PDA

View Full Version : # Murat Gevrek #



Sayfalar : 1 [2]

Hairdesigner
24-08-08, 22:11
Meliha
Çarpık bacaklı bir kız Meliha
Bir bilseniz ne kadar ukala
Tek rüyası var…
Şarkıcı olmak oda / ne boksa!

Durmadan saçlarını tarar Meliha
Saatlerce aynaların karşısında
Sürer sürüştürür ne bulursa
Makyaj yaparmış güya / ne boksa!

Bir de sevgisi varmış ah Meliha
Uzun ince çıta gibi bir şeymiş oda
Taktımı çocuğu koluna
Doğru en yakın parka lokantaya
Flört etmek diyorlar bunun adına / ne boksa!

Çarpık bacaklı bir kız Meliha
Burnu bir karış havada
Tek rüyası var
Şarkıcı olmak oda / ne boksa!

Sanmayın zengin kızı Meliha
Babasının kazandığı uç beş kuruşla
Karınları bile zor doyuyor aslında
Sosyete kızı olacakmış Meliha / ne boksa!

Ah Meliha vah Meliha
Acıyorum sana bakınca
Şarkıcı olmak uğruna yaptıklarına baksana
Şarkıcılık / ne boksa!

Yabancı değil bizim Meliha
Her gün görüyorsunuz sağda solda
Çarpık bacaklı küçük ukala
Şarkıcı olacakmış bak sen şuna
Sosyetik olacakmış / ne boksa!
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:11
Mey-î Han
Her kim ki bilesin
Aşk-i inkâr eylerse
Ben gibi seni göynünden seveni…
Derdi sen isen
Aşk-î azap üçün düştüm mey-î hana
Seyr-î neye düştüm
Aşk-î kebirinden
Berduşun, itin ilmime erdim…

Bilirde söylemez isen
Duyarda dinlemez isen
Lal olup cihana susmaz isen
Eyer halim bilip
Aşk-i lütfümü
Ruh-i ihsanımı inkâr eylersen
Bil ki elimdir, dilimdir
Bil ki şiirimdir
Mütefekkirdir sana…

Yar sen üçün değil midir?
Derdi kederimden
Mey-î hanın kapısında
Makamı berduşluğum…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:11
Mezarlar…
Pısırık gecemde gamlı baykuş
Seyran, seyran kavak yelleri
Her gün yeni bir taş eklenir
Sanki hiç biri ölmüyor
Ufacık mezarlar var
Ufacık gözlü mezarlar
İsimlerini okunmayacak kadar ufak yazmışlar
Ne ötersin gamlı baykuş
Şimdi mezardan çıkacaklar
Nerden düştüm bu yola
Karanlık, gözlerim alışamıyor
Nereye gider bunca ölü
Nereye gider
Her gün yeni bir taş eklenir
Her gün yeni bir mezar kazılır
Yeni bir yolcu defnedilir
Kimisi var öleli yetmiş olmuş
Kimisi var halen yaşıyormuş
Ben kadar yaşayacaksan…

Pısırık gecemde gamlı baykuş
Birde sen ötersin
Birde kavak ağaçları ve rüzgâr
Zaten bembeyaz olmuşum
Ne ötersin gamlı baykuş
Zaten kaybolmuşum
Nerden düştük bu yola
Burası durak
Burası kapı
Görmeyen olmayacak mı?
Bir parça taşa
Bir karış toprağa
Kefenin metresi yirmi beş kuruşa…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:11
Mozart öksürdü
Mozart öksürdü;
Sahnedeydi öksürdüğünde Mozart
Tüm koro sustu
Sinirliydi Mozart…
Fidaro düğününe geç kalmış
Trafikten olsa gerek
Zaten geçenlerde Sibirya berberi de kepenk kapatmış
Zavallı berberi son kriz yakmış
Romeo görmezler pazar günü
Bornova aile çay bahçesinde
Salya sümük hüngür hüngür ağlıyormuş Romeo
Julyet’i babası;
Oldukça yüksek bir başlık parasına evlendirmiş ondan sebep…


Mozart öksürdü;
Sahnedeydi Mozart öksürdüğünde...
Piyesin altıncı perdesimiydi ne…
Penceresini akşam açık unutmuş olmalı
Epey soğuk almış Mozart
Ne yaptın sen Mozart
Son bağ kur primi de yatmadı
Hapı yuttu bizim Mozart.
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:12
Mustafa Kemal’e Mektup
Ben yazmadım bu mektubu biz yazdık
Bizler laik bir cumhuriyetin
Demokratik vatandaşlarıyız
Soyumuz bin yıllık Türk soyu
Nice kahramanların evlatlarız
Ben yazmadım bu mektubu
Bu mektubu biz yazdık

Üç’e alıp dört’e satıyoruz
Gelen sadece kalabalık
Alacak yok
Kimsede para yok
Açlıktan sefaletten sadece bakıyorlar atam
Malınız çürüyor tezgâhta
Bağırmaktan sesimiz kısılıyor soğukta
Hepsi güzel hoşta
Millette para yok
Malımız kalıyor tezgâhta
Diyor pazarcı Ahmet
Zerzevata sitem ediyor
Hallerde mal pahalı
Pazarda alıcı yok diyor…


Siftahsız kepenk kapatır olduk
Vergi yüzünden boğulur olduk
Rüşvet vermekte mükellef olduk
İstersen verme atam mührü basıyorlar kapıya
Evde var iki çocuk
Bir hanım
Yaşlı birde ana
Ekmek götürmek lazım aş götürmek
Yevmiyesiz ırgat gibi çalışır olduk
Ama yinede açlık sınırına ulaşamadık
Siftahsız kepenk kapatır olduk
Diyor Bakkal Hasan ağabey…


Bir oğul verdim bu vatana
Tek tuttuğum dalımdı
Beyimin künyesini yolladılar Kıbrıs’tan
Otuz milyon biçti devlet
Üç ayda doksan
Tek oda bir izbe buldum başımı soksam
Aşımı komşular veriyor
Şehit annesiyim atam
Diyor Zeynep ana
Anadolu kadını
Yinede hakkını helal ediyor
Vatan sağ olsun
Başka ihsan eylemem diyor…


Ben şanslı olandanım
Okuduk dirsek çürüktük
Mektep-i ümmiye bitirdik
Mürekkep yaladık
Yirmi beşinde evlendik çoluk çocuğa karıştık
İşiz gezdik müşkülatlar atlattık
Baktık olmayacak
Torpil bulduk iş bağlattık
Böyle yürüyormuş çark atam
Başka yolunu bulamadık
Memuruz atam
Aldığımız karın tokluğu
Çocuklarız okusun adam umudu
Biz açlık sınırına yakın yaşıyoruz
Allaha şükür gene de yaşıyoruz atam…
Diyor mutemet Arif amca
Adam elli üç yaşında
Emekliliğine var daha
Atmış olmuş emeklilik yaşı
Ofise bastonla gidecek yakında…


Karasabandan kurtulduk
Tarlalara traktör girdi
Bir kuş gribi icat ettiler
Gâvurun gidileri
Elde ne varda sattık savdık
Buğdayı arpayı yok parasına sattık
Daha tohum alınacak
Tarla ekilecek
Çift koşulacak
Kış kapıda yakacak bulunacak
Cepte üç kuruş para kaldı
Bunlar nasıl yapılacak
Çiftçi halkın efendisidir dedin ya atam
Ne efendilik kaldı ne beylik
Kravatlı ağalara olduk yenik
Hasatsımız boşa satıldı
Emeğimiz değersiz kaldık
Yaşıyor muyuz bilmem garı
Atam sorma halimiz harap
Ahvalimiz belli değil
Diyor Konya ovasından çiftçi Mesut Bey
Kimileri ileşber der adına
Halkın efendisinin ahvali garip
Tamah eder yoğurt çorbasına
Tandır ekmeğine…


Yirmi beş sene bir fiil emek verdim bu devlete
Vaktim geldi çekildim dinlenmek için köşeme
Dinlenmek kelime atam dinlenmek ne kelime
Üç kuruş maaş için beliyoruz kuyruklarda saatlerce
Yaşlandık iyice
El ayak çekindi doktor yollarına düştük
Ne doktor gördük ne hastane
Sigortalıyız güya orada kuyruk
İlaçta da kuyruk
Kuyrukla geçiyor ömrümüz sorma atam
Emekliyiz diye paçavra gibi atıldık
Yüzümüze bakan kalmadı unutulduk
Emeğimizin hakkı bu olmasa gerek
Çok dertlendik yorulduk horlandık
Diyor emekli Ömer amca

Ben basında kasketi
Samsun sigarasıyla yetinen emekçi
Hayat muadelesi benimki
Yük taşıdık hamal olduk gün geldi
Üç kuruşa tamah ettik
Allah bereket versin dedik
Donda uçkur kalmadı
Kemer sıkmaktan imanımız gevredi
Grev yaptık kimse dinlemedi
Lokavt yedik kimse iplemedi
Yüzde üç verdiler zammı
Durmadan başımıza kaktılar verdikleri parayı
Vergilerle aldılar zaten verdiklerinden fazlasını
Nasıl yaşıyoruz bilmem atam
Diyor işçi Bekir dayı
Emekçi Bekir dayı…

Hep güçlük koydular önümüze
Komünist dediler bir kesimimize
Söz söyledik daha aklınız ermez dediler
Okullara bela geldi bizden bildiler
Vebalı gibi yüzümüze baktılar
Yalancıktan sahip çıktılar
Geleceği sen bize emanet ettin ama atam
Geçmişimizi yanlış öğretiler
Bir kısmımızı asimile ettiler
Sömürenlere ses çıkarmadılar izlediler
Esrar eroin bağımlığıyla bizleri baş başa bıraktılar
Sonra gençlik nereye gidiyor diye ağıt yaktılar
Ne sahip çıktılar ne öğrettiler
Hep gizlediler
Dinlemeden copladılar
Bin türlü yakıştırmada bulundular
Bir birimize düşman ettiler
Ayrıya gayrıma teşvik verdiler
Öğrenciysek genç isek suçumuz ne atam
Diyor maden mühendisliği üçüncü sınıf öğrencisi Sertan arkadaşım

Bizler eğitimin miğferleri
Ulu bir davanın temsilcileri
Senin kurduğun cumhuriyetin öğretmenleri
Bizde mi sorun atam
Biz mi adam edemedik bu milleti
Biz mi saygı veremedik
Açlıkla mücadelemiz var
Doğuda terörün hedefi biz
Saygı görmedik
Saygı göstermediler
Söylediklerimizi dinlemediler
İşlerine geldiklerini gördüler
Yalanlara boyun eydiler
En dertli biziz atam
Biz mi öğretmeyi beceremedik
Bizi de sindirdiler
Ele güne mahcup muhtaç ettiler
Emek davasına düştük
Bin türlü gudubetle boğuştuk
Bizleri de affet atam
Elimizden geleni yaptık
Ama bizleri de dinlemediler
Bizleri de susturdular
Diyor canım öğretmenim M. Ali Bey


Atam selamlar olsun
Emanetin emin ellerde
Hiçbir sorun yok devlette
Milletin yediği önünde yemediği ardında
Ekonomi iyiye gidiyor
Avrupa’ya girdik sayılır
Memurun emekçinin çiftçinin hakkını tas tamam veriyoruz
Gençlerimize sahip çıkıyoruz
En iyi şartlarda okutuyoruz
San rahat uyu atam izindeyiz…
Diyor bilmem ne partisi boş işler bakanı …. Bey…

Ben yazmadım bu mektubu biz yazdık
İşte böyle atam
Bıraktığın devlet böyle
Bize gelince
Bilirisin yazarız
Dinlenmedik ki
Aslında söyleyeceğin çok şey var
Ama korkuyorum
Ellerime kelepçe vurup mahpusa koyarlar
En iyisi mi ben susayım atam
Ben yazmadım bu mektubu biz yazdık
Yazılanları duydun atam
Sağlıcakla kal…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:12
Mustafa’m
Mustafa’m

Mustafa’m, Mustafa Kemal’im
Kalk diril toprağından…

Hani vardı ya
Kubilay’ın başını kesenler
Otuz yedi aydınımızı diri diri yaktılar
Savcımdır Mustafa Yücel Vurdular…

Mustafa’m, Mustafa Kemal’im
Kalk diril toprağından…

Hani vardı ya
Zikredip ilim diyenler
Kadınlarımızı kara çarşafa bürüyenler
Sizin kovduğunuz delikten
Çıkıp dirildiler…

Mustafa’m, Mustafa Kemal’im
Kalk diril toprağından…

Hani vardı ya
Hanife’nin, kadının huzurunda el ayak divan duranlar
Unutup hakkı hukuku hâkimi ulamaya sorar oldular
Adaleti…

Mustafa’m, Mustafa Kemal’im
Kalk diril toprağından…

Hani vardı ya
Konaklarda saraylarda yaşayıp çiftçiye vergi koyanlar
Çiftçinin anasına bile söver oldular
Kalem ederde aydın bir kalem
Emin beyi kapı dışı
Bekir beyi sınır dışı ettiler…

Mustafa’m, Mustafa Kemal’im
Kalk diril toprağından…

Hani vardı ya
Serv antlaşmasını imzalayanlar
Şimdi Çankaya’ya çıktılar
Anıt Kabri bombalıyorlar…
Mustafa’m, Mustafa Kemal’im
Kalk diril toprağından…

Bir gemi kaldıralım Samsun’a İstanbul’dan
Çok geç olmadan…

Murat Gevrek…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:12
Mutluluğu Seninle Bilmeli
Ö dülü belki ömrümün suskun baharı
Z amanın paslı çarklarında savrulup duran manasız yanı
L ütfedip de ellerinle tutsan
E llerim utangaç dilim eylül susmaların da gene
M adem her şey suskum ama içimdeki bu sevgi kıpırtıları niye...

Sus supta söylenmeyen inat
Bu şarkının ardını hatırlamıyorum
Adını senin adın koyuyorum
Ama sonunu dinlemeden
Yalnızlık mı aşk mı?
Betimlendiremiyorum...
Gel de sen betimlendir şimdi
Aşk mı?
Yâda bu şair yine mi susmalı?

Ö mürümün en ben kısmını verebilirim anca sana
Z ümresinde tebessüm
L afları musiki, edebiyat
E lleri kederli, üçüncü mevsimi Eylül diye mi?
M utluğu isterim seninle bilmeli...
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:12
Mücella…
Yıldızlar kafasına sıkar gider bir anda
Boşalır gökyüzü
Sabah oldu sanıverirsin
Daha akşamın kör ayazındasın…

Ah Mücella, Mücella
Sevgiye hasret
Hasrete gebe
Toz almak değil mi kaderin neticede
Belin bükülmüş
Derman tutmaz ayarsız ayakların
Halen bu sürüp sürüştürmeler niye…
Bar pavyon gece etek kırmalar
Süslü bir medeni çingene kokusu
Kravatlı adamların ayak diplerinde
İki kadeh beyaz şarap
Bir haydari
Fiyakalı bir akşam yemeği…

Sabah olmadan biter büyü
Sindirella döner gecekondusuna
Aslında fiyakalı karı ama
Şansı yok olmadı bir balkabağı araba
Camdan bir ayakkabı ya da…
Ah Mücella, Mücella…

Yıldızlar kafana sıkar gider bir anda…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:12
Mülteci
Daha bir özenle dokuyorum, seni
İlmek ilmek yüreğime örüyorum
İçine konuk olmaya çalışıyorum
Mülteciyim
Sende yatılı kalmaya çalışıyorum

Pencerelerin buğusundan göremiyorsun
Gözlerin sekiz oktav
Palamut kokusu yarısı
Ellerin yalıçapkını
Ömrüm ipek yolu
Zamanı dar uzun konusu
Bırak işte...
Kapında haylaz çocuk olmaya çalışıyorum
Seni kendimde yurt yapmaya çalışıyorum

Yok, mudur ikici baharı olmayan baharsızlığım
Terminallerim düşürülmüş aşklar aradığım
Sen değil misin?
Eylemim inceltmemek gözlerine bakamadığım
Bırak artık...
Mülteciyim
Sende yatılı kalmaya çalışıyorum
İçine konuk olmaya çalışıyorum.
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:13
Nasihat…
Kaybeder bazen insan
Kumar ve ya aşkta ve yahut hayatta
Kaybedilen her ne varsa
Bir yolu bulunur girer rayına
On sene beklemeli ama
Kaybedilen on senelik bir arkadaşa…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:13
Nazım Hikmet Neden Büyük Şairdir
Nazım Hikmet büyük şairdir
Çünkü
Şiirle yaşadı
Şiirle anlattı
Şiirle hatırlandı
Şiirle yargılandı
Esareti şiire hayat verdi
Şiirlerinden korkular
Nazım’ı kovdular
Nazım kaçtı dediler
Nazım kaçamadı
Şiirleri hep burada idiler
Nazım şiirdi
Nazım şiirle öldü…

Nazım Hikmet neden büyük şairdir
Çünkü
Nazım şiire âşıktı
Aşkını yüceltmek için ellinde ne varsa harcadı
Aşkını yücelti
Dünyada duyurdu
Mistral 1945 Nobel Ödülü ona verildi…

Nazım Hikmet neden büyük şairdir
Çünkü
Nazım dünyanın dört şairi arasına girdi
Şiiri dört büyük şiirlerinden biri etti
Nazım öldüğünde sadece başında bir çınar istedi
İlle de vatan dedi…
Nazım’dan birileri korktu
Bu ülkede bir bile ona çok gördü
Ölüsünden korktular Nazım’ın
Dirisinden korktuklarından daha beter
Hepsi şimdi öldü birer birer
Nazım onlardan daha çok yaşıyor…

Nazım Hikmet büyük şairdir
Çünkü
Vatanını çok sevdi
Kelemi hiç korkmadı
Namı benim ülkeme kadar uzadı
Şimdi o Rusya’da sadece bir taş
Şiirlerinin Türkçede okunması kimsine göre halen utanç
Nazım’dan korkanlar var
Nazım Hikmet büyük şair
Yücedir şiiri
Ama önünde eğilmek istemez
Yücedir altında hiç kimseyi ezmez…
Beyzade konağında doğmuş
Devamlı haklı olanı yazmış durmuş
Nazım’ın kalemi
Kalemi
Benim katanamdan daha keşkin olan kelimi…

Nazım Hikmet büyük şairdir
Çünkü
Şiirdi doğumu
Şiirdi yaşamı
Şiirde oldu idamı
Şiirle öldü
Şiirle gömüldü
Halen şiirle yaşıyor
Ölüsünden dahi korku yazdıkları
Dirisinden korktuklarından daha beter…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:13
Nazım’ı Anlamak
Konak Pier’de ölmek
Bir gemiye bindirilmek
Boatanlı’da iskelenin dibine gömülmek demek
Nazım Hikmet’i anlamak demek…

Pier Loti’de kafayı çekmek
Elleri bağlı Bursa mahpushanesinde sabah etmek
Güneşle kucaklaşmadan gitmek
Hasret çekmek demek
Nazım Hikmet’i anlamak demek…

Sevmek demek vatanını
Öz oğlundan fazla
Her insanı aynı sevmek demek
Nazım Hikmet’i anlamak demek

Anadolu’nun üzerinden
Bir Tupolev ile geçmek
Ama toprağın kokusunu içine çekememek demek
Nazım Hikmet’i anlamak demek…

Bir ömür hasret mektubu yazıp
Bir ömür vatan hasreti çekmek
Rusya’da ölüp
Moskova’ya gömülmek
Hasret olduğu Anadolu toprağında olmasa bile
Başucundan o topraktan bir çınar büyütmek demek
Nazım Hikmet’i anlamak demek…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:13
Ne Demek
Üç-üç-yedi-beş
Bu formülü kim çözecek
Üç-beş filozof mu getirsek?
Yâda kendimiz felsefeye mi girsek?
Üç-üç-yedi-beş
Acaba ne demek
Bir gizli kot olsa gerek
Ama ne demek ne demek…
Suçlu sanki gördüğümüz her sühulet
Bu toplum böle nereye gidecek.
Üç-üç-yedi-beş
Bu formülü kim çözecek
Gizli bir kot olsa gerek
Vallahi beni paranoyak edecek
Ya o bizi;
Yiyip bitirecek
Ya da bu işe;
Biri dur diyecek
Üç-üç-yedi-beş
Gizli bir kot olsa gerek
Ama ne demek ne demek...
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:13
Ne Güzeldi Gidişin...
Ne güzel seni hatırlamak yokluğunda
Yırtık şiirlerde anımsamak sen olanı
Yargılata bilmek gidisindeki sükûneti...

Ben de biliyordum
Nehir yataklarında ki kumun ardında kalacağını
Denizlerin seni ve beni aynı teknede taşıyamayacağını...

Ne güzeldi gidisin
Ne güzel yokluğun
Saatlerce kaygısız seni özleyebilmek

Gözleri kapalı gülümün
İki eli pembecik karanfiller gibi
Sabah karanlığından uyanıyor
Gözleri kapalı gülümün
Ben göremiyorum...


