PDA

View Full Version : Futbolla İlgili Köşe Yazıları..



Sayfalar : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 [11] 12

Hairdesigner
03-04-09, 02:54
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1586.jpg Horoz hazır...

Denizlispor, Mesut Bakkal ile başarılı günler yaşıyor. Devre arasında yapılan 2-3 takviye ve teknik adam değişikliği ile bir takımın böylesine başarılı olmasının ardındaki nedeni herkes merak ediyor. Her şeyden önce devre arasında alınan oyuncular takımdaki eksiği iyi kapattı. Yani isabetli transferler yapıldı. Bunun yanında Mesut Bakkal, ilk doğru tedaviyi yaparak takıma "ruh" verdi. Takımda her futbolcunun ne yapabileceğini, ne yapması gerektiğini iyi anlattı. Arkadaşlığı, yardımlaşmayı ve güç birliğini arttırdı. Böylece "Ben" değil, "Biz" anlayışı gelişti. Bu anlayış bireysel gücün verimini artırmakla kalmadı, iyi yerlerde kullanılmasını da sağladı. İşte bunun sonucu olarak da Mesut Bakkal takımın başına geçtiği ikinci gün oynadığı Antalyaspor karşılaşmasının dışındaki altı maçta puan kaybetmedi. Tabii ki bunda iyi takım olmak kadar, bir teknik adamın rakiplerini iyi tanımasının ve rakiplerine göre kadro kurup oyun stratejisi uygulamasının önemi de büyük. Mesut Bakkal'lı Denizlispor 6 maçta 14 puan toplarken, 8 gol attı ve kalesinde tek gol gördü. Kısacası Denizlispor genciyle, yaşlısıyla, yabancısıyla ve hocasıyla iyi bir takım oldu. Milli Takım'ın İspanya ile yaptığı maçlarından dolayı verilen arayı iyi değerlendiren Horozlar, ayrıca yaptığı özel maçlarla eksiklerini daha iyi gördü.

Sivasspor'a hazırlar
Denizlispor, yarın kendi sahasında Sivasspor ile oynayacak. Her iki takım için de çok önemli ve zor bir maç. Çünkü Denizlispor'un düşme hattından uzaklaşabilmesi için 3 puana acil ihtiyacı olduğu gibi, şampiyonluk yolundaki Sivasspor'un da aynı 3 puana ihtiyacı var. Maçtan iki gün önce konuştuğum Mesut Bakkal eksiklerine rağmen takımına güveniyor ve Sivasspor maçında da puan veya puanlar alarak yenilmezliğin devam edeceğine inanıyor. Görünen o ki, Horozlar 3 puana bedensel ve beyinsel hazır. Sivasspor maçı öncesinde Denizlispor'da Roberts, Wescley, İzzet ve Murat'ın sakatlığı var. Couto tam iyileşir mi bilemem ama Horozlar'da önemli üç isim savunmada Burak, orta sahada Braga ve golcü Angelov oynayamayacak. Çünkü bu üç futbolcu kart cezalı.. Bakkal'ın, bunlara önlem alacağını düşünüyorum.

Hairdesigner
03-04-09, 02:55
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1779.jpg İmparator ordusunu satmaz!

Fatih Terim'in kaleci Volkan Demirel hakkında maçtan sonra verdiği demeci dehşetle dinledim. ''Volkan bizi bitirecek bir hata yaptı!'' Yakıştı mı? Senin adını "İmparator" koyanların aklına şaşayım ben. İmparator, ordusunu satar mı? Senin döneminde Galatasaray 14 yıl şampiyon olamadı. Kimse sesini çıkardı mı? Senin futbolculuğunda hocan senin hakkında böyle bir laf etse ne yapardın Terim? Ben Volkan Demirel'in yerinde olsam anında şu cevabı verirdim: "Ben uğrunda öleceğim, önünde eğileceğim bir lider isterim... Beni satan bir liderle savaşa çıkmam, Terim olduğu sürece ben Milli Takım'da yokum.'' Evet aynen böyle derim.... Terim ve o anlayışta insanlar olduğu sürece de milli formayı giymem.

Burası dingonun ahırı değil
Ayıptır... Günahtır... Hani futbol hatalar oyunuydu. Hani futbolda tüm neticelere hazır olmak lazımdı. Hazmetmek lazımdı... Allah bilir o kadar golü kaçıran Nihat için neler söylemişsindir. (İçinden) Sen 30 maçtır yenilmeyen İspanya'yı yenip tarih yazacaksın diye Milli Takım'ı Marmara çırası gibi yak, sonra da suçu Volkan'a yükle... Niye savunmanı güçlü tutmadın! Rakip İspanya, Avrupa Şampiyonu... Niye Emre'yi oyundan alamadın? Sahada resital yapan Arda'yı aldın... Gökhan Ünal nerede? Mehmet Yıldız nerede? Mevlüt ve Yıldıray nerede? Yani hocam hadi şunu da ekleyeyim; Kocaelisporlu Taner Gülleri nerede? Batuhan kim?.. Mustafa Denizli, Eskişehir'e gönderdi diye, nispet mi yapıyorsun? Daha neler sayarım neler... Burası dingonun ahırı değil, Milli Takım... Bir insan bu kadar para alacak ve kendi egolarını tatmin edecek... Benim federasyonum da buna izin verecek...

Hairdesigner
03-04-09, 02:55
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Hep beraber

Kantara heyecanları koysak; Turkcell Süper Lig mi Bank Asya 1. Lig mi desek, tereddütsüz "Bank Asya 1. Lig!" diyeceğinizi biliyorum. Böyle bir hafta, bu kadar enteresan sonuçlar ve bir o kadar taklit maç olur mu Allah aşkına! Çetin maçlar ve garip skorlar görüyorduk ama 8 beraberlik hiç görülen bir durum değildi. Milli maç dolayısıyla tüm dikkatlerin Bank Asya 1. Lig'e çevrildiği haftada, zorlu maçlar ve bol beraberlik herkesi şaşırttı. Son 6 haftaya girilirken üst ve alt sıralar adeta birbirine çelme takma yarışındaydılar. Bu haftanın tek cümlelik özeti: "Herkes, herkesten puan alıyor; hiçbir maç sonucu sürpriz değil artık!!" Oynanan 9 maçın 8'i berabere bitti. Tek kazanan ise son haftaların formda takımı Adanaspor oldu. Tüm maçlarda sporseverler sadece 16 defa gol sevinci yaşadılar. İşte ayrıntılarıyla 28.hafta

Efsunlu Manisaspor!
Son üç haftada 6 puan kaybet ama 5 puan farkla lider kal. Kendisi gibi üç puana mahkum bir takım karşısına, Erciyesspor'a karşı oynayan kırmızı-siyah-beyazlı takım farkı açabileceği haftada büyük bir fırsatı elinin tersi ile itmiş oldu. Deplasmanda kazanamama sendromu devam eden Kayseri Erciyesspor'u ise zorlu maçlar bekliyor. Bu hafta içeride Orduspor ile yapacağı maç tüm akıbetine ışık tutacak. Kayseri temsilcisi Manisaspor maçıyla birlikte deplasmanda 5. beraberliğini aldı.

Altay 1'e abone
Manisaspor, Karşıyaka ve Kasımpaşa'nın berabere kaldığı haftada Diyarbakırspor lider olma şansını yine kullanamadı. İzmir'de Altay'a karşı oynayan yeşil-kırmızılılar, bu hafta içeride renktaşı Karşıyaka önünde ligin belki de en önemli maçlarından birine çıkacak. 13. defa berabere kalan siyah-beyazlı İzmir ekibi Altay ise her hafta umutlarını biraz daha zayıflatıyor.

Kartal 9 kişiyle başardı
Haftanın en ilginç maçı Güngören-Kartalspor arasında oynandı. Sıralamada alt sıralarda yer alan iki bordo-beyazlı takımının maçı çok çetin geçti. Maçın hakemi Hüseyin Sabancı'nın Kartal'dan iki oyuncuya kırmızı kart gösterdiği müsabakada, 9 kişiyle 1 puan alan Kartal rahatlarken, Güngören tehlikeyi en yakından hisseden konumda. Güngören sezonun en zor maçı için bu hafta Giresun'a gidiyor. Kazananın 'oh' diyeceği, kaybedenin 'çok şey yitireceği' bir maç.

Rizespor 1 puan aldı(!)
Garip bir soru; Rizespor kendi sahasında 2-2 berabere biten maçta 2 puan mı kaybetti, 1 puan mı aldı? Malatya, Altay ve Samsunspor'u yenen takım, son iki hafta 6 gol yiyip 5 puan kaybetti. Geçen hafta 4 gol yiyen takım, bu haftada G.Antep takımından ilk yirmi dakikada 2 gol yedi. Maç 2-2 iken G.Antep temsilcisi bir penaltıyı da kullanamadı. Şimdi soruyu yineleyelim, Rizespor 2 puan mı kaybetti, 1 puan mı aldı?

Buca gol oldu yağdı
Yükselme Grubu'nda Buca şov devam ediyor. Kendi evinde Vanspor'u misafir eden sarı-lacivertli takım üç puan almakla kalmadı, adeta gol oldu yağdı: 6-0. Bu galibiyetle Bank Asya 1. Lig'e bir adım daha yaklaşan İzmir temsilcisi, üçüncü sıradaki Tarsus İdmanyurdu'na tam 8 puan fark yaptı.

Hairdesigner
03-04-09, 02:55
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1812.jpg Sivas hangi ligde?

Ne garip değil mi? Türkiye'nin Süper Lig lideri Sivasspor, haftalardır zirvede ve Milli Takım'ın kadrosunda bir tane futbolcusu bile oynamıyor. Bu ne yaman bir çelişki! Bu Milli Takım'da Emre Belözoğlu, Hakan Balta, Nuri Şahin ve 19 yaşındaki Batuhan oynuyorsa, tabii ki ben de bir Türk vatandaşı olarak, "Sivasspor'dan Sedat, Abdurrahman, Murat Sözgelmez, kaleci Akın ve Mehmet Yıldız, Beşiktaş'tan İbrahim Toraman ve Kayserispor'dan Mehmet Topuz niye yok" diye sorarım. Sahi bunlar niye yok Fatih hoca? Bir başka kafamın almadığı konu ise Fatih hocayı zaman zaman lig maçlarında görüyorum ve açıklamalarını dinliyorum. Ligimizin gayet çekişmeli ve iyi geçtiğini söylüyor. Peki hem bu ligi çok beğeniyorsun, hem de bu ligin liderinden bir tek futbolcuyu bile oynatmıyorsun? İki maçtır, 18'e aldığın Sedat Bayrak'ı da galiba, "Lider takımdan futbolcu almadılar demesinler" diye 18 kişilik kadroda tutuyorsun!

Saygı duruşu kimin için!
Ben iddia ediyorum, başta Kayserispor'lu Mehmet Topuz olmak üzere, Sivassporlu Mehmet Yıldız, Sedat, Abdurrahman, kaleci Akın Vardar ve Murat Sözgelmez eğer o meşhur 3 büyük takımdan birisinin futbolcusu olsaydı kesinlikle kadroya alınır ve ilk 11 de sahaya sürülürdü. Türkiye-İspanya maçını anlatan spiker arkadaşa da bir çift sözüm var. Milyonlarca insan oturmuş heyecanla maçı bekliyor, o arada saygı duruşu yapılıyor ve sen bu saygı duruşunun niçin yapıldığını söyleyip, insanları aydınlatman gerekirken, "Maçtan önce bir dakikalık saygı duruşu" deyip geçiyorsun. Ya bunun saygı duruşu olduğunu herkes biliyor. Sen niçin yapıldığını söyle kardeşim. Merak edenler için ben söyleyeyim, galiba helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları için saygı duruşu yapıldı!

Hairdesigner
03-04-09, 02:56
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Sivas, Trabzon ve Terim

Milli Takım'a bakıyorum, zirvedeki Sivas ve Trabzon'dan oyuncu yok. Favori gösterilen Beşiktaş'tan ise sadece 1 kişi. O da tüm gayretine rağmen zincirin en zayıf halkası. Orada bir faul burada bir kol, Afrika yolculuğuna engel olan hareketlerin kahramanı. Peki, seçicinin hata yaptığını, yanlı davrandığını söyleyebilir miyiz? Genel anlamda elbette söylenebilir, ancak Sivas ve Trabzon özelinde pek mümkün gözükmüyor. İki takım da fizik mücadeleye dayalı kadroya sahip. Analitik futbol becerisi olan oyuncu sayıları ise kısıtlı. Sivasspor'dan Sedat var ki kariyerinde gelebileceği en yüksek yer Milli Takım kulübesi. Gökhan Ünal ise "Gol Kralı" döneminin çok gerisinde. Alternatifi olduğu Semih 3 yılda büyük ilerleme kaydetti; genç Batuhan bile hiç değilse ileri atılan uzun toplara çıkıp kafa vurabiliyor, ki Gökhan bu sene bunu hiç yapamadı.

Kimler o formayı taşıyabilir?
Diğerlerini de irdeleyelim. Egemen iyi bir performans sergiliyor, ancak topu oyuna sokmada zayıf, dengesiz hareketi çok. Belki şu an moda olmayan 3'lü savunmayı tercih edecek, zarif bir liberonun yanına 2 savaşçı stoper koyacak bir Milli Takım hocasının seçimi olabilir. Bence Giray ve Ceyhun "A Milli Takım Oyuncusu" kavramına daha yakın savunma oyuncuları ki gelecekte bu formayı giyeceklerdir. Bugün bordo-mavili 11'de yer bulanlardan ise çok eleştirdiğimiz Selçuk iyi incelenirse Milli Takım için uygun bir futbolcu tipidir. Çoğunuz katılmasa da, psikolojisi sağlam bir Tayfun (mümkün mü acaba?) aslında uluslararası düzeyde performans sergileyebilecek içsel potansiyele ve çok yönlülüğe sahiptir.

Reklamlara son!..
Finaller şansı azalmış olsa da Milli Takım'ı kutlamak geliyor içimden. Orada 30 dakika, burada ise uzun süre Avrupa Şampiyonu, yenilmez armada İspanya'yı çok zorladı. Toplam 2-3 puan hakkıydı. Aslında futbolumuzun ve ülkenin sorunu Avrupa veya Dünya şampiyonalarına katılamamak değil. Dünya üçüncüsü olmuş, Avrupa'da yarı final oynamış bir ülkeyiz zaten. Milli maç dönemlerinde zirve yapan ve milli duyguları sömüren reklamlar bu coğrafya için daha büyük sorun. Bu reklamları ve bu kullanma zihniyetini silecek bir toplumsal akıl bize sadece futbolda değil çok alanda mutluluk ve huzur kapıları açabilir. "Türko Futbolu" oynayan değil, sportif kişiliği gelişmiş, demokrat dimağlı, kendi başarısı kadar rakibinin haklı başarısını da onaylayan ve onurlandıran bir Milli Takım istiyorum ben.

Hairdesigner
03-04-09, 02:56
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1260.jpg Şansımız ve Bosnamız

A Milli Futbol Takımımız, 2 Dünya Kupası, 3 Avrupa Şampiyonası gördü. Hiçbirine elini kolunu sallaya sallaya gidemedi. Hep mücadele, savaş ve biraz da şans vardı. Mesela uluslararası arenadaki siftahımız tamamen kısmetti. '1954 Dünya Kupası'nda İspanya mı Türkiye mi gidecek' sorusunun cevabını Franco isimli çocuğun attığı bozuk para belirledi. EURO 1996'da finallere katılacak takım sayısı artırıldı. Biz de İsviçre'nin ardından grup ikincisi olarak finaller için vizeyi kaptık. EURO 2000'de Almanya'nın ardından yine grup ikincisiydi. Bu kez Serbest İrlanda'yla baraj oynadık, vizeyi aldık... 2002 Dünya Kupası grup elemelerinde yine ikinciydik İsveç'in ardından. http://www.fotomac.com.tr/2009/04/03/im//B80C8E47ECDAF44E989C28EEy.jpg Avusturya ile baraj oynadık ve futbol tarihimizin en büyük başarısına yelken açtık... EURO 2004'te bu kez İngiltere'nin ardından ikinciydik gruplarda. Barajdaki rakibimiz ise Letonya'ydı. Ama bu kez olmadı, barajda kaldık. 2006 Dünya Kupası'nda bir kez daha ikinciydik, bu kez geçildiğimiz takım Ukrayna'ydı. Ve tabii yine baraj maçları. İsviçre'yi aşamayınca Letonya'dan sonraki ikinci baraj faciasını yaşadık. EURO 2008'de yine ve yine grup ikincisiydik. Ancak lider Yunanistan'la birlikte doğrudan finallere kaldık. Ve 2010 Dünya Kupası grup elemeleri. Liderlik gibi bir şansımız yok artık. Hatta uzun bir aradan sonra ikincilik şansımız bile çok azaldı. Ama ben umudumu kaybetmedim. Kaybetmek istemiyorum.Geçen sefer de işimiz Bosna'ya kalmıştı, bu kez Bosna karşımıza rakip olarak çıktı... Ben kadromuza, hocamıza ve şansımıza güveniyorum. Estonya ve Bosna maçlarının oynanacağı eylüle kadar çok zaman var. Dünyayı yeniden yakıp yapacak kadar uzun bir zaman... "Zaman en iyi ilaçtır" derler. Yani inşallah...

Hairdesigner
03-04-09, 18:14
Türkiye'de stoper köküne kıran mı girdi?


Yazan: Ökkeş Özekşi (http://www.ajansspor.com/yazarlar/okkesozeksi/)

Milli maçı izlemeyen var mıdır, bilmiyorum.. Ben izledim ama ara sıra kumanda aletiyle oynamadan edemedim ve D-Smart'ta yayınlanan Bosna Hersek-Belçika maçına gittim..
Bir insan zevk aldığı maçı izler, ben bu milli takımdan keyif alamıyorsam, hatta sinir katsayım artıyorsa, niye izleyeyim?
Yine de milliyetçilik yanımız ağır bastığı için kumanda aletini ATV'ye çevirdim, çünkü Bosna iki maçta 6 puan alarak büyük avantaj elde ediyor, bizimkiler 2 maçta sıfıra doğru gidiyor..
Hiç değilse "bir puan" dedik, ama İspanya'yi izledikçe, futbol adına, o bir puanın bile gerçekleşmeyeceğinin işaretlerini görmenin sıkıntısını yaşıyoruz..
Oyunu istediği gibi yönlendiren, ayağa pası bizden iyi oynayan, pozisyolar üretebilen, takım oyanundan örnekler sergileyen, 90 dakika boyunca Türk Milli Takımı'nda en iyi adam olarak Volkan'ı sahneye çıkartan İspanya'nın hakkını hangi futbol adamı veya seveni vermez..
Ben verdim.. Hatta bir ara şunu da yaptım ve "yahu şu İspanya'nın kadrosunda bizimkilerden hangisi oynar?" dedim.. Geriden başladım, ileriye kadar gittim..Tekrar ilerden başladım, ortaya geldim, kaleye kadar gittim, vallahi de billahi de, A Milli Takımımız'da, bu İspanya Milli Takımı'nda oynayacak kapasitede ve mental yapıda kimseyi söyleyemedim..

Yetenek elbette var, ama ya mental yapı..
İşte orada duruyor ve Türk futbolunu kurtarma adına önce, transfer aylarında milyon dolarlar istemede müthiş bir mental yapıya sahip olan Türk futbolcusunun, futbolun ana unsurlarının başlıcası olan mentalite konusunda hiç de yetenekli, hatta başarılı olmadığını söylüyorum..
Bu kafaları değiştirmedikçe, teknik adamlarımız de kandilerini geliştirmedikçe, biz daha yıllarca aynı şikayeti yapar dururuz..

Ha... sahi ya Fatih hocam, koskoca Türkiye'de Süper Lig'de veya Bank Asya 1. Ligi'nde stoper bulamadınız mı da, sol bek Hakan Balta'da iki maçtır ısrar ediyorsunuz? A Milli Takım'da oynayabilmek için illaki Fenerbahçe, Beşiktaş veya Galatasaray'da oynamak mı gerekir?..
Örneğin Gaziantepspor'dan Bekir..
Bu futbolcu Hakan Balta'yı bırakın Emre'den de mi kötümüdür?
Yoksa Bekir'i A Milli Takım'ına çağırmak için Fenerbahçe'ye mi transfer olması gerekir?
Bu soruyu soran ben, ama sormak isteyen milyonlarca sporsever var, Sayın Terim.. Hepsi de, "Türkiye'de stoper yokmudur ki; solbek Hakan Balta'yı çaresizlikten stoper oynatan Galatasaray teknik direktörü Bülent Korkmaz'ın kötü kopyası oluyorsunuz?" diyor..

Hairdesigner
03-04-09, 18:14
Nereden çıktı bu ''sistem'' - 1


Yazan: Alp Özar (http://www.ajansspor.com/yazarlar/alpozar/)

Bir tanıma göre; amacı gerçekleştirmek üzere harekete geçirilmiş mekanizmalar bütününe sistem denir. Bizler futbolu izlerken, yorumlarken veya analiz ederken sıklıkla “sistem” ifadesini kullanır ya da işitiriz.
Günümüz futbolunda başarı adına ortaya konan çalışmalar, kurulan kadrolar ve verilen mücadelelerin tamamı belirli bir sistem dahilinde harekete geçirilmiştir ve geçirilmek zorunluluğu taşır. Elbette saha içerisinde verilen mücadeleleri de bundan ayrı tutmamız düşünülemez. Bugün her teknik adam takımını belli bir oyun sistemi çerçevesinde sahaya sürer ve netice bekler.

Peki, günümüz futbolunda kullanılan sistemlerin kökeni nedir? Modern futbolu şekillendiren oyun sistemlerinden ilki hangisidir ve kimler tarafından kullanılmıştır?

Futbol tarihçileri, futbolun geçmişini M.Ö. 2000’li yıllara dayandırıyor ise de, oyunun spesifik kurallar içerisinde, bir sistem çerçevesinde oynanmaya başlanması ve günümüz modellerine temel oluşturacak ölçüde stratejik bir yapıya bürünmesi 19.y.y’ın sonlarına denk gelir. Literatüre “İlk uluslararası maç” olarak geçen İskoçya-İngiltere(30 Ekim 1872) karşılaşmasında, İngilizlerin karşılaşma boyunca kademeli olarak 1-2-7 ve 1-1-8 dizilişlerini kullandıkları, İngilizlere karşı daha defansif bir görüntü veren İskoçlar ise sahada 2-2-6 dizilişiyle yer aldıkları belirtilir. Her iki takımın da uzun ve direk toplarla rakip kaleye gitme çabalarına ve fazla oyuncuyla hücum etmelerine rağmen 0-0 gibi golsüz bir netice ile sahadan ayrılmaları günümüz futbol felsefesinde pek de anlaşılır gibi gözükmese de, o yıllarda uygulanmakta olan ofsayt kuralı çerçevesinde buna benzer neticelerin fazlasıyla alındığı bilinir.

Futbol araştırmacıları tarafından kesin bir tarih verilememekle birlikte, ilk uygulamasının 1884-1888 yılları arasında İngiltere’de görüldüğü belirtilen, kimi kaynaklara göre Blackburn Rovers, kimilerine göreyse Preston North End takımları tarafından geliştirildiği ifade edilen 2-3-5 "Piramit" sistemi uzun süreli kullanılan modellerin ilk örneğidir. 1890 yılından itibaren özellikle Britanya futbolunda yaygın bir şekilde tercih edilen ve geliştirilen oyun sistemi dünya futbolunca adayla özdeşleştirilerek “Klasik Britanya Sistemi” olarak tanınmıştır. 1940 yılına gelindiğinde, dünya futbolunun önde gelen pek çok ekibi 2-3-5’i varyasyonlarla kendilerine yakışır hale getirmiş ve başarıyla uygulamışlardır.

http://www.ajansspor.com/resim/ozr_0204_01.jpg

1930 yılında gerçekleştirilen Dünya Kupası'nda Alberto Suppici tarafından çalıştırılan Uruguay ulusal takımı kendi futbol karakterlerini, yeteneklerini 2-3-5 ile sahaya yansıtarak, sırasıyla Peru’yu 1-0, Romanya’yı 4-0, Yugoslavya’yı 6-1 ve finalde Arjantin’i 4-2 mağlup etmeyi başardı. Finalde kaybeden Arjantin’de tıpkı Uruguay gibi Piramit sistemini uyguladı ve 18 golle turnuvanın en golcü takımı oldu. Beşli forvetin ortasında görev alan Arjantinli efsanevi yıldız Guillermo Stabile 8 gol atarak gol krallığına ulaşmayı başardı.

http://www.ajansspor.com/resim/ozr_0204_02.jpg


http://www.ajansspor.com/resim/ozr_0204_03.jpg1934 Dünya Kupasında 4. olma başarısını göstererek pek çok kişiyi şaşırtan Avusturya ulusal takımı “The Danubian School” (Danubya) adını verdikleri sistemde 2-3-5’i kendilerine göre geliştirdi ve uyguladı. Efsanevi teknik adam Hugo Meisl yönetiminde başarıdan başarıya koşan “Harika Takım” o dönem Orta Avrupa’nın en güçlü ekibi haline geldi. Danubya bölgesinin karakteristik özelliklerini taşıyan Macaristan ve Çekoslovakya ulusal takımları da 2-3-5 dizilişini uygulamaktan geri kalmadı. Topun fazlasıyla ayakta tutulduğu, orta alanın uzun mesafeli driplinlerle geçildiği sistemin önemli temsilcisi Avusturya’nın, 1934 Dünya kupasının yarı finalinde İtalyanlar tarafından geliştirilen "The Metodo" ya yenik düştüğü bilinir.

Hemen tüm Avrupa’da yaygın olarak kullanılan 2-3-5’te savunmanın ortasında görev alan ikilinin(2 ve 3) günümüz stoperlerinin görevini üstlendiği belirtilir. İkili defansın önündeki üçlü orta saha kalkanı takım için ön savunma niteliğindeydi. Orta alandaki 3’lünün ortasında yer alan oyuncu (5), orta alandan başlayan takım savunmasının organizasyonunu üstlenmekle kalmıyor, takımın ofansif kurgusunun merkezi niteliği taşıyordu. Teknik kapasitesinin ve fiziksel özelliklerinin üst düzeyde olması gereken oyuncu, sistemin kilit ismiydi ve çok yönlü olabilmek zorundaydı. 3’lünün sağ ve sol içindeki oyuncular(4 ve 6), özellikle defansif görev üstlenen oyunculardı ki, günümüz defansif orta sahalarına yakın nitelikler taşıyorlardı. http://www.ajansspor.com/resim/ozr_0204_04.jpgTop kapmak ve top kullanmak gibi birbirlerinden farklı görevler üstlenebilen iki oyuncunun çok yönlü olabilmesi ise, rakiplerine karşı sonucu belirleyici bir üstünlük oluşturabiliyordu. Hücum bölgesinde görev alan 5’linin sağında ve solunda (7 ve 11), günümüz ofansif kanat oyuncularının niteliklerine sahip oyuncular kullanılırdı. Kendilerinden, süratli, yaratıcı ve üretken olmanın yanı sıra, gol bölgesine iyi servis yapabilmeleri de beklenirdi. 5’linin ortasında yer alan oyuncu(9) kaleye en yakın oyuncuydu. Bu bölgede gol vuruşlarında etkili, çabuk ve gol sezgileri gelişmiş oyuncular tercih edilirdi ki, bu oyuncular takımın en önemli gol silahlarıydı ve santrfor niteliği taşırlardı. Santrforun her iki tarafında yer alan forvet oyuncuları (8 ve 10) ise, 2-3-5 “Piramit” dizilişinde takımın gol yükünü paylaşırlardı. Yakın geçmişe ait 11’li forma numaralandırma kalıplarının da temellerini atan (2-sağ bek 3-sol bek, 7- sağ açık, 11-sol açık, 9-santrfor, vs…) 2-3-5 Piramit dizilişi futbol tarihinde günümüz sistemlerinin esin kaynağı olarak geçer. Sonrasında gelişen ve değişen futbol anlayışı Piramit sistemine karşı oluşturulan pek çok yeni oyun yapısını da beraberinde getirdi. 2-3-5 The Danubian School, 3-4-3(WM), 2-3-2-3 The İtalian Metodo, 3-3-4 The Swissbolt(Sürgü) gibi sistemler 2-3-5 Piramit sonrası ortaya çıkan ve günümüzde geçerliliğini yitirmiş diğer klasik sistemlerdir ve her biri belli dönemlere damgalarını vurmuşlardır.

Hairdesigner
03-04-09, 18:15
Sessiz Sami Yen!


Yazan: Ahmet Us (http://www.ajansspor.com/yazarlar/ahmetus/)

Halen 80'lerden kalma doldur boşalt futbolu oynayan Milli Takımımız uzaktan Afrika'ya selam verdi. Bosna Hersek'in kazanmasıyla varolan umutlar iyice azaldı. Tek şansımız deplasmanda Bosna ve Belçika'yı yenebilmek.

Elbette karşınızdaki rakip, son şampiyon İspanya. En kötü futbolcuları Guiza'nın bile asist yaptığı bir takım. Dünya karması yapsanız İspanya Milli takımının en az beş futbolcusu ilk 11'e girer. Hele Ramos ismindeki futbolcuda insan ciğeri olduğuna inanmak zor.
Buna karşın iki büyük hatadan yenen basit goller Milli Takıma yakışmadı. Tabii ki her iki maçta da hayal kırıklığı yaşatan futbolcular tüm dengeleri bozdu. Başta Nihat olmak üzere Tuncay'ın, Emre Belözoğlu'nun ne yapmaya çalıştığını sanırım kimse anlayamadı.

İbrahim Üzülmez'in dünya üzerindeki 100 milyon Türkten çıkan tek sol bek olduğu için eleştirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanında Fatih hocanın oyuncu değişiklikleri ise yenilgiye adeta davetiye çıkarttı.

Semih'in golüyle tribünlerin saman alevi gibi parlayan coşkusu çok kısa sürdü. Ali Sami Yen'de seyircisiz oynasaydık eminim futbolcular daha iyi motive olurdu. Tribünlerin yarısının sponsor biletleriyle diğer yarısının organize olamayan farklı takım taraftarlarından oluşması, taraftar desteğinin minimumda kalmasının en büyük nedenidir.

Milli Maçların Anadolu'da oynanması lazım. Futbolu bilen ve tribün kültürü olan ve tek takıma sahip şehirler Milli Maçlar için biçilmiş kaftandır. Akla ilk gelen iki şehir ise; Bursa ve Eskişehir. Yarım asırdır yenemediğimiz Almanya'yı ve Hollanda'yı dize getirdiğimiz Bursa Atatürk Stadyumunun ve o stadyuma tezahuratları ve şovlarıyla ruh katan efsaneleşmiş Teksas'ın, neden Milli Takım yararına kullanılmadığını anlamak mümkün değil.

Hairdesigner
04-04-09, 14:19
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg İnönü tarih olabilir

Beşiktaş yönetimi, şu sıralar iki büyük heyecanın atmosferine kendisini müthiş bir şekilde kaptırmış durumda. Beklentilerden birisi takımın şampiyonluğu. Öteki ise Anıtlar Kurulu'ndan yıkımla ilgili çıkacak karar. Başkan Yıldırım Demirören ve arkadaşları yeni stat için bütün projeleri tamamlamanın rahatlığı içindeler. Anıtlar Kurulu gündemine aldığı proje ile ilgili olarak "olur" kararı verirse İnönü Stadı'nda yıkım çalışmaları ligin bitimi ile birlikte hemen başlayacak. Başkan Demirören ve arkadaşları bu kez Anıtlar Kurulu'ndan olumlu karar çıkacağına yüzde yüz inanıyorlar. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni stat projesine olumlu bakması ve bu konuda bürokratik engellerin büyük ölçüde aşılmış olması Beşiktaş yönetimini fazlasıyla umutlandırıyor. Peki proje nasıl işleyecek? Anıtlar Kurulu, kararını yönetimin istediği doğrultuda çıkartırsa stat 42 bin kişilik olacak. Stadın inşaat biçimi G.Saray'ın Seyrantepe projesine benzemeyecek. Bilindiği gibi G.Saray, Seyrantepe için Ali Sami Yen Stadı'dan vazgeçmişti. Yani; bir şey kaybedip, bir şey kazanmıştı.

Anadolu turuna çıkacaklar!
Beşiktaş'ın projesi "yap-işlet-devret" modeli ile gerçekleşecek. Stat bittikten 9 yıl sonra tüm kullanım Beşiktaş'a geçecek. Yöneticilerin yaptığı hesaplara göre 9 yıllık süre içinde de stadın geliri bütçede önemli bir yer tutacak. Beşiktaş yönetimi, yeni stat konusunda o kadar iddialı ki bazı radikal değişiklikleri bile göze almış durumda. Örneğin; stadın ismi değişebilir. Beşiktaş İnönü Stadı yıkılmakla kalmaz, adını bile kaybedebilir. Bu bazı kongre üyelerinin sempatik baktığı bir yaklaşım değil ama yönetim bu konuda gözü kapalı gidiyor. Yıkım başlarsa Beşiktaş 1.5 sene boyunca maçlarını nerede oynayacak? Bu konuda da hazırlıklar tamam. Yönetim, maçların büyük çoğunluğunu Van, Adana, Mersin, Erzurum, Kayseri başta olmak üzere Anadolu'nun değişik kentlerinde oynamayı planlıyor. Anıtlar Kurulu "evet" derse 62 yıllık tarihi İnönü Stadı, bugünkü Kayserispor maçıyla birlikte futbola kapılarını son 4 kez açmış olacak.

Hairdesigner
04-04-09, 14:19
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Baba-oğul küs!

Galatasaray ile Futbol Federasyonu arasındaki sıkıntı başkan Adnan Polat'ın ara gazı ile her geçen gün büyüyor. Polat ile Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener şu sıralar bir araya gelmemek için özel çaba harcıyor. İkisi de futbol ailesi içinde önemli iki kurumun başında. Futbol ailesinin başını Futbol Federasyonu, oğullarından birini de G.Saray olarak değerlendirirsek, ne yazık ki baba ile oğlu birbirine küs. G.Saray tıpkı F.Bahçe ve Beşiktaş gibi büyük bir camia. Büyük camiaların her zaman akil adamları olur. Kriz ve çıkmazlarda bu akil adamlar ortaya çıkar, gerekli uyarıları yapar, gereken kulakları çeker, camiaya nefes aldırırlar. Fenerbahçe'de Ali Şen, Beşiktaş'ta efsane başkan Süleyman Seba ve G.Saray'da da Selehattin Beyazıt, İnan Kıraç ve Özhan Canaydın bu formattaki isimlerdir. Bunlar, kulüplerinde zor kararları kolaya çeviren insanlardır.

Canaydın'dan örnek adım
Milli maçta Özhan Canaydın ile Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'i yan yana görünce çok mutlu oldum. Sıkıntılı günler geçiren ama G.Saray için her zaman harcayabilecek enerji bulan Canaydın belli ki arabuluculuğa soyunmuştu. Özgener ile Canaydın'ın sıcak konuşmaları da görüntülere yansıdı. Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'in asla kinci olmadığını ve insani değerlerinin ağır bastığını çok iyi bilirim. Bu gergin süreçte mutlaka onun da hataları olmuştur ama o sonuçta bu ailenin babasıdır. Akil adamların bu tür hamleleri baba ile oğlu barıştırmaya yetecektir. Canaydın'ı bu hamleyi yaptığı için kutluyorum. Başkan Polat'ın federasyonla kavgasını uzatmadan noktalamasını diliyorum. Başkan Özgener'den de sıcak bir ortam oluşturarak G.Saray yöneticilerini yüreklendirip barışma kulvarı açmasını bekliyorum.

Hairdesigner
05-04-09, 03:06
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Yürüyüş...

Şampiyonluk kovalayan bir takım için son haftalara girilirken ne gerekli değildir? Takımın gerilmesi, rakiplerin küçümsenmesi! Teknik adamların kontrolünü kaybetmesi! Yöneticiler tarafından transfer gündemi açılması! Rakiplerle ve hakemlerle polemiğe girilmesi! Taraftarın kontrolünü kaybetmesi ya da taşkınlık yapması! Emniyet ile gerginlik yaşanması! Beşiktaş'ın gündemini iyi takip edenler, üstte sıraladığım yanlışlardan birkaçını eminim ki hatırlayacaktır. Beşiktaş taraftarı şampiyonluk yürüyüşüne çıkmışken, takıma bu mesaj Yıldız'dan-Dolmabahçe'ye takım otobüsüyle yürünerek verilmişken; gereksiz gerginlikler hiç kimseye fayda getirmez. Emniyet teşkilatımızın 146. kuruluş yıldönümünde ne taraftara Dolmabahçe'de atılan biber gazları, ne de İnönü'de cevaben yapılan protestolar günün anlamıyla uyuştu! Şık da kaçmadı. Beşiktaş'ın hiçbir maçını kaçırmayan ve en ateşli taraftar kadar şampiyonluk isteyen Celaleddin Cerrah müdürün pozitif yaklaşımıyla bu sorunun dün gece kapatıldığına inanıyorum. Kayseri maçına gelince. Takımda müthiş bir kazanma hırsı oluştuğu hissediliyor. Ancak maça gördüğü iki sarıdan kırımızı kartla damgasını Ali Turan'ın vurduğunu söyleyebilirim. Beğenerek izlediğim Ali Turan'ın dün ikinci sarı kartı getiren hatası tecrübesine yakışmadı. 60 dakika 10 kişiyle oynamak zorunda kalan Kayserisporlu futbolcuların 2. golü yememek ve beraberliği yakalamak için can siperane mücadele ettiklerini belirtelim. Siyah-beyazlı takım, skor 1-0 olduktan ve rakip eksik kaldıktan sonra bulduğu pozisyonları harcama hatasına girdi. Özellikle Bobo, bu konuda başı çekti. Gereksiz risk aldılar. Taraftara coşkunun yanında, gerginlik de yaşattılar. Bu şartlardaki maçı gollerle rahatlatamayan bir takımın çıkarması gereken dersler var.

Hairdesigner
05-04-09, 03:06
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Şampiyonluk havası!

Yıllar sonra ilk kez İnönü'de şampiyonluk havası esmeye başladı. Olur olmaz bilinmez ama Beşiktaş hem sahada, hem tribünde çok ciddi görünüyor. Maç başlamadan önce Tello'yu kenarda, Serdar Özkan'ı sahada görünce Beşiktaş'ın 10 kişi oynayacağı izlenimine kapıldım. Çünkü Serdar bu takıma girdiği günden bu yana patinaj yapmaktan başka hiçbir şey üretmiyor da. Beni ilk kez yanılttı. Demek ki kendini masaya yatırmış ve reform yapmaya karar vermiş. Bu Serdar ilk 11'de veya sonradan girip böyle oynarsa geri kalan maçlarda Denizli'nin önemli bir silahı olur. Golün asistini o yaptı. Sağ taraftan ilk kez adam gibi bindirmelere imza attı. Sanırım oyundan alınırken seyirci tarafından ilk kez içtenlikle alkışlandı. Biliyorsunuz Beşiktaş'ta ocak ayından bu yana Ernst diye biri var. Adam takıma girdiği günden bu yana orta sahanın tapusu onda. Ernst sahadayken, "oynasam ne olur, oynamasam ne yazar" diyen Cisse bile futboldan zevk almaya başladı. Hayrettir Cisse'yi ilk kez yarım vites yükseltmiş temposuyla izliyorum. Beşiktaş'ın zorlu Kayserispor önünde kaçırdığı gollerin haddi hesabı yoktu. Rekor kıran da Bobo'ydu. Dört net gol pozisyonda hat-trick yapabileceği bir geceyi "sıfır" çekerek bitirdi. Yusuf'a gelince... İnanılmaz bir oyuncu. Rakibi göbeğinden delerek geçiyor. Oyunu sağa sola öylesine yönlendiriyor ki Türkiye'nin yerli tek 10 numarası. Beşiktaş eğer sezon sonunda ipi göğüslerse, şu kısacak sürede inanın rolü büyük olacak. O kadar golün kaçtığı maçta tek golün sahibi de doğal olarak Yusuf oldu.

Hak eden kazandı
Kayseri yaklaşık 58 dakika sahada 10 kişi kalmasına rağmen yenilgiyi kabullenmeyen bir futbol oynadı. Aslında Beşiktaş savunması net pozisyon vermemesine rağmen Kayseri 90 dakikayı her an Beşiktaş'ın canını sıkabilecek şekilde bitirdi. Beşiktaş'a yakışmayan tek şey, maçı çok farklı değil tek farklı galip bitirmesiydi. Evet, tek gol vardı ama maçı kazanmayı hak eden taraf şampiyonluk havasına giren Beşiktaş'tı.

Hairdesigner
05-04-09, 03:06
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Sihirbaz!

Artık bundan kesinlikle eminim. Mustafa hoca sihirbaz! Şapkadan tavşan çıkarmadan içi rahat etmiyor. Dün yine döktürdü! Dörtlü savunmanın önünde Cisse, onun önünde Ernst ve Yusuf, ileride Bobo-Nobre- Serdar. Orta saha yine sahipsiz ve Kartal yine tek kanatlıydı. Eğer Kayserispor orta alanı kalabalık tutmuş olsa Beşiktaş atak yapmak şöyle dursun top bile göremezdi. Tolunay Kafkas resmen Beşiktaş'ın ekmeğine yağ sürdü. Turgay, Aghahowa ve Cangele'yi birlikte oynattı. Topuz da orta alanı falan es geçip ileriye çadır kurunca Beşiktaş en çok zorlanacağı bölgede hiç zorlanmadı. Özellikle de kırmızı karttan sonra tamamen oyunun hakimi oldu. Gerçi Tolunay hoca takım eksik kalınca uyandı, Aghahowa'yı çıkarıp Durmuş'u oyuna aldı ama iş işten geçmişti. Çünkü o dakikadan itibaren Beşiktaş sazı eline aldı. Serdar Özkan sağdan bindirdi, Yusuf dar alanda kısa paslaşmalarla savunma duvarını delip geçti. Bobo ve Nobre havadan yerden Kayseri savunmasını rahatsız ederken geriden de Cisse ve Ernst bindirince oyun tek kale maça döndü.

Bobo, Serdar'ı örnek alsın
Bu manzaranın en önemli sebebi iki hocanın sahaya sürdükleri onbirdi ama fotoğrafı tamamlayan ilk dakikadan itibaren önüne gelene tekme tokat giren Ali Turan oldu. Kendini attırmak için büyük çaba harcadı. Her kornerde Toraman'ı itti, çekti. Önce Üzülmez'i sonra Ernst'i biçti ve nihayet ikinci sarıdan atıldı. Dolayısıyla en büyük haksızlığı da kendi takım arkadaşlarına yapmış oldu. Ligin boyu kısaldı, atılan her gol, alınan her puan altın değerinde. Bu nedenle "Ben şampiyon olacağım" diyen yakaladığı pozisyonu atacak, Bobo gibi boş kale yerine tribünlere göndermeyecek topu. Serdar Özkan'dan ders almalı Bobo... Birkaç hafta yedek kalınca kendine geldi Serdar. Müthiş oynadı. Asist yaptı her iki kanattan bindirdi, şut çekti, pas trafiğini ayarladı. Futbolcu dediğin aynen böyle yapacak, ayağına gelen her topun kıymetini bilecek. Tabii teknik adam da onbirini belirlerken bin kez düşünecek, ince eleyip sık dokuyacak. Macera aramayacak. Misal Ernst ve Cisse böylesine uyumlu oynarken bu ikiliye dokunmayacak. Savunmayı Sivok'suz (müthiş oynadı) kurmayacak, Yusuf varken Delgado kumarı oynamayacak v.s. Ligin boyu kısaldı. Bundan sonra hata yapan bedelini ağır öder.

Hairdesigner
05-04-09, 03:06
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1794.jpg Bursaspor ışıldıyor

Ankaraspor bir maçtan daha sahadan boynu bükük ayrıldı. Çok şükür ligin ilk yarısında toplanan puanlar, şimdilik mavi-beyazlı ekibe korkulu anlar yaşatmıyor. Ama alt sıralardaki takımlarla aradaki fark sadece 6 puan. Yani 2-3 hafta sonra Ağustos Böceği-Karınca misali stoklanan yiyecekler (puanlar) bitecek ve can sıkıcı günler başlayacak. Dün başkent ekibi, hakkıyla helaliyle Bursaspor'a yenildi. Yani iyi oynayan kazandı. Kötü oynayan kaybetti. Kimse mağlubiyete mazeret aramasın. Maçın başında yanlış düdükler, belki futbolcuların psikolojisini bozmuş olabilir. Ama her şeye rağmen kendi saha ve seyircin önünde bu kötü futbolun ve mağlubiyetin haklı gerekçesi yok. Daha önceki mağlubiyetlerde olduğu gibi. Çok kötü futbol oynuyor takım. Aykut hoca da bizim gibi çaresiz. Ama bu böyle gitmez. Tehlikeli günler görmek istemeyen alttaki takımlar gümbür gümbür geliyor. İkinci yarıdaki düşüşün sebebi bir an önce bulunmalı ve çözümler üretilmeli.

Kış uykusu içindeler
Başkent ekibinde halen kış uykusundan uyanamayan futbolcular var. Murat Tosun Neca, Bilal Kısa, Erhan ve Adem Koçak bu futbolcuların başında. Bursaspor ise Ertuğrul Sağlam ile yakaladığı çıkışını bu maçta da devam ettirdi. Fenerbahçe ve Galatasaray gibi şampiyonluk kovalayan takımlarla arasındaki puan farkını maç fazlasıyla 3'e indirdi. Romaschenko ve Ömer Erdoğan ile diğer futbolcular kolay gol pozisyonlarına girdiler. Taraftarın, "Adam gibi adam Ertuğrul Sağlam" nakaratını maç sonuna kadar tekrarlamaları, "Başarılı ve Ahlaklı" spor adamı her zaman her yerde makbuldür ve desteklenir sözünü bize bir kez daha hatırlattı. Bu sonuç, Bursaspor'un UEFA'na katılma ümitlerini artırdı. Mücadele etmeyen Ankaraspor kendi içinde sorunlarına çözüm bulmalı.

Hairdesigner
05-04-09, 03:07
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1586.jpg Sivas dikkat!

Denizli'de ilginç bir maç vardı... Her iki takım da beklenenden farklı bir görüntü sergiledi. İlk devre Sivas'ı, 2. devre Denizli'yi seyrettik. Ev sahibinde sakat ve cezalılar fazla olunca Mesut Bakkal savunma da iki yeni isim Carlos ve Couto'ya görev verirken, Çağlar'ın da yerini değiştirdi. İleride tek forvet olarak Roberts oynadı, arkasında Fatih Yiğen vardı. Sivasspor ise Mehmet Yıldız, Tum, Kamanan ve onların arkasında da Musa Aydın ile Murat Erdoğan'ı rakip kaleye yakın tutarak 5 kişiyle gole gitme isteğindeydi. İlk devre Sivasspor golü daha çok düşündüğü için rakip yarı alanda topa daha çok sahip olan taraftı. Defanstaki değişiklikler, savunmada adam ve alan paylaşımını yok olunca Denizli, beklemedği bir anda kornerden gelen bir topta golü yedi. Hemen ardından ikinci bir savunma hatasıyla fark ikiye çıktı. Devre de böyle bitti. Mesut Bakkal, 2. devreye başlarken akıllı davranıp, Fatih Yiğen'in yerine Engin'i, Güray'ın yerine de Caner'i aldı. Böylece ileride tek kalan Roberts'in yanına Engin'i koyup forveti çiftledi. Sivas da buna önlem olarak Murat ve Musa'yı geride tuttu.

Denizli atamadı
İkinci devrede Denizlispor daha iyiydi ama Sivasspor da önde olmanın avantajıyla geri çekildi. Bu, şampiyonluğa oynayan bir takım için hoş bir görüntü değil ve riskli. Eğer Denizlispor, 2. yarının ilk 20 dakikasında yakaladığı pozisyonları gol yapsa, sonuç farklı olurdu. Sivasspor, Denizlispor karşısındaki oyun anlayışını ileriki haftalarda başka takımlara karşı da uygulamaya kalkarsa, dünkü kadar şanslı olmayabilir.

Hairdesigner
05-04-09, 03:07
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg İki Denizli üzüldü!

Kaybeden büyük bir avantaj yitirecekti. Sivasspor şampiyonluk, Denizlispor ise kümede kalmak için mutlak galip gelmek zorundaydı. İki hocanın taktik anlayışlarına baktığımızda Sivasspor golü düşünerek oyuna başladı. Üçlü forvet bunun göstergesiydi. Bu da Sivasspor'un mutlak galibiyet için sahaya çıktığının işaretiydi. Bülent Uygun, cezalı da olsa takıma verdiği taktik orta alanda kalabalıklaşıp, oyunu kendi elinde tutma isteğiydi. Sivas kanatları kullanamadı ama Murat Erdoğan, Tum ve İbrahim Dağaşan ile göbekten gidip Denizlispor'u savunmada hataya zorladılar. İlk yarıda tamamen Sivas'ın baskısı vardı. Oyunu istedikleri gibi yönlendirdiler. İki gol kaçırıp, iki de gol attılar, rahatladılar. Milli Takım kadrosuna çağrılan ancak yedek kulübesine bile oturtulmayan Sedat dün attığı golle ve savunmadaki hatasız oyunuyla Milli Takım'da oynayacağını bir kez daha gösterdi.

26. hafta ve Sivas lider!
Ne yazık ki Fatih Terim bu oyuncuyu görmedi! Sivasspor'da Mehmet Yıldız-Kamanan ikilisi ilk yardıda Denizlispor'u fazla rahatsız ettiler. İkinci yarının başlamasıyla Denizlispor baskı kurdu ama golü getirme üretkenliğini gösteremediler. Ligin bitimine 8 hafta kaldı. Sivasspor lider. Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli 26. haftadan söz ediyordu. 26. haftayı da Sivasspor lider kapadı. Dün iki Denizli üzüldü ama en fazla üzülen de Mustafa Denizli oldu. Sivasspor'da Hayrettin'in sakatlığı geçti. Bu oyuncunun takıma girmesiyle sol kanat ta işleyecektir. Hakem Selçuk Dereli de kritik bir maçı hatasız yönetti. Denizlispor'un penaltılık pozisyonu ve Fatih'in attığı golü yardımcı hakemin uyarısıyla iptal etti. Şu bir gerçek ki Sivasspor lidere yakışan bir futbol oynuyor.

Hairdesigner
05-04-09, 03:07
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Kart lideri

TFF'nin ilgili sayfalarında şu ana kadar oynanan Süper Lig, Bank Asya 1. Lig, TFF 2. Lig ve TFF 3. Lig'lerin kırmızı kart raporları sayılarına baktım da "Ne çok agresif liderler, hırçın takımlarımız varmış" dedim. Kırmızı kartlar ve çok ilginç detaylar, bu kırmızı kartın sayıları, liderleri sizin de ilginizi çeker mi acaba? Mesela Süper Lig lideri Sivasspor lig başından bugüne sadece 3 kırmızı kart görmüş. Ya diğer liderler, ligler ne alemde, bakıyoruz: Bank Asya 1. Lig lideri Manisaspor, sadece kendi liginin değil tüm liglerin en hırçın takımı konumunda. Rekor onlarda. Tam 8 kırmızı kart görmüşler. Yükselme Grubu lideri Bucaspor 5 kırmızı kart ile sıralamanın haricinde hırçınlıkta da açık ara lider. Gruplarında lider olan takımlarda kart raporunda durum şöyle: Dardanelspor 1 kırmızı, Denizli Belediye 3 kırmızı, Şanlıurfaspor 4 kırmızı, Konya Şekerspor 2 kırmızı, Trabzon Karadenizspor 7 kırmızı kart görmüş. TFF 3. Lig Yükselme Grup lideri Tepecik 2 kırmızı, Menemen Belediyespor ,Gölcükspor, Keçiörengücü 1, Kastamonuspor ise tam 7 kırmızı kart görmüş. Bir şarkının son sözleriyle konuyu noktalayalım: "Şişt, şişt sakin ol, sinirlerine hakim ol!"

Hairdesigner
05-04-09, 03:07
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Bir şey

Kurulduğu günden beri şampiyonluğa oynayan bir takımdır Trabzonspor. Her dönem her maça kazanma amacıyla çıkmıştır. O maçları kazanacak güç bünyede mevcuttur. Hiç eksilmeyen taraftar desteği, sezonlar geçtikçe güçlenen forması, rakip üzerinde oluşan baskı, o hedef için avantaj olmuştur. Şu anki baskı normaldir. O yükü kaldıracak teknik kadro ve futbolcu grubu olmalıdır. Haneye yazılan 46 puanın yanında, kaybedilen 29 puan vardır. Elbette bu hesap yapılacaktır. En fazla üzülen takımın hocasıdır, futbolcunun kaybı da fazladır. "Her maçın hikayesi ayrı yazılır" gerçeğinden hareketle kayıpsız geçme ihtimali canlıdır. O hedefin ilk adımı, İstanbul Büyükşehir Belediye oyunudur. Onun da reçetesi Ersun hocanın beyninden çıkacaktır. Abdullah Avcı ve talebeleri, özellikle büyüklere karşı, daha iyi oynamıştır. İlk maçtan bize kalanlar ürkütücüdür. Orta sahayı pas geçerek arkaya atılan uzun toplar Belediye tarafında tehlike oluşturmamıştır. Yanal tarzının önemli silahı, bu tip takımlar karşısında işe yaramamıştır. Çok adamla topun düştüğü yere toplanma isteği seken toplarda sıkıntı vermiştir. İstanbul Büyükşehir Belediye'nin organize becerisi yüksek orta sahası, eksik kalan savunmayı zora sokmuştur.

Değişim şart olmuştur
Hocanın reçetesi bu noktada devreye girmelidir. Çıkacak kadro orta saha üstünlüğü kurmalıdır. Umut'un saha içi rolü çok karmaşıktır. Sınırlı yeteneğiyle, her işi yapma isteği faydasından çok zarar vermektedir. Son 6 maçlık 13 kayıp puan değişimi mecbur kılmaktadır. Yattara'nın ne yapacağı belgelidir. Sağ kenarda oynaması sadece rakibe korku verir. Ne olduğunu henüz çözemediğimiz Alanzinho mevkisinde koşturmalı. Hüseyin ile Selçuk, direnç-servis görevinde olmalı. Fuzuli oluşturan kalabalık içinde hareket sıkıntısı çeken Colman'a boş alan yaratılmalı. Gökhan'ın en uçta gezinmesi bile rakip için tehlikelidir. Şu diziliş hücumda genişlik oluşturur daha sağlıklı atak organizasyonu getirir. İki bekin rahat öne çıkması fırsat verir. İşte o zaman seken toplarda Selçuk, Hüseyin, Song, Egemen dörtlüsü ile savunma güvenliği kurulmuş olur. Elbette sayın hocam daha doğrusunu bilir. Ekiple birlikte çalışan o. Ancak son altı maçta ipin ucu kaçtı "Bir şey" yapmak gerek o "Şeyi" bu maçta görmek isteriz.

Hairdesigner
06-04-09, 02:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Ona rağmen

Alex'in yokluğuna yanlışoyuncu tercihleri de eklenince hepten seyredilmezbir görüntüye bürünüyor Fenerbahçe'nin futbolu ve performansı. Dün akşam da Deniz ve Gökhan Emreciksin oyuna girenekadar tribünler çile çekti, sarılacivertli oyuncular da mahkumiyetyaşadı sahada. Yanlış pas, yanlış yer tutma, uyumsuzluk, baskınyemek tavan yaptı 50 dakika boyunca. Oysa Fenerbahçeli futbolcuların yüzde 90'ı en az üç sezondur bir arada oynuyorlar. Kalite,tecrübeleri ortada. Buna rağmenbirçok futbolcusu bu sezon ilk kezbir arada oynayan Eskişehirspor daha uyumlu, bilinçli veistekliydi oyunun ilk bölümünde. Özellikle ilk yarıda birinci veüçüncü bölgede dönen toplarınneredeyse tamamını topladı RızaÇalımbay'ın öğrencileri. En çarpıcı durum da sarılacivertliler hücumda ilaç olsun diye iki futbolcusunu aynı anda rakip kale önünde bulunduramazken kırmızı siyahlılar her defasında üç dörtoyuncusuyla Volkan'ın kalesini ablukaya aldılar. Tanrı aşkına şimdi bütün buolumsuzlukların faturasını futbolculara kesmek ya da Fenerbahçe'nin kadrosunun Eskişehirspor'a oranla daha zayıf olduğunu söylemek insaf ve gerçekle bağdaşır mı? Herhalde körelmiş bir vicdan bile kalite, tecrübe ve imkan faktörleri bakımından sarılacivertli kadronun buligdeki istisna topluluklardan biriolduğunu inkar edemez.

Peki sorun nedir?
Peki sorun nedir o halde? Ne yazık ki Aragones'in mantelitesi ve tercihleridir. Günahıboynuna. Deniz gibi oyunun ikiyönünü mükemmele yakın oynayan bir sporcuyu kesip Josico'yuoynatmasının altında başka nedenler arıyorum.Mesela maç başına para almakgibi. Nitekim dün Deniz ve Gökhan Emreciksin oyuna girince once orta saha dengesini buldu,sonra oyun dengelendi. Güiza dagol ile buluştu. En önemlisi de Galatasaray'ı Ali Sami Yen'de 10kişi ile yenen Eskişehirspor karşısında üç puana ulaşıp karakteryakaladı sarılacivertliler.

Hairdesigner
06-04-09, 02:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Son dakika sendromu

Şu anlaşıldı ki Fenerbahçe, taraftarlarına ve sevenlerine rahat maç izleme şansı vermeyecek. Her hafta olduğu gibi dün akşam da son dakika sendromları yaşandı. Fenerbahçe sahadan üç puanla çıkması için ikinci golü mutlaka bulmak zorunda. İlk 45 dakikada üstün olan taraf Eskişehir'di. Rıza Çalımbay'ın bir haftadır söylediği gibi Kadıköy'e iyi futbol oynamaya ve galibiyet için gelmişler. İlk 45 dakikada iyiydi dedik ama 'Pozisyon var mıydı' derseniz Serdar'ın bir şutundan başka bir şey yok. Bundan da en büyük etken savunmanın hatasız oynamasıydı. Gerçekten de Carlos, Edu, Önder ve Gökhan Gönül yerinde müdahalelerle çok kritik kademelere girdiler. Edu'nun çıkıp Yasin'in oyuna girmesi 'Acaba bu düzen bozulur mu' sorusunu gündeme getirdi ama Yasin de Batuhan'ın topunu çizgiden çıkarmasının moraliyle hatasız oynadı. İlk yarıda orta sahada akıl almaz pas hataları yapıldığı için forvete top gitmedi. Bir tek Uğur'un kaleciyi geçip boş kaleye atamadığı top. Bir de 2. dakikada Sezgin'in Güiza'ya yaptığı harekete beyaz noktayı göstermeyen hakem var.

Penaltılar es geçiliyor
Penaltı çalmıyorlar, çalamıyorlar. Fenerbahçe'nin kaçıncı penaltısını çatır çatır yiyorlar. Ama Fenerbahçe ceza sahasında kayıp düşenlere bile penaltı veriyorlar. İkinci devrede Aragones'in yaptığı Deniz ve Emreciksin değişiklikleri çok yerindeydi. Zaten Deniz'i neden unuttuğunu anlamış değilim. Sivas maçlarının en iyi adamı ortada yok. Deivid'in imzayı attığından bu yana düşüşü devam ediyor. Ama attığı gol mükemmeldi. Güiza ile Semih bu sene ilk defa birbirlerine bu kadar yakın oynadılar. Elinde böyle kaliteli forvetler varken kullanmamak akıl alacak iş değil. İşte Semih'in asisti, Güiza'nın golü. Güiza da Semih'e bıraktı ama Semih değerlendiremedi. Yazımın başında da belirttiğim gibi Fenerbahçe maçlarında son dakikalar geçmiyor. Batuhan'ın golünden sonra herhalde herkes Kocaeli ve Bursa maçlarındaki kayıpları düşünmüştür. Futbolcularda da korkaklık baş gösteriyor. O yüzden diyorum ya 'F.Bahçe ikinci golü bulmalı.' Sonuçta kötü gidişattan sonra dün alınan galibiyet G.Saray maçı öncesi moral olacaktır.

Hairdesigner
06-04-09, 02:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Zarla değil zorla

Fenerbahçe çok önemli üç asından mahrum olmasına rağmen dün bilhassa ilk yarıda sert ve presli bir futbol sergileyerek, kendisine göz açtırmayan zorlu Eskişehirspor'u ikinci yarıda attığı gollerle mağlup etmeyi başardı. Dünkü maç Aragones'in haklılığını bir kez daha ortaya çıkardı. Eğer sarı-lacivertli takım Kocaelispor ve Bursaspor maçlarında da ikinci yarıdaki futbolunu ortaya koysa, defansını sağlam tutup, Güiza ve Semih ile kontratak yapsa bu iki maçta 5 puan kaybetmezdi. İşin ilginç yanı Fenerbahçe için tabu olan 87. dakikayı bu defa lehine kullandı ve Güiza'nın galibiyeti perçinleyen golü bu dakikada geldi. İlk yarı misafir takımın atakları ve Fenerbahçe'nin dikkatli defansı arasında cereyan etti. Ancak 22. dakikada Uğur'un rakip kaleciyi de geçtiği halde boş kaleye giden vuruşunun defans tarafından kornere atıllması vardı. İkinci yarıda sakatlanan Edu'nun yerine stopere Yasin geçmişti. Genç futbolcu 3 dakika sonra Batuhan'ın kaleci Volkan'ı aşan kafa vuruşunu kale çizgisi üzerinden kurtararak maçın kaderinde önemli yer oynadı. Daha sonra Josico'nun yerine Deniz ve Uğur'un yerine Gökhan Emreciksin'in girmesinden sonra orta sahada üstünlüğü ele geçiren sarı-lacivertliler 59'da sahanın en kötüsü Deivid'in attığı golle galip duruma yükseldi. Carlos'un auta giden vuruşları ve Deniz'in rakip kaleci tarafından kurtarılan gollük pozisyondan sonra çok iyi pas alan Güiza, Bursa maçının kopyası bir golle farkı ikiye yükseltti.

Sıra G.Saray'da
Maçın bu sonuçla bitmesi beklenirken uzatmalarda bir korner atışındaki karambolden yararlanan Batuhan'ın attığı gol skoru belirledi. Hakem Bülent Yıldırım daha ilk dakikada Sezgin'in ceza sahası içinde Güiza'yı açık bir şekilde iterek düşürmesiyle vermediği bir penaltı dışında başarılı bir yönetim gösterdi. Fenerbahçe bu galibiyetle sıralamada 3. sıraya yükselerek şampiyonluk iddiasını sürdürdü ve Galatasaray maçı öncesi büyük moral kazandı.

Hairdesigner
06-04-09, 02:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg 'Varım' diyor!

F.Bahçe, ayağında top tutabilecek, golcüleri pozisyona sokabilecek Alex olmayınca bir sıra takımına dönüyor. Maçın ilk yarısı boyunca futbolu oynaması gerektiği gibi oynayan, galibiyeti isteyen taraf Eskişehirspor'du. Emre'nin yokluğunda vatandaş kontenjanından forma şansı bulabilen Josico ve Selçuk, pas hatası rekoru kırıp, top çalamayınca kırmızı-siyahlı ekip orta saha üstünlüğünü ele geçirdi. Lige verilen arada "en çok izni yapan" F.Bahçeli oyuncular hâlâ tatil havasındaydı. Josico'nun yerine Deniz tercihini kullanmaması Aragones'in büyük hatası oldu.

Orta sahada yoklar
Neyse ki ikinci yarıda bu hatasını düzeltti. Sarı-lacivertli takımın çift ön libero oynamasına rağmen orta saha üstünlüğünü rakibe kaptırılması akıl alır gibi değildi. Elini taşın altına koyması gereken Semih ve Deivid gibi isimlerde etkisiz kalınca, Eskişehir saldıran, F.Bahçe ise gol yememek için savunma yapan takım haline geldi. İlk yarıda takımın ayakta kalan isimleri Roberto Carlos, Önder ve Edu oldu. Rıza Çalımbay ikinci yarı defansını orta sahaya yakın kurunca sarı-lacivertli takım pozisyonlar bulmaya başladı. Defansı arkasına atılan bütün toplar tehlikeli oldu. Çalımbay'ın bu acemice hareketi ve karşısındaki rakibin kötü oynamasına rağmen F.Bahçe olduğunu tam olarak idrak edememesi sarı-lacivertlilerin aradığı golü Deivid'le bulmasını sağladı.

Çalımbay'ın etkisi
Çalımbay'ın hatalı taktiğine Aragones akıllıca oyuncu değişiklikleriyle cevap verdi. Bu da F.Bahçe'nin kötü başladığı maçı kazanmasını sağladı. Dede sezon başından bu yana ilk kez takdirimi kazandı. Ya Süper Lig'e alışmaya başladı ya da yanındaki insanları dinlemeye Sarı-lacivertliler, rakiplerinin kazandığı hafta aldığı 3 puanla şampiyonluk yarışında, "Varım" dedi. Tabii bunda dün gecenin "Hamdi Beyi" Rıza Çalımbay'ın katkısı büyüktü! Ama ben hâlâ F.Bahçe'nin kutusundan "şampiyonluk" çıkacağına inanmıyorum!

Hairdesigner
06-04-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1267.jpg Takip yine başladı

Seyirci ne kadar istekli olsa da, oyuncular da yeterli duygu kalmadıysa hiçbir şey olamıyor. Koskoca Fenerbahçe, hem de kendi evinde ilk 45'te tek pozisyonunu 21. dakikada Uğur Boral ile buluyorsa ve Eskişehirspor da deplasmanda rakibine karşı tek kale oynuyorsa Fenerbahçe bitmiş demektir. Bu futbolla hem ligde hem de kupada şampiyon olmak oldukça zor görünüyor. Fenerbahçe'deki en yaşlı yabancı Carlos'un dışında, dış transferlerden hiçbirinin zerre kadar dün akşam ilk yarıda takıma katkıları olmadı. Alex'in maestro'luğunu, Lugano'nun ısıran diri futbolu gözlerimiz hep aradı. İkinci yarıya Edu'nun, sakatlanıp çıkması nedeniyle uzun zamandır takımda oynamayan Yasin, oyuna alındı ve Eskişehirli Batuhan'ın kafa vuruşunu bu Yasin, çizgiden çıkartıp Fenerbahçe için kırılma anı olabilecek bir golü önledi.

Güiza perçinledi
Takımın katkısız oyuncusu Josico, Deniz'le, gününde olmayan Uğur Boral da Gökhan Emreciksin ile yer değiştirdiler. Bu sürece hazırlıksız yakalanan Eskişehir, sol kanatta Roberto Carlos'u boşta bırakıp unutunca, tecrübeli oyuncu kanattan indi ve kale içine sert bir top kesti. Altı pastaki karambolde Deivid'in küçük bir dokunuşu ile F.Bahçe 59'da 1-0 öne geçti. Eskişehir, bunu üzerine bütün hatlarıyla bastırıp skoru değiştirmek istese de başarılı olamadı. Fenerbahçe, skora razıyken 87'de Güiza, yakaladığı kontratak pozisyonunu iyi vuruşla gol yapınca F.Bahçe için skor perçinlenmiş oldu. Takımın da, tribünlerin de derin bir oh çektiği bu dakikada fazla uzun sürmedi. Uzatma dakikalarında Eskişehir, Batuhan ile 2-1'i buldu ve bir anda Kadıköy bu kesti. Adeta herkes endişe ile dondu kaldı. Oyunun temposunun arttığı son 10 dakikada yürekler karşılıklı ağızlara geldi gitti. Bu dakikalarda çok şey olabilirdi ama gece F.Bahçe'nin mutluluğuyla kapadı.

Hairdesigner
06-04-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1355.jpg Sadece 3 puan

Fenerbahçe adına gecenin tek olumlu yanı alınan üç puandı. Emre, Alex ve Lugano gibi önemli eksikler düşünüldüğünde sarı-lacivertli takımın zorlanacağı belliydi. Sezon başından beri söylediğimiz gibi takımın yedek kulübesi oldukça yetersiz. Josico, Ali Bilgin ve Gökhan Emreciksin gibi isimler ilk 11'e girdiklerinde oldukça sırıtıyorlar. Aragones'in Fenerbahçe'ye oynatmak istediği futbolun ne olduğu da tam olarak belli değil. Aragones'in çalıştırdığı İspanya Milli Takımı bol pas yapan, topa sahip olan bir takım görüntüsü veriyordu. Ama Fenerbahçe'de bunu göremiyoruz. Zaten bunu oynayacak kalitede bir orta saha da yok Fenerbahçe'de. Dün akşam da topa daha çok sahip olan takım Eskişehirspor'du. Bu görüntüde Fenerbahçe'nin iyi kontrataklar yapmasını boşuna bekledik. Diğer yandan, mücadele olarak da artık puan kaybına tahammülü olmayan bir takım görüntüsü de sahada yoktu.

Josico ilk 11'e nasıl girer
Yaşından dolayı 'Baba' diye hitap ettikleri Roberto Carlos takımın en çok mücadele eden ismiydi. Semih, sahada ne yaptığını bilen ve topu da olumlu kullananan bir isimdi. Güiza'ya verdiği gol pası mükemmeldi. Güiza da tıpkı Bursaspor maçında olduğu gibi, karşı karşıya kaldığı pozisyonda topu ağlara gönderdi. Kamuoyunun aksine morali yerinde bir Güiza'nın bu takıma faydalı olacağı görüşündeyim. Asıl sorun, Semih'siz bir 11 olmayacağı düşünüldüğünde Alex-Semih-Güiza üçlüsünün beraber nasıl kullanılacağı. Aragones'in Josico tercihi de son derece anlamsızdı. İki maç evvel Kocaeli karşısında en kritik zamanda kimseye danışmadan oyundan çıkıp takımını 10 kişi bırakan bir futbolcunun, değil 11'de yedek kulübesinde bile yeri olmamalı. Takım kalan son 8 maç için yoluna en azından biraz daha özverili futbolcularla devam etmelidir.

Hairdesigner
06-04-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1752.jpg Fener galip ama

Kardeşim bu nasıl kadro kurmak? İnsan kadroyu görünce herhalde hocaların işi vardı bu kadroyu stadın otoparkçısı yaptı zanneder ki o bile bu Josico'yu almazdı. Öyle bir ilk yarı seyrettik ki 15. dakikadan itibaren gözlerimiz kapandı, ilk yarının sonuna kadar da açılmadı. Bir takımın orta sahası bu kadar kötü kurulur ki hepimiz uyuyalım. Ne futbolundan ne de yüzünden hayır görmediğimiz Josico bu takımda nasıl ilk 11'de çıkıyor hayretler içerisindeyiz. Tabii bu hocanın seçimlerini anlamak gerçekten mümkün değil. Onun bildiklerini biz bir türlü bilemiyoruz. Haftalardır Semih ve Güiza birlikte oynasın dedik, inat etti oynatmadı. Ne zaman Alex ve Emre sahada yok, o zaman Güiza ile Semih birlikte oynuyor. Peki bu iki adama orta sahadan kim pas atacak? Sen orta sahanın beyni olan Alex yokken bu iki adamı yan yana oynatmak, ikisini birden ateşe atmaktır. Orta sahası olmayan bir Fenerbahçe'den nasıl gol atmasını nasıl hücuma çıkmasını bekleyebiliriz.

Dede ikinci yarı uyandı
İşte bu yüzden ilk yarıda hepimizi uyutan bir Fenerbahçe vardı. Bir de buna Fener'i yenme arzusunda olan Eskişehirspor eklenince stattaki seyirciler için iyice keyifsiz bir ilk yarı oldu. Bütün bunlara Edu'nun sakatlığı da eklenince iyice içimizi korku sardı. Allah'tan ikinci yarıda hocanın aklına aslında ilk yarıda yapması gerekenler gelince daha keyifli bir Fener izlemeye başladık. Fenerbahçe golü bulduktan sonra çok daha rahat bir futbol oynamaya başladı. Bunun sayesinde de maçı kazandı. Kazanırken bile maçın uzatmalarında tüm Fenerlilere, bir kaza olacak gene berabere bitecek korkusunu yaşattılar. Aslında hâlâ şampiyonluk şansı olan Fenerbahçe'nin ne oynadığına bakmadan maçları kazanmasına bakmak

Hairdesigner
06-04-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Golsüz paydos

Hangi maskeyi takarsa taksın, İbrahim'in akınlarında kaleyi boşaltmasından tanırım ben Sylva'yı. İbrahim'in soldan ortasındaki hatayı ise maskeye alışma sürecine yorabiliriz. Sylva oynasın ama hocaları kalesinden çıkmayı yasaklasın. Onca kayıptan sonra kime karşı oynasanız zor kazanırsınız, zira kazanamamaya alışmışsınızdır. Bu nedenle zorlanması doğaldı Trabzon'un. Tribünler de "Şunları coşturalım da bir gol atsınlar" yerine "Bir gol atsalar da coşsak" deyince beklenenden zor bir maç izledik. Selçuk'un bilek ayarı bozuk olabilir, Tayfun hata yapabilir, ancak onları yuhalayan kesinlikle günün en kötüsüdür. Klasik "tek kanat" takımının en tek kanatlı maçıydı, desek yalan olmaz. Sadece sağ kanattan zorladı bordo-mavililer. Üstelik büyük de boşluklar buldular Yattara ile. Yanal, "Rakibim Yattara'yı boş bıraksa" diye dua etse ancak bu kadar olurdu hani. Yattara ile iki santrfor bir türlü senkron çalışamadılar yine.

Yarışa havlu attı
Burada bir parantez açıp Gökhan Ünal'ın en gayretli ve yaratıcı maçını çıkardığını eklemek gerek. Misafir, Avcı patentli hem uzun top hem de ayağa pas pratiği olan bir takımdı. İlk yarıda kısa paslarla Trabzonspor orta sahası ile savunmasını yordular, fazlaca faul yaptırdılar. Cezaalanına kadar geldiler ama içeri penetre olamadılar. Hızlı atak da bulamadılar. Bunda, Yanal'ın ilk maçta verdiği boşlukları bu kez kapamış olmasının etkisi vardı tabii. İkinci yarı farklı karakterde başladı. Konuk ekip çok daha atak, Trabzon ise dağınıktı. Yanal duruma Hüseyin ile müdahale etti. Aslında Tayfun'u çıkarmaktan çok orta sahaya çare arıyordu. O çare ise ancak 2. değişiklikle yani Alanzinho ile geldi ama geç kalınmıştı. 3. değişikliği yapmaya değecek oyuncu ise bulamadı hoca. Sahadakiler de golü bulamayınca 8 hafta kala yarışa havlu attı Trabzon bu sezon farklı olacağını düşündüğü Avni Aker'de kaybettiği puanlarla.

Hairdesigner
06-04-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Halep'e kadar

Ligde son üç maçta sekiz puan kaybeden ve şampiyonluk yarışında lider Sivas'ın dört puan gerisinde kalan Trabzonspor için dünkü karşılaşma bir çıkış maçı hüviyeti içerisindeydi. Ama oynayanlar ve oynatanlar maça iyi konsantre olamadılar. Bu kafayla da hazırlanmaları mümkün değildi. Unutmadan... Sakın bana çok pozisyon bulduğunu ama gol atamadığını söylemeyin. Girilen pozisyonların iş bilgisi, oyun kurgusu ve kendi yeterliliği açısından hiçbir hamleleri yoktu bordo-mavililerin. Trabzonspor cephesinde futbol adına değişen bir şey yoktu. Yine ortada olan kesik kesik ve korkak oyun. Anlayacağınız eski tas eski hamam misali. Başarısız futbola bir de sistemsizlik eklenince Trabzonspor için beraberlik kaçınılmaz oldu. Artık bundan sonra kimse Trabzonspor'dan mucize beklemesin. Alınan bu beraberlikten sonra tribün desteğini kaybeden teknik heyet ve futbolcuların işleri oldukça zor.

Eyvallah demem!
Şampiyonluğa giden bir takımın oyun tarzı böyle mi olmalı? Böyle mi oynamalı? Sahaya bakıyorsun, bir tarafta hedefi olan bir takımı görüyorsunuz, diğer tarafta ise çok cüzi rakamlarla adı sanı duyulmayan bir futbolcu ordusu. Aralarındaki fark, ben diyeyim buradan Halep'e kadar siz deyin Amerika'ya kadar. Bir takım gol atmak için bir varyasyon mu yapmaz? Kenar kombinasyonları mı yapmaz, orta sahada iyi organize mi olamaz? Soruyorum size bunları yapamayan takım nasıl gol atacak? Hüseyin'in oynatılmamasına "Eyvallah" demeyeceğim ama ya sonradan oyuna girişine her halde bir şeyler deme hakkımız olsa gerek. Ben Hüseyin'in ikinci yarıda oyuna alınmasının mantığını çözemedim. Çözen varsa bize de söylesin... Aslında Hüseyin'in oynatılmaması ve sonradan oyuna alınması her şeyi apaçık anlatmaktadır.

Hairdesigner
06-04-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1238.jpg Tribün daveti!

Trabzonspor'un Avni Aker sendromu devam etti. Konya, Denizli ve G.Saray maçlarından sonra dün de Belediye puan kopardı. Nihayet bordo-mavili taraftarlar, "Bıçak kemiğe dayandı" diyerek her geçen gün Trabzonspor'u eriten teknik adam Ersun Yanal'ı istifaya davet etti. Böylesine iddialıların çok kötü olduğu bir sezonda seke seke zirveye tırmanan Trabzonspor, bu yeri bile hak etmiyor. Yedek kulübesinden yapılması gereken müdahale hiç yok. Nedense Yanal sahaya bağırıp çağırmayı sevmiyor. Belki de tarzı bu, heykel pozu. Antrenör değil, padişah sanki, hiç kıpırdamıyor. Ama Abdullah Avcı, 1 dakika oturmadı ve sahaya bağırdı çağırdı. Tıpkı Giray Bulak, Mesut Bakkal ve Bülent Korkmaz gibi. Bir ara ben yanımdakilere "74. dakikada oyuncu değiştirecek" dedim. Ve öyle de oldu. Yanal'ın şehzadesi Selçuk, tribünlerin yuhalamalarının ardından sakatlanır gibi oldu da kenara alındı. Yoksa Yanal, o dakikada başkasına kement atacaktı. Sezon başından beri Trabzon'un sol tarafı bomboş. Bir teknik adam buna çare bulamıyorsa, onun antrenörlüğünden şüphe edilir.

Golcü aranıyor
Sahada Colman biraz çırpındı, gerisi sanki ilk kez bir arada oynuyormuş gibi acemiydi. Alanzinho'nun nefis gollük pasları için "golcü" arandı. Yattara neden kaptan oldu? Sylva ve Song mutlak gol pozisyonlarına geçit vermedi. Trabzonspor sahada yoktu. Piyasada "golcü" diye gezinenlerin kaçırdıkları saç-baş yoldurdu. Tribünlerin "Fatih Tekke" , "Ersun istifa" ve "Yönetim gelecek hesap verecek" sloganları düşündürücü. İstanbul Büyükşehir 1 puanı hak etti. Hatta kazanmalıydı da.

Hairdesigner
06-04-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1812.jpg Yiğido yürüyor

Lider Sivasspor, Denizli deplasmanından kayıpsız dönmenin sevincini yaşarken, özellikle maçın ilk yarısında sergilediği futbolla da ilerleyen haftalar için taraftarına umut verdi. Maçtan önce Sivas cephesinden yapılan açıklamalarda, sahaya kesinlikle 3 puan için çıkılacağı ifade edilmişti. Nitekim maçın başlamasıyla da bunu gösterdiler. 7 ve 20. dakikalarda golle burun buruna kalan Sivasspor, ne kadar istekli ve galibiyeti ne kadar arzuladığını gösterdi. Rakibi Denizlispor ise ilk yarı boyunca neredeyse Sivas kalesine hiç gidemedi. Kendi sahasında oynamasına rağmen belli ki Denizli önce beraberliği hedeflemişti. Ancak Sivasspor baskısı her geçen dakika arttı, golleri de peş peşe buldu. Milli Takım'a giden, ancak oynayamayan Sedat için milli olmak büyük moral oluştu ki son derece başarılıydı. İyi futbolunu, bir de attığı şık golle süsledi. Sivasspor'un defans ve orta saha kurgusu mükemmel işledi. Hatta zaman zaman Mehmet Yıldız bile defansa gelip arkadaşlarına yardımcı oldu. Maç sonrasında Esat Karaberberoğlu hocanında dediği gibi bundan sonra kimse Sivasspor'dan iyi futbol beklemesin. Aslında hiçbir takımdan beklememek gerekir. Zira, sezon sonu yaklaştıkça takımlar can derdine düşüyor. Kalan 8 haftaya bakıldığında, Sivasspor'un kritik maçları var. Ancak aynı disiplinle oynanırsa hepsi üç puanla biter.

Hairdesigner
06-04-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1810.jpg 3 kere kazandı

Antalyaspor dünkü maçı 3 kez kazandı. Önce erkenden mağlup duruma düştü. Sonra defanstaki önemli oyuncusu Orhan Ak sakatlanarak çıktı. Arkasından da Korhan kırmızı kart görünce, Antalyaspor'un kaybetmesi için bütün şartlar bir araya gelmiş oldu. İşte Antalya bu 3 olumsuzluğu da yenerek ve üstelik bu sezon kendisinin en farklı galibiyetini elde etti. Antalya 30. dakikaya kadar iyi değildi. G.Birliği defansı, Antalya'nın uzun toplarla çıkma girişimlerinin tümünü engelledi. Antalya ancak sürerek getirdiği toplarla rakip ceza sahasına girebildi. Mehmet Özdilek futbolcularına müthiş bir cesaret vermiş olmalı ki G.Birliği, yarı alanına hapsoldu.

Hairdesigner
06-04-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1794.jpg Karaman farkı

A.Gücü uzun süredir böyle oynamamıştı. Takımın başına yeni gelen teknik patron Hikmet Karaman belli ki oyunculara müthiş bir hırs aşılamıştı. Aylardır oynadıkları kötü futbola son verip, son haftaların flaş ekibi Kocaelispor'u adeta gol yağmuruna tuttular. Maçtan farklı galibiyetle ayrıldılar. Bu galibiyet onları Süper Lig'de tutar mı bilmiyorum ama Karaman'ın başlangıcı süper oldu. Başkent ekibi bundan sonra kalan 8 maçından en az 15 puan çıkarması gerekiyor. Bu futbolu oynarlarsa kazanma ihtimalleri yüksek. Kocaelispor ise tükenme noktasında. Haftaya Beşiktaş maçı var. Kaybederlerse zaten iş biter.

Hairdesigner
07-04-09, 04:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Ecel teri döke döke

Lincoln kaçtı, Lincoln geldi, oynar mı, oynamaz mı, Meira satılır mı? Satılır... Zavallı Arda takımın hamalı olmuş, vah zavallı vah! Bunca adam içinde her şey körpecik çocuğa mı yıkılmış? Ah zavallı, vah zavallı, takımı stajyer teknik adamlara teslim edilmiş! Olur beyim olur. Onlar var ya, hocaları yön verirler, yol verirler, taktik verirler, onlar da icap edeni diktatör havasında hallederler. Mehmet Topal yetişmiş, haftaya sahada. Eeee sağlık kurulu bunca gün sonra birini yetiştirdi. Stat yetişiyor mu yetişmiyor mu belli değil. Feldkamp oyuncu bakmış, eyvahhhh yandı Galatasaray. İhtiyar hâlâ burada mı? Neymiş efendim, Galatasaray şampiyon adayı imiş. Anlat anlat heyecanlı oluyor. Bırakın beyler, bırakın bunları. Yeter artık. Biraz huzuru bulun. Akıllı olun... Beş sene, on sene sonra arşive baktığınızda şampiyon olarak başka takım göreceksiniz. Bu fikstür avantajı bir daha ele geçmez. Haberiniz olsun...

Milan Baros sahnede
Galatasaray, oyuna başlarken ürkek ve çekingendi. İlk beş dakikada Gaziantep peş peşe tehlikeli pozisyonlarla Galatasaray kalesini zorladı. Beto'nun nefis bir şutunu Sanctis, zor da olsa iki taksitte kurtardı. Oyun yavaş yavaş dengelenirken, umulmadık bir anda Kewell'ın nefis pasını Baros yarı röveşata ile ağlara yolladı. Gol süperdi, pas da harikaydı ve Galatasaray 1-0 öne geçti. Maçın temposu oldukça hızlıydı. Hem Galatasaray hem de Gaziantep pozisyonları harcamakta yarıştılar... İlk yarının son on beş dakikasında her iki takım da karşı kaleleri zorladı. Gol atmak için çok uğraştı. Ama beceremedi ve ilk yarı Baros'un attığı golle 1-0 bitti...

