PDA

View Full Version : Yazarların Bıyografileri



Legolas
16-07-08, 13:36
Abay

Kazak Tarihi

Abay Kunanbayev

Çağdaş Kazak edebiyatında Abay Kunanbayev’in yeri ise çok ayrıdır. Abay, İlk eğitimini özel hocalardan aldı. Daha sonra Semey’de medrese eğitimi gördü. Arap, Fars ve Rus edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca klâsik Osmanlı şâirlerine de vâkıf oldu. Çok iyi bir eğitim almış olduğundan ve çok dakîk gözlemlere sahip bulunduğundan dolayı halk arasında kabul görmeye başladı. Kazakların hayatlarını tenkidî bir süzgeçten geçirerek lirik şiirler yazdı. O, Kazakları çağdaş bir eğitime yönlendiriyor, onları göçebe hayat düzenlerini bırakarak yeni meslekler edinmeleri konusunda teşvik ediyordu. Şiirleri halk tarafından Kazak bozkırlarında ezbere okunuyordu. Kunanbayev, fikirlerini daha çok düz yazılarla ifade etmekteydi. Kara Sözder “Halk Sözleri” adıyla bir kitapta toplanan nesirlerinin çoğu 1890’lı yıllarda kaleme alınmıştır. Abay, günümüzde de, hemen hemen her Kazak tarafından bilinmekte, şiirleri her yerde söylenmekte ve fikirlerine çok önem verilmektedir. Kazakların meşhur edebiyatçılarından Muhtar Avezov (1897-1961), 4 ciltlik büyük romanının adını Abay Jolı “Abay Yolu” koymuştur. Avezov, romanında Abay’ın Kazaklar için yapmak istediklerini, Kazakların gerçek medeniyete nasıl ulaşacaklarını anlatmaktadır. O, Abay’ın Kazakların yollarını aydınlatıcı bir rehber olduğunu herkese göstermiştir. Onun yolundan giden genç nesil, büyük Kazakistan’ı meydana getirecektir. Yani Kunanbayev, Kazaklar için, takip edilmesi gereken büyük bir fikir adamıdır.

Mahabbatpen jaratkan adamzattı
Sen de süy Allanı janan tetti
Adamzattın berin süy bavrım dep
Jane hak joli osı dep ediletti

“(Allah) insanı muhabbetle yarattığı için
Sen de o Allah’ı canından tatlı sev
İnsanların hepsini ‘kardeşim!”diye sev.
‘Hak yolu budur.’ diye (insanlararasında) adaleti gözet.”

(Abay Kunanbayev, Abaydı Okı, Tanırga “Abay’ı Oku, Tanı”, Almatı 1993.)

Kazak Edebiyatının Belli Başlı Temsilcileri
Bünyamin ÖZGÜMÜŞ Yağmur Sayı : 16
Temmuz - Ağustos - Eylül 2002
x

HAKKINDA YAZILANLAR

BİR SÖZ SANATI USTASI
KAZAK MİLLİ ŞAİRİ ABAY KUNANBAYOĞLU*

Yard. Doç. Dr. Abdulvahap Kara

Ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un Goethe ve Tolstoylar ile kıyasladığı Abay (İbrahim) Kunanbayoğlu, kendi halkını tüm yönleriyle eserlerine yansıtabilen ender şair ve yazarlardan biridir. Özellikle Kazak edebiyatında yeni bir çığır açmasıyla tanınan Abay sadece Türk kültürüne değil, dünya kültürüne mal olmuş bir şahsiyettir. Bu sebeple, 1995 yılı UNESCO tarafından bütün dünyada “Abay Yılı” olarak ilan edilmiştir. Bu etkinlikler dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de kutlanmıştır.

Bu çerçevede Zeytinburnu Belediye Başkanlığı ile Kazak Türkleri Vakfımızın ortaklaşa düzenlediği etkinlikte, ilçemizde bir caddeye onun adı verilmiştir. Daha sonra bu cadde de inşa edilen ve İstanbul’umuzun güzide okullarından biri olan İlköğretim okulumuza onun adı verilmiştir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, 21 Mayıs 2003 tarihinde, ilçemize şeref vererek, bu okulun açılış törenine bizzat katılmışlardır. Bu da bize Abay isminin Kazak Türklerinde ne derece büyük bir saygı uyandırdığını göstermektedir.

Edebiyat ve kültür araştırmacıları Abay’ın hem manzum ve hem de nesir yazılarında, Kazak kültürünü her yönüyle ortaya koyduğu konusunda hem fikirdirler. Abay’ın yetiştiği çevreye baktığımızda bunun bir tesadüf olmadığını görmekteyiz. Çünkü Abay hem iyi bir aile ve hem de iyi bir okul eğitiminden geçmiştir. Aşağıda bahsedeceğimiz gibi, Abay’ın çocukluğu eğitimde aile ve çevrenin etkisini bize açıkça göstermektedir. Özellikle sevgi, şefkatle ve ilgi yumağı içinde büyüyen çocukların daha iyi yetiştiğini görmekteyiz. Abay aldığı eğitimde, sadece mensup olduğu Türk-İslam kültürünü öğrenmekle kalmamış, aynı zamanda Rus ve dünya kültürünü de yakından tanımıştır. Böylece çevresindeki olaylara her zaman geniş açıdan bakabilmiş ve ardında kalıcı eserler bırakabilmiştir.

Kazakların Argun boyundan gelen Abay’ın babası Kunanbay Öskenbayoğlu’dur. Kunanbay’ın dört eşi vardı. İlk eşinden Hüdaverdi (Kudayberdi), ikinci hanımı Ulcan’dan Tanrıverdi (Tanirberdi), İbrahim (Abay), İshak ve Osman, üçüncü hanımı Aykız’dan Halilullah ve İsmail isimli çocukları dünyaya geldi. Kunanbay’ın dördüncü hanımı olan Nurhanım’dan hiç çocuğu olmadı. Bu yüzden Abay bir şiirinde “atadan altav, anadan törtev”, yani “babadan altı, anadan dört kardeşiz” demektedir.

22 Ağustos 1845’te dünyaya gözlerini açan Abay, annesi Ulcan’dan ziyade, babaannesi Zere’nin elinde büyüdü. Abay’ın dedesi Öskenbay (1778-1850) zeki ve adil bir Kazak Beyi idi. Adaletli yönetimi dolayısıyla, halk arasında “haklıysan Öskenbay Bey’e, haksız isen Erali Bey’e git” şeklinde bir deyim oluşmuştu. Öskenbay Bey, orta yaşlara geldiğinde, beylik yetkilerini ikinci oğlu Kunanbay’a devretti. Kendisi ise sadece oğluna zaman zaman tecrübelerini aktarmakla yetindi. Dedesi Öskenbay 1850’de öldüğünde, Abay beş yaşındaydı. Babaannesi Zere ile birlikte dedesinin cenaze merasimine katıldığı tarihi kayıtlardan öğreniyoruz.

