Lincoln'un önderliğinde kanatları mükemmel kullanıyordu. Bülent Korkmaz maçı kenardan adeta yaşıyarak yönetiyordu. Sürekli oyuncularını uyarıyordu. Skibbe bunların hiçbirini yapamamıştı. Hatta, Alman hocanın G.Saray'da yarattığı fiziksel tahribatın bedeli az daha ağır ödeniyordu.
Bordoeaux'un yaptığı üç değişlik etkili oldu. G.Saraylı futbolcuların ve taraftarların "Turu cebimize koyduk" dediği anda iki dakika içinde yenen iki gol UEFA Kupası'nda final oynama hayallerini bitiriyordu.
Özellikle De Sanctis'in üçüncü golde topu tutmaya kalkışıp yumruklamaması büyük hataydı. İskoç hakem kararlarıyla Bordeaux'un yanındaydı. G.Saray elenseydi yazık olurdu. Oynanan kişilikli futbolun karşılığı turdu. Futbol adaleti yerini buldu; Sabri attığı golle G.Saray'a turu getirdi.

Hairdesigner
27-02-09, 18:35
Şok şok şok!
Tunç Kayacı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=19)
Fanatik

Galatasaray şoku seviyor! Kocaeli maçında taraftarını şok eden Cim Bom, dünkü maça da şok bir golle başladı. Avrupa Kupaları’nın en erken gollerinden birini yedik. Belki çok moral bozan bir goldü ama 0-0 giden maçın son dakikasında yemekten daha iyiydi. Nitekim 20’den sonra Bordeaux karşısında dengeyi kurduk. Gözüken tek sorun hücumda çoğalamamaktı... Kaderin cilvesine bakın! Mehmet Topal’ın sakatlığı zorunlu değişiklik getirdi, Kewell girdi. Sorun da kendiliğinden çözüldü. Aslında ilk 45 dakikada beklenti soyunma odasına 1-1 gitmekti. Beklentiden de fazlası oldu, önce Arda sonra da Kewell’ın nefis golleri geldi, yüzler güldü.

İkinci yarının sıkıntılı geçeceği belliydi. Fransızlar golleri yedikten sonra dağıldı ve Aslan 3. pençeyi de Galatasaray’ın en üretken ismi Arda ile vurdu. Artık iş bitti dediğimiz, keyif yapmaya niyetlendiğimiz anlardı.
Ama dedik ya Galatasaray şoku seviyor, tribünlere rahat vermiyor!
Birbirinden basit ve Galatasaray takımına yakışmayacak kaleci ile savunma hataları sayesinde önce ikinci, sonra da üçüncü Bordeaux golleri geldi. Onlar atmadı, biz yedik.
Fakat pes etmedi Aslan, istedi her an... Giden, gelen ve sonra bir kez daha elimizden kaymak üzere olan tur biletini belki de bileti kesilmek üzere olan Sabri getirdi!
Bir hatırlatma; 2000 macerası da böyle kriz dolu maçlarla doluydu!

Hairdesigner
27-02-09, 18:35
Alanzinho...
Murat Taşkın (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=416)
Yeni Çağ

Real Madrid-Liverpool maçını izliyoruz.. Real tarihinin en fazla gol atan futbolcusu Raul, kimden olduğunu hatırlayamadığım bir arkadaşından öylesine mükemmel bir ara pası alıyor ki, bir anda biraz çarprazda kaleci ile karşı karşıya kalıyor. Ama vuruşu kötü. Yine de pası atan arkadaşını “Sen mükemmel bir iş yaptın. Ancak ben o pasın hakkını veremedim” dercesine sarılıp öpüyor. Real Madrid maçı sahasında 1-0 kaybediyor.
Bu maçtan 4 gün önce, Avni Aker’de Trabzonspor-Denizlispor ile karşılaşıyor.
Maç berabere devam ederken, Alanzinho, Gökhan’ı öylesine mükemmel bir pasla ceza alanında buluşturuyor ki, (Adam olacak çocuk bezinden bellidir “ misali), Gökhan ” alda at “dercesine olan bu buluşturmayı golle sonuçlandıramıyor. Ama Raul’un yaptığı gibi gidip Alanzinho’ya, ” Sen gereğini yaptın, ama ben beceremedim. Böyle pasla rı daha çok bekliyorum “ dercesine bir davranış sergilemiyor. Belki de sergilemek aklına gelmiyor.
Gökhan’ın aklına gelmeyen, sanki çok yönlü bakmaları gereken tarafsız medya yazarlarının (!) geliyor mu?
Ne gezer?
Onlar, ” Bilmem kaç trilyonluk adam böylemi oynar? Bu Alanzinho değil, Yalanzinho.. “ gibi başlıklar atıp duruyorlar. Adeta, Alanzinho’yu daha beter hale getirmek istiyorlar.
Oysa, her bakımdan ” iyi bir kumaş “ olduğu belli Alanzinho’nun yeni ayak bastığı bir ülkede, böylesine sahiplenmelere, motivasyonlara ihtiyacı olduğunun hatırlanması gerekiyor.
Ama, ” yıkmak kolay, yapmak zordur. Yapılanı korumak ise çok daha zordur “ gerçeğinden adeta bihaber olanlar, Alanzinho’ya onu motive ederek sahip çıkma yerine, ellerine geçirdikleri kalemi kılıç, ekranı ise kalkan yaparak saldırdıkça saldırıyorlar.
Ancak ne hikmetse, iş lâfa geldi mi, ” Trabzonsporlulukta mangalda kül bırakmıyorlar.
Tamam.. Eleştiri olacak..
Alternatif görüşler ortaya konacak..
Tıpkı benim, “Alanzinho kadar olur mu bilmem ama, İstanbul Büyükşehir’deki Oktay, Ankaragücü’ndeki Semavi, hatta bizdeki bücür Barış’ta aynı işi görebilirdi. Bu kadar para vermeye ne gerek vardı” diye sıraladığım gibi..
Ama bunları sıralarken, aşağılamaya, kırmaya, yıkmaya neden gerek duyulur? İşte bunu anlamak mümkün değil..
Hele hele, yerel bazda, Trabzonspor hesabına yazdıklarını sananların kini!..

Hairdesigner
27-02-09, 18:36
İsyanın adı Galatasaray
Şansal Büyüka (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=87)
Akşam

Bunun adını siz koyun... İster isyan, ister öfke...
Ölümüne bir mücadele...
Savaşa gider gibi...
Tıpkı 'ölmek var, dönmek yok' gibi...
Bir haykırışın...
Bir kafa kaldırışın...
Zaferle buluşması gibi...
O zafer tacını takan Sabri, pazar akşamının kadro dışı kalan adamıydı...
Tükenişe, elenişe izin vermeyen Arda, pazar akşamının 'Lincoln'e tam 23 dakika pas vermedi' diye topa tutulan ismiydi...
Ne oldu bunlara?
Ne oldu da böyle isyan bayrağını açtılar...
Ne olduğu belli...
Üç günde 'adam yerine konduklarını' anladılar...
Bülent Korkmaz'ın üç günde takıma üç maçlık kondisyon yükleyecek hali yok...
Ama 'yok' sayılanlara, adam yerine konmayanlara sahip çıkmanın ödülünü aldı Bülent Hoca...
Daha üç gün önce 'adam yerine konmayanlar', adam gibi oynadılar, koca bir takımı ayağa kaldırdılar...
Yerlisiyle, yabancısıyla koca bir takımı ayağa kaldırdılar...
Üstelik şaka gibi bir gol yemelerine rağmen...
Üstelik, iki dakikada iki gol atıp, iki dakikada ağlarında iki gol görmeleri gibi...
Ama bunların altında ezilmediler...
Kewell'ın, Hagi'yi gölgede bırakan ultra süper füzesi...
Barış'ın olağanüstü mücadelesi...
En önemlisi, Galatasaray'ın yenik başladığı bir maçı yıkılmadan, dağılmadan zafere çevirmesi...
Bütün bunlar, aslında bir isyanın eseriydi...
Ama bu zafer, eksiklerin üstünü örtmesin...
40 metreden atılan uzun toptaki Meira ıskasını...
Bordeaux'nun beraberlik golünde kaleci Sanctis ile Emre Aşık'ın birbirlerini marke etmesini...
Ama gecede turla birlikte, belli olan çok önemli bir şey daha vardı...
Galatasaray'ın bundan sonra her maçında, her şey olabilir...
Galibiyet, mağlubiyet...
Ama artık tek şey olmaz...
Galatasaray pes etmez...

Hairdesigner
27-02-09, 18:37
Hakemlikte nasihat dönemi
Ömer Faruk Ünal (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=95)
Türkiye

MHK, İstanbul’da hakemlerle yaptığı son aylık değerlendirme toplantısında, kulüplerden ve medyadaki bazı yorumculardan gelen tepkiler üzerine “Daha az kart gösterin” demiştir.
MHK Başkanı Oğuz Sarvan‘ın kastettiği, “Kişiliğinizi ortaya koyarak kart sayısını azaltın” olmalı.
Ne yazık ki bunun açılımını anlamak ve uygulamak her hakem için farklılık gösteriyor.
Hafta sonu naklen yayınlanan Turkcell Süper Lig ve iki tane Bank Asya 1.Lig maçına baktığımızda şu tabloyu gördük.
Hakem ikaz ettiği oyuncuya bu hareketi bir daha tekrarladığında tekrar tekrar bunu yapmamasını rica ediyor. Maçın en az 5 dakikası böyle geçiyor. Anlaşılan o ki Türkiye’de hakemlikte “nasihat dönemi” başlamış.
Pazartesi günü yorumlara, kart sayılarına, kulüp yöneticilerinin demeçlerine baktığımızda herkesi mutlu gördük.
FIFA kurallarıymış, talimatlarıymış kimsenin umurunda değil.
İdareyi maslahat başlamıştır!
Bu “Turkish hakemlikte” yeni bir modeldir.
Nasihat dönemi hakemliği hayırlı uğurlu olsun. Maçlar nasihatlerle tamamlanıyor.
FIFA der ki, “Futbolcu ikazdan sonra aynı davranışı tekrarlarsa cezası ihtardır.”
Bizim otoritelerimiz, bizim medyamız, bizim yorumcularımız bunu istemediler. Karttan hoşlanmadılar.
Alışmışlar sahada silik, büyük takım oyuncularından fırça yiyen, azar işiten hakemlere...


>> Özkahya protokol imzalamış
Beşiktaş-Belediye
(Halis Özkahya)
MHK’nın prenslerinden. 8. maçına çıkıyor. 8’i de naklen yayın. 8’i de 4 büyüklerin maçı. MHK ile özel sözleşmesi var galiba.. Protokolde şöyle bir madde olmalı: “Bank Asya 1.Lig ve 4 büyükler dışında maça çıkmaz.”
F.Bahçe-Sivas
(Hüseyin Göçek)
Geçen hafta Trabzon-Denizli maçını başarı ile yönetti. Bu sezon MHK’yı mahcup etmeyen hakemlerden.
Eskişehir-Kayseri
(Yunus Yıldırım)
Eskişehirspor geçen hafta hakemden çok yakındı, sızlandı. MHK, bu tip feryat ve sızlanmaları dikkate alıyor. Tecrübeli, formda bir hakemi atamış.
Ankara-G.Birliği
(M.Kamil Abitoğlu)
15. haftada oynanan Bursa-Trabzon maçından bu yana Turkcell Süper Lig’in yüzünü görememişti. 77 gün sonra Süper Lig’de.
Denizli-G.Antep
(Fırat Aydınus)
16. haftada yönettiği Trabzon-Eskişehir maçının cezasını taksit taksit ödüyor. MHK büyük maçlardan uzak tutarak cezayı uyguluyor olmalı.
Konya-G.Saray
(Tolga Özkalfa)
5 haftadır üst üste Süper Lig’de. Sanıyorum bu hakemlik hayatının rekoru. MHK’nın güvendiği hakemlerden.
A.Gücü-Hacettepe
(Deniz Çoban)
Kocaeli-G.Saray maçındaki performansının mutlaka bir ödülü olmalıydı. MHK da ödülü geciktirmemiş.


Sucu seçimden seçime koşuyor
Suat Arslanboğa 14.haftada yönettiği A.Gücü-G.Saray maçından beri Süper Lig’in yüzünü görmedi. Halbuki MHK’nın tuttuğu hakemlerdendi.
Suat Arslanboğa meselesini bir de olayın önemli bir aktörü eski GTK üyesi D.Cumali Sucu’dan dinlemek istedim.
Söze şöyle girdi:
- Bu aralar hakem işlerine ara verdim.
- Ne o elini ayağını çektin mi hakemlerden?
- Olur mu, elim ayağım hakemliğim içinde!.
- Neden ara verdin?
- Siyasete girdim. Saadet Partisi’nden Belediye Meclisi üyesi adayıyım. MHP kökenli eski Belediye Başkanımız M.Yaşar Çerçi SP’den belediye başkan adayı. Ben de 17.sıradan belediye meclis üyesi adayıyım. Çalışıyoruz.
- Suat Arslanboğa konusunda ne düşünüyorsun?
- Bu çocuk hakem derneği seçiminde MHK’nın tarafında yer almıştır. Seçim esnasında yanında 4 kişi oturuyordu. TFF yönetim kurulu yedek üyesi Fahrettin Eserdi, TFF Bölge Müdürü Alper Talas, TÜFAD Başkanı Hikmet Tekin ve Süper Lig hakemi Zafer Demir. Divan seçiminde MHK tarafına el kaldırmıştır. Bu saydığım isimler şahittir. İl hakemlerini tek tek arayıp oy istiyordu. Kendisini aradım, arama diye. ‘Verilen talimatı yerine getiriyorum’ dedi. Telefonu yüzüne kapattım. 20-25 gündür bir kere dahi görüşmedim. (Büyük yeminler ederek.)
- Dursun Hocam, Suat’a madem bu kadar kızgınsın. Ama savunuyorsun!
- Bu çocuk 7 yaşında babasını kaybetmiş. Hakkı yeniyor. Mağdur. Bu yüzden MHK burada seçimi kazansa bile, “Suat Arslanboğa bize oy vermedi” diyeceklerdi. Çünkü Zafer Demir’in önünü açmak istiyorlar. Sevgili Ömer, Malatya’nın sesini duyur. 35 tane il hakemine maç vermiyorlar. Kendilerine yakın olanlar haftada 3’er maça çıkıyor.


>> Süleyman Abay yakışıklı da...
Hafta boyunca Süleyman Abay hakkında herkes eksik ve yanlış bilgi verdi durdu. Bilen de bilmeyen de konuştu.
İddialı bir şekilde bilgisayar mühendisi olduğunu iddia edenler oldu.
Süleyman Abay’ın yakışıklılığı ve dürüstlüğü konusunda geniş bir konsensüs var. Herkes yakışıklı buluyor. Hatta Erman Toroğlu, ısrarla “kız kardeşim olsa veririm” diyor.
Biz de az çok bu işi bilen biri olarak sağlıklı ve doğru bilgi verelim. Süleyman Abay‘ın Süper Lig’de 5’inci yılı. Türkiye’de Süper Lig yardımcı kadrosundan hakem olan ilk kişi. 2 yıl Süper Lig yardımcı hakemliği yaptı. Kendisi 15 yıldır Cumhuriyet Gazetesi’nde Grafik Servis Şefi. Sarı Basın Kartı sahibi.
Medya bazı hakemlere bayağı önyargılı yaklaşıyor. Her hafta verilmeyen penaltılar oluyor. Ya da verilmemesi gerekenler veriliyor. İsimlendirmek gerekirse geçen hafta G.Antep-Beşiktaş maçı 0-0 iken Bünyamin Gezer Antep’in bariz bir penaltısına inanmadı, vermedi. Önceki hafta Sivas-Bursa maçında Bursa’nın bariz bir penaltısına Bülent Yıldırım inanmadı.
Bu hafta da Sivas-Eskişehir maçında S.Abay, görmesine imkân ve ihtimal olmayan bir pozisyonda penaltıyı vermedi. Sivaslı Faruk yerde elle oynadı. Yardımcısı belki görebilirdi. O da göremedi. Eleştirinin bini bir para...



>> HAKEM - METRE
Maç Hakem Maç KK SK Penaltı
Beşiktaş-Belediye Halis Özkahya 08.maçı 1 32 4
Denizli-G.Antep Fırat Aydınus 13.maçı 6 56 3
Eskişehir-Kayseri Yunus Yıldırım 13.maçı 1 35 -
Ankara-G.Birlği M.Kamil Abitoğlu 08.maçı 4 30 2
F.Bahçe-Sivas Hüseyin Göçek 12.maçı - 48 1
Bursa-Kocaeli Koray Gençerler 10.maçı 4 46 1
A.Gücü-Hacettepe Deniz Çoban 08.maçı 2 33 1
Antalya-Trabzon Bülent Yıldırım 09.maçı 4 42 -
Konya-G.Saray Tolga Özkalfa 11.maçı 2 32 3

Hairdesigner
27-02-09, 18:37
Ağabey, Bülent Korkmaz!..
Öcal Uluç (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=152)
Türkiye

Tam bir çaresizlik ve şaşkınlık!..
Skibbe’yi “yetersiz” diye gönderenler, “teknik direktörlük kariyeri Skibbe’nin çok gerisinde olan” Bülent Korkmaz’ı, hem de “bir yılı opsiyonlu 2.5 yıllık” sözleşme ve de “tam yetki” ile takımın başına getirdiler.
Skibbe yetersizdi ama “Skibbe’nin yetersiz olduğunu çok çabuk ortaya çıkaran” büyük, alternatifli ve pahalı bu kadro ile Bülent Korkmaz ne yapacak?..
Herkes diyor ki; “Barcelona’da Guardiola örneği!..”
Hoş son haftalarda “Barcelona da tepe taklak gitmeye başladı” ama “gene de” Guardiola başka, Bülent Korkmaz çok başka!..
Ben diyorum ki, “Gelecek sezon, Bülent Korkmaz’ın da başına bir hoca gelebilir ve Bülent Korkmaz bırakıp gidebilir!..”
Ve ekliyorum; “Bülent Korkmaz, Galatasaray’ın başına teknik direktörlük kariyerinden çok, futbolculuk ve kaptanlık karizmasının da güçlendirdiği” bir “ağabey” olarak getirilmiştir ve eğer olursa, “bu vasfı ile başarılı olabilir!..”
Bu noktada “iş”, Galatasaray Yönetimi bakımından daha da komikleşiyor:
Sezona “Galatasaray’da ağabey derebeyliği bitecek” diyerek giren ve “buna göre operasyonlar yapan” bir yönetim, elbette “açık açık söyleyemediği için”, takımın başına Bülent Korkmaz’ı getirerek “geçen yıllarda fiilen yürüyen ağabeylik sistemine hukuken de dönmüştür!..”
Bana soruyorlar; “Bülent Korkmaz başarılı olabilir mi?..”
Geçen sezon Cevat Hoca ve arkadaşlarının başarısı gibi bir başarıyı yakalayabilir Bülent Korkmaz, “yani kısa süreli bir başarıyı”; ama “sezonu ve hatta sezonları kapsayacak bir başarı bekleniyorsa”, dilerim başarılı olsun ama bana göre “hayal görülüyor” demektir!..
Ben bu satırları yazarken, Galatasaray-Bordeaux maçına 10 saat var.
Okuyucularım bu satırları okurken, başka sayfa ve sütunlar, Bülent Korkmazlı Galatasaray’ın “ilk karşılaşmasının” sonucu, maç yazısı ve yorumlarıyla dolu olacak.
Kocaelispor hezimetinden 4 gün sonra Galatasaray, Bordeaux’yu eleyebilir mi?..
“Ağabey” Bülent Korkmaz’ın vereceği motivasyon, Galatasaraylı futbolcuların “Avrupa vitrininde bir başka oynamaları”, sarı-kırmızı ekibe turu getirebilir!..
“Getirirse”, düzelecek olan moralle, Galatasaray “belki” lige de asılacak bir motivasyonu yakalayabilir!..
Dikkat ediniz, hep “öyle olursa, böyle olursa” gibi, ihtimallerden ve hem de “güçlü olduğuna inanmadığımız” ihtimallerden söz ediyoruz!..
Futbol yönetimindeki yetersizlik, koca Galatasaray’ı ne hâle getirdi; bakalım nerelere götürecek?..

Hairdesigner
27-02-09, 18:38
Aslanları yürekten kutlayın
Turgay Şeren (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=100)
Akşam

Galatasaray dün akşam futbolda kolay kazanılmayacak bir başarının sahibi oldu. Hatırlayın, daha üç gün önce puan cetvelinin sonunda olan Kocaelispor, Galatasaray'a kök söktürmüştü. O maçta Galatasaray defansı büyük hatalar yapmıştı. İşte aynı defans dün akşam da büyük kere büyük hatalar yaptı. Eğer Bülent'in hırsı, azmi ve şansı Ali Sami Yen'de olmasaydı, Galatasaray bu maçı kazanamazdı.
Sen kalende üç gol yedin, hem de ne goller! Bunun telafisi çok zordu. Bordeaux, defansımızın ve Sanctis'in büyük hatalarından beraberliği yakaladı ve turu geçme şansını da yakaladı tabii.. Hele hele 6. saniyede Meira'nın yaptığı hata affedilmez. Oyun başladı Galatasaray 1-0 mağlup. Bu bir takım için ne kadar moral bozucu bir olaydır bilir misiniz? İşte Galatasaray dün akşam bütün bu moral bozucu, şans kırıcı faktörlerin üstesinden gelmesini bildi. Onları yürekten kutlamak lazım. Kolay değildi. Sen maça 1-0 yenik başlayacaksın, sonra 3-1 galibiyete getireceksin, bu maçı Galatasaray kazanıp tur atlar diye tribünler ve televizyon başındakiler sevinç içindeyken peş peşe defansın ve kalecinin hatalarından iki gol yemeyi ihmal etmeyeceksin. Bu inanılacak bir şey değil.
Ama dün akşam hepimiz bu olaya şahit olduk ve yaşadık. Şimdi Galatasaray'ın önünde çok önemli bir rakip var; Hamburg... 12 Mart'ta Almanya'da bu takımla son sekize kalma mücadelesi vereceğiz. Dün akşam gözüken yanlışımız şuydu; 1) Fizik gücümüz rakiple mücadele edecek kadar değildi.
2) Bordeauxlu futbolcuların nasıl ayağa tek pas verdiklerini gördük.
Futbol bu ve Galatasaray defansını alabora etmelerinin nedeni de bu. Bir bakıyorsunuz top Bordeauxlu futbolcuda, bir bakıyorsunuz top yine Bordeauxlu futbolcunun sağ açığının önüne kontra pas olmuş.
İşte futbol bu. Ama biz daha bunu başaramıyoruz. İskoç hakem süperdi.
Hiç kimsenin itiraz etmesine imkan vermedi. Bizim hakemler de böyle hakemlerden biraz ders alsalar ya.

Hairdesigner
27-02-09, 18:39
Fenerbahçe ya ayağa kalkacak ya yere kapaklanacak
Cem Top (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1568)
Dünya


Konyaspor - Galatasaray
Tarih: 01.03.2009 Saat: 19.00
Stat: Konya Atatürk Stadı
Maç günü hava: Parçalı bulutlu, -1°C 21. haftada Kocaelispor'a yenilen ve teknik direktör değişikliği yaşayan Galatasaray'ı kendi sahasında ağırlamaya hazırlanan yeşil-beyazlılar, ilk yarının 5. haftasında oynanan ve Konyaspor'un 4-1 mağlubiyetiyle sonuçlanan karşılaşmanın rövanşını almak için bu maça çok sıkı hazırlandı. Açıkçası devre arası takımı takviye eden yeşil-beyazlı yönetim, isim yapmış oyuncuları toplayarak kısmen başarılı oldu ama bu oyuncuların istikrarsız görüntüleri sebebiyle büyük takımlarda tutunamamış olduklarını da biliyoruz. Ligde aldığı sonuçlarla krize giren Galatasaray'da Bülent Korkmaz'ın işbaşı yapması yerli oyuncuları motive edebilir ancak takımın yükünü çeken yabancılara (Baros+Lincoln+Kewell+Nonda=33 gol) muhtemel etkisi şimdilik belirsiz. Göreve gelir gelmez gazetelere "Lincoln'ü kaybeder takımı kazanırım" demeci düşen Bülent Korkmaz'ın doğru bir yol izlemediğini söylesek onu çok erken yargılamış olur muyuz? Esasen Galatasaray'ın rotası hakkında fikir sahibi olabilmek için Konyaspor maçını dikkatle izlemek gerekiyor fakat bu maça bir tahmin yapmamız gerekirse istikrarsız Konyaspor kadrosunun gününde olması halinde sarı-kırmızılılara zor anlar yaşatabileceğini söyleyebiliriz. Yeşil-beyazlı takımın zaafı her iki devre başında yaşadıkları motivasyon kayıpları. Erken gelecek bir gol karşılaşmanın tüm seyrini değiştirebilir.

Hairdesigner
27-02-09, 18:39
Bordeaux'ya hüsran bize UEFA yolları
Osman Tanburacı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=38)
Yeni Şafak


İlk yarı iki şok gol var. Başlarken ve biterken...
Arada bir de Arda'nın golü var ki yediğimize nazire!...
Ben böyle maç görmedim, umarım kimse de görmemiştir.
Daha dakika dolmadan, 30'de Meira ıska geçti... Bir futbolcu talkımına bunu yapamaz! Maç başlıyor 1-0'a tur atlıyorsunuz ama daha dakika dolmadan neredeyse kendi kalenize atıyorsunuz. De Sanctis de açılmasa belki gol olmayacak!
İnanmak mümkün değil.
İçimizdeki İrlandalılar hariç, Türkiye bu golle buz gibi havada bir de soğuk duş yaptı!
Yazık!...
Bülent Kaptan'a da bu yapılmaz!
Koca Kaptan ilk maçına çıkıyor daha ilk saniyelerde ihanete uğruyor, oynarken böyle kelek görmedi, hoca oldu beyninden vurulmuşa döndü! Ama yıkılmadı, takımını devamlı alkışladı, moral verdi, takımı kenardan adeta gole itti.
Bordeaux ger,iye yaslandı, tipik oyununa yattı.
Galatasaray bastırdı, bir topu direkten döndü. 35'den sonra pozisyonları çoğalttı, 42'de Arda iğne deliğinden geçirdi. Goool...
Dakika 45, durum 1-1; Kewell muhteşem ötesi vurdu... Hem de 30 metre var. Çaprazdan...
Top doksana sıkışmadıysa top yağlıdır mutlaka...
Breh, breh, breh... Ne gol ama...
Bravo Kewell ama bir kaleciye de bu yapılmaz!
Ye cezayı UEFA'dan da aklın başına gelsin. Centilmenliğe aykırı davranıştan ister misiniz Kewell'a üç maç ceza versinler!
Böyle gol mü atılır be birader. Vallahi Kewell topu ta köşeye Edisonladı!
Devreyi 2-1 önde bitirdik.
İkinci yarı Galatasaray coştu...
Barış takımın dinamosu, Arda paşa Bordeaux tel maşa!...
Muhteşem bir futbol, mükemmel goller...
Arda'yla 3-1 öne geçiş...
Arkasından şok goller ve 3-3 ama bu maçı Galatasaray'ın elinden almak çok güç.
Ve Sabri'nin füzesi Bordeaux dörtlendi, takım Hamburg biletini kaptı.
Galatasaray ve Kaptan Bülent yine UEFA yolunda...
Teşekkürler çocuklar...
Sana da teşekkürler Skibbe... Bordeaux'dan 0-0'la döndüğün için.

Hairdesigner
27-02-09, 18:41
Gerçek bir futbol destanı
Ahmet Çakır (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=36)
Zaman

Maç öncesinde 'En önemli sorun gol yememek' demiştik. Bu kadarına artık söylenebilecek söz yok: Daha 12. saniyede top Galatasaray ağlarındaydı...
Gol yememize yol açabilecek adamın kim olabileceği yolunda hepimiz hemfikirdik! Servet'in yokluğunda Meira'nın ciddi bir sorun oluşturacağı açıktı. Fakat bu kadarını en karamsarımız bile aklının kıyısından geçiremezdi.
Bülent Korkmaz'ın sahaya çıkardığı kadro hepimizin önceden tahmin edebildiği 11'di. Henüz hazır olmayan Kewell'a yer açabilmek için takım eksiltilmemişti.
Şok gibi anlamı çoktan aşınmış bir sözcükle anlatılamayacak kadar beter gol, bu Galatasaray'ı teslim almak için yeterli değildi ama biraz da şansa ihtiyaç vardı. Fransız takımının kendi kalesine atmak üzere olduğu golü direğin engellemesi Cim Bom'un son dönemde yaşadıklarının süreceğini gösterir gibiydi. Daha 20. dakikayı bulmadan Mehmet Topal'ın sakatlanıp yerini Kewell'a bırakması da öyle...
Ancak Galatasaray'ın karman-çorman oyununa Bordeaux pek pabuç bırakacak gibi değildi. Hem sakin ve dengeli, hem hızlı ve hareketli olabiliyorlar, üstelik sahanın her yerinde basıp bunaltıyorlardı. Gerçi Galatasaray kalesinde bir tehlike filan oluşturdukları yoktu ama yıldırım gibi dalışlarıyla insanı korkutuyorlardı.
Tam 'Artık bu iş bitti!' diye karamsarlaştığımız anlarda Arda sahneye çıktı ve topu iğne deliğinden geçirip hepimizin derin bir soluk almasını sağladı. Golü önleyemeyen Henriquue'nin direk dibine yığılışı Bordeaux'nun da çöküşünü haber verir gibiydi. Ya da biz öyle görmek istiyorduk.
Bunun hemen ardından sahalarımızda çok uzun yıllardır görmediğimiz ve göremeyeceğimiz bir şey oldu. 'Bu adam ne işe yarar!' diye tepkilerin başladığı sırada Kewell, 'O gece ben de oradaydım' diyerek gururla anlatacağımız müthiş bir gol attı. Ümit Aktan, 1993 yılındaki o efsanevi M. United maçında Arif Erdem'in golüyle ilgili olarak "Dünyanın bütün Schmeichel'ları gelse kurtaramazdı!" demişti ya, Kewell'ın çatala giden topuna da sadece Rame Ulrich değil dünyanın bütün kalecileri ancak selam durabilirdi...
İkinci yarıda Cim Bom yakaladığı bu büyük balığı bırakmak niyetinde değildi. Ancak Laurent Blanc da son sözünü söylememişti. Chamakh'la hamlesini yaptı ama nafile! Artık bu Cim Bom'u durdurmak mümkün değildi. Özellikle Barış ve Arda maça ölesiye asılıyordu. Bunun ödülü de çok geçmeden geldi. Lincoln'ün getirdiği topa son derece ustaca ayak sokan Arda, 15 milyon Euro'luk Avrupa değerini biraz daha yukarı çıkarıyordu.
Bülent Korkmaz'ın oyuncu değiştirmekte geç kalışı, Bordeaux'nun golü bulmasını sağladı ve kalan 20 dakikalık bölüm azap haline geldi. Oyundan çoktan düşmüş olan Baros'u çıkartıp Nonda'yı daha erken almak Galatasaray'ı bu sıkıntıdan kurtarabilirdi. Daha o değişikliği yapamadan ikinci golü de ağlarımızda görmemiz tam bir teknik adam tecrübesizliğiydi.
Özellikle nasıl olduğuna akıl erdirilemeyecek nitelikteki 3. gol tribünleri de düpedüz yıktı ve artık kimsenin tura inancı kalmadı. Ama o da ne! Aman Allah'ım, beğenmediğiniz Sabri bu mu! O füze onun ayağından mı çıktı! Böyle bir gol için Sabri'nin önümüzdeki 50 yıl içinde bütün yaptığı ve yapacağı saçmalıklara sadece güler geçerim... Galatasaray'ın anasının ak sütü gibi hak ettiği tur destan bir maçla geldi. Bu aslanlar ne kadar övülse azdır. Hepsine helal olsun.

Hairdesigner
27-02-09, 18:41
Ohh bee dünya varmış!..
Ümit Aktan (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=27)
Türkiye

Bir büyük camianın “felaket” karşısında “acil durum” benzeri bir “akut” harekatı ve ardından gösterdiği “anlık refleks” Ali Sami Yen tribünlerinden sel olup akmıştı “Cengaver Bülent’in” üzerine.
Sevgi yağmur gibiydi ve işin yarısını halletmişti Korkmaz. En azından “ölü toprağı” serpilmiş anlayış çime gömülmüştü çoktan...
Tabii maçın soyunma odasında atılan bir golle yenik başladığını ve bunun üzerine bir başarı kovalamanın “imkansızı zorlamak” olduğunu unutmayalım.
Rakip önce durduracağını belli etmiş ve öyle de girmiş maça. Zaten bir de bulmuş ve önde başlamış. Chamakh ile tek forvet ve bunun karşısında “saldırmanın kitabını yazmış olan” Bülent Hoca‘nın “Korkmaz” takımı maça girmemiş, maça ve rakibe “girişmiş.”
Golün sonrası “Galatasaray bir atsa hemen üç olacak gibi” akıyor...
Kısmetsizlik de üstümüzden akıyor..
Direkten dönüyor, İskoç etekli hakem Şenes‘in gözü önünde Platini‘nin takımı adına penaltıyı görmüyor, ardından Topal sakatlanıyor...
Topal yok, Kewell var. Alın size riskin kralı. Ama belli ki ekose etekli uzun boylu İskoç hakemi de yenmeliyiz derken, dağlara taşlara toplar girmiyor...
Sonra Arda buluyor golü ve benim sevindiğim yanı; hakemin bile bir şey diyemeyeceği bir golü sonunda üretmemiz. Ardından Kewell‘ın sihirli sol ayağıyla geceyi ışıldatan ikinci golün “örümcekleri temizlemesi” ve köşeye asılmış “gece feneri”, yani şimdiye kadar aldığı tüm parayı “helal” ettiren golü. Gol değil sol ayağından “çıkan lambanın...” cini...
Seyirci gırtlağına çökmüş Bordeaux’nun ve öyle bir ikinci yarı bekliyor bizi.
Ya hep ya hiç... Tam Bülent Hoca‘ya göre...
İkinci yarıda muhteşem oyunun muhteşem seyircisi; iyi oyunun, en doğru hocanın, Bordeaux maçında geçen yıl oyundan atılan Arda’nın iğne deliğinden geçen gollerinin tadını çıkardı ama dedim ya, İskoç etekli hakem diye...
Ofsaytı vermez, oyunu kalene yıkar filan ve maçı eliyle alır rakibe verir.
İşte o oldu...
Son yediğimiz gol ofsayt mesela ve öyle bir golü bizim atmamıza izin vermezdi su acemi İskoç...
Olsun...
Eleneceksen bunu dene, böyle oyna ve elen...
Ben buna razıyım...
Diyorum ama “garibim sokak çocuğum Sabri’m” buna bile izin vermiyor...
Dostlar...
Dün gece yeni bir takım ve yepyeni bir “fenomen” doğdu:
“Korkmaz Galatasaray...”

Hairdesigner
27-02-09, 18:42
Korkmaz Sönmez
Ebru Kılıçoğlu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=280)
Sabah

Galatasaray, UEFA'da Bordeaux'yu eleyip Hamburg ile eşleşti. Daha 11. saniyede geriye düşen Cimbom, yeni hoca-sı Bülent Korkmaz'ın savaşçı karakteriyle pes etmedi. İkifarkı buldu; yakalandı ama 90'da Sabri ile turu kaptı..
http://img.sabah.com.tr/i3/sp.gif
Tam da 11. saniyede, Meira gelen uzun pası karşılayacağım derken kayınca, Bellion topu alıp beklemeden golü attığında, 'oluru yok bu işin' ifadesi yapışıyor herkesin suratına. Bu olumsuz düşünceyi futbol da onaylıyor. Sanki daha bir kalabalık Bordeaux... Son derece de hızlılar. Bir anda kalabalıklaşıyor, defansta açık vermiyorlar. Galatasaray'ın ise topu alması, ileri yollaması bir vaka! Bir bilemedin, ikinci pas yerini buluyor! Sonra kayıp üstüne kayıp. Bordeaux'ya nazaran daha istekli oldukları bir gerçek. Ama atakları ustaca kesiliyor, ileride çoğalmaları mümkün olmuyor. Kader, 19'da Topal'ın omzunun çıkması ve yerine Kewell'ın girmesiyle dönüyor. Defans kötü sinyaller verse de, Bordeaux kalesini 'sıkıştırma' şansı doğuyor ev sahibine. Öyle çok yoğun ve tehlikeli değil. Hatta 'Gol nasıl olur acaba?' sorusu beliriyor kafalarda... Derken 42'de Barış'ın içeri yolladığı topu Meira düzeltip Arda'nın önüne bırakınca, Arda 'İşte böyle olur' diyerek imzalıyor golü... Çok uzun zamandır 'fişi çekilmiş' olan camia, işte bu golle bir anda canlanıyor. Tribünler bağırmaya, futbolcular da canhıraş oynamaya başlıyor. 45'te Lincoln'ün başlatıp Arda'nın sürüklediği atağı Kewell uzaktan mükemmel bir vuruşla 90'a yollayınca, en asık, en ümitsizler bile gülmeye başlıyor...

