PDA

View Full Version : Medical Sözlük



yzx
15-08-08, 16:48
Alıntıdır...


Kısa Terim Sözlüğü için bkz: Tıp Terimleri Sözlüğü (http://forum.kanka.net/showthread.php?t=18169)

D (http://www.msxlabs.org/forum/ext.php?ref=http%3A%2F%2Fwww.medikalsozluk.com%2Fd ahiliye%2F)ahiliye (İç Hastalıkları) > Ağrı, Akdeniz Anemisi, Alerji, Anemi, Baş Dönmesi, Şeker, Diabet, Gastrit, Guatr, Hemofili, Hepatit, İshal, Kabızlık, Kalınbağırsak, Kanser, Karaciğer Kanseri, Kist, Lösemi, Şişmanlık, Obezite, Romatizma, Sindirim Sistemi, Terleme, Ülser (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140)
Kadın Hastalıkları (Jinekoloji) > Kadın, Aybaşı, Adet, Rahim kanseri, Bel soğukluğu, Meme kanseri, Menapoz, Frengi, Düşük, Anne Sütü, Doğum, Gebelik, Hamilelik, Kürtaj (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140)

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a1.jpg
Çocuk Hastalıkları > Çocuk, Akdeniz Anemisi - Talasemi, Alerji, Apandisit, Astım, Ateş, Boğmaca, Bronşit, Çocuk felci, Egzama, Ergenlik, Havale (Nöbet), İdrar kaçırma, Kabakulak, Kızamık, Lösemi, Nezle, Öksürük, Zatürre, Pnömoni (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140)



Kulak Burun Boğaz (KBB) > Anjin, Bademcik iltihabı, Boğaz ağrısı, Burun, Farenjit, Gırtlak, Horlama, Kulak iltihabı, Saman nezlesi, Sinüzit (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140), Tükürük Bezi, Uçuk, Vertigo, Baş dönmesi

Kalp Damar > Kalp, (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140) Damar, Aort, Damar sertliği, Hipertansiyon, Yüksek tansiyon, Hipotansiyon, Düşük tansiyon, Kalp krizi, Kalp yetmezliği, Taşikardi, Çarpıntı
Enfeksiyon Hastalıkları > Enfeksiyon, Bağışıklık, İmmünite, Dizanteri, Çiçek hastalığı, Kuşpalazı, Difteri, Grip, Sarılık, İshal, Kabakulak, Kuduz (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140), Mantar, Şarbon, Tenya, Tifo (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140), Tetanoz, Uyuz, Veba, Zona
Cerrahi > Apandisit, Fıtık, Gangren, Basur, Hemoroid, İnce bağırsak, Kalın bağırsak, Karaciğer, Mide, Safra kesesi

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a8.jpg

Nöroloji > Ağrı, Alzheimer, Baş ağrısı, Fıtık (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140), Beyin, İnme, Felç, Nevralji, Menenjit, Migren, Parkinson, Sinir Sistemi, Vertigo, Baş dönmesi
Dermatoloji (Deri Hastalıkları) > Akne, Bel soğukluğu, Deri kanseri, Egzama, Mantar, Nasır, Saç dökülmesi, Sedef Hastalığı, Psoriasis, Siğil, Sivilce, Uçuk, Uyuz, Vitiligo, Zona (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140)
Ortopedi > Artrit, Ayak bileği, Bacak, Bel, Boyun, Fıtık, Kalça ağrıları, Kas, Kemik, Kırıklar, Omurga, Omuz, Romatizma, Siyatik, Topuk
Üroloji (Bevliye) > Bel soğukluğu, Böbrek taşı, Erken boşalma, Frengi (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140), İktidarsızlık, Kısırlık, Mesane, Penis, Prostat, Testis
Göğüs Hastalıkları > Göğüs, Akciğer kanseri, Astım, Boğmaca (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140), Bronşit, Nefes darlığı, Zatürre (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140), Pnömoni, Tüberküloz, Verem

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a3.jpg

Psikiyatri > Depresyon, Hipnoz, Fobi, Kekemelik, Stres, Şizofreni, Uyku bozukluğu, Uykusuzluk

Göz Hastalıkları > Göz, Astigmatlık, Arpacık, Daltonizm, İris iltihabı, İritis, Katarakt, Kornea, Miyop, Retina

Ağız ve Diş Hastalıkları > Diş, Ağız kokusu, Diş ağrısı, Tartar

Vüdudumuz > akciğer, anüs, ayak, bacak, bağırsak, baş, beyin, bilek, boğaz, boyun, burun, dalak, damar, dil, dirsek, gırtlak, göğüs, göz, ince bağırsak, kaburga, kalın bağırsak, kalp, karaciğer, kulak, mide, omur, pankreas, parmak, penis, rahim, sinüs, tırnak, vajina, yemek borusu, yutak


Dahiliye (İç Hastalıkları)

İç hastalıkları departmanı çocukluk çağını aşmış bireylerin iç organ sistemleri ile ilgili incelemeleri yapar. Bu sisteme ait organların fonksiyon bozukluklarıyla ilgili teşhis ve tedavi hizmetini verir. Bunun yanı sıra sağlık hizmeti verdiği her bireyi kendisini hastalıklarda koruması için alınması gereken önlemler konusunda bilinçlendirir ve yönlendirir.

Genel dahiliye tıbbın tüm klinik branşlarına temel teşkil eden bir disiplindir. Sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların büyük çoğunluğunun problemleri iç hastalıklarının ilgi alanına girmektedir. Üst ve alt solunum yolu hastalıkları, hiper tansiyon, mide-bağırsak sistemi hastalıkları, böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı, romatizmal hastalıklar gibi çok geniş bir skalayı kapsar.

İç Hastalıkları Bölümü Alt Birimleri

1. Acil Dahiliye
2. Romatoloji
3. Gastroenteroloji
4. Hematoloji
5. Nefroloji
6. Göğüs Hastalıkları
7. Endokrinoloji
8. Enfeksiyon
9. Dahili Yoğun Bakım
10. Check-up ve koruyucu hekimlik

Kadın Hastalıkları (Jinekoloji)

Jinekolojik Kontrol ve amaçları

Amaç: Jinekolojik kontroller ülkemizde halen rutine yerleşmemiştir. Yani birçok kadın hala bir problemi olduğunda jinekologa gider. Bu kontrollerin amacı özellikle rahim ve yumurtalıklarla ilgili sorunları ortaya koymak ve varolan sorunların takip edilmesidir. Bilindiği gibi rahim ve yumurtalıklar karın içinde yerleşmiş organlardır ve sorunları her zaman bir belirti vermeyebilir. İlaveten her ay sürekli değişim gösteren bu organlarda erken devrede saptanan sorunların önüne geçilmesi daha kolay olmaktadır.

Ne zaman başlamalı ve ne sıklıkta yaptırılmalıdır ?

İlk adet kanaması olan kızların senede bir defa kontrolü yeterlidir. Evlenmiş veya cinsel yaşamı başlamış olan kadınlarda ise 6 ayda bir jinekolojik kontrol yaptırması önerilmektedir. Herhangi bir sorun açısından takip yapılıyorsa bu aralıklar hekim tarafından sıklaştırılabilir.

Jinekolojik kontrolde hangi organlar kontrol edilmektedir?

Jinekolojik muayenede vagina dış ve iç bölgesi, rahim dış kanalı, rahim ve yumurtalıklar kontrol edilmektedir. Ayrıca her jinekolojik kontrolde meme muayenesi(memede kitle ve sıvı gelmesi kontrol edilir) ve tiroid bezi(guatr açısından) kontrol edilmektedir. Senede bir vaginal smear testi yaptırılması önemli bir konudur. Zira cinsel hayatı başlamış olan kadınlarda bu test özellikle rahim dış kanalı kanseri açısından kolay, ucuz bir testtir. Her jinekolojik muayeneye ilaveten jinekolojik ultrasonografi yapılması da önemlidir. Çünkü özellikle klolu kadınlarda rahim ve özellikle yumurtalıkların normal büyüklükte olup olmadığını bildiren en önemli yöntemdir.

Kontrollerde hangi testler yapılmalıdır ?

Herhangi bir sorun saptanmamışsa senede bir vaginal smear testi ve ultrasonografi muayeneye ilaveten yapılabilir. Menopozda ve 40 yaş üzerindeki kadınlarda senelik mamografi de yapılmaktadır. Özellikle yakınlarında meme kanseri saptanan kadınlarda 30 yaşından itibaren periyodik mamografi yapılması önerilmektedir. Bunun dışında soruna yönelik testler hekim tarafından size önerilecektir.


http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a2.jpg

Kadın Hastalıkları (Jinekoloji)
Kadın
Aybaşı
Adet
Rahim kanseri
Bel soğukluğu
Meme kanseri
Menapoz
Frengi
Düşük
Anne Sütü
Doğum
Gebelik
Hamilelik
Kürta

Çocuk Hastalıkları:
[/URL]

Çocuklarda normal büyüme ve gelişmenin izlenmesi, normalden sapmaların tespiti yoluyla hastalıkların belirlenmesi ve önlenmesi için gereklidir. Sağlıklı çocuk takibinde düzenli olarak boy, ağırlık ve baş çevresi ölçümleri yapılmalıdır.

Bebeğin Aşıları Ne Zaman Başlar? Bu Aşılar Nelerdir?

Bebeğin aşıları doğar doğmaz başlayacak, anneyle birlikte hastaneden taburcu edilmeden önce ilk Hepatit B aşısı yapılmış olacaktır. Bunun ikincisi 1 ay sonra, üçüncüsü ise ikinciden 5 ay sonra yapılacaktır. 2 ayını dolduran bebeğe, BCG ve karma, çocuk felci aşıları yapılacak, karma aşı 4-6 haftalık aralarla toplam 3 doza tamamlanacaktır. Doktorunuz karma aşıyla birlikte menenjit aşısının yapılmasını da önerecektir. Bebek ilk 6 ayını doldurunca, aşı sıklığı da azalacaktır. 9 ayda kızamık, 15 ayda kızamık- kızamıkçık- kabakulak, 18 ayda karma, çocuk felci, menenjit aşısının tekrarı (rapel) yapılacaktır. Doktorunuzun önerisiyle, 1 yaşı dolunca suçiçeği, 2 yaşı dolunca Hepatit A aşıları da yapılabilir.

Aşıyla Korunulabilen Hastalıklar Nelerdir?

(http://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/6414-cocuk-sagligi.html)

Verem, Kızamık, Hepatit B, Çocuk felci, Kızamıkçık, Suçiçeği, Difteri, Kabakulak, Zatürre, Boğmaca, Hemofilus influenza menenjiti, Tetanoz, Hepatit A

Anne Sütünün Yararları

Anne sütü üstün içeriği ile yenidoğan bebeği tüm gereksinimini 6 ay boyunca tek başına karşılayabilen, kolay sindirilebilen ideal bir besindir. Anne sütü ile beslenen bebeklerde hafif veya hayatı tehdit eden ciddi enfeksiyonlara daha az rastlanmakta, allerji, ani bebek ölümleri anne sütü almayanlara göre daha az görülmektedir Bağışıklık sistemi güçlenmekte, özellikle solunum ve sindirim sistemi enfeksiyonları azalmaktadır. Anne sütü alan bebek hastalansa bile enfeksiyonu daha kolay atlatmaktadır.

Annesini emen bebeğin zihinsel gelişimi, ilerideki okul başarısı daha iyi olmakta, anne- bebek arasındaki bağ daha kolay ve güçlü kurulmaktadır

Bebekliğinde yeterli süre anne sütü almış erişkinlerde lenfoma, lösemi, diyabet gibi bazı hastalıkların sıklığı da azalmaktadır

Bebek için sayılamayacak kadar çok yararları olan anne sütü, annenin de gebelik öncesi formuna dönmesini kolaylaştırmakta;emziren anne bunun için gerekli enerjiyi sağlamak üzere depolanan yağ dokusundan kurtulmaktadır Ayrıca meme, yumurtalık ve rahim kanseri riski azalmaktadır.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a1.jpg

Çocuk Hastalıkları
Çocuk
Akdeniz Anemisi - Talasemi
Alerji
Apandisit
Astım
Ateş
Boğmaca
Bronşit
Çocuk felci
Egzama
Ergenlik
Havale (Nöbet)
İdrar kaçırma
Kabakulak
Kızamık
Lösemi
Nezle
Öksürük
Zatürre
Pnömoni
Kulak Burun Boğaz (KBB)

Poliklinik, KBB muayenesi

Mikroskop altında dış kulak yolu ve kulak zarı muayenesi. Bu yöntemle dış kulak yolu ve kulak zarı hakkında tüm bilgiler elde edilir. Kulak zarı delikse ortakulak hastalıklarının teşhisi bu yöntemle çok kolay olabilir. Dış kulak yolundaki buşon (Kulak kiri) mikroskop ve aspiratör yardımıyla kulak zarına zarar vermeden temizlenir. Kronik orta kulak enfeksiyonlarında ortaya çıkan cerahat yine aspiratör yardımıyla aspire edilir. Spesifik antibiyotik seçimi için kültür alınabilir.

KBB Cerrahi

Burun (Deviasyon): Burunda nefes alıp vermeyi engelleyen en önemli neden septum denilen burun bölmesindeki eğriliktir. Hastanemizde deviasyon ameliyatı rijit optikler yardımıyla yüksek başarı oranı ile rutin olarak gerçekleştirilmektedir.

Burun etlerinin alınması genelde nefes alıp vermeyi engellemeyen alt burun etleri allerji, hava kirliliği, sigara gibi nedenlerle genişleyip büyürler. Burun tıkanıklığına neden olan hastalanmış burun etleri, endoskopik yöntemle alınırlar.

Sinüzit Ameliyatı: Uzun süreli antibiyotik tedavisine cevap vermeyen kronik sinuzit vakalarına cerrahi yaklaşım önerilir.

Horlama ameliyatı: Gevşeyen dokularla birlikte bademcikler çıkartılarak dil arkası ile boğaz duvarı arasındaki mesafe genişletilir.


http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a16.jpg

Kulak Burun Boğaz (KBB)
Anjin
Bademcik iltihabı
Boğaz ağrısı
Burun
Farenjit
Gırtlak
Horlama
Kulak iltihabı
Saman nezlesi
Sinüzit
Tükürük Bezi
Uçuk
Vertigo
Baş dönmesi
Kalp Damar

Kardiyoloji

Bölümün asıl amacı bireyleri kalp damar hastalıklarından korumak, hastalık ortaya çıkmış ise durdurmak, tedavi etmek ve hatta geriye döndürmektir.

Kalp damar hastalıklarından en sık karşılaşılan ve hayatı ciddi anlamda tehtid eden kalp krizinin (myokard infarktüsü) tedavisinde en önemli husus; çok kısa süre içerisinde (ilk saatler) hastaya müdahale edilebilecek tıbbi şartların sağlanabildiği merkezleri oluşturmaktır. Kalp krizi; kalp adalesini besleyen koroner damarların ani olarak tıkanması sonucu ortaya çıkan çok ciddi bir klinik tablodur. Bu hadisenin vuku bulduğu durumlarda çok kısa süre içerisinde hastanın anjiografi laboratuarına alınarak koroner anjiografisinin (kalp damar hastalığını ortaya koymak için günümüzde halen en güvenilir tanı yöntemi) ve gerekirse balon anjioplasti ve/veya stent uygulaması gibi damar açma işlemlerinin uygulanması gerekmektedir.


http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a10.jpg

Kalp Damar
Kalp
Damar
Aort
Damar sertliği
Hipertansiyon, Yüksek tansiyon
Hipotansiyon, Düşük tansiyon
Kalp krizi
Kalp yetmezliği
Taşikardi
Çarpıntı
Enfeksiyon Hastalıkları



İnfeksiyon hastalıkları, eski adıyla intaniye, mikroorganizmaların neden olduğu hastalıkların tanı ve tedavisi ile uğraşan uzmanlık alanıdır. Tüm dünya ülkelerinde infeksiyon hastalıkları en sık görülen hastalıklardır. İnfeksiyon hastalıkları tedavileri mümkün olan hastalıklardır.

Çok büyük bir kısmı uygun tedavi verilerek tam şifa ile sonlanırlar. Departmanın tanı kısmını oluşturan klinik mikrobiyoloji laboratuvarında hastalık etkeni mikroorganizmaların tespitine yönelik testler yapılmaktadır. Bakteriyoloji (bakteri bilimi), viroloji (virus bilimi), mikoloji (mantar bilimi), parazitoloji (parazit bilimi) ve seroloji (kanda mikroorganizmalara karşı oluşan antikorları araştıran bilim) klinik mikrobiyoloji laboratuvarının alt birimlerini oluşturmaktadır.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a6.jpg



İmmünite
Dizanteri
Çiçek hastalığı
Kuşpalazı
Difteri
Grip
Sarılık
İshal
Kabakulak
Kuduz
Mantar
Şarbon
Tenya
Tifo
Tetanoz
Uyuz
Veba
Zona
Genel Cerrahi

Genel Cerrahi Bölümü, ilgi alanın genişliği nedeni ile birçok disiplin ile işbirliği içinde ve eş güdümlü olarak çalışmaktadır.

Genel Cerrahi hastalarının büyük bölümünü çeşitli tipte kanser vakaları oluşturur. Bu hastalar için tanı, ameliyat ve sonraki tedavi aşamalarının planlanmasında Gastroenteroloji, Radyoloji/Girişimsel Radyoloji, Patoloji, Medikal ve Radyasyon Onkolojisi ile işbirliği içinde çalışılmaktadır.

Genel Cerrahi'nin bir diğer ilgi alanı da travmatolojidir. Travmalı hastalarda sıklıkla çoklu organ sistemi yaralanmalarının varoluşu nedeniyle Ortopedi, Nöroşirurji, Üroloji, Kalp ve Damar Cerrahisi bölümleri ile birlikte hareket edilmektedir. Özellikle şiddetli çoklu organ yaralanmalarında, tüm bu tıp dallarının eşgüdümünü Genel Cerrahi Bölümü üstlenmektedir.

Genel Cerrahi hastalarının tedavisinde en önemli aşamalardan biri de ameliyat sonrasında hastanın en kısa sürede eski yaşamına dönecek hale gelmesidir. Bu da Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümü ile yakın işbirliği içinde çalışılarak gerçekleştirilmektedir.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a11.jpg

Apandisit
Fıtık
Gangren
Basur
Hemoroid
İnce bağırsak
Kalın bağırsak
Karaciğer
Mide
Safra kesesi




Nöroloji

Birçok sistemik hastalık sinir sistemine ait bulgulara neden olabilirken, nörolojik hastalıkların bazıları da diğer organ sistemlerini etkilenebilir. Örneğin gebelikte değişen hormon düzeyleri vücudun sıvı ve tuz tutmasını kolaylaştırır, kemiklerin korunaklı yüzeylerinden geçen sinirler bu seviyelerde ödem etkisi nedeni ile bası altında kalarak zarar görürler. Sonuçta etkilenen bölgenin altında uyuşma, karıncalanma, ağrı, etkilenen kaslarda kuvvetsizlik gibi belirtiler ortaya çıkar. Benzer şekilde şeker hastalığı ve tiroid fonksiyon bozuklukları gibi hastalıklarda bu duruma zemin hazırlar. Bu ve benzeri pek çok nörolojik hastalık tek bir sisteme ait bulgu vermediğinden, başvuru sırasında hastaların bir çoğu farklı branş hekimlerince görülür.
Nöroloji polikliniklerine başvuru şikayetleri başlıca; baş ağrıları, baş dönmeleri, inmeler, şuur değişikliği ile giden hastalıklar (epilepsi = sara vs), el ayak uyuşmaları, çeşitli kas güçsüzlükleri gibi durumlardır.
Yaşlı nüfusun artışı, hipertansiyon, kalp hastalığı ve diabet gibi sistemik hastalıkların ve bunlara bağlı komplikasyonların daha sık rastlanır olmasına yol açmaktadır. İnme bu komplikasyonların en dramatik ve en korkulanıdır. Bu grup hastalar hastanemiz nöroloji bölümünde multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmektedir. Sıklıkla başvurduğumuz Kraniyal tomografi ve/veya magntik rezonans görüntülemesi, ekokardiografi ekstrakranial dopler gibi tetkikler inme kliniği ile başvuran hastalarımızda uygulanmakta, alınan sonuçlar hastalarımızın takip ve tedavilerine katkıda bulunmaktadır. Koma, ilerleyici inme, sık tekrarlayan nöbetler gibi hasta yaşamını tehlikeye sokan ciddi durumlarda hastalarımız takip ve tedavisi yoğun bakım ünitesinde sürdürülmektedir.
El ve ayak uyuşmaları gibi sık rastlanılan yakınmalarla ortaya çıkan nöropatileri değerlendirmek ve bel, boyun fıtığı gibi ağrılı durumların tanısında dinamik bir tanı yöntemi olan emg (elektro miyo-nörografi) tetkiki elektrofizyoloji laboratuarımızda yapılabilmektedir.
Başta epilepsi olmak üzere santral sinir sisteminin bir çok hastalığında ayırıcı tanı amacı ile kullanılan eeg (elektro ensafolo grafi) tetkiki de elektrofizyoloji laboratuarımızda yapılabilmektedir.
Toplumsal bir sorun olma yoluna giden iş gücü verimi ve üretkenliği engelleyen baş ağrısı yakınmaları; baş ağrısı polikliniğimizde değerlendirilebilmektedir.
Baş Ağrısı Toplumda en sık rastlanan şikayetlerin başında gelen baş ağrılarının önemli bir kısmını kendi başına bir hastalık grubunu olarak tanımlanan (migren, gerilim tipi baş ağrısı gibi) birincil baş ağrıları oluşturur. Geriye kalan düşük oran merkezi sinir sistemi veya diğer sistemleri ilgilendiren bir hastalığın başlangıcı veya seyri sırasında ortaya çıkan baş ağrılarıdır. Bu grup ikincil baş ağrıları olarak adlandırır. Baş ağrısı olan hastanın değerlendirilmesinde ilk aşama dikkatli bir nörolojik muayene ve ağrının nitelikleri ( başlangıç yaşı, sıklığı, yeri gibi ) ile ilgili hastadan doğru ve yeterli temel bilgilerin alınmasıdır.
Migren Nedir? Migren iyi huylu tekrarlayıcı ataklarla seyreden bir hastalıktır. Başlıca semptomu genellikle 4-72 saat süren baş ağrısıdır; Baş ağrısına kişinin atak sırasında normal işlevlerini zorlaştıran bulantı, kusma, ışık, ses ve kokudan rahatsız olma gibi semptomlar eşlik eder. Ataklar arasında hasta bütünüyle semptomsuzdur, yani günlük baş ağrıları migren değildir.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a8.jpg

Nöroloji
Ağrı
Alzheimer
Baş ağrısı
Fıtık
Beyin
İnme, Felç
Nevralji
Menenjit
Migren
Parkinson
Sinir Sistemi
Vertigo
Baş dönmesi


Dermatoloji (Deri Hastalıkları)

Dermatoloji
(http://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/9050-enfeksiyon.html)

Günümüzde alerjik deri hastalıkları modern yaşam biçimleri, değişen çevresel koşullar nedeniyle gittikçe artmaktadır. Atopik Ekzema, Kontak Ekzema, Ürtiker (Kurdeşen)gibi deri hastalıklarının nedenlerini bulmak; iç kaynaklı veya dış kaynaklı olup olmadığını anlamak ilk basamak tedavinin yanı sıra hastalıkların kronikleşmesini ve tekrarlamasını önlemek açısından çok önemlidir.

Güneş ışınının deride bağışıklık sistemini baskılayıcı etkisine dayanan bu tedavi biçimi özellikle Psöriasis ( Sedef Hastalığı) , Vitiligo (beyaz lekeler), Parapsöriasis, Mikozis fungoides (deri lenfoması) gibi bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıklarda yıllardır uygulanan etkin , ağızdan alınan immunsupresif ilaçlara göre yan etki olasılığı çok düşük olan çoğunlukla tedavide ilk seçilmesi gereken bir yöntemdir.

PUVA, Re PUVA, Ultraviyole A, Ultraviyolet B ve el ayak PUVA tedavisi şeklinde modern tasarlanmış Fototerapi tedavileri uygulanmaktadır.

Zührevi Hastalıklar

Cinsel temasla bulaşan hastalıkların erken tanı ve tedavisi toplum sağlığı ve koruyucu tıp açısından çok önemlidir.

Frengi (Sfiliz): Cinsel temasla deri ve mukozalardan bulaşan bu bakteriyel hastalık, ilk belirtilerini deri ve mukozalarda yara, döküntü, kızarıklık şeklinde gösterir.

Bel Soğukluğu (Gonore): Üretra, rektum gibi cinsel temasın olduğu, mukozal bölgelerde temastan iki-dört gün sonra akıntı ile belirtilerini gösterebildiği gibi, çoğu hastalar, asemptomatik taşıyıcıdır.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a12.jpg

Dermatoloji (Deri Hastalıkları)
Akne
Bel soğukluğu
Deri kanseri
Egzama
Mantar
Nasır
Saç dökülmesi
Sedef Hastalığı
Psoriasis
Siğil
Sivilce
Uçuk
Uyuz
Vitiligo
Zona



Ortopedi

İnsan vücudu dışından uygulanan kuvvetin oluşturduğu hasar travma olarak tanımlanır. Ortopedik açıdan travma, kırık, çıkık ve kırıklı çıkık olarak tanımlanır.

Maalesef ülkemizde yaşadığımız trafik kazaları, ateşli silah yaralanmaları ve yüksekten düşmeler sonucu oluşan kırık, çıkık, kırıklı çıkıklar ile sıklıkla karşılaşmaktayız. Bu tür yaralanmalar sonucu oluşan hasarlar zamanında ve uygun şekilde tedavi edilmemesi durumunda, yanlış kaynama veya kaynamama ile sonuçlanmaktadır. Hoş olmayan bu sonuçlar, kişinin kalan yaşantısını gerek sağlık gerekse sosyal açıdan etkilemektedir.

Oluşabilecek bu tür olumsuz sonuçlar, hızlı bir şekilde en uygun tedavi ve deneyimli hekimlerce yapılması ile engellenebilir.

İnsan ömrünün uzaması ile özellikle bayanlarda menopoz sonrası kemik yıkımının artması ile osteoporoz (kemik kalitesi ve gücünün azalması) oluşmaktadır. Osteoporotik kemiklerin travmaya direnci daha az olduğundan, basit düşmeler ile ciddi kırıklar oluşabilmektedir. Bu hastaların teşhis ve tedavisinin çok daha hızlı yapılması ve topluma kazandırılması esas amaç olmalıdır.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a3.jpg
Anasayfa
Ortopedi
Artrit
Ayak bileği
Bacak
Bel
Boyun
Fıtık
Kalça ağrıları
Kas
Kemik
Kırıklar
Omurga
Omuz
Romatizma
Siyatik
Topuk


Üroloji (Bevliye)

Böbrekler , İdrar yolları , Mesane, Prostat , Penis ve Testislerin hastalıklarını ; erkeklerde infertilite (kısırlık) ve İmpotans (iktidarsızlık) konularını inceleyen ve tedavi eden bilim dalıdır.

Ürolojinin Konuları ;

- Böbrek ve İdrar Yolu Hastalıkları
- Mesane (İdrar Kesesi) Hastalıkları
- Prostat Hastalıkları
- Penis ve Testislerin Hastalıkları
- Erkeklerde Zührevi Hastalıklar
- Çocuk Ürolojisi
- Jinekolojik Üroloji
- Endoskopik Üroloji
- İmpotans (İktidarsızlık)
- Erkeklerde İnfertilite (Kısırlık)


Böbrek ve İdrar Yolu Hastalıkları

Böbrek ve idrar yollarının ana karnındaki gelişme bozukluklarına bağlı anomalileri , iltihaplanmalar , taş teşekkülü , kistler , iyi ve kötü huylu tümörler.

Mesane Hastalıkları

Mesane anomalileri , mesane ön duvarının kapanmaması, tıkanıklıklar, iltihaplanmalar, Divertiküller, iyi ve kötü huylu tümörler.

Prostat Hastalıkları


Prostat mesane altında yer alan , mesaneden çıkıp dışarı açılan idrar yolunu çepeçevre saran bir salgı bezidir. Görevi meniyi oluşturmaktır. Prostatın genç erkeklerde 'Prostatit' denilen iltihaplanmaları orta ve ileri yaşlarda iyi huylu büyümesi ve kanseri sıklıkla görülür. 45 yaşından itibaren her erkeğin senede bir defa üroloji muayene yaptırması gerekir.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a13.jpg

Üroloji (Bevliye)
Bel soğukluğu
Böbrek taşı
Erken boşalma
Frengi
İktidarsızlık
Kısırlık
Mesane
Penis
Prostat
Testis


Göğüs Hastalıkları

Sigara

Sigara kullanımı başta kronik bronşit, akciğer kanseri, iskemik kalp hastalıkları, hipertansiyon olmak üzere pek çok hastalığın oluşmasında risk faktörü olarak rol oynamaktadır.

Akciğer Kanseri
(http://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/8972-prostat-nedir.html)

Akciğer kanseri erkeklerde en sık görülen ve her iki cinste en sık ölüme neden olan kanserdir. Günümüzde kalp ve damar hastalıklarından sonra en önemli ölüm nedenidir. Akciğer kanserinin gelişmesinde rol oynayan en önemli etkenin sigara olduğu kanıtlanmıştır. Akciğer kanserinin erken tanısı tedavi başarısı ve sağkalım açısından büyük önem taşımaktadır. Şu anda Amerika ve Kanada'da akciğer kanseri tanısı konan hastaların 5 yıllık yaşam şansı ortalama %15 dir. Bu, akciğer kanserinin erken dönemde şikayete neden olmamasından ve doktora başvurmayı gerektirecek öksürük, nefes darlığı, kanlı balgam gibi şikayetler ortaya çıktığında artık hastalığın büyük sıklıklta ileri evrede olmasından kaynaklanmaktadır. Akciğer kanseri tanısı erken evrede (evre I ) konulduğunda 5 yıllık yaşam şansı %70 lere çıkmakta, kanser tanısı kitle 1 cm'den küçükken konulduğunda bu oran %80-85 düzeyine kadar ulaşmaktadır. Bu verilerden yola çıkarak erken tanının önemi tartışma götürmez bir gerçektir ve tedavi başarısı ile sağkalım açısından büyük önem taşımaktadır.

Astım


Astım hava yollarının kronik inflamatuar bir hastalığıdır. Astımlı hastaların hava yolları, sağlıklı insanlarınkinden daha dardır. Bu nedenle temiz havanın akciğerlere girmesi, kirli havanın ise çıkması zorlaşmıştır. Özellikle gece veya sabaha karşı artan öksürük, hırıltı ve nefes darlığı şikayetlerinden bir veya birkaçı ile kendini gösterir. Allerjik bireylerde saman nezlesi (allerjik rinit) ile birlikte görülebilir. Allerjik rinit burun akıntısı, burun tıkanıkığı, burun kaşıntısı ve hapşırma gibi şikayetler ile kendini gösterir.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a14.jpg

Göğüs Hastalıkları
Göğüs
Akciğer kanseri
Astım
Boğmaca
Bronşit
Nefes darlığı
Zatürre
Pnömoni
Tüberküloz
Verem


Psikiyatri

Fiziksel kaynaklı olduğu düşünülen rahatsızlıkların psikolojik nedenlere dayanması oldukça sık görülen bir olgudur. İnsanın hayatını mutlu bir şekilde sürdürebilmesi için ruh sağlığına da önem vermesi gerekir.

Depresyon nedir?
(http://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/8975-astim-nedir.html)

Depresif duygular sağlıklı insanlarda istenmeyen ya da hayal kırıklığına neden olan yaşamsal olaylar karşısında ortaya çıkan, sıkıntı, üzüntü ve keder içeren duygusal tepkiler olup, yaşamın normal bir parçası olarak kabul edilebilir. Ancak psikiyatride ruhsal bir rahatsızlık olarak kabul edilen depresyon duygusal bir tepkiden çok daha şiddetli ve kişinin yaşamını olumsuz olarak etkileyen, hatta onun tüm yaşamsal işlevlerini bozan, belirli belirti kümelerinden oluşan bir durumdur. Temel özellikleri arasında kederli ve karamsar bir duygu hali, kötümser düşünceler, gelecek hakkında umutsuzluk, hayattan zevk alamama, enerji azlığı, psikomotor yavaşlama, iştah ve uyku düzensizlikleri bulunur.

Psikoterapi

En genel anlamıyla psikoterapi, tıbbi tedavi dışında kalan ruhsal tedavi yöntemi olarak tanımlanabilir. Uygulama ve teknik açısından birbirinden farklı psikoterapi türleri vardır: psikanalitik, bilişsel-davranışçı, destekleyici psikoterapiler gibi. Burada sayılmamış başka bireysel psikoterapi türleri olduğu gibi grup psikoterapileri ve grup psikoterapi çeşitleri de vardır.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a15.jpg

Psikiyatri
Depresyon
Hipnoz
Fobi
Kekemelik
Stres
Şizofreni
Uyku bozukluğu
Uykusuzluk


Göz Hastalıkları

Excimer Laser

Excimer Laser, arf gazı kullanılarak 193 nm dalga boyunda ultraviole ışık üreten ve korneada yapılması gereken düzeltmeye göre ışını kontrol eder. İçinde gelişmiş bir bilgisayar bulunan laser cihazıdır. Üretilen ışık kornea dokusunun molekülleri arasında karbon bağlarını çözerek İstenilen miktarda kornea dokusunu ortadan kaldırararak korneaya yeni şekil verir. Göze gelen ışınların retinada odaklanmasını sağlayarak kırma kusurlarını ( miyop, hipermetrop ve astigmat) düzeltir.

Lasık

Excimer Laser tedavisinde uygulanan bir yöntemin İsmidir.

Lasek

Korneası ince olan kişilere uygulanır. Ameliyat sonrası ağrı olmaz, göze 3-4 gün kontak lens takılır.

Wavefront

Göze gelen ışınların kornea dışındaki diğer katmanlardaki aberasyon denilen kırma kusurlarının tamamının düzeltildiği ameliyat tekniğidir. "High order aberation" yüksek kırma kusurlu hastalarda, daha önceki gözlük yada kontak lensle olan görmelerinden daha iyisinin hedeflendiği tedavi şeklidir.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a5.jpg

Göz Hastalıkları
Göz
Astigmatlık
Arpacık
Daltonizm
İris iltihabı, İritis
Katarakt
Kornea
Miyop
Retina


Ağız ve Diş Hastalıkları
[URL="http://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/8532-agiz-ve-dis-sagligi.html"]

Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir ve kalp, böbrek, eklemler vb. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir.

Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması, ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı”nın varlığını gösterir.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a7.jpg

Ağız ve Diş Hastalıkları
Diş
Ağız kokusu
Diş ağrısı
Tartar


Vüdudumuz

Organ, biyolojide belirli bir görevi veya görevler bütününü yapan doku grubudur. Latince organum ("alet, araç") sözcüğünden türemiştir.

Sıradan hayvanlar (insanlar dahil), kalp, akciğer, beyin, göz, mide, dalak, pankreas, böbrekler, karaciğer, bağırsaklar, deri, rahim ve idrar torbası gibi organlara sahiptirler.

Bir dolaşım sistemi (veya kardiyovasküler sistem) maddelerin vücuttaki dolaşımını sağlayan organ sistemidir. Ayrıca, vücut sıcaklığını ve pH'yi dengelemeye yardımcı olur.

Üriner sistem idrarı (ürin) üreten, depolayan ve taşıyan sistemdir. İnsanlarda iki böbrek, iki idrar yolu (ureter), iki sfinkter kas ve üretradan oluşur.

İnsan iskeleti, kemiklerden oluşur ve bağlar (ligamanlar), kirişler (tendon), kaslar, kıkırdaklar ve diğer organlar tarafından desteklenir.

Kas sistemi, hayvanların biyolojik sistemlerinden birisidir ve hayvanların hem iç hem de dış hareketlerini sağlar. Omurgalılardaki kas sisteminde üç farklı kas tipi bulunur: kalp kası, çizgili kaslar ve düz kaslar.

Lenfatik sistem veya lenf sistemi lenf sıvısı, lenf damarları ve lenf düğümlerinden oluşan bir organ sistemidir. İkinci bir dolaşım sistemi olarak tanımlanabilecek olan lenf sistemi yine de yapısı itibariyle dolaşım sisteminden çok farklıdır. Dolaşım sisteminden bağımsız olarak çalışan lenfatik sistem bağışıklık sistemi içeriğini yine dolaşım sistemine boşaltır ve genel olarak bağışıklıkta rol alır.

Örtü sistemi, hayvan anatomisinde sıklıkla bir hayvanın en büyük organ sistemidir ve deri, saç, tüyler, pullar, tırnaklar ve deri bezleri ile onların ürünlerini (ter gibi) kapsar. Dış çevre ile vücudu ayırır ve vücudu dış çevreye karşı korur.

Sindirim sistemi veya gastrointestinal sistem, sindirim borusu (sindirim kanalı veya gastrointestinal kanal) ile sindirim bezlerini içeren, çok hücreli hayvanlarda yiyeceğin vücuda alınımı, sindirilmesi, gerekli besin ve enerjinin absorbe edilmesi ve atık maddelerin vücuttan atılması ile ilgilenen organ sistemidir.