Zere nine, çok akıllı, iyi huylu, kalp kırmaktan çekinen bir kimseydi. Ayrıca edebiyata ve şiire düşkündü. Abay’ı hikaye, masal ve destanlar anlatarak büyüttü. İşte Abay’daki edebiyat aşkı bu şekilde yerleşmiş olmalıdır. Çünkü, Abay daha çocuk yaşlarda hikaye ve destanlara ilgi duymaktaydı. Eve gelen misafirlerin bu konulardaki konuşmalarını can kulağıyla dinlemekteydi. Zere nine, torunları içinde en çok Abay’ı sever ve şımartırdı. Hatta torununu İbrahim diye adıyla değil, şımartarak Abay diye çağırmaktan haz alırdı. Böylece zamanla İbrahim isminin yerini Abay aldı. Zere nine, kocası Öskenbay’dan çok sonra, 1873 yılında öldü.

Abay’ın annesi Ulcan da (1810-1887), Zere gibi, kültürlü ve iyi mizaçlı bir kimseydi. Şefkatli ve alçakgönüllü bir karaktere sahip olan Ulcan aynı zamanda hazır cevap ve hatipti. Annesinin bu özellikleri Abay’a da geçmiştir.

Abay ilk eğitimini köyün imamı Gabithan Molla’dan aldı. 10 yaşına geldiğinde, babası Kunanbay onu Semey’deki Ahmet Rıza medresesine yatılı verdi. Abay burada dini bilgilerin yanısıra Arapça ve Farsça öğrendi. Çok zeki olan Abay dersleri hocalarının ilk anlatışında kavrardı. Böylece ders çalışmak için ayrıca bir zaman harcamazdı. Bu da onun boş vakitlerini arttırıyordu. Abay ders dışı saatlerini, edebi eserler okumakla değerlendirdi. Medrese kütüphanesindeki Doğu’nun klasikleri olan Nizami, Nevai, Saidi, Hafız ve Fuzuli’nin eserlerinden ne bulursa okudu. Gençlik döneminde yazdığı şiirlerinden birinde şöyle demektedir: “Fuzuli, Şemsi, Seyhali /Nevai, Saidi, Firdevsi /Hoca Hafiz – bu hemmesi /Medet ber ya şairi feryad.” Medresedeki üçüncü senesinde Abay, şehirdeki bir Rus okuluna devam ederek Rusça öğrenmeye başladı. Ancak, bu fazla sürmedi. O sene babası Kunanbay, Abay’ı kendisine yardımcı olması için yanına aldırdı. Kunanbay Bey, oğulları içinde kendisinin beylik işlerine en yatkın olanının Abay olduğunu fark etmişti. Böylece Abay daha 13 yaşındayken Kazak halkının idari işlerine karışmış oldu.

Abay babasının yanında Kazak halkının bir çok meselesine aşina oldu. Kazak halkının ileri gelenleriyle tanıştı. Onların sohbetinde bulundu. Özellikle, Kazak şair ve ozanlarının çalıp söylediği eserleri zevkle dinledi. Böylece Abay, Kazak halkının edebi eserlerini, örf-adetlerini, sosyal olaylarını, geçim kaynaklarını yakından öğrenmek fırsatını buldu.

Abay, duyduğu bir şeyi hiç unutmazdı. Ozanlardan ve tecrübeli aksakallardan duyduğu ilginç ve ibretli hadiseleri, kendi konuşmalarında ustalıkla kullanmasını bildi. Böylece genç yaşlarda bölgede iyi bir hatip ve şair olarak tanınmaya başladı.

Abay bu yıllarda, Semey ile bağlantısını kesmedi. Sık sık şehrin kütüphanesine giderek edebi, felsefi ve tarihi eserleri okudu. Bu sıralarda Rusça kitaplara merak sardı. Mihaelis isimli bir Rus demokrat aydını Rusçasını ilerletmesine yardımcı oldu. Böylece Abay, Puşkin, Krilov, Çernişevski, Lermantov ve Nekrasov gibi Rus yazar ve düşünürlerinin kitaplarıyla tanıştı. Aynı zamanda, Spencer, Goethe ve Byron gibi Avrupalı yazarların Rusça’ya çevrilmiş eserlerini de okumak fırsatını buldu. Bütün bunlar, Abay’ın ufkunun genişlemesine yol açtı. Okuduklarının ışığında Abay, Kazak toplumundaki sosyal ve siyasal olayları daha iyi değerlendirecek bir hale gelmişti.

Abay, kitaplar vasıtasıyla, Kazakistan bozkırlarından hiç çıkmamasına rağmen, dünyadaki siyasi ve sosyal gelişmelerden haberdar olmuştu. Böylece Çarlık Rusyasının yönetiminde halkının çektiği sıkıntıları ve geri kalmışlıkları çok iyi anlamış bulunuyordu. Özellikle halkının yerel yönetimler tarafından çok büyük haksızlıklara uğratıldığını farkediyordu. Abay, halkının uğradığı haksızlıkları azaltmak maksadıyla yerel seçimlere de katıldı. Konırkökşe ilçesindeki seçimleri kazanarak İlçe Başkanı (Bolıs) seçildi. 1876-1878 yıllarında başarılı bir yönetim sergiledi. Mazlumlara zulüm yapanlara yol vermedi. Hırsızlık ve gasp yapanları şiddetle cezalandırdı. 1885 yılında Semey Vilayeti Kazakları için ceza kanunları hazırlama komisyonuna başkan seçildi. Abay’ın başkanlığındaki komisyon Kazak örf ve adetlerine dayalı kanunları çok kısa bir sürede hazırladı. Bu durum bize Abay’ın sadece bir düşünür ve yazar değil, aynı zamanda iyi bir devlet adamı olduğunun bilgisini vermektedir.

Abay, 23 Temmuz 1904’de Cengizdağı sırtlarında Balaşakpak yaylasında vefat etti. Mezarı Semey vilayetine bağlı Abay ilçesindedir.

Abay’ın yazdığı şiirler, Rus şairlerinden yaptığı çeviriler ve nesir yazıları üç şekilde okuyucularına ulaşmıştır. Birincisi matbu eser olarak, ikincisi halk arasında ağızdan ağıza yayılarak, üçüncüsü birbirinden kopya edilen elyazmaları şeklindedir. Abay’ın şiirleri toplu olarak ilk defa, ölümünden beş yıl sonra, 1909’da kitap olarak yayınlandı. Daha sonra bu kitap, bulunan başka şiirleriyle ikmal edilerek tekrar tekrar basılarak günümüze kadar gelmiştir.