YALANCIDAN GERÇEK BAHARA
İkinci yarıya da hızlı başlıyor Galatasaray. Hem de uzun bir aradan sonra 'futbol oynamayı' tekrar keşfediyorlar. 65'te Lincoln'ün Arda'ya attırdığı üçüncü golle, bir süredir 'kayıp aranıyor' olan Galatasaray ruhu diriliyor adeta Ali Sami Yen'de! Ama tam işin ucunu bırakmış gözüken Bordeaux'nun 10 dakika geçmeden golleri (73'te Chamakh, 75'de Cavenaghi) peş peşe gelince yoksa 'Yalancı bahar mıymış bu?' diyor herkes yeniden. Kaderin cilvesi bu ya, 90'da bir önceki maçın günah keçisi Sabri'nin ayağından doğuyor güneş tekrar. Galatasaray, daha önce iki kere turu verdiği Bordeaux'dan UEFA biletini söke söke alıyor. Turu verseydi eğer, 'Skibbe'den sonra bu kadar' olacaktı ama başarı (şimdilik!) Bülent Korkmaz'ın oluyor!

Hairdesigner
27-02-09, 18:42
2000 ruhu
Gökmen Özdemir (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=88)
Vatan

ÇOK uzun zamandır G.Saray’ın kazandığı bir maç bu kadar anlamlı olmamıştı. Bülent Korkmaz için, Sabri için, 11. saniyede topu ıskalayan ve kötü bir sezon geçiren Fernando Meira için, G.Saray için çok önemliydi...

YENİ bir başlangıç, yeni bir kan, yeni bir anlayış, yeni bir G.Saray... Dün 90. dakikada 4. golü atıp kazanan G.Saray, Korkmaz’ın gelişiyle bize şu mesajı verdi: Asla pes etmeyeceğiz. 11. saniyede golü yiyip geri düşse de, maç 3-1’den beklenmedik şekilde 3-3’e gelse de, orta sahanın en etkili elemanı M. Topal en kritik yerde sakatlanıp çıksa da, bu forma için oynayacaklarını gösterdi G.Saraylı futbolcular. Tıpkı teknik direktörlerinin istediği gibi, yıllarca teknik direktörlerinin bu formayla yaptığı gibi...

KOMİK HATALAR

KORKMAZ’IN bu takıma taktik açıdan sihirli değnekle dokunamayacağını biliyorduk. Ama onun sezon başından beri kayıp olan ruhu takıma aşılayacağını, G.Saray’ın şapkadan tavşan çıkaracağını da tahmin ediyorduk. Kendisi bu formayla yıllarca stoper oynadı, defalarca kritik hatalar yaptı ama dünkü kadar komik defans hatasını bir anda bir maçta yaşamadı.

AMA şunu gördük ki, G.Saraylı futbolcular hem hata yapan arkadaşlarını hem de görevine yeni başlayan hocalarını kurtardılar. Başlangıçlar her zaman önemlidir. Şansı ve şanssızlığı bir arada yaşamak, Bülent Korkmaz için de iyi bir start oldu. Bundan sonra 3-1 öne geçtiği maçlarda, eşeği sağlam kazığa bağlamayı o da öğrenecektir. Sanırım gereken ders alınmıştır.

GECENİN YILDIZI BARIŞ

SABRİ taraftarıyla ancak böyle barışabilirdi. Ve öyle barıştı. G.Saray’ı 4. tura taşırken attığı gol kadar, 90 dakika boyunca sergilediği futbol da güzeldi. Ama şunu hemen belirtelim sahanın yıldızı tartışmasız Barış Özbek’ti. Orta alanda mükemmel oynadı, G.Saray’ı ayakta tutan adam oldu. Arda, Lincoln, Kewell mutlaka ki skora katkı yapan hareketlerde bulundular. Ama G.Saray’ı ayakta tutan Barış’ın mücadelesiydi. G.Saray kazandıkça Bülent Korkmaz bu takımda istediklerini yapma şansı bulacaktır. Zaman kazanacaktır. İşte bunun için G.Saray’ın dünkü zaferi çok önemli.

HOŞGELDİN Büyük Kaptan, yeniden merhaba Sabri.. Avrupa’dan Anadolu’ya geçmeye az kaldı. Mecidiyeköy’deki 90 dakika köprüden önceki son çıkıştı. G.Saray köprüden önceki son çıkışı kaçırdı, köprü yoluna girdi.

Hairdesigner
27-02-09, 18:42
İnanılmaz gece
Cüneyt Tanman (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=350)
Takvim

Ali Sami Yen'de inanılmaz bir futbol gecesi yaşandı... İki takımın da arka arkaya sevinçler, şanssızlıklar, hüzünler yaşadığı bir 90 dakika izledik. Maç önce Bordeaux'ya gitti, daha sonra Galatasaray'a geldi... Bir daha Bordoeaux'ya gitti... 90'da gülen taraf Galatasaray oldu. 3-1'de 'iş bitti' demek Galatasaray'a pahalıya mal oluyordu. Yeni ve genç teknik adam Bülent için zor bir geceydi. En deneyimli teknik adamlar bile dün akşamki maçta zorlanırdı. Bülent Korkmaz maça doğru bir 11'le başladı. Mehmet Topal'ın sakatlığında Kewell'ın değişikliği doğruydu. Ancak, 3-1'den sonra oyunu garantiye almak için bir müdahale yapabilirdi. Yapmadı... Bu belki de Galatasaray'a turu kaybettiriyordu. Neyse ki Bülent'in gelmesiyle cezadan kurtulan Sabri, Galatasaray'ı kurtardı. HHH Galatasaray eğer dün gece turu geçemeseydi saha dışında Bülent Korkmaz'a ilk deneyiminde yazık olacaktı. Çünkü dün gece hak eden bir takımın başındaydı. Sahada da yazık olacak oyuncular vardı. Bunların başında Arda geliyor. Arda müthiş oynadı. Ne büyük bir yıldız olduğunu sadece attığı gollerle değil, her topu ayağına aldığında, Bordeaux'yu zor duruma düşürerek gösterdi. Galatasaray'ın attığı 3. golde Lincoln'le pas alışverişi izlenmeye değerdi. 1. golde de Barış'ın harika getirdiği toptan da bahsetmeden geçmemek lazım. Barış orta sahadaki büyük mücadelesinin yanı sıra şok golün arkasından oyunun dengelenmesinde önemli bir rol üstlendi. Gecenin iyilerinden bir diğeri şüphesiz kaptan Ayhan'dı. Kewell belki tam formunun zirvesinde değil ama attığı gol, uzun seneler unutulacak gibi değil. Bu müthiş gecede Meira için olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Sadece 1. golde değil, maçın genelinde kariyerine yakışmayacak top kayıpları yaşadı. Baros çok çalıştı. Lincoln çok güçlü değil ama zaman zaman çok şık işler yaptı. Ve Sabri belki çok iyi oynamadı ama turu mucizevi şekilde getiren isim oldu.

Hairdesigner
27-02-09, 18:43
Penaltı ve ofsayt gol
Metin Tokat (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=12)
Milliyet

İskoç hakem Craig Thomson erken gelen golden sonra zorlaşan karşılaşmada faul ve kart yorumlarında ciddi hatalar yaptı. 15. dakikada ceza alanı içinde Lincoln’e topa tam vurmak üzereyken Henrique’nin yandan yaptığı kontrolsüz hareketin karşılığında penaltı kararı verip, bariz gol şansını engellediği için bu oyuncuya kırmızı kart göstermesi gerekirdi.
İlk yarının son dakikaları içinde ceza sahası önünde Henrique’ye karşıdan kayarak Milan Baros’a yaptığı hareket nedeniyle sarı kart vermesi gerekirken, kartını Çek futbolcuya çıkarması ilginçti. Arda’nın kayarak rakibinden nizami olarak aldığı top sonrası faul vererek gollük bir Galatasaray akınını engelledi.
Bordeaux takımının 3. golü öncesi ceza alanına yapılan ortada Chamakh ofsayt pozisyonundaydı. Bu nedenle gol iptal edilmeliydi. İskoç hakem faul ve kartlarda, yardımcıları ise ofsaytlarda yaptıkları kritik hatalarla skora etki ettiler.

Hairdesigner
27-02-09, 18:43
Şahane goller şahane sonuç
Hakan Can (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=120)
Fanatik

Böyle şahane sonlanmalıydı. Bu denli mücadele, müthiş pas organizasyonları üstüne üç de güzel gol atıp Avrupa dışında kalınmamalıydı. Baros'un, Lincoln'ün, Arda'nın, Ayhan'ın ve Barış'ın olağanüstü mücadelesi karşılığını bulmalıydı. Buldu, şahane de oldu.
Dondurucu soğukta daha 6. saniyede herkesin kanı çekildi. Meira'nın ıskası skor üstünlüğünü Fransızlar'a getirdi. Meira'nın oyunu başlatması güzel olmasına güzel de, defansta oynayan bir futbolcunun öncelikli görevi gol yedirtmemek değil mi?
En doğru kadro ve dizilişle sahaya çıkan Galatasaray'ı sanki şans da tamamen terk etmişti. Fransızlar'ın bir ters vuruşu direkten geldi, bir penaltı verilmedi, orta sahada ülkenin en formda olan oyuncularından biri olan Mehmet Topal da 18. dakikada sakatlanarak oyunu terk etti. Önde basan, çabuk oynayan Galatasaray kombine bir atağın ardından Arda ile golü buldu, herkes soyunma odasına 1-1 gitmek ne güzel oldu diye düşünürken, Hagi kadar büyük ve o kadar usta olduğuna inandığım Kewell'ın vuruşu muhteşemdi.
Bülent Korkmaz'ın Ayhan'dan sonraki kaptanı Arda da belli ki uyarıyı almıştı: "Vur Arda, gol bölgesine koş Arda." Üçüncü gol de yapılış ve hazırlanış açısından sanki bir resitaldi. Bütün gollerden daha güzeli 60 ve 70. dakikalar arasındaki futbol gösterisiydi. Önde basıp kazanılan toplar, tek paslar, ikiye birler, boşa çıkıp top istemeler, dikine oyun ve çerçeveyi tutan şutlar gol getirmedi. Belki gol getirmedi ama tüm futbolseverlere büyük keyif verdi.
Ama ya sonrası? Defanstaki acemilik fırtınası. Değil Bülent Korkmaz, Mourinho olsa kişisel hatalara kimse bir şey yapamaz. İki ucuz gol daha yendi. İlkinde Bordeaux 2 kişiyle 5 kişiye karşı hücum etti, onlar atağa çıkarken Emre ve Meira'nın geri geri kaçması, alan daraltmaması golü yedirdi. İkincisini 4 gün önce görmüştük. Kocaeli maçında perdeyi benzer bir şekilde açan De Sanctis, İtalya Milli Takımı'nın kalesinde nasıl oynuyor bilmem ama Galatasaray kalesini koruyamıyor. Kalitesine yakışmayan bir gol daha yedi. Defans hatalarından ne kadar bahsetsek de her kriz anında sorumluluk alan, final maçlarında yıldız gibi parlayan Emre'nin çabası, katkısı göz ardı edilmemeli. İspanya maçında Gökhan Zan'ın yanında onu görsem şaşırmam.
Bayram yerinden, gerilim ve umutsuzluk yüklü bir stadyum haline dönen Ali Sami Yen'de şenlik tekrar ve bu kez taraftarın yine 4 gün önce aforoz ettiği Sabri'nin ayağından çıkan güzel vuruşla geldi. Sabri bu golle yalnız kendini değil, Meria'yı, De Sanctis'i, belki yöneticilerini dahi kurtardı.
Soğukkanlılıkla, doğru taktik ve dizilişle, teknik ekibiyle diyalog halinde, zaferle başlayan Bülent Korkmaz, Meira ve Emre'nin, ya da defansın ortasında oynayan ikilinin kendisinin yıllarca yaptığı gibi rakibe top geldiği anda basmasını sağlayabilirse sorun kalmaz. Herhangi bir Fransız temsilcisini enayice yenen üç gole rağmen eleyebilen bir takım her şeyi başarabilir. Ancak 5 günde birisi ligin son sırasında olan 2 takımdan 6'sı komik, toplam 8 gol yiyen bir takımın herhangi bir kupayı kaldırabilmesi hayal değil, mucizedir.

Hairdesigner
27-02-09, 18:44
Hoş geldin Bülent
Tanju Çolak (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=34)
Bugün

Bu Meira'dan Türkiye'de çok var. Daha geçenlerde Rusya'dan bir takım istemiş kardeşimizi, verin gitsin.
Görmüyor musunuz her olayda olduğu gibi geç mi çözüm üreteceksiniz? Hadi Meira ıska geçti ya sen Sanctics'e kardeşim. Senin ne işin var onsekiz çizgisinde. Daha 6. saniyede iki üst düzey oyuncu diye nitelendirilen bu iki oyuncunun hatasından böyle basit ve çabuk gol yenir mi? Yenilen erken gol şok etkisi yaptı takımda. Buna bir de Mehmet Topal'ın erken sakatlığı eklenince iyi olmadı.

Ama Galatasaraylı oyuncularda oynama arzusu ve isteği vardı. Bordeaux hücum yönü iyi bir takım. Top teknikleri yüksek ama onların da defansif zaafları vardı. Kademede ve adam adama oyunda etkili değillerdi. Galatasaray kanatları iyi kullandı. Arda ile Mehmet Topal'ın yerine giren Kewell boş alan buldular ve iyi değerlendirdiler bu boşlukları. Bu coşku ve arzunun sonunda Arda'nın şutundan gelen golle beraberlik sağlandı. Galatasaray'da maçı döndürecek oyuncular var.

Onlardan biri de Kewell. Sağ çarprazdan sol ayakla muhteşem bir gol attı. Çatal mı desem 90 mı, her iki tabire de çok uygun. İkinci yarıda golü düşünmesi gereken Bordeaux'ydu. Çok açık verecekleri belliydi. Bunu da G.Saray çok iyi değerlendirdi. Bu takım Bülent'in G.Saray'ıydı. İsteyen, maçı bırakmayan kazanmak isteyen bu ruhu kısa sürede aşılamış. İşte bu takım bir anda 3-1 öne geçti.

Yenilen 2 şok golden sonra Sabri'nin füzesiyle gelen tur Aslan'ın Avrupa yolunu açtı. Bu takım Bülent Korkmaz'la büyük işlere imza atacaktır.

Hairdesigner
27-02-09, 18:45
İşte 'Cesur Yürek' farkı
Bahri Havadır (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=111)
Akşam

Ağlamak istiyorum... Hem de hüngür hüngür... 11 yürekli insanın, zafere nasıl gittiğini, nasıl savaştığını, insanın tüylerini diken diken eden maça şahitlik ettiğim için ağlamak istiyorum... Umutların tükendiği anda Sabri'nin nasıl takıma yeniden hayat verdiğini gördüğüm için ağlamak istiyorum...
Siz de öyle yaptınız mı sayın Skibbe?
Herhalde bu Galatasaray'ı seyretmişsindir... Bay Skibbe...
Elini ayağını takımın üzerinden çektiğin nasıl da belliydi?
O ne tempo, o ne hırs, o ne dayanışma...
Bay Skibbe, Kewell'ın attığı gol de ne yaptın Allah aşkına merak ediyorum...
Ne füzeydi ama...
Sen de Bordeauxlular gibi şaşırdın mı?
11 saniyede yenilen 'o şaka gibi golden' sonra bile takımın bütünlüğünün bozulmadığını, disiplinini hiç kaybetmediğine ne dersin sevgili Skibbe? Üç günde bu takım nasıl değişim gösterdi biliyor musun? Linconl'le, Arda'nın nasıl iyi anlaştığını... Belki zorlanırsın ama kısaca anlatayım... O Cesur Yürek Bülent Korkmaz var ya, Bülent Korkmaz 'Kişilikli futbolculara, ne kadar 'Yürekli olduklarını' anlattı...' Savaşmadan, galip gelinmeyeceğini, saha içinde kaytaran olursa 'gözünün yaşına bakmayacağını' hatırlattı... Sonra ne oldu, sen de gördün... Lincoln bir koştu bir koştu ki... Arda 'Ben yıldız oyuncuyum' deyip yan gelip yatmadı... Attığı goldeki ustalığı süzebildin mi? Tabi bunlar olurken, sen sıcak evinde Bülent Korkmaz'ı izliyordun... Daha nefes almadan yenilen golden sonra Bülent'in futbolcularına 'Haydi daha bir şey bitmedi' dediğini fark ettin değil mi? Bay Skibbe, bizim ülkemizde bir söz vardır... 'At sahibine göre kişner' diye... Galatasaray'lı futbolcular da aynen öyle yaptı... Çünkü saha kenarında asla kaybetmeyi sevmeyen ve bunu futbolcularına aşılayan Bülent Korkmaz vardı... Bu arada futbolcular niye hep seni sevdiler biliyor musun? 'A diyene izin verdin, antrenman yerine yağ satarım bal satarım yaptırdın... Eline sopa almayı hiç bilemedin...' Şimdi anladın değil mi? İlk yarıdaki ölümsüz tempo neyse ikinci yarıda da devam etti gördün herhalde? Sanki futbolcuların hepsi motor takmıştı... Ayhan, Emre, Baros, Sabri yani hepsi, hepsi... Sayın Skibbe dün gece izlediğin Galatasaray, senin bıraktığın, içini boşalttığın, yeteneklerine sınır koyduğun, ikilik yarattığın takım değildi... Sayın Skibbe? Ben bu Aslan Yüreklileri, Bülent Korkmaz'ı, Cevat hocayı 'Devrimi yapan' başkan Adnan Polat'ı ayakta alkışlıyorum... Önerim siz de aynen öyle yapın bay Skibbe...

Hairdesigner
27-02-09, 18:45
Bülent Korkmaz’ın tuhaf hikâyesi
Bener Onar (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=378)
Radikal

Bülent Korkmaz ‘Bu takıma agresifliğimi yansıtacağım’ demişti. Önce o meşhur Dortmund maçında Bülent’in Chapuisat’a asistine benzer bir ıska izledik Meira’dan! Ardından Topal’ın omzu çıktı, Kopenhag’daki UEFA Kupası finalini hatırladık. Sabri’nin Baros’un, Bülentvari itirazları doğuştan var! Şaka bir yana Sami Yen’de dün gece yeniden ‘cehennem’e döndüyse bunda kaptanın rolü kesinlikle çok büyük. Erik Gerets döneminden
bu yana takımıyla, taraftarıyla, kenar yönetimiyle ısıran bir Galatasaray izlememiştik.
Aragones sık sık maç sonraları ‘Futbol bu her şey olur’ demekte. Yıllarca bu sahaların tozunu atmış bir filozofun yorumu bu. Maçın 11. saniyesinde yenik duruma düşüyorsun.
Akabinde rakibe çarpan top kalenin içine düşeceğine direğe çarpıp girmiyor. Aylarca sakatlıklarla boğuşmuşsun, Mehmet Topal’ı kaybediyorsun. Topal’ın yerine giren Kewell
füze yolluyor bir tane. Meira, Baros’un topunu kesiyor Çek golcünün yerine Arda vuruyor defansa çarpan top gol oluyor... ‘Rastlantının böylesi’ durumları, bu oyun bu yüzden güzel.
İlk yarıda bunca tuhaflık yaşadıktan sonra biraz dengeli ve kontrollü bir Galatasaray bekliyordum. Lakin Galatasaray oyunu rakip sahaya yıkarak ‘tur’u ne kadar istediğini
açıkça ortaya koydu. Sahanın en kötüsü Lincoln fiziksel olarak ‘yoklar’ı oynarken duran topları da berbat kullandı. Fakat sambacının yaratıcılığı baki kalıyor! Arda’ya ‘al da at’
derken genç yıldız teknik bir ‘tık’la tur kapılarını açan adam oldu. Galatasaraylı futbolculardan bazılarının yorgunluktan golü kutlamak için Arda’ya gidecek mecalleri yoktu!

Sabri üçlü çektirdi
3-1’den sonra oyunu kilitleyecek müdahaleler bekledik. Galayasaraylı futbolcular aşırı yorgunluktan konsantrasyonları da kaybetti.
3-1 önde olup böyle goller yememek lazım. İlk golde iki Bordeaux’luya karşı savunmanın zaafı affedilir gibi değil. Aynı şekilde Ayhan Akman’ın uyuması sonun başlangıcı olacaktı. Golün şokunu atlatamayan sarı-kırmızılı ekip bir kötü gol
daha yiyince (De Sanctis daha kaç maç yakacak acaba?) Kadıköy biletini yakıyordu neredeyse. Böyle efsane bir maça emeklere yazık olmayan bir son yakışırdı. Sabri üç gün önce kendisine küfür edenlere (maçtan sonra üçlü çektirmesi çok hoştu) anlamlı bir cevap verdi ve Aslan turladı.
Yazının başında Korkmaz’ın futbolculuk kariyerine kısa bir yolculuk yapmıştık. Kaptan, Erciyesspor’u çalıştırırken korkunç bir Rizespor faciası yaşamıştı. Belki o anıları gözünün önünden geçmiştir. Lakin Korkmaz artık yuvasında. Futbolculuğuna benzer başarılar uzak değil!
Not: Nonda’nın L’Equipe’te çıkan sözleri en az maç kadar ilgimi çekti doğrusu. Ne diyor Kongolu golcü: “Skibbe’de ciddi bir otorite sorunu vardı. Yardımcıları gittiği gün
bırakacak sanmıştık.” Ayrıntısı yan sayfada var. Nonda büyük ihtimalle bu sözleri nedeniyle ceza alacak (almalı). Peki, şunu merak ediyorum. Böyle bir sorunun varlığından yönetim ve Florya’dan sorumlu devlet bakanı farkında mıydı? Böylesine kaliteli bir kadronun ‘elleri bomboş’ kalmasının sorumluları gereğini yapacak mı? Sanık sizin sevgili kulüp üyeleri...

Hairdesigner
27-02-09, 18:46
Hoşgeldiniz...
Yalçın Dümer (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=123)
Fanatik

Bülent Korkmaz’la yeni bir heyecan. İstanbul buz ve ıslak. Gece çetin, buna rağmen kapalı gişe. Volüm maksimumda; 11 saniyede yenen gole rağmen susmayan taraftar. Anlayamadık, kal geldi hepimize Meria’dan tabii. Fransa’da kazandığımız avantaj gitti mi çöpe? Bir de Mehmet Topal’ın erken vedası tuz biberdi yaşanan şanssızlıklara...
Oysa, şekli şemalindeydi yeni patronun oyun planı. Kimsenin itirazı olamazdı görev verdiği kramponların adreslerine. Mehmet’in çıkışla skora da bakıp, tüm riskleri aldı ve Kewell’ı sürdü. Ayhan’ın canı çıkacaktı, duble görev yapacaktı ama, olsun başka çare yoktu. Kimse bana bu ‘kaderimin oyunu’ notalarına kapılmadı. Başta taraftar olmak üzere, Bülent hoca ve sahnedekilerin maçı bırakmaya niyeti yoktu. Şuurlu bindirmeler, kurulan baskı olumlu sinyallerdi. Ve önce Arda geçirdi meşin yuvarlağı çözülmesi imkansız labirentten. Sonrasında şiir matinesi başladı Sami Yen’de... Kürsüde Kewell vardı; Fransız Sokağı’nın vatandaşları da hayranlıkla izliyordu bu dizeleri. Hangisini sayalım Şef Lincoln’ün iyi günlerini gördük fakat bu kadar koştuğunu hiç görmemiştik. Ve Arda... O ne performans yarabbi. İnanılmazdı. Neyi varsa gösterdi Schengen
pasaportlulara. Hele Lincoln’ün davetiyesine kayıtsız kalmadı. İki farkı yakaladıktan sonra bitap düşen temsilcimiz arkaya arkaya öyle goller yedi ki, anlayana aşkolsun. Hayır olamazdı. Rüya bu, yok yok kabus! Ecel dakikaları. Ve Sabri’nin çığlıklarla gökyüzünü öpüştüren vuruşu...

Bülent Korkmaz’la başladık onla bitirelim. Muhteşem bir galibiyetle siftah yaptın. Dün gece görüldü ki, fragman olumlu duyurulur. Hoşgeldin Galatasaray ve tekrar hoşgeldin hocam...

Hairdesigner
27-02-09, 18:46
Korkmaz farkı
Oğuz Dizer (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=18)
Fanatik

Buz gibi İstanbul gününü, ıskasıyla ‘buz gibi gece’ etti Meira. Tribün coşkusu ve Korkmaz motivasyonu ısıtmıştı oysa. Henüz 11. saniyede yapmayacaktı. Yaptı! 1 gol geriden başlandı ve ayaza aldırmayanlar, dondu kaldı. Taraftarlar ve Sarı-Kırmızılı futbolcular, bir süre bocaladı tabii. Bu hale ilk isyan tribünden geldi. Sessiz ölümü yenme adına, ne müthiş dayanışma ve direnç, elbette isyandı bu. Yaşanana ‘taraftar baskısı’ denemez, ‘katkısı’ denir. Tamamı sahadaydı ve ileri ittiler takımı. Böylesi motivasyonun anahtarı, Korkmaz farkı. Kaptanlarına güveniyor, takımlarıyla beraber oynuyorlar. Ehhh, bu inanca sporcular da katıldılar ve önce iyi futbol olmasa da, mücadele yönlerini kattılar. En büyük eksik de buydu bence. Şimdi hata yapan, ama düzeltmek için de yırtınanlar var sahada. Düzlük-çarçop olsa da, pozisyonlar yakalanıyor. İlk Meira’lığı, Diawara yaptı direkten döndü. Fransızlar’ın direğinden! Sonra yine ileri... Ya önde ya da arkada yakalananlar ve olması gereken yerde bulunamayanlar. Ama rakibi hataya zorlayanlar da yine bunlar. Tribün ve saha senkronu nasıl olurmuş? Doya doya soluyorum.

Tribün hali, buz tutmuşlara ‘sıcak ballı süt’ etkisiyle şifa olurken, Fransızları da haşladı sandık. Haşlanmamışlar meğer! Önce Arda, sonra Kewell’la 2-1 öndeydik ilk devre. Lincoln ve Arda’nın mükemmel alışverişi 3-1 yaptık ve coştuk. Taraftar yerinde dursa da, Hamburg’a gidenler olunca... Eksildik! Eeee affeder mi Fransızlar, 3-3’e geldik. Göbek kaçığıdır derdimiz!
Tribündeki inanç geldi ve tamamen sahaya yerleşti. Ne göbekte kaldı, ne de başka yerde delik var şimdi. Tek hedef Bordo kalesi. İnançla, sabırla gittiler ve Sabri’yle ‘Majino’ hattını deldiler. 4-3’le elediler. Helal olsun. Bu turun adı da, Korkmaz farkı olsun.

Hairdesigner
27-02-09, 18:47
G.Saray'ın gurur gecesi
H. İbrahim Ekiz (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=298)
Zaman

Bu gidişin sonu Kadıköy olur mu bilmem ama dün gece yaşananlar final heyecanı tadındaydı. Tabii ki bu zamana kadar Bordeaux'yu hiç yenememiş olmanın ezikliği, üstüne üstlük ligin son sırasındaki Kocaeli'nden hem de kendi sahanda 5 gol yiyerek büyük yara aldıktan sonra böyle bir maç oynamak inanın tarifi mümkün olmayan zorluktaydı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi daha 12.
saniyede 1-0 geriye düşünce de işler hep sarpa sardı. Yağmur yağıyor, zemin ağırlaşmış, futbolcular tedirgin, çiçeği burnundu cesur yüreğimiz Bülent Korkmaz ürkek. Ama her şeye rağmen geçilen tur ve kazanılan bir Bordeaux maçı.
Aslında yağan yağmura, havanın soğukluğuna rağmen tribünleri dolduran teknik direktörüne ve son oynadığı maçta 5 gol yemesine rağmen takımına güvenen G.Saray taraftarı son saniyeye kadar hop oturup hop kalktığı maçta turu geçmenin coşkusunu yaşıyor. 90 dakika sonrasında Sabri'nin orta yuvarlakta takımına oley çektirmesi en az attığı gol kadar anlamlı ve güzeldi.
Fransızlar bize hep ters gelir. Çok canımızı yakmışlardır. İlk maçın 0-0 bitmesi deplasmanda bulunacak bir gol işi içinden çıkılmaz hale getirdi. Ama pes etmeyen Galatasaray, yerinde oturmayan Bülent Korkmaz ve ölümüne mücadele eden sahadaki 11 Aslan adam. Tur gelmese ne derdik bilmiyorum ama alınan bu galibiyet ligin hem bundan sonraki maçlarına hem de Hamburg'da oynanacak UEFA Kupası'ndaki 4. turun ilk maçına olumlu yansıyacaktır.
Bu tür maçların teknik analizi nasıl olur bilmem. Zaten siz bu zaferin teknik analizini başkalarından çok okuyup dinleyeceksiniz. Ben sadece şunu söylemek istiyorum. Maçın bitiş düdüğüyle Maraton tribününde açılan "17 Mayıs 2000 Kopenhag, 20 Mayıs 2009 Kadıköy" pankartı takımın yol haritasıydı. Taraftarlar 2000 yılında "sen bunu yaptın, 2009'da bir daha neden olmasın" mesajı veriyorlardı. Sahadaki oyuncular, kenardaki teknik direktör, tribündeki başkan buna şahit oldu.
G.Saraylı futbolcular 1-0 yenik başladıkları maçta skoru hiç akıllarına getirmediler. Ağırlaşan zeminde ortaya koydukları mücadele, hele Arda'nın performansı, kazanma hırsı, takım arkadaşlarını ateşleyişi bu maçın hiç de Bordeaux için kolay geçmeyeceğini gösteriyordu. Fransızlar öne geçmişti, ama onlar da rahat değildi. G.Saray'ın baskısı oyunu her yönüyle oynaması gelecek gollerin habercisiydi. Fakat ağlar bir türlü havalanmıyor, skorboard bir türlü eşitlenmiyordu. Fakat Arda'nın iğnenin deliğinden geçen şutu rakibi adeta rencide etti. Skora 1-1'i getirmişti, ama direk dibinde bekleyen oyuncunun çok rahat çıkarabileceği bir topu ayağının altından kaçırması yenilen golden daha moral bozucuydu. İki dakika sonra Kewell'ın akıllara zarar füzesi ve doksana giden top ilk yarının skoruydu, ama sanki daha geride goller var işaretini vermiyordu.
G.Saray, ikinci yarıda bir gol daha bulup rahatlamalı, Fransızların ümidini tamamen bitirmeli diyorduk. Öyle de oldu. Arda, yine çok ilginç bir gol kaydetti. Fakat o da ne, pes edecek dediğimiz Fransızlar, ateşlendi. Peş peşe buldukları iki golle soğuk havada Ali Sami Yen'in buz kesmesine neden oldular. Kontratak yememek, hızlı çıkacak oyuncuları kontrol etmek kolay değildi, ama gol de lazımdı. Sahadaki 11 Aslan, hem rakibe fırsat vermedi, hem de aradığı golü son dakikada bularak turu kaptı. Galatasaray, büyük sıkıntılar çektiği, zor anlar yaşadığı, demoralize olduğu maçta 4 gol bularak turu geçti. Bülent Korkmaz'a hayırlı olsun. Bu moral bundan sonraki maçlara da yansır sanırım.

Hairdesigner
27-02-09, 18:48
UEFA'nın efendisi
Şekip Hazar (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=415)
Yeni Çağ

Yediğimiz saçmasapan bir golle başladık karşılaşmaya ve bu golle ilk maçta elde ettiğimiz 0-0’lık avantajın adeta içine ettik. Ancak tribünlerde en küçük bir endişe dahi oluşturmadı bu Meira’nın büyük hatasıyla ağlarımıza giden kahrolasıca vuruş.
Taraftar inanıyordu, futbolcular inanıyordu, en önemlisi de çiçeği burnunda genç teknik direktör Bülent Korkmaz inanıyordu.
Hücum hattındaki Baros, Lincoln ve Arda’nın azmine genç Barış ile Ayhan gibi cengaverler de ayak uydurunca, BordeauH’yu Ali Sami Yen’in çimlerine gömeceğimizden iyice emin olduk.
Çok beklettiler çocuklar bizi ilk yarıda. Bulacağımız tek gol bile soyunma odamıza büyük umutlarla gitmemize sebep olacaktı. Ancak fazlasını bahşettiler bize Aslanlar. Önce Arda, ardından da Kewell’ın muhteşem vuruşları, soyunma odasına kahkahalarla dönmemize neden oldu.
Artık hepimiz “ikinci yarıda bu işi nasıl nasıl bitiririz” diye düşünmeye başlamıştık. Nitekim ikinci yarıya da büyük bir tempo ve baskıyla başladık. Baros, Lincoln, Kewell ve Arda ile sağlı sollu abluka altına aldık Fransızların kalesini. Arda’nın üçüncü golü doruklara çıkardı mutluluğumuzu ama sanki rehavete de girdik.
Ne kadar büyük bir hataydı ve ne kadar telafisi zor durum oluşturabilirdi bu rahatlık. Öyle de oldu. Önce bir karşı atakla ikinci gollerini buldular, ardından da enayice bir defans hatasıyla beraberliği buldular.
Ne oluyoruz diye düşünür, umutlarımızı da tüketir olduğumuz anlarda son sözü sahanın en iyilerinden Sabri söyledi ve Galatasarayımız UEFA kupasında 16 takım arasına kalmayı bileğinin hakkıyla eze eze elde etti.
Helal olsun Aslanlara...

Hairdesigner
27-02-09, 18:48
Galatasaray Türkiye'dir!
Hasan Tankaya (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=292)
Takvim

Müthiş bir maç izledik... Gerçekten son yılların en ilginç ve enteresan Avrupa Kupası maçına tanık olduk. Gitti denilen tur son anda geri döndü. Bu maç gösterdi ki Galatasaray zor günlerin zor anların takımıydı gerçekten. Onu ayakta tutacak ruhu, gücü ve değerleri her zaman vardı. Maç şok bir golle başladı. Fernando Meira'nın hatası oyunun başında maçın tadını kaçırdı. 11. saniyede gelen gol UEFA tarihine geçti. Galatasaray, bu şoktan ancak 15. dakikadan sonra çıkabildi. Bülent Hoca'nın 4-4-1-1 şeklinde görünen düzeninden Arda, Lincoln ve Baros Bordeaux'yu yoklamaya başlamıştı. Zaman geçiyor derken müthiş bir ilk yarı finişi izledik. 42. dakikada Arda umutları geri getirdi. Kewell'ın füzesi ise Ali Sami Yen'e tekrar hayat verdi. Usta dağların suları silkelendiğinde, artık yer gök inliyordu. Büyücü Kewell sihirli ayaklarını yine konuşturmuştu. İkinci yarıda Arda'nın golü Galatasaray'ı UEFA da ilk 16'ya soktu derken, 73 ve 75. dakikalarda gelen şok goller, Sami Yen'de buz gibi bir hava estirdi. Bordeaux'nun ufak tefek verkaçlarına defansımız seyirci kalmış bunlara bir de De Sanctis'in hatası eklenince maç beklenmedik şekilde 3-3'e gelmişti... Üstüne üstlük Galatasaray'ın oyunu kontrol etme yeteneğindeki zaafiyetini de gördük. Avrupa arenasında yapılmayacak ve rakip tarafından affedilmeyen hatalar izledik. Umutların tükendiği anda bu kez Sabri'nin füzesi Ali Sami Yen gecesini ısıtıyordu. Sabri'nin vuruşunda top filelere kavuşunca akıllara,' Galatasaray adının geçtiği her yerde umudun tükenmeyeceği' sözü geliyordu. Artık sadece stat değil tüm Türkiye ayağa kalkmıştı. Yer gök Sarı-Kırmızı ve Galatasaray Türkiye'ydi. Bu müthiş 90 dakikada Arda'nın sanki Bülent Korkmaz'ın cesur yüreği gibi oynadığını, Barış'ın ve Sabri'nin ayaklarının çalışkınlığını, Lincoln'ün bir iki pas hatasına karşın ustalığını, Kewell'ın nasıl bir vuruş kralı olduğunu ve Baros'un da dikine yıpratıcı çalışkanlığını hatırlamalıyız. Unuttuklarımız da bizi affetsin... Bu yolun sonu Kadıköy'e uzanacak ve herkes tarihteki yerini alacaktır.

Hairdesigner
28-02-09, 03:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg İşkence bitti

Sonda yazacağımızı yazının başında söyleyelim. Beşiktaş'ın ikinci golü Gökhan Zan mı Bobo mu attı bu tartışılır ama tartışılmayacak bir şey var. Gol ofsayt. Ancak, bir başka gerçek daha var. Beşiktaş'ın Nobre ile attığı golün sayılmaması ise bir facia. Çünkü bu pozisyonda ofsayt yok. Maça geçelim... Beşiktaş, her İstanbul BŞB maçında resmen işkence çekiyor. Bu eziyet dün gece de maçın başından sonuna kadar sürdü gitti. Tello, takımı işkenceden kurtarmıştı ama Beşiktaş'ın mutluluğu sadece 4 dakika sürebildi. İstanbul BŞB'nin beraberlik golünden hemen 1 dakika sonra Beşiktaş'ın ikinci golü kazanması ise mucize gibi bir şeydi. İstanbul BŞB, UEFA Kupası'nın çılgın takımı Metalist'e benziyor. Birinci sınıf futbol oynuyorlar. Her takımı yenebilecek oyun planları var. Hatayı asla affetmiyorlar. Beşiktaş bu inanılmaz galibiyeti yaşamasa geçen haftanın 12 puanlık ikramlarının hiçbir değeri kalmayacaktı.