Sinir sistemi, bir hayvanın içsel ve dışsal çevresini algılamasına yol açan, bilgi elde eden ve elde edilen bilgiyi işleyen, vücut içerisinde hücreler ağı sayesinde sinyallerin farklı bölgelere iletimini sağlayan, organların, kasların aktivitelerini düzenleyen bir organ sistemidir.

Üreme sistemi, bir canlının üremesinde rol alan anatomik yapıların bütününe verilen bir isimdir.

http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/a3.jpg

Vüdudumuz
akciğer
anüs
ayak
bacak
bağırsak
baş
beyin
bilek
boğaz
boyun
burun
dalak
damar
dil
dirsek
gırtlak
göğüs
göz
ince bağırsak
kaburga
kalın bağırsak
kalp
karaciğer
kulak
mide
omur
pankreas
parmak
penis
rahim
sinüs
tırnak
vajina
yemek borusu
yutak

yzx
15-08-08, 16:49
Dahiliye (İç Hastalıkları)--- 1 ---


Ağrı, Akdeniz Anemisi, Alerji, Anemi, Baş Dönmesi, Şeker, Diabet, Gastrit, Guatr, Hemofili, Hepatit, İshal, Kabızlık, Kalınbağırsak, Kanser, Karaciğer Kanseri, Kist, Lösemi, Şişmanlık, Obezite, Romatizma, Sindirim Sistemi, Terleme, Ülser





Ağrı


ağrılı aybaşı hali
Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda rastlanır. ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar.
ayak ağrıları
Çoğunlukla yorgunluk, bağ yerlerinin burkulması, fazla kilo almak veya bazı hastalıklardan kaynaklanabilir. Önemli bir hastalıktan kaynaklanmayan ağrılarda yapılacak masaj ve dinlenme çok faydalı olur.
baş ağrıları
Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir. Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları. Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları. Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları. Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları. Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları. Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları. Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları. Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları. Saralılarda görülen baş ağrıları. Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları. Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları. Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları. Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları. Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları. Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır.
bel ağrısı
Esaslı bir hastalıktan kaynaklanmayan bel ağrıları, çoğunlukla yorgunluk sonrası görülür. Dinlenmekle geçer. Uzun süren bel ağrılarında mutlaka doktora görünmek gerekir.
boğaz ağrısı
Havasızlıktan, toz, sigara içmek, burun tıkanıklığı, dişeti iltihabı gibi nedenlerden kaynaklanır.
böbrek ağrısı
Böbrek ağrısının nedenleri çeşitlidir. Bunlar arasında: böbrek taşı, böbreklerden idrar akışının tıkanıklık nedeniyle düzensizliği, böbrek uru, böbreklerden çıkan zehirli atıkları mesaneye taşıyan borularda taş, ur veya kan pıhtısı, böbrek apsesi olabilir. ağrılar sırasında terleme ve kusma da görülebilir.
çağrışım (fikir iştirakı)
Bir düşüncenin, fikrin, anının kendiliğinden otomatik olarak başka düşünceleri bilinç alanına getirmesidir.
çağrışımların gevşemesi
Fikirlerin tümüyle ilişkisiz biçimde bir konudan diğerine atladığı düşünce akışı; ağır ise konuşma dikişsiz (enkoheran) olabilir.
diş ağrısı
Diş ağrısı; dişin çürümesi, minesinin aşınması, dişetlerinin iltihaplanması veya bunlara benzer nedenlerden kaynaklanır.
göz ağrısı
Göz ağrısının nedenleri çeşitlidir. Az ışıkta çalışmak sonucu gözlerin yorulması, gözdeki herhangi bir kısmın iltihaplanmış olması, göze yabancı bir cisim kaçmış olması, sinüzit, yarım başağrısı, grip, nezle ve ateşli hastalıklar göz ağrısına neden olabilir. Önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir.
kalp ağrısı
Kalp üzerinde hissedilen ağrıya tıp dilinde prekardiyal ağrı denir. Kalp ağrısı nefes darlığı ve şok ile görülürse; enfarktüs krizinden şüphe edilir. Bu gibi durumlarda hastayı fazla hareket ettirmemek, istirahat etmesini sağlamak ve doktora başvurmak gerekir. Kalbin ön kısmında devamlı olarak ağrı varsa; nedeni psikolojik olabilir.
karın ağrısı
Karın boşluğunda bulunan mide, bağırsaklar, karaciğer, safra kesesi, pankreas, dalak, böbrekler, idrar torbası ve kadınlarda yumurtalık veya rahimde görülen herhangi bir rahatsızlık, karnın çeşitli yerlerinde ağrılara yol açar. Bu nedenle karın ağrılarının nedenleri pek çoktur. Karın ağrıları, hastalığın yerine ve özelliğine göre ya aniden ya da yavaş yavaş başlar. ağrı ile birlikte bulantı, kusma, ishal, ve ateş de görülebilir. Kısa sürede geçmeyen karın ağrılarında, mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Doktora danışmadan ilaç, müshil almak çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
klang çağrışım (anlamsız çağrışım)
Anlam bakımından bağlantısı olmayan ancak ses uyumu olan sözcüklerin birbirini izlemesi.
kulak ağrısı
Kulak ağrısı başka bir hastalığın belirtisidir. Kulak borusu zarı iltihabı, kulak nezlesi, ortakulak iltihabı, kulak yolundaki çıban, boyun bezeleri, yüz nevraljisi, bademcik iltihabı veya çene mafsalındaki hastalık, kulak ağrısına neden olabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir.
kulunç ağrısı
Şiddetli ağrılara ve özellikle kalınbağırsak kaslarının kasılması sonucu meydana gelen ve omuz başlarında hissedilen ağrılara, halk arasında kulunç denir. Bu çeşit ağrıların bazıları sabit, bazıları da gezici ağrı şeklindedir. Kalınbağırsağın kasılmasından kaynaklanan bu çeşit ağrılara, tıp dilinde kolik denir.
sinirsel ağrılar
Bu çeşit ağrılar, genelikle küt ağrı şeklindedir. Vücudun her yerinde hissedilebilir. Ama, çoğunlukla kalp çevresindeki ağrılardan şikayet edilir. Bazı kimseler de başlarını tıpkı bir çember gibi sıkan baş ağrılarından şikayet ederler. İşte bu çeşit ağrılar, bedeni bir arızadan kaynaklanmıyorsa, sinirsel ağrılardır.

Akdeniz Anemisi


talasemi
Kalıtsal bir kan hastalığıdır. Akdeniz kıyılarında yaşayanlarda daha sık görülür.
Alerji


alerji

Vücudun, bazı madde veya hava şartlarından etkilenmesi yahut psikolojik etkenler sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. alerjinin belirtileri de; şahsa göre değişir. Kiminde kaşıntı, kiminde kurdeşen, kiminde astım görülür. Hasta, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile mesele kendiliğinden çözümlenmiş olur.
baş ağrıları
Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir. Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları. Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları. Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları. Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları. Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları. Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları. Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları. Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları. Saralılarda görülen baş ağrıları. Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları. Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları. Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları. Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları. Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları. Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır.
burun akıntısı
Burun akıntısının nedeni; nezle, saman nezlesi, sinüzit, müzmin nezle, alerjik burun iltihabı veya burna herhangi birşey kaçmış olmasıdır. Ayrıca kızamık başlangıcında da görülür.
egzama
Mayasıl diye bilinen egzama, derinin sulanması ile meydana gelen bir iltihaptır. Tıp dilinde; Erythema pernio denir. Kaşıntı ve kızartı ile ortaya çıkar. nedeni; ruhsal olabileceği gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahriş eden maddeler de olabilir. Bazı kimselerde de ırsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulundukları yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamalı yerleri kaşımamaktır. Ayrıca, su ve sabunlu sudan olduğu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatlı su ve rivanollu su kullanılır. Perhiz yapılır. Acılı, baharatlı ve yağlı yenmez.
göz sulanması
Göze toz kaçması, çapaklanma, göz iltihabı, nezle veya bazı alerjik hastalıklar göz yaşının fazlalaşmasına neden olur. Şikayetler soğuk havalarda daha da artar. Doktora başvurmak gerekir.
gözkapağı şişliği
Gözkapakları, çoğunlukla fazla ağlama sonucu şişer. Nezle veya kızamık sırasında da görülür. Bunlardan başka, kalp, böbrek, hastalıkları veya beze iltihaplanmasının da bir işareti olabilir. Bazı kimselerde de alerjiktir.
kurdeşen
Tıp dilinde Ürtiker denilen kurdeşen, bir çeşit alerjidir. Ciltte aniden başlayan ve birkaç saat süren dayanılmaz kaşıntılarla kendini gösterir. Ciltte görülen küçük, kırmızı kabarcıklar, bir süre sonra şişebilir. Bu belirtiler, bazen çok kısa zamanda geçer, bazen de uzun süre devam eder. Nedeni, böcek veya arı sokması, bozuk yiyecekler, bazı yiyecekler, bazı ilaçlar veya aşırı derecede heyecanlamadır.
saman nezlesi
Ot veya bitki tozlarının neden olduğu bir çeşit alerjik hastalıktır. Tıp dilinde pollenosis veya alerjik rinit denir. Daha ziyade, çiçeklerin açtığı aylarda görülür. Hastada şiddetli aksırmalar, burun tıkanıklığı, gözlerde kızarma ve sulanma, fazla miktarda berrak burun akıntısı ve öksürük görülür. Tedavinin ilk şartı, çiçeklerin açtığı sıcak ve rüzgarlı günlerde kırlara gitmemek ve güneş gözlüğü kullanmaktır.
sinüzit
Çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Had ve müzmin olmak üzere iki çeşidi vardır. Nedeni burun iltihabı, nezle, grip, alerji, burundaki şekil bozuklukları veya buruna kaçan yabancı cisimlerdir. Hastanın yüzünde zonklayıcı bir ağrı, burnunda tıkanma, akıntı ve baş ağrısıyla birlikte gelen ateş görülür.


Anemi


anemi
Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.
anemik
Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.
kala-azar
Leishmania donovani parazitinin sebep olduğu yüksek ateş anemi dalak ve karaciğer lezyonları ile belirgin ağır enfeksiyoz hastalık.
kansızlık
Tıp dilinde anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır. En önemli nedeni yeteri kadar beslenememektir. Ayrıca, müzmin basur kanamaları, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, lösemi ve kanserde de görülür. Kansızlığın tipik belirtileri şöyle özetlenebilir. Yüzde solgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, ve ayak bileklerinde şişkinlik görülür. Hastanın burnu sık sık kanar, dilinde acılık vardır. İştahsızlık ishal ve bazen de kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, istirahat, temiz hava ve kan yapıcı gıdalar yemektir.
tere
İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Bronşları temizler, öksürük söktürür. İdrar söktürür, böbrekleri ve idrar yollarını temizler. Kanser, anemi ve lif hastalıklarına karşı etkili. Tere kanserle savaşan sebzelerin arasında olduğu gibi aynı zamanda en fazla kalsiyum, demir ve folik asit içerenlerin başında geeliyor. Tere gibi yeşil sebzeler yiyen kadınların, life ilişkin hastalıklara yakalanma riskleri daha az.

Baş dönmesi


başdönmeleri
Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Kulak ağrısı. Araç tutmaları. Ani hava değişimi. Bazı göz hastalıkları. İlaç zehirlenmeleri. Düşük veya yüksek tansiyon. Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları. Kansızlık ve kan hastalıkları. Mikrobik hastalıklar. Beyin hastalıkları. Sara ve bazı ruh hastalıkları. Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.
bayılmalar
Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır.
damar sertliği
Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip, zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı darlaştırmasıdır. Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür. İlk belirtiler görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur. Hastanın neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır. Damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır. Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.
gastrit
Midenin iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Mide iltihabı veya mide nezlesi de denir. Hazırlayıcı nedenler : Ağır yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur işleri, tatlılar, acı ve baharatlı yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olması, çabuk çabuk ve çiğnemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, ateşli hastalıklar, karaciğer veya safra kesesi hastalıkları, kalp hastalıkları veya romatizmadır. Tedaviye başlamadan önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir. Belirtileri : Mide ağrısı, bulantı veya kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, aniden çıkan ateş, baş dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastırlınca da ağrı hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarında artar. Tedavisi : Perhiz ve istirahat şarttır. Hastalığı doğuran nedenler ortadan kaldırılır. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanılmaz. Yemekler, yavaş yavaş ve çok çiğnenerek yenir.
gıda zehirlenmeleri
Gıda zehirlenmeleri; çoğunlukla bayatlamış ve bozuk yiyecekler veya bayat balık yedikten sonra görülür. Belirtileri : Hasta solumakta, yutkunmakta güçlük çeker. Kaslarında ağrı ve kramplar vardır. baş dönmesi, halsizlik, mide ağrısı ve bulanık gördüğünden şikayet eder. Bazı hastalarda kabızlık, bazılarında da ishal görülür. Yapılacak ilk iş, hastayı kusturmaktır. Gerekiyorsa sunni solunum da yapılır. Vakit kaybetmeden hastaneye götürülür.
grip
Tıp dilinde influenza adı verilen bu hastalık bulaşıcıdır. Grip olan kişinin nefesindeki damlacıklarla yayılıp, salgın hale gelebilir. Paçavra hastalığı da denir. Aniden başlar ve devamlı olarak ateş yükselir. baş ve sırt ağrıları, titreme nöbetleri, nezle, öksürük, iştahsızlık, baş dönmesi de görülür. Tedavinin ilk şartı istitrahat etmektir. İyi tedavi edilmezse, başka hastalıklara da yol açabilir.
isteri
Psikonevrozlar grubuna giren bir çeşit hastalıktır. Tıp dilinde babinski hastalığı veya pithiatisme adı verilir. Hastalığın belirtileri; hastanın sosyal ve entellektüel seviyesine göre değişir. Hastanın gayesi, çevresinin ilgisini üzerine çekmektir. Bunun için aşağıdaki şikayetlerin biri veya birkaçı birden görülebilir. Hastada; ağrılar, baş dönmesi, bayılma, iştahsızlık, titreme, boğazında düğümlenme duygusu, kaslarda gerilme, geçici körlük, sağırlık, herhangi bir uzuvda uyuşma, hafıza kaybı görülür. Tedavinin temeli telkindir.
kanda kolestrol yüksekliği
Kolestrol, kanda, sinirlerde, beyinde, karaciğerde, dalakta, böbrek üstü bezlerinde ve safrada bulunan, yağ yapısında, kristal gibi beyaz görünümde bir maddedir. Görevi dokulardaki su dengesini sağlamak, alyuvarları zehirlere karşı korumak, sinir dokularının dayanıklığını sağlamak ve deri altında, dışarıdan gelecek mikroplara karşı koruyuculuk yapmaktır. 100 gram kanda; 180-230 miligram kolestrol bulunur. Bu miktar normaldir. 230 miligram kolestrol miktarı, kanda kolestrolün yükselmiş olduğuna işarettir. Tedavi edilmezse; damarsertliği, beyin ve kalpteki ince damarların tıkanmasına neden olur. Meydana Gelişi : Böbrek üstü bezleri, husyeler, yumurtalıklar bünyenin ihtiyacı olan kolestrolü imal ederler. Ayrıca hayvansal yağlar, süt, yumurta ve bitkisel hormonlarla da kolestrol alınır. Kanda, kolestrolün yükseldiğini anlamak için bir seri test yapmak gerekir. Ayrıca, hastanın cildinde oluşan sarı lekeler, göz altlarında beliren siyah halkalar, göz akında görülen sarı lekecikler, genel yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, baş dönmesi, baş ağrısı, görme zayıflığı, ağız acılığı, nefes ve ter kokusu kolestrolün yükselmiş olduğuna işaret olabilir.
mide ülseri
Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir. - Tedavi süresince istirahat edin - Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin - Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın - Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın - Diş sağlığına önem verin - Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin.
onikiparmak bağırsağı ülseri
İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir.
tansiyon yüksekliği
Büyük tansiyonun kişinin yaşına göre yüksek olmasına halk arasında tansiyon yüksekliği, tıp dilinde ise hipertansiyon denir. Bir çok hastalıkta tansiyon yüksekliği görülür. Mesela kalbin sol bölümünün büyümesinde, böbrek hastalıklarında, damar sertliğinde, kan hücrelerinin çoğalmasında, şişmanlıkta ve iç salgı bezleri hastalıklarında kan basıncı artar. Tansiyon yüksekliğinin belirtileri arasında yorgunluk, sinirlilik, çarpıntı, baş dönmesi, uykusuzluk, baş ağrısı vardır.
vertigo
Genel anlamda baş dönmesi, hareket duygusu demektir. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda değildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabı, Meniere hastalığı gibi durumlarda olan baş dönmesi hissi Vertigo diye adlandırı

Şeker


şeker hastalığı
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg. Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit şeker hastalığı vardır. - şekersiz Diabet : Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir. - şekerli Diabet: Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir. İki çeşit şeker koması vardır. - Diabetik Koma: Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır. - şeker Eksikliği Koması : Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir. şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.
altını ıslatmak
Tıp dilinde Enuresis denir. Altına ve yatağına işeyen çocuklar; genellikle anne ve babasından yeteri kadar sevgi ve ilgi görmeyen çocuklardır. Hastalık, belli bir nedenden kaynaklanmıyorsa; yapılacak iş, çocuğa ihtiyacı olan sevgiyi vermektir; ancak altını ıslatmak, herhangi bir böbrek rahatsızlığı veya şeker hastalığından da kaynaklanabilir. Bu nedenle doktora gitmek gerekir.
baş ağrıları
Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir. Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları. Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları. Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları. Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları. Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları. Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları. Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları. Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları. Saralılarda görülen baş ağrıları. Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları. Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları. Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları. Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları. Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları. Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır.
gevşek penis
Erkeklik organının sertleşmemesi, sağlık durumunun bozukluğundan kaynaklanır. En önemli neden sinir bozukluğudur. Kendine güvenememe, yorgunluk, içki, şeker hastalığı, uyuşturucu madde alışkanlığı da diğer nedenler arasında sayılabilir. Tedavinin ilk şartı; kötü alışkanlıkları bırakmak, kendine güvenmek, temiz havada dolaşmak ve yeterince gıda almaktır.
gözbebekleri iltihabı
Gözün bir kazayla yaralanması veya romatizmalı hastalarda üşütme sonucu ortaya çıkar. Bazen; şeker hastalığı, burun hastalıkları, ve frengili hastalarda da görülür. Tıp dilinde iritis denilen bu hastalık vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Hasta, ışığa fazla bakamaz. Gözlerinde veya gözlerinin üst kısmına gelen bölgede şiddetli ağrılar vardır. Gözlerde; sulanma ve kızarıklık da görülür. Göze dikkatle bakıldığında; renkli kısmın etrafındaki rengin de koyulaştığı görülür.
iktidarsızlık
Erkeklik organının (penisin) yeteri kadar sertleşmemesi sonucu, cinsel ilişkide bulunamamaya; halk arasında iktidarsızlık, tıp dilinde ise empotans denir. Kendine güvenememek, yorgunluk, tiksinti, sinir bozukluğu, alkolizm, şeker hastalığı, doğum kontrolü için uygulanan metotlar veya aşırı şişmanlıktan kaynaklanır. Ilık banyolar, açık havada dolaşmak ve dinlenmek başvurulacak ilk çarelerdir.
katarakt
Göz merceğinin bulutlanıp, görmenin bozulmasına halk arasında aksu, akbasma veya göze perde inmesi adı verilir. Çoğunlukla 50 yaşından sonra görülür. Nedeni göz yaralanması, şeker hastalığı, gözün uzun süre ışığa maruz kalması, damar sertliği veya beze hastalığıdır. Bazen doğuştan da olabilir. En çok rastlananı yaşlılığın neden olduğu katarakttır.
kısırlık
Erkek veya kadının döl vermemesi haline, halk arasında kısırlık, tıp dilinde ise sterilite denir. Nedenlerini, erkek ve kadında ayrı ayrı incelemek gerekir. - Erkeklerde KısırlıkNormal cinsel ilişkide bulunmayan veya menisi olmayan erkeklere kısır denir. Psikolojik etkenler, iktidarsızlık, erkek uzvunda görülen şekil bozukluğu, gereği gibi tedavi edilmemiş belsoğukluğu, yumurtaların yerlerine inmemiş olması, kabakulak hastalığı sırasında husyelerin iltihaplanmış olması kısırlığı doğuran en başta gelen nedenlerdendir. - Kadınlarda Kısırlık Cinsi münasebetlerin, hamile kalma ihtimalinin çok az olduğu zamanlarda yapılması, fallop borularının tıkalı olması, döl yatağında görülen hastalıklar, hormon salgılarının yetersiz olması, rahim veya dış üretim organlarında görülen şekil bozuklukları, şeker hastalığı veya tiroid bozuklukları, beden yorgunluğu, sinir bozukluğu en başta gelen nedenlerdendir. Çocuk sahibi olmayan eşlerin, tepeden tırnağa kadar muayene olup, gerçek nedenleri, tespit ettirmeleri gerekir.
nefes kokusu
Tıp dilinde halitosis denilen nefes kokusunun nedenleri çeşitlidir. Genellikle aşağıdaki nedenlerden kaynaklanır: - Hazımsızlık, geğirme, kokulu yiyecekler, alkol ve bazı ilaçlar - Burun veya sinüz hastalıkarı - Çürük dişler, ağız yaraları veya bademcik iltihabı - Kusma veya uzun süreli perhizler Diğer taraftan şeker hastalığı, kansızlık ve ateşli hastalıklar sırasında da nefes kokusu hissedilir. Herşeyden önce, ağız temizliğine çok dikkat etmek gerekir. Çürük dişler tedavi ettirilmeli, yenilen ve içilen şeylerin kokusuz olmasına dikkat edilmelidir. Hergün temiz havada yürümek de faydalıdır. Kısa sürede geçmeyen nefes kokularında bir doktora başvurmak gerekir.
nevralji
Sinir ağrısına tıp dilinde nevralji denir. Bilhassa, yüzde ve başta hissedilir. Ama vücudun diğer taraflarında da bulunabilir. Nedeni soğuk algınlığı, şeker hastalığı, damar sertliği, veya ağrı yapan sinir yakınında meydana gelen herhangi bir hastalıktır.
nikris hastalığı
Halk arasında gut veya damla hastalığı tıp dilinde ise podagra denir. Özellikle fazla içki içen ve fazla kırmızı et yiyenlerde görülür. Daha fazla erkeklerde rastlanır. El, ayak başparmağı, diz ve dirseklerde şişkinlik meydana gelir. Ağrı da vardır. Buraları dokunulmayacak kadar hassaslaşmıştır. Ateş 39,4 dereceye kadar yükselir. Tedavinin başarılı olması için mutlaka yatak istirahati gerekir. Gıda rejimi uygulanır. Acılı, tuzlu, sirkeli ve şekerli yiyecekler terkedilir. Alkol ve sigara bırakılır. Dana, koyun ve kuzu eti yenmez. Diğer etler, yağ, nişastalı yiyecekler mümkün olduğu kadar azaltılır. şeker yerine bal kullanıllır. Az patates, yağsız beyaz peynir, yağsız süt, yoğurt, enginar, havuç, kereviz, kiraz, lahana, fasulye, zeytin, maydanoz, armut, çilek, erik, kara turp, üzüm, domates, ve pırasa yenilebilir. Ayrıca mümkün olduğu kadar çok limon suyu içilir.
saç dökülmesi
Günde, normal olarak 80 saç kılı dökülür. Bundan fazla dökülme yaşın ilerlemiş olması, bazı ateşli hastalıklar, tiroid hastalıkları, kansızlık, verem, şeker hastalığı gibi bütün vücudu etkileyen hastalıklardan sonra görülür. Tıp dilinde alopesi adı verilen saç dökülmesi; basit saç dökülmesi ve pelad olmak üzere iki çeşittir.
semizotu
Mide ve barsak kanamalarında ve kanlı idrarda faydalıdır. Kanı temizler. şeker hastalığında susuzluğu giderir. Uykusuzluk, sinir ve zihin yorgunluğunda faydalıdır.
sık sık idrara gitme
Günde 4 veya 6 kez idrara gitmek normal sayılır. Bu sayı, içilen su miktarına göre değişir. Toplam idrar miktarı, 8 su bardağı kadardır. Bu miktarda ve idrara gitme sayısında fazlalık olduğu zaman gençlerde şeker hastalığı, ihtiyarlarda böbrek hastalığı veya prostat büyümesi düşünülebilir.
şişmanlık
Şişmanlık, alınan kalori miktarının yakılan kaloriden daha fazla olması sonucu ortaya çıkan bir metabolizma bozukluğudur. Tıp dilinde obesite denir. İstatistiklere göre şişmanların daha çabuk yaşlandıkları, şeker hastalığı, damar sertliği, kalp hastalıkları, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları, tansiyon yüksekliği, akciğer hastalıkları, romatizmal hastalıkların tehdidi altında bulundukları belirtilmektedir. Bu nedenle şişmanlıktan kurtulmak için diyet ve beden hareketleri yapmak gerekir.
verem
Akciğer veremi, tüberküloz, fitizi diye bilinir. Nedeni, koch basili denilen ufak kıvrık içinde küçük noktacıklar görülen çomak şeklindeki verem basilidir. Verem mikrobu insan vücuduna çeşitli yollardan girebilir. Bu yolların başında, solunum yolları gelir. Hastalık, çoğunlukla veremlinin balgamı veya veremli ineklerin sütü ile bulaşır. Sağlık şartlarına uymamak, aşırı yorgunluk, üzüntü, grip, boğmaca, kızamık veya şeker hastalığı vücudun direncini kaybetmesine ve hastalığın ihtimalinin artmasına neden olur. Verem, üç devrede gelişir. Birinci devrede, hastada genel yorgunluk, iştahsızlık, sırt ağrıları, öksürük, ve 38 dereceye varan ateş görülür.Verem basili bu devrede tüberkül adı verilen iltihaplı bölgeler oluşturur. İkinci devrede hiç bir belirti görülmeyebilir. Fakat basiller bütün vücuda yayılarak deri, eklemler, kemikler, böbrekler, bağırsaklar, karın ve beyin zarına yerleşirler. Bu devrede tedaviye başlanmamışsa, vücudun direnci azalmaya başlar. Üçüncü devrede, varem basilleri kan veya lenf kanalları yoluyla yayılmaya devam eder. Hastada, yorgunluk, balgamlı öksürük, akşamları yükselen hafif ateş, iştahsızlık ve gece terlemeleri görülür. Bu devrede, tedavi edilmezse, diğer akciğer de hastalanabilir. Tedaviye 4 ila 9 ay kadar devam etmek gerekir. Tedavinin ilk şartı temiz ve açık hava, bol gıda ve üzüntüsüz bir hayattır.

Diabet


[/URL]

şeker hastalığı
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg. Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit şeker hastalığı vardır. - Şekersiz diabet : Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir. - Şekerli diabet: Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir. İki çeşit şeker koması vardır. - diabetik Koma: Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır. - Şeker Eksikliği Koması : Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir. Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.

Gastrit


(http://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/8804-diyabet.html)

gastrit
Mide iltihabı.
gastrit
Midenin iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Mide iltihabı veya mide nezlesi de denir. Hazırlayıcı nedenler : Ağır yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur işleri, tatlılar, acı ve baharatlı yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olması, çabuk çabuk ve çiğnemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, ateşli hastalıklar, karaciğer veya safra kesesi hastalıkları, kalp hastalıkları veya romatizmadır. Tedaviye başlamadan önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir. Belirtileri : Mide ağrısı, bulantı veya kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, aniden çıkan ateş, baş dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastırlınca da ağrı hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarında artar. Tedavisi : Perhiz ve istirahat şarttır. Hastalığı doğuran nedenler ortadan kaldırılır. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanılmaz. Yemekler, yavaş yavaş ve çok çiğnenerek yenir.
kusmak
Midenin içindekilerini, elde olmayarak ağız yolu ile dışarı atmaya kusmak, kusulan şeye de kusmuk denir. Kusmanın bir çok nedeni vardır. Örneğin, zehirli, bozulmuş yiyecekler, içki, gastrit ve ülser gibi mide hastalıkları, bazı besinlere karşı hassasiyet, bazı ilaçlar, kanser, mide kanaması, mide fıtığı, sinirlenme, migren, araç tutması, zehirlenme, kansızlık, sarılık, tiroid hastalıkları, hamilelik ve çocuklarda kabakulak, bademcik veya bağırsak hastalıkları sırasında kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, kusmanın nedenini belirlemektir. Tedavi nedene göre yapılır. Hasta kustuktan sonra, sırt üstü yatırılır. Birşey yedirilmez. Bir bardak buzlu su, yudum yudum içirilir.
mide ülseri
Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir. - Tedavi süresince istirahat edin - Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin - Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın - Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın - Diş sağlığına önem verin - Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin.
onikiparmak bağırsağı ülseri
İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir.
öksürük
Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür 3 grupta toplanır. - Kuru öksürük Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür. - Nöbet şeklinde gelen öksürükBu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür. - Balgamlı öksürük Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz'un bir işareti olabilir. Öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır

Guatr




guatr
Tiroid bezinin büyümesi sonucu ortaya çıkan ve boynun ortasında, yutkundukça aşağı yukarı hareket eden şişlikle kendini belli eden bu hastalığa guşa veya cedre de denir. Tıp dilindeki adı strumadır. guatr, özellikle geceleri nefes darlığı yapar. Bazen de rahatsız edici öksürüklere neden olur. İki çeşit guatr vardır. Basit guatr : Bu çeşit guatrda tiroid bezi balon gibi şişer. Nedeni alınan iyotun yetersiz olmasıdır. Dağlık bölgelerde oturanlarda, ergenlik yaşlarında ve hamilelerde çok görülür.
yumrulu guatr
Bu çeşit guatrda, tiroid bezinin iki yanında kabarıklık veya üzüm salkımını andıran şişlikler görülür. Her iki çeşit guatrda da endişelenecek bir durum yoktur. Ancak tedaviye erken başlamak gerekir. Yemeklerde iyotlu tuz kullanmak, mümkün olduğu kadar çok balık, pırasa, kuru erik, yumurta, taze fasulye, pazı, soğan, sarmısak, dut veya dut kurusu, havuç yemek; inek sütü, erik hoşafı, ve havuç suyu içmek çok faydalıdır. Ayrıca kabız olmamaya gayret etmek gerekir. Lahana, mısır ve turp da yenmemelidir.
titremek
Tıp dilinde tremor denilen titremek, irade dışında meydana gelen bir hastalık belirtisidir. El ve ayak titremesi; daha ziyade, nevroz, isteri veya nevrasteninin belirtisidir. Hafif titremeler, genellikle, guatr, alkolizm, kurşun veya cıva zehirlenmesi ya da ihtiyarlığın işaretidir. Şiddetli titremeler parkinson hastalığı ve uyku hastalığında görülür.

Hemofili


hemofili
Kanın normal sürede pıhtılaşmaması şeklinde kendini gösteren, erkeklere has bir çeşit kan hastalığıdır. Halk arasında kanama hastalığı denir. Irsi bir hastalıktır. Doktor tedavisi gerekir. Bu hastalığa tutulanların; az su içmeleri ve limon, portakal, kiraz veya ahududu yemeleri tavsiye edilir. Ayrıca vücudun herhangi bir yerinde kanamaya neden olabilecek davranışlardan da kaçınmaları gerekir.
Hepati Ne
Hepatit


[URL="http://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/8969-hepatit-nedir.html"] (http://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/8974-guatir-nedir.html)


karaciğer şişmesi
Herhangi bir karaciğer hastalığı sırasında, karaciğer hücrelerinin şişip, safra yollarını tıkanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıkktır. Tıp dilinde hepatit sarılık denir. Hastanın bütün dokuları, hatta gözlerinin akı bile sarıya boyanır. İdrarı esmerleşir. Deride kaşıntılar görülür.

yzx
15-08-08, 16:53
Dahiliye (İç Hastalıkları)--- 2 ---



Ağrı, Akdeniz Anemisi, Alerji, Anemi, Baş Dönmesi, Şeker, Diabet, Gastrit, Guatr, Hemofili, Hepatit, İshal, Kabızlık, Kalınbağırsak, Kanser, Karaciğer Kanseri, Kist, Lösemi, Şişmanlık, Obezite, Romatizma, Sindirim Sistemi, Terleme, Ülser

İshal


ishal
İshal; normal katılıktaki dışkının sulu veya yumuşak; sümüklü, kanlı veya yağlı bir şekil alıp, sık sık tuvalete çıkmak ihtiyacını doğurmasıdır. Bazen de ağrı yapar. İshal ve kabızlığın birbiri ardınca sık sık görülmesi kesinlikle ihmal edilmemesi gereken bir durumdur. İshale halk arasında amel ve sürgün; tıp dilinde ise diare denir. İshalin nedenleri arasında; yiyeceklerin bozuk olması, veya yiyecek çeşitlerinin değişikliği, üşütme, isteri, bağırsak hastalıkları, kolera, dizanteri, tifo, nefrit, kalp, karaciğer veya akciğer hastalıkları sayılabilir. Bu nedenle kısa sürede geçmeyen ishallerde mutlaka doktora başvurmak gerekir. Neden ne olursa olsun tedavinin ilk şartı sıkı bir perhizdir. Hastaya açık çay, maden suyu içirilir, yoğurt yedirilir. Sütlü ve yağlı yiyecekler verilmez, peynir yedirilmez. Bol limonlu pirinç çorbası ve patates püresi yedirilir. Her saat başı bir elmayı yemesi tavsiye edilir.
logore ( söz ishali )
Kişinin çok fazla, tutarlı, mantıklı ve bolca konuşması.
anus kaşıntısı
Anus (şerç); yani sindirim kanalının doğrubağırsak denilen son kısmındaki çıkış deliği veya çevresinde (oturak yerinde) görülen kaşıntıların nedeni çeşitlidir. Bunlar arasında; kılkurtları, sümüksü akıntı, basur, çatlak, ishal veya kabızlık, egzama (mayasıl), sinir bozukluğu veya yeteri kadar temizliğe dikkat edilmemesi sayılabilir.
dizanteri
Bulaşıcı ve salgın bir hastalıktır. Hastada, ishal görülür. Dışkısı kanlı ve sümüklüdür. İştahsızlık karın ağrısı ve ateş de vardır Su veya besinlerle bulaşır. İki çeşit dizanteri vardır. Amipli Dizanteri : Vücuda mikrop girmesinden 10-21 gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Hastada kanlı ishal, ateş, karın krampları, kilo kaybı, ve halsizlik görülür. Basilli Dizanteri : Mikrobun vücuda girmesinden 2-7 gün sonra belirtileri ortaya çıkar. Hastalığın salgın halini almasında kara sinekler başrolü oynar. Hastada; kanlı ve balgam kıvamında ishal, karın ağrısı, halsizlik ve ateş görülür. Yapılacak ilk iş; hastayı, sağlamlardan ayırmaktır.
gıda zehirlenmeleri
Gıda zehirlenmeleri; çoğunlukla bayatlamış ve bozuk yiyecekler veya bayat balık yedikten sonra görülür. Belirtileri : Hasta solumakta, yutkunmakta güçlük çeker. Kaslarında ağrı ve kramplar vardır. Baş dönmesi, halsizlik, mide ağrısı ve bulanık gördüğünden şikayet eder. Bazı hastalarda kabızlık, bazılarında da ishal görülür. Yapılacak ilk iş, hastayı kusturmaktır. Gerekiyorsa sunni solunum da yapılır. Vakit kaybetmeden hastaneye götürülür.
ıleitis
İnce bağırsağın iltihaplanmasıdır. Hastada, karın ağrısı ve ishal görülür. Buna Crohn hastalığı da denir.
kalınbağırsak iltihabı
Daha ziyade bağırsakları zayıf olanlarda görülen bir hastalıktır. Bazen iltihapla birlikte ülser de görülür. Buna tıp dilinde ülserli kolit denir. Hastalık aniden başlayıp, hiç beklenmedik bir anda kaybolabilir. Hastada aniden veya yavaş yavaş gelen ishal görülür. Dışkısı kanlıdır. Hasta, karın ağrılarından şikayet eder, ateşi de yüksektir. Doktora başvurmak şarttır. Bu arada istirahat etmek ve bol vitaminli gıdalar almak gerekir. Alkol, fazla miktarda meşrubat ve süt içilmez. Çekirdek gibi kabuklu şeyler yenmez.
kansızlık
Tıp dilinde anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır. En önemli nedeni yeteri kadar beslenememektir. Ayrıca, müzmin basur kanamaları, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, lösemi ve kanserde de görülür. Kansızlığın tipik belirtileri şöyle özetlenebilir. Yüzde solgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, ve ayak bileklerinde şişkinlik görülür. Hastanın burnu sık sık kanar, dilinde acılık vardır. İştahsızlık ishal ve bazen de kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, istirahat, temiz hava ve kan yapıcı gıdalar yemektir.
karın ağrısı
Karın boşluğunda bulunan mide, bağırsaklar, karaciğer, safra kesesi, pankreas, dalak, böbrekler, idrar torbası ve kadınlarda yumurtalık veya rahimde görülen herhangi bir rahatsızlık, karnın çeşitli yerlerinde ağrılara yol açar. Bu nedenle karın ağrılarının nedenleri pek çoktur. Karın ağrıları, hastalığın yerine ve özelliğine göre ya aniden ya da yavaş yavaş başlar. Ağrı ile birlikte bulantı, kusma, ishal, ve ateş de görülebilir. Kısa sürede geçmeyen karın ağrılarında, mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Doktora danışmadan ilaç, müshil almak çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
kramp
Kaslarda, şiddetli bir ağrı ile beraber istek dışı meydana gelen kasılmalara kramp denir. Çoğunlukla yorgunluk, fazla terleme ve ishalden sonra görülür. Atardamar hastalıkarından kaynaklanan kramplarda mutlaka bir doktora başvurmak gerekir.
öksürük
Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür 3 grupta toplanır. - Kuru öksürük Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür. - Nöbet şeklinde gelen öksürükBu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür. - Balgamlı öksürük Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz'un bir işareti olabilir. Öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır
raşitizm
Çocuklarda görülen bir çeşit kemik hastalığıdır. Nedeni, yeteri kadar D vitamini almamaktır. Çoğunlukla yeteri kadar güneş görmeyen, sıhhi olmayan, rutubetli, karanlık ve basık tavanlı evlerde yaşayan, yeteri kadar süt içmeyen ve haddinden fazla miktarda unlu gıdalarla beslenen çocuklarda görülür. Hastalık genellikle 2 yaşında ortaya çıkar. Çocukta huysuzluk ve devamlı terleme görülür, iştahı azdır. Bazıları kabızlık çeker, bazıları da ishal olurlar. Adaleleri gevşektir. Derileri soluk ve kansızdır. Dişleri geç çıkar ve erken çürür. Ayakta durmayı ve yürümeyi geç öğrenir. Bacak kemikleri çarpıktır. Düztabanlık görülür. Deniz, kum veya güneş banyoları, kış aylarında da, haftada 3 kere ılık banyo yaptırmak yaralıdır.
sarılık
Safranın kana karışıp, bütün dokuları hatta göz aklarını bile sarıya boyaması ile ortaya çıkan bir hastalık belirtisidir. Tıp dilinde ikter denilen sarılığın üç çeşidi vardır. - Hemolitik sarılıkKandaki alyuvarların tahrip olması sonucu safra, kana karışır. Hastanın idrar rengi normal, büyük tuvaleti ise koyudur. - Hepatik sarılık : Bir virüsün neden olduğu karaciğer iltihabıdır. Karaciğer hücreleri şişer ve safra yolları tıkanır. Belirtileri, yavaş yavaş görülür. Hastada ateş, iştahsızlık, ishal ve kusma vardır. En çok görülen sarılık çeşidi budur. - Obstrüktif sarılık : Nedeni, safra kanallarının tıkanmış olmasıdır. Ortak belirtileri ise şunlardır. Hastalığın neden olduğu sarı renk, önce göz aklarında görülür. Sonra yüz, boyun, gövde, kol ve bacaklara kadar yayılır. İdrarın rengi sarı ile koyu kahverengi arasında değişir. Ciltte de kaşıntı vardır. Büyük abdest, kil renginde ve fena kokuludur. Tedavinin ilk şartı, yatak istirahatidir. Sıkı bir perhiz uygulanır.
şeker hastalığı
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg. Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit şeker hastalığı vardır. - Şekersiz Diabet : Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir. - Şekerli Diabet ankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir. İki çeşit şeker koması vardır. - Diabetik Koma aha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır. - Şeker Eksikliği Koması : Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir. Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.
tifo
Mikrobik ve bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın mikrobu çomak şeklindedir. Tifo basili adı verilen bu mikrop, çoğunlukla tifolu hastaların dışkılarında veya idrarlarında, kanlarında, tükürüklerinde veya vücutlarında görülen deri döküntülerinde bulunur. Tifo salgınına, lağım suları karışmış içme suları veya lağım suları ile mikroplanmış yiyecek maddeleri neden olur. Salgın daha ziyade yaz ve sonbahar aylarında görülür. Hastalık, mikrop vücuda girdikten yaklaşık 7-15 gün sonra ortaya çıkar. Hastalığın ilk günlerinde yorgunluk ve baş ağrıları görülür. Fakat hasta yatmak ihtiyacını hissetmez. Birkaç gün sonra ateş yavaş yavaş yükselmeye başlar. İştahsızlık, baş ağrısı, burun kanaması, bronşit, mide ve bağırsak bozuklukları ile birlikte ishal görülür. İlk belirtilerin ortaya çıkmasını takip eden birkaç gün içinde ateşi daha da yükselir. Göğsünde karnında ve sırtında pire ısırığına benzeyen kırmızı lekeler belirir. Bu günler içinde tansiyon düşer, nabız da yavaşlar. Hastalığın üçüncü haftasında karın gerginleşir ve şişer. Dışkı ise yumuşaklaşır, bağırsak kanamaları görülebilir. Bademcikler iltihaplanmış, hasta zayıflamıştır. Üçüncü haftanın sonlarından itibaren, ateş düşmeye ve diğer belirtiler kaybolmaya başlar. Tifo kalbi, beyni, böbrekleri, akciğerleri, karaciğeri, göz ve kulak sinirlerini etkiler. Bu nedenle iyi tedavi şarttır. Hastaya süt, yoğurt, ayran, hoşaf, meyva suları, limonata, portakal suyu, yumurta sarısı, yumurtalı çorbalar, iki kere çekilmiş etten yapılmış köfteler, sebze ve meyve püreleri verilir. Çok su içirilir.