Abay’ın eserleri günümüzde iki cilt halinde basılmaktadır. Birinci ciltte onun manzum yazılarıyla çevirileri, ikinci ciltte ise nesir yazıları yer almaktadır. Abay’ın 200 civarındaki şiirlerinde ve Rus şairlerinden yaptığı manzum çevirilerde, tabiat, birlik-beraberlik, dürüstlük, bilimin aydınlığı, sevgi, aşk, yardımseverlik, ölüm, yaşam, örf-adetler, tarih ve efsane gibi çeşitli konular ele alınmaktadır. O şiirlerinde Kazak halkını geri kalmışlıktan ilerlemeye, cahillikten ilim ve bilime, tembellikten çalışmaya ve güzel huy ve ahlak sahibi olmaya öğütlemektedir. Bir şiirinde şöyle demektedir:

Allanın özi de ras, sözi de ras,
Ras söz eş vakıtta calgan bolmas.
Köp kitap keldi Alladan, onın törti,
Allanı tanıtuvga sözi ayrılmas.


Allah’ın kendisi de gerçek, sözü de gerçek,
Gerçek söz hiçbir zaman yalan olmaz.
Çok kitap geldi Allah’dan, onun dördü,
Allah’ı tanıtırken sözü ayrılmaz.

Abay nesir yazılarında felsefi düşüncelerini ortaya koyar. Sade ve etkili cümlelerle ve genellikle soru-cevap türünde kaleme aldığı bu yazılarında çocuk terbiyesi ve psikolojisi, insanın tabiatı, bilimin önemi ve yüce Mevla’nın buyruklarına uygun yaşamanın gerekliliğine işaret eder.

Abay’ın gerek manzum ve gerekse nesir yazılarındaki bazı ifadeleri o kadar etkilidir ki, onlar Kazak Türkçesinde birer vecize halini almıştır. Bunlardan birkaç örnek vermek gerekirse:

İnsanın insanlığı akıl, ilim, iyi baba, iyi anne, iyi arkadaş ve iyi öğretmenden meydana gelir.
(Adamnın adamşılıgı akıl, gılım, caksı ata, caksı ana, caksı kurbı, caksı ustazdan boladı.)

İnsanoğlu insan oğlundan akıl, ilim, ar, huy denen şeylerle üstün olur.
(Adam balası adam balasınan akıl, gılım, ar, minez degen narselermen ozadı.)

Kötü arkadaş gölgedir. Başına talih kuşu konarsa ondan kaçıp kurtulamazsın, başına bir felaket gelirse, arayıp bulamazsın.
(Caman dos kölenke, basındı kün şalsa kaşıp kutıla almaysın, basındı bult şalsa izdep taba almaysın.)

Bütün insanoğlunu rezil eden üç şey vardır. Onlardan kaçmak gerekir: Evvela cahillik, ikincisi üşengeçlik, üçüncüsü zalimlik.
(Külli adam balasın kor kılatın üş narse bar. Sonan kaşpak kerek: Aveli nadandık, ekinşi erinşektik, üşinşi zulımdık.)

Mal tükenir, sanat tükenmez.
(Mal cutaydı, öner cutamaydı.)

Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, Abay yazılarıyla halkını devamlı iyiye, güzele ve gelişmeye, kalkınmaya teşvik etmiştir. Bunu yaparken de söz sanatının inceliklerini büyük bir maharetle kullanmıştır. Böylece sözlü edebiyatı çok zengin Kazak edebiyatının yazılı türünün oluşmasına da büyük bir katkı yapmıştır.

* Makale, Kazak Turkleri Vakfi Arman Dergisinin Aralik 2004 sayisinda (sayfa 22-24) yayinlanmistir.

Legolas
16-07-08, 13:36
Abdi İpekçi

1929 senesinde İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeşitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Ali Naci Karacan'ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Şubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin başyazarlığını da yürüten Abdi İpekçi, Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği gibi vazifelerde bulundu. 1 Şubat 1979 gecesi İstanbul’daki evinin yakınlarında kimliği meçhul kişi ya da kişiler tarafından öldürüldü.

ESERLERİ
Abdi İpekçi’nin Afrika, İhtilalin İçyüzü, Dünyanın Dört Bucağından gibi eserleri vardır.

Legolas
16-07-08, 13:37
Abdullah Aymaz

1949'da Kütahya'nın Emet ilçesinin Hacımahmut köyünde dünyaya geldi. İlkokulu Hacımahmut köyünde okudu. İmam Hatip Lisesi ve Yüksek İslâm Enstitüsü'nü İzmir'de okudu. Lise yıllarında Gurbet dergisinde yazıları yayınlandı. Tire ve İzmir'de öğretmenlikler yaptı. 1978'de yayınlanmaya başlayan Sızıntı dergisinde yazıları yayınlandı. Özel vakıf idareciliği ve eğitim hizmetlerinde bulundu. 1988 yılından bu yana gazetecilik yapmaktadır. İsmail Yediler, Hüseyin Bayram, Safvet Senih gibi müstear isimlerle kitaplar neşretti. Halen ZAMAN gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı ve yazarıdır. Temiz bir Türkçe, net ve açık bir ifade, "sehl-i mümteni" vasfıyla nitelendirilebilecek cümleler; Abdullah Aymaz'ın Türkçesinin belirgin karakterlerini teşkil eder.

ESERLERİ: 1- Yaratılış ve Kader, 2- Peygamberler, 3- Kaderin ilmi isbatı, 4- Ölüm ve Diriliş, 5- Kur'an ve İlimler, 6- Zeka Tomrukları, 7- Hep taze mucize, 8- İbadetlerin Getirdikleri,
9- Ruhlar ve Ötesi, 10- Şüpheler üzerine, 11- Sen Yusuf musun?, 12- Kelimeler Armonisi, 13- Hadislerin Işığında Hadiseler, 14- Onlar Yıldız Gibiydiler, 15- Duyduklarım, Gördüklerim, 16- Hatıralar Işığında, 17- Mercan Mağaraları, 18- Gaybın Haberleri, 19- Hikmet,20- Dışa Yansıyan İç Dünyamız (1-2), 21- Miraç Şehsuvarı, 22- Hücre Devleti.