Holosko 'sıfır' çekti
Açık söylemek gerekirse Beşiktaş, maçın başından sonuna kadar oyuna hakim olamadı. Düzeldi denilen defans inanılmaz falsolar yaptı. Orta sahada Beşiktaş'ın değil yine İstanbul BŞB'nin ağırlığı vardı. Herkes Nobre ile Bobo'nun birlikte oynamasını istiyor. Nobre'ye laf yok. Canını dişine takarak oynuyor. Bobo'ya gelince... Resmen döküldü. Gökhan Zan'ın kaleye giden gollük vuruşunu çizgi üstünde tamamlamaktan başka "Aferin" dedirtecek hiçbir etkinliği olmadı. Orta sahanın dinamosu Ernst'in bile döküldüğü bir maç olduğunu söylersek gerisini siz anlayın. Ekrem ve Delgado'nun sahadaki varlıkları hiç hissedilmedi. Kurtaracı olarak sonradan oyuna giren Holosko'nun da "sıfır" çektiğini söyleyebiliriz. İşin özeti, Beşiktaş dün gece uçak kazasından sağ kurtulan bir yabancı gibiydi. Nihayet İstanbul BŞB işkencesi bitti.

Hairdesigner
28-02-09, 03:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1349.jpg Hedef vuruldu

Maç öncesi en çok konuşulan konu Beşiktaş'ın, İstanbul BŞB'yi bugüne kadar yaptığı üç maçta da yenememiş olmasıydı. Karşılaşmanın hakemi Halis Özkahya'nın Beşiktaş'a yaramadığı ikinci kötümser görüştü. Bu iki görüşte istatistiklere bakılarak çıkarılan sonuçtu. Etrafıma bir baktım. Hiçbir siyah- beyaz dostu bu görüşleri takmıyordu. Bir başka deyişle, iş olsun diye konuşuyorlardı. Esas merak edilen konu maça çıkacak ilk onbirdi.

İşte ideal onbir
Sakatlıkları düzelen Ekrem Dağ, Delgado ve Holosko oynayacak mıydı? İbrahim Toraman'ın yerine kim forma giyecekti? Bobo-Nobre ikilisi birlikte başlayacaklar mıydı?.. İlk onbirler ilan edildiğinde herkesin "İşte ideal onbir" dediğini duyar gibi oldum. İbrahim Toraman da vardı, Delgado ve Ekrem de... Mustafa Denizli, Bobo- Nobre ikilisiyle devam kararı da vermişti. Kimine göre inattan vazgeçmişti. Kimine göre de doğru yolu bulmuştu. Ben "Her maç sırat köprüsü" benzetmesini yapmıştım. İlk otuz dakika geçtiğinde doğrusunu isterseniz üç puan için bir ışık göremedim. Devre bittiğinde notlarıma baktım. Oyunu kontrol etmeye çalışan takım Beşiktaş'tı ama daha çok gol pozisyonunu İstanbul BŞB bulmuştu.

BŞB oynatmadı
Beşiktaş istediği oyunu kuramamıştı. Daha doğrusu, İstanbul BŞB, Beşiktaş'a iyi oynamak imkanı vermemişti İkinci devre çok tempolu başladı. Tello-Delgado ikilisi iyi bir pozisyon buldu ama Tello'nun şutu dışarı gitti.. 60.dakikada Delgado çıktı, Holosko girdi.. Nobre vurdu, direkten döndü.. Nobre attı, ofsayt sayıldı.. Sonra Tello golü attı. İstanbul BŞB, serbest atış sonrası beraberliği buldu. Beşiktaş'ın ikinci golü de hemen geldi. Karşılaşma bittiğinde hedef olan üç puan alınmıştı.

Hairdesigner
28-02-09, 03:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Kritik galibiyet

Şampiyonluk yolunda kazanılan her puan değerlidir. Oyunun iyi mi kötü mü olduğuna bakılmaz. Bu açıdan bakarsak Beşiktaş altın değerinde üç puan kazandı. Rakipleri karşısında avantajlı duruma geçti. Yenilgi ya da beraberlik halinde alınacak yarayı düşündüğünüzde kritik ve önemli bir galibiyet olduğunun gerisinin teferruat olduğu da söyleyebilir.

İstanbul üstündü
Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var. Beşiktaş kendi sahasında, kendi seyircisi önünde ortaya koyduğu futbol gelecek haftalar için alarm vermeye devam ediyor. Bu oyun yapısıyla devam edilirse her an kaza yaşanabilir. Maça baktığımızda ilk 60 dakika oyun orta sahada gelişti. Her iki takım da kanatları yerinde kullanamadı. İstanbul BŞB'nin özellikle ilk 45 dakikada daha üstün olduğunu ve pozisyon bulduğunun altını çizelim. Orta sahayı 5 futbolcuyla kalabalık tutup, topu daha iyi kullandılar ve pozisyon buldular. Bunda Mustafa Denizli hocanın yeniden 4-1-4-1 sistemine dönmesinin payı vardı. Delgado ile başlaması orta sahada Ernst-Cisse ikilisinin bozulmasını beraberinde getirdi. Delgado verimli olamayınca ortada yalnız kalan Ernst yükü kaldırmakta zorlandı. Bu yüzden çok koşmak zorunda kaldı.

Hakan yıldızlaştı
İkinci yarı özellikle Delgado'nun oyundan çıkıp Holosko'nun oyuna alınması Beşiktaş'ı hareketlendirdi. Ancak beraberliği sağlayan İstanbul BŞB oyunu soğutlaya başladı. Bu noktada hem taraftarın, hem de Beşiktaşlı oyuncuların alkışlanacak hırsı ortaya çıktı. Bu dakikada, bu streste maçı çevirmek her babayiğidin harcı değil. İkinci gol ofsayt olsa da Beşiktaşlı futbolcuları maçtaki son 30 dakikadaki oyundan dolayı alkışlamak gerek. İlk 60 dakikadaki kötü futbolu unutmadan. Maçın yıldızının Hakan Arıkan olduğu bir ortamda maçı seyircinin baskısının kazandırdığını düşünüyorum.

Hairdesigner
28-02-09, 03:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Müthiş gece!

Koş yoksa donarsın! Gecenin parolası buydu. Buz gibi hava, futbolcuları kendi standartlarının üzerinde koşmaya zorladı. "Kimse yerinde duramadı" desek abartmış olmayız. İkili mücadeleler kora kor olurken hücum bölgesinde çoğalmak isteyen takım arkasında açık verdi. İstanbul BŞB orta alanda Beşiktaş'ın topu iyi kullanmasına izin vermezken, İskender, Erman gibi 'pırpır' oyuncularıyla savunmanın arkasına sarkmaya çalıştı. Tatlı sert oynadılar. Robert Kus, Tijikuzu, Adriano, Cesario ve Barbosa, ikili mücadelelerde son derece etkiliydi. Buna karşılık Beşiktaş, ortada Ernst ve gerilere kadar gelen Nobre'nin direnciyle ayakta kalırken, kanat bindirmeleriyle sonuca gitmeyi hedefledi. Rakibi az adamla yakaladıklarında gol pozisyonu da buldular. Tello'nun krıtik anlarda pas tercihini yanlış kullanması ve Delgado ile Bobo'nun yavan futbolları Beşiktaş'ın ilk yarıda etkili olmasına izin vermedi.

Seyretmekle yetindi
İkinci yarıya Kartal çok daha iştahlı başladı. Konuk ekip ise her fırsatta zaman çalarak Beşiktaş'ın hızını kesmeyi hedefledi. Yere yatan kalkmadı. Her aut atışında çimleri tek tek düzelten (!) ve dolayısıyla bu konuda en sabıkalı oyuncu olan kaleci Hasagiç'in yine çimleri düzeltme bahanesiyle zaman çalarken sakatlanması kaderin cilvesi gibiydi. İlginçtir Özkahya bu zaman hırsızlığını sadece seyretmekle yetindi. Baskılı futbola rağmen beklenen gol gelmeyince Denizli, Delgado'nun yerine Holosko'yu sahaya sürdü. Bu değişiklikle neredeyse tüm hücum silahlarını sahaya sürmüş olan Kartal, gol için daha fazla yüklendi. Beşiktaş gol için her yolu deniyor, 'kartallar' gibi saldırıyor ve amacına ulaşamayınca daha da hırslanıyordu. Nobre'nin müthiş kafasıyla ağları bulan top ofsayt bayrağına takılınca moraller bozuldu ama baskı aynen sürdü. Sonunda Toraman sağ kanattan müthiş bir deparla bindirdi ve Tello'nun golü geldi. Ardından müthiş bir heyecan fırtınası yaşandı. Önce İstanbul BŞB beraberliği sağladı ardından Gökhan Zan tekrar Kartal'ı öne geçirdi. Müthiş bir geceydi. İyi futbol içimizi ısıttı.

Hairdesigner
28-02-09, 03:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Karıştırdın galiba!

Hakem eskileri çarşamba akşamı 'Not Defteri' programında kendilerini methedip eski meslektaşlarını yerden yere vurdu. Ahmet Çakar, yanındaki Erman Toroğlu'na "Türkiye'de hakemler için milat seninle başladı, daha sonra da bizlere geçti. Ondan öncekiler hamam oğlanı idi." dedi. Rıdvan Dilmen'in şaşırdığını görünce de kırdığı potu düzeltmeye çalışıp, "Yani herkesin karşısında ezilip seslerini çıkaramaz, haklarını arayamazlardı" diye ilave etti. Çakar'ın "şamar oğlanı" ile "hamam oğlanı" nı karıştırdığına yorup esasa geçelim. Amatörlüğün sonuna kadar yaşandığı, hakemlerin saygınlık gördüğü o ilk dönemlerin Ahmet Adem, Nuri Bosut, Şeref Bey gibi pekçok isimlere, ilk FIFA kokartı takan Sulhi Garan ile Dr. Tarık Özerengin, Faik Gökay, Cezmi Başar, Doğan Babacan, Ertuğrul Dilek ve Hilmi Ok gibi birçok başarılı hakem de eklenebilir. Ama en önemlisi, o "hamam oğlanı" kategorisinde Ahmet'in sevgili babası çok sevdiğim Dr. Mustafa Çakar ağabey de var.

Toroğlu'na yağcılık
Ahmet Çakar, "Peder değil, o belayı siyahtır başıma" diyen ünlü şair Nefi'yi de geride bırakıyor ve rakibinin ayağına, kıracak kadar sert giren futbolcuya faul bile çalmayan kabzımal Toroğlu'na "Milatın başı" diyerek yağcılık yapıyor. Oysa o milat, profesyonelliğin maçları sahalarda para savaşı haline getirdiği son devirde menfaat çatışmalarının içine giren ve şikelere adı karışan bazı yeni hakemlerle başladı. Eskiden hakemliği spor olarak ve Türk gençlerine hizmet için yapanların yerini, bu ülkenin gizli emellerine yardım eden bazı yeniler aldı. Ekran karşısına geçip "Oynat" diye bir pozisyonu defalarca seyredip, yine de yanlış yorumlayan, kuralların açık maddelerini kendince "Penaltı gibi penaltı" olmalı diyenler, geçer akçe oldu. Ve tabii not defterinde ikisi de sınıfta kaldı. Gelelim bugünkü kader maçına. 8 puan önde olan Sivasspor'dan çok Fenerbahçe için önemli bir karşılaşma. Kendi sahasında kaybedecek olursa, liderle arasındaki fark 11 puana çıkacak. Sarı-lacivertlilerde hastalık hocada değil, orta sahada dökülen Deivid de Souza ile Deniz Barış'ın kötü oyununda. Ama hiç kimse bunun farkında değil.

Hairdesigner
28-02-09, 03:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Artılar ve eksiler

Galatasaray, yeni hocası Bülent Korkmaz ile inanılmaz bir başlangıç yaptı. Turu geçip rakibini UEFA kapısının önüne koydu. Kolay değildi üstelik Fransa Ligi'nde zirveye oynayan Bordeaux sıradan bir takım da değildi. Daha yarım dakika bile dolmadan kalede görülen gol de Cimbom'u yıkamadı. Aslan savaştı, mücadele etti, bu arada inanılmaz hatalar yaptı, komik goller yedi, mucize goller attı ama istedi ve Avrupa'nın ilk 16 takımı arasına kaldı. Önce şu uyarıyı yapalım; Korkmaz'ın işi kolay değil. Tek maçla havaya girip hataların üzerine gitmezse G.Saray ligde daha çok hüsran yaşar. Çünkü sakatlıklarla ciddi uğraş veren ve bu yönde inanılmaz şanssız günler geçiren bu takımın acilen fiziki güce ve moral motivasyona ihtiyacı var. İlk maç gösterdi ki Bülent hoca da maç içinde zaman zaman dalıyor gidiyor. G.Saray 3-1 öndeyken hiçbir müdahale yapmaması taraftar gibi oyunu kenardan izlemesi eksi yönü ama Mehmet Topal sakatlandıktan sonra oyuna Kewell'ı alması ise hedefi 12'den vurmaktı. Bu durumda iddia ediyorum bay Skibbe hemen Mehmet Güven'i alırdı. Hep korku doluydu. Bir türlü şu takımın, şu 11'in hakkını veremedi gitti, yolu açık olsun.

Hâlâ iş işten geçmedi
Aslında lig adına puan durumuna bakıyorum da hâlâ geçmiş bir şey yok. Evet G.Saray ligde inanılmaz yaralar aldı, rakiplerinin tökezlediği haftalarda o da tökezleyip bir türlü bu durumu avantaja çeviremedi. Ama bu bundan sonrada çeviremeyecek anlamına gelmez. Bülent Korkmaz, futbolcu Bülent gibi değil de hoca Bülent gibi işine hemen motive olursa pekala hâlâ iş işten geçmemiş de olabilir. Hemen Bülent hocaya son eleştirimi de göndermek istiyorum. Sabri dünkü maçın kader adamıdır doğru. Maç içinde akıl almaz kötü ortalar yaptı, ama çok iyi işler de çıkardı. Maç bitiminde Sabri'nin elinden tutup onu şov yapması için taraftarın önüne götürmek onun işi değildi. Bülent hocanın bir ağırlığı olmalı, karizmatik olmalı. Yarınki rakip Konyaspor... Galatasaray'ın deplasman sıkıntısını çok iyi biliyoruz. Eğer bir şeyler değişecekse bu maç milat olmalı. Sarı-kırmızılılar, Konya'dan 3 puanla dönmeli ve teknik direktör değişikliği ligde de hissedilmeli.

Hairdesigner
28-02-09, 03:28
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg UEFA'dan elenen takımlara dikkat

Perşembe gecesi yapılan maçlardan sonra elenen takımlara dikkat ettiniz mi? Bakmadıysanız, mutlaka bakın. Kimleri göreceksiniz orada biliyor musunuz? Bakın ben size yazıyım: Milan, Valencia, Olympiakos, Deportivo, Standard Liege, Tottenham, Fiorentina, Aston Villa gibi Avrupa'nın önde gelen takımları artık UEFA Kupası'nda yok. Kalan ekipler ise temsilcimiz Galatasaray ile hemen hemen aynı seviyede. Tabi içlerinden bir-ikisi daha iyi olabilir. Bu bir şans. Bu şansı kullanmak için Galatasaray'ın ne yapıp yapıp, Hamburg ile oynayacağı iki maça da çok iyi hazırlanması lazım. UEFA Kupası'nı kazandığı yıllarda Galatasaray'ın oynadığı rakipler seviyesinde takım şimdi yok. Demek ki şans her zaman var. Bu şansı değerlendirmesi için de iyi çalışmak gerekiyor. Önce sakatların sorunları çözülmeli. Ona gore hazırlık yapılmalı.

Hangi köprü geçildi?
Son yıllarda yetişen en iyi yönetici Haldun Üstünel, dün bir demeç vermiş ve demiş ki: "Köprüyü geçtik." Ona sormak istiyorum, yukarıda yazdığımız rakipler ne kadar kolay olursa olsun, şimdiden "Köprüyü geçtik" demen bence çok yanlış. Aklı başında bir yönetici olarak senin daha dikkatli konuşman, milleti şartlandırmaman gerekir. Onu Fenerbahçeliler yapar. Her sene "4 kupada şampiyonuz" diye başlarlar, teker teker kayboldukça kupalar, sağa sola suçu yükleyerek sezonu bitirirler. Onun için senin söylediğin bu sözler garibime gitti.

Biraz akıllı olalım
Bugünlerde yaşadığımız ekonomik kriz ortamında 'har vurup, harman savurlarak' transfer edilen yabancı futbolcuların çoğu hayal kırıklığı yaratıyor. Ama kendi öz malın gibi yetiştirdiğin alt yapı futbolcuların ölümüne futbol oynuyor. Bunun örnekleri çok. Hatta bu işi benden daha iyi bilen ve yaşayan Bülent hocamız... Onun kaptanlığında UEFA Kupası havaya kalktığında, onu kaldıran Bülent Korkmaz'dı. Ve takımda 3 yabancı vardı. Taffarel, Popescu ve Hagi... Geri kalan 10 kişi alt yapıdan gelmişti. Arda dün harikalar yarattı. Sabri, kötüydü ama alt yapı terbiyesi sonuna kadar mücadele etmesini sağladı. Yerlilerden Ayhan da iyiydi. Hakan Balta, aklı başında oynadı. Bu da gösteriyor ki Galatasaray önümüzdeki 3 yıl içinde takımı alt yapıya döndürmek zorundadır. Orada yetişmekte olan gençler in hepsi, inanın bana 3-4 sene sonra bir Arda Turan olacak seviyededir.

Hairdesigner
28-02-09, 11:32
Gökçek, Karayalçın ve Ankaraspor gerçeği
Cemal Ersen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=99)
Milliyet

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/02/28/fft16_mf189419.Jpeg

2004 yılının ortalarıydı. AKP iktidarının dernekler, meslek kuruluşları ve kulüp yönetimlerini ele geçirme operasyonunda sıra Futbol Federasyonu’na gelmişti.
Federasyon başkanı Haluk Ulusoy tedirgindi. Ne zaman aleyhine bir haber yapılsa, hop oturup hop kalkıyor, yerinde duramıyordu.
Öfkesinden nasibini alanlardan biri de bendim.
Ulusoy’un, yakın arkadaşı eski ANAP’lı Bakan Ersin Taranoğlu’na Federasyonun lüks otomobillerinden birini tahsis etmesini haber yapmış, bakan beyi arabayı kullanırken görüntülemiştim.
Başkanın ilk tepkisi, haberi federasyondan kimin sızdırdığını araştırmak olmuş, ardından hedefe beni koymuştu;
“Tam da seçim arefesindeyiz. Böyle bir haber yapılması çok anlamlı. Madem araba üç aydır bakanda, niye daha önce yazılmadı?” diyerek kendini savunmaya çalışmıştı.
Malumunuz bugünlerde belediye seçimleri arefesindeyiz.
Başkentte CHP adayı Murat Karayalçın ile AKP adayı Melih Gökçek arasında sıkı bir yarış var.
Sporu beş yılda bir anımsayan her yerel yönetici gibi Karayalçın da rakibini futbolla vurmaya çalışıyor.
Büyükşehir Belediyesi’nden Ankaraspor’a verildiği ileri sürülen 6 milyon liralık paranın hesabını soran Karayalçın’a, Gökçek tanıdık bir tepki gösteriyor;
“Bir şey bilmiyorlar. Sayıştay içinden bilgi sızdıranlar var. Hukuki yollara başvuracağım.”
Peki iddia doğru mu?
Net bir yanıt yok.
Oysa Karayalçın’ın sorması, Gökçek’in yanıtlaması, başkentlilerin de öğrenmesi gereken daha pek çok konu var.
Mesela; 5 sezondur süper ligde oynayan Ankaraspor’a belediye aracılığı ile gelir sağlandı mı?
Otobüs terminali giriş çıkışlarından, otoparklardan kesilen bilet ücretleri kulübe gitti mi?
Yayın gelirlerinden yılda 5 ila 7 milyon dolar gelir elde eden Ankaraspor, transfer harcamalarını, teknik adam paralarını, deplasman masraflarını, Yenikent Stadı’nın kirasını, bakımını bu bütçeden mi karşıladı?
Havaalanı yolundaki, arsa bedeli hariç 40 milyon dolarlık bir yatırım gerektiren modern tesisler kulübün mütevazı bütçesiyle mi yapıldı?
Gökçek, Ankaragücü kulübü yönetimini ele geçirmek için “50 milyon dolarlık kaynak yaratır, yıldız transferler yaparım” sözünü verirken, parayı nereden bulmayı düşündü?
Kaynak Başkentli işadamları ise, karşılığı ne olacaktı?
Maliye müfettişleri, Gençlerbirliği ve Ankaragücü kulüplerinin hesaplarını inceleyip yüklü bir ceza keserken, Ankaraspor kulübü aynı denetimden geçti mi?
Belediye imkanlarından başkentin diğer üç kulübü yararlandı mı?
Sorular Gökçek’in canını sıkabilir, “Seçim arefesinde bu tip haberler yapılması, manidar ve kasıtlıdır” diyebilir.
O zaman daha somut, tamamen sandığa endeksli vaadlerden söz edelim!
“Yerel seçim öncesi Ankaragücü kulübü ile birleşmek...”
“Ankara 19 Mayıs Stadı’nın yıkılıp yenisinin yapılacağını müjdelemek...”
“Yıllardır ihmal edilen amatör spor kulüplerine yardımda bulunulacağını açıklamak...”
“AOÇ arazisi üzerindeki spor tesislerinin kullanım hakkını önce GSGM’ye sonra başkent kulüplerine vermek...”
Bunlar birer rastlantı mıdır?
Sayın Gökçek kızmasın, Karayalçın alınmasın.
Biz bu tip söylemlerin içinin ne kadar boş olduğunu öğreneli çok oldu. Amacının da keza!
Karayalçın’ın Ankaraspor’u, Gökçek’in Gençlerbirliği, Hacettepe ve (çıkarları örtüşmez ise) Ankaragücü’nü kucaklamayacağını cümle alem biliyor.
İyisi mi siz, sporu siyasetinize bulaştırıp daha fazla zarar vermeyin.
Milleti de enayi sanmayın!


Polat yakışanı yapmalıydı
Galatasaray- Bordeaux maçındaki protokol tribününü getirin gözünüzün önüne;
Başkan Adnan Polat, yanı başında UEFA birinci başkan vekili Şenes Erzik ve Milli takımlar sorumlusu Fatih Terim.
Biraz ötede de eski federasyon başkanı Haluk Ulusoy!
Peki kim eksik?
Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener!
Neden?
Polat’ın “Bir federasyon yöneticisi protokole gelirse, gider kapalı tribünde maç izlerim” resti yüzünden.
Hakkınızın yendiğini düşünebilir, MHK’yi ve federasyonu suçlayabilir, şiddetini ölçemediğiniz reaksiyonlar gösterebilirsiniz!
Bundan pişmanlık duyabilir veya sözünüzün arkasında durabilirsiniz.
Ancak, Polat böyle bir maç öncesi baltasını toprağa gömüp, Federasyon Başkanı’nı Ali Sami Yen Stadı’na davet etmeliydi.
Ev sahibi sıfatıyla bir yanında Erzik, diğer tarafta Özgener oturmalıydı.
Kavganın şahsi ve kurumsal yarar getirmediğini en iyi bilen yöneticilerden biri Polat’tır.
Başkan, 19 Mart’daki Hamburg rövanş maçında misafirperverliğini göstermeli, Galatasaray ve Türk futbolunun vizyonuna yakışır bir tavır sergilemelidir.
Çünkü o fotoğraf, Avrupa’ya vereceğimiz önemli bir mesajdır!

Hairdesigner
28-02-09, 11:33
Taner Skibbe'yi gönderdi, Kamanan Aragones'i yiyebilir ..
Fatih Uraz (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=37)
Zaman

Birçok yönlerini, tarzlarını, konuşmalarını tasvip etmesek de 'Aragones'i yedirmemek adına kendi camiaları başta olmak üzere neredeyse memleketin % 90'ına karşı verdikleri çetin mücadelelerden' ötürü Fenerbahçe yönetimini tebrik ediyoruz.
Ancak Sivas'ı ligde yenemez, kupada eleyemez iseler de Aragones'e tahammül edip edemeyeceklerini hakikaten merak ediyoruz!
Öncelikle geldiği günden beri boynunu giyotinin altına uzatmış bekleyen Skibbe'yi Taner'in yemediğini belirtelim; Alman çalıştırıcının durumu postaya verilmiş ancak henüz adrese teslim edilmemiş mektup gibiydi! Mektubun mutlaka geleceği biliniyordu, bilinmeyen, saati ve günüydü. Bu arada ısrarla her görevi bırakan ya da bıraktırılan hocayı büyük bir iştahla attıkları 'Kovuldu!' başlığıyla uğurlayan medya temsilcilerini de anmadan geçemiyoruz. Kendilerinin çalıştığı gazeteler, televizyonlar onların görevine son verirken 'Onları kovduk' diye başlık atsalar memnun olurlar mıydı? O kadar mı zordur 'Görevine son verildi, yollar ayrıldı' demek, insanların haysiyetini zedelemeden haber yapabilmek. Sonra Adnan Polat'ın ağzından 'Kovduk' kelimesini duyan var mı? 'Galatasaray Skibbe'yi gönderdi, Fener hâlâ Aragones'le devam ediyor' diye yazılan haberleriyse manalandırmakta gerçekten zorlanıyoruz. Aklı başında tüm insanlar 'İstikrardan, prensiplerden, sabırdan' dem vururken, kulüplerin görevden aldığı çalıştırıcılara ödediği paralar taraflı-tarafsız herkesin canını yakarken, ligin bitmesine sayılı haftalar kala Aragones'in gönderilmesi için koro tertip etmenin kime ne yararı olabilir ki? Dahası kısa ya da uzun süre hasbelkader de olsa teknik adamlık yapmış insanlar 'Nasıl ve neden o denli acımasız olur ki?' Kulüpten bir beklentiniz, çıkarınız olsa dahi halihazırda görevini ifa eden bir hocaya, bir meslektaşınıza öyle davranmak yakışıyor mu? 'Yakışıyor diyen, bu ihtiyarı yemek için salvo atışlara devam diyen'ler bilin ki yalan söylüyor, sadece seviyelerinin düşüklüğünü tescil ediyor. Kendisi siftah yaptıktan sonra gelen ilk müşteriyi komşusuna gönderen insanların torunlarına hiç yakış mıyorsunuz, eğer düşünürseniz! Son iki senenin tartışmasız en flaş takımı Sivasspor'da sona yaklaşıldıkça ağır yükün sorumluluğunun bellerini bükmeye başladığı görülüyor; bu onların en büyük handikapı. Geriden geliyor olsalar belki o denli etkilenmeyecekler, ne var ki sürekli kovalanmak, sürekli vitrinde oturmak hiç kolay değil. Kabul etmeli ki Sivas moralli ve lig maçında kaybedeceği pek az şey varken kazanabileceklerinin hesabını yapabilmek mümkün değil. Bizce maça kalite değil strateji damgasını vuracak; Sivas, hocasının destan yazmaya mı yoksa puan almaya mı önceliği vereceği hususu kanaatimizce maçın gidişatını etkileyecek. F.Bahçe'nin sahaya kim çıkarsa çıksın mevcut orta saha ve defans oyuncularıyla Sivas'a pozisyon vermemesi mantık dışı; kazanmaya oynayacağı, fazla adamla hücum yapacağı düşünüldüğünde oyunun 0-0 bitmesi ihtimali hayli düşük. Taraflardan birisinin fark atmasıysa ihtimal dahilinde!
Bizce Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'ne katılamaz veya Federasyon Kupası'nı alamazsa tarihinin en ciddi iç hesaplaşmasına girebilir. Böylesine güç ekonomik şartlar içerisinde sponsor bulmaya, gelirleri artırmaya şapka çıkarılır; amma velakin sezon sonu taraftar mutlu olmazsa o paraların sefasını muhtemelen yeni başkan ve hoca, yeni futbolcularla çıkarabilir! Netice itibarıyla Kamanan mevcut formuyla Saracoğlu Stadyumu'nda şovuna devam edebilir ancak Aragones'i yemek Skibbe'yi yemek kadar kolay olmayabilir. Hem adam inatçı hem de yönetim 'Kan kussa da kızılcık şerbeti içtim' demekte kararlı gibi duruyor!

Hairdesigner
28-02-09, 11:34
‘Bu takımı kapatacağım’
Mehmet Demirkol (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1)
Milliyet

Kemal Kılıçdaroğlu eğer anketlerde çıkan farkı kapatmak istiyorsa çözüm basit. Yapması gereken net... ‘Seçimi kazanırsam bu takımı kapayacağım’ vaadi yeter. Anketlerde çıkan fark kapanır, en az 5 puan öne geçmesi de kesindir. Ya da AKP, Beşiktaş ya da Kadıköy’ü kazanmak istiyorsa bu vaadi kullanabilir.
Çünkü dün Beşiktaş’ın kazandığı 3 puana rağmen son derece can sıkıcı bir rakip vardı. Kabul edelim ki, 3 büyüklerin taraftarı için bu takım, bu belediyenin en can sıkıcı hizmeti.
Oysa dün Beşiktaş, Bobo’lu, Nobre’li, Delgado’lu, Tello’lu, Ernst’liydi. Ayrıca özellikle Cisse’sizdi de...
2 santrforlu, bol hücuma dönük oyunculuydu Beşiktaş.
Öyle ki, takım sanki Mustafa Denizli tarafından değil de spor yazarlarının oylarıyla belirlenmiş gibiydi. Ancak bu uzlaşma takımının verimliği yerlerde süründü. Bu yılın belki de en verimsiz iç saha performansıydı.
Üstüne üstlük Belediye’nin ilk yarıda oynadığı oyun, geçen hafta Antep’in ulaştığının da üzerinde bir pozisyon zenginliği yarattı. Kapalının en çok protesto ettiği oyuncu, yani kaleci Hakan Arıkan’ın kritik kurtarışlarının oyunun rengini değiştirdiğini söylemeli. Yine onların en çok eleştirdiği Abdullah Avcı’nın da hakkını vermek lazım bu oyun için.
Geçen hafta Bekir dalıp içeri girendi, bu hafta bunu yapan Marcin oldu. Geçen hafta Beto kaçırandı. Bu hafta İskender lige çıktığından bu yana belki de en kötü şut verimliliğiyle oynadı. Oysa Denizli’nin, pardon spor yazarlarının bu ofansif, ama etkisiz takımını cezalandırabilirdi.
Öte yandan Bobo yine tıpkı geçen haftada olduğu gibi sürekli ofsayta takılarak Nobre’nin ayarını bozdu. ‘Çok forvet çok hücum değildir’i manifesto haline getiren bir maçtı anlayacağınız.
Böyle terse kaykılan dengeye rağmen kazanılan 3 puan Denizli’nin 26. Hafta iddialarını iyice kuvvetlendirdi. Mustafa Hoca’nın bildikleri herkesin bildiklerinin çok üzerinde... Başka bir boyutta sanki. Neredeyse parapsikolojiye giriyor. Ne yalan söyleyeyim, hocadan dün bir kez daha korktum.
Ama küçük bir uyarı yapmadan da geçmemeliyim. Ernst’i çatlatmayın, isyan ettirmeyin. Biraz yardım edin. Herkes Marco Aurelio değil...

Hairdesigner
28-02-09, 11:34
Bedel ve başarı
Vedat Bayram (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=84)
Sabah

Zaman zaman şöyle dalıp hayata dair gerçekleri incelediğimde hayretler içinde kalıyorum. Niye mi? Basit! Hangi zaman ve mekan aralığında olursanız olun "bir etkin zümre" var ve oyunları kuranlar hep onlar.
Futbolda onlar var. Sanatta da, siyasette de, ekonomide de hep onlar. İnanmıyorsanız bir de siz izleyin. Bir ortahallinin basının bulunmadığı cenazesinde bu fotoğraflara rastlayamazsınız. Başka? Meşakkatli, sorumluluk gerektiren bir toplumsal hadisenin içinde de kolay kolay göremezsiniz!
Türk futbolunun problemlerini çözmekte.. Sporun gelişimi için proje önermekte.. Türk futbol ya da sporunda gelirlerin yükseltilmesi için bir kaynak önermede de asla..
Çünkü alışık değillerdir. Bilmezler ki bu işleri. Onun dışında kendilerini mutlu edecek her yerde vardırlar.
Futbol takımları ile dış seyahatlere gitmek.. Protokol tribünlerinde boy göstermek.. Ünlü cenazelerin de en son gelip en önde saf tutmak..

BIYIK ALTINDAN GÜLERLER
Önemli filmlerin galalarında bulunmakta ise şüphesiz üstüne yoktur onların.. Çünkü hep bu işler için yaratılmışlardır. Şöyle bir baktığımızda; bu hayat içinde "sportif" bir serüvenlerine ya da toplumsal bir olayda ödedikleri bir bedele de rastlamanız mümkün olmaz. Ama hep vardırlar, ve bıyık altından küçümseyerek gülerler.
Aynen en yakın rahibini üç puan geçen Sivasspor'u, başkanını ve hocasını küçümsedikleri gibi kapı aralarında.
Şahsiyetleri oturmuş insanlar ancak tebessüm eder bu gramaj düşüklüğüne! Aynen şu an Sivasspor'un yaptığı gibi..
Başkan Mecnun Odyakmaz ve teknik direktör Bülent Uygun'un yaptığı gibi. Onlar başarısız olsalardı, küçümsemelerine ve dedikodularına devam edecekti bu seçkin zümre. Ancak onlar dik durup şahsiyet gösterince, diğerleri bir adım geri durmak zorunda kaldılar. Biz biliyorduk zaten; onlarda yoktu o yürek.
Ancak tavır koyan da yoktu Sivasspor gibi.. Şimdi var. Bu bir onurlu başkaldırıdır. Sivasspor camiasının bu duruşu örnek teşkil etmeli tüm takımlara. Asla yol verilmemeli bu "sanal" kahramanlara ve sökülüp atılmalı Türk futbolunun sırtından bu çirkin kambur!

Hairdesigner
28-02-09, 11:35
Phoenix!..
Öcal Uluç (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=152)
Türkiye

Galatasaray’a teşekkürler!.. Bir; “en dağılmış, en buhranlı, en kötümser zamanlarda bile” ve açıkça “küllerinden doğan” bir Phoenix (Zümrüd-ü Anka) olduğunu bir defa daha ispatlayarak, taraftarını ve camiasını mutlu ettiği için!..
İki; başkan ve yönetiminin haksız olarak “çok eleştirilen” o meşhur “Galatasaray Türkiye’dir” sözünü ispat ettiği için!..
Elbette “bu teşekkürün aslan paylarından birini” ve belki de “birincisini” çiçeği burnunda “Bülent Hoca” alacak!..
Takımına, oyucularına inandığı, güvendiği, “risk aldığı” ve hatta “3-1’den sonra yorulduğu görülen” önemli 3-4 oyuncusuna ve rakibin sahaya “taze kuvvet sürmesine” rağmen, yorgunlarla riskli oyunu sürdürme hatasını, yani “taktik yanlışı” bile, sonunda “stratejik doğruya” çevirebildiği için!..
İşte burada duralım ve bir parantez açalım:
“Maç 3-3 bitse” ve “Galatasaray elense”, Bülent Korkmaz, çok ama çok eleştirilecekti; “Sakatlanan Mehmet Topal’ın yerine Kewell’ı alması yüzünden” yapılacak eleştirilerin önü, “Kewell’ın attığı muhteşem gol” ile kesilmişti ama, “3-1’den 3-3’e gelişin ve elenişin hesabı” sayfa sayfa sorulacaktı; “Be kardeşim, gözün kör mü, rakibin oyuna kimleri almış, sen hâlâ koşamayacak hâle gelmiş Lincoln’lerle, Baros’larla, Barış’larla oynamaya devam ettin, zaten Servet’in yok, Topal’ın kenara alınmış, Bordeaux gibi bir rakibe karşı defansta nasıl tedbir almazsın; işte goller peş peşe geldi ve elendin; oldu mu Hoca?..”
Aslında “Hoca”, işte “böyle” anlarda iki yolu seçer; ya “eleştirilerin gösterdiği” yolu, ya da “kendi” yolunu!..
Bülent Korkmaz “kendi” yolunun “ne olduğunu” daha ilk maçta, hem de “elenme riski pahasına” futbolcularına ezberletti:
“Ben korkmam, siz de korkmayın!.. Siz büyük oyuncularsınız, Galatasaray büyük takımdır!.. Kazanmak için risk almak gerekiyorsa alacağız ve sonuna kadar da almaya devam edeceğiz, yeter ki siz mücadeleyi hakemin son düdüğüne kadar bırakmayın ve sürdürün!.. Galip gelmekten, hedefe varmaktan başka yolumuz yok!..”
Galatasaraylı futbolcular, Bülent Hocaları’nda aldıkları bu “ilk dersi” unutmayacaklardır; “unutanlar olursa” da, Bülent Hoca onlara hatırlatacaktır!..
İşte Bülent Hoca’yı “asıl bu sebepten” kutluyorum; zira “4 günde”, Skibbe’nin “fizik olarak da, kimya olarak da bitirdiği” bir takıma, “fizik olarak yapabileceği” fazla bir şey yoktu, ama “kimya olarak yapabileceği” tek şey vardı; Bülent Korkmaz da onu “korkusuzca” yaptı ve başardı!..
Bundan sonra ne olur?..
Korkmaz, “önemli bir zamanı” kazandı; “dibe vuran” Galatasaray’ı yukarıya çekebilir!..
Ama “defansa hemen çare bulması” gerek!..
Her zaman, “eczanelerde senede bir bulunabilen” bir “Sabrisilin” imdada yetişmeyebilir!..