Ben buradayım
Bir tek sen yoksun
Ne güzel saatlerce seni kaygısız düşünebilmek
Ne güzel gidişinden korkmadan yaşayabilmek
İyi ki yoksun...
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:14
Ne Var Ki
Ne var ki masamın üzerinde
Kirli bir bardak
Bir iki çubuk
Üç beş kalem
Manyetosu bozuk bir çakmak
Yarım bir sigara
Boş bir paket
Öksüz bir küllük
Ha birde senin resmin
Hani şu devamlı yakındığın
Sen hastayken habersiz çektiğim resmin…

Ne var ki masamın üzerinde
Birkaç heybe edilmiş boş kâğıt
Bir telefon numarası
Aramaya cesaret edemediğim
Anahtarlar, çakmaklar
Defterler, kitaplar
Ha birde resmin
Hani kırmızı hırkanla çektiğim
Saçların İzmir körfezsine düşerken yakalandığın fotoğrafın…

Duvarlarım boş
Odam sesinin yankınsa anlamsız telaşlı
Kokunun müh-telası
Ne var ki senden sonra hayatımda
Pencereme konan birkaç kuş
Birde rüzgâr birde yağmur
Birde ara sıra çığlıklara boğulan
Sokağımın gürültüsü…
Ne eflatunu ne yeşili sevmiyorum artık
Giderken sevebilme duygumu da götürmüşün sen yanımda
Helen yerli yersiz grip oluyor musun acaba
Halen yakınıyor musun kordonun neminde
Saçlarım bozuluyor diye…

Ne var ki masamın üzerinde
Ekşiden kalma birkaç anı
Bozuk bir saat
On iki eylülde kalmış bir takvim
Ha bir de resmin
Hiç gülümsemesini kaybetmeyen
Bırakıp gideceğinden kokmadığım
Her gün sabah
Uzanıp dudaklarından öptüğüm
Rüya gibi günaydın diye bildiğim…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:14
Neden Kalayım…
Biliyorum beni vuracaklar
Sen duyacaksın
Manşetten haber edecekler
Gözlerinden yaşlar boşalacak
Kalkıp gelemeyeceksin
Beni İzmir’de vurmayacaklar
Alıp bir Afrika ülkesine götürecekler
Ellerini bağlayacaklar
Sonra karşında gülecekler
Seni soracaklar
Eşkâl vermeyeceğim
Beni vuracaklar…

Sen duyacaksın
Katillerime beddua edeceksin
Üzerime kuru yapraklar düşecek
Ruhum çıkarken bedenden seni düşünecek
Bir titreme hissedeceksin o gün bedeninde
Söyle bir uzanıp bir buse konduracağım gözlerine

Beni vuracaklar
Sen naaş mı hiç görmeyeceksin
Ellerin çırpınmasın diye bağlayacaklar
İki Filipinli vuracak beni
Klimajaro’da yakacaklar bedenimi
İtalya’dan sıfatlar karışacak olaya
Rusya’dan emirler gelecek
Beni senin yanından alacaklar
Seni uyandırmamak için onlara direnmeyeceğim
Beni İzmir’de vurmayacaklar
Beni Afrika’ya götürecekler
Sen en son duyanlardan olacaksın
Okinowa’ya bir telgraf çekecekler
Ben ölmüş olacağım
Gözlerin dolacak
Ardımdan bir sen ağlayacaksın
Neden kalayım ki…

Beni vuracaklar
Fransızca iki kelime dökülecek dudaklarımdan
Biri bir şehrin adı olacak
Birde adın olacak
Bana altı kurşun sıkacaklar
Yağmur dansında ki keşişlere bırakacaklar
Uyanınca yatağımı boş bulacaksın
Gittim diye bana kızacaksın
Manşetlere bakınca
Gözlerin dolacak
Helsinki’de yazdığım mektubu bulacaksın
Bir adres Dublin’den
Kalkıp ona gideceksin
Gözlerin dolacak boşalacaksın
Neden kalayım…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:14
Neler Oluyor
Bir yanımda akşam
Sol ellimde ateş
Yüreğimde kor
Ve deprem içimde
Nuh bile görmedi böyle tufan
Mikâil’i usandırdı içimdeki fırtınan
He de, söyle gayri de
Üflesin sûr’a İsrafil
Gelse ne edecek Azrail
Bende ne can kaldı
Nede yürek…

Neler oluyor söyle
Ayrı iken gönlüme düşen
Bu acıda ne böyle…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:14
Neredesin
Nerdesin iklim gözlüm
Dur ağlama, daha yürüklerimize doğacak ışık güneşten
Hem ağlama, tutamazsam ellerini
Eğilip öpemem tuz tadında yanaklarından…

En acı şey
Seni böyle sevebilmek
Böyle uzaktan
Böyle sessiz…
Neredesin iklim gözlüm
Eylül bakışlım benim
Neredesin…

Nerdesin İlklim gözlüm
Dur, bekle
Hem daha sabah olmadı
Radyomun sesi kapalı
Daha hazır değil soframda kahvaltı
Elim yüzüm henüz yıkanmadı
İlk ses her sabah hasretin mi olacak
İlk günaydınım yalnızlığımdan gelecek…

Ne acı şey
Seni böyle düşünmek
Böyle erken
Böyle hasret
Böyle gün boyu…
Neredesin iklim gözlüm
Eylül bakışlım benim
Neredesin…

Neredesin iklim gözlüm
Dur söyleme,
Yorgunluğun olacak böyle uzaklığın sebebi
Hem söyleme, duymasam da biliyorum…
Ben mi?
Otur musun mızıka çalıyorum
Sana bakıyorum…
Bu sabah kahvaltı yapmadım
Sigara yakmadım
Yalnızlığıma günaydın deyip
Hasretini gözlerinden öpüp
Sana bu şiiri yazdım…

En güzel şey
Bana böyle şiirlerini bırakman
Böyle yazdıra bilmen beni
Ve sen ne cömert insansın ki
Giderken götürmedin şiirimi
Neredesin iklim gözlüm
Eylül bakışlım benim
Neredesin…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:15
Neredesin Sen
Sınırlarıma tel örgüler çekmişler
Neredesin sen
Dışarıdaki benim darağacım
Bu seferki; ifaden yanlış
Ben yalnızım
Cezayir menekşeleri yalnız
Çocuk çığlıkları var
Tutulan raporlarda kasıtlı düzeltmeler
Bu bir cinayet senaryosu
İntihar değil aldanma…
Darağacı önceden beri hazır
En sağlam cevizden
Pahalı bir ustanın işçiliğinden
Halat elle dokunmuş
Çin ipeğinden…
Haylaz bir çocuk hıçkırığı
Silik okul tahtaları
Tebeşir kokan sıralar…
Anlamsız bir çelişki
Filistin sabahlarından
Ben bahsetmiyorum
Aşklarımdan
Sevgililerimden
Gidenlerden
Benim bırakıp gittiklerimden
Dışarıdaki bir çocuğun darağacı
Asacaklar beni verdiğim ifademden
Nerdesin sen
Eylül yolcusuyum, gitmeliyim…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:15
Nesin Sen
Umutsuzsun ulan sen
Dikmişin gözlerini şehrin neon ışıklarına
Üzerinde en pahalı elbiseler
Arka cebinde bir amerikan sigarası
Bir birahanede Burak mısın yüreğini
Uzunca bir gece sonunda
Bahşiş olarak Burak mısın kontur matrise
Kimsin ulan sen
Nesin sen
Süslü caddelerin erkek ******su
Pahalı bir Fransız parfümü
Birazda tütün kokusu
Onun ki olmayan bir yaşam yolculuğu
Damıtılmış afyon tutuklusu
Kimsin ulan sen
Nesin sen
Aynada biraz bana benziyorsun
De git ulan işine!
Ben değilsin sen
Ya da sen değilim ben…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:15
Nisanda Geleceğim
Şapkamdan fırsat bulup ta
Kıvırcık saçlarıma rüzgâr değerse
Yüreğim avuçlarında sana geleceğim
Ellerim ceplerimde
Değil cebim ellerimde
Islanmış bir keder
Unuttuğun bir yağmur getireceğim
Gözlerinde Kuala Lumpur’dan keşkin yorgunluklar
Çocukça bir fesat krizinde kalbim
Bir de ıslanmışım ki, sorma!
Ama gene de senin tanıdığım
Bildiğin ben…

Çamaşır iplerine asılı
Kısa kareli pantolonlarım
Bir çiçek avuçlayıp
Beyazından papatya kokusu salan üzerine
Ekşi limona burun kıvıran
Balık kokusu tutkunu
Bildiğin ben…

Nisanda geleceğim
Islanmış bir kedi yavrusu gibi önünde duracağım…
Almazsan içeri nezle olacağım
Çocukça bir fesat krizinde kalbim
Kalbim tutulacak
Almazsan içeri
Ölümüme sebep olacak…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:15
Numro 1; Cevabı Tirat-i Name
Tirenin kopan kompartımanından
Şizofrencik telaki…

Azizim;
İki sabi var
Alıp nazik ellerine kalemlerini
Et pazarına çevirdiler sanatı ifa’mızı
İkinci dünya harbi benzetmemdir
Kan gövdeyi geçti
Yürekten ve gözlerden inmektedir…

Azizim; korkuyormuşum
İyi yazıyorlarmış da –mış
Ben de çamur atıp kara sürüyormuşum
Korkmuyorum mirim
Tanırsın beni…
Keleme kahpe diyenden
Dili ecnebiye satandan
Bedeninle medya maymunluğu edenden
Kokar mıyım mirim?
Lakin üzerime kusar oldular…

İki sabi var
Laftan anlamaz
Kahpelikleri meziyetmiş gibi yayan
Kalemi fahişe yerine koyan
Göz boyayıp ilgi toplamak için bir yerlerini yırtan
Sanat-i ifa’mız kan revan mirim
Ahvalimiz ziyan…

Münakaşada tek kaldım mirim
Düzenbazlar et pazarlığıyla
Et alıcısı leş kargaları başlarında
Yoksa çoğu bilmez bizim lisanımızı…
Altımda ki donun rengini soracaklar nerdeyse
Çamur atmak için
Yok, yani benim sanatıma uzatamazlar dillerini
Yok ki o kadar bilgileri…

İki sabi var mirim
Et pazarlığında edebiyat kisvesinde
Ruhları fahişe olmuş
Ellerindeki kalemde saygısız
Arabesk diye tutturmuş…
Pohpohlayacaksın bunlarla iyi olacaksan
Dönüp sırtından vuracaksın
Bana sen bunu öğretmedin mirim
Keşke öğretseydin
Onlar gibi
Sinsiliği
Kahpeliği
Şikârlığı
Riyakârlığı
Vs. vs. vs.si

İki sabi var azizim
Bunlar sanat-i ifa’mızı kirletenler
Kustukları yerlere basmadan yürümek imkânsız
Her yere kusmuşlar her yere
Ama düşmeyeceğim mirim dikkatli yürüyorum…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:16
Numro 2; Melankolik Şairler Dair Hitabeti Cevap
Bir zombi gibi kalkıp geceleyin yatağınızdan
Işıklı şehirlerin aydınlığına bakaraktan
Amerikan bandrollü fanilalarınızı giyip
Kalemin ardıma saklanarak aşka dair beceriksizliğiniz yazdığınız
Bu şiir benim…

Oysaki neler yaşanıyor sizin at gözlüklü dünyanızın dışında
Örneğin bir mayıs geliyor
Emekçi kendi bayramında gene yağlı tulum giyecek
Bayramlık niyetine…
Çiftçi ambarı boş
Cebi boş
Sofrada tabağı boş
Küçük Ahmet yedi yaşında
Gene sabahın ayazında
Otomobil camları silecek
Yaşıtları Filistin’de, Somali’de ve Gabar’da ölecek
Gene birileri
Tenha köşelerde
Masum bayanlarımız analarımız ırzına geçecek
Gene tanesi yedi papelden yirmi yaşında vatan evlatları satılacak emperyalizme
Ama bunlardan sana ne!

Senin acın hepsinden büyük
Hepsinden yüce
Her kes dinlemeli seni
Bilmeli ne denli ızdırab çektiğini
Yazmalısın yalnızlığını
Umutsuz Sevgilerini yazmalısın
Dinlemeli her kes seni
Dinlemeli…

Yaz melankolik şairim yaz
Yaz ne denli beceriksiz olduğunu aşka dair yaz
Yaz ağladığını sayfalarına yaz
Bir tek ağlayabilin senin yaz
Sonrada
Amerikan muşambasından koltuğuna
Gerim gerim geril yazarım diye
Şairim diye…

Senin yazdığını gözlerimi kapatıp yazarım

Sen ki evirip çevirip yazarken sayfalarına kendini
Kapatmışın dünyaya gözlerini
Bir zombi kalkıp yatağından geceleri
Yazdığın o şiirleri
Alda……………………………………
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:16
Numro 3; Asılsız İddianameler Doğrultusunda Talebi Savunmam…
Varan I; Çalmak

Ne güzel şeymiş Nazım’la anılmak
Attila İlhan’la aynı cümlede var olmak…
Okuyan biliyor imgelerin kökünü
Nehirler gibi aktığını kalemime
Daha örenciyiz Nazım Hikmet’in fenlinde…

Üslubuna yakın yazmak
Eğer oluyorsa çalmak
Aruz ölçünde yazan her şairi
Gerekmez mi asmak…

Varan II; Döneklik

Hazımsızlık yapar
Bazı söylenen doğrular
Kuyruğuna basılmış it gibi
Saracak bir bacak arar…

İftirada atar
Çamurda
Hakarette edip
Sırtından da vurur böylesi seni…

Düşmanın dahi onurlu olsun derler de
Onursuz adam kendini de
Rezil eder senide…

Varan III; Eski hesaplar…

Bırakıp gittim sizi rezil dünyanızda
Kız için yazdığınız saçmalıklarla
Ne çamurmuşsunuz
Gelip buldunuz burada da…

Varan IV; Fark Ve Frank

Anlıyorum çektiğiniz acıları
Yazdıklarınızı
Yazmadıklarınızı
Ama bir siz değilsiniz acı çeken bu dünyada…

Siz bilir misiniz?
Karınları davul gibi şişmiş çocukları
Ama açlıktan
Radyoaktif bulutların doğurduğu
Doğuracağı nesillerden
Size ne
Sizin acınız hepsinden üstün nitekim
Hepsinden yüce
Beyaz ölümün çeperinde çırpınan gençten
Kültürünü, geleceğini unutan delikanlıdan
Henüz lise çağından umumi bir helâda düşük yapan genç kızdan
Bunlardan size ne
İşçinin cebindeki parayı çalandan
Atama küfredenden
Dini sömürüp vicdan papazlığı yapandan…

Sistem adamı olmak
Yazmak büyük ve yüce acılarınızı…

Anlattıklarımın hepsini elbette biliyorsunuz
Ama gücünüz yok kabul etmeye
İnsanlığınız yobaz
Yobazsınız
Yobazlığını maharet sanırsınız…

İnsanlık farklı size göre
İnsanlık birkaç franka satın alına bilir
Sizin neslinizde…

Varan V; Hakaret Sınırları…

Düşman değilim şahsınıza
Acıyorum yalnızca
Ölülerden daha ölüsünüz siz
Bencillerden daha bencil
Yalancı bir tanrısınız kendi dünyanızda
Kendi cehenneminizi yaratırsınız…

Işık tutamam sizin karanlık dünyanıza
Şahsınıza iltifat etmekten usandım
Hakaretin sınırları vardır
İnsana hakaret edilir
Size edilen ancak iltifattan ibarettir…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:16
Numro IV; Din Bezirgânlığına Soyunan Cihat Şahin İsimli Şahsın Şahsıma Yazdığı Şiire İstinaden Lütfedip Kaleme Aldığım Cevapnamem…
Tanımam şahsı külliyenizi
Aslında yok merakımda
Necip Fazıl gibisiniz anladığımca
Usta bir kalemin yalancı soytarısınız
Gözlerinizde kör patlak Japon Balığı gibi…
Korkunun karanlığı yuvalamış göğsünüze
Aynı ortaçağ papazları gibisiniz
Tekkelerinizde, dergâhlarınızda
İmam diye yobazlığın, cehaletin softalığın tohumlarını yeşertirsiniz…
Kalbinizde çürümüş bir elma kadar kurtlu sizin
Adamlığın raşî kaçtan gidiyor sizin tarikatlarınızda
Keçinin bokundan medet umuyorsunuz
Putperestleri karalayıp
Etten bedenler Allahlar yaratıyorsunuz…

Size kalırsak beyim
Simsiyah çarşaflara kapatıp kadınlarımızı
Bir haber etmeli dünyadan…
Çocuklarımızın analarının üstüne
Üç karı daha alıp
Ördek sürülerini gibi dolanmalı…

Anlamıyorum nasıl bir yalan bu
Nasıl körlük
Ne kadar cehalet
Öyle acizsiniz ki siz
Hırsızlık edenin kolunu kesmek isterseniz
Ama
Dininizle hırsızların ağababalarını beslersiniz…

Din din dersin
İyi hoş kendi yalına kendin bile iman edersin
Ama benim şarabımdan, namazımdan, Allahımdan sana ne!
Ben ilen mi? Yanacaksın cehennemde
Bir korkunuz var bence
Derdiniz ne camiî ne Kâbe
Yıkılmasın diye pazarladığınız
Korkunun dini, cehalet ve karanlık
Anlamasın diye
Götünüzden uydurduğunuz bin türlü yalanı insanlık…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:16
O Çocuk
Bazen sıkıldım yanında
Bazen mey havasında demlendik
Şehrin kenar sokaklarında
Fısıltı gazetesinde manşettik
Kimse tanımadı bizi
Kimse hatırlamaz…
Genzi yakan çam kokusu mazidir
Bakışları mavi, gidişi içinde
Ben bilirim bir seni
Köpek öldüren şarabi,
Bir de bozuk iki jeton…
Vazelin tutuklusu, anlatamıyoruz

Bir yağmur yağıyor şimdi ayrıldığına
Sende kaç yağmur eskittin
Şemsiyemiz yok altına sığınacak
Mey tadı, birde Burdur bileti
Ben döneceğim varyant ucundan
Küllenmiş toprak kokan sen…
Ardındaki sarı mavi bakışlar nerede…
Bir yağmur yağar şimdi
O çocuk toprağından habersiz
Sen kaç yağmur eskittin…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:17
O daha sekizinci ayında
Ama yapmayın diyor tanrı
O daha sekizinci ayında
Üzerinde yakalı tipi işçi bir penye
Gri üzerine siyah çizgili
Cebinde bir emekçi sigarası
Not almak da bir kaç parça kâğıt
Bir baba telası yüzünden dökülür
Ama yapmayın diyor bir baba
Ağladı ağılacak o daha sekizinci ayında
Gözlerini görseniz buz keser içiniz
İlacı para
Nasıl karsılar adam aldığı üç beş kuruşla
Eğildi çaresiz dizleri ranzanın uçuna
O daha sekizince bir bebek
Dermansız hain hastalığın koynunda
Ama yapmayın diyor bir anne
O daha kefen girmek için çok ufak
Halen mama saatlerinde emzirensim var
Halen uyuduğunda
Basında bekliye sim.
Ama yapmayın diyor tanrı
O daha sekizinci ayında.
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:17
Okinowa
Yerli yersiz üşümeler gözlerinden
Yun'un bulutlarından firar puslu camların ardında
Henüz geldim daha bir o kadar nefret ediyorum senden Okinowa
Kur hadi ocak yerini
Gideceğim bir alev çakıp sana
Son parçamı koyup koynuma
Annem olan yanını alıp dilme
Küfürler edeceğim senin yedi ceddine
Yanan gemiler salacağım denizine
Ağlayacağım Okinowa hiç utanmadan ağlayacağım
İlk defa göreceksin benim yaşlarımı gözlerimde
Herkes senden yana yüzünü çeviriyor beni görünce
Sanki elleri tetik bekler kanlı katil çocuk değilim ben
Samuray kadar hünerli genç kızlarının
Namus ihaneti değilim ben
Geç şimdi karsına bir sen küfret
Birde ben küfredeyim sana
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:17
On Kontura Aşk
Kapında ıslak bir sabah
Bugün güneş yine yorgun doğacak
İzmir’e hun balı bir yağmur yağacak
Sanki hiç ıslamadık seninle
Spiral merdivenlerin altında sevişerek
Yani bu ilk yağmurumuz olmayacak

Biliyor musun artık kimse aşkları bizim gibi yaşamıyor
Örneğin artık kimse
Edebiyat defterinden sayfalar kopararak
Renkli kalemlerle şiir yazmıyor
El ele tutuşmaktan çekinmiyor umuma açık yerlerde
Günlüğü otuz kontöre düşmüş lisede aşkların
Artık kimse müziğimsi ezgilerde aşık olmuyor bizim gibi
Ve artık kimse bizim gibi terk edilmiyor..
Yani hükümet politikaları gibi olgun değil ayrılıklar
Yalnızlıklar aşk kanunlarıyla yasaklanmış
Artık kimse tabiat olaylarını karıştırmıyor aşklarına…
Hiç kimse ıslanmıyor spiral merdivenlerin altında bizim gibi sevişerek
Günlüğü 30 kontöre yaşanıyor lisede aşkların
Kimse lise aşklarına yaşamdan geçmesin diye başlatılmış bu uygulama
Sevgiliye hitap şekilleri bile belirlenmiş aşk kanununda
Şiirler çıkarılmış
Müzikle sevmek yasaklanmış
Artık bizim gibi yaşamıyor kimse aşkları
Ve bizim gibi terk edilmiyor artık kimse.
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:17
Onla; Bir Haftam
Pazartesi;
Şair Eşref bulvarında gördüm onu
Saçları yarı beline kadar akmış
Siyah bir hırkası vardı
Ben Nisan Buse adını verdim
Bir yandan yağmur olup ağlıyordu
Bir yandan bahar olup gülüyordu…

Salı günü;
Aklıma girdi
Bir fena oldum
Çarpıldım…
Şair Eşref bulvarında taşındım…
Yemeden içmeden kesildim
Ben Nisan Buse adını verdim
Çok kısa sürdü
Dadını alamadım…
Gece uykum kaçtı
Sabaha kadar konuk ettim…

Çarşamba günü;
Sevdim onu…
Sigaraya açtım derdimi
Gözlerim kanlandı, uykusuzluktan
Nevim döndü
Aptal oldum…