Legolas
16-07-08, 13:37
Abdulvahap Kara

19.11.1961’de Istanbul’da doğan Yard. Doç. Dr. Abdulvahap Kara, Zeytinburnu Gazipaşa İlkokulu, Abdülhak Hamit Ortaokulu ve Yeşilköy Ticaret Lisesini bitirdikten sonra, 1982’de Boğaziçi Üniversitesi Elektronik Yüksek Teknisyenliği bölümünden mezun oldu. 1982-1985 Yeşilköy Atatürk Havalimanı Elektronik bölümünde görev yapan Kara, 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü bitirdi. 1987-1988 arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünde görev yaptıktan sonra, Almanya’nın Münih şehrinde bulunan Hürriyet Radyosu’na giderek, burada 1988-1995 yıllarında Kazak Türkçesi yayınlarda editör olarak çalıştı.

1995 yılında yurda dönerek Mimar Sinan Üniversitesi Tarih Bölümünde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başlayan Kara, 1997’de Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde “Kazakistan’da 1986 Almatı Olaylarının İçyüzü ve Etkileri” adlı teziyle Yüksek Lisans eğitimini ve 2002’de “Mustafa Çokay’ın Hayatı ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Bağımsızlığı Yolundaki Mücadelesi” adlı teziyle Doktora eğitimini tamamladı.

Doktora tezi “Türkistan Ateşi Mustafa Çokay’ın Hayatı ve Mücadelesi” adıyla kitap olarak basıldı ve Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2002 Biyografi dalında birincilik ödülüne layık görüldü. Türkiye’de ve Kazakistan’da yayınlanmış bir çok makalesi bulunan Kara, İngilizce, Almanca, Rusça ve Fransızca gibi batı dillerinin yanı sıra Kazakça, Özbekçe, Kırgızca gibi Orta Asya Türk lehçelerini de bilmektedir.

Legolas
16-07-08, 13:37
Abdurrahman Dilipak

1949 Haruniye (daha önce Adanaya bağlı iken bu gün Osmaniyeye bağlı bir ilçe ve yeni adı: Düziçi) de doğdu. Annesinin adı: Fatma Pakize (Aksay), Baba adı Ali; 1 Aralık 1975 de Ankara'da, Asiye (Turgut) la evlendi. Çocukları Ali Osman(1976), Ahmet Taha(1981), Fatma Zehra(1983), Ahsen Büşra(1993).

Öğrenimi: 1969 da Konya İmam-Hatip okulundan mezun oldu, Güzel Sanatlar Akademisine girmek için resim dersleri aldı. Ancak İstanbu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arap ve Fars Filolojisine girdi ve bu arada ikiyıl okuduktan sonra İstanbul Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik Halkla İlişkiler Yüksek Okuluna kaydoldu ve 1980 de bu okuldan mezun oldu.

Çalışma ve Yazı hayatı
1964 yılında kısa süreli "Düziçinde Kasırga" isimli bir kartela gazete çıkarttı. 1969 da, D.S.İ. 6. Bölge Müdürlüğünde Arazi Elektirifikasyonu Kontrolü olarak çalışma hayatına başladı, 1971 judo antrenörü oldu, 1972 kurucu Fetih Yayınevini ve Hertür Yayın Dağıtım Şirketini kurdu, 1973 Yeni Sanat Dergisi Yayın Kurulunda yer aldı. Aynı yıl MTTB Sinema Kulübü üyesi oldu. Ardından, Burak Filim Kurucu Ortakları arasında yer aldı ve Milli Sinema Tartışmalarına Katıldı. 1977 Adım Dergisi Genel Yayın Müdürü, 1988-1990 Dış Politika Dergisi Yayın Yönetmeni, 1972-1993 Milli Gazete yazarı, 1978-93 Bazın Hicret Dergisi Genel Yayın Müdürü, Seriyye Dergisi sorumlu Yazı İşleri Midürü, 1994 Cıngar Mizah dergisinde yazar. 1993 den itibaren Akit gazetesi, 1990 dan itibaren haftalık Cuma Dergisi nde yazar, 1996-1997 Haftalık Selam Gazetesi, 1996 günlük Yeni Şafak Gazetesi, Aylık Görüş (Almanya), Aylık Pir (Almanya) dergisi, Gazete Gazetesi (Avusturalya) yazar.

TV Programları: 1993-94 Kanal 7 Ateşten gömlek, 1994-95 Kanal D Haber Yorum, 1994 Kanal 6 Haber Tartışma Programı 2x2, Kanal 6 Haber Tartışma Programı Analiz, 1995-96 Beyin Fırtınası Haber Tartışma Programı, 1995-1997 NTV Haber Programı Tartışa Tartışa, 1998 Teha ya aid, 105 yerel ve bölgesel TV den oluşan Networkde yayınlanan IQ isimli program.

Ödülleri: 1996 Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Hoşgörü Ödülü, 1997 Kombassan Hoşgörü Ödülü, 1998Human Right Watch Helman Hamlet Uluslar Arası İnsan Hakları Ödülü. Ayrıca bir çok kuruluştan şükran plaketi ve belgesi...
Askerlik: 58. Er Eğitim Tugayı Kısa Dönem 1981 Burdur
Hobi: Resim yapmak ve Metapisişik konular. İlk resim sergisi 1998-İstanbul

Üyelikler:
Düziçi Milliyetçi Gençler Derneği kurucu üye 1964-1965,Mazlum-Der İnsan Hakları Ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, TGC Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Dış Basın Derneği, KUDÜS Derneği, Kurucu üye 1997, 1996 TÜREV Türkiye Engelliler Vakfı 2. Başkanı, Acıbadem Faikbey Camii Yaptırma, Yaşatma, Kültür, Sanat, Çevre Derneği Üyesi.

Danışmanlıkları ve Yönetim Kurulu Üyelikleri:
1978-1980 MSP Genel Merkezinde danışman, 1978-1980 MİLA Milli Haber Ajansı Genel Müdürü, 1989-1990 İslami Çevre Hareketi Maltepe Çevre Kültürü Gurubu Üyesi, 1989-91 Panel Dergisi Yayın Yönetmeni, 1990, 1992 Yeni Zemin Dergisi Yayın Kurulu Üyesi, Mazlum-Der, İnsan Hakları Ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği Genel Başkan Yardımcısı, 1997 Kudüs ve Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği Kurucu üye, 1991 Risale, Emre, Esra, İşaret Yayınevlerinde Yayın Danışmanlığı, 1994Teha Telif Hakları Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi, 1996Spag Stratejik Planlama Araştırma Geliştirme AŞ, 1998 Seha Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Üyesi, 1997 Müsiad Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Basın Danışmanı, 1994, 1995-96 İhlas Finans İstişare Kurulu Üyesi, Türkiyede Kim Kimdir (Who is Who in Turkey) Biyografi Asiklopedisi Seçiciler Kurulu üyesi 1995

Bu güne kadar on binin üzerinde makale, 40'a yakın kitap, 2500 e yakın konferans ve 20 yağlıboya tablo...