Cezasaray!..
Galatasaray, bu sezon daha “yarıyı biraz geçmişken” 600 milyar lirayı aşan bir ceza almış, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’ndan!..
Bu sürede futbolcularının gördüğü “kırmızı ve sarı kart cezaları” da, Galatasaray rekoru!..
İşte, Bordeaux maçında “gene hakeme itirazdan” Milan Baros kart gördü ve takımın ona “en fazla ihtiyaç duyacağı” deplasmandaki Hamburg maçında oynayamayacak!..
Bu da mı, Futbol Federasyonu’nun suçu?..
Yoksa, Mahmut Özgener, Platini’den mi rica etti?..
Sakatlıklara çare bulacak bir sağlık kurulunu bile oluşturamayan yönetim, hiç olmazsa kartlara ve cezalara çare bulabilse ya; o da yok!..
Bu tablo, Galatasaray’a yakışıyor mu?..
Bunun hesabı da mı, “futboldan sorumlu” yöneticilere sorulmayacak?..

Yattara - Alanzinho!..
Trabzon’da “Yattara’yı neden oynatmadın, Alanzinho’yu neden oynattın” diye kıyamet koparanlar var!..
Ersun Yanal’ı yıllardır nasıl eleştirdiğimi bilen okuyucuların çoktur.
Ama “Yattara’yı oynatmadığı, Alanzinho’yu oynattığı için” yapılan eleştirilere katılmam mümkün değil!..
“Kafasına estiği zaman oynayan”, sonra haftalarca “ortada görünmeyen” oyuncuların tipik örneğidir, Yattara!..
Tıpkı Fenerbahçeli Kâzım gibi!..
Aslında “ucuna kadar gelmiş olan satılma meselesi” mutlu sonla bitseydi, Trabzonspor hem para kazanmış, hem de “devamlı problem olan” bu futbolcudan kurtulmuş olacak; Ersun Hoca da rahatlayacaktı!..
Şöyle bir arşivleri karıştırın, bakın; Ersun Hoca’yı “Neden oynatmadın” diye yerden yere vuranlar, Yattara’nın “nasıl sorumsuz, vurdum duymaz bir futbolcu olduğunu” kaç defa yazmışlar?..
Alanzinho’ya gelince!..
Ersun Hoca “onu oynatacaktır” ve “oynatmaya da devam etmelidir!..”
Onu izlemiş, ona inanmıştır; üstelik Alanzinho’yu “büyük paralar ödeterek” ocak transferinde aldırdığına göre, “takımın öyle bir futbolcuya ihtiyacı olduğu” da ortada; oynatmayacak da , ne yapacak?..
“Futbolcu kulübede oturtularak” kazanılmaz!..
Bir futbolcunun, ilk defa geldiği bir ülkede ve “alışma döneminde” istediği tek şey “ona fırsat verilmesi, ona güvenildiğinin gösterilmesi ve bu fırsatın da makûl bir süre içinde devam ettirilmesidir!..”
Alanzinho “kazanılırsa”, Trabzonspor’a Yattara’dan çok fazla şey katacaktır!..

Bilen, tartışan var mı?
Gazetelerde, Gençlik ve Spor Kulüpleri Kanun Tasarı’nın Meclis’e verildiğine dair bir haber okudum!..
Kim hazırladı, nasıl hazırladı, bilmiyorum.
Üzerinde tartışıldı mı, “kimler tartıştı”, onu da bilmiyorum.
Gazete haberlerinde “kanunun, belediyelerin ve onlara bağlı iktisadi işletmelerin, spor kulüplerine, başta futbol olmak üzere profesyonel spor branşlarında tek kuruş aktarmalarını bile yasaklayacağı” yazılıyordu; “doğru” ise alkışlarım!..
Ne var ki, bugün “profesyonel olmayan” spor branşı kalmadı; “bu yasak takım sporları için geçerli ise” doğrudur, ama “ferdi sporlar için” de geçerli olursa, işte “o olmadı!..”
“Bir atlet, bir yüzücü, bir halterci, bir jimnastikçi, bir tenisçi, bir güreşçi” desteklenir, “şampiyonluklar, rekorlar gelirse”, işin doğrusu da “bu değil midir?..”
“Kapalı kapılar ardında, sadece seçilmiş belli kişilerin tartışabildiği” tasarıların “kanunlaştığı” bir ülkede, “spora da, kulüplere de, spor yapanlara ve yaptıranlara da uyumlu” ve “sorunları çözebilen” bir hedefin tutturulması zordur ve zaten “yıllardır deniyor”; olmuyor!..
Birkaç gazete “kanun tasarısının belediye kulüpleriyle ilgili tarafını” ele aldı, o kadar!..
Ama tasarıda “Kulüpler, yönetim kurulu görev süresi ile sınırlı olmak üzere yıllık bütçenin yüzde 2’sini aşan miktarda kulüp gelirlerini ve alacaklarını temlik edemezler. Bu hükme aykırı yapılan temliklerde kulüp başkanı ve yönetim kurulu üyeleri müştereken ve müteselsilen sorumludur” ibaresi var ki, “asıl” kıyamet “orada” kopmalıydı; kimse üzerinde durmadı:
Bu madde için, “kulüp paralarını har vurup harman savuran” ve sonra da “temlikler koyup”, üstelik “Benden sonrası tufan olsa ne yazar” diyerek bırakıp giden bir “yığın” yönetici ve başkan ne diyor acaba?..

Hairdesigner
28-02-09, 11:36
Denizli’den üç puanlık değişiklik
Sergen Yalçın (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1505)
Vatan

BEŞİKTAŞ’IN kazanmasını zorlaştıracak pek çok etken bir aradaydı dün.. Karşıda takım savunmasını iyi yapan, çok koşan, 11 oyuncusu arasında ezbere bir pas bağlantısı bulunan, ısırgan bir rakip vardı.. Hakem faullerde bazen kararsız kalmasına rağmen ikili mücadeleye prim tanıdı ve Beşiktaş ceza alanı çevresinde aradığı kolay frikikleri bulamadı.. Bu tarz yönetim İstanbullular’ın ekmeğine yağ sürdü.. Beşiktaş’ın rahat oynaması ve rakibin defans bloğunda doğacak boşlukları kullanması için en azından erken gol bulması gerekiyordu.. Bu da olmayınca tribünlerin ‘hop oturup hop kalktığı’ bir maç izledik..

TAKTİK açıdan bakarsanız Beşiktaş’ın farkını ortaya koyması gerekenler önde oynayan adamlarıydı.. Ancak 11 kişiyle koşan bir takıma karşı Bobo, Delgado ve Tello bu yüksek tempoya ayak uyduramadı.. Abdullah Avcı da bu üçlü artı Nobre arasındaki pas bağlantısını, ilk bölgeyi kalabalık tutarak ve agresif oynayarak bozdu.. Beşiktaş Nobre dışında hiçbir adamıyla ilerde top tutamayınca, oyun mecburen orta sahaya ve Beşiktaş defansının üstüne yıkıldı.. İstanbul, ilk 60 dakikada önemli gol pozisyonları yakaladı ve Hakan Arıkan kritik kurtarışlarla Beşiktaş’ın geri düşmesini engelledi.. Hakan demişken hakkını verelim, karşı karşıya bütün pozisyonlarda başarılıydı.. Ama ayak hakimiyetini geliştirmesi gerekiyor.. Beşiktaş orta sahası da alem, kalecin ayağını iyi kullanamıyor, sen sürekli geri pası veriyorsun.. Hakan bu pasların çoğunu ya rakibe ya dağa taşa vurdu ve tepki çekti.. Yoksa gecenin kahramanlarından biri sayılmalıydı..

BEŞİKTAŞ oyunu öne yığamayınca eski problemlerini yaşadı.. Ama tek farkla.. Eskiden oyun böyle sıkışınca mutlaka defansta açık veriyor veya bireysel bir hatadan gol yiyip dengesini kaybediyordu.. Bu sefer öyle olmadı.. Allah’ı var, en iyi oynayanlar Toraman, Üzülmez, Zan, Sivok ve Ernst oldu.. Hele orta sahada Ernst yakalayamadığına terlik fırlattı, dinamik rakibe karşı Beşiktaş’ın gediklerini kapattı.. Delgado sakatlıktan çıktıktan sonra bu tip tempoyu kaldıracak adam değil.. Zaten uzaktan bir şut dışında neredeyse hiçbir şey yaptı.. En kritik değişiklik, 64’te Delgado’nun çıkıp Holosko’nun girmesi ve forvet arkasına Tello’nun geçmesiydi.. Bu, Denizli açısından “ya herro ya merro” hamlesiydi.. Beşiktaş forvetleri dörtleyip gol de atabilir, gol de yiyebilirdi.. Ama gününde olan defans öne çıktı ve son 15 dakika İstanbul defansının üzerinde oynandı.. Böyle olunca Bobo’nun ve Nobre’nin değeri daha fazla ortaya çıktı.. Tello da rahat etti..

İLK kornerini 43. dakikada atabilen Beşiktaş’ın en tehlikeli pozisyonu 57. dakikada Tello’nun sol ayak dışıyla vurduğu kesmeydi.. O top milim farkla gol olsa, İstanbul biraz daha açılacak ve defansın arkasında Bobo-Holosko ikilisine dripling alanları açılacaktı.. Olmadı.. Üstelik ilk golü yedikten sonra hemen karşılık verdiler ve son 10 dakika mecburen doldur-boşalta döndü..

NOBRE’NİNKİ NİZAMİ BOBO’NUNKİ OFSAYT

POZİSYONLARI tek tek değerlendirirsek, Tello’nun golünde Toraman’ın kendi attığı topa koşarken gösterdiği uyanıklık ve arka direğe kestiği top takdire lâyıktı.. Nobre’nin sayılmayan golünde ise yardımcı hakem hata yaptı.. Çünkü topa vuran Nobre değil, arka direkteki Holosko ofsayttaydı.. Gol nizamiydi.. 2. golde ise topa kafa vuran Gökhan Zan da göğsüyle çizgide dokunan Bobo da ofsayttaydı.. Sonuçta eğrisi doğrusuna geldi, nizami golü verilmeyen Beşiktaş, ofsayttan golle 3 altın puanı buldu..

NEDEN altın? Çünkü bu tip zorluk derecesi yüksek maçları kazanamazsan şampiyonluktan bahsetmeyeceksin.. Öyleydi, böyleydi ama kemik seslerinin duyulduğu bir 90 dakikadan galibiyet çıktı.. Gerisini artık geridekiler ve öndeki Sivasspor düşünsün.. Sonuçta Beşiktaş en kritik virajlardan birini daha geçti.

Hairdesigner
28-02-09, 11:37
Kaçan en güzel penaltı
Cahit Eroğul (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=174)
Türkiye

Şimdi filmi geriye saralım ve Galatasaray’ın kazandığı Bordeaux zaferine bir başka pencereden bakalım.
Ligdeki Kocaeli maçında Baros atsaydı o penaltıyı 5-2’lik hezimet gelir miydi? Maç en kötü ihtimalle 3-3’e, belki de Galatasaray’ın galibiyetine dönüşecekti...
Değil Galatasaray’ın galip gelmesi, beraberlik bile Skibbe‘yi kapının önüne koyar mıydı? Hayır!..
Gelelim Bodeaux maçına; daha 11. saniyedeki o golün Galatasaray’ı daha da ateşlemediğini kim söyleyebilir? Ya Mehmet Topalsakatlanmasaydı ve Kewell oyuna girmeseydi, çataldaki o örümceği kim alacaktı?
Peki, Skibbe takımın başında kalsaydı, Kocaeli maçında taraftarın gadrine uğrayan ve gerçekten haftalardır form düşüklüğü yaşayan Sabri‘yi oynatır mıydı Bordeaux önünde?
Elbette, “olsaydı”,“atsaydı”,“tutsaydı”yla birçok maçtan birçok örnek vermek mümkün. Futbol zaten birçok eğrinin ve doğrunun bir araya gelmesiyle sürprizlere dönüşen bir spor. Bu yüzden de dünya üzerinde çekim gücünü kaybetmeyen bir temaşa figürü...
Demek istediğim; her zaman doğruların bir araya gelmesiyle başarılı olunmuyor. Bazen eğrilerin bir araya gelmesiyle kazanılan galibiyet de bir zafere dönüşebiliyor.
Şimdi en azından bir futbolsever olarak Galatasaray’ı deviren Kocaeli’nden de, Bordeaux’yu eleyen Galatasaray’dan da son maçlarındaki mücadele hırsını beklemek hakkımız.
En büyük problem; futbolcuların maç seçmesi...
Kocaelili oyuncu 4 büyüklere karşı oynarken başka, diğer rakiplerine karşı başka türlü oynuyorsa; Galatasaraylı oyuncular rakip Kocaeli olunca süt dökmüş kedi, Bordeaux olunca aslan kesiliyorsa; suçu paraya, hocaya, taraftara atmadan önce kendini sorgulamalıdır.
Hocayı vezir de eden, rezil de eden futbolcudur...

Unutulmaz sözler...
“Bir maçın en önemli dakikası ilk 90 dakikasıdır”
(Bobby Robson)

Hairdesigner
28-02-09, 11:38
Kod adı; UEFAkolik
Osman Tanburacı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=38)
Yeni Şafak


Ne maçtı ama...
Böylesi pek görülmedi. Görülemez de...
Ali Sami Yen'deki bir Avrupa maçında tam 7 gol vardı;
4'ü Kocaeli'nden 5 yiyen Galatasaray'a ait.
3'ü Fransa'da Galatasaray'a gol atamayan Bordeaux'ya ait!
Futbol işte böyle bir oyun.
Hiç belli olmuyor ve de adın Galatasaraysa akan sular duruyor.
Fırtınalar da atlatsa Galatasaray Avrupa'ya kafa tutuyor.
Çünkü o bir UEFAkolik!
* * *
Adnan Polat iki yıldır yanlışı doğruya çeviriyor.
Futbolcuya dayalı çarpık düzen iki yıldır prim yapıyor.
Geçen sene Kalli'yle yollar ayrıldı futbolcularla şampiyon olundu, dün Skibbe postalandı futbolcularla tur atlandı,
Yapılanlar doğrudur diyen varsa beri gelsin.
Alayı yanlış ama sonuçları doğru!
Bugün bütün keyifler kekah!...
* * *
Futboldaki gerçek şu;
Başarı varsa alkış da var.
Başarı yoksa Florya'nın beş kapısı var.
Bitmedi;
Kim derse ki ben bilirim, feci şekilde aldanır!
İşte örnekleri
Ne diyordu Skibbe;
-Kocaeli maçında Baroş penaltıyı atsa ben göreve devam ederdim...
Cevap;
-Sabri 90'da Bordeaux'ya golü atmasa Galatasaray elenir, Adnanlar defe gerilir, Bülent Hoca elli yerinden delinirdi!
* * *
Ne diyordu Terim UEFA'yı alınca
-450 milletvekili var ama 1 tane Terim var.
Cevap;
-Ümit Davala son dakikadaki penaltıyı Milan filelerine göndermeseydi bugün 450 milletvekili yine vardı ama Terim yoktu!
* * *
Ne diyordu tarih;
-Ümit Davala olmasaydı Galatasaray UEFA'ya uzanamazdı...
Cevap;
-Adnan Polat Florya'nın beş kapısı var başarısız olan birinden çıkar deyince heykeli dikilecek Ümit Davala üç ayda görevinden kovuldu.
* * *
Ne diyordu herkes;
-Kovun gitsin Sabri'yi, bu adamdan Galatasaray'a fayda gelmez!
Cevap;
-Sabri olmasa Avrupa'da tur da gelmez!
* * *
Ne diyordu Goygoycular kralı medya!
-Bülent Kaptan geldi onun hırs yüklemesiyle takım coştu
Bülent ve Arda'dan cevap;
-Başarı Skibbe ve Burak Hoca'nındır.
* * *
Ne diyor futbol?
-Mehmet Topal'a yazık oldu hiç yoktan 17'de sakatlandı...
Cevap;
-Tövbe tövbe... Ağlasak mı gülsek mi? İyi ki Kewell girdi o mükemmel gol geldi!
* * *
Ne diyordu kameralar;
-Donuk ve soğuk Skibbe kenarda heykel gibi duruyor.
Cevap;
-Bülent Kaptan kenardan yırtınarak talimatlar veriyor ama o an bir tek Galatasaraylı oyuncunun bile yüzü kulübeye dönük değil!
* * *
Nasıl gitti Galatasaray'dan Bülent Korkmaz
-Kırgın
Cevap;
-Menfaatler yolları birleştirir.
Ne diyor Bülent Korkmaz?
-Florya'da üstüme adam tanımam...
Ne demeli?
-Sayın Feldkamp benim hocamdı, ne zaman dara düşsem onun fikirlerinden istifade ederim. Başımın üstünde yeri var.
* * *
Bugün Mali kongre var
-Galatasaray UEFA'dan elenseydi nasıl girecekti salona Başkan Polat, şimdi nasıl girecek?
Cevap;
Aslanlar gibi...
* * *
Doğru yanlış cetveli böyle uzar gider...
Futbol işte bunun için güzel ne olacağı önceden belli değil.
Yeter ki akılla vicdan,
Kibirle tevazu kol kola girsin.
Takdir sizlerin!

Yıllardır 4-6-0 diyorum
Sanlı Kaptan ve de Erhan Köknar Müdür şahidim; yıllardır değişen dünya futbolunda 4-6-0'ı yırtınırcasına anlatmaya çalıştım. Futbol artık eskisi gibi oynanmıyor. Santrhafın olmadığı gibi santrforlar da yok!
Rakamsal değerler de artık sadece bir tanımlama...
4-4-2, 4-3-3, 3-5-2...
Bunlar sahaya ilk çıkışta başlama vuruşuna kadarki diziliş. Sonrası takım oyunu...
İster geriyi dörtle, ister üçle...
Kime ne!
Yeter ki takım içi ahengi elden bırakma. Kimse sana 8'li saldırma ya da ikili defans yapma demiyor ki... Yapabilirsen yap.
Diyelim ki gerisi dörtlü...
Uyumun yoksa nafile...
Galatasaray gibi olursun!
Her maçta üçer beşer yersin!
4-6-0'ın 6'lı bölümü hata yaparsa top kaleye gelene kadar o 6 kişinin rakibi durdurma fırsatı var. Ama defans öyle mi?
Gerideki dörtlü kendi içinde mutlaka uyumlu olacak. Onlar dengeyi bozdu mu santra yaparsın!
Galatasaraylı Meira uzun zamandır savunma içinde uyumsuzluk yaşıyor. Adam Portekiz milli, Rusya ona 9 milyon euro veriyor Meira bizde verimsiz!
Nasıl olur?
Geri dörtlünün kendi içindeki uyumu bir yana kaleciyle de anlaşması şart.
Galatasaray'ın bu iletişimi bozuk!
Bülent Korkmaz bunu mutlaka düzeltmeli.
Ne diyor Korkmaz; bireysel hataya kızmam! Maç içinde hata olur. Savunma kurgusunu bozana kızarım! Meira da bundan rahatsız.
Galatasaray'ın savunmasında ofsayt kurgusu bozuk, kademe anlayışı ağır aksak, kaleciyle iletişim yok!
Aynı sözleri 6'lı forvet için söylemem. Onlar makine gibi işliyor. Bordeaux maçında bir ara rakip havlu attı! Zevkle seyrettik. Bu temponun artması şart.
Takımın fizik gücünün eksik olduğuna da inanmıyorum. Bilmeyenler pislik atıyor.
Galatasaray'ın diğer Türk takımlarından çok daha tempolu oynadığının kimse farkında değil!
Onun için Galatasaray Avrupa'da başarılı.

Hairdesigner
28-02-09, 11:39
Büyüklerin 'evlatları' koşa koşa geliyor, ağlaya ağlaya..
Kenan Başaran (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1080)
Referans

Üç büyükler darda kalınca veya yabancılardan hem maddi hem de manevi olarak ağızları yanınca 'evlatlarımız' dedikleri yerli hocalara sarılıyor. Bunu yaparken de yeni bir Fatih Terim yaratma hayali kuruyorlar. Yeni Terim adayı evlatlar ise güçlü kontratlar yapmadan koşa koşa gelip, sonra ağlayarak ayrılıyorlar.

PASLAŞMALAR

Perşembe günü Bahçeşehir Üniversitesi'nde Türk futbolunun marka değeri üzerine konuşan Fatih Terim'i dinlemeye gittim.
Futbolumuz "az buçuk" bir marka olduysa şayet, bundaki en büyük pay Fatih Terim'indir.
Zira Milli Takım ilk onunla Avrupa Şampiyonası'nda boy gösterdi. Bir kulüp takımımız ilk kez onunla UEFA Kupası kazandı ve yine Milli Takım ilk kez onunla Avrupa üçüncüsü oldu.
Daha önce dünya üçüncüsü olan Milli Takım'ın nüvesini de onun talebeleri oluşturmuştu.
Türkiye futbolunun uluslararası arenada tanınmasını sağlayan Terim'in bu başarıları içeride de çıtayı yükseltti. Özellikle Fenerbahçe, Cimbom'u geçmek için bütçesini her geçen yıl büyütüp yıldız üstüne yıldız getirdi. Nihayetinde geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkarak kendi tarihinin en başarılı dönemini yaşadı Avrupa'da.
Terim'in başarılı olması Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı da kendi "Terim"inin peşine düşürdü.
Önce Fenerbahçe aradı Terim'ini. 1989'daki 103 gollü destansı şampiyonluğun yıldızı Rıdvan Dilmen, futbolcu olarak sürekli sakatlıklarla boğuştuğu için Fenerbahçeliler için de futbolseverler için de "yarım kalan bir şarkı" gibiydi. O yüzden gönüller onu bir şekilde sahalarda ve mümkünse de Fenerbahçe'nin başında görmek istiyordu ve Aziz Yıldırım bu arzuya 1999'da yanıt verdi. Fenerbahçe'nin ikinci kez "Terim arayışı" 89 ve 96'nın unutulmazlarından Oğuz Çetin'de vücut buldu. Üstelik Oğuz Çetin'in de lakabı Fatih Terim gibi "imparator"du.
Beşiktaş da "evlatları" arasında iki kez "kendi Terim"ini yaratma teşebbüsünde bulundu.
"Tribünlerden gelen başkan" olması hasebiyle de Yıldırım Demirören, önce Rıza Çalımbay'a sonra da Ertuğrul Sağlam'a siyah-beyazlıları teslim etti.
Oyunun bu noktasında bir ara pas yapalım: Trabzonspor; Fenerbahçe, Beşiktaş ve hatta Galatasaray'dan da önce "Terim"ini bulmuştu. Hem de iki kez: Ahmet Suat Özyacı ve Özkan Sümer. 1995-96'daki dramatik son olmasa bu isimlere Şenol Güneş'i de ekleyecekti.
Türkiye "öz kaynak/öz evlat" trendinin öncüsü Trabzonspor'dur. Çeyrek asırdır geciken 7. şampiyonluk için çok kere "özümüze dönelim" modeli önerilmiştir Trabzonspor'a; Özyacı ve Sümer hatırlatılarak. Ama sonrasında Trabzonspor, kendi evlatları Şenol Güneş ve Giray Bulak ile yeni bir "özden" şampiyonluk yaşayamadı.
Futbolumuzda "Terim modeli"ni yaratan Galatasaray, "Bunun 2. versiyonunu da ben yaratırım" diyerek Bülent Korkmaz ile anlaştı.
Perşembe günü Fatih Terim'i "marka konferansı"ndan çıktıktan sonra akşam da Bülent Korkmaz'ın Ali Sami Yen'deki "galası"na gittim.
Korkmaz, Galatasaray'daki 18 yıllık futbolculuk kariyerinin bir özetini ilk 90 dakikasında yaşadı: 14. saniyede yenik duruma düştü son saniyede maçı kazandı. Adeta Terim'in Avrupa Şampiyonası'ndaki Milli Takımı'na nazire yaptı ve her anlamda "muhteşem bir geri dönüş" yaptı. Kulübedeki duruşuyla Terim'in tahtının en güçlü adayı olduğunun işaretlerini verdi.
Korkmaz, ya futbolumuzun aradığı "ikinci Terim" ya da mitolojik Tanrı Moloch'a kurban edilen yeni bir evlat olacak; tıpkı Rıdvan Dilmen, Oğuz Çetin, Rıza Çalımbay, Ertuğrul Sağlam ve belki de Şenol Güneş gibi...
"Tek yetkili Rıdvan'dır", "Rıza'nın arkasındayım", "Oğuz'a güvenimiz sonsuz", "Ertuğrul ile beraber gideriz" diyen başkanlar, esasen bu sözleri sarf ettiklerinde çoktan ipini çekmişti "evlatları"nın. Biliyoruz ki bir başkan "hocamızın arkasındayız" diyorsa o hocanın suyu ısınmıştır.
Ancak "evlat kontenjanı"ndan büyüklere hoca olan eski yıldızların da kabahati büyük. Çünkü onlar da yuvalarına hoca olmak için sağlam kontratlar yapmadı. "Yarım saatte anlaştık" demeyi erdem saydılar. Fakat onların erdemi koltuklarını korumaya yetmedi.
Bülent Korkmaz geçen martta bana verdiği röportajda, düzeni değiştirmek için yola çıktığını ve hangi kulüp olursa olsun ilkelerinden ödün vermeyeceğini, kontratlarının yabancı teknik direktörlerinkinden aşağı kalmayacağını söylemişti. Ama pek öyle olmadı.
Kendisi söyledi: "Galatasaray ile para konuşmadım"...
Futbolumuzun yeni Terim'i Korkmaz mı olcak? Belki. Ama gözden kaçırdığımız biri var: Bülent Uygun! Gerek başkanından aldığı destek ve gerek yakaldığı istikrarla ve gerekse söylemiyle Fatih Terim'in yerine en güçlü aday olarak görünüyor bana...

Hairdesigner
28-02-09, 11:39
20 yıl unutulmayacak maç ve sonrası
Ahmet Çakır (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=36)
Zaman

Galatasaray'ın Avrupa Fatihi unvanını almasını sağlayan 1988-89'daki çıkışın üzerinden 20 yıl geçtikten sonra yine o nitelikte bir karşılaşmaya tanıklık ettik önceki gece Sami Yen'de. Gerçi arada ne maçlar yaşandı orada.
Barcelona'dan Real Madrid'e, PSV'den Milan'a kadar nice dev boynu bükük ayrıldı bu stattan. Liverpool, Roma, Lazio gibi çok parlak dönemler yaşamış takımlar da son dakika golleriyle Cim Bom karşısında beraberliği kurtarma sevinci yaşadılar.
Ancak bu Bordeaux maçı bir başkaydı...
Sadece birkaç gün önce zayıf bir rakipten 5 yiyerek düpedüz aşağılanan Sarı Kırmızılı takımın, yetmiyormuş gibi daha 12. saniyede topu ağlarında görmesiyle oluşan yıkımın altından kalkması, görmeyenlerin kolay kolay anlayabilecekleri ve inanabilecekleri bir durum değildi.
O kadarla da kalmadı. Artık maç bitti gözüyle bakılırken yedikleri 2 golle bir kez daha yıkılmıştı Sarı Kırmızılılar. Fakat mücadeleyi sonuna kadar bırakmayan 2000 ruhunun günümüzdeki temsilcileri, takımlarını adeta ipten alıp yeni bir destan yazdılar.
Tabii işin bu şanlı tarafının yanında oturup daha sakin düşünmek gereken boyutları da var. En başta son iki maçta yenilen 8 gol Galatasaray tarihinin en berbat dönemlerindeki takımların bile beceremedikleri türden bir fiyaskodur. Üstelik bu rezaletin kahramanlarının biri İtalya Milli Takımı'nın yedek de olsa kalecisi, öteki de Portekiz Milli Takımı'nın stoperidir.
Evet, şimdi artık herkes görebiliyor, Meira geldiğinden beri sadece oynuyormuş gibi yapıyor. Sarı Kırmızılı takımın Steaua Bükreş karşısında uğradığı yıkıcı kayıpta Skibbe'nin hataları kadar Meira'nın vurdumduymazlığının da çok ciddi bir rolü vardı.
Meira ile De Sanctis'in yaptıkları işin alfabesini bilmez gibi hareketleri Galatasaray'a çok pahalıya mal oluyor. Kocaelispor rezaletinin ilk adımında De Sanctis'in rahatlıkla alabileceği topu berbat biçimde yumruklayıp Taner Gülleri'ye gol pası vermesinin rolü büyüktü. Öteki gollerde de 'bir kusuru yoktu' diyenler oldu ama gerçek bu üç sözcüğün sadece sonuncusuydu, yani İtalyan kaleci hiç ortalıkta yoktu! Meira da Taner Gülleri'ye sadece refakat etti. Müdahale edip rakibin pozisyonunu bozmak yerine hep geri geri giderek Taner'in gol vuruşu yapmasını seyretti.
Elbette ki bunları tartışmak için artık çok geç ancak bugünden sonra da aynı sıkıntı sürüp gidecek gibi görünüyor. Meira hemen her maçı forması kirlenmeden bitiriyor. Çevresindeki oyuncular çok uzun süreli sakatlıklar geçirebilecek kadar fedakarca mücadele ederken, o zahmet edip kafa topuna bile çıkmıyor!
Yönetimin önümüzdeki sezon için ondan kurtulma konusunda bir kararsızlığı olduğunu sanmıyorum. Fakat şimdi Servet'in yokluğunda 13 haftalık lig ve onun yanında UEFA mücadelesi nasıl sürdürülecek? Bu, koskocaman bir soru işareti...
Üstelik tek sıkıntı da bu değil. Ligin ikinci yarısında Baros ve Nonda bitikliği, Ümit Karan'ınsa 'gemiyi batıran kaptan' durumundan pek sıyrılacak gibi görünmeyişi de ciddi bir sorun.
Takımı ayakta tutanlar başta Arda Turan olmak üzere, Barış Özbek, Ayhan Akman ve Mehmet Topal. Onlardan sonuncusunun da sakatlanmış olması bir başka can sıkıcı bir durum.
Neyse, bu kadar büyük bir başarının ardından daha uzun boylu bir gamlı baykuşluğa gerek yok. Ancak ilerisi için durumun pek parlak olmadığını görmek ve göstermek de bizim görevimiz.
Hoş geldin Kaptan
Yaşlanmak biraz da böyle bir şey galiba. Bülent Korkmaz'ın Derwall tarafından A takımıyla idmana çıkarıldığı günü bugün gibi hatırlıyorum. Fakat tam tarihi neydi, diye sual edecek olursanız, orda biraz ders çalışmam gerekebilir.
Onunla birlikte Tugay Kerimoğlu ve Hüseyin'i hatırlıyorum ama tarihi tam çıkaramıyorum; 1986'nın sonu da olabilir, 1987'nin başı da...
Türk futbol tarihinin en büyük başarılarını kazanmış bir futbolcu olarak işi noktaladıktan sonra Galatasaray'daki teknik adamlık dönemine de unutulmaz bir maçla başladı Bülent Korkmaz. Bundan sonrası için de işi hiç kolay değil ama özellikle futbolda 'bir iş nasıl başlarsa öyle gider' kuralı başka işlerden çok daha geçerlidir.
Bülent Korkmaz kardeşime "Hayırlı olsun" derken belki de komik bulunucak bir ayrıntıya dikkat çekmekten kendimi alamayacağım. Sevgili Kaptan, öyle bir zemheri soğuğunda sahaya kumaş pantolon, kösele ayakkabı, kısacık bir mont ile çıkılır mı? Allah göstermesin, sıkı biçimde üşütüp daha ilk günden yatağa düşersin! Hele Konya'da daha şiddetli bir soğuk seni bekliyor. Şöyle ağır bir palto, kazak, bot gibi 'teçhizat'ı unutma sakın. Gözlerinden öperim.

Hairdesigner
28-02-09, 11:40
Hasagiç'e dua edin
Şansal Büyüka (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=87)
Akşam

Beşiktaş, Büyükşehir kalecisi Hasagiç'e dua etsin...
Sakatlanıp çıkmasaydı, Beşiktaş bu maçı zor kazanırdı...
Hasagiç çok gol kurtardığından değil...
Top gelmedi ki kurtarsın...
Yerine giren Mehmet Ali kalesine gelen iki topu da içeri aldığı için...
Daha doğrusu birini içeri çelip, diğerinde boşa çıktığı için...
Ama ne olursa olsun, keyifli bir maç izledik...
Maçtan keyif almak için, mutlaka büyüklerin iyi oynaması gerekmiyor...
Oyunun 75 dakikalık bölümünde müthiş bir Büyükşehir Belediye izledik...
Özellikle ilk yarıda...
Müthiş top çevirdiler, ayağa pası kusursuz yaptılar...
Üç de mutlak gol kaçırdılar...
Bunlardan ikisine 'kaçırdılar' da denebilir, Hakan Arıkan için 'mükemmel kurtardı' da denebilir...
Ama ne ilginçtir, o iki mutlak tehlikeyi önleyen Hakan Arıkan, bir geri pası iyi uzaklaştıramadı diye seyircisinden tepki gördü...
Aldırma Hakan...
Böyledir bizde seyirci dediğin...
Dönelim maça...
Bu 75 dakikalık bölümde Büyükşehir oynarken, Beşiktaş özellikle ilk yarıda rakip ceza alanını adeta unuttu...
İkinci yarıda Tello ile ilk gol pozisyonunu bulduğunda maçın bir saati geride kalmak üzereydi...
Sonra Nobre'nin direkten dönen topu...
Gaziantep'de ön direkte yükselip vurmuştu, gol olmuştu...
Aynı vuruşu dün akşam yaptı, bu defa direkten döndü...
Hayret ettiğim Beşiktaş orta alanı oldu...
Tello'nun etkili oyununa, Ernst'in hem hücumda, hem savunmada görünmesine rağmen, Büyükşehir bu orta alanı elini-kolunu sallayarak geçti...
Erman soldan belki 50 metre geldi...
Marcin Kus sağdan, taa gerilerden kopup tam 60 metre geldi...
Karşılayan, engelleyen tek oyuncu olmadı...
İşte Beşiktaş bu kadar etkisiz olduğu bir maçı kazandı...
Ama kabul edelim ki, özellikle son 15 dakikada Beşiktaş'ın inanılmaz bir kazanma arzusu vardı...
O da Beşiktaş'a yetti...
Ancak Beşiktaş'ın bu galibiyetinde kaleci Mehmet Ali'nin de ciddi acemilikleri oldu...
Günahı boynuna, yardımcı hakem ilginç kararlar verdi...
Bana göre, Tello'nun kafasına gol verilmesi doğruydu...
Nobre'nin ofsayt diye sayılmayan golü, ofsayt mı; tartışılır...
Beşiktaş'ın ikinci golü, ofsayt değil mi; o da tartışılır...
Ama tartışılmayacak bir hareket var...
Bebbe'nin, İbrahim Toraman'ın baldırına indirdiği tekme...
Hakem nasıl görmez, kırmızıyı nasıl çekemez, hayret...
Bir hayretim de seyirciye...
Takımınızı iyi, hoş destekliyorsunuz da...
Büyükşehir'in mücadele etmesine, iyi oynamasına niye kızıyorsunuz...
Ne yapacaklar, maçı mı bırakacaklar...
Sen kendine bakacağına, istiyorsun ki rakip maçı bıraksın...
Öyle yağma yok...