Perşembe günü gördüm yine
Şair Eşref bulvarında
Resim çizerdi
Hep siyah beyaz çizerdi
Bir fena oldum
Adına birkaç satır karaladım
İre-zil oldum
Ben Nisan Buse adını verdim
Sımsıcaktı
Elleri üşüyordu…

Cuma günü;
Aklıma taktım
Gidecektim
Kim hakkında konuşursa kavga edecektim
Çekip ellerinden tutacaktım
Saçlarına dokunup
Yanaklarına bir buse konduracaktım
Adını soracaktım
Kim bir şey söylese çenesini kıracaktım…
Ben Nisan Buse adını verdim
Şair Eşref bulvarında onu bulacaktım…

Cumartesi günü;
Sakallarım döküldü
Bıyıklarım şekli şemale girdi
Akşamı zor ettim
Sabahı nasıl bulurdum
Şair Eşref bulvarına gidecektim…

Pazar günü;
Gittim
Oradaydı…
Ben Nisan Buse adını verdim…
Sonbahar gibi döküldü yüreğime…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:20
Onlar Kaç Kişi

Üç adam, bir kadın
Toplasan adamlıklarını eder bir çocuk belki
Cin fikir, fitne, fesat
Yalan dolan, hile hurda gerisi…

Peki, onlar kaç kişi
Onlar dediklerim mi?
Onlar
Devrim için gelenler
Gerici ama yenilik getirenler
Ben mi, biz mi?
Biz devrimci değiliz
Seksen sekiz yıl oluyor
Başlayan devrimin ileri doğru adamlarıyız biz
Biz mi?
Öyle bir değil
Bin değil
Bir milyon değil
Ölenleri saymazsak yetmiş milyonuz…

Seksen sekiz yıl oluyor
Biz devrimin ileri adımlarıyız
Onlar geriye yürüyor…
Aydınlanmak kolay değil
Işıktan gözleri kör olmuş onların
Sirkelenip atamamışlar cehaleti üstlerinden…

Biz ki
Mavi gözleriyle bir ulusa can veren Mustafa Kemal’in izindeyiz
Bu devrim elbet bitecek
Emperyalizmden kurtardığımızda fabrikalarımız
Ve okullarımızı
Ve sermayemizi
Ve madenlerimizi
Ve unumuzu, buğdayımızı, suyumuzu…
Çocuklarımız sokakta mendil satmaktan
Kırmızı ışıkta cam silmekten kurtulduğunda
Yıkıldığında aş için yoksul halkımın kapısında dilendiği utanç çadırları
Çocuklarımız onların çocuklarıyla aynı okulda okuyabildiğinde
Memurum ellerinde dolu Pazar fileleri ile eve gidebildiğinde
İşçim patlak ayakkabılarından kurtulmak için kredi kartının limit duvarlarını zorlamadığı
Bankaların kan emici sömürge ağına düşmediğinde
Ve sokaklarda, parklarda, banklarda evsiz yurtsuz tek bir insan kalmayıncaya dek
Sürecek
Ve kadınlarımız dövülmediği
Ve kadınlarımız ikinci sınıf insan sayılmadığı
Ve kadınlarımız korkmadan sokakta yürüyebildiği güne dek
Sürecek…

Ve çiftçim tarlasından aldığı buğday, haşhaş, nohut ve mahsulüyle gurur duyacak
Ve madencim, işçim ürünüyle karını doyacak
Ve utanmadan çocuklarımızın yüzlerine bakıp
Başlarını okşaya bileceğiz
Kimse kapımızı çalıp kömür vermeyecek ama
Kömürümüzde, ekmeğimizde kazanacağız…

Ve sanatım
Politik kaygılardan, kumpaslardan, satılmış kalemlerden yalancı aydınlardan
Yobazlıktan, şerden, kurtulacak
Göreceksin
Umuda doğru yürüyoruz biz
Aydınlığa doğru…
Biz ölüleri saymazsak yetmiş milyonuz biliyorum
Yetmiş milyon mavi gözlü sarı saçlı devrim askeriz…

Peki, onlar, onlar kaç kişiler
Üç adam birde kadın
Üç adamın adamlığı etmez bir adam
Kadının mı?
Kadın sadece biblo sadece madam…

Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:20
Otobiyoğrafi
Bin dokuz yüz seksen bir yılı
Der ederken tarihteki mekânını
Pasifik’te doğdum bir adada
Bir balıkçı köyüdür
Okinawa derler adına…
Ana baba adı mühim değil…
Koymuşlar adımı Hazurahakki Nakata…
Yedime baştım
Balıkçı oldum
Bir fiil beş sene
Denizlerde avlandım…
Tahta teknelerde ufak ocaklar yakardım
Balık tutar pirinç rakısı içerdim…
Bilir misiniz şeftali bahçelerini…

Dokuzumda önce Mustafa Kemal’le
Ardından Nazım’la tanıştım
Birde Barış Manço öykülerini bilirim…

On ikimde yolum düştü Rusya’ya
Ortaokulu yatılı okudum
Nazım’ın dediği gibi
Bende komünist okul öğrenciliği ettim…

Bin dokuz yüz doksan altı
Aklımda kalan
Bilir misiniz hani kopya insanlar var
Her biri ufak defek
Çöplerle yiyen yemek
Gözümü açtım pekim meydanından ördekli göle bakıyorum
Ufacık insanlar dolaşıyor dört tarafımda
Japonya’dan çağırıyorlar
Gedeceğim gitmek niyetindeyim
Bir türlü gidemiyorum
Bilir misin Xian derler burada…
Gölüm vatan istiyor
Rüzgâr ters yöne savuruyor…
Ben rüzgârı dinledim…

Bin dokuz yüz doksan yedi di
Bir bahar günü indim İzmir’e
Yağmur yağıyordu
Ben Türkçeden bir haber
Denizi özlemiştim
Körfezi gördüm taş kesildim
Martılar vardı
Martılara ekmek veren çocuklar
Benim köyümden büyük gemiler vardı…
Kalabalıkta gözlerim Nazım arardı
Nazım yoktu
Taştan Mustafa Kemal’ler vardı
Basmane’de bir otelde kaldım
Gördüğüme Nazım Hikmet’i sordum
Çok uzaklarda öldü dediler
Bu toprağa hasretti diye eklediler…

Dedim bu kadar seviyorsa bir bildiği vardın…

Sonra dilimizin mayası
Tutmaya başladı Türkçeye
Bir an geldi Attila İlhan’ı tanıdım
Cemal Süreyya’yı tanıdım o hep gidiyordu
Sonra Nabi’ler geldi Karacaoğlan’lar
Hele ki Tevfik Fikret
Ne güzel Türkçe kokuyor ne güzel
Şair Eşref bulvarında yürüdüm...

Yaş dedi on sekiz biz aldık ellerimize kalemi…
Ruhumuzun vatanı Türkiye dedik garı…

On sekizinden bu yani şairlik yaparım
Günü günceyi kaleme alırım
Benim kalemime aşk uğramaz fazla
Kelimeli bağlık canlarını yakmam asla
Arda sitem ettik amma
Ağlatmadık kalemi elimizde asla…

Şimdi hesap vakti geldi
Bir matematik yaptım kendimce
Yaşın elli dört dedi
Takvimlere sorarsan daha yirmi dördündeyim

Mevsimsiz bir yerde dolanıyor birkaç gün oldu
İyiyim hoşum teşekkür ederim
Aldık kalemi, kâğıdı
Azcık yitik dilimi
Fazla tebligatımız yok
Ayırırlar mı acep bize de bir minderi…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:21
Otobüste Bir Kız
Eflatun kadife bir pantolon
On iki eylül sitemli kot bir ceket
Ojesinin tonunu fazla kaçırmış
Makyajı taze
Gözleri uykusunu almamış
Saçları dağınık aceleyle taranmış
Otobüste bir kız….

Saatler aleyhine işliyor
Gecikmiş bugün besbelli
Gözlerine bir hüzün takmış
Alabildiğine telaşlı
Camdan yapılmış gibi
Dokunsan kırılacak sanki
Otobüste bir kız
De Vinci imzalı bir resim gibi…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:21
Oturmuş Yalnızlık Dinlerim
Paris’e gideceğim


Oturmuşum yalnızlık dinlerim
Sobam sönmüş
Saatim durmuş
Sigaram bitmiş
Rakım yarıya inmiş
Telefonlar çalmaz
Paris’ten haber beklerim
Kaçacağım…

Oturmuş yalnızlık dinlerim
Defterlere hep yani satırı yazmışım
Anlıyorsun dimi
Ben yalnızlığı senden daha çok seviyorum
Hiç değilse seni özlemem için bir sebep
Sevmem için
Seni aklımda tutabilmek için…

Oturmuş telaş içinde yanıyorum
Malta kimlikli iki sormuş bugün
Kahvede beni
Kimdir neyin nesidir
İzimi nerden bulmuşlar
Pek tekin bakmıyormuş adamlar
İsim vermemişler
Paris’ten haber beklerim
Kaçacağım…

Oturmuş ciğerlerime nikotin damıtıyorum
Pas tutuyor göz kapaklarım
Uyuyamıyorum
Ellerim telefonlara uzanmıyor
Seni arayamıyorum
Tedirginim sana bir şey olacak diye
Korkuyorum
Kesin kararlıyım
Ömrümü senle paylaşmak istiyorum…

Oturmuş yağmuru izliyorum
Bir güvencin ıslanmış
Telefon telinin üzerinde
Üşüyor benle birlikte
Ağlamadım ben
Seni tanıdıktan sonra…

Oturmuş yalnızlık dinliyorum
Sen olmasan Paris’e gideceğim
Kaçacağım
Karar veremiyorum
Senin gelmeni bekliyorum…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:21
Otuz Yedi Çocuk…
Ve İnsan
İniyor Kana bombalarla hayatın sıcak aynasından
Bir binanın üzerine…

O binada insanlar var
Yıkık dökük tozlu bir ölüm karşılıyor çocukları
Bodrum katlarında
Mutlak gülümsemeleri çakılı halen dudaklarında….

Ve insan
Saklanıp bürokrasinin arsız çeperine
Dengesiz güç kullanımı diye etiketliyor ölen her çocuğu
Yarı şeffaf ve kalın ceset torbalarında içinde…

Kana’da otuz yedi çocuk unutuyoruz
Son kez silik gözlerini kanlı ve kederli
Şeffaf ve kalın bir ceset torbasının içinde unutarak…

Otuz yedi çocuk
Bir bodrumda saklanıyor ölümden
Ama bombalardan koruyamaz duvarlar
Tozlu bir ölüm karşılıyor onları
Dökük kirpikleri ve mutlak gülümsemeleri çakılı halen dudaklara…

Ve insan
Alıyor otuz yedi çocuktan gülümsemelerini
Koyuyor altına bir dinamit fitili
Saklanarak bürokrasinin arsızlığına
Unutuyor kalın ve şeffaf ama küçük
Ceset torbalarında

Öyle küçük ki
Sadece çocuk bedenlerine oluyor…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:21
Ölüm Taşır Palermo
Siz Palermo’yu bilir misiniz?
Ben hiç bilmem
Bir pazar şehridir
Tezgâhlarda balıklar tezgâhçı balıkçılar
Yıkık İtalyan mimarisi
Birde ihanetin şahidi
—yasemin çiçekleri
Kucak kucak ölüm taşır Palermo
Bir ihanet sabahı Palermo
Denizi beyaz gökyüzü meneviş mavi
Demir döven dükkânlar dört yanında
Don Cornavare'ye sorun bilmeseniz Palermo’yu
Beyaz beyaz ölüm kaçırdığını
Zehir dağıttığını
Siz bilmezsiniz Palermo’yu
Ben hiç bilmem
Yıkık İzabet katedralini
Sinyor Gasrani otelini
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:22
Ölüme Dâhil…
Ölüm yoktur;
Siz hiç yaşarken öleni gördünüz mü?
Ölen için ölüm zaten yoktur…

Kimi ölür
Ardında kalanlar ölümü bilir
Kimi yaşar
Yaşarken yüreğinde ölür

Sen hiç ölmeyecek misin?
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:22
Ölümü Düşünmek…
Bezen düşünüyorum ölümü...

Sen yokken yanımda
Birden ölmek istiyorum
Sesiz, sakin, usulca
kokusu ulaşmasın istiyorum ölümümün sana
Ağlama istiyorum...
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:22
Ömürlerin İkinci Piyesi
Perde açılıyor
Ne Beethoven çıkacak bu sahneye
Nede Stern
Çalan notalar ömrün ikinci piyesi
Hiç dinlediniz mi?
Çocuklarımız
Ömürlerin ikinci piyesi
Ufakçık elleriyle parmaklarınızla oynaması
Hangi notada bu müzik
Kim bestelemiş…
Ya anlayın artık bizim çocuklarımız
Kimi Arap kimi Çinli kimi Türk kimi yabancı
Kimi Yahudi kimi Müslüman kimi Hıristiyan
Bizim çocuklarımız onlar
Kimi dilenci sokaklarda
Kimi aç sel sefir
Kimi sevgiye muhtaç
Anlayın artık bizim çocuklarımız onlar
Ömürlerin ikinci piyesi
Hepsinin notası aynı değil mi?
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:22
Öpmeyeceğim Seni…
Yanımdasın
Susamışsın!
Susuyorsun!
İçim içindem oynar
Ne diye bana öyle tedirgin bakıyorsun…
Dublin zaten nefsimle boğulmuş
İrlanda sokakları bana yabancı
Bir lamba yok ki
Işığında sineklerin barındığı
Benim gözlerim kör
Nasıl göreyim seni
Nasıl tutup ta koparayım ellerini
Gideceksin
Koymuşun aklına…

Gelmeyeceğim seni uğurlamaya
Bir tek kalacaksın
Adnan Menderes hava limanında
Uçağını kaçıracaksın belki
Belki ayakların İzmir diye takılacak
Binemeyeceksin
Nefesimi arıyorken bulacağım seni
Gelmeyeceğim seni uğurlamaya
Sen gittikten sonra varacağım
Kokunu aramaya…

Ardından bir Dublin uçağına
Bende bilet kestireceğim
Binmeyeceğim…
Sadece binmiş gibi yapacağım…
Ne diye bana öyle tedirgin bakıyorsun
Biliyorum az sonra gideceksin
Ne diye söylemekten korkuyorsun…
Yanımdasın
Susuyorsun…
Susamışsın
Ama öpmeyeceğim seni…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:23
Öyküden Şiir’e Merdiven Var; Atıf Hanım’ım Rüyası
“Cemil Cumali Ceylan’ın yaşanmış hikâyesidir, Kendisine en derin saygı ve sevgilerimle…”

Düşünde bir elma gördü Atıf Hanım
Beyaz, buzhane tipli bir elma
Büyük bir evim kapısında asılı duruyordu
İki çocuk elmaya bakıyor
İkisi de yetişemiyordu…

Atıf Hanım elmayı aldı
İkiye ayırdı
İkisine de verdi
Biri aldı yedi
Diğeri fırlatıp gitti…

Atıf Hanım uyandı
Önce bir hocaya danıştı
Hoca söyle buyurdu
İki evladından biri
Doğru yolu bulup sana saygı gösterecek
Değeri arsız olacak
Anne baba sevgisi bilmeyecek…

Bir falcıya gitti Atıf Hanım
Anlattı ona rüyayı
Durdu falcı
O evde oturacak dedi
İki komşun olacak
Biri seni kıskanacak
Değeri sana yardım edecek…

Atıf Hanım alıp karışık fikrini
Oturdu doğru eve gitti
Ha giderken de yolda o adama denk geldi
Adamın sohbeti iyiydi
Belli güngörmüş okumuş adamın biriydi
Atıf Hanım dayanamayıp rüyasında kinleri söyleyiverdi
Adam önce çocukları anlat dedi
Atıf Hanım söyle başladı
Elmayı alan dedi
Ayakkabıları yoktu
Elleri kirliydi
Gömleği eski
Paspalın biriydi
Öteki
İyi giyinmiş
Saçlarını taramış
Ayakkabılarını cilalamış
Ceplerinde de mendil vardı…

Adam önce gülümsedi
İlk çocuk ayakkabılarını giymeyi unutmamıştı
Onun ayakkabıları yoktu
Elleri kirli değil nasırlıydı
Gömleği eski değil, eskimişti
Paspalda değil fakirdi
İkincisi zengindi
Yakışıklı
Kibar ama yalancıydı…
Bak dedi..
Seni iki adam sevecek
Zengin olan yüreğini kıracak
Sonrada fırlatıp atacak
Fakir olan ise
Yüreğinin yarısı bile olsa
Yetine bilecek…

Atıf Hanım gülümsedi
Ben üç yıldır evliyim dedi
İkide oğlum var…
Kocamda gayet zengin…

Gel git zaman, aradan aylar geçti
Atıf Hanım kocası ile büyük bir kavga etti
Bir hafta içinde hâkim onları boşayıverdi
İki oğlu bir de kendi ufacık bir eve yerleşti
Kocası mı?
Ayrıldıktan üç gün sonra evlendi…

Derken bir Pazar günüydü
Atıf Hanım gene o adamı gördü
Adam ayağa kalkıp ver verdi
Atıf Hanım anlatmaya başladı
Kocam beni boşadı
Nicedir beni aldatırmış
O gün son kez aldattı
Önce kavga ettik
Sonrada beni boşadı
Derin bir çekişle
Sonrada o kadını aldı
Beni boş ver de
Oğullarımda orta da kaldı…
Hani o rüya da bir de fakir adam vardı…

Adamın titredi sesi
Avuçlarını açıp parmağında ki yüzüğü gösterdi
Bendim o dedi
Seksende ceza evine girmiştim
Adalet için
Özgürlük için
Ve açlığa karşı dövüştüğümüz için
O çocuğun ayakkabıları yoktu
İçerde ayakkabı giydirmezler
Hani gömleği yıpranmıştı ya
İşte oda
Kavgamızın yorgunluğu olsa
Ellerimde ki nasırın anlamı da
Ekmeği çalışıp kazanıyorum ya…

Yıllar önce sevmiştim seni hatırlarsın
Hor görmüştün, fakirdim
Ama sevmiştim
Sense o adamın peşinden gitmiştin…
Çıktım içeriden
Sordun seni soruşturdum
O adamla evlenmişsin, duydum
Bende evlendim
Bir oğlun var adı Deniz
Bir kızım oldu Devrim koydum adını
Ama hiç aç bırakmadım onları…

Atıf Hanımın ağlamaklı sesi
Sensin Cumali…
Sadece adını söyleye bildi…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:23
Öyküden Şiire Merdiven Var; Zılgıt
Osman Efendinin Öyküsü

Uzun sakaları Şarap kokan bir adamdı
Bir gün caminin önünde gördüler onu…

Yağmurdan ıslanmıştı çorapları
Çıkardı Osman Efendi çoraplarını
Şadırvana yaklaştı
Eğilip yıkadı ayaklarını
Cemaat dizildi sıraya selam vermek için
Bir anda buldu kendini en ön safta
Bir sarık sardılar başına
Elline Arapça bir kitap verdiler
Oysa ilkokulu bitirmişti zorla…

Başladı Osman Efendi anlatmaya
“Ah bıraksa insan şarabı
Cebinde kalacak pulu parası
Olacak evde bir de karısı
Ekmek almıyor çoğu zaman şaraba veriyor parasını
İçende Allah diyor
İçmeyende
Kimi kederinden diyor
Kimi cehaletinden
Kimi de sığınacak başka dalı kalmadığından”

Otuz lira topladı cemaat Osman Efendiye
Osman Efendi doğru Agora Meyhanesine
Gel zaman git zaman
Bitti para Osman Efendide

Hisar’da cübbe aldı Osman Efendi
Birde altın gibi parlayan harfleri bir kitap
Doğru tuttu caminin yolunu…
Elli lirada o gün koydular cebine…

Derken Osman Efendi gel zaman git zaman epeyce alıştı bu işe…

Osman Efendi’nin Evi Nasıl Tekke Oldu

Tek göz bir odada kalıyordu
Yıkık, dökük bir harabede yaşar Osman Efendi
Günlerden bir gün olmadı misafiri
Saymazsak arada sırada uğrayan sokak kedilerini
Kocaman bir âlimdi Osman Efendi
“Ne âlim ama”
Merakla sordu bir gün cemaatten biri
“Hocam neden orada oturursunuz? ”
Ne cindi Osman Efendi
Hemen aklına geldi Şehit-i Nursi
Bir anda harabesi oluverdi Şehit-i Nursi’nin evi
Doldu taştı o günden sonra
Kadını erkeği, çoluğu çocuğu, genci ihtiyatı, öksüzü yetimi…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:23
Öyküden Şiire Merdiven Var; Mrs. Rose’un Göğsü
Beyaz bir kadın çıkarmış sol göğsünü
Blu çağında bir çocuğunu emziriyor
Çan kuleleri vurmaya başlıyor Sao Tomé’de
Açılıyor toz içinde sığınak kapıları
Beyaz bir adam dans ediyor yağmur gibi kan yağıyor sokaklarına
Beyaz bir bulut gibi geçiyor ölüm damların üzerine gölgeli yalnızlığını düşürerek
Ve
Mrs. Rose’un sol göğsü açık
Kucağında bir siyah çocuk
Merhaba diyor çocuk
Dokunup açlığının tokluk şefkatinde ki beyaz kadının beyaz yanağına
Merhaba diyor anne
Beyaz kadın öpüp siyah çocuğun sol yanağından kırmızı dudaklarıyla
Utancın gözyaşlarını içiyor sol gözkapağının altından
Merhaba diyor çocuk…
Yıkık dökük binalar oturmuş ağlıyorlar
Toz duman olup bembeyaz bir ölüm kentlerin üzerine yağmur olup yağıyorken
Beyaz kadın sol göğsünü çıkarıp sutyeninin içinden
Bir nehir gibi, Nil gibi insanlık akıtıyor
Simsiyah bir çocuğun dudaklarının içine…
Ve
Şair düşürüyor kaleminden iki kelime…

