PDA

View Full Version : Marie Curie



Sisli Kimlik
25-09-08, 09:50
Manya Sklodowska (Marie Curie) Polonya doğumlu bir Fransız fizikçidir. 7 Kasım 1867'de Varşova’da doğdu, 4 Temmuz 1934 de Fransa’da Sallanches yakınlarında öldü.

Radyoaktivite üzerinde yaptığı çalışmalar ile dünya çapında tanındı; iki defa Nobel ödülünü kazandı. Eşi Pierre Curie ve Henri Becquerel ile birlikte 1903 de Nobel Fizik ödülünü, 1911’ de de Nobel Kimya ödülünü aldı.

Çocukluğundan beri son derece güçlü olan hafızası dikkati çekmişti. On altı yaşında bir Rus Lisesinden mezun olunca altın madalya ile ödüllendirildi.

Matematik ve fizik öğretmeni olan babası, tüm tasarruflarını hatalı bir yatırım sonucu kaybedince öğretmen olarak çalışmak zorunda kaldı. Aynı zamanda gizli şekilde kadın işçilere Lehçe yayın yapan "serbest üniversitede" görev aldı.

On altı yaşına geldiğinde Manya,, kendisine mürebbiye olarak yatılı bir iş buldu. Bu dönemde mutsuz bir aşk yaşadı. Bu işteki kazancı ile Paris’te tıp okuyan ablası Bronia’nın masraflarını -ileride onun da kendisine aynı şeyi yapacağı ümidi ile- karşılıyordu.



Manya Sklodowska,1891 yılında Paris’e gitti ve Sorbonne’da Paul Appel, Gabriel Lippmann ve Edmond Bouty’nin derslerini takip etmeye başladı. Orada, dönemin oldukça iyi tanınan bilim adamlarıyla tanıştı. Bunların arasında Jean Perrin, Charles Maurain ve Aime Cotton sayılabilir. Sklodowska, sabahlara kadar talebelerin yaşadığı semtte tuttuğu küçücük bir çatı katında derslerine çalıştı. Tüm gıdası, ekmek, tereyağı ve çaydan oluşuyordu. 1893 yılında fizikçi olarak lisans derecesini aldı ve Lippmann’ın araştırma laboratuvarında çalışmaya başladı. 1894’te matematik ilimlerde lisansını ikincilikle aldı. Aynı yılın baharında Pierre Curie ile tanıştı.

25 Temmuz 1895’te evlendiler. Bu evlilik, dünya çapındaki sonuçları çok kısa zaman sonra alınan bir ortaklığın başlangıcı oldu. Özellikle, 1898 yazında Polonyum’un keşfi (ana vatanının şerefine Marie, bu ismi vermiştir) ve birkaç ay sonra radyumun bulunması ile bu ortaklık insanlık için en önemli ürünlerini verdi.

1896 yılında Henri Becquerel’in yeni keşfettiği bir fenomen (ki daha sonra Marie buna "radyoaktivite" ismini vermiştir) kendisine bir tez konusu arayan Marie Curie’nin ilgisini çekti ve uranyumda keşfedilen bu özelliğin başka bir maddede olup olmadığını araştırmaya karar verdi. Sonuçta G.C.Schmidt ile aynı anda, bunun doğru olduğunu keşfetti.

Minerallere yöneldiği zaman, uranyumdan daha üstün bir aktiviteye sahip olan peşblende dikkatini çekti. Bu, ancak cevherde küçük miktarlarda bulunan çok yüksek aktiviteli bilinmeyen bir maddenin varlığı ile açıklanabilirdi.


Bu problemi çözmek için başlattığı çalışmalarda daha sonra Pierre Curie de kendisine katıldı, böylece polonyum ve radyum isimli yeni elementleri keşfettiler.

Pierre Curie kendisini yeni radyasyonların fizik açısından incelenmesi çalışmalarına adadı. Bu arada Marie Curie’de metal halinde saf radyum elde etmeye çabalıyordu. Bunu da Pierre Curie’nin talebelerinden A.Debierne’nin yardımıyla başardı. Bu araştırmanın sonucu olarak Marie Curie Haziran 1903’te doktorasını aldı ve Pierre ile birlikte Kraliyet Davy Madalyasını kazandılar. Ayrıca, yine 1903’te Becquerel ile birlikte radiaoktiviteyi bulmalarından dolayı Nobel Fizik ödülünü paylaştılar.