G.Antep çok gol kaçırdı
Bu yarıda Emre ve Hakan Balta çok başarılı idi. Antep golcüleri ile dişe diş mücadele ettiler. Ancak Volkan'ın kötü oyunu defansa zor anlar yaşattı. 50'de Beto ve Tabata, G.Saray kalesini hallaç pamuğu gibi attı. İki gollük pozisyonu Hakan ve kaleci Sanctis kurtardı. Ayhan'la mücadelede 18 içinde düşen Mehmet Yozgatlı penaltı itirazı yaptı. 60'ta Baros kaleci ile karşı karşıya kaldı ama golü atamadı. Maçın sonlarına doğru Galatasaray kalesini abluka altına alan Gaziantepspor sayısız gol kaçırdı. 88'de Beto inanılmaz bir gol kaçırdı. Sonuçta ecel terleri altında maç Galatasaray'ın galibiyeti ile bitti.

Hairdesigner
07-04-09, 04:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Milli ara yaramış

Galatasaray'a yaramış. Üst üste maçlardan dolayı psikolojik baskı altında kalmış, üstüne Lincoln sorunuyla boğuşmak zorunda kalmış sarı kırmızılı takım için Gaziantep deplasmanı son düzlükte taze bir başlangıç için biçilmiş bir kaftandı. Antep en çok tek pas oynayan, İspanya tarzını sahaya yansıtan bir takım ama mücadele gücü itibarıyla ligin en yumuşak takımlarının başında geliyor. Galatasaray ise hem tek pasta en az onun kadar maharetli hem de mücadele dozu yüksek oyunculardan kurulu bir takım. Misafirin ev sahibine ters gelmesinin en büyük sebebi bu. Nitekim ilk yarı boyunca top yapan ve golü bulup rahat oynayan takım Galatasaray'dı. Bu maçın bir diğer önemi de, soluk soluğa bir yarışın orta yerinde takımı teslim alıp kişiliğini yansıtma şansı bulamayan Bülent Korkmaz için damgasını yansıtacağı bir maç olacaktı. Nitekim ilk 11'deki sekiz futbolcusu milli maçlarda oynamış olmasına rağmen son derece diri bir takım sahadaydı. Lincoln sahada yoktu, sorun da yoktu. Lincoln'ün yerine oynayan Ümit hâlâ o beklediğimiz oyuncu olmamasına rağmen iyi niyetle mücadele ederek en azından Brezilyalının arızalı tutumunun aranmasına engel oldu.

1-0'ın üstüne yattı
Ancak ikinci yarı yine takımda yorgunluk başladı. Sanılanın aksine fiziksel değil mental yorgunluk bu. Bülent Korkmaz eğer devre arasında skoru koruma emri vermemişse, takımın adeta 1-0'ın üstüne yatması Gaziantepspor'a oynama imkanı tanıdı. Ev sahibi oynadıkça misafir yoruldu. Tabii ki kadro azlığı sert müdahalelere imkan tanımıyor ama yine de bu kadar önemli bir maçta Korkmaz'dan daha aktif olmasını beklerdim. Sonuç itibarıyla Galatasaray takımı yarışta yeniden sahnede. Sıra derbide. Derbi bu sezonun piyango bileti olacak...

Hairdesigner
07-04-09, 04:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Yarına bırakmayın

G.Saray için zor maçtı, zor da geçti. Kaybedilecek üç puan G.Saray'ı ligin bitimine 8 hafta kala hedefsiz pozisyonuna sokabilirdi. Bıçak sırtında çıktı G.Saray maça. Yönetim ve Bülent Korkmaz, Lincoln sorununa merhem olamadıkları için yine kaos yaşandı. Bülent hoca, "Lincoln'ün yaptığı saygısızlık sadece para cezası ile geçiştirilemez" deyince yönetimin Lincoln'ü oynatma çabaları da maç öncesi son dakikada gerçekleşmedi. Ben anlamakta zorluk çekiyorum. Bülent hoca G.Antep'e götürmediği, ceza verdiği Lincoln'ü hafta sonundaki Fenerbahçe derbisinde oynatır mı oynatmaz mı? Bence oynatacak. Çünkü ona ihtiyacı olduğunu biliyor. Peki bir soru daha? Lincoln'e "Çık oyna" derse Lincoln oynar mı? Bence oynamaz. Yani hakkıyla oynamaz, gezinir durur. Bülent hocaya tepkisini böyle verir. Sonuçta G.Saray futbol ailesi bir karar vermeli. Ama sezon sonunda değil hemen! Çünkü dün gece itibarıyla G.Saray'ın şampiyonluk iddiası bana göre daha da güçlendi. Derbi öncesinde sıcağı sıcağına ama Lincoln'e samimi olduklarını inandırarak.

Sanctis gününde olmasa!
Bu arada artık gün yüzüne çıkan Nonda sorunundan bahsetmiyorum çünkü çok kısa süre sonra Lincoln vakasına benzer gelişmelere tanık olacağız gibime geliyor. Neyse maça geçelim... Emre Aşık'ın yanında stoper çıkan Hakan Balta dün gece daha dikkatliydi. Yerinde oynayan Volkan ise bir o kadar beceriksiz ve güçsüz. Dün gece sahada çalışan yine birkaç isim vardı. Ayhan, Kewell, Arda, Baros ve Sanctis... Gerisi yalancı koşularla maçı tamamlamayı bildi. Açık söylüyorum, Baros'un 10'daki golü de olmasa, bu maç sabaha kadar berabere biterdi. G.Antep'in şanssızlığı, Sanctis'in gününde olmasıydı. G.Antep sıkı bır takım maç boyunca da G.Saray'dan daha çok çalıştılar daha çok pozisyon ürettiler ama son vuruşta becerikli olamadılar. G.Antep'in tehlikeli her pozisyonunun içinde mutlaka Tabata var. Adrese toplar atıyor ya da buluştuğu toplarla mutlaka tehlike yaratıyor. Ama dün gece Sanctis'e yenik düştü.

Hairdesigner
07-04-09, 04:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg Aslan'dan tek atış

Her zaman bir olmuyor değil mi? Bir takımın ne zaman ne yapacağını bilmek durumundasınız ama... Hele ki bu takım şampiyonluğa oynuyorsa... Gol kralığına aday olan oyuncunuz daha efektif olmalı değil mi mesela? Mesela küme düşen takımın golcüsünden daha efektif... Evet, bu zamana kadar hep sertlikten yakınarak oynasa da Milan Baros hafızalara kazınacak bir gol attı ve ekibi adına 'altın vuruş'a adını yazdı. Bu zamana kadar yaptıklarının yanında daha çok şeyler bekleniyordu haytadan, ama bazen böyle çaktığında onun nasıl bir oyuncu olduğunu algılıyoruz. Yine bir Lincoln arızasıyla çıkmıştı Turuncular deplasmana... Gaziantepspor, usta isimlerle dolu olmasa da çelik çekirdek gibiydi. Düştü mü atacak mısın? Yanıtınız evetse bunu Galatasaray yaptı bu maçta ve Fenerbahçe'yle oynayacağı derbiye çevirdi gözünü. Bu karşılaşma önemliydi. Sıralamadaki yer çok umut verici olmasa bile kalan maçlarında puan kaybı yaşamamalıydı sarı- kırmızılılar...

Arda iki kez ustadır
Antep zordu, zorluydu ama gol yememek nasıl bir şeymiş onu hatırladılar ve moralerini diri tuttular. Birçok maç oynadılar bu zamana kadar. Birçok pas hatası yapıp, gol kaçırdılar ama kişilik önemlidir yarışta. Yarışmacı takımlarda daha doğrusu... İşte o kişilik savaşını kazanma isteği gösterdi Galatasaray bu maçta. Kewell usta mıdır? Evet. Arda iki kez usta olmalıdır. Nitekim attığı pas, pas öncesi düşüncesi bunların göstergesiydi işte. Öyle futbolcular o maça değil o maçın öncesinin ve sonrasının oyuncularıdır. Arda Turan'ı bu yoklukta bu misyoınla bağlıyorsak sebebi var elbette ki. Sarı-kırmızılılar dikkat ve titizlikleriyle puan aldılar ve maç sonrası yarışın sürmesine yetecek kadar niyet bıraktılar arkalarında... Bu maç önemliydi. Tabii ki Fenerbahçe derbisi de öyle...

Hairdesigner
07-04-09, 04:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1270.jpg Dönüm maçı

Galatasaray her maçı çift forvetle oynamalı. Bu takım hücumu seviyor, defans yapamıyor hele Servet'ten sonra hiç yapamıyor. Onun için elinde Arda, Kewell gibi oyuncularında varsa hücum oynamak en mantıklı iş. Bu arada Lincoln'u da saymadım. G.Saray her maçta belki 2 gol yer ama en az 3 gol de atar. Korkaklığın sonu yok, Skibbe örneği ortada. Maça gelince ilk yarıda, özellikle ilk 25 dakikada harika bir Galatasaray vardı sahada. Sağlı sollu ilk defa bu kadar saldırdılar. Onlar da şampiyonluk yolunda artık yarım puan kaybına lüksleri olmadığının farkındaydılar. İlk 10 dakikada Baros ile güzel bir gol bulunca da daha moralli sahaya yayılıp ilk 45 dakikayı üstün kapamasını bildiler.

Korkmaz ayırım yaptı
Bu yarıda Arda oldukça istekli oynarken zaman zaman Sabri de sağ kanattan bindirmeleri ile takımını ateşleyen isimdi. İkinci yarıda sarı kırmızılı takımın istediği tempoda geçti. Özellikle orta sahada Ayhan ve Barış gününde olunca rakibin rahat çıkmasına izin vermediler. Hatta bu yarıda Baros çok müsait pozisyonda 2. golü atsa stres de bitecekti. Sonuçta yenecek bir golde şampiyonluk iddialarını bu maçla yok edecekti. 73'te Bülent Korkmaz'ın forvetten Ümit'i çıkarıp oyuna Mehmet Güven'i alması da skoru korumak istemesinin bir göstergesiydi. Şimdi Fenerbahçe derbisi var. Bülent hoca bu derbileri futbolculuğunda rekor sayıda yaşadı, derbi de futbolcularına bunu iyi yansıtabilirse Aslan yarışa devam edecektir. Ancak duygusal olmayı bırakacak. Her oyuncuya eşit davranacak. Örneğin Ümit oyundan çıkarken yüzünü çeviriyor, Kewell çıkarken boynuna sarılıyor. Bu ayrıntıya dikkat.

Hairdesigner
07-04-09, 04:17
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Burası dağbaşı mı?

* Çarşı'nın yaptığı yanlış. Bu ülkede toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası var. İstanbul'u felç etmeye hakları yok

* Polis elbette biber gazı sıkacak, su fışkırtacak. İcap ederse çekecek tabancayı havaya ateş edecek. İzinsiz gösteriyi dağıtmak görevi

* Mustafa Denizli için ilk defa 'ballı' lafını kullanmıyorum. Kayseri maçında en önemli hatasından döndü. Rekor kırılabilirdi

_Beşiktaş, Kayseri'yi mağlup ederken stat dışında çıkan olaylar maça damga vurdu. Polis Teşkilatının 164. yılının kutlandığı gün bu tür olaylar yaşanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çarşı Grubu'nun yaptığı yanlış. Ortada fol yok yumurta yok. http://www.fotomac.com.tr/2009/04/07/im//206866D08A6AE0489CA993F2y.jpg Beşiktaş şampiyon olur da bu şampiyonluğu bir şekilde kutlarsın. Bunun için de gereken izinleri alırsın. İstanbul dağbaşı değil. Bu ülkede bir toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası var. Bu toplantıların ve gösterilerin nerede yapılacağı daha evvelden belirlenir ve belirlenen yerde, gösteri ve yürüyüş yapmak için izin alırsın. 'Toplanıyorum köprüden evvel, Beşiktaş takımını alıyorum stada kadar' deyip İstanbul'u birbirine katmaya hakkın yok. O gün o civarda trafik allak bullak oldu. Çünkü oradaki Barbaros Bulvarı'nı tıkadığında, Barbaros'a açılan bütün yollarda, Nispetiye Caddesi'nde, Boğaz yolunda, Büyükdere Caddesi'nde büyük tıkanıklıklara neden olursun. Allak bullak ettiler. Böyle bir şey yok. Bunu yapmaya kimsenin hakkı yok.

_Çarşı'nın böyle bir organizasyon içinde olduğu önceden bilinmesine karşın polisin herhangi bir girişimde bulunmaması ve orantısız güç kullanması eleştiriliyor.
Polisin o kalabalığı dağıtmak için yaptığı her şey yerinde. Uyarı ile dağılmazsan dağıtmanın yolları var. İstanbul'u felç etmeye kimsenin hakkı yok. Anlamsız bir gösteri yapmak için, canları öyle istediği için kimse çıkıp ortalığı karıştıramaz. Polis bir hafta evvelden biliyordu da ne yapacaktı? Ortada bir suç yokken, polis gelip 'Hıncal ben haber aldım. Sen çıkıp Taksim'de kendini yakacakmışsın, onun için ben seni bugün göz altına alıyorum' diyemez. Böyle bir şey demeye hakkı var mı polisin!.. Dedikodulara göre hareket edilir mi? Böyle bir şey olmaz. Türkiye'de bazı insanlar polise saldırmak için fırsat kolluyor. Gitsinler de görsünler. Ben, dünyanın her yerinde bu tür futbol çılgınlarına karşı İngiliz polisinin, Fransız polisinin, Alman polisinin, Rus polisinin nasıl davrandığını gayet iyi biliyorum. Bana kimse laga luga yapmasın. Sen polisi dinlemeyeceksin, 20 tane polisin olduğu yere iki misli, üç misli adamla gideceksin; ne yapacak polis? Elbette biber gazı kullanacak, su fışkırtacak. Hatta icap ederse çekecek tabancayı havaya da ateş edecek. Çünkü usulsüz, izinsiz yapılan bir gösteriyi dağıtmak polisin görevi.

AVRUPA'DA AYNI
_Aslında provokasyon olabileceği de konuşuluyor. Obama'nın geldiği bir döneme denk gelmesinin de etkisiyle!..
Her şey olabilir. Böyle zamanlarda onların arasına PKK yandaşları girse neler olabilir!.. Bir de insanların sorumluluğu var. 'İstanbul benden sorulur' havası atmaya hakkı var mı Çarşı'nın. Çarşı Ali kıran baş kesen mi? Çarşı kurallara uymak gerektiğini Türkiye'ye göstermesi gereken bir grup. Öyle tanınıyor, öyle biliniyor. Çarşı duruşu, isyancı duruşu değil. Ben hiç böyle bir Çarşı görmedim!.. Çarşı'nın trafiği tıkama hakkı varsa PKK'nın da tıkamaya hakkı vardır!.. Kim ne diyebilir? Çarşı'yı önlemeyen polisin, PKK yanlısı bir grubun yürüyüşünü önleme hakkı var mı?

_Beşiktaş, 10 kişi kalan Kayseri'yi 1-0 mağlup ederken, birçok pozisyondan da yararlanamadı. Gol yollarında etkili olamaması bir sorun yaratır mı?
Mustafa Denizli için ilk defa 'ballı' lafını kullanmıyorum. Hakikaten gol rekoru kırılabilecek bir maçtı!.. Özellikle Bobo gibi golcü bir kişinin bu kadar gol kaçırması inanılır gibi değildi. Mustafa Denizli bence bu maçta en önemli yanlışından döndü. Sivok'u stopere çekti, orta sahayı orta saha oyuncularına bıraktı. Böyle olunca da oyunu gayet rahat kurdu. Rahat kurunca da takım bol pozisyona girdi. Doğru olan budur. Gereksiz korkudan, çift stoperin önüne üçüncü bir stoperi, 'ön libero' diye koyma huyundan vazgeçip orta sahada orta saha adamlarını oynattığı zaman, Beşiktaş'ın nasıl iyi oyun kurduğunu gördük. Bir de Yusuf'un alınmasına itiraz edenler vardı Beşiktaş camiasında ve medyada. "Yusuf'un transferi çok doğru bir tercihtir" derken ben çok yalnız kalıyordum o zamanlar. Halbuki zaman geçtikte, Yusuf takıma oturdukça bu transferin ne kadar doğru, ne kadar akılcı olduğu ortaya çıkmaya başladı. Delgado gibi ne yapacağı belli olmayan, bazen oynayıp, bazen oynamayan bir adamla Yusuf'u mukayese dahi etmem ben!.. Yusuf takıma yerleştikçe, alıştıkça çok daha iyi olacak. Kayseri maçında hem oynayan, hem oynatan adamdı. Çok güzel toplar dağıttı, çok iyi driplingler yaptı. Adam eksiltti. Sahanın her tarafına koştu. Orta sahada oyun kurucu olmasına rağmen kanatlardan çok güzel akınlar yaptı. O gol vuruşunu da Türkiye'de kaç kişi yapar, bana bir söylesinler! Golcü Bobo'nun kaçırdıklarına bakın, bir de Yusuf'un çok zor pozisyonda dönerek attığı voleye bakın.

Hairdesigner
07-04-09, 04:17
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Derinlikler

Eskişehirspor maçı, Aragones'in kendisini ele verdiği klasik maçlardan biriydi. Maçı kazandıran adam, "doğaçlama oynayan" Roberto Carlos'tur. Ama bir transfer anıtı duruyordu sahanın ortasında. Josico!.. Fenerbahçe tarihine altın harflerle yazılan adam. Bu adama yer arayan Aragones'ten, Fenerbahçe'de hâlâ ışık bekleniyor.



***

Vermediğiniz şeyleri alamazsınız. Almak için ruhunuzu vermeniz gerekir. Ama önce ruhsuz adamlara forma verenleri sorgulamak gerekir. PAF takımında, Josico'dan, çok daha yararlı olacak, nice genç vardır da. O yürek Aragones'te var mıdır? Böyle bir teknik adama Fenerbahçe'yi teslim etmek, en kabız yatırım olarak tarihe geçerken, hangi dere geçildi de, atlar değiştirilmesin? Ne yani, Eskişehirspor'u yenmekle, Fenerbahçe'nin şampiyonluk düşleri mi süsleniyor?



***

Hâlâ takımın en diri adamı 36 yaşındaki Roberto Carlos oluyorsa... Sezon başından beri takımın amortismanı gibi duran Güiza, bir maçla kral sayılıyorsa. Selçuk Şahin gibi biri, Fenerbahçe kulübüyle pazarlık yapacak gücü kendinde bulabiliyorsa... Bu takımın kendisine kazacağı kuyular daha bitmedi demektir.



***

Beşiktaş, bu ligin gizli lideri. Kazanmak için her şeyi yapıyorlar. Kayseri maçında Yusuf Şimşek harika oynadı. Ama Ernst, ara transfer olmasına rağmen, yılın en anlamlı transferi. Sivok da görünmez kahraman. İhtiyaç molası bile vermeyen işçiler gibi.



***

Sivasspor için hâlâ büyük umutlar sürüyor. Onlar ligin Spartaküs'leri... Ama Denizli'deki hakemliği de işaret etmeliyim. Denizlispor'un attığı golün üzerine yatmak hakemlik değil. Ne yazık ki, ülkemizdeki hakemler sadece adaletsizliğin gözbebeği değil. Sistemin el bebeği, gül bebeği.



***

Trabzon'da, Şampiyonlar Ligi'ne katılmayı reddeden ihtimaller artarken, Trabzonspor taraftarı Fatih Tekke'ye sadakat sloganları attı. O sloganların yarısı da Fatih Terim'e postalandı. Milli maçtan sonra soyunma odasında "Beni sattınız" diye haykıran imparatora! Hakkını yediği adamlardan özür dilemeye dili dönmeyenlerin, talihi de ters döner.



***

Hafta içinde Sarıyer'deki Balıkçı Kahraman'da ilginç bir toplantı vardı. Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, Denizlispor Başkanı Ali İpek, Fenerbahçe yöneticisi Şekip Mostruoğlu ve Milli Takımlar Sorumlusu Levent Kızıl. Beyefendilerin açıklamasına göre, bu toplantı "kız isteme" meselesiyle ilgiliymiş. Türkiye'de her yemeğin altından yanık kokuları geldiği için. Mahmut Özgener, bu ülkenin en güvenilmez adamlarından biri olduğu için Yıldırım Demirören, yemek masalarına abone olduğu için. Diğerleri de yüreklerde sabıkalı olduğu için... Ben bu yemek meselesinin, "kız istemek" tarafına çekilmesine inanmadım.



***

Yıllar önce bir restoranda bir duvar yazısı okumuştum. "Makyajınla, rujunla güzelim diye övünme. Yollar da pırıl pırıldır ama, altından kanalizasyon geçer." O yüzden görünen kadar, görünmeyene bakarım. Çünkü bilirim ki, derinlikler inilmez olan değildir. Hele bizim gibi yeraltı zenginliklerinin bol olduğu bir ülkede

Hairdesigner
08-04-09, 04:03
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Polat geç kaldı

-Gaziantep 5-6 gol atabileceği maçta hiç gol atamadı. Talihsizlikleri aslında kötü bir kaleci olan De Sanctis'in iyi gününde olmasıydı
-Galatasaray'ın Korkmaz ile devam edeceğini sanmıyorum. Galatasaray ve Milli Takım'ın hocaları Ümit'i bitirmek için her şeyi yaptı
-Arda'da büyük gelişmeler var. Aklı başında oynuyor. Polat, Arda konusunda niye gelecek sezonu bekliyor merak ediyorum

_Galatasaray için hayati bir karşılaşmaydı. Korkmaz çift forvetle sahaya çıktı ama bu beklenen pozisyon zenginliğini getirmedi. Aksine kalesinde birçok atak gördü. Sebebini neye bağlıyorsunuz?
Galatasaray bitmiş. Çok gol kaçırdı Galatasaray, Gaziantep de kaçırdı. http://www.fotomac.com.tr/2009/04/08/im//6B8AA20282EF6746BCFE9775y.jpg Ama bu kaçırılan goller oynanan futbol gereği girilen pozisyonlar değil. İki tarafın savunması da dökülüyordu. Galatasaray'ın iki beki yoktu. Gaziantep sağdan soldan elini kolunu sallaya sallaya geliyordu. Bu kadar kötü bir Sabri, bu kadar kötü bir Volkan görmedim. İki kanat boş olunca, stoperler de şaşkına döndüler. Tabata da ortayı darmadağın etti. Akıllara seza goller kaçırdılar. Talihsizlikleri aslında kötü bir kaleci olan De Sanctis iyi günündeydi. Ne goller yedi o De Sanctis! Ya Gaziantepliler dışarı attılar, çok net pozisyonları, ya De Sanctis'in üzerine attılar ya da De Sanctis gerçekten iyi kurtarışlar yaptı. Gaziantep 5-6 gol atabileceği maçta hiç gol atamadı. Ama Gaziantep savunması da çok kötüydü. Biraz üstüne gittiği zaman Galatasaray, rahat pozisyona giriyordu. Ama gidemediler. Çift santrforla oynuyor Galatasaray, onlardan birisi Milan Baros. Ayağında top tutmayı, dripling yapmayı ve adam eksiltmeyi seven bir forvet. Yani faul alan bir santrfor tipi. Arda, dünyanın en rahat faul alan futbolcusu. Müthiş çalımlar atıyor ve onu durdurmak için faul yapmak gerekiyor. Kewell, o da aynı. Buna karşılık ilk 45 dakika boyunca Gaziantep'in yaptığı faul sayısı iki. 45 dakikada Gaziantep, Galatasaray'ı iki defa faulle durdurma gereği duymuş. Başka duymamış. Çünkü Galatasaray gelmemiş üzerine. Kewell'lı, Arda'lı, Milan Baros'lu hücumu 45 dakikada iki faulle durduramazsın. Normal bir Galatasaray ile oynadığın zaman, diyelim karşısında Ersun Yanal'ın takımı, 15 faulle falan biter ilk yarı. Gaziantep faul yapma gereği duymamış, istatistiğe bakar mısın?

CİDDİYE ALMIYORUM
_Arda'yı milli maçlar ve ceza sınırında olması olumsuz etkilemiş gibiydi. Zaman zaman oyundan düştü!..
Yorgundu ve kart görmemek için de kontrollü oynadı. Ama takım da zorlamadı zaten.

_Milan Baros ve Ümit için ne söyleyeceksiniz! Birisi gol krallığına koşuyor, diğerinin henüz golü yok!
Ümit Karan'ı öldürmek için Galatasaray ve Milli Takım'ın teknik adamları elinden gelen her şeyi yaptılar. Adamı en iyi olduğu zamanlarda dahi yok saydılar ve Ümit Karan'ın kendine olan güvenini sıfırladılar ve bitirdiler. Şimdi o bitmiş Ümit Karan çıkıyor sahaya!.. Ben katiyen Ümit'i suçlamıyorum. Bugün Galatasaray'da da Milli Takım'da da çok rahat oynayacak bir futbolcu. Hele Milli Takım'da Gökhan Ünal'ın önünde rahat rahat oynayacak bir santrfor ama bitirmişler. Ümit'in aklı varsa bonservisini alıp, oynayacağı bir takıma gider. Türkiye'nin her takımında da rahatlıkla oynar.

_Polat, Korkmaz ile yola devam edeceklerini ve gelecek sezon Arda'nın çevresinde takım oluşturacaklarını açıkladı. Korkmaz ve Arda yükün altından kalkabilir mi?
Ben Galatasaray'ın gelecek sezon Bülent Korkmaz ile devam edeceğini düşünmüyorum. Adnan Polat'ın sözlerini fazla ciddiye de almıyorum. Öyle demek zorunda. Sen 1.5 senelik sözleşme yaptıysan bir adamla, kalkıp 'Ben seni sezon sonunda değiştireceğim' diyemezsin. Bir adam söylemesi gereken bir lafı söylüyorsa o lafı fazla ciddiye almayacaksın. Arda konusunda geç bile kaldılar. Ümit Karan'dan, Ayhan'dan kaptan yapmaya uğraşarak. Bu takımın liderinin Arda olması gerekirdi, kaptanlık bandı Arda'ya verilmeliydi. Ben bunu yazdım, söyledim de!.. Baba Gündüz takımda oynarken 18 yaşındaki Turgay Şeren'e "Senin önünde Galatasaray'da uzun yıllar var. Onun için sen şimdiden kaptan ol" demiş ve bu yolu açmıştır. 1950'li yıllarda. O zamanlar düşün Baba Gündüz, Baba Hakkı'lar devirleri... Yani kaptanlık, takımın başkanından sonra gelen en forslu adam dönemindeyken "Sen Galatasaray'ın kaptanısın" diyor 18 yaşındaki bir delikanlıya Baba Gündüz. Arda'da hakikaten büyük gelişmeler var. Galatasaray'ın en asi, taç atışına dahi itiraz eden bu yüzden durmadan sarı kartlar gören futbolcusuyken şimdi çok aklı başında. Çok sakin oynuyor, çok doğru oynuyor, hakemlerle dalaşmıyor, hakemleri seyirciye şikayet etmiyor. Arda şu anda spor ahlakı bakımından da fair-play bakımından da Galatasaray'ın örnek futbolcularından bir tanesi. O bakımdan da sadece futbolcu olarak değil duruşuyla da liderliği hak ediyor. Niye gelecek seneyi bekliyor Adnan Polat ben onu merak ediyorum!

ozbay64
19-04-09, 14:21
teşekkürler güsel köse yazilari var

Hairdesigner
21-04-09, 02:41
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Ayrılık zamanı

Türkiye Kupası'nı kazansa bile Aragones ile yollarını ayırmalıdır Fenerbahçe. Çünkü sarı-lacivertli kulübün taşıdığı misyonlar var. Söz gelimi, taraflı tarafsız her futbolsever güzel futbol ve Avrupa'da başarı beklentisi içindedir. Tesisleşme, kurumsallaşma konusundaki atılımlar amatör branşlardaki başarı bile futbol takımının birkaç sezonunu kapsayan başarısızlığını örtemez. Aragones benzeri hocaların verdiği zarar bununla da sınırlı değil. Ne yazık ki çok yetenekli futbolcularımızı körelterek Milli Takımımızı da olumsuz yönde etkiliyorlar. Bunun en önemli örneği İlhan Parlak, Burak Yılmaz ve Gürhan Gürsoy'ın şu anki durumlarıdır. Dere geçilirken at değiştirilmez gerçeğinden yola çıkarak Aragones'te ısrar etmeyi de anlayamıyorum. Tamam, bu sözün anlattığı çok şey var. İyi de dereyi geçmek için bindiğiniz at, at değilse ne olacak?

Güçsüz, ruhsuz, sorumsuz
Dolayısıyla Aziz bey ve arkadaşlarının Fenerbahçe adına yaptığı ve alkışı hak eden çok hizmeti var. Ancak bu sezonki olumsuz görüntüyü yaratan İspanyol teknik direktörde ısrar ederlerse, hem o önemli hizmetleri gölgelenecek hem de önümüzdeki sezon adına kombine satamayacaklar. Kesinlikle yanlış anlamayın, sadece kaçan şampiyonluğa bakarak bütün bunları söylemiyorum. Tanrı aşkına Aragones ile yaşanan sakatlıkları, oynanan olumsuz futbolu, futbolcuların güçsüz, ruhsuz ve sorumsuz hallerini bir gözünüzün önüne getirir misiniz? Veya Dede'nin bu sezonki takımıyla fıtık olmayan kaç tane sarı-lacivertli taraftar sayabilirsiniz? O halde Aziz bey ve arkadaşlarına Fenerbahçe'nin misyonunu da göz önünde bulundurarak şimdiden önümüzdeki sezonun planlamasını yapmak düşer. Söylemeye gerek yok, böyle bir planlamanın içinde olmaması gereken tek kişi İspanyol teknik direktördür.

Hairdesigner
21-04-09, 02:41
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Roman gibi

Sivasspor ve Beşiktaş'ın kaybettiği ikişer puan, arkadan gelenlere hayat öpücüğü yerine geçti. Fenerbahçe hariç! Bir takım düşünün, neredeyse 4 takımı birden küme düşme tehlikesi yaşayan Ankara'da 4 maçta 11 puan bırakıyor. Takımı bu hale getiren adamla, o adamı takımın başına getiren adam arasındaki yakınlık, Fenerbahçe'nin içler acısı halinin belgesidir.



***

Transfer ederken elini sıktığınız adam, o takıma ömrünü verecek adam olmalı. Şaşkınlığın sararmış yüzüyle, kulübede uyuklayan adam değil... Aragones, Ankaraspor maçını 90 dakika izlese, Fenerbahçe maçı kazanırdı. Ama Fenerbahçeli bir yönetici de, Aragones'i 90 dakika izlese, bu adamı bir daha kulüpten içeri sokmazdı.



***

Ankaraspor maçından sonra, "İyi oynayan kaybetti" diyecek kadar zavallı yorumlar yapan birine, bu takımı bir sezon daha teslim etmek, Aziz Yıldırım'ın kişisel gücü olabilir. Ama ya koca Fenerbahçe yönetimi? Tek kişilik demokrasiye teslim olanlar, Aragones'in günahlarına da ortaktır. Fenerbahçe'nin harcanan yıllarına da.



***

Yıllardır kazanılmadığı için "değersiz" varsayılan Türkiye Kupası, bu yılın tek hedefi haline geldiyse... Aragones'in hazırladığı dehşetler, gelecek yıl bu kadarla da kalmayacak demektir...



***

Bursaspor maçında liderlik trenine binen Beşiktaş, "Beni eski yerimde bırakın" dedi. Beşiktaş için, hayati bir maçtı. Mustafa Denizli için, garip formüllerle, Beşiktaş'ın hayatıyla oynadığı maç! Televizyon yorumculuğunun promosyon paketinden çıkıp, Ertuğrul Sağlam'ın koltuğunu kapan birinin, maç sonrasındaki açıklaması da, "bitkiseldi!" "Bu beraberlik bizden çok, Bursa'nın yoluna taş koydu!" Yani hedef yine Ertuğrul Sağlam! Acaba, bu kayıp Ertuğrul Sağlam'a yapılan haksızlıkların garip ödeşmesi miydi? Yoksa, tarih yazarken, sadece talihine güvenen Mustafa Denizli'nin, kendi adını Beşiktaş'tan çok sevmesinin bedeli mi?



***

Galatasaray, hafta içindeki psikolojik yıkımın üstesinden geldi. Bunun adı azalırken çoğalmak, ya da bitti sanılan yerden yeniden başlamak. Galatasaray için, umut verici görünen fikstür, onları beklemedikleri bir finalin içine itebilir. Lincoln için bile yeni politika üretilirken, imkansız diye bir şey yok!



***

Trabzonspor, yok yere kaybettiği puanların, aslında kaç puan ettiğini şimdi daha iyi anlıyor. Trabzon'da yöneticilerin inancı, futbolcularda olsa, çok şeyler değişebilirdi. Sivasspor, Konya'da bir puanı hakem Bünyamin Gezer sayesinde aldı. Buna rağmen, Sivas Başkanı Mecnun Otyakmaz, gerçeklere dargın duruyor. Ligin tepesindekiler sakın ola mızıkçılık etmesin. Kartlar onlara eşit dağıtılıyor. Diğerlerine değil!



***

Görünen bir şey varsa... Ligde koşan da yol alıyor, topallayan da... Rakiplerin kendi aralarındaki maçların yan etkileri, diğerlerinin ritmini bile bozabiliyor. Bu sezon hiçbir şey normal değil. Maçlar ne kadar tatsız olsa da, sürükleyici yanını inkar edemeyiz. Heyecanlı bir roman gibi onları okumayı sürdüreceğiz. Bana sorarsanız bu heyecanın tek eksiği "hakem adaleti." Onu da bu ülkede bulmak mümkün değil.

Hairdesigner
21-04-09, 02:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Denizli kumar oynuyor

Mustafa Denizli'nin adamlığına tek laf etmem, teknik adamlığına da toz koldurmam. Ancak puan olarak harikalar yaratmaya başladığı son 12 haftada taktik ve ilk 11 tercihlerinde, inanılmaz falsolar yapıyor. Onda, kendisine ve takımına müthiş bir güven duygusu var. Kaybedeceğine hiç inanmıyor. Ne var ki, kaysetmese bile beraberliğin yenilgi ile eşdeğer olduğunu fark edemiyor. Kafasında "İlk yarı ne kadar kötü giderse gitsin, ikinci yarı kazanırım" diye bir düşünce hakim. Böyle olunca, Beşiktaş birçok maçın ilk 45 dakikasını çöp sepetine atıyor. Bunun, kumar oynamaktan farkı olamaz! Örnek mi istiyorsunuz... Son Bursaspor maçıyla başlayalım. İlk yarıyı şöyle bir anımsayın; Beşiktaş'ın birkaç enstantane pozisyonu dışında oynadığı futbol sıfır... Buna karşın, Bursa'nın ikisi direkten dönen, biri kıl payı kaçan; üç net pozisyonu var. Bunlardan biri gol olsa, Beşiktaş'ın beraberlikten öteye geçemeyeceği bir gerçekti. Çünkü devre sonuna doğru İbrahim Toraman da yoktu artık. 10 kişiyle daha iyi oynamak, üç net gol fırsatı yakalamak gibi artılar vardı ama sonuçta gol de gelmedi, liderlik de! Beşiktaş şampiyonluğu kaçırırsa, en büyük sebebi bu maç olacak. Örneklere devam... Golsüz biten Konya maçının ilk yarısı, boş geçmişti. İkinci yarıda Bobo'nun kaçırdığından başka bir fırsat yoktu... 1-1'lik Trabzonspor maçının ilk yarısında Beşiktaş geriye düşmüştü. İkinci yarıdaki süper futbol, ancak beraberliği kurtarmıştı.. G.Antep'teki maçın ikinci yarısında üç gol vardı. İlk yarı, şut yoktu! 2-1'lik Belediye maçında, rakip ilk yarı üç net gol kaçırmıştı. Tüm goller son 5 dakikaya sıkışmıştı! 3-0'lık G.Birliği maçındaki gollerin tamamı ikinci yarıda geldi! Peki bu iki ayrı Beşiktaş'ın sebebi ne? Bunun sebepleri aşağıdaki yazıda...

Hairdesigner
21-04-09, 02:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Adaletsizlik

Sivasspor'un şampiyonluğunu Futbol Federasyonu istiyormuş. Bunun nedeni ise bir ilke imza atmakmış.Yahu bu işe kargalar bile güler. Federasyon nasıl bir ilke imza atacak? İlke imza atacak olanlar Sivasspor Başkanı Mecnun Otyakmaz, teknik direktör Bülent Uygun ve futbolcular olacaktır. Ah İsmail Er... Ah!.. Vali Veysel Dalmaz'ın Sivas-Beşiktaş maçı öncesi spor yazarlarına verdiği yemekte otelden getirdiğin 58 numaralı Toraman'ın formasını verdiğin ve kısa yaptığın konuşmayı hatırla. Şimdi de kalkmışsın "Sivasspor'u şampiyon yapacaklar" diyorsun. Hatta şunu yazmanı beklerdim: "İbrahim Toraman Sivaslı. Topu iki kez kasıtlı olarak elle kesip, kırmızı kart gördü. Memleketinin şampiyon olmasını istiyor." Belki biraz inandırıcı olabilirdi. Yiğidolar ekmek yediği yere hiçbir zaman ihanet etmez. Toraman da yiğit biridir.

Toroğlu'na danış
Maçın hakemi Deniz Çoban, devlet memuru... Memurluk suç mu? O zaman sen kimin memurusun? Toraman'a kırmızı kart göstermemiş olsaydı, Çoban'ın lisansı elinden alınırdı. Hiç değilse hakem konusunda yazmadan önce yazarınız Erman Toroğlu'na fırsat buldukça danış. Şimdi adaletsizliğe gelelim... Sivasspor bugün Fenerbahçe ile kupa, cumartesi günü ise Trabzonspor ile kritik bir lig maçı oynayacak. Sivas, 8 günde 3 maç oynamış olacak. Bu nedenle Trabzon maçına yorgun çıkacak. Federasyonun Sivas ve Trabzon'u büyükten saymadığı belli. En azından Galatasaray-Ankara maçını cumartesi, Sivas-Trabzon maçını da pazar gününe alabilirdi. Böylece hem Sivas, hem de Beşiktaş pazar günü oynamış olur. Bunun örnekleri var. Federasyon yürekli ise bu maçı pazar gününe alır. Federasyon da 5. şampiyon takım istiyor ya... İşte adaletsizlik...

Hairdesigner
21-04-09, 02:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg İki büyük günah

* Baros-Yaser değişikliğinin nedenini merak ediyorum. Bu kadar saçma bir değişiklik yapan bir hocanın G.Saray'da ne işi var!
* Bülent Korkmaz ve Adnan Polat'ın iki affedilmez günahı var. Korkmaz, Skibbe'yi aratıyor, Polat da Özhan Canaydın'ı
* Baros mecbur kalmadıkça şut atmayan, gol atmayı değil, penaltı almayı düşünen bir kafaya sahip. Bu düşüncede olduğu sürece işe yaramaz

_Korkmaz'ın, Galatasaray'ın şiddetle galibiyete ihtiyacı olmasına karşın Belediye karşısında tek forvetle sahaya çıkmayı tercih etmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Korkmaz futbolu bilmiyor. Galatasaray'ı yönetecek potansiyeli de yok. Buna artık kesin olarak kanaat getirdim. http://www.fotomac.com.tr/2009/04/21/im//4E21403AEA20084B8A00D921y.jpg Bana mesela bir izah etsin Milan Baros- Yaser değişikliğinin sebebini!.. Bu değişikliğin sebebi nedir? Yaser'i alırken neyi düşünüyordu, o sırada Galatasaray 1-0 galip. Yani skoru artırmayı düşünüyorsan yapılacak değişiklik Milan Baros-Yaser değişikliği mi? Ya da skoru korumayı düşünüyorsan yapılacak değişiklik Milan Baros-Yaser değişikliği mi? İnanılacak gibi değil!.. Bu kadar gereksiz, bu kadar anlamsız, bu kadar lüzumsuz bir değişikliği yapabiliyor. Sanki Yaser babasının oğlu, 'girsin de prim kazansın' diye. O zaman bu değişikliği 30 saniye kala yap anlayayım. Bu kadar saçma bir değişiklik yapan bir hocanın Galatasaray'ın başında ne işi var çok merak ediyorum. Yani Lincoln geziyor, Kewell'ın 60. dakikadan sonra gezdiği herkes tarafından biliniyor. Bu adamlar hâlâ sahada dururken, Milan Baros'u çıkarıp, Yaser'i alıyor; neyi hedefliyor bana bir anlatsın. Ben futboldan anlamıyorum, kafam da kalın, bana bir anlatsın. Desin ki Bülent, 'Kardeşim Hıncal, sen bu işten zerre kadar anlamıyorsun. Bunun sebebi şudur!..'
Geçen maç girer girmez kendini attırmış, takımı 10 kişi bırakmış Yaser'den ne bekliyor!.. Neresinden bakarsan bak adamın yaptığının bir açıklanır tarafı yok. Bir doğru yapıyorsa tesadüftür.

_Semih'in oynamasını da bir tesadüfe bağlamak gerekiyor herhalde. Korkmaz, savunmada Kewell dahil çok alakasız oyuncular oynattı ama Belediye maçına kadar Semih'e şans vermeyi düşünmedi!..
Ne kadar anladığı ortaya çıktı. Semih gösterdi ona!.. Ne saçma sapan adamları oynattı. İşte buyurun. Tahmin ediyorum bu sezon sonunda Bülent Korkmaz'ın işi biter. Bitmezse Adnan Polat biter zaten. Adnan Polat'ın bu senenin sonunda iki kişiyle bağını kesmesi lazım. Biri Adnan Sezgin, diğeri Bülent Korkmaz. Bu değişiklikleri yapamazsa Adnan Polat, Galatasaray'da başkan kalamaz.

TUGAY'DAN KÖTÜ
_Bu noktada Skibbe'yi sevgiyle anmak gerekiyor herhalde. Skibbe'nin, 21 haftalık döneminde 43 gol atıp 2.05'lik gol ortalaması yakalayan Galatasaray'ın Korkmaz ile gol ortalaması bire düştü.
Bülent Korkmaz ile Adnan Polat'ın iki affedilmez günahı var. İncil'de var ya Tanrı'nın affetmediği 7 günah. Bunların da affedilmez iki günahı var. Bülent Korkmaz, Skibbe'yi aratıyor, Adnan Polat da Özhan Canaydın'ı aratıyor.

_Sağlık sorunlarını atlatan Canaydın'ın önümüzdeki kongrede yeniden aday olabileceği ifade ediliyor. Canaydın geri dönmeli mi?
Sağlığıyla ilgili haberleri çok büyük mutlulukla alıyorum. Çünkü ben Özhan'ı çok severim. İnsan olarak çok severim ama geri dönerse hem sağlığına, hem Galatasaray'a ihanet eder. Bunu aklından dahi geçirmesin, ailesi şiddetle önlesin. Çünkü Özhan'ın eleştiriye tahammülü yok. Tansiyonu 40'a çıkıyor. Böyle bir hastanın bu tür öfke nöbetlerine tahammül etmesi mümkün değil. Sakın ha!..

_Milan Baros kritik goller atmaya devam ediyor. Belediye karşısında takımını galibiyete taşıyan Çek oyuncu, 19. golüne ulaştı. Baros'u nasıl buldunuz?
Yaramaz. Milan Baros benim nazarımda makbul bir futbolcu değil. Ben Galatasaray'da tutmam Milan Baros'u. Galatasaray'ın iyi top oynaması isteniyorsa Baros ve Barış'ın gitmesi lazım. Barış, Tugay'dan kötü oldu inanamıyorum. Aldığı her topta geriye dönmeyi, etrafında bir tur atmayı ve oyunu geciktirmeyi marifet zanneden bir adama Galatasaray'da göz yumuluyor. 'Ne yapıyorsun hemşehrim!' denmiyor. Futbol zamanlama, tayming ve hız meselesi. Galatasaray'la oynayan yabancı takımları düşünün. Hiçbirinin 10 para eder bir futbolcusu yok fakat bütün özellikleri topu hızla oyuna sokmaları ve Galatasaray'ı darmadağın etmeleri. Galatasaray'ın topu hızla hücuma çıkarması yasak. Çünkü Barış kardeşim topu alacak, etrafında dönecek ve geri pas verecek. Milan Baros da mecbur kalmadıkça şut atmayan, gol atmayı değil penaltı almayı düşünen bir kafaya sahip. Bu kafada olduğu sürece de Galatasaray'a yaramaz. Şu anda Galatasaray'daki golü 30 olurdu. Kendini yere atacağına topa vurmayı tercih etseydi.

_Hakemlere çok fazla itiraz ediyor. 28 haftada tam 9 sarı kart gördü.
Sağlam bir hakemle her maçta ikinci sarıdan, kırmızı kart görür. Hem itirazdan, hem de hakemi kandırmaktan. Milan Baros benim için makbul bir golcü değil.

_Haftalardır suskun olan Nonda oyuna girdikten sonra Galatasaray'a hareket getirdi, Baros'un golünün de asistini yaptı.
Koyunun olmadığı yerde Abdurrahman Çelebi!.. Koca bir sezon yatacaksın sonra bir asist yapacaksın!.. Geçiniz. Galatasaray'ın hücumda iyi adamlara ihtiyacı var.

Hairdesigner
25-04-09, 16:04
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Nerelerdesiniz?

Fenerbahçe için bu sene lig bitince kupayı alma zorunluluğu doğdu. Yok, niyetim 26 yıl geyiklerine falan girmek değil. (Hazır fırsat gelmişken bu iş de bitse iyi olur) Seneye Avrupa'ya gidebilmenin yolu kupadan geçiyordu. Gerçi önümüzde daha maçlar var ama ligdeki gidişat da ortada. Geçen hafta belirtmiştim; "Fenerbahçe tektir, ittifak yapmaz" demiştim. Yani "kupa sizin lig bizim olsun" muhabbetleri Kadıköy yakasında işlemez. Nerede işlediğini de gayet iyi biliriz. "Lig sizin olsun" dedikten üç gün sonra maçlarını kaybedenler, şimdi ortada "Tezgâh falan yok" diyorlar. Öteki taraf da tezgâhtan bahsediyor, kamuoyu da bunları yutuyor, öyle mi! "Hangi inandırıcılıkla?" sorusunun yanıtı da havada kalıyor. Fenerbahçeli futbolcuların bundan sonra yapacakları tek şey var; önündeki tüm maçları kazanmak ve adaleti eşit şekilde dağıtmak. Nasıl Sivas'ı yendiyse, nasıl büyük yaralar almasına rağmen Galatasaray'ı yarışın dışına attıysa, önündeki Beşiktaş ve Trabzonspor maçlarında da bu üst düzey motivasyonlarını ortaya koymalılar.

Sivas şampiyon olsun
Doğrudur, Fenerbahçelilerin hemen hepsi Sivasspor'un şampiyon olmasını ister. Niye istemesin ki? Bir tarafta her gittiğinde küfürler yediği, şişeler, taşlar atıldığı statlar, diğer tarafta ağırlayan ve saygı gösteren bir şehir! Ama işin güzel tarafı bu duyguları taşımasına rağmen Sivas'ı da 4 golle uğurlayan bir zihniyet. (Zaten fark da burada!) Son sözüm yine tezgâh tacirlerine. "Bizi şampiyon yapmaz" diyenler kim? Sivas! Devre arası medyasıyla beraber barkovizyon gösterileri yapan kim? Beşiktaş! Taraftarıyla yürüyen kim? Trabzonspor! "Tezgâh var" diyen kim? Galatasaray! Duyan da bunlar küme düşüyor zannedecek. Halbuki ligin ilk 4 takımı. Peki hiç konuşmayan "Fenerasyon ve hakemler şampiyon yapacak" dedikleri Fenerbahçe nerede? Bunları söyleyenler neredeler? Sahi kuzum, gerçekten nerelerdesiniz?

Hairdesigner
25-04-09, 16:04
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Beşiktaş hak ediyor!

Beşiktaş'ın iyi futbol oynamadığı konusunda eleştiriler var. Bunların bir çoğuna katılır ve bu düşünceyi destekleyecek örnekler de verebilirim. Ancak bu değerlendirmeyi yaparken ligin şartlarını ve rakiplerinin durumlarını da göz önünde bulundurmak gerekir. O yüzden baktığınız pencere çok önemlidir. Eğer Fenerbahçe, Trabzonspor ve Galatasaray'ın oynadığı futbol ve aldığı sonuçlara bakarsanız, "ligin iyi futbol oynayan takımları sıralamasında" Mustafa Denizli'nin takımı en üst sırada yer alır. Ancak Sivasspor'un başarısını ortaya koyarsanız, Beşiktaş dahil 4 büyük takımın başarısından bahsetmek futbolun gerçeklerine ihanet etmektir. Bir nevi bindiğimiz futbol dalını kesmektir. Beşiktaş'ın, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor'dan daha iyi oynadığı gerçeği, "Çok iyi futbol oynadığını" göstermez. Sadece "kötülerin iyisi" sıfatını verir.

Art niyetli olunmamalı
Ancak genelde söyle bir yanılgı oluşmaya, oluşturulmaya başlandı: Beşiktaş iyi oynamıyor, şampiyonluğu da hak etmiyor. Eğer Beşiktaş'ın bu futbolla şampiyonluğu hakedecek bir futbol ortaya koyamadığını iddia ediyorsanız; Fenerbahçe'nin, Trabzon ve Galatasaray'ın şampiyonluğu hiç haketmediğini baştan kabul etmeniz gerekir. Tek taraflı analizler yapıyorsanız ve bunu dillendiriyorsanız, o zaman "art niyetten" söz edilebilir. Sivas'ın Trabzon maçı, lig düğümünün açılacak ilk halkası olacaktır. Kalan 6 maçına bakıldığında en kolay fikstüre sahip olan Sivasspor'un kazanması halinde şampiyonluğa ulaştıracak 70 puanın yolu açılabilir. Beşiktaş'ın zirve düğümü Fenerbahçe maçında çözülür. Ama bunun için Eskişehir'de herhangi bir kazaya uğramaması gerekir. Futbol kalitesi düşük olan ligimizde rekabetin getirdiği heyacanla bile kağıt kalem elimizde bu hesapları yapıyor olmak bile güzel. Öncelikli olarak teşekkürler Sivas, bravo TFF... Emeği geçen herkese de teşekkürler!

Hairdesigner
25-04-09, 16:04
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Düğüm çözülür mü?

Kupa yorgunu Sivasspor, bugün Trabzonspor'u yendiği takdirde öncelikle Şampiyonlar Ligi biletini cebine koyacak ve şampiyonluk yolunda en büyük engeli aşıp, aydınlık yolda ilerleyecek. Lig lig olalı böyle bir heyecan yaşamadı. Bunu yaşatan ise 14 haftadır liderlik koltuğunda oturan Sivasspor. Bu takımın başarısını küçümsemek ve "Nereden çıktı bu Sivasspor şimdi" demek yanlış olur. Bırakınız Sivas, Kayseri, Gaziantep ve Bursa gibi Anadolu takımlar da şampiyonluğa oynasın ve lige heyecan gelsin. Sivas'ın bu heyecanı yaşatması suç mu ? Futbol Federasyonu her ne kadar "Kulüplere aynı mesafedeyim" mesajı verse de bu maçı pazar gününe almayıp, ne kadar mesafeli olduğunu ortaya koydu! Bahanesi ise Trabzonspor'un bugün oynamak istemesi.

Eşit adalet dağıtılmalı
Kulüplere aynı mesafede yaklaşmıyor veya eşit adalet dağatamıyorsan o zaman kulüp başkanlarının, teknik adamların, futbolcuların eleştirisi karşısında çözümü cezada aramayacaksın. Bizlerin eleştirisine alınmayacaksın. Bugün düğümü çözmek Sivasspor'un elinde. Bülent Uygun, Trabzonspor'u nasıl yeneceğinin planlarını yapmıştır. Fenerbahçe maçında bölümler halinde ortaya konulan futbol 90 dakika boyunca sürekli haline getirilirse bu maçı kazanabilir. Sivasspor'un orta alanda rakibine baskı kurması gerekir. Kanatları da iyi kapatmalı. Sedat ve Musa'nın iyileşmesi Sivasspor için bir avantaj. Musa bu maçta kendini göstermeli. Maçın hakemi Cüneyt Çakır, kural dışı hareketleri acımasızca cezalandırıyor. Kartlarını cesur çıkarıyor. Ve en önemlisi eyyam yapmıyor. Ligin en iyi futbol oynayan iki takımı, keyifli bir mücadele izletecek. Onun için bugün Sivas 4 Eylül Stadı'nda ya düğün olacak ya da lig kördüğüm haline gelecek.

Hairdesigner
25-04-09, 16:04
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Konu Anadolu ise

Bugün oynanacak olan Sivasspor- Trabzonspor karşılaşması tüm Türkiye'nin dikkatini toplayan önemli bir müsabaka olarak gündemde yerini koruyor. Burada dikkat edilmesi gerekli olan konu, her iki takımın da geleceğini, daha doğrusu şampiyonluğun düğümünü çözecek olması itibarı ile öne çıkmasıdır. Asıl gözden kaçan konuyu irdelemek gerek. Maç, Anadolu'da gelişmekte olan futbolun nerelere geldiğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Benim nazarımda kim galip gelirse gelsin kazanacak olan Anadolu futboludur. Bunun için maçın sonucundan gözleri maçın değerine ve kamuoyundaki ilgi ve alakasına çevirmek bence daha mantıklı ve verimli olacaktır. Zira tüm dikkatlerin "Maçın galibi kim?" noktasına odaklanıp, karşılaşmanın havasını aşırı stres altına sokup gerginliğe meydan vermemek gerekir. Oysa biz bu önemli ve değerli maçı tam bir futbol ve müsabaka mantığı ile izlediğimizde sonuç ne olursa olsun her iki takım, şehir, artı Türk futbolunun buradan çok kazançlı çıkacağı şüphesizdir. Konuyu bir miktar açmamız gerekirse Anadolu'dan tarihe bir göz atınca gerçekten çok önemli atılım ve ihtilallerin bu topraklardan çıktığını görmemiz pek de zor olmayacaktır.

Ortada olan bir karşılaşma
İşte bu maç bize büyük ihtimalle iki şampiyon adayından birisini mutlaka işaret edecektir. Bu müsabaka, sonucu ile sadece sahada kalmayacak, iki takımın tarihine de altın harflerle yazılacak bir maç olacaktır. Fakat dilerim ki tarihe geçecek olan maç, sadece futbol kalitesi ve güzellikleri ile dolu olsun. Görüldüğü gibi diğer iki İstanbul takımı aradan çıkmış durumda iken Beşiktaş da bu iki Anadolu takımı arasına sıkışmış durumda kalmıştır. Elbette bu yarışta Beşiktaş'ın da Trabzon ve Sivas kadar şansı var ise de tüm ihtimallerin büyük çoğunluğu Sivas ve Trabzon'u işaret etmektedir. Bu yarışta isimlerine yakışır tarzda futbol ortaya koymalarını dilerim. Trabzonspor'un kazanmak, lider Sivasspor'un ise kaybetmemek bu maç için stratejileridir. İki takımın da neticeye etki edecek ferdi yetenekte oyuncuları vardır. Fakat hangi takım oyuncularını en efektif şekilde kullanabilirse maçın sonucunu onlar tayin eder. Bizce ortada bir maç. Soğukkanlı, sinirlerine hakim, pozisyonlarda dikkatli ve maça sonuna kadar asılan takım 3 puan alır.

Hairdesigner
25-04-09, 16:05
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Doğrular&Yanlışlar

G.Saray birbirinden zor 6 maçın eşiğinde. Fikstür avantajı hâlâ Galatasaray'da deniyor. Ama Fenerbahçe maçı sonrası yaşanan travmanın izleri öyle kolay silinecek gibi değil. Yarın oynanacak Ankaraspor maçı seyircisiz olacak. Ardından Hacettepe deplasmanı ve Ali Sami Yen Stadı'nda oynanması gereken Ankaragücü maçı da seyircili ama tarafsız sahada muhtemelen de İzmir'de oynanacak. Geriye G.Birliği, Beşiktaş ve Sivas maçları kalıyor. Bu kadar cezalı oyuncu ve şu an için formsuz görüntülü bir G.Saray'ın hedefe ulaşması için kaybedeceği bir puan bile onun yolunu tıkayabilir. Şampiyonlar Ligi'ne katılabilmek de bu aşamada diğer bir hedef olabilir bu da ıskalansa belki UEFA'ya gidecek iki takımdan biri olmakta G.Saray adına sezonun boş geçmemesi adına bir ödüldür. Ama hepsini ıska geçilirse, yani G.Saray, ligi şu anda klasmanda bulunduğu noktada bitirirse işte G.Saray için tehlike çanları o zaman çan çan çalacaktır.

Arda'ya prim tanınıyor
Bu aşamada ilk ağır fatura futbolculara sonrası ise yönetime çıkar. Başarısızlık faturasını Adnan Polat, futbolculardan fena çıkarır ligin bitimiyle de hatırı sayılır futbolcularla da yollar bir bir ayrılabilir. Sonrasında ise sıra yönetime gelecektir. Adnan Polat, 2010 Mart'ında yapılacak olağan kongreye bu başarısız fotoğrafla girerse zaten kazanma şansı da mucizelere kalır. Bu anlamda kalan bu 6 maç G.Saray adına çok önemli... Şu kriz döneminde takımın ihtiyacı olan Arda ne yazık ki hata üzerine hata yapmaya devam ediyor. Yönetim de hatayı ikiye katlayıp futbolcusunun kulağını çekeceğine, onu sakinleştirmeye çalışacağına arka verip hataya prim tanıyor. Ondan sonra kaptan Ayhan da çıkıp Bülent Korkmaz'a çok rahat diklenebiliyor. Bunun devamının gelmeyeceğini kim garanti edebilir, kimse. Elbette Arda'lar, Ayhan'lar kolay yetişmiyor ama herkes bilmeli ki yeni jenerasyon futbolcular G.Saraylı ağabeylerini adım adım takip ediyor adeta kopyalarını çekiyorlar. Bu kopyalar iyi de kötü de olabiliyor. Yönetimin adil tavrı bu anlamda önem kazanıyor.

Hairdesigner
01-05-09, 02:56
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1779.jpg Elmalarla armutlar!..

Öncelikle ve samimiyetle ifade etmeliyim ki başkan Aziz Yıldırım'a ne bir kinim, ne bir husumetim, ne de bir önyargım var. Ben spor yazarıyım ve tespitlerimi içimden geldiği gibi özgür irademle dile getiriyorum. Sayın Yıldırım'a saygım sonsuzdur. Ancak son yıllarda yapamadıkları nedeniyle inancım sıfırdır. Dünkü yazımda ve daha önce kaleme aldığım makalelerde de bunlara değindim. Ancaaak... Elmalarla armutları karıştırmamak lazım. Bazı Fenerbahçeli arkadaşlar bana sitem edip şu soruyu soruyorlar, diyorlar ki: "Fenerbahçe'de yanlışları yazıyorsun. Peki bayan voleybol takımının şampiyonluğunu neden unutuyorsun? Basketboldaki başarılarımızı neden belirtmiyorsun? Boksta şöyleyiz, kürekte böyleyiz, yüzmede şöyleyiz..." Tamam arkadaşlar, o başarılarda benim de göğsüm kabarıyor. Gururlanıyorum. Fakat onlarda bir sorun yok ki. Onların başında profesyonel, işini bilen yöneticiler var. Acıbadem ve Ülker var. Aroma var. Şirketler var. Bir tek, profesyonel futbol takımımızda işini bilen profesyoneller yok. Ve trilyonlar çöpe atılıyor. Benim derdim bu.

Koltuğu hak edin
Aziz Yıldırım, futbolu da ehil ellere teslim etmeli. Bu kadar paraya yazık! Bunlar Aziz beyin parası değil ki, Fenerbahçe'nin parası. Başkan hatalar yapıyor. Yaptıkça da hırslanıyor, hırslandıkça da hata yapmaya devam ediyor. Biz sporcularımıza ne diyoruz: "Profesyonelce yaşayın. Aldığınız paranın hakkını verin." Bu söz yöneticiler için de geçerli: "Profesyonelce hareket edin. Koltuğunuzu hak edin." Bakın bir üstat ne demiş: "Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır; ya hataları düzeltirsiniz ya da hataları çözmek için kendinizi."

Hairdesigner
01-05-09, 02:56
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Fener muhabirleri

Bugün sizlere Hıncal Uluç ağabeyin iki gündür yazdıklarıyla ilgili bir şeyler anlatacağım. Hıncal Ağabey; nalına da mıhına da vuran, kimsenin adamı olmayan ve benim örnek aldım gazetecilerden biridir. Ama geçtiğimiz gün yazdıkları beni gerçekten üzdü. Aziz Yıldırım'ın Divan'da başkanlığını açıklamamasıyla ilgili olarak, "Yıldırım, Divan'da konuşacaktı, konuşmadı. Bu kadar F.Bahçe muhabiri var, bu kadar F.Bahçe yazarı var. Sallıyorlar. 'Yıldırım bugün Divan'da başkanlığını açıklayacak' diye manşetler çıkıyor, ertesi gün tısss. Hiçbirisinde bir haber yok. Ya Türkiye'de Fener muhabiri yok ya da biliyorlar ama yazamıyorlar. 'Yok' demem ayıp. F.Bahçe'nin içinde yaşayan bu kadar adam var. Bilmemelerine imkan yok. Biliyorlar ama yazamıyorlar. Aziz Yıldırım'ı yazmaya yürekleri yetmiyor" diye yazmış. Aziz başkanın Divan'da konuşacağını ve başkanlığını açıklayacağını yazan muhabirlerden birisiyim. Bu haberi Yıldırım'ın bir önceki Mali Genel Kurul'da söylediği, "Divan Kurulu'nda başkan olup olmayacağımı açıklayacağım" sözüne dayandırdım. Yıldırım kendi söylediği sözle çelişiyorsa, muhabirler ne yapsın?

Köşe bucak kaçıyorlar
Türkiye'de Fener muhabiri var Hıncal Ağabey! Ama sen F.Bahçe'de kulüp muhabirliği yapmanın zorluklarını biliyor musun? Olumsuz haber yapanlara kulübün kapılarının kapandığını, tesislere girişlerinin yasaklandığını, antrenman bile izleyemediğini biliyor musun? F.Bahçeli yöneticilerin, ben dahil birkaç muhabirden köşe bucak kaçtıklarını, "Aman başkan görmesin. Bizim ipimizi çeker" dediklerini. Sadece ve sadece telefonla konuşabildiğimiz futbolcuların, "Ağabey sen bu dediklerimi yaz ama kulüp beni sıkıştırırsa yalanlarım. Haberin olsun" dediğini... Bizler bunca zorluğa rağmen her gün gazetelerimize haber yapmaya, okuyucuları bilgilendirmeye çalışıyoruz. F.Bahçe muhabirliği zor iş Hıncal Ağabey! "Bazı" gazeteciler gibi deplasmanlara takımın uçağında gidemediğimiz, kamplarda takımın otelinde kalamadığımız için çok zor!

Hairdesigner
01-05-09, 02:56
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Aziz Yıldırım Demirören!

Dün olduğu gibi bugün de yemekteyiz! Önce Adnan Polat'la Yıldırım Demirören, sonra Aziz Yıldırım'la Yıldırım Demirören... Önümüzde iki seçenek var, ya bu yemek muhabbetinin samimiyetine inanacağız ya da "inek" altında buzağı arayacağız!. Peki hangisini yapalım? Bence bunun cevabını başkanlar vermeli. Misal, Adnan Polat'la Demirören buluştuklarında Aziz Başkan samimiyete inandıysa bunu açıklasın. O zaman bizim son yemeğin samimiyetine inanma ihtimalimiz çok yükselir. Ya da.. Adnan Polat çıkıp "Bu yemeklerde rahatsız edici bir şey yok!" desin. Bu da bizi rahatlatır... Ama şu olmaz... Yemekleri yiyenler, yemekleri yiyenlerden rahatsız olurlarsa işin tadı kaçar. Sen yerken iyi, başkası yerse kötü... Yok öyle dava! Bir de "Artık şu işleri aşmalıyız" geyiği yapan arkadaşlar var, onlara da iki kelam edip, bir de selam göndermek şart. Arkadaşlar siz salak mısınız? Neye alışmamızı bekliyorsunuz? Yılda bir kez dahi oturup kahve içmeyen ve birbirlerinin yüzlerini görmemek için federasyon toplantılarında masa değiştirenlerin, birden bire dost canlısı olmalarına mı alışacağız. Bunu normal karşıladığımız gün mormalleşecek miyiz? Bakın ben bir şey söylemiyorum. "Aziz Yıldırım-Demirören" buluşmasının mutlaka fitne, fesat içerdiğini düşünmüyorum ama kafa karıştırdığı kesin. Hele hele vicdani rahatsızlık duyup Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz'ı aramaları çok ilginç. O da Başkanları tatmin etmemiş olcak ki medyada kimin, hangi yemeği yediğine kadar detaylar yer aldı. Son söz: Gönül ister ki bu tür yemekler lig boyunca yenilebilsin. Dostluk gösterileri sadece iki takımın maçında bir kaç gün önceye denk gelmesin. Manzara böyle olmayınca, ne yaptıklarını kendileri biliyor günahları boynuna, ama insanın aklı karışıyor...

Hairdesigner
01-05-09, 02:56
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1812.jpg Tanıdık film!

Fenerbahçe ve Beşiktaş başkanlarının birlikte yemek yeme işi bana biraz manidar geliyor! Zaman olarak yanlış olduğu gibi, etik olarakta doğru değil. Hiç kimse bu buluşmayı, masum bir yemek yeme olarak kamuoyuna izah edemez, vicdanları rahatlatamaz! Çünkü ne yazık ki Fenerbahçe ve Beşiktaş takımları daha geçen sezondan sabıkalı! Hatırlanacağı gibi ligde iddiası olmayan Fenerbahçe, Trabzon maçına durup dururken yedek ağırlıklı kadroyla çıkıp yenilmiş ve Sivasspor'un UEFA'ya gitmesine engel olmuştu. Yine Beşiktaş geçen sezon son maçta Manisaspor'a ilk 20 dakikada 4 gol atmış sonra "Bu kadar yeter, bu karşılaşmada averaj önemli değil" dedikten sonra 90 dakikayı o skorla tamamlamıştı. Hatta Beşiktaşlı spor yazarları bile bu işe şaşırmış, "Ben ilk defa Beşiktaş'ın bu kadar kısa sürede 4 gol attığına şahit oluyorum" diyerek şaşkınlığını dile getirmişti. Diyeceğim şu ki başkanların bir araya gelmesi iyi niyetli de olsa, geçmişe bakınca insanın aklına kötü şeyler geliyor.

Fener tepki koymuştu
Çok iyi hatırlıyorum, 2006 yılında Beşiktaş ve Galatasaray başkanları böyle bir yemekte bir araya gelince, şampiyonluk yarışında olan Fenerbahçe yönetimi adeta kazan kaldırıp, bu buluşmayı ağır sözlerle eleştirmişti. Şimdi bakıyoruz aynı hatayı kendileri yapıyor. Aslında bu olaylar şu gerçeği de bir kez daha ortaya çıkarıyor. Bu üç İstanbul takımı, menfaatleri söz konusu olduğu zaman bir araya gelip gerekli adımı birlikte atıyorlar. Menfaatler çatıştığı zaman da bir birlerine ağır sözler söylemekten geri durmuyorlar. İnsanlar o kadar saf değil! Her şeyin farkındalar. Keşke her zaman bu kulüp yöneticileri bir araya gelseler. Ama öyle olmuyor! 364 gün bir birlerine veryansın ediyorlar, böyle günlerde ise dostluk pozları veriyorlar! Peki kim inanır buna? Bütün bunlardan sonra bu iki takım başkanlarına da şunu sormak gerekir. Sivasspor bu hafta Gaziantepspor'la oynayacak. Sivas Başkanı Mecnun Odyakmaz ve Gaziantep Başkanı İbrahim Kızıl ile bir araya gelip "Sivasspor'un, Gaziantep'te kalacağı otel konusunda görüşme yaptık" deselerdi, başta Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demiören olmak üzere ne derdi acaba? Mevlananın bir sözü aklıma geliyor: "Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!"

Hairdesigner
01-05-09, 02:56
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Helal olsun!

Bu sezon Turkcell Süper Lig'de Aragones başarısızlığının arasında kaynatılan, gösterilmemeye çalışılan flu bir başarısızlık daha var aslında. O da Trabzonspor'un gönderilen hocasının ağır faturalı başarısızlığı. Bordo-mavili takıma manevi olarak yaşattığı travmanın yanında, bıraktığı onulmaz maddi hasar sadece bu yılı değil, gelecek sezonları da etkileyecek. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/01/im//4E7D337B36436D4E988BAB91y.jpg Trabzonspor tarihinin en bol sıfırlı harcamasıyla, en bol sıfırlı başarısı (!) onun liderliğinde görüldü (!) Trabzon'daki sonucu çok laf ederek, çokça kelime dökerek anlatmayacağım, durum apaçık ortada: 'Ersun Yanal hezimeti!' Geçen sezonu elindeki kadro kısıtlılığı yüzünden mazeret ligine çeviren Yanal, kusura bakmasın bu yıl hiçbir özre sığınıp kendini bu yıkımın dışında tutamaz. Sevgili hocamızı yazarken geçmiş görevleri, bilançosunu da yazmamak olmaz: Milli takım dahil gittiği hiçbir takımda sözleşmesini tamamlayamamış, Trabzonspor dahil hiçbir takımda üst düzey bir başarı gösterememiş. Sonuç mu; Giray Kaçar'ın söylediklerini bir de ben mi söyleyeyim?

Hairdesigner
01-05-09, 02:57
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Doğu/Batı
Karsspor


Karsspor hocası Ramazan Silin'in de söylediği gibi 'buzların üzerine zaferler' yazıyorlar ama sanki birileri adına da onlar cezalandırılıyorlar (!) Şimdi yanlarında ne bir kulüp yöneticisi, ne de şehrin dinamiklerinin desteği bulunuyor. Parasız-pulsuz ligde kalma başarısı gösteren bu takıma yapılanları Türkiye biliyor muydu, şimdi öğrendiKarsspor'un başarısına Edirne'den bakanlara(!) duyurulur

Hairdesigner
01-05-09, 02:57
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Kendi şarkını söyle

Telefonumuzun, 'Yeni teknik adam kim olmalı?' muhabbetinden alev topuna döndüğü günün gecesinde beynimizi serinletmek için Bueno Vista Social Club konserine gittik. Doksanlı yıllardan beri müziğine ve belgesel filmine hayranlık duyduğumuz bu Küba grubunu sahnede görmek gerçekten bambaşka bir heyecan oldu. Chan Chan şarkısı başladığında ise bu duygu neredeyse Neu Camp tribünlerine ilk adımımı attığım anda yaşadığım düzeye yükseldi. Bizim bacanağa, biz izleme şansı bulana kadar "Şenol, Turgay, Necati, Kadir, Cemil" kalmadı ama buna da şükür dedim. Grubun temel direkleri Compay Segundo, Ruben Gonzalez ve Ibrahim Ferrer geçtiğimiz yıllarda sonsuzluğa ermişlerdi. Barbarito Torres, Manuel Galban, Guajiro Mirabal gibi senyör müzisyenlerin dışında 13 kişilik nispeten genç bir kadro vardı sahnede. Müzik aynı müzik, kalite aynı kaliteydi Kübalılarda. Azla yetinen mutlu insanlar bunlar. Allah'ın insan olarak kalmalarına müsaade ettiği nadir bir halkın temsilcileri. Tarzları, adanmışlıkları, tevazuları başka. Özgünlükleri en büyük saygınlık nedenleri. Bir zamanların Trabzonspor'u gibi. Aradaki fark, onlar kadro değişse de aynı başarılı performansı koruyabiliyor, Trabzonspor ise hep bocalıyor.

Başarı özgün olmakta
Oysa o özgün futbol anlayışını korusa, kimin teknik adam olacağına değil de o futbol tarzına uygun kimler var sorusuna cevap arasa her şey çok daha kolay olabilirdi Trabzonspor'da. Barcelona bunun için Barcelona mesela. Bildik bileli değişmeyen bir oyun tarzı ve aynı anlayışta teknik adam devamlılığı. Otuz yıl önce küçük bir bütçe ve 13 oyuncu ile her önüne geleni deviren bir devden, onca transfere rağmen sadece 13 kişiye mahkum olan ve özlenen performansı gösteremeyen bir kuruma giden yol her telden müzik, her makamdan şarkı dolu. Trabzonspor kendi özgün futbol anlayışını koruyabilse, bir süre korkmadan aynı tarzda oynamakta ısrar etse uzun vadede çok daha başarılı olacağı kesin. Elbette arada yenilgiler olacak ama genelde başarı sağlanacak; bir hüzünlü melodinin ardından birkaç neşeli şarkı patlatan Bueno Vista gibi. Demem o ki, kendi şarkısını söylemeli Trabzonspor. O bildik kreşendo melodiyi çalacak hep. Ona uygun teknik yapı, ona uygun kadro kuracak. İlle de şampiyon olmak için değil. Özgün ve saygın olmak için. Bakmayın "günümüz futbolunda" lafına, aynı hevesle söylenirse hiç eskimez o şarkı. Kendi şarkısını söyleyecek bordo- mavililer. Çünkü o şarkı "en güzel"...

Hairdesigner
01-05-09, 02:57
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Ne söylesek yeridir!

Aziz Yıldırım ve Yıldırım Demirören, salı günü Paper Moon'da yemek yediler. "Ne olmuş?" diyemezsiniz. 2006 yılında Adnan Polat ve Yıldırım Demirören aynı restoranda buluştuktan sonra, hepimiz ortalığı ayağa kaldırdık. Masa altı hesapları yaptık. Ve iki başkanı da suçladık. Şimdi bu yemeğe, masum bir yemek damgası vurabilir miyiz? Hiçbir şekilde bir araya gelmeyen, zıt fikirli iki başkan nasıl oldu da, üstelik en çok tartışılan ve simge haline gelen restoranda bir araya geldiler? Ve niye böylesine kritik bir zaman diliminde bunu yaptılar? Şimdi soralım bakalım. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/01/im//3E44C091A51EF343AC61753Fy.jpg Bu iki başkan, aralarında lig ve kupayı mı pay ettiler? Kendilerinden uygun bir karışım mı elde ettiler? Yoksa Türk futbolunun kalkınması ve gelişmesi için projeler mi ürettiler? Sorular cevaplardan utanmazsa, kalemlerimiz daha çok şey üretir. Türkiye'de futbol terörünün ilk sebeplerinden biridir kulüp başkanları. Onların bu zaman diliminde yaptıkları gösteri, medyayla oynamak ve maziyi inkar etmektir. Bana sorarsanız zavallı bir yemektir! Çünkü tarih orda duruyor. Böyle bir yemek sonrasında, yapılan açıklamalar da. Yıldırım Demirören 2006'da ganimeti pay etmişti. Aziz Yıldırım da, "Bu yemek asla tasvip edilmeyen yakışıksız yemektir" diyerek, resmen isyan etmişti. Yalan değil, hepimiz o geceden sonra işkillenmiştik. Şimdi bu yemekten en çok işkillenmesi gereken takım da Sivasspor'dur. Sivas medyası İstanbul'daki "Başkan'ın adamlarını" bastıramayacağı içindir ki... Onların yerine biz haykıralım. "Bu yemek asla tasvip edilmeyen, yakışıksız bir yemektir. Ne zamanıdır, ne de yeridir." Yıllardır birbirlerine söylemedik söz bırakmayan bu iki başkan için... Şimdi bizler ne söylesek yeridir.

Hairdesigner
01-05-09, 02:57
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Çok geç değil

Bugüne kadar katıksız destek verenlerden biri olduğum için Bülent Korkmaz'a dost uyarısı babından kalem oynatma hakkını taşıdığıma inanıyorum. Korkmaz'ın başarılı olmasını tüm yüreğimle diliyorum. Şu an ligde sadece iki yabancı hoca kalmışken sırtındaki yük herkesten daha ağır. Herkesin gözü onda ve orada olmasını hazmedemeyenler de az değil. O yüzden başarılı olmak zorunda, futbolculuk kariyeri onu kurtarmaya yetmez. Göreve başladığında Avrupa macerası, lig ve kupa iddiası sürüyordu. Lincoln ile yaşadığı sıkıntıda sonuna kadar haklıydı. Ama haklı kalamadı! Haklı kalmak için başarılı olmak zorunda. 'Galatasaray çok pozisyon veriyor' diye teşhis koymuş ve Lucescu tarzında oynuyor. Oysa ondan Lucescu çıkmaz, takımından da Lucescu tarzı bir futbol. Rumenin askerleri belki isimsizdi ama hepsi mücadele eden, maçı bırakmayan oyunculardan oluşuyordu. Kaptanın takımında kendisini sabote eden Lincoln varken, mücadele gücü düşük Kewell oynuyorken, ileride topu tek başına tutacak bir Hakan Şükür bulunmazken, defansında Bülent Korkmaz yokken, Arda'nın yarım defansı duruyorken savunma oynama şansın yok.

Hücumu düşünmeli
Bülent hocanın tek şansın var; hücum etmek, yediğinden daha fazlasını atmak. Kadrosu buna uygun. Hadi önceki maçlarda bir yığın mazeret vardı ama en son Ankara maçı hiç iyi olmadı. Öne geçmişsin, rakip alanı boşaltmış, hücum için her şey elverişli. Skoru korumak için takım geriye yaslanmış. Nice Avrupa devini dar ettiği Sami Yen'de neredeyse topu dağlara taşlara vurmaya çalışan bu takım Korkmaz'ı, oyuncuları, kendini taşıyamaz. 'Baros'u oyundan alması korktuğuna işaret' diyeceğim ama dilim varmıyor. Hagi de bu kulübün sevgilisiydi ama gittiğinde kimse yanında yoktu. Galatasaray teknik direktörlüğü kolay elde edilecek bir paye değil, Korkmaz'ın orada kalması ve başarılı olması lazım. O yüzden, şu kısır tarzı, skoru korumaya yönelik korkaklığa son vermeli. Yenilirse de anlı şanlı yenilmeli; bol pozisyon bularak, göze hoş gelen futbol oynayarak yenilmeli. Henüz çok geç değil, hâlâ Avrupa şansı önünde. Şans da, kariyer de Bülent Korkmaz'ın elinde ve yüreğinde. Bize çıkık omzuyla UEFA finalini tamamlayan cesur yürek lazım. Onu hoca olarak geri istiyorum.

Hairdesigner
02-05-09, 15:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Tebrikler!

Maçı izlerken inanın bana adım gibi biliyorum, Galatasaraylıların içi sızlamıştır. Bu takımın Avrupa'da tek bir şansı kalmış, o da Trabzon'u geçmek şartıyla UEFA Kupası'na ikinci takım olarak gitmek. Önce saate bakıyorum, oyunun 40. dakikası oynanıyor. Bu dakikaya kadar Galatasaray, küme düşmesi kesinleşen Hacettepe önünde hiç öyle Avrupa'yı düşünür hali yok. Koşuyorlar, paslaşıyorlar zar zor pozizyona giriyorlar ama gel gelelim gol yok. Atmak için güzel bir organizasyonu görmek mümkün değil. 40 dakikadan sonra iki takım biraz kıpırdıyor, gol pozisyonları da doğuyor ama gene de gol yok, yok, yok!

Yaser çok kaçırdı
40 dakikadan sonra olan pozisyonlar demiştik. Hacettepeli Ümit'in nefis kafa vuruşuna kaleci De Sanctis atladı, ancak topu elinden kaçırdı. Top direğe vurup tekrar kaleci Sanctis'in kucağına geldi. Aslında her topu iki taksitte tutan İtalyan kalecinin hatası az kaldı bir gole neden olacaktı. Bu kaçan golü Hacettepe için bir şanssızlıktı. Ardından Yaser'in yüzde yüzlük pozisyonunda, kaleye koruyan Hacettepe'nin 3. kalecisi bu golü önlerken alkış aldı. Baros'un kaçırdığı golden evvel 3 Galatasaraylı ofsayttaydı. Devre Patiyo'nun Galatasaray kalesi önünde topu havaya dikmesiyle 0-0 bitti. Devre arasında sahada koşup duran oyuncuları düşündüm. Öncelikle Kewell'in form grafiği çok düşük Lütfen oynar gibi gözüküyor. Yaser'in eline geçen en ciddi şansı iyi kullanamadığı da bir gerçek.

Ercüment süperdi
De Sanctis kötüler arasında. Lincoln usulden koşuyor, oynar gözüküyor. Bunları düşünürken oyunun ikinci yarısı başladı. 57. dakikada Bülent hoca Yaser'i oyundan alıp Yerine Volkan'ı soktu ve onu beke çekti. Hakan Balta'yı da orta sahada görevlendirdi. Değişen tek şey bir dakika sonra gerçekleşti ve Patiyo Hacettepe'yi 1- 0 galip duruma geçirdi. Bu arada Hacettepe kalecisinin hakkını yemeyelim. Maç boyunca en az dört yüzde yüzlük golü başarıyla önledi. Hele Kewell'a karşı karşıya kaldığı pozisyonda golü kurtarması ise alkışlıktı. Ve 90+3 te Galatasaray, İbrahim Şahin'in ikinci golü ile ağır bir darbe yedi: 2-0... Evet, bu maç için yazılacak son sözler bence şu olmalı: Tebrikler Cimbom!

Hairdesigner
02-05-09, 15:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Karaktersiz

Bülent Korkmaz'a tek soru sormak istiyorum: Bu takımın oyun karakteri ne? Hücum mu oynuyor, defans mı yapıyor? Son yıllarda bu kadar futbol karakteri kaybolmuş bir Galatasaray izlemedim. Tek pas yapmaktan aciz, oyunu rakip sahaya götürürken ıkına sıkına yol alan, üretkenliği dip yapmış bir futbol gösterisine tanık olduk. Futbolcular resmen ligi, sezonu, futbolu kafalarında bitirmişler ve tatile çıkmışlar. Yasir ile oyuna başladı Korkmaz. Uzun zamandır şans bulamayan, güçlü ve fuleli bir oyuncu için kendini göstermesi açısından bulunmaz bir fırsat. Ama ne oluyor? Kocaman bir hiç! Galatasaray gibi bir formayı giyme şansı bulmuş bir genç oyuncu adeta "Beni satın, benden bir şey olmaz" diye bas bas bağırıyor. Üstelik karşılarındaki takım ligden düşmüş, gerçekten tatile çıkmış bir takım olan Hacettepe. Tek yapacağı onuru için mücadele etmek. Ve o onuru fazlasıyla hak ettiler. Galatasaray takımının ise matematiksel olarak şampiyonluk şansı sürüyor, galibiyet ve derbide çıkabilecek sürpriz bir sonuç Avrupa kupaları için piyango bileti demek. Pek çok oyuncu kader maçlarına çıkıyorlar çünkü. Belki seneye kadroda olmayacaklar.

Acemiler mangası
Tüm bu denkleme karşın ortaya konan futbol için kelime kullanmak dile yazık resmen. Bülent Korkmaz'a hep destek olmuş bir spor yazarı olarak bu maç sonrası kocaman bir soru işareti koyuyorum. Bu kadar kişiliksiz ve ne yaptığını bilmeyen bir takımla sahada olmaya hakkı yok. Derdim skor değil, yenmek ve yenilmek futbolun doğasında var. Derdim, oyun karakterini bu kadar yitirmiş acemiler mangasıyla sahada olmaya itiraz etmek. Gönlüm Bülent Korkmaz ile devam diyor ama aklım acaba biraz 'Duygusal mı takılıyorum?' diye soruyor. Kendisi ve cevabı ne zor bir soru bu!

Hairdesigner
02-05-09, 15:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Aslan horluyor!

Ankaraspor beraberliği ile geçen hafta zirve yarışında önemli bir yara alan, Şampiyonlar Ligi şansını mucizelere bırakan G.Saray için Hacettepe engeli, UEFA için önem taşıyordu. G.Saray adına Emre Aşık ve Sabri'nin takıma katılması artı puandı. Ayhan'ın son dakikada sakatlanıp tribüne çıkması ise önemli bir şanssızlıktı. Yaser'in 11'de başlaması ise Korkmaz'ın sürpriziydi. G.Saray Ankara'da maça yüklenerek başladı. 20'de Baros önemli bir pozisyondan faydalanamadı. 31'de kaçırdığı gol inanılmazdı. İlk 45'e Yaser damgasını vurdu. Öyle iki gol kaçırdı ki önce Baros'un ardından da Lincoln'un "Alda at" toplarını kaleciye nişanladı. Eski Galatasaraylı Ergün Penbe'nin yönetimindeki Hacettepe çok pozisyona girmese de sakin oynamaya çalıştı, panik yapmadı topu hep ayağa attı, ender atağa kalktı. Çünkü kaybedecekleri bir şey yoktu. Bu sakinlik Patiyo ile gole dönüştü. Defanstaki adam paylaşımındaki klasik hata G.Saray kalesine yine gol olarak yansıdı.