I. Demek ki yarıyormuş kadının göğsü
Mıncıklayıp sevişmekten başka bir şeye de…

II. Bu ölümü de getiren beyazlar…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:23
Öyküden şiire merdiven var; polis, çocuk, çocuğun elleri ve yabancıya dair şiirim
Çocuk

Kalabalıkta kim fark edecek onu
Şehirler öyle renkli ki
Öyle gürültülü
Karabasan gibi kör insanların gözleri
Bir çocuğu kim fark edecek
On ikinden beri almış mektebinde eğitimi…

Usulca sokuldu bir adamın yanına…

Polis

Polis farkında çocuğun
Dikiş aynasını kilitlemiş simasına…

Çocuğun elleri

Eğitimli eller onun elleri
Bir yıldırım kadar hızlı
Bir kunduz kadar hünerli
Bir atmaca gibi
Avına kilitlendi
Bir çırpıda kopardı hedefini
Şimdi ceninde elleri
Gerisi ayaklarının işi…

Çocuk ve polis

Çocuk başladı koşmaya
Polis lambalarını yaktı
Kalabalık sokakta çocuk yalnız
Çocuk bir yılan gibi su gibi akıyor
Slalom dakikalar
Polis ikaz ünlemleri ile bitiyor bağırmalarını
Yüksek ton ve kararlı
Koşuyor çocuk
Koşuyor polis
Koşuyor çocuk
Koşuyor polis
Kaçıyor çocuk
Kovalayan polis
Duruyor çocuk köseyi dönünce ileride
Polis kararlı durmuyor gene de
Panikliyor çocuk
Elleri havada
Tutuyor polis
Kelepçeleri takmaya utanır bir tafrada…

Çocuğun yüzünde kırmızı bir ifade
Utançtan değil
Bir yediği tokat var bir de
Yorgun soluklanmalar…

Yabancı

Durmuş bir barın önünde yabancı
İzliyor oları
Bir o var o saat o sokakta
Bir film gibi izliyor olanları…

Polis

Çocuk uzatmış korkuyor
Ellerinde bir başkasının cüzdanı
Polis alıyor ellerinden
Sahibine verecek
İki tokat atıp çocuğa
Çocuğun adından onu seyredecek…
Bu film burada bitmez
Her gün yeni bir perdesi
Üç beş çocuk başrolü paylaşıyor
Ve figüranlar, figüranlar, figüranlar…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:24
Öyküden Şiire Merdiven Var; Safinaz
Rakı şişesinde ölü balık
Her gece efkar dağıtan bir babalık
İki ağabey biri düzenbaz
Biri kumarbaz
Birde Safinaz var Safinaz
Kumral bakışlı, yıldız yeleli bir kızcağız
Var Safinaz…

Yabancı değil Safinaz
Her gün bir yerde görürüz onu
Bazen işporta da ayna tarak alana kalem hediye eder
Bazen dilek tavşanın başında sana umut satar
Bizim Safinaz ise
Zor bela iğne tutmayı öğrenmiş
Yani dikiş makinesinin değirmeninde umutlarını öğütmeyi
Bir ayağı topal
Kulağı sağır bir yaşlı kadının yanına girmiş
Oda öyle meymenetsiz biriymiş ki
Peygamber olsa sabredermiş…
Safinaz’ın eline verip üç beş kuruş
Yollarmış evine
Her gün ve her işini yapsa da Safinaz
Durmadan söylenirmiş yinede…

Ya eve gidince
Önce baba yapışırmış boğazına para nerde
Sonra ağabeyleri
Birine yetse, yetmezmiş öbürüne
Bir mana elbet bulunurmuş o gece
İki tokat yemeden yastamazmış
Para yetmedi diye…
Sonra da uzanıp usulca yatağının üzerine
Bir yelken açarmış
Düşlerinde yarattığı hayali cennete…

Hep bir adam olurdu düşlerinde
Zengin ve yakışıklı
Hep âşık olurlardı birbirine
Tıpkı olduğu gibi Türk Filmlerinde
Sonra gelir alır Safinaz’ı
Beraber çok uzaklara giderlerdi
Mutlu mesut yaşarlar
Birbirlerini ömür boyu severlerdi…
Ve Safinaz uyurdu…

Günler zamanın atına binmiş ilerliyordu
Ve
İşte o günlerden birinde tanıdı bu adamı
Adamda Safinaz’ı
Osman’dı adamın adı
Zengin, kibirli bir delikanlıydı
Lakin yüreğinin çeperini aşk yelesi sarmamış
Safinaz düşlerine kanmış
Üç ayda sevdiler birbirlerini
Üç ay sonra evlendiler dünya evine girdiler
Üç ay sürdü mutluğu evliliğin
Üç saat dayak yedi Osman’dan Safinaz
Üç saatte baba evine yolladı…
Üç saate babası dövdü
Üç gün kilitlediler kızı
Üç gün aç kaldı
Üç gün açlığa dayandı
Üç gün sonra öldü…

Üç rekat namaz kıldılar ardından
Üç günde utuldu Safinaz…

Yaşadı yaşamaksa herkesten daha fazla
Düşledi yaşamayı en herkesten daha fazla
Anladı ki
Kadın olmak bu toplumda
Hele böyle
Biçare
Sahipsiz
Kimsesiz
Ne zor meziyetmiş…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:24
Öyküden Şiire Merdiven Var; Üç Adam, Yağmurları, Şehirleri, Kadınları, Parkları, Bankları, Issız Yolları, Giysileri, Karanlıkları, Şüpheleri, Korkularını, Umutları Vs’yesine Dair Şiirim…
I’inci Adam

Birinci adam bekliyordu
Yağmur durmuş
Rüzgâr susmuş
Şehirler karanlık bir tuval gibi
Gömleği yoktu adamın
Yerdeki yıldızlara basmamak için zıplıyordu
Ama yağmur yeni dinmiş
Yerlerde kocaman yıldızlar
Basmadan yürünmüyordu
Birinci adam bekliyordu
Neyi nerde niçin bekler adam
Karanlıkta bir polis telsizi gibi şüphe çekiyor
Bir görünüyor siyahın içinden gölgesi
Bir de ardında silik bir ifade gözlerinim gördüğü
Yollara bakıyor adam
Adam bekliyor besbelli
Karanlık yüz hatlarını seçemiyorum
Seçebilsem bir kadını bekliyor diyeceğim
Diyemiyorum…

Bir köşeye kıvrılıp uyuyor adam
Yapraklar dökülüyor deydikçe dallar
Kıvrılıp bir yılan gibi banklara
Örtüyor yıldızları üzerine
Karanlık yüz hatlarını seçemiyorum
Seçebilsem bir kadını bekliyor diyeceğim
Diyemiyorum…

III’üncü adam

Üçüncü adamın ayakları yok
Bir karış bıyığı var
Bıyıkları sarı
Kaplamış üstdudağını
Elmacık kemikleri ihbar ediyor belli belirsiz konuşmalarını
Bir mayın tarlasında yürürmüş gibi
Düşünceli
Şüphekar bakıyor karanlık parka gözleri
Yağmur yeni durmuş
Üçüncü adam dalgın
Şemsiyesini kapatmayı unutmuş
Belki de ağaçlardan korkuyor
Bulutlar durdu ağaçlar halen yağıyor…

Sanki adam
Söylemediği bir şey var sevdiğine
İçinden hızlı hızlı onları tekrar ediyor…

Zaman bir kum saati
Üçüncü adam kumda yürüyor
Birinci adam doğruluyor
Üçüncü adam ellerini cebine atıyor
Birici adamın ifadesi değişiyor
Üçüncü adam cebinden ellerini çıkarıyor
Birinci adam tedirgin ama sinirli ama bozuk bir saat kadar durgun sığ bir nehir gibi
Üçüncü adam uzatıyor ellerini
Birinci adam alıyor ellerindeki paketi
Üçüncü adam gidiyor
Birinci adam duruyor…

Tekrar I’inci adam

Şimdi adam daha ürkek
Daha yalnız
Daha derin
Daha bir neşeli
Anlamsız ifadeleri
Yüzünü göremiyorum
Bir polis telsizi karanlık
Üçüncü adam çıktı parktan
Birinci adam gidiyor ardından…

II’inci adam

İkici adam kasketli bir şair
Yağmurda çıkmış dolaşmaya
Birinci adama rastladı başta
Aldandı yıldızların üzerinden zıplamasına
Yüz hatlarını görse anlardı belki
Birinci adamın bir sevgili beklemediği…

İkinci adam hepsinden tedirgin
İlk kez yapıyor bu işi
Karanlıkta olsa bir polis veya bir telsiz sesi
Şahit yazdıracak kendini…

Üçüncü adam sevgisine hitap hazırlamıyormuş içinden
Sadece malının fiyatını hesaplar
Ağaçlardan korkmuyor
Yıldızlara basarak ilerliyor
Soğuk bir kutup gecesi gibi mavi gözleri
Bir pakete sarmış ölümden illeti
Uzatıyor karşımda çıkarıp cebinden ellerini
İkinci adam bu takasın davetsiz şahidi…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:24
Palyaço Diamo
Kırmızı burun büyük pabuçlar
Suratları örtmüş maskeler
Uzun çubuklar
Anlamsız bakışlar
Dört fil bir ros ros – a biner mi?
Ürkerim ben sahtekârlıklarından
Birde Diamo var
Şu üzgün olan
Altıncı sahnede çıkıp ağlamaklı bakan
Pabuçları 70 numara olan…

Palyaço Diamo’yu vurdular
Ama ölmedi
Mermi gümüştü
Mermi ona yaklaşırken gülüyordu
Sızıntı vardı yeğinde
Maskesinin ardından ağlıyordu
Hayatını güldürmeye adamış
Kendi gülmeden
Hep riyakârmış dudakları
Gözleri hüzün baz
Palyaço Diamo’yu vurdular
Afişleri indi duvarlardan
Çadırlarını topladı Mandrake
Gidiyor bak
Palyaço Diamo’yu
Buraya gömdüler…

Altıncı sahneye elaman aranıyor
Birileri Ankara haber versin
Ne sihirdir ne keramet
Maskelerin ardında felaket
Bir gün olur düşer maskeler
Çakar bire bir gudubet…

Dört fil bir ros ros – a biner mi?
Biner elbet biner
İş hilede biter
İşine gelirde orda durur
Gelmese öbür yolu bulur
Bu işte hep bir çıkış yolu bulunur
Madara maskara olan unutturulur…

Palyaço Diamo’yu vurdular
Sahne arkasında duranlar
Birileri Ankara haber versin
Altıncı sahneye palyaço arıyorlar…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:24
Penceremde Asılı Kaldı Yalnızlık
Sürgüne aşk mı dayanır
İhbarnamelerden korkarım, ömrüm mülteci
Sebebi feryadım
Penceremdeki yalnızlık…

Ocağı açık, gömleği ütüde bırakmak gibi
Bir anlık dalgınlık bu sobada ellerini yakmak gibi
Ne gaflettir bir anlık aşkın mutluluğu
Penceremde asılı kaldı yalnızlık…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:25
Platonik Sevgilere Dair…
Sen bir gardiyan
Bense işkence mağduru mahkûm
Sözüm sana gülüm
Sözüm senden öteye…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:25
Porno
Evvelce dolaşırdık
Kaldırımlarda yüksek topuklu beyaz fahişe
Mütenekkir saatlerde ruh-i meze
Dişleri erkeklik çiğnemiş
Dili hep bir başka dilde haz bulur…
Sarışın çingene…
Evvelce dolaşırdık
Hep hayallere dolaşırdı
Gece yarısı televizyon camlarında
Adı benden çok duyuldu
Erkek mezesi
Gece bekâret yatağında
Ne temmuz bildi ne ağustos
Ben izledim
Benimle bir alay insan
Gözleri siyahtı
Alımlı kadınlığı şehvetliydi
Can yakıyordu
Mütenekkir saatlerde geldi
Gece düşümdeydi
Benle beraber bir alay insan…
Dört kişi ile sevişmekmiş hüneri
Öyle bir şey ki
Çöp gibi ince belli
Epey bir nazlı
Elleri işveli dilleri alımlı
Parasızlıktan düşmemiş
Ruhunda var fahişelik
Ben izledim
Benimle bir alay kişi
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:25
Porno II
Bir karanlık ki iffeti kesilmiş sokak
İki çocuk ki
İki çocuk sabi supyan desen olacak
Duvarlara çarpıyor çığlıklar
Siyah beyaz amatör bir film çevriliyor
Oyuncular dublörsüz oynuyor…
Abranın ışıkları vuruyor
Yüz aynalarına
Tedirgin hareketler var
Soğuk bir ter gibi akıyor beyaz
Çığlıklar duvarları geçiyor
Renkli karelerden konuk evlere…

Bir karanlık ki iffeti donmuş sokak
Bir kız ki
Hünerli
Ve hüneri on dokuz dakikada nasıl sevişileceğini anlatmak…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:25
Prematüre
Havada kar
Kaplamış yoları beyaz bir bulut gibi
Bir arabayı koşmuşlar öküze
Arkada bir gene kadın
İniliyor ağrıdan kadın
Şehre yol uzun
Dayanamayacak kadın
Havada soğuk
Yanıyor kadın
Bata çıkara kara ilerliyor araba
Arkada gebe bir ana…

Yok, bu köyde
Ne doktor ne ebe
Uğrar belki altı ayda bir kere
Yollar kapalı
Adam boyuna ulaşmış kar
Şehre zaman var
Ama şehre ulaşacak yol yok…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:25
Prezervatif
Balon yapıp oynardık
Sapana takıp kuş avladık
Zaman geldi ayrıldık
Şimdi yeniden tanıştık
Ya patlak çıkarsa…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:26
Ramel Lgibiç
Ramel Lgibiç

Üçüncü Kâğıt

Ran…
Ve Kurosawa sustu
Düğüm atıp kelimelerine, ağırlaştı adımları
Sanki geri dönecek gibiydi
Ürkekti
Heyecanlıydı
Terledi
Ramel Lgibiç çıplak ayaklarını
Tahta merdivenlere sürüklüyordu
Saçlarında alev akıyordu kadının
Kurosawa yanıyorum…
Saatler sabaha hazırlıyor kendini
Ve
Sarı sarkık bıyıklı adam
Uyumamış…

Islak ayakları ile
Bir duvarın dibine
Yüreğindeki sevgiyi “korkuyu” gömüyor…

Ran!
Ve ay ışığında yağmur damlarken çatılara
Sokaklara
Şehirlere
Hanzo’nun çeliğini toz ve un eden katanam
Aşk onlunca neye yarar…
Kurosawa duy beni…
Ramel Lgibiç, alev saçlı kadın…

Aşkın son ilham perisi mi?
Beyaz bir güneş altında kızıl bir şemsiyeyi diken beyaz elli kumral kız çocuğu o mu?



Dördüncü Kâğıt

Aşk ise kibri gördüğün koca denizin
Bir liman var
Ama durmaya kokuyorum
Ama beklemeye
Ama gitmek istiyorum buradan
Mülteciyim
Yaşarım
Ama
Yaşatamam…

Birinci Kâğıt

Mavi düşlerini anlatıyor Ramel Lgibiç
Susup dinliyorum
Öyle derin ki
Ötekine sinirleniyorum…
Nasıl
Nasıl bir gaflet uykusunda…
Düşürüyor gözlerinden Rabel Lgibiç
Düşürüyor kırık dökük hayaller
Ve
Gösterip parmakları ile bir resmi
İşte o
Kayıp dilinden hayaller
Düştü
Dağıldı halıya…

Kurosawa yanıyorum…
Alev aktı saçlarından
Eğilip aldın birini
Âşık oldum
Kurosawa yanıyorum…

Bir geni Şanghay limanından kaktı, deniz fenerlerini aştı yıllar oldu sevmedim…
Saçlarından alev aktı
Âşık oldum…
Ve gidiyorum…
Kelimelerim yarım…


İkinci Kâğıt

Ellerimi boş bıraktım
Kelimelerim yarım
Kırık dökük cümlelerimi
Doldurup ceplerime
Gidiyorum Ramel Ligibiç…

İnsan hangi zaman dilimde âşık olacak bilemiyor
Belki ansızın
Belki bir anda
Uzak bir şehirde ki
Kimsesiz bir kadına…

Bir ayna
Sen bakıyorsun
Beni görmüyorsun
Bana ben sen bakınca da kendimi görüyorum…

Sözler Ramel Lgibiç
Sözler
Aynı bir aynada
İki insanın aynı yansımasındalar…

Beşinci Kâğıt

Rmel Lgibiç’e:

Biliyorum söylemem ama içinde bir adam buldum
Sen bir adama vermişsin o yeri
Uyanamıyorsun
Daha ödememişsin istimlâk bedenini…

Bense yangının ortasındayım
Yıllar oldu sevmeyeli
Yanmayalı aşkın alevinde
Ve
Ben gidiyorum
Sana ait olan kelimelerimi yarım yamalak yolarak sana…

Elveda…


Murat Gevrek (İzmir)

Not: İsimleri söyleyemezsen gizlenirsin kendinden bile…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:26
Rıhtım
H ani aşkın;
Ü rperten sıcaklığı nerede
L azım olan o sıcaklık şimdi bana
Y anlızlığın doldurduğu kuytu köseleri mesken etmiş
A ğlamaktayım ben.

Y inede aşığım aşka, çok uzaklarda olsa da
E tresi sabah ufka her bakışımda
T anırım belki seni uzaklarda
K endimi bırakmışım
İ nsafsız rüzgârların vicdanına
N ereye götürürlerse murat işte orada

M utluluk arayan bu kalpte
U zayan yalnızlıklar yeller esiyor yerinde
R ıhtımdayım derin sessizlik de dalarım düşüncelerime
A şk şiirleri söyleyen dudaklarım yalnız
T abiyki sen yoksun ya gelmedin diye

G erçek değil olamaz
E ski sevgililer unutulmaz
V e sevenler ayrılmaz
R ıhtım gene eski sessizliğinde
E ski günlere
K aldığımız yerden devam edelim diye
‘’beni çağırıyor yine,,
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:27
Rose Dé Amure (+18)
Bir yatağa kök salmış iki beden
Bir sarmaşık misali
Kirpikleri hilal kesilmiş
Rose Dé Amure
Dé Moure’da geceyi ateş basmış
İt gibi titriyor
Kem vurulmuş tımarsız kısrak gibi kişneyen
Hadim edilmiş Fransız kaltağı
Ellerin bir yutumluk rüya
İffeti kesilmiş öküz gibi böğürüyorum
Salyalarım sakallarıma bulaşmış
Gözlerimden fer kaymış, beyaza kesmiş
Altı pozisyon değiştirmiş altımda
Üçünde ben erkeliğime tavan yapmışım
O kadınlıktan bir haber
İliklerim kesilmiş
Ay ışığında kan görmüşçesine kör gözelerim
Elleri daha aradığını bulamamış
Gözlerime aç bakıyor
Sığ bir liman hanım efendisi
Rose Dé Amure
İkinci el bir bar kadınlığı
Bir gecede öldürür işte o kadınlığı…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:27
Rusya’da Bir Sabah
Rusya’da bir sabah
Darağaçlarından almış güzelliğini
Bir buz bağ şarap tadında
Asaleti balıkçıların takıldığı
-ucuz birahanelere düşmüş
Bir fincan kahvede ikram edilir
Lenin utancından ölüm beyazı
Göğsüm ibadette secdeye durmuş
Rusya’da bir sonbahar…
İşçiler gene grevde
Dudaklarında küfre varan sloganlar
Gökyüzü kızıl
-yağmur kızıl
Lenin utancından ölüm beyazı
Göğsüm ibadette secdeye durmuş
Gel de şimdi şakı söyle…

Rusya’da bir sabah
Alenen de bir pazarda
Açık artırımda
Alabildiğine sesiz kızıl meydan
Bering boğazında setler var
Lenin utancından ölüm beyazı
Göğsüm ibadette secdeye durmuş
Rusya’da bir sonbahar…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:27
Sabah Saat 6:30
İzmir’deysem,
Ağlıyorsam,
Camların ardında kirpiklerim dökülmüşse
Hazırlanıyorsam,
Gideceksem,
Bir sonbahar bıçaklamışımdır
Karşıyaka’da sahil kenarında
Zaten bu sıralar;
Bütün mevsimler düşman bana
……………….
İzmir’deysem,
Ağlıyorsam,
Sabah saat 6.30
Bıyıklarım dökülüyor
Bu yolculuklar yaramamış onlara
Takılıp gitsem mi?
Acaba yanlarına
Bir sonbahar bıçaklamışım
Buca’da,
Hasanağa parkında,
Gidin bakın yatıyor
Eylül ekim çamur içinde yan yana
…………………
Sabah saat 6.30
İzmir’deysem,
Ağlıyorsam,
Köşe bucak yüreğimi aşkından saklıyorsam
Hazırlanıyorsam,
Gideceksem,
Bütün sonbahar üzerime geliyor
İzmir gözlerini düşürmüş ağlıyor
Yine bir ayrılık başlıyor
Ardında kaçamak bir aşk kalıyor
Sabah saat 6.30
Yarın saat sonra otobüsüm kalkıyor
Merak etme sonbaharda benle geliyor.
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:27
Saltanat
Gece yürüyor
Allahu Ekber dağından
Saatle hep bir ağızdan yirmi üçü söylüyor
İzmir’de yirmi üç
İstanbul’da yirmi üç
Her saat yirmi üçü söylüyor
Dağlıca’da saat yirmi üçü söylüyor
Ve canlanıyor yürüyen gecenin içinde pusuya yatmış zifiri karanlık
Ve yağmur gibi kurşun yağıyor karanlık gecemizi aydınlığa taşıyan yıldızlarımızın üzerine
Ve on iki yıldız kayıyor o gece
Ve kan içinde yatıyor on iki yıldız dip dibe…
Ve biz hep bir ağızdan bir dilek tutuyoruz
………………………………………… ……- Kahrolsun PKK…