ESERLERİ

Cumhuriyet'in Şeref Kitabı
Abdurrahman Dilipak
İşaret Yayınları / Belgelerle Yakın Tarih Dizisi

HAKKINDA YAZILANLAR

İslamcı ressam kapış kapış
Arzu AKBAŞ
Hürriyet 7 Mayıs 2001

Eskidji Müzayede Evi'nde özel bir koleksiyon, dün satışa sunuldu. Bu koleksiyonda, Faruk Cimok, Metin Akarslan, Edis Tezel, Abdurrahman Dilipak, Mahmut Kocamemi gibi Türk ressamlarının yanısıra Avrupalı sanatçıların tabloları da bulunuyordu. Müzayedede İslamcı Akit Gazetesi'nin ressam yazarı Abdurrahman Dilipak'ın 6 tablosu yer aldı. Satışa sunulan 328 tablo, 35 ile 1500 dolar arasında alıcı buldu. Dilipak'ın eserleri ise 115 dolar ile 400 dolar arasında satıldı. Abdurrahman Dilipak'ın üç tablosunu satın alan Cemal Batur adlı kişi 200'e yakın eserin de sahibi oldu. Dilipak'ın diğer üç tablosu da farklı kişiler tarafından satın alındı.

Legolas
16-07-08, 13:37
Abdurrahman Şeref

Devlet adamı, tarihçi ve Osmanlı Devletinin son vak’anüvisti. 1853'te İstanbul’da doğdu. 1925'te öldü. İlk tahsiline Eyüp mahalle mektebinde başladı. Eyüp Rüşdiyesinde okudu. Bundan sonra 1873’te Mekteb-i Sultaniyi yani Galatasaray Lisesini bitirdi. Mahrec-i Aklam adlı mektebe umumi tarih hocası oldu. Bu vazifesinden sonra da Mekteb-i Sultanide daha sonra da, Muallim Mektebinde umumi tarih hocalığı yaptı.Daha sonra Mülkiye Mektebine müdür oldu. Burada genel coğrafya, Osmanlı tarihi, İslam tarihi, istatistik ve ahlak dersleri okuttu. Sonra da Darülfünuna devletler tarihi hocası oldu. Pekçok yerde hocalık ve müdürlük vazifeleri yaptıktan sonra, Defter-i Hakani Nezaretine, A’yan meclisi üyeliğine, Maarif Nazırlığına tayin edildi. İki defa Maarif Nazırı oldu. Bu vazifesinin yanında telif edilen eserleri tetkik komisyonu üyeliği, vak’anüvistlik, Tarih-i Osmani Encümeni Reisliği ve A’yan Heyeti ikinci reisliği gibi vazifeler verildi.

Birinci Dünya Savaşından sonra İttihat ve Terakki hükumeti iktidardan çekilince yeni kurulan Müşir İzzet Paşa kabinesinde önce Posta ve Telgraf Nazırı sonra da Devlet Şurası başkanı oldu. Salih Paşa kabinesinde önce vekaleten sonra da asaleten Maarif Nazılırlığı yaptı. Salih Paşa istifa edince açıkta kaldı. Kuvay-ı Milliye İstanbul’a gelip A’yan Heyeti kaldırılınca, Abdurrahman Şeref’in a’yan üyeliği sona erdi. Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin ikinci seçim devresinde, 1923’te İstanbul Milletvekili oldu. Ankara’ya gidip Kızılay’a başkan seçildi. Milletvekilliği sırasında hastalandı ve İstanbul’a döndü. 1925’te öldü. Mezarı Edirnekapı’dadır.
Devlet adamlığından ziyade tarihçiliği ile meşhur olan Abdurrahman Şeref, saliseden balaya kadar bütün rütbeleri kazanmıştı.

ESERLERİ

Fezleke-i Tarihi Düvel-i İslamiye (İslam Devletleri tarih özeti), Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Fezleke-i Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Zübdet-ül-Kısas, Tarih-i Asr-ı Hazır (Yaşadığımız asrın tarihi), Harb-i Hazırın Menşei (Birinci Dünya Harbinin sebeplerine dairdir), Sultan Abdülhamid-i Sani’ye Dair, Tarih Muhasebeleri, Umumi Coğrafya-yı Umrani, İlm-i Ahlak ve İstatistik, Lütfi Tarihi’nin sekizinci cildini hazırlamış ve Tarih-i Osmani Encümeni ve Türk Tarih Encümeni mecmualarında pekçok makaleleri neşredilmiştir.

Legolas
16-07-08, 13:37
Abdülhak Hamit Tarhan

Tanzimat döneminde batı tesirlerini Türk şiirine sokan şair, tiyatro yazarı ve diplomat. 5 Şubat 1851’de İstanbul’da doğdu. Babası, dedesi ve soyu ilim aleminde isim yapmış şahsiyetlerdi. Dedesi Abdülhak Molla, İkinci Mahmud ile Abdülmecid Hanın hekimliğini yapmış, şiir ve tarihle uğraşmıştı. Babası Hayrullah Efendi ise, meşhur bir tarihçi ve diplomattı.

Abdülhak Hamid ilk tahsiline Evliya Hoca, Behaeddin ve Hoca Tahsin Efendi gibi özel hocaların huzurunda başladı. Özellikle Hoca Tahsin Efendinin Abdülhak Hamid üzerindeki etkisi büyüktür Daha sonra Bebek Köşk Kapısındaki mahalle mektebi ile Rumelihisar Rüşdiyesine kısa süre devam etti. Ailesi tarafından Paris’te eğitim yapması uygun görülünce ağabeyi Nasuhi Bey ile 1863 Ağustosunda Paris’e gitti. Orada özel bir koleje başladı. Kısa zamanda Fransızcasını ilerletti. 1,5 sene tahsilden sonra, yanlarına gelen babası ile İstanbul’a döndü. İstanbul’da Fransız mektebine başladı ve Fransızcasını ilerletmek için Babı ali’de tercüme odasına girdi. On dört yaşlarındayken, Tahran büyükelçiliğine tayin edilen babasıyla birlikte İran’a gitti ve 1,5 sene özel olarak Farsça dersleri aldı. Babasının 1867’de vefatı üzerine İstanbul’a döndü.