Mağlubiyet iflas ettirdi
Emre Aşık-Hasan Şaş değişikliğine ben anlam veremedim ama Korkmaz'ın mutlaka önemli bir nedeni vardır. Ama Hasan'ın ayağına iki kaza topu değdi gördüğüm kadarıyla. Birini de 20 metreden şutladı top tıngır mıngır sürünerek auta çıktı. Skor önemli değil. Galatasaray ruhen bitmiş, kimsenin kimseye güveni kalmamış. Lincoln'un Yaser'i şikayet için kulübeye koşması bu sıkıntının en büyük belirtisi. Bülent Korkmaz'ı takanda yok zaten. Hacettepe, kaleci Ercüment'in şov yaptığı geceyi net galibiyetle noktaladı. İbrahim Şahin'in golü de zaten zaferi perçinledi. Hacettepe yenilseydi matematiksel düşecekti ama G.Saray bu sonu sanırım bir hafta öteledi. Sonuç tarihe G.Saray yönetimi ve futbol takımının iflası olarak geçti.

Hairdesigner
02-05-09, 15:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1270.jpg Rezillik

Dışardan bakıldığı zaman Galatasaray, Hacettepe karşısında kesin favori gözüktüğü bir maçtı. Ankara takımı hemen hemen küme düşmeyi garantilemişti. Sarı-kırmızılılar ise şampiyonluk dışında hala hedefleri vardı. Zor da olsa 2. olup şampiyonlar ligine gidebilmek ve en azından Bursaspor'a yakalanmadan UEFA Kupası'na katılmak. Bu sene lig öyle ilginçti ki Galatasaray gibi Fenerbahçe de liglerin en kaliteli kadrolarına sahip olmalarına rağmen şampiyonluk yarışının dışında kaldılar. İşin bu tarafı düşündürücü, özellikle Sivasspor'un kadrosuna bakarsak demek ki her şey parayla olmuyor. Maça gelince ilk yarı tempolu bir maç seyrettik. İki takım da en az 3 er net gol pozisyonlarına girdiler. Sarı-kırmızılılar özellikle Baros ve Yaser ile bu yarıda inanılmaz golleri kaçırdılar. Barış muhteşem oynarken, Lincoln de yaptığı asistlerle hocasına adeta ben buyum diyordu. Brezilyalı futbolcu bu yarıda oldukça gayretli ve istekliydi. Bu kadar goller cömertçe harcanınca ilk yarı da golsüz bitti. İkinci yarıda tempolu başladı ama bu defa dakikalar 58'i gösterirken Hacettepe golü bulup öne geçti. Bu arada Bülent Korkmaz'ın yaptığı değişiklikler, tribünleri bile çileden çıkardı. Sarı-kırmızılı taraftarlar genç hocayı istifaya çağırdılar. Korkmaz'ın iyi niyetinden asla şüphe etmiyorum ama henüz bu takımı çalıştıracak performansa kesinlikle sahip değil.

UEFA da tehlikede
Yönetim geç de olsa bunu anladı ama kaybedilenlere bakılırsa ilk kararın yanlış olduğunu anlamak zor değil. Yani hoca hiç gelmemeliydi. Onun için de çok erkendi. En basit bir hatasını şu; Kewelll taş çatlasa 70 dakika sahada kalabilir. Milli takımda da bu böyle. Bilmeyen yok. Ama Bülent Korkmaz, ne hikmetse 90 dakika sahada tutuyor onu! Dakikalar 90'ı gösterirken Hacettepe farkı 2'ye çıkaran golü bulunca sarı-kırmızılı takımın UEFA'ya gidememe tehlikesi de ciddi bir şekilde başlamış oldu

Hairdesigner
02-05-09, 15:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Sivas'ı ye(n)mek!

Kişiler özgürdür... İstediği kişi ile yemek de yer, sohbet de eder. Buna kimsenin itirazı olamaz. Kulüp başkanları birbirleriyle elbette bir araya gelip, aralarındaki sorunları, federasyon ile olan ilişkilerini, transferleri konuşabilirler. Beşiktaş-Fenerbahçe maçı öncesi iki başkanın bir araya gelmesi ve yemek yemeleri yüzünden yarınki maçta alınacak sonuç sonrası çıkarılacak fırtınayı düşünün. Bu yemeği normal karşılamak isterim ama böyle bir kritik maç öncesi bir araya gelmeleri hiç de hoş bir şey değildir. Başkan Aziz Yıldırım ile Yıldırım Demirören yarın ki maçtan sonra bir araya gelmiş olsalardı öküz altında buzağı aranmazdı. Kupa finaline 10 gün var. Lig maçı oynanır ondan sonra bir araya gelip, Federasyon ziyaret edilir, kupa finalinin İstanbul'da oynanmasını isteyebilirlerdi.

Sinek küçüktür ama...
Bunun tersini düşünün. Sivas Başkanı Mecnun Odyakmaz ile Gaziantepspor Başkanı İbrahim Kızıl hafta içinde yemek yemiş olsalardı etik olmadığını en başta Yıldırım Demirören dile getirecekti. "Sinek küçüktür, ama mide bulandırır" sözünde olduğu gibi bu yemek de Sivaslılar'ın midesini bulandırmıştır. Odyakmaz buluşmadan önce aranmış veya aranmamış fark etmez. Nasıl olsa karar verilmiş! Bence bu yemek Sivasspor için hayırlı olmuştur. Gaziantepspor'u yenip, kalan 4 haftaya da lider gireceğine inanıyorum. Yarın Fenerbahçe, Beşiktaş'a yenildiği zaman yazılacaklara inanmak istemiyorum. Çünkü yemek erken yenmiştir. Erken yenen yemek mideye oturur. Rahatsız olursunuz. Mide spazmanı geçirdiniz mi artık o yemekleri bir daha yemek istemezsiniz.

Hairdesigner
02-05-09, 15:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Geride kalan yanar!

Bugün sondan bir evvelki hafta oynanacak. Süper Lig'e çıkan, ligden düşen büyük bir ölçüde belirlenecek. Geçen haftaya şöyle bir göz atacak olursak, en farklı ve en sürpriz sonucu Rizespor'u Rize'de 3-0 yenen Kartal aldı. 4 ev sahibi takım tek farklı skorla kazandı. 3 takım deplasmanda üç puana erişti. Şampiyonu belirleyecek denilen iki müsabaka başladığı gibi sona erdi. Hani diyorlar ya "Herkes kendi keline merhem sürme peşinde." Kimi Süper Lig hayaline elbise dikiyor, kimi ilk altı ölçüsü alıyor, çokcası da ligde kalma provasını iyi şekilde gerçeğe döndürmek hesabında... Geçtiğimiz hafta saha sonuçları kadar sahalarımızda gördüğümüz çirkinlikler. Canımızı sıktı. Sanki maça değil de savaşa hazırlanılmış(!) Ligin son haftalarının kum torbalarıyla yapıldığını(!) bilmiyorduk. Rakip takımlara takınılan tavır hiç hoş olmadı. Bu olayları bazı takımlarımızın sıralamalarına, geçmiş tarihine, aralarındaki rekabete hiç yakıştıramadık... Yazalım ki her yer töhmet altında kalmasın; Malatya, Diyarbakır, Karabük sahalarında gördük tüm bu yazdıklarımızı...

* Bu sahneler yaşanmasın
Maçlar geçti geçmesine de, bu kötü izler yıllar sonra bile hatırlanmayacak mı? Özellikle Malatya'da oynanan Malatya-Erciyesspor maçının öncesi ve sonrası bir kabus; kötü sahneler, şiddet ve ev sahibi için dramatik bir sonla bitti. Rakip takım otobüsü daha şehre girerken taş yağmuruna tutuldu, protokol trbününde misafir takım yöneticileri emniyet güçlerinin önünde dayak yedi. Sahada futbolcular göz göre göre şiddete maruz kaldı. Maçı kazanan Erciyes, maçı kazandığına sevinmek şöyle dursun, canını kurtardığına seviniyor. Bu oynanan oyun futbol mu sizce? Bu sıkıntıyı Kasımpaşa Futbol Şube Sorumlusu Süha Sidal'da söyledi; "Biz futbol oynayacağımızı umuyorduk, boks çalışmışlar." Tehlikenin farkında mısınız?

Hairdesigner
02-05-09, 15:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Şampiyon kim?

Şampiyonluk yarışını sürdüren Beşiktaş'ın, F.Bahçe engelini de aşacağını düşünüyorum. Bir tarafta tam kadro hazır olan, kendi saha ve "muhteşem" seyircisi önünde oynayan siyah-beyazlılar; diğer tarafta sakat ve cezalar nedeniyle kadro sorunu yaşayan, lige havlu atmış, kupaya sarılmış sarı-laciverliler... Aşırı tedbir ve korkaklığın genelde temposuz oynayan misafir takıma yarayacağını hatırlatmakla birlikte Beşiktaş'ın karşılaşmayı kaybetmesini düpedüz intihar olarak yorumlamak mümkün.

Ödülü hak edenler
Beşiktaş ligde yarışırken, 100'ü aşkın derneği de Şeref Bey Ödülleri kapsamında yarışıyor. Projenin mimarı, Serencebey adına Bülent Çağlar. Hizmetin taçlandırılması adına değerli bir çalışma. 22 kişilik seçkin bir juri ödül alacakları belirlemiş. Gizlenen sonuçlar bugün açıklanacak ve ödüller sahiplerine dağıtılacak. Yıllardır camianın nabzını tutan bir isim olarak (eğer başvuru yaptılarsa) ödülü hak ettiğine inandığım bazı dernekler var... 2003 tüzük çalışmaları ve Fulya'daki "Beşiktaş menfatlerini koruyan" dik duruşlarından dolayı 1903 Karakartallar Derneği (Bşk. Cengiz Sarıkaya)... BJK Müzesi, 100. yılda 2 km'lik bayrak, "Beşiktaş Köy Okulları'nda" gibi sayısız faliyete imza atan Grup Siyah- Beyaz (Bşk. Atilla Yavuz)... Basketbol Müzesi, tüzük çalışmaları gibi birçok hizmetler yapan 1965 Beşiktaşlılar Cemiyeti (Bşk. Şenol Demirağ)... Ankara'da paneller, spor okulları, BJK Paraşüt Takımı gibi çok faliyeti olan Anadolu BJK Derneği (Bşk.Yücel Biçer)... Beşiktaş ismiyle takım kuran, futbol okulu açan Hollanda BJK Derneği (Bşk. Aykut Torunoğulları)... Futbol okulundan 3. Lig'e "Kartal" ismiyle uçuş yapan İskenderun BJK Derneği ilk planda aklıma gelenler... Güzel faaliyetlerine şahit olduğum Kadıköy BJK Derneği (Bşk. İsmet Aydınlıoğlu), Beşiktaş Dostları (Bşk. Ali Esmer), Moda Kartalları (Bşk. Masis Kuyumcu), Konya BJK Derneği (Bşk. Aydan Şık) de umarım bu yarışmaya katılmıştır. Bakırköy 100. Yıl, Bandırma, Malatya, Mersin, İzmir, Karacabey, Kayseri, Gönen, Trakya, Biga Beşiktaş derneklerini de unutmamak gerek..,. Derbide tribünlerde yer alacak bu dernekler, Şeref Bey'le şereflendirilmeyi ve şampiyonlukla ödüllendirilmeyi bekliyor. Bizden hatırlatması!

Hairdesigner
02-05-09, 15:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Fener'e gelmek için önce iyi insan olacaksın

Saçlarınıza sürdüğünüz 3 kiloluk biryantine itirazım yok, gençsiniz. Ama, eğer o saçların dibindeki her hücreden maç sırasında ter damlıyorsa... Ayak bileğinize yazdırdığınız dövmeye itiraz etmem, gençsiniz. Ama , eğer o bilekler sahada sizi rakip kaleye süratle götürebiliyorsa... Göbeğinize kadar açtığınız gömleğinizin altına taktığınız kolyenize itiraz etmem, gençsiniz. Ama, eğer yüreğiniz takımınızın rengi için sahada çarpıyorsa... Maçtan sonra Bağdat Caddesi'nde içtiğiniz biraya itiraz etmem, gençsiniz. Ama, eğer maçta koşmaktan 5 kilo kaybınız oluyorsa... Yanlış yaptığınız pas sonrası seyircinin ıslıklamasına isyanınıza itiraz etmem, gençsiniz. Ama , eğer sahada canınızı verecek kadar mücadeleniz oluyorsa... Aldığınız paranın 1 kuruşuna itirazım yok, hakkınızdır. Ama, eğer sarı-lacivert forma ile rakibin kramponuna kafanız gidiyorsa...

O FORMAYI TARİHE SORUN
Sorun kendinize, dürüstçe ve ön yargısız Fenerli futbolcu arkadaşlar. Hangilerine ve ne kadar sahipsiniz? O forma ağırdır, aynen Galatasaray, aynen Beşiktaş forması gibi. Giymek için önce 'iyi insan' olmak gerekir. Rıdvan adamdı, Selçuk adamdı, Oğuz adamdı, Aykut adamdı. O nedenle hâlâ ceket iliklettiriyorlar. Ya siz? 'Dede' denen felaketin arkasına sığınarak mı kurtaracaksınız kendinizi? Kaldıramıyorsunuz bazılarınız geldiğiniz yeri. Sizin de suçunuz değil belki de yaşadığınız toplumda da var, sizin gibi, başka mesleklerden örnekleri. Ama bakın, Keita Barcelona'ya, Muntari İnter'e, Barzagli Wolfsburg'a, Berbatov Manchester United'a bu sene geldiler, takımları lider ve deliler gibi çalışıyorlar formaları için. Adam olan, elindeki değerin kıymetini bilir çünkü. Siz de bilin çocuklar! O forma , Zeki Rıza Sporel'in forması. O mu kim? Tarihe sorun! Fenerbahçe tarihine. Anlarsınız o zaman.

Hairdesigner
03-05-09, 03:38
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Forma için oyna!

Bu derbi çok önemli. Yok onur maçı falan demeyeceğim. Çünkü o sözcüğü ulu orta kullanmaktan kaçınırım. Ne yani maç kazanırsam onurlu, kaybedersem onursuz mu olacağım? Onur, haysiyet, şeref gibi kavramlar pazarda satılmıyor. Elbette su kadar ucuzlamadı. Alt tarafı bir spor olayı diyelim, diyelim de olması gereken motivasyon, konsantrasyon gibi kavramları ne yapalım? İşte bu akşam bunların en üst seviyeye çıkması lazım. Peki neden? Neden mi? Yüz yıllık çınarın adını lekelemek için kuyruğu girmişlere fırsat verilmemesi gerekir de ondan. Fenerbahçe'nin çirkin ittifakların uzantısı olmadığını kanıtlamak gerekir de ondan. Müzesi şanlı şerefli kupalarla dolu olan, toprakları buram buram Türkiye kokan Fenerbahçe'nin müzesine şaibeli bir kupanın girmesine müsaade edilmez de ondan. "Kupa senin, lig benim" muhabbetlerini Kadıköy yakasında kahvelerde bile yapılmadığını hatırlatmak gerektiği içindir ki işte ondan!

'Helal olsun' diyelim
Futbolculara büyük görev düşüyor. Rakip kendi saha ve seyircisi önünde, tamam! Kadro ve kondisyon olarak üstün, tamam! Senin eksiklerin çok, tamam! Teknik adamın boşvermiş, tamam! Ama ortada bir gerçek daha var; o da kutsal formanız. Bu formanın ağırlığı tartılamaz. Bunu hatırlayacaksınız, çıkacaksınız elinizden geleni yapacaksınız. Belki aldığınız sonuçlarla, kupayı da kaybettiğiniz takdirde Avrupa'ya bile çıkamayacaksınız. Olsun, yıllarca arkanızdan konuşulacaksa bir sene de Avrupa'ya çıkamayıverin ne olur? Gene başa dönüyorum; onurunuz için demiyorum (o sözcük sizin ve ailenizin arasındaki özel durumdur) ama her şeyinizle motive olun. Yenilirsiniz, yenersiniz fark etmez. Sadece "formanız için oynayın" yeter. Bize de, sizlere her türlü sonuçtan sonra oyununuzla, mücadelenizle "helal olsun" dedirtin. Başka da bir şey istemiyoruz.

Hairdesigner
03-05-09, 03:39
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Çift santrfor!

Şampiyonluk yolunda yürümek bir takım için en büyük motivasyondur. Beşiktaş bu açıdan şanslı. Stres ve baskı, bir ilki başaracağınız zaman artar, Beşiktaş ilk kez şampiyon olmayacak. Bu nedenle mevcut stresin motivasyonu arttıracak bir etki yapacağını düşünüyorum. Fenerbahçe eksik, moralsiz ve prestij dışında bir hedefi yok. Onların derdi kupa. Dolayısıyla bugün maça pamuk ipliğiyle bağlı olacaklarını söylemek abartı olmaz. Bu şu demek. Çıkıp, edebildikleri kadar mücadele ederler ve şu ya da bu şekilde bir gol bulabilirlerse maça tutunurlar. Beşiktaş'ın beklediği golün gecikmesi de Fenerbahçe'nin maça tutunma oranının arttırabilir. Öyleyse siyah-beyazlı takım ilk golü bulmak ve bunu en azından ilk 45'te yapmak durumunda. Bu taktirde F.Bahçe'nin zaten az olan motivasyonu tamamen kaybolacaktır.

Kağıt üzerinde Beşiktaş
Tam bu noktada Mustafa Denizli'nin ilk 45 dakikaları harcaması geliyor aklıma. Hatırlayın ligin ilk yarısında "Çift santrfor benim sistemimde yok" diyordu. Bu felsefeyle yaklaşık 20 puan kaybetti. Sonra çift santrfora döndü. İşi bitti denilen Beşiktaş çift santrforlu galibiyetlerle şampiyonluğun en iddialı takımı haline geldi. Denizli'nin Eskişehir'de tek santrforu denemesi yine kafaları karıştırdı. Bugün aynı şeyi yaparsa eksik ve moralsiz Fenerbahçe'nin ekmeğine yağ sürer. Beşiktaş Bobo-Holosko ikilisiyle yüklenmeli sarı-lacivertli savunmanın üzerine. Bu taktirde gol erken gelecektir. Erken gelen bir gol de Beşiktaş'ı hedefine çok daha kolay ulaştırır. Oynarsa Güiza'ya dikkat etmeli Kartal. Tek özelliği savunmanın arkasına sarkmak olan İspanyol'un bunu yapmasına fırsat verilmemeli. Özetle kağıt üzerinde Beşiktaş'ın galibiyete yakın olduğu bir derbi izleyeceğiz. Hangi öngörümüz, ne kadar gerçekleşir ve kağıt üzerindeki tablo sahaya ne kadar yansır, bu soruların cevabını da hep birlikte bu akşam İnönü'de öğreneceğiz.

Hairdesigner
03-05-09, 03:39
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1238.jpg Kırılma maçı

Ersun Yanal'ın şampiyonluk yoluna taş koyduğu Trabzonspor, kritik dönemde Kayserispor engelini aştı. Kayserispor maçında iki kimlikli Trabzonspor izledik. İlk 45 dakikada bordo-mavililer keyif verdi. Ancak ikinci devre (son dakikalar hariç) yine herkes eziyet çekti. Tolunay'ın yerinde oyuncu değişiklikleriyle Trabzonspor çok zorlandı. Bordo-mavili savunmanın 2. yarıda akıl almaz hatalar yapması, konuk takımı cesaretlendirdi. Maçın hakemi iyi yönetim gösterdi ve aynı yerde iki penaltıyı tereddütsüz verdi. Trabzonspor ilk yarıda futbol adına her şeyi yaptı. Sağ ayaklı Serkan'dan solda yararlanmaya çalışan Ahmet Özen, maçın sonunda Barış Memiş'i oyuna alarak gelecek karşılaşmalar için mesaj verdi. Serkan'ın yerine oyuna giren Alanzinho ise sahada yoktu. Kayserispor adam adama oynadı. Gökhan'ı Bilal, Umut'u Ali, Colman'ı Furkan, Serkan'ı Mehmet takip etti. Egemen'in başarılı mücadelesi alkışlandı. Colman, önceki kötü oyunlarını unutturdu. Pas özürlü Hüseyin bile milimetrik toplarla arkadaşlarını pozisyona soktu. Yattara'nın fazla varyete hevesi hucumlardaki heyecanı öldürdü.

Ekrana yansımıyor
Bu arada Tolunay'ın tribünlerdeki tansiyonu arttıran Cangele'yi oyundan alması bordo-mavili taraftarların Kayserispor teknik direktörüne tezahürat yapmasına neden oldu. Özet, Trabzonspor dün gece çok kritik bir maç kazandı ve Şampiyonlar Ligi umudunu sürdürdü. Bu arada devre arası güzelliği neden ekrana gelmiyor? Tribünleri ayağa kaldıran ve yalnız Trabzon'da olan bu güzel folklor görüntülerini vermemek ayıp.

Hairdesigner
03-05-09, 03:39
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Rahat olunca

Demek ki Trabzonspor rahat olunca daha bir başka oynuyor. Anlaşılan stresi ve paniği Sivasspor karşısında aldığı mağlubiyetle bitirmiş. Özellikle ilk yarıda daha başarılı gözüken Trabzon ilk dakikalarda peş peşe attığı gollerle Kayserispor'u şaşırttı. Zira yenilen iki gol de Kayseri tarafından adeta bir panik havası içerisinde cereyan etti. Ben doğrusu Kayserispor teknik adamı Tolunay'dan bu maçta daha başarılı bir performans, daha iyi müdahaleler beklerdim. Beni hayal kırıklığına uğrattı. Böyle bir futbol ortaya koyan Kayserispor'a bu hiç yakışmadı.

Jeneriklere geçecek gol!
Trabzonspor ise Kayseri'nin bu isimsiz futbolundan da istifade ile hem orta sahayı iyi kullandı hem de forvette zaman zaman çoğalarak rakibini kendi sahasına hapsetti. Fakat Kayserispor'un az da olsa geliştirdiği akınlar Trabzonspor savunmasının ve kalecisinin zamanında ve yerinde müdahaleleri ile tesirsiz kaldı. Sonuç itibarıyla Trabzonspor sırtından birincilik stresini atarak yeni teknik adam Ahmet Özen'in yaptığı bazı revizyonlarla sahada biraz daha rahat ve kendinden emin gözüktü. Atılan goller içerisinde Gökhan'ın direkten dönen topunun kaleci Souleymanou'nun kafasına çarparak içeri girmesi futbol tarihinde nadir rastlanan jeneriklerden olacak zannederim. Bu gol zaman zaman televizyon ekranlarını işgal edeceğe benziyor.

Hairdesigner
03-05-09, 03:39
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Nasip, kısmet

Dayak yemek bile nasip meselesidir, derler ya doğrudur. Maçın başında top göremeyen Trabzonspor'un Yanal zamanında 90 dakika her pozisyonda saç baş yolduran Umut'unun ve Gökhan'ının topa ilk temasları şipşak goller olup rakibi şoka soktu. Keşke Avni Aker'de peş peşe kaybedilen 2 kolay maçta olsaydı ama nasip işte!.. Yanal'ın eleştirilen klasik 13'ünden sadece Song yedek kalırken, Selçuk hastalığı nedeniyle yoktu. Özen'in forma verdiği yeni isim ise hiç akla gelmeyen Ferhat oldu. Trabzon takım savunmasını yine yapamayınca Ferhat, Tayfun ve Egemen çok hata yaptı. Bastıran yağmur taraftarları beyaz naylonlara büründürüp tribünleri bir "Sevimli Hayalet Casper" şenliğine dönüştürürken Trabzon da 2 gole sığınıp bildik hayalet takım vasfına dönüverdi.

Taraftara da alkış
Savunmadaki tehlikeyi gören Özen, Hüseyin'i 3. stoper olarak geri çekti ama Hüseyin çare değil bizatihi sorun olduğu için gol yine geldi. Üstelik Tayfun'un çok lüzumsuz ve ikinci sarı kart isteyen hareketiyle. Trabzonspor'da orta saha sorunlu. Colman çok şey yapmak istiyor, çok top eziyor. Sağ bekten sol açığa giden Serkan oranın adamı da değil. Alanzinho hamlesi doğru; lakin o da top ezme yarışında. Yattara uygun atak başlangıçlarını cömertçe harcadı, gereğinden fazla oyunda kaldı. Beklenen hızlı hücum son dakikada Barış'tan geldi. Bu dönemde, az gol yiyen rakibe 4 gol atmak önemli. İlk yarının uzatmasında yediği golle bocalanmasına rağmen farkı açmak başarı. Taraftarın bitmeyen desteği de övgüye değer.

Hairdesigner
08-05-09, 02:34
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1268.jpg En iyi stoper
Can, Deniz, Selçuk dururken Gökhan'ı Beşiktaş gibi bir rakip karşısında tandeme yerleştirmek, tam anlamıyla 'işbilmezlik'


Aragones, Gökhan Gönül'ü, Beşiktaş karşısında stoper oynatmaya karar verdiğinde; Mustafa Doğan veya Çağdaş'ı ön libero oynatan Tigana, Hasan Şaş'ı sağ bek oynatan Kalli aklımıza geldi. Saydığımız bütün bu teknik adamlar, futbolu üst düzey oynamış ve yönetmiş isimler. Ama ellerinde daha emin alternatifler varken, oyuncularına yapamayacakları görevleri neden verdiler? Ortada "mecburiyet" olsa kimse bir şey diyemez. Nitekim Bülent Korkmaz Kewell'ı tandeme çekti. Çünkü orada oynatabileceği başka bir oyuncusu yoktu elinde. Kötülerin arasında, en iyiyi kullanmak durumundaydı. Fatih hoca da, Hırvat maçında Tuncay Şanlı'yı defansın önüne çekmişti. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/07/im//404C1F68C7D17147A01DC4A1y.jpg Gökhan'ı, Can Arat veya Deniz Barış veya Selçuk Şahin dururken, Beşiktaş gibi bir rakip karşısında üstelik deplasmanda tandeme yerleştirmek, tam anlamıyla 'işbilmezlik'. Maç öncesinde bu yargıda olup da, maç sonrasında söyledikleri nedeniyle "özür" dileyenler oldu. Sonuç iyi bittiği için böyle konuştular. Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ı yenmesi eğer Gökhan Gönül'ü stoper yaptıysa, bu futbolcunun sağ bek oynadığı her maçtan sonra onu tandemde oynatmayan hocasını eleştirsinler o zaman. Hasan Şaş da, sağ bekte kötü maçlar oynamadı. Ama her iki karar da yanlıştı. Teknik adamların maçları kazanmaları bu kararları doğru yapmaz. Sadece onları şanslı yapar.

KUPA FİNALİNDE DE OYNATSIN
Aragones kararına güveniyorsa, Gökhan Gönül ile lig sonuna kadar tandemde devam etsin. Hatta İzmir'deki kupa finalinde yine orada oynatsın. Bakalım, son zamanların en iyi sağ beki, futbol oynadığına pişman olacak mı, takım analizcileri de defansif istatistiklerin patlamasını önleyebilecek mi? Oğuz Çetin-Metin Tekin ikilisi, Gökhan Gönül'e İspanya maçında Villa'yı tutturmayı düşündüklerini, sonra vazgeçtiklerini Sabah'taki görüşlerinde belirttiler. Bir maçlık, rakibe göre taktik değişiklik için kafa yorulacak bir ayrıntı. Ama aynı ekip, Can Arat'ı da Milli Takım'ın değişmezi yapmışlardı iki sene önce. Takımların maç planları üzerine yapılacak teorik atıp tutmalar, sonuçlara göre değişecekse, bu kelamların sahipleri bilgi alt yapılarını veya niyetlerini tekrar gözden geçirmeli. İçinde mantık olan her karar veya yorum tartışmaya değerdir Futbolumuzun içindeki önemli beyinlerin, yapabildikleri en ilginç şeye bakın, gelin iyimser olun...

Hairdesigner
08-05-09, 02:34
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1779.jpg Vay başımıza gelenler!

Bir takım aklıevveller yine saçma sapan ithamlarda bulunmuşlar, beni Tahir Kıran'ın tetikçisi ilan etmişler. Hiç tanımam, tanımak da istemem, uzak dursun. Özellikle de Fenerbahçe'den uzak dursun. Hiçbir zaman hiç kimsenin adamı olmadım, olmam da, olamam da... Ben Sayın Aziz Yıldırım'a olan saygımı kimseyle tartışmam. Bizim derdimiz Fenerbahçe, Aziz Yıldırım değil. Kulübün çıtasını yükselttiği için, yaptığı doğrular için nasıl saygı duyup alkışladıysak, yanlışlarını yazmak da boynumuzun borcu. Öbür türlü yalaka oluruz. Bu da adam olana yakışmaz. Ancak bunu meslek edinenler var maalesef. Sınırsızca ve şuursuzca savunanlar var. Arada bizi de suçluyorlar. Peki gelin bir empati yapalım. Biz kimi eleştirdik. Aragones'i. Siz kimi eleştiriyorsunuz Aragones'i... Biz kimi eleştiriyoruz. Güiza'yı. Siz de adamı yerin dibine sokan yazılar yazdınız. Bir maç oynadı, Beşiktaş'a gol attı diye övüyorsanız sizin adınıza üzülürüm.

Bana yanlışları anlatın
Bana Maldonado transferini anlatın, Josico'yu anlatın, Burak'ı anlatın, Gökhan Emreciksin'i anlatın.. Son haftalarda gırtlak kesmeye yeltenen, Uğur'la, Deivid'le saha içinde kavga eden Emre'yi anlatın, Lugano'yu anlatın... Futbolcular sahada, adeta 'Karın deşen Jack' filmi çevirirken, bunları kuzu kuzu izleyen Volkan Ballı'yı anlatın... Lig bitiyor daha 10 gol atamamış Güiza'yı anlatın... Ne kadar milyon dolarları çöpe attığımızı anlatın, Kezman geri geliyor ondan kaç paraya kurtulacağımızı anlatın... Aragones'i gönderirsek ne bedeller ödeyeceğiz bunu anlatın... Allah aşkına kimse kimsenin Fenerbahçeliliğini kantara koymaya kalkmasın... Bunun altında da ezilirsiniz. Skora göre eyyam yapmayın kardeşim. Fenerbahçe, Beşiktaş'ı yenmiştir. Bunda acaip bir şey yok. Zaten hep kazanacağına inandığımız için kısa pantolonla gezerken Fenerbahçeli olduk. Kazanmadığı zaman anormallik var demektir. En rahat şampiyonluğu kazanacağımız bir sezondu, nal topluyoruz. Sizin de içiniz fıkır fıkır kaynıyor ama yazamıyorsunuz, bari yazanlara saygı duyun. Yakışmıyor...

Yakışan isimler istiyorum
Ben futbolun profesyonel kadrolar tarafından yönetilmesini istiyorum. Paralarımızın çöpe atılmamasını istiyorum. Ahlaklı, terbiyeli futbolcular istiyorum, Tuncay gibi, Aurelio gibi, Ümit Özat gibi... Bu forma için ter dökecek futbolcular istiyorum... Bakın, Galatasaray'a bir Hagi geldi. Ahlaklıydı, sporcuydu, profesyoneldi, kin tutmazdı, takım içinde adam kayırmazdı, sadece ve sadece Galatasaray'ın menfaatlerini düşünürdü... Ne milli takım kampına kadın getirdi, ne alkolden ehliyetini kaptırdı, ne gırtlak kesti, ne arkadan kafa attı vs. Hagi, bir gün olsun, idman kaçırmadı, mazeret gösterip izin bile yapmadı... Adam geldi Galatasaray'ı UEFA ve Süper Kupa şampiyonu yaptı sonunda da 'Beynim emrediyor, ayaklarım uygulayamıyor' dedi futbolu şerefiyle bıraktı ve gitti. Bizim HAGİvatlar yapmadıklarını bırakmadı. Hâlâ bir 'Türkiye Kupası' alacaklar... İşte FARK bu... NOT: Hadi şimdi de beni Galatasaraylı ilan edin...

Hairdesigner
08-05-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Fasulye Kupası!

Fenerbahçe'de başkanlık seçimlerine çok az bir süre kaldı ama ortada aday yok! Hani Aziz başkan aday olmasa bile F.Bahçe başkansız kalmazdı! Nerede "bıyık altından" muhalefet yapanlar, nerede genel kurullarda değil de sadece gazete ve televizyonlara konuşanlar? Aziz Yıldırım, tam 11 yıldır Fenerbahçe başkanlığı yapıyor. Başkanlık seçimlerinin, kulis hareketlerinin nasıl geliştiğini çok iyi biliyor. Susuyor, izliyor ve her şey tam istediği gibi gidiyor. "Fenerbahçe başkansız kalmaz" diyenlerin "sinsi" bir şekilde beklemelerine aynı şekilde yanıt veriyor! Sarı-lacivertli takımın şampiyonluk şansının kalmamasına rağmen Galatasaray'la Ali Sami Yen'de berabere kalınması, ezeli rakip Beşiktaş'ın kendi evinde mağlup edilmesi, Aziz Yıldırım'ın elini gün gün güçlendiriyor.

Kupa, seçim kozu olacak
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, Fenerbahçe'nin resmi internet sitesinde günlerdir transfer yalanlaması yer almıyor. Gazeteler, televizyonlar her gün yeni isimler yazıyor, resmi siteden tıs yok! Aynı şey teknik direktörler için de geçerli. Yıldırım'ın hep kızdığı transfer haberleri, yaklaşan başkanlık seçimleri öncesi hoşuna gitmeye başlamış anlaşılan! Çok değil geçen sene bile, Türkiye Kupası'nı, "Fasulye Kupası" olarak gören Fenerbahçe yönetimi, şimdi elde kalan bu tek kupaya sarılmış durumda. Çünkü bu kupa başkanlık seçimlerinin kozlarından biri olacak. Nerede, "Bundan sonra Türkiye Kupası maçlarına PAF takımıyla çıkacağız" diyenler! Aziz başkan 40 yıl düşünse Türkiye Kupası'na bu kadar muhtaç olabileceğini düşünür müydü acaba? Hey gidi günler hey! Bakalım daha neler göstereceksin bizlere!

Hairdesigner
08-05-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Bizlerin eseri

Yayın yönetmenlerinin odasına girerken, sütyenini çıkaran kadınların gazeteci olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Ekranlarda, aralarında yabancıları barındırmayan çete sistemi var. Şeytanlar yavrularını emziriyor ve popüler zibidiler futbolu yönlendiriyor. Fatih Terim denince, korku tünellerine saklanıp, kulluk edenler var. Kulüp başkanlarına yatalak ruhla hizmet eden yazarlar mevcut. Böyle bir ülkede mesele, Arda'nın silah desenli tişörtü mü yani? Bizim kalemlerimizin ucunda karanfil mi var? Arda'nın Fransa'daki eğlence fırsatını, gazeteciler yakalasa reddeder mi? Gençlik ateşini kim inkar edebilir? Paris'te eğlenmek onun hakkı. Striptiz de izlesin, gerekirse sevgilisiyle tatil yapsın. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/08/im//530ECBB860938446B672079Cy.jpg Ama hiçbir apolet, önüne çıkan görevlilere kabalık yapma hakkını ona tanımaz. Üstelik bu çirkin gösteriler alışkanlığa dönüşüyorsa. Gelelim meselenin teknik kısmına. Takımı yerle bir olmuşken. Yöneticiler, diğer futbolculara "Onurunuzu kurtarın" derken. Arda'nın zamansız güç gösterisi de hiç yakışıklı değil. Sorumluluğu başından savan sadece Arda değil ki! "Gelecek sezon takımı Arda'nın üzerine kuracağım" diyen bir kulüp başkanının ektiği tohumları araştıran var mı? Adnan Polat'ın, küfür eden futbolcuların bile saçını okşadığı bir düzeni sorgulamadan, Fatih Terim'in bu ülkeye yerleştirdiği saldırı sistemini yargılamadan, Arda Turan'ı asmak neyi kurtarır? Onun görevlilere karşı tavrı, sahadaki bitirimliği, hepimizin iltihabı! Böyle bir gazetecilik ve böyle bir yöneticilik sisteminde, Arda'nın bu ülkeye yakıştığını kimse inkar edemez. Onun büyümesine, gelişimine ve kültürlü bir futbolcu olmasına sadece kendisi duvar örmüyor. Bizler de bu inşaatın sıvacı ustalarıyız. Hepimiz bu çamur deryasının içindeyiz. O yüzden imparatorlarımız da. Krallarımız da... Arda'larımız da bizim eserimiz.

Sezon sonunda görürsünüz
Sivasspor şampiyon olursa, Bülent Uygun omuzlara alınır ama Mustafa Denizli'nin teknik direktörlüğü bile elinden alınır. Beşiktaş şampiyon olursa Mustafa Denizli de omuzlara alınır. Bülent Uygun da.

Mazisi yırtık olanın
Ligde şaibe olmasın diye, bütün maçlar aynı saate alındı. Kol saatleri delil sayılıyor ya... Mazisi yırtık olan ligin, şaibesi de bol olur!

Evet penaltıydı ama
Selçuk Şahin'in Ernst'e yaptığı penaltı tartı.ma konusu bile olmadıysa, Be.ikta.lı futbolcuların ne kadar silik oynadıklarının belgesidir.

* Chelsea-Barcelona maçından kalan en anlamlı pozisyon... Guardiola'nın yenik durumdayken Hiddink'in boynuna sarıldığı andır. Sözcüklerle anlatılmayan güzelliğin harika tablosudur. Durdukları yerde centilmenliğin ırzına geçenlerin, duvarına asılması gereken posterdir.

Hairdesigner
08-05-09, 02:53
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Misafirler

Bank Asya 1. Lig'in 33. haftası, iki mutlu, bir mutsuz misafirini bu ligden uğurlama anına tanıklık etti. Manisaspor ve Diyarbakırspor, Süper Lig'e terfi ederken, Malatya TFF 2. Lig'e düştü. 5 ev sahibi, 2 deplasman takımının galip geldiği bu haftada 20 gol atıldı. Hakemler 5 defa kırmızı kart gösterdi. Giresunspor-Rizespor maçında 90. dakikada Rizespor'dan iki oyuncu kırmızı kart gördü. G.Antep BŞBKasımpaşa maçında rakip takımın galibiyeti ile birlikte adeta "Sarı şov" vardı. Bu maçta hakem her iki takımdan 12 oyuncuya sarı kart gösterdi. Karşıyaka iki defa yenik duruma düştüğü maçta Boluspor'u son dakikalarda yendi. Adanaspor uzatma dakikalarına kadar önde götürdüğü maçta 90+4'te Altay ile berabere kaldı ve play-off şansını bitirdi. Bu maçta kendini bilmez üç-beş holiganın hakemlere saldırması, devamında Adana Başkanı Bayram Akgül'ün tepki istifası Adana'nın sağduyu sahibi sporseverlerini üzdü.

Fotomaç olarak kutluyoruz
Lig bitiyor. Manisaspor ve Diyarbakırspor Turkcell Süper Lig'de. Direkt çıkan bu iki takımımızın yanında play-off'tan katılacak 3. takımımızı da FOTOMAÇolarak şimdiden tebrik ediyor, yeni sezonda her üç takımımıza da başarılar diliyoruz.

Eşleşme kurası yok
Son hafta öncesinde ilk 6 sıralaması belli oldu. Altay, Boluspor, Kasımpaşa ve Karşıyaka, Turkcell Süper Lig'e çıkacak 3. takım olmak için Ankara'da 180 dakika daha çarpışacaklar. Kura yok. Bu hafta sonu oynanacak maçlar sonrasında eşleşme şöyle olacak: 3/6 ile, 4/5 ile eşleşecek.

Düşecek 3. takım kim?
Malatyaspor bitime bir hafta kala en büyük rakibi Ekonomispor'a(!) yenilip 2. Lig'in yolunu tuttu bile son hafta tam beş takım nefesleri tuttu. Son üç sıranın içinde olmamak için kıyasıya çarpışacak bu takımlar kimler? Erciyesspor, Samsunspor, Giresunspor, Güngören ve Sakaryaspor. Son üç sıranın içinde kalacak iki takım daha 2. Lig'e düşecek. Özellikle Güngören ve Sakaryaspor için son hafta kazanmak yetmeyebilir; rakiplerinin kaybını da bekleyecekler.

Manisa-Diyarbakır dostça
Bu maça konsantre olmak ve futbolculardan futbol adına bir şey beklemek haksızlık olurdu. Akıllar Adana'da oynanan maçta olunca ortaya keyifli bir seyir maçı çıkmadı. Beraberlik her iki takımı da Süper Lig'e taşımaya yeten bir sonuç oldu. El ele ligin yolunu tuttular.

En pahalı gol(!)
Adanaspor son dakika golü ile neler kaybetti, neler? 90+4'te yediği gol ile önce playoff şansını, sonra gelecek sezon en az iki maç sahasını, şimdi de başkanını kaybetti. Maç sonu yaşanan çirkin görüntüler hepimizi çok üzdü.

Erciyes dondu!
Kayseri temsilcisi tüm kazandıklarını adeta bir maçta kaybetti. Karabükspor kısıtlı kadro ile geldiği deplasmanda, ciddiye alınmamayı çok pahalı ödetti. Erciyesspor için tespitimiz, son hafta kaybederse en büyük düşme adayı.

Yüksel Yeşilova'dan siftah
Giresunspor, yeni hocası ile ilk galibiyetini Rizespor'dan aldı. Bu hafta gideceği Malatyaspor deplasmanı tüm maçlara bedel. Kazanırsa, rakiplerinin alacağı sonuçlara bakmaksızın ligde kalacak. Kolay gibi gözüken zor bir maç...

Sakaryaspor finalde
Tatangalar kendisi gibi ligde kalma çabası veren Samsun'u yendi ve Kasımpaşa maçına odaklandı. Son hafta galip gelmesinin yanında rakiplerin kaybını bekleyecek.

Mersin son dakikada
Yükselme Grubu'nda "Güney derbisi" nin galibi yok. Tarsus öne geçtiği bu maçta büyük fırsat tepti. İkinci yarının hemen başında galip duruma yükselen sarı-lacivertliler "Son dakika sendromu" ile yine berabere kaldı ve büyük avantaj tepti. İlk golde hatalı pas veren, gole sebep olan Sertaç Şahin, hatasını ancak bir top girebilecek yerden gol yaparak telafi etti. Bu hafta oynanacak Bld. Van-Eyüp, Mersin- Beykoz ve Çorum-Tarsus maçı sonunda ikinci takım belli olabilir.

Hairdesigner
08-05-09, 02:53
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1270.jpg Takım olamadılar

Galatasaray'da en büyük sorun bu sezon takım olamadılar. Ne yönetim bazında, ne de futbolcu. Futbol şube sorumluları Haldun Üstünel ve Murat Yalçındağ ikilisinin her gün yüz yüze baktıkları Adnan Sezgin ile aralarında bir soğukluk var. Bu soğukluğu bilmeyen Galatasaray muhabiri yok. Üstünel çok iyi bir Galatasaraylı. Özveri ile çalışıyor. Yalçındağ da öyle. Kişilik olarak ikisi de mükemmel insanlar. Ama ne hikmetse dışarıda Sezgin düşmanları yetmiyormuş gibi, içerde de ona karşı tavır almışlar görüntüsündeler. Adnan Sezgin neden dışarıda sevilmiyor, çünkü kimseye taviz vermiyor. Sadece işini yapıyor. Hatası yok mu? Elbette var. Ancak geçen sezon bu takım şampiyon olduysa Sezgin'in emeği çok büyük. Kalli gittikten sonra krizi çok iyi yönetti, sahaya çıkacak 11'i bile yaptı. Geçtiğimiz sezon yayınlanan "Takımı Sezgin yapıyor" yazılarını hatırlayın. İşler o zaman kötü gitseydi tek sorumlu Sezgin olacaktı. İyi gidince herkes bu başarıdan bir pay aldı.

Sezgin, Polat'ı satmaz
Ribery'yi elden kaçıranlar bile şimdi onu eleştiriyor. O zaman Sezgin görevde olsaydı Ribery kaçamazdı ve en az 50 milyon euro uçmazdı. Çünkü UEFA konusunda çok bilgili ve tecrübeli. Üstünel ve Yalçındağ ise yöneticilik konusunda henüz tecrübesizler ama Sezgin'in bilgilerinden de yararlanmıyorlar. Bazen iyi niyet yetmez, bilgi de şart. Sorun Sezgin'se, benim tanıdığım Sezgin, Polat'ı asla satmaz. Bugün istifa etmesi gerekiyorsa gözünü kırpmadan eder. Ama bu kime fayda getirir? Sen yönetim olarak takım olamazsan, futbolculardan bunu başarmalarını nasıl beklersin? Onlar da bu sezon takım olamadılar. Hâlâ birbirlerini sevmeyen oyuncular var. Tablo böyleyken başarı elbette hayal olur. Ben Adnan Polat'a üzülüyorum. Futbol dışındaki sorunlarla uğraşırken, bu krizleri çözemedi. Çünkü ekibine çok güvendi. Hamle yaptı ama geç kaldı. Artık önümüzdeki sezon bunlardan ders alıp, gerekenleri yapmalı diye düşünüyorum. Benim de Üstünel, Yalçındağ ve Sezgin üçlüsüne bir tavsiyem olacak; ya takım olun ya da bu işi başkalarına bırakın.

Hairdesigner
09-05-09, 03:13
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Gereken yapılacak

Kongre yaklaşıyor ya haliyle bin bir türlü senaryolar üretiliyor. Normal karşılamak gerekir. Çünkü yıllardır aynı dönemlerde bu durumları yaşamaya alıştık. Yalnız anormal olan bir şey var ki gerçekten rahatsızlık verici boyutlara ulaştı. Yıllarca dışarıdan nağmelerle Fenerbahçe'yi bölmek için çok çalıştılar. Haliyle başaramadılar. O iş olmadı. Ama Fenerbahçe medyasını ikiye bölmeyi öyle güzel başardılar ki... Tabii burada konuya sazan gibi atlayan arkadaşlarımızın da büyük yardımları oldu. Kazara kulüp için iyi bir şey yazanlara, mesela voleyboldaki şampiyonluk için kızları kutlayanlara falan "yalaka" adını taktılar. Bunun karşısında olanlar da ötekilere; "Saran'ın radyosundan binlerce dolar maaş alanlar", "Kıran'ın adamı", "muhalefetin paralı askerleri" gibi sıfatlar yakıştırdıılar. Peki bunlar hiç yakışık aldı mı? Elbette hayır. Hepimiz birbirimizi iyi tanıyoruz. Ben kendi adıma bu toplara hiç girmedim. Ama özellikle son zamanlarda bakıyorum da; kendi sıfatlarına bakmadan millete yalaka falan diyecek kadar küçülenlere bu yazıyı bir not olarak ceplerinde taşımalarını öneriyorum.



***

Fenerbahçe, Beşiktaş'ı yendi, belki de şampiyonluktan etti. Başta Yıldırım Demirören olmak üzere tüm Beşiktaş camiası bu sonucu olgunlukla karşıladı. İnönü'de son yıllarda özlediğimiz tablo hakimdi. Bir futbol adamı olarak Aziz Yıldırım'ın ettiği teşekküre kendi adıma yenisini eklemek isterim. Kadıköy'deki ilk maçta Beşiktaşlıları daha da güzel ağırlamak, Fenerbahçelilerin boynunun borcu olsun. Fenerbahçe bu sene çok kötü sonuçlara imza attı ama şampiyonluğa oynayan iki takımı da yenerek hiçbir zaman hiç kimseyle ittifak yapmayacağını gösterdi. Bir anlamda da gönüllerin takımı oldu.



***

Galatasaray maçından sonra "lig bitti" diye düşünüldü. Çıkan olaylarda alınan kartlar iki takımı da yaktı. Ben olsam o kartları yiyenlere unutamayacakları bir ceza verirdim. Lig falan bitmemişti. Ankaraspor ve Ankaragücü maçları kazanılsa şu anda Beşiktaş'ın iki puan gerisinde olunacaktı. Bu akşam alınacak olası sonuçlardan sonra belki de şampiyonluğun en güçlü adayı Fenerbahçe olacaktı. Tuhaf bir sezon geçiriyoruz, ne zaman ne olacağı hiç belli değil. İşte Trabzon "Şampiyonluk gitti" diye Ersun Yanal ile yollarını ayırdı. Bir hafta içinde Sivas ve Beşiktaş'ın yenilgilerinden sonra tekrar potaya girdi. Fenerbahçe'nin elbette hiç şansı yok ama bu akşam oynayacağı Denizli maçı gene örnek olmalıdır. O maç küme düşmemek için oynayan 8 takımı birden ilgilendiriyor. Herkesin gözü kulağı Kadıköy'de olacak. Çarşamba günü 26 yıldır alınamayan kupanın finali var. Elbette o maç düşünülecek ama Fenerbahçe; Beşiktaş ve Sivas'a nasıl oynadıysa bu maça da aynı şekilde oynamalı. Ciddi, disiplinli ve isteyerek. Sonuç ne olur bilemem ama Fenerbahçeli futbolcular çıkacak ve görevlerini layıkıyla yapılacaklardır. Hafta içinde gerek Volkan Ballı, gerek futbolcu arkadaşlarımla yaptığım konuşmalarda çıkarttığım sonuç budur. Bundan hiç kimse kuşku duymasın.



***

Yazının başında da belirttiğim gibi kongre yaklaştıkça herkes kendi fikrini söylüyor. Mesela sevgili Gürcan (Bilgiç) kardeşim son 3 yıla yoğunlaşmış... Peki son 3 yılda ne olmuş? Bir şampiyonluk, bir ikincilik, bir de Şampiyonlar Ligi'nde çeyerk final var. Avrupa'nın en büyük hocası diye getirilen Aragones'in ülkeyi tanımama adına bocalaması yüzünden hayal kırıklığı var. Ama son 10 yıla bakınca önümüze 4 şampiyonluk çıkıyor. Ondan önceki 10 yılda ise 1990-2000 arasında sadece bir şampiyonluk var. Bu arada 16 yıl sonra gelen basketbol şampiyonluğu, voleybolda kızlarda ve erkeklerde şampiyonluk kazanılarak tarih yazılması, amatör branşlarda en üst düzey ve ekonomik olarak dünyaının ilk 20 kulübü arasına girmek var... Şimdi bardağın boş tarafını gösterenlere biraz da dolu tarafını göstereyim dedim. Hadi bana yalaka deyin.

Hairdesigner
09-05-09, 03:13
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1812.jpg Gözler Sivas'ta

Önceleri Sivasspor'un oynadığı maçlara kendi ve rakibinin taraftarı ilgi duyar, merakla sonucu beklerdi. Fakat bugünkü Sivasspor-İstanbul Büyükşehir maçını, sanırım futbolla az çok ilgisi olan herkes büyük bir merakla izleyecek, yada sonucunu bekleyecek. Başta Beşiktaş ve Trabzonspor olmak üzere, bugünkü maçta Sivasspor'un nasıl bir sonuç alacağını merak ediyor. Bugünkü maç kağıt üzerinde Sivasspor için son derece kolay gözüküyor. Fakat, maçı ne istatistikler, ne de daha önce elde edilen başarılar kazanıyor! Maçı iyi oynayan, rakibi ciddiye alan takım alacak.

Temkinli olmak zorunda
Sivasspor'da, bu gerçeğin bilincinde. Hafta içerisinde futbolcularına yanlızca teknik ve takdik idman değil, psikolojik çalışmalar da yapan Bülent hoca, her şeyin farkında. Onun içinde sürekli olarak futbolcularına, İstanbul Büyükşehir'in öyle hafife alınacak bir takım olmadığını, dahası düşmemek için her şeyini ortaya koyacağını hatırlattı. Geçen hafta Gaziantep'te "kaza" yapan Sivasspor'un, bugünkü maçta son derece temkinli olacağını düşünüyorum. Bu nedenle 1-0 öne geçse bile, bu skorun maç kazanmak için yeterli olmayacağını anlayıp, 2'yi, 3'ü arayacağını tahmin ediyorum. Bir düşüncem daha var. Sivasspor gibi geçen haftayı puansız kapatan Beşiktaş , Ankaraspor karşısında puan kaybeder. Geçen sezon Sivasspor için, "Gönüllerin Şampiyonu" denildi. Aynı sözleri pek çok defa bu sezonda duyduk. Artık Sivaslı bu, "Züğürt tesellisi" sözlerden bıktı! Artık herkes gerçek şampiyonluğu istiyor.

Hairdesigner
09-05-09, 03:14
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Fotoğraf ortada

G.Saray tarihine 'cezalı başkan' olarak geçen Adnan Polat'ı zor günler bekliyor. Kulübün lokomotifi futbol takımının içinde bulunduğu çıkmaz Polat'ın 2010 Mart'ında yapılacak kongreye eli zayıf çıkmasına neden olacak. Gerçek şu ki Özhan Canaydın görevi bıraktığı zaman piyangodan para çıkmış gibi sevinenler, avuçları kızarıncaya kadar alkış tutanlar şimdi görüyorum ki; disiplin zaafiyeti yaşayan, başarısız, etik değerlerini bir bir yitirme yarışına giren G.Saray'ı görünce sus-puslar. Ama içlerinden durum değerlendirmesi yapıyorlar. Bugün G.Saray'ın şampiyonluğu yerine, Avrupa kupalarına gider mi, gidemez mi, tartışılıyor. Ligin bitimine 4 maç kala işler bu kadar çetrefilli. Ama genel kanı ligin şampiyonunun G.Saray tarafından belirleneceği. Ben katılmıyorum, eğer G.Saray'ın gücü olsaydı kendi işini kendisi bitirirdi. Gücünü kendisi adına kullanamayan bir takım Beşiktaş'ı yenip Sivas'ın ya da Sivas'ı yenip Beşiktaş'ın şampiyonluk yolunu açsa ne olur? Milyon eurolar harcanıp oluşturulan bu kadronun oluşturduğu hayal kırıklığının faturası da özellikle teknik direktör tercihi anlamında inanılmaz hatalar yapan yönetimindir.

Büyük düşünen gelmeli
Böyle özellikli ve yıldızlar topluluğuna sezon başında marka bir antrenör gerekirdi. Çünkü G.Saray markasını ancak bu özelliklerde bir isim hedeflerine taşıyabilirdi. Ama ucuz düşünce ve tercihler göz göre göre koskoca bir sezonun yitip gitmesine neden oldu. Bugün G.Saray, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final mi, yarı final mi yapar? Bunu tartışmalıydık. Ama kafada küçük düşününce hedeflerde bir bir küçülüyor! Bir bakıyorsunuz en küçük hedefi bile tutturamıyorsunuz. 2010 Mart'ında belli ki köprünün altından çok sular akacak. Adnan Öztürk ve Ünal Aysal'ın şimdiden yeni yönetim için çalışmalar yaptıklarını duyuyoruz. Ben, G.Saray için büyük düşenecek, küçük hesaplar içinde boğulmayacak yönetimi, başımın tacı yaparım. Böyle bir yönetimi ve başkanı taraftar sırtında taşımaz mı? Hem de nasıl taşır. Florya'dan Aslantepe'ye kadar arkasına bile bakmadan, nefes bile almadan... İnanın bana.

Hairdesigner
10-05-09, 03:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Yalandan maç!

Süper Lig'de öyle maçlar vardı ki dün gece, herhalde bizim izlediğimiz en dandiğiydi! Kimisi şampiyonluk, kimisi kümede kalmama mücadelesi veriyor; F.Bahçe ise 'kanlısı' Denizlispor'u iyice aşağı atmanın derdinde. Maçın her yanı, "Kasap et, koyun can derdinde" kokuyor! F.Bahçe Teknik Direktörü Aragones, Beşiktaş kahramanı kadroyu bozmamıştı. Yani Gökhan yine stoper, Ali Bilgin yine sağ bek. İlk yarı boyunca oyunu domine eden taraf sarı-lacivertlilerdi. Tipik deplasman takımı gibi oynayarak geriye yaslanan rakibin sürekli üzerine gittiler. Ama emin olun herkesin gözleri Alex'i aradı. O yokken araya top atacak, serbest vuruşları kullanacak adam kalmıyor. Ataklar cılızlaşıyor ve olgunlaşmadan sona eriyor. Beşiktaş maçının yıldızı Semih de kötü oynayınca koskoca ilk yarı yalandan ataklar ve dümenden şutlarla geçti. Orta sahada Emre ve Braga'nın mücadeleleri görülmeye değerdi. Sahanın yıldızı, tecrübesi, yer tutuşu ve futbol aklıyla Roberto Carlos'tu. Brezilyalı, 'şarap gibi'... Yıllandıkça güzelleşiyor, kendisine yaşlı diyenlere en iyi cevabı sahada veriyor.

Uğur hâlâ kötü
Bir de Uğur Boral'a bakın. Neredeyse 2 yıldır Fenerbahçe forması giyiyor, hiç üstüne koyamadı. Hâlâ savruk, hâlâ dağınık, hâlâ ne yaptığını bilmez halde. Tribünler, "Denizli kümeye" diye bağırıyor. Sonunda da belki rakibi kümeye gönderecek Güiza'nın şans golü geliyor. Herkes mutlu mu şimdi? Şampiyonluk parolasıyla başlanan sezonu, F.Bahçe'nin en kara sezonuna çeviren futbolcular ve yönetim affedildi mi? Hiç sanmıyorum. Eminim taraftarlar Ege temsilcisinin küme düşmesinden daha başka şeyler de istiyor, arzuluyordur. Öyle değil mi?

Hairdesigner
10-05-09, 03:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1752.jpg Sevinemedik

Dün akşam ligin bitimine 4 hafta kala şampiyonluk yarışının en kızıştığı gündü. Ama maalesef böyle bir günde Fenerbahçe iddiasız, keyifsiz bir müsabakaya çıktı. Sadece geçmiş yıllardan kalan bir intikam söylevi vardı. Ne yazık ki bu sene de hayal kırıklığı ile sonlanıyor. Geçen hafta yaptığım çağrıya seyircinin çoğunluğu cevap vermiş gibiydi. Bu zevksiz mücadeleyi az sayıda futbolsever izledi. Onlar da bu güzel havada futbol seyretmeye değil, çekirdek çıtlatmaya gelmişlerdi. Biraz futbol aşkı olanlar ise lig heyecanını demek ki evlerinde diğer takımların karşılaşmalarını izleyerek geçirdi. İnsan bir taraftar olarak bu duruma üzülüyor. Ama yapacak bir şey yok... Bizi bu duruma getiren başkan ve yöneticilerin seçimi değil mi? Ligin başından beri yazdıklarımı geçen gün şöyle bir gözden geçirdim. Hemen hemen her hafta aynı şeyleri yazmışım. Önce kendime kızar gibi oldum, sonra ise "Her hafta aynı filmi seyredip nasıl farklı bir yorum yapılır?" dedim. Yani ilk gün söylediğimizle bugün görüyoruz ki büyük ölçüde tutarlılık var.

Sivas iyi değil
Herkes Sivasspor şampiyon olursa bunun büyük bir başarı sayılması gerektiğini söylüyor. Bence bu Sivasspor'un başarısı değil üç büyüklerin başarısızlığıdır. Benim sözüm Yiğidolar'ın kadrosuna değil, oynadığı futboladır. Bu futbolla, bu ligde şampiyon olunuyorsa bence en düşündürücü durum budur. Fenerbahçe, Denizlispor'u yenerek şampiyonluğu verdiği senenin intikamını aldı. Peki soruyorum; Fenerbahçelilerin bu neticeyle başı göğe erdi mi? El alem şampiyonluk derdinde ya biz? Galibiyete bile sevinemedik.

Hairdesigner
10-05-09, 03:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Sağlık olsun

Fenerbahçe, bu sezon hedeflerine ulaşmak bir yana, büyük bir düş kırıklığı yarattı. Dolayısıyla yaz mevsiminin müjdecisi böylesi bir hafta sonunda bile tribünler adeta benim başımdaki keli andırdı. Tabii, tavrın böylesinde 'taraftarlık' anlayışını mı, yoksa 'sevmek' kavramını mı sorgulamak lazım, orası tartışılır. Ama tartışılmayacak olanların en başına, kulübün Aziz Yıldırım'la her gün biraz daha 'Avrupalı' olmaya yaklaştığı gerçeğini koymamız gerekiyor. Şükrü Saracoğlu'nda öyle tadilatlar yaptırmış ki, Schalke Arena'da sanıyorsunuz kendinizi. Ama tesisleşmedeki bu Avrupai adımlarla sahadaki futbol arasında ne yazık ki dün akşam da çelişki vardı. Tıpkı Deivid ile kendisinden beklenenler gibi. Hayır, kimi arkadaşlar zaman zaman, "Takım Alex'le yavaşlıyor, oysa Deivid'le daha hızlı oynuyor" diyor da, o nedenle Deivid'in performansının altını çizdim. Şüphesiz her görüşe saygım var. Ama kendi payıma iki Brezilyalıyı kıyasladığımda, Deivid çeyrek altın ediyorsa, '10 numara' herhalde beşibirlik değerine sahiptir...

Alex resitali
Nitekim 57'de oyuna girdi ve 4 dakika sonra Denizlispor'un orta sahasını oyundan düşürerek öyle harika bir pas attı ki Güiza'ya, gol olmasa yazık derdim. Ne yalan söyleyeyim, sarı-lacivertliler Alex'le daha bilinçli, üretken ve daha keyif veren bir görüntü sergiliyor. Yine de bu sezon kendilerine ve kulübün kaydettiği gelişmeye yakışmayacak şekilde büyük bir düş kırıklığı yaratıklarını söylemeliyim. Bunun nedeni her fırsatta yinelediğim gibi Aragones'in oyuncu tercihleri, her maçta aynı sistemdeki ısrarı ve kadronun büyük bölümünün sakatlığına yol açan antreman yönetimidir.

Hairdesigner
10-05-09, 03:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Darısı finale

Fenerbahçe'nin aklı bir yandan çarşamba günü oynayacağı kupa finalinde, diğer yandan da ligde aldı kötü sonuçlara yenisini eklememek için bu maçtaydı. Denizlispor tüm hatlarıyla kapanarak ve Fenerbahçe'nin oyununu bozmak isteyerek sahaya çıktı. Tehlikeli bölgelerde çok fazla faul de yaptılar. Onları anlıyorum. İşleri kolay değil, can derdindeler. Kadıköy'den alacakları 1 puan bile altın değerindeydi. Güiza'nın golünden sonra Mesut Bakkal, risk almaya başladı ve çift forvete döndü. Hatta son dakikalarda bir umut diye santrfor Selahattin Kınalı'yı bile sahaya sürdü. Ancak güçleri Fenerbahçe'ye yetecek düzeyde değildi. Daha 35. dakikada topla oynama oranı % 65'e, % 35'ti. Tempoyu çok fazla yükseltmemesine ve fazla sıkmamasına rağmen Fenerbahçe bu sezonun en fazla gol pozisyonuna dün akşam girdi. Kaleci Özden son derece başarılı bir günündeydi. Yediği golde şaşırmasa onu da kurtarabilirdi. Hatası hemen hemen hiç yoktu. Deniz Barış'ın oyuna girmesinden sonra takım daha etkili ataklar yapmayla başladı. Alex'in girmesiyle de bu ataklar olgunlaştı. Golde topu hiç bekletmeden Güiza'ya pas olarak aktarması ve rakibiyle birebir bırakması onun futbol zekasının ürünüdür.

Emre kendine geldi
Sezon sonu yaklaşırken Emre'deki çıkış sürüyor. O iyi oynadığı zaman takım da iyi oynuyor. Gökhan Gönül, stoperde gerçekten başarılı işler yapıyor. Ama Lugano artık döndü. O da herhalde kendi bölgesine geçecektir. Yalnız burada Ali Bilgin'i de kutlamak gerekir. Kendisine verilen görevi en iyi şekilde yaptı. Taraftarlar, "Darısı çarşambaya" diyorlardı. Olabilir ama büyük silahlar dediğimiz, Semih, Deivid ve Alex eski güzel günlerini hatırlarlarsa...

Hairdesigner
10-05-09, 03:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1346.jpg TV'de açık büfe

Fotomaç ahalisi olarak dün hepsi aynı saatte başlayan maçları gazetedeki toplantı odasındaki 5 ayrı televizyon ekranından izledik. Bu nedenle halimiz 5 yıldızlı otelde açık büfe branç yapanlar gibiydi. Hani oralarda masaların biri üzerine etse et, sütse süt, pilav, makarna, balık, tavuk, tas kebap, kuyu kebap, kelle paça, çiğ köfte, Boşnak böreği dizerler. Ötede bir başka masada bal kaymak, tahin pekmez, 10 çeşit peynir, mebzul, salam, sosis, omlet, menemen, çılbır, gül reçeli, komposto, erik hoşafı, tahanlı pide, envai çeşit salata, sütlü hamurlu tatlı ve dahi yüz türlü çeşni vardır. Hani gözün doymaz, istediğinden istediğinden fazla alır, battal boy tabak yaparsın. Hani az sonra karnın doyar, nevalenin çoğu tabakta kalır. Hah, işte aynısının tıpkısıydı bizim de durumumuz..

Turşu suyu
Kafayı Zeki Müdürün odaya doğru çeviriyon Fener maçı. Dönüp Arap Tarık cenahına bakıyon Cimbom'un kapışması. Cengiz'in oraya doğru az yürüyon Kartal'ın müsabakası, dön yanına Sivas'ın buluşması. İstediğinden istediğin kadar seç seyret, ohh!.. Bendeniz sağlık nedenlerimden dolayı bunca alternatif arasında acur turşusuyla yetinmek zorunda kaldım. Yani verilen görev icabı Fener maçını seyrettim. Siz de kabul edersiniz ki iddiası kalmamış, havluyu çoktan atmış, dükkanı aslında kapatmış Kanaryamızın bu maçını izlemek gerçekten de ziyafet masasından tek menü turşu yiyerek kalkma kıvamı.

Ne olmuş yani
Ama Allah var, turşu da turşuydu yani. Kekremsi bir tat, tuzlu, ve acuk mayhoş bir lezzet, kırışık buruşuk bi görüntüye rağmen süper yapılmış. Suyu da boz bulanık ama acısı gayetle dozunda. Yav bu turşuyu kim kurduysa eline sağlık diyecek oldum, tek aşçının elinden çıkmamış. Kolektif bir üretimmiş. Aziz Başkan ve Dede Aragones mübayayı yapmış, futbolcular işlemleri gerçekleştirmiş, münasip süre beklemişler ve turşu kurulmuş. Bu arada kayıntı muhabbeti yaptın, maçı yazmadın diyenlere selam olsun. Bir hafta da ben oynamayayım n'olmuş yani?

Hairdesigner
10-05-09, 03:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Attığı altın

Trabzon yine bol gollü kazandı, zirve inadını sürdürdü. Hakikaten, Ahmet Özen'in gelişinden sonra ne değişti? Görebildiğim kadarıyla olay bir babanın oğluna hayat başarısı için somut öğütler verip, deneyimlerini aktarması değil de bir annenin içten ve moral aşılayan duası: Tuttuğun altın olsun oğlum. Gol kaçırma rekortmenleri Gökhan ve Umut'un iki haftadır dokundukları ilk topların gol olmasını başka türlü açıklamak kolay değil. O altın goller ki Trabzonspor'u yeniden yarışın içine soktu, kaçan havasını yerine getirdi. Umut'un ilk golü tam bir kombine hareketler serisi. Çok iyi bir zamanlama, net bir vuruş, direkten dönen topa hoş bir kontrol ve net dokunuş. Keşke hep böyle olsa. Erhan hoca, geçen haftaki Trabzonspor gollerinden gözü korkmuş olmalı ki, savunma oyuncularına Yattara, Gökhan ve Umut'un hiçbir şekilde topla buluşmaması komutunu vermiş. Sağlam müdahaleler, topu taca atmaktan çekinmemek.

Sarı kart uygun değildi
Ancak korkunun ecele faydası olmuyor pek. Trabzonspor yine kolay buldu golleri, hem de ev sahibinin çok daha etkili olduğu bölümde. Song'un yokluğunda merak edilen mevkide Tayfun-Egemen ikilisi başarılıydı. Yanal'ın gidişinden sonra belirgin hareketlenme izlenen Hüseyin'in onlara yardım gayretleri bu maç için genelde başarılıydı. Ancak üretkenlik anlamında orta sahada sorun devam ediyor. Colman tutuk ve etkisizdi; Selçuk hamlesi yerindeydi. Geçen haftadan fazla olan Serkan'ın performansıydı. Hakem Çoban ilk yarıda Serkan ve Egemen'e yapılan sert hareketlere kart çıkaramadı. 2. yarıdaki takdir haklarını ev sahi lehine kullanması dikkat çekti. Kılıçarslan'ın centilmenlik dışı hareketinde Yattara'ya kart göstermesi de uygun olmadı.

Hairdesigner
10-05-09, 03:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1238.jpg Gel de yanma

Gel de yanma, geçen 29 haftada kapris yüzünden kaçan puanlara. Yazık böylesine naylon ligde, bu coşkulu taraftarın fedakarca destek verdiği Trabzonspor şampiyon olamıyor. Buna rağmen bordo-mavililer dün Kocaeli'ni deplasmanda yenerek zirveye tırmanışını devam ettirdi. Trabzonspor taraftarı, koca İsmetpaşa Stadı'nda ev sahibini misafir etti . Bordo-mavili savunma üstüste gelen tehlikeleri iyi savuşturdu. Ancak yenilen golü de adeta ikram etti. Sezon başından beri "Birbirilerine yabancılar" diye şikayet ettiğimiz Gökhan ile Umut, kendilerinden bekleneni, daha doğrusu klaslarına yakışanı yaptılar. Kocaeli, adam adama oynadı. Levent Yattara'yı, Adem Gökhan'ı, Sadigov Umut'u, Eyüp Hasan Colman'ı ve Nsumbu da Hüseyin'i kontrol etti. Bordo-mavililer şişirme toplarla iki uzun Sagidov ve Muhammed'in bulunduğu bölgede pozisyonları harcadı. Yeşil-siyahlılar, Cesar, Nsumbu, Taner ve Agbetu ile orta alanı kolay geçti. Serkan, soldaki mecburi nöbetinde rakibi hayli rahatsız etti.

Hayallerin devamı
Yattara, yine kendine oynadı. Colman, geçen haftayı arattı. Yenilen gol ise tam anlamıyla felaketti. Savunmanın bir anlık dağılması, Kocaelispor'a gol getirdi. Ahmet Özen, orta alandaki dağınıklığı gördü ve Colman'ın yerine Selçuk'u sahaya sürüp takıma nefes aldırdı. Kartlarını cesur kullanamayaem Deniz Çoban, Muhammed'in Umut'u yaka-paça indirişine de penaltı çalamadı. İkinci yarıda, özellikle son dakikalardaki Kocaeli baskısı gol getirmedi. Alanzinho'nun girişi topun Kocaeli kalesine gitmesini sağladı ve savunmayı rahatlattı. Alanzinho'nun muhteşem golü Trabzon'un Şampiyonlar Ligi hayallerinin devamı idi.

Hairdesigner
10-05-09, 03:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Hak ettiler

Geçtiğimiz hafta Kayseri galibiyetinin ardından zirve yarışındaki rakiplerinin puan kaybetmesiyle şampiyonluk iddiasını yükselten bordo-mavililer dün Kocaelispor'u da yenerek çok önemli bir üç puanı hanesine yazdırdı. Kolay görünen zor bir engel daha aşıldı. Belki beklenen, istenen futbol oynanmadı ama hedefe ulaşılmada arzu edilen toplam rakam haneye kaydedildi. Futbol tekniği açısından bakıldığında öyle yorumlanacak, anlatılacak çok önemli şeyler olmasa da Trabzonspor bireysel olarak zaman zaman kaliteli futbola yaklaştı. Zaman zaman da olsa iki takım oyunu belli bir yüksekliğe çıkarmak için önemli varyasyonlara girdiler. Yattara ve sağdan Serkan Balcı'nın verdiği destek ile Trabzonspor oldukça fazla pozisyonlar üretti. Nitekim Umut Bulut'un attığı gol de Gökhan Ünal'ın sağdan geliştirdiği bir kombine atak neticesinde oldu. Kocaelispor yediği golün ardından sayısal olarak hücuma ağırlık verdi.

Alanzinho müthiş oynadı
Orta alandan sağladığı destekle bordo-mavili kale için çok tehlikeli oldular. Trabzonspor'un golden sonraki zaman dilimi, bordo-mavililerin en sıkıntılı zamanıydı. Ama savunmanın yerinde müdahalesiyle Trabzonspor bu atakları bertaraf etmesini bildi. Trabzonspor ikinci yarıda çok daha dikkatli ve kontrollü oynamaya çalıştı. Ama 2-0 önde olmasına rağmen oyun üstünlüğünü bir türlü tarafına tam olarak geçiremedi. Kocaelspor'un da zaman zaman tehlikeli atakları vardı. Alanzinho'nun oyuna girmesi, Trabzonspor'a hareketlilik getirdi. Nitekim bu oyuncunun attığı muhteşem gol Trabzonspor'u rahatlattı. Trabzonspor deplasmandan hak ettiği üç puanla dönmesini bildi.

Hairdesigner
10-05-09, 03:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1801.jpg Harika Batuhan

Eskişehirspor sahasında oynadığı maçlarda kolay kolay teslim olmuyor. Dün de böyle oldu ve Antalyaspor engeli net bir skorla geçildi. Üç haftalık aradan sonra bu üç puan ilaç gibi geldi. Rakibi önünde kanatları iyi kullanan Kırmızı Şimşekler, Atatürk Stadı'nı tıka basa dolduran taraftarının desteğiyle daha maçın başında oyunu rakip yarı alana yıktı. İlk golde Batuhan klasını konuşturup attığı golle takımını rahatlatırken, Antalya'nın puan umutları bitiyordu. Konuk takım fazla savunmaya çekilmenin faturasını da ödedi. 2. yarıda da oyunun kontrolü Eskişehir'de idi. 2. golü yine Batuhan attı. Böylece sezonun en kritik maçında galibiyet gelmiş oldu. Eskişehir'deki maçta en çok isteyen kazandı. Rıza Çalımbay, Mehmet Özdilek buluşmasında Çalımbay taşlarını iyi kullanınca zafer geldi. Maçın bir diğer ilginç özelliği ise bir süre önce disiplinsiz davranışları nedeniyle kadro dışı bırakılan Batuhan'ın yeniden forma bulup takımı sırtlamasıydı.

Hairdesigner
10-05-09, 03:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Gerçekleri görün

Sivasspor, Turkcell Süper Lig'in bitimine üç hafta kala düşmeme mücadelesi veren İstanbul Büyükşehir Belediyespor karşısında beklemediği bir yenilgi aldı. 15 haftadır süren liderliğini Beşiktaş'a devrederken, bu sezon kendi sahasında ilk kez mağlup oldu. Bülent Uygun'un ilk yarıda üçlü forvet oynama tercihi açıkçası dün Sivasspor'a pahalıya patladı. Şampiyonluğa giden bir takım için önemli olan galip gelmektir. Bol gollü galip gelmişsin ne işe yarar. Önemli olan üç puan almak değil mi? İstanbul Büyükşehir Belediyespor sanki mahalle takımı! Bırak kardeşim, ne mahalle takımı? Çatır çatır futbol oynadılar ve galip de geldiler. Sivasspor da üç haftadır bir düşüş var. Herkes Sivasspor'un şampiyonluğa ulaşmasını istiyordu ama herhalde Sivasspor kendisi istemiyor.

Elinin tersiyle itti...
Ligin bitimine üç hafta kalmış, büyük bir avantaja sahipsin, sen bu avantajı elinin tersiyle itiyorsun. Bir Anadolu devrimi gerçekleşecekti. Herhalde bu devrim gerçekleşmeyecek gibi. Beşiktaş 2 puan öne geçti ama, hâlâ çok şeyler değişebilir. Öncelikle Sivasspor'un mantalitesini değiştirmesi ve kendilerine olan inançlarını yeniden kazanmaları gerekir. Sivasspor'da orta alanda İbrahim Dağaşan yalnız kalınca fazla top yapamadı. İstanbul Büyükşehir Belediyespor da bu alanda üstün olunca istediği galibiyeti ve üç puanı aldı. Byük fırsat kaçıran Sivas, dilerim Şampiyonlar Ligi'ni de kaçırmaz. Çünkü arkadan Trabzon geliyor. Sivas'ın dünkü yenilgisi çoğu kişiyi hayal kırıklığına uğrattı. Şimdi düşünme zamanı... Nerede hatalar yapıldı, ne gibi ders çıkarılmalı? Artık bazı gerçekleri görmenin zamanı geldi de geçiyor bile...

Hairdesigner
10-05-09, 03:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Akıllı oynadılar

Sivasspor ve Beşiktaş şampiyonluk yarışına devam ede dursun, Galatasaray ne kadar acıdır ki Avrupa Ligi'ne katılma savaşı veriyor. Ne kadar acıdır ki Türkiye'de UEFA Kupası'nı alan tek takım olan Galatasaray'ın bu hali taraftarları için büyük üzüntü kaynağı! Peki, Galatasaray, Ankaragücü önünde Avrupa savaşında ne yaptı. Önce oyuna iyi başladı. Rakibi Ankaragücü ise daha temkinli ama sinirli başladı. Bu hal onlara 13. dakikada pahallıya patladı. Lincoln'e, Bouzid'in yaptığı sert hareket penaltıydı. Milan Baros da çok akıllı bir vuruşla 20. golünü attı. Galatasaray'da cezası biten Arda Turan ilk 11'deydi. İyi de oynadı. Ankaragücü'nün sol tarafını rahat kullandı. Galatasaray'ın geri dörtlüsünde Emre Aşık ve Emre Güngör'ün yan yana oynaması ilginçti. Ben Lincoln ve Ayhan'ı beğendim. İyi çalıştılar, hata yapmadılar ve akıllı oynadılar. Galatasaray karşısında Ankaragücü 30. dakikadan sonra açılır gibi oldu.

Lincoln-Ayhan iyiydi
Orta sahadan kısa paslarla çıkan Ankaralılar bu defa karşılarında hep De Sanctis'i buldular. İtalyan kaleci veda maçlarında gol yememek için iyi direndi. Kayserispor'un süper stadını 20 binden fazla seyirci doldurmuştu. Hepsi Galatasaray'a büyük sevgi tezahüratı yaptı ve hiç susmadı. İkinci yarıya Ankaragücü "En azından bir puan almalıyım" düşüncesiyle başladı. İki gölcüsü Ceyhun ve Mehmet Yılmaz bu isteğe ayak uyduracak kadar iyi değildilerdi. 51. dakika dolarken Baros'u gole giden Bouzid düşürdü. Belki bir gole mani oldu ama bu hareketi ile kırmızı kartı gördü ve takımını 10 kişi bıraktı. İkinci yarı Baros ve Galatasaray sayısız gol fırsatı kaçırdı ve maç 1-0 sona erdi.

Hairdesigner
10-05-09, 03:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1270.jpg Avrupa aşkına

Artık bu sezon Galatasaray için tek hedef kaldı. O da Avrupa kupalarına katılabilmek. Bütün sezon ne kadar aksilikler olduysa sarı-kırmızılı takımı buldu. Ne sakatlıklardan kurtulabildiler, ne de cezalardan. Üstüne bir de teknik direktör şansızlıkları yaşanınca, sonuç ortada. Aslında bu sezon ağır eleştirileri de fazla hak etmiyorlar. Yine de sen Galatasaray'sın bu duruma düşmeyeceksin, o da başka. Cezası nedeni ile Ankaragücü maçı Kayseri'de yeni yapılan güzel stat da oynandı. Karşılaşmaya Galatasaray fırtına gibi başladı, sağlı sollu ataklarla bu sezon herkesin özlediği futbola yakın oynadılar. Lincoln çok istekli, Arda öyle, Ayhan da onlara ayak uydurunca karşılaşmaya ağırlıklarını koydular. İlk yarıda Baros'un tek penaltı golü vardı ama en az 3-0 bitebilirdi. Bayağı gol kaçırdılar. Özellikle Lincoln son haftaların hatta ayların en iyi topunu oynadı bu yarı.

Hâlâ defansı düşünüyor
İkinci yarının başlarında Ankaragücü'nden Bouzid kırmızı kart görünce biraz daha rahatladılar. Ancak bu rahatlama biraz fazla olunca 10 kişilik Ankaragücü karşısında ikinci golü bulmayı unuttular. Akıllara da Ali Sami Yen'deki 0-1 lik maç geldi. Rakip 10 kişi ile o maçta Galatasaray'ı yenmişti. Bu yarıda Arda yorulunca onun eksikliği bir hayli hissedildi. Fazla oyuna katkı da bulunamadı. Bunun nedeni tüm enerjisini ilk yarı kullandı. Maça yayamadı. Benim anlamadığım rakip 10 kişi, Bülent Korkmaz hâlâ defans düşünüyor. Ya hoca yapma , korkunun sonu yok, al forvete Nonda'yı, rakip da bu kadar üstüne gelmesin. Bu takım Galatasaray. Anlayın artık, dilimizde tüy bitti. Defanstan Serkan'ı çıkarıp, Sabri'yi almakla bu iş olmaz. Neyse ki zorda olsa 3 puan geldi de Avrupa kupasına katılma şansı devam etti.

Hairdesigner
10-05-09, 03:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Yara sarıyor

Ne derseniz, ister "İş işten geçti", isterseniz "Atı alan Üsküdar'ı geçti" deyin bazen takımınız hedeften uzaklaşsa da sıradan bir maçta bile futbol izlemek istersiniz. G.Saray cezalı maçında Kayseri'de taraflı tarafsız herkesi futbola doyurdu, önce bu gerçeği görelim. Ankaraspor beraberliği ve ardından gelen Hacettepe yenilgisi olmasa G.Saray'ın bugün itibariyle zirveye ortak olduğunu da hatırlatalım. Diyeceksiniz ki "Ninemin de bıyıkları olsa." Doğru. Görünüyor ki en azından Avrupa hayali adına G.Saray bundan böyle geçmişte kaybettiği her puanı mumla arayacak. Dönelim dün geceye... Cezası biten Arda forma giyince Bülent Korkmaz Kewell'ı kulübeye çekti. Kadroda sürpriz başka bir şey de yok. Ümit Karan ile Hasan Şaş'ın kadro dışı kalması zaten maç öncesi gelişmeydi. Aslında hâlâ küme düşme potasında debelenen Ankaragücü'nün G.Saray'ı daha da zorlayacağını umuyordum. Hikmet Karaman yönetiminde şaha kalkan başkent ekibi bu maçtan bir ya da üç puan çıkarsa inanılmaz avantaj elde edecekti. Ama futbolu oynamak isteyen, hırs yapan G.Saray'dı. Lincoln'ün bir pozisyonda tekmeye kafa koyması beni inanılmaz şaşırttı. Bir pozisyonda ise aldı topu tek başına daldı A.Gücü defansı arasına sıyrıldı geçti. Önü açıktı biraz daha yürüyüp kaleciyi üzerine çekse çok kolay bir gol atabilirdi. O zoru başardı, cılız şutla pozisyonu öldürdü.

Hak eden kazandı
Belli ki Arda futbolu özlemişti. Soldan müthiş bindirmeler yaptı, iyi ortalar çıkardı. Barış, Baros hatta Ayhan bile bire bir gol pozisyonlarına girdi. 17'de gelen gol ise bu istekli futbolun ürünüydü. Lincoln yerde biçilince penaltıyı Baros kullandı G.Saray'ı öne geçirdi. Devrede A.Gücü'nden etkili tek pozisyon bile gözüme çarpmadı. G.Saray ikinci yarıda da istekli oyununu sürdürdü. A.Gücü 52'de Bouzid'in atılmasıyla 10 kişi kaldı. Aslında eksik kaldığı dakikalarda A.Gücü daha da dirençli çıktı. Sonunda üç puan G.Saray'ın hakkıydı, hak eden kazandı.