Kabızlık


kabızlık
Tuvalete hiç çıkmama veya çok seyrek çıkmaya kabızlık, peklik ya da inkıbaz denir. Tıp dilinde ise konstipasyon adı verilir. Yeterince sulu şeyler yememe, sinir bozukluğu, bağırsak tıkanıklığı, sindirim sistemi bozuklukları, hormon dengesizliği, basur, fıtık boğulması, kabızlığı doğuran nedenler arasındadır. Ayrıca günlerinin büyük bir kısmını oturarak geçirmek zorunda olanlarla, hamilelerde ve yaşlılarda görülür. Öncelikle kabızlığa neden olan hastalığı tespit etmek gerekir. Esas nedeni tespit etmeden alınacak müsil ilaçları kötü sonuçlar doğurabilir. Kabız omayı önlemek için, sebze çorbaları ve yemekleri, mercimek, ıspanak, salata, balık ve çavdar ekmeği yemek çok faydalıdır. Ayrıca erik reçeli, bal, üzüm, kayısı veya elma yemek; bol su veya şerbet içmek de yararlıdır. Müzmin kabızlıktan şikayet edenlerin de; fazla et, yumurta, peynir, beyaz ekmek, muz gibi yiyecekleri azaltmaları, kahve çay ve sigarayı en az miktara indirmeleri, alkolü bırakmaları gerekir. Kabızlığı gideren ilaçların fazla miktarda ve uzun süre kullanılması kötü sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ilaçları kullanırken tavsiye edilen miktarları aşmamak gerekir.
anus kaşıntısı
Anus (şerç); yani sindirim kanalının doğrubağırsak denilen son kısmındaki çıkış deliği veya çevresinde (oturak yerinde) görülen kaşıntıların nedeni çeşitlidir. Bunlar arasında; kılkurtları, sümüksü akıntı, basur, çatlak, ishal veya kabızlık, egzama (mayasıl), sinir bozukluğu veya yeteri kadar temizliğe dikkat edilmemesi sayılabilir.
ateş
Vücut sıcaklığının yükselmesine ateş denir. Vücut sıcaklığı bedenin her yerinde aynı değildir. Örneğin; termometre ağıza konulduğunda görülen ısı, koltuk altına konulduğunda gösterdiği ısıdan 0,5 derece daha düşüktür. Diğer taraftan, vücut ısısı gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahın erken saatlerinde ısı düşük, akşam saatlerinde yüksektir. Vücut ısısı 36,2 - 37,5 arasında ise normaldir. Ateşle birlikte; üşütme, titreme, baş ağrısı, bunalma, huzursuzluk, vücut kırgınlığı, iştahsızlık, kabızlık, sayıklama, havale veya koyu renkli idrar çıkarmada görülebilir. Ateşin nedeni, genellikle soğuk algınlığı, grip, bademcik iltihabı, boğaz ağrısı, bronşit, sinüzit, kulak iltihabı, bağırsak iltihabı veya böbrek hastalıklarından biri olabilir. Bu nedenle tedaviden önce nedeni tespit etmek gerekir.
basur
Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir.
baş ağrıları
Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir. Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları. Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları. Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları. Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları. Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları. Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları. Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları. kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları. Saralılarda görülen baş ağrıları. Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları. Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları. Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları. Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları. Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları. Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır.
gıda zehirlenmeleri
Gıda zehirlenmeleri; çoğunlukla bayatlamış ve bozuk yiyecekler veya bayat balık yedikten sonra görülür. Belirtileri : Hasta solumakta, yutkunmakta güçlük çeker. Kaslarında ağrı ve kramplar vardır. Baş dönmesi, halsizlik, mide ağrısı ve bulanık gördüğünden şikayet eder. Bazı hastalarda kabızlık, bazılarında da ishal görülür. Yapılacak ilk iş, hastayı kusturmaktır. Gerekiyorsa sunni solunum da yapılır. Vakit kaybetmeden hastaneye götürülür.
hazımsızlık
Sindirimin normal şekilde olmaması ve bağırsakların seyrek çalışmasına; halk arasında hazımsızlık, tıp dilinde ise dispepsi denir. Nedenleri çeşitlidir. Ağır yemekler, yemekleri gereği gibi çiğnememe, diş veya dişeti iltihapları, içki veya sigara içmek, çok miktarda çay veya kahve içmek, fazla miktarda şekerli veya unlu şeyler yemek, kansızlık, yorgunluk, sinir bozukluğu ve üzüntü hazımsızlığı doğuran nedenler arasında sayılabilir. Yemekten bir süre sonra; midede şişkinlik veya yanma hissi ortaya çıkar. Sık sık yemek ihtiyacı hissedilir. kabızlıktan şikayet edilir. Bazı kimselerde halsizlik, uykusuzluk, unutkanlık veya çarpıntı görülür. Tedavinin ilk şartı; sıkıntı ve üzüntülerden sıyrılmaktır. Zararlı şeyler terkedilir. Et yemekleri de mümkün olduğu kadar azaltılır. Haddinden fazla yemek yenmez. Yemeklerden sonra soğuk su içilmez. Yemek aralarında acıkınca süt ile birkaç galete yenir.
karaciğer yetersizliği
Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir.
öksürük
Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür 3 grupta toplanır. - Kuru öksürük Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür. - Nöbet şeklinde gelen öksürükBu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür. - Balgamlı öksürük Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz'un bir işareti olabilir. Öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır
raşitizm
Çocuklarda görülen bir çeşit kemik hastalığıdır. Nedeni, yeteri kadar D vitamini almamaktır. Çoğunlukla yeteri kadar güneş görmeyen, sıhhi olmayan, rutubetli, karanlık ve basık tavanlı evlerde yaşayan, yeteri kadar süt içmeyen ve haddinden fazla miktarda unlu gıdalarla beslenen çocuklarda görülür. Hastalık genellikle 2 yaşında ortaya çıkar. Çocukta huysuzluk ve devamlı terleme görülür, iştahı azdır. Bazıları kabızlık çeker, bazıları da ishal olurlar. Adaleleri gevşektir. Derileri soluk ve kansızdır. Dişleri geç çıkar ve erken çürür. Ayakta durmayı ve yürümeyi geç öğrenir. Bacak kemikleri çarpıktır. Düztabanlık görülür. Deniz, kum veya güneş banyoları, kış aylarında da, haftada 3 kere ılık banyo yaptırmak yaralıdır.

Kalınbağırsak


kalınbağırsak iltihabı
Daha ziyade bağırsakları zayıf olanlarda görülen bir hastalıktır. Bazen iltihapla birlikte ülser de görülür. Buna tıp dilinde ülserli kolit denir. Hastalık aniden başlayıp, hiç beklenmedik bir anda kaybolabilir. Hastada aniden veya yavaş yavaş gelen ishal görülür. Dışkısı kanlıdır. Hasta, karın ağrılarından şikayet eder, ateşi de yüksektir. Doktora başvurmak şarttır. Bu arada istirahat etmek ve bol vitaminli gıdalar almak gerekir. Alkol, fazla miktarda meşrubat ve süt içilmez. Çekirdek gibi kabuklu şeyler yenmez.
kanser
Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. - Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar - Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler - İyileşmeyen yaralar - Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük - Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları - Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir. - Beyin ve omurilikte %1 - Ciltte %10 - Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6 - Memelerde %14 - Sindirim sisteminde %25 - Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3 - Karaciğer ve safra kesesinde %3 - Diğer organlarda %8 Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir. Makro-biyotik Gıda Rejimi: Bir günlük gıdanın, %60'ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir. %23-25'i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir. %5-10'u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir. %10-15'I deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir. Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir. Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir. Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır. Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti. Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır.
kulunç ağrısı
Şiddetli ağrılara ve özellikle kalınbağırsak kaslarının kasılması sonucu meydana gelen ve omuz başlarında hissedilen ağrılara, halk arasında kulunç denir. Bu çeşit ağrıların bazıları sabit, bazıları da gezici ağrı şeklindedir. Kalınbağırsağın kasılmasından kaynaklanan bu çeşit ağrılara, tıp dilinde kolik denir.

Kanser


deri kanseri
Deri üzerinde ufak bir şişlik veya bir türlü iyileşmeyen bir yara şeklinde başlayabilen bir çeşit kanserdir. Şişlik, başlangıçta ufak bir yumru şeklindedir. Bir süre sonra aynı yer açılır ve yara haline dönüşür, sonra kabuk bağlar. Bu gibi durumlarda telaşlanmamak; ancak acele etmek gerekir. Erken tedavi edildiği takdirde iyileşir.
kanser
kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. - Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar - Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler - İyileşmeyen yaralar - Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük - Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları - Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir. - Beyin ve omurilikte %1 - Ciltte %10 - Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6 - Memelerde %14 - Sindirim sisteminde %25 - Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3 - Karaciğer ve safra kesesinde %3 - Diğer organlarda %8 Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir. Makro-biyotik Gıda Rejimi: Bir günlük gıdanın, %60'ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir. %23-25'i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir. %5-10'u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir. %10-15'I deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir. Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir. Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir. Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır. Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti. Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır.
prostat kanseri
Prostat bezinin genişleyip, büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastanın karın bölgesinin alt kısımlarında ve bacak aralarında ağrı vardır. Bazen sırtta ve kollarda da ağrı hissedilir. Doktor tedavisi gerekir.
rahim kanseri
Çoğunlukla rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelen bir hastalıktır. Çok düşük yapan veya çok doğuran kadınlarda daha fazla görülür. Tıp dilinde uterus kanseri denir. Vajinadan kan veya fena kokulu akıntı gelir. Böyle durumlarda, vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.
çekum (caecum)
İncebarsakla kalınbarsağın birleştiği yerdeki kesedir. Bu bölgede, iltihaplanma, ülserasyon veya kanser görülebilir.
dil iltihabı
Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak, çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir.
kan tükürmek
Tıp dilinde hemoptizi denilen kan tükürmek, önemli bir hastalığın habercisidir. Akciğer kanseri, verem, bronşit, mitral darlığı veya zatürreeden şüphelenilir. Ancak dişeti kanaması gibi pek önemli olmayan bir durumda olabilir. Bu nedenle, hastanın sırtına bir yastık konup, oturtulur. Vakit kaybetmeden doktor çağrılır.
kansızlık
Tıp dilinde anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır. En önemli nedeni yeteri kadar beslenememektir. Ayrıca, müzmin basur kanamaları, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, lösemi ve kanserde de görülür. Kansızlığın tipik belirtileri şöyle özetlenebilir. Yüzde solgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, ve ayak bileklerinde şişkinlik görülür. Hastanın burnu sık sık kanar, dilinde acılık vardır. İştahsızlık ishal ve bazen de kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, istirahat, temiz hava ve kan yapıcı gıdalar yemektir.
kusmak
Midenin içindekilerini, elde olmayarak ağız yolu ile dışarı atmaya kusmak, kusulan şeye de kusmuk denir. Kusmanın bir çok nedeni vardır. Örneğin, zehirli, bozulmuş yiyecekler, içki, gastrit ve ülser gibi mide hastalıkları, bazı besinlere karşı hassasiyet, bazı ilaçlar, kanser, mide kanaması, mide fıtığı, sinirlenme, migren, araç tutması, zehirlenme, kansızlık, sarılık, tiroid hastalıkları, hamilelik ve çocuklarda kabakulak, bademcik veya bağırsak hastalıkları sırasında kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, kusmanın nedenini belirlemektir. Tedavi nedene göre yapılır. Hasta kustuktan sonra, sırt üstü yatırılır. Birşey yedirilmez. Bir bardak buzlu su, yudum yudum içirilir.
lösemi
Halk arasında kan kanseri denilir. Kandaki alyuvarların aşırı derecede çoğalması sonucu meydana gelir.
mastektomi
Memenin her hangi bir rahatsızlık nedeniyle alınmasıdır. Basit mastektomi sadece meme dokusunun çıkartılmasıdır. Radikal mastektomi ise, kanser vakalarında baş vurulan memeyle birlikte, memenin altındaki kasların ve koltuk altındaki lenf bezlerinin de çık
metastaz
Herhangi bir organdaki kanser hücrelerinin, vücudun başka bir bölümüne atlamasıdır.
tere
İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Bronşları temizler, öksürük söktürür. İdrar söktürür, böbrekleri ve idrar yollarını temizler. kanser, anemi ve lif hastalıklarına karşı etkili. Tere kanserle savaşan sebzelerin arasında olduğu gibi aynı zamanda en fazla kalsiyum, demir ve folik asit içerenlerin başında geeliyor. Tere gibi yeşil sebzeler yiyen kadınların, life ilişkin hastalıklara yakalanma riskleri daha az.

Karaciğer Kanseri




kanser
Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. - Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar - Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler - İyileşmeyen yaralar - Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük - Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları - Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir. - Beyin ve omurilikte %1 - Ciltte %10 - Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6 - Memelerde %14 - Sindirim sisteminde %25 - Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3 - karaciğer ve safra kesesinde %3 - Diğer organlarda %8 Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir. Makro-biyotik Gıda Rejimi: Bir günlük gıdanın, %60'ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir. %23-25'i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir. %5-10'u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir. %10-15'I deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir. Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir. Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir. Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır. Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti. Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır.

Kist


kist
Etrafı membranla (zar) çevrili içi sıvı dolu oluşumlar. Büyüklükleri muhtelif olup vücüdun her tarafında oluşabilir.
kist hidatik
Bazı organlarda (daha çok karaciger, akciğer, beyin) ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduğu içi berrak su görünümünde kistler.
kist sebase
Yağ bezlerinin büyümesi sonucu deri altında oluşan kistler.
polikistik
Bazı organlarda çok sayıda içi sıvı ile dolu oluşumlara verilen addır. Polikistik böbrek, polikistik meme gibi.
aybaşı kanamasının uzun sürmesi
Normal aybaşı kanaması 2-7 gün devam eder. Bazı kimselerde bu süre uzar. O zaman rahimde ur veya kist olduğundan, yumurtalıkların üşütülmüş olmasından, sinir veya kalp hastalığından şüphe edilir. Tedaviye geçmeden önce esas nedeni bulmak gerekir. Önemli bir durum yoksa aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.
ekinokok
Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.
galaktosel
Memede, içi süt dolu kist.

Lösemi


lösemi
Halk arasında kan kanseri denilir. Kandaki alyuvarların aşırı derecede çoğalması sonucu meydana gelir.
fab sınıflaması
FAB terimi French-American-British sözcüklerinin baş harflerinden oluşur. Akut lenfoblastik lösemi (ALL) ve akut myeloblastik lösemide (AML) neoplastik hücrelerin morfolojik özelliklerine göre yapılan bir sınıflama sistemidir. FAB sınıflaması için wright
kansızlık
Tıp dilinde anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır. En önemli nedeni yeteri kadar beslenememektir. Ayrıca, müzmin basur kanamaları, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, lösemi ve kanserde de görülür. Kansızlığın tipik belirtileri şöyle özetlenebilir. Yüzde solgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, ve ayak bileklerinde şişkinlik görülür. Hastanın burnu sık sık kanar, dilinde acılık vardır. İştahsızlık ishal ve bazen de kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, istirahat, temiz hava ve kan yapıcı gıdalar yemektir.
kaşıntı
Vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ve böcek dolaşıyormuş hissi, hafif yanma ve batma gibi rahatsızlıklarla ortaya çıkan kaşıntıya, tıp dilinde pruritus veya kaşeski denir. Kaşıntıyı doğuran nedenler çok çeşitlidir. Bunlar şöyle sıralanabilir: - Sabun, çamaşır tozları ve bazı boyaların neden olduğu kaşıntılar - Yün veya naylon iyeceklerin neden olduğu kaşıntılar - Bazı kimyasal maddelerin neden olduğu kaşıntılar - İstiridye, yumurta, süt, çilek, soğan gibi bazı besinlerin neden olduğu kaşıntılar - Bazı ilaçların neden olduğu kaşıntılar - Şeker, karaciğer, böbrek hastalıkları veya löseminin neden olduğu kaşıntılar - Kurdeşen, egzama, su çiçeği, kızamık, kızıl, kızamıkçık veya deri iltihabının neden olduğu kaşıntılar - Mantarın neden olduğu kaşıntılar - Kıl kurdunun neden olduğu kaşıntılar - İshal veya kabızlığın neden olduğu kaşıntılar - Sinirlilik ve ruhi sıkıntıların neden olduğu kaşıntılar Tedavinin ilk şartı, kaşıntıyı doğuran sebebi bulmaktır. Bu arada mümkün olduğu kadar kaşımamaya gayret edilir.

Şişmanlık


şişmanlık
şişmanlık, alınan kalori miktarının yakılan kaloriden daha fazla olması sonucu ortaya çıkan bir metabolizma bozukluğudur. Tıp dilinde obesite denir. İstatistiklere göre şişmanların daha çabuk yaşlandıkları, şeker hastalığı, damar sertliği, kalp hastalıkları, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları, tansiyon yüksekliği, akciğer hastalıkları, romatizmal hastalıkların tehdidi altında bulundukları belirtilmektedir. Bu nedenle şişmanlıktan kurtulmak için diyet ve beden hareketleri yapmak gerekir.
basur
Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir.
iktidarsızlık
Erkeklik organının (penisin) yeteri kadar sertleşmemesi sonucu, cinsel ilişkide bulunamamaya; halk arasında iktidarsızlık, tıp dilinde ise empotans denir. Kendine güvenememek, yorgunluk, tiksinti, sinir bozukluğu, alkolizm, şeker hastalığı, doğum kontrolü için uygulanan metotlar veya aşırı şişmanlıktan kaynaklanır. Ilık banyolar, açık havada dolaşmak ve dinlenmek başvurulacak ilk çarelerdir.
nefes darlığı
Tıp dilinde dispne denilen nefes darlığı önemli bir hastalığın belirtisi olabilir. Spor yaptıktan, koştuktan veya yorucu bir iş yaptıktan sonra nefes darlığı normal sayılabilir. Ancak ortada neden yokken nefes darlığından şikayet etmek mutlaka üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü kansızlık, kalp hastalıkları, mide hastalıkları, bronşit, tiroid bezinin büyümesi, akciğer hastalıkları, zatürree, astım, zehirlenme, şişmanlık, nefes darlığına neden olabilir. Nefes darlığından şikayet edenlerin sigarayı kesinlikle bırakmaları, ağır yemekleri de terk etmeleri gerekir.
obesite
Aşırı şişmanlık.
obezite
şişmanlık.
romatizma
Umumiyetle eklem, kas ve sinir sistemini etkileyen hastalıklara romatizma denir. Romatizma ağrıları, vücudun her tarafında görülebilir. Halk arasında, romatizma ağrılarına yel denir. şişmanlık, hormon dengesizliği, karaciğer yetersizliği, beslenme dengesizliği, mide ve bağırsak bozuklukları, çürük dişler, sinüzit, bademcik iltihapları ve yaşlılık romatizmayı hazırlayan nedenlerin başında gelir. Ayrıca, soğuk ve rutubet de çok önemli rol oynar. Romatizmalı yerlerde ağrı, yanma veya üşütme ve şişlikler görülür. Ağrı bazen dayanılmaz dereceye varır. Hareket etmekte de güçlük çekilir. Tedavi edilmezse, kalp kapağı hastalığı veya bir başka hastalığa neden olur.3 çeşit romatizma vardır: - Akut eklem romatizması - Romatoid artrit - Dejeneratif romatizma
şeker hastalığı
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg. Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit şeker hastalığı vardır. - Şekersiz Diabet : Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir. - Şekerli Diabet http://www.msxlabs.org/forum/images/smilies/msn_tongue.gifankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir. İki çeşit şeker koması vardır. - Diabetik Koma http://www.msxlabs.org/forum/images/smilies/msn_grin.gifaha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır. - Şeker Eksikliği Koması : Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir. Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.
tansiyon yüksekliği
Büyük tansiyonun kişinin yaşına göre yüksek olmasına halk arasında tansiyon yüksekliği, tıp dilinde ise hipertansiyon denir. Bir çok hastalıkta tansiyon yüksekliği görülür. Mesela kalbin sol bölümünün büyümesinde, böbrek hastalıklarında, damar sertliğinde, kan hücrelerinin çoğalmasında, şişmanlıkta ve iç salgı bezleri hastalıklarında kan basıncı artar. Tansiyon yüksekliğinin belirtileri arasında yorgunluk, sinirlilik, çarpıntı, baş dönmesi, uykusuzluk, baş ağrısı vardır.
varis
Damarların büyümesi ve şişmesine varis denir. Çoğunlukla bacağın alt kısımlarında görülür. Nedeni ayakta fazla durmak, şişmanlık, kan damarlarındaki kapakların düzensiz çalışması veya jartiyer kullanmaktır. Belirtileri, deri yüzeyindeki damarlar eğri, büğrü olup şişerler. Deri rengini kaybeder. Akşam saatlerinde de ayak bilekleri şişebilir. Banyodan sonra, aybaşı halinde, sıcak havalarda veya uzun süre ayakta kaldıktan sonra, yorgunluk, bacaklarda ağrı, karıncalanma ve dolgunluk hissedilir.

Romatizma


adale romatizması
Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir.
kalp romatizması
romatizma, iyi tedavi edilmeyecek olursa; kalbin içindeki kapakçıklara yerleşir. Bu kapakçıklardan; en fazla mitral kapakçık etkilenir ve daralıp, sertleşir, büzülür. Daha çok kadınlarda görülen kalp romatizması sonucu ortaya çıkan hastalığa mitral darlığı veya mitral stenoz denir. Hastada nefes darlığı, kuru öksürük, sık sık soğuk alma, morarma, el ve ayaklarda üşüme ve yorgunluk görülür. Tedavinin ilk şartı üzülmemek, her gün bir öncekki günden daha iyi olduğuna inanmak ve doktorun tavsiyelerine uymaktır.
romatizma
Umumiyetle eklem, kas ve sinir sistemini etkileyen hastalıklara romatizma denir. romatizma ağrıları, vücudun her tarafında görülebilir. Halk arasında, romatizma ağrılarına yel denir. Şişmanlık, hormon dengesizliği, karaciğer yetersizliği, beslenme dengesizliği, mide ve bağırsak bozuklukları, çürük dişler, sinüzit, bademcik iltihapları ve yaşlılık romatizmayı hazırlayan nedenlerin başında gelir. Ayrıca, soğuk ve rutubet de çok önemli rol oynar. romatizmalı yerlerde ağrı, yanma veya üşütme ve şişlikler görülür. Ağrı bazen dayanılmaz dereceye varır. Hareket etmekte de güçlük çekilir. Tedavi edilmezse, kalp kapağı hastalığı veya bir başka hastalığa neden olur.3 çeşit romatizma vardır: - Akut eklem romatizması - Romatoid artrit - Dejeneratif romatizma
aso
Antistreptolizin O için kullanılan kısaltma. Streptolizin, Hemolitik Streptokok adı verilen bakterilerin salgıladığı toksinin adıdır. Bu toksinin varlığını tespit için yapılan tetkike de kısaca ASO adı verilir. ASO, romatizma gibi bazı Hemolitik Strep
bademcik iltihabı
Bademciklerin iltihaplanmasına tıp dilinde tonsilit denir. Bademcikler şiş, kırmızı ve yeşilimtrak beyaz renkte cerahatlı görünümdedir. Yutkunma sırasında ağrı yapar. Hastada kırıklık, baş ağrısı ve vücut ağrıları vardır. Hastalık birdenbire üşütme ve ateş ile başlar. Gereği gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabı, böbrek iltihabı, romatizma ve kalp hastalıklarına neden olabilir.
çekem
Fructus Visci albi Kabız, idrar artırıcı, kusturucu, kuvvet verici ve tansiyon düşürücü etkileri vardır. romatizma ağrılarında kullanılır.
gastrit
Midenin iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Mide iltihabı veya mide nezlesi de denir. Hazırlayıcı nedenler : Ağır yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur işleri, tatlılar, acı ve baharatlı yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olması, çabuk çabuk ve çiğnemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, ateşli hastalıklar, karaciğer veya safra kesesi hastalıkları, kalp hastalıkları veya romatizmadır. Tedaviye başlamadan önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir. Belirtileri : Mide ağrısı, bulantı veya kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, aniden çıkan ateş, baş dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastırlınca da ağrı hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarında artar. Tedavisi : Perhiz ve istirahat şarttır. Hastalığı doğuran nedenler ortadan kaldırılır. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanılmaz. Yemekler, yavaş yavaş ve çok çiğnenerek yenir.
gözbebekleri iltihabı
Gözün bir kazayla yaralanması veya romatizmalı hastalarda üşütme sonucu ortaya çıkar. Bazen; şeker hastalığı, burun hastalıkları, ve frengili hastalarda da görülür. Tıp dilinde iritis denilen bu hastalık vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Hasta, ışığa fazla bakamaz. Gözlerinde veya gözlerinin üst kısmına gelen bölgede şiddetli ağrılar vardır. Gözlerde; sulanma ve kızarıklık da görülür. Göze dikkatle bakıldığında; renkli kısmın etrafındaki rengin de koyulaştığı görülür.
kalp hastalıkları
Düzensiz bir hayat, yorgunluk, sinir bozuluğu, şiddetli romatizma veya doğuştan meydana gelen kalp hastalıklarında; daha geniş bir ifadeyle bütün kalp hastalıklarında aşağıdaki maddelere dikkat etmek gerekir. Sinirlenmeyin. Sigarayı bırakın. Şişmanlamamaya ve kilonuzu muhafaza etmeye çalışın. Fazla yorucu işler yapmayın. Uyku ve dinlenmenizi ihmal etmeyin. Koşmayın, acele etmeyin. Her gün bir öncekinden daha iyi olduğunuza inanın. Kabız olmamaya dikkat edin. Çürük dişleriniz varsa, tedavi ettirin. Fazla miktarda yağlı sığır veya koyun eti, sütlü şeyler yemeyin. Konserve, pastırma, salam, peynir, turşu, balık ve çikolata gibi şeyleri mümkün olduğunca azaltın. Yemeklere tuz koymayın. Yemeklerinizi mısırözü, ayçiçeği veya haşhaşyağı ile hazırlayın. Bol bol taze sebze ve meyve yiyin. Bol bol yoğurt yiyin.
kalp yetmezliği
Kalbin sağ, sol veya her iki karıncığının; içindeki kanı, her vuruşunda muntazaman boşaltamaması şeklinde ortaya çıkar. Üç şekilde görülür. Sol Kalp Yetmezliği : Hastada nefes darlığı ve kuru öksürük vardır. Geceleri daha zor nefes alır. Çarpıntı, baygınlık ve terleme görülebilir. Buna kalp astımı adı verilir. Nedeni; aort veya mitral kapaklarının hastalanması veya koroner rahatsızlığıdır. Sağ Kalp Yetmezliği : Hastanın ayak ve ayak bilekleri şişer. Buralara, parmakla bastırılınca bir süre çukur kalır. El, ayak ve yüzde morarmalar; hazımsızlık ve iştahsızlık görülür. Nedeni, mitral kapağı hastalığı, müzmin bronşit veya doğuştan olan kalp hastalığıdır. Kaonjestij Kalp Hastalığı : Sağ ve sol kalp yetersizliği bir arada olduğu zaman görülür. Nedeni aort veya mitral kapaklarının hastalanması, müzmin bronşit veya akciğer hastalıkları, romatizma ve tiroid hastalıklarıdır. Aşağıdaki tavsiyelere uymak gerekir: Sigara içmeyin. Yemeklere fazla tuz koymayın. Uykularınızı ihmal etmeyin. İstirahat edin ama devamlı olarak yatmayın. Sinirlenmeyin, üzülmeyin, her şeyi kendinize dert etmeyin.
kansızlık
Tıp dilinde anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır. En önemli nedeni yeteri kadar beslenememektir. Ayrıca, müzmin basur kanamaları, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, lösemi ve kanserde de görülür. Kansızlığın tipik belirtileri şöyle özetlenebilir. Yüzde solgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, ve ayak bileklerinde şişkinlik görülür. Hastanın burnu sık sık kanar, dilinde acılık vardır. İştahsızlık ishal ve bazen de kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, istirahat, temiz hava ve kan yapıcı gıdalar yemektir.
sandalos
Sandaraca Haricen ve dahilen romatizma ağrılarını dindirici olarak etkilidir.
siyatik
Üst bacağın arka kısmı, arka bacağın dış tarafı ve siyatik siniri boyunca yayılan ağrıya siyatik denir. Ağrı, bazen birdenbire gelir. Bazen de yavaş yavaş ilerler. Otururken, kalkarken, uzanırken hareketler zorlukla yapılır. Belkemiğinin aşağı bölgesi, hassastır. Ağrılar yürürken, öksürürken ve gerinirken daha da artar. Halk arasında sinir romatizması da denir. Nedeni, omurlar arasında kıkırdak disklerin yerinden oynaması, yani disk kayması, omurganın alt bölümünün iltihaplanmış veya zedelenmiş olması, dizkapağı iltihabı veya sinir iltihabıdır. Tedavinin ilk şartı yatak istirahatidir. Ayrıca yatak altına kalın bir tahta koymalı, iki yastıktan fazla da yastık kullanmamalıdır.
şişmanlık
Şişmanlık, alınan kalori miktarının yakılan kaloriden daha fazla olması sonucu ortaya çıkan bir metabolizma bozukluğudur. Tıp dilinde obesite denir. İstatistiklere göre şişmanların daha çabuk yaşlandıkları, şeker hastalığı, damar sertliği, kalp hastalıkları, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları, tansiyon yüksekliği, akciğer hastalıkları, romatizmal hastalıkların tehdidi altında bulundukları belirtilmektedir. Bu nedenle şişmanlıktan kurtulmak için diyet ve beden hareketleri yapmak gerekir

yzx
15-08-08, 16:54
Dahiliye (İç Hastalıkları)--- 3 ---



Ağrı, Akdeniz Anemisi, Alerji, Anemi, Baş Dönmesi, Şeker, Diabet, Gastrit, Guatr, Hemofili, Hepatit, İshal, Kabızlık, Kalınbağırsak, Kanser, Karaciğer Kanseri, Kist, Lösemi, Şişmanlık, Obezite, Romatizma, Sindirim Sistemi, Terleme, Ülser

Sindirim Sistemi





giardia
Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir.
kabızlık
Tuvalete hiç çıkmama veya çok seyrek çıkmaya kabızlık, peklik ya da inkıbaz denir. Tıp dilinde ise konstipasyon adı verilir. Yeterince sulu şeyler yememe, sinir bozukluğu, bağırsak tıkanıklığı, sindirim sistemi bozuklukları, hormon dengesizliği, basur, fıtık boğulması, kabızlığı doğuran nedenler arasındadır. Ayrıca günlerinin büyük bir kısmını oturarak geçirmek zorunda olanlarla, hamilelerde ve yaşlılarda görülür. Öncelikle kabızlığa neden olan hastalığı tespit etmek gerekir. Esas nedeni tespit etmeden alınacak müsil ilaçları kötü sonuçlar doğurabilir. Kabız omayı önlemek için, sebze çorbaları ve yemekleri, mercimek, ıspanak, salata, balık ve çavdar ekmeği yemek çok faydalıdır. Ayrıca erik reçeli, bal, üzüm, kayısı veya elma yemek; bol su veya şerbet içmek de yararlıdır. Müzmin kabızlıktan şikayet edenlerin de; fazla et, yumurta, peynir, beyaz ekmek, muz gibi yiyecekleri azaltmaları, kahve çay ve sigarayı en az miktara indirmeleri, alkolü bırakmaları gerekir. Kabızlığı gideren ilaçların fazla miktarda ve uzun süre kullanılması kötü sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ilaçları kullanırken tavsiye edilen miktarları aşmamak gerekir.
kanser
Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. - Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar - Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler - İyileşmeyen yaralar - Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük - Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları - Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir. - Beyin ve omurilikte %1 - Ciltte %10 - Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6 - Memelerde %14 - sindirim sisteminde %25 - Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3 - Karaciğer ve safra kesesinde %3 - Diğer organlarda %8 Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir. Makro-biyotik Gıda Rejimi: Bir günlük gıdanın, %60'ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir. %23-25'i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir. %5-10'u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir. %10-15'I deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir. Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir. Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir. Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır. Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti. Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır.