İstanbul’a döndükten sonra, önce Maliye mektubi, daha sonra sadaret kaleminde vazife yapan Abdülhak Hamid, buralarda Ebüzziya Tevfik ve Recaizade Mahmud Ekrem'le tanıştı. Sami Paşa’dan Hafız Divanı’nı okudu. Bu arada Tahran hatıralarını anlatan Macera-yı Aşk adlı ilk eserini yazdı ve meşhur Makber mersiyesini yazmasına sebeb olan Fatma Hanımla evlendi. 1876 senesinde hariciye mesleğini seçen Abdülhak Hamid Paris Sefareti ikinci katibliğine tayin edildi ve iki buçuk sene vazife yaptı. Bu arada Fransız edebiyatını yakından tanıma fırsatını buldu. Paris dönüşü bir süre açıkta kalan Abdülhak Hamid, 1881’de Poti, 1882’de Golos, bir sene sonra da Bombay başşehbenderliklerine tayin edildi. Bombay’da üç sene kaldı. Eşi Fatma Hanımın rahatsızlığının artması üzerine, İstanbul’a dönmek için yola çıktı ise de, Fatma Hanım Beyrut’ta vefat etti.
Abdülhak Hamid Bombay dönüşünde Londra elçiliği başkatipliğine tayin edildi. Fakat Zeynep isimli manzum piyesi yüzünden vazifeden alındı. Bir süre boşta gezdikten sonra edebiyatla uğraşmayacağına söz vermesi üzerine, tekrar Londra’daki eski görevine gönderildi. Bu gidişinde İngiliz olan Nelly Hanım ile evlendi. 1895 senesinde Lahey büyükelçiliğine iki sene sonra tekrar Londra elçiliği müsteşarlığına tayin edildi. Hanımının rahatsızlanması üzerine, 1900’de İstanbul’a dönen Abdülhak Hamid, 1906’ya kadar İstanbul’da kaldı. 1906’da Brüksel büyükelçiliğine tayin edildi. 1911’de hanımı Nelly’nin ölümü üzerine Belçikalı Lüsyen Lucienne Hanım ile evlendi. Balkan savaşları sırasında kabine tarafından azledilince İstanbul’a döndü. Maarif nezareti teklif edildi ise de kabul etmedi. Bir süre açıkta kaldıktan sonra ayan üyeliğinde bulundu. Mütareke yıllarında Viyana’ya gitti. Burada sıkıntılı günler geçirdi. Cumhuriyetin ilanından sonra anavatana döndü. 1928 senesinde İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar mebus olarak kaldı. Kendisine vatana üstün hizmet fonundan maaş bağlandı. Ayrıca belediye de, dayalı döşeli bir apartman dairesi verdi. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’dadır.

Abdülhak Hamid, Tanzimat sonrası bütün edebi ve siyasi devirleri yaşamış bir şairdir. Tanzimatı, meşrutiyetleri ve cumhuriyeti görmüştür. Bu devirlerdeki Tanzimat, Servet-i Fünun, Edebiyat-ı Cedide, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca uzun seneler doğuda ve batıda diplomat olarak bulunması her iki edebiyatı tanımasına sebep oldu. Bu sebeple Türk şiirine batıdan yeni konular, serbest düşünce ve şekiller getirdi. İlk başlarda Tanzimat ekolünün tesirinde kalmış sonra batıyı tanıyınca, klasik edebiyattan ayrılarak batı tekniği ile eser vermiştir. Edebiyatımızın yeni bir çehre kazanmasında Recaizade Ekrem daha çok teorik yönünü işlerken, Hamid yazdıklarıyla bunu uygulamıştır. Eserlerinde batı edebiyatından bilhassa Shakespeare ve Victor Hugo’nun tesirleri açıkça görülür. Şiirlerindeki başlıca konu romantik ve felsefi düşünceler, ölüm duyguları ve insan kaderi hakkındadır. Şiirlerinde pekçok yabancı kelime vardır. Batı yazarlarından etkilenerek yazdığı dramalar Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Kendisine son zamanlarda Şair-i azam (en büyük şair) ünvanı verilmiştir.

ESERLERİ

Abdülhak Hamid’in eserleri iki grupta toplanmaktadır:
Şiirleri: Makber, Ölü (1885), Kahpe (1885), Bala’dan Bir Ses (1911), Validem (1913), Yadigar-ı Harb (1913), İlham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Garam (1919), Yabancı Dostlar (1924).
Tiyatroları: Hamid’in tiyatroları mensur ve manzum olmak üzere iki kısımdır. Mensur tiyatroları: Macera-ı Aşk (1873), Sabrü Sebat (1875), İçli Kız (1875), Duhter-i Hindu (1876), Tarık yahut Endülüs’ün Fethi (1879), İbn-i Musa (1880), Finten (1898). Manzum tiyatroları: Nesteren (1878), Tezer (1880), Eşber (1880), Sardanapal (1908), Liberte (1913).

MAKBER’den

Eyvah! Ne yer ne yar kaldı.
Gönlüm dolu ah u zar kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede, gelip ezelden,
Ben gittim, o hak-sar kaldı.
Bir guşede tarumar kaldı.
Baki o enis-i dilden eyvah,
Beyrut’ta bir mezar kaldı.

Legolas
16-07-08, 13:37
Abdülhamit Avşar

Ailesi 1961 yılında Doğu Türkistan'dan Afganistan'a göç etti. 1964 yılında Afganistan'da dünyaya geldi. Ailesi 1965 yılında Türkiye'ye gelerek Kayseri'ye yerleşti. İlk ve orta öğrenimini Kayseri'de tamamladı. 1986 yılında Marmara Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu (İletişim Fakültesi) Radyo-Televizyon Bölümünden birincilikle mezun oldu. Okul sırasında Yeşilçam'da bir süre çalıştı. 1987 yılında TRT'ye prodüktör olarak girdi. Çeşitli drama, belgesel ve kuşak programların yapım ve yönetimini üstlendi. Kimi yurt dışı toplantılarda TRT'yi temsil etti. Halen TRT'de prodüktörlük görevini sürdürüyor. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi SBF Siyaset Bilimi ana bilim dalında master yaptı. Şu anda da aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler bölümünde Orta Asya üzerine doktora yapmaktadır. Türkiye'de basın siyaset ilişkilerini ele alan "Serbest Cumhuriyet Fırkası" adlı yayınlanmış bir eseri olan Abdulhamit Avşar'ın çeşitli dergilerde de zaman zaman makaleleri yayınlanmaktadır. İngilizce'nin yanı sıra Uygurca ve Özbekçe başta olmak üzere çeşitli Türk lehçelerini okuyup konuşabilen A. Avşar evli ve iki çocuk babasıdır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Birsad üyesi ve Basın Birliği Derneğinin yönetim kurulu üyesidir.