Hairdesigner
10-05-09, 03:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Halı saha maçı

Çok merkezli Eurovision yarışmasını andırır bir cumartesi akşamı yaşadık. Bir yanda şampiyonluk mücadelesi veren takımlar, diğer yanda Süper Lig'de kalmak için canını dişine takanlar... Baskı, adrenalin, stres... Ne ararsan var... Aynı anda 6 maçın birden yayınlandığı ender futbol günlerinden birinde herkes bir yandan kendi takımının maçını izlerken diğer yandan rakipleri ne yaptı, dakika dakika takip etti. Ekranlar bölük pörçük oldu, kumandalar resmen yıprandı... "İstisnası var mı" derseniz, "Evet var" derim. Galatasaray takımı son derece rahat, ipini una sermenin rehaveti içinde sahaya çıktı. Türkiye'nin dört noktasında nefesler tutulurken, en rahat ve sonucu merak edilmeyen karşılaşması Kayseri Kadir Has Stadı'ndaydı. Şampiyonluk elbet önemli ama bu heyecanın bir parçası olamamak Galatasaray taraftarı için ne kahredici bir durum.

Korkmaz'ın başını yer
Böylesine karamsar bir tablo, umutsuzluk, vizyonsuzluk içinde konumu tartışmaya açılmış bir teknik direktör ve pek çoğu seneye aynı formayı giyip giymeyeceğinden emin olmayan oyuncularla maça çıkmak resmen eziyet. Maçı ilginç kılan tek yan; Ankaragücü takımının düşme potasında bulunması. Yoksa sarı-kırmızılı futbolcular için Avrupa bileti tehlikesi ha varmış ha yokmuş, önemsiz detay sadece. Maça gelirsek, sıkıntılı olan Ankara takımının üzerindeki baskı futboluna yansırken Kayseri'de ev sahipliği yapan İstanbul ekibi halı saha maçı yapar kadar rahatlardı. İkinci yarıda rakip on kişi kalınca iyice düşük tempolu bir oyuna dönüldü... Tüm bu şartlara karşın gol kısırlığı sorunu sürüyor. Bülent Korkmaz'ın başını yerse bu kısırlık yiyecek. Tek teselli, Avrupa biletinin hâlâ gülümsüyor olması...

Hairdesigner
10-05-09, 03:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Doğru Kararlar

Beşiktaş taraftarı kendi yuvalarında alınan F.Bahçe yenilgisinden sonra tam bir şoka girdi. Travmadan kat kat ağır bir sarsıntıydı. Maçtan sonra gözyaşı döken, işyerinde yenilginin altında ezilen, pazartesi sabahı okula dahi gitmek isteyen taraftarlar derin bir hayal kırıklığının oluşturduğu ızdırabın içinde günlerdir yanıp duruyorlar. Sessiz bir içe dönüş. Alayına isyan durumu var. Hissetmek için sokağa inmek, Ankara'da takımı karşılamaya mecali kalmayan taraftarı iyi okumak gerek. Bu şok halinden kurtulmanın yolu var. Bu durumda "Çivi çiviyi söker" mantığıyla bakmak daha doğru olur. F.Bahçe maçında girilen şoktan bir başka F.Bahçe çıkarır. Çarşamba günkü Türkiye Kupası finali bu açıdan müthiş bir fırsattır. Dün akşamki Ankaraspor galibiyeti taraftarın kalbinde açtığı yaralara sadece pansuman görevi gördü. Bir nevi oksijen takviyesi. Hatta Sivas'tan gelen sonuç Beşiktaşlılara kan verdi, can verdi. Siyah-beyazlı futbolcuları Ankaraspor maçının ilk yarıda sahada F.Bahçe maçındaki gergin, savruk hallerinden biraz uzaklaşmış, şampiyonluğa daha fazla inanmış bir halde gördüm.

Ernst&Cisse isabetli
Her ne kadar paslaşmaları istenen seviyede olmasa bile, ilk yarı yardımlaşmaları, topu kaybettikten sonra ki savunma anlayışları iyi düzeydeydi. Cisse ve Ernst'in yan yana oynatılması, 5 haftadır verimsiz Tello'nun yedek soyundurulması doğru kararlardı. Holosko'nun golü de ilk yarıdaki futbolun hakkıydı. Soyunma odasında Sivas'ın yediği iki golün etkisi olsa gerek anlamsız bir stres takımı sardı. Rüştü bu anlarda yaptığı kurtarışlar tecrübenin önemini bir kez daha hatırlatsa da Ediz'in kafa golü net bir paylaşım hatasıydı. Bursa maçında takımını gördüğü kırmızı kartla yalnız bırakan İbrahim Toraman oynadığı futbol ve attığı kritik golle hem gönül aldı, hem de takımını kurtardı. Sivas'ın yenilmesi ligimizin fırsatlar ligi olduğunu hatırlatırken bunu Toraman başta olmak üzere Beşiktaşlı futbolcular bu sefer değerlendirdi.

Hairdesigner
10-05-09, 03:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1806.jpg Fırsatı tepmedi

Geçen hafta yaşanan hayal kırıklığı, çabuk atlatılmış gibiydi. Maçın başında sakin ve planlıydı Beşiktaş. Tüm yaratıcı oyuncuları sahadaydı. Cisse, Ernst, Yusuf ve Delgado, takıma panik yaşatmadı. Ankaraspor da fazla rahatsız etmedi. Mustafa Denizli maçı çevirecek yedek oyuncu alışkanlığından vazgeçmişti. Holosko'yu da serbest bırakmıştı. Slovak oyuncu, deparlı ve üretken özelliğini sahaya yansıttı. Sezon başından beri yedek bırakılması ya da sağ çizgide oynatılması yanlışlığına maruz kalmamalıydı. 2. yarıda sarı kartlı ve risk taşıyan Sivok yerine Gökhan Zan oyundaydı ve bu değişiklik oldukça yerinde bir uygulamaydı. Skor avantajını oyun kalitesine bir türlü yansıtamayan Beşiktaş, tatil havasındaki Ankaraspor'a adeta davetiye çıkardı. Onlar da bunu reddetmediler ve 61. dakikada kornerden gelen ortada İbrahim Üzülmez'in sektirdiği topu Ediz ile değerlendirdiler.

Değişiklikler yerindeydi
Golün ardından yaşanan Delgado-Tello değişikliği ve Tello'nun kornerinden kazanılan 2. gol Beşiktaş'ı rahatlatmıştı. Golün ardından Yusuf-Uğur İnceman değişikliğiyle oyunu kontrol etmeyi amaçladı Mustafa Hoca. Sivas'ın kendi evinde Büyükşehir Belediye'ye kaybetmesiyle önemli bir avantaj yakaladı siyah-beyazlılar. Daha önce ayağına gelen 2 fırsatı tepmişti ancak şu anda Sivasspor'a göre daha iddialı duruma geçtiler ve zirveye kuruldular. Ambalajı iyi olan ama aynı oranda verimli olmayan Bobo, Nobre'nin yokluğunda takımın sıkıntılarını çözme konusunda yetersiz kaldı. Ancak o da maçın son dakikalarında attığı golle maçı koparan isim oldu. Yusuf, az ama öz işlerin sahibiydi. Delgado, Bobo'nun başka bir versiyonu. Yetenekli fakat verimsiz. İyi yaptığı şeyleri hatırlamıyorsunuz bile. Rüştü çok kritik 2 top çıkardı. Sonuç olarak Beşiktaş'ın bundan önceki maçlarda Ankara'dan boş dönmediğini düşünürsek, siyah-beyazlıları Ankaragücü maçı öncesi şampiyonluğun en güçlü adayı olarak görebiliriz.

Hairdesigner
10-05-09, 03:45
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Büyük avantaj

Tüm annelerin anneler gününü kutlayarak başlayalım. Bu arada dün de Avrupa Birliği günüydü. İkisi de kutlu olsun. Gelelim maça. Ankaraspor iyi pas yapan bir takım. Böyle bir takımı bozmak için ya çok koşan bir 11 kuracaksınız ya da siz daha iyi pas yapacaksınız. Denizli ikincisini tercih etti ve Yusuf ile Delgado'yu birlikte kullandı. Topu iyi dolaştıran Beşiktaş, Holosko ve Bobo ile kontratak golü aradı. Rakip kalede baskı kuramayan siyah-beyazlılar, Delgado'nun nefis pasını değerlendiren Holosko ile golü bulunca rahatladı. İkinci, üçüncü golü atabilecekleri pozisyonları da yakaladılar. Eğer onları değerlendirebilseler ilk yarıda maçı kotarabilirlerdi.

Yine liderlik stresi
Sivok savunmada çok iyi oynadı, Cisse ortada gayretliydi ama kritik yerlerde yanlış müdahaleler yapınca bir çok atağın etkisiz kalmasına neden oldu. İkinci yarıya sarı kartlı Sivok'un yerine savunmaya Gökhan Zan'ı çeken Denizli, böylece uzun boylu Ediz'in kornerler ve duran toplarda tehlike yaratmasına da engel olmak istedi. Ne var en uzun oyuncusu sahadayken Beşiktaş, Ediz'den kafa golü yedi. Sanırım devre arasında Sivas'ın mağlup durumda olduğunu öğrenince yine liderlik stresi yaşadılar. Golden sonra Denizli, Delgado'yu çıkarıp Tello'yu alarak doğru bir hamle yaptı. Oyuna girdiği anda üst üste dört korner kullanan Tello son kornerde Ekrem'e süper pas verince gol geldi. Ondan sonra da ölüp ölüp dirildi tribündeki Beşiktaşlılar. Taa ki Bobo'nun golü gelene kadar. Evet haftalardır ayağına gelen fırsatları kaçıran Beşiktaş ilk kez şampiyonluk yolunda çok önemli bir adım attı. Bu adımda Rüştü'nün payını da vermek lazım. Şimdi iş sadece 270 dakika kala gelen bu liderliği lig sonuna kadar korumakta. Neyin, ne olacağını Allah bilir ama Beşiktaş bu büyük avantajı harcamaz.

Hairdesigner
10-05-09, 03:46
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Adamı döverler!

Biliyorsunuz Beşiktaş, daha önce Sivasspor'un sayısız ikramını geri çevirmiş, her defasında "Siz buyurun" demişti. Sivasspor, dün bu ikramlardan birisini, kendi evinde yeniden sunarken, Beşiktaş bu kez ikramı aldı, kabul etti ve ligin tepesine yerleşti. Sokak dilinde veya kabadayı raconunda, Beşiktaş bu ikrama da kayıtsız kalsa "Adamı döverler" damgasını yerdi Aslında Beşiktaş için sırat köprüsünde bir maç oldu. Holosko'nun attığı golden sonra devre sonuna kadar herşey Beşiktaş'ın istediği şekilde gelişti. Yusuf ve Bobo ile Beşiktaş farkı arttırabilir ve kinci yarıya daha rahat çıkabilirdi.

Denizli akılcı davrandı
Böyle olmayınca, ikinci yarının çeyrek dakikasında Ankarspor beraberliği sağlayacak futbolu çatır çatır oynamaya başladı. Kaçan gollerin ardından Ediz'in golü Beşiktaş'ı bunalıma sokarken, Mustafa Denizli yerinde hamlelerle iki önemli değişiklik yaptı. Yusuf ve Delgado'yu çıkartması, Toraman ile gelen golün habercisi gibiydi. Çünkü Yusuf ve Delgado'nun, 90 dakika birlikte oynaması Beşiktaş'ı oyundan düşürecek ve maçı kazanan taraf Ankraspor olacaktı. Yeniden skor avantajının ele geçirilmesi ve iki yeni ve diri adamın sahada olması, kalan dakikalarda Beşiktaş'ın önünü tamamen açtı. Bobo'nun, Tello'nun golleriyle Beşiktaş farka giderken bir yandan da Sivas'ın yenilgisini kulağına fısıldıyordu.

Top artık Beşiktaş'ta
Üç hafta var. Ve top artık Beşiktaş'ta. Bu karşılaşma Beşiktaş'ın puan kaybetmesi halinde yarıştan kopacağı bir kapışmaydı. Beşiktaş yarıştan kopmadığı gibi artık puan farkıyla öne geçti ve şampiyonluğun favorisi konumuna geldi. Ankara'daki bu hayati maçta iki gole engel olan Rüştü'nün büyük rolü olduğunu unutmayalım. Delgado'nun Holosko'ya attırdığı gol dışında neden sahaya sürüldüğünü anlayamadığımızı belirtelim. Yusuf'un bu galibiyetin mimarlarından birisi olduğunu pas geçmeyelim ve son 24 dakika oynayan Tello'yu da galibiyetin kahramanları arasına sokalım. Siyah-beyazlı takım soru işaretlerini ortadan kaldırdı ve artık "Şampi..." noktasına geldi.

Hairdesigner
11-05-09, 03:51
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg F.Bahçe gerçeği

Beşiktaş maçından sonra erkanlara konuşan Ali Koç, "F.Bahçe'nin ne yaptığını anlamak zor. Zayıf rakiplere puanlar dağıtırken, güçlü takımları hem de güzel futbol oynayarak yeniyor" dedi. Aslında bu görüşte Koç yalnız değildi ve çok kimse bunun nedenini anlayamıyordu. Oysa bizce olay basit. Futboldan iyi anlayan gözler sarı-lacivertli takımın sahaya futbol oynamak için çıkan rakipler karşısında hem iyi oyun hem sonuç olarak başarılı olduğunu görüyordu. Nitekim geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde de bu nedenle çeyrek finale kadar yükselmişti. Bu yıl ise hem sakatlar ve eksikler hem de (daha sonraki maçlarda ortaya çıkan) rakiplerin güçlü olması tek galibiyet bile alınmamasına neden olmuş ama herkes bu başarısızlığı Aragones'e yüklemişti. Nitekim Dinamo Kiev ve Porto çeyrek finalde Arsenal ise yarı finalde Avrupa'ya veda etti.

Aragones'in yanlışı
F.Bahçe sakatlar ve cezalılar nedeniyle pek çok maça önemli eksiklerle çıkmak zorunda kaldı. Buna çok sayıda ve önemli hakem hatalarıyla Deivid, Deniz ve Vederson gibi sahada olup verimsiz kalanları da eklemek gerek. Buna rağmen derbilerdeki başarılar ve Fortis Türkiye Kupası'nda finale kadar yenilmeden gelen tek takım olması takdir edilmelidir. Bu nedenle çarşamba günü İzmir'de kazanılacak galibiyetin önemi daha da artacaktır. Bu arada Aragones'in yaptığı bir hata üzerinde durmak istiyorum. Denizlispor maçında kupa finalini düşünerek Selçuk, Semih ve Uğur oyundan alındı. Taraftar bu değişiklikleri iyi oynayamadıkları için kenara çekilmeleri şeklinde yorumladı ve hoca aleyhine tezahürat yaptı. Bunda futbolcuların sahadan çıkarken yaptığı davranışlar da rol oynadı. Oysa maçtan önce tarafların bu konuda görüşmeleri bütün tepkileri önleyecekti.

Hairdesigner
11-05-09, 03:52
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Ağır bedel

Henüz lig bitmeden şampiyonluğu garantilemişti Trabzonspor... Çok yazık oldu. Defalarca anlattık aslında, ama anlamadı arkadaş. Kendine oynama egosuna kurban etti bordo-maviyi. Olabilir... Fenerbahçe, G.Saray ya da Barcelona, Manchester gibi oynamayabilir takım. O derece kaliteli bir kadrosu da yoktur. Bunu herkes söyleyebilir. Ama kimse "Trabzon, o puan kaybettiği takımları yenemezdi" diyemez. Bakın şimdi üst üste kazandı takım. Aslında futbol olarak ortaya koyduğu fazla bir şey yok. İzleyenleri hop oturtup hop kaldıran bir olay yaşanmıyor. Hatta taraftarı her an ürküten, ne zaman gol yeriz stresiyle geren bir hareket mevcut. Sonuç olarak kazanan taraf oldu Trabzonspor. Yani maç kazanmak için çıldırmaya gerek yokmuş. Futbolun kitabında yazar, önce savunmayı tarif eder. "Hep gole oynayanlar kazanır" diye de bir kural yok. Oyunun vazgeçilmez doğruları vardır. Birini terk edersen mutlaka sonucunda bunun bedelini ödersin. Denizli maçındaki gibi ikinci golü yersin. Sivas karşılaşmasının ikinci golünde iflas bayrağını çeker, görevi devredersin.

Trabzon artık savunuyor
Bu sezonun en iddialı maçlarına girdi Trabzonspor. Şu şekil söyletiyor bize bunu. Savunuyor Trabzonspor! 10 kişiyle kapanıyor takım. Önde basamayacak futbolculardan kurulu kadro önde basmadan alan savunmasıyla maçı tutuyor. Kalenin önünde saçma sapan pozisyonlar vermiyor. Topa sahip olduğunda (en az) her rakip kadar olan teknik becerisini devreye sokarak gol arıyor. Oluyormuş demek ki. İki maçta 7 gol atabiliyormuş futbolcular. O hiç beğenmediğim, ufak bebe bile zamanı, ortamı denk geldiği anda kullanılırsa işe yarıyormuş. O hamlede geç kaldı Trabzonspor. Onun için başkan seçilir, yöneticilere görev verilir. Çok acımasız bir oyundur futbol. Hiçbir hatayı affetmez. Sadece gerçeğin peşinden koşmayı bilmek gerek. Hazirana az kaldı. O gerçek dikilecek karşınıza. Ederi neyse verilmesinden yanayım. Bir çeyrek oynatmaya cesaret ettiği futbolcuya 15 trilyon ödeyen bir kulüp teknik direktör konusunda daha ucuz hesap yapmaz, yapmamalı da. Verilen o euro'lar ile Trabzonspor'a dünyanın en iyi teknik direktörü gelir.

Hairdesigner
11-05-09, 03:52
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1446.jpg Biyolojik şampiyon!

Kelimenin tam anlamıyla, "Cumartesi Gecesi Ateşi" yaşadık hafta sonunda. Sadece zirvede değildi bu büyük kapışma... Puan cetvelinin alt sıralarından yükselen ateş, düşme korkusunun etkisiyle daha da geniş bir alana yayıldı... Liderliğe abone Sivasspor; Belediye'nin ayağına getirdiği hizmetten memnun kalmamış olacak ki, kendi kazdığı kuyuya düştü. Haftayı Ankara semalarında geçirecek olan Kartal, ilk hava boşluğunu sarsılmadan pas geçmeyi başardı... Ersun Yanal'dan kurtulan Karadeniz Fırtınası ise Körfez'de fena esti... Konya, Denizli, Antalya, A.Gücü, İstanbul Belediye, Eskişehir ve G.Birliği ise ellerine aldılar kâğıt kalemi ve başladılar, "Ben yensem, o yenilse, bu berabere kalsa" hesapları yapmaya... Allah yardımcıları olsun! Hiç şüphesiz son haftanın en kârlı takımı Beşiktaş'tı. Üç kez altın tepside sunulan zirve ikramını, "Sağolun, ben tokum" diye geri çeviren Kartal, bu kez "Çok ısrar ettiniz, alayım bari" diyerek geri çevirmedi!

'Devede kulak' olur
Süper Lig'deki F.Bahçe yenilgisinin şokunu üstünden çabuk atan siyah-beyazlılar, belki süper bir futbol oynamadılar ama dün sabah Ankara'da lider olarak uyandılar... İki gün sonra, ligde canlarını acıtan ezeli rakipleri ile kupada karşı karşıya gelecek olan Beşiktaş'ın ilk hedefi; kibar dille "rövanş", kaba dille "intikam" almak olacak... İzmir'de kimin denize döküleceğini bilemem... Ancak hangi Beşiktaşlı ile konuşsam, "Türkiye Kupası önemsiz değil ancak lig şampiyonluğunun yerini tutmaz" diyor. Kupayı asla küçümsemiyorum, ancak 34 haftalık maratonun sonundaki mutlulukla kıyaslandığında, "devede kulak" kalır... Gerçi o "kulak" için "bir ömür" bekleyenler var ama, olsun!.. 62 puanı pençeleri arasına alan Kartal, Anadolu'nun yakın takibinde... Bu fikrime karşı çıkabilirsiniz ama; Beşiktaş hafta sonunda "matematiksel" olarak olmasa da, "biyolojik" olarak şampiyonluğunu ilan eder bence!

Hairdesigner
12-05-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Aşk ve gurur

Ligin son haftalarına girilirken, siyah beyazlı futbolcular liderliğin yeni adını Beşiktaş koydular. Sivasspor kendi sahasında intihar düşleri kurarken. Beşiktaşlı futbolcular, Ankara'da ikinci yarıda yüreklerini ortaya koydular.



***

Beşiktaş'ta en dikkat çekici görüntü, her futbolcunun rütbesiz er gibi mücadele etmesi. Krallık taslayan yok. Hangi dakikada görev verilirse verilsin, her futbolcu şampiyonluk imecesinde. Ruhani bir masalın çekimine kendilerini kaptıranlar, liderliği kaptırır mı? Bu lig her şeye müsait... Her şeye...



***

Anadolu takımlarının anonim hatalarıdır, finişe koşarken tökezlemek. Teknik adamlar da, bazen çok kötü bir denge unsurudur şampiyonluklarda. Bülent Uygun takımına çok şey verdi. Ama son haftalarda Sivasspor'u, iddiası çoğaldıkça, direnci azalan bir takım haline dönüştürdü. Hiçbir teknik adamın, onun kadar kendisini yaralayan sözcükleri olmadı. Ayrıca şunu bilmelidir ki. "Şampiyonluk verilmez, alınır." Ayrıca Sivasspor sadece liderliği kaybetti Şampiyonluğu değil.



***

Trabzonspor, zehir zıkkım zamanlardan, güllük gülistanlık günlere dönüş yaptı. Liderliğin kapı aralığından bakar hale gelmeleri, lige farklı bir heyecan getirdi. Provasız liderlik, ya da Şampiyonlar Ligi elbisesi siparişi. Olur mu olur! Bu sezon imkansız diye bir şey yok. Alanzinho'nun, "arkası gelecek yıla" konulu gösterisinden gelen harika gol, haftanın en güzel görüntülerinden biriydi.



***

Galatasaray'ın Ankaragücü'nden aldığı 3 puanla, oynadığı futbol arasında haksız bir alışveriş vardı. Penaltı sudan ucuz! Arda'nın futbola dönüşü daha ilginçti. Arda gibi yetenekli birinin, özel yaşamıyla gündeme gelmesi, onun resimlerini ters tuttuğunun belgesidir. Adını silip silip yazdırmak yerine, güzelliklerini sergilemesi, onun kadar hepimizin istediği bir şeydir. Onun kadar, buğday alıp, ekmek veren bir başka değirmen yok...



***

Bu lig Fenerbahçe için hatalar mezarlığı. Onlar, gerçeğe varmakla, yalana koşmak arasında sıkışıp kaldıkları için, elde avuçta ne varsa yitirdiler. Denizlispor karşısında, yaralı bir mevsimden kalan, eski bir hesap kapatıldı. Taraftarın sözde gönlü oldu... Fenerbahçe'nin büyüklüğü, Denizli'nin kümeden düşmesiyle teselli bulacak büyüklük değildir. Taraftarların, takımın içindeki gerçeklere gözlerini açması Denizlispor'u yenmekten daha anlamlı bir hesap dökümü olur.



***

Ligin ikinci yarısındaki en başarılı takım Bursaspor. UEFA hayalini yükses sesle haykıran yeşil beyazlıların, büyüklerden birinin yüreğini incitmesi an meselesi. Hakemlerin, "su küçüğün, haram puanlar büyüğün" yasasını, yürürlükten kaldırması halinde tabii...



***

Haftanın en dramatik pankartı İzmit'te asıldı. "Türkiye'ye bakan Kocaeli, bir Kocaelispor'a bakamadı..." Yoo, Kocaeli taraftarı ne sanayicilere kızsın, ne takımının yöneticilerine. Onlar, onurlu biçimde düştüler. Ne politikaya yem oldular, ne belediyelere uşaklık ettiler. Düşmenin böylesini, omuzlarımızda taşırız. O yüzden gözümüz gibi bakıyoruz Kocaelispor'a... Kalkmak için düştüklerini bildiğimiz için...

Hairdesigner
12-05-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Bu saatten sonra...

Maç kritiğinde de yazdım. Bu saatten sonra şampiyonluk kaçarsa, adamı "odunla" döverler. Bunu biz değil, kabadayılık raconu söylüyor... Beşiktaş artık "Şampi..." durumuna geldi. Üç hafta sonra noktalar duracak ve resmen "Şampiyon" olacak. Ama.... Kalan üç hafta kolay değil. Üstelik Beşiktaş'ın, şu anda Sivasspor ile birlikte Trabzonspor gibi ciddi bir rakibi daha var. Üç maçın üçü de birbirinden zor. A.Gücü ateş hattında ve can çekişiyor, ancak kalite farkı ile Beşiktaş bu maçı kazanır. Şöyle biraz oynarsa, güle oynaya kazanır. Eğer burada bir kayıp verirse, Sivas'ın altın tepsiyle sunduğu şampiyonluk, Trazonspor'a göz kırpar. Demek ki Beşiktaş bu hafta Ankara'da şampiyonluk maçına çıkacak. Asıl zor maç haftaya G.Saray'la. Hiçbir derbi kazanamayan Beşiktaş'ın, bu kompleksi üzerinden atması için bir fırsatı daha var. Kazanır garantisi verilemez ama Beşiktaş bu kez G.Saray'a kaybetmez. İlk iki maçı kazanması durumunda Beşiktaş son hafta Denizli önünde berabere bile kalsa şampiyon olur. Demek ki her türlü koz, Beşiktaş'ın eline geçmiş durumda. Mustafa Denizli döneminin rakamları, kayıpları ve kazançlarıyla inanılır gibi değil. 25 maçta 27 kayıp puan var. Bu, rekor bir rakam. 25 maçta toplanmış puanın rakamı 48... Bu da, rakiplerinin kaybettikleriyle kıyaslanınca ayrı bir rekor. 16'ncı hafta sonunda Sivas'ın 6 puan gerisinde, şimdi ise 2 puan önünde bir Beşiktaş izliyoruz. Haftalar önceki tüm kehanetleri tutan Mustafa Denizli'nin, üç büyüklerin üçünü de şampiyon yapıp tarihe geçmek için sadece üç maçı kaldı. Vallahi yakışır!..

Hairdesigner
12-05-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1265.jpg Hoşgeldin Diyarbakır

Sezon öncesinde yapılan tahminlerde Turkcell Süper Lig'e çıkacaklar arasında hiç kimse Diyarbakırspor'a şans vermiyordu. Diyarbakırspor'a şans tanımayanları haksız görmek yersiz olurdu. Greenpark Kartepe Tesisleri'ne yapılan yeni sezon çalışmalarına, 10 gün geç gelen kırmızı-yeşilliler, maddi sıkıntı nedeniyle doğru dürüst transfer bile yapmamıştı. Derme çatma bir takımla lige başlayan Diyarbakırspor'da işler iyi gitmiyordu. Adnan Öktüren'in istifa etmesinden sonra göreve gelen Abdurahman Yakut, teknik direktör Coşkun Demirbakan ile yaptığı toplantı sonunda 12 futbolcu ile yollarını ayırırken, 8 yeni oyuncu alarak kadrosunu güçlendirdi.

3 yıl hasretle beklediler
Yakut, başkan olduktan sonra futbolcular ile berabere yattı ve kalktı. İlk yarıyı 4. sırada tamamlayan Diyarbakırspor, bundan sonra yaptığı atakla zirveye tırmandı ve kendisinden çok daha fazla para harcayan takımları geride bırakarak, üç yıllık bir aradan sonra Süper Lig'in yolunu tuttu. Diyarbakırspor dün G.Antep BŞB maçı sonrasında yapılan büyük şölenle bu mutluluğu taraftarlarıyla paylaşırken, sanatçı İzzet Yıldızhan'ın söylediği türkülerle coştu. Diyarbakır'ın başarısında büyük payı olan Yakut başkanlığındaki yönetim kurulu, teknik direktör Coşkun Demirbakan ve oyuncularını yürekten kutluyorum. Hoşgeldin Diyarbakırspor

Hairdesigner
12-05-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Tersine dönebilir

* Denizli, tek ön libero Ernst ve Yusuf ile sahaya çıkınca ilk devreden pozisyonlara girmeye başladı. Delgado yine yanılttı onu
* Sivas hiçbir iddiası kalmamış Hacettepe ile karşılaşacak. Buna karşılık Beşiktaş durumu kritik A.Gücü ile oynayacak
* Beşiktaş bu liderliği sürdürecek mi belli değil! Denizli sahaya yine çift ön libero ile çıkabilir, Yusuf'u yedek bırakabilir

_Denizli, "Yusuf mu, Delgado mu?" tartışmasını bitirecek bir hamle yaptı ve Ankaraspor karşısında ikisini birlikte oynattı. 90 dakika sonunda Beşiktaş bol gollü bir galibiyet elde etti.
Mustafa Denizli'ye yönelik iki önemli eleştirimiz vardı. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/12/im//BF5791661E2E1B499D30AD3Ey.jpg
1- Çift ön libero ile oynamakta ısrar etmesi; böylece hücum gücünü zayıflatıyordu Beşiktaş'ın...
2- Delgado'ya gereğinden fazla inanıyordu. Delgado çok mahcup ettiği halde, Yusuf'u kenarda tutarak takım liderliğini, oyun kuruculuğunu Delgado'ya bırakması. Bir iki tane talihli maç da kazanınca bu eleştirileri yapanları, en başta da beni, "Bir baltaya sap olamayanlar" olarak vasıflandırdı. Ama geçen hafta Sivas'ın ikramını kendi elleriyle reddedince Fenerbahçe karşısında herhalde oturup düşünmüş olmalı; 'Bu baltaya sap olamayanların haklı olması mümkün mü!' diye ki bu hafta tek ön libero, Ernst ile çıktı sahaya ve Yusuf'u da ilk 11'de başlattı. Böyle olunca da Beşiktaş'ın daha birinci devreden oyunu kurmaya, pozisyonlara girmeye başladığı görüldü. Delgado'yu da yine oyunun sonuna kadar tutamadı. Delgado yine yanılttı onu, yine başarılı olamadı. Ne var ki Sivas hakikaten beklenmedik şekilde yenilince liderliğe yükseldi. Şimdi bu liderliği sürdürebilir mi, takımı şampiyonluğa götürebilir mi; bu konuda soru işaretleri var.

TRABZON'A YARIYOR
Bu hafta durumlar biraz değişik. Bir defa Sivas, küme düşmüş artık iddiası kalmamış Hacettepe ile oynayacak. Buna karşılık Beşiktaş, durumu hâlâ kritik Ankaragücü ile mücadele edecek. Şimdi yorumlamak da zor aslında böyle maçları. Ligden düşmenin rahatlığı bir yanda, şampiyonluk iddiasını sürdürmenin gerilimi bir yanda. Bunları karşı karşıya getirdiğin zaman Sivas için avantaj da olabilir, dezavantaj da olabilir bu durum. Geçen hafta Ankaraspor maçının Beşiktaş için hem avantaj hem de dezavantaj olması gibi. O andaki futbolcunun ruh haline bağlı. Bir anda kalkıp da 'Sivas, Hacettepe'yi kolay yener' demek kolay bir şey değil. Hacettepe aşağı yukarı düşmüş durumdayken, Galatasaray'ı yendi. Şampiyonluktan etti resmen. Ama tabloya baktığın zaman bu hafta Sivas'ın işi kolay, Beşiktaş'ın zor görünüyor. Durum bu haftanın sonunda tersine de dönebilir. Sivas lider, Beşiktaş ikinci olabilir. Kimse şaşırmasın. Böyle durmadan tersine dönmeler de üst üste maç kazanmaya başlayan Trabzon'un işine yarıyor. En azından Şampiyonlar Ligi'ne girme şansı doğruyor. Daha düne kadar Beşiktaş ve Sivas için çantada keklik görülüyordu Şampiyonlar Ligi de 'Hangisi birinci olacak' tartışması yapılıyordu. Şimdi kağıt üzerinde Galatasaray'ın bile Şampiyonlar Ligi ümidi var. Böylesine karışık bir durum var ve öteden beri söylüyorum, Türkiye'de oynanan futbola baktığın zaman da her şey olabilir. Beşiktaş 4-1 yendi ama 4-1 galip gelene kadar da canı çıktı. Son dakikalarda atılan golleri geçiniz. Rüştü'nün ikinci yarıda maçın kaderi olabilecek kurtarışları var mesela. Ama aynı Rüştü geçen hafta bu kurtarışları yapsa, Beşiktaş, Fenerbahçe'yi yenerdi. Bu hafta hangi Rüştü olacak sahada bilmiyoruz!.. Fenerbahçe maçındaki Rüştü mü olacak yoksa Ankaraspor karşısındaki Rüştü mü olacak? Pek çok şeyi bilmiyoruz. Mustafa Denizli yine bir takım hesaplar yapıp, sahaya çift ön libero ile çıkabilir, yine Yusuf'u kenarda tutabilir!

FUTBOLU ÖLÇÜ DEĞİL
_Bu kadar şans tanınmasına karşın bekleneni veremeyen Delgado'nun yedek kalma zamanının geldiğini söyleyebilir miyiz?
Ben olsam Delgado'yu oynatmam. Ben hiç oynatmam. Delgado'nun Beşiktaş'a hiçbir faydası yok. Delgado her şey bitiyorsa eğer son 15 dakikada oyuna sokarsın, bir şey yapıyorsa yapar, yapmazsa yapmaz. Delgado 'Bana güvenmeyin' diye bas bas bağırıyor.

_Yedek kalması toparlanmasını da sağlayabilir.
Olabilir. Aslında Mustafa Denizli'nin devre arasında Yusuf ısrarı, Delgado'ya güvenmediği içindi. Ne olduysa birden bire Delgado'ya güvenip, Yusuf'a güvenmemeye başladı. Onun için hocamın ne yapacağı da belli olmaz. Ufak savunma hataları, kaleci hataları, hakem hataları her maçı, her sonucu değiştirebilir. Bu hafta sahaya çıkan Beşiktaş ve bu hafta Beşiktaş'ın oynadığı futbol benim için ölçü değil.

Hairdesigner
12-05-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Schuster kaldıramaz

Galatasaray kulübünü yönetenleri anlamakta zorlanıyorum. Koltuklarını koruma adına kendi evlatlarını birer birer harcamaya bayılıyorlar. Onları bozuk para gibi harcarken, elin yabancılarına kucak dolusu para döküp el aman açıyorlar. Kim veriyor onlara bu akılları bilmiyorum ki! Şimdi Bernd Schuster'in adı geçiyor teknik direktörlük için. Schuster, Alman futbolunun Lincoln tarzı oyuncularından biriydi. İsmi parlak olmasına rağmen milli takım kariyeri o kadar büyük başarılar ile dolu değil. Hatta öyle ki, İspanya'da popülerken Alman takımının formasını giymediği çok oldu. Sonrasında teknik direktörlük dönemi başladı. Kısadan söyleyeyim, Bernd Schuster, Ersun Yanal tarzı bir hocadır. Küçük takımların büyük hocası. Büyük takımların yarı yolda havlu atıcısı Madrid takımı Getafe'de oynattığı iyi futbol ile saha kenarı kariyerinde parlak bir dönemi var. Ama yarışmacı takım Real Madrid serüveni tam bir hüsran. Tabii bu hüsranda tek başına onu suçlu bulmak da doğru değil.

Korkmaz'ı harcamayın
Tıpkı bugünün Galatasaray'ı gibi "Galakticos'u" yani yıldızlara dayalı takım felsefesini icat eden Real yönetimi daha büyük suçlu. Galakticos dönemi hocalarına bir bakın, İtalyan Capello, Alman Schuster ve Sevilla'ya UEFA kupasını kazandıran Ramos. Real'in para, seyirci ve lobi gücüne rağmen üç hoca da başarıyı yakalayamadı. Neden? Günümüz futboluna aykırı transfer politikası yüzünden. Real Madrid'in o başarısız yönteminin uygulayıcıları başkan Adnan Polat ve Adnan Sezgin sırf bir sezon daha kendilerini kurtarabilmek adına Bülent Korkmaz'ı harcayıp başarısız Alman'ı takımın başına getirmek istiyorlar. Schuster'i bu şartlarda getirmek, hüsran demektir. Polat gerçekten başarılı olmak istiyorsa, dirayetli bir başkansa Bülent Korkmaz'ı harcamaz, kendi takımını kurmasına izin verir ve seneye bu dik duruşunun karşılığını alır. Schuster sadece sezon başını kurtarır ama ilk kongrede Adnan Polat ile birlikte geldiği yere geri döner. Olan yine taraftara olur.

Hairdesigner
15-05-09, 13:54
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1779.jpg Aziz Yıldırım'a açık mektup

Yedi yabancı transferine izin verin, Avrupa'da kupa kaldıralım... Bu sözler hiçbirimize yabancı değil. Sayın Aziz Yıldırım'ın sözleri. Peki sayalım; Alex, Deivid, Roberto Carlos, Guiza, Edu, Lugano, Maldanado, Josico. Tam sekiz yabancı. Vederson'u da katarsak dokuz yabancı. Peki, Avrupa'da ne yaptık? Koca bir hiç! Peki, bırakalım Avrupa'yı Türkiye'de ne yaptık? Rezalet ötesi! Pek, bu takımı kim kurdu? Hangi kriterlere göre ve hangi ihtiyaçlara göre kurdu? Kime veya kimlere danışıldı? Hadi, Maldonado'da Alex'in ısrarı vardı, yani hatır transferi. Josico'da Aragones'in ısrarı vardı, yani o da hatır transferi. Bana göre Güiza da hatır transferi. Son iki maçta gol attı diye ben bu takımda o adamı tutup milyonlarca euro'yu çöpe atmam Sayın başkan, bu kadar yanlış olmaz.

Koskoca bir ayıp
Ayıptır, günahtır, tam 26 yıl bir Türkiye Kupası alamayacaksın ve ortaya çıkıp "Ben Fenerbahçeyim, büyük takımım" diyeceksin. Dile kolay, 26 yıl! Bunu çıkıp bana birisi izah etsin. Biz çarşamba akşamı kupayı almıştık, Aragones olmasaydı. Volkan Babacan kalede. Eh maç bitti zaten! Volkan Babacan iyi bir kaleci olabilir, ki değil... Bu kulüpte kimse, bu genç kardeşimizin finali kaldıracak tecrübesi olmadığını, 26 yıl kupayı kazanamamış bir takımın kalecisi olarak sahaya çıktığında ayaklarının tir tir titreyeceğini bilmiyor mu? 26 yıl kupayı alamamış, alay konusu olmuş bir kulüp bu acemiliği nasıl yapar, aklım almıyor. Hocası Alex'le ters düştü, Uğur'la, Semih'le, Deniz'le, Güiza ile bile ters düştü. Sevgisiz, asık suratlı bir şahsiyet Sezon başından beri yazıyorum, bu takımdan ne köy olur, ne kasaba. İşte her şey ortada. Koskoca bir ayıp!

Tüyler de hızla yükselir
Sayın başkan, gün bugündür. 1- Başkanlığınızı derhal açıklayın. 2- Aragones ile yollarınızı hemen ayırın. 3- Sağlık kurulunu yeniden yapılandırın. (Futbolcunun kemiği çatlıyor, bizimkiler 'Bu hafta oynar' diyor) 4. Volkan, Deivid, Gökhan Gönül ve Semih dışında kimseyi bırakmayın. 5. Futbol Şubesi'ni profesyonelleştirin. 6. FBTV'yi herkese açın. Can Bartu da yorum yapsın, Ziya Şengül de Engin Verel de Selim Soydan da ve diğerleri de. Üç isimden başka kimseyi göremiyoruz. O bizim de televizyonumuz. 7. Medyada adam tutmayın, barışık olun, taraftar gazete okuyor, TV izliyor, takımı hakkında haberler arıyor. Kapıları kapatmayın, iletişimi kesmeyin. 8. Futbolcu alırken Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözlerini unutmayın: "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim" Son olarak: Ansızın yükseliveren kişiler pek beğenilirler. Ama toprağa hızla basınca tozun, samanların, tüylerin de hızla yükseldiğini görürler.

Hairdesigner
15-05-09, 13:54
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Suç ortakları

Fenerbahçe, Aziz Yıldırım'ın padişahlığında, kupa özlemini gidermek için, 27. yıldan gün aldı. Beşiktaş, halkın başkenti sayılır. Onlar kendilerine yakışan kupayı omuzlarda aldı. Mustafa Denizli, talihine güvenmedi bu kez. Davasına özenli, geceye hakim bir havada, işi ciddiye aldı. Tello ve Bobo gibi, gecenin kasasına saklanan iki sihirli anahtarı, öylesine zamanda ortaya çıkardı ki, Fenerbahçe'nin bütün kapıları açıldı. Bir taarruz klasiği belki. Aragones'in bu kupa finalinde bıraktığı miras ise, 26 yıllık hüzünlü kronolojinin, son satırına adını yazdırmak. Ligde tarihi bir bozgun yaşayan takımın, kutsal merhemiydi kupa. O yüzden Türkiye Kupası Beşiktaş için, lig şampiyonluğu kadar değerli sayılmalıdır. Fenerbahçe hâlâ Aragones'le devam etmeyi düşünüyorsa. Onlar bu zavallı ihtiyarın bol küfürlü hayallerine kapılıp. Yeniden büyük denizlere salsınlar düşlerini. Belki cam şişelerin içinde kupa maketi bulurlar... 27. yılda... Fenerbahçe'nin kaderiyle satranç oynayanlar, kendilerini teşhir etmiştir. "Başkan'ın adamları", gerçek suçluya makyaj yapıyor! Bilinmelidir ki, Aragones gibileri piyondur! Asıl mesele vezirde, fillerde. Asıl mesele şahlarda, padişahlarda! Fenerbahçe'yi Aziz Yıldırım yaktı. Adam gibi eleştirilere kulak asmamak için, asma kilit taktı kulaklarına. Takımı yolundan çeviren yanlışlarda inat etti. Bir kere olsun, kendi hatalarını tercüme etmedi. Aziz Yıldırım'a itaat etmeyi yöneticilik sayanlar da, takımın Neron'larıdır. Herkes bilmelidir ki. Hiç kimsenin olmadı Fenerbahçe, Aziz Yıldırım'ın olduğu kadar! Ama ben biliyorum ki. Bu kulübün gerçek sahipleri var. Ve onlar da, haykırmaları gerektiği yerde sustukları için, Aziz Yıldırım'ın suç ortaklarıdır.

Hairdesigner
15-05-09, 13:55
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Şampiyonluk şansı

Süper Lig, eskinin Lig 2-A'sının vasfına büründü. Herkesin herkesi yendiği, sıralamanın her an değişebileceği bir yarış var. Mükemmele yakın takım olmaması Avrupa biletleri için tahmin yapmayı güçleştiriyor. Trabzonspor için "Kesinlikle gitti" denen şampiyonluk bugün yine görüş mesafesinde. Reyting veya tiraj iştahıyla Trabzon'un şansını olduğundan yüksek göstermek isteyen veya samimi olarak inanan (bir zamanlar bizim inandığımız gibi) sesler az değil. Peki Trabzonspor'un gerçek şansı ne? Gerçekten ligin yazgısının, Trabzonspor'un çeyrek asırlık makus talihinin değişme olasılığı ne? Trabzon'un fikstürü kolay değil... Trabzonspor'un kaderi rakiplerinin elinde görünse de, onun da elinden gelmesi gereken çok iş var. Zira bordo-mavililer işin fikstür avantajı kısmını bitirdi, çok zor 3 maçla yüzleşme günü geldi. Bursaspor maçı çok zor olacak. Trabzon'da numunelik tek galibiyeti bulunmayan Timsahlar'ın motivasyonu yüksek, hedefi sabit. Form grafikleri kendileri adlarına umut verici. Beraberlik olasılığı yüksek bir maç sinyali alınıyor, pazar randevusundan.

Kilit Galatasaray'da...
Ligden düşme korkusunu çok yoğun yaşayan ama aynı zamanda da çok iyi bir takım olan Kırmızı Şimşekler karşısında da 3 puan almak kolay değil. Ve son maç... Fener'in İnönü'de Beşiktaş'a yaptığını Avni Aker'de tekrarlama olasılığından söz etmek mümkün. Trabzonspor'un son 3 maçtan 9 puan çıkarması büyük başarı olacaktır. Ancak büyük hedef için yetip yetmeyeceği yine rakiplerinin performansına bağlıdır. Kupa finalinde net bir galibiyet alan Beşiktaş'ın lig şampiyonluğu şansı gerek zafer sarhoşluğu gerekse çifte kupa baskısıyla azalabilir mi acaba? Ankaragücü ve Galatasaray maçları farklı havada olabilir. Bu kadar rahat pozisyon bulamayacaklardır. Sivasspor ise 2 yenilgi ile sarsıldı. Tekrar kazanmaya başlamak kolay değil. Uygun'un kırsal ve demode motivasyon yöntemi yetersiz kalabilir. Hacettepe'nin "ekzojen motivasyon" düzeyi yüksek olursa işleri daha zorlaşır. Son haftaki Sami Yen randevusu da önemli. İlk 3 sıra hemen bu hafta kayıplar yaşarsa Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi şansı olabilir, Sivas'ın işi iyice zorlaşır..

Hairdesigner
15-05-09, 13:56
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Heyecan bitmedi

Bank Asya 1. Lig'de 34 haftalık maraton geçtiğimiz hafta oynanan maçlarla sona erdi. 23 gol, 4 ev sahibi, 4 deplasman takımının galibiyetini gördük. Haftanın tek beraberliği Samsunspor-Adanaspor maçından geldi. Lig sonunda en ilginç durum ise Samsunspor'un ikili averajda rakibine bir gol üstünlük sağlaması ve ligde kalması oldu. Üstte şampiyonluk konvoyları, mutluluk dansı, sevinç nidaları görürken, maalesef altta acı sahneler, gözyaşı ve buruk fotoğraflar çekildi. Manisaspor ligde şampiyonluğunu Ordu'da tescil etti. Ligi 1. sırada tamamladı. Mutluluk yağmurları altında sahaya çıkan bir diğer takımımız da Diyarbakırspor oldu. Dopdolu stat, süslü caddeler ve alkışlarla geldiği sahada 2-0 galip gelen Güneydoğu temsilcisi, yepyeni hayallere galibiyetle yelken açtı.

Güngören'in kaderi!
Ligde şimdi 3. takım kim olacak yarışı başlıyor. Heyecanın yeni adresi Ankara. Takımlardan biri sevinecek, diğer üçü yine Bank Asya 1. Lig mesaisine devam edecek. Ligin altı ise son hafta alınan bir birinden ilginç sonuçlarla kimini sevindirdi, kimini üzdü. Erciyes ve Giresun, deplasmanda aldığı galibiyetlerle ligde kaldılar. Samsun'a 1 puan yetti. Ligin en dramatik maçı Bolu'daydı. 89. dakikaya kadar deplasmanda 1-0 önde olan Güngören, son 2 dakikada 3 gol yiyerek hem maçı hem ligi kaybetti. Bu sonuçlardan sonra Sakaryaspor, Güngören ve Malatyaspor 2. Lig'e düştü.

Şampiyon Manisa!
Manisa tam 28 hafta önde götürdüğü ligi birinci sırada tamlayarak, şampiyonluk tacıyla Süper Lig'e 'merhaba' dedi. Ordu'nun gol ayağı Bruno ligi 21 golle en önde tamamlayarak mor menekşelerin bu yılki tek tesellisi oldu.

İki dakikada 3 gol!
Ligin en dramatik maçı Bolu Atatürk Stadı'nda görüldü. Ligde kalma şansını son haftaya taşıyan Güngören çıktığı yıl düştü. Bank Asya 1. Lig'e de son dakika golü ile çıkan bordo- beyazlı takım, bu sefer son dakika golleri ile lige veda eden oldu. 89. dakikaya kadar 1-0 önde giden maçta Bolu iki dakikada 3 gol buldu ve rakibini bir alt lige yolladı. Boluspor'un bu galibiyetle rakibi Karşıyaka oldu.

Sakarya kaybetti!
Kasımpaşa-Sakaryaspor maçı kritik bir maçtı. Geçen hafta yazdık, "Sakaryaspor'a kazanmak yetmeyebilir" diye. Öyle de oldu. Haftalardır yazdık, haftalardır direniş dedik; son hafta kazandı ama kaybeden (!) oldu. 1. Lig'de artık Sakaryaspor yok. Bu düşüşün içinde bir yükseliş var ki ona kocaman bir alkış yolluyorum: Engin İpekoğlu! Takımı 9 puanla en alttan aldı tam 30 puan kazandırdı. Aldığı büyük bir riskti. Kaderde düşmek varsa o ne yapsın? Düşen bu takımın çıkış reçetesini de yine Engin hocada görüyorum. Başarı için devam Engin hocam...

Samsun-Adana
Lig oynanırken '1 golün ne önemi var' deriz değil mi? Öneminin ispatı Samsunspor. İkili averajında 1 gol üstünlük bulunan kırmızıbeyaz- siyahlılar, lige tutunurken, Sakaryaspor küme düştü. Son haftalarda aldığı kötü sonuçlarla kritik eşiğe gelen Karadeniz temsilcisi, Adanaspor karşısında önce mağlup duruma düştü, sonra beraberliği sağladı. Altın değerinde 1 puan ile lige Samsunspor'un önümüzdeki sezon işi sıkı tutması gerekiyor

Giresun zor kazandı!
Ligde kalma yolunda mücadele veren tüm takımların dikkatini doğrulttuğu maç Malatyaspor- Giresunspor maçıydı. Son üç hafta takımın başına gelen eski Steaua Bükreş Antrenörü Yüksel Yeşilova ile hayat bulan Çotanaklar, adeta uçurumun kenarından döndüler. Takımda son iki hafta 2 gol atıp takımına 6 puan kazandıran Sinan Özkan'ı da alkışlıyoruz. Yüksel hoca ile hem kendi, hem de takımı kazançlı çıktı.

Van Canavar(lar)ı!
Yükselme Grubu'nun en kötü görüntülerini Van'da gördük. 79'a kadar 0-0 giden Belediye Van-Eyüp maçını Vanspor'un futbol takımı yerine boks takımı kazandırdı! Sahaya giren holiganlar yan hakemi tartakladı, futbolculara saldırdı. Can havli ile kaçışan oyuncular itfaiye ve ambulanslara sığındı. Belediye Vanspor bu galibiyetle son haftaya 2. olarak girdi. Bu hafta oynanacak Tarsus İdmanyurdu- Belediye Van ve Bucaspor-Mersin İdmanyurdu maçının sonucu Bank Asya 1. Lig'e çıkacak ikinci takımı belirleyecek.

Hairdesigner
15-05-09, 13:56
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg "Tarih" böyle yazılır!

Beşiktaş'ın öfkesi böyle bir şey. Bir sezonda yediği golleri bir maçta attı Fenerbahçe'ye. En başta Gökhan Zan... Müthiş oynadı. En krıtik anlarda yaptığı müdahaleler, oyunun akışını değiştirdi. Sonra Yusuf.... Öyle bir gol attı ki genç kaleci Volkan Babacan'ın kimyasını bozdu... Peki ya Bobo. Boş alanlara kaçtı, havadan, yerden Fenerbahçe savunmasıyla çarpıştı ve dengelerini alt-üst etti. İlk goldeki şutu, ikinci golde ise şandel gelen topa yaptığı darbeli kafa vuruşu usta işiydi. Holosko bizim E m r e Bol'un da söylediği gibi sağ kanatta ambulans gibi gitti, geldi, her yere yetişti ve golünü de attı. Kötü yoktu Beşiktaş'ta. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/15/im//E4BDE2DFE5A0AC47A8781DB3y.jpg Toraman, Tello, Sivok, Cisse, Ermst, sonradan giren Üzülmez, hepsi çok iyi motive olmuşlardı... Son anda Rüştü abisinin sakatlanmasıyla kaleyi devralan Hakan da büyük bir özgüvenle oynadı. İnanmış bir Beşiktaş vardı ve inandığını başardı. Aranızda "Bunun neresi tarih yazmak" diye düşünenler olabilir. Şimdi gelelim "tarihi" atmaya! İlker Ateş'le birlikte, maçın yıldızını belirlememiz için verilen kağıda hiç tereddüt etmeden ve birbirimizle konuşmadan "Gökhan Zan" notunu düştük. Gerçi golleri atan Bobo seçildi ama bana göre maçın gerçek yıldızı Gökhan'dı. Yusuf, Bobo ve Gökhan bu maçta en öndeki isimlerdi. Forma numaralarına bir bakınca ortaya günün tarihi çıktı. İlginç değil mi? 13 numara Bobo iki gol attı, 5 numara Gökhan maçın yıldızıydı ve 29 numaralı Yusuf kilidi açan oyuncuydu. Koyun yan yana, 13.5.29. Diyeceksiniz ki, 2009'un sıfırları nerede? Onu da Fenerbahçeli dostlar bulsun, ligde ve kupada sıfır çektiklerini de ben hatırlatmak zorunda kalmayayım.

Hairdesigner
16-05-09, 04:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Durmak yok

Zaten bekliyorduk, biliyorduk. Kahvaltı davetini de alınca kesin dedik ama kafalarda gene de bir "acaba" vardı. Dünkü toplantıda bu acaba da ortadan kalktı ve Aziz Yıldırım nihayet beklenen açıklamasını yaptı. Hayırlı uğurlu olsun. Artık kongre startı verilmiştir. Bütün Fenerbahçeliler bol adaylı bir kongre istiyorlar. Umarım bundan sonraki süreçte başkan adayları çıkar, yönetim kurullarını ve projelerini açıklarlar. Fenerbahçe'nin meclisi kongredir. Sandıktan kim çıkarsa da saygı gösterilir. Şimdiye kadar böyle olmuştur, şimdiden sonra da böyle devam edecektir. Şimdi gelelim kahvaltılı toplantıya. Aziz Yıldırım genelde basın mensuplarına 98 ile 2008 arasındaki zaman diliminde neler yapıldığını anlattı. Bol rakamlı bir konuşma yaptı. Bundan sonraki dönemde de yapacaklarını anlattı. Ankara Gölbaşı'ndaki tesisleri de gösterdi. (21 Mayıs'ta açılıyor) Düzce'deki ülkenin en büyük spor tesisini, Ataşehir'deki 12 bin kişilik salon ve çarşı, Kenan Evren Lise'ndeki Fener Center (ya da otel) hakkında konuklarını bilgilendirdi. "Durmak yok" dedi. Kongre öncesi medya aracılığı ile delegelere ilk mesajını göndermiş oldu. Sportif başarısızlıkları gösterenlere "1959'da kurulan ligimizde 17 şampiyonluğumuz var, bunların yüzde 25'i bizim zamanımızda alınmıştır" dedi. Israrla burasının futbol kulübü değil, spor kulübü olduğunu hatırlattı. 9 branşın 8'inde bayan-erkek şampiyon olan, final oynayan kulüpte sportif başarısızlıktan nasıl söz edileceğini sordu.

Kesin gidiyor
Merak edilenler, Aragones ve futbol takımıydı. Aragones 3 maç daha kalacak bu belli. Açıkladı ama açıklamasa da sezon sonunda gidecek, bu da belli. Futbol adına en önemli mesajı, "Savaşan bir takım yaratacağız" mesajıdır. Yani tersten alırsak, şu andaki takımın savaşmadığını kabul ediyor ki bu sezonun en büyük derdi Aragones'le beraber bu sorundu. Bunlar benim toplantıda aldığım notlardır. Yorumlarımız için ise biraz daha bekleyeceksiniz. Hele adaylar açıklansın bakalım. Herkesi bir dinleyelim.

Hairdesigner
16-05-09, 04:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Onunla asla

İzmir'deki final Beşiktaş'a sadece kupa değil, saymakla bitmeyecek kazanımlar getirdi. Nedir onlar? Sayalım... 3 sezondur Beşiktaş her F.Bahçe maçını başı önde terk ediyordu. Daha 10 gün önce kendi sahasında yine kaybetmiş, liderlik şansını tepmişti. İki sezon öncesine kadar F.Bahçe'ye karşı bariz üstünlüğü olan Beşiktaş, son 10 maçın 8'ini kaybedince geriye düşmüştü. Hem Kadıköy'de hem İnönü'de F.Bahçe'ye sürekli yenilmek tüm Beşiktaşlılarda "aşağılık kompleksi"ne neden olmuştu. 10 kişiyle ve kalecisiz Kadıköy zaferlerinin yerini, "facialar dizisi" almaya başlamıştı. İzmir'deki futbol ve skor Beşiktaş'ın üstünden bu kompleksi kaldırdı. Kazanılmış bir kupa derbisi, kaybedilmiş lig derbilerini unutturdu. İzmir'deki futbol ligdeki son 3 maça doğru Beşiktaş'a inanılmaz bir motivasyon getirdi. Bu finali kaybetse Mustafa Denizli'nin bile kafası karışacak, panik havasına girecek futbolcuların eli ayağı birbirine dolanacaktı.

Tello 10 kat fazlasıyla yapar
Bu kupa Beşiktaş'ın MKE A.Gücü önünde galibiyet şansını yükseltmekle kalmadı, G.Saray derbisini de tetikledi. Göreceksiniz doğru oynayan Beşiktaş, G.Saray'ı da yenecek. Peki İzmir finaline kadar bazı yanlışlar mı vardı? Evet vardı. Örneğin; Delgado varsa Beşiktaş yoktu. 10 gün önce ligdeki F.Bahçe maçı o oynadığı için kaybedilmişti. Ankaraspor karşılaşması Delgado çıktıktan sonra farklı kazanılmıştı. Eğer sakat olmasa Delgado İzmir'deki finalde oynar mıydı? Sanırım veya malesef oynardı. Çünkü Denizli'nin Beşiktaş'ta düzeltemediği tek yanlışlık Delgado takıntısıydı. Peki sakatlığı olmayan bir Delgado son 3 maçta oynar mı? Bu soru "o oynarsa Beşiktaş şampiyonluğu kaybeder" diyenlerin doğru yanıtladığı bir sorudur. Beşiktaş'ın bir fren mekanizması olan Delgado'ya hiç ihtiyacı yok. Beşiktaş'ın şampiyonluğu Delgado'nun kenarda oturmasına bağlı. Onun yapamadığını Tello 10 kat fazlasıyla yapıyor.

Hairdesigner
16-05-09, 04:42
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Futbol festivali

Çeyrek umutların oynanacağı Bank Asya 1. Lig ekstra play-oflarının ilk gülen takımı Boluspor'u penaltılarla 3-2 geçen Karşıyaka oldu. Yenikent ASAŞ Stadı, her iki takıma ait 12 bin taraftarın heyecanlı katılımıyla tam bir renk cümbüşüydü. Maç çok sıcak bir havada oynandı. Her iki takım ilk 5 dakikada adeta oynamadı, birbirini seyretti. İlk dakikalarda her iki takımın da bolca faul yaptığını gördük. İlk yarıda Karşıyakalı Cihan'ın sağ taraftan çalımlarla getirip ceza sahası yayı üzerinden vurduğu ve üst direkte patlayan top akılda kalan en net pozisyondu. Bolusporlular, 37. dakikada gole giden Bilal'e yapılan faulde "Devam" kararı veren hakem Deniz Çoban'a büyük tepki gösterdi. Deniz Çoban, maçın atmosferinin de etkisiyle birçok faule devam kararı verdi, bu da taraftarı memnun etmedi. İlk yarı golsüz sona erdi.

Kerem'den müthiş refleksler
İkinci yarı müthiş bir Karşıyaka baskısıyla başladı. Karşıyakalı Ferhat ve genç Taha'nın taşıdığı pozisyonlarla artarda tehlikeli ataklar yaptı. Özellikle 72. dakikada maçın yıldızı Ferhat'ın getirip Cihan'ın önüne düşürdüğü topu bu futbolcu 1 metreden gole çeviremedi. Maç başladığı gibi golsüz sona erdi. Uzatma dakikaları başlamadan önce sanki her iki takımın oyuncuları uzatma oynanmadan, penaltılara kalsın isteğindeydi. Sıcak havanın da etkisiyle uzatmalarda son ana kadar cılız ve topu kendi takımında tutmaya çalışan iki takım izledik. Artık herkes penaltılara hazırdı. Penaltılar tam bir kaleci şovuna dönüştü. Güne damgasını vuran tecrübeli kaleci Kerem, üç penaltıyı müthiş bir refleksle kurtardı. Boluspor'da Atacan, iki penaltı kurtarmasına rağmen takımının Süper Lig hayellerini devam ettiremedi.

Allah'ın adaleti
Altay-Kasımpaşa maçının ilk yarısı ise karşılıklı ataklarla geçti. 45 dakika pozisyon zenginliği olan ama gol olmayan bir maç şeklindeydi. İlk yarı golsüz sona erdi. İkinci yarı Altay, Şehmuz ile yakaladığı iki net pozisyonu gole dönüştüremedi. Kasımpaşalı Erhan Küçük 25 metreden müthiş bir şutla takımını 1-0 öne geçirdi. Daha sonra Altay ataklarla oyunun kontrolünü eline aldı. İşte böyle bir pozisyonda Altay'ın genç yıldızı Burak topu aldı, iki rakini geçti ve takımı adına şık bir gole imza attı. Karşılaşma bu golle uzatmaya gitti. Uzatma dakikalarında her iki takımın dengeli oyunu ile tam maç 1-1 sona eriyor derken dakikalar tam 120'yi gösterirken Kasımpaşa kazandığı korner atışını çok net ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde gole çevirdi. Ancak hakem Özgüç Türkalp gölü iptal etti. Hakemin hangi gerekçeyle bu net golü iptal ettiği büyük tartışmalara yol açtı.

İstanbul-İzmir finali
Kasımpaşa kulübesindeki teknik kadro ve taraftarlar bu net golün iptalinden dolayı uzun sure hakeme tepki gösterdi. Böyle bir atmosfer içinde penaltılara kalan maçta Kasımpaşa bütün penaltıları gole çevirirken Altay sadece iki atışı filerle buluşturdu. Penaltı atışları da gösterdi ki hakemin vermediği adaleti Allah verdi. Ve finalde İstanbul-İzmir heyecanı yaşanacak. Yıllar süren İzmir'in super lig özlemi Karşıyaka ile dinecek mi? Kasımpaşa 1 yıl aradan sonra Süper Lig'e yeniden mi dönecek?

Hairdesigner
16-05-09, 04:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1812.jpg Sivas'ın son şansı

Futbol üç neticeli bir oyun ama Sivasspor bugün öyle bir maça çıkacak ki kazanmaktan başka seçeneği yok! Son iki maçta kaybettiği 6 puanın ardından kredisini tamamen bitiren ve şampiyonluk için büyük bir avantaj kaybeden Yiğidolar, bütün Türkiye'nin merak ettiği Hacettepe maçına çıkacak. Tek hedef kazanmak. Geçen hafta 4 Eylül Stadı'nda oynadığı İstanbul BŞB maçının ikinci yarısında sayısız gol pozisyonuna giren ve bunlardan sadece birini değerlendiren Sivasspor'da eksik bulunmuyor. Aslında bu önemli maç öncesi Sivasspor'un en büyük sorunu, Kamanan, Mehmet Yıldız ve Balili gibi golcülerinin biraz formsuz, biraz da şanssız olmaları. Zaten hafta boyunca Sivas'ta konuşulan konuların başında bu geliyordu. Defansta kolay kolay hata yapmayan Sivasspor'da, forvet hattı gününde olduğu zaman maçlar çok rahat kazanılıyor.

Forvet hattı çoğalabilir
Sivasspor bugünkü maça büyük ihtimalle ileride Herve Tum-Mehmet Yıldız ikilisiyle çıkacak. Hemen arkalarında Musa olacak. Maçın gidişatına göre Bülent hoca, forvet sayısını çoğaltabilir yani maçın ilerleyen dakiklarında Balili ve Kamanan oyuna girebilir. Sivasspor için, "Olmak yada olmamak" maçı olan bugünkü karşılaşmaya Yiğidolar'ın ilgisi de fazla olacağa benziyor. Taraftar dernekleri, günlerdir bu maç için çalışmalar yaparken, çok sayıda taraftarın özel araçlarıyla Ankara'ya gideceğini öğrendik. Aslında Sivasspor yönetiminde görev alanlar, taraftara sponsor olup, daha çok insanın Ankara'ya gitmesini sağlamalıydı. Çünkü Sivas kader maçına çıkacak. Sakın "Kulüp, böyle bir organizasyonun içine giremez" demeyin. Zaten kulüp değil şahıslar yapsın diyorum. Ayrıca yapan nasıl yapıyor!

Hairdesigner
16-05-09, 04:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Çok dikkat edilmeli

Bu yıl Trabzon dahil tüm lig takımları çok enteresan bir sezon yaşadı. Hatta böyle bir sezon belki de Trabzonspor hesabına söylüyorum, 15 yılda bir rastlar. Bu gibi fırsatların değerlendirilmesi gerekir. Zira kaçan kuş bir daha ele geçmiyor. "Temcit pilavı oldu" ama dikkat ederseniz 1996 yılı da Trabzon futbolu için adeta bir milat ve değerlendirilemeyen yıl olarak futbol tarihine geçmiştir. Bu gibi sezonlarda fırsat varken birşey yapılmamasına rağmen mevcut yönetimler hep başarılı gibi gözükür. Esasında bu sezon ele geçen fırsatlar bu güne kadar değenlendirilip hesabın çoktan bağlanmış olması gerekirdi. Halen iddiamızın mevcudiyetini dahi sezonun enteresanlığına bağlamak gerekir. Elbette Trabzon, şu anda fevkalade iyi bir sıraya yerleşmiştir.

Rakipler de kötü olunca
Bunu da kimse göz ardı edemez. Fakat kimse de kendinde hikmet var sanmasın. Zira rakipler adeta karşısındaki rakiplere "Buyurun geçin" der gibi önünde yer göstermiştir. Elbette Sivas, Beşiktaş ve Trabzonspor şampiyonluğun eşit ve gerçek adaylarıdır. Hedefe rakiplerine en az puan kaptıran ekip ulaşacaktır. Üç takım da kendi aralarında hesaplarını bağlamış fakat işi ve vizeyi rakiplerinin rakiplerine bırakmıştır. Son maçlarda Trabzonspor sahada belli bir sistem aramaktan ziyade maçların akışına göre tedbir ve taktik uygulayarak, saha içinde gerekli düzeni kurup kadroda da bir-iki rötuşla sonuca gitmiştir. Burada şans faktörünü ortaya atmak elbette mümkündür. Bundan sonra kalan maçlarda çok dikkatli olunmalı. Küçük bir hata telefisi mükün olmayan kayıplara sebep olabilr. Kocaeli maçında Alanzinho'nun futbolu ve takımı adeta taşıması gözden kaçar bir faktör değil. Bursaspor maçının önemini anlatmaya bilmem gerek var mı? Bursa'nın son haftalardaki çıkışını asla gözardı etmemek gerekir. Disiplinli ve oyundan kopmadan maç sonuna kadar çabuk ve mücadeleci oyun ortaya koymaktadırlar. İyi bir ivme yakalayan Bursa karşısında Trabzon her şeye rağmen 3 puanı almalıdır. "Üçüncülük yarışında ben de varım" diyen Bursa'dan galibiyetle ayrılmak gerçekten zor. Trabzon'un maçı sonuna kadar bırakmadan mücadele etmesi gerekir ortasahada da iyi organize olup hücüm döneminde forvete iyi top servisi yapılırsa, zor görünen bu maçta istenilen sonuca gidilebilir.

Hairdesigner
16-05-09, 04:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Bu kez gecikmeyin

Başkan Adnan Polat, G.Saray hedeflerinden uzaklaştıkça her fırsatta sezon başında yönetim olarak yaptıkları hataları bir bir itiraf ediyor. 'İnsanın kendini bilmesi de önemli bir erdemdir' der bir atasözümüz. Doğru, G.Saray adına yitirilen çok şey var ama yapılan hataların özeleştirisini yapmak da bir otokontroldür. Bunları dile getirmek, cesaret ve kendinle barışık olmayı gündeme getirir. G.Saray harıl harıl teknik direktör arıyor. Bu kez marka bir ismin peşinde. Görünen o ki en az üç maç daha Bülent Korkmaz takımın başında sahaya çıkacak. Üçte üç yaparsa, G.Saray, UEFA Kupası'na katılacak. Bundan sonra takımın kaderi Bülent Korkmaz'a bağlı. Bu takım ligi en iyi üçüncü de bitirebilir, 6'ncı da!.. Yönetim artık ilgi alanını değiştirmeli. Acilen tecrübeli bir teknik adamın ötesinde kaliteli kadro kurmanın da adımlarını hemen atmalı. Boş geçen hergün G.Saray'ın aleyhine işler. Bu takımdan acil gitmesi gereken yabancı ve yerli futbolcular var. Yönetim de bunu bal gibi biliyor. Listesi de hazır ama basınla paylaşmıyor.

Lincoln'e katlanmak zor
Linderoth, Nonda, Sanctis ve Lincoln ile ciddi sorunlar var. Linderoth'tan iki sezondur verim alınamıyor. Sürekli sakat. G.Saray bu yükten artık kurtulmalı. Nonda geldiği sezon bir şeyler yaptı ama sonra kış uykusuna yattı. Hele bu sezon tam bir hayal kırıklığı. Lincoln sorunlu olduğu bilinerek alındı. Tamam bazı yıldızlar için özel şeyler yapılabilir, sabır sınırı zorlanabilir ama sambacı bunların hepsini aştı. Onun telinde oynamak yönetici olarak gerçekten zor. Kiralık kaleci Sanctis konusunda geldiği kuluple ilgili bir sorun var. Bir türlü aşılamadı. Sanırım yönetim de anlaşmaya meyilli değil. Eğer güven faktörü olsaydı bu kaleci çoktan G.Saray'ın malı olurdu. Demek ki en azından -yerlileri katmıyorum- 4 yabancı sorunu had safhada. Bu sorunlar çözülmeli. Gönderilecekler hemen gönderilmeli ki yerine gelecekler son dakika golü olmasın. Geçen sezonu hatırlayın, Baros, bırakın kamp dönemini filan Şampiyonlar Ligi ön elemesine yetişememişti. Yönetim hiç olmazsa bu sezon aynı hataya düşmemeli.

Hairdesigner
17-05-09, 04:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg 10+3

Fenerbahçe'de Aziz Yıldırım sonunda beklenen açıklamayı yaptı ve adaylığını açıkladı. Hayırlı uğurlu olsun! Açıklamada en çok dikkatimi çeken şey 10+3 sloganı oldu. Yani sevgili başkan, başkanlık yaptığı 10 yıllık sürenin üzerine 3 yıl daha istiyordu. Madem başkan matematiğe merak saldı, ben de bugün rakamları yazmaya karar verdim. Yıldırım'ın Vefa Küçük karşısında "1" oy farkla seçim kazanmasından başlayalım. 10 yıllık başkanlık döneminde tam 11 teknik adamla çalışmış. 42 yabancı, 54 yerli oyuncuyla sözleşme imzalamış. Kulübün borcu ise 300 milyon TL civarında! 26 yıldır alınamayan, 27. yıla devreden Türkiye Kupası'nın yanı sıra en çok Galatasaray şampiyonluğu gören (4) Fenerbahçe başkanı da Aziz Yıldırım! Sıkıldınız değil mi rakamlardan? Başkan, o dev bütçelerle sadece dört şampiyonluk kazanabildi. Şimdi diyor ki "Müthiş bir takım kuracağım. 3 yılda 3 şampiyonluk hedefliyorum." Ben bu sözleri bir yerlerden hatırlıyorum.

Hüsran olmasın!
Sahi her sezon başı aynı şeyleri söylemiyor mu? Artık taraftarlar vaatleri değil kupaları görmek istiyor. İki sezonda harcanan onca paraya rağmen sıfır çekildi! Tesis, inşaat projeleri görmekten bıktık. Yıldırım, "Savaşan takım yaratacağım" sözünü yumuşatarak, "Rakipleri öpen bir takım oluşturacağım" dedi. Bekleyip göreceğiz. 10+3= hüsran olmasın artık! Tesis değil, iyi "bir takım" inşa etmenin zamanı. Bunları yazdım diye kızma başkan. Dost acı söyler!

Hairdesigner
17-05-09, 04:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Oradaydım

Sahip olduğun tüm gücü kullanırsın, hâlâ son düdük çalmamıştır. Bir sonraki harekete hazırlanma özelliği zayıflamıştır bedeninin, ama koşman gerekir. Sözün bittiği yer burası. O direnç, o iradedir insanı aştıran. Onu başardıkları için forma onlarındır. Stres, baskı kelimelerini hiç kabul etmiyorum. Maç başladığı andan itibaren her şey unutulur, sadece futbolun büyüsü kalır.

Biraz da şans gerek
Saha içi aksiyonlardır sonucu belirleyen. Önceki oyunlardan ne getirdiysen sofraya onu yersin. Kimileri kabul etmez ama futbol şansının da olması gerekiyor. Bazen her şeyi yaparsın yinede istediğin sonucu alamazsın. 96 Mayıs'ında oradaydım. Golün her türlüsünü kaçırdı Trabzonspor. Bir başka deyişle kaleci Rüştü her türlü kurtarışı yaptı. Şampiyonluğun avuçlardan uçup gittiği saniyelerin başlangıcında korner kullanıyordu Trabzonspor. Seken topu alan Ünal, Cengiz'e aktardı. Cengiz'in 40 metrekare etrafında kimse yoktu. Dakika 82'ydi... Ayaklarına dolaştırdı, Erol'a kaptırdı. Kapalının önünden orta yapan Erol ile golü atan Aykut arasında tam 7 bordo-mavili vardı ve o top gol oldu.

Duyguyu kontrol...
Bundan sonrası ciğer işi. İnsanların üstünlüğü duyguyu kontrolden geçermiş. Herkesin bir taktiği tekniği var. Yazmaya ne olacak, iyi gördüğüm tarafı öne çıkarır tabelayı beş sıfıra çekerim. Oma olmuyor işte. Her maçın hikayesi başladığı andan itibaren ortaya çıkarmış. Kaç maçtır hep kazanan bir rakiple oynuyor Trabzonspor. Maç maç üstüne koyarak geliyorlar. Saha ayrımı yapmadan sanatını icra ediyorlar. Kimi zaman İvankov başrole geçiyor, bazen Ömer, bazen Mustafa Sarp. Değişmeyen tek şey var Bursaspor'da, son sözü hep Sercan söylüyor. Volkan'ı, Yanal'ı, Shin'i ekleyebilirsin. Onların hareketi değerini yükseltme üzerine kurulu Her şey futbolcuların yüreğinde. Şu ana kadar kaybettikleri itibarı geri getirme fırsatı. Sene başı ederinin altına düşen piyasa değerini yükseltme fırsatı. Şüphe götürmez bir gerçek olan daha kaliteli futbolcu olduklarını hatırlama sırası. Sözün bittiği yer burası işte. Bu akşam söylenecek şarkı bir dahakini anlamlı kılacak.

Hairdesigner
17-05-09, 04:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1812.jpg Sivas kendi gibi oynarsa

Son iki maçta kaybettiği altı puanla Hacettepe maçına tedirgin çıkan Sivasspor mücadeleye çok hızlı başladı. İlk 10 dakikada üç yüzde yüzlük gol pozisyonunu değerlendiremeyen Yigidolar ilk 45 dakikayı golsüz kapattı. Bir yanda ligin en az gol yiyeni Sivasspor, diğer tarafta da ligin en fazla gol yiyen takımı Hacettepe... Ancak şunu da belirtmekte fayda var; haftalar öncesinden küme düşmesi kesin görünen Hacettepe son derece istekli bir futbol ortaya koydu. Öyle ki yedek kulübesindeki futbolcusu bile sarı kart görecek kadar kazanma hırsıyla doluydular. Fakat güçleri bu kadardı, Sivasspor karşısında yapabileceklerinin en iyisini yaptılar. Sivas'a gelince... Dün akşamki maçta en çok dikkat çeken futbolcu Sezer Badur oldu. Son haftalarda yaptığını bu maçta da yaptı ve inanılmaz pas hatalarıyla takımın en başasızıydı. Nitekim Bülent hoca ikinci yarıya başlarken Sezer'i oyundan aldı. Sonradan oyuna giren Kamanan maçın kaderini değiştiren isim oldu. Herve Tum'un goldeki usta vuruşunu da gözardı etmemek gerekir.

Yanlış bir karar
Genellikle fena maç yönetmeyen Fırat Aydınus karşılaşmanın sonlarına doğru verdiği yanlış kararlarla Sivassporlu futbolcuları çileden çıkardı. Bilica'nın İbrahim'den önce topa hamlesini geri pas olarak değerlendiren hakem bu yanlış kararına sonra da devam etti. Çift vuruştan gelen sert top Sedat'ın koltuk altına çarpmasına rağmen penaltı verip Murat Sözgelmez'i oyundan attı. Sanki maçı berabere bitirmek için çaba sarfeder görüntü içindeydi. Sonuçta zor da olsa Sivasspor kendisi için önemli olan üç altın puanı daha hanesine yazdırıp şampiyonluk yarışında 'varım' dedi.

Hairdesigner
17-05-09, 04:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Yeniden zirvede

Sivassspor'a bir haller oldu. Üst üstte alınan iki yenilgiyle yiğit yıkılır mı? Herkes Sivasspor'un şampiyon olmasını istiyordu. Yiğidolar "Anadolu devrimi"ni gerçekleştirip tarih yazacaktı. Hacettepe karşısında ilk yarıda ortaya konan futbola bakıldığında bırak tarih yazmayı, anı bile yazacak güçte değillerdi. Alınan iki yenilgiyi düşünürseniz sahaya istediğiniz oyun anlayışını yansıtamazsınız! Sivasspor ilk yarıda doğru dürüst organize bir atak geliştiremedi. Maçın başında son haftaların formsuz futbolcusu Musa Aydın o golü atmış olsaydı belki de Sivas rahatlayacaktı. Ama gol atma becerisi gösteremeyen forvetlere orta alanda da çok top kaybı eklenince bu takım mı şampiyon olacak diye düşünmeye başladık. Hacettepe karşısında kaybedilecek üç puan Sivasspor'un Şampiyonlar Ligi düşüncesini de boşa çıkaracaktı. Çünkü Trabzon, Sivasspor'un ensesinde.

Kendini affettirdi
İkinci yarıdaki Sezer-Kamanan değişikliği biraz olsun hücum gücüne katkı yaptı. Haftalardır ve takımın kimyasını bozduğu için eleştirdiğim Murat Erdoğan, 59. dakikada attığı gol ile biraz olsun kendisini affettirdi. Şurası bir gerçek ki Kamanan ilk onbirde başlayacak oyuncu. Bu futbolcunun girmesi ile birlikte Sivasspor istediği oyunu oynamaya başladı ve Hacettepe'yi sahasına mahkum etti. Şampiyonluğa oynayan bir takım öncelikle üç puanı düşünmek zorunda. İşte bu düşünce ikinci yarıda Kamanan ve Murat Erdoğan'ın yerine giren Onur'un orta sahaya getirdiği dinanizm sahaya yansıdı. 89. dakikada yenen penaltı golü Sivas'ı panik havasına soktu. Bu dakikadan sonra 10 kişi kalan Sivas ecel terleri dökse de maçı kazanmasını bilip yeniden liderlik koltuğuna oturdu. Bugün Beşiktaş'ın alacağı sonuç Yiğidolar'ı ya zirvede bırakacak ya da ikincilikte. Bu maçta Sivas, kendine geldi ve şampiyonluk yolunda önemli üç puanı alarak yoluna devam etti.

Hairdesigner
17-05-09, 04:28
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Kalite fark edilir!

Şampiyonluk yarışı henüz bitmiş değil. Şampiyon olmak isteyen önce bunun farkına varmalı. Beşiktaş, Sivasspor ve Trabzonspor'un sadece bir adım önünde, bütün avantajı bundan ibaret. Dolayısıyla "Şampiyon oldum" havasına giren yanar. Bugün çok zorlu bir 90 dakika bekliyor siyahbeyazlı takımı. Kupanın zafer sarhoşluğunu üzerlerinden atmış olarak oynamaları gereken bir maç bu. Ankaragücü hem iyi mücadele eden dişli bir rakip hem de çok zor durumda. Bu manzara Beşiktaş için hem avantaj, hem de dezavantaj teşkil ediyor. Avantaj çünkü, düşme korkusunu derinden yaşayan bir rakibin paniklemesi büyük ihtimaldir. Dezavantaj çünkü Ankaragücü, duruma göre paniklese bile mücadele anlamında kesinlikle pes etmeyecektir. Dolayısıyla vurmak kolay olabilir ama devirmek zordur böyle rakipleri. Elbette tüm bu hesapları, hatta daha fazlasını Mustafa Denizli de yapıyordur. Beşiktaş bugün erken öne geçerse işi çok kolaylaşır. Geriye düşmesi halinde Ankaragücü'nün panikleme ve kontrolsüzce saldırma ihtimali artar. O dakikadan itibaren de Holosko ve Bobo çok daha etkili şekilde devreye girebilirler.

Fantezi günü değil
Öte yandan Beşiktaş'ın sahaya nasıl bir onbirle çıkacağı da çok önemli. Açıkçası Denizli'nin böyle bir günde, son anda sürpriz yapmasını beklemiyorum. Bana göre Toraman göbekteki yerine döner, savunmanın kanatlarında da Üzülmez'le Ekrem oynar. Cisse- Ernst ikilisini bozacağını da sanmıyorum. Zaten tersini yapmak fantezi olur. Gün fantezi günü değil. Ankaragücü'nün başında iyi bir teknik adam var. Hikmet hoca maçı yaşıyor ve anında müdahaleler yapıyor. Bu faktörü de dikkate aldığımızda teknik adamlar açısından bir satranç maçı olacak diyebiliriz. Bir yanda şampiyonluk mücadelesi veren Beşiktaş, diğer yanda kümede kalmaya çalışan Ankaragücü. Kimsenin, kimseyi düşünecek hali yok bugün. O nedenle çatır çatır oynanacak iyi bir maç, üst düzey bir mücadele ve bol pozisyon bekliyorum. Bu beklentiler gerçekleşirse kalite farkı skoru belirleyecektir. Bir şeyin daha altını çizmek istiyorum, bugün kazanırsa çok önemli bir virajı daha dönmüş olur ama bu bile Beşiktaş'ın kesin şampiyon olduğu anlamına gelmez fakat işin büyük bölümünü halletmiş olur.

Hairdesigner
17-05-09, 04:28
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Bravo size

Yazıma başlık olarak önceki sabah "Futbol bitti" diye atmıştım. Dün "Bravo" diyorum. Ben yazımı, TFF yanlışı düzeltti. Tüm Türkiye gördü. Dövülen yan hakem, sahaya dalan yüzlerce holigan, itfaiye merdivenlerinden medet uman futbolcular, ambulansın içinde bile tacize uğrayan Eyüpspor takımı. Yanlış düzeldi. Van'da facia diye çekilen görüntüler yoksa İstanbul'da normal mi bulundu? diyordum ki federasyon gereğini yaptı. Bu maçın kararının önümüzdeki salı gününe bırakılmaması bugün oynanacak maçlarda herkese adil bir yarış ve daha sonra oluşabilecek eleştirileri engelleyecek bir tavırdadır. Bugün TFF sadece Vanspor için karar vermedi. "Yepyeni bir sayfa açtı. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/17/im//B267054D3F33AA4397ED4A83y.jpg " Bana dün "Van'ın nesi meşhur" diye sorsalardı, ben "Öğrenmeniz için bir dahaki maçını bekleyin" derdim. Bugün Türkiye Futbol Federasyonu vardır, onlara bravo diyorum. Ben yazımı, TFF yanlışı düzeltti.

Hairdesigner
17-05-09, 04:28
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Bir şansı var

Ben Bülent Korkmaz ile devam edilmesini isteyenlerdenim. Şimdilerde pek çok isim ortaya atılıyor, onlarla birlikte dünya çapında oyuncuların transfer edileceği yazılıp çiziliyor. Lincoln probleminden kurtulmuş, bir iki sıkı takviye yapmış Galatasaray takımı ligin en büyük favorisi olacaktır önümüzdeki sezon için. Tek şartla, Adnan Sezgin gibi takımı teknik direktör yerine yönetmeye meraklılar işbaşında olmamalı... Fenerbahçe takımının hüsranı ve kupa şoku sonrası yaşadığı kaos en çok Adnan Polat'ı rahatlatmışa benziyor. Tüm dikkatler Kadıköy'e ve baskılar Aziz Yıldırım'a yoğunlaşmışken Polat daha rahat hareket etme şansına kavuştu. Bülent Korkmaz ile devam etmek isteyeceğini sanıyorum ama başarısızlık ille de birine fatura edilecek ya, böyle bir gelenek var ya kelle alınmalı... Oysa şimdiki hava kelle almayı gerektirmiyor. En büyük rakibi darmadağın iken, ligin onun üstünde bitirme şansı yakalanmışken, Avrupa yolunda ciddi kazanımlar elde edilmişken değil.