Terleme




ayak terlemesi
Ayakların normalden fazla terlemesi genellikle ter bezlerinin aşırı derecede çalışmasından kaynaklanır. Diğer taraftan, kalın çorap giymek, ateşli bir hastalık veya normal vücut sıcaklığının düşmesi de ayak terlemesine neden olabilir.
fazla terlemek
Haddinden fazla terlemek; sinir bozukluğu, fazla sıcak, tiroid bezinin çalışmasında görülen bozukluk, tüberküloz, raşitizm veya iskorbütten kaynaklanır. Ergenlik yaşlarında da fazla terleme görülür. Bu nedenle terlemenin asıl nedenini bulmak gerekir.
ağrılı aybaşı hali
Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda rastlanır. Ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar.
bayılmalar
Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır.
böbrek ağrısı
Böbrek ağrısının nedenleri çeşitlidir. Bunlar arasında: böbrek taşı, böbreklerden idrar akışının tıkanıklık nedeniyle düzensizliği, böbrek uru, böbreklerden çıkan zehirli atıkları mesaneye taşıyan borularda taş, ur veya kan pıhtısı, böbrek apsesi olabilir. Ağrılar sırasında terleme ve kusma da görülebilir.
böbrek taşı
İdrarda bulunan oksalat billurlarının meydana getirdiği böbrek taşları, kum tanesi kadar olabildiği gibi pinpon topu büyüklüğünde de olabilir. Ufak taşlar böbrekten kolaylıkla çıkabilr. Büyükler ise böbreklerden mesaneye giderken şiddetli ağrılara neden olur Göğsün yukarı ve ön kısmında, kaburgaların altında, ani ve kıvrandırıcı ağrı hissedilir. terleme ve kusma da görülebilir. İdrarın rengi bulanık ve bazen kanlıdır.
güneş çarpması
Uzun süre güneşte veya sıcakta kalmak sonucu; aşırı terleme, ağrılı kramplar ve kanın koyulaşması şeklinde kendini gösterir. Yapılacak ilk iş; hasta giyinikse, hemen elbiseleri gevşetilip, gölgeye taşınır. Yüzü, göğsü ve kolları soğuk su ile ıslatılır. Durumu ciddi ise, ıslak bir çarşafa sarılarak hastaneye götürülür.
kalp yetmezliği
Kalbin sağ, sol veya her iki karıncığının; içindeki kanı, her vuruşunda muntazaman boşaltamaması şeklinde ortaya çıkar. Üç şekilde görülür. Sol Kalp Yetmezliği : Hastada nefes darlığı ve kuru öksürük vardır. Geceleri daha zor nefes alır. Çarpıntı, baygınlık ve terleme görülebilir. Buna kalp astımı adı verilir. Nedeni; aort veya mitral kapaklarının hastalanması veya koroner rahatsızlığıdır. Sağ Kalp Yetmezliği : Hastanın ayak ve ayak bilekleri şişer. Buralara, parmakla bastırılınca bir süre çukur kalır. El, ayak ve yüzde morarmalar; hazımsızlık ve iştahsızlık görülür. Nedeni, mitral kapağı hastalığı, müzmin bronşit veya doğuştan olan kalp hastalığıdır. Kaonjestij Kalp Hastalığı : Sağ ve sol kalp yetersizliği bir arada olduğu zaman görülür. Nedeni aort veya mitral kapaklarının hastalanması, müzmin bronşit veya akciğer hastalıkları, romatizma ve tiroid hastalıklarıdır. Aşağıdaki tavsiyelere uymak gerekir: Sigara içmeyin. Yemeklere fazla tuz koymayın. Uykularınızı ihmal etmeyin. İstirahat edin ama devamlı olarak yatmayın. Sinirlenmeyin, üzülmeyin, her şeyi kendinize dert etmeyin.
kemik iltihabı
Kemiğin ve iliğin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde osteomyelit denir. Nedeni, cerahat yapan mikropların kana karışması veya derideki herhangi bir yaradan dağılan mikroplardır. Hastalanan kemik, dokunulmayacak kadar hassastır. Hastada, terleme ve titreme görülür. Ağrılar aniden başlar. Vakit geçirmeden tedavi ettirmek gerekir.
kramp
Kaslarda, şiddetli bir ağrı ile beraber istek dışı meydana gelen kasılmalara kramp denir. Çoğunlukla yorgunluk, fazla terleme ve ishalden sonra görülür. Atardamar hastalıkarından kaynaklanan kramplarda mutlaka bir doktora başvurmak gerekir.
mide ülseri
Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir. - Tedavi süresince istirahat edin - Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin - Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın - Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın - Diş sağlığına önem verin - Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin.
migren
Halk arasında yarım baş ağrısı diye bilinen ve soğuk bir terleme ile birlikte gelip, başın ve yüzün yarısını kaplayan özel bir baş ağrısıdır. Ağrılar bazen dayanılmayacak kadar şiddetli olur. Birkaç dakika sürebileceği gibi saatlerce hatta günlerce devam eder. Migren, herhangi bir hastalığın belirtisi olabildiği gibi, belirli bir neden olmadan da görülebilir. İrsi olanlar da vardır. Başın yarısında zonklamalar, bulantı ve bazen kusma görülür. Gözünün önünde siyah benekler, bulanık lekeler, uçuşur. Bazı kimseler, konuşmakta da zorluk çekerler. Ağrı geldiği zaman, karanlık bir odada sırt üstü yatmak oldukça etkilidir. Ayrıca, hazımsızlığı önlemek, haftada iki kere ılık banyo yapmak, sebze yemek ve kahve, çay, sigara, içki, gibi zararlı şeyleri terk etmek gerekir.
onikiparmak bağırsağı ülseri
İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir.
raşitizm
Çocuklarda görülen bir çeşit kemik hastalığıdır. Nedeni, yeteri kadar D vitamini almamaktır. Çoğunlukla yeteri kadar güneş görmeyen, sıhhi olmayan, rutubetli, karanlık ve basık tavanlı evlerde yaşayan, yeteri kadar süt içmeyen ve haddinden fazla miktarda unlu gıdalarla beslenen çocuklarda görülür. Hastalık genellikle 2 yaşında ortaya çıkar. Çocukta huysuzluk ve devamlı terleme görülür, iştahı azdır. Bazıları kabızlık çeker, bazıları da ishal olurlar. Adaleleri gevşektir. Derileri soluk ve kansızdır. Dişleri geç çıkar ve erken çürür. Ayakta durmayı ve yürümeyi geç öğrenir. Bacak kemikleri çarpıktır. Düztabanlık görülür. Deniz, kum veya güneş banyoları, kış aylarında da, haftada 3 kere ılık banyo yaptırmak yaralıdır.
servi kozalağı
Cupressi Çocukların gece işemelerinde, haricen basura ve kokulu ayak terlemelerine karşı kullanılır.
şeker hastalığı
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg. Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit şeker hastalığı vardır. - Şekersiz Diabet : Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir. - Şekerli Diabet: pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir. İki çeşit şeker koması vardır. - Diabetik Koma: Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır. - Şeker Eksikliği Koması : Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir. Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.
verem
Akciğer veremi, tüberküloz, fitizi diye bilinir. Nedeni, koch basili denilen ufak kıvrık içinde küçük noktacıklar görülen çomak şeklindeki verem basilidir. Verem mikrobu insan vücuduna çeşitli yollardan girebilir. Bu yolların başında, solunum yolları gelir. Hastalık, çoğunlukla veremlinin balgamı veya veremli ineklerin sütü ile bulaşır. Sağlık şartlarına uymamak, aşırı yorgunluk, üzüntü, grip, boğmaca, kızamık veya şeker hastalığı vücudun direncini kaybetmesine ve hastalığın ihtimalinin artmasına neden olur. Verem, üç devrede gelişir. Birinci devrede, hastada genel yorgunluk, iştahsızlık, sırt ağrıları, öksürük, ve 38 dereceye varan ateş görülür.Verem basili bu devrede tüberkül adı verilen iltihaplı bölgeler oluşturur. İkinci devrede hiç bir belirti görülmeyebilir. Fakat basiller bütün vücuda yayılarak deri, eklemler, kemikler, böbrekler, bağırsaklar, karın ve beyin zarına yerleşirler. Bu devrede tedaviye başlanmamışsa, vücudun direnci azalmaya başlar. Üçüncü devrede, varem basilleri kan veya lenf kanalları yoluyla yayılmaya devam eder. Hastada, yorgunluk, balgamlı öksürük, akşamları yükselen hafif ateş, iştahsızlık ve gece terlemeleri görülür. Bu devrede, tedavi edilmezse, diğer akciğer de hastalanabilir. Tedaviye 4 ila 9 ay kadar devam etmek gerekir. Tedavinin ilk şartı temiz ve açık hava, bol gıda ve üzüntüsüz bir hayattır.



Ülser


dil ülseri
Dilde görülen; etrafı kırmızı, içi su dolu küçük kabarcıklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarlı dil yaralarında, mutlaka doktora başvurmak gerekir. Diğer dil yaraları, hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir.
mide ülseri
Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir. - Tedavi süresince istirahat edin - Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin - Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın - Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın - Diş sağlığına önem verin - Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin.
onikiparmak bağırsağı ülseri
İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir.
ülser
Deri ya da mukoza üzerinde gelişerek altındaki dokularıda etkileyen açık yara.
ülseratif kolit
Kalın barsakla rektumun, kronik iltihabı ve ülserasyonudur.
ülseratif kolitis
Stres sonucuda ortaya çıkanbilen ve kalın bağırsakla rektumu kaplayan kanamalı yaralar.
varis ülseri
Daha çok, bacağın alt kısmında görülen yuvarlak bir yaradır. Nedeni, varisli yerde meydana gelen herhangi bir yaralanmadır. Hastalık bacağın alt kısmında, bileğe yakın bir yerde yuvarlak bir yara olarak ortaya çıkar. Ayak bileği şişer, deri esmerleşir ve bazen de ağrı hissedilir. Doktor tedavisi şarttır.
çekum (caecum)
İncebarsakla kalınbarsağın birleştiği yerdeki kesedir. Bu bölgede, iltihaplanma, ülserasyon veya kanser görülebilir.
dil iltihabı
Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak, çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir.
idrar yollarında yanma
İdrar yollarında veya idrar yaparken yanma çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Belsoğukluğu, ülser, mesane iltihabı, prostat iltihabı, mesane uru, yumurtalık iltihabı, apandisit düşünülebilir. Bu nedenle tedaviye geçmeden önce, hastalığı doğuran nedeni tespit etmek gerekir. Tedavi, hastalığı doğuran nedene göre yapılır.
kalınbağırsak iltihabı
Daha ziyade bağırsakları zayıf olanlarda görülen bir hastalıktır. Bazen iltihapla birlikte ülser de görülür. Buna tıp dilinde ülserli kolit denir. Hastalık aniden başlayıp, hiç beklenmedik bir anda kaybolabilir. Hastada aniden veya yavaş yavaş gelen ishal görülür. Dışkısı kanlıdır. Hasta, karın ağrılarından şikayet eder, ateşi de yüksektir. Doktora başvurmak şarttır. Bu arada istirahat etmek ve bol vitaminli gıdalar almak gerekir. Alkol, fazla miktarda meşrubat ve süt içilmez. Çekirdek gibi kabuklu şeyler yenmez.
kusmak
Midenin içindekilerini, elde olmayarak ağız yolu ile dışarı atmaya kusmak, kusulan şeye de kusmuk denir. Kusmanın bir çok nedeni vardır. Örneğin, zehirli, bozulmuş yiyecekler, içki, gastrit ve ülser gibi mide hastalıkları, bazı besinlere karşı hassasiyet, bazı ilaçlar, kanser, mide kanaması, mide fıtığı, sinirlenme, migren, araç tutması, zehirlenme, kansızlık, sarılık, tiroid hastalıkları, hamilelik ve çocuklarda kabakulak, bademcik veya bağırsak hastalıkları sırasında kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, kusmanın nedenini belirlemektir. Tedavi nedene göre yapılır. Hasta kustuktan sonra, sırt üstü yatırılır. Birşey yedirilmez. Bir bardak buzlu su, yudum yudum içirilir.

yzx
15-08-08, 16:56
Kadın Hastalıkları (Jinekoloji)

Aybaşı,Adet,Rahim kanseri,Bel soğukluğu,Meme kanseri,Menapoz,Frengi
Düşük,Anne Sütü,Doğum,Gebelik,Hamilelik,Kürtaj (http://forum.kanka.net/forumdisplay.php?f=140)



Aybaşı

ağrılı aybaşı hali
Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda rastlanır. Ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar.
aşırı aybaşı kanaması
aybaşı görme arasındaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çeşitlidir: rahimde ur, rahim çarpıklığı, yorgunluk, sinir bozukluğu, ateşli hastalıklar veya evlilik hayatındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanabilir.
aybaşı düzensizliği
aybaşı kanaması normal olarak 2-7 gün sürer. Normal olarak 28 günde bir görülen aybaşı kanaması, bazı hallerde vaktinden önce veya sonra da görülebilir. Nedeni; asabi krizler, hormon dengesizliği veya bünye zayıflığı olabilir.
aybaşı kanaması azlığı
aybaşı kanının normal miktarı; sağlam kadınlarda 7-77 gram arasında değişir. Çoğunda 27-75 gram arasındadır. Ortalama miktar 50 gram kabul edilir. aybaşı kanının yukarıda belirtilen miktarlardan az olması, çoğunlukla ruhsal durumla veya kansızlıkla ilgilidir.
aybaşı kanaması yokluğu
Genç bir kız buluğ çağına geldiği halde, aybaşı görmeye başlamamışsa, aybaşı yokluğundan söz edilir. Bu durum karaciğer hastalıklarından, kansızlıktan veya tiroit bezi bozukluğundan kaynaklanabilir. Öncelikle nedeni bulmak gerekir. Normal aybaşı gören kadının da; kansızlık, karaciğer rahatsızlıkları, beslenme bozuklukları, veya tiroid bezi hastalıkları sonucu aybaşı kanamaları kesilebilir. Öte yandan aybaşı yokluğu, gebeliğin veya menapozun işareti olabilir.
aybaşı kanamasının gecikmesi
Normal olarak zamanı geldiği halde aybaşı kanaması başlamazsa; gebelik, kansızlık, tiroid veya karaciğer hastalıkları akla gelebilir. Ayrıca yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düşünülebilir.
aybaşı kanamasının uzun sürmesi
Normal aybaşı kanaması 2-7 gün devam eder. Bazı kimselerde bu süre uzar. O zaman rahimde ur veya kist olduğundan, yumurtalıkların üşütülmüş olmasından, sinir veya kalp hastalığından şüphe edilir. Tedaviye geçmeden önce esas nedeni bulmak gerekir. Önemli bir durum yoksa aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.
burun kanaması
Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarına tıp dilinde epistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde, genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır. Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolay durdurulur ve korkulacak bir şey yoktur. Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarını durdurmak ise biraz zordur. Yapılacak ilk iş hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip, burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdan nefes almasını ve yutkunmasını söylemektir.
iştahsızlık
Soğuk algınlığı, mide rahatsızlıkları, bağırsak hastalıkları, karaciğer hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, böbrek veya kalp hastalıkları, kadınlarda aybaşı halleri, isteri, yorgunluk, can sıkıntısı, iştahsızlık gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Tedaviye yemekleri belirli saatlerde yemeye alışmakla başlanabilir. Üzücü ve sıkıcı olaylardan uzak durmaya çalışılır. Nedeni bulmak için doktora başvurulur.
kansızlık
Tıp dilinde anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır. En önemli nedeni yeteri kadar beslenememektir. Ayrıca, müzmin basur kanamaları, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, lösemi ve kanserde de görülür. Kansızlığın tipik belirtileri şöyle özetlenebilir. Yüzde solgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, ve ayak bileklerinde şişkinlik görülür. Hastanın burnu sık sık kanar, dilinde acılık vardır. İştahsızlık ishal ve bazen de kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, istirahat, temiz hava ve kan yapıcı gıdalar yemektir.
normal kalp atışları
0 - 1 yaşları arasında; dakikada 120-140 1 - 3 yaşları arasında; dakikada 90-120 3 - 7 yaşları arasında; dakikada 90- 100 7 - 20 yaşları arasında; dakikada 80 - 90 20 yaşından sonra; dakikada 60-80 arasında değişir. Her yaş grubunda; normal atışın 1 fazlası; kalbin hızlı attığını gösterir. Kalbin atışları, göğüsten, köprücük kemiği üzerindeki nabızdan veya el bileğinin dış kısmında, kemikle kiriş arasındaki yerden sayılabilir. Taşikardi; her zaman kalp hastalığının belirtisi değildir. Çünkü koşmak, sindirilmesi güç şeyler yemek, heyecanlanmak, sigara, içki, çay, kahve içmek, zehirlenmek, bazı ilaçlar ve kadınların aybaşı halleri taşikardiye neden olabilir. Bu çeşit taşikardi, nedenin ortadan kalkmasıyla geçer. Ancak kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, ateşli hastalıklar ve zehirlenmeler de taşikardi yapar. Bu nedenle, doktora başvurmak gerekir.
rahim iltihabı
Rahimim iç yüzünün iltihaplanmasına tıp dilinde endometri denir. Nedeni, belsoğukluğu, doğumdan ve çocuk düşürdükten sonra rahimde parça kalması veya rahim düşüklüğüdür. Hastanın karın bölgesi hassastır, vajinadan cerahatli ve sümüğe benzer akıntı gelir. aybaşı kanamaları fazla olur. Bacaklarda ve leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır. Bu ağrılar dinlenmekle geçer. Doktora başvurmak gerekir.
rahim kanaması
Bu hastalık, aybaşı hali dışında görülen aşırı kanamalarla kendini gösterir. aybaşı hali sırasında da sancı olmaz.
rahim urları
Çoğunlukla doğum yapmamış kadınlarda görülür. Bazı urlar zararsızdır. Ancak aybaşı günlerinde gecikme, kilo kaybı, kansızlık ve adet görmenin ikinci ve üçüncü günlerinde haddinden fazla kanama varsa, geç kalmadan bir doktora başvurmak gerekir. Ayrıca hastada idrar yapma ihtiyacı fazlalaşır, leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır.
rahimde polip
Rahimde meydana gelen ve nohut büyüklüğünde olan renkli yumrulara rahim polip'i denir. Nedeni, rahimin iç yüzünü örten zarın iltihaplanmış olmasıdır. aybaşı halinde aşırı kanama, rahim akıntısı ve arasıra gelen karın ağrıları ile kendini gösterir. Kesin tedavisi ameliyattır.
tansiyon düşüklüğü
Büyük tansiyon, 11'den aşağı düştüğü zaman tansiyon düşüklüğü vardır. Bu duruma tıp dilinde hipotansiyon denir. Tansiyon, ateşli hastalıklar sırasında, büyük kanamalardan sonra, iç salgı bezi bozukluklarında veya herhangi bir hastalıktan sonraki iyileşme döneminde düşer. Bazı kadınların aybaşı hallerinde, veya sıcakta fazla ter kaybından sonra veya sinirli kimselerde de tansiyon düştüğü görülür. Devamlı olarak tansiyon düşüklüğü önemli bir hastalığın işareti olabilir.
varis
Damarların büyümesi ve şişmesine varis denir. Çoğunlukla bacağın alt kısımlarında görülür. Nedeni ayakta fazla durmak, şişmanlık, kan damarlarındaki kapakların düzensiz çalışması veya jartiyer kullanmaktır. Belirtileri, deri yüzeyindeki damarlar eğri, büğrü olup şişerler. Deri rengini kaybeder. Akşam saatlerinde de ayak bilekleri şişebilir. Banyodan sonra, aybaşı halinde, sıcak havalarda veya uzun süre ayakta kaldıktan sonra, yorgunluk, bacaklarda ağrı, karıncalanma ve dolgunluk hissedilir.
Adet

aybaşı kanamasının gecikmesi
Normal olarak zamanı geldiği halde aybaşı kanaması başlamazsa; gebelik, kansızlık, tiroid veya karaciğer hastalıkları akla gelebilir. Ayrıca yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düşünülebilir.
menapoz
adetten kesilme.
menstrual
Menstruasyonla ile ilgili, adet görme ile ilgili.
menstrual siklus
adet görme dönemleri, iki adet arası.
mentruasyon
adet görme, ay başı. Kadınlarda periodik kanama.
ovülasyon
Kadınlarda yumurtalıklarda ovüm'ün (Yumurtanın) atılmasıdır. Ovülasyon genellikle adet dönemlerinin ortasına rastlayan 11-14. günler arasında olur.
paratiroid
Tiroid bezi arkasında bulunan dört adet küçük beze verilen isim.
rahim urları
Çoğunlukla doğum yapmamış kadınlarda görülür. Bazı urlar zararsızdır. Ancak aybaşı günlerinde gecikme, kilo kaybı, kansızlık ve adet görmenin ikinci ve üçüncü günlerinde haddinden fazla kanama varsa, geç kalmadan bir doktora başvurmak gerekir. Ayrıca hastada idrar yapma ihtiyacı fazlalaşır, leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır.
Rahim kanseri

rahim kanseri
Çoğunlukla rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelen bir hastalıktır. Çok düşük yapan veya çok doğuran kadınlarda daha fazla görülür. Tıp dilinde uterus kanseri denir. Vajinadan kan veya fena kokulu akıntı gelir. Böyle durumlarda, vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.
kanser
Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. - Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar - Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler - İyileşmeyen yaralar - Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük - Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları - Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir. - Beyin ve omurilikte %1 - Ciltte %10 - Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6 - Memelerde %14 - Sindirim sisteminde %25 - Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3 - Karaciğer ve safra kesesinde %3 - Diğer organlarda %8 Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir. Makro-biyotik Gıda Rejimi: Bir günlük gıdanın, %60'ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir. %23-25'i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir. %5-10'u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir. %10-15'I deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir. Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir. Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir. Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır. Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti. Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır.
Bel soğukluğu

belsoğukluğu
Tıp dilinde gonore denilen bir çeşit zührevi hastalıktır. Cinsi münasebetle bulaşır. İdrar yollarında acıma, yanma, şişlik ve akıntı ile belirir. Akıntı cerahatlıdır. Bu cerehat ellere bulaşacak ve eller de gözlere sürülecek olursa, körlüğe neden olabilir. Kadınlarda da, beyazımtırak cerahatlı akıntı, sık sık idrara gitme, idrar yaparken ağrı ve yanma ile kendini gösterir. Üreme organlarında akıntı görüldüğünde, mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde kendisinde bel soğukluğu görülen, bu hastalığı cinsel ilişkide bulunduğu herkese bulaştırır.
idrar tutukluğu
Mesane (idrar torbası) dolu olduğu halde idrar yapılamaz. Karnın alt bölgesi gerginleşmiştir. Bastırılınca ağrı hissedilir. Tıp dilinde akut retansiyon adı verilen bu durumun nedenleri çeşitlidir. Örneğin, böbreklerde taş, prostat büyümesi, idrar yollarının doğuştan kusurlu olması, fazla miktarda alkol içmek, mesane felci, belsoğukluğu, sinir hastalıkları veya üşütmek idrar tutukluğuna neden olabilir. İlk tedbir olarak hastanın karnına içinde sıcak su olan bir şişe konur. Sıcak su ile banyo yapılırken, idrar çıkarmaya çalışılır.
idrar yollarında yanma
İdrar yollarında veya idrar yaparken yanma çeşitli nedenlerden kaynaklanır. belsoğukluğu, ülser, mesane iltihabı, prostat iltihabı, mesane uru, yumurtalık iltihabı, apandisit düşünülebilir. Bu nedenle tedaviye geçmeden önce, hastalığı doğuran nedeni tespit etmek gerekir. Tedavi, hastalığı doğuran nedene göre yapılır.
idraryolları iltihabı
İdrar torbası iltihabı; idrar yolları taşı, belsoğukluğu veya eklem hastalıklarının neden olduğu bir hastalıktır. Çok içki içenlerde görülür. İdrar yollarında acıma hissedilir. Tedaviye yardımcı olmak için bol miktarda su içilir, sıcak banyolar yapılır.
kısırlık
Erkek veya kadının döl vermemesi haline, halk arasında kısırlık, tıp dilinde ise sterilite denir. Nedenlerini, erkek ve kadında ayrı ayrı incelemek gerekir. - Erkeklerde KısırlıkNormal cinsel ilişkide bulunmayan veya menisi olmayan erkeklere kısır denir. Psikolojik etkenler, iktidarsızlık, erkek uzvunda görülen şekil bozukluğu, gereği gibi tedavi edilmemiş belsoğukluğu, yumurtaların yerlerine inmemiş olması, kabakulak hastalığı sırasında husyelerin iltihaplanmış olması kısırlığı doğuran en başta gelen nedenlerdendir. - Kadınlarda Kısırlık Cinsi münasebetlerin, hamile kalma ihtimalinin çok az olduğu zamanlarda yapılması, fallop borularının tıkalı olması, döl yatağında görülen hastalıklar, hormon salgılarının yetersiz olması, rahim veya dış üretim organlarında görülen şekil bozuklukları, şeker hastalığı veya tiroid bozuklukları, beden yorgunluğu, sinir bozukluğu en başta gelen nedenlerdendir. Çocuk sahibi olmayan eşlerin, tepeden tırnağa kadar muayene olup, gerçek nedenleri, tespit ettirmeleri gerekir.
rahim iltihabı
Rahimim iç yüzünün iltihaplanmasına tıp dilinde endometri denir. Nedeni, belsoğukluğu, doğumdan ve çocuk düşürdükten sonra rahimde parça kalması veya rahim düşüklüğüdür. Hastanın karın bölgesi hassastır, vajinadan cerahatli ve sümüğe benzer akıntı gelir. Aybaşı kanamaları fazla olur. Bacaklarda ve leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır. Bu ağrılar dinlenmekle geçer. Doktora başvurmak gerekir.
Meme kanseri

dil iltihabı
Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak, çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir.
kanser
Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. - Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar - Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler - İyileşmeyen yaralar - Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük - Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları - Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir. - Beyin ve omurilikte %1 - Ciltte %10 - Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6 - memelerde %14 - Sindirim sisteminde %25 - Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3 - Karaciğer ve safra kesesinde %3 - Diğer organlarda %8 Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir. Makro-biyotik Gıda Rejimi: Bir günlük gıdanın, %60'ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir. %23-25'i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir. %5-10'u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir. %10-15'I deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir. Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir. Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir. Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır. Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti. Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır
Menapoz

menapoz
Adetten kesilme.
aybaşı kanaması yokluğu
Genç bir kız buluğ çağına geldiği halde, aybaşı görmeye başlamamışsa, aybaşı yokluğundan söz edilir. Bu durum karaciğer hastalıklarından, kansızlıktan veya tiroit bezi bozukluğundan kaynaklanabilir. Öncelikle nedeni bulmak gerekir. Normal aybaşı gören kadının da; kansızlık, karaciğer rahatsızlıkları, beslenme bozuklukları, veya tiroid bezi hastalıkları sonucu aybaşı kanamaları kesilebilir. Öte yandan aybaşı yokluğu, gebeliğin veya menapozun işareti olabilir.
Frengi

frengi
Zührevi bir hastalıktır. Bulaşıcıdır. Tıp dilinde sifilis denir. frengili kadının doğurduğu çocuğa, doğuştan geçmesi şekli istisna edilirse; hemen hemen her zaman cinsel ilişkiyle geçer. Mikrop vücuda girdikten 3 hafta sonra belirtilerini göstermeye başlar. Mikrobun vücuda girdiği yerde, yani erkeklerde peniste, kadınlarda vajinada Şankr adı verilen bir yara meydana gelir. Bu yara dudakta, meme ucunda, makatta veya parmaklarda da görülebilir. Zamanla akıntılı bir yara haline gelip; çevresi kızarır ve sertleşir. Mikrobun vücuda girmesinden 6-12 hafta sonra hastada; baş ağrıları, ateş, boğaz ağrısı, deri döküntüleri ve iştahsızlık, görülmeye başlar. 6 ay sonra ise, mikrop vücudun belli başlı organlarına oturur. Tedaviye en kısa zamanda başlanması gerekir.
gözbebekleri iltihabı
Gözün bir kazayla yaralanması veya romatizmalı hastalarda üşütme sonucu ortaya çıkar. Bazen; şeker hastalığı, burun hastalıkları, ve frengili hastalarda da görülür. Tıp dilinde iritis denilen bu hastalık vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Hasta, ışığa fazla bakamaz. Gözlerinde veya gözlerinin üst kısmına gelen bölgede şiddetli ağrılar vardır. Gözlerde; sulanma ve kızarıklık da görülür. Göze dikkatle bakıldığında; renkli kısmın etrafındaki rengin de koyulaştığı görülür.
Düşük

düşük
Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin (uterusun) dışına atılmasıdır.
Anne Sütü

anne sütünün azlığı
anne sütünü artırmak için bol bol sulu gıdalar yemek, üzüntülerden sıyrılıp bir süre dinlenmek faydalıdır.
mastitis
Memenin iltihabıdır, emziren annelerde sütün birikmesi nedeniyle veya meme başındaki çatlak nedeniyle sık rastlanan bir durumdur.
Doğum

doğum sancıları
doğum sancıları; doğumun habercisidir. Başlangıçta 20 dakikada bir gelen doğum sancıları, daha sonra sıklaşır ve her seferinde döl yatağı kasılıp, sertleşir. Sancılar sırasında kanama görülmezse korkulacak bir şey yoktur.
eklampsi
İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.
fallot's tetralogy
Kalbin doğumsal bir anomalisine verilen isim.
fetus
Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim.
hipospadias
Penisin doğumsal bir şekil bozukluğudur. İdrar yolunun son kısmı olan üretra'nın dışa açılan deliğinin normal yerinde değil, penisin alt yüzünde herhangi bir yerde olması halidir.
idrar tutamamak
Bazı kimseler, öksürme, aksırma, gülme, ağlama, hallerinde veya heyecanlandıkları zaman idrarlarını tutamayıp kaçırırlar. Bu durum bilhassa çok doğum yapmış kadınlarda sık görülür. Nedeni ön ve arka boşaltım kanallarındaki kasların zayıflamış olmasıdır. Ayrıca böbrek veya idrar yollrındaki taş veya tümör, omuriliğin hastalanması da idrar tutamamaya neden olabilir. Küçük çocuklarda ise, bağırsak solucanları idrar kaçırmaya neden olabilir.
iktidarsızlık
Erkeklik organının (penisin) yeteri kadar sertleşmemesi sonucu, cinsel ilişkide bulunamamaya; halk arasında iktidarsızlık, tıp dilinde ise empotans denir. Kendine güvenememek, yorgunluk, tiksinti, sinir bozukluğu, alkolizm, şeker hastalığı, doğum kontrolü için uygulanan metotlar veya aşırı şişmanlıktan kaynaklanır. Ilık banyolar, açık havada dolaşmak ve dinlenmek başvurulacak ilk çarelerdir.
labor
doğum ağrılarının başlamasından-fetusun atılmasına kadar geçen dönem
loğusa humması
Bazı loğusalarda görülen ciddi bir hastalıktır. Halk arasında albastı denir. Nedeni, üreme organı yollarında iltihaplanma, doğum esnasında temizliğe yeteri kadar önem verilmemesi veya idrar yollarının iltihaplanması olabilir. doğumdan 3 veya 7 gün sonra ateş yükselir. Karnın alt bölümünde yumuşaklık hissedilir. Akıntı fazlalaşır ve loğusa genel bitkinlikten şikayet eder. Doktora başvurmak gerekir.
obstetri
doğum bilgisi.
partus
doğum.
postpartum psikozu
doğum sonrası ortaya çıkabilen bir psikozdur.
puerperal psikozu
doğum sonrası ilk haftada ortaya çıkabilen bipolar bozukluk.
rahim iltihabı
Rahimim iç yüzünün iltihaplanmasına tıp dilinde endometri denir. Nedeni, belsoğukluğu, doğumdan ve çocuk düşürdükten sonra rahimde parça kalması veya rahim düşüklüğüdür. Hastanın karın bölgesi hassastır, vajinadan cerahatli ve sümüğe benzer akıntı gelir. Aybaşı kanamaları fazla olur. Bacaklarda ve leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır. Bu ağrılar dinlenmekle geçer. Doktora başvurmak gerekir.
rahim sarkması
Bazı kadınların vajina veya rahimleri bacaklarının arasına doğru sarkar. Bu durum, yaşlı kadınlarda görüldüğü gibi gençlerde de görülebilir. Nedenleri, müzmin öksürük, ıkınma, ağır şeyler kaldırma, aşırı yorgunluk, rahim ur veya polipleri, doğum sırasında destekleyici kas ve bağların zayıflamış olması veya aileden gelen eğilimdir.
rahim urları
Çoğunlukla doğum yapmamış kadınlarda görülür. Bazı urlar zararsızdır. Ancak aybaşı günlerinde gecikme, kilo kaybı, kansızlık ve adet görmenin ikinci ve üçüncü günlerinde haddinden fazla kanama varsa, geç kalmadan bir doktora başvurmak gerekir. Ayrıca hastada idrar yapma ihtiyacı fazlalaşır, leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır.
relaksin
Gebelik esnasında meydana gelen ve doğum işlevinde gevşetici rol oynayan hormon.
Gebelik

yalancı gebelik
Tüm gebelik belirtilerinin olmasına rağmen, uterus boştur. Bu duruma yalancı gebelik denir. Daha çok psikolojik nedenlidir.
ayak şişmesi
Ayak şişmesi; uzun süre ayakta durma, dolaşım sisteminin yetersiz olması, gebelik, uzun süre hareketsiz kalma veya incinme, burkulma sonucu ortaya çıkar.
aybaşı kanamasının gecikmesi
Normal olarak zamanı geldiği halde aybaşı kanaması başlamazsa; gebelik, kansızlık, tiroid veya karaciğer hastalıkları akla gelebilir. Ayrıca yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düşünülebilir.
bayılmalar
Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır.
eklampsi
İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.
fetus
Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim.
imminent abortus
Düşük tehdidi altındaki gebelik.
relaksin
gebelik esnasında meydana gelen ve doğum işlevinde gevşetici rol oynayan hormon.
Hamilelik

basur
Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir.
kusmak
Midenin içindekilerini, elde olmayarak ağız yolu ile dışarı atmaya kusmak, kusulan şeye de kusmuk denir. Kusmanın bir çok nedeni vardır. Örneğin, zehirli, bozulmuş yiyecekler, içki, gastrit ve ülser gibi mide hastalıkları, bazı besinlere karşı hassasiyet, bazı ilaçlar, kanser, mide kanaması, mide fıtığı, sinirlenme, migren, araç tutması, zehirlenme, kansızlık, sarılık, tiroid hastalıkları, hamilelik ve çocuklarda kabakulak, bademcik veya bağırsak hastalıkları sırasında kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, kusmanın nedenini belirlemektir. Tedavi nedene göre yapılır. Hasta kustuktan sonra, sırt üstü yatırılır. Birşey yedirilmez. Bir bardak buzlu su, yudum yudum içirilir.
Kürtaj

kürtaj
Küretajın kelime anlamı kazımaktır. Ama burada adı geçen kürtaj halk arasında, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahele ile alınması kastedilmektedir.

yzx
15-08-08, 16:58
Çocuk Hastalıkları
A...Z 'ye
Çocuk Hastalıkları > Çocuk, Akdeniz Anemisi - Talasemi, Alerji, Apandisit, Astım, Ateş, Boğmaca, Bronşit, Çocuk felci, Egzama, Ergenlik, Havale (Nöbet), İdrar kaçırma, Kabakulak, Kızamık, Lösemi, Nezle, Öksürük, Zatürre, Pnömoni


-A-Ç-


Ağız Enfeksiyonları:
Ağızda oluşan enfeksiyon pamukçuk diye adlandırılan mantardır. Bu hastalık vücuttaki mantarı kontrol altında tutan bazı bakterilerin aşırı çoğalarak ağızda enfeksiyon oluşturmasıyla meydana gelir. Ağızda acı veren tahrişe neden olacağı için çocuğunuza kolay yenilebilir ve sıcak olmayan yiyecekler vermeye çalışın. Pamukçuk beyaz renklidir ve ağız içi ve çevresinde oluşur. Tedavisi için doktorunuza danışmanız yararlı olur.
Ağlama:
Ağlama, en çok aileyi rahatsız eden ve çeşitli nedenleri olan bir yakınmadır. Ağlamayan bebek yoktur. Her sağlıklı bebek ağlar. Bebeğin beslenmesi tamamlanmış, temizliği yapılmış, gazı çıkarılmışsa hala ağlıyor olması her zaman bir hastalığın olduğunu göstermez. Vücut ısısı da normalse, bir enfeksiyon hastalığı oranı düşüktür. Bazı bebeklerde “gaz sancısı” veya “colicum infentum” denilen karın ağrısı 3 – 4 aya kadar sürebilir. Eğer bebek idrarını ve dışkısını düzgün yapıyor ve kusmuyorsa, basit ağlamalar bütün bebeklerde korku nedeni olmamalı, ancak bunlara rağmen sürekli ağlıyorsa hekime danışmakta yarar görülmektedir.

Akut Romatizmal Ateş:
A grubu beta streptokok mikrobu ile enfeksiyon (boğaz ağrısı, ateş) geçiren çocuklarda, hastalıktan bir süre sonra ateş, eklemlerde şişlik, kızarıklık, ağrı, sıcaklık ile beliren ve gezici karakterdeki bir eklem hastalığıdır. Bazen deride döküntüler, maksatlı hareketleri yapmada güçlük gibi belirtiler de eşlik edebilir. Eğer olaydan kalp de etkilenmiş ise, değişik oranda semptomlar ortaya çıkabilir. Bir üst solunum yolu enfeksiyonunu izleyen dönemde bu tip gezici eklem bulgularının ortaya çıkması önemlidir ve doktora danışılmalıdır.