Kızları Irene ve Eve, 1897 ve 1904 yıllarında doğdular. Ancak, onların doğumu Marie’nin yoğun bilimsel çalışmalarını etkilemedi. 1900 yılında Sevre’de bir kız okulunda fizik hocası olarak görev alıp orada uygulamalı görsel deneylere dayalı bir öğretim metodu geliştirdi. Aralık 1904’te Pierre Curie’nin yönettiği laboratuvara baş asistan olarak atandı.

Pierre Curie’nin 19 Nisan 1906’ daki ölümü Marie’ye çok acı bir darbe oldu, ama aynı zamanda kariyerinde de bir dönüm noktası teşkil etti. Artık tüm enerjisini birlikte yaptığı çalışmaları tek başına tamamlamaya adadı. 13 Mayıs 1906’da kocasının ölümü ile boşalan profesörlüğe tayin edildi. Böylece Sorbonne’da ders veren ilk kadın oldu. 1908 yılında profesörlük unvanı devam etmesine rağmen, bürokratik çalışmalardan uzaklaştı ve 1910 yılında radioaktivite üzerindeki en öemli çalışması yayımlandı.

1911 yılında saf Radyum elde etmeyi başardığı için Nobel Kimya ödülünü aldı.

1914’te Paris Üniversitesinde Radyum Enstitüsüne ait binaların tamamlanışını izledi.

Birinci Dünya harbi sırasında Marie Curie, kızı Irene’nin yardımı ile kendini X-Radyografinin geliştirilmesine verdi.

1918’de artık kadrosuna Irene’nin de katıldığı Radyum Enstitüsü, çok ciddi bir şekilde çalışmaya başladı ve daha sonra Nükleer Fizik ve Kimya alanında dünya üzerindeki tek merkez haline geldi. Marie Curie, artık şöhretinin zirvesindeydi. !922’den itibaren Tıp Akademisi de onu bünyesine aldı. Artık çalışmalarını tümüyle radyoaktif maddelerin kimyası ve bu maddelerin tıp alanındaki uygulamalarına kanalize etti.

1921 yılında, iki kızının eşliğinde Madam Curie Amerika Birleşik Devletlerine son derece başarılı bir ziyaret yaptı. Kendisine Başkan Warren G.Harding tarafından Amerikan Kadınları arasında toplanan paralarla alınan bir gram radyum hediye edildi.

Belçika, Brezilya, İspanya ve Çekoslovakya’da konferanslar verdi. Milletler Birliği tarafından Uluslarası Bilimsel İşbirliği Komisyonuna üye yapıldı. Bunlara ilaveten, Paris’te Curie vakfının gelişmesine ve 1932’ de Varşova’da Radyum Enstitüsü’nün açılışına şahit oldu. Buranın yöneticiliği de ablası Bronia’ya verildi.

Marie Curie’nin en belirgin başarılarından biri, yoğun radyoaktif kaynakların bir araya toplanmasının sadece hastalıkların tedavisi için değil, aynı zamanda nükleer fizik alanında çok geniş araştırmalar yapma olanaklarının sağlanması açısından da gerekli olduğunu anlamış olmasıdır.

Paris’teki Radyum Enstitüsünde bulunan 1.5 gram radyuma ilave olarak yıllar boyunca biriken radyum D ve Polonyum, 1930 ve daha sonraki yıllarda da pek çok deneyin başarı ile sonuçlanmasına vesile oldu. Bu deneyler arasında özellikle Irene Curie’nin 1926 yılında evlendiği Frederic Joliot ile ortaklaşa yaptığı deneyler en dikkât çekici olanlardır.

Çalışmalar, Sir James Chadwick’in nötronu keşfetmesine yol açtı , daha da önemlisi,1934 yılında Irene ve Frederic Joliot-Curie’nin yapay radyoaktiviteyi keşfetmelerini sağladı. Keşiften birkaç ay sonra Marie Curie, radyasyonun neden olduğu lösemi hastalığından öldü.

Onun fiziğe olan muazzam katkısını kelimelere sığdırmak çok güçtür. Bıraktığı etkiler sadece kazandığı iki Nobel ödülü ile önemi ifade edilen kendi çalışmaları ile sınırlı değildir; nesiller boyu nükleer fizikçiler ve kimyacılar üzerinde hissedilmektedir.