Legolas
16-07-08, 13:38
Abdüllatif Benderoğlu

Abdüllatif Benderoğlu
/gazeteci/yazar/
1937’de Tuzhurmatu’da doğdu. Bir demircinin oğlu-dur. İlk ve orta öğrenimini Tuzhurmatu ve Kerkük’te yapmıştır. Kerkük’teki Irak petrol şirketinin teknisyen okulunda üç yıl okuduktan sonra 1956’da siyasi sebeplerden ötürü okuldan atılmıştır. Okuldan atıldıktan sonra kimi şirketlerde teknik ressam olarak çalışmıştır. 1964’te siyasi faaliyetlerinden dolayı Irak’tan ayrılmak zorunda kalan Benderoğlu, önce Lübnan, sonra Yunanistan, daha sonra da Bulgaristan’a gitmiş, Sofya’da yayınlanan Türkçe gazete ve dergilerde yazdığı şiirler-le hayatını sürdürmüştür. 1965’te yurduna dönen Benderoğlu, 24 ocak 1970’te Irak Türklerine kültürel hakların tanınması üzerine Kerkük ve Kuzey Bölgesi İrşad Müdürlüğüne atandı. Üç ay bu görevde kaldıktan sonra Irak Tanıtma Bakanlığına bağlı Türkmen Kültür Müdürlüğü ve haftalık Yurt gazetesinin genel yayın yönetmeni oldu. Şair Türklerin yaşadığı bir çok ülkede, bu meyanda Yunanistan, Yugoslavya, Bulgaristan, Türkiye, Azerbaycan ve Kazakistan’da bulunmuştur. Benderoğlu yaptığı hizmetler dikkate alınarak Bakü Memmed Emin Resulzade Üniversitesi tarafından 1992’de fahri doktorlukla ödüllendirilmiştir. Benderoğlu 2000 yılına kadar Yurt gazetesinin redaktörlüğünü yürütmüştür.

Legolas
16-07-08, 13:38
Aclan Sayılgan

HAKKINDA YAZILANLAR

Aclan Sayılgan öldü
Radikal 07 Eylül 2001

AA - İZMİR - Devlet Tiyatrosu'ndan emekli oyuncu Aclan Sayılgan İzmir'de öldü. Sayılgan 77 yaşındaydı. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdikten sonra Devlet Tiyatroları'nda oyuncu ve yönetmen olarak görev alan Sayılgan'ın 'Türkiye'de Sol Hareketler Tarihi' isimli bir araştırma kitabı ile 'Tutuklama' ve 'Deprem' adlı romanları bulunuyor. Sayılgan, dün İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi'ndeki törenden sonra Hamidiye Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.


X
Aclan Sayılgan Celal Öcal
Orkun 45.Sayı

"Bir pınarın serin sularına giden biri gibi Komünizm'e gittim ve boğulmuş cesetlerin ve sel basmış şehirlerin enkazı ile zehirlenmiş bir nehirden tırmanarak çıkan biri gibi komünizmi terkettim" diyen ARTHUR KOESTLER'e benzer şekilde Türkiye'yi Sovyetler Birliği'ne bağlı bir sözde cumhuriyet yapma eylemlerinin olanca şiddetiyle hüküm sürdüğü yıllarda bir tiyatro sanatçısı eserleriyle bu tehlikeye dikkat çekiyor, Sovyet devrimi gibi Türkiye'de de kan dökmekten çekinmeyen insanlara, şuursuzca bu eylemlere destek verenlere, Sovyetler Birliği'ni, Marksizmi, Sultan Galiev'i, İhtilâlin önce kendi adamlarını nasıl yediğini anlatıyordu.

Kendis iyle gazetelerin adından çok bahsettiği, Tarık Buğra'nın meşhur eseri "Ayakta Durmak İstiyorum" tiyatro oyununun İzmir'de sergilenmesi nedeniyle tanışmıştım. Macar İhtilâli'ni konu alan bu oyunda, Sovyet işgaline karşı yurtlarını savunan Macarlar anlatılıyordu. İçine girdiği Komünist örgütlerin iç yüzünü anlayınca bu büyük tehlikeye dikkat çeken eserler verdi.

Geçen zaman, onun düşüncelerinin ne kadar haklı olduğunu gösterdi.

Aclan Sayılgan'ın, sağlık ve çeşitli sebeplerle 1970'den sonra yeni eserler meydana getirememesi kaybımız oldu. Oysa Sovyetler Birliği'nin dağılmasının, Türkistan Türk Cumhuriyetlerinin oluşumunun, cezaevi isyanlarıyla kendi militanlarını yakarak ölüme götüren sol terör örgütlerinin durumunu yaşadığı tecrübelerin ışığında Aclan Bey'in değerlendirememiş olması büyük eksiklikti.

Aclan Sayılgan 1924 yılında İzmir'de doğdu. 5 Eylül 2001'de İzmir'de vefat etti. Basınımızın eski tüfek sanat eleştirmenleri Aclan Bey'e duyarsız kalarak tepkilerini gösterdiler.

Hizmetlerini saygı ve rahmetle anıyoruz.

Eserleri:
1- İnkâr Fırtınası (1962) Otobiyografi.
2- Tutuklama (Roman)
3- Deprem (Roman)
4- Yeni Sol
5- Ansiklopedik Marksist Sözlük
6- Bizim Radyo ve Operlörleri
7- Marksist Diyalektiğin Sonu
8- Soldaki Çatlaklar
9- Soldaki Bitmeyen Kavga
10- Mazlum Milletler Karşısında SSCB-Sultan Galiev
11- Yunanistan Buhranı
12- Solun Doksan Dört Yılı (1. Baskı)
13- Türkiye'de Sol Hareketler (2. Baskı Hareket Yayınları, 3. Baskı Otağ Yayınları)
14- Dünyayı Saran Tehlike
15- Parazit
16- Gölgenin Bitimi (Mehmet Soğuksulu) Hâkimiyet Gazetesi, tefrika
17- Kabahat Kimde Çehreler
18- Lenin'in Kadavrası (imzasız).

Ayrıca, çok sayıda basılmamış tiyatro oyunları bulunmaktadır.

Legolas
16-07-08, 13:38
Adil Hikmet Bey

ESERLERİ:
1.Asya'da Beş Türk
Adil Hikmet Bey
Ötüken Neşriyat / Kültür Serisi

Tarihler 1914'ü gösterdiğinde dünya üzerinde bir cihan savaşının kopacağını gösteren bulutlar dolaşıyor ve ilgili devletler savaş hazırlıklarını son hızla sürdürüyorlardı.Devlet-i Aliye'yi Osmaniye'de iktidarı kesin olarak ele geçirmiş olan İttihat ve Terakki Fırkasının en etkili mensubu harbiye nazırı ve Erkan-ı Harbiye-yi Umumiye Reisi (daha sonra başkumandan vekili de oldu) Enver Paşa idi. Enver Paşa bir taraftan oduyu ıslah ederken, diğer taraftan propaganda faaliyetlerini yürütmek üzere Teşkilat-ı Mahsusa isimli bir istihbarat teşkilatı vücuda getirmişti.