Ama
Yetmez ki hiçbir dilek bir yıldızı diriltmeye…
Bu acıyı söndürmeye…
Dindirmeye, dindirmeye
Yüreğe düşen ateşi söndürmeye…

Ne yasaklar
Ne sansürler
Ne de yıkılmasın diye on takla attığınız saltanatınız…

Benim ciğerinde ateş var
Sen davul zurna çalar düğün tutarsın
Altı bin polis dikersinde kapıya kimden kaçarsın
Saraylarda, köşklerde gezersinde kime hava atarsın
Benim evladım ölmüş yirmi yaşında
Sen kızına düğün mü yaparsın…

Ve biz
Yani hepimiz
Hazırız ölmeye gideceğiz…

Tayyip Efendi siz ne dersiniz
Susalım mı yani, görmeyelim mi?
Görmezden mi gelelim
Sansür mü koyalım yüreklerimiz ta içine…
Canlarımızı salâvatsız mı gömelim…

Cumhuriyeti kimse öğretmedi bize
Bizim dedelerimiz ölürken verdi bize
Şimdi korumak için Amerika’ya i olacağız gebe…
Sen söyle bir çekil köseye
Bir kediyi bile bize vermezmiş ibine! ! !
Ama bizim istediğimiz kedi değil kelle…

Sen Tayyip Efendi
Efendim siz
Bize Amerika’nın nasihatlerini anlatmak zorunda değilsiniz
İlle bir şeyin hesabını mı vereceksiniz
O zaman toprakta yatan oğluma
Oğlunuza aldığınız çürük raporunun hesabını veriniz…

Ama duymadınız galiba siz…

Gece yürüyordu
Allahu Ekber dağından
Saatle hep bir ağızdan yirmi üçü söylüyordu
İzmir’de yirmi üç
İstanbul’da yirmi üç
Her saat yirmi üçü söylüyordu
Dağlıca’da ki saatlerde yirmi üçü söylüyordu
Ve canlanıyordu yürüyen gecenin içinde pusuya yatmış zifiri karanlık
Ve yağmur gibi kurşun yağıyordu, karanlık gecemizi aydınlığa taşıyan yıldızlarımızın üzerine
Ve on iki yıldız kaydı gökyüzünden o gece
Ve kan içinde yatıyordu on iki yıldız dip dibe…
Ve biz hep bir ağızdan bir dilek tutuyoruz
………………………………………… ……- Kahrolsun PKK…

Kahır olsun kebiri saltanatınız…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:28
Sana; Yağmurlar Biriktirdim…
[ Bu yağmur başka yağmur
Bu şehir bilmez
Benim kasketim hep yalnız ıslanırdı
Şimdi bir kasket daha var
benimkinin
—yanında-
Bu yağmur başka yağmur]


I. Bekliyorum…

Hep bir yağmurda ıslanırken düşündüm seni
Yedi kıtadan yağmur tattım…

Bu İzmir o İzmir mi?
Ben saatlere hiç bu kadar sık bakmazdım
Geç kaldın!
Bir köşede Attila İlhan “sisler bulvarını” okuyordum
Bulacaksın biliyorum
İzmir’de yağmur var
Denize inecek gözlerimiz
Kör karanlık kesilmiş hava ve körfez
Kıbrıs Şehitleri’nde bulacağız yağmuru
Alıp Gündoğdu meydanına saracağız
Sana; yağmurlar biriktirdim…


II. Yanında Yağmur…


Gözlerimi bir vapur iskelesi gibi
Kaçırdığıma bakma
Ben kelimeye yön arıyorum
Yüzünün hatlarında kaybolacağını biliyorum
Bu yağmur bir beni ıslatmıyor
Ben alışkınım seni merak ediyorum
Üşüyorsun ya
Ellerimi uzatıyorum sarılamıyorum
Hava soğuk
Ben içinden buz tutuyorum
Sen üşüyorsun
Ben üşüyorum
Sen konuşuyorsun
Birazda olsa ısınıyorum
Ben konuşuyorum
Dur söyleme biliyorum seni daha çok üşütüyorum
Sana; yağmurlar biriktirdim…




III. Ya Gözlerim Gözlerine Değerse

Kaçıncı mevsim
Bende baharın adı yok
Hep böyle yağmurluyum bak
Ayaz gibi rüzgâr gibi böğrüne iniyorum…
Bu yağmur başka yağmur
İlk defa kasketim tek ıslanmıyor

Bir konuşurken bin geçiyor aklımdan
Saatler bu kadar hızlı değildi
Yanımda üşüyorsun
Sarılamıyorum korkumdan
Allahın bu nasıl yağmurdur
Bahar desen bahar değil
Kış desen kış değil
Ben yağmura aldırmıyorum
Gözlerim gözlerine ya değerse
Korkmuyorum ama
Kelimelere yön arıyorum
Sana; yağmurlar biriktirdim…


IV. Seni Bırakırken…


Yağmur durdu sandım
Vakit ayrılığa yakın
Sisler Bulvarı sende kalsın…
Gözlerinin içini görüyorum
Öpeceğim
Hayır öpmeyeceğim
Bulutlar üstüme geliyor
Bu şehir şu an boğabilir beni
Bulutlar nasılda küfrediyor
Sen gittin
Şimdi daha hızlı yağıyor
Bıyıklarımdan bile damlalar sızıyor
Ateşsiz duman gibi
Sis oldu İzmir
Önümü göremiyorum
Ellerin nerede
Sisler Bulvarı sende kalsın
Sana Yağmurlar Biriktirdim…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:28
Sebebi Sensin
İyi bak koca şehir
Keyifli nargile saatleri bunlar
Bir daha belki böyle bir gün göremezsin
Tertemiz bir duman, elma kokusunda
Bir kalabalık…
Böyle bir insan göremezsin…
Tek bir fokurdamada
On keş gibi duman
Dişleri sararmış
Her zaman tütün kokar
Bir marpuç yetmiyor
Zulasında niceleri var…
Şiir gazel bağlama
Gece sabah oluyor
Uykusu yok…
Ver önüne arpayı kör Mustafa
Demiş bu gün son olsun…
İyi bak koca şehir
Kör Mustafa’nın ağzı kulaklarında
Bir daha böyle bir mutluluk göremezsin…
Sebebi sensin…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:28
Sekizinci cinayetim öyküsü
Beklemiyorum seni bu gece
Bu gece bir sen olsun istemiyorum nedense
Son kez kriminel raporlara düştü adım
Ömrün ruhsatındaki parmak izi benim
Üçüncü telaffuzunda mübaşirin
İşte burada siyah sühuleti gazete puntolarında
Yabancı eylemlerime bir son veriyorum
Dudağım esrar tadı
Yatağımda Xain’den bir fahişe
Duyuyor musun?
Xain’den çığlıklar atan fahişenin sesini
Çünkü yoksun olamazsın yanımda
Duyguların en ucuz et parçasına satılmakta
O çığlıklar attıkça altımda
Bu yürek seni unutmaya çalışmakta
Aşkın en kahpe yanını yaşamakta…

Hep dibine vurduk hayatın
Hep yanından geçtik
Durduk dinlemek istedik
Namlu tutmuş bir defa elimizden
Gözlerimizi ecel bürümüş
Kimliğimiz bozulmuş
Hangi isimle yaşayışım bu benim
Kimliğim sınır tutmaz
Aşk bize uğrar ama durmaz
Derin derin iç çekişler var ömrümüm yamacında
Xain’den çığlıklar atan fahişenin sesini duyuyor musun?
Yalancı bir avunmak
Sekizinci cinayetimin öyküsü
Gözleri yarım saat
Tık taklar yavaşlıyor
Bir gidiş hüzünlü son kuru yaprak düşüyor
İklim yine sonbahar
Ben gene katil…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:28
Sen Benim Gözlerim
Ayrılıkla geçti ömür!

Sen benim gözlerim
Sen benim gözbebeklerim…
Fitilsiz barut gibi ayrı kaldım bir başıma
Nicedir bu türküler
Her makamında sen benim gözlerim…
Şenkay’dan koparıp geldim
Ay ışığıyla serildim
Tebessümler gizledim…

Ayrılıkla geçti ömür!

Rio’da panayır kurulurdu
Biz seninle Sydney yolcusu
Bir bilsen içimi
Okyanuslardan derin
Geldiğin ülkeden soğuk
Kolombiya kahvesini özledim
Anlamıyorsun değil mi?

Ayrılıkla geçti ömür!

Meksika’da Gonzalez El Punto
Ayakları yere basmaz adamın
Gece kurt avında
Fasulye toplar kızı
Ciğerimi yakar
Ben söylemiyorum
Bolivyalı yabancılar söyledi
Panama kanalında bir kaza olmuş
Çinli bir kaptan yırtık sesiyle meydan okuyormuş
Çilingirler ne halt yemişse
Onlara kızıyormuş
Tayfaları gülüşüyor
Rüzgâra fasıl edip geceyi
Yıldızları öldürüyormuş…
Ben senin sesini duymadım
Ricardo’nun yanındaydım
O hiç duymamış
Jamaika açıklarında
Adını bilmediğim bir korsana katıldım…

Ayrılıkla geçti ömür!

Sen benim gözlerim
Gözlerimde Paris, Londra
Varsam bir varsam
Katalanca’dan çıksam
Liman etsem kendime Portekiz’i
Afrika üzerinden serilsem denize
Duysam sesini
İşçileri görsem Fransa’da ayaklanmış
Paris’te camlar kırılmış
Sokaklarda yer almış mum gibi meşaleler
Alev Berlin’e sıçrasa
Oradan Roma’ya, Madrid’e, Londra’ya
Avrupa alevlenip yansa
Ben sesini duysam
Sen adımı bağırsan
Sen benim gözlerim
Sen benim kulaklarım…

Ayrılıkla geçti ömür!

Moskova’ya oturmuş
Mızıka çalıyorum mesela
Kalpak takmışım
Pabuşkalar satıyorum
Katiyen bilmediğin bir dil kullanıyorum
Bulgar bir yabancı havasındayım
Aklımda Helen, Helsinki
Lort Lanoş’un sözleri
Kahire’de gün batıyor
Nil nehri sere serpe bir kadın gibi
Ben hangi şehirdeysem
Sen bir başka şehirdesin
Dönüp dolaşıp geleceğim yer İzmir
Sokaklarını ezberimde tutuyorum
Yüzünü unuttum…

Ayrılıkla geçti ömür!
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:29
Sen Gidince
Sen bilmezsin
Şu karanlık sokağa sor beni
O çiğnedi
Benim bütün gençliğimi
Sen gidince!
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:29
Sen Gitmeyeceksin
Göğsüne maharetli bir ustanın elleri dokunmuş
Vernik cila kokusu bulaşmış gövdene
Bir gökyüzü siperisin
Nefesi kesilmiş yıldız bekçisisin
Kimse sormamış bu işi becerebilecek misin?
Anlaşılan sende benim gibi kimsesizsin

Birileri gövdeni dağlamış
Yakmış avuçlarını
Kozalakların bir orman yaratmış
Gece gibisin
Her kez gidecek sen gitmeyeceksin
Sundurmandan nice yağmurlar akacak
Üzerinden sonbahar
Ve bütün mevsimler gidecek
Sen gitmeyeceksin
Sanma ki birileri değerini bilecek
Bende çürüye cem
Sende çürüyeceksin…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:29
Sen Söyledin, Ben Duydum…
Dedim bir an
Sen bir başkasın
Ben duydum
Evet, evet sen söyledin
Ben duydum
Şubattı, ben seni seviyordum
Henüz bilmiyordun…

Belki öyleydim, yani farklı
Seni inceltmeden
İki sözlük söyleme telaşındayım
Bir zaman gibi parçalanıyordum
Şimdi senin için duygularımı sürgüne yolluyorum

Bitmedi içimde
Bir mıh gibi adına çivilenmişim
Düşlerimde yaratmışım seni
Sevgim seni üzmesin diye parçalanıyorum şimdi
İşte sürgüne yolluyorum sevgilerimi…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:29
Sen Şarkını Söylesen
Yıldızlar dökülmese gökyüzünden
Sabah olmasa
İzmir sussa
Sen şarkını söylesen
Hep yanında kalsan
Sen gitmesen
Elerim elerinden kopmasa
Bu gece hiç bitmese
Dünya bizi yaşamamış olsa
Camlar kırılıp düşmese
Gözlerimizden yaşlar akmasa
Ay göçebe yalnızlığına bu günlük çıkmasa
Sabah olmasa
İzmir sussa
Sen şarkını söylesen
Cumartesi sabahı gelmese
Sen gitmesen
İzmir gene sussa
Seni dinlese
Senin şarkın hiç bitmese…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:29
Sence Bu Sonbahar Biter Mi?
Melis’e;

O şehre gelsem
Çocuklar koşup geldiğimi söyleseler
İnsem kale içene
Görsen
Yağmurun altında ıslanmış bir yabancı diyip geçersin

O şehre gelsem
Gözlerin bana çakılsa
Gözlerim seni bulsa
Gözlerinde kaybolsam…

………..

O şehirler beni anlamaz
Yağmurlar giyinmiş
- Bu bir şair düşerse sokaklara
Borçluyum hibe edilmiş saatleri
Gidişin kadar uzaksın şimdi
Yanmış bir yanın
Yangını ortak alıyorum şimdi…

Nerden gelir bu duygular
Nereye gider…
Gelir bulur gece saatleri aldığında
Bir resim içindeki gözlere dalarım baka, baka
Bu yağmur senin yağmurun…

Bir görsen İzmir’i
İnceden yağmur var
Görsen ah görsen
Bir sonbahar, bir güneş, bir bulut
Bir sen eksiksiz yaz gelmiyor
Sonbaharım her vakit
Çakılıyım ayaklarımı martılar tuttu bırakmıyor
Vakitsiz vakitli üşütür oldum
Döküldü bıyıklarım
Döküldü
Ben döküldüm…
Bu sonbahar biter mi?

Sana bu yağmur bir tek sana
Nerden yağar böyle anlamam
Hava açık
İnceden yağışlı
Gözlerim yanıyor
Bir gelsem o şehre
Çocuklar koşsalar
Haber etseler
Gel gelsen denize düşsem
Gözlerinde boğulsam
Boğulsam…

Bilirim gelemem şehrine
Martılar tutmuş ayaklarımı
Ellerim ah ellerim
Yakacağım ellerim
Bir gelsem o şehre
Sofrana ortak olsam
Hüznünden pay alsam
Takılsam gözlerline
Gözlerindeki yaşlardan pay alsam
Boğulsam
Tutsa beni ellerin
Dillerim benim dillerim
Dökülse…

İste o an anlarsın beni
Katiyen ölürdüm
O şehre bir gelsem
Sen beni görüp bir yabancı şair desen…

Katiyen sonbahar
Sarı yaprakların dökümü
Kül gergi topraktan öte
İçin sararmış
Ben sararmış
He desem döküleceğim
Bu yağmur senin yağmurun
Sence bu sonbahar biter mi?
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:30
Sende Git
Bana kan bulaştı gülüm
Ellerime ayaklarıma kan bulaştı
Ölesiye sessiz
Yalnız ve çaresiz
Bu ömür seninle burada bitiyor
Ölüm kokuyor sokaklar
Ellerim kan
Azrail mesaide
Çaresizlik büyürken avuçlarımda
Ben tükeniyorum
“sende git”
Ne benimle yaşaya bilirsin
Nede dudaklarımdan kustuğum
Kin ve nefret sözcükleriyle
Bence –hiç durma-
Sende git
Gömüldüğünde gözlerim
Gecelerin zifiri karanlığına
Ölüm kokuyor tüm şehir
Sen yoksun ya yanımda
Ölüm kokuyor
Kan damlıyor avuçlarıma
Mermiler dadanırken avuçlarıma
Yüreğim kapanıyor yaşama
Anlamıyorum –gel gelende-
Benim yerimde olda sen anla
Her şey yalan
Sevdiğim değer verdiğim her kez
Biliyorum sıra sende
Durma sende git

İşte tam böyle bir gündü
Kaçıncı ölmemdi
Bilmiyorum
Hava puslu gözlerin maviydi
Gökyüzü gibi gülerdi
İşte tam böyle bir gündü
İnsanlar mutluydu gülümsüyordu
Bir ben kaldım yapayalnız
Zifiri karanlığın ortasında
Sustum
Sustu içimdeki çocuk
Saatlerde sustuk
Tam böyle bir gündü
Böyle bir gece
Öldü içimdeki çocuk
Seninle öldü
Sen öldün
O öldü
İnsanlar gülüyordu
Bense ağlıyorum
Ölüyorum

Kim bilir;
Ne günler yaşayacağız daha
Kim bilir;
Kaç gün daha öleceğim
İnsanlar gülerken ben tükeneceğim
Dürt bakalım Azrail’e
Sor bakalım
Unuttu galiba
Ne zaman alacak bu canı
Bilmiyorum anlamıyorum
Yapayalnız kaldım
Ölemiyorum
Durup durup birde sen öl deme
Sevmedim
Sevemedim
Sevmeyeceğim
Yeminler olsun
Yalnızca seni sevdim
Yalnızca seni seveceğim
İçtiğim tütüne yeminler olsun
Hadi şimdi
“sende git”
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:30
Senden Çaldıklarıma Dair
Hep güneşli havalarda bekledim ben seni
Oysa yağmurunu merak ediyorum
Kızıl saçlarını yağmurdan kaçırmanı
Güneşi kucaklamak için çırpınmanı…
Gözlerinin büyümesini merak ediyorum
Ürkek kedi yavruları misali
Sinmeni yağmurdan
Islanmak istiyorum seni beklerken Eminönü’nde…

Galiba
Yağmayacak yağmur bu beklemenin üstüne…

Tedirgin değilim artık
Bürokratik bildirgelere takılacak kadar…
Nüshası tabiatın iki karbon büyüklüğünde
Vize çıkmaz mı ömrünün baharına
Göçmen bir şairi kabullenmez mi yüreğin
Ve ellerin
Ve gözlerin kabullenmez mi?
Ve sana ait olan
Ürkek bir güvensizlik tamburunda mayalanmış sen…

Bir tek yağmurumuz eksik değil
Bizim kuşak mahrum büyüdü biliyorsun!
Bizim olmadı mektup yazacak vaktimiz birbirimize
E-maillerle haberleşirdik
Yani sindirmedi sevgilerimiz kâğıt kokularını
Pul tadını öğrenemedik
Muhallebicilere yetişemedik
Ama sokaklarda el elle tutuşmaktan utanmazdık
Ben pamuk helva almadım hiç sana
Elma şekeri de öyle…

Ama damıtmadan bandrolsüz duyguları
Kiraz mevsimini toplamak yanaklarından
Ve
Yaşamak usulca gözlerinin tadını
Sessizce karalamak sayfalara senden çalabildiklerimi…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:30
Senden Hiç Bir Şey
Eski tarihli bir gazete
Unutmuşsun masamın üzerinde
Halen tavan penceresinden
Güneşi konuk eden ufacık bir oda
Tavan arasında, çatı katında
Birkaç parça kilim
Ve iki yatak
Biri benim, direri sensiz yetim
Yaşıyorum işte…
Duvarlarıma senden hiçbir şey asmayarak
Yaşıyorum işte…
Senden kalan bütün imgeleri dağıtarak