Allerji:
Günümüzün önemli hastalıklar grubunu oluşturur. Oldukça geniş bir yelpazeyi içerirler. Solunum yolu, mide – bağırsak sistemi, deri gibi. Alerjen dediğimiz dış etkenler solunum yollarını etkilediklerinde saman nezlesi, hapşırık, gözlerde sulanma, kaşınma veya bazen astım gibi nefes darlığı, öksürük nöbetleri ile seyreden hastalıklara neden olabilir. İnek sütü ile beslenmelerde kusma – ishallerin oluşu, mide bağırsak sistemini etkileyen alerjik mekanizma ile oluşur. Çocukta solukluk, iştahsızlık, büyümede gecikme gibi bulgular fark edildiğinde doktora başvurulduğunda yapılan bir kan tablosu değerlendirmesi ile nedene yönelik bir tedavi oldukça kolaydır.

Altıncı Hastalık:
Egzantem subitum da denilen altıncı hastalık, hemen bütün bebeklerin ve çocukların geçirmesi mümkün olan, sekim seyirli döküntülü bir virüs hastalığıdır. 3 – 4 gün yüz, boyun ve gövdede topluiğne başı gibi kırmızı döküntülerle seyreder. Kol ve bacakları genellikle tutmaz. Döküntü ateş düştükten sonra belirir. Daha çok süt çocuğu ve oyun çocuğu döneminde görülür. 2 – 3 günde döküntüler kaybolur.

Anlama:
Genel kanı bebeklerin, hatta çocukların çevresindeki olayları veya yapılan uyarıları anlamadığı şeklindedir. Oysaki bebek çok küçükken dahi annesinin yumuşak sesle söylediği ninniden başlayarak, 6. Ayda verilen küçük komutları, annesinin işe gitmesi ile fark ettiği yoksunluğu anlama özelliğine ve bunu kendine göre bazı mesajlarla ifade edebilme yeteneğine sahiptir. Bu nedenle bebeğin yanında “yoğurt sevmez”, “sebze yemiyor” gibi konuşmalardan çekinmeli ve ona olumsuz sıfatlar yakıştırmamalıyız.

Apandisit:
Appendiksin ağzında bir daralma ya da kapanma oluşursa, ucundaki çıkıntı iltihaplanır. İltihaplanmış appendiks zamanında ameliyat edilmezse, iltihap karın boşluğuna kadar ulaşabilir. Böyle bir durum hayati tehlike demektir. Özellikle küçük çocuklarda apandisit hastalığının anlaşılması kolay değildir. Dört yaşın altındaki çocuklarda pek sık görülmese de şiddetli karın ağrılarında apandisitten şüphelenilmelidir. Şiddetli ve giderek artan karın ağrıları alarm demektir. Böyle bir durumda hemen doktora başvurulmalıdır.

Arpacık:
Gözkapağı bezinin iltihaplanmasıyla oluşur. Çoğu zaman arpacık alt göz kapağının kenarındadır. Pek sık rastlanmasa da göz kapağının iç kısmında oluşan arpacıklar tehlikelidir. Bu tür arpacıklar göz boşluğunda iltihaplanmaya neden olabilir. Arpacık olan göz ağrır ve kenarında kızarıklık oluşur. Arpacığın ailenin diğer fertlerine bulaşmaması için, çocuğun tedaviden önce ve sonra ellerini yıkaması ve kendisine ait bir havluyu kullanması sağlanmalıdır.

Astım:
Hekimler tarafından alerjik astım ve alerjik olmayan astım olarak ikiye ayrılır. Çocuklar genellikle bunların karışımı olan türden şikayetçidirler. Alerjik astımda bronş mukozası çiçek tozu, evlerdeki tozda bulunan akarlara ya da hayvan tüylerine karşı tepki gösteriri. Alerjik olmayan astım ise enfeksiyonlar, soğuk, kuru hava, egzos, yorgunluk yada ruhsal sorunlardan dolayı ortaya çıkabilir. Astım kalıtsaldır. Astım hastası çocuklarda saman nezlesi ve egzama gibi belirtiler genellikle bir arada görülür. Astım normalde şiddetli öksürük ve zorlukla çıkan uzun süreli hırıltılı nefes verme gibi belirtilerle kendini gösterir. Bronşlar balgamla doludur. Bronşların kendilerini kasmalarından dolayı çocuğun balgamdan öksürerek kurtulması mümkün değildir. Gerçek bir astım krizi ürkütücüdür. Çocuk zorlukla soluk alır, nefes almaya çabalar, oksijen yetersizliğinden dolayı dudakları morarabilir. Burada önemli olan krizi engellemektir. Bu da çocuğun üzerindeki ailevi problemleri azaltarak ve krize neden olabilecek sebeplerden kaçınarak gerçekleşebilir. Bir kriz anında çocuğa gerekli ilaçlar verilmeli ve doktora ya da hastaneye götürülmelidir.

Aşılar:
Bebek doğduğunda onu bulaşıcı ve tehlikeli hastalıklara karşı koruyacak aşılara başlanır. Aşı zayıflatılmış veya öldürülmüş hastalık üreten mikrobun zararsız halidir. Çok özel durumlar hariç, geçirmekte olduğu basit gribal enfeksiyonlar ve 38 C’nin altında ateşle seyreden hastalıklar aşı programının aksamasına neden olmaz. Yapılan aşının cinsine göre ateş yükselmesi, aşı yapılan yerde şişlik ve vücutta döküntü olabilir.


YAŞ -AŞI

DOĞUM:Hepatit B
1. Ay: Hepatit B
2. Ay: Difteri, BCG BoğmacaTetanoz, Menenjit Çocuk felci (Polio)
4. Ay : Difteri BoğmacaTetanoz, Menenjit Çocuk felci (Polio)
6.Ay :Hepatit BDifteri, BoğmacaTetanoz, Çocuk felciMenenjit
9. Ay :Kızamık, KızamıkçıkKabakulak
18.Ay: DifteriTetanozÇocuk felci (Polio)Boğmaca
4-6 Yaş :Tetanoz, BCG PPD
11- 12 Yaş :TetanozDifteri, MMR

Aşının zararı var mı?Aşı uygulandıktan sonra çok nadir olarak vücutta ve aşı yerinde bir takım yan etkiler oluşabilir. Bu yan etkiler çok nadir olmakla birlikte genellikle çok yüksek ateş, aşı yerinde ağrı ve kızarıklık şeklindedir. Bu yan etkiler genelde kısa süreli olup doktor tedavisi gerektirmezler ve annelerin basit önlemler almasıyla kolaylıkla ortadan kaldırılabilir. Aşı uygulaması sonrasında çok nadir olmakla birlikte aşı bileşiminde bulunan maddelere karşı oluşan alerjik ve sistemik reaksiyonlar görülebilmektedir. Ancak bu reaksiyonlar, hastalığın oluşması ile ortaya çıkabilecek ağır sonuçların yanında mukayese edilemeyecek derecede önemsiz kalmakta ve çok daha hafif olmaktadır.

Aşı ile korunabilir çocukluk çağı hastalıkları
Difteri, boğmaca, tetanoz
Çocuk felci
Hemofilus Influenza Tip B (HİB)
Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak
Hepatit B
Hepatit A
Su Çiçeği
Pnömoni (Zatürre)
Grip
Verem

Aşı yapılmaması gereken durumlarDünya sağlık teşkilatının yayınladığı bilgilere göre çocuğa aşı yapılması sırasında gözden geçirilmesi gereken durumlar şöyle...
- Lösemi, lenfoma gibi kötü huylu hastalığı olan ve diğer kanserli çocuklar,
- Aktif verem hastaları,
- Ağır derecede zatürree, böbrek yetmezliği, metabolizma hastalıkları gibi hastane tedavisi gerektirecek durumda olanlar,
- Kortizon tedavisi görenler,
- Işın (radyoterapi) tedavisi görenler.
Yukarıda belirtilen hastalığı olan kişilere aşı uygulanıp uygulanmaması ve hangi aşıların uygulanması gerektiği konusunda kararın hastayı izleyen hekim tarafından verilmesi gerekmektedir. Yukarıda belirtilen hastalıklar dışında hastalığı olan ya da sağlam olan tüm bebek ve çocukların aşı takvimine uygun olarak mevsim ayıt edilmeden gerekli tüm aşıları yapılmalıdır.

Ateş:
Alışkın olmayan genç anne – babanın fark etmekte geç kalabileceği ve bebek için son derece önemli olan bir semptomdur. Yeni doğan döneminde ateşin yükselmesi kadar düşmesi de enfeksiyon açısından büyük önem taşır. Ateş koltuk altı kasık, rektumdan veya kulaktan ölçülebilir. Rehtal yoldan termometre ile algının 38 derecenin üzerinde, deriden ölçülen ısı da 37.5 dereceden yüksek olması ateş anlamınadır. Ateşi yüksek olan bir bebek veya çocuk titremelerle üşüyor gibi davransa bile, üzeri mutlaka soyulmalı ve eklem yerlerinin iç yüzüne boyuna, kasıklarına ılık su ile kompres yapılmalıdır. Ateşi düşüren ilaçlara başlanıp, ateşi düşmüyor ise doktora danışılmalıdır.

Bademcik İltihabı:
Boğazda aşırı ağrı ve bademciklerde enfeksiyon oluşur. Mikrop kapan bademcikler kızarır, büyür ve üzerinde beyaz renkte noktalar oluşur. Ateş yükselir ve bezelerde şişmeler meydana gelir. Çocuğunuza soğuk ve sulu içecekler verin. Doktorunuz enfeksiyonun antibiyotikle tedavisini uygun görebilir ya da bu enfeksiyon sık oluşuyorsa ve çocuğun genel sağlığını etkiliyorsa bademciklerin alınmasını uygun görebilir.

Baş Ağrıları:
Her beş çocuktan biri, düzensiz aralıklarla baş ağrısı çeker. Baş ağrıları, tek bir hastalık olarak ya da başka bir hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Baş ağrılarının sebepleri çok çeşitlidir. Bir çok enfeksiyon hastalıklarında örneğin göz, diş, boyun, burun ya da kulak gibi baş ağrıları görülür. Baş ağrılarının diğer sebepleri ise, boyun omurgasındaki hasarlar, kafadaki iltihaplanmalar ya da tümörler, yüksek tansiyon, beyin sıvısının akışkanlık sorunu ve de ruhsal sorunlardır. Baş ağrısının özel bir türü ise, migrendir. Dikkatli bir gözlemle baş ağrısının nedeni ve onu arttıran faktörler bulunabilir. Çocuk doktoruna teşhisi kolaylaştırmak için, baş ağrılarının başlama şartlarını gözlemlemek gerekir, yani : Ağrılar ani ve şiddetli mi, yoksa hafif başlayıp şiddetleniyor mu? Ağrı tek mi çift taraflı mıdır? Günün belli saatlerinde mi yoksa belirli hava şartlarında mı baş ağrıyor? Belli yemeklerden sonra baş ağrıyor mu? Çocuğun baş ağrısından başka şikayetleri ya da ateşi var mıdır? Baş ağrısı ne kadar sürüyor? Çocuk baş ağrısından kısa bir süre önce başını bir yere vurdu mu? Baş ağrıları; kusma, boyun tutukluğu, 38 dereceden yüksek ateş ile birlikte ortaya çıkarsa, çocuk derhal doktora götürülmelidir. Sebebi anlaşılamayan baş ağrılarından çoğu kez karartılmış bir odada istirahat ya da temiz havada bir yürüyüş iyi gelecektir.

Beslenme:
Yaş gruplarına göre kalori alımı değişkenlik göstermekle birlikte, sağlıklı bir beslenmede enerjinin % 50 – 60’ ı karbonhidratta, % 15’ i yağdan, % 20 – 25 kadarı proteinden alınmalıdır. Yeni doğan bebek 4 – 6 aylık oluncaya dek ideal besin olan anne sütü, daha sonra sebze çorbaları, meyve püreleri gibi katı besinlerin eklenmesi ile beslenerek gerekli mineral ve vitaminlerin alımı sağlanır.
Beslenmede dikkat edilmesi gereken, alerji yapabilecek besinlerin (domates, çilek, bamya, muz, portakal, mandalina, kivi, üzüm, yumurta, balık gibi) diyete teker teker eklenerek başlanması ve bebek bir yaşından sonra denenmesidir. Unutulmamalıdır ki, çikolata, şeker, şekerleme gibi besinler iştah kesici olmakla birlikte aynı zamanda alerji yapabilen zararlı ve çocukların diş sağlığını da olumsuz etkileyen gıdalardır.
Okul çocuklarının fast-food denilen karbonhidrat ağırlıklı besinlerle beslenmeleri, meyve, sebze ve salatadan yoksun kalmaları doğru bir beslenme türü değildir. Özellikle okul çağı çocuklarının dengeli beslenmeye alıştırılmaları ailelerin vereceği eğitime bağlıdır.
Bazı oyun çocukları süte dayalı bir diyeti benimserler veya gece uykuda süt içme alışkanlığını edinip, gündüz normal beslenmeyi reddederler. Burada yapılan hata, süt alımını 600 cc’ de sınırlamayıp, gece beslenmesine de izin verilmesidir. Sütün fazla miktarda alınması demir emiliminin azalmasına, dolayısıyla demir eksikliği yani kansızlığa neden olabilecektir.
Çocuklara 4 ana öğün: Kahvaltı, öğle yemeği, ikindi kahvaltısı, akşam yemeği şeklinde bir beslenme şemasının 6. Aydan itibaren başlayarak alışkanlık haline getirilmesi sonraki yaşamındaki beslenme alışkanlığını da yerleştirmiş olacaktır.
Sağlıklı beslenme açısından çocuklarda kızartmalar, salam – sosis, konserveler gibi şarküteri ürünlerinden, çikolata, pasta, şekerleme türü pastane besinlerinden hem iştah kesici olması, hem de katkı maddelerini içermeleri nedeni ile kaçınılmalıdır.

Beşinci Hastalık:
Kelebek hastalığı da denilen, selim seyirli viral bir hastalıktır. Hafif ateş ile birlikte yüzde, yanaklarda, gövdede, kol ve bacaklarda toplu iğne başından daha büyük kırmızı döküntüler oluşur. Yüzdeki görünüm; burun, yanaklar kanatlarına benzetilerek “kelebek hastalığı” denmesine neden olmuştur. Gebelerde düşüğe yol açacağından dikkat edilmesi gerekir.

Boğaz Ağrısı:
Soğuk algınlığı ya da grip ile birlikte başlayabilir. Çocukta yutkunma güçlüğü ve kulak ağrısı yapabilir. Ayrıca boğazda kızarıklık, bezelerde şişme ve ateşte hafif yükselme gözlenir. Çocuğunuza kolayca yutkunabilmesi için soğuk ve sulu yiyececekler vermeniz doğru olur. Boğaz ağrıları bakteriye bağlı ise doktorunuz antibiyotik tedavisini uygun görebilir.

Boğmaca:
Üst üste gelen öksürük atakları, boğulur gibi seyreden krizlerle karakterize, bazen haftalar süren öksürük nedeni ise, çocuğu rahatsız eden bir bakteriyel hastalıktır. Başlangıç döneminde nezle, ateş ve öksürük görülür. Tedavi edilmediğinde komplikasyonlarla seyredebilir. Bebeğin aşılama programında boğmaca aşısı yapılmakta ve böylece bu hastalıktan korunma sağlamaktadır.
Ciddi ve tehlikeli bir hastalıktır. Çok bulaşıcıdır ve aşılanmamış çocuklarda çok ağır geçebilir. Şiddetli öksürüğe sebep olur. Eğer çocuğunuzun boğmaca hastalığına yakalandığını düşünüyorsanız en kısa sürede doktorunuza danışmalısınız. Bu hastalık yaklaşık 10 hafta sürebilir; fakat ilk 3 haftası ciddi ve tehlikelidir.
Belirtileri
1.haftada öksürük, boğazda yanma ve acıma,hafif ateş gözlenir.
2.haftada öksürük nöbetleri ve kusma ayrıca solunum güçlüğü görülür. Öksürükten sonra kusmaya sık rastlanır. Nöbetler arasında hasta iyidir. Şiddetli öksürüklerden sonra bebeklerde solunum sıkıntısı görülebilir.
3.haftadan itibaren düzelmeye başlayan hastalık soğuk alınırsa tekrar kötüleşebilir. Bu yüzden bu süre içerisinde dikkat etmek gerekir. İyileşme döneminde nöbetlerin sıklığı yavaş yavaş azalır, buna karşılık öksürük 100 gün kadar sürer.

Bronşiolit
Bronşiolit solunum yollarının en küçük dalları olan bronşiollerin enfeksiyonudur. Bu dallar havayı büyük bronşlardan akciğerlerdeki mikroskopik hava keselerine taşırlar. Bu hava keseleri oksijeni kana verir. Bronşiolit genellikle altı yaşın altında görülür ve her iki cinsi de etkiler.
Belirti ve bulgular:
Ani başlayan solunum zorluğu genellikle soğuk algınlığını ve öksürüğü izleyerek ortaya çıkar ve şunlar görülür,
·Hırlama
·Hızlı soluk alıp-verme
·Soluk alıp verme sırasında göğüs ve karında görülen çekilmeler
·Ateş
·Tırnak ve dudaklarda morarma. (şiddetli vakalarda)
Sebepler:
Viral veya bakteriyel enfeksiyon. Bazı çocuklar her soğuk algınlığının arkasından bunu yaşarlar. Bronşiolit bulaşıcıdır ve salgın yapabilir.
Risk Faktörleri:
·Vücut direncini düşüren enfeksiyonlar, özellikle solunum yolu enfeksiyonları
·Ailede alerji öyküsü
Komplikasyonların veya tekrarlamaların önlenmesi:
·Çocuğun odasında soğuk buhar veren bir alet kullanılabilir.
·Soğuk algınlığını önlemek için çocuğa kalabalık gruplardan ve hastalardan uzak tutmak.
Hastalığın gidişatı ve sonuç:
Genellikle bir haftada iyileşir. Bazı çalışmalar iki yaşın altında iki ya da daha fazla bronşiolit geçiren çocuklarda alerji ve astım görülebileceğini göstermiştir.
Tedavi:
Ev Bakımı; Çocuğun odasındaki hava, tercihen soğuk buhar veren aletlerle nemlendirilmelidir. Böyle bir nemlendiricinin olmadığı durumlarda duş yardımıyla ortam hazırlanabilir. Çocuk günde birkaç kez ve gece yatarken yirmişer dakika bu ortamda tutulur. Eğer gece hırıltı ve öksürükle uyanırsa bu işlem tekrarlanır.
İlaç:
Doktorunuz bakteriyel enfeksiyon düşünüyorsa antibiyotik verebilir veya duruma göre bronşları genişleten ilaçlar önerebilir.
Aktivite:
Bulgular gerileyene dek 48 saatlik istirahat sağlanmalıdır. Daha sonra normal aktivitelere yavaş yavaş geçilir.
Diyet:
Çocuğa sık sık sıvı verilmelidir. Süt, solunum yolu salgılarını koyulaştırabileceği için edilmemelidir.
Yuvaya, Okula gidiş:
bulgular gerilediğinde, iştah açılmaya başladığında çocuk rahat hissediyorsa gidebilir.
Doktorunuzu Ne Zaman Aramalısınız?
·Bulgular 24 saat içinde gerilemezse
·Ateş makattan 38,5°C’yi aştığında
·Balgamlı öksürük
·Deri, tırnak ve dudaklarda morarma olduğunda
·Çocukta çevreye ilgisizlik ve uyuşukluk ortaya çıkmışsa,
Derhal doktorunuzu arayınız.

Bronşit:
Akciğerlerde oluşan bir enfeksiyondur. Soğuk algınlığının ya da gribin arkasından oluşabilir. Hırıltılı solunum ateş yükselmesi burun akıntısı öksürük ile birlikte gelen balgam belirtileridir. Balgam çıkarmasına yardımcı olun ve yatarken başını yükseltmek için ek bir yastık kullanın. Çocuğunuz iki gün içinde düzelmiyorsa doktorunuza danışın.

Burun Tıkanıklığı:
Kuru havanın yarattığı, özellikle bebeklerde sorun yaratan bir semptomdur. Kaloriferlerin üzerine nemli havlu koymak, yetersiz kalırsa buruna serum fizyolojik damlatmakla çocukların rahat soluk alıp vermesi sağlanmalıdır.

Cilt Bakımı:
Özellikle yeni doğan bebeklerin derileri çok hassastır. Bebeklerin her gün yıkanmaları ve ardından zeytinyağı ile bütün vücutlarının yağlanması iyi bir bakım sağlar. PH’ sı nötr olan sabun veya şampuanlar yıkama için uygundur. Başın haftada iki kez sabunlanması yeterlidir. Her bez değişiminde bebeğin altının mutlaka yıkanması, veya ıslak pamukla temizlenmesi bebeği pişikten korur. Pudra kullanımı hem mikropların barınması için besin yeri oluşturacağından, hem de kaza ile bebek tarafından oynanması halinde solunum borusuna kaçarak zatürreeye neden olacağından önerilmez.

Colicum Infantum:
Ağlama, ayakları karına doğru çekme rahatlama ve bu tablonun tekrarı, özellikle yaşam saatlerinde oluşu, bebekte “gaz sancıları” denilen tanıyı düşündürür. Nedeni belli olmayan bu dönem yaklaşık 3 – 4 ay sürebilir. Çeşitli ilaçlar önerilmesine karşın, etkin bir tedavi yöntemi yoktur. Bebeğin bu dönemde sakinleştirilmesi, karnına ılık havlu konması rahatlatıcı olabilir.

Çapak:
Hemen her yeni doğanda göz kapaklarında çapaklar görülebilir, bu iltihabi bir akıntı halini almadıkça önemli değildir. Antibiyotikli damla veya pomatlar normal florayı bozabileceğinden, yalnızca kaynamış – ılınmış su ile gazlı bezle temizlenmesi yeterlidir.

Çocuk Felci:
Polio virüsünün sinir sistemini etkileyerek değişik oranda yaptığı felçlerle seyreden bir hastalıktır. Aşılama ile önlenebilir hastalıklardandır.
Aşılanmamış bireylerde ateş, gözlerde kızarıklık, nezle gibi belirtilerle başlayıp, daha sonra felç dönemi gelişir.
Dünyadan mikrobun temizlenebilmesi için bütün çocukların aşılanması hedeflenmektedir.

Çocuk Horlaması:
İnsanlar genelde horlamanın yetişkinlerde olduğunu düşünselerde horlama ile çocuklarda da karşılaşılmaktadır.
Çocukları horlayan aileler geceleri bundan oldukça rahatsız oluyor olabilirler. Horlayan bir çocuğa sahipseniz, nasıl horladığına ve nasıl davranışlar sergilediğine dikkat edin. Horlama açık ağızdan giren havanın, yumuşak damak, bademciklerin çevresindeki alan ve dilin arkasında titreşime yol açmasından kaynaklanır. Çocuklarda horlamaya nadir olarak rastlanmaktadır ve çocukların büyük kısmı horlamaz. Bir kısmı ara sıra horlarken diğer bir kısmı da devamlı horlar (Habituel yada kronik horlama). Elbette ki çocuğunuzun horlamasının bir nedeni vardır. Bu herhangi bir solunum rahatsızlığından, ren uykusundan hatta normal uyumasından ve çocuğunuzun yatış şekillerinden kaynaklanıyor olabilir. Çocuğunuzun bu tip sorunları varsa horlaması bir süre sonra geçecektir.
Çocuğunuzun horlaması bir alışkanlık haline de gelmiş olabilir. Aynı zamanda kronik bir sorun da olabilir, bademciklerinin büyümesi, adenoidlerin (geniz eti) havayolunun tıkanmasına sebep olması bunun nedenidir. Çocuğunuz böyle bir durumla karşı karşıya ise hapşırma, burun tıkanıklığı, genizden konuşma, ağızdan soluk alma ve burun akması gibi sorunları da yaşaması beklenir. Uzmanların görüşlerine göre çocuklarının soluk alma zorluğu çektiğini,gürültülü soluk ya da ağızdan soluk aldığını ve fiziksel aktivitelere karşı zayıf olduğunu gören ailelerin doktora başvurması gerekmektedir. Bu sorunun kaynağı bademcikler ya da adenoidler ise ameliyatla bunlar alınır. En sık kullanılan yöntem budur. Bu sorunun kesin kaynağı bademcikler ve adenoidler de olmayabilir ama yine de kontrolden geçmelidir.
Çocuğunuzun horlamasının nedeni bademcik ve adenoid büyümesi değilde kronikse ailenin çocuğuna olan gözlemlerini yoğunlaştırması gerekir. Bu vakalarda sorun kendini pek göstermeyebilir ama ciddi durumlarla da karşılaşabilinir. Horlamanın nedeni uykuda tıkanmayı sağlayan uyku apnesi olabilir bu durumla birlikte uykuda bozukluklar da görülür. Uyku apnesi soluk almanın kısa bir süre durması, hava yolu hareketinin yetersiz olmasıdır.
Çocuğunuzun beslenme güçlüğü çekmesi, ağızdan soluk alma, gündüz uyuklamaları ve altını ıslatma bu sorunun belirtileri olabilir. Bu konu hakkındaki en doğru yorumu doktorunuz yapacaktır.


Çocukta Tansiyon:
Çocukta tansiyon nasıl ölçülür?Çocukların kan basıncı, tedirginlikleri (beyaz gömlek yüksek tansiyonu) giderilerek, basit sfigmomanometre veya otomatik cihazlarla ölçülebilir. Çocuk oturur veya sırt üstü yatar konumda olur, daha küçük çocuklar da anne-babalarının kucaklarında iken ölçüm yapılabilir. Ölçme işlemi sağ koldan yapılırsa, olağan değerleri içeren tablolardaki ölçümlere daha fazla uyum sağlanmış olur. Ölçme sırasında manşon boyutuna dikkat etmek gerekmektedir. Manşon kolun çevresini tamamen sarmalı, her yönden eşit basınç uygulamalıdır. Şişirilen manşon kolun uzunluğunun en az 2/3’ ünü örtmeli ve kol çevresinin %75’ i kadar olmalıdır. Kısa ve dar manşonlarla kan basıncı gerçek değerinden yüksek çıkmaktadır.

Ölçüm sırasında manşunun kola oranı kadar, çocuklarda tansiyona nasıl bakılması gerektiği de çok önemlidir.
Çocukta hipertansiyonun nedenleriHipertansiyonun nedenleri çocuğun yaşına göre değişmektedir. Sıklık sırasına göre yenidoğanlarda böbrek atardamarı tıkanıklığı, böbrek toplardamarı tıkanıklığı, doğuştan böbrek anomalileri; ilk yıl ve 1-6 yaş arasında aort damarındaki yapısal anomaliler ve böbrek hastalıkları hipertansiyondan sorumlu olmaktadır. 6-12 Yaş arasında renal parankimal, renovasküler hastalıklardan sonra esansiyel hipertansiyon sıklık sırasına göre nedenler arasına girmektedir. 12-18 Yaşları arasında ise hipertansiyon nedenleri erişkinlerinkilerden farklı değildir.
Tedavi
İlaç ve diyet
Çocukta ve ergende hipertansiyon tedavisinde amaç, kan basıncını 95 persantilin altına indirmek ve süregen hipertansiyonun uzun süreli etkilerini önlemektir. İlaçsız ve ilaçlı olarak iki grupta toplanabilir. İlaçsız tedavi, şişmanlığın giderilmesi, tuz alımının kısıtlanması ve fizik egzersiz yapma alışkanlığının kazanılması , potasyum ve kalsiyumdan zengin besinlerle beslenme şeklinde sıralanabilir. İlaçsız tedavi 90 persantilin üstünde kan basıcına sahip çocuklarda ilk uygulanacak tedavi tipidir. Sekonder hipertansiyonlu olguların çoğunda ilaç ile tedavi gerekmektedir. Bunlarda tedavi öncelikle sebebe yönelik olmalıdır. Tuz kısıtlamasından faydalanan çocuk ve ergenlere diyet ve idrar söktürücü tedavi önerilebilir. Böbrek hastalıklarından kaynaklanan hipertansiyon olgularında ACE inhibitörleri, kalsiyum kanal blokerleri tek olarak veya değişen kombinasyonlar halinde kullanılmaktadır.
Spor zararsız
Hipertansiyonu bulunan çocuk ve ergenlerin spor yapmaları tamamen kısıtlanmamalıdır. Kontrollu olarak yarışmalara katılmalarına izin verilmelidir. Hipertansiyonlu çocuklar egzersizle yaşamayı öğrenmeli ve benimsemelidir.

yzx
15-08-08, 16:59
D - K


Difteri:
Yüksek ateş, boğaz ağrısı ve boğazda kaldırmakla kanamaya neden olan zarlarla karakterize bir bakteriyel hastalıktır.
Yaşamı tehdit eden, kalp kasını etkileyerek veya solunum yolunu tıkayarak ölüme sebep olabilen komplikasyonlarla seyreden ağır bir hastalıktır. Hastaneye yatarak tedavi gerektirir. Çocukluk döneminde mutlaka yapılması gereken aşılar arasındadır.

Diş Sağlığı:
Süt dişlerin ve kalıcı dişlerin çıkma yaşları


Süt Dişleri



Alt orta kesiciler



5-10 ay



Üst orta ve yan kesiciler



8-12 ay



Alt yan kesiciler



12-14 ay



Alt-üst 1. premolerler



12-14 ay



Alt ve üst köpek dişleri



16-22 ay



Alt ve üst 2. premolerler



24-30 ay



Kalıcı Dişler



1. molerler



5-7 yaş



Orta kesiciler



6-1/2-8 yaş



Yan kesiciler



7-9 yaş



1. promelerler



9-11 yaş



2. promelerler



10-12 yaş



Köpek dişleri



10-12 yaş



2. molerler



11-13 yaş



3. molerler



16-21 yaş (veya daha geç)

Diş bakımına diş çürümelerini önlemek ve dişlerin zamanında çıkmasına yardımcı olmak için bebek en az altı aylıkken başlanmalıdır. Düzenli fırçalamayla diş ve dişetlerinin sağlıklı kalmasına yardımcı olunur.
Bir yaşına kadar dişlerin temiz bir bez ile silinmesi ve bebeğe su içirilmesi, 1-3 yaş arası dişlerin ıslak fırçayla fıçalanması, 3-6 yaş arasında macun ile fırçalanması ve 6 yaş sonrasında ise fırçalamayla birlikte diş ipi kullanılmasıyla diş bakımı sağlanabilir. Dişlerinizi fırçalarken fırçanın kuru olması dikkat edilecek hususlardandır. Karbonhidratlı besin maddeleri ve asitli içecekler diş çürümelerine sebep olur. Bu sebepten her yemekten sonra çocuğunuzun en azından ağzını çalkalamasını ve günde iki kez dişlerini fırçalamasını alışkanlık haline getirmesine yardımcı olun.

Diyabet:
Çocukluk yaşlarında da görülen diyabet çok su içme, çok idrar çıkarma, kilo alamama gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Şüpheli olgularda mutlaka doktor kontrolü yapılarak, tedavi edilmelidir.


Diyabetli Anne Bebeği:

Diyabetli olan anneler gebelikleri boyunca kan şekerlerini kontrol altında tutmak durumundadır. Bu annelerin bebekleri iri doğarlar ve doğumdan hemen sonra bebeklerin kan şekerleri düşme eğiliminde olduğundan izlenmeleri gerekir.
Gebelikte diyabetin kontrolü bebekte gelişecek solunum güçlüğü, kalp anormallikleri gibi bazı sorunların gelişmesini önler.

Doğumsal Kalça Çıkığı:
Kız bebeklerde erkeklere oranla daha sık görülen, genellikle tek taraflı doğumsal bir anomalidir. Doğumu izleyen ilk muayeneden itibaren her muayenede doktor tarafından yapılan kalça kontrolünde tanı konabileceği gibi, kalça ultrasonografisi de yapılabilir. Grafi çekilmesine gerek yoktur. Şüpheli olgularda çift bezin kullanılması bacakları belirli pozisyonda tutacağından bir tedavi yöntemi olarak kullanılır.
Doğuştan Hastalıklar:

Doğuştan Omurilik Bozukluğu:

Omuriliğinde doğuştan bozukluk olan bebeklere eskiden tedavi uygulanmıyordu fakat günümüzde bu durum değişikliğe uğradı ve rehabilitasyon teknikleri uygulanmaya başladı. Bebeklik döneminden yetişkinliğe kadar rehabilitasyonun sürdürülmesi gerektiği savunulmaktadır. Bir çok bebekte bu hastalığa rastlandığını düşünürsek bu konuda daha fazla araştırma yapmak gereklidir ve tedavi çeşitleri artırılmalıdır. Bu hastalığa sahip olan bebekler hastanelerin rehabilitasyon ve fizik tedavi bölümlerinde tedavi görmelidirler. Bu tür bebeklere sahip olan ebeveynlerde uzman doktorlardan fazlasıyla bilgi almalı vu bu şekilde hareket etmelidirler.
Bebek uterusta gelişmeye başladığında omuriliklerden bir kısmının veya sadece birinin oluşamaması sürecinde ortaya doğuştan omurilik bozukluğu çıkar. Omuriliğin belli bir bölgesinde değilde olası her yerinde omurilik bozukluğu ortaya çıkabiliyor. Bu durum sinir sistemlerinde zarara neden oluyor ve bir takım felçler ortaya çıkabiliyor. Omurilikte oluşan bozukluğun bölgesi felç oluşumunun da etkisini belirliyor. Bu hastalığa sahip olan çocukların zeka düzeylerinin oldukça iyi olduğu da saptanmıştır. Fakat bazı durumlarda beyin su toplayarak bebeklerin zihinlerine zarar verebilir. Yapılan araştırmalarda bu çocuklara iyi uygulama yapılması halinde bununda düzeldiği belirlenmiştir.
Bebekte omurilik bozukluğu tanısı bebek anne rahminde oluşmaya başladığı andan itibaren bir ay sonra koyulabiliyor. Bir aydan sonrasında hastalık kendisini rahatlıkla gösterebiliyor, ultrasanografi cihazlarıyla dikkatli bakıldığında fark edilebiliyor. Bebeğin oluşumuyla başlayan omurilik bozukluğunun bebek anne rahminde büyümeden fark edilmesi halide kürtaj yapılması bir seçenek olarak gösterilebiliyor. Anne bunu kabul etmediği taktirde anne gebelik süresince doktor kontrolünde olur ve doğum sezeryanla yaptırılır. Bir çok gebelikte bebekte omurilik bozukluğu olduğu saptanamamış ve bebeğin bu şekilde gerekli koşulların olmadığı yerlerde doğumu sağlanmıştır. Bu olaya engel olmak için hekimlerin ultrason sırasında bebeğin yapısına çok dikkat etmeleri gerekli ve oluşan bir sorunu erkenden teşhis etmeleri gerekmektedir. Bebeğin anne rahminde bu şekilde eksik gelişmesinin bazı nedenleri olabilmektedir. Özellikle gebelik süresince gerekli folik asitin alınmaması bu sorunun doğmasına neden olurken, yetersiz gıda alımı ve eşlerin aynı aileden olmaları halinde de bebeklerde bu oluşumla karşılanıyor. Gebelik sırasında doktor gözetiminde alınmayan bazı ilaçlarda neden olurken, valproik adlı ilacın bebekte omurilik bozukluğu olmasında etkisinin fazlalığı da biliniyor.
Gebelik sırasında ilaç kullanmamaya çalışılmalıdır, bu mecburi bir durum olduğunda ise kesinlikle bünyesinde valporik asit bulunduran ilaçlar kullanılmamalıdır.
Gebe kadınlar mutlak suretle folik asit almalıdırlar. Folik asit bebeğin beyninin ve sinir sistemlerinin gelişiminde oldukça etki göstermektedir. Bu nedenle doktorunuzdan ne kadar folik asit almanız gerektiğini öğrenmelisiniz.
Gebelik sürecinde mutlaka sürekli kontrol edilmelidir ve özellikle bebeğin oluşmaya başladığı ilk dönemlerinde bebekte bir sorun olup almadığı araştırılmalıdır. Doğumdan sonra bebeğin yaşamının ne kadar süreceği doktor kontrolünde ne süreyle durduğuyla ilgilidir.

Teratojen:

Doğumun ardından bebeklerin bir kısmında sebebi bilinen bazen de bilinmeyen sakatlıklar bulunur. Bu oluşumlar bebeğin doğumunun hemen ardından ortaya çıktığı gibi bazen çocuk büyüdükten sonra da ortaya çıkabilir. Bebeğin vücudunda bulunan fiziksel sakatlıklar doğduğu anda anlaşılabilirken, zihinsel hastalıklar ancak çocuk büyüdükten sonra belli olur. Bu duruma bebeklerde oldukça az rastlanmaktadır. Özellikle zamanından önce doğan bebeklerde değişik sakatlıklarla karşılaşmak mümkündür. Doğumdan önce yaşamını yitiren bebeklerde de farklı sakatlıklar görülmektedir. Fiziksel ya da zihinsel olarak sakatlıkların olduğu bebeklerin çoğu bu nedenle doğumdan sonraki oniki ay içinde yaşamlarını yitirebilirler.
Gebe olanlarda sürekli seyreden bazı rahatsızlıklar da bebeğin sakat doğmasının nedenleri arasındadır. Özellikle sara ya da şeker hastası olan kadınların bebeklerinin sakat olma olasılığı daha fazladır. Gebe kadının vücuduna bir takım mikropların girmesiyle bebek bundan etkilenebilir ve bu da sakat doğmasına neden olabilir. Özellikle sito****lovirüs ile toksoplazma, sifiliz, rubella bebeklerin sakat doğmasına neden olabilir. Gebe kadınların radyasyonlu ortamlarda bulunması, uyuşturucu, alkol ve ilaç bağımlılığı da sakat bebek doğumlarında etken rol oynar.
Zihinsel ya da fiziksel olarak sakat doğan bebeklerin bu şekilde doğmalarının nedeni genetik olabilir. Genlerin herhangi birinin yapısında sorunların olmasından dolayı da sakatlıklara rastlanılabilir. Ayrıca kromozomların yapısındaki birtakım sorunlar sakatlıklara yol açar. Bu gibi durumlarda çoğunlukla bebeğin sakatlığının açık nedeni tespit edilemeyebilir. Sebebi belli olmayan sakatlıklar bu oluşumlar içerisinde bulunmaktadır.