Kader karşılaşması
Ama, tabii sahada artık kayba tahammül olmadığını da görmek gerek. Bülent Korkmaz bu takımda kalmak istiyorsa Gençlerbirliği maçını mutlak kazanmak zorunda. Haftaya zorlu İnönü derbisi ve sonrasında can havliyle oynayacak Sivas maçları var. Oralardaki kaybı telafi etmek ve UEFA biletini kapabilmek için bu maç çok hayati. Benim beklentim bu maçın normal kazanılması değil, mümkünse farklı kazanılması. Gençlerbirliği ve Beşiktaş maçlarını kazandığı taktirde Bülent Korkmaz bu takımın başında kalır. Gerçekten kritik maç... Seneye pek çok kişinin durumunu belirleyecek bir 90 dakika. Umarım sarı-kırmızılı oyuncular da durumun farkındadırlar... Adam gibi çıkıp oynarlar, gollerini sıralarlar ve UEFA Kupası biletini kapmış bir takım olarak bu sezondan dersi almış olarak eylül mesaisine başlarlar...

Hairdesigner
19-05-09, 02:56
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Yanlış ve doğru

Beşiktaş Ankara'da liderlik şölenindeydi yine. Takımın bir yanı şampiyonluk ruhunu içine çekiyor, öte yanı stresin uçurumunda. Uçurumu sevenlerin kanatları olmalı. Beşiktaş'ın var. Bobo var, Ernst var ve diğerleri... Takımın her parçası, bütünü amansız biçimde tamamlıyor.



***

Ernst, herhalde paradan önce sadakat sözleşmesi yaptı. Beşiktaş'taki kazanmak duygusuyla, onun ruhu arasında korkunç bir bağ var. Bana sorarsanız sezonun en değerli yabancısı.



***

Bu seneki lig kayıplar mezarlığı ama ruhunu canlı tutanların kazancı ortada. Sivasspor ve Trabzonspor'un kısıtlı imkanlarla verdiği mücadele, şampiyonluk kadar değerli. Trilyonluk transferlerin sükseli siluetleri, şapkasını önüne koyup düşünsün. Çünkü parlayan her şey altın değildir. Ne Güiza, ne Aragones. 100 trilyonluk enkaz yığınları. Bakmayın yeni transfer masallarına... Aragones ve Aziz Yıldırım'ın kazdığı mezar, daha çok ölümler alır. Bu sezonun tortusu da, birkaç mevsim baki kalır!



***

Sivasspor'un Hacettepe karşısında belini bükmeye meyilli bir hakem vardı. Geri pası, penaltı ve kırmızı kart. Böyle "haksızlık zinciri", ancak Fırat Aydınus'un boynuna kolye olabilirdi. Hâlâ bu hakemi, ülkenin en değerli hakemleri arasında gösterenler var.



***

Kaybetmeyi göze alamadıkça, kazanamazsınız. Bursaspor karşısındaki Trabzonspor, bunu maçın son dakikalarında hayata geçirdi. Gökhan Ünal, maç boyu tribünlerin baş ağrısıydı. Ama vuruşundaki ustalığa, şapkamız olsa çıkarırdık. Bu Gökhan, kendinden marka değeri yaratıp, geliştirme tekniğini becerse, ligin üstündeki dengeler değişirdi.



***

Bursalı Sercan Yıldırım'ın maç sonrası açıklamalarına takıldım. "Hakemi Allah'a havale ediyorum!" Bu Sercan, ligin ilk yarısındaki Trabzonspor maçında, 2 metre ofsayttan, Trabzonspor'un puanını çalan ve "Maradona bile elle gol atıyor" diye kendini savunan delikanlı. Gökhan Ünal'ın golünde emek hırsızlığı yok, ofsayt yok, ahlaksız savunma da yok. Sercan, yeteneklerini böyle tartışmalarla köreltmesin. Türk futbolunun ona ihtiyacı varken, onun böyle zavallı açıklamalara ihtiyacı olmasın! Her yanlışın doğrusu vardır. Hiçbir doğrunun yanlışı yoktur.



***

Ligin altı kördüğüm. Bizde, her sezon sonunda birbirlerine kol kanat geren takımların, şimdi can havliyle birbirlerini yediklerini görüyorum ya. Acayip keyif alıyorum.



***

Kasımpaşa yeniden Süper Lig'de. Hayırlı olsun! Erciyes maçında yedeklerle sahaya çıkıp, Sakaryaspor'un kümeden düşmesini sağlayan Altay, hak ettiği biçimde Süper Lig'e çıkamadı. Karşıyaka'nın çıkmasını isterdim. Ama onlar sahada bükemedikleri bileği öpmek yerine, stadı talan ettiler, güvenlik güçlerine saldıracak kadar vahşileştiler. Bu maçın sonundaki görüntüler, özel güvenlik sisteminin bu ülkenin topraklarında yürürlüğe giremeyeceğinin belgesidir.

Hairdesigner
19-05-09, 02:57
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Komutansız asla

Şu futbolu oynamak için antrenman yapmaya gerek yok! Tam o çizgide yürüyor Trabzonspor. 20 yıl öncesinin futbolu... Arka bölgede kesiciler, önde bireysel becerili birkaç kişi. Bir futbolcu grubu bu derece kendini kaybeder mi? O Ferhat, o Selçuk, Colman, Umut ve Gökhan Ünal...

Sorumlusu kim?
İnanamıyorum! Bu nedir, nasıl tarif edilir? Ahmet hoca tek sorumlu siz misiniz? Başka biri varsa söyleyin, ona yazalım. Sistem nedir bilir misiniz? Takım taktiği, grup falan. Bir arada bir şey yapmıyor takım farkında mısın? Kadronda Giray ve Song gibi isimler varsa, bu Ferhat oynamaz. Barış oynamaya oynamaya, oynamayı unuttuysa oyuna girmez. Bursaspor rahatlıkla atakları organize ederken, sadece Hüseyin ve Tayfun'la o hareket engellenemez. Şu noktaya gelmiş bir takım için kötüyü tarif etmeyelim, bitime az kaldı gittiği yere kadar rahat bırakalım diyorum fakat olmuyor. Puan geliyor ama her oyunda kemik kadrodan birileri eleniyor. O tren çoktan kaçtı. Kendimizi kandırmayalım.

Kendini kandırmak
Futbol oynasın Trabzonspor. Bu seneyi kaybetti, seneye bir şeyler taşısın bari. Yine yeni yeniden yapılanmanın bilmem kaçıncı menüsünü koyacaklar sofraya, bıktık artık. Önümüzdeki sezonun kadrosunda kaç futbolcuyu tutmak istersiniz? Lütfen söyleyin... 62 puanı yazdık bir tarafa, elde kalanları sayın. Esasında futbolculara bir kelimem yok! Uygulama yanlışlarıdır onları eleyen. Sene başı ederinin yarısına inmeyi kim ister. Ezeli rakip Beşiktaş Ernst'i aldı, Trabzonspor Alanzinho'yu... Biri şampiyon oldu, bizimkisi ise işini çok ama çok zora soktu. Onun için hoca önemli o lideri bir an önce bulmalı Trabzon.

Hairdesigner
19-05-09, 02:57
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg İki sıcak hafta

Çok güzel bir yarış oluyor... Matematik, şampiyon adayı sayısını artık üçe düşürdü. Sezon boyu performanslarıyla bu üçünden başka yarışın içinde olmayı hak eden başka bir takım yoktu. Bitime iki hafta kala kim avantajlı? Her şey olabilir ama Beşiktaş hedefe daha yakın gibi görünüyor. Şampiyon bu hafta da belli olabilir, son haftaya da kalabilir. Bu hafta belli olursa, şampiyonun adı Beşiktaş olur. Beşiktaş, son 16 hafta inanılmaz bir başarı öyküsüne imza attı. Önündeki 5 rakibi arkasına almak, 51 yıllık lig tarihinde hiç görülmemişti. Beşiktaş bu noktaya hocasıyla, yanlışları düzelten yönetimiyle, inanmış futbolcusu ve muhteşem taraftarının müthiş itici gücüyle geldi. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/19/im//4AD2C16FF290C840A1BB982Dy.jpg Fikstür bazen avantajdı, bazen aleyhine işliyor gibiydi. Örneğin son 6 haftanın 4'ü çok zorlu deplasman, içerideki ikisinden biri F.Bahçe derbisi, diğeri gergin Bursa maçıydı. Dikkat edin... Beşiktaş; içerideki iki maçta 5 puan kaybederken, dışarıdaki 4 maçta Kocaeli, Eskişehir, Ankara ve A.Gücü karşılaşmalarını firesiz geçti. Ve son iki haftaya bakın. İki Ankara deplasmanında toplam 7 gollük iki galibiyet, arada İzmir'deki finalde 4 gollü F.Bahçe zaferi ve Türkiye Kupası! Bu üç maçta 1 kupa alan, 6 puan toplayan, 11 gol atan ve sadece 3 gol yiyen bir takım buralara rastlantı sonucu ulaşmış olamaz. Beşiktaş şampiyon olursa, kimsenin buna dudak bükmeye hakkı yok. Çünkü "onlar", dudak bükülecek bir sezon geçirdiklerini hâlâ fark edemedilerse. Seneye de durum aynı olacak!

Hairdesigner
19-05-09, 02:57
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg 100. yıl ruhu

Şampiyonluk hiç kimsenin tek başına mücadelesi ile kazanılamaz. Yönetim, teknik kadro, futbolcular, taraftarlar, klasik değimiyle 'başkandan malzemecisine kadar' herkesin motive olup doğru zamanda doğru işler yapmaları gerekiyor. Beşiktaş'ta ligin ikinci yarısından itibaren yönetim, üzerine düşeni yapmaya başladı. Önce polemiklerden kaçındılar, ortamı germediler, sonra tüm önemli maçlarda kampları ziyaret edip futbolculara büyük destek verdiler. Maddi olarak da her türlü imkanı sağladılar. Mustafa Denizli ve ekibi şampiyonluk stresini azaltmak için her türlü adımı attı. Denizli gerek futbolcularla toplu olarak yaptığı konuşmalarda gerekse bire bir sohbetlerinde onlara özgüven aşıladı, hatalarını söyledi ve bir sonraki maça bir öncekini unutup çıkmalarını sağladı. Futbolcular başta İbrahim Üzülmez, Toraman, Gökhan Zan, Ekrem, Yusuf gibi yerliler olmak üzere, Tello, Bobo, Holosko, Nobre, Cisse, Ernst büyük bir özveriyle oynayıp ligin ikinci yarısına 6. sırada başlayan takımı bu noktaya getirdiler. Taraftar da hem iç sahada hem dış sahada istisnalar hariç görevlerini yaptı. İstisnalar hariç dedik ya o konuyu biraz açalım. Hangi maça taraftar gergin gelip, öncesinde yolları kapatıp kıyameti kopardıysa Beşiktaş puan kaybetti. Öyleyse bu tür gösterişten uzak durmaları gerektiğini anlamış olmaları lazım.

Tekerrür edecek
Beşiktaş henüz şampiyon olmadı. Çünkü kazanılması gereken 6 puan daha var. Herkes aynı şekilde üzerine düşeni eksiksiz yaparsa G.Saray derbisinde alınacak bir galibiyet belki de (diğer maçların sonucuna göre) şampiyonluk turu getirecek. Dolayısıyla F.Bahçe maçında yapılan hatalar tekrar edilmemeli ve Beşiktaş bugüne kadar rakibine saygı duyarak oynadığı tüm maçları kazandığını hatırlamalı, pazar günkü derbiyi de aynı saygıyı duyarak oynamalı. 100. yılında Sergen'in golüyle G.Saray'ı yenip tur atan Kartal tarihi tekerrür ettirmek üzere. 100. yıl ruhu geri gelmiş görünüyor. Çok büyük bir aksilik olmazsa büyük engelleri aşarak bu noktaya gelen Beşiktaş evelallah mutlu sona da ulaşacaktır.

Hairdesigner
19-05-09, 02:58
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Beşiktaş avantajlı

* Kupa maçı oynamış Beşiktaş, kümede kalması tehlikede olan A.Gücü ile karşılaşıyor ve kazanıyorsa bu çok önemli
* Beşiktaş son düzlükte atak yapmayı bilen bin 500 metreci gibi koşuyor. Sivas ise son düzlükte takılan acemi atlet gibi
* Denizli bir takım yanlışlar yapmasa ve puanları bol keseden dağıtmasa şimdiye kadar şampiyonluğu garantilemişti

_Beşiktaş, Türkiye Kupası'nı müzesine götürmesinin ardından Ankaragücü engelini de kayıpsız geçti ve liderliğini sürdürdü. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/19/im//21F767620923FC4BB54F5DA5y.jpg Hafta içindeki kupa maçından başlayacak olursak; Beşiktaş'ın ligde yenildiği Fenerbahçe'den kupayı almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gerçekten yarın yine Beşiktaş ve Fenerbahçe oynasa ne olacağını tahmin etmek güç. Ama ikinci maçta açık olan bir şey var Mustafa Denizli, ilk maçtaki hataları tekrarlamadı. Böyle olunca galibiyete yakın olan taraf Beşiktaş oldu. Fırsatları iyi değerlendirdi ve kazandı. Ama yine aynı maçı düşünüyorum; iki takım da yedek kalecileriyle oynadılar. Kaleciler yer değiştirse ne olurdu; bir düşünmek lazım. Beşiktaş'ın yedek kalecisi ile oynamasının bir anlamı var. 1- Rüştü sakatlanıyor. 2- Zaten Beşiktaş, kupada hırslı ve iddialı değildi. Kupanın önemi kalmadı Türkiye'de. Maddi manevi bir değeri yok. Kazananın UEFA Kupası'na gitmesi dışında bir cazibesi yok. Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'ni garantilediği için kupaya ihtiyacı yok.

ALAY KONUSU OLDU
Oysa Fenerbahçe için kupa çok önemliydi. 1983 yılından beri kupayı kazanamamış olması alay konusu oluyordu Türkiye'de. Fenerbahçe'nin çok hırslı ve iddialı başkanı Aziz Yıldırım, bu sene başında "3 kupa" sözü verdi. Türkiye ligi, Türkiye Kupası ve UEFA Kupası; hatta Şampiyonlar Ligi Kupası. Bunların hiçbirinde başarıya ulaşamadı. Kupa onun için büyük bir şanstı. Kupa özellikle Aziz Yıldırım için çok önemliydi. Böyle bir maça Fenerbahçe'nin yedek kalecisiyle çıkmasını anlamak mümkün değil. Ama işte Aragones olunca her şey mümkün olabiliyor.

_İlk yarıda başa baş bir mücadele vardı. İkinci yarıda Beşiktaş üstünlüğünü kabul ettirdi. Bu değişimi Emre'nin çıkmasına bağlayanlar var.
Mustafa Denizli, Fenerbahçe'den bir şey olmayacağını anladığı için biraz daha aktif oynamaya başladı. İlk yarı biraz kontrollüydü, biraz daha aktif oynamaya başladı, biraz daha aktif oynayınca da kaleci hatalarıyla beraber maçı çevirmeyi başardı.

_Beşiktaş kupa maçının yorgunluğuna rağmen puana çok ihtiyacı olan Ankaragücü karşısında da farklı bir galibiyet elde etti. Takımın iyi bir grafik yakaladığını söyleyebilir miyiz?
Önemli bir maçtı. İki takım açısından da gerilimi yüksek bir maçtı, kim ne derse desin!.. Birisi şampiyonluğa oynuyor ve sahaya çıkarken Sivas'ın gerisinde puan cetvelinde. Çünkü avuçtaki kuş daima daldaki kuştan iyidir. Sivas puanını almış, liderliğe yükselmiş. Beşiktaş geride, kazanmak zorunda, Ankaragücü de tehlikede. Küme düşebilir. Üstelik Ankara'da, suni çimde oynanıyor. Ankaragücü, sene başından beri orada oynadığı için zemine alışık. Oysa Beşiktaş için değişik bir saha. 3 gün evvel de kupa finali oynamış. Buna rağmen böyle bir maçı kazanabiliyorsa Beşiktaş çok önemli. Kendi sahasında Büyükşehir Belediyesi'ne yenilen Sivas'la, deplasmanda Ankaragücü'nü yenebilen Beşiktaş arasındaki farktır şampiyonu belirleyecek olan...

G.SARAY'I YENEBİLİR
Beşiktaş son düzlükte atak yapmayı bilen bin 500 metreci gibi koşuyor, Sivasspor ise bin 400 metrede bütün enerjisini kullanıp, son düzlükte düşe kalka giden acemi atlet gibi! Böyle olduğu zaman koşullar Beşiktaş'ın lehine görünüyor. Ama tekrar söylüyorum, hâlâ söylüyorum: Matematiksel olarak düşenler ve kalanlar belli oluncaya kadar bu ülkede her takım şampiyon olabilir, her takım düşebilir. Çünkü futbol düzeyi çok ama çok düşük. Küme düşmesi kesinleşen takımlar, şampiyonluğa oynayan takımların canına okuyabiliyorlar. Bu aşağıdaki takımların çok iyi futbol oynadıklarından değil, yukarıdaki takımların çok kötü futbol oynamasından kaynaklanıyor. Türkiye'deki futbol yelpazesinin daralması aşağıya doğru oldu. Yelpazenin alt ucu sabit duruyor, üst ucu kapandı. Halbuki gönül ister ki üst kısmı sabit dursun, alt ucu yukarıya doğru kapansın. Hayır öyle bir şey olmadı. Türkiye'de tam tersi oldu. Şimdi bu hafta Galatasaray'ı yenebilir Beşiktaş ama kadro olarak baktığınız zaman Galatasaray, Beşiktaş'tan çok iyi.

Hairdesigner
21-05-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1268.jpg Yıldırım mı, Kalkavan mı?
Aziz Yıldırım giderse ne olacak sorusu hem yönetenlerin performansını düşürdü hem de camiayı çaresizliğe itti


Tam dokuz yıl sonra Fenerbahçe iki başkan adayı ile kongre yapacak. Yaptığı tesisler ve yatırımlar sonrasında kulübün hızla zenginleşmesini sağlayan Aziz başkana, kongrelerde bugüne kadar rakip çıkarmamıştı. Geçen zaman, Fenerbahçe'nin politik dinamiği olan grupları da silerken, Aziz Yıldırım'ı tek ve en güçlü odak haline getirdi. Ama "tek adamlık" veya başkanın deyimiyle "tek reislik" Denizlispor travması ile başlayan son dört senede sarı-lacivertli kulübü uçurumun eşiğine kadar getirdi. Yanlış teknik adam ve futbolcu seçimleri sportif başarısızlığı, aşırı savurganlık ve değerini bulmayan harcamalar da 160 milyon dolarlık borçlanmayı beraberinde getirdi. Zaten Şadan Kalkavan'ın adaylık nedenlerinin en başında da bu geliyor. Kalkavan, tribünlerdeki ve üyelerdeki bölünmeyi fark ederek, Fenerbahçe'nin Aziz Yıldırım'ı destekleyenler ve desteklemeyenler olarak ikiye bölündüğünü, karşı grupta olanların Fenerbahçeli sayılmadığını belirterek, "Camiaya tekrar sevgiyi getireceğim" dedi. Gerçekten de bu süreçte herkesin kafasındaki soru "Aziz Yıldırım giderse ne olacak?" şeklindeydi. Rakipsizlik, alternatifsizlik, hem yönetenlerin performansını düşürdü, hem de camiayı çaresizliğe itti. Halbuki gerçek bu değil. Çok önemli isimler Fenerbahçe'de başkanlık yapmak için plan ve imkân sahibi. Ama Aziz Yıldırım'ın karşısına çıkmak istemiyorlar. Büyük bölümü saygılarından, küçük bölümü ise çekindiklerinden, beklemedeler. Bu nedenle Aziz başkanın son istifanın ardından yaptığı dönüş konuşmasında, "Zaten aday da çıkmadı ki" şeklindeki beyanına, Mehmet Ali Aydınlar kürsüye çıkıp tepki gösterdi ve "Ben buradaydım ve hazırdım" açıklamasını yaptı. Fenerbahçe kongre üyeleri pazar günü, iki değerli isim arasında seçim yapacaklar. Bir yana Aziz Yıldırım ile büyümeyi ve daha fazla borçlanmayı, bir yana da Şadan Kalkavan ile sevgiyi ve profesyonelliği koyacaklar. Kulübün geleceğinin hangisinde olduğuna, buna göre karar verecekler.

Hairdesigner
21-05-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1754.jpg Hakkımız bu kadar

İstanbul'daki tarihi finale bir Türk takımı veya Türk hakemi gönderemedik ama şehrimiz, stadımız ve seyircimizle finaldeki yerimizi aldık. Futbolumuzun geldiği noktada hak ettiğimiz de bu kadardı zaten. Werder Bremen'in kağıt üzerindeki değeri 140 milyon, Shakhtar'ınki ise 110 milyon euro. Kalite ve tecrübe olarak, hatta "kurumsal ******** itibarıyla, Werder Bremen maç öncesi net favori olmalıydı. Ancak, toplam değerleri 45 milyon euroyu bulan Diego, Mertesacker ve Almeida'nın Werder adına forma giyemiyor olmaları, finale denge getiriyordu. Ben bu yüzden ısrarla karşılaşmanın ortada olduğunu iddia ettim ve Fotomaç İddaalıyız ekinde 90 dakika itibarıyla "beraberlik" önerdim. Werder, eksiklerine rağmen çok koşacak ve takım olarak kalitesini konuşturacaktı. Lucescu'nun da eksik Werder karşısında çok iyi önlemler alacağı da tüm dünyanın bildiği bir gerçekti. İki takımın da birbirini yenmesi zordu. Nitekim öyle bir maç oldu. Diego'nun yokluğunda liderliğe soyunması beklenen Mesut Özil, yeterince ön plana çıkamadı. Shakhtar özellikle sağ kanatta, oyunu mükemmel derecede iki yönlü oynayan İlsinho'yla etkili oldu. Kendi sahalarında çok iyi kapandılar ve Werder'e boş alan bırakmadılar. Topu kazanınca da ayağa ve dikine pasla süratle hücuma çıktılar. Almanlar da beklediğimiz gibi disiplinli takım oyunları, kalite ve tecrübeleriyle rakiplerine ayak uydurdular. Dengeli, mücadeleci, modern futbolun gereklerinin yerine geldiği bir final izledik. Kupanın galibini futbol adına anlık ve küçük farklar belirleyecekti. Öyle de oldu. İspanyol hakem Cantalejo ise kalitesini yine konuşturdu. Pozisyonlara çok yakındı. Otoritesi her an hissedildi ama finalin önüne geçmemeyi de başardı.

Hairdesigner
21-05-09, 02:38
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Tebrikler Luce'ye

Kadıköy dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Sabah saatlerinde başlayan hareketlilik, esnafın da yüzünü güldürdü. Çok güzel manzaralara şahit olduk. Her iki takım taraftarları kol kola şarkılar söylerken, bizimkiler de onlara dahil oldu. Gerçekten Kadıköy, Bağdat Caddesi ve Kalamış'taki ****lerde, restoranlarda hep bu görüntülere şahit olduk. F.Bahçe'nin kendi emekleriyle yaptığı Şükrü Saracoğlu Stadı ülkemizin gurur kaynağı oldu. 60 ülkede, 200 milyon kişi bu maçı seyretti. Gerçekten bizim için iyi bir propaganda oldu. Maça gelince... Başlama vuruşundan önce çok zevkli bir maç seyredeceğimi düşünmüyordum. Hatta "Sıkıcı geçebilir" diyordum. Ama yanıldım, iyi ki de yanılmışım. Oyuna Shakhtar iyi başladı. Sürekli savunmanın göbeğindeki ikilinin arasında dolaşan Adriano daha 5'te yüzde yüzlük bir pozisyonu atamadı. Aynı futbolcu 25'te bu kez affetmedi. Werder Bremen'in Diego ve Almeida'yı çok aradığı anlarda imdatlarına Shakhtar kalecisi ve savunması yetişti.

Kaleciler damga vurdu
Lucescu, takımını fazla motive etmiş. Çok gereksiz sertlikler ve fauller yaptılar. Bunlardan bir tanesi golle neticelendi. Naldo'nun uzaktan ama çok sert frikiğini kaleci Pyatov büyük bir hatayla kendi kalesine tokatladı. Arkadan bir iki pozisyon daha yaşadık ve takımlar ilk 45 dakika sonunda 1-1'lik skorla soyunma odasının yolunu tuttular. İkinci devreye Alman takımı daha ihtiyatlı başlarken Shakhtar işi uzatmalara bile götürmek istemeyen bir futbol ortaya koydu. Devrenin büyük bölümü Bremen kalesi önünde oynandı. Ama en önemli pozisyonu da Pizarro'nun kafasıyla Bremen yakaladı. İlk golde büyük hatası olan Pyatov, yaptığı kurtarışla maçın kaderini değiştirdi. Uzatmalarda, sahanın yıldızı Srna'nın mükemmel asistiyle buluşan Jadson, UEFA Kupası'nın sahibini belli eden golü attı. Bu golde de Bremen kalecisi Wiese'nin hatası büyüktü. Kalecilerin damgasını vurduğu bir maç izledik. Gurbetçimiz Mesut Özdil'i aradık ama bulamadık. Neticede hak eden taraf kupayı aldı. Lucescu ve talebelerini tebrik ederim.

Hairdesigner
21-05-09, 02:38
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg 180 dakika

Kim şampiyon olur? Bu sorunun yanıtı, 180 dakika kalmasına rağmen, hâlâ yanıtını bulmuş değil. Puan cetvelindeki rakamlara bakan herhangi birisi, sorunun yanıtını "Beşiktaş" olarak verebilir. Ancak "Yüzde 100 Beşiktaş" diyemez... Beşiktaş'ın son 16 haftasını gözden geçiren herhangi birisi, soruya "Beşiktaş" diyebilir. Ama "Yüzde 100 Beşiktaş" diyemez... Son 16 hafta içinde Sivasspor, Trabzonspor, G.Saray ve F.Bahçe'nin korkunç puan kayıplarını inceleyen herhangi bir futbolsever Beşiktaş'ın inanılmaz tırmanışıyla bunları yan yana koyar ve "Beşiktaş şampiyon" diye kestirip atabilir. Ne var ki "Yüzde 100 Beşiktaş şampiyon" diyemez... Bu soruya şu anda hiçbir Beşiktaşlı "Yüzde 100 şampiyonuz" yanıtını veremiyor. Kişisel kanıma göre, Sivasspor ve Trabzonsporlular bile Beşiktaş'ı şampiyonluğa daha yakın gördükleri halde, bu soruya henüz doğru yanıt veremiyorlar.

Böyle güzelini yaşamadık!
Çünkü son iki haftada her şey olabilir. Beşiktaş bu hafta kazınırsa, % 100 olmasa bile % 99 şampiyon olur. Aslına bakarsanız Beşiktaş'ın hem bu hafta, hem de son hafta çok zorlu iki rakiple karşılaşacağı bir gerçek. Sivasspor ve Trabzonspor için kalan 180 dakikanın kolay olduğunu da hiç kimse iddia edemez. Sivas kendi evinde G.Birliği önüne çok gergin çıkacak. Çünkü Gençler'in matematik hesapları, kendilerine küme korkusu hissettiriyor. Sivas bu hafta puan kaybederse, haftaya kazansa bile kopabilir. Trabzonspor bir dalgalanma bekliyor. Hem Beşiktaş'ın hem Sivasspor'un son iki hafta türbülansa girebileceğini hesaplıyor. Uzun lafın kısası, lig bu hafta şampiyonunu tayin edebilir veya son haftanın son dakikasına işi sarkıtabilir. Vallahi böyle güzel bir ligi de daha önce yaşamamıştık..

Hairdesigner
21-05-09, 02:38
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Son gülen iyi güler

İzmir yine hüzünlü. Kasımpaşa'nın Süper Lig hasreti kısa sürdü. Mersin, Bank Asya 1. Lig'de Tarsus, Çorum, Tokat Yükselme Grubu'ndan; Dardanel, Karadeniz, Denizli Belediye, Konya Şeker ve Şanlıurfa klasman gruplarından extra playoff'a kaldılar. Bu takımlardan biri daha Bank Asya 1. Lig'e çıkacak 3. takım olacak. Vanspor kendi evinde oynadığı ve hükmen yenik ilan edildiği Eyüp maçının faturasını çok ağır ödedi. Önce Bank Asya 1. Lig'e çıkma imkanını, şimdi de extra play-off şansını kaybetti. "Öfke ile kalkan zarar ile oturur" sözü bu takımımızın durumunu çok iyi özetliyor doğrusu

Hoş geldin Paşam!
Şimdi bir çırpıda Bank Asya 1. Lig, extra play-off takımları ve 2. Lig maçlarına göz atıyoruz Kasımpaşa'nın Süper Lig hayalleri kaderin cilvesi midir nedir hep İzmir takımları ile mutlu sona ulaşıyor. Daha önce de bir başka İzmir takımı Altay'ı 2006-2007 sezonunun play-off finalinde, uzatma dakikalarında yakalayıp penaltı atışları ile geçen Kasımpaşa, bu sezon Turkcell Süper Lig'e yine bir İzmir takımı olan Karşıyaka'yı yenerek 'merhaba' dedi. İstanbul temsilcisi bu sezon Manisa ve Diyarbakırspor'dan sonra Süper Lig'e çıkan 3. takım oldu. 1 sezon aradan sonra yeniden lige dönen takımda, attığı gollerle sonuca en çok katkı yapan Erhan Küçük dikkat çeken bir oyuncu oldu.

120. dakika golü!
İlk maçta Altay-Kasımpaşa arasında oynanan ve 120. dakikada Kasımpaşa'nın korner sonrasında attığı, hakem Özgüç Türkalp tarafından sayılmayan gol, turnuvanın en akılda kalan olayı olarak notlara düştü. Penaltılar Kasımpaşa lehine sonuçlanmasaydı, "seyreyleyin şimdi gümbürtüyü" derdim.

Boluspor şaşırttı
Turnuvanın sürpriz beklenen ama tam bir hayal kırıklığı yaratan takımı Boluspor oldu. İlk maçta elendiler. Tutuk bir oyun sergileyen Serhat Gülleri'nin öğrencileri, belli ki bu turnuvaya çok fazla konsantre olmuşlar! Kaleci Atacan da 2 penaltı kurtarışıyla dikkat çekti. Boluspor için belleklerde kalan play-off güzelliği ise ASAŞ Stadı'nda yerini alan ve centilmence takımlarına destek olan 7 bin taraftarıydı.

İzmir nereye? Hep söylenir; "Maç biter, umut bitmez!" diy. Bu sözü, Süper Lig özleminin de had safhada olmasından dolayı avunmak adına İzmirliler daha sık söylüyorlar. Koca bir şehir ha bugün, ha yarın diye diye yıllarını heba etti. Turnuvada dört takımdan ikisi İzmir takımı olmasına, finalde de bir adım mesafede yer almasına rağmen yine çıkılamaması üzüntüyü artıran sebep oldu.

Hairdesigner
21-05-09, 02:38
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Aynadan yansıyanlar

Sana hoca beğendiremiyoruz söylemi ağır. Hiç öyle şey olur mu? Kaç kere yazdım tarif ettim; aynayız biz, üzerimize vuranı yansıtırız. 15 seneyi doldurmuşum köşelerde. Takip edenler bilir. Hiç sevmediğim, sevmediğimi belli ettiğim isimleri bile övmüşümdür. İyiye iyi, kötüye kötü çıkar bizden. "Lafı söyleyene değil, söyletene bakın" demiş üstat. Dahası, biz yazdık diye kaybetmez takım. Saha içi görevi olanlar işini eksik yaptığı için istenmedik sonuç çıkar. Futbol yazmaya çalışıyoruz, magazin değil. Tribüne oynamak kolay. Bu ülkede her ligde forma giymişim. (En fazla da 1. Lig.) Kupa şampiyonu, 2. Lig, 3. Lig şampiyonluğu, küme düşmenin acısını, kazanmanın tadını kılcal damarlarıma kadar tatmışım. Almanya'dan B diploma, bu ülkeden A diploma almışım. 8 yaştan 18 yaşa kadar her yaş grubuyla bir yıl çalışmışım. 3 senedir 3. Lig'in çamurunda patinaj yapıyorum. Bırakın da başkalarından başka yazalım.

Şenol hocayı tek geçerim
Mustafa Denizli'nin '96. dakika' yorumu ilgilendirmez beni. Sercan'ın sadece futbol topuyla olan diyaloğuna yorum geçerim. Daha dün kardeşim Ahmet Özen'in uygulamalarını değerlendirdim. İşe yaramayan ileri ikilinin dörde çıkarılmasının faydasızlığını tarif etmişim. Bugün tesislerden haber geliyor, tek forvet, kalabalık orta saha, hoca sistemde değişikliğe gidiyor. İşimiz sadece futbol. Kimseye hizmet yazmaz kitapta. Teknik adamlar içinde Fatih Terim'i ikinci sıraya, Şenol abiyi 1. sıraya yazarım. Çok sevip beğenmeme rağmen, her uygulamasına sorgulamadan doğru diyemem. Çok kere eleştirmişimdir ikisini. Son bir şey; iyi yaptığında Erdoğan Arıca'yı, Hikmet Karaman'ı, Güvenç Kurtar'ı bile övmüşüm... Yanarım yanarım o ayrılan hoca için boşa çıkan öngörülerime yanarım. Tutturamadı standardı, hem kendi kaybetti, hem Trabzonspor.

Hairdesigner
21-05-09, 02:38
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg İmza ayıbı

G.Saray tarihinin en büyük ayıplarından biri, yani hiç olmayanı şu günlerde herkesi şaşırta şaşırta devam ediyor. G.Saray tarihini en iyi tanıyanlardan biri olan Kemal Onar'a sordum "G.Saray tarihinde imza ile genel kurul yapılmış mıdır?" Cevap açık ve netti: "Asla bu şekilde genel kurula gidilmedi" Ben bu konu da geçen hafta bir yazı yazacaktım. Ancak imza toplanmasını fazla önemsemediğim için fazla üstüne gitmemiştim. Şimdi görüyorum ki yakın zamanda koltuğu bırakan, eski başkanlardan birinin güdümlü adamlarından bir kaçı ellerinde kalem-kağıt, genel kurul yolunda imza toplamakla meşguller. Bu imza toplamak için yapılan çalışmalara söylenecek tek laf "AYIP" kelimesini kafalara vura vura söylemektir. Bu kelimeye şu sözleri ilave etmek isterim: "G.Saray'ı ayağa ve sokağa düşürmeyin" G.Saray'da yöneticilik yapan ve şimdi de başkanlığa adaylığını koyması istenen Adnan Öztürk, önce çok samimi olmalı. Dürüstçe bildiği ne kadar pislik varsa açıklamalıdır. Ben Öztürk'ün neler bildiğini çok iyi biliyorum. Şimdi ben 3 tanesini ona sorayım, o da onlara cevap verip açıklamalara başlasın.

Öztürk konuşmalı
1-G.Saray'a Seyrantepe'de verilen 275 bin metrekarelik arazinin 200 bin metrekarelik kısmı ile aynı arazi üstündeki bir bankanın bloklarının satış gelirlerinin elden kaçırılması nasıl oldu ve kim kaçırdı? 2-Ribery'nin transferine ödenmesi gereken para ödendi mi, ödenmedi mi ? Ödenmediyse o para nereye yatırıldı. Ayrıca Ribery nasıl ve neden gitti? 3-Sayın Öztürk, daha önce G.Saray'dan atılmasını istediğiniz Sinan Kalpakçıoğlu ile Bülent Tulun ve sizin hakkınızda daha önce söylemediğini bırakmayan Sayın Özhan Canaydın'la bir araya gelip toplantı yaptınız mı? Bir kere daha yazayım. Sayın Öztürk, "Benim bu işlerle ilgim yok" diyebilir. Benim bildiğim bir şey daha var. O da bu ve daha başka olayların dosyalarının onun da elinde olması. Öztürk başkan olmak istiyorsa yapacağı tek şey var, o da bildiği pislikleri açıklamak. Ancak o zaman temiz bir Galatasaray'a gelebilir.

Hairdesigner
22-05-09, 03:08
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Bir bira şişesi

Kasımpaşa-Karşıya maçı dönüşünde, Karşıyakalı taraftarları taşıyan otobüsten atılan bira şişesi bir can aldı. Atılan şişeye çarpmamak için kullandığı motosikletin direksiyonunu kıran eczacı kalfası Ramazan Aydın, kamyonun altında kaldı. Katil de otobüsün içinde. O çocuğun ölümü, nasıl da sıradan bir haberdir gazetelerde. Can almaya meyilli olanlar için, nasıl da kolay bir eylemdir, otobüsten atılan bira şişesi. Taraftar topluluklarının içinden biri çıkmaz mı, "Oğlum atma o şişeyi, birinin canı yanar" diye. Bir ricadır insanlık adına. Nefret bataklığına saplanan bir ülkede, taraftarlığın töresidir, insanları öldüresiye dövmek. Ya da birilerini öldürmek isteği. Futbol ve katliam birbirine hiç yakışmıyor ama yakıştıran var. Peki, katili teşhis edip, yargı önüne çıkaracak yürek, koca otobüste kaç kişide var? Sadece Karşıyaka değil, böyle taraftarlık her takımda mevcuttur. Üç büyüklerde, diğerlerinde... Her takım delikanlılıkta eline su döktürmez! O yüzden kanla yıkarlar ellerini... Üzerinden bir hafta geçti. Ölen insanı düşünen var mı? Bir insanın anne karnında gelişmesinden doğumuna ve akıl çağına ulaşmasına kadar en az 20 yıl gerekiyor. Onun yapısını anlayabilmek için 30 asra ihtiyaç var. Ruhla ilgili gerçeklerini öğrenebilmek için neredeyse sonsuzluğa uzanmak zorundayız. Oysa onu öldürmek için bir bira şişesi yetiyor. Şimdi ölen insanın ailesini kim düşünür? Taraftarlar mı? O motosiklete sahip olmak, şampiyon olma düşlerinden bin kere daha fazla emek gerektirmiştir de, kim fark eder? Yöneticiler mi, yoksa meseleyi geçiştiren gazeteciler mi? Alt tarafı bira şişesi. Üst tarafı ölüm. Bir bira şişesinden daha gerçekçi, ne anlatabilir bu ölümü? Kayıtlara kaza diye geçer belki, bal gibi cinayettir. Katil de bir otobüsün içindedir. Bilinmelidir ki, o kalfacı çocuğun annesinden yayılan ahlar... O otobüsün içindeki insanların kulaklarında çınlayacaktır... Mahşere kadar!

Hairdesigner
22-05-09, 03:08
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Satranç oyunu!

Lig artık satranç oyununa döndü, hamlesini iyi yapan bu oyunu kazanacaktır. Ligin bitimine iki hafta kaldı Beşiktaş, iki puan farkla avantajlı ama iş bitmiş değil. Sivasspor, G.Birliği'ni yendiği takdirde, Beşiktaş'ın Galatasaray karşısında puan kaybetmesini bekleyecek. Futbolda her şey olabilir, bu nedenle bu heyecan son haftaya kadar sürecek gibi. Sivasspor; Gaziantep ve Belediye yenilgisi ile büyük avantaj kaybetti. Belki de pazar günü G.Birliği'ni yenip bir ilke imza atarak şampiyon olacaktı ama kısmet değilmiş. Sivasspor, Hacettepe galibiyeti ile son iki yenilginin stresini üzerinden attı. Bu nedenle G.Birliği maçına rahat çıkacak. Teknik direktör Bülent Uygun futbolcularından sabırlı olmalarını isteyecek çünkü yapılacak bir hatanın faturası ağır olur. Şampiyonlar Ligi derken bir de bakarsın ki Sivasspor, UEFA' da. Sivassporlu futbolcular elbette yorgun.

Musa ve Dereli yoruldu
Çünkü, ilk kez böyle bir şampiyonluk potasındalar. Bu potada rakiplerinin erimesini beklemek kendilerinin elinde, önce sen kendi maçını kazanacaksın. Sivasspor orta alanda iyi oynadığı zaman sonuca gidebiliyor. Sezer yok ama Sylla büyük ihtimalle oynayacak. Sivasspor'da son üç maçta sağ kanatta biraz arıza var. Abdurahman Dereli ve Musa yorgun. Dereli eskisi gibi ileri çıkamıyor çok hata yapıyor. Sivasspor'un bugünkü başarısı futbolcuların sahaya takım oyununu yansıtmasından kaynaklanıyor. Bireysel yetenekler birleştirildiği zaman sonuca gitmekte zorlanmıyorlar. Herkes şunu söylüyor: "Bülent Uygun çok konuşuyor, Anadolu'da Sivasspor'a olan sempati de azaldı." Ben buna katılmıyorum. Anadolu, Sivas'a olan sempatisini hiçbir zaman kaybetmedi. Aksine büyüdü. Çünkü Yiğidolar büyük iş başarmış durumda.

Hairdesigner
22-05-09, 03:09
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Gün bugündür!

Beşiktaş yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi. Pazar günü ezeli rakibi Galatasaray'ı yendiği taktirde diğer maçların sonuçlarına göre belki de son maçı beklemeden tur atacak... Benzer bir mutluluğu 100. yılında yine Galatasaray karşısında yaşamıştı Kartal... O gün Sergen sahne almış ve zor maçı kolay yapmıştı. Şimdilerde yeni Sergen'lere ihtiyaç var... 100. yıl ruhunu sahaya yansıtmak, rakiplerinin ne yapacağını hesap etmeden kazanmaya oynamak var... Belki Bobo takacak Sergen maskesini, belki Holosko, belki Tello, belki Nobre, belki de Yusuf... Biri mutlaka o rolü üstlenmeli, bu büyük maçta, büyük oynamalıdır. Biri derken bir kişiden bahsetmediğimiz bellidir elbet... http://www.fotomac.com.tr/2009/05/22/im//80B76B57D00C944E96A72981y.jpg Her Beşiktaşlı futbolcu bugün bir Sergen olmalı, 100. yıldaki şampiyonluğu hatırlamalı ve hatırlatmalı... Mustafa Denizli'nin kariyeri böyle final maçlarıyla dolu... Takımını bu maça en iyi şekilde hazırlayacağına şüphe yok. Özellikle motivasyon anlamında bir problem yaşamayacaktır siyahbeyazlı oyuncular... Bugüne kadar yapılması gereken yapıldı, geriye, şimdiye kadar verilen emeklerin karşılığını almak için son bir gayret göstermek kalıyor. Onu da yapacaktır Beşiktaşlı futbolcular... Rüştü, Hakan, Üzülmez, Toraman, Zan, Zapo, Sivok, Ekrem, Cisse, Ernst, Tello, Holosko, Bobo, Nobre, Delgado, Serdar Kurtuluş, Serdar Özkan ve yılların tecrübesi Yusuf'un büyük emekleri sayesinde bugüne gelindi. Artık buradan yarış vermek ne Beşiktaş'ın tarihine yakışır ne de bu futbolcuların kalitelerine. Zor bir maç olacaktır orası kesin... Bu zor maçın ezeli bir rakiple olması ayrı bir heyecan, ayrı güzellik olduğu gibi ayrı bir zorluktur da ona da şüphe yok. Ama özlem büyük... Beşiktaşlı futbolcu son iki 90 dakikada akıtılacak ter karşılığında ne büyük bir sevinç yaşanacağının, milyonların nasıl sokağa döküleceğinin farkında olmalı... Şampiyonluk heyecanı, onların performanslarını artırıp, işlerini kolaylaştıracaktır şüphesiz... Yapmaları gereken tek şey güçlü rakiplerini saygı duyarak oynamak... Eğer iki hafta önceki Fenerbahçe yenilgisinden bir ders aldıysalar, Galatasaray önünde zorları kolay yapacaklardır... İnanmış bir Beşiktaş, inandığını başaracak güce de sahip olacaktır kuşkusuz... Böyle bir günde taraftara düşen karnaval havasında takımı desteklemek ve skor her ne olursa olsun hiçbir şekilde, hiçbir şeyi abartmamaktır... Şampiyonluk gelecekse, tribünlerden sahadakilere kadar doğru adımlar atmasıyla gelecektir... Sezon başından beri ezeli rakipleri Galatasaray ve Fenerbahçe'nin yanı sıra Trabzonspor ve Sivasspor'la çok zevkli bir yarış içinde olan Kartal şimdi istediğini elde edebilecek noktaya gelmiş durumdadır... İş zor ama ödül büyüktür... Gün herkesin üzerine düşeni yapması günüdür.

Hairdesigner
22-05-09, 03:09
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Güneş nasıl doğmalı?

Trabzonspor bir yandan Şampiyonlar Ligi şansını kovalarken diğer yandan da gelecek sezonun başarı olasılığını artırmaya yönelik çalışmalar yapıyor. Teknik adam olarak elbette Güneş ismi ağırlıklı. Bu Yanal'ın ayrıldığı ilk gün de öyleydi, bugün de böyle. İnsanların bünyeye en faydalı organik gıdalarla beslenmeye çalıştığı bir dünyada, Trabzonspor kurumunun da yapıya uygun organik hocayı seçmesi doğal. Eskişehir maçının önemini unutmadan bu konuda iki cümle edelim burada, izninizle.

O davayı unutmalı
Şenol Güneş, Trabzon'daki son görev dönemine istemeden ve hazır olmadan, en çok da bugünkü icracı Hayrettin beyin ısrarıyla başlamıştı. Federasyondan ayrılış şekli ve Ulusoy'la devam eden maddi manevi hesabı aklına takılmış bir halde Trabzonspor'a verebileceğinin en iyisini vermeye çalıştı. Takımı neredeyse şampiyon yapıyordu ki Papila isimli bir karakteri kullanan güçlere takıldı. Bu başarıya rağmen Güneş işine tam konsantre olamadı. Transfer sezonunu başarısız geçirdi ve Şampiyonlar Ligi ön elemesini geçemedi. Her maçtan sonraki basın toplantısında sözü "farkında olmadan" federasyona ve yenen hakkına getirmesi dikkat çekiciydi. Sezonun ilk yarısında ayrıldığında "Bir yanlış her doğruyu götürür" başlıklı bir yazı yazdım. Hazır olmadığı bir dönemde göreve getirilmesinin yanlış olduğunu ve bu yanlışın Trabzon'un diğer doğrularını da bozarak Aktuğ yönetiminin de sonunu getirdiğini anlattım.

Büyük iş yapma zamanı
Şimdi orada değiliz, ancak Güneş'in aynı dosyayı, Türkiye'de kaybetmiş olduğu davayı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürmeye çalıştığından korkuyorum. Burada bir durmak lazım bence. Güneş benim için en yüksek derece Trabzonsporlu ve yakın bir dosttur. Ancak Trabzonspor rahmetli babamdan bile önce gelmiş bir sevdiğimdir. Ona zarar gelmesine gönlüm hiç razı olmaz. Güneş, Trabzonspor'a dönecekse mutlaka eski defterleri kapatıp dönmeli, sadece bir konuya odaklanmalı ve "Öğreten Adam" tiplemesinden arınmalıdır. Hepimiz Güneş'in adı gibi aydınlık, aydın, felsefe sahibi bir kişi olduğunu biliyor ve saygı duyuyoruz. Ancak Trabzon'da dönem büyük sözler söyleme değil büyük işler yapma zamanı. Şenol hocanın da bunu yapacak birikimi ve yeteneği vardır. Yeter ki istesin, yeter ki sadece bu hedefe yoğunlaşsın.

Hairdesigner
22-05-09, 03:09
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Zor bir soru!..

Önceki gün UEFA finali oynandı. Bremen mızıkacıları ile Shakhtar karşı karşıya... Küçük bir test yaptım, etrafımdaki en az 10 kişiye sordum: "Shakhtar'dan kaç oyuncu biliyorsunuz?" Kocaman bir sıfır çektim. Ders 1: Başarı için ille de feneri sönmüş yıldız almaya gerek yok, birbirini tamamlayan takım kurmak daha önemli... "Peki hiç kimseyi bilmiyor musunuz?" diye ısrar ettim, tabii ki tek cevap aldım: "Lucescu!" Ders 2: 'Yıldız' diye tarif edilen şey ille de büyük paralar sayılan oyuncular olmayabilir, şu anki UEFA şampiyonunun tek yıldızı hocası... Sonra maça baktık, tek tek ya da ayrı ayrı tanıdık oyuncu bulmakta gerçekten zorlandık. Tek aşina olduğumuzu kaptanları Srna. Ders 3: İlle de yıldız ve tanınmış isim alacağım diye milyon euro'ları harcamak yöneticilik değil... Sonrasında daha da ilginç bir şey gördük, bu Srna aynı zamanda oyun kurucu... "Nasıl yani yahu?" dedim kendi kendime, "adam sağ çizgide oynuyor." Ders 4: Bu oyun kurucu denilen şahsiyet orta alanda kendine bahşedilmiş, tahtına kurulup iki adım öteye geçmeden oynayan kişi değil. Bütün sezon boyunca iki güzel gol, üç ara pası versin diye bir adama on milyonlarca euro yatırmak akıl karı hiç değil. Takımın santrforu sadece 22 yaşında. Bütün Bremen defansını perişan ettiği gibi o çelimsiz fiziğiyle sırtı dönük pivot oynamanın ince derslerini sergiledi... Lucescu'nun takımını izlerken fair-play ruhunu yücelten büyük centilmen Özhan Canaydın'ın Galatasaray ruhunu nasıl katlettiğini bir kez daha görmüş oldum... Son ders bir soru: Bunca yılın ardından onca isim gelip geçerken Galatasaray, Lucescu ile devam etseydi, bugün Saracoğlu'nda kupayı kaldıran renkler sarı-kırmızılı olabilir miydi? Zor soru zor...

Hairdesigner
23-05-09, 03:07
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg İnsaf yani!

Aziz Yıldırım'ın eleştirilecek çok yanı var. Misal, bazı kişi, konu ve kesimler karşısında takındığı tavır hoyratlık düzeyine varıyor, adeta kulağı duymuyor, söylediklerini. Şahsıma da çok haksızlığı oldu. Eleştirilerimden hareketle, beni de 'Fenerbahçe düşmanları' arasında gördü. Sırf bu nedenle 'Tuana'nın Babası Rüştü' adlı kitabımın Fenerium'da satılması yasaklandı. Yani yanlışları, kırıp-döken tavırları az değil başkanın. En son örneği, 24 Mayıs Kongresi için başkanlığını açıklayacağı basın toplantısında Fenerbahçe muhabirlerine kapıların kapatılmasıdır. Şüphe yok ki 'Avrupa'da bir kupa' vaadiyle yola çıkılan sezona İspanya dışında hiç tecrübesi bulunmayan Aragones'le başlamanın da bağışlanacak yanı yoktur. Ya daha teknik direktör tayin edilmeden (Burak Yılmaz örneğindeki gibi) pahalı transferlere ne demeli. Bütün bu yanlış tavır-uygulamaların altını elbette çizmeliyiz. Ama insaf. Buradan hareketle, sportif başarısızlıktan söz etmek veya Fenerbahçe Gemisi'nin karaya oturtulduğunu söylemek, kulübün Türkiye'nin 2000'li yıllarda en iyi yönetilen kurumlarının başında geldiğini inkâr etmek vicdanla bağdaşır mı? Tamam, "Bu kadro geçen sezonkinden iyidir, Aragones benim kafamda bir teknik direktördür" ve "Futbolu en iyi bilenlerden biriyim" raconu keserek başladığı sezon, düş kırıklığıyla sonuçlanmıştır Aziz Bey için. İyi de bu ülkede üç kişiden biri "Türkiye'de spor, futbola indirgendi" diye yakınıyorken, Aziz Yıldırım'la amatör branşlarda çağ atlayıp, tesis ve kaynak yaratmakta ezeli rakiplerinin bile hayranlığını kazanmadı mı Fenerbahçe?

Aşkla çalışıyor
En önemlisi, Türkiye'nin göğsünü kabartan UEFA finalinin oynandığı bir stada bizi kavuşturan kişi Aziz Yıldırım değil mi? O halde eğri oturup, doğru konuşalım. Kaldı ki aidiyet konusunda sahici davranan, kulübüne ve ülkesine aşkla hizmet edenlere yazık etmiş, ama "zübük" leri yıllarca ödüllendirmiş bir geleneği var ülkemizin ne yazık ki. Süleyman Seba ve Aziz Yıldırım gibi kulüplerine aşkla bağlı, kişisel ikbal kaygısı taşımaksızın aidiyet duygusu taşıyanlara ülke kurumlarının ihtiyacı var. Hele de köşe başlarına zübüklerin tünediği çağımızda.

Hairdesigner
23-05-09, 03:07
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Yarın seçim var

Fenerbahçe'nin üç yılda bir yapılan olağan kongresi bugün toplanıyor. Konuşmalar bugün, seçim ise yarın yapılacak. Türk futboluna ve kulübe hayırlı olsun. Aziz Yıldırım'ın karşısına uzun yıllar sonra ilk defa ciddi bir rakip çıkıyor. Şadan Kalkavan ve arkadaşları ilk demeçlerinde hatalı davransalar da medyayı ziyaretlerinde kendilerine yaraşan olgun bir davranış içindeydiler. Zira başarılı olsalar da yönetimlerin seçimlerde güçlü rakiplerle mücadeleleri ve eleştirilmeleri kulüplerin yararınadır ve gelişmelerini sağlar. Ancak bu eleştirilerin haklı, adil olması ve kırıcı davranılmaması Fenerbahçe'nin birliği bakımından önemlidir. Hemen belirteyim 58 yıllık gazeteciliğimin yanında 55 yıldır Fenerbahçe üyesiyim. Yüksek Divan Kurulu'nda da bulunuyorum. 65 senedir de yönetimlerle yakınlığım vardır. Büyük kaptan Zeki Rıza Sporel'den bu yana kulübe hizmet eden başkan ve yöneticilerin icraatlarını gördüm. Güneş balçıkla sıvanmaz.

Heykeli dikilmeliydi
Gerek çok sayıdaki tesis, gerekse her spor branşındaki devamlı başarılar yönünden Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'ye öncekilerin toplamından fazla şeyler kazandırdı. Yıldırım, kulübü Avrupa'nın devleri arasına sokmuş, değerini milyar dolarları aşan bir seviyeye eriştirmiş, adının dünyaca duyulmasına ve tanınmasına ön ayak olmuş bir başkandır. Bence Lefter'inkinden önce Aziz Yıldırım'ın büyük boy bir heykelinin Kadıköy'e dikilmesi gerekirdi. Hatasız kul olmaz. Ama bir insanı değerlendirirken iyi ve hatalı yönlerini karşılaştırmak, hassas bir teraziyle tartararak ağır yönünü öne çıkarmak gerekir. Terazinin, Yıldırım tarafındaki kefesi çok yukarılara çıkar ve tonlarla ölçülürken, gramla bile hatalarını bulmak zordur. Bu yıl hakem hataları, sakatlıklar ve hocanın kan uyuşmazlığı, futbolda başarısızlığı getirmiştir. Buna rağmen takım, lig 5.'si ve kupa finalistidir. Diğer 8 branşta ise şampiyonluk kupaları art arda müzeyi doldurmaktadır. Oyunuzu hislerle değil aklınızı kullanıp atın.

Hairdesigner
23-05-09, 03:07
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1817.jpg Bitti bu iş

- Siyah-beyazlıların şampiyonluk şansı % 50'nin üzerinde. Çünkü Beşiktaş artık kondisyonunu 90+'lara kadar taşımaya başladı. İnönü'de bunu aynı şekilde uygularsa, derbiyi de kayıpsız geçer ve işi bitirir...

- G.Saray Arda ve Kewell ile yüklenir ama Kartal'ın enerjisi, agresif futbolu ve tribünlerdeki müthiş atmosferle asla baş edemez. Beşiktaş'ı buralara Ersnt'in zihnindeki, Yusuf'un ayaklarındaki tecrübe getirdi...

* Süper Lig lideri Beşiktaş, geçen haftaki zorlu Ankaragücü sınavını da kayıpsız geçti ve son iki haftaya yine zirvede girmeyi başardı. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/23/im//36A7FEC420D6D4488F7DB754y.jpg 11 günlük başkent seferini sorunsuz atlatan siyahbeyazlılar mutlu sona ne kadar yakın sizce?
Beşiktaş'ın şampiyonluk şansı artık % 50'nin çok üzerine çıktı. Hani Denizlispor, F.Bahçe'ye müthiş bir sürpriz yapmış ve şampiyonluğu G.Saray'a aktarmıştı ama böyle olaylar kırk yılda bir olur. Beşiktaş'ın kupayı aldıktan sonra kazandığı moral ve özgüven, siyah- beyazlıların A.Gücü karşısında olası çuvallamasını da önledi. Bir şeyi unutuyoruz; şu anda sezon bitiyor ve bütün takımlar içerisinde kondisyonunu 90+'lara kadar uzatabilen tek takım Beşiktaş. Dikkat et, ikinci yarının ortalarında vitesi birden büyütüyorlar. Büyütünce de, ortada gibi görünen maç birden bire Beşiktaş'ın lehine oluyor. Başarıda; yıllardır "Takımıma kondisyonu da ben veririm" diyen Mustafa Denizli'nin bu yıl iyi bir kondisyonerle çalışmasının payı büyük. Beşiktaş'ın son dönemi kayıpsız geçmesindeki en temel özelliklerinden biri moralse, biri de kondisyonu! Beşiktaş'ta "moral-motivasyon" deyimi artık, "moral-kondisyon" olmuş durumda.

* İnönü'de nasıl bir derbi bekliyorsunuz?
Beşiktaş bu derbiyi vermez!.. Zor maç fakat kazanır Beşiktaş. Nasıl zor maç? G.Saray, feci kötü oynadı G.Birliği maçında. Ama Arda'ya bak. Belki de bütün sezon içerisinde en lakayıt oynadığı maçtı, iki gol attırdı! G.Saray ile oynamak böyle bir şey. Herkes oynuyor, ama Kewell oyuna giriyor ve iş değişiyor. Kewell'in futbol çıtasının yüksek olması, birdenbire maçın rengini değiştiriyor. G.Saray, Arda ve Kewell'ın bütün bu özelliklerini kullanmak isteyecek elbette. Ama G.Saray'ın; Beşiktaş'ın enerjisi, agresif futbolu ve bu sırada tribünlerde de oluşacak atmosferiyl rekabet edebileceğini sanmıyorum.

* Beşiktaş'ın son dönemdeki klasik 4-2-3-1 sistemi, Kara Kartal'ı İnönü'de uçarabilir mi?
Biz ne konuşursak konuşalım, Mustafa Denizli yine küçük bir sürprizle maça başlayacaktır. Bu, onun klasik bir özelliği oldu artık. Bunun tadını çıkartacak. Beşiktaş bizim düşündüğümüz gibi değil, Mustafa Denizli'nin düşündüğü gibi oynar. Ve bu da maçtan birkaç saat önce belli oluyor, çünkü Denizli rakip takımın durumunu da düşünüyor. Bizim canımız bunu anlamak istemiyor bazen! Rakip takımdaki bazı değişiklikler, Mustafa Denizli'nin kadro ve futbol denklemini değiştirebiliyor. Yapacağı küçük değişiklikler bizi konuşturacak, o sırada basın tribününü çalkalandıracak hava yaratmayı seviyor hoca..

* Bu hafta sonunda ligin sıralaması değişir mi?
Sivasspor da, Trabzonspor da beraberlik çıkartır bu hafta. Beşiktaş da bu durumda matematik olarak olmasa da, küçük çapta bir şampiyonluk kutlaması yapar; eğer G.Saray'ı mağlup ederse! Ama Trabzonspor Sivas'ı geçebilir, bu da hiç sürpriz olmaz...

* Kaptan Delgado'yu arıyor mu Beşiktaş?
Net bir şey söyleyeyim, Mustafa Denizli'nin başarısından bahsedebiliriz artık. Ama bunun içinde yaşanan iki sakatlığı gözden kaçırmamak lazım. Birisi Nobre'nin sakatlığı ve bundan dolayı kulübede kalma süresinin uzaması... Bu durum Bobo'nun Beşiktaş'a getirdiği puanların önünü açtı. Beşiktaş'ın birden bire hem puanları arttı, hem de ufku açıldı. Dolayısıyla, Nobre'nin sakatlığının pozitif bir getirisi oldu siyah-beyazlılara. İkincisi de Delgado'nun sakatlığı... Gerçi Denizli, sakatlığına rağmen onu ara ara büyük bir "aşkla" oynatmak istiyordu ama hiç değilse Delgado önce değiştirilebilir bir adam, sonra da kenarda oturabilecek bir adam haline dönüştü.

* Siyah-beyazlıların bu yükselişindeki en önemli etkenler Yusuf ve Ernst mi gerçekten?
Ernst geldi, Cisse'nin bile futbolu bir kademe yükseldi. Ernst yıldız değil, ama Bundesliga'da 11 sene oynamanın farkını gösteriyor. Bazen bir futbolcunun ayakları yüksek kalitede olmayabilir ama zihninin kalitesine bakmak lazım. Ernst'in zihninde ciddi bir takım oyunu bilgisi, birikimi, tecrübesi var. Bu özellikler de, takımdaki bir çok vasat oyuncuyu takım oyununun içine alıyor. Ernst'in zihnindeki, Yusuf'un da ayaklarındaki tecrübe; Beşiktaş'ı buralara getirdi.

* Bobo ve Holosko seneye takımda kalmalı mı?
Bobo, bir Alex pırıltısı vermez. Fakat, yabancı bir hocaya sorduğunda Bobo'yu tercih eder. Holosko da müthiş faydalı bir futbolcu. İkisi de kalmalı. Ama bakıyorum; Beşiktaş çok yüksek bir rakama Mert Nobre'nin kalmasından yana tavır gösterdi. Buna anlam veremiyorum!..

Hairdesigner
23-05-09, 03:07
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Müthiş pazar

Beşiktaş son 6 sezon şampiyonluğa hiç bu kadar yakın olmamıştı. Ne 11 puan farkla ikinci yarısına başlayıp perişan olduğu 100. yılın ardındaki sezon, ne de Fenerbahçe maçlarını kazanması durumunda şampiyonluğa yaklaşacağı son iki sezon. Aslında ligin ikinci yarısındaki performansına ve çizdiği grafiği dikkate alırsanız Beşiktaş'ı bugün bile şampiyon ilan edebilirsiniz. Ancak son iki haftanın kendi matematiğine baktığınız zaman doğal olarak "Şampiyon belli değil" dersiniz. Birisi çıkıp "Beşiktaş bu hafta şampiyon olur" derse buna da "Mümkün değil" diyemezsiniz. Müthiş pazara, yani yarına doğru siyah-beyazlı takımın çok önemli avantajları var. Öncelikle maç hafta başından beri yüksek gerilim hattına hiç girmedi. İkincisi, iki kulüp arasında "demeç savaşı" yaşanmadı. Üçüncüsü, Mustafa Denizli farkı derbiye doğru futbolcuları stresten uzak tuttu. Denizli bir farklılığa daha imza attı. Maça Ümraniye'den değil ilk kez İnönü'ye bitişik bir otelden gelme kararı ile yoldaki 'meşale' ve 'duman' krizini önledi.

Beşiktaş ağır basıyor
İki Beşiktaş artısı daha var. Galatasaray savunmasında yine sorunlar yaşayarak maça yaklaşıyor. Beşiktaş'ta ise Nobre dahil oynaması gereken herkes hazır. Hatta bir Beşiktaş şansı daha var ki bu bence takımın en büyük avantajlarından birisi. Nedir o? Delgado oynamayacak. Oynasa ondan hayır gelmezdi. Delgado olağanüstü yetenekleri olan ne yazık ki çok bir futbolcu. O yoksa Beşiktaş sahada 11 kişi olacak. Kaldı ki Tello, Delgado pozisyonunu çok daha iyi yapacağını kanıtlamış bir oyuncu. Her yönden Beşiktaş ağır basıyor. Son 12 maçta İnönü'de Galatasaray'a sadece 1 kez kaybetmesi de başka bir gerçek. Beşiktaş kazanırsa son hafta zaten kaybetmez. Kaybederse milyonlarca taraftarının sağlığı ile oynar. Çünkü hepsinin 6 yıldır vücut kimyaları bozuk. İşte böyle bir maç var yarın.

Hairdesigner
23-05-09, 03:08
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg İlginç bir Şampiyonluk mücadelesi

Önce şunu net söyleyeyim; bu seneki kötü ligde kötünün iyisi olarak göze batan Beşiktaş şampiyonluğu hak etti. Ama aşağıdaki araştırmamda göreceğiniz gibi böyle bir şampiyonluk öyküsü sadece Türkiye'de yaşanabilirdi. Bakın şimdi adım adım gidelim...

1- İlk tabloda Avrupa'nın 5 önemli liginin şampiyonlarının kendinden sonra gelen 5 takımdan, yani 2 ve 6'ncı sıradaki ekiplerden aldığı puanları görüyorsunuz. Burada tablo net; Avrupa'nın çok dişli liglerinde bile şampiyonlar kendileri için en tehlikeli rakiplerin kelimenin tam anlamı ile dişlerini söke söke puanlarını alırken, bu konuda en zayıf takım Beşiktaş olmuş. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/23/im//96F08F813203F64799E80D14y.jpg Öyle ki Kartal, Galatasaray maçını kazansa bile bu tablo değişmeyecek...

2- Şimdi gelelim 2'nci tabloya... Burada da ilk sıradaki takımların kendisini takip eden ekipler karşında sergilediği performansı göreceksiniz. Net bir şekilde anlaşılacağı gibi, şampiyonlar, dişli rakiplerine karşı en az 3 galibiyet almışlar. Bu durumda siyah-beyazlı ekip, ezeli rakibi Galatasaray'ı yenemeden şampiyon olursa dünyada peşindeki 5 takım ile oynadığı 12 maçtan bir tek galibiyet dahi çıkaramadan zirveye kurulan TEK KULÜP olacak. Şimdi soruyorum sizlere... Güler misiniz, ağlar mısınız bu ligin haline?

3- Peki Kartal, bu ilginç istatistiklere rağmen nasıl oldu da ilk sıraya yerleşti ve hâlâ şampiyonluğun 1 numaralı adayı? Bu sorunun yanıtı da Beşiktaş'ın, ligin 10'uncu sırasının altındaki takımlar ile oynadığı maçlarda yatıyor. Bakın 3'üncü tabloya, burada siyah-beyazlıların, ligin can derdine düşmüş (10 ile 18'inci sıralar) takımlarından aldığı puanları göreceksiniz. İşte Beşiktaş burada müthiş işler yapıyor. Canı yananlara acımıyor ve onlardan topladığı puanlarla şampiyonluğa koşuyor. İşin sırrı da burada yatıyor. Kartal, alt sıradaki takımlara geçirebildiği pençeleri sayesinde mutlu sona yaklaşıyor.

4- Son olarak şampiyonların ya da şampiyonluk adaylarının maç başına puan ortalamalarına bakmakta fayda var. İşte 4. tabloda da bunu görüyorsunuz. Beşiktaş, Alman şampiyonu Wolfsburg dışında şu anda en az ortalama puanla zirvede yer alıyor. İspanya, İtalya, İngiltere gibi ülkelerde ne kadar yüksek ortalama ile şampiyonluk kovalandığını ve bizim ligimizle kıyaslandığında o liglerin ne kadar üst düzey olduğunu düşününce Süper Lig'deki ortalamanın ne kadar düşük olduğu net bir şekilde ortaya çıkıyor. SONUÇ; Dr. Gürkan diyor ki... Bu mücadelede şampiyon olmak elbette suç değildir. Bu arada daha ligin 22'nci haftasında Fenerbahçe Kayseri'yi 2-0 yendiğinde tüm futbol ulemaları "Fener süperleşti, G.Saray'ın fikstür avantajı var, Beşiktaş ise fikstürde dezavantajlı" derken, ben "Kartal şampiyon olur" diye 8 Mart tarihli FOTOMAÇ'taki Kayseri-Fener maçı yazımın sonuna not düşmüştüm. Ayrıca bence bu sezon şaibesiz, tertemiz bir lig yaşanmakta ve Beşiktaş'ın şampiyonluğu anasının ak sütü gibi helal. Ama açık söyleyeyim; bu kadar kötü oynanan ve kalitenin düşük olduğu başka bir sezon hatırlamıyorum. Şampiyonluk kovalayan diğer takımlara bakınca da şampiyonluğu en çok hak eden yine Beşiktaş'tır. Yukardaki tespitlerime kızanlar mutlaka olacaktır ama gerçekleri göz ardı ederseniz, Türk futbolu hiçbir yere varamaz. Dolayısı ile bu yazı, siyah-beyazlıların şampiyonluğuna toz kondurma değil, (ki böyle bir yoruma ne benim ne de bir başkasının hakkı vardır) sadece futbolumuzu uyarma yazısıdır. Bu araştırmanın gerçek içeriğini anlamadan, saldırma güdüsü harekete geçenlerin dikkatine sunulur...

Hairdesigner
23-05-09, 03:08
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Hangisi mi?

Herkesin ağzında "Beşiktaş mı Galatasaray mı yener" sorusu çiklet oldu. Toplum, teknik direktör kesildi! Eline kağıdı kalemi alan takım yapıyor. "Şu oynarsa" diyenler, ya da "Bu bek olmalı, diğeri orta saha olmalı" düşüncesi ile ahkam kesenler, bekledikleri sonuç alınmadığı zamanlarda da ortalığı karıştırıyorlar. Bu derbi, gerçekten zor ve kader maçı. Ama kime kader maçı olacak? Elbette zirvedeki Beşiktaş'a. Ya Galatasaray!... Onun için sorun şimdilik yok. Avrupa liglerini kolluyor. Orayı da kaybederse, hepsinin topluca istifa edip gitmesi gerekir. Bu kadar para harcayıp, bir de kupasız bir sezon geçirirsen, tatsızlıklar her dakika kapını çalar. Gelin bugünkü maçı değişik bir görüşle araştıralım.

TEKNİK KADRO
Bülent hoca derbi maçlarında kadro seçimlerinde hatalar yapıyor. Yıldız futbolcuları çok zaman ya 11'e almıyor, ya da çıkartacağı zamanı bilemiyor. Acaba kendisi Galatasaray'da oynarken bir iki maçta kulübeye yollansa nasıl tepki koyardı? Şimdi "Lincoln kulübeye, Kewell sahaya" diye haberler var. Lincoln sakatmış. Ne zaman sakatlandı! İkisinin oynaması daha akılcı olur. Bülent hoca şimdi Lincoln'ü bıraktı, Kewell'la uğraşmaya başladı. Amaç; bunları kazanmak, kaybetmek değil.

FUTBOLCULAR
Galatasaraylı futbolcular hiçbir maçı onur mücadelesi haline getirmiyor. İnsan bu kadar kötü sonuçlar almışsa çıkar son iki maçı aslanlar gibi oynayıp kazanır. Hepsi lafa gelince at martini misali "Yeneriz" diyorlar. Buyurun, çıkın oynayın, yenin de görelim. Ayrıca bunca yıldız futbolcu içinde Avrupa'nın istediği üç beş isim var. Arda, Mehmet Topal, Sabri, Barış gibi... Merak ediyorum; bunlar ne zaman sahaya ağırlıklarını koyup maç alacaklar. Galatasaraylı futbolcular oyunu hakkıyla oynarlarsa sonuç çok başka olur.

G.SARAY KAZANIR
Evet... Herkesin derdi kimin kazanacağı. Bana göre Galatasaray kazanır. Sebebi rahat olması. Endişeli olan Beşiktaş, kaybetmekten korkuyor. Aynı şekilde başka bir maçta, Sivas da aynı sıkıntı içinde olacak. Daha evvel yazdığım gibi lig sonunda puan cetveli 68, 66, 65 olur. Yani lig Trabzonspor, Sivasspor ve Beşiktaş sırasıyla biter.

Hairdesigner
24-05-09, 03:23
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Renk belli oldu

Herkesin kavga ortamı beklediği kongrenin birinci günü çok güzel ve dostluk dolu bir ortamda geçti. Divan Kurulu ortak oyla seçildi. Eskiden bu seçimlerde büyük kavgalar olurdu. Ama dün ortak payda bulundu. Son yıllarda yapılan kongrelerde Aziz Yıldırım hep tek aday olduğu için bir yorum yapmamız mümkün olmuyordu. Şimdi Şadan Kalkavan'ın katılımıyla özlediğimiz eski kongre havalarına, günlerine dönmüş olduk. Sevindiğimiz nokta kimsenin kimseyi kırmadığı, Yıldırım ile Kalkavan'ı destekleyenlerin kol kola gönül gönüle muhabbet ettikleri bir ortamı görmemiz. İşte F.Bahçelilik budur, F.Bahçe duruşu da budur. Bugün oylama yapılacak. Oyların nasıl dağılacağını bilemem ama sandıktan Aziz Yıldırım çıkacak. Her zaman şunu söylüyorum, F.Bahçe'ye başkan kim olursa olsun F.Bahçelilerin görevi o başkana ve yönetime destek olmaktır. Muhalefet elbette yapılmalıdır ama bu muhalefet 100 yıllık çınara köstek olacak şekilde yapılmamalıdır.

Her zaman hazırız
Tek adaylı kongrelerde 2 bin-3 bin delege geliyordu. Şimdi bu rakam ikiye, hatta üçe katlanacak. F.Bahçe delege portresi eskisinden çok değişik. Eskiden üç grup vardı, delege sayısı azdı, kimin nereye oy vereceğini herkes çok iyi biliyordu. Hatta seçimlerden önce oy dağılımları bir-iki eksikle tahmin edilebiliyordu. Ama şimdi işler başka. 10 bin liralık kongre üyeliği rakamı her şeyi değiştirdi. Şu anda delegeler laf değil iş istiyor. Proje görmek istiyor. 40 yıl öncenin söylemlerine kimse kanmıyor. Şadan Kalkavan'ın konuşması çok güzeldi ama tek bir projeden bile bahsedilmemesi kafalarında "acaba" olan insanları bile değiştirdi. Aziz Yıldırım ise her zamanki gibi önümüzdeki yıllarda kulübe neler kazandırabileceklerini anlattı. Neticede ilk günün sonunda ortaya çıkan tablo sandıktan Aziz Yıldırım'ın çıkacağı şeklindedir. Ne olursa olsun, kim başkan olursa olsun F.Bahçe dün kamuoyuna önemli mesajlar vermiştir. Çok nezih bir ortamda, demokratik şekilde yapılacak seçim F.Bahçe'nin logosuna "Cumhuriyet" sözcüğünün yakıştırılmasının boş olmadığı görülmüştür. Asıl seçim bugün. Oylar verilecek. Sandıktan kim çıkarsa çıksın F.Bahçe için hayırlı uğurlu olsun diyeceğiz. Ve ben bir delege olarak o sandıktan çıkacak iradeye elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışacağım. Çünkü F.Bahçeliliğin gerektirdiği görev budur.

Hairdesigner
24-05-09, 03:24
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1355.jpg Oyum Yıldırım'a

Aziz Yıldırım'ın ilk yılları, puan kaybedilen bir maç sonrası dönemin yöneticisi Şadan Kalkavan'a "Takım yine puan kaybetti, ne diyorsunuz sayın Kalkavan?" denilerek mikrofon uzatılıyor. Kalkavan cevap veriyor: "Ne diyeyim, Allah hepsinin belasını versin!" O gün bu gündür Şadan Kalkavan denilince aklıma hep bu talihsiz açıklaması gelir. Kalkavan şimdi Fenerbahçe başkanlığına aday. O açıklaması bir kenara, aday olma cesaretini göstermesinin, yıllar sonra Aziz Yıldırım'a bir alternatif olarak ortaya çıkmasının Fenerbahçe adına son derece güzel bir gelişme olduğu muhakkak. Ama gerek oluşturduğu liste gerekse "Aziz Yıldırım'ı tesislerden sorumlu yönetici yaparım" sığlığından daha elle tutulur projeler açıklayamamış olması yüzünden işi zor gözüküyor.

Kutlualp ne yaptı?
Listesine bakıldığında en büyük seçim kozunun Hakan Bilal Kutlualp olmasını da garipsedim doğrusu. Kutlualp tabii ki her kongre üyesi gibi aday olabilir ama hangi başarısıyla bir anda Türk futbolunda bu kadar söz sahibi bir figür haline geldi onu da anlayabilmiş değilim. Bir kongre üyesi olarak ben oyumu Aziz Yıldırım'a vereceğim. Bunun sebebi 10 yılda kulübü tesisleşme anlamında getirdiği nokta değil. Yarattığı gelir kaynaklarıyla kulübü Avrupa'nın en büyük 20 kulübü arasına sokması da değil. Bunlar mutlaka çok önemli atılımlar ama ben oyumu sırf şu seçim dönemi tekrar hortlayan grupçuluk zihniyetiyle mücadelesine destek için Yıldırım'a vereceğim. Fenerbahçe kulübü artık bugün geldiği noktada "Al sana 300 oy, bizim gruptan 2 kişiyi yönetime al" zihniyetine kesinlikle prim vermemelidir.

Hairdesigner
24-05-09, 03:24
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg İkisi için de önemli

Trabzonspor, bugün Eskişehir'de çok önemli bir maç oynayacak. Kazanılması halinde Trabzon futbol tarihine geçecek kadar önemli ve kritik... Hemen ardından bu kez evinde Fenerbahçe'yi ağırlayacak. Bordomavili ekip, Şampiyonlar Ligi için bu iki maçı alıp, rakiplerin puan kaybetmesini bekleyecek. "Olmaz olmaz" demeyin. İstikrarsız ve ikbalsiz Türk futbol takımları karşısında her şey değişiklik gösterebilir. Korku, endişe ve psikolojik yorgunluk takımlar için bir dezavantaj olabilir. Önemli olan bunları yerinde ve zamanında yapılacak hamlelerle avantaja çevirebilmek. Bu iki haftada işte bu faktöre dikkat edilmesi gerek. Trabzon'un son maçtaki eksikliği, sonuca giden hareketlerin desteksiz kalmasıydı. Umut ve Gökhan'ın etrafından yardım ve destek görmemesi, takımın skor randımanının düşmesine neden oluyor. İleride koordinasyon kurulamayınca savunmada da bir takım içel sıkıntılar yaşanıyor doğal olarak.

Forvetlere destek gelmeli
Gökhan'ın bu önemli maçta oynamayacak olması bordo-mavililer için büyük kayıp. Orta sahanın fazla adamla kontrol altına alınması ve organizasyonların bu alandan başlatılması, Trabzonspor'un futbolunu aksiyonsuz ve skorsuz bırakmayacaktır. Bugün Eskişehir'de oynanacak Trabzon ile Eskişehirspor arasındaki maç her iki takım için de çok mühim... Oynayanlara ve idare edecek olanlara Allah yardımcı olsun.Bir tarafta kümeye düşmeme mücadelesi veren ev sahibi Eskişehirspor diğer tarafta şampiyonluk iddiasını son haftaya taşıma gayreti içersinde kalacak Trabzonspor. İki takımın da son maçlarına baktığımızda ikisi de kazanmış. Moral kondisyonları iyi. Anadolu'nun iki güzide kulübünün mücadelesinde umarım dostluk unutulmaz. Futbol bu... Ne yazık ki evdeki hesap bazen çarşıya uymuyor. Bu sebeble bize düşen görev maç ile ilgili iyi dilek temennisinde bulunmak. Ne yalan söyleyeyim, isteğimiz ve beklentilerimiz Trabzon'un bu maçta galip gelmesi yönünde...

Hairdesigner
25-05-09, 10:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Şampiyonluğun zaptı yakın

Dün gece İnönü Stadı'nda aşkın Kartal hali vardı. Galibiyet bir çeşit aşk meselesidir zaten... Galatasaray ne kadar dirense de, kritik pozisyonlar yakalasa da... Beşiktaşlı futbolcular galibiyeti zihinlerinde kotarmışlardı ve kazandılar.



***

Maçın başında, topa sahip olmakta ezici bir üstünlüğü vardı Galatasaray'ın. Defansını orta alana yakın kurmuş, orta alan karınca hamaratlığında... Her futbolcunun birbirini tamamlamak için sahaya çıktığı belliydi. Üstelik bol paslı pozisyon zenginliğini de görünce... "Beşiktaş için tehlikeli bir denge unsuru" dedim. Çünkü beklentileri olan takım Beşiktaş'tı ve tribündeki istek sahadaki Beşiktaşlı futbolcularda yoktu. Baskılı oynaması gereken Beşiktaş'ın, Galatasaray'ın futbol oynamasına izin veren takım olması şaşırtıcı geldi bana.



***

İlk yarıda Ayhan ve Arda ne kadar aktifse, Holosko ve Ernst o kadar pasifti. Cisse, Emre'nin sarı kart gördüğü pozisyonun dışında yoktu. Diğerleri de bir şaşkınlık travması yaşıyordu sanki. Biraz Tello'nun çırpınışları vardı da, eski halinin yanında onun da esamesi okunmazdı.



***

İlk yarıda önce Kewell'ın, ardından Sabri'nin kaçırdığı iki net pozisyon var. O pozisyonlarda Kewell ve Sabri'nin beceriksizliği kadar Beşiktaş defansının içler acısı hali atbaşıydı. Ama duran toptan ve Mehmet Topal'ın ayağından Beşiktaş'ın golü geldi. Bir golün, tribünleri nasıl cennete çevirdiğini gördük.



***

İkinci yarının başında Milan Baros'un kaçırdığı bir pozisyon var. Gol olmaması mucize ama bir dakika sonra Kewell'ın vuruşu iğne deliğinden topu geçirmek gibi. Bu dakikalarda Galatasaraylı futbolcular pozisyonlarda ne kadar istekli ve hızlıysa, Beşiktaş'ın o kadar nazlı olduğunu gördüm. Ama gecenin sözlüğündeki en özel ismin, gol halini de gördüm. Yusuf Şimşek, futbol topuyla, harika bir seranat yaptı. Hem takımını ipten aldı, hem büyük alkış aldı. Sonraki dakikalarda, Galatasaray'ın direnme, Beşiktaş'ın galibiyeti koruma ritmi bozulmadı. Kıran kırana bir mücadele izledik.



***

Bence dünkü sonuç, Beşiktaşlı futbolcularla, şampiyonluk yemininin buluşmasıdır. Her ne kadar gelecek haftayı beklemek zorunda olsalar da... Bizim bildiğimiz Kartal, çağrıldığı randevuya asla gecikmez. O yüzden akın var akın. Şampiyonluğa akın. Şampiyonluk Kartal'ın pençelerindeki gerçek kadar yakın!

Hairdesigner
25-05-09, 10:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Oldu gibi...

Beşiktaş'a artık yarı resmi şampiyon gözüyle bakabilirsiniz. 'Derbi kazanmadan şampiyon olunmaz' diyenlere de dün gece anlamlı bir cevap verilmiş oldu. Bunlar tamam. Beşiktaş bu hakemle ve bu savunmayla sahadan nasıl galip ayrıldı, şu satırları yazarken hâlâ anlamış değilim. Sivok dışında Beşiktaş'ın savunma oyuncuları dün gece uyur gezer gibi dolaşıp durdular. İlk yarıda Sabri'nin, ikinci yarıda Baros'un karşı karşıya pozisyonları gol olsa bu skor doğar mıydı? Bence doğmazdı.. En iyi oynaması gereken maçı bu kadar kötü oynayan bir Beşiktaş görmedim. Oynayan sadece birkaç kişi vardı. Sivok baştan sona mükemmel oynadı. Yusuf 45 dakikada hem galibiyetin mimarı oldu hem de maçın yıldızıydı. Attığı gole rağmen 'Bobo'yu görmedim' desem abartmış olmam.

Demek ki haklıymış
Holosko sahada var mıydı, yok muydu gören varsa söylesin. Beşiktaş'ın dinamosu Ernst'in vasatın altında kalması da bana göre maçın en büyük sürpriziydi. Nobre son çeyrekte oyuna girip Yusuf'la birlikte topu rakip alana taşıdı ve orada tuttu. Bu galibiyette ve dolayısıyla muhtemel şampiyonlukta Yusuf için her halde ayrı bir sayfa açılacaktır. Hakem Abitoğlu'na gelince... Sabri sarı kart gördükten on onbeş saniye sonra Sivok'u adeta parçalıyor ikinci sarıdan atılması lazım ama hakem seyrediyor. İbrahim Üzülmez gole gidiyor, Kewell tarafından yerle bir ediliyor hakem yine seyirci. Eğer dün gece puan kaybetse bugün en çok konuşulan kişi Abitoğlu olacaktı. Bizim Turgay Demir hafta boyunca bu hakeme sürekli dikkat çekip durmuştu. Demek ki yerden göğe kadar haklıymış.