Bazen sıkılıyorum…
Volta atacak kadar büyük değil bu oda
Neyse ki ona da katlanıyorum
Ah bide şu saat tiktakları da olmasa
Daha rahat ede cem aslında
Bazen canım sevgi katılmış
Demli bir çay istiyor ama
Üşeniyorum yapmaya
Yağmur’da yağmasa
Çıkacağım yok balkona da
Sigaramda bitmese
Ne güzel olacak aslında
Duyar gibiyim çıkmalısın diyorsun
Ara sıra…
En azından ellerini ceplerine sokup
Yürümelerisin diyorsun ıhlamur bahçeleri arasında
Ara sıra
Hiç birini yapmıyorum kusura bakma
Çatı katında ufacık bir oda
Mutluyum ama
Tek sıkıntım varsa
Sensiz olmak oda…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:31
Seni Öyle Hayal Ediyorum
Ağır ağır;
Gürültülü vagonlarla
Gıcırdayan rayların üstünde
Buharlı trenlerle yapardık yolculuklarımızı.
Sunuculuğunu Halit Kıvanç’ın yaptığı
Siyah-beyaz
Tek kanallı yıllardan bahsediyorum
İlkokullarımızda siyah önlüklerin giyildiği yıllardan
Sadece Bafra sigarası
Ve
Emektar samsun sigaralarının satıldığı yıllardan
Seni öyle hayal ediyorum
Yıllanmış bir şarap gibi
Simininal
Realist
Fantastik bir resim Picasso’nun fırçasından
Chopen’den kusursuz bir konçerto gibi…
Yani bu aşkın değeri
Zamanla ölçülmeli
Gül kadar narin olmalı
Okyanus gibi derin
Krosawa asil olmalı
Sonbahar gibi olmalı…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:31
Seni Sevmeden Önce
Bocalayıp durdum nesnelerde ve caddelerde
Adım bile yoktu ki
Adam bile sayılmadım
Dünya durdu bekler idi boşlukta
Nice mekâna girip çıktım
Otoyolda kasidesiz tüneller
Ağız açmış bekleyen hangarlar
Her şey boş, soluk, suskun
Düşmüş, isimsiz nice kimlik
Tarifsiz uzaktı her şey
Ötekiydi her kez
Dolduruncaya kadar bir nükte sen…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:31
Senin ardından
Güvertesinde ayrılan sevgililer var
Bu rıhtımdan sessiz sessize bir gemi kalkar
Balık ağları kokan yorgun denize doğru
Çığlık olurum ardından
Atlayamam denize;
-ben ölürüm
-yağmur başlar
-sen ağlama…
Söyle bir kömür gözlerim takılır gemilere
Deli rüzgâr sokulur kimsesiz yüreğime
Senin soğukluğunu hissederim teninde
-duyamam
-bilemem
-göremem…
Çığlık olurum ardından
Atlayamam denize…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:31
Senin Gibi
Sustum senden sonra yazmak hadime düşmez
Alşancak garında halen saatler bela çiçeği
Helen sessiz vagonlar daha dinlemedi
Sönüp giden aşklar sigara izmariti
Ama Bafra değil
Beyaz izmaritli Maltepe belki
Kusura bakma usta
Yazmadım İzmir’i belki senin gibi
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:32
Senin İçin
Seni düşünüyorum
Bıkmadan usanmadan
Her gün biraz daha fazla
Gözlerine bakıyorum öyle derinler ki
İçlerinde kayboluyorum
Her daim boşluklarına düşüyorum
Bir meleğin getirdiği bahar
Şimdi senin sonbaharını yaşıyorum
Gözlerin İzmir ya
Ben şimdi o şehre yabacıyım
Limanları terk edilmiş
Kuru yaprakların düşüyor baharıma
Her daim kokuyorum
Kanatların incinecek diye
Ya gözlerinden iki damla düşerse
Öldüm say
Sonbaharın bile güzel senin
Sonbaharını bile seviyorum
Eylülde gelmiş dayanmış kapıma
Ben eylülüm ya
Bu bahardaki yağmurlarımda
Senin için düşüyor…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:32
Senin Pencerelerin
Kuşları kovaladım
Pencerelerine konuyorlardı
Camlara tıklatıp
Seni uykundan uyandıracaklardı
Söyle bir uğradım
- Sabahtı
- Sen uykundaydın
Meraklanma hiç bir şeyi dokunmadım
Sadece kuşları kovaladım
Pencerene döktüğün
—buğdayları bitireceklerdi.
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:32
Ses Ver Abla
Ses ver
Duyamıyorum artık
Ne kadar uzaktan geliyor bu şarkılar
Yayın bile kopacak nerdeyse
Gönlüm kısa devre yapıyor…

Gece saatler akıyor
Nerden aldın götürdün beni
Mazisi var bende bu şarkıların
Ses ver abla
Çalsın…
Rakın zaten tek gitmiyor
Mezesi de senden olsun…

Zaten sabah olur
Ben gideceğim
Bu son nakarat olsun…

Alıp gittin beni gece gece
İçmeyecektim ben bu gece
Ağlamayacaktım hani
Ses ver abla
Rakı mezesiz gitmiyor…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:32
Sevgiliye;
Karartı başladı
Çocuk sevinçlerimizin payına düşen suskunluk gene
Duvarlar, tel örgüler, barikatlar
Mayın tarlasındayız
— Kaktüs Çiçeğim
Ayaklarımız cam kesikleri içinde
Nükleer bir bombadan kaçırmaktayız yüreklerimizi
Duvarlar yetmez korumaya
Tel örgüler ve barikatlar
Susmak kendimizden saklanmaya yetmez…

Karartı başladı
Ve
Benim içimde ki çocuk
- Şimdi bir çığlığında
Ve
İsyanlar zordur
— Kaktüs Çiçeğim...
Senin içinde ki dövülmüş çocuk
Sokağından izmarit toplayan tinerciye uzatır ceplerinde ki son iki dal sigarasını
Benim ki mi? Taijin’in arka sokaklarında tütün kâğıdına kenevir tohumu sarıyor…
Ve Beyrut’ta ki bomba sesine irkilen gönlüm
Afrika’da ki çocuğun rüzgâr dediğinde parmaklarının ağırlığından kırılacak kadar ince bileklerini tutmaya çırpınır…
Oysa
Hiroşima’nın kumral çocuklarının mavi alevler sarmış bedenlerinden çıkan çığlık sesleri kulağını sağır eder…
Yarım asırdır…
Ve
Miladı belli olmayan bir öfke ekilmiş içime
Sessizliğimdeki yaban mersinleri’nin bile boğazlarına düğüm atmış olan ben!
Bilirsin çocukları neden sevmediğimi
Çünkü hak etmediler onlar…
Savaş meydanlarının barut ve uranyum kokuların artığı olmayı…
En azından ceset torbaları giymeliydi bedenleri
Ve
Kirpikleri durmalıydı yerinde
Sarılmalıydık onlara ağlamalıydık bedenlerini uğurlarken sonsuza…

Ve
Ben hep korktum çocuk olmaktan…

Karartı başladı
- Kaktüs Çiçeğim
Sirenler çalıyor
İçimde isyan
Ekim devrimi gibi, kızıl ve özgürlüğe çakıllı gözleri
İçimde isyan
Yangın
Ve hazırım
Ve hazırım gene
Ve hazırım gene de
Ne olursa olsun nedeni
Uçurtmalarını uçurmak için çıktığında içindeki çocuk sokağa
Kırıp ellerinde ki sevincin çıtlarını, hırpalamaya…
Sen oysa
Oysa biz…
Biz, bizden korkanlar kadar kokak olmalı mıyız?
Çünkü sen
Çıkarıp boynuna sardığın şalı verdiğinde kalın sesli inçe kirpikli kadınsı adama
Bende ceplerimde ki son paramı veriyordum Helsinki’de ki Flüt çalan sarışın çocuğa…

Oysa biz bir aşka mı yetemedik
Oysa biz, sen giden adama
Ben benden utanan kadına gelirken fazla…

Söyle Kaktüs Çiçeğim söyle
600’lerde
Kazablanka’dan bindirdi insanlık
Ellerini ve ayaklarını vurup prangalara adamları
- Zenci diye…
Bende mi o zenci köle misal içimde ki çocuğu yollayım sürgüne…
- Seni Sevdi diye…
Oysa içimde ki isyan bu kadar taze
Büyük, kararlı
Bir yanım marşlar söyler
Zafer çığlıklarında bir yanım
Söyle Kaktüs Çiçeğim söyle
Ben bu kez kendi yenmişken kendimi içimde
Giyinmişken kızıl üniformamı
Karartılar, siren içinde
Ve marşlar söyleyerek
Sıra senin savaşında ama birlikte…
Kaktüs çiçeğim birlikte…

Ve başladı karartı
Sirenler çalıyor, susma vakti mi?
Saklanalım mı bu seferde kendimizden
Bırak korkup bizden gidenler utansın
Yalnızlığa mahkûm edenler bu savaşta bizi
İhanet edenler, ihbarcılar, gammazcılar
Mayın tarlasına bizi itenler utansın
Bırak ne olur kapatma kapılarını bana
Ne olur bırak suskunluğunda hüznünde yanında olayım…

Karartılar, sirenler
Bombalar, ihanetler, mayınlar
Yakamaz canımı
Kapalı kapılarının vurman kadar önünde çaresizlik zincirine
Gönlümü, dilimi, elleri mi?
Unutma Kaktüs Çiçeğin
Komutanlar savaştan sonra hiçbir şeye yaramazlar…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:33
Silinesi Şiir
Silinesi Şiir

İçmedim bu gün yazmadım bu şiir
Yazdırdılar bana
Daha seviyorum
Daha, daha seviyorum
Bir balıkçının denizi sevdiği gibi seviyorum
Bulutun yağmuru
Tohumun toprağı sevdiği gibi
Duy artık duy
Neye kapalı gözlerin
Şıra pekmezi gibi
Ellerin ellerime dediği an
Yağmur var yağmur
Bir çocuk bir gül verdi bana
Sadece iki lira
Saçlarını okşadım hatırlıyor musun?
Senin değil
Çocuğun okşadım
Gülü sana uzattım
Ne çok konuştum
Yağmur var yağmur
O günden sonra yağmadı…

Ellerimle yiyeceğim nerdeyse yemeği
Gülme ne olur
Ne yaptığımı biliyor muyum?
Duy artık duy…
Daha seviyorum
Daha, daha seviyorum…

Hairdesigner
24-08-08, 22:33
Simeranya’daki düşüm
Bilir misin düşler ülkesi Simenarya
Çocuksu sevgilerin diyarı
Beyaz tavşanın ardındaki ilk adımım
Simeranya’daki düşüm; sevgilim
Bir düş belki de
Yaşamak sende
Olmayacak öyküler
Sadece masal diliyle
Bir melek gördüm düşümde
Anlatmam güzelliğini
Gökkuşağı gibi yedi renk gözlerinde
Smyrna'daki / Simeranya’daki
Düşlerine konuk olmak bir kaç gecelik
Başını çevirince sol yanında deniz görmek
Güneş doğudan batıyor Simenarya da
Seninle mehtabı seyretmek
Arnavut parkeli taş bir sokak düşümde
El ele yürümek seninle
Çay denimde potasyumlu oksijen çekmek ciğerlerine
Gözelerine deye bilmek
Gökkuşağı gibi yedi renkli
Gülmek en çok sana yakışıyor belki
Seninle iklimim hep aynı
İklim hep ilkbahar
Simeranya’daki düşüm sevgilim(İzmir gözlüm)
İklim bende hep ilkbahar
Çünkü düşler bir tek senle güzel
Anlatmak için deli gibi bitip tükenen
'Ğ'-[den] ileriye gidemeyen
Lahumira'dan ellerin yun sakin
Artık inat etme Smyrna / Simeranya’daki sevgilim...
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:33
Sine-i Aşk
Koysam Salı pazarında sergilere
Tufanda, hormonsuz, seçmece
Yâda bağışlasam bayram sabahlarında
Yardım derneklerine
Türk Hava Kurumuna deri niyetine
Kundaklasam çocuk gibi
Bıraksam bile cami avlusuna
Çıkmıyor bir alıcısı
Başıma kaldı
Bela sevdan
Başıma kaldı
Sadakadan bile
Sayılmaz oldu…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:33
Siperdir Men
Şimdi o masalda
Uzun burunlu kuklalar var tahta
Bir oysa
İmrenirdik hiç büyümeyen çocuğa...
Gece Mery én penceresindeki haşarat mahkukat değildi bildiğimiz
Üç kurdun üfleyip püfleyip yıktığı dilimiz...

En çokta beyaz bir tavşanı sevdim
Ardından yürüdüğümüz...
Benim beyaz tavşanım sendin
Senle, ben bu ilme erdim...
Ölüm girinceye kadar aramıza...

'Birçoğumuz sadece ölür'
Ardında bir tatlı kelam bırakarak...

'Birçoğumuz sadece doğar'
Bu kelamlardan habersiz yaşayarak...
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:33
Sokağımızın nane limon saatleri
Eylülle başladı…
Bizim yaprak dökümümüz
Önce sen gittin
Sonra tombalacı Hayri
Bide çaycının kızı Elif
Lise defterlerimizi kapattık bir bir
Sadece yazdığımız şiirleri
Birkaç siyah beyaz resmi ayırarak
Sokağımızın nane limon saatlerinin
Alkolik anıları kaldı bir bende
Birde tombalacı Hayrı’nın üçkâğıtları
En parasız anlarımızda
Nasılda yetişirdi imdadımıza
İyi adamdı Hayri
Her iki sigarasından birini ters yakardı
Biz gülünce bozulur
Sonra sığarı boşlar
Bizle bir olur gülerdi
Tatminkâr çocuktu Hayri…

Eylülle başladı
Bizim yaprak dökümümüz
Önce sen gittin
Sonra bakkal Hasan
En çok Hayriye ablaya üzüldüm
Korkardım bilirsin
Bir gün sarktığı pencereden düşecek diye
Bir yeri kırılacak diye
Her şeyi önce o duyardı
Ve ardından biz
Ne çok severdi dedikoduyu
Ne çok konuşurdu
Hatırlar mısın ne çok kızmıştık ona
Bizim kaçamak saatlerimizi
İlk babana o söylemişti
Sende kaçıp bana gelmiştin
Sabaha kadar demlenmiştik gene
Sevdiğimiz kızları anlaşmıştık birbirimize…

Eylülle başladı
Bizim yaprak dökümümüz
Önce sen gittin
Ardından Rüstem amca öldü
Hayırsız çocukları neyi var neyi yok satılar
Bir daha da uğramadılar zaten
Zeliha abla fazla dayanamadı buna
En son bir kaç komşu ile kaldırdık hastaneye
İyiyim diyor ama
Onunda bir ayağı çukurda…

Eylülle başladı
Bizim yaprak dökümümüz
Önce sen gittin
Ardından Aysel
Ve makas Esat
Ve Pinokyo Metin
Onlar beraber gittiler
Sonra haberi geldi
Esat gene makas atmış
Onları Heybeli’de bırakıp kaçmış
Allahsız giderken de her şeylerini almış
Acıdım duyunca
Çok yalan söylerdi ama
Zararsız çocuktu metin…

Eylülle başladı
Bizim yaprak dökümümüz
Önce sen gittin
Ardından ben bittim
Özlem’de terk etti beni
Terk etmeyip de ne edecekti
Son günlerde dem tadını fazla kaçırmaya başlamıştım rakının
Çuvalladık yani hayatta anlayacağın
Anlatacak fazla bir şey yok ki
Duydum evlenmişsin sen
Gözlerim davetini çok bekledi
Belli ki unutmuşsun bizleri
Sen mutlu olda gerisi
Zaten bağlamaz bizi…

Eylülle başladı
Bizimde yapmak dökümümüz
Sen gittin
Ardından bütün dost bildiklerimiz…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:34
Son Nefes; Safahat-i Ruhlar Sokağı
Bir kan pıhtısı vesile
Ruh-i beden yaratıldı Âdemoğlu…

Safahat-i ruhlar sokağını bilmez misin?
Nece şairin gariban yatağı
Tenhasında sema eder Hz. Mevlana
Ellerinde kelepçe olan Nazım Hikmet
Bak köşede unutulan Şair Eşref
Son yolcu Attila İlhan…
Safahat-i ruhlar sokağı karanlık
Şiir okur gazel dizel Âşık Veysel
Karanlığın içinden sessizce çıkar Cemal Sureya
Mısra mısra dökülür karanlık
Şüheda bir kalem öksüz beyitlere vesile
Son nefesinde safahat-i ruhlar sokağı…

Bir gören kör oluyor
Gözleri mıh kesiyor
Ne çok yazılmış unutulmuş mısra var
Orhan Veli soluk bir imzada kayboluyor…
Mehmet Akif bir vatan diyor ki duymayın
Sağır kulakları dile getirircesine…
Namık Kemal titrek alevlerde şiirlere karışıyor
Ne çok şair var unutulmuş bir mısrada ağlıyor
Son nefesinde safahat-i ruhlar sokağı…

Küflü kitap kokuları dağılmış havaya
Toplanmış edebiyat naftalinlenmiş
Sofrada kimliksiz ruhlar dolaşıyor
Bir görseydiniz Ahmet Arif’i
Bir bilseydiniz Yahya Kemal Beyatlı’yı
Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı, Aziz Nesil’i, Neyzen Teyfik’i
Ne çok unutulan şair var
Safahat-i ruhlar sokağında
Bir gün ölünce beni de gömün
Ne çok kimliksiz şair var
Son nefes safahat-i ruhlar sokağı…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:34
Sonbahar ağlayacaktı;
Sonbahar ağlayacaktı
Atatürk bulvarında öksüz bir sonbahardı
Yoksul ağaçlar çıplak bedenleriyle üşüyordu
Yaprak döküyorlardı…
Burnumu İnciraltı’nda şaraba sokmuştum
Kazablanka’ya gidecektim
Sicilya’da bir İtalyan barında duraklayacaktım
Takvimlerde mevsim sonbahar diyecek
Ben senden kaçacaktım
Kesik birer kol gibi ayrı düşecektik birbirimizden
Ben; sonbahardan bir satır yazacaktım
Bir satır yalnızlıktan
İki satır gözlerinden
Bir satır adından yazacaktım
Seni bana anımsatanların
Çenesini kıracaktım
Beni tutup kavgayı ayıracaklardı
Ben kaçacaktım
Ardımda dilini bilmediğin
Bekçiler düdüklerini çalacaktı
Aranıyordum, yanına gelemeyecektim
Atatürk bulvarında bir sonbahar ağlayacaktı
Ben duramayacaktım
İhbar telefonlarına aldırmadan
Sonbaharını süpürmek için gelecektim
Beni vuracaklardı Atatürk bulvarında
Bornova’ya götüreceklerdi
Kimliğimi tespit edemeyeceklerdi
Seni kolundan tutup getireceklerdi
Beni görünce buz kesecektin
Benim gözlüklerimin camları çatlayacaktı buğundan…
Sen gözlerinde sonbahar olup ağlayacaktın
Beni vuracaklardı Atatürk bulvarında
Sonbahar ağlayacaktı…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:34
Sonbahar gelince
Sonbahar dökülür
Saçların bir İzmir’e
Sofranda ekmek kırıntıları
Konuk eder kuşları cay saatlerine
Bornova kesilir yağmur olur gözlerinle
Eylül dökülür
Saçlarınla bir İzmir’e
Kirli sarı öykülerime
Toprak kokarsın
İçin oluverirsin birden bire
Sonbahar olmak en çok sana yakışıyor işte
Güvercinlere buğdaylar vermek
Yaprak dökmek en çok sana yakışıyor işte
Seni sevmek bana yakışıyor birde
İzmir’e sonbahar gelince
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:35
Sonbahar Kaçakcılığım
Sen benim ilk son bahar kaçakçılığımsın
Suç ortağım
Yasadışı eylemlerde sloganım
Veto hakkımsım
Ama
Adını söylesem
İçerdeyim 312’den
Dedim ya;
Benim yaptığım bu grevin
Birisin asıl nedenlerinden

Sen benim ilk son bahar kaçakçılığımsın
Karakoldaki zaptım
Mahkeme salonlarında savunmamsın
Yok ki savunacak bir avukatım
Savcı idam ister
Sen benim darağacımda ki
Son arzumsun

Sen benim ilk son bahar kaçakçılığımsın
Karikatür çizimlerim
Bilgisayar üzerinde fotomontaj sevda çalışmalarımsın
Son paramla aldığım
Bir Jonny Wolker
İyi harmanlanmış bir Virjinya purosusun

Sen benim ilk son bahar kaçakçılığımsın
Yani Fidel Castro’yla yaptığım ortaklığın
Dudaklarımda ki devrim türkülerisin
Adı başka
Yolu başka
Kimliği başka
Anlamsızca yaptığımız bu kaçakçılığa
Siren sesleri bulaşınca
Bil ki idam verdiler bana
Ve
Senin saçlarına ilk sonbahar yağmuru deydiği anda
Sallandıracaklar bu bedeni bir darağacında…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:35
Sonbaharda Kaç Kadın Unutuldu
Yapraklar değil
Sokaklar sarardı
Unutuldu bir kadın…

Sisli bir sabah uyandı
Biz iki tane adamdık baş ucunda bekleyen
Ürktü
Vakitsizdi
Mevsim sonbahardı gene
Pasaport’ta cumhuriyet bulvarında yürüyorduk onunla
Faytonlar akıyordu yanımızdan
Yorulmuştuk
Ayaklarımız şişmiş
Deli gibi sımsıkı tutuyordum elini
Deniz kabarmıştı
Üşüyordu
Bir bulut çarptı ikimize
Martılar sustu
Bir vapur kaktı Pasaport’tan…

Kaç kadın unutuldu sonbaharda
Kaç kadın…

Biz iki adamdık
Geldiğinde Özlem kavga ederdik
O bilmezdi neden böyle ederdik
Bir ben sarardık ellerinin sıcaklığını
Bir diğer adam
İçimden öldürmek geçerdik
Büyürdü gözlerim
Bir teklik atardık Kordon Meyhanesine
Susardım…
Bir bulut çarptı ikimize
Unutulduk…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:35
Sorgusuz Sualsiz Asacaklar Bizi
Derin nefes çekti şair sigarasından
Ve
Odanın duvarına bir güneş asıp
Dikildi ürkerek sordu…

Neden?

Çığlıklara hibe edilmiş çocuklar
Ellerinde izmarit söndürülmüş bir alev bakışlı gencin gözlerine

Saat kaç…

Saatler durmuş asabında
Kaynana gelin kavgasına pür dikkat hipnotize olmuş bakışlara
Ve
Bir vadinin içinde olmayanı yaşanlar
Kahve köşelerinde umudunu kupa kızına bağlayanlara…

……………..

Kasketini çıkarıp durdu şair
Bir dirik ovanın yanı başında
Bir tas ayran istedi verdiler
Sordu şair
Utanarak…

Nasılsın?

Tarlada başak
Elinde tırpan olana
Avradını, kendini, oğlunu, kızını
Tarlada çifte vurama…
Ambar, ambar ekmek biçene…

Sustunuz!
Sustunuz!
Ağalar, beyler, paşalar
Sustunuz!

Nerdesin dedi şair
Sordu korkarak…

Alında maden işleyene
Ellerinde yağlı bez taşıyana
Sabah uykusuna uçkur bağlayana
Grevden dönüp yorgunlukla değil
Acıyla kıvranana…

Sordu şair… Sordu!