Epilepsi:

İnsan beyninde meydana gelen elektriksel aktivitenin olağan dışı bir hal almasıdır. Beyinde, görevlerinin başında elektriksel akımları taşımak olan nöronlar bulunmaktadır. Bunlardan beyinde oldukça fazla sayılarda vardır ve hepsi oldukça iyi bir düzen içersinde olmakla birlikte, fazla kontrol alanları da bulunmaktadır. Fiziksel hareketler, algılama ve hafıza kontrol alanları içerisindedir. Bu bölgelerde meydana gelebilecek olan kısa süreli ya da uzun süreli kopukluklar insanda kriz oluşumuna neden olmaktadır. Krizler sırasında kişide kasılmalar, halsizlik ve hafıza kaybı meydana gelebilir.
Kriz sırasında kişiye hiç bir fiziksel müdahale yapılmamalıdır. Sadece onun zarar görmesine engel olmak amacıyla çevresini koruma altına almak gerekmektedir. Kriz sırasında bilinci yerinde olmadığından kişi kendini kaybeder yüksek sesle bağırarak, çırpınabilir. Kasılma sonucu dudaklarını ve ağzını, dilini ısırabilir aynı zamanda ağzından köpüklü suların geldiği de görülür.
Krizlerde oldukça ciddi sorunlar yaşanabilmektedir. Özellikle nefes alıp vermekte zorlanma sonucunda bazı hastaların hayatını yitirdiği görülmektedir. Bu zorlanma sırasında göz bebeklerinde büyüme, şiddetli ter dökme ve ten renginin koyu bir hal aldığı gözlenir. Sara’ya bağlı ölüm oranları oldukça azdır. Ölüm nedenleri sıklıkla kriz sırasında meydana gelen çırpınmalardan oluşur.
Kriz sırasında kişiyi yalnız bırakmak uygun değildir. Kriz sona erene kadar yanında beklenmelidir. Kriz süresince oldukça zor anlar yaşayan kişinin kriz sona erdikten sonra rahatlatılması gerekmektedir.
Bütün bu oluşumlar uzun süreli krizler için geçerlidir. Oldukça kısa süren nöbetlerde bulunmaktadır. Bunlar küçük yaşlardaki çocuklarda görülür ve şiddetli olmaz. Hafif, kısa süreli ama sık tekrarlayan krizlerdir. Bu nöbetler kendini vücudun belli bölümlerinde titreme, kirpiklerde kriz süresince oynama, gözlerde kayma ve baş dönmesi olarak gösterir. Bu krizlerin ardından kişi hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam eder.
Yaygın bir halk sağlığı olan epilepsinin tedavisinde de cerrahi, iyi seçilmiş hastalarda başarılı sonuçlar veriyor. Hastalığın öncelikli tedavisi ilaç tedavisi olarak kabul ediliyor. Hastalar nöroloji uzmanları tarafından izleniyor. Ancak tedaviye rağmen bu hastaların yüzde 30'u ilaca direnç gösteriyor.
Hastalara ameliyat için bir takım tetkikler uygulanır. BT, MR gibi tetkikler ve EEG, uyku EEG'si, video EEG'si çekilerek uygun adaylar seçildiğinde 3 tip farklı ameliyat yöntemi uygulanabilir.
1- Rezektif cerrahi: Ameliyat öncesinde hastanın nöbet geçirmesine yol açtığı saptanan beyin alanının beyne zarar vermeden çıkarılmasıdır.
2-Diskonneksiyon: Bu yöntemin uygulandığı hastaların beyninde krize yol açan birden fazla elektrik odağı vardır. Hepsinin çıkarılması mümkün olmadığı için anormal elektrik boşalımının yayıldığı yollar kesilir.
3- Vagal sinir stimülasyonu: Diğer iki yöntemden yararlanamayan hastalara uygulanır. Vagal sinir stimülatörü adı verilen bir pil vücuda yerleştirilir. Bu pilden çıkan kablolar vagus sinirine bağlanır. Pil bilgisayarla ayarlanır ve beyine düzenli sinyaller gönderilir. Hastanın beyninde anormal elektrik boşalması olacağı zaman gönderilen sinyaller krizi engeller.

Doğumsal Kusurlar:


Kepce kulak:

Kepçe kulak: Kulak kıvrımlarının yetersiz olmasına bağlı yelken biçiminde öne doğru açılanmasıdır.
Birçok toplumda farklı yorum ve alay konusu yapılarak çocuğun psikolojik gelişiminin etkilenmesine yol açar. Değişik toplumlarda farklı yorumlara konu olmuştur. Örneğin Japonya’da bubebekler için “şanlılık, iyi bir gelecek ve refah kehaneti” olarak kabul edilirken, uzun yıllar Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde bir antisosyallik işareti olarak değerlendirilip özellikle cinayet eğilimli kişiliği belirlediği düşünülmüştür. Bu nedenle de çok çeşit sıfatlarla anılmasına neden olmuştur. Bunlardan bazıları; yarasa kulak, fincan kulak, yelken kulak, kepçe kulak, vs.
Kulak kepçesinin anne rahmindeki gelişimi hamileliğin 4-8 haftaları arasında gerçekleşir. Bu haftalar arasında gelişmeyi durduracak herhangi bir faktör, çeşitli derecelerde kulak kepçesi kusurlarına neden olur. Nedenler arasında kromozom kusurlarına bağlı genetik geçiş, annenin hamileliğinde geçirmiş olduğu kızamıkçık veya hamilelikte kullanılan ilaçlar sayılabilmektedir.
Kulak kepçesi kusurları, sarkık kulak (lopear), fincan şeklinde (cup ear), çıkıntılı kulak (kepçe kulak) ve kulak kepçesinin çok küçük veya hiç olmamasıdır (anotia-microtia).
Yaklaşık 20 kişiden 1’inde kulak kepçesi kusuru bulunmaktadır.
Operasyon için en önemli neden kulak kusuruna bağlı olarak gelişen psikolojik etkinin giderilmesidir. Kız çocukları bu kusuru bir dereceye kadar saçları ile gizleyebilirlerse de erkeklerde ve okul çağı çocuklarında bu hemen hemen imkansızdır. Okul öncesi genellikle göze fazlaca batmayan ve dolayısıyla psikolojik önemli bir etkisi olmayan bu kusur, okul çağında değişen çevre ve ilgi nedeniyle ön plana çıkar ve arkadaşları arasında ruhsal problemler yaratabilir. Bu nedenle düzeltme yaşı olarak okul öncesi 5-6 yaşları en uygun yaş olarak belirlenmiştir.
Ameliyat, hastanın yaşına göre genel veya bölgesel anestezi ile yapılır. Bir saatlik bir operasyon olup, hastanede yatmayı gerektirmez. Sargı ve dikişler 1 hafta içinde alınır. Düzeltme işlemi kulak arkası katlantısından yapıldığı için herhangi görünür bir iz bırakmaz.


Doğumsal göz kapağı düşüklüğü:

Pitozis, göz kaslarındaki bir bozukluk sonucu üst göz kapağının sırkmasıdır. Doğuştan gelen pitozis sıklıkla kalıtsaldır. Göz kapağını yukarı kaldıran kas yoktur, ya da gelişim bozukluğu vardır.
Sonradan oluşan pitozis, yaralanma ya da kaldırıcı kasın hareketlerini denetleyen sinirdeki bozukluklardan kaynakların.
Göz kapağının düşük olmasında kriter, üst kapağın göz bebeği üst sınırından 2 mm veya daha fazla aşağıda olmasıdır.
Pitozis’te normal üst göz kapağı katlantısı görülmez. Çocuk, göz kapakları göz bebeğini kapattığı için bunu kaşını ve kafasını yukarı kaldırarak dengelemeye çalışır. Ancak ne var ki, yorgunluk ve dalgınlık anlarında kapak düşüküğü belirginleşir ve denetimi güçleşir. Teşhis konulduğunda hemen erken dönemde tedavisi gerekir.
Hastanın yaşına göre genel veya bölgesel anestezi uygulanır. Hafif düşüklüklerde kaldırıcı kasın boyu kısaltılarak, daha ağır düşük kapaklarda alın kasına süspansiyon işlemi uygulanır. 1 saatlik bir operasyon olup, hasta aynı gün evine dönebilir. Dikişler 3-4 gün sonra alınır.


Doğumsal Boyun Eğriliği: Tortikolis

Nadir olarak rastlanır. Kızlarda daha sıktır. Kulak arkası kemik çıkıntısından göğüs kafesi kemiğine uzanan boyun kasının kısalmasına bağlıdır. Tek taraflı kas kısaldığı için boyunda bir tarafa eğrilik oluşur. Bu tür rahatsızlığı olan çocuğa bakar bakmaz duruş bozukluğu hemen dikkat çeker. Baş yan yattığı için o taraf kulak omuza yaklaşmış, yüzü ise karşı tarafa doğru dönmüştür. Bu belirtiler kas kısalmasının şiddetine göre değişik derecelerdedir. Hastanı başı elle kavranıp bu bozuk durum düzeltilmek istenirse bunun mümkün olmadığı görülür.
İstirahat halinde boyunda köprücük kemiğinin üstünde sert iki kordonun mevcudiyeti gözle görülebildiği gibi, elle de hissedilebilir.
Başın bu şekilde anormal pozisyonu zamanla boyun omurgalarında kalıcı eğrilmelere neden olur. Yine bu kötü pozisyon nedeni ile hasta taraf omuz yükselmiş, sağlam taraf omuz düşmüş ve düzleşmiş bir haldedir. Ayrıca yüz bölgesinde de asimetrik değişiklikler ortaay çıkar. Rahatsızlığın bulunduğu taraftaki yüzün yarısında gelişme yavaşladığından düzleşme olur ve küçük kalır.
Tortikolis’in sebepleri arasında birçok teori eleri sürülmüştür. Neden olarak, anne rahmindeki bebeğin başının bir tarafa doğru kasılması ile veya doğum sırasında kas içinde travmaya bağlı bir kanama sonucu oluştuğu ileri sürülmektedir. Diğer bir neden ise kalıtsal olarak kromozomlarla geçiştir.



Doğumsal Kalp Hastalıklarında Başarılı Uygulamalar


Her yıl 12 bin doğumsal kalp hastası bebek doğuyor. Günümüzde girişimsel kardiyolojik yöntemler ve ameliyatlarla artık en ağır doğumsal kalp hastalıkları bile başarıyla tedavi edilebiliyor. Doğumsal kalp hastalığının oluşumunda akraba evliliği, radyasyon, hamileliğin erken dönemlerinde geçirilen enfeksiyonlar, kromozom anomalileri, annenin diyabet hastası olması ve hamilelik sırasında alkol kullanımı gibi faktörlerin etkili olduğu belirtiliyor.

1000 bebekten 8'i kalp hastası
İstatistiklere göre her 1000 bebekten 8'i kalp hastalıklarıyla dünyaya geliyor. Her yıl doğan 12 bin bebeğin kalbindeki anormallikler çok ağır da olsa ameliyatla düzeltilebiliyor. Kalpte delik, kapaklarda darlık, kapak ve odacıkların tam gelişmemesi gibi doğumsal kalp hastalıklarının yüzde 90'ının nedeni tam olarak belli değil. Ancak akraba evliliği, radyasyon, hamileliğin erken dönemlerinde geçirilen enfeksiyonlar, kromozom anomalileri, annenin diyabet hastası olması ve hamilelik sırasında alkol kullanımı gibi faktörlerin bebeğin kalp sağlığı üzerinde etkili olduğu düşünülüyor.

Erken müdahale önemli
Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kalp Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu, çocuklardaki kalp hastalıklarının tedavisinde erken müdahalenin büyük önem taşıdığını, gelişen cerrahi yöntemler, anestezi teknikleri ve yoğun bakım hizmetleri sayesinde artık 1 günlük, 2 kilo ağırlığındaki bebeklerin bile başarıyla ameliyat edilebildiğini belirtiyor:
“Doğumsal kalp hastalığı, kalbin ve kalpten çıkan veya kalbe gelen kan damarlarının anne karnındaki gelişim bozukluğuna bağlı olarak oluşur. Günümüzde bu tür problemlerin başarı ile tedavi edilebilme oranı yüksek olup, bu çocukların ileride sağlıklı birer erişkin olarak hayatlarını sürdürme şansları giderek artmaktadır. Teşhis yöntemleri ve kalp cerrahisinde sağlanan gelişmelerin sonucunda önceleri umutsuz olarak nitelenen hastalıklar bile artık iyileştirilebilmektedir.

Nedeni bilinmiyor
Doğumsal kalp hastalığı nadir görülen hastalıklardandır ve çoğunda hastalığın nedeni bilinmemektedir. Çocuğun kalp anomalisi ile doğmasında ailenin bir kabahatinin olduğunu düşünmesi yersizdir. Bazı viral hastalıklar nadiren kalp kusuruna neden olabilir. Örneğin hamilelik döneminde geçirilen kızamıkçık hastalığı anne karnındaki bebeğin kalp gelişimini engelleyebilir ve bazı gelişim kusurlarına da neden olabilir. Bazı vakalarda doğumsal kalp hastalığının gelişiminden kalıtım sorumlu tutulabilmektedir. Aynı ailede birden fazla çocukta doğumsal kalp hastalığına çok ender olarak rastlanılmaktadır. Down sendromu gibi bazı hastalıklarda kalp dahil birçok organda çeşitli anormaliler görülebilir.Hamilelik döneminde kullanılan bazı ilaçlar, alkol, uyuşturucu, röntgen ışınına maruz kalma, akraba evliliği, annenin diabetik olması bebekte kalp kusuru oluşma riskini artırabilir. ”

Tanı konulması
Çocuk kalp hastalıklarıyla pediyatrik kardiyoloji uzmanları ilgileniyor. Pediatrik kardiyoloji uzmanının ilk olarak hasta öyküsünü alıp fizik muayeneden sonra gerekli testleri yaptıracağını belirten Acıbadem Hastanesi Bakırköy Çocuk Kardiyolojisi uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sarıoğlu, testler hakkında şu bilgileri verdi.


Ekokardiyografi: Muayeneden sonra röntgen tetkiki, elektrokardiyografi (EKG), ekokardiyografi veya bazı kan testleri istenebilir. EKG çocuğa acı vermeyen bir tetkiktir. Çünkü EKG cihazı çocuğa herhangi bir elektrik akımı vermez sadece çocuğunuzun kalbinde oluşan zayıf elektrik akımlarını algılayıp EKG kağıdına zikzak şeklinde bir kayıt alır. Kalbin kaydedilen bu atımı elektrokardiyografi(EKG) olarak adlandırılır. Ekokardiyografi tetkiki de iğne kullanılmaksızın yapılan bir incelemedir. Bu tetkikte göğüsün dışında ses dalgaları kullanılarak kalbin hareketli imajları gözlenmektedir. Bu esnada doppler tekniği ile ses dalgalarından yararlanılarak kalp ve damarlardaki kan akımı ölçülmektedir. Kardiyolog bu iki tekniği kullanarak kalbin yapısı ve işlevi hakkında bilgi edinmektedir. Bu tetkik ile kalp anomalilerinin çok büyük bir bölümü teşhisi edilebilir.



Fetal ekokardiyografi: Hamileliğin 16. haftasından itibaren uygulanabilen, bebeğe ve anneye zararı olmayan, anne karnındaki bebeğin kalbinin ve kalpten çıkan damarlarının yapısını ve fonksiyonlarını incelemeye yarayan bir tetkiktir. Bu tetkik sayesinde doğum öncesi bebeğinizde kalp anomalisi olup olmadığı belirlenebilir

Göğüs röntgeni: Pediyatrik kardiyolog çocuğun kalp ve akciğerinin büyüklüğü ve şekli hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Göğüs filmi ile alanın radyasyon oldukça düşüktür ve herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır


Kalp kateterizasyonu ve anjiyokardiyografi: Çok gelişmiş bir röntgen cihazı yardımı ile yapılan ileri bir tetkiktir. Genellikle kasık bölgesinden atar veya toplar damarlar içerisine yerleştirilip, kalbe kadar ilerletilen ince bir tüp ( kateter) vasıtası ile gerçekleştirilir. Anjiyo esnasında kateterden damarlara ve kalbin odacıklarına x-ışınları ile görülebilen özel bir boya verilir. Boyanın verilmesinden sonra röntgen filmi kaydedilir. Kalp kusurunu teşhis etmek için yapılan bu tetkike anjiyokardiyografi denir



Kardiyak elektrofizyoloji: Çocuklarda görülen kalp ritmindeki bozukluklar bazen doğumsal nedenli, bazen ise kalp ameliyatlarından sonra ortaya çıkmaktadır. Kalp ritmindeki bozuklukların nedeni ve tipi kalp kateterizasyonu benzeri özel bir tetkik ile belirlenebilmektedir. Kardiyak elektrofizyoloji adı verilen bu çalışma sırasında gerekirse ritm düzensizliğine neden olan odağın ve anormal ileti yollarının ablasyon (radyofrekans dalgaları ile yakma ) denilen bir yöntem ile tedavisi yapılabilmektedir.

Kardiyak MR Bazı vakalarda tüm bu tetkikler yapılmasına rağmen kalp hastalığı tam olarak teşhis edilemeyebilir. Bu çocuklarda sorunun tam olarak ne olduğunu tespit etmek için MR (manyetik rezonans) veya MR anjiyografi gibi bazı ileri incelemelerin yapılması gerekli olabilir. Bu tetkikler özellikle kalpten çıkan ve kalbe dönen büyük damarlar ve akciğer damar yapısı hakkında çok iyi bilgi vermektedir.

Tedavi yöntemleri

Kalp anomalisi bulunan çocukların bazılarında ilaçlarla tedavi yeterli. Ayrıca ameliyat olacak çocuğun operasyon öncesi ve sonrasında tıbbi tedaviye ihtiyacı olabiliyor. İlaç tedavileriyle kalbin çalışmasına yardımcı olunuyor.


Doğumsal Kalp Yetersizliği: Birçok kalp anomalisinde karşılaşılan bir durumdur. Kalp pompası yeterince kuvvetli çalışamadığından dolayı akciğerlerde ve diğer organlarda sıvı birikmeye başlar ve ödeme (şişliğe) neden olur. Doğumsal kalp yetersizliği bulunan çocuklar çabuk yorulurlar, hızlı ve sıkıntılı bir solunumları vardır. Diüretik olarak adlandırılan idrar söktürücü ilaçlar biriken fazla sıvının atılmasına yardımcı olurken beraberinde az tuzlu bir diyetin uygulanması gerekli olabilir. . Digoksin ve diğer bazı ilaçlar kalbin kasılmasını kuvvetlendirilebilir. Konjestif kalp yetersizliği olan bebeklerin beslenmeleri sıklıkla sorunlu olmaktadır.

Kalp Ritm Problemleri: Çocuğun yaşına bağlı olmak üzere kalp dakikada 60-150 kez atmaktadır. Bazen kalp atışı çok hızlı (taşikardi) olabilir. Bu durum her zaman doğumsal kalp hastalığına bağlı olarak gelişmeyebilir. Kalp atış hızını normal seviyeye düşürmek için ilaç kullanmak gerekli olabilir. Çocuğun kalp atışı çok yavaş (bradikardi) olabilir. Bu durum kalbin kanı pompalama fonksiyonunda azalmaya neden olabilir. Bradikardi genellikle doğumsal olarak ortaya çıkmaktadır fakat nadiren ameliyattan sonra da ortaya çıkabilir. Bazı çocuklarda kalbe uyarı vererek kalbin normal hızda çalışmasını sağlayan bir cihaz (kalp pili - pacemaker) takılmasına gereksinim olabilir. Doğumsal kalp hastalığına bağlı olarak kalp atışında düzensizlikler (aritmi) olabilir. Bu durum ameliyattan sonra da ortaya çıkabilir ve düzensiz kalp ritminin tipine bağlı olarak tedavi edilmesi gerekebilir.


Kateterizasyonla Yapılan Tedaviler: Bazı kalp anomalilerinde kirli ve temiz kanın karışması bebeğin yaşaması için gerekli oluyor. Bu durumda özellikle yenidoğan bebeklerde ucunda balon olan kateterle kalbe girilir ve kalbin üst odacıkları arasında delik açılıyor. Dar olan bazı kalp kapakları da kateterizasyon esnasında balonla açılarak ameliyatsız tedavi ediliyor.

.
Ameliyatla tedavi
Doğumsal kalp hastalığı gerekli incelemeler sonucu tespit edildikten sonra ameliyata karar veriliyor. Ameliyata karar veren ekipte çocuk kalp hastalıkları uzmanları ve kalp damar cerrahları yer alıyor. Doktorlar tetkikleri beraberce değerlendirerek çocuğun ameliyattan fayda görüp görmeyeceğine karar veriyorlar. Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu, “Çocuğunuz genellikle ameliyattan kısa bir zaman önce hastaneye yatırılır. Hastanede kalma süresi ortalama 5 ila 10 gündür. Bu süre bazı koşullarda uzayabilmektedir. Hastanede kaldığınız sürece özellikle küçük çocuklar için sevdikleri oyuncaklar ve çocuklara özel olarak hazırlanmış giysiler temin edilecektir. Çocuğun mümkün olduğu kadar kendini ev ortamında hissetmesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Kalp ameliyatları bu alanda uzmanlaşmış doktorlar, teknisyenler ve hemşirelerden oluşan bir ekip tarafından yürütülmektedir. Cerrah ameliyata konsantre olurken diğerleri hastanın kan dolaşımı, solunum ve diğer hayati fonksiyonlarını sağlayan cihazlarla ilgilenmektedir. " diye konuştu.

Ameliyatta kullanılan cihaz ve teknikler

Kalp-akciğer makinası: Açık kalp ameliyatlarında kalp-akciğer makinası kullanılmaktadır. Bu cihaz akciğerler ve kalbi devre dışı bırakarak kanın oksijenlenmesini ve vücuda kan pompalanmasını sağlar. Böylece kalbin güvenle açılıp tamir edilmesi mümkün olabilir. Bu yöntemle cerrah kalbin içerisini ve kalp kusurunu rahatlıkla görür ve düzeltir. Ameliyat sonunda pompadan çıkılarak kalp ve akciğerler normal pompalama ve oksijenlendirme görevlerine geri dönerler. Bazı operasyonlar kalp-akciğer pompası kullanılmadan yapılabilir ve bu ameliyatlara da “kapalı kalp ameliyatı denir. Bazı açık kalp ameliyatlarında hipotermi olarak adlandırılan bir teknikle ameliyat yapılması gerekebilir.



Hipotermi: Bu teknikte çocuğun vücut ısısı düşürülerek kan akımı yavaşlatılır hatta durdurulur ve güven içerisinde kalbin tamiri yapılır.



Yoğun Bakım Dönemi : Ameliyattan sonra çocuk yoğun bakım ünitesine alınır. Burada özel eğitimli doktor, hemşire ve teknisyenler 24 saat hizmet vermektedirler. Çocuğunuz yoğun bakımda tüm hayati fonksiyonlar bakımından bilgisayarlı elektronik cihazlarla takip edilmektedir. Yoğun bakımdaki cihazlar ve çocuğa takılı olan tüplerden dolayı endişe etmeyin. Bunların hepsi gerekli ve rutin olarak kullanılan ekipmanlardır. İhtiyaç kalmadığı zaman yavaş yavaş bu ekipmanların hepsi çocuğunuzdan çekilir.

Uzun süreli takip ve kontrol: Çocuğun tedavisinde düzenli kontrol muayenelerinin yapılması son derece önemlidir. Doğumsal kalp hastalığı tanısı konulmasından ve kalp ameliyatından sonra günler, haftalar, aylarla ifade edilen kontrol randevuları verilmekte, sonra verilen bu randevuların sıklığı giderek azalmaktadır. Çocuğun sorununa bağlı olarak düzenli muayene ve incelemeler gerekli olabilmektedir.
Gerekli incelemeler· kan testleri
· elektrokardiyografi (EKG)
· 24 saat EKG takibinin yapıldığı holter tetkiki
· göğüs filmi
· Ekokardiyografi
· egzersiz testi
· Bazı çocukların takibinde anjiyo (kalp kateterizasyonu) gerekli olmaktadır.
· diş eti veya ağızda kanamaya neden olabilecek dişlerle ilgili girişimler
· bazı mide-barsak, üreme ve idrar yolu ameliyatları ve girişimler

Fiziksel aktivite ve spor

Doğumsal kalp hastalığı olan çocukların çoğu fiziksel olarak tamamen aktif bir yaşam sürebiliyor. Bu çocukların günlük aktivitelerine herhangi bir kısıtlama getirmeye gerek olmadığını belirten Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu ve Prof. Dr. Ayşe Sarıoğlu, şu bilgileri verdi.
"Ancak ebeveynler çocuklarının fiziksel aktivitelerine gereksiz olarak bazı kısıtlamalar getirebilirler. Bu durum akranlarıyla birarada bulunmasını engelleyerek çocuğunuzun fizik kondisyon ve yaşam kalitesinde düşmeye neden olur. Bu nedenlerle pediyatrik kardiyologlar çocuğunuzun fiziksel olarak aktif bir yaşam sürmesini teşvik ederler. Bu sayede çocuğunuzun kalp ve akciğer kondisyonu artar ve daha kaliteli bir yaşam sürer.“

Doğumsal kalp hastalıklı anne adayı

Kalbinde hafif bir kusur bulunup başarılı bir ameliyat geçiren hastaların çoğu doğal bir gebelik dönemi sonrası normal doğum yapabiliyor. Bazı doğumsal kalp hastalıklarında (ağır kalp hastalığı veya morarma ile seyreden hastalıklar) hamilelik, sağlık açısından tehlikeli olabiliyor ve doğum kontrol yöntemlerinin kullanılması gerekiyor. Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu ve Prof. Dr. Ayşe Sarıoğlu, doğumsal kalp hastalıklı anne adaylarına şunları önerdi; "Doğum kontrolünün nasıl sağlanacağı hususunda, her hasta ayrı olarak değerlendirilmelidir. Bazı hastalar doğum kontrol hapı yerine diğer yöntemleri kullanmayı tercih etmektedir. Kardiyoloğunuz hangi doğum kontrol yöntemini seçeceğiniz hususunda size tavsiyede bulunabilir. Genel olarak toplumda doğumsal kalp hastalığı olan çocuk doğurma ihtimali yaklaşık olarak 100 doğumda 1 olarak gerçekleşmektedir. Bu oran kardeşlerde ve kardeş çocuklarında (kız veya erkek) doğumsal kalp hastalığı bulunması, anne veya babanın doğumsal kalp hastası olması durumunda biraz daha yüksektir. Kalp problemi ile doğan çocukların yarısında problem annedeki kalp hastalığına benzemektedir. Doğumsal kalp hastalıkları bebek anne karnında iken ekokardiyografi ile teşhis edilebilmektedir. Anne adayı hamilelik döneminde iyi beslemelidir ve sigara veya alkol kullanmamalıdır. Yine bu dönemde sadece doktorunun onayladığı ilaçları kullanmalıdır.“


Egzema: Süt çocuğu döneminde bez bağlanan bölgede, nemli iken hemen bezin sarılması veya bezlerin kaşıntı yapması ile sıkça görülen bir sorundur. Daha büyük çocuklarda deterjan, oyun, giysilerle teması gibi etkenlerle görülebilir. Uygun tedavi doktor tarafından önerilmelidir.

Fıtık:
Kasıkta veya göbekte görülebilir. Kasıkta genellikle tek taraflıdır. Erkeklerde kızlara oranla kasık fıtığı daha sıktır ve bazen inmemiş testis de buna eşlik edebilir. Bu tür bebeklerin mutlak doktor kontrolünde olması gereklidir. Fıtığın karın duvarındaki delikten içeri itilmemesi ve bebekte kusmaların olması, fıtığın boğulduğuna işaret eden tehlikeli bir durumdur.
Göbek fıtıkları daha selim seyretmekte, karın duvarı kasları bebek büyüdükçe güçlendiğinde normale dönmektedir.

Gastroenterit:

Tanım:Sindirim yolunun enfeksiyonu veya irritasyonudur. Bazı durumlarda bulaşıcıdır. Mide, incebarsaklar ve kalınbarsaklar etkilenir. Her yaşta çocuğu etkileyebilir.



Bulgu ve Belirtiler:Kusma, ishal, huzursuzluk, iştahsızlık, ateş.



Sebepler:Virüs, bakteriyel enfeksiyonlar, barsak parazitleri.



Risk Faktörleri:Yetersiz beslenme, çocuğun direncini düşüren hastalıklar, kalabalık ve sağlık açısından uygunsuz ortamlarda yaşama.



Komplikasyoları ve Tekrarları Önlemek:Çocuk beslenmesinden ve bakımından once eller ılık su ve sabunla yıkanmalıdır.



Tıbbi Testler:Belirtiler hakkında kendi gözlemleriniz önemlidir. Doktorunuzun alacağı tıbbi öykü ve fizik muayene labaratuvarda yapılacak kan ve dışkı testleri.



Komplikaasyonlar:Bir günde 10 ya da üzeri sayıda bol sulu dışkılama su kaybına neden olabilir. Çocuğun durgunlaşması, gözlerin çökmesi, ağız kkuruluğu, bıngıldakta çökme, derinin buruşması, idrar yapmanın azalması su kaybı işaretleridir.



Sonuç:Genelde 48 saat içinde şikayetler azalır. Eğer ishal veya kusma çok şiddetli deavm dederse ciddi sıvı kaybına neden olabilir.


Tedavi

Ev Bakımı: Günde bir veya iki kez makattan ateşi ölçün. Çocukta sıvı kaybı belirtilerini gözleyin. Çocuğunuzun bakımından sonra veya yiyecek hazırlanmadan once ellerinizi yıkayın.



İlaçlar:Doktorunuza danışmadan hiçbir ilaç kullanmayın.



Aktivite:İyileşene kadar çocuğunuzun aktivitelerini kısıtlayın. Kusmanın durmasını izleyen yirmidört saatten sonra çocuk normal aktivitesini genellikle yeniden kazanacaktır.



Diyet:

•Sıvı alımı çok önemlidir, fakat bağırsakların da dinlenmeye ihtiyacı vardır.
•Biberonla veya anne sütü ile beslenen bebeklerde doktorunuz ile bebeğin diyetini konuşun.
•Daha büyük çocuklarda su, meyva suları, ayran bitkisel çaylar verin.
•Doktorunuz size eczanelerden temin edebileceğiniz toz halinde hazırlanmış tuz ve şeker karışımını önerebilir. Bu karışım tarife göre sulandırılarak kullanılabilir.
•Bir yaşın altında her yirmi dakikada bir çocuğunuz istedikçe bir kez bu karışımdan diğer kezde sade suyu yaklaşık 15 ml. kadar verin. Bir yaşın üzerinde 30 dakikada bir vermeyi deneyebilirsiniz. Bu arada inek sütü vermeyin ve katı gıda için zorlamayın.
•İshal sayısı azaldığında şu gıdalardan herhangi biri verilebilir; elma püresi, muz, ekmek, havuç püresi, haşlanmış patates, yağsız et, pirinç, makarna, şeftali.
•Katı gıda verilmesini izleyen iki saat içinde ishal tekrarlanmıyorsa yirmidört saat daha bu gıdalara devam edin. Daha sonra normal diyete kademeli bir şekilde geçin.
Okula, Yuvaya Dönüş:Şikayetler tam olarak geçtikten sonra dönülebilir. Bazı gastroenteritler diğer çocuklara kolayca bulaşabilir.
Doktorunuzu Ne Zaman Aramalısınız?
•Rektal derecede 39.4C’I aşarsa.
•Komplikasyonlar kısmında değinilen sıvı kaybı belirtileri ortaya çıkarsa.
•Çocuğun şikayetlerinde 48 saatte bir düzelme görülmezse.
•Çocuğunuz iki ayın altında ise.

Göbek Bakımı:
Doğumda kordon kesilip, bakım bir antiseptikle yapılmaktadır. Ev koşullarında, göbeği temiz ve kuru tutmak gerekir, alkol ile veya bir antiseptikle bakım yapmak yeterlidir. Kordon yaklaşık 5 – 7. Günlerde kuruyarak düşer. Göbekten kanama, kötü kokulu sıvı gelmesi hallerinde veya kordon düştükten sonra sızıntı olmasında mutlaka doktora danışılmalıdır.

Göz Hastalıkları:


Çocuklarda Şaşılık: Göz kaymalarının pek çok nedeni ve şekli vardır. Gözlerin içe dönmesine esotropi, dışa dönmesine ekzotropi denir. Bi ışık kaynağının kornea’dan yansıması ile (Hirschberg testi uygulanarak) şaşılık olup olmadığı kontrol edilebilir. Pek çok bebekte geniş ve basık burunları yüzünden yalancı içe dönme görülür. Ayrıca altı aya kadar küçük dışa dönme ve iki aya kadar küçük içe dönme de normal olabilir. Bunlar dışında şaşılık kendiliğinden geçmez. Doğuştan içe dönmelerde ameliyat altı ay civarında yapılmalıdır (hatta daha erken müdahale tartışılmaktadır). Tümör, makula ve göz sinri lezyonları da şaşılık olarak ortaya çıkabilir. Gözlükle düzelen şaşılıklarda da gözlüğün ilk bir iki ay içinde verilmesi lazımdır. Bu yüzden şaşı olduğu düşünülen çocukların kısa sürede muayene edilmeleri gerekir. Çocuklarda tedaviden amaç, ambliopiye mani olmak ve beynin her iki gözü birlikte kullanmasını sağlamaktır. Ayrıca şaşılığa neden olan bir hastalık varsa onu da ortaya çıkarmaktır, ileri yaşlarda da çocukluk tipi şaşılık tedavi edilebilir.

Bu müdahale hem kozmetik hem de fonksiyonal düzelme sağlayabilir.Erişkin tipi şaşılık ise felç, kaza, tiroid oftalmopatisi gibi nedenlerle oluşur. Erişkinlerde çift görme önemli bir problem teşkil eder. Şaşılık tedavisinde gözlük, göz kası cerrahisi, prizme ve botulinum enjeksiyonu gibi teknikler kullanılır. Şaşılık ameliyatları gözün dışında yer alan kaslara uygulanır. Bu kasların geriletilmesi, kısaltılması, yerinin değiştirilmesi gibi çeşitli teknikler mevcuttur. Komplikasyon olma ihtimali çok küçüktür. Ancak belli oranlarda (% 10-20) şaşılığın tam olarak düzelmesi mümkündür. Bu durumda kinci bir müdahale yapılabilir. Zira cerrahi gözleri ne kadar düzeltse de onları yerinde tutan beyindir.


Çocuklarda Ambliopi: Halk arasında göz tembelliği olarak bilinir. Aslında şaşılık, katarakt gibi nedenlerle görüntünün net bir şekilde oluşmaması sonucu, beynin o gözden gelenbağlantıları azaltmasıdır. Sıklığı % 3 civarındadır. Ambliopiyi oluşturan nedenin ortadan kaldırılması, mesela şayılık ya da katarakt ameliyatı ambliopiyi düzeltmez. Tedavi için beynin tercih ettiği gözün örtülmesi (patching) ensık kullanılan yöntemdir. Atropine göz damlası da bazen denenebilir. Göz egzersizlerinin faydası ispat edilememiştir.

Tedaviye ne kadar küçük yaşta başlanırsa o kadar çabuk cevap alınır. Ambliopi tercihen üç dört yaşına kadar teşhis edilmelidir çünkü altı yaşından sonra tedavisi güçleşir. On yaşından sonra ambliopinin tedavisi mümkün değildir. Patching’e genellikle tam gün başlanmalı ve alınan cevaba göre bu süre azaltılmalıdır. Takiplerin sıklığı yaşa bağlıdır. Tedavi bşarılı olduktan sonra günde 3-4 saat koruyucu (maintanence) patching yapılması lazımdır


Çocuklarda Katarakt: Göz lensinin saydamlığını kaybetmesidir. Ailevi olarak sık rastlanıldığı gibi bazı sendromların parçası olarak, metabolik hastalıklar yüzenden ya da radyoterapi, steroid kullanımı, kaza gibi dış etkenlerle de oluşabilir. Vakaların % 30’unda belirli bir sebep bulunamaz. Direkt oftalmoskopla kırmızı röflenin takibi kataraktın erken safhada yakalanmasını sağlar. Görmeyi önemli ölçüde azaltan kataraktlar ameliyat edilmelidir. Yeni doğan bebeklerde total katarakt teşhis edildiğinde hiç beklemeden ameliyat edilmelidir. Bebeklerde katarakt ameliyatından sonra kontakt lens ya da gözlük kullanılması gerekir. Göz içi lensler yeni teknikle iki yaşından büyük çocuklarda başarıyla uygulanmaktadır. Uygun vakalarda göz içi lens sonradan da takılabilir. Ambliopinin tedavisi de cerrahi teknik kadar önemlidirl Yara iyileşmesinin fazla olamsı, arka kapsülün sıklıkla kesifleşmesi, ameliyattan yıllar sonra glokom gelişmesi ihtimali çocukların ameliyat sonrası sıklı bir şekilde takibini gerektirir. Yeterli çaba ve teknoloji sayesinde iyi düzeyde görme sağlanır.