Hairdesigner
25-05-09, 10:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Üzücü sonuç

Beşiktaş bu kötü futbolu, sabaha kadar oynasa, inanın bana gol atamazdı. Kartal'ın ilk yarıda gol atması için bir mucize gerekti. Ya da topun bir Galatasaraylı'nın ayağına çarpıp kaleye girmesi ile mümkün olurdu. Nitekim de öyle oldu. Tello'nun kaleye kestiği topa Bobo kafa vurdu. Top, Mehmet Topal'ın ayağına çarptı ve gol oldu. Gol olan dakikaya kadar maçın mutlak hakimi Galatasaray'dı. Üstelik Baros'un vurduğu ve İbrahim Toraman'ın eline çarpan top penaltıydı, ne hikmetse hakem bunu es geçti. Baros'un Rüştü ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda topu Sabri'ye verip pozisyonu öldürdü. Aynı Baros 48. dakikada da Rüştü ile karşı karşıya kalıp topu kaleye atamamıştı.

Arda düştü, G.Saray bitti
İlk yarıda Beşiktaş sahada yoktu. Ancak daha birinci dakika dolarken Sivok'un şutunu Sabri çizgi üstünden gol olurken çıkarttı. Beni şaşırtan Orkun'un kaleye alınmasıydı. Lincoln ise her zamanki gibi büyük maç problemi ile kulübü sıkıntıya sokmuştu. İkinci yarıya çok iyi başladı. Kewell'ın süper golü durumu 1-1 yaptı. Bu yarıda Galatasaray rakibinden gerçekten de daha iyi iken, Yusuf 59. dakikada çalım ata ata ceza sahası içine girip golü atıverdi. İkinci golden sonra Beşiktaş daha akıllı, Galatasaray ise hiç olmazsa bir puan alayım sevdası ile gol aramaya başladı. Galatasaray'da Arda en iyi oynayanlardan biriydi. Çok çalıştı. Ancak Arda'nın ikinci golden sonra oyundan düşmesi Galatasaray için kötü oldu. Sonuçta maç Beşiktaş'ı mutlu eden sonuçla kapandı.

Hairdesigner
25-05-09, 10:32
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Stres ve hakem!

Gerginlikten uzak Galatasaray topa daha çok sahip oldu, Beşiktaş hırslı, istekli ama aynı zamanda baskı altındaydı. Çok basit hatalarla Galatasaray'a gol pozisyonları verdiler, buna karşılık yüklendikçe pozisyon da buldular. Tello'nun kullandığı serbest atışta Bobo'nun kafasının defansa çarpıp ağlara gitmesiyle Kartal biraz rahatladı. Ancak krıtik adam Tello sakatlanıp çıkınca ikinci yarıda orta alanda organize olamadılar. Üstelik garip hatalar yapmaya da devam ettiler. Bunlardan birinde savunmada az adamla yakalandılar ve Kewell beraberlik golünü attı. Bu golden sonra Beşiktaş panikledi ve Galatasaray çok daha baskılı oynadı. Sarıkırmızılı takım yüklenirken Beşiktaş kontrataklarla rakip kaleye gitmeyi hedefledi. Yusuf'un yine büyük bir beceriyle tek başına götürüp attığı gol şampiyonluğa giden yolu yeniden aydınlattı. Dün gecenin en başarılı isimleri Sivok'la birlikte Yusuf ve Rüştü'ydü.

Skandal hatalar yaptı
Evet... Beşiktaş çok zorlu bir maçta, güçlü bir rakibi mağlup ederek şampiyonluk yolunda emin adımlarla yürümeyi sürdürdü. Derbileri, hem de böyle büyük bir baskı altında kazanmak hiç kolay değildir. Beşiktaş da zoru başardı. Artık geriye, Denizli'de son noktayı koymak kalıyor. Kamil Abitoğlu bu maça tayin edildiği günden beri MHK'nın hata yaptığını yazıyorum, söylüyorum. Hayatında hiç derbi yönetmemiş bir hakemin bu maçta ne işi var. Skandal hatalar yaptı. Sabri'yi ikinci sarıdan atmadı, Kewell'ın topu bırakıp İbrahim Üzülmez'e omuzla karışık dirsek attığı pozisyonda net penaltıyı vermedi. Tek kelimeyle berbat bir yönetim gösterdi. Hepsi bu kadar da değil. Bütün faullerde takdir hakkını Galatasaray'dan yana kullandı, maçın kaderiyle oynamak için elinden geleni yaptı. Biz tribünde izlerken utandık, o yaptıklarından utanmadı.

Hairdesigner
25-05-09, 10:32
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Hediye...

Şampiyonluk potasından düşmüş olmasına rağmen Galatasaray son zamanların en derli toplu, ne yaptığını bilen futbolunu oynadı. Topa sahip oldu, Beşiktaş'ı resmen pas baygını yaptı. Gol pozisyonları da buldu, hele Kewell'ın iki metreden kaçırdığı ile Arda'nın Sabri'ye ayarlayamadığı iki pozisyon var ki gol olsalar İnönü, Sibirya buzuluna dönerdi. O buzulu eritmek için ne Mustafa Denizli'nin sihri ve kerameti ne de Beşiktaş seyircisinin gırtlak performansı yetmezdi. Ama futbol bu işte... Atamayana atıyorlar... Tello'nun ortası ve Bobo'nun saçma sapan kafası Mehmet Topal'ın Brezilyavari vuruşuyla Orkun'u yanılttı ve tıngır mıngır ağlara gitti. Olacak şey değil!.. Beşiktaş takımına tüm sezonda verilebilecek en güzel hediye bu gol oldu. 'İkinci yarı yine bir hediye gol ile başladı' desek yeridir. Yusuf ligin ayaklarına en hakim oyuncularından birisi ama Emre Aşık basitçe uzaklaştıracağı topa vuramayınca kaleci Orkun'a da çarpıp yine Yusuf'a asist oldu. Kewell'ın golüyle maçın rengi değişmişti oysa. Dedik ya Galatasaray'ın cömert günüydü.

Üç altın puan
İki golü de neredeyse kendi kalesine atarak, İnönü'de titreyerek sahaya çıkan rakibini mutlu etti. Beşiktaş açısından tabii ki iyi futboldan çok skor önemliydi. Üç altın puan aldılar. Kulaklar Sivas'tan gelecek bir Gençlerbirliği galibiyeti ya da beraberliğine kilitlenmiş, şampiyonluk turu atma hevesi üst düzeydeydi. Ancak bir hafta daha beklemeleri gerek. Galatasaray takımı genel mücadelesi ile beğeniyi hak etti. Ama neye yarar? Ligin bu anında yarışın dışında kalmak bu takıma hiç yakışmıyor.

Hairdesigner
25-05-09, 10:32
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1806.jpg Artık bırakmaz

Beşiktaş, beceremediği bir taktik anlayışıyla oyuna başladı. Geriye yaslanıp, kontraya çıkma düşüncesindeydi. Orta alanda ve hücumda topa sahip olamadığı için oyunun kontrolünü Galatasaray'a bırakmıştı. Galatasaray, Arda ve Nonda ile Beşiktaş'ı bayağı hırpaladı. Bu dakikalarda Beşiktaş, savunmasını Cisse ile kuvvetlendirip, ayakta kalmaya çalıştı. Sivok ile Cisse, savunmada oldukça başarılıydı. Topa fazlaca sahip olan Galatasaray'ın, gol pozisyonu üretme açısından çok da başarılı olduğu söylenemez. İkinci yarı Yusuf'un oyuna girişi, Beşiktaş'ı özellikle hücumda daha güçlü hale getirdi. Siyah-beyazlı takım, karşı ataklarda daha etkili olmaya başladı. Bir gol atmasına rağmen etkisiz Bobo'nun yerine Nobre'nin oyuna girişiyle Beşiktaş maça ortak oldu. Galatasaray'da Arda, Beşiktaş'ta ise Cisse göze batan bir performans gösterdiler.

Heyecan yüksek
Bülent Korkmaz'ın oyuna çok fazla müdahale etme şansı yoktu. Çünkü yedek kulübesinde oyunun gidişatını değiştirebileceği oyuncu bulunmuyordu. Buna karşın Mustafa Denizli, çok olumlu hamleler yaptı. Sonuç olarak Beşiktaş bu yıl hem derbi kazanamama, hem de üst taraftaki takımları yenememe sorununu bu galibiyetle çözmüş oldu. Maçın heyecanı yüksek, kalitesi ise aynı oranda değildi. Hakem Mustafa Kamil Abitoğlu, Beşiktaş'tan Ernst, Galatasaray'dan da Emre Aşık ve Sabri'yi oyunda tutmakla hata yaptı. Sorumluluk almaktan kaçındı. Bu sonuçla "Beşiktaş şampiyon oldu" diyebiliriz. Haftaya bir maç daha var. Ancak Beşiktaş'ın, Konya'nın mağlup olması nedeniyle ligde kalmayı garantileyen Denizlispor karşısında kendisine gereken skoru alması çok doğal...

Hairdesigner
25-05-09, 10:32
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Topal böyle istedi

Ligde UEFA şansını kovalayan G.Saray için Beşiktaş maçı farklı olmalıydı. Üstelik Beşiktaş'ın galibiyeti ve rakipleri Sivas ile Trabzon'un puan kayıpları durumunda Kartal, evinde şampiyonluğunu ilan edebilirdi. G.Saray'da bilinen tek sürpriz Lincoln'ün 18'de bile olmadığıydı. Korkmaz'ın G.Saray'ı oyuna iyi başladı. Önce ilk 10 dakikada akın akın üzerine gelen Beşiktaş'ı durdurdu ardından da isabetli ayağa paslarla rakip defansı sık sık rahatsız etti. Arda bir sağ, bir sol kanatta Kewell'la değişmeli oynadı. Baros serbest dolaşarak Beşiktaş defansının ileri çıkmasını engelledi. Nonda topla buluşamadı, buluştuğu topları da hep geriye pas yaptığı için oyuna bir türlü giremedi. Beşiktaş'ın geriye yaslandığı dakikalarda G.Saray Kewell, Baros ve Sabri ile öylesine üç gol kaçırdı ki sormayın. Zaten bu pozisyonlardan sonra akıllar da karıştı. Acaba bu kadar kolay golleri atamayan takıma 'atamayana atarlar' kuralı geçerlilik kazanır mıydı? Kaçan goller ileri çıkmakta kararsız olan Beşiktaş'ı dirençlendirdi. Tello'nun G:Saray ceza sahasına kullandığı serbest vuruşta Gökhan Zan kale içine kafayı indirdi. Mehmet Topal zoru yaptı ayak koyup topu kendi kalesine gönderdi. G.Saray ancak böyle yakışıksız bir gol yiyebilirdi o da oldu zaten...

Belalı Yusuf!
Kewell ikinci yarının hemen başında kaçırdığından daha zor bir gol attı. G.Saray'ın ikinci golü aradığı dakikalarda G.Saray'ın belalısı Yusuf sahne aldı. Yusuf Sabri'den sıyrıldı, kaleci Orkun ile Mehmet Topal'ı birbirine çarpıştırıp ikinci golü G.Saray ağlarına bıraktı. Mehmet Topal ilk golde olduğu gibi ikinci golde de pozisyon hatası yapıp yenilginin mimarı oldu.

Hairdesigner
25-05-09, 10:33
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Şampiyon Beşiktaş

Beşiktaş bu dakikadan sonra şampiyonluğu bırakır mı? Futbolda her ihtimal var ama mümkün görünmüyor. Çünkü en önemli engel G.Saray derbisiydi. Bu maçı kazanılması Beşiktaş'ın şampiyonluk yolunu açtı. Konya'nın F.Bahçe'ye yenilmesi, Beşiktaş'ın son rakibi Denizli'nin ligde düşmemesini sağladı. Denizlispor son maçını kaybetse de, ikili averajda Konya'nın üzerinde kalacağı için kendini garantiledi. Bu yüzden Siyah-beyazlı takımın karşısında can derdine düşmüş bir Denizli bulmayacak. Bu yüzden Beşiktaş'ın Denizli'ye takılması, Türk futbolunda "yeni bir mucize" demek... Dün geceki G.Saray maçına gelirsek futbol adına çok şey yazmanın anlamı yok. Dün inanmış bir futbolcu gurubu, şampiyonluğa şartlanmış bir taraftar vardı. İstediklerini aldılar, en önemli engeli de aştılar. Teknik kadroyu ve bütün futbolcuları kutlamak gerek. Ancak dün Rüştü'nün iki özel kurtarışı çok değerliydi. Tecrübesini sahaya yansıttı. Taraftarın tepkisine rağmen Sabri'yi kollarının altına alıp tünele götürmesi tam bir liderlik örneği. Milli takım oyuncusu, Rüştü gibi olur. Helal olsun! Tek tek futbolcuları yazmanın imkanı yok. Birini övmek diğerine haksızlık olur. Ama Yusuf'a da iki satır yazalım. Kritik anlarda attığı kritik goller bir şeyi gösteriyor. Yusuf zor maçların adamı. Yani bir yıldız. Bazen takıma 34 maç oynamasa da 3-4 kritik maç kazandıracak oyuncular vardır. Yusuf da onlardan biri. Aldığı parayı hak etti. Beşiktaş taraftarının kalbini sonunda fethetti. Denizli'nin de ligde kalmayı garantilemesini de göz önünde bulundurarak, Beşiktaş'ın şampiyonluğu hayırlı olsun...

Hairdesigner
25-05-09, 10:33
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1689.jpg Kaldı 90 dakika

Sivasspor, Gençlerbirliği karşısında ilk yarıda kelimenin tam anlamıyla döküldü. Golü de erken yiyince oyun disiplininden iyice koptu. Bu nedenle doğru dürüst Gençlerbirliği kalesine şut atamadılar. Konuk başkent ekibi ise Sivasspor'un sağ kulvarını oldukça iyi kullandı ve bu bölgeden geliştirdiği kontrataklarla etkili oldu, pozisyonlar buldu. İkici yarıda ise Sivasspor'un oyunda bariz bir üstünlüğü vardı. Haftalardır formsuz olan Musa Aydın'ın yerine Kamanan oyuna girince Sivasspor golleri bulmaya başladı. Teknik direktör Bülent Uygun'un Kamanan kalitesinde bir oyuncuyu koca ilk 45 dakikada kulübede oturtmasına anlam veremedim. Sivasspor, tam 15 hafta liderlik koltuğunda oturdu. Bu takım şampiyonluk şansını da son haftaya taşıdığına göre başarılı olmuş demektir.

Bir bakmışsın şampiyon
Futbolda her sonuç var. Son hafta Beşiktaş yenilebilir. Sivas da G.Saray'ı yenerse bir bakmışnız şampiyon... Sivasspor'da futbolcular baskı gördükleri anda rahat olamıyorlar. Yiğidolar, şampiyonluk şansını son doksan dakikaya taşıdı. En azından son haftaya Şampiyonlar Ligi yolunda Trabzonspor'dan avantajlı başlayacak. Şampiyonlar Ligi'nde boy göstermek Sivas'ın bütçesindeki bir takım için büyük başarıdır.

Özkahya iyi yönetti
Sivasspor'un kötü oynamasında fizik gücünün düşüşü başlıca nedenler arasında. Kırmızı-beyazlılar bu sezon yaşadıklarından aldığı derslerlerle gelecek sezonun planlamasını erkenden yapmalı. Çıtayı daha da yükseğe taşımalıdır. Şimdi son 90 dakikayı bekleyeceğiz. Sivasspor, bu sezon kendi seyircisine son maçta galibiyetle veda etti, şampiyonluk için İstanbul'a randevu verdi. Hakem Halis Özkahya'da böyle kritik maçta karşılaşmada iyi yönetim gösterdi.

Hairdesigner
25-05-09, 10:33
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1794.jpg Buruk sevinç

Ankaragücü, Denizlispor'u farklı yenerek, ligde kalmayı başardı. Sarı-lacivertli ekip, haftalardır süren stresi böylece bitirmiş oldu. Ancak oluşan baskı, yapılan hatalar sonrası çekilen sıkıntılar takımın buruk bir sevinç yaşamasına neden oldu. Gönül isterdi ki, haftalar önce istenilen puanlar toplansın ve iyi futbolla ligin tozu atılmış olsun. Maça İglesias, Jaba ve Mehmet Yılmaz ile başlayan Ankaragücü, rakibi karşısında çok etkili oldu. İlk yarıda müthiş taraftar desteği Denizlispor kalesinin erken düşeceğini gösteriyordu. Ankaragücü ilk yarıda Jaba ile ilk golüne ulaştı. Bu gol, Ankaragücü'nü rahatlattı. İlk yarı, 1-0 sarı-lacivertli ekibin üstünlüğü ile sona erdi.

Denizlispor dağıldı
Stresi üzerinden atmış olarak ikinci yarıya başlayan başkent ekibi, ikinci yarıda ise daha üstün bir oyun ortaya koydu. Gol aramak için savunmasını boşaltan Denizlispor'a, üst üste iki gol daha atan başkent ekibi galibiyetini perçinlerken, Konyaspor'un Fenerbahçe karşısında aldığı farklı mağlubiyetle ligde kalmayı garantiledi. Bütün futbolcular, son 5 haftadır sergiledikleri üstün performansla ligde kalmanın haklı gururu ve sevincini maç sonrasında saha içinde halay çekerek kutladılar. Bu yıl bitti. İnşallah gelecek sene A.Gücü daha iyi yerlerde olur.

Hairdesigner
25-05-09, 10:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Yendi ama yetmedi

İki takımın önemli eksiklerle çıktığı maç nicelikli ama niteliksizdi. Trabzonspor bildik zevksiz futbolundan bir kez daha maksimum verim aldı. Bunda önemli bir etken, bordo-mavililerin en çok zorlandığı oyuncu tipi olan Engin'in yokluğuydu. Konyaspor'dan koparılan 3 puan sonrasında gelen rahatlama ve grev de ev sahibi takımın konsantrasyonunu derinden etkilemişti. Trabzonspor, Gökhan'ın yokluğunda Umut'u orta sahadan çok iyi desteklemek zorunda olduğunu biliyordu. Maça tedirgin başlayan, ancak Hüseyin abisinin sinerjisi ve Selçuk'un pozitif performansıyla kısa sürede toparlanan Ceyhun, bu anlamda kilit isim oldu. Büyük soğukkanlılıkla attığı ilk gol belki de maçın rengini belirleyen temel hamleydi. Trabzon'un ilk yarıdaki sıkıntısı yine iki kanattı. Özellikle kötü günündeki Cale önündeki desteğin de yetersiz olmasıyla çok açık verdi. Ancak Eskişehirspor'un gol ayakları ve kafaları ilk yarıda hiçbir şey üretme hevesinde görünmedi.

Ceyhun göz doldurdu
İlk yarıda, Trabzonspor orta sahasında Hüseyin'in gayreti ve Ceyhun'un ileri geri çalışması karşısında Colman yine etkisizdi. Ben onu artık yabancı değil tümden uzaylı kontenjanına koydum kafamda. Bir bakıyorsunuz tam bir vurdumduymaz, top ezici. Sonra birden ortaya çıkıp 2 asistle giden maçı geri alıyor. Allah hocalarına sabır versin. Hatırlayınız, Trabzonspor'un şampiyonluğu kaçırırken Eskişehir'e karşı çok gollü kazanması eski bir alışkanlığıdır. Umut'un ortasında Ceyhun'un kitap gibi golü ile bitti dediğimiz maçın yeniden havaya sokulması ise bir Trabzonspor klasiği. Özellikle Youla'nın golünde Giray'ın asisti tipik bir Trabzon savunma hatasıdır. Buna karşılık maçın en büyük hatası yine de, Alanzinho'nun bizi alıştırmaya başladığı türde ilk golünde Eskişehirli oyuncuların kolektif ve negatif gayretiydi. Trabzonspor'un farklı galibiyetine rağmen şampiyonluk şansını zora sokması bir burukluk yarattı elbette. Bu kadro ile bu kadarı da büyük başarı.

Hairdesigner
25-05-09, 10:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1238.jpg Kaldı tek maç

Trabzonspor'un Şampiyonlar Ligi hayali devam ediyor. Bordo- mavililer, Eskişehir'de attığı 5 gol ile hem iddiasını sürdürdü, hem de F.Bahçe maçı için moral topladı. Gökhan'ın cezalı oluşu elbette bordomavililerin hücum gücünü azaltmıştı. Orta alana yedek oturmaktan paslanan Ceyhun'u koyan Ahmet Özen, sonunda bu futbolcunun golleriyle güldü. İlk yarıda Eskişehirspor yüksek toplarla bordo-mavili savunmayı hayli zorladı. Hatta 34-36. dakikalar arasında 3 mutlak gol pozisyonunda Sylva kırmızı siyahlılara geçit vermedi ve takımın çökmesini engelledi. Alanzinho'nun şovu, bordo-mavililere hayat verdi. Tayfun'a verdiği aşırtma pasın golle sonuçlanması ve Alanzinho'nun attığı gol, derin bir nefes aldırdı. Sağ kanada mahkum edilen Colman'ın isteksiz oyunu ve Alanzinho'ya top atmaması gözden kaçmadı.

Cehennemi gördüler
Klasik Türk takımı zihniyeti Trabzonspor'da da var elbette. Farklı galibiyete yükselince, geriye dayanan bordo- mavililer atak üstüne atak yerken dirençsiz orta alandan kopup gelen rakibin karşısında savunma kağıt helva gibi dağıldı. Youla'yı birkaç kişi durduramadı. Tayfun'un kötü oyunu, Cale'ye bile bu kanatta adam kovalattı. Yenilen gol panik yarattı. Giray, Alanzinho ve Umut, 2-0'ın üzerine koydular da Trabzon, Eskişehir'de kazaya uğramadı. Yoksa, geriye yaslanma yüzünden bordo-mavililer adeta bir cehennem sancısı yaşardı. Şampiyonlar Ligi hayali bu hafta da devam etti. Şimdi iş kaldı son haftanın Fenerbahçe maçına. Hani yıllardır bordo-mavili taraftarlar hep "Fener'i yenmeden şampiyon olmayın" demiyorlar mıydı? Yenin Fenerbahçe'yi, şampiyon olamasanız bile Şampiyonlar Ligi'ne gidin.

Hairdesigner
25-05-09, 10:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Futbolun cilvesi

Her iki takım için de olmazsa olmaz cinsinden bir maçtı. Özellikle de Trabzonspor için... İlk yarıda oynadığı orta alan destekli olumlu hücum futboluyla, savunma ağırlıklı kontratağa dayalı oynamaya çalışan rakibi karşısında devreye 2-0 gibi net bir skorla girdi. Ancak sergilenen futbolun skorla paralel olduğunu söylemek zor. Eskişehirspor'un da geliştirdiği ataklar Trabzonspor kalesinde zaman zaman tehlikeli oldu. Eğer yüksek toplarla değil de yerden ve kısa paslı oyunu tercih etselerdi daha çok tehlikeli olurlardı. Skor da böyle bitmezdi. Bordo-mavililerin galibiyetindeki en büyük etken ise orta sahanın gününde olmasıydı. Hüseyin, Selçuk ve Ceyhun hatasız oynadılar. Bu oyunculara bir de Alanzinho'yu katmak gerek. Brezilyalı, gollerinin dışında takımının geliştirdiği her atağa imza atan isim oldu.

Selçuk'un en iyi maçıydı
Dünkü maçı seyrederken Ceyhun'a bugüne dek neden şans verilmediğini düşünmedim değil. Eğer çok önceden istediği şansı yakalamış olsaydı Trabzonspor bu futbolcuyu hem kazanırdı, hem de Türk futboluna kazandırırdı. Selçuk en iyi maçını oynadı. Hüseyin görevini eksiksiz yapmaya çalıştı. Savunmaya gelince... Yerinde yaptığı hamlelerle, Eskişehirspor ileri uç elemanlarına attıkları iki gol dışında fazla pozisyon vermediler. Bunda Egemen ve Tayfun'un yerinde müdahaleleri etkili oldu. Giray ve Cale de onlara ayak uydurdu. Dün akşamın en güzel yanı ise aynı anda başlayan maçlarda oynanan süreçte farklı skorların yaşanmasıydı. Atılan ve yenilen her golden sonra hesaplar alt üst oldu. Daha doğrusu hesap tutmadı. Kördüğümün çözümü yine son maçlara kaldı. Şampiyonluk şansı bulunan üç takım da kazanınca net şampiyonluk sonucu son haftaya kalmış oldu. İşte futbolun da güzelliği ve cilvesi bu olsa gerek. Şimdi gözler son maçlara çevrildi. Trabzonspor'un şampiyonluktan çok ikincilik şansı kaldı. Ancak son maçı kazanması halinde, üst üste kazanacak olduğu 5 maçla bu sezon rekor kırmış olacak.

Hairdesigner
25-05-09, 10:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Yürüye yürüye

F.Bahçe'de dün olağanüstü bir gün yaşandı. Başkanlık yarışında Aziz Yıldırım Şadan Kalkavan'a fark atarken, futbol takımı da sahada Konyaspor'u yerle bir etti! Aziz Başkanı da Şadan Ağabeyi de tebrik ediyorum. 11 yıldır başkanlık yapan Yıldırım'ın karşısına rakip olarak çıkmak her babayiğidin harcı değil. Yeni yönetimin bir an önce kolları sıvaması ve öncelikli olarak teknik direktör sorununu çözmesi gerekiyor. Yıldırım seçimlerden önce çok önemli bir söz verdi. Takımı 3 yıl üst üste şampiyon yapacağını söyledi. Bu gerçekten çok ağır bir sorumluluk.. Umarım verdiği sözleri yerine getirebilecek bir takım kurar ve taraftarın yüzünü artık güldürür. Yeni yönetimde çok iyi isimler var. Abdullah Kığılı, İlhan Ekşioğlu zaten camianın tanıdığı, bildiği başarılı yöneticiler. Bunun yanı sıra Cihan Kamer de F.Bahçe için önemli bir kazanç oldu. Başkan Yıldırım'dan bu seçimlerde bazı isimlerle yollarını ayırmasını bekledik. Mahmut Uslu ve Vedat Olcay'la yollarını ayıracağını duymuştum. Ama sonra ne olduysa bu iki isim kaldı.

Güiza yıldızlaştı
Yıldırım seçim öncesi yaptığı her konuşmada medyayla ilişkilerin düzeltileceğini söyledi. Ama dün yine bir gerginlik yaşandı. Yaptıkları, söyledikleri F.Bahçe Başkanına yakışmıyor. Artık barış zamanı.. Gelelim maça.. Konyaspor düşme potasında. Ama ununu elemiş, eleğini asmış gibi oynuyor. Dün oynadıkları futbolla Süper Lig'e layık olmadıklarını gösterdiler. Sarı-lacivertli oyuncular yürüye yürüye kazandı. Maçın yıldızı da bu sütunlardan çok eleştirdiğim Güiza'ydı. Bu sezon Alex'le birlikte takımın en çok gol atan oyuncusu oldu. Böyle devam ederse seneye çok iş yapar.

Hairdesigner
25-05-09, 10:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Telafi maçı

Kongre, F.Bahçeli futbolcuların da havasını değiştirdi. İnsanın "Keşke şu kongre sezon başında olsaydı" demesi geliyor. Futbolcular, biten kongrenin arkasından Konyaspor maçına öyle bir başladılar ki bizler de şaşırdık. "Yahu kardeşim, bugüne kadar nerelerdeydiniz" dedik. Aziz Yıldırım'ın tekrar başkan olmasından sonra futbolcuların o kadar içten oynamalarını biraz da yadırgadım! "Acaba" dedim, "Başkan tekrar seçildi. Elimizden geleni yapalım da Fenerbahçe'de kalalım" düşüncesinde miydiler de bu kadar güzel oynadılar? Onu bilemiyorum. Yalnız bildiğim tek şey var, kimse heveslenmesin. Fenerbahçe'nin kıymetini gittikleri kulüplerde çok daha iyi anlayacaklardır! Maçta Güiza'nın golcülüğünü tekrar gördük. Bu adama büyük haksızlık yapıldı. Yanlış kurulan sistemde Güiza iş yapamadı. İspanya'da 27 gol atan bir futbolcunun, Türkiye'de 54 gol atmalıydı. Aynı şekilde Semih de öyle. Bu değerleri kullanamayan düşünce, Fenerbahçe'yi bu hale getirmiştir. Devre arasında yaptığım hesaplara göre, Fenerbahçe'nin normalde Konya maçında şampiyonluk turu atmalıydı. Dün akşam Fenerbahçe'nin Konya'yı yenmesi küme düşmemek için oynayan takımları çok mutlu etti. Ama Fenerbahçeliler mutlu oldu mu? Ligin sondan birinci haftasında Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesi vermeliydi. Neyse bu sene olanlar oldu. Yapacak bir şey yok. Önümüzdeki sezona bakacağız.

Sözümüz bitmedi
Artık bu maçın taktiğine-tekniğine girecek halimiz yok. Biz işe Fenerbahçe açısından baktığımız zaman, çok şeylerin değişeceğine inananlardanız. Bunlar da değişmeli. Eğer ki yukarıda Sivas ve Trabzon şampiyonluk mücadelesi veriyor, Fenerbahçe de onları aşağıdan seyrediyorsa elbette söyleyecek çok sözümüz vardır. Onları da zamanla söyleyeceğiz. Dünkü maç bir telafi maçıydı ama elbette hiç birimizi mutlu edecek şekilde tamamlanmayan sezonun Kadıköy'deki son maçıydı.

Hairdesigner
25-05-09, 10:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Mendil zamanı

Aragones'in, olup biteni gamsızca izleyen o bildik tavrıyla oynadı maçın ilk 10 dakikasını Fenerbahçe. Önce Lugano, sonra Emre isyan etti bu görüntüye. Derken Uğur da katıldı isyana. Sonrasında ise kaptan ortaya çıktı ve ancak onun yapabileceği asistlerle Güiza ve Uğur Boral'ın fantastik vuruşları geldi. Yoğun stres altındaki Konyaspor zorunluluk gereği gol için ileri çıkmak zorundaydı ve bu amaçla her çıkışından sonra top topladı ağlarından. Dramatikti yaşanan Konyaspor için hiç şüphesiz. Ama bu maçta da olduğu gibi zaman zaman sergilediği bu performansı ligin genelinde ortaya kaymayan Sarı-lacivertli futbolcular ve kadrosunun bu kapasitesini keşfedemeyen İspanyol teknik direktör için ise kocaman bir soru işareti silinmeyecek şekilde beyinlere kazındı dün akşam yazık ki. Öyle ya, siz Yasin, Deniz ve hatta Can duruyorken, Türkiye'nin en etkili sağ kanat savunmacısı Gökhan Gönül'ü Ali Bilgin'e güvenerek stoperde oynatma lüksünden vazgeçmiyorsanız, size sormazlar mı: 'Bu Ali Bilgin'in özelliklerini ancak 10 ay sonra görmek kariyerinizle bağdaşıyor mu?'

Vizyonundan habersiz
Demek ki bu sezon yaşanan düş kırıklığının nedeni Aragones'in 'malzeme bu, ben ne yapayım' gerekçesine bağlanamaz. "Dede"nin iddiasının aksine, malzemenin yabana atılmayacak kaliteye sahip olduğunu dün akşam bir kez daha gördük. Tabii, aşçının ne kadar yeteneksiz olduğunu da. Yeniden başkan seçilen Sayın Aziz Yıldırım üç yıl üst üste şampiyonluk vadederken şüphesiz, analizlerini yapmış ki böylesine iddialı bir açıklama yaptı. Ancak uyaralım kendisini; Fenerbahçe'de oynamanın ayrıcalığının farkında olmayan futbolcular var. Yani hadleri bildirilmesi gerekenler var, üst üste şampiyonlukların gelmesi için. Bütün bunlardan önce de Fenerbahçe'nin vizyonundan bihaber Aragones'e beyaz mendil sallamanız gerekiyor tabii.

Hairdesigner
26-05-09, 08:11
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Ali Şen göreve

Fenerbahçe'nin kongresi örnek bir hava içinde ve rekor katılımla geçti. Ve beklendiği gibi Aziz Yıldırım'ın açık farklı galibiyetiyle sonlandı. Neticede Fenerbahçe kadar Türk sporu da kazandı. Önce sevgili başkandan başlayalım. Oylamaya katılan 6 binden fazla azadan bin 200'ünün rakibinin lehine oy kullanması, başarılı çalışmalarına rağmen bu üyelerin memnun kalmadığını ortaya koymuştur. Büyük desteğe güvenerek aynı ortamda yürümek, gelecekte memnuniyetsizlerin sayısını artırabilir. Bunun için de açıklanan programın tam olarak uygulanması gereği ortaya çıkar. Yıldırım kongre öncesi medyayla diyalog yaparken "İyi bir menajer gereği" konusuna, "Bana isim verin, kim olsun?" sorusu ile cevap verdi. İşte aday:

İşte Serhat Akın farkı
Tecrübesi, ismi, lisan bilmesi, dünya futbolunu tanıması, taraftarca sevilmesi ile (Eğer Fenerbahçe için kabul etme fedakarlığını gösterirse) eski başkan Ali Şen'den iyisi bulunamaz. Ona tam yetki verip futbolun başına getirmek, Fenerbahçe'de devamlı başarıların da başlangıcı olur. Söz verilen üst üste şampiyonluk da ancak bu şekilde sağlanır. Bu arada Aziz Yıldırım'a karşı kongreye gelen, yapılanları az veya eksik bulan Şadan Kalkavan ve arkadaşlarına da görev düşüyor. 3 madde halinde özetledikleri programlarını detayları ile yönetime aktarmalı, onların da uygun bulduğu ve yararlı gördüğü konuların uygulanmasına yardımcı olmalıdırlar. Aziz başkana bir uyarım var. 'Kadıköy Boğası' Serhat Akın'la kat kat fazla ücret ödenerek alınan Deivid'in ne kadar farklı olduğu, pazar akşamı Serhat lehine ortaya çıktı. Ufak hatalar veya dedikodular yüzünden kaliteli futbolcuları harcamaktan vazgeçmek Fenerbahçe'ye yarar getirecektir, unutulmasın.

Hairdesigner
26-05-09, 08:11
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Pişmanlık balosu

Beşiktaş'ın Galatasaray karşısında ilk yarıda orta sahayı geçmemeye yeminli hali şaşırtıcıydı. Bir korku panayırı belki. Sonuçta Beşiktaş çok iyi oynayan bir Galatasaray'ı yendi. Sahada beklenen futbol olmasa da, tribünlerde bir yıllık emeğin, şampiyonluğa düşen görüntüsü vardı. Maçı da bu güç kazandırdı. Siyahı aydınlatan beyaz... Beyaza hayat veren siyah gibi...



***

Haftanın özel adamlar sözlüğüne öncelikle Yusuf Şimşek'in ismi yazıldı. Adının karşısına düştüğüm özel not... "Bu ayakların heykelini yapacak biri olmalı." Yama transfer gibi gelip, en hayati maçlarda takımın açıklarını kapatmak, üstelik asist ve gol üreticisi olmak, herkesin harcı değil. Diğer özel isim Alanzinho. "Denklanşörün sesi." Vurdu mu, kimse kıpırdayamıyor! Bu kadar çabuk ve yaratıcı bir adamın, önümüzdeki sezon harika goller sergisindeki yerini çok merak ediyorum.



***

Sezon ortasında kaybedilen puanlardan sonra, üst kattakilere bir not bırakmıştım. "Bugün kaybedilen puanların, aslında kaç puan ettiğini sezon sonunda öğreneceksiniz" diye. Şimdi bazıları, kaybedilen puanların ve pişmanlığın yasında. Kimileri de dizlerini dövüyor. Ama bilinmelidir ki... Pişmanlıklar, şampiyonluk balosuna alınmıyor!



***

Biraz önsezi, biraz ülke karakteri, çokça da Beşiktaş'ın diğer takımlardan daha istekli olması, fikrimi bir hafta önceden beyan etmemi zorunlu kılıyor. Ne yani, şampiyonluk maçı Denizli'de oynanıyor diye tarih tekerrürden mi ibaret olacak? Kimse kusuruma bakmasın, bazı sözler erken söylenir. "Beşiktaş şampiyon!"



***

Futbol kalitesi bir yana, bu sezon daha karakterli bir lig sonu izliyoruz. Daha önceki sezonlarda, "başkalarının ayakkabılarıyla" maça çıkan takımlara alışmıştık. Şimdi küme düşen takımların bile gösterdiği onurlu mücadele, futbolumuzun en anlamlı kazancı. Ama hakemler için bir notum mevcut. "Onlar adaletsizlikte yine dürüsttü. Kimlerden korktuklarını bu sezon da gizlemediler!"



***

Trabzonspor bir iç kanama yaşadı. Sonra çaresizliğe bir kalp nakli ve kayıpların bir kısmını onardılar. Trabzonspor'un ligin son haftasına, şampiyonluk umudu taşıyan bir takım olarak çıkması bile çok şeydir aslında. Ersun Yanal'ın gidişinden sonra gelişen Trabzonspor gerçeği sorgulandığı zaman, 4 maçı üstüste kazanan futbolcuların, kolay kaybedilen maçların neresinde olduklarını da sorgulamak gerek. İç kanamanın tek adı Ersun Yanal değil.



***

Biraz uzaklara uzanalım. Yalnız adamın hikayesine... Tugay Kerimoğlu, Blackburn Rovers'ta futbolu bıraktı. Ona gösterilen saygı, verdiği emeklerin karşılığıdır. Ülkemizdeyken en çok eleştirenlerden biriydim. Avrupalı Tugay başka biri oldu, kendisini de aştı, ülke sınırlarını da. Onun hikayesi görkemliydi. Ülkemizdeki gençlerin, ders kitabı niyetine okumasını gerektirecek kadar...

Hairdesigner
26-05-09, 08:12
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Tarih böyle yazılır

Beşiktaş'a son dakikayı bekleyen "yarı resmi şampiyon" gözüyle bakabiliriz. Bu sıfat, bu hafta Denizli deplasmanında büyük ihtimalle "resmi" şampiyonluğa dönüşecek. İşi buraya getirmiş bir takımın, küme düşme korkusu olmayan bir rakip önünde puan kaybetmesi pek mümkün görünmüyor. Kaybettiğini varsayalım... Sivasspor'un da İstanbul'da Galatasaray'ı yenme garantisi yok. Yendiği takdirde bile averajla Beşiktaş'ı geçmesi olsa olsa mucize olur. Trabzonspor bir sürpriz yapar mı? İmkansız. Fenerbahçe'yi yense bile averajı şampiyonluğa yetmez. Ama şu var... Trabzonspor, kendisini Şampiyonlar Ligi'ne taşıyacak lig ikinciliği biletini kaparsa kesinlikle sürpriz olmaz. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/26/im//6AB89A7088EBD34F94CB201By.jpg Kişisel görüşüm ilk üç sıranın Beşiktaş, Trabzonspor ve Sivasspor şeklinde olacağıdır. Beşiktaş'ın şampiyonluğunda aslan payı kuşkusuz teknik direktör Mustafa Denizli'nin olacak. O olmasa Beşiktaş son haftaya böyle bir konumda giremezdi. O geldikten sonra Yusuf ve Ernst transfer edilmese Beşiktaş Denizli ile de şampiyon pozisyonuna gelemezdi. Demek ki Beşiktaş yönetimi de 7'nci haftada Denizli'yi takımın başına getirmekle doğru yapmış ve şampiyonlukta 2'nci derecede pay sahibi olmuş. Mustafa Denizli, Galatasaray ve Fenerbahçe'den sonra Beşiktaş'ı da zirveye taşıyan ilk yerli hoca olarak tarihe geçti. Zaten bu işi başaran yabancı teknik adam da yok. 27 maçta 54 puan... Bu, maç başına 2 puan ortalaması demek. Bu, aynı zamanda Beşiktaş'ta çifte kupalı ilk yerli teknik direktör demek. İşte tarih böyle yazılır.

Hairdesigner
26-05-09, 08:12
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1806.jpg Favoriler kazandı

Aşırı sıcak havada başlayan TFF 2. Lig play-off maçlarının ilkinde, takımlar bu havadan oldukça etkilendi. Tarsus İdmanyurdu, takım özelliği daha iyi olan, birlikte oynayamaya çalışan organize bir takım görüntüsü verdi. Çorumspor ise yetenekli, kaliteli oyuncuları bulundurmasına rağmen çok dağınıktı. Savunmada çok ciddi hatalar yaptılar. Maçtan önce yaşadıkları olumsuzluklar takıma oldukça yansımış. Futbolcular bundan çok etkilenmiş. Takım özelliği olan Tarsus, bu maçı rahat bir havada oynadı. Sıcak hava onları etkilemedi. Bunda yörelerinin etkisi oldukça görüldü. Nitekim maçı da zorlanmadan kazandı. Tarsus İdmanyurdu'nda hücum da oynayan Tayfun, savunmada oynayıp, daha sonra orta alana geçen Vedat göze batan oyunculardı. Sarı-lacivertliler, kontrollu ve sabırlı oyun anlayışıyla Bank Asya 1. Lig'e çıkabilecek bir takım.

Kulakları çınlattı
Konya Şekerspor-Şanlıurfaspor maçına gelirsek... Konya Şekerspor, iki atakta iki gol bulunca doğal olarak oyuna ağırlığını koydu. Bunun yanında Şanlıurfaspor'da savunmanın göbeğinde oynayan Yaşar, kırmızı kart görünce, yeşil-sarılıların savunması gedik verdi. Şeker'de hücuma dönük orta alan oyuncusu Uğur, attığı iki gol ve oynadığı futbolla dikatleri çekti. Konyaspor alt yapısından yetişip Şekerspor'a verilen Uğur, Turkcell Süper Lig'de sıkıntılı günler geçiren Konyaspor'da "Ben neden yokum" der gibiydi. Eksik oynamasına rağmen Şanlıurfaspor, zaman zaman Şekerspor kalesinde birkaç tehlike yarattı. Konya Şekerspor, genellikle yan toplarda ciddi sorun yaşadı. Nitekim maçın son dakikasında Şeker, yan top zaafından arka arkaya 2 gol yiyerek maçı uzatmaya götürdü. Konya Şekerspor, uzatmanın hemen başlarında kazandığı penaltıyla yeniden öne geçti. Urfaspor'a yazık oldu.

Hairdesigner
26-05-09, 08:12
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Bu işi hiç sevmediler

Rahmetli Hasan Doğan'la başlayan sisteme güven şimdilik aynen devam ediyor. Bugün hâlâ ligin şampiyonu ve düşenleri belli değilse, bu en başta adaletli sistemin, dik duran federasyonun eseridir. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzon sustu, Galatasaray'la Sivas'ın suyu bulandırma çabalarına da kimse prim vermedi, huzur geldi. Hakemler baskı altında kalmayınca istisnalar hariç eyyam yapmadılar. Lig doğal akışında gidince düşen hakkıyla düşüyor, çıkan hakkıyla çıkıyor, şampiyon olan da aynı şekilde hakkıyla oluyor. İşte bu hakkaniyetli yarış demektir, gerisi de laf-ı güzaftır. Keser gibi 'Rabbena hep bana' misali kendine yontmayanlar için bu sezon muhteşem bir lig yaşanmaktadır. Ancak herkesin aynı görüşte olduğunu düşünmek aşırı salaklık olur. Yıllardır kollanmaya alıştıkları bu sezon yaşanan hakkaniyetli yarıştan hiç zevk almayanlar da var aramızda. O nedenle yeni sezonda Fenerbahçe ve Galatasaray'ın bu manzarayı kendi lehlerine değiştirmek için çok daha agresif bir politika izleyeceğinden hiç kuşkunuz olmasın. Adnan Polat bu sezon denedi olmadı, çünkü kimse oltaya takılmadı. Yeni sezonda Fenerbahçe cephesinden de ses çıkacağı için hedeflenen ortam sağlanabilir. Diyeceksiniz ki bu sezon sakin duran Fenerbahçe yeni sezon da neden aynı tavrı sergilemesin. Sergileyemez çünkü Aziz başkan üç yıl üst üste şampiyonluğu garanti etti. Dolayısıyla her iki kulübün de yeni sezonda hakemler üzerinde baskı oluşturmaya çalışacaklarından adım gibi eminim.

Özgener'in işi zor
Onlar bunu yapınca Beşiktaş ve Trabzon da bir süre sonra sisteme dahil olacaklardır. Sonra al gözüm seyreyle.. Özetle yeni sezon federasyon ve MHK için çok daha zor olacaktır. Büyük çoğunluk adaletli sistemden, hakemlerin gördüklerini çalmasından memnun olsa da, yıllardır rüzgarı arkalarına alıp koşanlar hiç memnun değiller. Mahmut Özgener ve ekibi bu sezon olduğu gibi yine dik durabilirlerse Türk futbolu kurtulur ve bir daha kimse eski günleri geri getiremez. Tersi olursa yine herkes kendi adaletinin peşine düşer ve kaosun ortasında top kovalamaya devam ederiz. Ve galiba biz (!) ikinciyi daha çok seviyoruz!

Hairdesigner
26-05-09, 08:12
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Korkak Denizli

* Denizli, işli güçlü biri olarak bana bir izah etsin bu galibiyetin baldan başka izahı var mı? G.Saray'ın açık ara kazanması gerekiyordu
* İlk kez korkak bir Denizli takımı şampiyon olacak. Böylece de bu ülkenin korkakları zafer kazandıklarını iddia edecek
* Beşiktaş'ın yendiği gibi, G.Saray herhangi bir takımı yenip şampiyon olsaydı Beşiktaşlılar 'şike var' diye ayaklanırdı

_Beşiktaş favori çıktığı maçta beklemediği bir Galatasaray buldu karşısında. Ancak Galatasaray'ın iyi oynamasına karşın kazanan taraf Beşiktaş oldu. http://www.fotomac.com.tr/2009/05/26/im//0BB4E55DF5944942BC9AF382y.jpg Kartal'ın galibiyet gollerini de düşünürsek artık Mustafa hocanın 'oldukça şanslı' olduğunu kabul etmesi gerektiğini söyleyebiliriz herhalde!
Beşiktaş'ın, Galatasaray'ı yendiği gibi bir maçtan sonra Galatasaray herhangi bir takımı yenip, şampiyon olsaydı Beşiktaş camiası yıllar önce olduğu gibi 'şike var' diye ayağa kalkardı. O kadar üstündü Galatasaray ve o kadar akıl almaz goller kaçırdı ve birisi kendi kalesine olmak üzere de iki tane yenmeyecek gol yedi. 2-3 sene sonra bile Beşiktaş camiası hâla 'O maçta şike vardı' derdi. Türkiye'de ne yazık ki şike iddiaları böyle ortaya atılıyor, böyle konuşuluyor. Bir de üstelik Mehmet Topal'ın attığı golden sonra Yıldırım Demirören'in elini sıktı Adnan Polat. Adnan Polat'ın elini sıkan diyelim ki Ankaragücü'nün başkanı olsaydı, attığı golden sonra o gol ile de Galatasaray, Beşiktaş'ın elinden alsaydı şampiyonluğu bugün Beşiktaşlılar ne diyor, neler yapıyorlardı, çok iyi biliyorum. Çünkü yıllardan beri yapıyorlar! Bu futbol. Futbolda her şey olabiliyor. Hele Beşiktaş'a geldiği günden beri iki maçından birini bal badem kazanan Mustafa Denizli için hiç şaşmamak lazım. 'İşsiz güçsüz takımının' lafı diyor hocam ama işli güçlü biri olarak bana bir izah etsin bakalım; bu galibiyeti. Bu galibiyetin baldan başka izahı var mı?

ÇOK KAVGA ÇIKARDI
Açık ara Galatasaray'ın kazanması gereken bir maçtı. 2-1 falan değil, 4-1, 5-1 bitmesi gereken bir maçtı. Hemen hemen her akınında gol pozisyonuna giriyordu Galatasaray. Beşiktaş'ın ne savunması savunmaydı, ne forveti forvet, ne orta sahası orta sahaydı. Buna rağmen maçı kazanan şampiyonluğa yürüyen Beşiktaş oldu. Futbol bu olunca böyle şeyler oluyor. Ha şurası açık; hırslı oynayan, kazanmak için oynayan futbolcular Beşiktaş'taydı. Galatasaraylılar sadece oynadılar. Maça Beşiktaşlı oyuncular gibi asılmadılar. Asılmadıklarının görüntüsü de şu; normal bir Beşiktaş- Galatasaray maçı olsaydı, çok kavga çıkardı, bir yığın Galatasaraylı itirazdan sarı veya kırmızı kart görebilirdi. Ama en bariz pozisyonlarda dahi itiraz etmediler. Beşiktaş çok sert oynadı, çok tekme attı. O tekmelere cevap dahi vermediler, hatta gülümseyerek karşılık verdiler. 'Biz oynuyoruz ama işte oynuyoruz.' Ama bu bile Beşiktaş'ı darmadağın etmeye yetti.

_Beşiktaş sahasında defans yapmayı tercih edip topu genelde Galatasaray'a bıraktı. Bir ara topla oynama oranları 64'e, 36 gibiydi.
Delgado'nun sakat olduğu bir haftada Yusuf'u kenarda bırakarak maça başlaması Mustafa Denizli'nin ne kadar korktuğunu zaten gösteriyor. Denizli geldiğinden beri aynı şeyleri söylüyorum. Ben Denizli'yi tanıyamıyorum. Korkak bir Denizli var ve ilk defa korkak bir Denizli takımı şampiyon olacak! Böylece de bu ülkenin korkakları 'zafer kazandıklarını' iddia edecekler. Ben aynı görüşte değilim. Bu şampiyonluk benim açımdan alkışlanacak bir şampiyonluk değil. İkram edilmiş bir şampiyonluk. Sivas tarafından ikram edilmiş bir şampiyonluk, Galatasaray tarafından ikram edilmiş bir şampiyonluk, Fenerbahçe, Trabzon tarafından ikram edilmiş bir şampiyonluk. Bu kadar kötü ve bu kadar korkak oynayan bir takım şu an lider. Düşün lig şampiyonluğunu neredeyse garantilemiş olan Beşiktaş, bu sezon ilk defa ilk 6 sıradaki bir takımı yendi! Ligin tepesindeki ilk 6 takımdan birisini ilk defa yendiler ve şampiyon oluyorlar. Bu bile bu sezon ki şampiyonluğun ne kadar ucuz olduğunu ortaya koyuyor.

İLKELERİNİ TEPTİ
Mustafa Denizli zaten bu seneki şampiyonluğun çok ucuz olduğunu hissettiği için bütün ilkelerini teperek sezon ortasında Beşiktaş'ın antrenörü olmayı kabul etti. Böylece Türkiye'de, 'Galatasaray'ı, Fenerbahçe'yi ve Beşiktaş'ı şampiyon yapan tek hoca' olma unvanını elde etmeyi düşünüyordu. Bu hedefine de ulaşıyor. Ama bu hedefe ulaşırken, oynattığı kötü ve korkak futbolu benim bağışlamama imkan yok. Benim ölçülerimde 'gayeye giden her yol meşrudur' diye bir şey yok. Futbolun bir tek gayesi var; seyirci. Futbol seyirci sporu. Televizyon başında oturan da stadyuma gelen de futbol seyretmek ister, tabela seyretmek değil. Bizim tabelacı yazarlarımızın, tabelacı yorumları yüzünden iyi seyirciyi kaçırdık, tribünler amigolara ve şiddet meraklılarına kaldı ve futbol bu hale döndü. Şimdi geri döndürmeye uğraşıyorlar. Ama bu geri dönüş teknik direktörlerden başlamalı. Evvela güzel şeyler sahneye koyacaksın ki seyirci gelsin.

Hairdesigner
26-05-09, 08:13
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Polat'ın dev sınavı

Galatasaray için lig bitti. Ligde ikinci sırada bulunan Sivasspor takımı şimdiden gönüllerin şampiyonu oldu. Az da olsa yine de kırmızı-beyazlı takımın şampiyonluk şansı sürüyor. Galatasaray ise büyük sürpriz olmazsa UEFA Avrupa Ligi'ne katılacak gibi gözüküyor. Galatasaray yönetimine ve teknik kadrosuna düşen en önemli vazife önümüzdeki sezonun planlamasını bir an önce uygulamaya geçirmek. Son Beşiktaş maçı da gösterdi ki, Cassio Lincoln gibi arıza isimlere bu takımda yer yok. Galatasaray takımı, derbide Beşiktaş karşısında belki yenildi ama bir gerçek var ki bileğinin hakkıyla mücadele etti, terini damlattı, şanssız gollerle mağlup oldu. Sarı-kırmızılı kulüpte teknik direktör konusu bugünlerde en çok tartışılan nokta oldu... Çokça unutuluyor ki, Florya takımının üç-beş milyon euro verecek parası yok... Ayrıca gelen her hoca peşinde yine çok büyük maliyetlerle transfer edilebilecek futbolcuları şart koşuyor...

Tüm günah Korkmaz'ın mı?
Aynı şartlarda teknik direktör Bülent Korkmaz da en iyisini yapar... Birileri diyor ki, "Lincoln'ü idare edemedi..." Ben de diyorum ki, "Lincoln'ü Kalli idare edemedi, Adnan Polat idare edemedi, Adnan Sezgin idare edemedi tüm günah Bülent'in mi yani?.." Kendimizi kesinlikle kandırmayalım, Rijkaard da Ronaldinho'yu idare edemedi, tıpkı Guardiola gibi... Kim ne derse desin, bunlar sorunlu adamlar... Belki bir daha Türkiye'ye gelmeyi düşünmeyecek adamlar yüzünden bu kulübe 25 yılını vermiş bir efsane abideyi harcamak hiç ama hiç akıl karı değil... Bu yöneticilik hiç değil... Bakalım başkan Adnan Polat eleştiriden kurtulmak için kelle veren bir başkan mı yoksa en olmaz zamanda göreve çağırdığı teknik direktör Bülent Korkmaz'a sahip çıkacak kadar yürekli mi?.. Başkanın büyük sınavı bu.

Hairdesigner
23-06-09, 02:30
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Topuz, Fener'de dengeleri bozar mı?

Türkiye'ye bilgisayarlı maç analizini başlattığımın ilk yılları idi. Lig TV'de Futbolmatik programını yapıyordum. Takımlar ve teknik adamlar için müthiş bir çığır açılmıştı. Hemen her takıma görüntülü olarak yaptıkları hata ve başarıları gösterip, konferanslar anlatıyordum. Örneğin bir oyuncunun lig boyunca yaptığı, 'gol pozisyonu öncesi top kaybı'' kriterini tek bir tuşa basarak, hemen ekranda gösteren ve bunun gibi tam 160 tane futbol içi kriterden hangisini isterseniz anında ekrana verebileceğim bu sistemi, Kayseri ve o zamanın teknik direktörü Ertuğrul hoca da görmek istemiş, onlara da sevap ve günahlarını anlatmıştım. Büyük merakla izleyenlerin başında da Mehmet Topuz gelmişti. Transferinin en sıkıntılı olduğu dönemde Antalya'da bir balık restoranında karşılaştık. Ayak üstü kısa sohbetimizde bana çok ilginç şeyler söyledi. Ama her zaman olduğu gibi söyledikleri hayat boyu benimle kalacak. Zaten futbolcuların bana güvenip, içlerini dökmelerinin nedeni bu. Hiçbir yerde anlatmıyor, yazmıyor, tam tersine, onlara sağduyulu önerilerde bulunmaya çalışıyorum. Bu olayın başka yönü. Asıl şimdi konuşulan, Mehmet Topuz'un aldığı para nedeni ile Fener içinde bir sıkıntının olup olmayacağı. Öyle ya Ronaldo nerede ise 100 milyon euro'ya gitti ama o Ronaldo. Takım arkadaşları "Ona bu kadar normaldir" diyebilir. Peki ya Fenerli futbolcular Mehmet'e bu anlamda bozulur mu? Cevabını vereyim; bozulmak. Nereden mi biliyorum? Mehmet'in kişiliğinden. Bakmayın o kadar büyük paralarla oynadığına. Çok temiz, çok saf bir çocuk. Hiç de öyle cin gibi, 2 takımı birbirine düşürmek için numaralar yapan biri değil. Onu ehliyetsiz araba kullanırken göremeyeceksiniz. Barlardan sabaha karşı çıkark de, X bir gece kulubünde olay çıkartırken de... İyi bir yaşantısı olur, saflığını ve temiz yüreğini gören arkadaşları da ona saygı duyarlar ve bir süre sonra, çalışkanlığı ile de aldığı para muhabbeti kapanır gider. Sonuç mu... DR. Gürkan nacizane diyor ki; Mehmet Topuz, Fener'de dengeleri bozmaz ama önemli olan aldığı paranın hakkını vererek ligde dengeleri takımı lehine bozar mı?

Hairdesigner
23-06-09, 02:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Yakılan orman

Fenerbahçe, bir inat uğruna, sadece kendi değerlerini değil, ülkenin futbolunu da yaktı. Mehmet Topuz için, 50 milyon TL'lik bir yükün altına giren takım, ülkenin transfer dengesini de bozdu. Şimdi en sıradan futbolcunun apoleti bile astronomik. Ankarasporlu Ediz, 2 milyon euro'dan bahsediyor. Volkan Demirel doğaldır ki, Mehmet Topuz'un aldığı ücreti istiyor. Hele lig başlasın, siz o zaman görün ücretler arasındaki uçurumun yansımasını. Bursasporlu Sercan için kulübünün belirlediği rakam, bir felaketin anonsu. Transferdeki gövde gösterisinin bir bedeli olacaktır kuşkusuz. Yakılan orman herkesi yakar.



***

Fenerbahçe'de tek kişilik yönetim biçimi, bu kulübün çok şeyini aldı. Ve alacaktır da... Galatasaraylı Servet, 500 bin dolar karşılığında Sivasspor'a hediye edilmişti. Şimdi Marsilya'ya transferi için 8 milyon euro konuşuluyor. Fenerbahçe, küçük fedakarlıklarla elinde tutabileceği adamları, kapris uğruna kaybederken, yıllarını da kaybetti. Avrupa düşlerini de. Daum geldi ya, takımı üç yıl üst üste şampiyon yapacak. Bu Daum, Fenerbahçe'yi iki kez şampiyon yaptı da ne oldu? Ne olduysa, Daum gittikten sonra oldu. Filmi başa saranlar, Fenerbahçe'nin başına sardıkları belanın hesabını da verir diye düşünmeyin. Hesapsız kitapsız transferin cesaret kaynağı da sağlam! Arkası da...



***

En çok garibime giden, Fenerbahçe'nin imaj danışmanı Alp Üstüngör'ün, Mehmet Topuz'dan Beckham yaratması için göreve çağrılması. Altyapıdan çıt yok. Yarınlara yönelik yatırımın esamesi bile okunmuyor. Ama transferin ikiyüzlü kahramanı Mehmet Topuz'a starlık eğitimi. Ne yani, bu adam Fenerbahçe ruhunun yeni kaptanı mı? Ona alfabeyi yeniden mi okutacaklar? Dostoyevsky'yi mi tanıtacaklar? Uyuduktan sonra üzerini örtecekler de, ondaki cehaletin üzerini nasıl örtecekler? Fenerbahçe'nin varlığı, Mehmet Topuz'un yokluğuna armağan olacaksa... Bırakın Mehmet Topuz, Beckham olsun. Hayallerin de toprağı bol olsun!



***

Cehaletin merkez üssünde bunlar doğal. Böylesine para içinde yüzen ve her nimetten yararlanan futbolcuların, cehaletini traşlamak için, kılını bile kıpırdatmadığı bir ülkeyiz. Beşiktaş'ta kondisyoner Stefano Morreno, yerli futbolculara çalışma programı gönderiyor. Program İngilizce. Trilyonluk futbolcular tercümanlık bürosu arıyor. Zavallı Morreno, hangi ülkede kondisyonerlik yaptığını nereden bilsin! Bizim popüler futbolcularımız, dert yanmayı iyi bilirler de... Cehalet onları azarlarken, nedense hiç gocunmazlar!



***

Kulüplerin vergi borçlarının, hükümetler tarafından affedildiği yegane ülkeyiz. Haklarımız haram olsun! Dünya Üçüncüsü A Milli Takım futbolcularına toplam 23 milyon TL ceza gelmiş. Aldıkları 368'er bin liralık primin vergi cezası. Hem kahraman olup, hem prim almak varsa... Bunun da bir bedeli olsun.

Hairdesigner
23-06-09, 02:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Revna Hanım'ı okudunuz mu?

Bu konuyu bir hafta önce kapatmış ve Mehmet Topuz konusunda bir daha yazmamaya karar vermiştim. Ancak Vatan'da Sanem Altan'ın, Beşiktaş'ın First Lady'si Revna Demirören ile yaptığı söyleşiyi okuyunca bir kez daha yazmak durumunda bulunuyorum. Sanem Altan soruyor: "Mehmet Topuz'un transfer aşamasına Antalya'da tanık oldunuz. Fener'e gidince şaşırdınız mı?" Revna Hanım şöyle başlıyor: "Akşam, bahçede otururken kapı çaldı. Kapıyı bir açtım, karşımda Topuz. Elimi öptü. 'Yenge, sizi çok merak ediyordum, tanışmaya geldim. Sizi çok takdir ediyorum. Annemle, İstanbul'a beraber geleceğiz' dedi." Revna Hanım, bu sözlere şu karşığı veriyor: "Bundan sonra ikinci evin, benim evimdir. Ne zaman bir ihtiyacın olursa hiç çekinme." Bayan Demirören, ertesi gün çocuklarıyla tekneye geçiyor. Yıldırım Demirören de yurt dışına gidiyor. O gün, hiç gazete okumuyor. Akşam eşini arıyor. Şöyle diyor: "Sesi çok kötüydü, 'Ne oldu?' dedim, anlattı. İnanamadım... 'Daha dün akşam geldi, nasıl olur?' dedim. Kendim yaşamasam inanmazdım. Çok şaşırdım, çok kızdım, çok üzüldüm. Topuz istediği yere gidebilir ama onu davet etmeden, kendiliğinden tanışmaya gelip, ertesi gün F.Bahçe'ye gitmesine kırıldım. Kendimi aldatılmış gibi hissettim." Revna Hanım'ın son sözleri şöyle: "Futbolcu olması açısından değil, bir gencin böyle davranması üzücü, etik değil." F.Bahçe bir transfer başarısına imza atmıştır. Kulübe ve Aziz başkana en ufak bir eleştirim olamaz. Şimdi Türk kamuoyuna soruyorum: "Tüm Türkiye'nin sevdiği, gerçek bir hanımefendi olan Revna hanım yalan söyler mi?" Topuz'a da iki sorum var... Birincisi şu: O, Beşiktaşlılık söylemlerini kendisine baskı yapıldığı için söylemiş. Baskı yapan kişiyi açıklar mısınız? İkinci ve son sorum şu: "Revna Hanım amma da sallamış" diyebilir misiniz? Cevabınızı bekler, selam ederim!

Hairdesigner
23-06-09, 02:32
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Yazıklar olsun

Beşiktaş'ın Yıldırım Demirören yönetiminde yaptığı hataları anlatmaya bu satırlar yetmez... İnanın bana, amatör kulüp yöneticileri bu hataları yapsa mahalle halkı ayaklanır ve başkan bir saniye bile koltuğunda duramaz... Şu son skandala bakın, sözleşmesini uzatma opsiyonu tek taraflı olarak elinizde olmasına rağmen Gökhan Zan'ı bedavaya Galatasaray'a kaptırıyorsunuz... Burası sözün bittiği yerdir deriz ya, burası da ona yakın bir yer... Yahu Gökhan Zan'ı beğenmeyebilirsin, hocan istemeyebilir, satmayı da düşünebilirsin iyi de bu bonkörlük niye? Tek taraflı opsiyonun var uzatırsın sözleşmesini ondan sonra "Şu kadar bonservis bedeli getir istediğin kulübe git" dersin.. Sıradan futbolcuları alırken bin dereden su getiren Demirören yönetimi, elindekileri kaçırma konusunda inanılmaz maharetli...

Maalesef bu ilk değil
Şaka gibi ama yazık ki gerçek... Demirören döneminde Beşiktaş neredeyse tüm transferlerde hata yaptı... Zapo-Sivok ikilisine verilen yaklaşık 10 milyon euro'yu mu yoksa Diatta, Gordon, Juan Fran, Del Bosque skandallarını mı anlatayım ben de bilmiyorum... 25 yıldır Beşiktaş yazarım bu kadar hatayı üst üste yapan bir başka başkan görmedim... Kör bile aynı kuyuya iki kez düşmez denir, bir insan her transfer döneminde, aynı kuyulara düşer mi? Düşmek ne kelime kuyunun dibine yerleşti Demirören yönetimi... Söyleyecek hiçbir sözüm yok, yazıklar olsun diyorum... Kulüpten alacakları için "Onlar benim çocuklarımın parası" diyen Demirören, sokağa attığı milyonlarca euro'nun kimin olduğunu biliyor mu? Beşiktaşlı çocukların parasını sokağa atarken hiç yüreği sızlamıyor mu acaba? Not: Gökhan benim paramla üç kuruş etmez ama burada futbolcunun ismi değil, kulübün yaptığı amatörlük önemli ve maalesef Yıldırım Demirören bu amatörlüğü ilk kez yapmıyor.

Hairdesigner
23-06-09, 02:33
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1812.jpg Doğru hamleler

Sivasspor yeni sezon hazırlıklarına başladı. Yiğidolar şu ana kadar F.Bahçe'den Yasin Çakmak, Antalyaspor'dan Uğur Kavuk, İstanbul BŞB'den Erman Kılıç, Kocaeli'den Agbetu, Tunuslu Namouchi, Benin Milli Takımı'ndan Rozak ve gurbetçi Ferhat'ı renklerine kattı. Dün konuştuğum başkan Mecnun Odyakmaz, şu ana kadar yapılan transferlerden memnun olduğunu söyledi. Başkan, sadece Herve Tum'un gidişine üzülmüş. Ancak gele- ceğe çok umutlu bakıyor.

Taraftar uyandı
Şimdi herkes Bülent Uygun'un söylediği, "İki trans- fer daha yapacağız" sözlerine takılmış. Bunların kim olacağı merak ediliyor. Sivasspor taraftarı Hasan Şaş gibi transferlerden ziyade, başarıya aç isim- lerin gelmesini istiyor. Önceki yıllarda transfer konu olduğu zaman Sivas'ta herkesin gönlün- den geçen, isim yapmış, medyatik futbolcular- dı. Ne zaman başarı "isimsiz kahramanlarla" geldi, o zaman Sivaslı gerçeği gördü. Zaten gerek başkan Mecnun Odyakmaz, gerekse teknik direktör Bülent Uygun da bunun bilincinde ve ona göre hareket ediyorlar. Gö- receksiniz, 3-5 maç sonra bütün spor kamuoyu, "Sivas nereden buldu bu adamları" diyecek ve yine gıpta ile Sivasspor'dan söz edecek.

Hairdesigner
23-06-09, 02:33
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1794.jpg Takviye şart!

Geçtiğimiz yıl kümede kalmayı sezonun bitimine iki hafta kala garantileyen Ankaragücü, aynı sıkıntıyı bu yıl yaşamak istemiyor. Bu sebeple iç transfere Semavi, Mehmet Yılmaz ve Ceyhun ile anlaşıldı. Ancak Ankaragücü'nün sadece iç transfer değil, dış transfere de önem vermesi gerekiyor. Özellikle savunmanın solu ve stoper mevkinde büyük sıkıntılar yaşayan başkent ekibinin, bu noktalara iyi transferler, iyi isimler transfer etmesi gerekiyor. Geçen yıl, takımın ligde kalmasında büyük rolü bulunan teknik direktör Hikmet Karaman'ın bazı önemli isimlerin transfer edilmesi hususunda yönetime rapor sunduğunu biliyoruz. Ankaragücü'nün başkan vekili Musa Demir, kulübün 15 milyon liraya yakın borcu bulunduğunu, bu problemi giderdikten sonra iç transfer ve dış transfere yöneleceklerini söyledi. Ayrıca, Ankaraspor ile birleşme konusunda oldukça rahatsız olan başkent ekibinde yönetim, toplanarak sorunu kökünden çözüp, birleşme konusunu kapattı. Sevgili Demir, bu konuda üzerlerine ne Cemal Aydın'ı ne de Melih Gökçek'in gelmesini ister...

Hairdesigner
23-06-09, 02:33
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Polat'ı yaralar

* G.Saray'ın şu anda iki tane sorunu var. Birisi Servet, diğeri Sezgin. Servet satılırsa oradan gelecek parayla büyük transferler yapılacak
* Polat ve Sezgin'le ilgili akla hayale gelmez hikayeler anlatılıyor. Bu hikayeler Polat'ı yaralar. Artık bu çıbanı açmak lazım
* İki Adnan yine devam ederse bu sene de ziyan olur. Ve ben şimdiden söyleyeyim: Rijkaard 5 hafta falan dayanmaz, çeker gider

_Galatasaray, Servet'i Marsilya'ya verdi. 8 milyon euro gibi bir paradan bahsediliyor. Meira'dan sonra defansın ikinci sağlam adamını satmak doğru mu?
Galatasaray'ın Servet'i satması değil, satamaması sorun olur. http://www.fotomac.com.tr/2009/06/23/im//FF8CAE16AEAAA845963EB4B8y.jpg Galatasaray'ın bu sene transfere ayıracak 5 kuruş parası yok. Ellerindeki mevcut imkanı Rijkaard için kullandılar. TOKİ'nin oyunu yüzünden Aslantepe'nin geleceği karanlığa düşer düşmez loca satışları bıçak gibi kesildi, oradan gelir imkanları kalmadı. Şu anda Galatasaray'ın transfer görüşmesi yapacak parası dahi yok. Servet'i 8 milyon euro'ya satarlarsa 2-3 transfer yapabilirler. Servet'i 8 milyon euro'ya satmak çok akıllı bir iş. Çünkü stoper bulmak o kadar zor bir şey değil. Geçen sene Galatasaray'ın kaç tane stoperi sakatlandı, sahaya çıkamaz oldu. Buna rağmen Galatasaray son maçına kadar stoper sıkıntısı yaşamadı. Galatasaray sıkıntıyı başka yerlerde yaşadı. Hakan Şükür'ün boşluğunu bir türlü doldurmayı başaramadığı için yaşadı. Bir oyun kurucu bulamadığı için yaşadı. Lincoln'ün keyfi varsa iyi, Lincoln'in keyfi yoksa Galatasaray yok! Emre Aşık sakat, Emre Güngör sakat, Servet sakat, Meira satıldı. Bunların 4'ü de Avrupa çapında, milli, 4 stoper. Bu 4 oyuncunun eksikliğini dahi hissetmedi Galatasaray. Mesela genç Semih bunların eksikliğini hiç hissettirmeden oynadı. Semih'in de iyisi var; Murat. O da sakattı. Galatasaray'ın stoperden yana sıkıntısı olamaz. Nasıl ki Meira'nın satışı nefes aldırdıysa Galatasaray'a Servet de öyle nefes aldıracak. Bu sene ümitler Servet'te. Servet'i satamazsa Galatasaray transfer yapamaz. Transfer yapamazsa da Rijkaard kalır mı, kalmaz mı bilmem. Esas sorun Galatasaray'ın Servet'i satması değil, satamaması! Galatasaray'ın iki sorunu var şu anda: Birisi Servet, birisi Adnan Sezgin. Rijkaard'ın transferiyle büyük işler başarılırken, Servet de satılırsa oradan gelecek parayla gerçekten ben biliyorum çok büyük transferler yapılacak. Ön anlaşmaları yapıldı bunların. Gelecek yıla şampiyonluk ve Avrupa'da başarıyı hedefleyecek bir kadro oluşturulacak.

ARKADAŞ TAVSİYESİ
Ama Galatasaray'da bugünkü durumunun baş sorumlusu Adnan Sezgin ile ilgili herhangi bir işlem yapmadı Adnan Polat. Yapılan çok ağır eleştirilere rağmen. Galatasaray camiasında 'Adnan Polat'ın Adnan Sezgin'e niye mahkum' olduğu konusunda akla hayale gelmez hikayeler anlatılıyor. Bu hikayeler Adnan Polat'ı fena halde yaralar. İş bu kadar çıbanlaşmışsa, artık o çıbanı açmak, o irini dökmek lazım. Adnan Polat'ın Adnan Sezgin'e vefa borcu olabilir, medyun-u şükran olabilir herhangi bir sebeple, başka bir şey olabilir. Bunu Polat Holding'de ödesin. Galatasaray camiasından, Adnan Sezgin'in ayağının kesilmesi lazım. Bu operasyonu yapamazsa Adnan Polat biter. Adnan Polat'ın artık bunu anlaması lazım. Onu bir arkadaşı olarak bir kez daha uyarıyorum. Adnan Sezgin'in Florya'da, Galatasaray futbolunda, 'Galatasaray' adı olan herhangi bir yerde olmaması lazım. Koca Polat Holding'in patronu; versin orada görev. Ne yaparsa yapsın!.. Ama bu kadar ağır ve çirkin dedikoduların dolaştığı bir ortamda hâlâ Adnan Sezgin'in arkasında duruyorsa Adnan Polat; bitirir kendisini. İki sorunu çözmeden bu sezonu açmamalı. Servet sorunu 1, Adnan Sezgin sorunu 2. İki 'S' sorunu var Galatasaray'ın başında; birisi Servet, diğeri Sezgin!..

_ Aslında Hasan Şaş'ın bu konuda çarpıcı bir açıklaması var. "Yaşadıklarımı anlatsam, insanlar Galatasaraylılığından soğur" dedi. Bu sözleri 'geçen sezon sarı-kırmızılı takımda yaşanan kaosun bir göstergesi' olarak kabul edebilir miyiz?
Galatasaray'da çok şeyler yaşandığı kesin. Geçen sezon ki başarısızlık Galatasaray'ın kötü yönetilmesinin bir sonucudur. Geçen sene ki Galatasaray kadrosu UEFA şampiyonu olurdu, Türkiye şampiyonu olurdu ve Türkiye Kupası'nı kazanırdı. Hiçbirini alamadı. Geçen sene Polat-Sezgin ikilisinin hezimetidir. Hasan Şaş'ın bir şey anlatmasına gerek yok. Biraz olayları yakından takip edenler Galatasaray'ın nasıl kötü yönetildiğini biliyor. Rahatlıkla alabileceği 3 kupadan hiçbirini alamadı. İki Adnan'ın başarısızlığıdır bu. İki Adnan yine aynen devam ederse bu sene de ziyan olur. Ve ben sana söyleyeyim; Rijkaard 5 hafta falan dayanmaz, çeker gider.

HASAN AÇIKLASIN
_Galatasaray'da Rijkaard geldi ama transferlerin gerisi gelmedi. Değişim için bir Rijkaard yeterli olur mu?
Galatasaray'ın elinde UEFA şampiyonu olabilecek bir kadro var. Yeter ki bu kadro iyi yönetilsin. Servet'i satıp onun parasıyla 2-3 tane iyi transfer de yaparlarsa Galatasaray bu sene UEFA şampiyonluğuna oynar. Ama Adnan Polat-Adnan Sezgin ikilisi orada olduğu zaman artarak devam edecek dedikodular Galatasaray'ı bitirir. Dedikodu gerçekten daha yıpratıcıdır. Hasan Şaş bir takım gerçekleri açıklasa daha az zarar verir Galatasaray'a. "Konuşursam" dediğin zaman ipin ucu açık. Sallayabildiğin kadar salla o zaman!.. En tehlikelisi, "Bildiklerimi söylersem" lafıdır. En tahrip edici laflar bunlardır. Bunlar alabildiğine dedikoduya izin veren laflardır. Ben Hasan Şaş'ın yerinde olsam çıkar mertçe söylerim, 'Bunları bunları yaptılar' diye.

Hairdesigner
24-06-09, 02:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Bilinçli transfer
Beşiktaş bu dönem transferde resmen çuvallıyor F.Bahçe ise gerekli yerlere gerekli adamları alıyor


Gökhan Zan, Galatasaray'a imza atar atmaz verdiği ilk demeçte "Biz profesyonelliğin gereklerini yerine getiriyoruz" diyor, arkadan da ekliyor: "Daha önceden Galatasaray'a sempatim vardı." Haydi buyurun buradan yakın!.. Yahu şu sözler edilmese olmaz mı? Bırakın bunları, siz işinizi yapın yeter. Verdiğiniz bu tür demeçler, ileride yapabileceğiniz transferleri engelliyor. Bu mudur profesyonellik? Ama normal! İdarecisi amatör olan futbolcu ne yapsın? Beşiktaş bu sene transferde resmen çuvallıyor. Mehmet Topuz olayında; sözleşmesi devam eden futbolcunun kulübüyle konuşmadan "Topuz bu sene Beşiktaş'ta, hayırlı olsun" demişti Sayın Demirören. Gökhan Zan olayı ise tam fiyasko. http://www.fotomac.com.tr/2009/06/24/im//29600FCAAAE8674FBC61DE3Ay.jpg İmza attırabilir veya büyük paralar kazanabilirlerdi. Ama olmadı. Gökhan Zan'ın Fenerbahçe için de ismi geçti. Bilica ve Bekir alınmasaydı o da şimdi Kadıköy'de olurdu. O bölgeyi fazla şişirmeye gerek yok. Daha Önder var, belki Lugano da olacak. O zaman Gökhan Zan'a niye ihtiyaç duyulsun? Geçen sezon orta sahada büyük sorunlar yaşanmıştı. Ama bu sene işler düzelecek gibi. Özer Hurmacı ve Mehmut Topuz iyi transferler. İki futbolcu da oyunun her iki yönünde de iyiler. Yani hem ofans, hem defansta başarılılar. Bu, Daum için büyük şans olacak. Sahada işler kötü giderken oyuncu çıkarmadan taktiksel değişikliklere gidebilir. "Gerekli yerlere gerekli adamlar alınmalı" derken bunları kastetmiştim. Fenerbahçe'de bu sene transferler bilinçli yapılıyor. Bakalım aynı şekilde devam edilecek mi? Bekleyelim görelim.

Hairdesigner
24-06-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1779.jpg Fenerbahçe ve dün, bugün, yarın

Bir Fenerbahçeli olarak son dönemlerde canımın yandığını belirterek başlayayım. Üzerinden geçmesine rağmen DÜN'ü unutamadım. Aklım mantığım almadı. Peli neydi O DÜN... Bir seçim süreci yaşandı. Aziz Yıldırım ile Şadan Kalkavan aday oldu ve Yıldırım kazandı. Sayın Şadan Kalkavan kendisinden beklenen bir şekilde ve olgunlukta seçim sonunda Aziz Yıldırım'ı tebrik etti ve köşesine çekildi. Ancak biz taraftarların baş tacı ettiği eski başkanlardan Ali Şen o günlerde birden bire televizyonlarda boy gösterdi ve bana göre çok acımasızca ithamlarda bulundu. 'Borçsuz bıraktık. Şöyle teslim ettik. Yıldırım eğer Fenerbahçeliyse 30 milyon dolarlık banka borçlarını hibe etmeli' gibi söylemlerde bulundu. Yakışmadı. Ali bey, Aziz Yıldırım ile kanlı bıçaklı değildi ki. Tam tersi bu yönetim Şen'i her zaman baş tacı yaptı, ağırladı. Bunları televizyonlarda değil bir gün ziyarete gidip şahsen yüzlerine söyleyebilirdi. Amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmekti... Bir Fenerbahçeliye, üstelik eski bir başkana, milyonların önünde düne kadar yere göğe sığdıramadığı yönetime suçlamalarda bulunmak ve aşağılamak hiç yakışmadı. Zaten, Aziz bey çıktı ve verdiği paraların bir kuruşunu bile almayacağını deklare etti. Şimdi de ben, Ali Şen kulübe ne kadar hibe etmiş çok merak ediyorum.



***

Gelelim BUGÜN'e. Öncelikle Roberto Carlos meselesi. Adam, 'Dönmeyebilirim. Brezilya'da Fluminense yönetimiyle toplantı yapacağım' demiş. Bunun iki anlatımı olabilir. 1- Sözleşmemi uzatın, taleplerim var. 2- Bırakın gideyim. Artık şampiyonluk stresi yaşamak istemiyorum. İki şıktan hangisi doğru olursa olsun. Roberto Carlos, Aziz beyin 'Savaşan takım' projesine uymuyor. Fazla profesyonel, gitsin... Hani biz Fenerbahçeydik. Hiçbir kişi ve kurum Fenerbahçe'den büyük değildi. Carlos da kim oluyor? Takımı durdurur. Hakeme el hareketleriyle, yani sağ elinin baş parmağını alnına götürüp döndüren, kısacası 'Deli' diyen futbolcu Fenerbahçe forması giymemeli.



***

BUGÜN'ün bir diğer konusu Özer Hurmacı. Herkes 'sakat adamı aldılar' diye sitem ediyor. Ben de diyorum ki Fenerbahçe kendine yakışanı yaptı. Bu futbolcuyu biz geçtiğimiz sezonun devra arası transfer döneminde alacaktık, vermediler. Ondan sonra da Fenerbahçe'ye gelmek istedi diye oynatmadılar. Sonra da sakatlandı. Fenerbahçe sevgisi yüzünden futboldan uzun bir süre ayrı kaldı. Allah korusun bir ayağı kopmuş olsa da Fenerbahçe almalıydı. Ki süper bir futbolcu. Yürekli... Savaşçı... Bekleyin, görün... Pişman olmayın...



***

Son olarak... Tanyeviç. Bu ülkenin birbirinden değerli basketbol hocası var. Biz Aydın Örs'ü harcadık. Hoca bizden sonra takım bile çalıştırmadı. Tanjeviç hastalığı nedir? Efes Pilsen'e karşı, 2-0'dan 2-4 mağlup olmak varsa, bu faturayı Tanyeviç ödemeli. Basketbol'un Aragones'i resmen... Ben adamı sevmedim. Bakın iki örnek. Mehmet Okur, milli takımda yok. Daha da önemlisi, Fenerbahçe'yi adeta tek başına yenen Efes'in savaşçı oyuncusu Kaya Peker de yok. Böyle kapris olur mu? Türk Milli Takımı'nı ve göğsündeki ay-yıldız'a kimse kişisel problemleri yüzünden ihanet edemez. Severiz, sevmeyiz Kaya Peker olmalıydı... Bizim Semih'imiz, Ömer'imiz, Savaş'ımız maalesef seri boyunca Kaya'yı seyrettiler hem de hayranlıkla. Fakat milli takımda onlar var, Kaya yok. Eyy Turgay Demirel, hakem faciaları yüzünden rezil bir final serisi izlettirdin basketbolseverlere, sana kimler hak mahrumiyeti cezası versin?



***

Son olarak, YARIN. Basketbol şubemizde takım elbiseleri giyip saha kenarında boy gösteren o koca koca adamlar ne iş yapar... Sayın Ali Koç'a mı kalmalıydı saldırganları durdurmak. Bu işi beceremediler. Beceremedikleri gibi o unutulmayacak ayıba engel olamadılar. Ben olsam istifa ederdim. Sözün özü: Basketbolun YARIN'ı pek aydınlık görünmüyor.

Hairdesigner
24-06-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1273.jpg Devler Ligi!

Şampiyonlar Ligi öteki adıyla Devler Ligi'nde başarılı olmanın koşulu, bu arenada savaşabilecek kadroya sahip olma gerçeğidir! Şu da bir gerçektir ki Beşiktaş, bu kadrosuyla gruptan çıkamaz! Aksayan bölgelere "üst kalite"de takviye yapılmazsa alınacak puan 1-4 arasıdır, bu da Avrupa Ligi'ne düşme demektir! Bu ligde de başarıyı yakalamak o denli kolay değildir. Başarı için güçlü kadro, güçlü kadro için güçlü transfer esastır! Avrupa'da ses getirecek futbolcular alınmalıdır. Alman ön libero Michael Fink, Turkcell Süper Lig için Ernst'le birlikte orta sahayı dinamik şekilde tutabilir, zirve yarışında büyük katkı da yapabilir. Ancak Devler Ligi için yeterli değildir. Mevcut kadroda Fink kadar da katkı yapamayacak futbolcular var. Örneğin Delgado, Zapotocny, Cisse... Doğru kararla elden çıkartılan Gökhan Zan (Gaziantepsporlu İsmail Köybaşı için takasta kullanılabilirdi).

Kanatlar güçlendirilmeli
Gökhan Zan (gibi) ağır, tek hamleli olan, oyun başlatma yeteneği olmayan Zapo'nun, yer alacağı savunma, Devler Ligi'nde çok pozisyon verir. Zan ve Zapo gibi gönderilmesi gereken Delgado, güçsüz fizik yapısıyla elverişli durumdaki arkadaşına pas verme yerine, 2-3 rakibinin üstüne giderek, pozisyon öldürme alışkanlığıyla Beşiktaş'ın evine erken dönmesinin sorumlularından olur. Eve erken dönüşü önleyecek önlemlerden biri de kanatların güçlendirilmesidir. Devler Ligi'nde Bobo (satılmazsa), Nobre, Holosko, Tello kapasiteleri ölçüsünde dikkat çekebilirler. Özellikle Holosko ve Bobo, tutturabilecekleri performanslarıyla öne çıkabilirler. Bundan kuşku yok! Kuşku Bobo'nun satışı sonrasıdır! Bir parantez, savunma oyuncusu Servet'in Marsilya'ya 8 milyon euro'ya verildiği piyasada golcü Bobo'nun ederi 10 milyon euro civarıdır! Sambacının yerine daha iyisi alınırsa sorun olmaz! Sorun, Devler Ligi için belirlenecek stratejidedir...