Hairdesigner
28-02-09, 11:41
Yan gel yat!
Asena Özkan (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=127)
Radikal

Mustafa Denizli mi hatalı, futbolcu topluluğu mu çözemiyorum! Cuma akşamı yemeden at, ya da yediğinden çok at, cumartesi, pazar da keyif ile yan gel yat, ama nerede...
Orta alanda, ileriye dönük oynama becerisine sahip onca eleman ile böylesine kötü futbolu kolay kolay her takım sergileyemez. Ne var ki Beşiktaş sektirmeden üstesinden geliyor, biz de tanıklık ediyoruz. İkinci yarı ne gösterir bilinmez ama bir ilk yarı, Beşiktaş için tam anlamı ile ‘facia!’ İstanbul B.B üç ‘net’, beş ‘brüt’ pozisyon buluyor Beşiktaş kalesi önünde ve hiçbirinden yararlanamıyor. Buna karşın Beşiktaş salt Delgado’nun vuruşu ile yetinmek zorunda kalıyor.
Nereler ve neler aksıyor, elbette bir kez daha ‘kanatlar.’ İbrahim Üzülmez takımın
‘en çalışkanı’ varın gerisini siz düşünün!
İbrahim Üzülmez dün gece bir kez ‘kızdım’ o da vurduğu top rakibine çarpıp tekrar önüne düştüğünde. Topa yeniden sahipken, hakeme bağırmaya başladı, ‘elle aldı’ diye.
Sanırım bu bizim oyuncuların iş ahlakını, futbol mantalitelerini net şekilde özetliyor!
Farklı Antep yengisinin ardından ister istemez ‘iyi futbol’ beklentisindekiler hayal kırıklığı yaşadı. Kanatlar işlemiyor, işletmesi gereken orta alan oyuncuları; Delgado, Tello, Ernst, Ekrem ile ileri uçtaki Nobre ile Bobo da rakip savunmayı ortadan geçmeye çabalıyor. Sonuç; daralma-daraltma, ıkınma-sıkınma... Neyse, son yarı başlıyor ve Delgado’nun yerini Holosko alıyor.
İstanbul BB formasını giyenler ise elinden geleni yapıyor, buna gereksiz ‘sertlik’ de dahil! Erman Kılıç ‘minik’ yapısı ile Beşiktaş için ‘potansiyel’ tehlike oluşturuyor takıları ise Adriano ile uzun boylu savunma elemanı Cesario. Dakikalar ilerliyor, Beşiktaş’a nefes aldıracak ‘gol’ gelemiyor. Amerikalılar 737-800’ün karakutusunu deşifre edip düşüş nedeni bulacaklar,
bizler hâlâ Beşiktaş’ın ‘vasat’ı dahi bulamayan oyununun nedenini çözebilmiş değiliz. Bitime azıcık kala Tello kafası ile vurup ‘tartışmasız’
gol ile Beşiktaş’ı öne geçiriyor ve gece ısınıyor. ‘Lodos’ dalgası kısa sürüyor, yerini ‘poyraz’ fırtınası alıyor ve İstanbul BB eşitliği yakalıyor.
O da ne, hemen ardından Beşiktaş ikinci golü Gökhan Zan ile buluyor ve de haklı olarak coşkuyu yaşıyor İnönü’de.
İyi oynamadılar ama çok çok önemli üç puanının sahibi oldular. Ekonominin can çekiştiği, etik değerlerin yerlerde süründüğü, yoksulluğun kol gezdiği ortamda Beşiktaş’ın iyi oynamasını beklemek haksızlık olurdu! Hepimiz günü kurtarma peşinde koşarken, Beşiktaş’ın da bunu becermesine içerlemeyip alkışlamak en doğrusu olacak...

Hairdesigner
28-02-09, 11:42
Umutların ötesi
Yalçın Dümer (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=123)
Fanatik

Perşembe gecesi bir tarih daha yazıldı. Avrupalı arkadaşlar tüm varlıklarını sahaya sürerek hepimizi tekrar umutlandırdılar Saracoğlu yolunda... ‘Skibbe olsa aynı filmi izler miydik’ tartışmaları sevinç naralarıyla birlikte start aldı. Son derece anlamsız, abesle iştigal. Evet Alman hocanın iyi veya yanlış yaptıları inkâr edilemez. Emeğe saygılı olmak vazifemiz. Zaten Adnan Polat ve yönetimdekilerin maçın ardından ilk kelimeleri Alman hocaya teşekkürden geçti.
Gelelim Bülent Korkmaz’a... Kaptan nereye geldiğinin farkında. Son derece kaliteli ve zengin bir kadroya sahip olduğunun da... Çözüm basit, öğrencileri sadece hizaya gelecek ve doğru yerde oynayacak. Bordeaux maçında yaşadık, var mı itirazı olan futbolcuların konuşlandıkları yere. Bir önemli detay da, bu sezon kramponların birbirlerine karşı olan sevgilerinin son derece büyük bir hızla erimesiydi. İşte Bülent Korkmaz üç günlük mesaisiyle çözmeye çalışmış bu ince nüansları. Yalan mı, bakın gol sevinçlerine, Arda yazıyor küskün Ümit Karan’a koşuyor, keza Sabri’nin mucizevi golünden sonraki fotograf yine aynı. Lincoln’e geçelim; gerçekten büyük beyin, ama kim olursan ol koşacaksın, kimse senin yerine iki kişilik oynamaz. Ya da oynarsa nereye kadar oynar? Ve Brezilyalı’nın maç sonunda formasına dikkat edin. Sanki çıplaktı şef, sarfettiği efor nedeniyle kostümü buharlaşıp yok olmuştu adeta. Baros farklı mı? Öyle verdi ki kendini maça, yetmişten sonra bitti, tükendi, dili çıktı, arsızca değil elbette.
Belki tek maç için vaziyeti abartığımızı, belki de Bülent Korkmaz’ı erken alkışladığımızı sanıyorsunuz. Biz gördüklerimizi sizlerle paylaşıyoruz ve futbolculuğundan beri tanıdığımız, karakterine her zaman kefil olacağımız yeni patrona güvenerek konuşuyoruz. İnanıyorum ki, Bordeaux galibiyeti takımı rehavete sürüklemeyip tam tersi yeni bir başlangıç olacaktır Florya ahalisi için. Ve de gerisi gelecektir. Ne demişti Korkmaz, ‘Birkaç takviyeyle Şampiyonlar Ligi’nde final oynarız.’ Ben o takviyeleri biliyorum. Kim mi? Uzağa gitmeyin, sırasını bekleyen Semih, artık opsiyonu kalmayan gerçek kimliğini bulacak bir Aydın ve diğerleri... İçinizden biri olan Bülent Korkmaz’ın gelecek silahları. Haydi bakalım, hep böyle keyiflere keyif katan resminizle...

Hairdesigner
28-02-09, 11:42
Dikkat et hocam
Kadir Çetinçalı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=337)
Vatan

SKIBBE’NİN görevine son verilmesi hiç kimse için sürpriz olmadı. Bülent Korkmaz’ın yuvaya dönüşü ise G.Saraylılar’ın çoğunluğu için çok şaşırtıcı oldu. Şaşırtıcıydı, çünkü bir yanda Korkmaz, bir yanda onu göreve getiren yöneticiler. Şaşırtıcı, çünkü uyumlu değiller. Şaşkınlık verici, çünkü samimi değiller. Futbol kariyeri bir hiç olan, teknik adamlık geçmişinde 75 yaşındaki Feldkamp’ın takımını elemekten başka hiçbir ışıltısı olmayan Skibbe’yi tercih eden G.Saray yönetimi, sezon başında Bülent Korkmaz’ı neden hiç düşünmedi? O günlerde Korkmaz’ı önerenlere sarı kırmızılı yöneticiler ne diyordu? İşte burada, ben ağlamak istiyorum sayın seyirciler. Bülent Korkmaz’ın ismine buz gibi soğuk olan yöneticiler, futbol takımı yokuş aşağı uçuruma inerken Korkmaz’ın cankurtaranlığına sığındı.

YAPILAN anlaşma 1.5 yıllık. G.Saray Bordeaux’yu eledi ama hedeflerinden uzak kalma ihtimali hâlâ çok yüksek... Konya’da puan kaybı, Hamburg’a eleniş tüm hedefleri yok eder. Ki, bu senaryo mümkündür. G.Saray’ın görünen hali şudur; takımda arkadaşlık kalmamıştır. Yabancılar ve yerliler arasında uyum yoktur. Komik bir kaptanlık çekişmesi haftalardır sürmektedir. Futbolcuların fizik güçsüzlüğü sırıtmaktadır. Bu dağılmış, içi boşalmış takım sezon sonu istenilen yerde olmaz ise kim başarısız olacaktır? Korkmaz mı, Adnan Polat ile Adnan Sezgin ikilisi mi?

SEZGİN BABASINI TANIMAZ

BÜLENT Korkmaz nasıl bir belaya bulaştığının umarım farkındadır. Ben, G.Saray kazanırken bile oynanan futbolu ve Skibbe’yi eleştiren bir kişi olarak, Korkmaz’a samimi uyarılarda bulunmaktan kaçınmayacağım.

BU zor göreve bir günde balıklama daldın. Başarılı olursan seninle sözleşme imzalayanlar yanında durup, başarıyı paylaşacaklar, haberin olsun. Başarısızlıkta ise yalnızlığa hazır ol. Fatura sana kesilecek. Çünkü Sezgin’in en ustaca yaptığı iştir; başarıya ortak olmak. Dikkatli ol, bu konuda değil hemşerisi, babasını tanımaz.

KORKMAZ gibi kulüp tarihine mâl olmuş bir isim, kaos döneminde topun ağzına sürülen mermi mi olmalıydı? Bu soruyu her G.Saraylı kendine sormalı.

BÜLENT hoca mesleğini ölesiye ciddiye alır. Göreceksiniz işine de hiç kimseyi de karıştırmayacaktır. Skibbe her maç öncesinde takım kadrosunu Polat’a faks çekiyordu. Aynı mülayim tavrı Korkmaz göstermez hiç şüpheniz olmasın ama teknik adamlık kariyerini ciddi riske etmiştir. Eğer başarılı olamaz ise kulüp kulüp dolaşan, iş bulmak için bir meslektaşının kovulmasını ümitle bekleyen akbaba teknik adamlar arasına karışır. Başarılı olursa hocası Fatih Terim gibi tarih yazabilir.

Hairdesigner
28-02-09, 11:43
Zor zahmet, nihayet!
Atilla Gökçe (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=43)
Milliyet

Futbolun ne olduğunu, nasıl soluk soluğa bir savaşa dönüşebileceğini, skorun karşılıklı gidip gelmesiyle insanların hangi sarsıntıları geçireceğini perşembeden (Galatasaray ) sonra cuma akşamı da bir kez daha görmüş olduk.
Beşiktaş’ın tatlı belası Büyükşehir Belediyespor karşısındaki dünkü oyunu da öncekiler gibi tatsızdı. Denizli’nin, Gaziantep’te başarıyla uyguladığı çift santrforlu oyun, İnönü’de de tekrarlanıyordu. Şu farkla ki, Mustafa Hoca’nın prensi ve takımın kaptanı Delgado, Bobo ve Nobre’nin arkasında hücum koordinasyonunu üstlenirken, Ernst ön liberoda tek kalmıştı. Savunma önünde tek kalan Ernst, oyunun her iki yönünü de oynama isteği gösterirken, Büyükşehir de sık sık kontratak fırsatları buldu. Adriano’nun, Erman’ın, İskender’in kaçırdığı goller siyah-beyazlı tribünlerde yürek hoplattı.
Evet, en iyi hücum formatlarından biri çift santrfordu. Hele onlar Bobo ve Nobre ise. Ne var ki, Beşiktaşlılar golü bulana kadar kan ter içinde kaldılar. Doğru dürüst gol pozisyonlarına giremediler. Bunun en önemli nedenlerinden biri, sağ ve sol kanattan topu taşıyamamalarıydı. Ekrem, omuzundaki geçici sakatlıktan sonra oyundan düşüp hiçbir varlık gösteremedi. İbrahim Üzülmez de, Tello’nun boş bıraktığı sol kanattan beklenen etkinliği gösteremedi. Günün büyük hayal kırıklığını Delgado yarattı. İki uzak şutun dışında maçta yoktu.
Nobre’nin sahanın hemen her bölümünde büyük ciddiyet, özveri ve devamlılıkla topu kovalaması, ikili mücadelelere girmesi, top taşıması, adeta boğuşması takdirle izlenedursun Bobo’daki ağırlık, verimsizlik ve durgunluk inanılmaz bir çelişki örneğiydi. İki santrfor, birbirlerine adeta dargın gibi oynadılar. Alan boşaltmak, duvar pası yapmak gibi işbirliklerini göremedik.
Büyükşehir Belediye topu ayağa oynayarak sakin mücadelesiyle Beşiktaş’ın yüksek tempolu oyununu sürekli soğuttu.
Denizli’nin Delgado-Holosko değişikliği beklenen etkinliği sağladı. Hücumda daha derin ve işlerlik sağlayan pozisyonlara girdiler. Sivok, Toraman ve Gökhan Zan’ın da ileri çıkışlarıyla Belediye karşısında ağır bir tehdit oluşturdular. Hasagiç’in sakatlanıp yerini Mehmet Ali’ye bırakması da atılan gollere baktığımızda Beşiktaş’ın şansıydı.
Beşiktaşlılar zor zahmet buldukları Tello golünden sonra kendi kalelerini unuttular. Serhat’ın golü onlar için can yakan bir uyarıydı.
Maçın sonucunu belirleyen Gökhan Zan-Bobo ortak yapımı golden önce Gökhan’ın ofsaytta olduğunu söylemeliyiz. Ondan önce de Nobre’nin ofsayt gerekçesiyle geçersiz sayılan golü de maalesef tertemizdi. Halis Özkahya adına talihsizlik. Neyse ki, maçın sonucu adil oldu!

Hairdesigner
28-02-09, 11:43
Önce durdu sonra vurdu
Atıf Keçeci (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=62)
Zaman

Süper Lig'in tepesine göz diken Beşiktaş için bu maçtan üç puanla çıkmak haftayı kârlı kapatmak anlamındaydı. Taraftar da şampiyonluk havasına girmiş, tribünleri doldurmuştu. Misafir ekip için ayrılan bölümde hiçbir seyircinin olmaması, Belediye destekli takımların seyir bakımından futbola hiçbir katkılarının olmadığının göstergesiydi.
Hafta içi sakatlıkları sebebiyle oynayamayacakları söylenen Delgado ve İbrahim Toraman sahadaydı. Ekrem'in iyileşip takımına katılması düzen değişikliği getirmişti. Sivok defansa yakın, Ernst ise orta sahadan forvete yardım amacıyla görevlendirilmişlerdi. Alman futbolcu, ilk yarım saat gösterdiği gayreti, sonrasında devam ettiremeyince forveti besleme anlamında verimlilik gösteremedi. Büyükşehir'in atak futbolunun, Sivok'un defans blokunun içine girmesiyle 5'li bir hal alması dikkat çekiciydi. Belediye, defansın göbeğinde iki uzununu kullandığından seyrek gelişen kanat ortalarını bertaraf etmede sıkıntı çekmedi. Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli bu durumu bozmak için göbekten ataklarla geri 4'lünün arkasına adam kaçırmayı da ilk yarı boyunca düşünmedi.
Sahada daha çok görünen Belediye idi. Orta sahada dün ne yaptığını anlayamadığımız Delgado'yu, Mustafa Denizli ancak 60'ta fark etti ve Holosko ile değiştirdi. Topla daha çok oynayan taraf misafir takımdı. Gol pozisyonu açısından da fazlalık kendilerindeydi. Ekrem Ekşioğlu, İskender ve Kus, Belediye adına, Delgado da Siyah-Beyazlı ekip adına yakaladıkları fırsatları sayıya dönüştüremedi.
Beşiktaş'ın defanstan çıkışlarda haftalardır devam eden organize paslarla rakip yarı alana top taşıma becerisi, haftalar geçmesine rağmen hâlâ başarılı olamıyor. Kanatları kullanmakta biraz İbrahim Üzülmez çabalasa da ters tarafta Ekrem Dağ'ın katkısını özellikle ilk yarı göremedik. Tello'nun katılımıyla çoğu zaman 3 forvet gibi oynayan Kartal, hazırlık paslarında yeterli düzeyi yakalayamadığından final toplarında da başarı gelmedi. 70'ten sonra tempo arttırınca pozisyonlarda da öne çıkmayı başaran Beşiktaş, 78'de Nobre'nin kafasından sayılmayan bir gol bile kazandı. Sonrasında ise İbrahim Toraman'ın ortasına arka direkte kafayı vuran Tello, kaleci Hasagiç'in müdahalesine rağmen golünü kaydetti. Beşiktaş kazanmak zorunluluğunu ancak 70'ten sonra idrak edebilmişti. Bu dakikadan sonra tempo karşılıklı olarak yükselince top da her iki taraf arasında gitti geldi. 82'de bir faul atışında Barbosa topu kale içinde tamamlayarak skoru beraberliğe taşıdı. Gökhan Zan'ın kale içerisinde göğüs stopu yaparcasına topa müdahalesi arzulanan galibiyet golü olarak rakip filelerde buluşunca maç öncesi temenniler de yerini bulmuş oldu.

Hairdesigner
28-02-09, 11:44
Çok zor oldu
Adnan Aybaba (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=70)
Bugün

Rüştü cezası dolayısıyla dün geceki maçta görev almadı.
Uzun aylar sonra formayı Hakan kaptı. Neden Rüştü ve Hakan'dan başladım. Beşiktaş takımının en iyi oyuncusu, kaleci Hakan'dı. Öyle anlarda öyle kurtarışlar yaptı ki takımının direnme gücünü artırdı.
Çünkü İstanbul Büyükşehir Belediyespor, defansını ve orta sahasını kalabalık tutarak ileride Adriano ve Tjikuzu gibi süratli oyuncularıyla golü bulmayı hesaplamıştı. Eğer bir de gol atsaydı, bu takımın kilidini açmak çok zor olacaktı.
Beşiktaş uzun toplarla Nobre ve Bobo'yu buluşturmaya çalıştı. Kapalı defansa karşı böyle oynayarak gol bulamazsınız. Sürekli yerden ve kısa paslarla oyunu kenarlara açıp sürpriz oyuncularla gol bulmak gerekirdi. Nitekim de bu maçta sürpriz oyuncu da Tello oldu.
Tello golü buldu ama golden önce de "Ben gol atacağım" sinyalini de verdi. Bu avantajın üstüne Beşiktaş umulmadık bir gol yedi. Futbol çok enteresan bir oyun. Her şey bitti dendiği anda Gökhan çıkıp golünü attı.
Mustafa Denizli, Delgado'yu oyundan çıkarıyor ancak, bu kadar kalabalık defansta etkili olamayacak Holosko'yu oyuna alıyor. Normalde orada Delgado çıktığı zaman Yusuf'a görev vermeliydi.
Çünkü Yusuf dar alanda çok etkili olabilecek yetenekte bir oyuncu. Son anlarda da skoru korumak için Tello'yu çıkararak Zapotocny'yi oyuna aldı. Bu değişiklik tamamen zaman kazanmak adına yapıldı. Bu maç Beşiktaş adına beklenenden çok daha zor bir maç oldu.
Bunun da sebebi, bundan sonra her takım böyle saha içinde dişine tırnağına takıp kazanmak için mücadele edecek. Beşiktaş çok önemli 3 puan aldı. Bu İstanbul Bş. Belediye geçtiğimiz haftalarda F.Bahçe'yi rahat yenmişti.

Hairdesigner
28-02-09, 11:45
Kartal zor da olsa
Sanlı Sarıalioğlu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=197)
Yeni Şafak


Beşiktaş, bir hafta önceki Gaziantep maçında olduğu gibi, ilk yarıyı yine çöp kutusuna attı. Rakibine üç pozisyon verdi, kendisi tek pozisyonda kaldı. Oyuna ağırlığını hiçbir şekilde koyamadı. Orta alan organizasyonu sıfırdı. Oyunu rakip yarı alana yıkamadı. Atak girişiminde hemen hemen hiç bulunmadı.
Solda İbrahim Üzülmez, sağda Ekrem kendi kulvarlarında son derece renksizdiler. Beşiktaş iki santrforla sahadaydı ama ikisini de besleyemedi. Bobo, tanınamayacak derecede kötüydü. Delgado, Bobo'dan da kötüydü. Tello, büyük pas hatasıyla oynuyordu. Bu durumda Beşiktaş'ın etkinlik sağlaması elbette olanaksızdı.
Büyükşehir Belediye açık oyunu tercih etmişti. Topu kazandığında gözü Beşiktaş kalesindeydi. Güçlü rakiplerine oldukça zorlu anlar yaşattılar. Özellikle İskender'in pozisyonunda Hakan mükemmel bir kurtarışla Büyükşehir'e gol fırsatı vermedi.
Beşiktaş'ın Büyükşehir Belediye'nin uzun defans oyuncularına karşı doldur boşalt ile oynaması çok ilginçti! Giden her top duvara çarpmış gibi geriye döndü. İlk yarıda işlerini yapanlar Sivok, Ernst, Gökhan Zan, Hakan, İbrahim Toraman ve Nobre'ydi. Diğerleri konu mankeniydi.
İkinci yarıda Mustafa Denizli Delgado'ya daha fazla tahammül edemedi ve hemen 61'de dışarı aldı. Yerine giren Holosko sağ kanada geçti, Ekrem de Delgado'nun görevini yapmaya başladı. Bu değişiklik Beşiktaş'a hem orta alanda, hem de ileride daha bir canlılık getirdi. Ancak savunma hattıyla ileri uç arasındaki mesafe çok büyüktü. Bu alanda Beşiktaş hem enerji, hem de çok top kaybetti. Dönen topları da genellikle Büyükşehir Belediye aldı.
İkinci 45 dakikanın başında Beşiktaş en net pozisyonunu yakaladı. Tello mükemmel hareketlerle ceza alanına girdi, vuruşu çok az farkla dışarı gitti. Beşiktaş, ikinci yarıda da beklenen futbolunun uzağındaydı. Ama hırs vardı, istek vardı, mücadele vardı ve 3 puana ulaşma kararlılığı vardı.
Büyükşehir Belediye ilk yarıdaki görüntüsünün dışına çıkmıştı. Bu kez hedefi daha çok tek puandı. Beşiktaş kalesiyle pek fazla ilgileri yoktu. Beşiktaş özellikle uzun toplarla tehlikeli olmaya başladı. Karamboller peş peşeydi. Gol geldim geleceğim diyordu. Büyükşehir tehlikenin farkında değildi. Sonunda da karambollerden biri golle sonuçlandı. Beşiktaş amacına ulaşmıştı. Büyükşehir Belediye bu tokattan sonra kendisine gelebildi ve ilginç bir son bölüm izledik. Karşılıklı goller nefesleri kesti. İkinci 45 dakikada daha çok isteyen daha çok koşan daha çok mücadele eden Beşiktaş sahadan istediğini alarak ayrılmasını bildi. Ancak hemen hatırlatayım bu oyunla her maç kazanılmaz. Beşiktaş'ta çok kötü oynayan oyuncu sayısının bu denli fazla olması ürkütücü.

Hairdesigner
28-02-09, 11:45
Büyükşehir durduramadı
Can Çobanoğlu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=121)
Fanatik

80.dakikada taksitle gelen gole kadar, Beşiktaş, Büyükşehir Belediye’nin istediği her şeyi yaptı. Öncelikle yavaş oynadı, gol bölgesinde bir türlü çoğalamadı. Bobo ile Nobre, Büyükşehir Belediye’nin iki stoperi Barbosa ve Vinicius’nun markajından bir türlü kurtulamadılar. Onların yalnızlığını Delgado ve Tello yaklaşarak gidermeliydi. Her ikisi de gününde değildi. Ernst’in orta saha yalnızlığı, Büyükşehir Belediye’nin kalabalığının içinde Beşiktaş’ın zaafı olarak gözüktü. Abdullah hoca tehlikenin farkındaydı. Beşiktaş’ın etkili ayaklarını kalesinden uzakta tutmak için takımını sürekli uyardı. Oyunu ilerde tutmaya çalıştılar. Şut mesafesine dahi Beşiktaşlılar’ı sokmadılar. Kara Kartal’ın yapması gereken, topu indirip, ayağa hızlı pas yaparak oynamaktı. Büyükşehir Belediye’nin dengesi ancak böyle bozulabilirdi. Onu da yapacak, hiçbir Siyah-Beyazlı ayak dün gece yoktu. Biraz yapmaya kalkan Ernst’i de Büyükşehir Belediyeliler, daha pozisyon başlamadan akıllıca taktik faullerle durdurdular. Oyunun hızını kestiler, Beşiktaş’ı sinirlendirdiler. Ekrem Dağ’ın sakatlıktan sonra, eski görüntüsü yoktu. Bobo ise, kendinden beklenin çok uzağındaydı. Tello da öyle... Erman Kılıç, hem İbrahim Toraman’ın çıkışını engelledi hem de Ekrem Dağ’ı iyi kontrol etti.
Futbol enteresan oyun... Beklemediğiniz anda gol oluyor; Beşiktaş’ın ilk golü gibi... Konsantrasyonunuz kaybolunca da gol oluyor; Büyükşehir’in golü gibi... Ve galibiyet için oynayana da yardımcı oluyor; Bobo’nun golü gibi.
Kötü oyundan iyi sonuç çıkaran Beşiktaş, tahmin ediyorum haftanın kârlısı olacak.

Hairdesigner
28-02-09, 11:48
Kazanma hırsı
Vedat Okyar (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=112)
Vatan


LİGİN boyu kısalıyor. Bu yukarıda dolaşanlar için de aynı, aşağıda savaş verenler için de. Bizim işimiz Beşiktaş’la. Beşiktaş’ın bundan sonra içeride oynayacağı maçlarda puan kaybına tahammülü yok. Dün akşam için de oyun aynen öyleydi.

DENİZLİ, bana göre sahaya sürdüğü 11’le ve düşüncesiyle çok makûl bir kadro yapmış. Ama oynayanlar oyunu tutamadı. Baskı yapamadılar, gol pozisyonu üretemediler, rakibe de ilk yarı 3 tane net gol pozisyonu verdiler.

İKİNCİ yarıda tabii ki istekli olacaklardı. O isteği de gördüm. İstemekle kısa yoldan kazanmak çok ayrı iki şey. Rakibin orta göbeğindeki ikili kafa topu vermiyor. Helikopter kiralaman lazım. O da futbolda yok. Tek ilacı vardı, topu yere indirip kenarlardan oynamak. Beşiktaş onu beceremedi. Harra hurrayla gelen 2 gol zirve için ilâç oldu.

***

BELEDİYE takımıyla oynamak zor. Adamlar kendi yerlerinde en yakın akrabalarıyla bile seyirci bulamıyor. Kalabalık gördüler mi, sinsi top oynuyorlar. Rakibin de sinirini bozarak, aceleleri de olmadığı için ayağa top yapıyorlar, oynadıklarından keyif almaya çalışıyorlar. Beşiktaş, dün akşam kaybetseydi “Harç bitti, yapı paydos” diyecekti. 2 malalık 2 gol buldular, devam dediler.

***

HAKEME bir şey söyleyecek halim yok. Maçın üstüyle, başıyla da oynamadı. Ne gördüyse onu üfledi. Yardımcı hakemin Tello’nun golündeki marifeti büyük. Top olduğu gibi kalenin içinde. Ondan önce Nobre’nin attığı kafa golü var. Benim baktığım yerden Nobre değil de, sanki Holosko ofsayt.

MUSTAFA’NIN planı, projesi 2 hafta sonraki Sivas maçına kadar bir seri yakalamak. Bu ligde oynanacak kolay maç yok. Ama kolaya getirecek bir Beşiktaş var. Bu tip oyunlarda erken gol ilâçtır, anahtardır. Anahtar da Denizli’nin elinde. İyi kullanırsa vaat ettikleri olur.

KALECİ Hakan uzun zamandır oynamıyordu. Yediği golde yapacağı hiçbir şey yok. Tokatladığı topta 3 tane Belediyeli yüzleri kalenin içine doğru geldi, aralarında 1 tane Beşiktaşlı yok. Demek ki yapılacak bir şey de yok. İlk yarıda kalesine gelen bir top var, çok zordu, çıkardı. Ben Hakan’ı beğendim. Neticede Beşiktaş öcü gördüğü maçı kurtardı.

Hairdesigner
28-02-09, 11:48
Cuma ligi
Yemen Ekşioğlu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=171)
Fanatik

Tamam Halis Özkahya kötü bir maç yönetti. İstanbul Belediyesporlu futbolcular, tribün dahil her yeri gerdi. Peki sen ne yaptın Mustafa hoca? Bir takımın üstüyle başıyla bu kadar oynanır mı? Sen, pek korkak da değildin. Hep yüzde 51 hücum düşünürdün. Ama dün gece, yüzde 70 savunmayı düşündün. Yıllardır Gökhan ile İbrahim Toraman bir arada oynadı eleştirdik. Sivok ile Zapo gelince, bir oh çekmiştik. Üstelik Toraman son 3-4 haftanın en iyi oyuncusuydu, İbrahim Üzülmez ile beraber. Ekrem Dağ’ı oynatacağım diye, bu kadar sıkıntıyı yaratmana sebep yoktu. Çok kararsız kaldın hocam.
6 defans oyuncusuyla, (Gökhan Zan, Sivok, Ekrem Dağ, İbrahim Üzülmez, İbrahim Toraman ve önlerinde Ernst) Bobo ve Nobre’yi birlikte oynattın. Sezonun en çok rakip ceza alanına orta yapan takımısın ama, dün gece 37. dakikada ilk ortanı yaptın.
Maalesef Denizli dün korktu. Yönetim kurulu açıklama yayınlıyor: Ne olur takıma, camiya sahip çıkın, frene basın... Doğru, birlik, beraberlik, bütünlük lazım. Ama biraz da söyleyin, Mustafa Denizli frenden ayağını çeksin. Bu kafada, bu anlayışta, bu Beşiktaş taraftarı zaten çıldırmış, kafayı da yer.
Başta Halis Özkahya olmak üzere, bütün hakem arkadaşlardan ricam; ne olur Nobre’yi potansiyel suçlu ilan etmeyin. Adama faul yapılmıyor, resmen dayak atılıyor. Abartmıyorum ama, içinizde Allah korkusu varsa Nobre’ye biraz hoşgörü gösterin. Ve Beşiktaş’ın kaderi midir bilmiyorum ancak, cuma günleri çok sıkıntı yaşıyor. Cuma ligi, sıkıntı ligi.

Hairdesigner
28-02-09, 11:49
Sadece kazandılar
Sinan Vardar (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=262)
Takvim

Beşiktaş için Belediye maçının önemi büyüktü kuşkusuz. Karşılaşma, Siyah-Beyazlılar için lig maratonunda hem bir dönüm maçıydı hem de konuk ekip karşısında iki sezondan bu yana yaşanan talihsizliği yenme anlamı taşıyordu. Ne var ki, maçın genelinde son derece kısır bir görüntü sergileyen Beşiktaş için vasatı aşamadılar dersek çok da abartmış olmayız. Hele ki Trabzonspor ve Gaziantep maçının ikinci yarısında sergilenen futbol akıllara kazındıktan sonra dün akşam oynanan futbol tam anlamıyla bir hayal kırıklığıydı. Beşiktaş'ta dikkat çeken önemli unsurlardan biri de teknik direktör Mustafa Denizli'nin gerek sistem gerekse de oyuncu tercihlerindeki uygulamaları. Geldiği günden beri tek forvette ısrar eden deneyimli teknik adam, hele şükür bu alışkanlığı son 2 maçta bıraktı. Ancak, şimdi de forvet oyuncusundan defans yaratmaya çalışması oyuna damgasını vurdu. Belediye forvetleri, ilk yarı boyunca Siyah-Beyazlı kalede çok daha net pozisyonlar bulurken Ekrem Dağ inanılmaz sıkıntılı anlar yaşadı. Karşılaşmanın son bölümleri ise tam bir heyecan kasırgası içinde geçti. Dakikalar tükendikçe Siyah-Beyazlılar gol için rakip kaleye yüklendi, ancak forvetler kale çizgisini geçmekte bir türlü başarılı olamadı. Nobre, Siyah-Beyazlı tribünleri ayağa kaldıran vuruşu yapsa da, kalkan ofsayt bayrağı taraftarların sevincini kursağında bıraktı. Tam bir dakika sonrası Tello'nun vuruşu Büyükşehir kalecisinin kucağında çizgiyi geçtiğinde İnönü Stadı'nda sevinç nidaları yükseldi. Ne var ki bu sevinç de uzun sürmedi. Belediyespor'lu Serhat Gülpınar yeniden sessizliğe gömdü tribünleri. Tüm umutlar suya düşmüşken defansın gediklisi Gökhan Zan, sol kanattan yapılan ortaya iyi yükselerek takımını galibiyete taşıyan golü atıyordu. Siyah-Beyazlı taraftarlar da derin bir "Ohhh" çekti. Sonuçta Beşiktaş, iyi oynamadı ama, bu son derece kritik karşılaşmada 3 puanı hanesine yazdırarak yoluna devam etmesini bildi.

Hairdesigner
28-02-09, 11:49
Şili anahtarı
Basri Baykoç (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=16)
Fanatik

Yine dün gece Denizli’nin, hücuma dönük kağıt üstü düşünceleri ne yazık ki hayata geçemedi. Kaç maçtır aynı durum söz konusu. Her maç için farklı tercihlendirilen orta alan, Beşiktaş’ı hücumda amaçladığı düzende tutamıyor. Dün gece de, kısır maçı Tello çözdü. Aslında iki kalecinin de yaptığı 3 hata, skoru belirleyen unsurdu. Hasagiç sakatlanmasaydı, belki Beşiktaş daha çok sinirlenecek, Ekrem’in yediği golleri de muhtemelen yemeyecekti.
Delgado, Tello ile yan yana geldiği zaman, iki işi bir oyuncu yaptığında, Beşiktaş’ın yaratıcılığı düşünüldüğünün aksine fakirleşiyor. Üstelik dün dikkat çekici diğer olay, Ernst’in kötü oluşuydu. Cisse-Ernst ikilisinin bozulması, hem Alman oyuncunun performansını düşürdü, hem de Erman ve Efe gibi motorik özelliği güçlü olan oyunculardan kurulu Belediye orta sahasını üstün gösterdi. Buna karşılık, Beşiktaş yine Tello’nun yüksek kesmeleriyle gol peşindeydi ama Abdullah Avcı’nın uzun boylu savunması bu kez tedbirini almıştı. Hiç ters pozisyonda yakalanmadı Belediye defansı.
Beşiktaş kenarları uzun süre kullanmadığı bölümde gol pozisyonu da üretemedi. Ne zaman ki, bitime yakın bölümde İbrahim Toraman sağdan, İbrahim Üzülmez soldan gelmeye başladı; bunların sonucunda kurulan baskı, Beşiktaş’ın sayısal üstünlüğe ulaşmasında pay sahibi oldu.
Beşiktaş kalesi fazla tehlike yaşamasa da, Siyah-Beyazlı defans oyuncularının tümünün sahanın en iyileri olmaları da dikkat çekiciydi. Özellikle Toraman ve Gökhan’ı da bir adım öne alabiliriz. Beşiktaş zor da olsa bir galibiyet aldı, yine üretmeden kazandı. Tello’nun üstlendiği çilingirlik, bu maça da damgasını vurdu.
Hakem, Beşiktaş’ın nizami bir golünü iptal etti, ofsayt olanını ise geçerli saydı. Bir anlamda hatalarıyla ödeştirmiş oldu.

Hairdesigner
28-02-09, 11:50
Simülatör Denizli!
Hamit Turhan (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=138)
Fanatik

Mustafa Denizli’nin futbol literatürüne soktuğu bir deyim vardır: Teknik direktörün maçı, maçtan önce kafasında oynaması. Kendisi teknik direktör yaşamı boyunca adeta bir simülatör gibi hep maçı kafasında oynadığını anlatır. Mustafa Hoca, Belediye maçını zihninde nasıl canlandırmışsa, ilk yarı planlarının tuttuğunu söylemek mümkün değil. Bu bölümde Beşiktaş’ın soyunma odasına yenik gitmesi işten bile değildi. Bunda sahaya sürülen kırılgan kadronun yeterince mücadele etmemesinin rolü olduğu gibi, Belediye’nin orta alanda büyük üstünlük kurması da önemli etkendi. Erman Kılıç kumandasında oldukça etkili ataklar geliştiren konuk takımı kaleci Hakan Arıkan durdurdu.
İkinci yarıda ise Denizli’nin o meşhur motivasyonunun sahaya yansıdığını gördük. Zira Beşiktaşlı futbolcuların kazanma arzusu ikinci 45 dakikada üst düzeydeydi. Sahanın tek hakimi olan Siyah-Beyazlı takım, Ernst, İbrahim Toraman ve Gökhan Zan’la ikinci topların neredeyse tamamını almayı başardı. Bu durum kalesinde pozisyon vermemesine neden olduğu gibi, oyunu rakip sahaya yıkmasında da baş faktördü. Yarım devrelik bu baskıya karşın ciddi pozisyon bulmakta zorlanan Beşiktaş’ın imdadına kaleci değişikliği yetişti. Sakatlanan Hasagiç’in yerine oyuna giren kaleci Mehmet Ali, yaptığı komik hatalarla takımını yakan isimdi. 82 dakika gol sesi çıkmayan İnönü’de birbirinden ilginç 3 golün arka arkaya gelmesi şaka gibiydi. Vasatın üstüne çıkan futbol sayısının pek fazla olmadığı Beşiktaş’ta öne çıkan futbolcu yine Mert Nobre’ydi. Sahanın her tarafına koşan Kaptan, Beşiktaş ruhunu sahaya yansıtan isimdi.