Çocuklarda Nazolakrimal Kanal Tıkanıklığı: Pek çok bebekte nazolakrimal kanalın alt ucu doğumda kapalıdır. Genellikle kendiliğinden açılır. Kanal açılmazsa o gözün yaşardığı dikkat çeker. Ayrıca tanıda konjnital glokom, entropiyon gibi göz yaşı salgısını artıran faktörleri düşünmek lazımdır. Tedavide öncelikle masaj denenmelidir.

Nazolakrimal keseye yukarıdan aşağı doğru günde 3-4 defa masaj, her defasında 3-4 kez uygulamalıdır. Antibiyotikli göz damlaları ancak enfeksiyon varsa kullanılır. Bu tedaviye cevap alınamazsa kanal sonda geçirilerek açılır (probing). Sekiz aydan küçük bebeklere muayenehanede probing yapılabilir. Vakaların % 90-95’i bir seferde açılır. Ancak bir yaşından sonra bu yöntemin başarı şansı azalır. Probing’e cevap vermeyen vakalarda silikon tüplerle genel anestezi altında intübasyon yapaılır.


Görme Bozuklukları: Bebekler yaklaşık 2 aylıkken görmeye başlarlar, 5 – 6 aylarda gösterilen bir oyuncağı izleyebilirler. Şaşılık bazı bebeklerde rastlanabilen bir sorundur. Ailede görme bozuklukları varsa, göz muayenesi yaptırılmalıdır.



Çocuklarda Glokom: Konjenital glokom göz içi sıvısının dışarı çıkarken geçtiği kanalların iyi gelişmemesi yüzünden göz içi basıncının artmasıdır. Bu basınç göz sinirini tahrip ederek görmeye azaltır. Çocuklarda gözü dış tabakasını oluşturan sklera esnek olduğu için göz büyür ve daha güzel gözükebilir. Daha sonra gözün ön tabakası olan kornea bu sıvı ile şişer. Fotofobi ve göz yaşarması gibi semptomlar ortaya çıkar. Kornea’nın saydamlığını kaybetmesi geç bir bulgudur. Konjenital glokomun tedavisi cerrahidir. Çocuklarda kullanılan teknikler erişkinlerden farklıdır. Öncelikle trabekülün yarılarak fonksiyon kazanmasına yönelik girişimlere başvurulur.

Havale:
Bebek ve çocuklarda, ateşli veya ateşsiz, istemsiz hareketler ve şuur kaybı ile seyreden bir tablodur. Ateşli havale sağlıklı çocukların % 3 – 5 kadarında görülebilir, acilen ateşin düşürülmesi, oksijen verilmesi ve doktora götürülmesi gerekir.
Havale geçiren çocukta acil tedaviyi izleyerek nedene yönelik araştırmalar yapılmalı, tekrarlayan havalelerin çocukta ileride nörolojik hasar yaratma olasılığı göz önünde bulundurularak tedavileri ve izlemleri ihmal edilmemelidir.

Ateşli Havale :

Çocukların bir kısmı ateşlendiğinde vücudu sertleşir, kolları ve bacakları istek dışı hareket eder, kasılır ve gözleri geriye döner, bu durum havale olarak adlandırılır. Bu konunun uzmanları burda fazla telaşlanacak bir sorun olmadığını savunurken aileler bunun tam tersi davranışlar sergileyebilir. Araştırmalara göre havale çocuklarda çok az da olsa sarılık riskini çoğaltabilmekte fakat çocukların beyninde bir hasara yol açmamakta. Havale oluşmasındaki nedenin bir bölümünün çocuğun beyninin tam olarak gelişememesinden kaynaklandığı ve beyin gelişmesini tamamladığında bu sorununda ortadan kalkacağı ayrıca diğer bir nedenin de kalıtsal olabileceği hekimler tarafından belirtilmektedir.
Çocuklar bir kez havale geçirdiklerinde bir daha geçirme riskleri hiç geçirmeyenlere oranla daha fazladır bununla birlikte bir kez havale geçiren çocukların bir kez daha havale geçirmesi çok sık görülmez. Ateş nöbetine giren çocukların bir çoğunda ateşlenmeyi getiren başka bir problem olduğu görülmektedir. Bu tip ateşlenmelerde nöbetler uzun sürer.
Ateşli havale genelde bir hastalığın başlangıcında ortaya çıkar ve ateşi önlemek için alınan önlemler havalenin ortaya çıkmasına etki göstermez.
Havale sırasında dikkat edilmesi gereken durumlar;
•Çocuğunuzun fiziksel davranışlarını rahat uygulayabileceği bir yerde olmasını sağlayın.
•Çocuğunuzu yatırdığınız zaman başının vücudundan biraz daha yüksekte olmasını sağlayın.
•Nöbetlerinin süresine dikkat edin.
•Kısa süreli nöbetlerde çocuğunuz şuurunu kaybedebilir ama bu çok kısa bir süre sonra düzelir.
•Üzerinde onun rahat olmasını sağlayacak giysiler olmasını sağlayın.
•Nöbet sırasında ona herhangi bir yiyecek vermeyin, daha önceden ağzında bir gıda varsa da bunu nazikçe çıkarmasını sağlayın.
•Çocuğunuzun ateş nöbeti sona erdikten sonra uyumak isterse buna izın verin ama onu yan çevirerek yatırın ve yastık kullanmasını sağlayın.
•Islak bir bez ile çocuğunuzun vücudunu silin ama nöbet halindeyken asla su dolu bir kaba sokmayın. Çocuğunuz suyun içinde iken su yutabilir ve başka bir sorun ile karşılaşabilirsiniz.
•Çocuğunuza bir ateş düşürücü fitil vermeniz uygun olabilir. Hap vermeniz halinde bunu yutamayabilir.
•Çocuğunuzun geçirdiği nöbet kısa süreli ise nöbetin ardından hekiminizle temas kurun ve görüşlerine uyun.
•Nöbetlerin süresi uzamaya başladığı zaman çocuğunuzun soluk alıp almadığına da dikkat edin ve derhal ilk yardım çağırın.

Hemofili:
Ailesinde hemofili hastalığı olan kişilerin, çocuk sahibi olmak istediklerinde doğum öncesi tanı yöntemlerine başvurmaları gerekiyor. Eğer bebeğin hemofili olduğu saptanırsa koruyucu faktör kullanılarak oluşacak sakatlıklar önlenebiliyor.Her 10 bin erkekten birinde görülen doğuştan bir kanama hastalığı olan hemofili genetik olarak geçiyor. Bu yüzden hemofili görülen ailelerin çocuk sahibi olmak istediklerinde doğum öncesi tanı yöntemlerine başvurmaları öneriliyor. Bu yöntemlerle doğacak bebekte hemofili olup olmadığı önceden belirlenebiliyor.
Acıbadem Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Sorumlu Konsültanı Prof. Dr. A. Murat Tuncer, doğumdan itibaren hastaların cilt, eklem gibi değişik bölgelerinde kanamaya ve sakatlığa neden olan hemofili hastalığı hakkında ailelerin bilgi sahibi olmasının son derece önemli olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Murat Tuncer, “Ailelere düşen en önemli olay bu konuda bilgi sahibi olup aile bireylerinde bu tip bulgular varsa doğum öncesinden tanı konabilmesinin sağlanmasıdır. Eğer hemofilili bir çocuk sahibi iseler kanama olmadan koruyucu faktör kullanımı söz konusudur. Böylelikle sakatlıkların önüne geçilmiş olacaktır" diyor.


Genetik olarak geçiyorHemofili doğuştan bir kanama hastalığı. Yani aile bireylerinden çocuğa taşınıyor. Doğumdan itibaren hemofilili hasta cilt, eklem gibi değişik bölgelerine kanıyor. Kanamanın şeklinin yaşa bağlı olarak değiştiğine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Tuncer şöyle devam ediyor:

"Örneğin yürümeye başlayan çocuğun çarptığı bacak ve kollarında morluklar gelişir. Diş çıkaran bir hemofilili çocukta durmayan kanamalar oluşabilir. Sünnet olan bir çocuk ölümcül kanamalarla karşılaşabilir. Daha ergen yaşta bir kız çocuğunda (kızlarda görülebilen farklı bir şeklinde) ciddi adet kanamaları görülebilir. Kanama plazmada normalde bulunan kanamayı durdurmaya yarayan protein yapısındaki bazı Faktörlerin yapılamamasından kaynaklanmaktadır."


Hemofili tipleri Hemofilinin değişik tipleri bulunuyor. En sık karşılaşılan hemofili Hemofili A denilen ve Faktör VIII eksikliği ile seyreden hemofilidir. Faktör IX eksikliği ise Hemofili B olarak adlandırılıyor.

Bunların X kromozomuna bağlı olarak geçen hastalıklar olduğuna işaret eden Prof. Dr. Murat Tuncer şöyle konuşuyor:
"X kromozomundaki pıhtılaşma yapan faktörlerin üretimi ile ilgili gen bölgelerindeki hata hastalığa yol açmaktadır. Kadınlarda iki X kromozomu olması nedeni ile kadınlarda eğer hastalık tek X kromozomunda ise bu hale taşıyıcılık denir ki taşıyıcı kadın kendi hasta olmadığı halde erkek çocuğuna hastalığı taşır. Ancak hemofili bir baba ile hemofili taşıyıcısı olan bir kadının evlenmesi durumunda kız çocukların yüzde 50 si taşıyıcı yüzde 50 si ise her iki X kromozomunda da hastalığı taşıyacağı için gerçekten hasta olur ki bu kız çocukları çok ağır kanama ile çok erken yaşta hatta doğmadan kaybedilmektedirler. Kız çocuklarında görülebilen ve hemofili ile karıştırılan bir diğer kanama bozukluğu von Willebrand hastalığı olup bu hastalıkta Faktör VIII ile ilgili von Willebrand faktör eksikliği vardır. Bu hastalık yine genetik geçişlidir.Ancak genetik geçişi farklı olduğu için kızlarda da taşıyıcılık değil hastalık söz konusudur. Kanama özellikleri hemofili ile aynıdır. Tedavi prensipleri de oldukça benzerdir."


Hemofili tedavisi

Hemofili tedavisinde eksik olan faktör verilerek gerçekleştiriliyor. Gerekli olan faktör damar içi yolla hastaya veriliyor. Böylece hastada faktör düzeyi artıyor ve pıhtılaşma gerçekleşiyor. Son yılların en gözde tedavisinin gen tedavisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Murat Tuncer "Gen tedavisi henüz yeni uygulanıyor" diyor.

Hıçkırık:
Bebeklerde diyaframa iyi gelişmediğinden ufak uyarılar onun titreşimine ve sonucunda da hıçkırığa neden olur. Hıçkırık bir hastalık değildir, bebeğin pozisyonunun değiştirilmesi veya yutkunmasının sağlanması yeterli bir önlem olacaktır.


İdrar Yolu Enfeksiyonları:
Büyük çocuklarda zor ve ağrılı idrar yapma, miktarında azalma veya gece işemeleri gibi bulgular ile idrar yolu enfeksiyonu düşünülürse de süt çocuklarında bu tanı kolay konamaz. Süt çocuklarında iştahsızlık, tartı akımında duraklama, bezin kuru kalması, ateş şüpheli bulgulardandır.
Tanıyı doğrulamak için idrar kültürü yapılarak gerekli antibiyotik tedavisi, gerekirse ultrasonografi veya diğer radyolojik tetkiklerin yapılması gerekir. Kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu daha sıktır, önlemek için bebeğin altını önden arkaya doğru temizlemelidir.
İdrar yolu enfeksiyonlarında yineleme olasılığı yüksek olduğundan, uygun aralıklarla idrar kültürleri alınarak bebeğin veya çocuğun izlenmesi uygundur.

İshal:
Yeni doğanda, anne sütü ile beslendiğinde her beslenmeden sonra altın sarısı renginde, hafif sulu dışkı çıkması normaldir. Ancak daha büyük çocuklarda çok sayıda, günde 8 – 10 kez, sulu, yeşil ve bazen kötü kokulu dışkı yapılması ishal olarak tanımlanır. Özellikle süt çocuklarında sıvı kaybı olacağından, ishalde az ve sık beslenme, kaybedilen sıvının yerine konması hedeflenir. İshali olan çocuk aç bırakılmamalı, uygun diyet ile beslenmelidir. Dilde kuruluk, bıngıldakta çökme, bebekte sıvı kaybının belirtileridir ve doktora başvuru gerektirir. Ateş ve ishal varlığında ateş düşürücü fitillerin uygulaması ishali daha da arttıracağından kullanılmamalıdır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde anne sütü asla kesilmez, aksine tedavi edici özelliği vardır.
İshale çok çeşitli etkenler yol açabilen bakteriler, virüsler, gıda zehirlenmesi, parazitler gibi, ateş, ishal, kusma, dışkıda kan görülmesi araştırmaları gerektirir ve doktora danışılmalıdır.

Kabakulak:
Bütün yaş gruplarını etkileyen, kulağın altında, çene kemiğinin hemen yanını kaplayan ağrılı ve ateş ile beliren bir virüs hastalığıdır. Bazen karın ağrıları ve kusma da eşlik eder, ateş ve kusmanın şiddetlenmesi hastanın beslenmesini engelleyebilir. Hatta hastaneye yatırılması bile gerekebilir. Çocukların hastalığı geçirip, aktif olarak bağışık hale gelmeleri arzu edilir, zira ileri yaşlarda görüldüğünde, erkeklerde testislerin iltihaplanması olasılığı yüksektir ve kısırlık nedeni olabilir. Aşı ile korunulabilir
Kabakulak Bulaşıcıdır


Kabakulak bulaşıcı bir hastalıktır ve tükürük bezlerinin şişmesine neden olur. Taşıyıcılık şişmenin bir gün öncesinden 3 gün sonrasına dek sürer. Bu hastalık genellikle 2 hafta sürer ve geçirildikten sonra yaşam boyu bağışıklık bırakır. Hasta kişi ile temasdan 12-25 gün sonra belirtiler ortaya çıkabilir. Bu gibi belirtilerde doktorunuza başvurmanız hastalığın tanısının konması açısından gereklidir. Fakat hastalık için özel bir tedavi şekli yoktur; yalnız hastalığın yan etkileri tedavi edilebilir.


Belirtileri

Ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve kulak önündeki tükürük bezlerinin 3 ile 7 gün sonra şişmesi görülür. Çiğneme ve yutkunma sırasında ağrılar hissedilir. Ayrıca yüzde de şişme görülür. Bu şişme 1. haftanın sonuna doğru azalır. Çocuk 2. haftanın sonuna doğru taşıyıcı olmaz.

Kabızlık:
Süt çocuklarında dışkılama sayısı beslenme şekline ve ailevi özelliklere göre değişkenlik gösterir. Anne sütü ile beslenen bebekler genellikle 6 – 8 kez, altın sarısı, gevşekçe kaka yaparken, bazen de 5- 6 günde bir sert kaka yaparlar. Hazır mamalar ile beslenen bebeklerin kaka sayısı daha azdır, kıvamı koyudur, rengi koyudur. Bu bebekler de bazen 5 – 6 günde bir dışkılama alışkanlığındadır. Bebeklere dışarıdan uyarılarla, fitil uygulaması ile dışkı yaptırılması önerilmez, bu bebekleri tembelliğe yönlendirir.
Daha büyük çocuklarda, tuvalet alışkanlığının verilmemiş olması, tuvaletten korkma, anusta çatlakların varlığı, diyette yeşil sebzelerin ve lifli besinlerin azlığı kabızlık nedeni olabilir.
Bazı hastalıklarda da bu basit nedenler dışında kabızlık olabilir. (bağırsak daralması gibi) inatçı kabızlıklarda doktora danışılmalıdır.

Kızamık:
Ateş, nezle, gözlerde kızarıklık, çapak gibi belirtilerle başlayan, ardından sıra ile yüz, vücut ve kol – bacaklarda kırmızı, birbiri ile birleşme eğiliminde döküntülerle seyreden bir viral hastalıktır.
Zatürree, kulak iltihabı gibi komplikasyonlar sıktır ve dikkatli tedaviyi gerektirir.
Aşı ile önlenebilir bir hastalıktır, düzgün aşılar yapılan çocuklarda görülme olasılığı düşüktür.

Kızamıkçık:
Kızamığa benzeyen döküntüleri olan, ancak selim seyreden, kulak arkası ve boyunda lenf bezlerinde büyüme ve ağrı olan, bir virüs hastalığıdır. Gebeler için bebekte konjeniral anomali (kalpte dnomoli, gaz bozukluğu, zeka geriliği) yapma olasılığı yüksektir. Bu nedenle gebe kalmadan önce annenin hastalığı geçirmiş olması veya aşılanması tercih edilir.
Genelde hafif geçirilen bir hastalıktır. Kuluçka evresi genelde 16-18 gündür ve ilkbaharda görülür. Çocuğunuzun ıstırahat etmesi gereklidir fakat yatakta olması gerekmeyebilir. Çocuğunuzun ateşini sürekli kontrol edin. Eğer ateşi yüksekse düşürmeye çalışın ve bol bol sıvı almasını sağlayın. Kızamıkçık aşısı hastalığı önler. 15-18 aylık bebeklere, tüm puberte öncesi çocuklara, bağışıklığı olmayan ve 3 ay içinde gebe kalmayı düşünmeyen tüm gebelik sonrası kadınlara aşılama yapılmalıdır. Hamilelere aşı uygulanmamalıdır.


Belirtileri

Hafif soğuk algınlığı gibi başlayan ve boğaz ağrısı ayrıca kulak arkasındaki bezelerde şişmeyle devam eden bir hastalıktır. Takip eden günlerde ateş yükselmesi ve renkli lekeli döküntüler görülür. Beşinci günden itibaren çocuğun genel durumunda bir iyileşme başlar.
Bu gibi belirtilerde doktorunuza başvurmanız hastalığın tanısının konması açısından gereklidir. Fakat hastalık için özel bir tedavi şekli yoktur.

yzx
15-08-08, 16:59
K-Z

Kızıl:
A grubu Beta hemalitik streptokoklar boğazda yerleşip tonsilit (bademcik iltihabı) ile birlikte ciltte yaygın kırmızı döküntülere neden olmaktadır. Mutlaka tedavi edilmesi gereklidir, tedavi edilmeyen olgularda tehlikeli komplikasyonlar gelişebilir. Birkaç kez geçirilebilir.
Konak:
Süt çocuklarında, saçlı deride, bazen kaşlar üzerinde sarı, yağlımsı bir tabaka belirir. Seborik dermotit-konak adı verilen bu tabaka, saçlı derinin yıkandıktan sonra fırçalanması, yeterli olmazsa uygun pomatların kullanımı ile kısa sürede tedavi edilir. Tekrarlayıcı olabilir.
Konjuntivit:
Özellikle yeni doğan bebeklerde çapaktan öte, gözlerde iltihaplı akıntı + kızarıklık ile seyreder, bulaşıcıdır. Gözlerin kaynamış ılınmış su ile gazlı bezle temizlenip, antibiyotikli damla veya pomatların kullanılmasını gerektirir. Tekrarlayıcı olduğunda göz kanallarının tıkanması düşünülebilir, göz pınarına masaj yapılması ve doktora danışılması uygundur.
Krup:
Bir çeşit gırtlak enfeksiyonudur. Krup nöbet şeklinde ve genelde geceleri olur, ortalama 2 ya da 3 saat kadar sürer. Krup sırasında solunumda güçlük ve akciğerlerden ses gelmesi gözlenir.
Bu durumda çocuğunuzun solunumunu kolaylaştırmak için odasına kaynayan su koyarak nemlendirin ve doktorunuzu arayın.

Kulak Sorunları:
Kulak enfeksiyonları zamanında ve iyi tedavi edilmezse ileride daha büyük problemlere sebep olabilir. Kulağın anatomisinin içinde dış kulak orta kulak, iç kulak, kulak zarı ve işitme siniri yer alır. Ayrıca östaki borusu boğazın arkasında kulağa açılır.
Dış Kulak İltihabı: Dış kulağın derisinde klorlu suda çok kalmakla ya da dış kulak derisinin yabancı bir cisim tarafından çizilmesiyle dış kulak iltihabı meydana gelir.
Belirtileri
Kulak içi kaşıntısı ve kanalda kızarıklık olabilir. Ayrıca kulaktan akıntı gelebilir. Bu gibi belirtilerde doktorunuzu arayın. Dikkat edilmesi gereken bir durumda çocuğu yıkarken kulağına su kaçırılmamasına dikkat edilmesidir.

Orta Kulak İltihabı: Orta kulak iltihabını geçiren hastaların büyük çoğunluğunu çocuklar oluşturmakta erişkinlerde daha az görülmektedir. Özellikle kulak ağrısının oluşmasındaki en büyük faktörü oluşturmaktadır. Orta kulaktan bir bölüm üst solunum yollarıyla birleşmektedir ve bu nedenle de üst solunum yollarında bir rahatsızlık olması durumunda orta kulakta da sorun oluşabilmektedir. Orta kulak iltihabı yaşayan çocuklara tedavi amaçlı antibiyotikler verilmekte ve hastalık bu şekilde tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Kulak zarının zarar görmesi, duyma duyusunun kaybolması, sinir felci ya da menenjit gibi hastalıklar kulak kenarındaki kemikte oluşan iltihabın iyileşmemesi durumunda ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalığa yetişkinlerde oldukça az rastlanmaktadır. Bu nedenle risk faktörü çocuklardır.
Kulağa yabancı bir madde girmesi nedeniyle orta kulaktan kulağa salgı iletilmektedir. Bu salgıda boğaza inmektedir. Orta kulaktan boğaza salgının inmesini sağlayan kanal bir üst solunum enfeksiyonu nedeniyle kapandığında salgı boğaza akamamaktadır. Bu durumda da orta kulakta iltihap oluşur. Bu nedenle gripal enfeksiyonla birlikte orta kulak iltihabına rastlamak mümkündür. Kulak kenarındaki kemiğin büyümesi, orta kulaktan kulağa salgının akmasını sağlayan kanalın şişmesi alerjik durumlarda ortaya çıkabilir. Ayrıca kulak kenarındaki kemikte iltihabın oluşmasının bir nedenide bakteriler olabilir.
Tedavi amaçlı kulak zarı temizlikleri, antibiyogram ve kültür yapılabilir. Ancak antibiyogram ve kültür tedavisi kulaktan bir akıntı gelmesi halinde yapılmaktadır. Tedaviye başlarken öncelikle yapılması gereken kulak kenarındaki kemiğin iltihaplanmasına engel olmaktır. Şiddetli ağrı ve ateşlerde ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar alınabilir. Ciddi durumlarda, örneğin kulak zarının delinmesi halinde pansuman yapılabilir. Kulak zarı delindiğinde kulaktan bir sıvı geldiğide görülür. Antibiyotik alınmasını gerektiren durumda iltihaba neden olan bakterilerdir. İlaç tedavisiyle orta kulaktaki salgının boğaza akmasını sağlayan kanalın şişkinliği de biraz giderilebilir.
Belirtileri
Çocuklarda,
• Yüksek ateş olması
• Burun akması
• Uyku halinde ağlama
• Elini sürekli kulağında tutma
• Yeme problemleri
• Uyuma problemleri ve beraberinde gelen huzursuzluk
Erişkinlerde,
• Mide bulantıları ve kusma
• Titremeyle birlikte ateş yükselmesi
• İşitme güçlüğü
• Sürekli devam eden kulak ağrıları
• Kulağın şişmiş olduğunu hissetme
• Burunda kanama olma
Yukarıdaki belirtilerin görülmesi durumunda orta kulak iltihabı oluşmuş olabilir. Siz ya da çocuğunuz kulağınızdaki ağrıyla birlikte duymakta zorlukta çekiyorsanız, ayrıca yüksek ateş de oluşuyorsa doktora başvurmalısınız. Kulak kenarındaki kemiğin iltihaplanması ve tedavi edilmemesi halinde önemli derecede işitme problemleriyle karşı karşıya gelinebilir.

Çocuğunuzun İşitme Kaybı Olup Olmadığını Belirleyin: Eğer çocuğunuzun işitme kaybı olduğuna inanıyorsanız bu doğru olabilir. Aşağıdaki sorular bunu belirlemenizde size yardımcı olacaktır. Lütfen hepsini dikkatli bir şekilde okuyun, size, ailenize ve çocuğunuza uyan faktörleri belirleyin.
İşitme kaybının belirtileri:
Gebelik sırasında
·Anne kızıl, soğuk algınlığı veya viral bir enfeksiyon geçirmiş,
·Anne alkollü içecekler kullanmış,
·Ailede bir ya da birden fazla kişiden hayatın erken dönemlerinde ortaya çıkan kalıcı işitme kaybının olması.
Yeni doğan (doğumdan ilk 28’inci güne kadar)
·1500 gramın altında doğum tartısı,
·Yüzde normal olmayan görünüm,
·Doğuştan sarılığının olması ve kan değişimi uygulanması,
·Beş günden fazla çocuk yoğun bakım ünitesinde kaldı mı?
·Damardan verilen bir antibiyotik aldı mı?
·Menenjit oldu mu?
Bebek (9 günlükten 2 yaşına kadar)
·Damardan verilen bir antibiyotik aldı mı?
·Menenjit geçirdi mi?
·Nöroljik bozuklukları oldu mu?
·Kulağından kan geldiği veya gelmediği ağır bir kafatası kırığı geçirdi mi?
·Kulağından sıvı gelen, üç aydan fazla süren ve tekrar eden kulak enfeksiyonları geçirdi mi?
Çevreye olan yanıt (konuşma ve dil gelişimi)
Yeni doğan (doğumdan 6 aylığa kadar)
·Beklenmedik yüksek bir sese karşı hareket ederek, ağlayarak vey aherhangi bir şekilde yanıt verdi mi?
·Gürültüde uyanıyor mu?
·Sesleri serbeste olarak taklit eder mi?
·Sadece ses ile teskin edilebiliyor mu?
·Kafasını sizin sesinizin geldiği yöne çeviriyor mu?
Genç bebek (6-12 aylık)
·Sorulduğu zaman tanıdık bir kimseyi veya nesneyi gösteremez.
·Saçma sapan sesleri hiç çıkarmadı.
·12 aylıkken el salla veya ellerini çırp gibi basit ifadeleri anlamıyor.
Bebeğin (18 aylık-2 yaş)
·Yumuşak bir sesin geldiği yöne ilk çağırışta bakmaz,
·Çevredeki seslere karşı tepki göstermez,
·Ilk çağrıya cevap vermez,
·Sese cevap vermez veya sesin nereden geldiğiniz bulamaz,
·Tanıdık kişiler veya nesneler için basit kelimeler kullanmaya başlamaz,
·Kendi yaşlarının kullandığı sesleri veya dili kullanmaz,
·Televizyonu anormal sesle dinlemez,
·Anlamada ve kelime kullanmada sürekli bir gelişim göstermez.
Tüm bu durumlarda dikkatli olunuz! Siz ne yapmalısınız?
Eğer yukarıda belirtilenlerden birini veya daha fazlasını çocuğunuzda buldunuzsa, normalden daha fazla olarak işitme kaybı gözükme şansı vardır.
Eğer çocuğnuzda bunlardan biri varsa muhakkak bir kulak muayenesini ve işitme testi yaptırmalısınız. Bu her yaşta yahıbalir. Doğumdan hemen sonra bile mümkündür.
Eğer bunların hiçbirini bulamamanıza rağmen hala şüpheleniyorsanız o zaman bir odyologa işitme testi ve bir konuşma uzmanına da konuşmayı ve dil gelişimini inceletebilirsiniz. Eğer işitme kaybı yoksa test yaptırmakla bir şey kaybedilmeyecektir. Ancak eğer çocuğunuzun işitme kaybı varsa teşhisin gecikmesi konuşma ve dil gelişimini etkileyecektir.
Bu broşür sadece çocuklarıyla ilgilenenler için hazırlanmışıtr. Hiçbir zaman kulak muayenesinin veya işitme testinin yerini tutamaz. Yukarıdakilerden hiçbir olmadan da çocuklarda işitme kaybı olabilir.
Siz ve aileniz genelde ilk olarak bunu fark edersiniz. Eğer herhangi bir an çocuğunuzun işitmesinden şüphe ederseniz bunu doktorunuzla tartışın.
Bebeğinizin işitmesi her yaşta profesyonel olarak ölçülebilir.
İşitme testleri yeni doğanlara da test yapma imkanı sağlamaktadır. Bazı bebeklerin işitme kaybına uğrama şansları diğerlerinden daha fazladır. Eğer çocuğunuzda yukarıdakilerden herhangi birini veya daha fazlasını bulursanız muhakkak bir işitme testi yaptırmalısınız.
Bütün çocuklar okula başlamadan önce işitme testinden geçirilmelidir. Bu aile veya çocuk tarafından fark edilmeyen küçük kayıpları ortaya koyar. Bir kulakta meydana gelen işitme kaybı da bu yolla tespit edilebilir. Böyle bir kayıp aşikar olmamasına rağmen konuşma ve dil gelişimini etkiler.
İşitme kaybı kulak kiri veya kulakta sıvı varsa da oluşabilir. Bu tip çocuklar tıbbi veya cerrahi tedaviden sonra işitmelerini kazanırlar.
Geçici işitme kayıplarının aksine bazı çocuklarda sinirlerdeki problemden dolayı kalıcı işitme kayıpları oluşur. Bu çocukların büyük çoğunluğunda kullanılabilir işitme vardır. Çok azı tamamen sağırdır. Erken teşhis, erken işitme yardımı ve özel eğitime erken başlanması çocuğun var olan işitmesinden maksimum olarak yararlanmasını sağlar.
Doç. Dr. Dilaver ÖZTURAN

Bebeğiniz Sizi Duyuyor mu?: Akraba evlilikleri doğum öncesinde ve doğum sonrasında yaşanan sorunlar çocuklarda işitme kaybına neden oluyor. Acıbadem Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ali Demir, “Aileler doğumsal işitme bozukluğunu bebeklerini iyi izleyerek yakalayabilirler,” diyor.
Türkiye’de akraba evliliklerinin ve enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığının yüksek olduğu, bunun da doğumsal işitme kayıplarını artırdığı belirtiliyor.
Op. Dr. Ali Demir, yenidoğanlardaki doğumsal işitme kaybının ABD ve İngiltere’de yapılan araştırmalara göre binde 2-4 olduğunu belirtiyor. Türkiye’deki oranın bundan daha fazla olduğunun tahmin edildiğini söyleyen Op. Dr. Ali Demir, nedenlerin doğumsal ve edinsel olarak ikiye ayrıldığını vurguluyor.
Doğumsal işitme kaybına neden olan çok sayıda genetik hastalık var. Genetik hastalıklar dışında annenin gebelik sırasında geçirdiği, kızamıkçık, toksoplazma, herpes simpleks gibi enfeksiyonlar, gebelikte ototoksik ilaç ve alkol kullanımının önemli rol oynadığına dikkat çeken Op. Dr. Ali Demir, şöyle konuşuyor:
“Doğum sırasında ve hemen sonrasındaki sorunlar işitme kaybına neden olabiliyor. (Örneğin erken doğum, düşük doğum tartısı). Çocuğun geçirdiği menenjit, kabakulak, kızıl, kızamık ve kulak iltihapları gibi enfeksiyon hastalıkları, edinsel işitme kaybının önde gelen nedenleridir.”
İşitme kaybı nasıl anlaşılır?
0-1 yaş arası bebeklerde işitme işlevinin aile tarafından değerlendirilebileceğini belirten Op. Dr. Ali Demir, şu bilgiyi veriyor:
Doğumdan hemen sonraki dönem: Bebeğiniz, el çırpması, kapı çarpması gibi seslerle irkilmeli ve bu seslere yanıt olarak gözlerini kırpmalı veya açmalıdır.
1 aylıkken: Bebeğiniz, elektrik süpürgesi sesi gibi ani ve uzayan sesleri fark etmeli ve bu sesler başladığında bir an durup dinlemelidir.
4 aylıkken: Sizi görmediğinde bile sesinize tepki göstermelidir. Bu tepki sakinleşme ya da gülümseme şeklinde olabilir. Arkasına yaklaşıp yandan onunla konuştuğunuzda başını veya gözlerini size doğru çevirebilir.
7 aylıkken: Başka şeylerle çok meşgul değilse, odanın öbür ucundan gelen sesinize veya her iki yanından gelen çok alçak sesli uyaranlara doğru hemen dönmelidir.
9 aylıkken: Günlük olağan sesleri dikkatle dinlenmeli, görüş alanı dışındaki alçak sesleri araştırmalıdır. Yüksek sesle mırıldanmaktan, hecelemekten hoşlanmalıdır.
1 yaşında: İsmine ve anne, baba, dede, mama gibi tanıdık isimlere az çok yanıt verebilir. “Hayır”, “cıs”, “bay bay” gibi sözcüklere eşlik eden jesti görmese bile tepki gösterebilir.”
Bir yaşından sonra da ailenin gözleminin sürmesi büyük önem taşıyor. Konuşma 3-4 yaşına kadar gecikebilirse de bu tür konuşması geciken çocukların kulak burun boğaz muayenesinden ve tam bir odyolojik incelemeden geçirilmesi gerekiyor. Op. Dr. Demir, daha ileri yaşlarda televizyon sesinin fazla açılmasının ve okul başarısızlığı gibi gözlemlerin aileleri uyarması gerektiğini hatırlatıyor.
Tedaviye ne zaman başlanmalı?
Çocukların konuşabilmesi için işitiyor olması gerekiyor. Doğumdan sonra kulağın tam olarak geliştiğini belirten Op. Dr. Demir, “İşitmenin beyindeki bağlantı yolları ve merkezleri 2-3 yaşına kadar tamamlanır. Bu nedenle tedaviye ne kadar erken başlanırsa sonuç da o ölçüde iyi olur” diye konuşuyor.
Teşhisi nasıl yapılıyor?
İşitme bozukluğu ile ilgili olarak kulak burun boğaz muayenesi ve odyolojik testlerle teşhis konulabiliyor. Yenidoğan döneminde en uygun yöntemin otoakustik emisyon testi olduğunu söyleyen Op. Dr. Demir, “Her yeni doğanın bu yöntemle taranması gerekiyor. Bunların yanısıra elektrokokleografi, ABR; saf ses odyometri ve impedans odyometri de teşhiste kullanılır. Çocuğun yaşı ve işitme kaybının türüne göre bu testlerin biri veya birkaçı birarada uygulanır” diye ekliyor.
Tedavisinden hangi yol izleniyor?
İşitme kaybının derecesine göre tedavide izlenen yol değişiyor. İç kulak tipi işitme kayıplarında, çocuk kaybın derecesine göre işitme cihazı veya koklear implant (biyonik kulak) uygulaması yapılıp yoğun bir işitme ve konuşma eğitimine tabi tutuluyor.

Bebeğim Normal Duyuyor mu?: Çocuğunuzun işitme kaybı olup olmadığını belirleyin
Eğer çocuğunuzun işitme kaybı olduğuna inanıyorsanız, bu doğru olabilir. Aşağıdaki sorular bunu belirlemenizde size yardımcı olacaktır. Lütfen hepsini dikkatli bir şekilde okuyun. Size, ailenize ve çocuğunuza uyan faktörleri belirleyin.
İşitme kaybının belirtileri
Gebelik sırasında
· Anne, kızıl, soğuk algınlığı veya viral bir enfeksiyon geçirmişse,
· Anne, alkollü içecekler kullanmışsa,
· Ailede bir ya da birden fazla kişide hayatın erken dönemlerinde ortaya çıkan kalıcı işitme kaybı varsa.
Yeni doğan
(Doğumdan ilk 28’inci güne kadar)
· 1500 gramın altında doğum tartısı,
· Yüzde, normal olmayan görüntü,
· Doğuştan sarılığın olması ve kan değişimi uygulanması,
· Beş günden fazla çocuk yoğun bakım ünitesinde kalması.
· Damardan verilen bir antibiyotik almış olması.
· Menenjit geçirmiş olması.
Bebek (9 günlükten 2 yaşına kadar)
· Damardan verilen bir antibiyotik almış olması.
· Menenjit geçirmiş olması.
· Kulağından kan gelsin veya gelmesin ağır bir kafatası kırığı geçirmiş olması.
· Kulağından sıvı gelen, üç aydan fazla süren, tekrar eden kulak enfeksiyonları geçirmiş olması.
· Nörolojik bozuklukları olması.
Çevreye olan yanıt (Konuşma ve Dil Gelişimi)Yenidoğan (Doğumdan 6 aylığına kadar)
· Beklenmedik yüksek bir sese karşı hareket ederek, ağlayarak veya herhangi bir şekilde yanıt verdi mi?
· Gürültüde uyanıyor mu?
· Sesleri serbest olarak taklit eder mi?
· Sadece ses ile teskin edilebiliyor mu?
· Kafasını sizin sesinizin geldiği yöne çeviriyor mu?
Genç Bebek (6-12 aylık)
· Sorulduğu zaman tanıdık bir kimseyi veya nesneyi gösteremez.
· Saçmasapan sesleri hiç çıkarmadı.
· 12 aylıkken el salla veya ellerini çırp gibi basit ifadeleri anlamıyor.
Bebeğim (13 aylık-2 yaş)
· Yumuşak bir sesin geldiği yöne ilk çağırışta bakmaz.
· Çevredeki seslere karşı tepki göstermez.
· İlk çağrıya cevap vermez.
· Sese cevap vermez veya sesin nereden geldiğini bulamaz.
· Tanıdık kişiler veya nesneler için basit kelimeler kullanmaya başlamaz.
· Kendi yaşıtlarının kullandığı sesleri veya dili kullanmaz.
· Televizyonu normal sesle dinlemez.
· Anlamada ve kelime kullanmada sürekli bir gelişim göstermez.
Tüm bu durumlarda dikkatli olunuz.