Geçe bomba sesiyle uyanana
Mavzerle yatana
Kantarla ceset tartana
Yalınayak Skoski’den kaçana…

Durdu şair
Gördü
Gördü
Medyada maymun oynatanı
Tellalı olanı felaketin
Cebinden parasını çalanı gazinin…

Sordu şair…

Neden bunları bir ben görüyorum
Elleri kalem tutanlar nerede?
Aşk şaklabanlığı edip
Kara kara öykü satmalar niye?
Ölüme vâsii olup
Yaşayanı unutmalar niye?
Sorgusuz sualsiz asacaklar bizi
Bu susmalar niye?
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:35
Sovyet Gülüm
Sovyet Gülüm

Kırık bir kalbi kim sustura bilir
Aşk saklanmış pencerenin ardına…
Ve devrimler
Hep sosyalist bir kavganın umududur…
- Sovyet Gülüm

Sovyet gülüm benim
Kızıl toprak bakışlım
Olduğun yerde olmak
Bulunduğun safta
Durduğun yerde
Bizim tarafta olmak…
Tedirgin kalmak
Ayaz olmak, üşümek, düşünmek
Yaşamak demek
Sibirya kadar ucuz olmak…

Ve bir öyküdür kavgalarımız
Birer şiir
Birer güneş insanlığın aklının tavan arasında ki karanlığı aydınlatan
Ama ağladık, sustu, soldu çiçeklerimiz
93’den bu güne
Oysa sevdim mi vatan gibi severim…
Sovyet gülüm benim…

İntiharlar, ölüleri doğurmaz ki
Ölüler intiharları doğurur
Kasvet, kavga, öfke derken
Yol durur, kervan durur
Ha babam ben durur
Giydirip bedenlerimize esmer bir kısrağın öfkesini
Ve
Yıkılır Leningrad’a insanın ben büyük abidesi…


Sen 93
Kumpaslar, dalkavuklar
Satılmış bedenlerini sürüp insanlılık ahırına
Vurdular…
Gözyaşı, ter ve kan
Orak, çark ve çekiç ile
Doğurduğumuz…
Ay yüzlü bebeğimizi…

Ve
İnsanlığım mermerden mezar taşıdır
Sovyet gülüm…
Dipdiri ayakta duruyor kızıl meydanımız…
Ve
Göğsümüzde ki inanç…
Yeniden yakacak insanlığın onurun ateşini…

Murat Gevrek
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:36
Şairin Bir Anlık Tembelliğinde Gelen Sabah Döküntüleri
.I.
Bir serçe kondu pencereme
Gözlerinde hünerli yaşları
Bir an olsun dinleyin bu şairi
Sözleri mermerden beyaz bir kalafatın içinden çıkma
Peyler peyi iklim bozması
Fransız kumaşı sarılmış ellerine…
Sanki ülkem kırk birinden beri
— Amerikan tütünü sindirmiş
— Rodos heykeli benzetmesi kabulüm
— Bir anlık tembellik…
Bir zamanlar Akdeniz’e dökülürdü
Batıdan gelen emperyalistler
Hint denizini buldular
Kavşaksız kaldık
Fırtına bozması çocuklara hasret
Dilim, dilim çorbama doğradığım ekmek
İmalatı benden yabancı sermayeye döşsek
Elektrik verirken Bulgar’a şimdileri almak gerek…

Bir yandan içimde fırtına
Bir yandan Rus ka(pita) lleşmesi
İran rejimi diretmeleri
Boykot havadisleri, lokavt girişimcileri
Fitne fesat din üflükçüleri
Dil, edebiyat ibrikçileri
Bir de aklıma geliyor şimdi
Drunedev’in söylemleri
Anadolu
Diyor Drunedev
Anadolu
Elleri kınalı anaların
İki kirpiği ip gibi bağlanmış çocukların
Asırlar eskitmiş bereketin
Ve
Daima alınları terli
Yürekleri imamlı
Elleri nasırlı erkeklerin
Ve
Her daim hakkını alan
Bedensiz kısrak gibi ovarı sahiplenen
Özgürlükle bir kardeş yaşayan
Halkların
Anadolu…
Dere başlarında sefaletinden aç ölen
Bakımsız çocukların yaratıldığı
Gözü yaşlı anaların ağıt yaktığı
Devamlı haklı alın terine boğulmuş
Elleri nasıldan pancar kırmızı kan toplamış
Sömürülmüş
Küfre uğramış
Unutulmuş işçilerin
Anadolu…
Kendi tütününü işleyemeyen
Madenini çıkartamayan
Emeğine karşılık bulamayan
Amerikan beziyle gömülen
Anadolu…
Şimdi Anadolu…

Ve ben
Sabahla uğraşıyorum
Pencereme bir serçe konmuş
Acıkmış susamış
Bir an olsun dinleyin bu şairi…
Şairin bir anlık tembelliğinde gelen sabah döküntüleri

Bir Japon kadın
İpekten ince örülme şemsiyesi
Boyalı kamıştan yelpazesi
— Boyalı gözleri kirpikleri
— İklim bozgununda eylül serdedişleri
İzliyorum durmadan kırptığı gözleri…

II.

Bu coğrafyanın kadınları
Çizik zeytin
Kuru üzün hatsında
Nar gibi yanakları
Damarsız çınar gibi yalın gözleri
Ve
Asırlık Osaka ağaçları
Kirpiksiz kadınlar
— Şehvetli alımlı

III.

Ne Avrupalı
Nede bir başka iklimin hasadı
Her biri Asyalı
Orta ve uzak Asyalı…
Her biri tedirgin bakışlı…

Mütemadiyen zencefil kokusunda
Toros yalın bakışlı fırtınalar gebeliğinde
Bir çocuk gibi
Neredeyse ağlayacak
Nerdeyse tükenmiş
İskenderiye üzerinden ışık bakışlı
Teşbih gibi dizilmiş gemiler
Kızıl denizde hummalı bir hazırlık
Çöl aşüftesi bu
Bedevilerden sinsi kum uykularına…

Gecelerden şimşekli bulutlar hazırlıyorlar
Saatler yalnızlık vurduğu vakit düşecekler
Kara haramiler başkanlık ediyor
Ve
Bir Afrika ülkesinde yaşanıyor…
Kırmızı pabuçlar giyen çocuklar var
Tenleri güneşten kavrulmuş
Güneşten ateş çalan çocuklar var
Mırıltıları dahi kaçırmıyorlar
Altın yeleli çocuklar var
Çocuklar var
Çocuklar
Çocuk
-lar
Çocuk olamayan çocuklar var…
.IV.
Burons tenlerini kırmızı ışıklarda yakan
Lavur’un kadınları
Okyanuslar aşmış
Bir kıtaya isim veren keşişler
Ve
- Lavur’un kadınları
Mika arj ustanın parmaklarından akan Rönesans
Lavur müzesi karanlık
Ellerindeki fenerin ışıkları çarptıkça
- Eski bir şövalyenin altın zırhına
Korkudan donup kalan gece bekçileri
Ya şairler
Haydar paşa garını yazan şairler
Haydar paşa garını idama götürdüler
Koca garı asfaltlayıp ezdiler
Unutuldu
Ne bir biletçisi kaldı
Ne de doğu ekspresi
Bir görseydiniz garı
—bir görseydiniz…
Yerine minareler kurdular
Her mahalleye üçer üçer minare kurdular
Ufacık evler yaptılar
Her evin önüne bahçeler koydular
Bahçelere ağaçları dikmeyi unuttular

Her katında bakireliği kaybetmiş kadınların
Ve
Doksan beşinci katında intihara mübeşşir olan halkın
Gök kubbeleri, gökdelenleri
Kentler kurdular
Limanları yaptılar
Gemiler battı aldırmadılar…

.V.

Donezetti paşanın orkestrası
Her notada bir başka
Bir de anlayana
Sanki yağmur misali dökülüyor
Yağmur gözlerden dökülüyor…

Hairdesigner
24-08-08, 22:36
Şairsen anlarsın beni
Şimdi seni sevmeye başlıyorum desem anlamasın beni
İçinden gülüp geçersin belki
Belki bugüne kadar konuştuğun yalancı sevdalarla bir tutarsın beni
İlk defa bu kadar uzun cümlelerle yazıyorum şiirimi!
İlk kez bu kadar zorlanıyorum yazarken şiirimi!
Ben yabancıyım bu şehre mülteci
Sen mülteci ben mülteci
Susmalıyım beklide en güzeli bu değimli
Her sevdamın müfredatı bozuk
Dikiş tutmaz anlayacağın
Uslanmaz içimdeki çocuk
Görüyorsun hiç başlamadan aşktan kaçıyorum
Şairsen anlarsın beni mülteci…

İzmir koynumda gece yarım yanı yarım
Vakit daraldı artık sen gelirken ben gideceğim
Yapamam dayanamaya cam
Belki yüzünü görmeyeceğim
Sesini kulaklarıma takıp
İzmir anlatamayacağım sana
Affet beni mülteci bir ihanet daha dostluktan yana
Söz dinletemiyorum yüreğime ama
Gün geçtikçe dar geliyor yuvasına
Korkuyorum zor geliyor
Başlamak yeni bir aşka
Şairsen anlarsın beni mülteci

Sana değil ben kendime güvenmiyorum
Ya sevemezsen üzmek istemiyorum
Yedi kıta gibi seviyorum seni
Şiir gibi seviyorum
Bugün anladım
İzmir kokuyorsun duymadığım kokunda
İşte ondan İzmir gibi seviyorum seni
İçime İzmir olmak bu şiir nedeni
Şairsen anlarsın beni mülteci…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:36
Şarap

I. Şarap ve Kadın

En güzeli kadının
Hürmette kusur etmeyendir ikramda şarabı
Bir bakar gözlerine olurum sarhoş
Birde ayılırım içip şarabı

II. Şarap ve Aşk

Korkum değildir şaraptan
Ama tövbe senin yanında içemem
Onunla mazimiz eskidir
Hilâf gözlerinle onu kirletemem

III. Şarap ve Tanrı

Hem haram ettin şarabı
Hem dersin cennete altın kâseden sunacak huriler
Sen kararsızsan eğer
Ne yapsın yarattığın âdemler…

IV. Şarap ve İnsan

Ey oruç tutan Âdemin soyu
Tanrını gidip gören var mı âlemde
Dur hemen kızma; demen o ki tanrına söylese de
Şaraplık üzümü bu sene bol verse

V. Şarap ve Ölüm

Ölüm her an gelebilirmiş
Durun o zaman şu şarabı da içeyim
Belli mi olur çıkmaz isek sabaha
Vallah ziyan olur diye gözüm arkada giderim…

VI. Şarap ve Ahret

Ben bu dünyada sarhoş gezenim
Kılmayın cenaze namazımı benim
Olsa da cennetin cehennemin
Nasıl olsa ben şeytanı ayartıp gene şarap içerim…

Murat Gevrek
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:37
Şaşı Halit’in işi bu
Kim görmüş beni
Hümeyra ile geziyor musun? Öyle mi?
Yalan! şaşı Halit’in işi bu
Birde Basmane’de görmüşler
Güya Fevzi paşa bulvarına gidiyormuşuz
Çarşı lokantasına oturup
Öyle yemeği yemişiz…
Yalan!
Hande ile bir olup tezgâhlamışlardır
Şaşı Halit’in işi bu…
Güya bizi Bornova’dan almış bir taksi
Hümeyra’nın elinde bir gül varmış
Ben vermişim öyle mi?
Yalan!
Gözlerim sağır olsun
Kulaklarım kör…
Yalan!
Ellerinden tutmuşum
Pamuk helva yiyormuşuz
Geceyi Kıbrıs Caddesinde yapmışız
Sabah benim evden çıkmış kokusu
Gece seslerimizi duymuşlar…
Gündoğdu meydanında dans etmişiz
Ben ona aşk-i sena’da bulunmuşum
Şaşı Halit’in işi bu
Bilirim sende gözü var
Aklı sıra aramızı bozacaklar…
Gözlerim sağır olsun
Kulaklarım kör…
O gün ne Hümeyra’yı gördüm
Ne Basmane’yi…
Kim görmüş beni
Hümeyra ile geziyormuşum? Öyle mi?
Yalan! Şaşı Halit’in işi bu…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:37
Şehr-i İnsan
Yuları Pier Carden!
Şehr-i insan
Boğmaca, dizenferi atlatmış
Stresse yenik
Eksoz kokuyor üstü başı
Çoban dikenini ne bilsin
Asfalt çiğnemiş kunduraları
Nasır tutmamış avuçları
Kaleme müh-tela
Losyon sürer acıcık kızarsa
Aşk adamı kuru soğan sevmez
Hafiften cilalı
Şaşalı
Yuları Pier Carden
Şehr-i insan
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:37
Şiir


Müziğin eğitimi vardır ama şiirin yoktur. Konservatuarlar müzik eğitimi için ifa edilmiştir. Ama edebi-i ilmin yani şiirin dilin aşk-i hayat bulduğu bu sanat içten gelir gönülden…

Çocuk gibidir sevgi ister bir Japon gibi saygıya bekler. Şiirin mektebi olmaz mirin şiir alınmaz şiir satılmaz. Bir parçadır içimizde bu irfana ulaşan şair olur âşık olur dertli olur.

—ama maharet derdi ben yazmak değil derdi cihan yazmaktadır.-

Bir zamanların saray şairleri Nabi olsun Nefi olsun bunlar ben diye yazdıkları için unutulmuştur. Her şiirinde ben benim gibi temasal yazımlar olduğundan şiir sadece şairindir. Buna keza halk şairleri Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Karacaoğlan, Orhan Veli Kanık ve hatta Nazım Hikmet bunlar hep imgesel yansımada biz diyen şairlerdir bu şairleri büyük yapan ölümsüzleşen edebi ve ebedi yaşam veren bu bakış açısıdır bencil olmamalarıdır...

Şiir ki yazar geçmişi şiir ki bu günü anlatır şiir ki beni bizi bizleri anlatandır...

Her neslin kendi şiiri vardır. Nazım Hikmet'e kadar garipsi akım ve beş hececiler, yedi hececiler, aruz fazlı gibi salt şiir sistemleri vardır bunlar dönemlerinin güzide eserleridir. Nazım Hikmet’ten sonra serbest nazım dediğimiz günümüzün şiiri Türk edebiyatına girmiştir. Bu süreç şiiri daha bir dille bağdaştırmış ve tabularından koparmıştır. Bunla beraber ters tepki denen arabesk anlayışı şiirin içine çekmiştir. Ben kişisel olarak arabesk şiir kavramını katiyen kabul etmeyen bir insanım...

Aziz Nesil'in bir sözünü söylemişti geçenler bir şair dostum Türkiye'de her 3 insandan 5'i şairdir demiş Aziz Nesil ne kadar doğrudur bu. Ama her 5 şairden 4'ü aynı imgelerle yazdıkları için sadece 5 şairden 1'i okunur.

ilk kitabım için yayın evine müracaat ettiğimde 67 adet şiir kitabı müracaatının olduğunu öğrendim bu gerçekten beni baya bir mutlu etti başta bu kadar şiire değer vermek ve bu denli şairane ruhlu bir halkla iç içe bulunmak beni baya bir keyiflendirdi. Lakin en son sadece iki kitabın kuruldan geçmesi beni baya bir düşündü en son dayamadım ve sordum. Bunun üzerine Sayın Armağan Ünlü'nün verdiği cevap;

Adam bir kızdan ayrılıyor ya da erkekten alınıyor eline şiir diye yazıyor hepside aynı şeyleri yazıyor siz kendi yazdıklarınıza para verip alıp okur musunuz? Demişti.

Ne kadar doğru bir tespit ve anladım ki şiir ben olmayı kabul etmiyor. Şiir’i öğreten hayattır mirim. bence eğer şair olacaksanız şiir sevin ve saygı duyun o bu sevginin de saygınında karşılığını verir ama şiir kendinizi rahatlatmak için bencilce menfaat karşılığı sevmeyin gerçekten sevin sahte sevilerinizi kaldıracak kadar sevgiye aç değil şiir....

Saygılarımla H.Xian Nakata...
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:38
Şiir vardı
Şiir vardı
Sırtına oğlunu sarıp tarlada tütüne giden ananın kokusu gibi
On dördüne yeni girmiş kızın gövdesinden göğüslerinin patlayıp çıkması gibi
Ve emzirmesi gibi suna gelinin Mehmet bebeyi bağ çardağında
Şiir vardı
Otogarda vedalaşmak gibi
Ve öpmek gibi on yedisinde Dudu ninenin elini
Sarılmak gibi toprağa…

Şiir vardı
Soğanca’da gazete kâatına sarıp içmek gibi şarabı
Ve eğilip alın telinden öpmek gibi sevgilini
Ve tarladan kaldırırken buğdayı alın terini temizlemek silmek gibi
Çeliğe şekil vermek
Ve akşam vardiyasına kalmak gibi otomobil fabrikasında
Ve bir sığara alevlendirmek gibi olgun bir soğanı kırıp cücüğünü yedikten sonra…

Şiir vardı
Sokakta misket oynamak gibi
Saklanmak gibi saklambaç oyununda ebeden
Ve bir çocuğun ilk kitabını alıp okuması gibi
İlk kez yazması gibi
Ve ağlamak gibi karanlıktan korkarak
Ve yaşamak gibi gerçek şiir vardı…

Şiir vardı
Morzart’ı dinlemek gibi bir Salı sabahı
Neyzen’i anlamak gibi
Ve aynı dilden yazdığı şiirlerini okumak gibi Nazım’ın
Ve Münir Nurettin Selçuk Efendi ile bir kadeh rakı içmek gibi karşında bir Dali…

Şiir vardı
Hiroşima’da ölmek
Somali’de açlık çekmek
Gazne’de dilenmek gibi…

Şiir vardı
Şair Eşref bulvarında Liseli kızlara asılmak gibi
Rugan pabuçlarını boyayıp fiyaka atmak gibi
Bana sorarsanız ölmek gibi yaşamaktan öte yeniden var olmak gibi
Yürümek gibi karanlığın üzerine
Ve Ganji’nin Katanası çekmek gibi ihanetin üzerine…
Ve küfretmek gibi sabaha karşı parmağında ki dikene…
Şiir vardı…
“…………”şimdi”……….”
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:38
Şiire İmge Adaptasyonu


“Sen hiç hayat penceresinden dışarıya baktın mı?
Ben bir kere baktım, canım çok yandı
Karşımdaki bir felaketin aynasıydı
Ağlayanlar, korkanlar, şaşıranlar,
Gülenler, çirkin kahkahalar…
Aklına gelebilecek her şey vardı orada
Ama neden acı daha baskındı
Bir gülen varken on ağlayan vardı
Herkes kendi menfaati için çaba harcıyordu
Hayat denilen şey böylemiydi?
Ben buranın adını koydum
MENFAAT DÜNYASI…
Başkaları acı çekerken gülmek bu kadar kolay mıydı?
Fark ettiğim bir şey daha vardı
İnsanların yüzleri yalanlarla kirlenmişti sanki…
Ya bizimkisi? ”

Şiirde imge birçok duyguyu tek bir kelime ile bitümlemedir. Gözyaşı yağmura benzetilir örneğin yahut ölüm karanlık bir sokakta üşümektir… Şiirin asıl tadını ve dilin kullanılışını ortaya çıkaran bir nevi dile kalite veren unsurdur imgelemek. Ayrıca şairin kalitesini ve becerisini hatta hayal dünyasını ortaya döker.

İmge şiirin asıl vurucu öğesidir. Şiir üç ana unsurdan oluşur imge, vurgu ve konu bütünlüğüdür. Dilin sadeleşmeden sıyrıldığı ve kendini okuyucuya bir zekâ abidesi seklindi sunmasıdır imge.

Ama şiirde imgeleme nasıl olmalıdır. Her imge okuyucuyu doyurur mu? Şimdi bu sorunun cevabını bir şiir üzerinde uygulamalı olarak görelim…

“Sen hiç hayat penceresinden dışarıya baktın mı?

“hayat pencereden” yaşamın normal sıradan bir ev penceresine benzetmesi burada. Bütün bir mısra ele alındığında şu şekilde bir imge değişikliği yapabiliriz… “ Siz hayat pencerenizden hiç baktınız mı? Dışarıya! ”, “sen” yerine “siz” hitabı “hayat penceresinden” yerine “hayat pencerelerinizden” çoğul bir hitap ile bireysel bir öğe yaratmak.

“sen hiç hayat penceresinden dışarıya baktın mı? ” cümlesinde hitap ikinci tekil kişiye ama imge çoğu diğer bir deyişle pencereden bakan sensin ama pencere herkesin. Bu imge bence doyurucu değil. Çünkü hayat her insen farklı bir anlam ve şartlar, olanaklar tahsis etmiştir.

“Ben bir kere baktım, canım çok yandı
Karşımdaki bir felaketin aynasıydı
Ağlayanlar, korkanlar, şaşıranlar,
Gülenler, çirkin kahkahalar…
Aklına gelebilecek her şey vardı orada
Ama neden acı daha baskındı
Bir gülen varken on ağlayan vardı”

Şiirin sadeliği sıradanlık yaratır günlük konuşmadan daha öteye geçemez buna keza şiir dilin giyindirilmiş halidir yani üzerine uygun ve yakışan elbiseler giydirilmelidir. Örneğin yukarıdaki şiiri ele alalım ve bir imge adaptasyonunda bulunalım…


“Ben bir defa baktım kendi penceremden
—bir tuhaf oldum!
Bir felaketin aynasından yansıyordu yaşam
Ağlayan insanlar, korkanlar, insanlar şaşırmış gibiler…
Gülenler büyük boş bir hangara kapatılmış
Gülücüleri boş duyarlara çarpıp çirkin birer kahkaha gibi yankılanıyor…
Aklının alabileceği her makamda
Her gülen ses sanki bir lokomotif
Ardı sıra almış onlarca acı vagonlarını.”