Hairdesigner
28-02-09, 11:50
Orta saha zafiyeti!
Naci Arkan (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=131)
Türkiye

Bazı otomobiller vardır... 100 kilometre hıza, birkaç saniyede ulaşır...
Bazıları da vardır, gaz pedalını köküne kadar bassanız “Bana ne” demez...
İşte Beşiktaş bu ikinci sınıfa giriyor...
“Fırsat haftasında” fırsatı değerlendirmemek için 80 dakika bekledi adeta...
Hem kendini, hem tribünleri ancak bu dakikadan sonra bulduğu gollerle gaza getirdi...
***
İstanbul Büyükşehir, bu güne kadar Beşiktaş’a bir defa olsun teslim olmamış bir takım olarak geldi İnönü’ye...
Aslında pek de maç kazanmaya niyetli halleri de yoktu...
Sadece, ellerinden gelen ne varsa onu yaptılar...
Çünkü karşısındaki Beşiktaş’ın, kendilerini zor durumlara düşürecek hâli yoktu maçın başında...
Hatta ilk 45 dakikada mutlak gol pozisyonunu kaçıran da onlardı...
İskender ve Adriano‘yu etkisiz hale getirmekte zorlanan siyah-beyazlı defans, biraz da şansın yardımıyla, koca 45 dakikanın ne galibi, ne hakimi oldu...
Orta sahayı Tello ve Delgado ile güçlendiren ama bunun meyvesini toplayamayan Denizli, sadece Ernst‘in mücadeleci yanından faydalanabildi...
Ekrem‘in eski çalışkanlığından eser kalmayınca da, Beşiktaş, hücum zenginliğinin mayalarını, bu bölgede atmakta çok zorlandı...
Sanki Tello ve Delgado arasında bir problem varmışçasına bir çirkin görüntünün de yansıması, Beşiktaş’a büyük zarar getirdi...
Bobo‘nun, her yana deli danalar gibi saldıran Nobre‘nin onda biri bile olmayan katkısı yüzünden Beşiktaş, 55 dakika Hasagic‘i bir defa bile olsun, yere yatıramadı...
Mustafa Denizli‘nin ara transferde istemediği Tjikuzu‘nun organize ettiği Büyükşehir, Beşiktaş’a yenilmeme tılsımını bozdurmamak adına İnönü’de bir darbe daha yapmaya hazırlanıyordu ki, Tello‘nun golü, hesaplarını bozdu...
Beşiktaş’ın 80. dakikada bulduğu golün üç dakika sonrasında kalesinde gördüğü gol tam her şeyi alt üst etmişken, bu defa Gökhan tuhaf bir golle tılsımı bozdu...
Böylesine sıkıntılı bir maçta tribünleri sevindirmek için 80 dakika vızıltısı bile duyulmayan Beşiktaş’ın, orta saha zafiyetini halletmediği sürece, şans her zaman yanında olmayacaktır

Hairdesigner
28-02-09, 11:51
Beşiktaş 9 doğurdu
Ömer Güvenç (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=44)
Akşam

İki hafta önce Trabzonspor'a karşı süper oynayan ama kazanamayan geçen hafta şampiyonluk yolunda çok keskin virajı 3-1'e geçen Beşiktaş, dün Büyükşehir Belediye karşısındaydı.
Herkes Beşiktaş'ın bu maçı rahat kazanacağı inancındaydı. Ama hiç de öyle olmadı. Hatta tam aksi oldu. Beşiktaş, çok ama çok zor kazandı.
Zaman zaman Beşiktaş'ın zor kazandığı maçlar oluyordu ama o maçlarda iyi oynayıp da zor kazanıyordu.
Açık söylemek gerekirse; dün Beşiktaş, hem kötü oynadı hem de çok zor kazandı.
Bir takımın iyi futbol oynaması için topun o takımın futbolcularını ayağında kalması lazım. Ama dün öyle olmadı.
Tello, Delgado, Bobo gibi top tekniği çok fazla olan oyuncular bile inanılmaz pas hataları yaptılar. Böyle olunca Beşiktaş, pozisyon bulmakta zorlandı.
Pozisyon bulamayınca doldur-boşalta başladı. Oysa doldur-boşalt Beşiktaş'ın hiç de oyun tarzı değildi.
Gol de gecikince doldur-boşalt yerini telaş ve paniğe bıraktı.
Böylesine yetenekli ve kaliteli futbolcuların bulunduğu takıma ne doldur-boşalt yakışıyor ne de telaş ve panik.
Beşiktaş'ın attığı iki golde de bir organizasyon yoktu ve goller karambolden geldi.
Eğer Beşiktaşlılar, bırakın güzel futbolu; üç puan olsun da nasıl olursa olsun diyorlarsa söyleyecek bir şeyim yok.
Ama şunu söyleyebilirim; Beşiktaş sahadaki 11'le kulübede oturan futbolcularıyla iyi bir takım ve çok daha iyi oynayarak kazanmalı.
Dünkü galibiyet; Beşiktaşlıların belki de bu sezon en çok sevindikleri maç oldu.
Ama Beşiktaşlılar, bu galibiyet sevincini yaşarken de 9 doğurdu.

Hairdesigner
28-02-09, 11:51
Az şekerli helva
Kenan Karcı (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=186)
Bugün


Biraz, "Deli dolu" olmalı. Kazandığın sürece haklısın ama futbol sadece, Mustafa Denizli'nin senaryosunu yazdığı bir sahne oyunu olmamalı.
Bir gün önce Ali Sami Yen'de, Bülent Korkmaz'ın ilk maçına çıkmasına rağmen cesur kararlarını ve tribünleriyle bütünleşip zafere koşan takımını izledik.
Bir gün sonra İnönü'de Mustafa hocanın kalıplarına sıkışmış, futbolun lirizminden uzak, tribünün ruhuna ayak uyduramayan takımnı gördük.
80 dakika izlemekten sıkıldığımız bu taktik mücadelesini bozan Tello'nun golü oldu. İşte o golden sonra, "Doğaçlama" bir sistem gelişti.
Özellikle sahasında oynayan Beşiktaş, tribünlerden aldığı coşku ve heyecanı sahaya yansıtınca skor avantajını da lehine çevirmeyi başardı.
Ama Beşiktaş'ın dünkü futboluna bakarak şampiyon olacağını söylemek çok yanıltıcı bir iddia olur. Ben Mustafa Denizli'nin oyun anlayışının Beşiktaş'ı dizginlediğini düşünüyorum.
Beşiktaş kalite ve kapasite olarak şampiyonluğa ulaşabilecek bir ekip. Ancak bunu başarsa da pek tadını çıkartacak gibi değil.
Ben Beşiktaş'ın, gelin almaya giden erkek tarafı gibi davulla zurnayla, "Gümbür gümbür" yürüyecek cesaretinin olduğunu biliyorum.
Ama Mustafa Denizli, belki babası vermez düşüncesiyle gelini "Sinsi sinsi" kaçırma planları yapan köyün sevdalı delikanlısı gibi davranıyor.
Böyle olunca da coşku ve heyecan çevreye fazla yansımıyor. Yine de zaman daraldıkça ve iddia arttıkça bu hava değişir diye umut ediyorum.
Beşiktaşlı yöneticiler sürekli, "Un var, şeker var, su var, helvayı hoca yapar" diyorlar. Ama hoca biraz cimri. Şekeri az koyuyor.

Hairdesigner
28-02-09, 11:52
Beş dakikada Beşiktaş
Suavi Yardımoğlu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1835)
Tercüman

Mustafa hoca, sahaya çıkarken yüzde 51’i bulmuştu kendince. Nobre ve Bobo’yu birlikte oynatan, çift ön liberoyu terk edip Cisse’yi eleyen ve Delgado’ya şans vermişti, kurt hoca... Denizli, hücuma bir artı kontenjan tanımıştı.
Cezalı Rüştü yoktu. Holosko 61’de oyuna girdi. Beşiktaş’a üç maçta da geçit vermeyen Büyükşehir faktörü göz önüne alındığında Ekrem’le başlanması normaldi.
İbrahim’in rakibi “üzen” bindirmeleriyle golü beklemeye koyulduk. Üç maçlık özlem bitecek miydi?
Ne var ki ağları ilk bulan Büyükşehir oldu. Neyse ki Halis Özkahya, Barbosa’nın Gökhan’a faulünü iyi saptadı.
Alışıldığı üzere, herkes sahada bol forvet görmek istiyor. Oysa gol alanlarına topu çabuk aktarıp, orta alanı çabuk geçip, ön bölgede yeteneklerini konuşturmak daha faydalı. Futbolu 70 metrede değil 30 m.de, mümkünse 20 metrede oynamak, “bir” değil “yarım” hücumcuyla bile sonuç verebiliyor.
Bank Asya’dan tanıdığımız İskender’le 37. dakikada Büyükşehir kabusu yine hortladı. Önce İskender, ardından koca sahayı tek başına geçerek kaleyi gören Polonyalı Marcin, Beşiktaş’ın aklını başına getirdi. Evdeki hesap çarşıya uymamıştı.
İşin acı tarafı; koca bir yarı boyunca ne Delgado’yu ne de Bobo’yu sahada görebildik. Hucüm ağırlıklı kadro, Üzülmez’in birkaç çıkışı, Nobre’nin denemeleri ve Tello’nun “dağlara taşlara vuruşları” dışında hücum zenginliği üretemedi.
Rakip kaleye “az” ama “öz” inen Büyükşehir’in pozisyonları daha netti. Bir gün “şahin” öbür gün “serçe” görünümündeki Büyükşehir, yine “aslan” kesilmişti İnönü’deÖ
57’de Delgado’nun Tello’ya aktardığı nefis bir pası da kendisine atılan kemendi önleyemedi.
Nobre’nin direkten dönen topu, sayılmayan gol, derken. Maç beş dakikaya sığıverdi. Tello - Nobre işbirliği golü getirdi ama yardımcı Özgür Fatih Kalaycı ofsayta hükmetti, aynı yardımcı Tello’nun golüne “okey” vererek Beşiktaş tribünlerine bayram yaptırdı. İki kararı da doğruydu. Kendi topuna giderek Toraman adeta golün yaratıcısı oldu.
Galibiyet sevinci 4 dakika sürdü. Bu kez Erhan Sönmez’in kararı maça damgayı vurdu. Ancak bize göre Büyükşehir biraz fazla kalabalıktı, kale önünde bize biraz ofsayt gibi geldi.Beşiktaş Mehmet Ali’nin ikramını iyi değerlendirdi. Gol elbet gelecekti. Deyim yerindeyse “beş dakikada Beşiktaş” oldu. Beşiktaş üç maçtır yenemediği rakibi karşısında tarihi bir galibiyet elde etti.Beşiktaş seyircisi muhteşemdi. Ama tıpkı Galatasaraylılar’ın Sabri’ye yaptığı gibi Hakan Arıkan’a da tribünden atılan laflar bu güzelliğe gölge düşürdü.

Hairdesigner
28-02-09, 11:53
10 dakikalık maç
Akın Göksu (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1893)
Türkiye

İlk yarıyı kesintili seyredenin kafası karışır. İlk 30 dakikaya kadar maçı izleyen bir Beşiktaşlı, çıkıp gitse 5 dakika sonra geri gelse, ne oldu bu takıma 3-5 dakikada der. Dakika 15’te Delgado‘nun volesi ahlar vahlar arasında dışarıya. Daha bunun gibi birkaç pozisyon ilk 30 dakikada. İşte bu andan sonra orta sahası arı gibi çalışan Beşiktaş, küt diye durdu. Neden? Fizik güç birden bitti de ondan. Daha doğrusu Delgado bitti.
Bundan sonra ne oldu? 31. dakikada İskender, 36’da yine İskender ve 40. dakikada Kus‘un müthiş pozisyonları vardı Beşiktaş kalesinde. Bu bölümde Beşiktaş sahada yok. Belediye güçlü, teknik kapasitesi yüksek ve Beşiktaş titrek.
61. dakikada Denizli Delgado‘yu çkardı Holosko‘yu oyuna aldı. Aslına bakarsanız maçın rüzgârı döndü diyemedik. Taa ki, Beşiktaş’ın Nobre ile 79. dakikada attığı sayılmayan gole kadar. Hemen arkasından da onun rüzgârıyla Tello Beşiktaş’ı öne geçirdi.
Aslına bakarsanız Türkiye’de bütün maçlar 60. dakikadan sonra başlıyor. Futbolcular inisiyatif alıyor bu dakikadan sonra ve bildikleri gibi top oynamaya başlıyor. Nitekim Belediyespor Serhat‘la az sonra beraberliği kazandı. Hemen ardından da Gökhan‘la ikinci golü geldi Beşiktaş’ın.
Yani 10-11 dakikada maçın defteri dürüldü dersek doğru olur.
Abdullah Avcı‘nın sinir bozucu zaman geçirme taktiğini maçın ilk dakikasından itibaren İstanbul Belediyespor futbolcuları iyi uyguladı ve Beşiktaşlı taraftarları hasta etti. Bunun yanı sıra karşılaşmanın hakemi Halis Özkahya da, hani verse de olur vermese de olur faul pozisyonlarda Beşiktaş aleyhine düdük çalınca, taraftar bakımından işler iyice karıştı. İnsan biraz da profesyonel olur. Öyle neticeye pek tesir etmeyecek durumlarda maçı elinde tutması gerekirdi hakemin. Aslına bakarsınız maçı yıkacak hatalı bir karar da vermedi.
Sonuç; futbol oynamaya uygun havada 20 bin Beşiktaşlı taraftarın İnönü Stadı’nda izlediği karşılaşmada, 10 puan üzerinden maç 6 puan aldı. Bunun 3’ü Beşiktaş’ın, 3’ü de Belediyespor’un

Hairdesigner
28-02-09, 11:56
Kazanmak esastır
Ali Gültiken (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=1808)
Sabah


Büyük takımlar farklarını çabuk oyunlarıyla, temposuyla ve agresiflikleriyle ortaya koyar. Beşiktaş, bunu Büyükşehir karşısında küçük bir bölümde ortaya koymasına karşına kazanmasına yetti.
Oyunun ilk yarısında kötü ve düşük tempolu bir Beşiktaş izledik. Rakip sahaya çok çabuk gidemeyen, ileride çoğalamayan rakibin arkasına koşular yapamayan bir görüntü içerisindeydi. Bunda orta saha oyuncularımın etkisizliğinin yanında defansın da biraz daha geride kalmasının payı vardı. Orta alanda Delgado'nun verimsizliğinin yanında Tello'nun pas hataları, Sivokve Ernst'in de çok geride kalmasıyla böyle birBeşiktaş görüntüsü ortaya çıktı.Bu yarıda Hakan'ın üst düzey performansı ve kurtardığı pozisyonlar olmasa Beşiktaş sezonu 2-0 yenik kapatabilirdi. Beşiktaş'ın ilk yarıda sadece 2 korner kullandığını düşünürsek etkinliğinin ne kadar olduğunu ortaya koyabiliriz.
Beşiktaş 2. yarılarda daha iyi performans ortaya koyuyor ve bu bir kez daha tekrar etti. Öne doğru daha çabuk çıktı, orta saha oyuncuları Delgado-Holosko değişikliğinin katkısı ve Tello'nun orta alana geçmesiyle daha etkili hale geldi. Agresif Bobo ve Nobre ikilisinin de mücadelesi de rakibin dengesini daha da bozar hale geldi. Fakat bazen bunları da yaptığınızda yetmeyebilir. O zaman defanstan artı bir oyuncunun gelip rakibin dengesini bozması ve artı katkıda bulunması gerekir.

GÖKHAN ZAN KURTARDI
İşte Beşiktaş'ın ilk golünde Toraman'ın ileriye çıkıp Tello'ya asist yapması bunun en güzel örneğiydi. Bunu pekiştiren 2. olay da Gökhan Zan'n maçı kurtaran golüdür. Hep söylediğim gibi yine tekrar ediyorum, şampiyonluğa giderken ne şart altında olursa olsun, hangi oyun şekliyle olursa olsun kazanmak önemlidir. Dün Beşiktaş oyun olarak belki eleştirilebilir, belki hoşa gitmeyen futbol oynadı denilebilir, ama ben böyle demem.
Benim için kazanmak esastır.

Hairdesigner
01-03-09, 03:47
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Çarpılır insan!

Kabul, bir grup olarak eksiği ve zaafı var sarı-lacivertli kadronun. Ama en güçlü insan ve gelişmesini tamamlamış toplumların da eksiği, zaafları var... Sivasspor'da Hayrettin'in yedeği Faruk. Oysa Carlos'unki Vederson. Bülent Uygun 1 kazanıyorsa, Aragones 4 kazanıyor. 5 ise Sivasspor kadrosunun değeri, Fenerbahçe'ninki 6 katıdır. Tesis, ekonomik güç, medya desteği, tecrübe ve taraf konularında aradaki farkın Fenerbahçe lehine dağlar kadar olduğunu zaten biliyoruz. Eksik ve zaafı varmış kadronun... Allah çarpar insanı, tek kusurlu olarak kadroyu gösterirsek. Bursaspor'da Sercan ve Gençlerbirliği'nde de Soner gibi gençler çıkıyor ama Fenerbahçe eksiklerini giderecek gençler bulamıyor. Efendim, futbolcular koşmuyormuş. Yahu düşünce, sezgi ve çevre görüşünde sıra dışı olan Alex yırtınıyor sezon başından beri. Ve Kazım hariç, koşmayan, çırpınmayan tek futbolcu yok Fenerbahçe'de. Ama Aragones'in sistemi, tercihleri ve vizyonu yüzünden sıradanlaştı sarı-lacivertliler.

Kadroda sorun yok
Bu sezon en çok solundan gol yedi Fenerbahçe. Solda Vederson-Uğur, vazgeçemediği sisteminde Alex-Semih ikililerinin daha yararlı olduğunu göremeyen bir teknik adamın kartvizitindeki 'Avrupa Şampiyonluğu' tesadüf değilse nedir? Gördünüz işte, hemen her maçta, ilk fırsatta oyundan alınan Uğur Boral oyunu forse ettiği gibi iki tane de gol attı. "Ağır" denilen Alex düşünce ve sezgi de olduğu gibi, koşuda da ağızlara "tıkaç" olacak kadar koştu ve Fenerbahçe onun önderliğinde ligin en az gol yiyen iki takımından biri olan Sivasspor'a tam 4 tane gol atarak, lige yeniden tat getirdi. Dolayısıyla bu sezonki görüntünün nedeni eksik, zaaf veya futbolcuların niyeti değil, Aragones'tir. Bu yüzden de Fenerbahçe'nin bu sezonki düş kırıklıklarını "kadro yetersizliği" ne bağlarsak, çarpılırız.

Hairdesigner
01-03-09, 03:47
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Uğur'un gecesi

Kadıköy'de dün akşam herhalde herkesin hatırında kalacak bir maç yaşandı. Daha 10 dakika bitmeden skor 1-1'di. İlk devre sonunda sahada 5 gol vardı. Sivasspor, Kamanan'ın çıkardığı topta Mehmet Yıldız'ın kafasıyla öne geçtikten sonra Fenerbahçe tribünlerinde bir "acaba" oldu. Ama bu acabayı sahadaki Fenerbahçeli futbolcular öyle güzel bir mücadeleyle galibiyet haline getirdiler ki Kadıköy'e gelen taraftarlar stattan çok mutlu ayrıldı. Emre Belözoğlu mükemmeldi. Aragones'in siteminde en fazla eleştirdiğimiz bu futbolcu, tek bir pas hatası yapmadan oynadı. Alex'i söylemeye gerek yok. Zaten komuta ondaydı. Atılan gollerin başlangıcında hep onun payı vardı. Kaptan, dün görevini en iyi şekilde yaptı. Alex görevini yaptığı zaman, ülkemizde en iyi anlaştığı futbolcu olan Semih ne yapacaktı? O da ona ayak uydurdu ve Fenerbahçe'nin, bizim beklediğimiz galibiyeti geldi. Yalnız burada Uğur Boral'ı dışlamamamız lazım. Sahanın tek yıldızıydı. Bu çocuğu her daim ıslıklayanlar ve yuhalayanlar artık şapkalarını önlerine koyup biraz düşünsünler.

Haftaya da böyle olsun
Deniz ve Deivid'in akıl almaz pas hatalarına karşın Fenerbahçe'nin, lider takıma 9 kişiyle saldırması takdire şayandır. Fenerbahçe özellikle Kadıköy'de kimseye boyun eğecek takım değildir. Sevgili Bülent Uygun elbette galibiyet için geldi ama kime geldiğini galiba unuttu. Yıllarca Kadıköy'de top oynamış olan Bülent, Fenerbahçe'yi kendi kafasına göre küçük görmemeliydi. Bu sonuç kime yarar bilemem. Beni de ilgilendirmez. Lider olan takımı 4 golle yenmişse o zaman Fenerbahçe'nin de şampiyonlukta iddiası var demektir. Ama deplasmanlarda Aragones'in sisteminde Fenerbahçe'nin başarısız olduğunu düşünürsek, bu nereye kadar doğru olur bilemem. Umarım haftaya Kayserispor deplasmanında da aynı hırsı, aynı futbol güzelliğini ve aynı golleri görürüz.

Hairdesigner
01-03-09, 03:48
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Sıra 'Kupa'da

Fenerbahçe dün akşam şampiyonluğun en büyük adayı gösterilen Anadolu'nun yıldızı Sivasspor'u futboluyla da golleriyle de Şükrü Saracoğlu'nun çimlerine gömdü. Hem de oyunun başında iki defa yenik duruma düşmesine rağmen. Sarı-lacivertlilerde Alex, Emre, Uğur ve Lugano başta olmak üzere takımın ilk bölümü 90 dakika rakiplerinden daha çok koşarak, iki misli iyi pas yaparak ve birbirinden güzel goller atarak gerçek gücünü ortaya koydular. Maçın bir güzelliği de kırmızı-beyazlı takımın rakibiyle başa baş mücadele etmek isteği ve açık futbol oynaması nedeniyle ortaya güzel bir futbolun çıkmasıydı. Karşılaşmanın önemini dikkate alan Fenerbahçeli futbolcular yedikleri şanssız gollere hemen karşılık vererek seyircinin desteğini de devamlı elde tuttular.

Günün kahramanı Uğur
Eğer Deivid ile Deniz çok top kaybetmeseler, defans hatası yapmasalar yedikleri goller önlenebilir, attıkları da artardı. Günün kahramanı iki kafa golüyle Sivas defansını parçalayan Uğur'du. Alex ve Emre orta sahada çok iyi top kullanarak ataklarda etkili oldular ve burada üstünlük kurdular. Bir hafta önceki kadrodan sadece Carlos'un yerine Vederson oynamıştı. O da görevini başarıyla yaptı. Ve bu kadro esas futbolunun geçen haftakiler değil böyle zevkli ve her rakibi yenecek bir kalitede olduğunu gösterdiler. Maçın genç hakemi sertliğe müsamaha göstermesi yanında oyun 1-1 berabere sürerken (dk. 20) Kanfory'nin elle kestiği topa penaltı vermeyerek bu sezon sanırım Fenerbahçe'nin onuncu penaltısının da verilmemesine neden oldu. Üstelik isyan edenlere de sarı kartları gösterdi. Şimdi sırada, hafta içindeki kupa yarı finali var.

Hairdesigner
01-03-09, 03:48
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Boşuna sevinmeyin

Sivasspor ve Fenerbahçe için dünkü maçın anlamı çok büyüktü. Sivas galip geldiği takdirde liderliğini pekiştirip, şampiyonluktaki bir rakibini de devre dışı bırakacaktı. Ama hesapları tutmadı. Yiğidolar karşılaşmaya golle başlamasına rağmen hemen golü yiyince dengelerini de kaybettiler. Tekrar galip duruma geçtiler ama yine sevinemeden beraberlik golünü kalesinde gördüler. Bunun sonucunda fizik gücü olarak da oyundan düşmeye başladılar. Kora kor mücadele gibi görünse de Sivasspor'un orta sahasında üç haftadır bir düşüş var. Orta alanda pres yapamayınca Alex boş kaldı, Emre de iyi toplar yapınca Fenerbahçe, lider karşısında istediği oyunu oynadı. İlk yarıda mücadele gücü yüksekti. Ancak ikinci yarıda Sivasspor sahada yok gibiydi. Fenerbahçe daha baskılı oynadı ve hak ettiği galibiyeti aldı.

Göçek, Alex'i atamadı
Sivasspor şampiyonluktan koptu mu? Hayır. Averajla da olsa ligin zirvesinde yer alacak. Bu tür yenilgiler elbette olacaktır. Sivasspor bunu bir kaza olarak değerlendirmeli ve önündeki maçlara bakmalı. Belki de yenilgi kredisini bu maçta kullandı. Şimdi Sivassporlu futbolcuların ayaklarının yere basma zamanı. Moralsizliğe düşülmemeli. Eğer çabuk toparlanmazlarsa geçen sezonki gibi bu yıl da hayallerini gerçekleştiremezler. Sivasspor için kupa maçı da bu açıdan önem taşıyor. Fenerbahçe karşısında alacağı sonuç lige de yansıyabilir. Önemli olan yenilgilerden ders çıkarıp, hataları gidermektir. Bülent Uygun'un da bunu yapacağına inanıyorum. Dünkü Sivasspor yenilgisine sevinenler çok olmuştur. İnşallah sevinçleri sezon sonunda kursaklarında kalır. Takdir ettiğim Hüseyin Göçek ise Sedat'a yaptığı harekette direkt kırmızı kart da gösterebileceği Alex'e sarı bile çıkarmadı. Demek ki Alex'in dokunulmazlığı var!

Hairdesigner
01-03-09, 03:48
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1267.jpg Hayata dönüş

Sağlık problemlerim nedeniyle siz dostlarımdan uzun süredir ayrı kalmıştım. Bu süreçte bizleri hiç yalnız bırakmayan Fotomaç ailesine ve tüm kıymetli dostlarımıza yürekten teşekkür ederim. Yoğun bakım günlerinden sonra Fenerbahçe'nin maçını izlemek bana adeta Tanrı'nın bir lütfuydu. Lider Sivasspor ile oynanacak bu en kiritik maçta, sarı-lacivertliler lige ya havlu atacaklar ya da yeniden umutlanacaklardı. Sanki bir yılın emeği bu müsabakaya kilitlenmişti. Nekaat döneminde koltuğuma da oturmaya çalışırken Sivas'tan yenilen golün şoku üstüme kâbus gibi düştü. İçimdeki koru Allah'tan Uğur Boral çabuk söndürdü. İki takım da hızlı ve tempolu futbolla ilk 45'te fırtına gibi bir maç çıkardılar. Karşılıklı atılan müthiş gollerle devrenin 3-2 Fener lehine sonuçlanması futbolu benim gibi özlemiş bir insana sunulmuş bir zemzem gibiydi.

İlk kez bu kadar istekli
Sivas'ın oynadığı futbola ve bulunduğu yere alkış tutarken uzun süredir bu kadar hırslı ve istekli oynayan Fenerbahçe'yi de kutluyorum. Ayrılığın yarattığı hasretten ikinci yarıda da oyunun canlılığına hayran kaldım. Herhalde narkozun etkisinden bir ara Güiza'yı kenarda görünce "Bu adam hâlâ buralarda mı?" diye düşünmedim de değil. Ama Aragones onu 80'lerde oyuna alınca ayıldığımı ve hayatın acı gerçekleriyle yine karşılaştığımı anladım. Eğer Fenerbahçe bu temposunu derbilerde de devam ettirirse Avrupa kupalarında önümüzdeki sezon yine yer alabilir düşüncesindeyim.

Hairdesigner
01-03-09, 03:48
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Suç ve ceza

İlk iki kanat topu iki gol getirince ilk 4 dakika sıcacık oldu soğuk havada. Sivas iki santrforla cesaretli gözüküyordu ama orta sahasının göbeğini sadece koşan ancak pas yapamayan adamlarla doldurunca maç boyu sadece 6 şut atabiliyordu. Buna rağmen, çıkarken top kaybı yapmaya yemin etmiş gibi gözüken Deniz ve Deivid'in katkılarıyla öne de geçtiler, dönen topu kullanmanın kıymetini Murat'la bilerek. Soğuk havada takım elbiseyle çıkıp, paltosunu değil aynı zamanda Alex'i unutmak Bülent hocanın hatasıydı. Alan savunması yapacağım diye Alex markajsız kaldı, Brezilyalı hesap kesti. Uğur'un ekstra katkısını herhalde kendisi bile beklemiyordu ama Boral son bir-iki haftadan intikam alıyordu. Böylece de hâlâ tek sanrforla oynatan Dede'nin imdadına yetişiyordu.

Ligin trajikomik yanı
İkinci yarıda Uygun, hatasını anlayıp Murat Erdoğan'ı ters ayakla sağa yardıma gönderince Fenerbahçe'nin soldan atakları yavaşlıyor, Onur da Alex'e yapışıyordu. Ama bu sefer de Güiza'nın yerine sanrfor oynaması gereken (!) Lugano gözden kaçıyordu. Emre gizli kahraman oluyor, tüm gol pozisyonlarının bir veya iki pozisyon önünde mutlaka bulunuyordu. Semih ise Dede'ye "Tek ise santrfor, o benim!" diyordu. Balili hamlesi riski maksimuma çıkarmaktı. Zaten dördüncüyü de ondan sonra yediler. Ligin en az yiyenine, ligdeki en kötü sezonunu yaşayan takımın 30 dakikada 3 gol atabilmesi trajikomikti. Yine de iştahı artmış Fenerbahçeli oyuncular bu maçın önemini Sivas'tan daha iyi kavramışlardı. Ne de olsa oynadıkları yer 43 golün 33'ünü yazdıkları Saracoğlu arenasıydı.

Hairdesigner
01-03-09, 03:48
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1355.jpg Emre'nin maçı

İlk olarak iki takıma da bu güzel mücadeleyi seyrettirdikleri için tebrik etmek lazım. Dün Sivas takımı Kadıköy'de şu atmosferi ve şu gerginliği yarattırabiliyorsa bunu tebrik etmek gerek. Süper Lig'de birkaç tane daha Sivasspor gibi takım olsa genel anlamda kalite bir anda müthiş artar. Gelen Fenerbahçe taraftarının aksine, hakemin de iyi maç yönettiğini düşünüyorum. Penaltı pozisyonu bence penaltı değildi. Maçın genelinde de bu güzel futbola yardımcı olan bir hakem vardı. Sahanın en iyisi Fenerbahçe adına Emre Belözoğlu idi. Zaten Emre üst üste maç oynadıkça formunu bulmaya başladı. Sakatlanmadan bu şekilde devam ederse Fenerbahçe'ye çok büyük faydası olur. Emre dün 10 üzerinden 9'luk bir performans sergiledi. Ama yanındaki Deniz o kadar kötüydü ki bir de onun için iki kişilik oynamak zorunda kaldı.

Alex çok hırslıydı
1. dakikada Alex'in hareketlerinden bu maçın kaybedilmesini kabul etmeyeceğini anlaşılmıştı. Alex müthiş bir hırsla ve arzuyla oynadı. Uğur'a attırdığı üçüncü gol, bilgisayar oyunundaki kadar düzgün ve muazzamdı. Semih, Gökhan Gönül ve Lugano maçın diğer iyi isimleriydi. Ayrıca Gökhan Emreciksin iki haftadır oyuna girdikten sonra olumlu işler yapıyor. Ali Bilgin ve Burak Yılmaz gibi isimlerden çok daha verimli olacağını daha ilk günden kanıtladı. Sonuç olarak Fenerbahçe, seyircisini de arkasına alarak çok istekli ve tempolu bir oyun ortaya koydu. Bakalım haftaya Kayseri deplasmanında aynı arzu olacak mı?

Hairdesigner
01-03-09, 03:49
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Kim inanıyor?

Biri Süper Lig'in lideri, öbürü direği! Birinin toplam maliyeti 10, diğerinin 100 milyon euro! Birinin teknik direktörü neredeyse cumhuriyetle aynı yaşta, öbürünün hocası henüz çıtır! Dün geceki karşılaşmanın adı maç değil adeta savaş! F.Bahçe kaybederse şampiyonluk yarışına havlu atacak, Sivas'ın ise kaybetme kredisi var. İki takım sahaya çıktığında kimin daha çok kazanmak istediği esame listelerinden okunuyordu. Sivas Teknik Direktörü Bülent Uygun, Mehmet Yıldız ve Kamanan'la çift forvet sahaya çıkarken, kendi evinde saha ve seyircisi önünde oynayan F.Bahçe'nin hocası, forvet hattını sadece Semih'ten oluşturmuştu. İlk yarıda tam 5 gol atılmasının gerçek sebebi iki takımın da açık futbol ortaya koymasıydı. Sivassporlu oyuncular, rakibin isminden korkmadan saldırdılar ve iki kez öne geçmeyi başardılar. Ama Alex faktörünü unutmuşlardı! Brezilyalı yıldız, 'isteyince' oynuyor, atıyor, attırıyor. Koskoca F.Bahçe camiası da Alex'in ağzının içine bakıyor, "Acaba bu maç oynar mı" diye!

Kazanması sürpriz
Başkan Aziz Yıldırım bile ümidini kaybetmiş, "Tüm çabalarımıza rağmen futbolcularımızın yaşattığı hayal kırıklığı sürmekte, kupa ve lig şampiyonluğu şansımız devam etse de futbol gelecek için umutlandırmıyor" diyor. Şampiyon adayı takımın başkanına bak! Hoca bilmem ne yaparsa cemaat ne yapar hikayesi! 'Kaya gibi' denilen ve Süper Lig'in en az gol yiyen Sivasspor savunması, dün gece çok kötü durumlara düştü. Bunda sarı-lacivertli futbolcuların başkan Aziz Yıldırım'dan daha çok şampiyonluğa inanmalarının etkisi büyüktü! Ve tabii F.Bahçe taraftarının inanılmaz desteği... Kazanarak şampiyonluk umutlarını yeniden yeşerten F.Bahçeli futbolculara helal olsun. Ama şunu sakın unutmayın; 100 milyon euroluk takım 10 milyonluğu tabii ki yenecek! Ama şu sıralar F.Bahçe'nin kazanmaması değil, kazanması sürpriz! Şu "inat" insanı ne hallere düşürüyor!

Hairdesigner
01-03-09, 03:49
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1752.jpg Ligin yıldızı!

Dün akşamki maç öncesi en çok merak edilen konu Fenerbahçe'nin performansıydı. Herkes, her maçında şaşkınlığa neden olan Fenerbahçe'nin, ligin yıldızı gösterilen Sivasspor karşısında ne yapacağını merak ediyordu. Görüldü ki Fenerbahçe, 'ligin yıldızı' Sivasspor'u sahadan sildi. Peki bu nasıl oldu? Bir hafta önce ligin en kötü futbolunu oynayan Fenerbahçe, nasıl oldu da bir hafta sonra inanılmaz bir performansla güçlü Sivasspor'u 4-2 yendi? Üstelik maçın başında 1-0, sonra da 2-1 geriye düşmesine rağmen... Fenerbahçe, her zaman olduğu gibi dün akşam da görüntüsü olan ama ruhu olmayan 1-2 futbolcuyla sahaya çıkmıştı. Özellikle imzayı atanlar, huzura ermiş gibiydi. Maçın en kötülerinden ikisi Deivid ve Deniz'di.

'Azizsilin' yaramış!
Fakat bu kötü futbolcuların aksine mücadele anlamında, futbol zekası anlamında inanılmaz şeyler yapan birkaç futbolcu da vardı. Onlardan bir tanesi herhalde "Azizsilin"i fazla almış ki her hafta böyle oynasa şu andan sonra bile Fenerbahçe'yi şampiyon yapar. O da Alex'tir.. Aslında oynasa neler yapabileceği bu maçta bir kez daha görülmüştür. Bir de buna maçın başında taraftarın "Sahada basmadık yer bırakmayın" sözüne uyan tek futbolcu olan Emre Belözoğlu'nu eklemek şart. Emre, duyguları ile futbol oynayan biri. Eğer sağlıklı olursa bu performansı, bu azmi Fenerbahçe'ye çok şey katar. Bu iki futbolcuya eklenecek önemli oyunculardan biri de Lugano'dur. Mehmet Yıldız'ın yıldızını söndürmüştür. Mehmet, aslında Sivas gibi şişirilen bir futbolcudur. Sadece güç, futbolda bir işe yaramaz. Biraz da maçın hakemine değinmek lazım... Yani inisiyatif kullanmakla ilgili ciddi problemler yaşayan hakemlerimiz bence doğru karar vermekte de sorun yaşıyorlar. Bu problemler maçların kaderini etkiliyor. Allah'tan dünkü maçın başında yaşanan gerginlik kısa sürede yumuşadı. Yoksa hakemin işi daha da zor olacaktı...

Hairdesigner
01-03-09, 03:49
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Tebrikler Kayseri

Kayserispor Başkanı Recep Mamur'a herkesin sorduğu o bıkkınlık veren soruyu ben de sordum: Mehmet Topuz'u ne zaman satıyorsun başkan? Biraz tebessüm ederek cevapladı: Onu satarsak yeni yaptırdığımız Avrupai stadı kiminle dolduracağız? Doğru söylüyordu. Böyle muhteşem bir stadı, ancak onu ve yeni yıldızları sahaya süren bir takım doldurabilirdi. Yanı başında bir Sivas örneği ve başarısı dururken başka örneğe gerek var mı? Bir dönem Galatasaray'ın hemen her yıl biz gazetecilere bir stat maketi(!) sunduğu bir ortamda Kayseri'nin, hem de bir Anadolu şehrinde çok modern ve hepimize gurur veren bir abide sunması, herkese bunun yapılabileceğini göstermesi takdir edilmez de ne yapılır. http://www.fotomac.com.tr/2009/03/01/im//9C87239BF04456499F437F7Dy.jpg Helal olsun Kayseri'ye ve KayseriliyeBu modern stada ismini ve parasını veren merhum Kadir Has'a rahmet diliyorum. Bütün bu başarıya karşılık öne çıkmayan Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'ye, harcını karan işçisinden, çivisini çakan ustasına kadar herkese tebriklerimi yolluyorum. Bu eser onlarınKadir Has Stadı'nı biraz tanıyalım isterseniz: 196.000 m2 alan üzerine kurulu, normal lig maçlarında 40.458, uluslararası maçlarda güvenlik gerekçesiyle 32.864 kişi kapasiteli. 26 loca, 80 kişilik bir adet ****terya, 100 kişilik restoran, 5000 ve 1000 kişilik iki adet AVM, 1785 araçlık otopark. Futboldaki güzellikleri arayanlara "Kayseri'ye has bir güzellik" olarak stadı gösteriyorum.