Kulak İltihabı (OTİT): Özellikle süt çocuklarında ortakulak ile nezoforinks arasındaki öztaki borunun düz olmasından kaynaklanan, yatarak beslenme şeklinin de olumsuz etken olduğu ortakulak iltihapları sıkça görülür.
Çift taraflı da olabilir. Bakteriler veya virüsler gelişiminden sorumludur. Ortakulak iltihabı, süt çocuğunda ateş, kusma, ağlama gibi belirtilerle büyük çocukta ise ek olarak, kulak ağrısı ile birlikte seyreder.
Otoskop adı verilen aygıt ile kulağa bakıldıktan sonra tanı konup, uygun ilaç tedavisi yapılmalıdır.
Kulağın üzerinde baı yapıldığında bebeğin ağlaması kulak iltihabı varlığını göstermez.
Dış kulak yolu iltihapları daha çok büyük çocuklarda görülür.

Kusma:
Anne sütü ile beslenen bebeklerde bazen gaz çıkarmalar sırasında küçük kusmalar olur. Bebeğin tartı akımı normal ise, sorun yoktur. Ama, bazen de kusma bir hastalığın belirtisi olabilir, apandisitte, ishaller, idrar yolu enfeksiyonu, menenjit, travmalar, kulak iltihabı, tonsillit, sarılık (hepatit) gibi hastalıklar ve bazı metabolizma hastalıkları kusma ile seyreder. Süt çocuklarında tartışlasında duraklama ve fışkırır tarzda, gittikçe ilerleyen sıklıkta kusmalarda pilav stenozu denilen, mide çıkıntısında daralma ile seyreden bir hastalık düşünülür, kusma, altta yatan neden belirlenirken tedavi edilmelidir. Ağız kenarından sızıntı tarzında kusan süt çocuklarında telaşa kapılmamalı, ancak safralı kusan, dışkı yapmayan veya gaz çıkarmayan bebekler için doktora başvurulmalıdır.

Menenjit:
Beyin zarlarının iltihabı, (bakteri, virüs gibi) kusma, yüksek ateş, başağrısı vücutta döküntüler gibi belirtilerle doktora başvuruyu gerektirir. Günümüzde uygun antibiyotiklerle çok iyi sonuçlar alınmaktadır.
Süt çocuklarında bıngıldağın kabarık ve hareketli oluşu şüphe çeken bir bulgudur. Tedavi ve omurilik sıvısındaki laboratuvar bulguları ve tekene göre planlanır. Hastane tedavisi gereklidir. Tedavi edilmeyen olguların seyri iyi değerdir.
Beyinde ve omurilikte bulunan zarların iltihaplanması menenjit olarak tanımlanmaktadır. Hastaların büyük çoğunluğunda, menenjit vücudun diğer bölümlerinde ortaya çıkan enfeksiyonlar nedeni ile kendini göstermektedir. Virüslerden ortaya çıkan menenjit hastalarda ciddi sağlık sorunları yaratmazken bakterilerden ortaya çıkan menenjit daha ciddi sorunların yaşanmasına neden olur.
Menenjit toplu halde yaşanılan ortamlarda bulaşıcı olabilmektedir. Genel olarak henüz ikinci yaşını doldurmamış çocuklarda ortaya çıkmaktadır.
Menenjit bebeklerde en nelirgin şekilde kendini uzun süreli ağlamalarla ve bıngıldaklarda şişmeyle göstermektedir. Bebeklik dönemini geçmiş olan çocuklarda ise ışığa bakamama, nöbet, zaman zaman bilinç kaybı, başağrısı, sırt, ense ve omuz bölgelerinde gerilme, bazı bölgelerde kırmızı döküntü, ateş, mide bulantısı, kusma ve ayrıca hastanın öne eğik durması halinde sırtta ağrı hissedilmesi şeklinde kendini gösterebilmektedir.
Belirtilen şikayetleri çocuğunuzda gözlemliyorsanız vakit kaybetmeden doktora gitmeniz gerekmektedir. Hastanın belinden alınan su ile hücre sayımının yapılmasının ardından, protein, glikoz ve basınç miktarı ölçülür. Bu işlemin ardından kan ve idrar tahlilleri yapılır. Kulak ve burundan alınan sıvılar ile hastalığa neden olan bakteri tespit edilir.
Hastalık tespit edilen kişiler derhal müşayede altına alınır ve tedavi bu şekilde tamamlanır. Menenjit bulaşıcı bir hastalık olduğu için hasta yakınları incelenmelidir.


Mongol Lekeleri:
Özellikle esmer bebeklerde yaklaşık bir yaşlarında kaybolan, lekeler, sırt, bazen de bacaklarda morarma doğumsal lekeler olur. Nedeni belli değildir, kendiliğinden geçer ve bir hastalık belirtisi değildir.
Nefrit:
Böbreklerin iltihabı hastalığıdır. Çocukta et çalkantı suyu gibi idrarı, göz kapaklarında ödem görülmesi gibi bulgular nefriti düşündürdüğünden bu tür yakınmalarda mutlaka doktora danışılmalıdır. Nefritler çok çeşitlidir, bazen tansiyon yüksekliği de eşlik eder, ileri araştırmalar yapılması nedene yönelik tedaviye olanak verecektir.
Omurga Eğriliği:
Adım adım Skolyoz cerrahisi
Skolyoz, gelişme çağında omurganın yana doğru eğilmesiyle oluşan bir sağlık problemi. Okullarda yapılacak taramalarla erkenden saptanması mümkün olan skolyoz, her 100 kişiden 1 ya da 3’ünde görülebiliyor. İlerlemiş skolyoz vakalarının %80’inin nedeni bilinmiyor. Diğer %20’lik grupta ise ilerleyici kas ve sinir hastalıkları, kemikteki enfeksiyonlar skolyoz oluşumuna neden oluyor. Tedavi edilmediğinde ciddi sırt ağrılarına yol açan skolyoz, erişkinlik döneminde kalp ve akciğer hastalıklarına neden oluyor. Acıbadem Hastanesi Ortopedi ve travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman Güven skolyozun ameliyatla tedavisi hakkında merak edilen soruları yanıtladı:
Skolyozun tedavisinde ameliyatın rolü nedir?
Skolyoz erken teşhis edilirse egzersiz ve korse kullanımı ile bilinçli bir takip yapıldığı takdirde ameliyat gerektiren vaka sayısı %9-20 arasındadır. Ancak erken teşhis yapılmaz ve gereken konservatif tedavi ve yakın takip yapılmazsa ameliyat gerektiren vaka sayısı %40-50’lere ulaşır.

Hastalığın seyri açısından kız-erkek farklılığı var mı?
Erken teşhis edilmesi halinde eğriliğin derecesi 6-10 derece arasında ise kız erkek oranı eşittir. Eğrilik 11-20 dereceler arasında ise kız erkek oranı 1,5/1’ dir. Derece arttıkça kız oranı yükselir. 20 derecenin üzerinde 5/1 oranında kızlarda daha fazla, ameliyat olan hastalarda ise kızlar erkeklerden 7 kat daha fazladır.
Ne zaman ameliyat kararı alınıyor?
Teşhis yapıldıktan sonra hastalar 3-6 aylık aralarla izlenir. Hızlı ilerleme gösteren vakalar sık aralıkla diğer vakalar 6 aylık aralarla izlenir. Her kontrolde röntgen çekilerek eğriliğin derecesi ölçülür. İlerleme olup olmadığı tespit edilir. İzleme sırasında eğriliğin derecesi hızla artar, 40 dereceye ulaşırsa ve hastanın büyüme indeksi (Risser belirtisi) 1-2 ise ameliyat edilmesi gerekir. Hızlı ilerlemeyen dengeli eğriliklerde 40-45 derecelerde izlemeye devam edilebilir. Diğer önemli bir faktör gövde dengesinin bozulmasıdır. Denge bozulmuşsa hızlı ilerleme olmasa da 40 derecelerde ameliyat kararı alınabilir. Diğer önemli bir faktör eğriliğin yeridir. Özellikle aşağı bel bölgesini olumsuz etkileyen eğriliklerde ameliyat gerekebilir. Bunun dışında büyümesi durmasına rağmen erişkinlerde 50 derecenin üzerinde eğrilik, denge bozukluğu ve ağrı varsa yine ameliyat gerekir.
Ameliyatın riskleri var mı?
Ameliyat kararı, hasta ve ailesi ile birlikte alınır. Karar verildikten sonra ameliyatın, riskleri ve faydaları aileye izah edilir. Büyüme çağında veya genç hastalarda özellikle omurga esnekse tek seanslı arkadan yapılacak olan skolyoz ameliyatının riski oldukça düşüktür. Ancak ameliyatın bu konuda uzmanlaşmış kişilerce yapılması halinde risk düşüktür. Bugün artık skolyoz ameliyatları bu konularda uzmanlaşmış kişiler dışında yapılmamaktadır.

Ameliyatta nasıl bir teknik kullanılıyor?
Ameliyatın amacı özel geliştirilmiş metal implantlar kullanılarak eğriliğin düzeltilmesi ve bu düzeltilmiş pozisyonda omurga kemiklerinin birbirine kaynamasıdır. Son yıllarda titanyum çubuk ve vidalar kullanmaktayız. Bu kaynama süreci 6 ay 1 senedir. Hastaların çoğunluğu okul çağındadır. Genelde ameliyattan 1 ay sonra çocuğun okula gitmesine izin verilir.

Ameliyat ne kadar sürer, hasta ne zaman iyileşir?
Ameliyat ortalama 3,5-4 saat süren ortopedik cerrahinin en uzun ameliyatlarından biridir. Ameliyattan sonra hasta 3. gün ayağa kaldırılır, oturma ve ve tuvalete gitmesine izin verilir. 7 veya 8’inci günlerde dikişler alınır. 1 ay süre ile ev içinde harekete izin verilir. Ameliyat sonrası cerrahın kararına göre bazı hastalarda 1-2 ay korse kullanılabilir. Küçük çocuklarda korse kullanmıyoruz. Hasta 1,5 ay sonrasında 3. ay, 6.ay, 1 sene ve 2 sene sonunda kontrollere çağrılarak röntgen çekilir. 2 senesi dolan hastalar takipten çıkarılır. 6 aydan sonra hasta şiddetli egzersizler dışında normal sosyal yaşama girmiş olur. Yüzme ameliyat sonrası faydalıdır. 6 hafta sonrasında yüzmeye izin verilir. Sert eğriliklerde ve erişkin hastalarda genellikle birincisi önden ve ikinci basamağı arkadan olmak üzere iki kademeli ve ortalama 8 saat süren bir ameliyat gereklidir. Önden yapılan ameliyatta omurga gevşetmesi yapılır. İkinci seansta metal çubuklarla düzeltme yapılır. Büyümesi durmamış olan çocuklarda ameliyat yapılacaksa erken yapılması gerekir. Doğuştan olan skolyozlarda ilk 5 yaş içindeki bazı düzeltici veya büyümeyi düzenleyici, implant kullanılmayan ameliyatlar yapılır. Bu çocuklarda dışardan alçı tespiti yapılır. Bu yaşlarda iyileşme çok daha hızlıdır.
Normal vücut görünümü
· Kafa kalçaların orta hizasında
· Omuzlar ve kürek kemikleri simetrik
· Kalça seviyeleri simetrik
· Kollar ve vücut arasında eşit mesafe
· Üst ve alt sırtın her iki tarafı simetrik

Muhtelif skolyoz
· Kafa, kalçaların ortasından bir tarafa doğru yerleşmiş
· Bir omuz daha yüksek
· Bir kürek kemiği daha yüksekte durarak tümsek yaratmış
· Bir kalça daha belirgin
· Kollar ve vücut arasındaki mesafede eşitsizlik
· Göğüs kafesi ve/veya alt sırtın bir tarafı asimetrik
Skolyos:
Omurganın üç boyutlu eğimidir. Normal omurga önden veya arkadan bakıldığında düzdür. Yine normal olarak yanlardan bakıldığında omurga göğüs bölgesinde, arkaya “kifoz” bel bölgesinde öne “lordoz” doğru eğilimlidir. Skolyozda yukarıdan aşağıya bakıldığında tüm vertebralar sırt veya bel bölgesinde bir yöne doğru eğilmişlerdir. Omurganın merkezinde üstten aşağıya bakıldığında omurgaların bir kısmı bükülmüşlerdir. Bu da “genelde sağ” kaburgaların çıkıntılı olması sonucunu doğurur. Skolyoz ailenin birden fazla üyesinde aynı vaya farklı kuşaklarda ortaya çıkabilir. “skolyoz, çocuğun veya ailesinin yaptığı veya yapamadığı bir şey nedeni ile gelişemez”. ötü vücut postürü veya ağır çanta taşımak skolyoza neden olmaz. Skolyoz genelde buluğ çağında ortaya çıkan bir omurga deformitesidir.
Skolyozun en çok görülen bulgularından birisi sağ tarafta belirginleşen kürek kemiği çıkıntısıdır. Bir omuz diğerinden daha yüksek olabilir ve çocuk bir tarafa eğilmeye eğilimdir. Kalça kemikleri simetrik olmayabilir ve biri diğerinden daha yüksekmiş gibi görünür. Skolyozu bozuk duruş ile karıştırmamak gerekir. Sıklıkla skolyozun ilk belirtilerinden biri daha önce giyilebilen giysilerin vücuda tam oturmamasıdır. Bu kızlarda eteğin veya giysinin çizgilerin asimetrik olması ile belirginleşir. En çarpcı bulgulardan birisi skolyozlu bir çocuğun öne eğilmesi ile ortaya çıkan kaburga çıkıntısının ortaya çıkmasıdır.
Skolyoz araştırma topluluğuna göre her 10 buluğ çağındaki insandan 1 tanesi, hehangi bir derecede skloyoza sahiptir. Bunun anlamı sadece ABD ‘de 1 milyon skolyozlu çocuk var demektir. Bu çocukların aşağı yukarı dörtte biri (veya %2-%3) tıbbi tedaviye ihtiyaç duyar. Bu tedavi çocuğun yaşı, eğikliğin derecesine göre korse ve egzersizlerle takipten ameliyat olma yoluna gider. Bazı skolyoz vakalarında eğikliğin derecesi o kadar hafif olabilir ki, tedavi hiç bir zaman gerekli olmayabilir. Hafif skolyozun erkeklerdeki sıklığı neredeyse kızlardaki kadardır. Ancak ciddi eğriklikler kızlarda erkeklerdekinden 5-8 kat daha fazladır. Tüm dünyada yürütülen çalışmalar oluşumunda gerçekten ırksal veya etnik durumdan bir fark olmadığı ortaya konmuştur.
Şu anda ne skolyoz başlangıcını önleyecek ne de skolyozu cerrahi olmayan yöntemlerle tedavi edilebilecek bir yöntem mevcut değil. Skolyoz tespit edilebildiğinde doktor hastayı değerlendirme ve tedavi için ortopedik spinal cerrah göndermelidir. Böylelikle hasta ayakta çekilen omurga röntgeni ve periodik kontrol muayeneleri şeklinde takibe alınır. Eğer skolyoz erken teşhis edilirse büyük eğilimler bile Breyslerle önelenebilir. Ciddi eğilimler cerrahi gerektirebilir.
Yetişkinde, skolyoz hafif ise bu durum değişemeden kalabilir veya yıllar içinde çok yavaş ilerleyerek ciddi problemlere yol açmaz. Buna rağmen bazı kişilerde belirgin değişiklikler oluşabilir. Çok ciddi vakalarda solunumda bir problem olabilir. Eğimin büyüklüğü artarak ağrı yapabilir. Ve fonksiyonları engelleyebilir. Osteoporoz (kemiklerin zayıflaması) ilerleyen yaşla beraber hafif bir eğimin belirginleşmesine yol açabilir. Skolyozlu hastalarda osteoporozun tedavi edilmesi özellikle önemlidir. Yetişkinlerdeki skolyoz bluğ çağında tdavi edilmemiş bir eğimin devamı olacağı gibi, yaşla beraber gelişen dejenerasyon sonucunda olabilir.
Skolyozun pek çok nedeni vardır. Hastaların %80-85’inde idiopatik tip skolyoz mevcuttur. Idiopatik kelimesinin anlamı belirli bilinen bir nedeni olmayışıdır. İdiopatik skolyoz sıklıkla aileseldir. Ve genetik faktörlere bağlı gibi gözükmektedir. Asıl anlamadığımız, eğimin gelişmesini tetikleyen faktörlerdir. Diğer bir deyişle neden bazı eğimler hızla ilerler de bazıları yavaş ilerler. Skolyoz tam anlamıyla sağlıklı çocuklarda gelişebileceği gibi beyin felçli, kas hastalıklı, çocuk felçli, çocuklarda da oluşabilir. Doğumsal omurga anormallikleri ve bağ dokusu hastalıkları da sebepler arasındadır. Skolyozun nedenini erken teşhis, uygun tedaviye yardımcı olabilir.
Buluğ çağında skolyoz ağrı yapmaz ve tespit edilmesi zordur. Skolyozun fark edilmesinden bir kaç yıl önce başlamış olabilir. Skolyozun tespitindeki en kolay yollardan biri öne eğilme muayenesidir. Çocuğun omurgasını büyüme tamamlanıncaya kadar düzenli olarak kontrol etmelidir çünkü skolyoz buluğ çağ içindeki hehangi bir zaman diliminde ortaya çıkabilir.

Öksürük:
Bazen üst solunum, bazen alt solunum yolu enfeksiyonunun belirtisi öksürük, yabancı cisimlerin soluk borusuna kaçması ile de belirebilir. Öksürük ve ateş varlığında enfeksiyonu düşündürür. Alerjik hastalıklarda öksürük ve nefes darlığı birlikte olabilir.
Öksürüğe balgam da eşlik edebilir, bazen öksürükle birlikte balgam çıkaramadığı için çocuk kusabilir. Uzayan öksürüklerde, ateş veya nefes darlığı birlikteliğinde doktora başvurulmalıdır.

Pamukçuk:
Özellikle yeni doğanlar ve süt çocuklarında ağızda asit ortamda mantarların üremesiyle gelişir. Karbonatlı su ile ağızdaki tabakanın temizlenmesi ve uygun ilaç kullanımı ile tedavi edilir.
Raşitizm:
Diyetten alınan kalsiyum ancak D vitamini aracılığı ile kemiklere yerleşir. Eğer bebek güneşsiz ortamda kalır, annesi de gebeliği boyunca güneşten az yararlanırsa veya ağız yolu ile beslenmeye ek olarak D vitamini almaz ise, kemiklerindeki kireçlenmenin az olmasına bağlı bir takım semptomları sergiler. Zira güneş ışınları deride D vitamininin sentezine yardımcı olur, ancak bu yeterli değildir, dışardan da verilmesi gerekir. Raşitizm, büyüyen çocukta kemiklere yeterli mineral çökmesi olmadığı için kemikte eğrilikler, baş kemiklerinde yassılıklar, göğüs kafesi kemiklerinde kıkırdak birleşme yerinde ve el bileklerinde sızılar ile seyreder. Bıngıldak kapanması gecikir. Anne bebeğin fazla terlediğinden yakınır. Bebek büyümeye başladığında yeterli kireçlenme olmadığından bacaklarda eğrilikler görülür.
Ancak yeterli D vitamini (günde 400 – 800 U) alan ve anne sütü veya yaşına uygun bir diyette beslenen bebeklerde terleme, her zaman raşitizme işaret etmez. Tedavide doktora danışılmadan ilaç verilmesi (D vitamini ampulleri!) tehlikeli olabilir ve eğer bebeğe bu tür ilaçlar daha önceden verilmişse bunun doktora mutlaka bildirilmesi gerekir. “Süt iğnesi”, “kemik iğnesi” adı altında bilinçsizce kullanılan bu ilaçlar, böbrekler için toksittir ve doktor kontrolünde olmadan kullanılmamalıdır.

Sarılık:
Yeni doğan döneminde görülen sarılık ya fizyolojiktir veya kan uyuşmazlığına bağlıdır, kırmız kan hücrelerinin yıkımına bağlı olarak deride sarılık oluşur, yüksek değerlere varır ise, ışık tedavisi veya kan değişimi yapılarak bebeğe zarar verilmesi önlenir, mikrobik değildir, bulaşmaz.
Çocukluk çağında görülen sarılıkların etkeni hepatit virüsleridir, hepatitler, A, B, C, D, E, F, G... şeklinde isimlendirilirler. Hepatit A (enfeksiyon hepatit) daha çok dışkı, idrar, sular, tuvaletlerden bulaşır. Kuluçka dönemi kısadır, gribe benzer halsizlik, bulantı, hafifi ateş, gibi belirtilerle başlar, genellikle selim seyreder, sık görülür. Aşı ile koruma önerilir. Hepatit B kan, kan virüsleri, yakın temas ile geçer, klinik belirtileri A hepatit gibidir. Yalnız kronikleşme ve taşıyıcı olma oranı yüksektir. Ülkemizde taşıyıcılık % 4 – 10 arasında değişmektedir. Karaciğer kanserine yol açtığından, tehlikelidir ve aşı ile korunulması mümkün olan bir hastalıktır. Diğer hepatitler için henüz aşı yoktur ve onlar A ve B’ ye oranla daha az görülmektedir.
Annesi hepatit B taşıyıcısı olan yeni doğana bulaşmayı önlemek için doğumdan hemen sonra hepatit B aşısı ve hiperimmum globilini yapılmalıdır. Bütün gebelerin hepatit B için taranması önerilmektedir.

SIDS / Ani Bebek Ölümü:
SIDS olarak adlandırılan bu problem bebeklerde görülmektedir. Hiç bir neden olmaksızın ani bir şekilde bebeğin yaşamının sona ermesi olarak bilinir. Bebek ölümlerinde çokca rastlanan SIDS, bebek 12. ayını doldurana kadar ortaya çıkabilir. En çok ikinci ve dördüncü aylar arasında görülür. Dördüncü ayla onikinci ay arasında SIDS’e daha az rastlanır. Bir çok bebekte bu şekilde nedeni bilinmeyen ölümlerle karşılaşmak mümkündür. Özellikle erkek bebeklerde olduğu bilinmektedir ve kış aylarında daha çok rastlandığı da gözlenmiştir. Bu durumla karşılaşan bebeklerin büyük kısmınında uyuduğu sırada yaşamını yitirdiği bilinmektedir.
Erken yaşlarda gebe kalan kadınların bebeklerinde SIDS'le karşılaşma olasılığı daha fazladır. Ayrıca alkol, ilaç ve sigara bağımlısı olan annelerin bebekleri de risk altındadır. Gebelik döneminde iyi beslenmeyen annelerde ve de ekonomik nedenler yüzünden geçim zorluğu çeken ailelerin bebeklerinde SIDS daha fazladır. Olması gerekenden çok daha kiloya sahip olan bebekler ile premature bebeklerde SIDS görülmesi de beklenebilir.
Bebeklerde SIDS ile karşılaşmamak için uzmanlar tarafından bir takım öneriler verilmektedir. Bu tavsiyelere uyulduğu taktirde bebeklerde ki ölüm riskinin azaldığı gözlenmiştir. Oldukça önemli olan bu olay üzerinde fazlasıyla durulmalı ve duyarlı olunmalıdır. Ebeveynlerin bu uyarıları dikkate almaları yararlı olacaktır.
•Gebelik dönemlerinde alınan gıdalara dikkat edilerek, sürekli olarak hekim kontrolünde olmak gerekir.
•Önemli bir sorun olmadığı taktirde mutlaka bebeği emzirmelidir
•Bebek doğduktan sonra sürekli hekim gözetiminde olmalı ve anlaşılamayan bir durum görüldüğünde de derhal hekimle irtibat kurulmalıdır.
•Isı bebek için önemlidir. Bu nedenle bebek odasını sürekli orta derecede bir ısıda olmasına dikkat edilmelidir.
•Bebek odasında sürekli temiz hava olmasını sağlamak gerekir.
•Bebeğin odasında ya da bebeğin yer aldığı hiçbir yerde sigara içilmesine müsade etmeyin. Sigara içilen bölümlerde bebeğinizi bulundurmayın.
•Bebeğin yatağının çok yumuşak olmasını izin vermeyin, bunun yerine sert bir yatak seçin.
•Bebek çarşafını yatağın alt kenarına sıkıştırın ve büzüşmesini engelleyin.
•Bebeğin yatağının sürekli temiz olmasını sağlayın.
•Uyuma esnasında bebeğin yüzünü kapatmayın.
•Bebeğin mutlaka sırt üstü yatması gereklidir, bu şekilde yatan bebeklerde SIDS olma oranı oldukça azalmıştır.
•Bebeğin yatağında fazlalık hiç bir şey bulundurmayın.
•Bebeği yatağın alt bölümüne değilde, üst bölümüne yatırın.
•Bebek yatağının altına hiç bir şey sermeyin.

Soğuk Algınlığı ve Ateş:
Normal vücut sıcaklığı 36 ile 37,5 derece arasındadır ve gün içerisinde değişim gösterebilir. 38 derece ve üstü ateş hastalık işareti olabilir. Fakat çocuk hareketli bir gün geçirmişse vücut ısısında kısa süreli bir artış görülebilir. Çocuklarda görülen soğuk algınlığı yetişkinlere göre çok daha ciddiye alınmalıdır ve doktora başvurulmalıdır. Çocuğunuzun yüksek ateşini biraz olsun düşürebileceğini düşünerek üzerini fazla örtmeyin, bol miktarda sıvı içirin ve ılık duş uygulayın.
Çocuklarda Gribin Belirtileri
•Hapşırma
•Burunda tıkanma ve akıntı
•Öksürük ve boğazda kırmızılık
•Yüksek ve hafif ateş
•Tüm vücutta ağrı
•Üşüme
•Halsizlik
•Boğaz ağrısı

Suçiçeği:
Ateş, içi sıvı dolu kaşıntılı döküntülerle seyreden bir virüs hastalığıdır. Yaraların temiz tutulması sekonder enfeksiyonları önler. Nadiren zatürree, denge kusuru gibi komplikasyonları olabilir. Suçiçeği aşısı yeni uygulanmaya başlanmıştır, ancak belirli risk grupları için önerilmekte, bütün çocuklara yapılmamaktadır.
Su Çiçeği Nedir?Varisella adıyla da bilinen Su Çiçeği hastalığı, çocuklukta hemen hepimizin tanıştığı, son derece bulaşıcı ve yaygın olarak görülen viral bir enfeksiyondur. Varicella zoster adlı virüsün neden olduğu su çiçeği, temastan 14-16 gün sonra, ateş, başağrısı, karın ağrısı, halsizlik gibi genel belirtilerle ortaya çıkar ve hemen ardından ciltte içi sıvı dolu döküntülerle kendini gösterir. Döküntüler, yüz ve gövdede başlar, kol ve bacaklara yayılır. Virüs, vücut dışında 1-2 saat canlı kalabilir. İnsandan insana havadan, soluma, öksürme, hapşırma yoluyla, ayrıca döküntülere doğrudan temas ile kolaylıkla bulaşır.Çocukların toplu bulundukları ortamlarda, yuva, kreş, okullarda bulaşma çok hızlı ve yaygındır. Su çiçeği geçiren bir çocuğun ev halkına bulaştırma oranı %90'dır. Döküntülerin ortaya çıkışından 2 gün öncesi ve 4-5 gün sonrasına kadar hastalık bulaşıcı durumdadır.Su çiçeği döküntülerinin şiddeti, ateş ile doğru orantılıdır. 10-20 döküntü görülebildiği gibi, tüm vücudu sarmış 300-500 döküntü de sık görülebilmektedir. Son derece kaşıntılı olan bu döküntüler, hasta çocuğa büyük rahatsızlık, huzursuzluk vermekte ve kaşıması halinde yaşam boyu kalacak ve özellikle yüzde estetiği bozacak izlere neden olabilmektedir. Bazen döküntüler ağız ve burun içinde de ortaya çıkabilir ki gözde çıkanlar önemli sorunlar doğurabilir.

Ne Sıklıkla Görülür? Vakaların yaklaşık %82'si 6 yaşın altında, %10'u 1 yaşın altındadır. %16 ile 3 yaşında en üst değere ulaşmaktadır. Türkiye gibi korunmayan bir toplumda yıllık su çiçeği görülme sıklığı doğum sayısına yakındır. Her yıl karşılaşılan vakaların ortalama %95'i 15 yaş altı (1,145,000), %5'i 15 yaş üzeri (60,000)' dir. Su çiçeğinin salgın halinde daha sık görüldüğü dönem, yıl içinde Ocak-Mart ayları arasıdır.

Tek korunma yolu: AŞILANMA Su çiçeği geçiren bir kişi, yaşam boyu bağışıklık kazanır ve aynı hastalığa bir daha maruz kalmaz. Ancak hastalığın bu denli kolay bulaşabilmesi ve toplumda yaygın görülmesi, komplikasyonlu vakaların hatta ölümlerin sayısının yüksek çıkmasına neden olmaktadır. Riske girmeden su çiçeğinden korunmanın tek yolu, aşı olmaktır. Bir yaşından büyük ve daha önce su çiçeği geçirmemiş tüm çocuklar bir doz aşı ile su çiçeğinden ve olası komplikasyonlarından korunabilirler. Yine daha önce su çiçeği geçirmemiş erişkin yaştaki bireyler, çocuklardan daha yüksek riskte bulunmaları nedeniyle zaman geçirmeden aşılanarak korunabilirler.

Aşı ne zaman, kaç doz yapılmalı? 1 yaşını dolduran sağlıklı çocuklara su çiçeği aşısı uygulanabilir. 1 yaşına kadar olan bebeklerde, anne karnındayken kan yoluyla ve doğumdan sonra anne sütü yoluyla aldıkları koruyucu antikorlar bulunur. Etkili aşı yanıtı için bu antikorların azaldığının kabul edildiği 1 yaş beklenmelidir. Su çiçeği aşısı, sadece 1 doz olarak uygulanır. Hastalığı hiç geçirmemiş çocuklar, gençler ve hatta erişkinler de aynı aşı ile korunabilirler.
Aşının koruyuculuk süresi nedir? Aşı, bulunduğu 1974 yılından bugüne çok sayıda kişide uygulanmış ve yapılan klinik çalışmalarda aşının koruyucu etkisinin 25 yılı aşkın bu süre dahilinde devam ettiği saptanmıştır. İleriye dönük çalışmalar, aşı koruyuculuğunun yaşam boyu sürebileceğine işaret etmektedir.

Terleme:
Yetersiz D vitamini alımı ile meydana gelen raşitizmde terleme sıktır., ancak başlıca belirtiler de olmalıdır. Büyük çocuklarda tüberkülozda terleme görülebilir. Bazen ailevi olarak da terleme görülebilir.

Tetanoz:
Toprak, havalanması az olan yerlerde yaşayan tetanoz basili, batan bir çivi ile veya açık yaralardan düşme sonucu toprakla, tozla bulaşma sonucu vücuda girerek kanda bir toksin üretir. Bu toksin sinir ve kas sistemini etkileyerek kasılmalara neden olur. Merkezi sinir sistemi ve kalp kanının etkenleri ile hasta kaybedilir. Çocukluk çağında mutlaka olunması gereken aşılardan biri tetanozdur. Erişkinlerde ise 5 yılda bir tekrarı gerekmektedir.
Tüberküloz:
Çocuklarda akciğer tüberkülozunun yanı sıra, lenf bezi tüberkülozu, menenjit ve miyer tüberküloz (yaygın) sık görülür.
Genellikle aileden yakın temas sonucunda açık yarası olan büyüklerden basil alınması ile gelişir. Akciğer tüberkülozunun belirtileri hafif ateş, öksürük, iştahsızlık iken, tüberküloz menenjitte belirtiler sinsi olur. Halsizlik, ilgisizlik, bazen havale geçirme gibi.
Detaylı araştırmalar ve uzun süren uygun tedaviyi gerektirdiğinden şüpheli olgularda doktora başvurulmalıdır. Aile bireylerindeki öksürük genellikle sigara içimi veya hava kirliliğine bağlanarak ihmal edilir, buna dikkat çekilmesi gerekir.
Çocuktan çocuğa tüberküloz bulaşmaz. BCG aşısı tüberküloza koruma sağlar.

Yalancı Kuşpalazı:
Ses tellerinin ve bu bölgeye komşu nefes borusu bölgelerinin enfekte olması, iltihaplanması ve şişmesi durumudur. Bu hastalık her yaşta görülebilmekle birlikte, sıklıkla 6 yaştan ufak çocuklarda görülür. Nefes borusu tıkanırsa acil girişimde bulunmak gerekebilir. Böyle bir tıkanma, zorlu nefes almaya ve bu hastalığın en tipik özelliği olan havlama sesine benzer öksürüğe neden olur.
Belirti ve bulgular:
·Ateş (bazen)
·Sesde boğuklaşma (kısılma)
·Havlar gibi öksürük ve zor nefes alma (özellikle geceleri artar)
Nedenleri:
Bulaşıcı viral veya bakteriyel enfeksiyonlar.
Risk Faktörü: Çeşitli alerjiler
Olası Komplikasyonlar:
·Hava yolu tıkanması
·Çok nadiren ciddi tıkanmaya bağlı ölüm.
Tedavi: Evde bakım;
·Çocuk sakinleştirilmeli. Gerginlik solunum sıkıntısını artırır.
·Banyoda buhar oluşturulur, banyo havası tümü ile buharla dolduktan sonra banyo kapısı açılarak içeri soğuk hava girişi sağlanır. Çocuk 10 dakika bu havayı soluduğu halde solunum sıkıntısı sürerse hastaneye götürülür.
İlaç Tedavisi:
Croup bakteriyel enfeksiyon sonucu gelişti ise doktorunuz antibiyotik verir. Ancak çoğu vakada etken virüsler olduğu için antibiyotik tedavisi sıklıkla gereksizdir.
Aktivite:
Croup atakları sırasında çocuk dinlendirilmeli, soğuk havada dışarıda oynamasına izin verilmemelidir.
Diyet:
İştah azalabileceği ve öksürüğe bağlı kusmalar olabileceği için sık fakat az miktarlarda sıvı gıdalar verilmelidir.
Okula veya Anaokuluna dönüş:Ateşin düşmesi, iştahın artması ve günlük aktivitelerin normale dönmesinden sonra; bu yaklaşık bir hafta zaman alır.
Hangi durumlarda hastaneye acilen gitmeli?
Çocuğunuz soluk almada zorlanıyor ve suyu veya tükürüğünü yutamıyorsa,
Bir dakikada solunum sayısı 80’in üzerinde ise,
Solunum zorlu ise, boyunda ve göğüs kafesinde çekilmeler oluyorsa,
Tırnaklar ve dudaklarda morarma gelişirse,
Evde banyoda soğuk buhar tedavisi ile belirtiler 30-60 dakika içinde düzelmiyorsa,
En yakın Çocuk Acil Poliklinik Bölümüne başvurulmalıdır.

Yanık:
Ev kazaları sıktır. Sıcak su veya sobadan doğan yanıklarda, yanığın üzerine buz konması ve hemen hastaneye başvurulması önerilir. Diş macunu, yoğurt gibi maddeler önerilmez.
Zatürre:
Akciğerlerin iltahaplanmasıyla oluşur ve solunum güçlüğüne yol açar. Enfeksiyonların üst solunum yollarından akciğerlere yayılmasına bağlıdır. Genellikle virüslerden kaynaklanır. Çocuğun genel durumu kötüdür. Solunumu güç ve hırıltılıdır ayrıca hızlı soluk alıp verir. Eğer çocuğunuzun zatürre olduğunu düşünüyorsanız doktorunuza başvurmanız doğru olur.
Zehirlenmeler:
Aile bireylerinin çok dikkat etmesi gereken konulardan biridir. Çocuklar elektrik prizlerinden, kablolardan, kolaylıkla ulaşılabilir yerlerdeki ilaçlar, deterjanlar, boyalar, çamaşır suları, gibi maddelerden uzak tutulmalıdır. Oyuncaklardaki yutulabilir boyuttaki parçacıklar, kaynayan çaydanlıklar çocuklar için tehlike kaynağıdır.
Bazı ilaçların alımından sonra kusturma etkin olurken, yemek borusunda yanıklara neden olan deterjan, çamaşır suyu gibi maddelerin alımında kusturma son derece zararlıdır.
Yine gaz yağı içen çocuklar kusturulduklarında akciğere kaçma tehlikesi olduğundan, kusturulmamalıdır.
Zehirlenmenin tipine bağlı olarak tedavi yöntemi farklı olacağından, en yakın sağlık merkezine başvurulmalıdır. En doğru hareket, çevrede çocuklara zarar verebilecek maddeleri bulundurmamak ve çocukları gözetimden uzak tutmamalıdır.