Hairdesigner
24-06-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Yabancının yerlisi

Sadri Şener, 14 yıl önce sonlanan ilk başkanlığında 2 teknik adam gördü; ikisi de Belçikalıydı: Breams ve Leekens... Keza, Hayrettin Hacısalihoğlu'nun yaklaşık aynı dönemlere denk gelen futbol şube sorumluluğu görevleri de bu hocalarla geçti. Asbaşkanın iş dünyasındaki başlıca habitatları da Hollanda ile Belçika... Broos'un attığı imzayla Trabzon'da yeni bir Belçika dönemine girilirken Belçikalılar için de yeni bir deyim doğmuş oldu galiba: "Yerlinin yerlisi"ne karşılık "yabancının yerlisi" Broos'un teknik adamlık kariyeri belli ölçütlere göre başarılı olabilir. Belçika'da lig ve kupa şampiyonlukları, Anderlecht ile Şampiyonlar Ligi deneyimi var. Buna karşılık ilk ve tek yurtdışı deneyiminde Yunanistan'da küme düşmüş. Açıkça ifade edeyim, küme düşmeyi bir teknik adamın kariyerinde büyük hasar olarak görmeyenlerdenim. Canları sağolsun, Trabzonlu birçok teknik adam bu ülkede, şampiyon Denizli de Almanya'da küme düşmüştür. Olanakları kısıtlı, yönetici kadrosu bilgisiz ve beceriksiz bir Anadolu veya Trakya (Yunanistan sınırları dahil) takımıyla ligden düşmek, İstanbul takımlarını şampiyon yapmak kadar doğaldır; Anderlecht veya Brugge'ü Belçika şampiyonu yapmaya da benzer.

Merak ettiklerim
Braems ve Leekens'e danışarak Hugo Broos'u getiren Şener ve Hacısalihoğlu elbette yeni ve büyük bir sorumluluk daha aldılar. Ancak biliyoruz ki Trabzon'da bu makamlar "inbuilt" büyük sorumluluk aparatları zaten. "Güneş Planı"nın yatması, sonra da Aybaba hamlesiyle itibarları sarsılan bu ikilinin şimdi de "Futbol düzeyi belli Belçika'dan başka yer bilmiyorlar" diye eleştirilmeleri muhtemeldir. Aslında, Braems'in kupa zaferi ve Leekens'in İstanbul zaferlerini düşünürsek Broos'un Trabzonspor'un detlerine deva olma olasılığı yok diyemeyiz. Ancak gerek Bross kararının gerekse Belçikalının kendisinin Trabzon'daki yerel dinamikler ve eski futbolcular tarafından çok sorgulanacağını kestirmek zor değil. Benim yanıtını merak ettiğim şey ise biraz tuhaf olsa da şu: Hugo'nun Trabzon'u Türkiye şampiyonu yapma şansı, bir Trabzonlunun Anderlecht'i Belçika şampiyonu yapmasından daha yüksek midir? Son olarak "Teknik adamın bir takıma katkısı en fazla % 20 olur" görüşüne eyvallah diyerek ikinci merak hakkımı Broos'un Trabzon performansı için değil de Şener-Hacısalihoğlu ikilisinin yeni sezondaki icrametresine kullanabilir miyim izninizle?

Hairdesigner
24-06-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1290.jpg Kurban oldular

* Fener yönetimi ve medya Türkiye'nin en sportmen seyircisini 3 günde canavara çevirdi...
* Turgay Demirel, Ergin Ataman'dan nefret ediyor. Ona kupa vermemek için salondan kaçtı...
* Normalde Demirel görevden alınırdı ama Türkiye'de spordan sorumsuz bir devlet bakanı var

_Basketbol Ligi'nde Efes Pilsen'in Fenerbahçe Ülker'i yenerek şampiyonluğa ulaştığı maçın bitiş düdüğüyle birlikte istenmeyen olaylar çıktı. Köşenizde siz de olaylar yaşanabileceğini belirtmiştiniz ve nitekim ortaya büyük bir rezalet çıktı.
Uygar bir batı ülkesi olsaydı, bu işler zaten olmazdı ya, diyelim oldu, ertesi gün Turgay Demirel görevden alınmıştı. http://www.fotomac.com.tr/2009/06/24/im//1195A187BF8EE0409B941D8Cy.jpg Spor Bakanı Faruk Özak hâlâ "Efendim soruşturma yapacağız, araştıracağız" diyerek lafı uzatıyor. 'Türkiye şampiyonuna kupa vermeden salondan kaçan bir adamın Türkiye Federasyon Başkanlığı görevinde kalması nasıl mümkün olabiliyor?' diye ben Faruk Özak'a soruyorum! Bütün basketbol camiası biliyor ki Turgay Demirel aslında kaçmadı. Turgay Demirel, Ergin Ataman'dan nefret ediyor, ona kupa vermemek için terk etti. Efes, Türkiye Kupası'nı alırken de salonda yoktu. Bunlar tesadüf değil. Turgay Demirel ile Meriç Tunca arasında geçen telefon konuşmasını terbiyeye sığan bölümlerini Meriç internette yazdı. Bana da telefonda anlattı. Turgay Demirel'in Ergin Ataman için hangi sözcükleri kullandığını gayet iyi biliyorum. Ama görünen o ki Türkiye'de Basketbol Federasyon Başkanı yok, Spor Bakanı da yok! Teslim olmuşlar. Bu olayın temizlenmesi lazım. Geçen hafta çarşamba gecesi Fenerbahçe'nin salonunda Türk spor tarihinin en büyük ayıplarından birisi yaşandı. Bu ayıbın iki sorumlusu var: 1- Aziz Yıldırım ve yanındaki tetikçileri. 2- Bunların yalakası medya. "Hakemin kararı doğruydu ama o düdüğü çalmamalıydı" diyecek kadar aşağılaşan medya. Sıkıyorsa yazsınlar bakalım: '90+3'te penaltı verilir mi?' diye. Futbolda yazamıyorlar da basketbolda nasıl utanmadan sıkılmadan yazıyorlar bunu!.. Aziz Yıldırım'a yaranmak için. Böyle bir terbiyesizlik olur mu? Spor etiği, medya etiği, gazetecilik etiği nerede? Adamın yüzü kızarır. "Karar doğru ama çalmasaydı o düdüğü. Başkaları çalmıyordu!.." diyor. Çalmayanları yerin dibine sok. Çalan hakemi alkışla. 'Helal olsun. Fatih Söylemezoğlu. Bir tek sen çalabilirdin düdüğü ve çaldın' de. Gazetecilik bu. Hayır, gazeteci Aziz Yıldırım'ın yalakası, sayfalarını ona tahsis etmiş. Aziz Yıldırım ve yanındaki tetikçileri hedef göstermiş Ergin Ataman'ı ve Kaya Peker başta olmak üzere, Efesli basketbolcuları...

TUZAĞA DÜŞTÜLER
Ondan sonra bu tahriklere kapılan zavallı seyirci kurban ediliyor maçın sonunda. Gazeteleri açıyorum herkes Fener seyircisine saldırıyor. Fener seyircisi kurban gece avcı değil! Tuzağa düşürüldü. Fenerli medya ve Fener yönetim kurulu tarafından tuzağa düşürüldü. Bu temizliği kim yapacak; Spor Bakanı yapacak. O Spor Bakanı hiçbir şey olmamış gibi oturuyor. Çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi, pazar, pazartesi; 6 gün geçti! Spor Bakanı'na sorarsan Türkiye'de bir şey olmadı!.. O zaman Spor Bakanlığı'nı lağvetsinler. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı yok Türkiye'de, spordan sorumsuz bir devlet bakanı var!

FENER YALAKASI
_Bir başkalarının başarısını kabullenememe, çekememe gibi bir sorumuz var gibi!.. Kazananı niye alkışlayamıyoruz?
Fenerbahçe deplasmanda 2-0 galipti. Kendi sahasında 2 maç oynayacaktı. 'Deplasmanda 2 maç kazanan takım, kendi sahasındaki iki maçı daha rahat kazanır, 4-0 bitirir seriyi' diye düşünülüyordu. Fenerbahçe sahasında durum 2-2'ye geldi ve o seyirci en ufak bir çirkin hareket yapmadı. O seyirci maçın bitmesine 1 dakika, 1.5 dakika kala yenilgiyi kabullendi ve salonu sessiz sedasız terk etmeye başladı. Türkiye'de gördüğüm en sportmen seyirciydi, Fenerbahçe seyircisi. O seyirciyi 3 günde canavara çevirdi Fener yönetimi ve Fener yalakası medya. Benim yazım var, "Ben gider o Fener seyircisinin arasında otururum, maç seyrederim, Galatasaraylı Hıncal Uluç olarak. Bana bu güveni verdiler" dedim. Böyle bir seyirci vardı tribünlerde. Fenerbahçe'nin kendi sahasında maç 2-0'dan 2- 2'ye gelirken... Ama öyle laflar ettiler ki Fener yöneticileri (!) ve onların YALAKASI medya o seyirciyi bu hale getirdiler. Ondan sonra da kendi yarattıkları canavara "Aaa bu canavarmış" dediler. Frankenstein suçlu değildir. Suçlu Frankenstein'i yaratan doktordur. Canavar doktordur. Bu canavarı yaratan doktor Frankenstein'lar, yalaka medya ve hedef gösteren Fener yönetimidir.

Hairdesigner
24-06-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1260.jpg Lincoln'ün krallığı

Lincoln, GSMobile tanıtımında "Brezilya ile sık sık konuşmak için ben de bir tane istiyorum'' demiş ve Cem Davran'ın, ''Bir hat verelim de sık sık Brezilya'ya gitmek zorunda kalmasın çocuk'' esprisine maruz kalmıştı. Devre arası kampından yine geç dönmüştü Lincoln ve Cem Davran, esprisinin sadece lafın gelişi olmadığını, "Sıkı Galatasaraylıyım ve çok doluyum. Daha fazla konuşturmayın" diye izah etmişti. Tanıtım sonrası Haldun Üstünel'le konuşurken, "Haldun Bey, Cem Davran'ın esprisini nasıl buldunuz?" diye sorduğumda, "Süperdi. İyi hatırlattın, gidip tebrik edeyim" diyerek Davran'ın yanına gitmişti. Galatasaray taraftarı Cem Davran kadar Galatasaray yöneticisi Haldun Üstünel'in canına tak etmişti Lincoln'ün "Küçük dünyaları ben yarattım" halleri. Hâlâ da insanları sinir ediyor. Profesyonelliği hiçe sayması, yönetimi ve hocaları takmaması, hiçbir şeyi umursamaması insanları sinir ediyor. Yine ortada yok. Hazret, artık geç geleceğini bile bildirmeye gerek görmüyor. "Kes cezayı, neyse öderiz, fazla konuşma" tavrında. Ödeyeceği para, Galatasaray'ın ona fazla fazla verdiği tomarların faizinin faizi bile değil oysa. Galatasaray'ın hatası sanırım ona böylesine yüksek para ödemesi ve böylesine avantajlı bir sözleşme yapması. Adam kendini gerçekten kral sanıyor. Galatasaray'ı da krallığı... Oysa o dönemlerde yaşasa, mesela Osmanlı takımlarından birine transfer olup da böyle davransa durumu vahim olurdu. Ne derler eskiler; Nush (nasihat) ile uslanmayanı etmeli tekdir (azarlama, paylama), tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir (sopayla dövmek)...

Hairdesigner
25-06-09, 02:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Hassas süreç!

Aykut Kocaman'ın sportif direktörlüğüyle birlikte hassas bir süreç başlıyor Fenerbahçe ve dolayısıyla da Türk futbolu adına. Fenerbahçe ve Aykut Kocaman'lailgili duygu ve düşüncelerimiz had safhada negatif olsa bile, bu uygulamadan ötürü Aziz Yıldırım'ı kutlamak, Aykut Kocaman'a da başarılar dilememiz gerekiyor. Çünkü medenidünyayla yarışmamızın ve kulüplerimizi şarklızihniyetlerin mahkumiyetinden kurtarmamızın yolu, bu sistemin oturmasından geçiyor. Fenerbahçe bu adımı atarak, bir kez dahailklerin takımı olduğunu kanıtlamıştır. Futbolcu, teknik adam ve bir insan olarak, şu yaşınakadar 'işte bu' denecek bir portre ortaya koyan, futbola duygu, felsefe ve samimiyeti taşıyan Kocaman için ekstra şeyler söylememezaten gerek yok. Futbolcu ve teknik adam olarak bugüne dekyaptıkları, bundan sonra neler yapabileceğiningöstergesidir. Dolayısıyla Sayın Kocaman'dan yana kaygı ve şüphe sahibi değilim. Tek korkum, gereken zamanın tanınmamasıve sorumluluğuna denk düşen yetkilerdenmahrum bırakılma olasılığıdır.

Zamana ihtiyaç olacak
Şüphesiz, bu süreci 'hassas' olarak nitelememin başka nedenleri de var. Bildiğiniz gibiAziz Yıldırım, üç yıl üst üste şampiyonlukparolasıyla, savaşan, teslim olmayan bir takımvaad etti. Doğrusu imza attırılan ve adı geçendiğer futbolculara baktığımızda, önemli bir kararlılık ve özveri ön plana çıkıyor. Ama futbolda size ait sorumlulukları yerinegetirseniz bile, başka faktörlerin olumsuz etkisine engel olamıyorsunuz bazen. Kaldı ki yenibir yapılanma, teknik adam ve yarısı yenilenmiş bir kadroyla sezona başladığınızda, kaçınılmaz olarak zamana ihtiyacınız var demektir. Peki, önemli transferlere rağmen MehmetTopuz, Özer ve özellikle (kazanmaya oynayanFenerbahçe'de zorlanacağını düşündüğüm)Bilica yeterince yarar sağlamaz ve olası bir düşkırıklığıyla sonlanırsa sezon, travmanın böylesini göğüsleyebilecek mi sarılacivertli taraftarlar, Aziz Bey ve arkadaşları temelini attıklarıbu bilimsel sistemde ısrar edecek iradeyi ortaya koyabilecekler mi? Doğrusu bu ya büyükkulüp olmayı, kurumsallaşmada alınan mesafeyi test edecek ana kriter de budur. Olası düşkırıklıklarında, kriz anlarında şarklı mı, yoksabatılı gibi mi davranıyorsunuz?

Hairdesigner
25-06-09, 02:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Büyük laf etmek

Üçüncü dünya ülkesiyiz vesselam. Bir oyuncu tuttuğumuz takımın formasını giyip, "Çocukluğumdan beri bu takımı tutarım" dediğinde mutlu oluruz. Doğuştan Fenerli, çocukluğundan G.Saraylı, babadan Beşiktaşlılarla dolu her yer! Futbolcu cebini doldurur, taraftar yağmur-çamur demeden takımını destekler. Oyuncu kırmızı kart görüp takımı yakar! Olsun, "Hep destek tam destek" deriz. Bunlar Yıldırım'ın Arda'ya talip olduğu haberini okuduktan sonra aklıma geliverdi. Arda yememiş içmemiş cevabı yapıştırmış, "Konuşulan rakam çok yüksek. Ancak benim parayla pulla işim olmaz. Yolum belli ve sonu da Avrupa'ya çıkıyor. Yani Fener'e gitmem." Yok ya! Parayla pulla işi yokmuş hazretin! Büyük lokma yiyeceksin büyük konuşmayacaksın. Ağabeylerine bak! Sen G.Saray'da ne karşılığında oynuyorsun? Çok paran varsa, bir sürü küfürün olduğu bu piyasada işin ne?

Bombalar patlıyor
Futbol profesyonel bir meslek. Profesyonel, işini karşılığında bir şey alarak yapan demek. Bırak bu, "Ben doğuştan G.Saraylıyım" ağızlarını! Biz neler gördük. "Kefen giyerim, G.Saray forması giymem" diyenler bile oldu! Artık kimse bu muhabbetleri yemiyor. İşinizi yapın, biz de alkışlayalım. O kadar! F.Bahçe birbiri ardına transfer bombalarını patlatmaya devam ediyor. Görünen o ki önümüzdeki sezon fırtına gibi esecek. Bu sütunlardan çokça eleştirdiğim Aziz Yıldırım'ın çalışmalarını ilk kez beğenerek izliyorum. Kimse bana, "Niye ilk kez diyorsun. Tesis, stat yaptı" muhabbeti yapmasın. Çok mu zor inşaat yapmak? Bakmayın siz Beşiktaş ve G.Saraylı yöneticilerin iş bilmezliğine. Yıldırım bu sezon "geleceğin milli takımı" diyebileceğimiz standartta bir takım yapıyor. Bunda çiçeği burnunda sportif direktör Aykut Kocaman'ın payının olduğunu düşünüyorum. Yıllardır, "profesyonellerle çalışılmalı" diye diye dilimizde tüy bitti. Başkan nihayet 11. yılında bunu gördü. Hayırlı uğurlu olsun! Aykut Kocaman gerçekten adam gibi adam. Doğru bildiğini her yerde söyleyen bir karakteri var. Bu yapısı F.Bahçe yönetimi tarafından nasıl karşılanır bilmem! Ama bildiğim bir şey var. Sarı-lacivertli yöneticilerden bazıları Samandıra'ya gitmeye çok meraklı! Bakalım Daum ve Aykut varken de gidebilecek mi?

Hairdesigner
25-06-09, 02:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Yes, we can!

Burada politik anlamlar, değişik yorumlar yapacak değiliz. İşimiz spor, konumuz futbol. Yukarıdaki başlık son haftaların en popüler cümlesi, hangi gazeteye baksanız bu başlığı okutuyorlar. Başlığı da cuk oturan bir anlamda olduğu için "Evet, yapabiliriz!" diye ben de taşıdım. Benim okurumun ne eksiği var? Bilgin Gökberk gibi İngilizce cümleleri önünüze taşıyıp taşıyıp, bir şeylerde sunmak lazım icabında. Nerede kalmıştık? Hemen her gün koca koca kulüp başkanları kavga ediyor, nizçıkarıyorışın demek kolay, bence "yes, we can!" Borç yapıyorsunuz, niye kaynak üretmiyorsunuz, bence "yes,we can!" Bir sürü kabiliyetsiz, kalitesiz yabancı oyuncu almak yerine az ve iyi oyuncu alabiliriz. http://www.fotomac.com.tr/2009/06/25/im//FECF1EEC10A33A46BAB96E18y.jpg Bence "yes, we can!" Yaşlı oyuncular yerine genç ve gelecek vaat eden isimler alsak diyorum "Yes, we can!" Ufku açık, profesyonellerle çalışan, reformist başkanlar göreve gelir mi? "Yes, we can!" Basına zorluğu çıkarıp,sonrada "Gazetelerinizde bizim hakkımızda yanlış şeyler yazdınız" demeye hakkınız var mı? "Yes, we can!" Takım tutan ama taraf tutmayan yazarlar olabilir miyiz? "Yes, we can!" Tanıdığımız bir spor adamına; iyiyken kötü eleştiri, kötüyken iyi eleştiri yapabilir miyiz? "Yes, we can!"

Hairdesigner
25-06-09, 02:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Hugo hoca...

Neresinden girelim, kasanın dibe vurmasından, sıkışan ödeme planından, defolu futbolcu kadrosundan, transfer bütçesinin kısırlığından, formanın içine adam üretemeyen alt yapı organizasyonundan, camianın birbirini yemesinden, taraftarın şampiyonluktan başka bir derece ile kesilmeyişinden ve de beklentinin sınır tanımayışından... Önder kabul etmeyen bir yapımız var ne edelim. Hugo hoca hayırlı olsun. Ne zaman gider bilmem fakat o güne kadar misafirimizdir. Deveye dönmüş bedeni düzeltecek. Onca eğrinin arasından bir doğru çıkaracak. Sadece onun işi herkesin gözü önünde, üç güne bir arenaya çıkacak. Acımasız yorumlara muhatap olacak. Ne kadar asılsız olsa da o yorumlara inanlar çok olacak. Hugo hocanın işi zor. Başarısız olma ihtimali diğer ihtimalin yüz katı. Kendinden öncekileri eleyen sebepler her zamankinden daha diri. Kimse kaldıramadı o yükü. Nice şöhretler devreye çıkamadı. Sayın başkan ve yönetimi bir şey yapmak istiyorsa o sebepleri ortadan kaldırmalı.

Metin kardeşim uyarsın
Gördüğünüz gibi bizi dinlemediler. Yazsak ne yazar noktasında bıraktılar. Öngörülerin çıkıyor olması takdir edersiniz ki bizim artımızdır. Takım arkadaşım Metin, Hugo hocanın yardımcısı olmuş, mutluyum ve de umutluyum. İsterdim en başa gelsin ama olsun. Bundan sonrası hocanın ardından gitmektir. Sıkıştığı yerleri açmak, ona yol göstermektir. Sadece şunu hatırlatmak isterim, bu futbolcu grubu ikinci devrenin 3. maçına çıkana kadar şampiyonluğun en büyük adayıydı. Takımın hocasının heykellerini hazırlatmış, şehrin çeşitli yerlerine koyacaktık. Ama olmadı, virüs bulaştı bünyeye. Söyle Hugo hocaya kardeşim, bu şehir her şeyi yapabilir.

Hairdesigner
25-06-09, 02:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg Kimliğiniz nerede!

Rahmetli babam şöyle demişti futbol oynadığım dönemlerde: 'Sen topunu oyna, işine bak!' Topumu oynadım ve işime baktım. İşimi iyi yapmak ve iyi top oynamak. Düsturumuz bu oldu 'ahır ömrümde.' Hasan Şaş bırakıyor şimdi. Ya da Galatasaray onu. Şöyle yazmıştım daha önce onun için; 'Hasan Şaş'a protestolar giderek yükseliyordu. Tribünün hışmına uğruyordu deneyimli krampon. Hüzün gelip durmuştu işte kapısına. Ama buradaki ahde vefanın altı çizilecek bir durum; yaptıkları ne çabuk unutuldu dedim bir yandan da kendi kendime.' Hasan da topa sert girmiş; 'Biz neyimiz var neyimiz yoksa ortaya koyduk. Alacaklarım için tabii ki yasal yollar deneyeceğim!' İşin şekli belli oldu. Hasan hakkını farklı yollardan!!! aramış, bu da lordların hoşuna gitmemiş. Geçmişte Beşiktaş'ın Feyyaz'ı da aynı yollara! başvurmuş ama aforoz edilmişti. Devam edeyim; 'Lig şampiyonlukları, Türkiye Kupaları, UEFA, Süper Kupa... Bir kulüp ve kulüp yönetimi ne ister takımından? Bu ve benzer başarılar değil mi? Başarılarla anılmak güzel ebette ki...

İyi ayrılabilmek
Bir futbolcu için de iyi anımsanmak o kadar önemli işte. Kim bir Metin Oktay olmak istemez? Ya da onun gibi şarkılara marşlara yazılmak? Yalnız G.Saray'ın miadını doldurmuş futbolcularıyla bir problemi var!!! Yok diyen beri gelsin. Aynı durumdaki Baressi için bazıları artık gitsin dediklerinde Milan başkanı kükremiş: 'Baressi, Milan'ın bayraklarına dikilmiş bayrak gibidir. Onu oradan indirmeye kimsenin gücü yetmez!' Bir ara yardımcı antrenörlük görevini yürüten Ümit Davala olayı sıcaklığını koruyor hala... Arif, Okan, Hakan Şükür, Ümit, Hasan Şaş... Ve peki Adalıların başlarına taç yaptıkları Tugay nerede? Neredeyse jübile biletini kesiyordu Galatasaray az kalsın hatırlayın!!! Evet, 'G.Saray'ın miadını doldurmuş ya da öyle olduğunu düşündüğü isimlerle bir problemi var!!!' Ve bu gerçekten sadece Galatasaray'ın sorunu mu? Evet sezonu açtınız. Adı neonlara yazılan isimlerle bezediniz ortamı ama soruyoruz yine: 'Kimliğin nerede?

Hairdesigner
26-06-09, 02:30
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Amaca ulaşmak

Yıllardır F.Bahçe kendi içindeki dinamikleri harekete geçirmeli diye yazar dururum. Dışarılara bakmaya gerek yok. Her türlü değer kulübün bünyesinde mevcut. Bunlardan biri de Aykut Kocaman'dır. Çalışkan ve namuslu bir futbol emekçisidir. F.Bahçeli olduğu bilinmesine rağmen çalıştırdığı takımlar her zaman F.Bahçe'ye kök söktürmüştür. İstanbulspor'la ilk deneyiminde Kadıköy'de 3-0 kazandığı maç hâlâ hafızalarda. İki sene önce F.Bahçe'nin şampiyonluğu Ankara'da Aykut Kocaman ile engellenmişti. Geçen sene de gene Ankaraspor, Aykut ile aldığı galibiyetle F.Bahçe'nin iyi gidişine 'dur' demiş, şampiyonluk umutlarını orada bitirmişti. Ama bazı çevreler tarafından bu maçlar inatla görmezden gelinmiş ve hak etmediği eleştirilere maruz kalmıştı. Sevgili Aykut'tan F.Bahçe'de de daha önceki başarılara imza atmasını bekliyoruz. Eğer bunu yaparsa yeni bir yol açılacaktır. Ve bu da gereklidir. Çünkü sırada daha çok arkadaşımız var.



***


Efes maçından sonra beklenen ağır cezalar geldi. Ama hayrettir Ergin Ataman'a hiçbir şey çıkmadı. Biz salonda şahit olduklarımızı yazdık. İnternet sitelerinde son iki maçta amatör kameralarla çekilen Ataman görüntüleri yayınlanıyor. İsteyen açsın baksın. Asıl konu gözlemciler bu tahrikleri nasıl görmezden gelmiş, rapor etmemiş. Olacak iş değil. Maçlara gelmeyip sadece TV görüntüleriyle ahkâm kesenler haliyle "Hırsızın hiç mi suçu yok" demiyorlar. G.Saray ve Beşiktaş maçlarında F.Bahçeli kızların yarılan kafalarından, soyunma odalarında yapılan tacizlerden sonra (bu görüntüler de internette mevcut) onlara sadece birer maç ceza veren federasyon F.Bahçe'ye istek üzerine 5 maç cezayı kesiveriyor. Bunları sorgulamayanların F.Bahçe'nin üstüne mal bulmuş gibi atlamaları, ülkemizde F.Bahçe medyası gibi bir şeyin olmadığının en güzel kanıtıdır. Futbolda federasyon F.Bahçe'yi şampiyon yapacak derler, F.Bahçe ezilir. Baskette federasyon F.Bahçe'yi şampiyon yapacak derler, F.Bahçe ezilir, Beşiktaş, Efes Pilsen şampiyon olur. Peki bütün bunları söyleyenler neden hiçbir şey olmamış gibi davranırlar? Acaba amaçlarına ulaştıkları için mi?

Hairdesigner
26-06-09, 02:30
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1268.jpg Şike var, ceza yok!
Geciken adalet, adalet değildir. Başkan Özgener'in kararlarının arkasında durması ve sümen altı edilen dosyalar için Disiplin Kurulu üyelerini zorlaması gerekiyor


Futbol Federasyonu, 2. Lig gruplarında oynanan bazı maçlarda "şike yapıldığına" kanaat getirerek, dosyaları Disiplin Kurulu'na gönderdi. Aradan iki ay geçti. Grupların şampiyonları belli oldu, düşenleri de. Ancak "şike" yaptıklarına inanılan kulüplerin cezası da belli olmadı, bu cezalara göre belki de sıralamaları değişecek kulüplerin akibeti de. Torbalı-M.Kemalpaşa, Ceyhan-Batman Petrolspor ve Bulancak-Ünyespor maçları, Futbol Federasyonu için "şikeli" karşılaşmalar. Bu takımlar hakkında hükümlerin bir an önce verilmesi gerekiyor. Çünkü büyük ihtimalle küme düşürülecekler. Dolayısı ile gruplarında ligden düşen takımların tekrar geri gelmesi söz konusu. Bu takımlar amatör lige göre mi tavır alacaklar, yoksa tekrar profesyonel düşünüp, kadrolarını mı kuvvetlendirecekler bilemiyorlar. Geciken adalet, adalet değildir. Sayın başkan Mahmut Özgener'in verdiği kararın arkasında durması, sürekli sümen altı edilen bu dosyalar konusunda Disiplin Kurulu üyelerini zorlaması gerekiyor. Tabii, eğer bu durum işine gelmiyorsa...

Hairdesigner
26-06-09, 02:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1257.jpg Güzellere doğru

Trabzonspor sonunda aradığı teknik adamı buldu. Bulmasına buldu ama acaba aranan kan bulundu mu? Yoksa bulunan kan, bedene uygun olarak mı bulundu? Bunu bize ilerleyen zaman ve maçlar gösterecek. Yaklaşık 10 kişiyle yapılan maceralı hoca arayışı sonunda umarız mutlu sona ulaşılmıştır. Şu veya bu şekilde bulunan kişi madem ki uygun göründü, o zaman bizlere de düşen elimizden gelen desteği vermektir. Trabzonspor için asıl sıkıntılı geçecek günler bundan sonra başlıyor. Teknik sorumlu tespit ve transferinde hayli zaman kaybedildi. Bundan sonra yapılacak işlerde daha süratli ancak dikkatli ve düzenli olmak gerekiyor. Geçen yıldan belirlenen eksik ve aksayan yön ve mevkilerin bakım onarımları vakit kaybetmeden yapılmalıdır. Ayrıca takımın önümüzdeki sezon üç kulvarda yarışacak olması da bu yenilenmeyi zaruri kılmaktadır. Fazla ve fuzuli transfer yapmaktansa az ve öz futbolcu takviyesi takıma monte edilmelidir. Bu tür hassas konulara pek fazla değinmek istemiyoruz. Gelen ve gelecek olanlar mutlaka bu konuya gereken önemi vereceklerdir. Benim üzerimde durmak istediğim bir konu da Trabzonspor'un son günlerde teknik bazda yaptığı hamledir.

Diyadin, biçilmiş kaftan
Yardımcı hoca olarak Metin Diyadin biçilmiş kaftandır. Trabzon çocuğudur, Trabzonspor'da yetişmiş, sonrasında Trabzon'u Trabzon dışında temsil etmiştir. Futbolcu olarak Türk futboluna damgasını vuran sporculardan birisidir. Futbolu bıraktıktan sonraki futbol dünyasındaki teknik adamlık geçmişine birçok başarı sığdırmıştır. Disiplinli ve seçici oluşu Diyadin'i farklı kılan faktörlerdendir. Bir özelliği de Türk futbolcusunu ve futbolunu yakından tanıyor. Bu Metin hocanın artı taraftarıdır. Metin Diyadin'in Trabzonspor'a çok şey katacağına inanıyorum. Ve kendisine de üstlendiği bu büyük sorumlulukta başarılar diliyorum. Ben Diyadin'in başarılı olacağına yürekten inanıyorum. Aynı temenni ve dileklerimi yine yardımcı hoca olan Turgut Kural için de söylüyorum. Sonuçta Trabzonspor bir değişim yaşamakta, camia yönetimin transfer çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyor. Öyle zannediyorum ki bu güne kadar çok eleştiri alan yönetim kurulu, bu günlerde atacağı önemli adımlarla camianın ve taraftarın yüreğine su serpecektir. Yönetim kurulundan herkes bunu bekliyor.

Hairdesigner
26-06-09, 02:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Zan altındaki gerçekler!

Gökhan Zan'ın Galatasaray'a gitmesi yanlışlarla doğruların karışmasına neden oldu... O nedenle bu konuda bilinmesi ve hatırlanması gereken gerçekleri yazmak farz oldu... Önce unutulanları hatırlatalım... Şunun altını ısrarla çizmeliyim ki başkan Yıldırım Demirören hiçbir zaman Gökhan Zan'a sıcak bakmadı.... Hatırlayın, Tigana döneminde Ankaraspor'a göndermeye kalktı ve Fransız hoca ısrar edince Gökhan direkten döndü... Yine hatırlayın... Geçen sezon Gökhan Zan günlerce gidecek takım aradı bulamayınca Beşiktaş'a ancak temmuz sonu istemeye istemeye imza atmıştı. Üstelik gönülsüz kalmasına rağmen primlerle birlikte 2 trilyondan fazla para alarak en pahalı yerli futbolcu sıfatıyla oynadı... Evet bir sezon opsiyonlu sözleşmesi vardı ve uzatılmadı ama burada unutkanlık olduğunu düşünmek gerçekleri gözardı etmektir... Nasıl unutulabilir ki?.. Beşiktaş'ta sözleşmesi opsiyonlu olan 50 futbolcu yoktu, sadece iki tane vardı... Peki Denizli Gökhan'ın kalmasını gerçekten istedi mi, şimdi gelelim oraya... İstiyor olsaydı tatile giderken yönetime "Gökhan'ın sözleşmesi uzatılmalı" derdi, ama demedi... Son dakikaya kadar hocanın böyle bir talebi olmadı... Yaklaşık bir hafta önce Denizli, başkanı arayıp "Gökhan Zan'ın kalmasını istiyorum" dediğinde ise Gökhan çoktan Galatasaray'la prensipte anlaşmıştı... Buna rağmen hocanın son andaki isteğini dikkate alan Demirören, Gökhan'ın avukatı Kemal Kapulluoğlu'na "Gelsin görüşelim" dediğinde ilginç bir cevap aldı... Gökhan, Kapulluoğlu'na, "Ben gidersem onların isteklerini kabul etmek zorunda kalıyorum benim adıma siz konuşun" demiş ve 1.5 milyon euro garanti para istediğini Demirören'e iletmesini söylemişti... Bu rakamı duyan başkan, 'yerli futbolcu yabancı parayla imza atamaz. Gelsin konuşalım' diye teklifini yineledi. Gökhan ise o sırada Galatasaray'la 1.2 milyonu garanti olmak üzere, 1.5 milyon euro'ya çoktan anlaşmıştı... Beşiktaş'tan istediği rakam Galatasaray'ın kendisine verdiği rakamdı... Özetle Demirören, Gökhan'ın kalmasını zaten istemiyordu, hocanın zoruyla ilgilenir gibi yaptı. Hikaye budur... Öte yandan gitmesi kayıp mıdır derseniz, bana göre değildir... Siz ne dersiniz bilmem!

Hairdesigner
26-06-09, 02:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Hey gidi günler

Okuyucularımdan biri mail atmış. Bizim eski yıllarımızın futbol maçlarını ve kurallarını anlatan harika kesitler. Belli ki eski 45'lik devirleri iyi bilen birileri, o güzellikleri toplamış. Masalımsı günleri anmak adına, bu satırları sizlerle paylaşmak istedim. Kaleler adım hesabı hesaplanır, iki büyük taş konurdu. İyi oynayan iki kişinin ayrı takımda olmasına dikkat edilirdi. Topun sahibi tüm kuralları koyar, takımı kurar, kaleyi seçer. Istemediği kişileri oynatmazdı. Topu patlatan parasını öder, patlak top ikiye kesilip şapka niyetine kafaya geçirilirdi. Abanmak ve burun vurmak yoktu. O zamanlar para kolay bulunmadığından, maça hangi tarafın başlayacağına karar vermek için, bir tarafına tükürülmüş bir taş parçası havaya atılır, "Yaş mı kuru mu?" sorusuna göre seçim yaptırılırdı. Üç korner bir penaltıydı. Kaleci topu üç kez sektirirse, rakibine "Açılsana üç kere sektirdim" derdi, efendi rakip kaleciden uzaklaşırdı. Eğer oyuncu sayısında bir kişi fazlaysa, onu zayıf takıma ilave ederlerdi. Eğer güçlü bir forvet penaltı atacaksa, rakip kalecinin gönlünü alırdı, "Sakın merak etme abanmıycam, teknik vurucam!" Maçlar minyatür kalede oynanıyorsa, penaltılar arkası dönük biçimde topukla atılırdı. Top arabanın altına kaçmışsa, büyük bir şevkle arabanın altına yatılır, topu alan maçı başlatırdı. Maçta hakem varsa, hakeme yapılan en dolu hakaret, "Hakeme gözlük, eline sözlük"tü. Golde tartışma varsa, o golü yiyen takımın bir oyuncusu golü kabullenirse, rakip takım o kişiyi yüceltip, "Adamınız gol diyo" diyerek golü saydırırlardı. Eğer kaleci dahil herkes çalımlanmışsa, yerdeki top yere çömelip kafayla içeri sokulurdu. Maçlardan sonra su sırasına girmek ayrı bir davaydı, ama su mutlaka küçüğündü. Hava kararınca ve ezan okununca maç biterdi. Skor ne olursa olsun, "atan kazanır" kuralı işlerdi.



***


Mahalle kültürü kaybettikten sonradır, futboldaki güzellikleri kaybetmemizin sebebi. Dünler bugünlerin nostaljisidir ama yarın bugünlerin nostaljisi olmayacak. Çirkinlikleri doyuran ülkede...

Hairdesigner
26-06-09, 02:32
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg 'Neeskens' diye biri

Galatasaray, tarihinin hiçbir döneminde takımı böyle iki büyük yıldıza teslim etmedi. Yazmak istediğim iki yıldızın biri Rijkaard, diğeri ise Neeskens. Yakın geçmişe şöyle bir göz atarsanız, ikisinin de Hollanda ve dünya futbolunda büyük firma olduklarını kolayca görürsünüz. Bu ikiliyi bir arada çalıştırmak, ya da bir takımın başına geçirmek, öyle kolay bir iş değil. Önce böyle bir ikiliyi çalıştırmak için büyük bir mali külfet altına girmek gerekir. Sonra da onların istedikleri kadroyu kurmak zorunluluğu vardır. Galatasaray bu iki mali külfeti bile bile kabul ettiği için ileriye dönük dev bir adım attı. Bu adım yürek ve cesaret isteyen bir işti. Bunu da Polat yönetimi başardı. Rijkaard'ın teknik direktörlüğü malum. Son görev yaptığı Barcelona'da önemli başarıları var. Türkiye'de bu başarıları elde edebilir mi? Bu soruyu sormak için zamana ihtiyaç var. Galatasaray'da herkes bu ikiliye zaman ayırmayı öğrenecek ve beklemesini bilecek.

Derin izler bıraktı
Benim yadırgadığım şey Neeskens'e karşı yapılan sessiz tavır. Herkes şunu çok iyi bilmeli. Neeskens dünya futbolundan bir dev olarak geldi geçti. Hem de derin izler bırakarak. Taraftarlara bakıyorum sadece Rijkaard'a sevgi gösterilerinde bulunuyor. Bu olmamalı! Galatasaraylılar en az onu da Rijkaard kadar onore etmelidir. Neeskens yardımcı geldi diye asla basite alınacak bir futbol adamı değildir.

Taraftar desteklesin
Galatasaray'ın şu an ki masrafı korkunç. Bunu görmemek için aptal olmak lazım. Böyle günlerde herkes elini cebine atmalı, gereken desteği vermelidir. Her yıl süper yıldızlar istemek, arkasından da şampiyonluk muhabbeti yapmak "Kasaların parayla dolması" ile oluyor. Vermeden istemek Allah'a mahsustur. Taraftarların hiçbir yardımda bulunmadan istemesi biraz abes olur.

Fiyat yükseltiyorlar
Galatasaray'ın yaptığı transferler ortada. Yapılacak transferler ise perde arkasında. Yapılacak yeni büyük transferleri ise kimse bilmiyor. Son derece gizli yapılıyor. Sebebi ise bazı kulüplerin almasa bile devreye girip fiyat arttırması. Galatasaray'ın yaptığı transferler de kulüplere bonservis ödenmemesi ise 10 milyon euro'ya yakın kâr demek. Bu parayla çok iyi iki futbolcu alınabileceği de bir gerçek.

uA_MuRaT
27-06-09, 20:49
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf239378.JpegUğur MelekeÇağdaş bir forvet


1989’da Erzincan (http://milarsiv.milliyet.com.tr/Erzincan/1/1111288/)’da doğan Burak, 4 çocuklu bir ailenin ikinci evladı. Futbola ortaokul beden eğitimi öğretmeninin teşvikiyle 13 yaşında Erzincanspor alt yapısında başlamış. 4 yıl Erzincanspor alt yapısında oynamış, sırasıyla minik, yıldız, B Genç ve PAF (http://milarsiv.milliyet.com.tr/PAF/1/1111288/) liglerinin her birinde gol kralı (http://milarsiv.milliyet.com.tr/gol%20kral%C4%B1/1/1111288/) olmuş. 2007 Ocak’ta profesyonel takıma geçmiş, ilk sezonunda meniskus yırtığı nedeniyle 2 ay sahalardan uzak kaldıysa da 2007-08’de gösterdiği performansla birçok büyük kulübün dikkatini çekmiş. Altay (http://milarsiv.milliyet.com.tr/Altay/1/1111288/) macerası da böyle başlamış zaten...
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/06/27/fft16_mf297775.Jpeg2008 yazında Erzincan’dan ayrılıp, İzmir (http://milarsiv.milliyet.com.tr/%C4%B0zmir/1/1111288/)’in yolunu tutan Burak, Bank Asya (http://milarsiv.milliyet.com.tr/Asya/1/1111288/) 1. Ligi’nde ve Fortis Türkiye Kupası’nda çok başarılı maçlar oynadı ve yalnızca 1 sezonda Altay’ın en önemli futbolcusu haline geldi. Sezon boyunca 12’si ligde 1’i kupada olmak üzere toplam 13 gol kaydeden Burak, takımının play-offlara çıkmasına önemli katkı yaptı.
Burak, geçirdiği başarılı sezonun ardından ulusal takım (http://milarsiv.milliyet.com.tr/tak%C4%B1m/1/1111288/) kurmaylarının da dikkatini çekti ve Ümit Milli Takımı’nın Azerbaycan (http://milarsiv.milliyet.com.tr/Azerbaycan/1/1111288/)’la oynadığı hazırlık maçında ilk 11’de forma giydi. Bu müsabakada göze giren genç forvet, bir hafta sonra Ermenistan (http://milarsiv.milliyet.com.tr/Ermenistan/1/1111288/)’la oynanan eleme (http://milarsiv.milliyet.com.tr/eleme/1/1111288/) maçı kadrosuna da çağırıldı.
20 yaşındaki Altaylı genç oyuncu, örnek aldığı kişi olarak Tuncay Şanlı (http://milarsiv.milliyet.com.tr/Tuncay%20%C5%9Eanl%C4%B1/1/1111288/)’yı göstermiş, birkaç yönden İngiltere (http://milarsiv.milliyet.com.tr/%C4%B0ngiltere/1/1111288/)’deki başarılı temsilcimizi andırdığını da söylemek mümkün. 13 golünün 8’ini deplasmanlarda atmış, takımının mağlup duruma düştüğü anlarda ateşleyici olduğu durumlar var. Çizgiden aldığı toplarla hızlanabiliyor, en kuvvetli özelliği de son vuruşları sayılmaz, attıklarından çok daha fazlasını kaçırıyor. Hava hakimiyeti de Tuncay gibi iyi, zaman zaman kafa golleri de atabiliyor.
Gerek çok çalışması, gerek pres özelliği, gerek asist yapma arzusu ile faydalı ve çağdaş bir forvet tipi Burak... Üçlü forvet hattının kanatlarında değerlendirilebileceği gibi, ikinci santrfor olarak da iyi iş yapıyor. Kendini geliştirmeye devam ederse, kısa zamanda Süper Lig’in önemli oyuncularından biri olacak gibi.

uA_MuRaT
27-06-09, 20:49
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg 5 Milyon Euro'ya Messi almak istermisin?

Bizim kulupler, milyon euro'ları ortaya saçtıkça ve o paralar boşa gittikçe çok üzülüyorum. Bakın uygun fiatlara öyle yetenekler var ki! Örnek mi? Adı, Eduardo Antonio Salvio, daha 19 yaşında, İndependiente ve Racing kulüplerinin yuvası ve Buenos Aires'in çok güzel bir liman bölgesi olan Avellaneda'da doğdu. Arjantin Clasura'sa Lanus forması giyiyor. Arjantin ligi ile tanışması da daha bu sene oldu zaten. Apertura'da 4 gol attı. Clasura'nın ilk 2 maçında yoktu, 3. maç olan Boca maçında 4-4-2 oynayan takımının, 2 forvetinden biri olarak çıktı sahaya. Golünü de attı. Ama açıkçası ilk 9 maçta pek gösteremedi kendini. Bunda Newell maçının daha 6. dakikasında sakatlanıp çıkmasının da rolü vardı elbette. Ama 9. hafta sonrası kaptı formasını yine. 4-4-2 oynadıkları maçlarda, Sand ile beraber çift forvet çıkıyordu. Çok çabuk, dikine oynayan bir futbolcu. Savunma yapmaya da çalışması ayrı bir avantajı. 4'lü orta sahanın sağ tarafında ya da 2 forvetten biri olarak da kullanabilirsiniz. Yeni Messi adayı bana göre. 2.5 milyon euro civarında fiatı. Takip edin, takımlarımız onu alırsa çok büyük paralar kazanabilir.

EN ÇOK GOL ATAN TAKIM ŞAMPİYON OLUR MU?
İnsanın aklına mantıken böyledir diye geliyor değil mi? Ama Avrupa'nın önemli liglerinde işler böyle gitmeyebiliyor. İngiltere'de Liverpool, Fransa'da Marsilya, Hollanda'da Ajax ve PSV, şampiyon takımdan fazla gol atmalarına rağmen ipi göğüsleyemediler. Bizde de Fenerbahçe, şampiyon Beşiktaş ile aynı sayıda gol atmasına rağmen 10 puan fark yemekten kurtulamadı. Polonya, Romanya, İskoçya'da da aynısı oldu, şampiyondan daha fazla atan takımlar ilk sırayı kapamadılar. İşte burada futbolun ne kadar 2 yönlü bir oyun olduğu gerçeği ön plana çıktı. Sadece atmak yetmiyordu. Savunma asla ihmal edilmeyecek bir fonksiyondu ve şampiyonluğu kaçıran takımlar, ya fazla yediklerinden, ya da kritik maçlarda gol becerileri olmadığından, oyunu çevirebilme yeteneğine sahip yıldızlar barındıramadığından kaybetmişlerdi. Transfer yaparken bunlara dikkat edecek kulupler hedefe varacaklardır. Bizden naçizane hatırlatması.

GiDEN ADAM BEŞ PARA ETMEZ
6 ay önce beğenmişsiniz, ne gam 1 yıl önce "takımın cengaveri" demişsiniz, ne gam. Tribünlerin önüne çağırıp, "bu taraftar seninle gurur duyuyor'' demişsiniz, ne gam. "Çok beyefendi bir topçu'' tanımlaması yapmışsınız 1 yıl önce, ne gam. "Takımı için her şeyi yapar'' demişsiniz, ne gam. O oyuncu ile ilgili düşünce ve her şey bir anda değişiveriyor. Eğer ki o oyuncu başka bir takıma gitmişse ondan ahlaksızı, ş.erefsizi, işe yaramazı, dolandırıcısı, takım satıcısı, ruhsuzu yok. Geçmişte bir kısım insanlar, Emre Belözoğlu'na, Okan Buruk'a, Tuncay Şanlı'ya yaptıklarını şimdi de Gökhan Zan'a, Mehmet Topuz'a yapmaya çalışıyor... Beyler, elbette her şey para değil ama bu çocuklar, milyon dolarların çil çil havada uçuştuğu bir düzende, haklarını arıyorlar.

PARA KAZANMAYA ÇALIŞIYORLAR
Onların aldığı paranın onda birine, yapmadık üçkağıt bırakmayacak birtakım adamlarsa konu kendi paraları olmayınca, 'bekara karı boşamak kolay' misali, birden dürüstlük timsali kesiliyor ve sağda solda konuşuyor, yazıyorlar. Size bir şey söyleyim mi ? Ben, futbol dünyasının içinden zerre kadar para kazanma derdi olmayan, sadece zevk için bu işi yapan bir adam olduğum için rahat yazıyorum. Bu topçuların yaptığı son derece insani, kendi çıkarlarını korumaya dönük bir reflekstir ve doğrudur. Beni rahatsız edecek tek davranış ise kulübü ve kendisi ile aynı anda anlaşılmasına rağmen, sonradan yan çizen futbolcu olur. Bunun dışında, kendi takımından giden ve daha dün tapılan futbolculara sallayanları ciddiye almıyorum...

uA_MuRaT
27-06-09, 20:51
Denizli’nin iktidarı


Mehmet DemirkolBeşiktaş (http://milarsiv.milliyet.com.tr/Be%C5%9Fikta%C5%9F/1/1111262/)’ın muhteşem dublesindeki en temel unsur Mustafa Denizli (http://milarsiv.milliyet.com.tr/Denizli/1/1111262/)’nin sınırsız (http://milarsiv.milliyet.com.tr/s%C4%B1n%C4%B1rs%C4%B1z/1/1111262/) yetki yelpazesiydi. Profesyonel futbol (http://milarsiv.milliyet.com.tr/futbol/1/1111262/) takımında tam ve sarsılmaz bir iktidara sahip olarak her şeyi tek başına idare ederek bunu sağladı. Belki de başkandan ilk istediği şey, paradan önce buydu. Hiçbir yönetici ortada olamayacaktı, başkan da dahil. Şöyle de söyleyebilir ve durumu sadeleştirerek anlatabiliriz: Kulübün içinde bulunduğu şartlar gereği profesyonel futbol takımının başkanı da değil, sahibi gibi davranma şansına sahip oldu. Bu şartlarda oyun olarak büyük bir ilerleme sağlamasa da şevkle oynayan, bireysel hedefleriyle takım (http://milarsiv.milliyet.com.tr/tak%C4%B1m/1/1111262/) hedefini birleştirmiş bir ekip ortaya çıktı. Temel rakipler her yerlerinden ayrı ayrı parçalanırken, sadece Sivas (http://milarsiv.milliyet.com.tr/Sivas/1/1111262/) ve Beşiktaş’ta bu durum vardı. Onlar da zirveyi gördü.
Denizli’nin sezon sonu devam etme kararında duraksaması bu durumun yarattığı yorgunluktan çok, işlerin değişme ihtimali. Denizli geçen sene bu iktidarı, Beşiktaş yönetimi dibe vurduğundan yapacak ne halleri, ne de güçleri kaldığından alabildi. Ama bu kez takım direkt Şampiyonlar Ligi (http://milarsiv.milliyet.com.tr/%C5%9Eampiyonlar%20Ligi/1/1111262/)’ne şaşalı bir dubleyle gidiyor. Artık bu kadar geniş bir iktidara sahip olmak mümkün olmayabilir. Çünkü başarıda herkes ortalığa döküldü bile.
Tabii ki oyun kalitesi, takım kalitesi gibi konuları da tartışmak gerekir, ama temel olarak halledilmesi gereken bu. Geçen yıl büyük bir mutlulukla her şeyi Denizli’ye bırakıp kaderlerini bekleyenler bu kez bu kadar geri planda kalmaya razı olacaklar mı?

uA_MuRaT
27-06-09, 20:52
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Başkanın azizliği

Fenerbahçe kongresinden önce üyelere "üç yıllık şampiyonluk" sözü veren ve bu nedenle de güçlü bir kadro kurmak için atağa geçen Aziz Yıldırım, taraftarlarını umutlandırırken rakiplerini de uyandırdı ve üç büyük takımın başkanları bu atağa karşılık vermek üzere harekete geçtiler. Daha önce Fenerbahçe'yi şampiyon yapan Christoph Daum'la anlaşarak transfere başlayan sarı-lacivertli kulüp, kaliteli futbolcularla kadrosunu takviye etti. Bilica, Bekir, Özer, Mehmet Topuz'la anlaşıp; Selçuk'la mukavele yeniledi. İki yıldızın daha peşindeler. Ünlü Hollandalı Frank Rijkaard'ı hocalığa getirip, onun direktifi ile kadrosunu tamamlamaya çalışan ve 16 Temmuz'da başlayacak Avrupa Ligi elemesi dolayısıyla sezonu da erken açan Galatasaray, başkan Adnan Polat'ın, Aziz Yıldırım'ın hamlesine cevap vermesi ile işler kızışmaya başladı.

Sürprizler olacak
Mehmet Topuz transferini gerçekleştiremeyen ve bunun darbesi ile şaşıran Beşiktaş, ikinci şoku da Gökhan Zan'ı Galatasaray'a kaptırarak yaşadı. Başkan Yıldırım Demirören, taraftarını memnun etmek için Türkiye'ye gelmemekte direnen eski yıldızı Nihat'ı zor da olsa ikna edip, 4 yıllığına renklerine bağladı. Ama onlar da transferi tamamlayamadılar ve Aziz Yıldırım'a cevap vermenin hazırlıklarını sürdürüyorlar. Trabzonspor, Belçika'da başarılı olup, bu sezon Yunanistan'da görev yaptığı takımını küme düşüren Belçikalı Bross ile anlaştı ama futbolcu transferinde önemli bir atılım yapamadı. Buna rağmen teknik direktörünün şampiyonluk sözü ile onlar da ligde iddialı olacaklarını gösterdiler. Bu arada başta Sivasspor olmak üzere "Anadolu Aslanları" da yeni takviyelerle geçen seneki gibi rakiplerini zorlayacak kadrolar kurup, iddialarını sürdüreceklerini ortaya koydular. Anlaşılan Turkcell Süper Lig yeni sezonda da büyük mücadelelere sahne olacak ve çok sayıda sürprizli sonuçlar göreceğiz. Tabii bunda en büyük zorluğu da, taraftara üst üste 3 yıl şampiyonluk sözü veren Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe yaşayacak.

uA_MuRaT
27-06-09, 20:52
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg Başkan coştu

Ben Yıldırım Demirören başkanın avukatı değilim... Kendisini tanırım; birçok yanlışına, yapmaması gerekenlere imza attığına da tanık olmuşumdur. Örneğin bir Gordon Schildenfeld fiyaskosu önüne getirilmiş ve 3. Lig'de bile oynayamayacak olan bu oyuncu 2 milyon dolar gibi astronomik bir ücretle kulübün kapısından girmiş, kısa bir oynamışlığı sonrasında Beşiktaş onun gidişinden sadece 100 bin dolar gibi komik bir para kazanabilmiştir. Yani kayıp, 1 milyon 900 bin dolardır! Şu transfer sezonunun başında Mehmet Topuz olayında strateji hataları yapılmıştır. Nihat konusundaki birinci seferde, başka bir yanlışlık yine başkana mal edilmiştir. Son Gökhan Zan olayı, Beşiktaş'a bir opsiyon unutkanlığı yüzünden en azından 1-2 milyon dolar kaybettirmiştir. Peki tüm bunlar bir Yıldırım Demirören yanlışlığı mıdır? Şöyle uzaktan baktığınız zaman, kulübün 1 numarası olduğu için elbette yanlışlar ona fatura edilecektir. Peki bu kulüpteki diğer yöneticiler ne iş yapmaktadır? Eğer başkan, Mehmet Topuz ile anlaşmışsa birileri çıkıp da ona "Kayserispor, bonservisi Fener'e veriyor" uyarısını neden yapmamaktadır?

Yöneticiler ne iş yapar?
Birinci Nihat seferinde başkan Villarreal ile anlaşırken, Nihat'ın eşinin isteğinden dolayı "vazgeçtim" demesini, başkanı hiç araya sokmadan yöneticiler operasyonu olumlu sonuçlandıramaz mıydı? Gökhan Zan'ın gidişinin Beşiktaş'ta en ufak bir fiziksel kayba neden olmayacağı bir gerçek. Peki 31 Mayıs'taki opsiyonu uzatmayı, başkan mı hatırlatacak? Her işle başkan mı uğraşır? Geçen sezon eğer başkan böyle bir yönetim tablosu içinde Mustafa Denizli'yi işbaşına getirmese inanın Beşiktaş'ın ne şampiyonluğu, ne iki kupa birden almışlığı söz konusu olamaz. Çünkü Denizli, yöneticilerin yapacağı bütün yanlışlıklara "dur" diyerek, başkanı rahatlattı. Bakın başkan her şeye tekrar Mustafa Denizli ile birlikte oturup, düşünüp karar verdi ve ortaya yılın transferi Nihat Kahveci çıktı. Ortaya geleceğin yıldızı İsmail Köybaşı çıktı. Ortaya Beşiktaş'ın ve Milli Takım'ın gelecekteki yıldızı Rıdvan Şimşek çıktı... Şimdi Kartal Yuvaları'ndaki forma satışları patlayacak. Beşiktaş da artık kendine gelecek. Sayın yöneticiler ya başkana yardımcı olun, ya da gölge etmeyin artık!..

uA_MuRaT
27-06-09, 20:53
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gif http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1360.jpg Bedel ödesinler

Galatasaray'ın Avrupa Ligi 2. ön elemesinde Kazakistan Ligi'nin şu anda dördüncü sırasında yer alan Tobol takımı ile eşleşmesi, basında G.Saray adına "şanslı kura" olarak değerlendirilmiş. Yani "G.Saray kazak örecekmiş", "G.Saray turistik geziye gidecekmiş", "G.Saray'a çıtır rakip çıkmış"mış da mış mış... Yorumlar da başlıklara paralel, "G.Saray iki maçta da gol şov yapar." Boşuna demiyorlar, "Balık hafızalıyız" diye. Tromsö'yü ne çabuk unuttuk. Gerets yönetimindeki G.Saray için o maçın öncesinde de bu tür naralar atmıştık. Sonuç ne oldu? Koca bir hüsran. Neyse konumuz o değil. Tobol gerçekten çok zayıf da çıkabilir, canımızı da acıtabilir. Onu zaman gösterecek. Önemli olan şu G.Saray'ın bu kuraya muhatap olması. Yani G.Saray eğer Şampiyonlar Ligi, ardından da finali İstanbul'da oynanan UEFA Kupası sınavını elinin tersiyle itmemiş olsa artı ligi de angarya görmeyip en azından ilk 2'de bitirebilseydi bu rakiple muhatap bile olmayacaktı. Bana göre G.Saray için bu kura ödül değil cezadır. Bu cezanın iki mimarı da Skibbe ile Bülent Korkmaz'dır. Skibbe G.Saray'ın Şampiyonlar Ligi, Korkmaz'da UEFA Kupası umutlarını göz göre göre heba etmiştir.

Dünyanın bir ucu
"Bu maça nasıl gideriz" diye merak edenler için şöyle bir hatırlatma yapayım. Kazakistan dünyanın bir ucu. Tobol da Kazakistan'ın kuzey eyaletlerinden Kostanay'ın takımı. Kostanay Uluslararası Havalimanı'na İstanbul'dan ve Antalya'dan düzenli olarak uçuşlar var. Yolculuk aktarmalarla birlikte 14 ile 16 saat kadar sürüyor. Bir azap yani. Astana'ya kadar direkt uçuşlar da var. Ordan da Tobol'a uçakla iki saatte varabiliyorsunuz. Yani derler ya "Allah'ın unuttuğu yer" diye, işte o misal bir yer. Rijkaard'ın şanssızlığı, adamcağız zorunlu olarak bu yolculuğu sineye çekmek zorunda kalacak. Ben yönetimin yerinde olsam bu cezanın mimarlarından Bülent Korkmaz ile Skibbe'yi de bu yolculuğa davet ederim. Futbolcuların çektiği eziyeti onlar da çeksin. G.Saray'a yaşattıkları başarısızlığın bedelini böyle ödesinler isterim.

Hairdesigner
28-06-09, 17:01
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Hayal satan adam (21)

Hayal satan adam, önündeki kurumuş dut ağacını seyrediyordu ki, birden çocuklar doluştu dükkanın içine. Haziran kokulu çocuklar. Adam gülerek girdi içeri, "Buyrun" dedi, "Sizler için ne yapabilirim?" Sanki sözleşmişler gibi hep bir ağızdan "Bugünün hayallerini istiyoruz" dediler. Ceplerinden çıkardıkları madeni 25'likleri, tezgahın üzerine koyarken.



***

"Önce bir şeyler için" dedi hayal satan adam, "Gazozlar benden." Hepsine birer soğuk gazoz açarken sordu. "Bugünlerin nesini istiyorsunuz?" "Gerçeklerini" dedi biri. Bir diğeri, "Yöneticileri ve futbolcuları." Mazinin ütülenip kaldırılmış hayallerini dağıtmaya alışmış adam için, zor bir günün başlangıcıydı. Çocukluğunda kafasını karıştıran denklemleri hatırladı. Eski zamanlardan kalan pikabına, gözü gibi sakladığı plaklardan birini koydu. "Mavi nurdan bir ırmak, gölgede bir salıncak..."



***

"Ah be çocuklar" dedi, "Bu ülke vicdanını ve adaletini kaybetti. Şimdi Her şeyin başı para." Yanlışlarından ders almayan kulüp başkanlığının posterini astı duvara. "Futbolcuların ayaklarını altın ibrikle yıkayacak yöneticilik, yakında hizmete girecek çocuklar" dedi. O sırada bir kelebek girdi içeri, çocukların başının üzerinde dolandı, sonra çıkıp gitti. "Onlar sevgisizliklerinin bedelini sizlere ödetecek." "Biz acıyı keşfettik" dedi, dükkandaki en sessiz duran çocuk. Bir başkası, "Rüyalarımız bile korku tüneline döndü" diye eşlik etti. Adam çocukları ürküttüğünü düşünüp, ışıktan bir merdiven dayadı karanlıklara. "Merak etmeyin, nasılsa tepetaklak düşecekler!"



***

Çocuklar, yaşlarından büyük bir resmin içine girmişlerdi de, adam çocukların gözlerinden kendisini gösterecek bir ayna aradı. İlk kez buna ihtiyaç duyduğunu hissetti. Çocukluğunda, hangi takımın olursa olsun futbolcuların kartlarını biriktiriyordu da, maziye doğru bir yolculuğa taşıdı onları. Şimdiki futbolcuların aynaya bakacak yüzleri olmadığını söylemek için, böyle bir yolu seçti belki. "Ama" dedi, "Asıl ayıp, onlara paha biçemeyen yöneticilerdir!" Hayal adam biliyordu ki, kimi yöneticiler kendi çamur karasında aklanıyordu. Kimileri de, soysuz düşlerin arkasına saklanıyordu.



***

Çocuklardan biri parmak kaldırdı o sıra, "Peki taraftarlar için ne diyorsunuz?" Adamın yüzü düştü, ruhu ayaklandı. "Bu ülkenin kangrenidir taraftarlar!" Çocukların önüne harika bir sınav sorusu koydu. "Taraftarlara bataklıktan çıkmış kupayı verin, 'bunu kim temizler de, müzesine götürür' diye bir çağrı yapın bakalım, ne görürsünüz?" Çocuklar birbirine bakarken adam sorunun cevabını verdi. "Gereğinden fazla kalabalıklar bulursunuz!"



***

Günün sonunda çocuklar dükkanı terk ederken, adam biraz buruk kaldı. Anılar müzesindeki güzellikler dururken, hayal satan adamın gerçekleri sıralaması, dükkanın sihrine de, adamın kişiliğine de uymadı. "Bugünlük beni affedin çocuklar" diye seslendi arkalarından. Çocuklar duymadı...

Hairdesigner
28-06-09, 17:01
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg Arda tuzağı!

Aziz Yıldırım üç yıl üst üste şampiyonluk sözü verdiği günden bu yana "Fenerbahçe cephesi yeni sezonda kesinlikle çok agresif davranacak ve lig yangın yerine dönecek" diyerek önemli bir konuya dikkat çekmeye çalışıyorum. Şansal Büyüka ve Reha Muhtar gibi ustaların aynı konuda yazıp, tehlikenin farkında olduklarını belirtmeleri geniş kitlelerin uyarılması anlamında atılmış çok ciddi adımlardır. Dün de değerli meslektaşım Cemal Ersen, PAF Ligi'yle ilgili olarak Fenerbahçe'nin kopardığı kıyametin, aslında yeni sezon için federasyona aba altından sopa göstermek olduğunu en güzel şekilde vurgulamış. Medyanın bu konuya kayıtsız kalmaması çok önemli... Herkesin uyuduğunu ve kendi senaryolarını sessizce uygulayabileceklerini düşünenler bu vesile ile yanıldıklarını da anlamış oluyorlar.

Temiz lig, mumla aranır
Öte yandan Aziz Başkan, yeni sezonda sadece kuru gürültü koparıp federasyon, MHK ve diğer kurullar üzerinde baskı kurmakla yetinmeyecek... Şampiyonluk yolunda çok çekindiği takım olan Galatasaray'ın en kritik oyuncusunun kafasını karıştırmak gibi ince bir siyaseti de ısrarla uyguluyor. Yoksa o da biliyor Arda'nın hiçbir zaman Fenerbahçe forması giymeyeğini! Bununla birlikte Arda konusunu gündemde tutup G.Saray'ın kimyasını bozabileceğinin de farkında. Dolayısıyla yaptığında şaşılacak bir şey yok. Beni asıl şaşırtan Adnan Polat'ın bu tuzağa düşmesi ve kaçak dövüşerek Arda'yı baskı altında bırakması. Her neyse... Geri sayım sürüyor. Yeni sezonda önce Fenerbahçe gürültü koparacak, ardından da Galatasaray ve Beşiktaş veryansın edecek bu kesin. Neden derseniz, üç büyükleri yönetenler çok iyi bilirler ki kaotik ortamlarda rüzgar, sesi gür çıkandan yana eser... Uzun sözün kısası 9 Ağustos'tan itibaren, geçen sezon yaşanan tertemiz ligi mumla arayacağımızdan kuşkunuz olmasın.

Hairdesigner
28-06-09, 17:02
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg Değer katarlar

Galatasaray için ismi geçen iki futbolcu beni heyecanlandırdı... Bu isimlerden Ryan Babel, Liverpool'da forma giyiyor... Rijkaard'ın vatandaşı... Uzun boyuna karşı hızlı futbol oynama becerisi gösteren, Henry stilinde bir forvet. Milan Baros ile iyi bir ikili olabilir. Rjikaard'ın bol paslı ve araya atılan toplarla rakibi şaşırtarak gol pozisyonu üreten Barça sistemine çok uygun bir oyuncu... Babel hem yaşı genç hem de piyasası yüksek bir oyuncu olarak iyi bir transfer ve iyi bir yatırım... Kazanılması süper olur. Senderos ise hepimize tanıdık bir isim... Olaylı İsviçre maçlarımızda bize hem gol atan hem de defansta kök söktüren bir isimdi. Play-off maçları sonucu İsviçre bizi elemiş ve Dünya Kupası'na katılmıştı... O Senderos önce Arsenal forması ile vitrine çıktı, ardından mutsuz bir Milan deneyimi yaşadı.

Sansasyon yaratır
Şu an hâlâ Arsenal'in futbolcusu ama ilk temasın olumlu geçtiğine dair haberler var. Senderos Servet'in yokluğunu aratmayacak doğru bir isim... Güçlü, yerden ve havadan mücadeleci, rakip ceza sahasında da etkili bir futbolcu... Her iki isim de önümüzdeki sezon için takıma büyük katkı yapabilecek kapasitedeler... Kişisel olarak katkı yapacakları gibi ayrıca takımın marka değerine de katkı yapabilecek oyuncular... Galatasaray Rijkaard'ın üzerine iki sansasyonel ismi daha ekleyerek büyük iş yapmış olur. Önemli olan transfer sayısının çokluğu değil işlevi... Galatasaray kadrosu zaten çok yetenekli oyunculardan kurulu... Onları tamamlayacak ve direkt oynayacak iki oyuncu bile çıtayı yükseğe çekmeye yeter de artar bile... Tabi, yönetimin Lincoln sorununu bir an önce halletmesi ve Brezilyalı'yı göndermesi şartıyla!..

Hairdesigner
29-06-09, 02:30
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Alex'se oynar

Çabucak büyüyor bebekler, yalancı bahardan farksız dostluklar, aşklar. Soluklanma anını aşmıyor mutluluklar ve adeta bir 'kaçış' oldu yaşamak, artık. Eh, koşar adım yaşadığımız, şaşırtıcı şekilde insani olanın dışına savrulduğumuz bir dönemde, uluslararası mali sermayenin son gözdesi de 'endüstriyel futbol' adı altında makineleşti, kaçınılmaz olarak. Dolayısıyla, baş döndürücü hızla oynanıyor, hatta oynanmak zorunluluğuyla baş başa günümüzde futbol. Bu zorunluluk sonucu, Aziz Yıldırım ve Aykut Kocaman'ın; mücadele gücü yüksek, oyunun iki yönünü oynayan ve maçın tamamında devamlılık gösteren bir kadro hedeflediklerini gözlemliyoruz. Kapıya dayanan gerekçenin böylesinden ötürü yeni sezon adına yapılan takviyelerle az biraz havalara giren sarı-lacivert renklere gönül vermiş bazı dostlar ve kimi okurlarım sık sık 'Sence Alex bu kadroda yer bulabilir mi' sorusunu yöneltiyorlar bana. Ve cevabımı beklemeden "Zaten, takımın hızını kesiyordu Alex, oynamaması lazım" ilavesini yapmayı da ihmal etmiyorlar tabii.

Futbol zekası gerek
Taraftarın heyecanını anlıyor, görüşlerine saygı duyuyorum. Ama futbol, futbolcuyla oynanıyor bildiğiniz gibi. Dolayısıyla, bir futbolcunun istenen hızla oynaması için yetenekle birlikte gerekli futbol zekası ve kültürüne sahip olması gerekiyor. Yani oyuncu hızlı düşünemezse, bu düşüncesini hayata geçirecek yetenek ve futbol zekasından yoksunsa, dilediği kadar çevik ve kuvvetli olsun, günümüz futbolunun gerektirdiği katkıyı yapamaz takımına. O halde yapılacak şey bu genel doğrular ile Alex'in sıradışı yeteneklerini, oyun zekasını ve futbol kültürünü bir arada değerlendirmektir. Tabii, önyargıları bir kenara bırakarak. Böylesi bir nesnellikle konuya yaklaştığımızda Alex'in liderlik özellikleri, çevre görüşü, oyununun çehresini değiştiren servis yapma gücü ve en önemlisi günümüz futbolunda önemli bir avantaj olan ölü topları değerlendirme becerisi, onun kolay, kolay vazgeçilebilecek bir futbolcu olmadığını rahatlıkla anlatır bize, bence. Dolayısıyla, sağlıklı bir Alex her zaman F.Bahçe'de formayı giyer.

Hairdesigner
29-06-09, 02:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1812.jpg Hizmetler unutulmaz

Sivasspor'a, kim bir çivi çaktıysa, Allah razı olsun! Kuruluşundan bugüne Sivasspor'a hizmet eden yüzlerce yönetici oldu. Kimisi gerçekten takımın başarısı için çalıştı, kimisi de kendisi için! Ben Sivasspor için çalışanları saygıyla anıyorum. Onlar unutulmaz... Hele hele, yönetimde olmayıp, yetki sınırlarını zorlayarak, Sivasspor'a hizmet edenlere ayrı bir saygı duyuyorum. İşte giden sayın vali Veysel Dalmaz. Kim ne derse desin, Sivasspor için gerçekten çok büyük işler yaptı. Yukarıda da belirttiğim gibi yetki sınırlarını zorlayarak Sivasspor'a çok önemli maddi katkılar sağladı.

Dalmaz asla unutulmaz
Geçtiğimiz sezon öncesi İstanbul'a gidip Sivaslı işadamlarını bir araya getirerek kırmızıbeyazlı takıma milyonlarca lira para toplaması her türlü takdirin üzerinde bir hareketti. Onun için sayın Dalmaz gitti ama Sivasspor'a yaptıklarını bir çırpıda unutmak ve onu anmamak nankörlük olur! Her zaman da anılacak... Şimdi Sivas'ta yeni bir dönem başlıyor ve Sivas'a yeni bir vali geliyor. Bugün göreve başlayacak olan sayın Ali Kolat'a başarılar dilerken, Sivasspor'a yapılacak hizmetlerin, Sivas'a yapılan en büyük hizmet olduğunuda hatırlatmak isterim. Çünkü kulüp, şehrin göz bebeği... Güle güle sayın Dalmaz, hoş geldin sayın Kolat. Yeni görevinizde başarılar...

Hairdesigner
29-06-09, 02:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Fatih ile Hüseyin

Bir masum soru: En son hangi Trabzonlu oyuncu futbolu Trabzonspor'da bıraktı? Jübile yapıldı falan da demiyorum, futbol yaşamını bu formayı değiştirmeden tamamladı? Ben sonuncusunu hatırlamıyorum; ama toplam sayı o kadar az ki. Ne futbolcunun ne de kulübün vefanın, aidiyetin, asaletin anlamını bilebildiği bir futbol dünyamız var. Altyapıdan yetişen ve sembol olarak düşünülen son üç isme bakalım. Kendisine en büyük kötülükleri yapan Gökdeniz mecburen Rusya'ya göçtü. Fatih de aynı olayın yansımaları sonucunda aynı kaderi paylaştı. Orada önemli başarılar, şampiyonluklar yaşadılar, ancak ne denli mutlu olabildikleri meçhul. Şimdi de efendilik ve istikrar abidesi, takım kaptanı Hüseyin yol ayrımında. Yeteneği, becerisi tartışılsa da yararlılığı kabul görmüş bir futbolcu Hüseyin. Gerçek Trabzonsporlu ve takımın abisi. Gönlüm iki sembol ismin futbola Trabzonspor forması altında veda etmelerinden yana. Hüseyin kalmalı, Fatih ise dönmeli yani. Her iki oyuncunun da hataları, eksikleri, sivrilikleri olabilir. Bu kardeşlerimiz kulübü yöneten isimlerden yaklaşık 30 yaş daha genç insanlar. İcranın başındaki kerli ferli adamların zaman zaman sergiledikleri davranışlarla, beyanlarla onların hatalarını karşılaştırıp bir de yaş faktörünü hafifletici neden olarak eklersek durumu çok net görürüz.

İkisi de olmalı
Fatih ve Hüseyin'in Trabzonspor'un 2009- 10 kadrosunda yer almaları bir ihtiyaç olduğu kadar, büyük kurum geleneğinin de bir gereğidir bana göre. Ben Hüseyin'in yerinde olsam hiç sağda solda kulüp aramaz, indirimli mukaveleye imzamı basıp bu formadan, bu camiadan kopmam. Fatih Tekke olsam, yuvama dönüp olgunluğum, tecrübem ve benden en çok beklenen efendi, uyumlu, hoşgörülü kaptan kimliğimle futbolu bırakıncaya kadar bordo-mavili formayı giyip sonra da teknik adamlık yolunda ilerlerim. Ve ben kulüpte kararları alan kişiler olsam. Bu iki değere güvenip yararlanmaya çalışır, ama önce kendi idareciliğime güvenerek bu oyuncularla çalışmaktan çekinmezdim. Trabzonspor'un Trabzonlu lider oyunculara ne kadar ihtiyacı olduğu Sivas faciasında görüldü. İyi takım kurmak elbette başarıdır, çok iyi takım sahibi olmak lider yönetici-lider oyuncu tamlamasına bağlıdır. Şimdi başkan ile asbaşkanın kıdemlerine yakışır şekilde bu iki isim için karar vermeleri gerekiyor. Hem de 4 Temmuz sabahına uyanmadan.

Hairdesigner
29-06-09, 02:31
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Bir günlük krallık

Mümkün ki bundan sonra da sıkıntılarım olacak ama bir gecelik kral benim nasıl olsa!" Bir günlüğüne de olsa adı geçen futbolcuların kendi takımının formasını giydiğini düşünüyor taraftar. Galatasaray'ın transfer alemindeki durumuyla ilgili hâlâ sıkıntılar var. Yapılacak inşaat için mimar-mühendis hazır ama çalışacaklar henüz belirlenmiş değil. Bazı yayın organlarından takımın ilk on biri belirlenmiş sahadaki yerlerine yerleştirilmiş. İlginç buluyorum ama alemin en heyecanlı anları işin başında bunlar işte. Sezon daha başlamadı ama herkes elinde kağıt kalem kadro kuruyordur. Saviola'dan girdik Van Nistelrooy'un bile adı zikrediliyor bazen. Ama eldeki Lincoln yok. Linderoth sağlam mı peki? Sorular canıma işleyen hançer! Sen Ümit Karan'ı bıraktın ama Babel alınabilecek mi gerçekten? Ayhan'ın önüne düşmesin top orta sahada? Pizzaro'yu isterken Nonda'ya yazılmayalım ileri ikilide yeniden!

Top, tüfeğe ihtiyaç yok
Bu ortamda kriz mıriz dinlemeksizin bütün büyük paralar, aklımızı donduracak paralar futbolculara veriliyor. Yakıcı güneş ya da kar yağmur altında başka ya da daha doğru bir deyişle "Yağmurlardaaa/çamurlardaaa." Savaş zamanları korunan kalelerden alıyor miladını çim sahadaki kaleler. Ama artık top tüfek, mancınık yağ kazanlarına ihtiyaç yok. Onun yerine dizginlenemez ilahi arzularımızın karşılığı ince obstrüksiyonlar, hafif yollu itmeler, topu iğne deliğinden geçiren incelikleri var futbolcuların... Bunun için ayarlanmış bir ekonomimiz var mı? Sizce var mı? Bu kadar parayı gerçekten bu sayılan isimlere verebilecek miyiz? 10 milyonlarca euro telaffuz ediliyor alemde. Olsa da olmasa da düşümüzde güzel yaşıyoruz, bir günlük krallık krallıktır diyoruz... Bir günlük de olsa...

Hairdesigner
01-07-09, 03:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Sizin için geldim
Daum: Aldığım para az değil ama hiç ihtiyacım yok. Türkiye'ye F.Bahçe ve başarılar için geldim


Daum nihayet dün imzayı attı ve göreve resmen başladı. Aragones'ten sonra çok daha iyi bir sezon geçirilecektir. Bundan kuşkum yok. Dünyanın hiçbir yerinde oynanması mümkün olmayan Denizli maçında elinden şampiyonluğu çalınmasaydı Daum tarihinde ilk defa Fenerbahçe'yi 3 yıl üst üste şampiyon yapan hoca olacaktı. Ülkemizin şartlarını biliyor, kulübü ve takımı tanıyor. Almanya'da Fenerbahçe'nin bütün maçlarını 90 dakika takip etmiş. Dün imzadan sonra kahve içip biraz lafladık. "Kulüpte değişik bir hava var. Kimse konuşmuyor. Futbolcuların ağzından laf alamıyorum. İlk önce bunu değiştirmek gerekir" diyor. Eee çocuklar ne yapsın? Aragones kimseyi konuşturmadı ki... http://www.fotomac.com.tr/2009/07/01/im//DD210D679EC38841AE5ACED9y.jpg Daum'un disiplini mantıklıdır, futbolcularla arasındaki mesafe olması gereken kadardır. Gençlerle tecrübelilerin sentezini iyi yapar. Tuncay, Selçuk, Volkan, Mehmet Yozgatlı, Deniz, Serkan, Önder 20 yaşında Daum'un F.Bahçe'ye getirdiği ve yıldız olmuş isimlerdir. Aurelio'dan ön libero, Ümit Özat'tan sol bek, Tuncay'dan sol kanat yaratma fikirlerine karşı çıkanlar arka arkaya gelen şampiyonluktan sonra yiğidin hakkını yiğide vermişler, bu futbolcular da milli takımda o bölgelerde başarılı olmuşlardır. Gene aramızdaki konuşmada geçen bir anektod ile yazıyı bitirelim. "Aldığım para az değil ama inan ki paraya ihtiyacım yok. Köln'de evlerim, Mallorca'da yazlıklarım var. Ben buraya sizler ve Fenerbahçe için geldim" diyor. Daum'a elbette gereken destek verilecektir.

Hairdesigner
01-07-09, 03:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1273.jpg Pis dedikodu!

Mehmet Topuz'un sportmenlik dışı faullü çalımıyla şoke olan Beşiktaş, öz evladı Nihat Kahveci'nin 7 yıllık başarılı İspanya sınavından sonra yuvaya dönüşüyle "Topuz darbesi"nin acısını unuttu! Acılar zamanla unutulur ama dedikodular yıllarca sürüp gider. Mehmet Topuz'un Fenerbahçe'ye transferinin kaynamakta olan kazandaki pis kokulu dedikodusu gibi! Dedikoduda şu ifadeler var: "Hatırı kırılamayacakların iknaları sonucu mu yoksa açıktan ödenen paralar mı Mehmet'e önce giydiği Beşiktaş formasını sırtından çıkarttırıp, Fenerbahçe formasını giydirtti?" Transfer ayı bir bakıma dedikoduların dilden dile dolaştığı ve bu arada sportmenliğin, centilmenliğin bazen ayaklar altına alındığı dönemdir! Ve ne yazık Aziz Yıldırım gibi başkanlar sportmenlik, mertlik, dışında futbolculara kucak açtıkça "Topuzlu dedikodu kazanları" hep kaynayacak!

Kaldığı yerden devam
Beşiktaş, dedikodu kazanından uzak, akıllı, nokta "transferleriyle ve geleceği aydınlık olan gençleri" kadroya katmasıyla dikkat çekiyor... 18 yaşındaki Karşıyakalı sağ bek Rıdvan Şimşek, 20 yaşındaki Gaziantepsporlu sol bek İsmail Köybaşı ve 27 yaşındaki Ankarasporlu stoper ve sağ bek Erhan Güven gibi... Alman ön libero Fink ve alınacak iki kaliteli yabancının da takıma kısa sürede sağlamakta zorlanmayacakları uyum, kadrosu oturmuş siyah-beyazlıların Şampiyonlar Ligi'nde hedefliği başarısında etkin olacaktır. Bu etkinliğin üst düzeyde olmasını sağlayacak olan ise takımdaki sevgi, saygı ve disiplin ortamıdır. Beşiktaş'ın, deneyimli teknik direktör Mustafa Denizli ile bu ortamda kazandığı çifte kupanın sahibi olduğu düşünülürse, yeni sezonda hedefe ulaşmakta çok zorlanmayacağı söylenebilir. Yanisi şu; siyah-beyazlılar, yeni sezonda kaldığı yerden devam edebilme avantajıyla şampiyonluk adaylarının arasında "1 numara" olacaktır!

Hairdesigner
01-07-09, 03:27
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1734.jpg Neşeli idmanlar

Trabzonspor Isparta Davraz'daki hazırlıklarını sabah ve akşam olmak üzere günde iki antrenman ile devam ediyor. Kuş sesleri arasında hazırlıklarını sürdüren Trabzonspor'da oyuncuların neşeli olması dikkatlerden kaçmıyor. Teknik patron Hugo Broos, oyuncuları ile arasındaki iletişimi her geçen gün biraz daha artırıyor. Geçtiğimiz sezon antrenmanlarda bırakın gülmeyi konuşmaktan çekinen futbolcular, şimdi birbirlerine şakalar yaparak sıkıcı antrenmanları neşeli hale getirebiliyor. Sabah yapılan çalışmada kaleci Tolga, golcüler Umut Bulut ve Gökhan Ünal'ın yanı sıra Barış Memiş, Tayfun ve kampa yeni katılan Alanzinho'nun kendi aralarındaki sohbetleri gerçekten görülmeye değerdi. Bu tür kampları sıkıcı olmaktan ancak bu muhabbetler çıkarır. Çocuklarda da bu neşe ve espri yeteneği var. Zamanın nasıl geçtiğini ise kimse düşünmüyor. Bordo-mavililerin Hugo Broos ile olan uyumları kısa sürede aşılırsa bu takımın geçen yılın üzerine çıkması mümkündür. Broos'un zaman zaman gösterdiği hareketleri algılamakta zorlanan oyuncular, Belçikalı hocayı yormuyor değil. Bunun nedeni de aradaki dil sorunu. Hugo Broos'un üç dil bilmesi bu süreyi daha da kısaltabilir.
Trabzonspor Kamp Günlüğü
30 Haziran 2009 Salı

Hairdesigner
01-07-09, 03:28
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1260.jpg Rijkaard'ın yol haritası

Adnan Sezgin, Galatasaray'a ikinci gelişinde bir iddia ortaya koymuştu; "Galatasaray kurumsal kimliğe kavuşacak. Sezon bitmeden bir sonraki sezonun transferleri de bitmiş olacak..." Tabii futbol gibi birçok faktörün etkilediği bir sosyo-ekonomik yapıda evdeki hesabın çarşıya uymasını beklemek hayalciliktir. Sonuçta bu hedef de Sezgin'in hayali olarak kaldı. En doğru yaklaşımı ise Adnan Polat dillendirdi; "Burası Galatasaray. Ömür biter Galatasaray'da transfer bitmez..." Nitekim bitmiyor da. Tıpkı geçen sezonki gibi. Üstelik bu sezon, transferi kilitleyen iki sebep var: Lincoln ve Servet. İki oyuncunun durumundaki belirsizlik, "nokta atış" peşindeki yönetimin elini kolunu bağlıyor. http://www.fotomac.com.tr/2009/07/01/im//34A8CA4A58BF764F86D44798y.jpg İki hafta önce Lincoln kalıcı, Servet gidici gibiydi. Şimdi ise tam tersi. İki hafta önce de iddia etmiştim, sonuçta eğrisi doğrusuna denk geldi. Kadroya şöyle bir bakıyorsunuz, Rijkaard'ın koşanyardımlaşan anlayışına en uygun 11 büyük olasılıkla şöyle: Leo Franco - Sabri, Servet, Gökhan, Hakan Balta - Barış, Mehmet Topal, Ayhan - Kewell, Baros, Arda... B Takımı da; Aykut - Mustafa Sarp, Emre Güngör, Emre Aşık, Volkan - Aydın, Linderoth, Mehmet Güven - Serkan Çalık, Nonda, Yaser. Ayrıca kaleciler Orkun ve Fırat'la, Serkan Kurtuluş, Semih Kaya, Alpaslan, Murat Akça, Aydın, Erhan Şentürk, Cem Sultan gibi gençler var. Rijkaard'ın tespiti doğru yani ortalama 50 resmi maçlık periyot için orta sahaya ve forvete alternatif istemesi normal. Teşhis doğru, bakalım tedavi doğru olacak mı?