Hairdesigner
01-03-09, 03:49
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1734.jpg Trabzon'un misyonu

Trabzonspor, Antalyaspor deplasmanına umutlu gitti. Bordo-mavililer alınacak bir galibiyetle zirve yarışından kopmamak ve camiaya verilen güveni tazelemek hedefinde. Futbolda skorlar her daim elde edilir. Bugün olmasa yarın, ya da başka bir hafta istenen alınır. Başkan Sadri Şener ve ekibi futbolun dışında farklı bir misyonlar da üstlendi. Gözden kaçan bu misyonlar, sportif başarının gölgesinde kalmaması lazım. Yönetim, önce Trabzonspor'un marka değerini yukarı çekmekle işe başladı. Ardından Trabzon'un sembolü olan 'kolbastıyı' ülkemize sevdirdi. Ününü ülke sınırlarına taşırdı. Artı kolbastı, her eğlencenin baş tacı oldu. Trabzonspor şimdi ise fındığa el attı. Resmi yiyecek sembolü olarak kendine fındığı seçti. Trabzon'dan başlayan, Giresun, Ordu, Sakarya ve Düzce'nin en önemli gelir kaynaklarından birisi olan fındık şimdi sahipsiz değil. Kolbastı da olduğu gibi bordo-mavililer, fındığı da bir numara yaparsa şaşırmayın.

Sırada yenileri var
Avni Aker'de maç öncesi çalınan müziklere bir bakın. "Ordu'nun Dereleri" ile başlar, "Giresun Evleri" ile devam edip "Çayeli'nden öteye" ile sona eren müzikler çalınır. Devamında ise 'Trabzonspor bölge takımlarımıza başarılar' diliyor denir. Çok manidardır bu söylemler. Sadece müzik olarak işe bakmamak lazım. Sahiplenmenin, bölge birlikteliğinin bir göstergesidir. Ağabey olmanın bir göstergesidir. Turizme katkının en önemli aşamasıdır. Mesela benim önerdiğim ve yönetimin sıcak baktığı yeni bir proje hayata geçirilecek. Futbolcuların ülke, bölge, il ve ilçe turizmine katkısını sağlamak için çalışma yapılacak. Futbolcular röportajlarını tarihi mekanlarda yapacak. Sümela Manastırı'nda, Ayasofya Müzesi'nde, Sürmene'deki Kastel Konağı'nda, ya da Atatürk Köşkü'nde... Böylece milyonlar alan oyuncular görsel olarak turizme katkı sağlamış olacak. Bunun için çaba sarf eden başkan Sadri Şener ve ekibini de kutlamak lazım. Bu takım bizim, bu ülke bizim.

Hairdesigner
01-03-09, 03:50
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1586.jpg İşte Bakkal farkı...

Denizlispor yeni teknik direktör Mesut Bakkal ile iyi bir çıkış yakaladı. Önce Konyaspor'u, arkasından deplasman da Trabzonspor'u ve bu hafta evinde Gaziantepsor'u yendi. Böylece hem Mesut Bakkal hem de Denizlispor üçte üç yaptı. Maç başlarken avantaj Gaziantep'ten yanaydı. Çünkü Denizlispor'da kaleci Cenk, Wessly ve Ozan'ın sakatlıkları devam ederken, maçtan bir gün önce de en iyi forveti Roberts fıtık rahatsızlığından operasyon geçirmişti. Rakip Gaziantepspor ise tam kadro sahadaydı. Her iki takım da oyuna kontrollü ve dikkatli başladı. Denizlispor daha istekli ve konsantre olmuş gözükürken, Gaziantepspor'un da ayağa paslı ve organizeli oyunu vardı. Denizlispor'un iki golü de organize gelişmedi. Braga'nın ısrarla topu takip etmesi ve kalabalık savunmanın dışında kalan Emin'e attırdığı ile Çağlar'ın rasgele vurduğu topu önünde bulan Bangoura'nın, Angelov'a attırdığı gollerin, her ikisi de hiç yoktan gelişen pozisyonlar sonucu oldu. Gaziantep iyi takım fakat dün oyun disiplinleri eksikti.

Hairdesigner
01-03-09, 03:50
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1801.jpg Es-Es attı ve yattı!

Eskişehirspor kritik maçta Kayseri'yi, Bülent Kocabey'in attığı nefis golle yenip, üç puanı hanesine yazdırdı. Ağır sahaya rağmen her iki takım da çok mücadele etti. Ancak zaman zaman pas hataları doruğa çıktı. Bu, futbol kalitesini düşürdü. Daha maçın 7. dakikasında Koray ile başlayan akında topu önünde bulan Bülent Kocabey düzgün bir vuruşla meşin yuvarlağı Kayseri ağlarına gönderdi. Kalan 83 dakikada ise Eskişehirspor rakibine göre baskılı gözükmesine rağmen ikinci golü bulamadı. Skoru korumayı ön planda tuttu. Orta alanda Engin Baytar, Bülent Ertuğrul ve Bülent Kocabey gibi isimlerin iyi gözükmesi, savunmanın ise çıkmadan oynaması, Eskişehir'e sıkıntı yaşatmadı. Kayserispor rakibinin üzerine çok gidemedi ve net pozisyonlar bulamadı.

Kayseri beraberlik istedi
Kayserispor cephesinde hedef bir puan gözüküyordu. Eskişehir'in iki önemli gol silahı Batuhan ile Youla'yı iyi kilitleyen sarıkırmızılılar, hücumda çok etkisiz kaldı. Takımın gol umudu Mehmet Topuz ise El Saka- Vucko ikilisi arasında kaybolup gidince, konuk takım beraberliği kurtaramadı. Sonuçta ligde hakem hatalarını en çok yaşayan Eskişehirspor sıkıntılı bir hafta geçirdi ama maçı da kazandı. Binlerce taraftarların hafta içinde ve maç sırasında federasyon ve Merkez Hakem Kurulu'na karşı tepkileri vardı. Eskişehirspor cephesi doğal olarak gerilmişti. Dün ise hakem Yunus Yıldırım başarılıydı. Çünkü pozisyonlara yakın oldu. Zor maç Eskişehirspor için güzel bitti.

Hairdesigner
01-03-09, 03:50
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1794.jpg Çıkış bulamadı

Ankaraspor son haftalarda hiç iyi bir görüntü çizmiyordu. Kendi sahasında oynayacağı Gençlerbirliği maçına kötü gidişe 'dur' demek için çıkmıştı, yine olmadı. Buz kesen bir atmosferde oynanan karşılaşmada, her iki takım da birer puanla yetindi. Ankaraspor galibiyete giden yolda bir türlü çıkışı bulamadı. Şimdiye kadar topladıkları puanların üzerine yatmaya devam ediyorlar. Uğur, Bilal Özer ve Theo vasatın üzerine çıkamadı. Biraz Murat Tosun terledi ama ona da ayak uyduran olmadı. Belki küme düşme tehlikeleri yok ama Ankaralı futbol severler aslında bu takımdan çok şey bekliyor. En azından Avrupa kupalarına bu takım katılabilir. Gençlerbirliği, Fenerbahçe galibiyeti ile iyice kendisine geldi. Bu maça da aynı güven duygusuyla çıktılar. Ankaraspor'un sıkıntılarını bildikleri için üzerine gelmelerini beklediler. Bence G.Birliği maçta istediğini aldı.

Hairdesigner
01-03-09, 03:50
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg Bizim ligimiz

Galatasaray yine riski yüksek bir maça çıkıyor. Sıkıntılı geçen lig maçlarının ve teknik direktör değişikliğinin ardından yine bir Avrupa maçı galibiyetiyle moral buldular. Bunda şaşılacak bir şey yok. Performans tablosu ve istatistikler Galatasaray'ın Avrupa ayağının daha güçlü olduğunu kanıtlıyor. Benfica maçının tamamına yakın bir kısmında ve Almanya'da lig lideri Hertha'nın karşısında sergilenen futbol bu ekibin neler yapabileceğinin göstergesidir. Ya Bordeaux maçı? Ne ki bu durum Türkiye'de değişiyor. Avrupa maçlarında karşı karşıya gelinen ekipler kontrollü oynuyor, topu dolaştırıyor, futbolun inceliklerinden dem vuruyorlardı. Vursunlardı; bu Galatasaray'ın işine geliyordu. Şunu hep yazdım, söyledim... Boş alan ve topu kullanacak 'yer' bulduğunda Galatasaray'ı yenmek son derece güçleşiyor. Anadolu takımları bu görüntüsünü bozacak ne varsa yapıyor Galatasaray'ın. Yıldızlarını durduruyor, dahası yıldırıyor. Pres ve sert oyunla karambol futbolunun olanaklarından 'iyi' yararlanıyorlar. Bu da bir taktik. Rakibi bozar, futbol oynamasını güçleştirir -Eskişehir maçını hatırlayın- sonra zaten gol bulursun.

Göstergeler olumsuz
Yıldızlar söz konusu olduğunda; ligin en teknik ve akıllı adamlarından Lincoln'ü Konya'da oynatabilecek mi? Bordeaux maçındaki efektif adam bu kez hiç yapmadığını yapıp deplasmanda! takımının önderliğini üstlenebilecek mi? Mevzu 2007'deki Trabzon maçı ve Ankara deplasmanından beri muğlaktır. İleride baskı kuran ve geriye dönmeyi çabuklaştırmış bir Galatasaray, Anadolu takımları karşısındaki bu kilitlenmişliğini ancak böyle çözebilir. Konya deplasmanında Galatasaray'ı bu zamana kadar gördüğünden daha sıkı bir 'baskı' bekliyor. Galatasaray bunu ancak prese karşı koyacak bir soğukkanlılık, iyi top kullanarak -o özlenen pas trafiği- ve gol kaçırmayarak aşabilir. Defansta ve orta sahadaki zafiyetin ilacı gerideki boş alanların erken kapatılmasına dayalı olacaktır. Deplasman maçlarındaki göstergeler olumsuz ama Galatasaray artık kaybetmeyi defterinden silmek durumunda.

Hairdesigner
02-03-09, 03:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg İki önemli konu

Sahada, Bordeaux'yu elemiş, yorgun ama rahat, ne olursa olsun üç puanı almak için oynayan bir Galatasaray vardı. Ancak Galatasaray'da merak edilen iki önemli konu vardı. Birincisi Bülent Korkmaz'ın ligdeki ilk maçını kazanıp, İstanbul'a üç puanla dönüp, dönemeyeceği idi. İkincisi ise Konya'daki Galatasaraylılara aitti. O da kupa fatihi Arda'nın gol atıp atamayacağı konusuydu. Oyun başladığında, Konyaspor pres yaparak Galatasaray'ın üstüne gitti. Akıllı bir düşünce idi. Hatta daha 4. dakikada Veysel'in yüzde yüzlük bir golünü Sanctis önledi. Bu pozisyon önemliydi ve kaçmamalıydı. Konyaspor'un baskısı bir on dakika kadar sürdü. Bu arada Galatasaray oyunu orta sahaya çekmeye çalıştığı dakikalarda Lincoln'ün nefis vuruşunu kaleci Jefferson güçlükle önledi. İlk on dakika böyle geçerken, Sabri soldan topu Konya sahasına aktardı. Arda takip etti ve kafa ile topu ağlara yolladı. Gol akıl doluydu. Böylece atılan golle Konyaspor'lu taraftarlar meraklarını gidermiş oldular. Golden sonra kaçan en önemli fırsat Konyaspor'a aitti. Bülent Bölükbaşı, Sanctis ile karşı karşıya kalmasına rağmen, berbat bir vuruşla topu direklerin üstünden auta attı. Bu, Veysel'le beraber onun kaçırdığı iki yüzde yüzlük gol pozizyonu idi.

İlk yarı ortada geçti
Oyunun ilk yarısı 1-0 olmasına rağmen ortada geçti denilebilir. Bu yarıda Kewell iyi oynadı. Sabri ise çok çalışanlardan biriydi. İkinci kötü ise yorgunluğu göze batan Baros'tu. Kewell ve Lincoln'den gelen topları iyi değerlendiremedi. İkinci yarıya Bülent Korkmaz, Baros'u çıkartıp, Ümit Karan'ı alarak başladı. Bence bu yapılması gereken bir değişiklikti. İkinci yarıda iki takım da emekliler gibi rölantide futbol oynadı. Golün atılması biraz da tesadüflere bırakılmıştı. Maçın hakemi ilginçti. O kadar çok futbolcuların itirazı ile karşı karşı kalmıştı ki itirazlardan sadece bir defa kart göstermesi dikkatlerden kaçmadı. Evet maçın bitiş düdüğü çaldığında, Galatasaray üç gün içinde bir lig, bir kupa maçı kazanmanın başarısı ile İstanbul'a güle oynaya döndü.

Hairdesigner
02-03-09, 03:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Yorgun savaşçı

Galatasaray zorlu Avrupa sınavının sonrasında Konya deplasmanına biraz çekinerek gitti. Saha şartları en büyük sıkıntıydı. Sivas'ın puan kaybetmesiyle zirveye yakınlaşma adına da maçın önemi büyüktü. Üstelik, Bülent Korkmaz'ın Bordeaux maçı sonrası kendisini kanıtlama ve gösterme fırsatıydı. Tüm bu şartlar altında en büyük dezavantaj, soğuk nevale Skibbe'nin takımı adam gibi çalıştıramaması sonucu iyice dip yapan kondisyondu. Bordeaux maçı resmen Bülent Korkmaz'ın cengaverliğini saha içine yansıtmasıyla kazanılmıştı. Takım, maçın büyük bölümünde kondisyon eksikliğini iliklerine kadar hissetmişti. Konya deplasmanı, tüm bu şartlar altında gerçekten ilginç bir zamanlamayla başladı. Bülent Korkmaz, sahaya gayet ofansif bir kadro çıkarmıştı. Bu saha şartları ve ortamda Kewell, Lincoln ve Arda'nın bir arada olmasının nasıl bir etki yapacağı merak konusu oldu. Bülent Korkmaz takımındaki kondisyon eksikliğini biliyor ve bana göre maçı daha başlarda lehine çevirebilmek için bu kadar riskli bir kadroyu sahaya sürdü. Şansının da yardımıyla bu stratejisi tuttu. Sabri'nin uzun pasında Arda'nın Konya defansının da hatasıyla kazandığı gol misafir takımı rahatlattı. Hatta o kadar rahatlattı ki golden sonraki dakikalarda ilk yarı boyuncu Galatasaray resmen uykuya yattı. Konya önce Veysel sonra Bülent Bölükbaşı ile yakaladığı pozisyonları gole çevirseydi sarı kırmızılı takım için kâbus gibi bir maç olabilirdi.

İyi ki kupadan elendi
Ümit'in oyuna dahil olmasıyla baskıyı kıran ve tempoyu rolantiye çevirmesini bilen Galatasaray, skoru aktif dinlenme içerisinde korumayı başardı. Son dakikalardaki görüntüyü görünce iyi ki Sivas, Fortis Türkiye Kupası'nda Galatasaray'ı elemiş diye düşündüm. Hafta arasında rakipleri maç yaparken dinlenme fırsatı bulunmaz bir nimet. Son yirmi dakikada ayakta durmakta zorlanan, doldur boşalta dönün sarı-kırmızılı oyuncular da eminim ki benim gibi düşünüyorlardır. Gerçekten biraz dinlenmeye ve kendilerine toparlamaya ihtiyaçları var. Bu maçın en güzel yanı kaptan Bülent'in komutasında alınan üç puandı.

Hairdesigner
02-03-09, 03:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Umutlar tazelendi

G.Saray çok iyi oynamadı ama mutlak kazanması gereken bir maçı kazandı. Konyaspor önemli bir deplasmandı. G.Saray'ın bu sezon deplasmanlardaki çaresizliğini de göz önüne getirirsek bu galibiyetin anlamı daha da netleşir. Bülent Korkmaz'la bu takımın kış uykusundan uyandığı, yeni bir ruh kazandığı ortada. Evet sakatlıklar Bülent hocanın korkulu rüyası ama yapabilecek bir şey de yok. Artık sahaya çıkacak maç 11 tekmeye kafa koyacak Eğer kafalarda hâlâ şampiyonluk umudu varsa başarı da ancak böyle gelecek. Bülent Korkmaz'ın sahaya sürdüğü kadroya söyleyecek laf yok. Çünkü eldeki kurşunlar bunlar. Ya bu kurşunlarla rakip vurulacak ya da elde patlayacak. Dün gecenin iyilerinden çok kötüleri çoktu. Sabri, Ayhan, Ümit Karan, Lincoln, Baros, Kewell inanılmaz kötü oynadılar. Bordeaux maçının yorgunları diye bahane bulabiliriz ama canını dişine takanlar için ne söyleyeceğiz. Bordeaux maçının kahramanı Sabri koca 90 dakikada sadece Arda'ya attırdığı golde göründü o kadar.

Nasıl sabredebildin?
Konyaspor aslında fena takım değil ama dün gece rakip G.Saray'dan çok hakemle uğraşmayı tercih ettiler. Cihan, Veysel, Bülent, Zafer her pozisyonda ya yan hakemin ya da hakem Tolga Özkalfa'nın yanında bittiler. G.Saray'ın son 20 dakikada iyice alanına çekildiği süreçte Bülent Korkmaz'ın Arda'yı çıkarmasına şaşırmadım desem yalan olur. Çünkü topu rakip alanda tutabilen tek futbolcuydu o dakikalarda. Peki Ümit Karan'a nasıl sabrettin Bülent hoca. Senin gibi topçuluğunda ölümüne savaşan bir kimliğin sahada böylesine gezinen futbolcuya tahammül etmesi mantıklı mıydı? Neyse günahıyla sevabıyla bir maç daha geride kaldı. Elde edilen galibiyeti kimse küçümsemesin. Bu maçı almakla bence G.Saray tekrar zirve yarışının ortakları arasına girdi.

Hairdesigner
02-03-09, 03:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1270.jpg Balçık tarlası

Türkiye'de böyle sahaların olması beni her zaman çok üzer. Konya Atatürk Stadı'nın zemini içler acısı. Üstelik bu maçta yağış da yoktu. Yağışlı bir havada bu sahada değil top oynamak, yürünmez bile. Transferlerde harcanan para da Avrupa kulüplerin pek de altında değil ama tesisler açısından onlarla aramızda uçurumlar var. Yani buna üzülmemek elde değil. Maça gelince... Sarı-kırmızılı takım için çok zor geçeceği kesindi. 3 puan dışında her şey onları şampiyonluk iddiasından uzaklaştıracaktı. Bordeaux maçının 11'inden sadece Mehmet Topal'ın yerine Kewell ile maça başlayan Galatasaray, ilk dakikalarda ev sahibi takımın baskısı ile karşılaştı. Daha karşılaşmanın başında klasik defans hatasından tecrübeli Veysel iyi yararlanamayınca mutlak bir golü de kaçırmış oldular. Ama bu yarıda Konyaspor defansının hatasını Arda Turan affetmedi ve sarı-kırmızılılar ummadıkları anda 1-0 öne geçtiler.

Korkmaz iyi başladı
Zaten ilk yarı boyunca Galatasaray'ın doğru dürüst gol pozisyonu olmadı. Çünkü zeminin kayganlığından bu yarıda ayakta durmayı pek beceremediler. İkinci yarıya Baros'un yerine Ümit'le başlayan Bülent Korkmaz, forvete canlılık katmak isterken ilk dakikalarda da bu canlılık fark edildi. Ancak 65. dakikadan sonra Bordeaux maçının yorgunluğu kendini göstermeye başlayınca ev sahibi takımın atakları gelmeye başladı. Bu ataklar pek etkili olamazken açık oynadıkları için zaman zaman defansta açık verdiler. Ama Galatasaray'da bunları değerlendirecek güç olmayınca, skorda bir türlü değişiklik yaşanmadı. Bülent Korkmaz, Bordeaux karşılaşması ile ilk galibiyetini Avrupa karşılaşmasında alırken, Konyaspor maçında da ilk çıktığı lig maçından galibiyetle ayrılıp iyi bir başlangıç yapmış oldu.

Hairdesigner
02-03-09, 03:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg Özveriyle aşıldı

Sözünü ettiğim şey 75'ten sonra başlayan o 15 dakikalık süreçti işte. Top tutmak, alan daraltmak ve defansta açık vermemek. Konyaspor için o son 15 dakikada olması gereken şey Galatasaray'ın o ana kadar yaptıklarını boşa çıkarmak olacaktı. Ama hakeminden futbolcusuna kadar kendisine rakip gördüğü şeylerle uğraşan, mücadele eden tek yeşil- formalı oyuncu Veysel'di. Defansta dikkatli bir Galatasaray'ın böylesine kritik bir maçı kopartabilmesinin yolu, yıldızlarının savaşmasından geçecekti! Ama önce Kewell ayrıldı oyundan ve zaten yüzde 40'lık bir performansla oynayan Lincoln'e kaldı alan. Zemin, futbol oynamaya müsait değildi ve zaten o da oynamadı o bozuk zeminde. Arda gol buldu, top taşıdı iyi alan doldurdu yine.

Sıkıntılı dakikalar
70'lerde bir ara iyice kendi ceza alanına yapışan arkadaşlarına ileri gelin çağrısı yapıyordu. O anda tehlikenin ne olduğunu sezmişti genç oyuncu. Birkaç dakika sonra top tutacak ve orta sahayı çoklayacak Mehmet Güven'e bıraktı yerini; maçın en klas hareketini yapıp yüreğimize futbol sıcaklığını işledikten sonra. Ümit, büyük beceriksizliklerle, Sabri şaşkınlıklarla oynadı. Oysa kendilerinden beklenilen şey savaşacak olmalarıydı. Geride bunalan arkadaşlarına top taşıyarak yardımcı olacak, soluk almalarını sağlayacak onlardı. Bu isimlere Barış'ı da eklemek isterdim aslında. Ayhan, bütün içinde iyi niyetle çalıştı ama Lincoln'ün hareketsizliği onu da sıkıntıya soktu. Riski büyük maç demiştim bir gün önce. O kritik dönemeç, yine özveriyle aşıldı. Şimdi önümüzdeki maçlara bakacağız!

Hairdesigner
02-03-09, 03:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Yiğidolar ağlamaz

Ligde her takım kaza yapacaktır. Sivasspor da Fenerbahçe maçında kaza yaptı. Kayıbı büyük. Önemli olan kazaya neden olan arızanın ortaya çıkarılmasıdır. Bu yenilgiye oturup ağlamak yerine, iyi bir analiz yapıp bundan sonraki maçlarda kazaya uğramamasıdır. Sivasspor'un şampiyonluk yolunda 12 virajı kaldı. Hem de keskin. Bu virajlar dönülürken kaza yaparsanız sonuç hüsran olur. Çünkü uçurumdan yuvarlanıp gidersiniz. Futbolcular, Fenerbahçe yenilgisini derhal unutmalı ve çarşamba günü oynayacakları Fortis Türkiye Kupası maçını düşünmeliler. Zira elemeli olduğu için ilk maçta alınacak sonuç, rövanşa yansıyacak ve turu geçeni belirleyecek.

Musa&Sezer toparlanmalı
Orta sahada Musa Aydın ve Sezer Badur'un düşüşü devam ediyor. Böyle olunca da Sivasspor hem savunmada hata yapmaya başladı, hem de hücum organizasyonlarında etkili olamadı. Bir futbolcu her maçta aynı performansı göstermeyebilir. Musa ve Sezer düşüş haklarını Fenerbahçe ile oynanan maçta kullandılar. Bu futbolcuların artık yükselişe geçmeleri gerekir. Sivasspor'un başarısında bu ikilinin katkısı yadsınamaz. Bülent Uygun, Fenerbahçe ile kupada oynayacağı yarı final ilk maçına rövanşı da düşünerek çıkmalı. Özellikle Balili ve Kamanan'ı birlikte kullanırsa Fenerbahçe defansının ileriye çıkmasına engel olduğu gibi hata yapmaya da zorlayacaktır. Sivassporlu futbolcuların kafası rahat olmalı. Yenildikleri takım sıradan bir takım değil. Kazansaydı, çok önemli bir rakibini saf dışı bırakmış olacaktı. Artık bundan sonraki maçlara motive olmalı. Yoksa bir yenilgi ile yıkılmak Sivasspor'a yakışmaz. Henüz hiçbir şey bitmedi. Sadece büyük bir avantaj kaçtı.

Hairdesigner
02-03-09, 03:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Aynen devam

Trabzonspor klasik oyun kazanma şeklini ve mantığını dün küme mücadelesi veren Antalya karşısında aynen tekrarladı. Bu uzun maratonda her zaman söylediğimiz gibi önemli olan haneye yazılan rakamlardır. İşte Trabzon bunu başarıyla gerçekleştirdi. Neticede dünkü galibiyet ile şampiyonluk yolunda zor bir engel daha geçildi. Ancak unutmamak gerekir ki her takım Antalyaspor gibi olmaz. Ders çalışmak için illa takımın kaybetmesini beklemeye gerek yok! Alınan galibiyetlerden bile çıkarılacak dersler olduğunu kenar yönetiminin çok iyi bilmesi gerekir. Trabzonspor, dün Antalyaspor karşısında özellikle ikinci yarıda oynadığı olumlu ve hedefe yönelik futbolu ile şampiyonluk yolunda iddiasını devam ettirdi. Ev sahibi takım ayağına gelen fırsatı kazandığı penaltı ile değerlendiremedi. Oyun değişik oyuncularla oynanan iki perdelik müsabaka şeklinde geçti.

Güç farkını iyi kullandı
İlk 45 dakikada futbol tekniği olarak ortaya tek olumlu hareket konulmazken, savunmanın savruk ve defans prensiplerinden kopuk ve uzak oyunu Trabzonspor'da bu yarıda görülen en büyük sıkıntılardı. Eğer Trabzonspor bu yarıda gol yememişse bunu kendi oynadığı futbol ile değil rakibinin ofans futbolundaki yanlışlıklara bağlamak gerekiyor. İkinci yarıda iki takım da oyun temposunu yükseltebilmek için bütün hamleleri denedi. Ancak bu gayret ve çabalar ceza sahası içerisinde karşılık bulamayınca atakların hepsi sonuçsuz kaldı. Netice olarak Trabzonspor dünkü maçta rakibi karşısında klas ve güç farkını iyi kullandı. Sivasspor'un yenilmesi Trabzonspor'u tekrar zirveye ortak etti. Trabzonspor bundan sonra bu fırsatı kendi lehine çevirmesi gerekir, önünde önemli bir fırsat var, kendi sahasında üst üste oynayacak olduğu iki maçı eğer kayıpsız atlatırsa şampiyonluk yolunda önemli bir avantaj yakalayacaktır. Ama bu oyunla değil.

Hairdesigner
02-03-09, 03:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1238.jpg Müziksiz kolbastı

Trabzonspor, hayati önem taşıyan Antalya maçında 3 altın puan aldı. Bordomavililerin kaybetmeleri halinde büyük karmaşaya neden olacak bu maç çok önemliydi. Trabzonspor skora yansıtamadığı mutlak on gol pozisyonunun ardından bu tehlikeli 90 dakikadan kazasız sıyrılmayı başardı. Ev sahibi Antalyaspor ise 1 puana razı oyunun yanı sıra kaçırdığı penaltıyla da sonuca boyun eğdi. Maçın başında tersimiz döndü. Sol kanadı hasarlı bordo-mavililer, yine Yattara ile rakip sahaya yüklendi. Orta alanda Selçuk'un formsuz oluşu pas alışverişini aksatırken, Umut'un bu alana destek verip adam kovalaması Antalyaspor'u rahatsız etti. Antalyaspor'un tehlike yaratacak oyuncuları Tita'yı Song, Sergey'i Egemen, Fatih'i Tayfun ve Ali Zitouni'yi de Cale yakın takiple etkisiz hale getirdi.

Sylva'nın hakkını verelim
Yardımlaşmanın görülemediği Trabzonspor'da Colman, Gökhan, Umut ve Hüseyin gol pozisyonlarını cömertçe harcayan isimlerdi. Bu arada çok zor kazanılıp, kolay kaybedilen toplar bordo-mavili savunmada etkisiz hale getirildi. Oynadı mı rakibin belini kıran Yattara adeta kanatlandı, kale önüne baktı, ortasını yaptı. Önce Gökhan uçarak kafa atmayı denedi olmadı. Ama arkasındaki Umut, çaktı kafayı ve Trabzonspor'u fırtınadan kurtardı. Ama son dakikalarda kale direği dibinde gole geçit vermeyen Sylva'yı unutmamak gerek. Maç sonrasındaki kolbastı ise gol kadar güzeldi. Trabzonspor maçı kazandı. Çok gol pozisyonuna da girdi. Ancak hayati eksiklerin hâlâ olması da gözümüzden kaçmadı.

Hairdesigner
02-03-09, 03:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Hep böyle olun

Şu futbolu oynat, 50 sene hocalık yap Trabzonspor'da. Tuttur bu standartı tarihe geç. Oluyormuş demek ki. Olması için dış etkenler ihtiyaç olmamalı. Sen teknik adam olarak takımı o seviyede tutmalısın. Nerede son üç maç nerede Antalya'daki futbol? Skoru ayrı değerlendiriz. Önemli olan var olanı sahaya dökmek. Bizim terazi doğru tartar. Kötüyü başkasına iyiyi hocaya yüklemeyiz. Her şeyin sorumlusu baştakini sayar payeyi dağıtırız. Takımın hocasına madalya takar futbolcu performansına geçeriz. Çok maçta yaşanan gol vuruşu eksiğini sebep sayarız. Orta saha düzenini savunma yerleşimi topun olduğu alanı daraltmayı örnek gösteririz. Yattara'nın üç topta bir eksik adım atmasını görür bildik çizgiye gelmesi için sabrederiz. Şu futbolu sahneleyen her bedene alkış tutarız.

Yattara sahada kalmalı
Penaltı bile kaçıyor. Gökhan'ın plasesi Ömer'in eline çarpmış, Colman direğe nişanlamış, Umut inanılmazı kaçırmış doğal sayarız. Futbolun içinde o eksiği gidermenin yöntemi de var. Bilgisayarda yüklü olmayabilir, futbolun kitabında mevcut. Gol vuruşu çalışacaksın. Çok çalıştık bunlarla olmuyor dersen 20 trilyonu yerden bitmeye niye ödedin, sorarız. Şu futbolun hakkı üç puandı. Onca kaçan gol umutsuzluğu getirdi. Gökhan uzandı, dokunamadı. Umut kafasının üstüyle tavana astı. Daha fazla pozisyon üreten öne geçti. Maçın söylediği Yattara her şekilde oyunda kalacak. Sadece sağ taraf hücumları yetmez sol kenar devreye girecek. Şu hava, tempo, kazanma isteği, takım savunması sonraki maçlara taşınacak. Ve de Trabzonspor rakip ayırmadan her maçı ciddiye alacak. Hakem Bülent Yıldırım dün vasat bir yönetim gösterdi. Trabzonspor, Antalyaspor önündeki futbolunu haftaya Konyaspor maçında da tekrarlarsa Galatasaray maçına yine moralli çıkar.

Hairdesigner
02-03-09, 03:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1734.jpg Üç puan güzel

Süper Lig'de şampiyonluk yarışı yeni başladı... Beşiktaş'ın cuma akşamı rakibini yenmesi, Fenerbahçe'nin Kadıköy'den lider Sivas'ı eli boş göndermesi bütün gözleri Antalya'ya çevirmişti. Bordo-mavili takımın güneyden alacağı skor herkesin merak konusuydu. Yanal sezon başından bu yana sahaya çıkardığı ideal kadrosu ile rakibinin karşısına çıktı. Alanzinho'yu bu kez yanında oturttu. Geçen haftanın kart cezalıları kaptan Hüseyin ve Umut'un takıma dönmesi Trabzonspor'un gerçek futbolunu sergilemesini de sağladı. İlk yarım saatte ortaya konan futbol hiç kimseyi memnun etmedi. Bordo-mavili takım oynamaktan çok ev sahibi ekibin ataklarını savmak için çaba sarf etti. Akıllarda kalan tek ve önemli pozisyon ise Colman'ın üst direkte patlayan şutuydu. Ev sahibi takımın ilk yarıda auta attığı penaltı Trabzonspor'a moral verirken, Antalyaspor'da moralleri bozdu.

Skor farklı olabilirdi
2. yarıda ise daha arzulu bir Trabzonspor vardı. Antalyaspor bordo-mavili kaleye gol için yüklendiği sırada kontra atağa hızlı çıkan Trabzon istediğini Umut ile aldı. Ersun Yanal, Yattara'yı tam dışarı alıp Alanzinho'yu oyuna dahil edeceği sırada Gineli oyuncu sahneye çıkarak "Ben her zaman oyunda kalmalıyım" mesajını verdi. Sağdan yaptığı ortaya arka direkte Umut kafayı vurarak takımına üç puan kazandıran golü attı. Trabzonspor'un golcüleri Gökhan-Umut son vuruşlarda biraz daha becerikli olabilseler skor farklı olurdu. Trabzonspor ideal kadrosu ile içerde dışarıda puan almaya devam ediyor. Asıl sıkıntıyı bu kadroda sakat ve cezalı verdiğinde yaşıyor. Trabzonspor kulübe katkısını sağlarsa yarışı sonuna kadar götürür. Antalya'dan istediği üç puanı alan Trabzonspor için lig yeni başlasa da zirvedeki ortaklarının sayısı arttı.

Hairdesigner
02-03-09, 03:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1794.jpg Hüzün ve sevinç

Öyle bir maç düşünün ki Ankaragücü kazanırsa ümitlerini ileriki haftalara taşıyacak. Rakibi ise küme düşmeyi matematiksel olarak olmasa bile moral çöküntüsü ile kabullenmiş olacak. Ankaragücü kaybederse, Hacettepe ile birlikte küme düşmeye en yakın ikinci Ankara takımı olacak. Ne kadar hazin bir olay. Beraberlik ise yine her iki takıma yaramayacak. Ankaragücü karşılaşmayı zor da olsa 1-0 kazanarak, ümitlerini ileriki haftalara taşırken, Hacettepe'yi ateş çemberinin en altına attı. Küme düşme tehlikesi yaşamak istemeyen ve hızla puan toplamaya başlayan Denizli, Gençlerbirliği, Eskişehir, Antalya ve Konya'nın peşinden gelen MKE Ankaragücü, böylece rakipleriyle arasındaki puan farkını da korumuş oldu.

Umut bitiyor
Hacettepe için artık fazla söze gerek yok. Adı OFTAŞ iken ligi sallayan Hacettepe için artık ümitler tükeniyor. Maçta Ankaragücü adına Jaba ve De Nigris başta olmak üzere Burak, Semavi ile Barbaros büyük efor sarfettiler. Galibiyette pay sahibi oldular. Ancak sarı-lacivertlilerin takım olarak iyi oynandığı söylenemez. Teknik patron Hakan Kutlu dengeleri yeniden gözden geçirmeli.

Hairdesigner
02-03-09, 03:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Konsantre olmak

Sivasspor karşılaşması, hem F.Bahçeli futbolcular hem de Aragones için "Sırat Köprüsü" tadında bir maçtı. Olası bir puan kaybında ortalık karışacak, bazı futbolcular kadro dışı bırakılacaktı. Yani bir anlamda sarı-lacivertli futbolcular bu galibiyetle "kendilerini" kurtardı! Maçın ardından Uğur Boral bir açıklama yapmış, "İyi konsantre olduğumuz zaman çok iyi işler yapabiliyoruz. Kimse F.Bahçe ile ilgili alaycı bir şekilde konuşamaz. Konuşulursa da böyle bir skor ortaya çıkar" demişti. Uğur'u, G.Birliği'nden beri tanırım. İyi, hoş çocuktur. Bak Uğurcum, iyi oynadığın bir maçtan sonra böyle açıklamalar yaparsan adama sorarlar: "Daha önce neden konsantre olmadınız?" Asbaşkan Şekip Mosturoğlu'nun açıklamalarından sonra mı, yoksa kadro dışı haberlerinin gazetelerde yayımlamaya başlamasından sonra mı "konsantre" olmaya karar verdiniz? Konsantrenin sözlük anlamı yoğunlaşma. Acaba siz şampiyonluğa mı, yoksa kadro dışı kalmamaya mı yoğunlaştınız?

Kim daha yabancı?
Skibbe'nin gidişiyle Süper Lig'de tek yabancı çalıştırıcı Aragones kaldı. 70'lik Dede, tüm olumsuzluklara rağmen yabancısı olduğu Süper Lig'de mücadele etmeye çalışıyor. Peki, bazı şeylere tek "yabancı" o mu? Başkan Aziz Yıldırım, aksini iddia etse de futbola yabancı! En çok yabancı futbolcu transferini isteyen ancak en kötü yabancıları bir çuval yabancı para vererek getiren F.Bahçe yönetimi, adrese teslim transfere yabancı! Takımdaki Brezilya tayfası Aragones'e, F.Bahçe taraftarı Avrupa'da kupaya, sarılacivertli yönetim yaklaşan başkanlık seçimleri öncesi muhalefete yabancı! Futbolcular şampiyonluk ruhuna, Güiza gole yabancı! Ha unutmadan söyleyeyim, bu satırları okuyarak bana eleştiri maili atmaya hazırlanan okuyucular da gerçeklere yabancı! Aragones tek yabancı kalmış çok mu?