İmgeler şiirde bütünlüğü sağlar ve konu anlatımını kuvvetlendirendir. Gülücüklerin boş bir odanın içinde yankılanırken acı seslere dönüşmesi gibi veya kıtanın sonunda hayatın bir tiren olduğunu ve gülümsenin bunun lokomotifi ancak ardından gelen zamanda yani vagonlarda her zaman acı yüklü olduğunu anlatmak gibi. Şiir farkı aslında budur;

“Her gülen ses sanki bir lokomotif
Ardı sıra almış onlarca acı vagonlarını”



Buradaki aslın duygu günlük konuşma şeklinde “her mutluğun ardından mutlaka acı günler gelir” yada atasözü olarak “çok gülen çok ağlar” ama şiirde ustalık bu sözlüğü yaymak ve anlatımı üzerine bastırak dilin nimetlerini kullanarak sunmaktır. Şiirde bu duyguyu dışı güzel içi boş bir elmaya yahut ambarlarında acı taşıyan bir transatlantik’e bile benzete biliriz. Bu örnekler çoğaltıla bilir bunun sınırı sadece şairin zekâsı ile sınırlıdır…



“Herkes kendi menfaati için çaba harcıyordu
Hayat denilen şey böylemiydi?
Ben buranın adını koydum
MENFAAT DÜNYASI…
Başkaları acı çekerken gülmek bu kadar kolay mıydı?
Fark ettiğim bir şey daha vardı
İnsanların yüzleri yalanlarla kirlenmişti sanki…
Ya bizimkisi? ”



Şiirin sonlarına doğru imgeler artık kendi yolunu tamamen bulmalıdır. Anlatım yorgunluğun sıyrılıp kelimeler artık bir askeri birlik gibi safta tek sıraya girmeli ve yerlerini ezberlemişçesine yerlerine oturmalıdır. İmgeler şiirin başlangıcından sonra bir nehir akar başlangıç nasılsa aynı nehir tadında devam eder…

“ İnsan maddiyat kadavrasının telaşında
Peki ya hayat hep böyle midir?
Ben koydum adını
Hayat hep bir Menfaat Dünyası’nda yaşanan mıdır?
Her insanın telaşı bir mutluluk koparmak bir başkasının acısından
Bir de var
Bakınca parlak gözlerin ardındaki karanlığa
İnsanların yüzleri kirlenmiş yalanlarıyla

Ama ya benim ki
Ama ya bizimki…”


Şiiri toplarsak iki şiir arasındaki fark açıkça hissedilir.

ilk hali

Sen hiç hayat penceresinden dışarıya baktın mı?
Ben bir kere baktım, canım çok yandı
Karşımdaki bir felaketin aynasıydı
Ağlayanlar, korkanlar, şaşıranlar,
Gülenler, çirkin kahkahalar…
Aklına gelebilecek her şey vardı orada
Ama neden acı daha baskındı
Bir gülen varken on ağlayan vardı
Herkes kendi menfaati için çaba harcıyordu
Hayat denilen şey böylemiydi?
Ben buranın adını koydum
MENFAAT DÜNYASI…
Başkaları acı çekerken gülmek bu kadar kolay mıydı?
Fark ettiğim bir şey daha vardı
İnsanların yüzleri yalanlarla kirlenmişti sanki…
Ya bizimkisi?
Siz hayat pencerenizden hiç baktınız mı? Dışarıya!


Düz. hali

Ben bir defa baktım kendi penceremden
—bir tuhaf oldum! Bir felaketin aynasından yansıyordu yaşam
Ağlayan insanlar, korkanlar, insanlar şaşırmış gibiler…
Gülenler büyük boş bir hangara kapatılmış
Gülücüleri boş duyarlara çarpıp çirkin birer kahkaha
—gibi yankılanıyor… Aklının alabileceği her makamda
Her gülen ses sanki bir lokomotif
Ardı sıra almış onlarca acı vagonlarını.

İnsan maddiyat kadavrasının telaşında
Peki ya hayat hep böyle midir?
Ben koydum adını
Hayat hep bir Menfaat Dünyası’nda yaşanan mıdır?
Her insanın telaşı bir mutluluk koparmak bir acısından
Bir de var
Bakınca parlak gözlerin ardındaki karanlığa
İnsanların yüzleri kirlenmiş yalanlarıyla

Ama ya benim ki
Ama ya bizimki…”



Saygılarımla Murat Gevrek...
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:41
Şiirin Anatomyası (Bölüm I)
Şiirin Anatomyası (Bölüm I)

I. Şiir üzerine Fermantasyon Hesapları…

Önce sözcükler var oldu
Başlıklar henüz yoktu
Sözcükten beyit var oldu
Beyitten kıta
Kıtadan şiir
Şiirden kitaplar oluştu…
Başlıklar halen yoktu…

Bir bir imgeleri doğurdu kalem
İnerken ruhun derinliklerine
Bir nehir gibi akarken dilim
Bir masal misali anlattı insanı dilim…

Önce gözler var oldu
Gözler gördü insanı okudu
Dudaklar ortada yoktu
Eller kaleme yoldaş oldu
Kalem kâğıda kara sürdü
Karadan beyaz düşler doğurdu…
Diller sonradan yola koyuldu…

Şiirden doğdu türküler
Şarkılar doğdu şiirden birer birer
Tarihi zabta alan oldu şiirler
Yalansız, ödünsüz şehitti şiirler…

Tarihin fermantasyon denklemi
Dilin ikinci kuvveti
Sabit pi sayısının edebiyattaki yeri
Doğururken bir bir imgelerini
Kangren oluyor şimdileri…


II. Aşkın Fotosentezi

Kara bir bulut gibi çöktü
Güneşi örtü
Güneş gözlerini yumdu
Bırakın biraz nefes alsın
Ayrılık, hüzün, hasret
Aşkın fotosentezi durdu
Şiirin fotosentezi durdu…

Karanlık da çiçekler büyütülmez
Bir kumral güvencin gibi olmalı aşk
Yağlı göğüs çarklarındaki karanlık değil
Bırakın diyorum
Bırakın
Kara bir bulut gibi güneşi kapatmayın
Çekilin güneşin önünden
Aşkın fotosenteze ihtiyacı var…

III. Çitlembik Sentezi

Çıtı pıtı kızlar
Ve
Don ki şot, Servantez
Yanlış yazdım biliyorum
Bilerek yalnız yazdım zaten
Dil bu ya
Bana ne ecnebinin yazdığı şekilden…

VI. Kırmızı Bülten Ve İrlanda Tarla Faresi

Çıkarsın artık kafasını delikten
İrlanda tarla fareleri
Güneşi görsün
Bahar gelsin isterim şiirlerimize
Bahar şenlikleri gibi yakalım ateşleri
Meyvelerimiz bol olsun
Toplasın bizden sonra gelenler
Aslı yazalım
Lakin keremin Aslı’sı değil
Kendi aslımızı yazalım…

Çıkarın artık kafalarınızı deliklerinizden
İrlanda tarla fareleri dahi çıkarsın
Güneş dışarıda
Güneş parıldıyor
Kırmızı bir bülten sarmış hayatı
Yazmalı insanı, savaşı, doğayı
Çalanı, hırsızı
Vuranı gelinciği dalında
Gözleri kapalı insanlığın ırzına geçeni
Görevin ne ki…

Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:42
Şiirin Anatomyası (Bölüm II)
V.Eylül Denklemi

Doğduğundan beridir ölüme gidiyor insan
Zamanı durdurmak mümkün değil gülüm
Bir zaman takvimler
Kuru yapraklı bir ağaçlar
Kuru yapraklar gibi düşüp gidiyorlar

Bizden önce vardı gidenler
Bizden sonrada olacaklar
Bir ne ilk olduk
Ne son oluruz
Düştükçe takvimlerden kuru yapraklar

Durdurmak olmaz zamanı
Yağlı bir çark gibi akan iştahını
Geride bırakılan
Bir tatlı kelam…

VI. Suç Aletim

Şair Eşref bulvara her gidişimde
İki polis takılıyor peşime
Lozan meydanında durduruyorlar beni
Üstümü arıyorlar
Arıyorlar

Cebimden çıktı cinayet aleti
Parmak izlerim var üzerinde
Bir Japon’un katanasından daha ölümcül
Yüz yirmi sekiz sayfa biri
Bir kurşun kalem diğeri…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:42
Şiirlerde De Olsa
Asi yüreğim;
Çocuk gülümsemeleri arasında
Yalnızlığı yaşamakta
Kimi zaman yalnızlığı
Bazen seni, bazen ise ayrılığı
—bizi anlatmakta
Şiirlerde de olsa…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:42
Şiirlerim ol…
Kanatlarında kaldı selamım
Seksen yedi yazında
Yağmur giymek en çok sana yakışıyor aslında
Ha birde masamdaki rakıya küfretmek
Potasyum yirmi beşi vuruyor
Kükürt desen almış başını gidiyor
Vitrinlerde renkli cam bebekler
Liberal çizgileriyle sosyalist yalanlar çiziyor
Tele vole gençliği gündem oluşturuyor
Sol oluyorsun içimde
Anadolu oluyorsun
Çığlıklarım feryatlarım kayboluyor
Haber değeri bile olmayan metinlerin içinde
Sen sessizlik oluyorsun…
Ah gülüşü yaralım
Umutları neticesiz kefen bezine sarılım
Sen değimlisin eylülde kol kola girdiğim
Alıp giden beni nezarethanelerden
Gel de şimdi benim vatanım ol
Yitik yitik sosyalist gülümsemeler beslediğin tarlalarında
Anadolu’m ol…
Ellerime kelepçeler vurulsa da uzattığım çiçeklerim
Darağacındayken boynuna geçirilen ilmeği
Düğümlerken elleri titremeyen cellâdım ol…
Gel de şiirlerim ol…
Çünkü
Yağmur giymek en çok sana yakışıyor
Ha birde maç saatlerinde kumanda için kavga etmek…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:43
Şimdi yasaklanan kitapların gölgesinde eziliyorsun…
Şimdi yasaklanan kitapların gölgesinde eziliyorsun…
Benim de inancım var
Bu nasıl dünyadır hak diyenin koluna kelepçe vurasın
Size söylüyorum Karşıyaka’nın kızları
Denizden yetim balıkçılar
Taksi şoförleri
Bu aymazlık niye
Size söylüyorum
Pazarcı esnafları
Çiftçiler
Bu aymazlık niye…
Nerede bizim türkülerimiz
Nerde Anadolu’da sırtlarında mermiler taşıyan kadınlarımız
Nerde şeyh Bedrettin
Meçhul asker
Bu aymazlık hayatın nesine…

Bir zamanlar Deniz Gezmiş’i
Bir zamanlar Mahir Mahir Çayan’ı astılar
Sen sustun
Bir zamanlar Nazım’a vatan haini dediler
Dünya sahip çıktı
Sen gene sustun
Bu gün bu feryat figan niye
Yeni mi akıllandın
Şimdi yasaklanın kitapların gölgesinde eziliyorsun

Sen değil misin?
Türkülerini unutan
Sen değil misin?
Kitaplarına yüz çevirip
Yazarları yok eden…
Sen değil misin düşünürken kelepçe vurulanlara ardını dönen
Özgürlükler kısıtlandığında hak veren
Destek olan
Şimdi anlıyor musun beni yıllardır niye bağırırım
Niye inadına yazarım
Neyi inadına anlatırım
Sen değil misin kulaklarını kapatan
Benim dinsizliğimin övünerek provokasyonunu yapan…
Benim İnancım var
Ben bu vatanın evladıyım
Ben: Çanakkale’de 3 milyon şehidin yoldaşıyım
Ben seninle yetiştim
Sofranda ekmeğini yedim
Satırlarımda seni yazdım
Çileni anlattım
Sen benim özgürlüğüme kep vurdum
Şimdi yasaklanan kitapların gölgesinde eziliyorsun…

Ben halkımı hak bilirim
Dedikleri deli benim
İnadına şimdi şiirlerim
Bütün ömrümce yalnız kalmanın inadına
Unutulmanın inadına
Nazım Hikmet’in yuhalanışının inadına
Atatürk’e karşı duranların inadına
Özgürlükleri elimizden alanların inadına
Şimdi beni anlıyorsun ama
Sen yasaklanan kitapların gölgesinde eziliyorsun…

Şimdi bekleme benden senin yanında olmamı
Ben sustum
Beni susturdular
Beni yasakladılar
Sen sustun beni yasaklayanlara
Ben yasaklıyım
Bekleme senin yanında olmamı
Ben konuşmaya korkar oldum
Ben vatan hain’i denmekten gocunur oldum
Ben magazin dergilerinden öğrenmedim
Anaların güzelliğini
Ben kucaklarında çocuk taşırken de yazdım anaların güzelliğini
Ben Televole’lerle Atatürk’ün erdemlerini
Ben cephede savaşırken de yazdım Atatürk’ün erdemlerini
Ben edebiyatım ben kültürünüm senin
Anadolu’yum ben
Sen beni unutturanlarla bir oldum bir oldun
Beni unuttun
Revadır bu şimdi sana
Şimdi yasaklanan kitapların gölgesinde eziliyorsun…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:44
Tameâdût

İtirazım yarar mı ki bu hayata
Yaşanılanlara yaşanılacaklara
Durulur mu deniz durul desem
Ya da desem gökyüzüne artık yağma…

Gitme desem sevgiliye kalbimden
Kalır mı ki orada
Dur desem artık bu aşkı desem ki yaşa
Yaşar mı ki benimle gelir mi sonsuza…
Tuğba Barbar

Bir yaprak düştüğü denize
Dalga yoksa ulaşır mı sahile
Dur desende zaman durmaz elbet
Kavuşmalar olmasa bu hasretler ne diye…

Gitme desende söz dinler mi sence
Zaman hasret yüklü bir kervan ise
Aktıysa gönlüm eleğinden aşkın balı
Tortu kadıysa geride…

Diremek ne faidasız bir yorgunluk
Kuşanmışsa sevgili hasret kılıçlarını
Dur dersen durumu yaşar mı aşkı sende payını
Harcar mı gönlü bir başka denize yelken açtıysa senle zamanı…

Ya sevmeyi bileni sev
Ya da sevgiye sen diyeni…


Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:44
Tanrı
Olmayanın sorumlusu
Düşlerinin umudu
Aklının oyunu…

Ve beceriksizliğinin suçlusu…

Bense;
Her kabahati kendimde arıyorum
“Ne Tuhaf”
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:44
Tarihin Cenneti
Keops, Kefren, Mikerinos
Gölgelerine yamaşmış akan Nil nehri…
Üç bin yıllık bekçisi Sfenks…
Mısır’ın burunsuz kedisi…
Tanrıların terk ettiği toprak mısır…
Tüm heybetiyle Akdeniz’e açılan kapı İskenderiye feneri…
Toprağın da halen tutankamon'un teri…
Higeroflikleri ile tarihine yenik gizemi…
Buğusuna, düşüne kapılmamak elde mi…
üç bin yıllık tarihiyle RA'nın gözleri…
Devsinde gene bedevi…
Vahalar çöllerinin yalancı cenneti…
Klopatranın süt banyosundaki essiz güzelleşmesi…
Mısır tarihin cenneti…
Sezar’ın sinmiş zamanla nefesi…
Ramses yalnız suskun şimdi…
Yalnız krallar vadisi…
Üç bakışla tarihin en cafcaflı dönemi…
Görüşte hayran kalmamak elde mi…
Keops, Kefren, Mikerinos…
Helen sırlarıyla anlaşılamayan mısırın gerçeği...
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:44
Tarzım Değil
Sabahçıyız bu gün
İçecek bir şişe daha var
Yazılacak bir şiir daha
Anlatacağım birkaç öykü var
Sabahçıyız bu gece
Seninle güneşi bekleyeceğiz…

Ben gitmem merak etme
Sofra daha yarım
Tarzım değil anlıyor musun?
Koy bir bardakta benim için
Gece uzun
Hadi durma içelim…

Kırgızsıztan’da darbe olmuş bu gün
Askeri değil sivil
Irak’ta her gün olay
Alabildiğine rezil
Sen boş ver
Koy müzik benim için
Doldur bir kadeh
Hadi içelim
Biz gene içelim…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:45
Tekbiri Düzeltme

Haydarpaşa garından bahsediyordum
Bir cümlelik gaflet olsun bu
“oğlum; gara bir şey olmadı yerinde duruyor”…

Duruyor abi duruyor
Gördüm
Yerinde duruyor
Durmak bu ise duruyor
Unutulurmuş
İtilmiş, gömülmüş uykusuna duruyor
İdamını bekliyor
Biliyorum
Yıkacaklar garı
Galataport gibi bir ecnebinin cebine koyacaklar garı
Yani başında ki limanın gemileriyle idam edecekler…
Gördüm
Nice şairin yazdığı Haydarpaşa garını
Çay demlemiş denize karşı oturuyordu
Bir anda okuduğum şiirler aklımdan geçti
Yapayalnız kendi kendine konuşuyordu
Vuracaklar abi
Haydarpaşa garını
Bunu sende biliyorsun…
Bir ecnebinin cebine koyacaklar Haydarpaşa garını
Yerine yüksek binalar yapacaklar belki
Belki ufak kültürlü evler
Hiç biri kültürlü olmayacak onun nazarında
Yüzyıllar var duvarlarında
Asırlık duvarların…
Çatlamış ve yosun tutmuş yorgun duvarlarında
Nice şair yazmış adını satırlarına
Ben özleyeceğim
Şairler özleyecek Haydarpaşa garını
Şimdi çay demlemiş oturuyor denize karşı
Bunu sende biliyorsun abi
Yıkacaklar Haydarpaşa garını…

H.Xian NAKATA….
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:45
Ten Ten Bili Bili
Ufacık gözlerine sabun kaçmış
Plastik ördekten fazla çığırıyor
Hop bir iki üç dört
Oy ten ten bili bili
Bıdır bıdır bir çocuk cıbı cıbı yapıyor
Ha gayret bitiyor yavrum
Anan kalmış terler içinde
Köpükten balon yapıyor
Bin türlü maskaralık ifade nafile…

Cıbı cıbı bitince
Emme mama saati
Hadi sonra atta gittik nini vakti
Saldık bostana danayı
Girsin yesin ne varsa garı
Hop bir iki üç dört
Oy ten ten bili bili…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:46
Terk Ediliş
Bir ses…
Yorgun bir nefes
Sarkık bıyıkları kilitli dudaklarında
Birkaç kelimeye olmuş kafes…
Düşünür
Bir yanını bulamış çamura
Ellerinde bir Latince sözlük
Birde mızıka çalar ıslık gibi bir şey…

Dur
Dur, orada nefesin buz gibi
Gözlerin yorgun
Her cümle tedirgin bir hıçkırık gibi dökülür dudaklarından…
Ve bir kimlik bulursun
Daralır şehrin sokakları
İzbe karanlıklar soğuktur
Ve
Terk edilişin inanılmaz ağrısını çekersin
Durmuş gibi rüzgâr
Yürümek geçer içinden
Düşürürsün ellerinde ki Latince sözlüğü
Islak bir kaldırım üstüne
Ve
Bir çocuk çığlık atar içinden
Ağlamak gelir girer ardına
Ama aynalarda yalnızlık öyle soluktur ki o anda
Birden irkilir, terler, anlarsın ki
Sevmişsin onu…

Ve bir ses
Ve soğuk bir nefes
Ve cümleler takılır dişlerinin arasına
Ve duyarsın içinde ki çocuğu
Dövüp, dövüp ağlatırsın…
Ne fayda…

Yalnızlığın yüzü soluktur aynada
Çünkü gözlerin pas tutmuş
Çünkü gözlerin karanlığa alışmamıştır daha…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:46
Toprak
Neylesem aşığın sazını
Dertlinin muhabbetini
Bir zerre tohumdur yâd eden
Dolsam katar katar keder
Bir parça olsa alıp gider mi?
Yar dediğim…

Ben değilim Mecnun
Sen ise Leyla
Ferhat’a Şirin’e selam yolla
Ne etsem gecem hüzne boğula
Gelip de hüznüne derman arar mı?
Yar dediğim…

Salsam yollarına haber
Düşsem yataklara Kerem’den beter
Kurulsa topraktan evler
Güler mi acep Murat’a?
Yar dediğim…
Murat Gevrek

Hairdesigner
24-08-08, 22:47
Töre
Bir öküz kestiler Cumali Hoca mezrasında
Yedi poşiyi kanına buladılar
Yedi er erkek yedi, yedi tastan öküzün etini
Yedi yemin etti yedisi birden yedi dilden…
Töre böyle…

Yedi mermi verdiler yedisi de yedi el ateş etti
Yedi er erkek yedisini de vurdu
Yedi kere öptüler allından
Yedi gün aç bıraktılar kundakta ki bebeyi
Töre böyle…

Yedi er erkeğin vardı bir bacısı
Yedi cihandan güzel
Yemişlik ağanın yedinci karısı
Yedi er erkeğin bacısı…
Töre böyle…

Yedi koyun ödemiş ağa
Yedi köyün güzeline
Yedi gün dayanmış yedi köyün güzeli
Yetmiş yedi işkenceye
Töre böyle…

Yedinci gün kaçmış
Celo ile yedi sırma yedi bohça yedi düğüm
Yedi er erkek duymuş
Yedi tüfek kuşanmış bele
Töre böyle…

Yedi düvele haber etmiş yedi er erkek
Yedi gün sonra gelmiş haberi
Yedi mermi sıkmışlar
Yek güzelin yek yüreğine
Töre böyle…
Murat Gevrek