Hairdesigner
02-07-09, 02:34
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Şimdi zafer zamanı Tuncay

Haziran 2007 ortaları idi. Polat Otel'de bir toplantım vardı. O sırada karşılaştığım Tuncay her zamanki gibi sevgi ve saygıyla yanıma geliyor, karşılıklı hal ve hatır soruyor, çok ilginç şeyler konuşuyorduk. Bu karşılaşmanın nedeni net idi. Tuncay, M'Boro'ya transfer oluyor, bu nedenle görüşmeler yapılıyordu. Bendeniz de, bu transferi bilmeme ve görmeme rağmen, oyuncunun özel hayatına olan saygım nedeni ile kendi gazetem dahil kimseye bildirmiyor, hiç kimsenin haberinin olmadığı bu büyük haberi gazetecilik tarafım değil, her zamanki gibi kişisel haklara saygı tarafım ağır bastığı için kullanmıyordum. Zaten futbol dünyasında bana naçizane güvenenlerin güvenme nedeni de buydu. http://www.fotomac.com.tr/2009/07/02/im//BE421A15F75467429617E8DDy.jpg Doktorluk refleksimin de verdiği terbiye ile karşımdakinin bana açtığı sırrı, onun isteği dışında kimse ile paylaşmıyor, eğer ister ise karşımdaki kişiye kendimce doğruyu göstermeye çalışıyordum. Tuncay'ın transferi bittikten sonra ise aşağıdaki yazıyı kaleme alıyordum.

TRANSFERİN ÖYKÜSÜ
Aslında ortada birçok takımın adı vardı ama resmi teklif yapılmamıştı. Tuncay ise çok sevdiği camiasına ve başkanına "Avrupa'ya gitmek istediğini" önceden net söylemişti... Gerçekte herkes net biliyor, anlıyor ama kendine itiraf edemiyordu. Tuncay'ın kafasında Türkiye kısmı bitmişti. 11 Haziran Pazartesi akşamı gelen telefon çok netti. M'Borolular arıyor ve "Yarın sabah gelip, bu işi bitiriyoruz" diyorlardı. Ertesi gün öğlen 12 sıralarında M'Boro yetkilileri, Erdinç Şehit ve Tuncay, Polat Otel'in balık restoranının hemen önündeki 10 kişilik koltuk takımına oturarak görüşmelere başladılar ve her şey jet hızıyla oldu bitti. Tuncay yılda 2.4 milyon pound karşılığında 4 senelik anlaştı. Türkiye'de menajerlik kurumunun eleştirilecek çok yanı var. Ama bu, Erdinç Şehit'in, 15 yaşında aldığı Tuncay'ı 25 yaşında Avrupa'ya götürebilmesi az bir başarı değildi. Tek sorun Fener camiasını "burukluk" içinde bırakmaları oldu. Ama ben eminim Tuncay orada yapacakları ve Fener için daha sonra yapacakları ile onu "Tuncay" yapan bu dev camianın gönlünü alacaktır. Onun çok başarılı olacağından kesinlikle eminim ama şunu da söylemeden geçemiyorum; eğer Liverpool, M. United ya da Chelsea formalarından birini giymeden gelirsen seni başarılı saymayacağım sevgili Tuncay. 2 yıl önceki yazımda anlattığım net idi; Tuncay orada başarılı olacaktı. Çoğunluğun düşündüğünün tersine oldu da. Ama ikinci düşüncem, yani Chelsea veya ManU formalarından birini henüz giymedi.

SAKIN KABUL ETME
2008'in son aylarıydı. Daily Mail gazetesinde, Chelsea'nin Tuncay'a 8 milyon euro verip transfer etmek istediği ile ilgili bir haber çıkmıştı. Hemen bu haberler ile ilgili taraftar yorumlarına baktım. Chelsea'li taraftralar, ''Takımda bunca forvet varken Tuncay niye alınsın ki?'' diyordu. Destek mesajları ise daha çok Türkiye'den gelenlerdi. Ancak, son zamanlarda Liverpool'ın da onu istediği haberleri çıkınca, Liverpool taraftarlarının da görüşlerini şöyle bir araştırdım. Liverpool taraftarı Tuncay'ı daha çok seviyor ve sıcak bakıyordu. Yani Tuncay, bana göre de taraftarına göre de Liverpool'a çok yakışırdı. Bu durumda da beni ağabey gibi sevdiğini bildiğim Tuncay'dan çok net bir isteğim var. Bak sevgili Tuncay, eğer ki bu sene, son 5 yıl içinde 2 kez küme düşmekten zor kurtulan, sadece geçen yıl 7. olabilen ama Arap milyarderlerinin parası ile şimdilik iyi giden Fulham gibi takımlarda oynaman istenir, (ki bu konuda haber İngiltere'nin tabloid gazetelerinden olan Daily Ekspress'te çıkmıştı), hatta Fulham'a göre bir gömlek daha iyi olan ve son zamanlarda devreye giren Aston Villa çağırır, buralara transfer olma durumun olursa, bunu kesinlikle kabul etme.

GERİ DÖNMELİSİN
Çünkü bugün F.Bahçe, gerek Avrupa'nın en zengin 20 kulübünün içinde olması, gerek bu sezon son derece planlı bir biçimde kurduğu futbol takımı kadrosu, gerek başkanın, Aykut Kocaman'ın sportif direktörlüğü ile takım yönetimini profesyonellere bırakma çabası, gerek önümüzdeki 3 yıldaki hedefleri ile bu tarz takımların çok çok ötesindedir. Bu nedenle senin yerin bu takımdır, yani F.Bahçe'dir. Birileri "Premier Lig'in en ufak takımı bile olsa Premier Lig başkadır'' diyebilir. Eğer ki bir oyuncu ilk defa gidiyorsa bu görüşünde de haklıdır ama sen artık çaylak dönemini geçtin. Ya ruhu ve hedefleri dev İngiliz takımlarında oynarsın, olmuyorsa ruhunun üzerinden hiç kalkmadığı Kadıköy'e gelirsin. Sonuç mu? ''Gitmekle doğru yaptı'' diyen bir ağabeyin olarak bu sefer diyorum ki; ''Eğer gideceğin takımın adı ManU, Chelsea, Liverpool ya da Tottenham değilse, o zaman gelmen gereken yer , hakkın olan parayı da alarak Saracoğlu'dur. Biliyorum olması çok zor ama... Hadi Tuncay, şimdi tam Fenerbahçe zamanı.

Hairdesigner
02-07-09, 02:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1438.jpg Federasyona bak!

Ulusoy'dan kurtulup Hasan Doğan federasyonuna kavuşunca sevinmiş, hak ve adalet dağıtacak dürüst bir yönetime kavuştuğumuzu sanmıştık. Ama Doğan'ın ömrü vefa etmeyince Mahmut Özgener yönetiminde bir "acemiler ordusu" göreve geldi. Ve neredeyse eskiyi arar olduk. Çok sayıdaki hakem hataları ve haksız cezalar birbirini kovalarken, affedilmeyecek bir fiyasko da yaşandı. Bir kulübün ligdeki 17 rakibinin 20 kişiyi aşan PAF takımı futbolcularına verilen cezaları takip etmesi mümkün müdür? Bir takım sahte lisans ile veya nizami lisans ile sahte futbolcu oynattığı zaman maç öncesi veya uygun süre içerisinde kulübün buna itiraz etmesi gereklidir. Ancak cezası bitmemiş veya kart cezası bulunan bir futbolcunun oynatılması durumunda buna federasyonunun yetkili organlarının resmen el atması ve suçluların cezalandırılması icap eder. Nitekim Antalyaspor PAF Takımı şubat ayında cezalı bir futbolcu oynatmış, yetkililer bunu tespit edip işleme de koymuşlar. Ama nedense dosya hasıraltı edilip, takımın o maçta hükmen mağlubiyeti gerçekleştirilmemiş ve neticede şampiyonlukta aynı puana sahip ve averajla ikinci durumda bulunan F.Bahçe PAF Takımı'nın hakkı yenmiştir.

Acemi ve taraflı!
Sarı-lacivertli kulüp basında ortaya çıkan bu rezalet üzerine federasyondan hakkını isteyince de "Acemi veya taraflı" federasyon "Şampiyonluklar tescil edildi. Daha önce itiraz edilmeliydi" diyerek KARAKUŞİ (Eskiden yaşadığı belirtilen, ipe sapa gelmez kararlar veren bir hakim) bir karar vermiştir. Durumun değişmemesi halinde F.Bahçe'nin önemli bir kaybı olmayacak ama eğer Tahkim Kurulu da aynı hatayı sürdürürse FIFA nezdinde yapılacak bir itirazla haklar teslim edilecek ve federasyon rezil olacaktır. Başkan Aziz Yıldırım, F.Bahçe dergisinin temmuz sayısının makalesinde bu haksızlığın sonuna kadar takip edileceğini ve genç futbolcuların bir yıllık alın terinin karşılığının alınacağını açıklamıştır. Mahmut Özgener eğer tarafsız ve adil bir başkansa bir an önce bu sorunu çözmeli ve federasyon üzerindeki şaibeleri kaldırmalıdır. Cezalı oyuncu oynatılması tespit edilmesine rağmen gereken işlemi yapmayan ve dosyayı işleme koymayan görevlileri de en ağır şekilde cezalandırmalıdır. Aksi halde o da suça katılmış olacaktır.

Hairdesigner
02-07-09, 02:35
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1292.jpg Çifte yanlış!

Beşiktaş, lig ve kupayı zirvede bitirerek çok büyük bir başarıya imza attı. Başkan Yıldırım Demirören, yöneticiler, hatta Mustafa Denizli kepenk indirip Maldiv Adaları'na tatile gitse ve telefonlarını kapatsa hiç kimse tek bir eleştiri getiremezdi. Üstüne üstlük çifte şampiyonluktan dolayı methiyeler dizilir, büyük alkış alırlardı. Ancak çifte zaferi doyasıya yaşamak ve yaşatmak dururken önce sayın Mustafa Denizli sahneye çıktı. Bir anda şampiyonluk kutlamalarının üstüne gölge düşürdü, ardından da başkan Yıldırım Demirören... Mustafa hocamın "yorgunum, bırakıyorum" kararını saygıyla karşıladım. Ancak baskılar ya da oluşan yeni şartlar sonucunda dönüş kararını aldığı gün ilk yaptığı çıkışın çok büyük bir yanlış olduğu gerçeğini ortaya koydu. Genç bir insanın hata yapma şansı var. Ama Denizli gibi kurt bir hocanın dönüş ihtimalinin olduğu bir ortamda Beşiktaş'ın şampiyonluğunu gölgeleyecek bir yanlışın içine düşmemesi gerekirdi. O yüzden Mustafa hoca ya "bırakıyorum" demeyecek ya da dönmeyecekti.

Anlayan beri gelsin...
Daha büyük yanlış, sayın başkan Yıldırım Demirören'in Mehmet Topuz'un ipiyle kuyuya inmesiydi. Şampiyonluğu doyasıya kutlamak varken büyük bir yanlışın içine düştü. Bu transferin şekli belli olmadan, daha Mehmet Topuz Beşiktaşlı yöneticilerle tatil yaparken şekli eleştirdiğim için tüm bunları şu anda çok rahatlıkla söyleyebilirim. Bir çifte şampiyonluk ancak bu kadar gölgelenebilirdi. Allah'tan güneşin balçıkla sıvanmayacağı gibi tarihe geçen çiffte şampiyonluk da böyle hatalarla yok olmayacak. Ancak bu olayı anlamaya çalışırken hâlâ "zafer sarhoşluğunun sonucudur" diye düşünüyorum. Üstelik yanlışlar sadece Denizli vakası ve Topuz komedisi ile sınırlı kalmadı. Transferde de tam bir hovardalık yaşanıyor. Nihat'a, Nobre'ye ödenen astronomik ücretleri çoktan geçtim. 4 milyon euro benservis bedeli ödenen Zapotocny'nin durumu henüz netleşmiş değil. Adı duyulmamış, pazara çıkmamış İsmail Köybaşı'na verilen 6.5 milyon euro artı Serdar Kurtuluş'a da hâlâ aklım ermiyor. Bu operasyona akıl sır erdirebilen biri varsa beri gelsin...

Hairdesigner
02-07-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg Topa girmek

Ne zaman olacak diye bekliyordum ama daha ilk idmanlara rast gelmiş olması benim için de şaşırtıcı oldu. Rijkaard'tan söz ediyorum. Galatasaray'ın çiçeği burnunda teknik direktörü, futbolcularının performansından memnun kalmamış ve kayarak yerde topa müdahalenin nasıl olacağına ilişkin örneği bizatihi kendisi vermiş. Kocaman bir fotoğrafı var sayfalarda. Ne azimli ne istekli ne hırslı. Bülent Korkmaz da aynı göreve getirildiğinde içimden geçen şuydu: "Biraz zorlasın çıkıp takımın başında topunu oynasın. Böyle daha yararlı olacak!" Rijkaard için de aynını düşünüyorum. Onun o yatarak topa girmeleri, bıçak gibi müdahaleleri, tatlı sert oyun anlayışı. Ofans tavrı... İnsan öyle futbolcusu olsun istiyor. Tamam, eskiciyim, eskileri seviyorum ama adını andığımız adam sevilmeyecek bir adam değildi ki? Şimdi o göz alıcı kariyerini dökmeyelim ortama yeniden. Neyse mevzu derin. Futbolun en temel kurallarını yeniden tartışıyor oyuncularıyla Hollandalı. Topa nereden, hangi anda nasıl ve hangi şiddette müdahale etmek lazım, rakibe nerede "basmak", nerede durmak, alanı nasıl kontrol etmek lazım gibi.

Temel mevzular
En temel mevzularda ne kadar zayıf olduğumuzu biliyoruz. Güçleri ve o büyük iyi niyetleriyle futbol oynayan iki kule var şimdi ekipte; Servet ve Gökhan Zan. İkisinin de hangi koşullarda futbol oynadığını, tekmeye kafa soktuklarını, insanüstü gayretlerini biliyoruz. Ama "dünya takımlarında" bunlardan daha fazlası gerekiyor değil mi? İkisi de topu oyuna sokmada yetersiz ve ilk toplara müdahalelerde riskliler. Yine söyleyeyim; her takımın ikisi gibi baştan ayağa yürek topçulara ihtiyacı var ama daha fazlasına da Galatasaray'ın ihtiyacı var. Futbol oynadığı dönemlerde kendi yerinde oynayan bu iki futbolcuyla "kilit" işler için özel önlemler almaya çalışacak Rijkaard. Elindeki malzemenin en rahat yeri şimdilik ileri ikili. Nonda, Kewell, Baros, Arda. O pozisyon için doyurucu isimler var elinde. Ama asıl problem hâlâ Galatasaray'ı Galatasaray yapan yerde; orta sahada... İlk maçın ardından bunu bir kez daha konuşacağız.

Hairdesigner
04-07-09, 03:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Fark yarattılar

Dün, Fenerbahçe'nin idman tesislerinin bulunduğu Samandıra'daydım. Hem teknik direktör Christoph Daum hem de futboldan sorumlu sportif direktör Aykut Kocaman'la baş başa görüşme fırsatı buldum. Aykut hoca, Fenerbahçe camiası için gerçekten çok önemli bir isim. Şu anda 30'lu yaşlarını sürenlerin Fenerbahçeli olmasını sağlayan kahramanlardan biridir. Olgunlaşmış, ağırlaşmış, her söylediğini ölçerek, tartarak konuşan Aykut Kocaman, önümüzdeki sezon Fenerbahçe için büyük şans olacak. "Sahaya inecek misin, kulübede olacak mısın?" diye sordum. "Hayır" diyerek net bir cevap verdi. Önümüzdeki sezon, Daum-Kocaman kavgası çıkarmaya hazırlananlara duyrulur! Günlerdir basında, "Gazeteciden dost olmaz" polemiğidir gidiyor. Yok gazeteci ayakkabı gibiymiş, arkadan vururmuş filan.

Daum 10 yaş gençleşmiş
Aykut hoca da, sohbet ettiği gazetecilere konuştuklarının yazılmasını istemediğini söyledi. Biz de "Tamam" dedik. Yıllardır Fenerbahçe kulübüyle ilgili bir sürü sıkıntılar yaşıyoruz. İletişim ve enformasyon problemi had safhada. Ama Kocaman, güleryüzü ve beyefendiliğiyle bu sorunu çözecek gibi görünüyor. Tekrar hayırlı olsun Kral! Dün Christoph Daum'u yakından görünce doğrusu gözlerime inanamadım. En az 10 yaş gençleşmiş. Yüzüne kan gelmiş, ayağında ve belindeki sağlık sorunları tamamen geçmiş. Gülerek yanımıza geldi. Hepimizle sarıldı öpüştü. Göbeğimle dalga bile geçti! F.Bahçe'de bu sezon çok güzel şeyler oluyor. İnatçı ve huysuz bir yapıya sahip olan Luis Aragones'ten çok çektik. Başkan Aziz Yıldırım'ın basın mensuplarıyla nasıl bir ilişkisi olduğunu bilmeyen yok! Ama Daum ve Aykut Kocaman ikilisinin Fenerbahçe'nin antipatik, soğuk yüzünü tamamen değiştireceğine inanıyorum. Bu iki yüz Fenerbahçe'nin yeni yüzü olacak. Emin olun, çok da iyi olacak.

Hairdesigner
04-07-09, 03:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Murat Özavcı (Dvardanelspor)
ALKIŞLI "YORUM"


Dardanelspor maşallah NASA gibi. Her yıl futbol üssüne bir yıldız yerleştiriyor, büyüklere fırlatıyor. Sırada Murat Özavcı var. Takımının başarısında büyük pay sahibi olan genç oyuncu söylenenlere göre Trabzonspor ve Beşiktaş'ın takibinde. 28.06.1985 Sivas Gürün doğumlu. Futbola Fethiyespor altyapısında başladı. İlk hocası Ali Apak. Bir dönem Elazığspor forması da giyen genç oyuncunun futbolculuk hayatının çoğunluğu Dardanelspor forması altında geçti. 1.90 boyunda ve stoper mevkiinde görev yapıyor. 20 defa da Genç Milli Takım forması giydi. Uzun boyu ile kafa toplarında kusursuz. Tekniği ve hırsı üst düzeyde. Bu yıl takımı ile 25 maça çıktı ve 1 kırmızı kart gördü.http://www.fotomac.com.tr/2009/07/04/im//3F3DAAC0FA07364288637C69y.jpg İyi bir stoper, mevkisinin adamı; iyi bir profesyonel arayanlara müracaat Dardanelspor diyorum

Hairdesigner
04-07-09, 03:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1734.jpg Hoca insafa geldi

Trabzonspor'un Davraz yaylasındaki kampı sürüyor. Antrenman temposu arttıkça sıcaktan bunalan futbolcuların durumunu anlayan teknik direktör Hugo Broos insafa gelip öğleden sonraki antrenmanı iptal etti. Yarım gün de olsa dinlenme imkanı buldular. Broos kampa yatmaya değil çalışmaya geldik dercesine takımın iki iznine müdahale etti. Kampı bir gün uzatırken dinlenme süresini iki güne indirdi. Pazar günü yapılması düşünülen izni de kaldırdı. Bu takımla daha yapılacak çok işin olduğunun bilincinde! Hugo Broos'un, Egemen Korkmaz'ı kaptan olarak açıklaması, Fatih Tekke ve Hüseyin'e kulübün kapılarının şimdilik kapandığı yorumlarının yapılmasına neden oldu.

Hairdesigner
04-07-09, 03:16
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Göremeyeceksiniz

Genç Trabzonsporluların serzenişi aynı: Hiç şampiyonluk göremedim. Öyle, 25 yıl geçti şampiyonluksuz. Nedenleri ve suçluları az çok bellidir, sayabiliriz. Ancak çözüm derseniz, artık sloganlaşmış birçok öneri olsa bile, maalesef kolay değildir. Trabzonspor'un 25 yıldır şampiyon olamamasında genç kardeşlerimizin elbette bir suçu yok. Hata bizlerde ve bizden büyüklerde. Peki Trabzonspor'un başarılı olması, itibarını hep yüksek tutması yolunda genç sevdalılarının katkısı nedir? Kritik soru budur işte. Trabzonspor geçen sezona büyük bir heyecanla girdi, gerek flaş transferler, gerekse proje atılımının yarattığı havayla... Genci yaşlısı her Trabzonlu benzeri görülmemiş bir destek ve sahiplenme üretti kurum için. Ama bu sezon... Kurumu yönetenlerin de hata yapma, yanılma, geç kalma hakları var. Trabzonspor'u destekleyenlerin, yorumlayanların değerlendirme, eleştirme hakkı olduğu gibi. Kimsede olmayan hak ise darılmak. Başkan veya yönetici eleştirildiği için darılamaz; taraftar da yönetim her istediğini yapmadığı için küsemez, uzak duramaz.

Darılmak hak değil
Aybaba'ya karşı olmak başkadır, geldi diye forma satın almamak başka. Fatih'i bu takımda görmek istemek bir şeydir, onu almazlarsa ben de kombine almam demek başka bir şey. Burada anlaşma sağladıysak şimdi sıra kötü haberde. Ey 25 yıldır şampiyonluk göremedik diye yakınan Trabzonsporlular! Muhtemelen bundan sonraki 25 yılda da göremeyeceksiniz. Zira ülkenin, dünyanın koşulları aşağı yukarı bunu dikte ediyor hepimize. "Fırtına, İhtilal, Efsane" kitabımızda da demiştik; İstanbullu rakipleri biraz doğru şeyler yapsa şampiyon olur, ancak Trabzonspor'un yeniden şampiyon olabilmesi için her öğesinin % 95 doğrulukla işlemesi gerekir. Bu da gerçekten çok zor bir şeydir. Trabzonspor'un en önemli öğelerinden biri şüphesiz taraftarıdır. O baştan yanlış yaparsa zaten başarı şansı kalmaz. Demem o ki, bu kurumun diğer kısımları ne yaparsa yapsın siz hep doğrusunu yapmaya çalışın. Kurumunuza, kulübünüze her koşulda sahip çıkın. Şampiyon olamasa da hep başa güreşmek, stadını doldurmak, taraftarını artırmak, formasını gururla taşımak Trabzonspor için başarının makul tanımıdır. Gelin hataya ortak olmak yerine, başarının bu yeni tanımına destek olun. Siz kendiniz için kolay olanları yaparsanız Trabzonspor'un bu ülkede zor olanı yapma şansı da artacaktır.

Hairdesigner
04-07-09, 03:17
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Keita çok can yakar mı?

Dünyada uzun boylu oyuncuların en az kullanıldığı yer, hücumun ya da orta alanın kanat bölgeleridir. Çünkü o bölgede olan adamda sadece hızlı olmak yetmez. Çabuk ve iyi çalım atar olmalarının yanı sıra iyi de orta yapmaları beklenir. Bu nedenle de 1.75 m. civarı adamlar çok iş yapar. Avrupa'nın 5 büyük ligini ilk 3 sırada tamamlayan takımların kadrolarındaki az sayıdaki 1.85 ve üzeri uzun ve kanat adamı örnekleri de bu nedenle çok çok azdır.
Gentner-Wolfsburg ( 1.89), Riera-Liverpool (1.88), Bordoeaux'nun son maçlarda kullandığı Sertic (1.81) hatırladığım nadir uzun kanat oyuncularındandır. İşte bu nedenle Keita'nın 1.85 metreyi bulan boyu önemlidir.

UZUN AMA BACAKTAN
Bir adamın boyu 1.85 olup, üstelik bu uzunluğun nedeninin gövde uzunluğu değil de bacak uzunluğu olup, bu kadar seri çalım atabilmesi Keita'ya Tanrı'nın verdiği bir nimet. Her 2 tarafına da aynı kolaylıkta çalım atabiliyor. Bu da önemli çünkü çoğu yetenekli kanat adamı ya sağına ya da soluna kolay adam geçer ama Keita iki tarafına da müthiş seri çalım atabiliyor. Bu nedenle 2 kanatta da rahatça oynatabileceğiniz bir adam. En çok yapacağı iş, sağ kanatta çizgiden gelirken birden içe doğru yönlenecek ve ceza alanı yakınında ise sol ayak da olsa fark etmez çok şut girişimini göreceksiniz.
Bu sene Lyon'da oynadığı maçların hemen hepsinde sağ tarafta ya da forvette oynadı. Onu bu sezon sadece 3-0 yendikleri Mali maçında milli takımının sol tarafında izledim. Bu adamı çok seviyorum çünkü oyunu dikine oynuyor.

DEPLASMANDA CİMBOM'UN ÜSTÜNE GİDENİ YAKAR
En sevdiği işlerden biri, takımı arkaya yaslandığında, topla çıkan rakip bekin topu ayağından açmasını kollayıp, topu kazanmak ve süratle rakip boş alana geçmektir. Bu nedenle G.Saray üzerinde baskı kuran takımların oyuncularının Keita karşılarındayken topa daha fazla sahip çıkmaya özen göstermeleri gerekecektir. Aksi takdirde topla bile koşsa, bu adamı yakalama şansları fazla olamayacaktır.

BAROS, ONUNLA 20'Yİ GEÇME ŞANSI YAKALAR
Keita orta yapmıyor, doğrudan gol pası atıyor. Bu paslar genellikle muz ve sert bir biçimde atılıyor. Öyle ki rakip bile vursa, kendi kalesine gol atma riski doğuyor. Bu paslarını Sabri'ye de öğretmesi şart olacak.
Baros, doğru yerlerde durabilirse, bu sene Keita'nın en büyük özelliği olan, son çizgiye inip geriye top çıkarmalarından çok yararlanacak ve geçen yılki gol sayısını geçecek.

BASKET TAKTİĞİ İLE GOL ATTIRIR
Keita'nın bir başka rakipleri rahatsız eden özelliği ise çabuk bir oyuncu olduğu için mutlaka onu tutan adamın kademesine de bir adam daha girmesi ve böylece G.Saray'ın rakip savunmada rakibi 1 adam daha fazla eksilterek oynatması olacak. Basketboldaki ikili sıkıştırmada nasıl ki boşta kalan adamı bulup sayı yapma imkanınız varsa, Keita'nın 2 adamla savunulması da sarı-kırmızılılara bu imkanı yaratacak.

LYON'UN KENARDA BEKLETTİĞİ ASLAN
Peki hiç mi eksi tarafı yok? Var elbet. Lille'de oynarken ve takımını lig 3.'sü yaparken, Milan'ın hocası Angelotti onu çok istedi. M. United ve Liverpool ilgileniyordu ama o 16 milyon euro'ya Lyon'a gitti. Yani G.Saray'ın onu aldığı paranın 2 katından fazlasına. Lyon'a ilk geldiği sezon en önemli sorunu, 90 dakika boyunca sahada kaldığı maç sayısının sadece 5 olmasında gizli idi. Bu sezon ise ligin son 10 haftasında forma bulabildiği süre 180 dakikayı geçmiyordu.

4-2-3-1 G.SARAY'IN İLACI OLACAK
Sonuçta Keita, çok kötü 2008-09 sezonu geçiriyor, bu da fiyatını aşağıya çekiyordu ama o Keita idi. Bana göre Govou'dan daha iyi bir adamdı. G.Saray, geçen seneki kötü performansına rağmen onu alarak bence iyi bir iş başardı.
Unutmayın, Baros da G.Saray'a gelmeden önce dökülüyordu. Ama geçen sezon neler yaptı neler. Şimdi ise sağda Keita, solda Kewell, ortada Arda ve ileride Baros ile muhteşem bir G.Saray forveti izlemeye hazırlanın. Bu takıma 2 de iyi ön libero koydunuz mu Avrupa'da da müthiş iş yapar. Lincoln mü? Bu sistemde artık odasını toplamaya gelir Florya'ya?

Hairdesigner
05-07-09, 03:25
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1291.jpg Hayal satan adam (22)

Berbat bir sıcak vardı dışarıda.
Geçmişe açılan pencerenin önünde, dükkanın içindeki pervanenin sesini dinliyordu hayal satan adam.
"Bir göle girsem de, çıkmasam" diye hayal ederken, bir türkü duydu.
"Yeşil ördek gibi daldım göllere." Türküyle birlikte iki yaşlı adam girdi dükkandan içeri.
"Buyrun" dedi hayal satan adam, "Ömrünüz nağmeler gibi sürsün!"


***

Dükkanın içini süzen adamların, hayat muharebesinden yenik çıkmış oldukları her hallerinden belliydi.
Hayal satan adam, "Soğuk bir şey içer misiniz?" diye sordu, aradaki mesafeyi yakınlaştırmak için.
"Suyunuz varsa içeriz" dedi biri, diğeri "Hayallerin emekçisi olarak çok naziksiniz" diye eşlik etti.
Hayal satan adam "Hayallerin de kalbi var" dedi. bardakları uzatırken.


***

"Bütün mesele, zamanın farkında olmak" dedi, eskileri karıştıran adam.
Onlar zamanın da farkındaydı, kötülüklerin de... Kaybettiklerinin, bir daha kazanılmayacak güzellikler olduğunu bildikleri içindir ki, hep birlikte tarihin unutulmuş bir köşesinde buluştular.
Hayal satan adam, geçmiş zaman sinemasında, çocukluğunu izliyordu sanki.


***

Herkesin yakasında karanfil.
Yakası açılmadık küfürler edilmiyor siyah beyaz filmlerde.
Aşk ve saygı, bütün rütbelerin üzerinde.
"Denizden babam çıksa yerim" diyenler, kimsenin hakkını yemiyor.
Türkan Şoray, kurşuna dizilmeye giderken, gözlerini bağlatmayan kadınları hatırlatıyor erkeklere. Gözleri ömre bedel.
Gençlerin tek saç modeli alabros.
Pantolonlar İspanyol paça.
Futbolcular adam gibi adam.


***

Göztepe'nin Fuar Şehirleri Kupası'ndaki zaferi, ülkenin gururu.
Fevzi Zemzem var Göztepe'de, Kaleci Ali, Halil, Nevzat, Çağlayan, Nihat.
Eskişehir'de Amigo Orhan fırtınası esiyor. Sahanın ortasına inen bir delikanlı, ellerini paralel tutup, sağa doğru yatıyor.
"Bir baba hindi!" Tribünlerden bir gök gürültüsü.
"Heey Allah!" Ülkenin en görkemli korosu, kaliteli bir şef yönetiminde pazar günlerine renk katıyor.
Şimdiki ölüm korolarına inat.


***

Adamo'nun şarkısında her yerde kar var! Dergilerde mankenler değil, keman ustası Suna Kan kapak.
Beşiktaş'ta kaleci Necmi efendi kral.
Fehmi, Süreyya ve Faruk, cikletlerden çıkan kartların en gözde yıldızları.
Galatasaraylı Ayhan Elmastaşoğlu bir zarafet örneği. Ergün Acuner babalar gibi sağ kanat oyuncusu. Ama önce insan.
Fenerbahçe'de Fuat Saner, Brezilya ruhunun temsilcisi. Nedim Doğan'ın ayakları kaya gibi, yüreği pamuk.


***

Hayal satan adam, iki yaşıtıyla geçmiş zamanın müzesinde gezinirken, birden çocuklar doluştu içeri.
İki yaşlı adam çocukları görünce, kenara çekildi. Ve içtikleri soğuk su için hayal satan adama teşekkür edip, dükkanı usulca terk ettiler.
"Onlar kimdi?" diye sordu çocuklar.
Hayal satan adam hüzünlünmişti.
"Onlar benim arkadaşlarım" dedi, "Sizler için gökten yıldız toplayan namuslu işçiler..." Sonra gözlüğünde hüzünden biriken buharı sildi usulca. "Onlar ne ekranlarda izlediklerinize benzer, ne tribünlerde alkışladıklarınıza!"

Hairdesigner
05-07-09, 03:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1734.jpg Yıldızlar yanabilir

Isparta Davraz'daki kampın ilk haftası tamamlandı. Bordo-mavililerde bütün oyuncular tatili yatarak geçirmediği için dökülmeler olmadı. Hugo Broos, dün takımını ilk kez sahada görme imkanı buldu. Sabah yapılan çift kalede Belçikalı teknik adam elindeki kadroyu objektif bir gözle izledi. Üstelik saha içinden değil, tribüne kuleye çıkarak gözlem altına aldı. "Kim kaytarıyor?", "Kim formanın hakkını veriyor?" bunu kuşbakışı seyretti. Eksik ve aksayan yerleri teker teker not aldı. Sadri Şener ve ekibi ile ilk buluşmasında önlerine bir-iki isim koyacağı kesin. Özellikle savunmanın sağına ve soluna iki adam isteyeceği biliniyor. Benim gözlemlediğim kadarıyla Broos, yıldız diye geçinenlerin de canını yakacak.

Hairdesigner
05-07-09, 03:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg Neden verdiler

Evet, soru açık ve basit. Bir sürü yıldız futbolcu ligimizde. Herkes de bir heyecan. "Vay anasını. Nasıl geldi bu adam buraya" gibi laflar. Ardından getiren de unutulmuyor. "Filanca büyük yönetici oldu. Baksana Dünya yıldızını kulağından tuttuğu gibi getirdi." Hemen gazete sayfaları ve ekranlarda gelenin de getirenin de boy boy resimleri ve röportajları. Bu transfer olayının ön yüzü. Ya arka yüzü. Hiç kimse şu sorunun cevabını veremiyor: "Bu kadar büyük adamsa kulübü onu kendi oynatmayıp, neden sattı? Hem de aldığı paranın yarısına. Lafım tabii ki Keita'ya. Bir yıl doğru dürüst oynamamış. Neden? Kimse araştırdı mı? "Biz alalım onu oynatırız" öyle mi? Daha evvel yazdık burası rehabilitasyon merkezi. Örnek de var, Nonda. Sakatlanmadan önce yanına kimse yaklaşamazdı. Fiyatı 30-40 milyon dolar civarında idi. Sakatlandı, "İyileştim" dedi. Galatasaray hemen kaptı. Şimdi ona takım arıyorlar. Ben gelen bu tipler içinde sadece Baros'u alkışlıyorum. Çek futbolcu adam gibi adam. Geldi aslanlar gibi oynadı. Gol kralı oldu. Yanlış anlaşılmasın. Ben Keita'nın alınmasına karşı değilim. Sadece "Bu adam yıldızsa kulübü niye bıraktı?" sorusuna cevap arıyorum.

Hairdesigner
06-07-09, 03:15
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1779.jpg Alex'in kaptanlığı bitmiştir

Allah şahidimdir, şu Alex'i hiç sevmedim. Şimdi birileri çıkıp "Yuh be Alex'e de laf ettin ya, sen şaşırmışsın arkadaş" diyecektir. Desin de. Fakat şu unutulmamalıdır: Alex iyi futbolcu olabilir ama ahlaklı futbolcu değildir. Ahlak, futbolcunun sadece özel hayatında düzgün yaşamasıyla ölçülemez, takım içinde, antrenmanlarda ve maçlardaki tutumuyla da değerlendirilmelidir. Hani bir hikaye vardır... Baba oğlunu sürekli eleştirir ve "Sen adam olamazsın oğlum" diye de serzenişte bulunur. Oğlan, hırs yapar, çalışır, didinir, sonunda padişah olur. İlk işi babasına bunu göstermek olur. Askerlerini gönderir ve babasını getirterek şöyle der: "Bak baba, sen bana 'Adam olmazsın' dedin ama ben padişah oldum...'' Acı acı gülen baba, "Ah be oğlum, ben sana padişah olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim. Adam olsaydın babanı ayağına getirtmezdin" der ve arkasını dönüp giderKıssadan hisse, Alex iyi futbolcu olabilir ama ahlaklı değil. Sezon açılmış, antrenmanlar başlamış, takım kaptanı ortada yok. Lincoln'den ne farkı var? Galatasaray başkanı çıktı ve kesti attı "Lincoln bir daha Galatasaray forması giyemez!" diye. İşte duruş budur. Alex, takım içinde adam kayırır, Alex zaman gelir hocayla ters düşer, Alex yeni sezon hazırlıklarında bir şekilde sakatlanır ve kamplar boyunca yatarEn kötüsü ve affedilemez olanı, mazeretsiz olarak sezon açılışında bulunmazBen görevini layıki ile yapacağına inandığım Aykut Kocaman'dan ilk icraat olarak takım kaptanlığını Alex'den almasını ve örnek bir para cezası vermesini bekliyorum. Açıkça ifade edeyim, Aykut Kocaman bunları yapamazsa, maçı daha işin başında kaybeder. Bunu tüm takım bekliyor. Adamlar gelmiş, 30-35 derece sıcaklıkta ter döküyor. Bunun hesabının sorulmasını bekler. Hakkıdır. Alex, haddini bilmelidir! Böyle futbolcudan gelecek hayır düşmanımdan gelsin. Başıboşluk, sersemlerin tatilidir.

Hairdesigner
06-07-09, 03:15
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1316.jpg Gölge etmeyin

Aziz Yıldırım kongrede, "Bu sene Şampiyonlar Ligi'ne gitmediğimiz son sene olacak" demişti. Yani hedefi göstermişti. Peki oraya gitmek için ne yapmak lazım? Ülkemizde şampiyon olmak lazım. Yani ilk hedef olarak şampiyonluğu göstermek gayet doğal. Büyük düşünmenin ne olduğunu küçük adamlara anlatmak bazen hiç de kolay olmuyor.


***

Mahmut Özgener'e saldırdılar olmadı, şimdi Turgay Demirel'e saldırıyorlar. Neden? Çünkü onlar Fenerbahçe'yi kolluyorlarmış! Yahu futbolda Fenerbahçe'ye kan ağlattılar, G.Saray ve Beşiktaş'a şampiyonluklar hediye edildi; doymadılar! Efes'e hakemler zorla şampiyonluk verdiler, gene doymuyorlar. Çünkü kalemşörler bu senenin hesabını yapmaya başladılar bile: "Süper Kupa finalini Federasyon(!) 2 Ağustos'a aldı." Fenerbahçe 30'unda ön eleme oynayacak. Bu ne saçmalık! Niye zahmet ediyorlar ki, versinler kupayı Beşiktaş'a olsun bitsin! Aslında Fenerbahçeli(!) federasyon şu maçı 1'ine alsa daha iyi olacak. Hiç olmazsa takım uçaktan iner inmez Olimpiyat'a gider olur biter.


***

Beşiktaş Asbaşkanı Levent Erdoğan, "Fenerbahçe, duruşu bozuk futbolcuları alıyor" demiş. Aslında Fenerbahçe futbolcuları alıyor da, duruşu bozuk olanları Beşiktaş'a satıyor. Mesela Nobre'nin duruşu Kadıköy'de de aynıydı, İnönü'de de aynı. Asıl sorun bu futbolcuya sahtekâr damgası vuran Beşiktaş'ın, transfer ettikten sonra kaptanlık vermesi. Bence duruş bozukluğu futbolcularda değil, kulübün ta kendisinde.


***

Hep diyorum ki, Fenerbahçe futbolda şampiyon olamayınca "Sportif başarısızlık" var diye ortalığı karıştıranlar, spor yazarı künyesiyle dolaşmasınlar, "Biz futbol yazarıyız" desinler. Fenerbahçe bütün branşlarda hem bayan hem erkeklerde şampiyonluğa oynayarak Türk sporuna sayısız sporcu yetiştiriyor. Akdeniz Oyunları'nda yanından bile geçemediğiniz dallarda madalyalar alıyoruz. Atletizmde Nevin altın, Halil bronz, masa tenisinde Melek altın aldı. Hepsi Fenerbahçeli. Boksta kazanılan altın madalyanın 4'ü (1 altın, 1 gümüş 2 bronz) gene Fenerbahçe'den. Yahu sizlerden kimsenin teşekkür falan bekselcuk.

Hairdesigner
06-07-09, 03:17
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg F.Bahçeliler nasıl Beşiktaşlı oldu!

Beşiktaşlılar çifte kupa kutlamaları için geçen perşembe Mardin'deydik. Mardin ilginç bir şehir.. Büyük bir tepenin ya da küçük bir dağın etrafına gerdanlık gibi dizilmiş taş evlerle, uzaktan baktığınızda deyim yerindeyse Kartal yuvasını andırıyor.. Mardin Beşiktaşlılar Derneği Başkanı sevgili kardeşim Kadir Opuş son üç yılda inanılmaz bir gayretle ve yakın arkadaşlarının desteğiyle önce derneği kurmuş, ardından da bizim de katıldığımız törenle Beşiktaş Futbol Okulunu açtı.. Artık Mardin'deki yetenekli çocukların keşfedilme ihtimalleri eskisinden çok daha yüksektir.. Başta Kadir ve Abdullah kardeşlerim olmak üzere emeği geçenlerin ellerine, yüreklerine sağlık diyorum.. Deyim yerindeyse birkaç cengaverin insanüstü gayretiyle Mezopotamya topraklarına Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray fidanları dikiliyor ve bu fidanlar yakın gelecekte mutlaka meyvelerini de verecektir.. Gündüz futbol okulunda miniklerin sevincini paylaştıktan sonra gece çift kupa kutlamalarına katıldık. Ünlü popçu Tuba Ekinci, popstar Banu ve yerel sanatçılardan Beyhan'ın renk kattığı gece muhteşem oldu. Özellikle Popstar Banu, Beşiktaşlı ateşiyle ortalığı kasıp kavurdu.. Yakında onu Çarşı'da görürseniz hiç şaşırmayın.. Ama gecenin en görkemli kutlaması, tribünün bağrından kopup gelen ve bugüne kadar taraflı tarafsız herkesin ezbere bildiği birçok güzel tribün bestesine imza atmış olan Birolcan kardeşim sahne aldıktan sonra başladı. Birolcan, İnönü'yü alıp Bilen Hotel'in restoranına getirdi.. Bir anda Liverpool maçındaki tribüne çevirdi ortamı.

Centilmenlik örneği
Yaklaşık 700 kilometre yol gelen ve diğer yöneticilerin pek rağbet etmedi bu güzel gecede Mardinli Beşiktaşlılar ile birlikte olan Beşiktaş'ın idealist yönetecilerinden Hakan Aksoy'u yürekten kutluyorum. Bu arada Mardin Fenerbahçeliler Derneği de çifte kupa kutlamalarına katıldı. "Bu gece Beşiktaşlıyız" diyerek inanılmaz bir centilmenlik örneği gösterdiler.. Popstar Banu da her fırsatta onları taciz ederek geceye ezeli rekabeti de katmış oldu. Şimdilik bu kadar ama Mardin izlenimlerimin hepsi bu değil.. Cuma günü "Tek pas" ta yine Mardin'i anlatmaya devam edeceğim. Telkari sanatının son şovalyelerinden Süryani Suphi ustayı ve bizleri ağırlamak için ellerinden geleni yapan diğer güzel insanları tanıtacağım size.

Hairdesigner
06-07-09, 03:17
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1734.jpg Her idman farklı

Hugo Broos ile hazırlıklarını Isparta'nın Davraz yaylasında sürdüren Trabzonspor aşırı sıcağa rağmen aralıksız çalışmalarını sürdürüyor. Kampta bir haftalık süre geride kaldı. Bu süre içerisinde yapılan hiçbir antrenman birbirinin aynı değil. Belçikalı hoca, farklı antrenman stili ile oyuncuları lige hazırlarken diğer yandan da tanımaya çalışıyor. Antrenman programının aynı olmaması oyuncuları da sıkmıyor tam tersi arzulu ve istekli çalışmasını sağlıyor. Futbolcular bu duruma uyum sağladı. Bu antrenman temposunun çeşitliliğinden memnun olan futbolcular aşırı sıcaklarla baş etmeyi de öğrendiler. Yoksa bu bozkırda bu sıcakta bu antrenmanlar işkence olurdu.

Hairdesigner
06-07-09, 03:17
http://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/spacer.gifhttp://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg 10 numara!

Frank Rijkaard'a saygım bir kez daha arttı.. Daha işin başında müzmin bela Lincoln problemiyle karşılaşınca tavrını net ortaya koydu.. Hâlâ eski kafadaki yönetime "10 numara istemiyorum, benim takımımda herkes 10 numara olmak zorunda" demiş.. İşte akıllı bir laf.. Türk futbol yönetimlerinin ve aklı evvel yorumcuların yeşil sahalara soktuğu büyük bir kazıktır bu 10 numara meselesi.. Evet 10 numara vardı; adı Hagi ise, adı Maradona ise, adı Zidane ise.. Bunlar 10 numara oyunculardır ve isterlerse sahada hiç koşmasınlar tek hareketleriyle bazen bir maçın, bazen bir turun, bazen bir sezonun ve bazen de bir şampiyonanın kaderini değiştirebilirler. Hagi efsanesinin ardından Türkiye'de bir 10 numara özlemidir aldı başını gitti. Herkes onun gibi bir oyun kurucu, maestro arama telaşında. Oysa bilinmesi gereken basit gerçek şu; Hagi dünya futboluna zaman zaman uğrayan üstün yeteneklerden birisiydi... Her zaman onun gibi birini bulmak kolay değil. Sadece bizde değil tüm dünyada böyle, Tek başına köy takımı Napoli'yi şampiyon yapan Maradona gibi...

Rijkaard örnek olsun
Gelişen endüstride futbol adamları her takıma bu çapta yıldız bulamayacaklarını anlayalı epey oldu. Dünyanın bütün büyük ve üst düzey takımlarında artık 10 numara yok. Barcelona'da yok, Bayern'de yok, Juventus'ta yok, Milan'da yok, Manchaster'de yok. Kimler var? Her daim koşan Ronaldo, sahada basmadık yer bırakmayan Kaka, sürekli hareketli Messi, pres yapan Gerrard var. Klasik anlamdaki son on numara Ronaldinho'ydu. Henüz 30'lu yaşlarında ve artık yarışmacı takımlarda yüzüne dönüp bakan yok. Ama bizde Alex, Lincoln ve Delgado gibi maç içinde üç hareket yaparak futbol oynamaya çalışanlara büyük yıldız muamelesi yapılarak kendimizi kandırıyoruz. Bütçelerinin onda birine kurulan yerli takımlara karşı sahaya çıkan "büyük yıldızlar" Avrupa düzeyinde mücadelede tel tel dökülüyorlar. Artık bu forvet arkası oyun kurucu 10 numara safsatasına son verilmeli. Lincoln'ün Galatasaray takımına verdiği zararı alttan üste yazmaya kalkarsak satırlar yetmez... Aldığı beleş paralara mı yanarsın, ödenen bonservis bedeline mi üzülürsün, takımdaki arkadaşlık ruhunun katletmesi yüzünden kaybedilen maçlara mı kahrolursun. Say say bitmez. O yüzden Rijkaard'ın bu lafının hakkını vermesini Türk futbolu adına istiyorum. Sahanın her yerinde basan, sürekli hücum yapan sistemiyle ligin yerli teknik adamlarına ve yöneticilerine değişim için örnek olur.

Hairdesigner
09-07-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1268.jpg Sorunlar çözülemedi
Yeni transferler, 'savaşan takım' için atılan adımların karşılığı değil. Geçmiş 'başarısızlıkların ayıklanma ayı' olan haziran, F.Bahçe'ye hiçbir şey getirmedi


Fenerbahçe'nin başlatmak istediği değişimin sezon biterken kazandığı ivmeyi yavaş yavaş kaybetmesinden endişeliyiz. "Savaşan" takım için atılan adımların karşılığı olmayan dört oyuncu geldi. Özer veya Mehmet Topuz takımı agresif yapacak isimler değil. Bekir ile Bilica ise gidenlerin yerlerine oynayacaklar. Yani takıma getirecekleri artı yok, sadece eksiye gidişi önleyecek isimler. Guiza, İstanbul'un ve bol sıfırlı sözleşmesinin nimetlerini bir sene yedikten sonra, şimdi İspanya'da kendine takım arıyor. Kaptan Alex, gönderilen Aragones'in yeni sezon planına göre kendini hazırlamış (!) Yeni sezon için bir hafta rötar yapıyor ve bunu ertelemeyi pişkince kendine yediriyor. http://www.fotomac.com.tr/2009/07/09/im//7D2B1A815B451C49B89787F9y.jpg Volkan Demirel ile yeniden anlaşılması, doğabilecek yeni sorunları engelledi. Fakat hedefteki iki transferden (bir ön libero, bir sol açık) hâlâ haber yok. Görünen o ki Aziz başkan yine bir B planı yapmamış. Geçen sezon Alonso'ya endekslenmiş, transferi gerçekleştiremeyince, Josico'yu alabilmişti. Sezonlar bittiğinde haziran ayı çözümlerin üretildiği zamandır. Yeni transferler, hamleler veya değişiklikler ile geçmiş dönemdeki başarısızlığın nedenleri ayıklanır. Fenerbahçe ise hazirana yeni sorunlar yaratarak girdi. Halen de çözümleri bulabilmiş veya ulaşabilmiş değil.

Hairdesigner
09-07-09, 02:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1781.jpg Açımız geniş değil

Daum'un ikinci kez Fenerbahçe'nin başına gelmesine olumsuz tepkiler var. Yeni koşul ve ortamı, ülke gerçeğini, ortalama bireyin düzeyini değerlendirmeyi kenara koyan, standartan yoksun, önyargıyla şekillenmiş büyük bölümü, yazık ki. Mesela, Alman teknik direktörün (bedelini ödediği) uyuşturucu kullanmasını hatırlatanlar, dopingden, şikeden sabıkalı kimi futbolcu, kulüp ve yöneticiler konusunda aynı hassasiyeti sergilemiyorlar. "Kovuldu" veya "Bıraktı" deniliyor Daum için. Oysa Denizli'de kaybedilen o şampiyonluk sadece futbolun genel kuralları, kaybetmenin doğasıyla izah edilemez. Buna Daum'un o dönemde yaşadığı travma ve sağlık sorunu ile Aziz Yıldırım'ın tipik tavrı olan fevriliği de eklenince, o şok göğüslenemedi. Bu ayrıntıyı görmezden gelenler, İkinci Daum Dönemi'ni başlatan Aziz Yıldırım'ı devrimden vazgeçmekle itham ediyorlar. İşin garibi kimi arkadaşlar bu eleştirilerini diyalektikten yola çıkarak yapıyorlar. Tabii, doğal olarak insan iradesini mutlaklaştırıyorlar.

Evden çıkan gelinin...
Zira bir kişi ne kadar devrimci olursa olsun, onun iradesi tek başına devrimi gerçekleştiremez. Aksi olsa, yani bireyin iradesi tek başına belirleyici olsa, milyarlarca insan kapitalizmin elinde böcekleşmez, en önemlisi bunca haksız ve kirli savaş yaşanmazdı. Yani, devrim kitlelerin eseridir. Bunun en tipik kanıtı futbol takımı geçen sezon düş kırıklığı yarattı diye, amatör şubelerde ve tesisleşmede inanılmaz işler yapan Aziz Yıldırım'a "Misyonun bitti" diyen onca basın mensubu ve binlerce Fenerbahçeli taraftardır. Hem unutmayalım, federasyon başkanının "UEFA kriterlerini uygularsak 6-7 takımın Süper Lig'den düşmesi gerekir" dediği bir ülkede yaşıyoruz. "Evden çıkan gelinin topuklarına bakılmaz" diyenlere ise şunu hatırlatalım: "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın"dan farkı yok bu sözün. Kaldı ki, yaşanarak kazanılıyor tecrübe ve sağlık sorunu olan her insan 'yarım insan' demektir. Oysa Aziz Yıldırım, o yıllarla kıyaslanmayacak denli tecrübeler edindi, Daum da o travmayı atlattı.

Hairdesigner
09-07-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Kalitesize hayır!

Yıllarca bu ülkeyi Yugoslav çöplüğü yaptık. Sonu içli, akıbeti hiçli çok futbolcu gördük. Bir dönem âdeta Avrupa'nın futbolcu çöplüğüydük. Ülkesinde ne kadar itfaiyeci, kasap, manav(!) varsa futbolcuyum diyerek ligimizi istila etmişti. Bu bitti, öyle bir dönem geldi geçti; bütün dünyanın aksine ırkçılık yapmak şöyle dursun, rengi siyah her futbolcuya pozitif ayrımcılık yaptık. Kötüsüne bile iyi gözle baktık. Araştırmadan, izlemeden sadece Brezilyalı olduğu için kasetten çok adam aldığımızı da unutmayalım. Bu da bir dönemin kötü furyasıydı, bitti. Öyle transferler oldu ki kör-topal demeden bulduğumuza forma giydirdik. İorfa ismi aklımızdan hiç çıkıyor mu, sadece koşuyordu. Her ne kadar bazı dünya yıldızlarını, futbollarının son deminde transfer etsek de ufkumuzu açtı. Şimdi ligimiz daha kaliteli. Gerçek profesyonelleri görmek amacıyla Hagi, Popescu, Roberto Carlos, Kewell, Vassell kabulümüzdür. Geremi'ler, Baliç'ler, Anelka'lara evet; kalitesiz yabancıya hayır!

Hairdesigner
09-07-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1561.jpg Es-Es esecek
Kentte "Youla-Ümit bu sezon 40 gole ulaşır" görüşü var Görünen o ki Eskişehirspor bu sezon çok can yakacak


Hafta sonunda Youla'nın imza töreni için Eskişehir'deydim. Geçen sezon 14 golle Eskişehir'i sırtlayan Ginelinin, menajeri Ceylan Çalışkan'ın da katkılarıyla bonservisiyle birlikte 3 yıllığına Eskişehirli olması takıma büyük güç kazandırdı. Menajerinin Emirdağ'lı olmasından ötürü taraftarlarca "Emirdağlı tatar" olarak çağrılan Youla bu sezon Ümit ile birlikte oynadığı için 20 gole çıkacağını iddia ediyor. Başkan Halil Ünal, asbaşkan Mesut Hoşcan ve yönetici Mulla Şahbaz'ın çabalarıyla gerçekleşen Ümit transferi de şehire ayrı bir hava getirmiş durumda.

Eto sözünü tutmadı
Eskişehirli olan sanatçı Nuri Alço, "Ümit Karan-Youla ikilisi bu sezon toplam 40 gol atar" diyor. http://www.fotomac.com.tr/2009/07/09/im//2C02931EEC1E8B42A4123507y.jpg İşte böylesine heyecanlı Eskişehirliler. Bütün bu güzelliklerin yanında şehrin ekonomisine büyük katkısı olan Eskişehirspor'a Ticaret Odası'nın (ETO) kayıtsız kalışı taraftarları üzüyor. Nedeni de Eskişehirspor'a kullanım hakkı için verilmesi düşünülen otobüsün finanse edilmesi konusunda ETO Başkanı Harun Karacan'ın verdiği sözü yerine getirmemesi.

İki bomba daha var
Eskişehirspor'un geçen sezon ligde tutunmasında oyuncuları şahsi olarak motive etmesi ile büyük katkı sağlayan başkan Halil Ünal, henüz transferi kapatmış değil. İstanbul'da üs kuran başkan Ünal, iki bomba transfere daha hazırlanıyor. Eğer başkan bu transferleri de gerçekleştirirse, oturmuş kadrosu ve nokta transferleri ile Eskişehir, bu sezon da çok can yakacağa benziyor. Bütün bu başarı, belediyenin hiçbir katkısı olmadan gerçekleşiyor. Tek büyük katkı ise şimdilik forma sponsoru olan ETİ firmasından geliyor.

Hairdesigner
09-07-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1734.jpg İlklerin kampı

Kamp yarın tamamlanıyor. Davraz, ilklerin kampı oldu. Teknik direktör Hugo Broos, ilk kez takımı burada tanıdı. Egemen kaptanlık mutluluğunu yayla havasında yaşadı. Türkiye'nin bir tarafını sel götürdü, bir tarafı sıcaktan kavruldu ama Trabzonspor bunların hiçbirini yaşamadı. Sakatlık yaşanmadan bir kamp daha sorunsuz tamamlanmak üzere... Isparta Davraz kampı için söylenecek tek olumsuz şey ise teknik direktör Hugo Broos, tam kadro çalışma imkanını son günlerde bulabildi. Gözden çıkarılan futbolcuların kampa katılması ise pek hoş olmadı.

Hairdesigner
09-07-09, 02:37
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1789.jpg Fikstür var avantajlı

Tıp ilerliyor, futbolumuz gelişiyor. Haliyle ülkemizde güzel fikstürler çekiliyor. Fikstür salı günü olaysız ve halkımıza yakışır bir biçimde çekildi. Çok da adil oldu. Herkes herkesle oynayacak, hakemin kronometresi geçerli olacak. Hayırlısı, uğurlusu... Trabzonspor peş peşe 3. kez son maçı Fener'le oynayacak. Önemli bir istikrar göstergesi. Büyük kulüp böyle olunuyor işte! Bordomavililer bir sezon aradan sonra yine siftahı Sivas ile yapacak. Siftahı derken yanlış anlaşılmasın, maç siftahını demek istiyorum. Zira Trabzon'un Sivas'a karşı yıllardır gol siftahı yok. Son attığı gol de "hükmen" kayıtta yok. Fikstür hakkında ilk değerlendirmeyi yeni hoca Broos yaptı: "Sivas'ta kazanırsak müthiş bir başlangıç olur." Çok iyi düşünülüp ustaca kurgulanmış bir cümle. Bu adamdan umutluyum! Bir aralar, her sezon Trabzonsporlu yöneticiler, teknik adamlar ve oyuncular benzer demeçler verirdi: "Fikstür avantajı bizde."

Hesaplar hiç tutmadı
Ben de bir elimde fikstür, diğer elimde puan tablosu bu avantajın nerede olduğunu bulmaya çalışırdım ama beceremezdim. Ortada genelde şöyle bir tablo olurdu: Trabzonspor özellikle derbileri kaybetmiş, şampiyonluk yarışındaki rakiplerinin epeyce gerisine düşmüş; lâkin herkes pek rahat: Onları yetişip geçeceğiz evvelallah, zira fikstür avantajı bizde! Niye? Çünkü zorlu rakipler atlatılmış, geriye sair takımlar kalmış. İyi de o zorlu rakipleri yenmiş misiniz? Hayır, hepsi kaybedilmiş! Harika bir avantaj anlayışı! Sonunda anladım ki, ne zaman fikstür avantajı yok, o zaman Trabzonspor'un durumu iyi. Ve yine kanaate vardım ki fikstür avantajı daha ziyade meteorolojik, neyşinıl ciografik bir şeydir. Misal Sivas, Kayseri ya da Ankara deplasmanlarına aralık ayından önce, mart ayından sonra çıkıyorsanız, iyi fikstür çekmişsiniz, yani size iyi fikstür çekmişler demektir. Buzda kayma, donup kalma, puan bırakma olasılığınız nispeten düşer. Aksine Antalya ve Diyarbakır deplasmanlarınız ligin ilk veya son birkaç haftasına denk gelmişse yandı gülüm keten helva. Hele bir de maç gece değil de erken oynatılırsa, önce "aman erimeden dönelim" fizyopatolojisine ve psikolojisine girilmesi ihtimal dahilindedir. Tozlu arşivde nur içinde yatsın, bu görüşümü ilk kez yıllar önce bir portalda yazmıştım, "Puan durumu hava durumunda müteessir olur" başlığıyla. Yine düşüncemin arkasında, yeni sezonun merakındayım. Seviyeli futbolsevere yakışan da budur zaten!..

Hairdesigner
13-07-09, 02:48
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Ulaşılmaz adam!

Fenerbahçe İstanbul'daki hazırlık dönemini tamamladı. Bugün erken saatlerde Almanya'nın Münih kentine gideceğiz. Yönetim, transferlerde yine geç kalıyor. Mehmet Topuz transferiyle mangalda kül bırakmayanlar, iç transferi bile güçlükle çözebildi. Sarı-lacivertli yönetim, halen ihtiyaç olan bölgelere gerekli transferleri yapmadı. Özellikle sol kanat ve ön liberoda önemli eksikler var. Güiza'nın durumuna bağlı olarak da bir golcü transferi yapılabilir. Ama bakıyorum hâlâ Hamit Altıntop'la ilgileniyorlar. Yahu arkadaş Hamit'i alsan nerede oynatacaksın? Onun bölgesinde oynayan en az 4 futbolcu var. Transfer yapmış olmak için transfer yapmayın. Kulübün paralarını boşa harcamayın. Daum geçtiğimiz gün yaptığı basın toplantısında, "Güiza'ya ulaşamıyoruz" diyor. Adamın toplam maliyeti 17 milyon euro olacak, ben telefonla ulaşamayacağım! Var mı böyle bir şey? Bugün hangi şirkette bir işveren, çalışanına ulaşamaz. Hem de günlerdir!

Yine geç kalınıyor
O kadar reklam yapacağınıza önce kendi futbolcularınıza Fenercell verin! Verin ve "Bu telefon kesinlikle kapanmayacak" deyin. Bütün İspanyol gazeteciler, menajerler, başka kulüplerin yöneticileri Güiza'yla görüşüyor. Ama bizimkiler ulaşamıyor! Bunun adı acizliktir. Almanya kampına da katılmayacağını söylemiş hazret. Eğer böyle bir şey yaşanırsa işte o zaman fırtına kopacak. Takımın en çok kazananı birden takımın en çok izin yapanı da olacak. Dedik ya İstanbul kampı sona erdi. Neredeyse bütün idmanları seyrettim. Öne çıkanlar yine bildik isimler. Kazım, Gökhan, Semih ve Carlos, kampın İstanbul ayağının yıldızlarıydı. Özer ameliyat olduğu için onu görme fırsatı bulamadık. Mehmet Topuz ise şanssız bir sakatlık geçirdi. Onu da değerlendirmek zor. Bekir iyi bir yedek olur! Bilica da bildiğiniz gibi. Zaten başka da yapılmış bir transfer yok.

Hairdesigner
13-07-09, 02:49
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1580.jpg Denizli, Ferrari ile üçleyecek

Başlık, vites yükseltme anlamı da veriyor elbet ama arabanız Ferrari ise 3'lemenin ne kadar komik kaldığını anlamak için motor ustası olmaya gerek yok... Peki o zaman Denizli'nin, Ferrari ile üçlemesi ne demek? Gelin anlatalım... Sevgili Mustafa hocanın Beşiktaş'a geldiği ilk zamanlarda üçlü defans oynatmaya başladığını görünce, hoşgörüsüne de sığınarak "Bu takım üçlü defans ile gitmez hocam" diye yazmıştım. Nitekim, kısa sürede takım dörtlü defans yapısına dönmüştü. Ama şimdi hocanın üçlü defans sevgisini depreştirecek yeni bir kozu oldu. O kozun adı da Ferrari... Birçok kimse farkında değil ama yakın zamanda görecekler ki Beşiktaş, derbi maçlar hariç özellikle iç saha maçlarında üçlü defans ile oynayacak. Ferrari'nin en önemli özelliği, artık dünyada, Japon ve Kore ligleri dışında pek kullananı kalmamış, takımların ancak % 5'inin kullandığı, Premier Lig'de ise hiçbir takımın uygulamadığı bu 3'lü defans sistemini uygulayan bir takımdan, yani Genoa'dan gelmesi. Aslında, İtalya'da takımların en çok kullandığı taktik 4-3-1-2'dir. Ama İtalya, Avrupa'nın beş büyük dev ligi içinde bu üçlü defansı en çok uygulayan ülkedir. Özellikle Sampdoria ve Napoli 3-5-2'nin, Genoa ise 3-4-3'ün yılmaz bekçileridir. Genoa'nın önemli bir başka özelliği ise uzun zamandır üçlü defans oynayan bir takım olması. Yani, Avrupa'da takım kültürü olarak üçlü defansa bu kadar bağlı başka takım nerede ise yok.

Boşluğu rahat doldurur
Öyle ki geçen sezon oynadıkları 38 maçın 27'sinde üçlü kurgu ile çıktılar sahaya. Milan, Palermo, Roma, Siena, Udinese, Reggina, Lazio, Bologna, Atalanta, Torino, Napoli, Juve ve Lecce maçlarında hep üçlü oynadılar. İşin ilginci kaybettikleri 8 maçın beşinde dörtlü defans ile oynadılar... Yani dörtlü defans onlara pek yaramadı. Bu durum, 2007-08 sezonunda da aynı idi ama bir fark vardı. O takımda Ferrari yoktu. Ama Ferrari'nin üçlü defans kurgusunda oynadığı bu sezon takım daha başarılı oldu. Matteo Ferrari, bir yıl önce Roma'da iken 4'lü defansın içinde Mexes ve Juan'ın yanında formayı daha az bulabiliyordu. Ligin son 7 haftasında da formayı giyemeyince Genoa'ya gelmişti. İşte Ferrari'nin bu üçlü oyun düzeni içinde başarı ile oynaması hocanın elini güçlendirecek. Yani Denizli, ortada Ferrari, sağ stoperde İbrahim Toraman, sol stoperde Sivok 3'lüsünü kullanma şansı da bulacak. Bu da Kartal'ın savunma alternatiflerini zenginleştireceği gibi, orta saha ve hücuma bir fazla adam daha koyması demek olacak. Sonuç mu; bu adam iyi transfer. Doğru iş yaptı Kartal. Gökhan'ın boşluğunu çok iyi bir oyuncu ile doldurdu ve Mustafa hoca, 3 rakamını savunma yaparken sevecek tek teknik adam oldu.

Hairdesigner
13-07-09, 02:49
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1782.jpg 10 numara

Arda'ya kaptanlık pazubandını vermiş Galatasaray. Ve ardından iyi niyetinden şüphe etmeyeceğim bir yönetici Arda'ya bir de savsöz de hediye etmiş yanında; "Sana Metin Oktay'ın emanetini: '10' numarayı veriyoruz.'' Geçen sene o 10 numarayı sırtında taşıyan Lincoln'ü gördükten sonra ağzı yanan faniler gibi düşünmüş olmalı Galatasaraylı yöneticiler. Böyle bir zamanda Metin Oktay'ı anmak iyi. Yani bir formanın ve arkasında yazan numaranın 'tarihi' bir ağırlığı taşıdığını ifade etmek aynı zamanda ekibiniz ve kaptanınız için bir yol haritası çizmektir. Yolcuya, yol sorulmaz-anlatılmaz halbuki. Çünkü yol bir olma biçimidir. Ya Metin Oktay gibi o yol olmuşsunuzdur ya da yol için tarif almış izleyici gibisinizdir. Bir takımın bütün ağırlığını taşımak! Büyük laf. Milyonlarca taraftarın ağırlığını taşımak gibi bir şey ve çok zor değil mi? Ama yolcu ille de bir yere ulaşmak için çıkmaz yola. Ne demiştik; yol bir olma biçimidir. Olmuşlar çıkabilir yollara ancak. Arda'ya yaptığınız yükleme sadece kaptanlıkla ilgili değil elbette ki. Bir de 'büyük usta'nın 'Taçsız Kral'ın adı geçiyor ortamda. Gencecik Arda'ya Metin Oktay'ı anlatmak formasındaki numarayla müsemma bir hediyeyi takdim etmekle başlıyor belki ama onunla bitmiyor. Önerim şudur; bu büyük yeteneği başka bir numarayla taltif edin. 10 numarayı da dişlerimizin arasındaki karanfil tohumu gibi törenle takı müzesine kaldırın.

Belki de çok geç
Lincoln'e de o formayı siz vermiştiniz hatırlayın. Şimdi de Arda'ya yüklüyorsunuz. O zaman nasıl bir görememe durumu içindeyseniz aynı görememe durumunuz şimdi de devam ediyor. Bu yanlış yaklaşımdan dönmek için çok geç belki. Şimdi Galatasaray sevdalılarına kaptanlarının 'Rijkaard'ın sahadaki temsilciliğini yapmak ve Galatasaray'ı taşımak gibi görevini almış futbolcularını izlemek ve değerlendirmek düşüyor. Onun yanında olmak ve motive etmek belki. Benim için bir ham hayal olsa da... Ama ben zaten Arda'ya 'Kral olamazsın demiyorum / Taçsız Kral olamazsın!' diyorum. Bu da benim kendisiyle ve Galatasaray sevdalılarıyla aramızdaki açmazım olsun.

Hairdesigner
16-07-09, 03:09
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1815.jpg Gurbetçiler yoruyor!

Gün yağmurlu başladı. Bad Wörishofen'in havası gerçekten süper. Sabah antrenmanının en çok konuşulan konusu Ulm maçı oldu. Ne futbolcular ne teknik heyet ne de gazeteciler alınan farklı skora rağmen oynanan oyundan memnun değildi. Sabah takım otobüsünden önce Aykut Kocaman indi. Neredeyse tüm antrenman boyunca telefonla konuştu. Aykut hocanın işi gerçekten çok zor. Bütün takımın, yapılacak transferlerin sorumluluğu onda Antrenman oldukça neşeli geçti. Trabzon'un kolbastısından sonra Fenerbahçe'nin çiftetellisi bu sene moda olacak. Brezilyalılar bile öyle güzel çiftetelli oynuyorlardı ki görseniz şaşırırdınız! Futbolcular antrenmandan daha çok idman sonrası gurbetçilerden kaçarken yoruluyorlar! İmza ve resim çektirmek isteyen gurbetçiler, her idman sonrası futbolculara adeta saldırıyor. Teknik direktör Daum bugün futbolcuları lunaparka götürecek. Arkadaşlık havasını oluşturmak için elinden geleni yapıyor. Bunda da büyük oranda başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Hairdesigner
16-07-09, 03:09
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1268.jpg Keyifli futbolun anahtarı
Daum ile birlikte sarı-lacivertli futbolcular, antrenmanlarda daha istekli bir şekilde çalışıyor. Geçen sezonki pes etmişliğin yaşanmayacağını görüyoruz


Daum, Samandıra'nın kapısından girer girmez, takımın geçen seneki analizlerine bakar. Futbolcuların laktat test sonuçlarını inceler, yeni yapılacak testlere uygun olarak idman programını oluşturur ve başlangıcı yapar. Koşmaya başlayan oyuncularının tek kelime etmediklerini fark edince şaşırır. Antrenmanın ara verdiği anlarda bile kimsenin birbirine "Nasılsın" bile demediğini fark eder. Oyuncular şakalaşmıyor, antrenmanı tartışmıyor, yeni aldıkları arabalardan veya tatilde gittikleri yerlerden bahsetmiyordu. Gözlerini sürekli Daum'dan kaçırıyorlardı. Ters giden bir şeyler olduğunu anlayarak, çözmeye çalışır. http://www.fotomac.com.tr/2009/07/16/im//EB3D46161C8670468CDE1425y.jpg Aragones'in konuşmayı yasakladığını, sert disiplin kararları aldığını, kamp anında veya sonrasında giyilecek terliğin veya tişörtün bile sorunlar yarattığını öğrenir. Oyuncuların 'fizik' gücünü yükseltmek için program hazırlamaktan vazgeçip, hemen 'kimya' bölümüne geçer. Ara sayısını arttırır. Bu bölümleri şakalar ve sohbetler ile süslemeye başlar. Oyuncuların çalışma sırasında birbirleri ile iletişime geçmesini sağlar. Havayı sıcaklaştırır, çalışmayı keyiflendirir. Her normal yöneticinin bildiği bir gerçeği, tekrar Samandıra'ya döndürür. Eğer çalışan yaptığı işten keyif alıyorsa, randımanı ikiye katlanır. Oyuncularını bir çalışandan çok, bir rakip olarak algılayan Aragones ile Daum arasındaki temel fark burada. Bu yüzden futbolcular antrenmanları daha farklı, daha güzel buluyor ve istekli çalışıyorlar. Geçen seneki başarısızlığın, pes etmişliğin, bu sezon yaşanmayacağını söylememizin temel sebebi de burada.

Hairdesigner
16-07-09, 03:09
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1692.jpg Pilav üstü
Türkiye, Avrupa'nın yıllardır uyguladığı sportif direktörlükle daha yeni tanışıyor... Bizim ülkemizde fazla şans vermiyorum ama Avrupa'nın en iyi modeli olabiliriz


Türkiye Avrupa'nın yıllardır uyguladığı bir görevlendirmeyle, sportif direktörlükle tanışıyor. Fenerbahçe ile başlayan bu furyada şu ana kadar değişik liglerde tam altı spor adamı sportif direktör ismiyle kulüplerimizde göreve başladı. Tabii herkesin dikkat kesileceği ismin Aykut Kocaman olacağı, medyanın görev sahası ile ilgili tartışacağı kişi olacağını söylemeye gerek yok. Ülkemizde yeni olduğu için; işin sınırları, vazifesi, duruşu hep tartışma konusu. Sportif direktör diye isimlendirdiğimiz kişi teknik direktörlerin üstünde mi, altında mı görev alır. Görev sahaları teknik mi, idari mi olur.

Sahada mı, tribünde mi oturur?
Avrupa'ya göre konuşsaydık yetki ve sınırlarını tartışmazdık, her şey belliydi. Egoları had safhada başkanlarla hayat bulan kulüplerimizde hayal görmeyelim, biz ülkemize göre bir modeli konuşalım. Çok fazla şans vermiyorum ama bakarsınız Avrupa'nın en iyi modeli bile olabiliriz. Son söz olarak bu görevlendirme modelinin ilk uygulandığı ülke olan İngiltere'den Leicester eski sportif direktörü Dave Basset'e kulak verelim: "Sportif direktör bir tampondur. Futbol takımıyla ilgili yönetime hesabı veren kişidir. Öte yandan da teknik direktörü asiste etmekle yükümlüdür. Futbolla ilgili deneyimlerini hem teknik direktörle hem de yönetimle paylaşır. Ancak özellikle yönetimle paylaşır çünkü kulüp yöneticilerinin bu tür deneyimleri yoktur."

Hairdesigner
16-07-09, 03:09
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1734.jpg Doğru adreste!

Hollanda kampında üçüncü gün geride kaldı. Bordo-mavililer toplam 5 antrenman yaptı, bugünse sezonun ilk hazırlık maçı oynanacak. Kamp yeri için söylenecek fazla söz yok. Otelin hemen yanında 4 güzel saha var. Futbolcular, idmanlardan hemen sonra odalarına çekilebiliyorlar. Taraftarın yoğun ilgisi Türkiye'de olduğu gibi burada da sürüyor. Trabzonspor'a gönül veren gurbetçi vatandaşlarımız adeta kampa akın ediyor. Broos, taraftarların futbolcularla ve kendisiyle yakından ilgilenmesini ve bol bol fotoğraf çektirmesinden memnun gözüküyor. Zannederim teknik direktör Hugo Broos, tereddütle geldiği Trabzonspor'da bu ilgiyi görünce doğru adreste olduğunu düşünmeye başlamıştır.

Hairdesigner
16-07-09, 03:10
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1747.jpg Adanmışlık...

Kaptan Hüseyin'e teşekkür ederek o sayfayı kapatalım. Hizmetini yapmış, tarih sayfalarında yerini almıştır. Ne oynadığı çok tartışılmış, ortak karar çıkmamıştır. Bize göre faydalı, içeride yaşadıklarına göre gitmesi gereken bir durum oluşmuş. Yolun açık olsun kardeşim... Kulüp adaletidir... Bir planın parçasıdır... Bizi ancak sonuçları ilgilendirir. O planın içinde "Alanzinho nasıl kalır?" onu sorgulayabiliriz. Maliyet-fayda ikilemi içinde kefenin çöktüğünü söyleyebiliriz. Hugo hoca açıklamış: "Kendi başına oynuyor, savunmaya yardımı yok, satılabilir." İşte bu noktada futbolun dili bir oluyor. Sahte futbol ile gerçek arasındaki fark ortaya çıkıyor. Sivasspor maçında 28 dakika da 15 kez topla buluşmuştu. Birini yatarak geriye, dördünü yana arkadaşlarına vermişti. Kalan 11 topu kaptırmıştı. Bir top kapmadan rakibe 11 hücum başlatmıştı. Giden hoca çıkardı fakat geç kalmıştı, o anda tabelada 2-0 yazıyordu.

Öze dönüşü beğendim
Hugo hoca bildiğini uygulayacak mı? Uygulaması için fırsat verilecek mi? Sonuç alması için zaman tanınacak mı? O sürenin en az altı ay olduğu biliniyor mu? Başarının anahtarının adanmış futbolcular olduğu anlaşıldı mı? "Kalbini temiz tut işine bak" derdi hocamız. O temizlik kadro içinde var mı? Çok özel şeyler bunlar. İçeride yaşayan bilir ancak. Yanal hocanın gidiş sürecinde yürümeyen ayaklar, sonra neden şaha kalkmıştı? Marka bir hocayla maçlar kaybeden takım, hoca olmayan hocayla nasıl kazanmıştı. "Adanmış futbolcular" sözü çok önemli. O temizliği ve saflığı var mı Trabzonspor'un? Önce Metin Diyadin, şimdi de Ünal Karaman kardeşlerim. Çok hoşuma gitti. İkisini de iyi tanırım. Son derece dürüst, futbol bilgisi yüksek amacı olan insanlar. Hugo hocanın Trabzonspor'da kalacağı her günün mimarı onlar. Malzemenin ederini sonra tartışalım. Geçen seneki kadrosundan en az kaybedenin en iddialı olduğunu. Tanıma, anlama, anlaşma faktörlerinin belirleyici olduğunu. Şişirilen transfer borsasının aslında yalan olduğunu, henüz ligdeki hiçbir takımın bir George Hagi, bir Şota Arveladze ya da Pierre van Hooijdonk almadığını, hiç birinin doğrudan sonucu etkileyecek kadar kalite olmadığını da söyleyelim.

Hairdesigner
16-07-09, 03:10
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1644.jpg 4-3-3 oynar mı!

Rijkaard'ın Galatasaray'ı oynatacağı sistem belli... Herkes 4-3-3 sistemiyle oynayacağı konusunda hemfikir... Sezon başı hazırlık maçlarında ortaya konan taktik performans da verileri doğrular nitelikte... Barcelona bu sistem ile oynuyor ve şu an gezegenin en iyi takımı unvanına sahip... Oynadıkları futbol İspanya'ya da ilham veriyor... Çünkü bu tarzın en kilit oyuncuları Barcelona'da... Xavi ve İniesta İspanya futbolunun dünyanın zirvesinde oturmasında iki kilit oyuncu... Futbolu çift yönlü oynayabilen, kendileri ile birlikte arkadaşlarını da oynatabilen, takımlarının tempolarını ayarlayabilen, rakibi boğan bas trafiğinin tam göbeğinde organizatörlük görevini layıkıyla yapabilen oyuncular...

Xavi ve İniesta yok
Şimdi söz konusu sistemi Galatasaray'a uyarladığımızda ne olur acaba? 1- Lincoln tarzı bir oyuncu bu sistemde asla oynayamaz... 2- Galatasaray'ın bu sistemdeki en büyük zaafı orta sahada ortaya çıkacak... Baros, Kewell, Keita, Nonda, Arda forvet hattında gerçekten ligin üstünde bir değer taşıyorlar... Ancak onların hücumdaki yüksek becerisine rağmen savunma yönünü oynamada sıkıntı yaşayacakları bir gerçek... Hiçbiri savunmayı hücumdan başlatabilecek oyuncular değil... Esas sıkıntı yaratacak nokta orta saha... Mehmet Topal, Ayhan, Barış, Arda, Mustafa Sarp şimdilik buranın en bilinen isimleri... Bu dörtlü içinde de bir Xavi ve İniesta yok... Mehmet tüm iyi niyetine rağmen kesiciliğine topu oyuna doğru sokma becerisi ekleyemedi... Keza Barış çok koşan ama dağınık oynayan bir futbolcu...

Heyecan eksik olmayacak
Arda kendisinden savunma istenecek bir oyuncu değil, Mustafa'nın performansı ise henüz meçhul... Ayhan belki de tek doğru dürüst isim gibi duruyor... Sezon başı genç ağırlıklı sahaya çıkmasının tek açıklaması, kafasındaki sisteme uygun bir iki oyuncu keşfedebilmek olsa gerek!.. Eğer onca oyuncu arasında tek bir isim bile kazanabilirse, hem takım hem de kendi sistemi için büyük artı olacak... Sonuç, Süper Lig'de bol gol atan ama her zaman gol yeme potansiyeli taşıyan bir takım izleyeceğiz... Keyif alacağımız muhakkak ama adrenalinin hiç eksik olmayacağını da unutmayalım... UEFA sürecinde Rijkaard'ın daha gerçekçi davranacağını ve sistemini Tobol'dan başlayarak zorluk derecelerine göre revize edeceğini düşünüyorum...

Hairdesigner
16-07-09, 03:10
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1772.jpg İyi ki varsın hocam!

Hazırlık maçlarında alınan sonuçlar ortada. Aslar gençleri seyretti, beşer onar dakika oyuna girdi çıktı. Bunların hiçbiri önemli değil. Rijkaard ne dedi: "Her şey yolunda!" Keita ve Franco'yu formalı gören yok. Topal sakatlandı. Kewell geç geldi. Linderoth acaba iyileşti mi? Ya Servet; o da moralsiz. Öf yahu öfff, neler yazıyorsun yahu! Tobol'la Kazakistan'da yapılacak Avrupa Ligi ön eleme maçı geldi çattı. İçimi Tromsö'den gelen kutup soğukları fena sardı, bana bir şeyler hatırlattı. Acaba desem; deme, deme... Garanti, Rijkaard'dan geldi. Bu işin garanti belgesi Hollanda armalı, Rijkaard imzalı "Korkulacak bir şey yok, ama dikkat edin" diye yazıyor belgede. Sağol hocam, iyi ki varsın bizi çok rahatlattın.

Gökhan
19-07-09, 16:27
http://www.maraton.com.tr/qHUsMbuK28cYW/images/news_images/82645_1_090719110857.jpg









LİG TV Beşiktaş muhabiri ve Akşam Gazetesi Spor yazarı Ömer Güvenç, dostu Orhan Şengürbüz'ün vefatının ardından, o'nun hakkında bir yazı kaleme aldı.

İşte Ömer Güvenç'in yazısı:

Orhan'ı Hürriyet Spor'dan Kanal D'ye geçtiğimde tanıdım. Sene 1995. Tam 14 sene önce. O zaman tanımaktan mutluluk duyduğum Orhan için bugün keşke hiç tanımasaydım diyorum.

Neden?

Çünkü 14 yıl önce onu bu kadar sevmeseydim, bugün böylesine kahredici bir üzüntü yaşamayacaktım. Orhan, eşi Neslihan ve oğlu Utku. Çok mutlu aile gördüm, ama böylesine birbirini seven, birbirine bağlı olan, mutluluk halkaları oluşturan aileyi çok az tanıdım.

Orhan, eşi Neslihan'ın amansız, illet hastalığına çok üzülüyordu. Canı kadar sevdiği eşi gözlerinin önünde resmen santim santim eriyordu. Orhan da onunla. Buna rağmen belli etmiyor, hep içine atıyordu. Soranlara da üzülmesinler diye hep 'İyi iyi, her geçen gün daha iyiye gidiyor' diyordu. Kadere bakın! Orhan gitti, eşi de yoğun bakımda. Herhalde beterin beteri var diye buna diyorlar.

Nur içinde yat Orhan'ım. Senin o şartlar ne olursa olsun hiç asılmayan, kızmayan, kırmayan ve hep gülen yüzünü, huzur veren sesini hiç unutmayacağız...

ÖMER GÜVENÇ