Hairdesigner
02-03-09, 03:46
İşkence bitti!


Yazan: İlker Ateş (http://www.ajansspor.com/yazarlar/ilkerates/)

Sonda yazacağımızı yazının başında söyleyelim. Beşiktaş'ın ikinci golü Gökhan Zan mı Bobo mu attı bu tartışılır ama tartışılmayacak bir şey var. Gol ofsayt. Ancak, bir başka gerçek daha var. Beşiktaş'ın Nobre ile attığı golün sayılmaması ise bir facia. Çünkü bu pozisyonda ofsayt yok. Maça geçelim... Beşiktaş, her İstanbul BŞB maçında resmen işkence çekiyor. Bu eziyet dün gece de maçın başından sonuna kadar sürdü gitti. Tello, takımı işkenceden kurtarmıştı ama Beşiktaş'ın mutluluğu sadece 4 dakika sürebildi. İstanbul BŞB'nin beraberlik golünden hemen 1 dakika sonra Beşiktaş'ın ikinci golü kazanması ise mucize gibi bir şeydi. İstanbul BŞB, UEFA Kupası'nın çılgın takımı Metalist'e benziyor. Birinci sınıf futbol oynuyorlar. Her takımı yenebilecek oyun planları var. Hatayı asla affetmiyorlar. Beşiktaş bu inanılmaz galibiyeti yaşamasa geçen haftanın 12 puanlık ikramlarının hiçbir değeri kalmayacaktı.

Açık söylemek gerekirse Beşiktaş, maçın başından sonuna kadar oyuna hakim olamadı. Düzeldi denilen defans inanılmaz falsolar yaptı. Orta sahada Beşiktaş'ın değil yine İstanbul BŞB'nin ağırlığı vardı. Herkes Nobre ile Bobo'nun birlikte oynamasını istiyor. Nobre'ye laf yok. Canını dişine takarak oynuyor. Bobo'ya gelince... Resmen döküldü. Gökhan Zan'ın kaleye giden gollük vuruşunu çizgi üstünde tamamlamaktan başka "Aferin" dedirtecek hiçbir etkinliği olmadı. Orta sahanın dinamosu Ernst'in bile döküldüğü bir maç olduğunu söylersek gerisini siz anlayın. Ekrem ve Delgado'nun sahadaki varlıkları hiç hissedilmedi. Kurtaracı olarak sonradan oyuna giren Holosko'nun da "sıfır" çektiğini söyleyebiliriz. İşin özeti, Beşiktaş dün gece uçak kazasından sağ kurtulan bir yabancı gibiydi. Nihayet İstanbul BŞB işkencesi bitti.

Hairdesigner
02-03-09, 03:47
http://www.ajansspor.com/resim/yazar_141.jpg
<H1>Fenerbahçe, Sivas'ı dağıttı!!


Yazan: Berkay Aytekin (http://www.ajansspor.com/yazarlar/berkayaytekin/)

Fenerbahçe, kritik maçlarda, özellikle de maç Kadıköy’se galibiyet almasını biliyor. Futbolcular çok daha değişik bir havada oynuyor. İnanarak ve savaşarak ama sadece mücadele ile değil aynı zamanda aklı ile maçları kazanmayı başarıyorlar. Bunu yaparak da hep kopma noktalarında lige tekrar tutunuyorlar. Yine liderle puan farkını beşe indirdiler ve lige bakılırsa da iki deplasmandan peş peşe iki galibiyet çıkarırlarsa lider olarak da karşımıza çıkabilirler. Tabii bu sadece Fenerbahçe için geçerli değil, kırk puan civarındaki tüm takımlar için geçerli.

Alex, Semih, Uğur ve Emre; Sivas'ı bitiren dörtlü oldu. Sadece Alex veya Semih iyi oynadığında bile kolay kolay yenilmeyen Fenerbahçe, Uğur ve Emre'nin de devreye girmesiyle seyir zevki çok yüksek bir oyun oynadı. Sivas savunması da herhalde ilk defa bu kadar darmadağın oldu. Semih için düşüncemi söylemekten bıkmıyorum. Çok yüksek standartlarda bir golcü. Oyunun her anında var; top rakipteyken veya uzun top atıldığında karşı savunmaları sürekli bozuyor, üstüne atağın şekillenmesinde rol oynuyor, en sonunda ya golü atıyor ya da asisti yapıyor. İzlemesi çok zevkli bir oyuncu. Her daim oynamalı. Eğer Fenerbahçe tek forvet oynayacaksa bu Semih'tir. Artık Güiza tartışması olmamalıdır.

Tabii Emre’yi çok uzun zaman sonra böyle gördüğümü de belirtmeliyim. Takımı orta sahada çok iyi yönetti, sürekli öne itti. Deniz oynadığında daha rahat oynayacak galiba, aklı biraz daha maçta olabiliyor gibi. Bugün maç içinde sakinliğini de sağlamıştı. Galibiyette önemli bir rol üstlendi. Uğur da özellikle iki gol atarak galibiyeti getiren isimdi ama Uğur'un tek maçlık gösterilerinden biri olması ihtimali var, Emre'nin ise gözle görülen bir gelişimi var.

Fenerbahçe için dereyi görmeden paçayı sıvamamak lazım, dediğim gibi iki deplasmandan peş peşe iki galibiyet alırsa, o zaman şampiyonluk için konuşulabilir fakat şu an için erken. Sivas'ın form düşüklüğü göze çarpıyor, tek planlı oyunlarını yavaş yavaş tüketiyorlar, yeni bir plan lazım gibi.



</H1>

Hairdesigner
02-03-09, 16:46
Yarışı Umut kaybetti
Kemal Belgin (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=61)
Türkiye

Yazımın başlığını okuyunca başınız ağır gelir sırt üstü düşebilirsiniz. Yani, bu başlığın ne anlama geldiğini bir anda kestiremeyebilirsiniz. Hemen açayım, Trabzonspor, Antalyaspor takımının en zayıf bloğu olan savunmasının her tarafına girip çıktı ama başta Gökhan olmak üzere, bu oyuncu ile Umut‘un girdiği gol kaçırma rekorunu kırarak canı da sıkılmadı değil. Ve sonunda 75. dakikaya girilirken Yattara‘nın getirip, iki gol kaçırma rekor adayına çarptırmacasına kestiği topla Gökhan rekoruna ekleme yaparken, Umut davayı kafayla kaydetti.
Ersun Hoca, arızalılar oynar hale geldiğinden sahaya artık sokaktaki çocukların bile ezbere sayabildiği Serkan-Tayfun tercihi hariç, klasik kadroyu sürdü. Bu kadro neredeyse ezberlemeye başladığı oyunu benim notlarımın arasına sıkışan 7 adet karşı karşıya gol pozisyonu ile olgunlaştırdı ama tabelaya ancak bir kere yazılabildi. Hüseyin‘in ve Selçuk‘un da desteklerini esirgemediği Trabzonspor geri bloğu kaleci Sylva ile birlikte sanki ilkbaharı karşılayan piknik keyfindeydiler.
Antalyaspor takımı, Şifo ile sonuç olarak tırmanırken futbol olarak ne yazık ki Jarabinsky‘nin düzeyine ulaşamıyor. Ama futbol böyle bir oyun işte, Antalyaspor’da Jarabinsky‘yi arayan kalmamıştır da, kümede kalma umudunu Şifo‘nun cebinde sanmaktadırlar. Trabzonspor, iç sahadaki yüksek kredisini Denizli maçıyla arızalandırmışken, dışarıdaki Antalya galibiyetiyle sanki eşitliği sağladı.

Hairdesigner
02-03-09, 16:47
Fenerbahçe Artık Galatasaray'dan Bu Dersi Almalıdır !
Metin Sipahioğlu (http://www.sporyazarlari.com/Futbol/fenerbahce/metin-sipahioglu/02-03-2009/fenerbahce-artik-galatasaraydan-bu-dersi-almalidir/YazarDetay.aspx?YazarID=452)



Şu anda ligde alınmış olan son Sivas galibiyeti , Türkiye Kupası’nda ilerlenmekte olan yol, ve Sivas maçında Fenerbahçe’nin oynamış olduğu üst düzey futbol göz önüne alındığında bu yazı zamanlama olarak biraz garip gelebilir. Ancak uzun zamandır aklımda olan ve paylaşmak istediğim; Fenerbahçe-Galatasaray camialarının bazı açılardan karşılaştırmaları üzerine yaptığım analizleri yazıya dökmek bugüne kısmet oldu.

Kısa vadede Fenerbahçe camiası ve özellikle de futbol takımı son dönemdeki pozisyonunu toparlamış olsa da, uzun vadede bu yazıdaki konulardan ve analizlerden camianın çıkarması gereken çok fazla dersler olduğunu düşünüyorum.

Lafı fazla uzatmadan konuya girelim ve hemen geçen seneye dönelim… Yer Ali Samiyen Stadı, Galatasaray-Fenerbahçe maçı şampiyonu 99% ihtimalle tayin edecek. (Nonda’nın golü ile 1-0 biten geçen seneki maçtan bahsediyorum) Maç öncesi protokol tribününden içeri girdiğimde , bütün Galatasaraylı eski başkanlar ve neredeyse son 15 yılın tüm teknik direktörlerini (Fenerbahçe’yi şampiyon yapan tek Türk teknik direktör Mustafa Denizli dahil !!) büyük bir ekip olarak sohbet ederken görüyorum. Maç sabahı ve önceki günlerde medyadan tüm eski başkan ve teknik direktörlerin bu maça çağrılacağını okumuş olsam da o tabloyu canlı canlı gözlerimle görmek beni düşündürüyor. Daha sonra maç sonu özetlerinde görüyorum ki, tüm eski başkanlar ve tenik direktörler gerek golde, gerekse her pozisyonda birlikte oturuyor birlikte kalkıyorlar. Maç sonu hepberaber sevinip, zafer şarkıları söylüyorlar..

Bu seneye dönüyorum.. Tarih 23 Şubat 2009.. Galatasaray’ın lig sonuncusu Kocaelispor’dan kendi evinde 5 yediği günün ertesi günü. Skibbe tarihi bir rezalet yaşattığı için görevden alınıyor. Hangi Skibbe ? Ligin en iyi kadrosuna sahip Galatasaray ile 2. yarıda sadece bir kaç puan almış Skibbe.. Galatasaray’ı abuk subuk bir kadro ile Samiyen’deki ilk Steau maçına çıkaran ve Şampiyonlar Ligine kalamamanın tek sorumlusu Skibbe. Galatasaray’ı 5 milyon dolar alacağından mahrum edip , o 5 milyon doları Fenerbahçe’ye hediye etmiş Skibbe.. Yani total olarak, Galatasaray’ın alması gereken 5 milyon doları Fenerbahçe’ye uzatarak , Fenerbahçe-Galatasaray rekabetinde Galatasaray’a aslında 10 milyon dolara malolmuş Skibbe.. 23 Şubat 2009 , yani Skibbe’nin çok haklı nedenlerle görevine son verildiği günün 3 gün sonrasında, 26 Şubat 2009 tarihinde Galatasaray – Bordeaux maçı var..Maç günü televizyondan görüyorum, Galatasaray yönetim kurulu kendileri için bu tarihi maçın olduğu günde Skibbe için yemek düzenleyip camialarına olan hizmetleri için kendisine teşekkür plaketi veriyorlar..

Rakip camiada işler böyle yürürken, ufak istisnalar dışında çoğu zaman kol kırılır yen içinde kalırken, camianın eski üyelerine ve görevlilerine devamlı olarak hizmet madalyaları takılırken, kendi camiama dönüp bakıyorum.

Yer Sevilla.. Alves topun başına geçiyor. Atamazsa Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finaldeyiz. Tribünde yukarıdakine dua eden de var, neredeyse amuda kalkıp totem yapacak olan da. Tribünde 2500 kişi, ekranlar başında belki de 25 milyon kişi bu sahneleri yaşıyor. Saniyeler sonra Alves penaltıyı Volkan’a nişanlıyor ve Fenerbahçe Şampiyonlar Liginde çeyrek finalde.. Hem de tarihinde o güne kadar en büyük Avrupa başarısı UEFA Kupası’nda 4. Tur olmuş Fenerbahçe…

2 ay sonrası.. O gün Sevilla’da Fenerbahçe’ye benim 26 yılda gördüğüm en muhteşem Fenerbahçe gününü yaşatan Zico Yeşilköy Havalimanında.. Yanında sadece ve sadece tercüman Samet onu uğurlamaya geliyor. Plaketi, uğruna teşekkür yemeğini bıraktım, kendisine yönetim kurulundan tek bir teşekkür bile edilmediğimi söylüyor. Neden ? Çünkü Fenerbahçe yürüye yürüye şampiyon olmalıydı görüşü yönetim kurulunda ağırlıkta.. Hangi Fenerbahçe ? Geçen sene Kadıköy’de tüm Şampiyonlar Ligi maçlarını Zico ile kazanan, ve ligde son haftaya kadar şampiyonluk mücadelesi veren, bu sene ise her 2 kulvarda da geçen seneyi mumla aratan Fenerbahçe..

Sadece Zico mu ? Mustafa Denizli’nin, bu takımı şampiyon yapan tek Türk hoca olarak (sanırım bir Diyarbakır deplasmanı dönüşü) nasıl kovulduğunu , kendi eş dost sohbetlerinde bahsettiği kendisine küfür ettirtilme sahnelerini kim hatırlamıyor ki.. Ya da Fenerbahçe’yi 0’dan yarattığı kadro ile, 2 sene üst üste şampiyon yapan, 3 sene üst üste şampiyon yapma şerefini Denizli’de sadece 1 gol ile kaçırmış Daum’a ne demeli.. Daum , Zico’dan farksız mı uğurlandı ki ? Resmi internet sitesinden yapılan “kendisine teşekkür eder başarılar dileriz” mesajından başka kimse kendisine teşekkür etmeyi bırakalım, muhattap bile olup yüzyüze durum değerlendirmesi maksadıyla görüştü mü ?

Elbette bunlar sadece yönetim farkları değil. Yönetim camianın en üst kesimidir. Büyük bir toplumun seçilmiş yöneticileridir. Görünen kısım yönetim olsa da asıl kısım siyasi partilerde olduğu gibi spor kulüplerinde de tabanlardır.. Fenerbahçe camiasının tabanı ve özellikle kongre üyeleri artık destek oldukları spor kulübünün, tüm branşlarda takımı olan ve sezon sonlarında tüm branşlarda sadece 1 şampiyonun çıktığı liglerin bir yarışmacısı olduğunu farketmesi gerekir. Futbol bir oyundur, spordur ve tek şampiyon verir. Başarısız olan hocaları ya da sporcuları camianın tabanından başlayarak “düşman” ilan etme kolaycılığı artık son bulmalıdır. İnsanlar başarısız olabilirler, kötü performans sergileyebilirler, ama Fenerbahçe formalarına ve renklerine hizmet etmiş her personel , kulübe ihanet etmedikçe , yolun sonu geldiğinde Fenerbahçe büyüklüğüne yakışan teşekkürleri hakketmektedir.

Galatasaray futbol takımının 1994’den bu yana geçen 15 futbol sezonunda, sadece Olimpiyat Stadı’nda oynadıkları sezon dışarıda kalmak üzere, tüm sezonlarda son 4 haftaya şampiyonluk potasında girmesinin en büyük açıklaması bana göre her şart ve konumda asla yolundan büyük şekillerde sapmayan camia dinamikleridir. Kolları kırarken yenleri içinde bırakma şekilleri, yumuşak geçişler, ve geminin etrafında asla büyük dalgalar oluşturmadan sürekli gemiyi bir şekilde rotada tutmanın açıklamasıdır son 15 senedeki Galatasaray tablosu. Geçen sene ligin bitimine 8 hafta kala kovulan Kalli’ye teşekkür plaketi verip , 3 ay sonra gerekince camiada tekrar bir görev vermenin resimlerine iyi bakılmalıdır !

Fenerbahçe de artık şampiyonluk kupasının değil, şampiyonluk potasının değerli olduğunu, Avrupa liglerinde bile sezonlarda bir şampiyon bir de “runner-up” adında ikincilerin başarılı sayıldığını ve kitaba geçtiğini kavramalıdır. 2. oldu diye hocalarını kovmamalı, şampiyonluk yarışında sezon sonuna kadar kalmanın değerini anlamalıdır. Çünkü bu sezon ilk defa Fenerbahçe son 5 seneden sonra (Daum’lu 3 yıl + Zico’lu 2 yıl) sezonu ilk 2’de bitirmeme ihtimaline sahip. Eğer bu sezon sonu olur da bana göre Zico ve Daum’dan çok daha başarısız Aragones ile yolları ayıracak olursa bile, Aragones’e vermiş olduğu hizmetlerden ötürü adam gibi teşekkür etmeli ve bu geleneği, insanlara düşmanca bakmama profesyonelliğini başlatmalıdır.

Boğazın diğer yakasındaki sarı-kırmızılı camianın yıllardır en iyi yaptığı iş olan bu yönetimsel ve camiasal ince geçişler artık Fenerbahçe’ye ders olmalıdır. Çünkü bu ince geçişler, geminin rotasından büyük dalgalar ile sapmaması için, milyon dolarlık futbolcu yatırımlarından çok daha değerlidir.. Tekrar ediyorum, Galatasarayın son 15 sezonda, (2000’den beri maddi açıdan yokluk içinde olan Galatasaray’dan bahsediyorum) 1 sezon hariç istisnasız tüm sezonlarında 3-4 hafta kalaya kadar şampiyonluk potasında olmasının en büyük nedeni budur ! Camia içinde büüyük dalgalar yaratmadan , ince geçişlerle , asla rotadan sapmamak ve hep potada kalmak..

Hairdesigner
02-03-09, 16:51
Attı, yattı
Rıdvan Dilmen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=2)
Milliyet

Galatasaray ikinci golü atmaya niyetli olmayınca maç uzun süre kendi sahasında oynandı. Buna rağmen rakibe pozisyon vermemeleri de önemliydi


Deyim yerindeyse Galatasaray attı ve de yattı. Maçın başında Arda ile öne geçtikten sonra amaç tamamen skoru korumaktı.
Maç ağır sahada, kötü bir zeminde oynandı. Böyle bir ortamda top oynamak iki takım için de çok zordu. Dripling yaparken, kafaya çıkarken, mücadele ederken çok yorulursunuz. Galatasaray doğal olarak bulduğu çabuk golden sonra perşembe günü Bordeaux karşısında harcadığı büyük eforun da etkisiyle frene bastı. Zaten o mücadelenin ardından lige dönüş kolay değildi. Nitekim kolay da olmadı. Tecrübesini konuşturarak önemli bir virajı kazasız geçmeyi başardı.
Burada öndeki oyuncular pas yaparak oyunu tutmak isterken, zaman zaman bunu yapabildiler ama yapamadıkları şey; geniş alan bırakan Konya takımının arkasına kontrataklarla gidemediler. İkinci yarıda bir kez gittiler, o da rakibin attığı bir korner sonrası.
Savunma oyuncuları özellikle Hakan Balta ileri hiç çıkmadı. Sabri ise zaman zaman hücuma destek verdi. Emre ve Meira da duran top dışında yerlerini bırakmadılar. Ama ikisi de çok iyi oynayarak rakibe pozisyon vermediler.
Orta saha oyuncuları Barış, Ayhan, Arda, Lincoln ve Kewell 1-0’dan sonra öne doğru oynamayı hiç düşünmediler, sürekli ayağa pas yaptılar. Galatasaray ikinci golü atmaya niyetli olmayınca maç uzun süre kendi sahasında oynandı. Ancak buna rağmen rakibe pozisyon vermemeleri de önemliydi. Burada Konyaspor’un yetersizliğinin de büyük rolü unutulmamalı. Galatasaray’ın ligde olabilmesi için bu maç önemliydi. Bunu da sadece golden sonra oyunu yavaşlatarak sağladılar.

Hairdesigner
02-03-09, 16:52
Yattara dönüyor mu?
Cemal Ersen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=99)
Milliyet

Eğer takım oyununu beceremiyorsanız, tek şansınız skora etki edebilecek, bireysel yeteneklerini ön plana çıkaran oyuncularınızın devreye girmesidir. Örneğin Tita; Antalyaspor’un Brezilyalısı çabuk, bire birde rakibini kolay geçebilen bir futbolcu. İlk yarının son dakikalarında yaptırdığı penaltı bu meziyetinin sonucu. Ancak işi laubaliliğe, topu da tribünlere vurursanız, kendinizi de takımınızı da yakarsınız. Tita da kaçırdığı penaltı sonrası oyundan bir koptu, pir koptu. Sonrasında sahada hiç yoktu.
Haftalardır eleştiri oklarına hedef olan Yattara dün maça yine kötü başladı. Ta ki, penaltı pozisyonu sonrası Colman yanına gidip bir şeyler söyleyene dek. Ersun Yanal bu “sihirli sözcüğü” mutlaka öğrenmeli. Çünkü ikinci yarıda çok farklı bir Yattara vardı sahada. İstekli, boş alanları iyi kullanan, kısacası eski günleri anımsatan bir Yattara idi bu. Kaleci Sylva’nın oyuna elle soktuğu topu kontrolü, yaklaşık 40 metre sürdükten sonra o ana kadar kaçırdıklarıyla saç baş yolduran Umut’a zorla golü attırması, bir Gineli klasiği idi. Açık söyleyeyim ben bu Yattara’yı özlemiştim!
Maçın geneline baktığınızda Antalyaspor baskılı, mücadele eden bir takım görünümü verdi. Ancak bal yapmayan arı gibiydi. Gol yollarındaki etkili silahlarından Djiehoua oyunda kaldığı sürece Song ve Egemen’in markajından kurtulamadı. Keza Zituuni de öyle. Tunuslu oyuncu bir şut denemesi dışında Trabzonspor kalesini hiç rahatsız edemedi.
Bordo-mavili ekip, anormal sayılacak top kayıplarına karşın gol için 75 dakika beklemeyebilir, maçı çok önceden koparabilirdi. Bunu kaçan penaltıya rağmen iddia edebiliriz. İlk yarım saatlik bölümde Gökhan ve Umut’un biraz şanssızlıkları, çokça da son vuruş yetersizlilikleri golü erteledi, Antalyaspor’un direncine direnç kattı.
İkinci yarıda Trabzonspor ayağa paslarda risksiz, hızlı hücumda etkiliydi. Özellikle sağ kanadı çok iyi kullandı. Antalyaspor Teknik Direktörü Mehmet Özdilek hemen önündeki koridorun bu kadar boş kalmasına nasıl göz yumdu bilmiyorum ama, ev sahibi takımın sonunu hazırlayan pozisyonun buradan gelmesi kaçınılmazdı.
Trabzonspor maç boyunca istediklerini tam anlamıyla sahaya yansıttı diyemeyiz. Acemice top kayıplarının yapıldığı bölümde sıradan bir takım gibiydi. Colman, Selçuk, Tayfun ve Umut defalarca pek çok hücumu başlamadan bitirdi. Buna karşın kazanma isteği, deneyimle birleşti ve Trabzonspor sıkıntılı bir skorla da olsa zirve mücadelesindeki ağırlığını hissettirmeye devam etti. Galibiyet, deyim yerindeyse son iki haftadaki puan kayıplarının üzerine “ilaç” gibi geldi.

Hairdesigner
02-03-09, 16:52
Luis ‘Zico’ Aragones
Uğur Meleke (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=10)
Milliyet

Geçtiğimiz yıl bir muhabirin Uğur Boral’a sorduğu bir suale genç oyuncunun verdiği yanıt, hâlâ hafızamda... Meslektaşımız, çok çalım yaptığında tribünlerin kendisine gösterdiği tepkiden etkilenip etkilenmediğini sormuştu Uğur’a...
Uğur’sa, bu protestolarla ilgili Zico’ya danıştığını ve şu cevabı aldığını söylemişti: “Tepkilerden sakın etkilenme, bildiğin gibi oynamaya devam et. O çalımlar senin oyun karakterin. Eğer onu değiştirmeye çalışırsan, o zaman sen, sen olmazsın ki”.
Aynı Uğur, G.Birliği maçında bu sezon tam 18. defa oyundan çıkarıldığında tepki göstermiş, jest ve mimikleriyle iki aut çizgisi arasında gidip gelmekten yorulduğunu ima etmişti.
Bu yıl farklı bir oyuncuya dönüşmeye çalışan, F.Bahçe makinesinin kurallı dişlilerinden biri olmaya gayret eden Uğur tepki gösteriyordu; ama Aragones’in 35 yıllık doğruları bunu gerektiriyordu. Tecrübeli teknik adam, İspanya Milli Takımı’nda da aynı şeyi yapıyordu, tabela 60. dakikayı gösterdiğinde Iniesta’nın performansı nasıl olursa olsun, skor neyi gerektirirse gerektirsin, oyundan çıkan Iniesta oluyordu. Aynen 6-0 önde oldukları Hacettepe maçında da, 1-0 geride oldukları G.Birliği önünde de aynı dakikalarda Deivid ve Uğur’u çıkarıp, Kazım’la Gökhan’ı soktuğu gibi...
Değişim
Evet Aragones, İspanya’da başarıyla uyguladığı şablonu F.Bahçe’ye adapte etmek istiyor, evet bir şeyleri de yavaş yavaş değiştiriyor. Mesela Aragonesli F.Bahçe daha fazla pas yapıyor. Hacettepe karşısında 40 saniye süren ve toplam 14 pasın ardından gelen Alex golü, Aragones’in gerçekleşen rüyasıydı.
Evet, F.Bahçe’de bir şeyler değişiyor, Aragones’in basın toplantılarında sıkça değindiği duran toplar daha etkili kullanılıyor. F.Bahçe ligin kenar ortalardan, duran toplardan ve kafa vuruşlarından en fazla gol bulan takımı konumunda.
Evet, Fenerbahçe’de bir şeyler değişiyor, skor paylaşılıyor, daha fazla oyuncu gol girişiminde bulunuyor. Aynen İspanya’08 gibi, Fenerbahçe’09 da ligin en fazla değişik oyuncusu gol bulan takımı konumunda. Sarı lacivertlilerin ön liberoları 4, stoperleri 8, kanat oyuncuları 12 gol attılar.
0-10-0
Ama Sivas maçı gösterdi ki, F.Bahçe’de bazı şeyler de değişime karşı direniyor. Aragones de (isteyerek ya da istemeyerek) değişmek, geçmişten faydalanmak durumunda kalıyor.
İspanyol hocanın takımı, zorunlulukların da yardımıyla yavaş yavaş geçen yılın Fenerbahçe’sine benziyor. Güiza’nın 11’deki yeri artık garanti değil. Alex, orta sahanın ortasını unuttu; eski pozisyonuna, forvet arkasına döndü. Euro 2008 kadrosunun kıyısından döndüğü iddia edilen Josico’nun yerini UEFA listesine adı yazılmayan Deniz aldı.
Semih, aynen Zico’nun düzeninde olduğu gibi Sivas önünde de F.Bahçe’nin en iyi orta saha oyuncusuydu. Uğur, aynen CSKA-Sevilla-Chelsea maçlarında olduğu gibi daha özgür oyun ortaya koydu.
Üstelik Semih ve Vederson, Carlos ve Güiza’dan toplamda 11 yaş daha gençlerdi, daha enerjiklerdi; Aragones’in kafasındaki kısa/hızlı pas trafiğini uygulamaya, 10 orta saha oyuncusundan biri gibi davranmaya, “0-10-0” ı oynamaya daha yatkınlardı.
Herhalde uzun aylar sonra hayalindeki futbolu sahada gören Aragones de değişti: Bu sezon 38 resmi maçta ilk kez, oyuncu değişikliği için 74’üncü dakikaya kadar bekledi. Belki çıkardığı adamların yine Deivid ve Uğur olması şaşırtmadı, ama Aragones bu sezon 22’nci lig maçında bir ilki daha gerçekleştirdi ve üçüncü oyuncu değişikliği hakkını ilk kez kullanmadı.
Gelecek
F.Bahçe’nin Sivas önünde sezonun en iyi futbolunu oynayan 11’inden 5’i (G.Gönül, Lugano, Vederson, Deivid ve Uğur) Zico döneminde takıma katıldılar. 2’si (Volkan ve Semih) Zico döneminde 11’de oynamaya başladılar. Bu takımı Zico’nun oluşturduğu ve iki yılda 24 Avrupa maçından başı dik çıktığı gerçeği yadsınmamalıydı.
Haşmet Ağbi (Babaoğlu), Beşiktaş’ı “Mustafa Sağlam Denizli”nin yönettiğini yazmış, Fenerbahçe’yi de artık galiba “Luis Zico Aragones” yönetiyor.
Ve tarih, geçmiş kazanımlardan faydalananların geleceğe daha umutla baktığını söylüyor.

Hairdesigner
02-03-09, 16:54
Ruhuyla kazandı
Levent Tüzemen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=104)
Sabah

At sahibine göre kişnermiş; Bülent Korkmaz'ın mücadeleci, inatçı ve savaşçı ruhunun Galatasaray'a aşılandığı Konya'da belgelendi.. Ayakta durmanın, ayağa pas oynamanın, top sürmenin çok zor olduğu "Patates tarlası"na benzeyen zeminde Galatasaray, Arda'nın sakatlanma pahasına topa kafasını sokarak attığı golle çok önemli üç puan alarak şampiyonluk yarışının içinde olmayı başardı.
FİFA'nın 2010'da yıldız adayları arasında gösterdiği Arda, Konya'da oyunun lideriydi.. Giydikleri fomayla özleşleşen Türk oyuncular yabancılara oranla daha fazla sorumluluk alabiliyor. Lider kimlikli Arda bunun en güzel örneğidir. Arda'nın attığı golün pozisyonunda eğer yabancı bir oyuncu olsaydı Jefferson'un geliş şekline göre aynı fedakarlığı ve cesareti gösterebilir miydi? Sakatlanma pahasına kafasını topa sokar mıydı? Bence sokmazdı.. Eğer bir takımın hocası Bülent Korkmaz gibi "Cesur Yürek" biri olursa Arda da kafasını sokar..
Galatasaray ilk yarı fizik gücünün yettiği oranda akıllı oynadı.. Kewell-Arda ikilisi kanat bindirmelerinde etkiliydi.. Barış-Ayhan ikilisi göbeği ortaklaşa kontrol etti.. Ayhan daha çok pas dağıtımını üstlenirken, Barış tükenmeyen enerjisi ve inatçılığıyla Konya'nın göbekten akın yapmasını engelledi.. Kewell, sağda oynamasına rağmen çok iyi top sakladı, yaptığı iki gol ortasına Baros kafasını sokmadı.. Galatasaray'ın iyi oyununa Konya, Veysel ve Bülent'le iki net pozisyon buldu. De Santis'i iyi analiz yapmak gerekir.. Degajlarda ve aut atışlarında ileri yeterince güçlü vuramıyor. Yumruğa çıktığı zaman yürekleri ağza getiriyor. Ancak cepheden kaleyi küçültme rakibin vuruş alanını küçültme konusunda çok başarılı..

SKORU KORUMA TELAŞI
İkinci yarı Galatasaray dokuz kişi oynadı!. Ümit Karan-Aydın ikilisi Lincoln'un bile pres yaptığı ortamda takımın mücadele gücüne ortak olmadı.. Nonda gibi top tutabilen bir oyuncu varken kötü zeminde Karan'ın girmesi hataydı. Skibbe'nin iyi antrenman yaptırmadığı için oluşan fiziksel travma nedeniyle Galatasaray "Skoru koruma" refleksiyle yaslanarak oynadı.. Konya, Galatasaray'ın üzerine çok adamla geldi. Emre Aşık-Meira yüksek toplarda ve ilk hamlelerde başarılıydı. Hakan ve Sabri kademe hatası yapmadı.. Barış ve Ayhan iki kişilik oynadı.. Galatasaray 72 saatten az bir süre sonra çıktığı "Kırılma noktası" sayılacak Konya deplasmanında mücadeleci ruhuyla kazandı.

Hairdesigner
02-03-09, 16:54
3 puan güzel fakat...
İskender Günen (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=173)
Sabah

Sivas'ın Kadıköy'deki 3 puan kaybından sonra Trabzonspor için Antalyaspor maçı mutlak kazanılması gereken bir karşılaşmaydı. Bu yüzden oyuncuların kendileri mental ve fiziksel olarak bu maça hazırlamaları gerekirdi. Ve her şeyden önemlisi coşkularını, tempolarını, kazanma azimlerini, sahaya yansıtmaları 3 puan için olmazsa olmaz şartlardı. Peki dün Trabzonspor kazanmasına rağmen çok mu iyi görüntü verdi? Tabii ki hayır. Fakat, dünkü maçta çok olumsuz görüntüler sergilense de kaçırılan beş net gol pozisyonu var. Trabzonspor'da vasatı aşan oyuncu yok.

KAZANMA AZMİ GERİ GELMELİ
Yattara için söyleyeceklerimiz var. Gerek mental gerekse fiziksel anlamda büyük düşüş içerisinde. Sorumsuz, isteksiz, vurdumduymaz sanki kafası başka yerde. Ama 76. dakikaya kadar hiçbir şey yapmayan Yattara, bir kez sahneye çıktı ve maçın kaderini değiştirdi. Yani işin gerçeği Yattara'yla da olmuyor Yattara'sız da. Kabul etmek gerekir ki şampiyonluk yolunda alınacak puanlar çok önemli. Ligin boyu gün geçtikçe kısalırken artık iyi oyundan çok bazı maçlarda istediğiniz puanları almanız büyük önem taşıyor. Yalnız Trabzonspor'un ligin ilk yarısındaki kendisini var eden mücadele gücünde ve kazanma azminde bir takım soru işaretleri gözlemlemekteyim. Öyle ki dünkü maçta kaçırılan gollerden sonra futbolcuların büyük hırsla kendilerine kızması gerekirken hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz kalmaları bu olumsuzluğun en belirgin özelliğiydi.

ANTALYASPOR YETERSİZDİ
Şifo'lu Antalyaspor ise kendi sahasında oynaması rağmen hiçbir üretkenlikleri yoktu. Çok kötü gününde yakaladıkları Trabzonspor'a karşı pozisyon üretmekte yetersiz kaldılar. İlk yarıda kazandıkları penaltıyı gole çevirememeleri ise moral kondisyonlarını olumsuz etkiledi. Hakem Bülent Yıldırım ise maç boyunca göstermiş olduğu kartlar verdiği ya da vermediği fauller ve bazı gol pozisyonlarında avantaj kurallarına uymamasıyla notunu düşürdü.

Hairdesigner
02-03-09, 16:55
Hiç oynamadan 3 puan
Turgay Şeren (http://www.sporyazarlari.com/YazarDetay.aspx?YazarID=100)
Akşam

Galatasaray dün akşam Konya'da futbol adına hiçbir şey ortaya koymadı.
Oysa ben, Bordeaux galibiyetinden sonra moralli Galatasaray'ın; rakip kaleye bol bol gideceğini, şut atacağını, gol atacağını ve maçı kazanmak için de her şeyini ortaya koyacağını düşündüm. Yanılmışım.
Galatasaray'ın tek golü var Arda ile. O da Konya kalecisi Jefferson'un defans oyuncusu Mihajlov'la anlaşmazlığından oldu.
O, arkadaşına bıraktı, kaleci de ona bıraktı. Arda aradan fırladı, sakatlanmak pahasına kafayla maçın golünü attı.
Yani maçın golü öyle şutla mutla olmadı. Zaten şut da olmadı Galatasaray tarafından.
Ha şimdi gelelim Konyaspor'a ve Giray Bulak'a. Herhalde dün akşamki Konyaspor'u yüreğiyle izleyen Bulak, futbolcularının ortaya koyduğu oyunu ve kaçırdıkları inanılmaz golleri düşündükçe, yatağında uyuyamamıştır.
Veysel, Konyaspor'un ası değil mi! Maçın başında bomboş kaleci Sanctis ile karşı karşıya kaldı, ne arkasında, ne yanında, ne sağında ne de solunda Konyalı futbolcu yok.
Konyasporlu ne bekler, 'Veysel golü atacak ve maçın daha heyecanlı bir şekle girmesini sağlayacak' ama nerede! Veysel, Sanctis'e nişanladı, gol atmak şöyle dursun; vurduğu top Sanctis'in kafasında patladı.
Böyle gol kaçmaz. Birisi Veysel'e sormalı; 'bu golü atmak için kalede kalecinin de olmaması mı lazım.'
Konyaspor'un kaçırdığı bir de ikinci gol var. İnanılacak gibi değil.
Bülent Bölükbaşı, kaleyi bomboş gördü ama topu dışarı vurdu.
Sen böyle iki tane gol kaçırırsan; takım olarak nasıl maç kazanırsın? Tabi kazanamadın. Galatasaray, Konya'nın kaçırdığı bu gollerden sonra defansını sağlam tuttu. Meira, Emre ve Hakan Balta hava toplarında rakiplerine fırsat vermediler.
Orta sahada Ayhan, formsuz da olsa Galatasaray'ın en iyisiydi.
Bu hafta Sivas'ın dışında bütün şampiyon adayları kazandı.
Her zaman kaybedecek değiller ya!