Başarısız kalan Osmanlıcılık politikasını bırakıp Türkbirliği ve İslambirliği politikalarına sarılan Enver Paşa, Teşkilat-ı Mahsusa'nın mensuplarını bütün Türk ve İslam ülkelerine salmıştı. Bu meyanda beş kişiyi de 1914'te Hindistan üzerinden Türkistan'a göndermişti. (Daha önce de Ahmet Kemal İlkul, Talat Paşa tarafından öğretmen olarak Doğu Türkistan'a yollanmıştı. İlkul'un hatıraları 1997'de Ötüken Neşriyat tarafından yayılanmıştır). Bu beş kişi 1916'daki büyük Türkistan isyanının bir safhası olan Kırgızların başlattığı Yedisu isyanını idare etmiş ve Ruslara büyük zayiat verdirmiştir. Yedisu isyanının Erkan-ı
Harbiye Reisliğini('kurmay başkanlığını) yürüten piyade yüzbaşısı Adil Hikmet Bey, hatıralarını 1928 yılında, Arap harfleriyle Cumhuriyet gazetesinde neşretmiştir. Dr. Yusuf Gedikli bahsi geçen hatıraları Latin harflerine aktarmış ve notlarla şerh edip bu eseri meydana getirmiştir. Tarihe ışık tutan bu eserin de İlkul'un eseri gibi okuyucularımız ilgisini çekeceğine inanıyoruz.

Legolas
16-07-08, 13:38
Adnan Binyazar

7 Mart 1934 yılında Diyarbakır'da doğdu. Dicle Köy Enstitüsü'nü, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü bitirdi. Çorum ve Maraş İlköğretmen okullarında, Ankara Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Yüksekokulu'nda, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde, Şentepe Lisesi'nde, Devlet Konservatuarı'nda, İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu'nda öğretmenlik yaptı. Türk Tarih Kurumu'nda görev aldı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayınlar Dairesi başkanlığına getirildi ve bu görevi sırasında Ulusal Kültür ve Çeviri dergilerinin sorumlu yönetmenliğini yaptı. Türk Dil Kurumu Yayın kolu başkanlığına seçildi. 1981 yılında gittiği Berlin'de Eğitim Senatosu'nda çalışırken, İncila Özhan'la birlikte 6 ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı ve bu çalışmalara yönelik bir Öğretmen Kılavuzu'nu hazırladı. Gymnasiumlar için Türkçe Müfredat Programı hazırlama kurullarına başkanlık yaptı. İsveç ve İsviçre'de öğretmen yetiştirme projelerinde görev aldı.

Binyazar, toplumcu düşünce ilkesiyle yazdığı deneme ve öznel eleştirilerini Toplum ve Edebiyat, Kültür ve Eğitim Sorunları, Ağıt Toplumu, Ozanlar Yazarlar Kitaplar adlı kitaplarında topladı.

Binyazar'ın öteki kitapları ise Yazmak Sanatı (Emin Özdemir'le birlikte), Dede Korkut, Cumhuriyet'in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl, Aşık Veysel, Yazın ve Bilim Dilimiz, (Metin Öztekin'le birlikte), Yazılı Anlatım Bilgileri (Emin Özdemir'le birlikte), Kan Turalı, Türk Dilinde 25 Ünlü Eser, Dedem Korkut/Vier attürkische Nomadensagan (Türkçe-Almanca), Yaralı Mahmut, 15 Türk Masalı, Öğretmen Kılavuzu, Halk Anlatıları. Eleştirilerinde kalıpların, kuralların içine sıkışıp kalmayan Adnan Binyazar, Türk dili ve yazınının tutkunlarından. Binyazar'ın eleştiriye bakış açısı, "Bir gün bir adam bana Marksist dedi. Ben de döndüm adama dedim ki siz bana Marksist diyerek aslında iltifat ediyorsunuz. Çünkü bir adamın Marksist olabilmesi için bütün klasik felsefeyi bilmesi lazım. Dünya ekonomisine hâkim olması, çağdaş düşünceyi temsil edecek düzeyde olması lazım. Benim için bunlar hayal; böyle olmaya çaba gösteriyorum, keşke olsam," sözleriyle anlam kazanıyor. Binyazar, yalın, içten, duyarlı ve gösterişsiz yazımıyla deneme türüne de yeni bir boyut kazandırmıştır.

Adnan Binyazar, Masalını Yitiren Dev adlı anı-romanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini anlatıyor. Ancak 14 yaşında ilkokula gidebilen Binyazar, yaşamla verdiği dişe diş mücadeleyi, abartıya, duygusallığa yer vermeden paylaşıyor okurla. Kendisi küçükken ayrılan annesiyle babası arasında kalan paramparça çocukluğu, İstanbul'da kimsesiz sokaklarda kalışı, pazarlarda hamallık, fabrikalarda işçilik dönemi, öldüresiye döven ustasının yaşattığı acılar, Binyazar'ın köy enstitüsüne adım atmasıyla son bulur. Binyazar, Ağın-Diyarbakır-Elazığ-İstanbul ekseninde geçen çocukluk yıllarını kaleme alırken o yılların Türkiyesi'ne ve yaşam biçimlerine de ayna tutar aynı zamanda. Diyarbakır'da bir genelevin bitişiğindeki bir avluda birlikte yaşadığı Haco Bibi, Möho, Zeko Bibi, Valentino, Leylo... birer roman kahramanı gibi canlanır.

Adnan Binyazar, özyaşamöyküsü için Masalını Yitiren Dev adını seçmesini, "Çocukluk bir dev masalıdır. Masalı bozulmuş çocukluk neyse masalını yitiren dev de odur. Birbirlerini yitirdiklerinde çocukluk devin, dev çocukluğun büyüsünü bozar. Büyüsü bozulan çocuk ise yaşamı boyunca masalını arayan bir dev gibi savrulup durur," diye açıklıyor. Binyazar, Masalını Yitiren Dev'de 'kendi açtığı kuyusunun içine dalarak' yaşadıklarına yazınsal anlamda sahip çıkıyor.

Legolas
16-07-08, 13:38
Agatha Chiristine

Agatha Christine 1926'da altınca romanı olan Roger Ackroyd Öldürüldü yayınlanana kadar tanınmış bir isim olmadı-bu roman yalnız onun degişisik tipi Hercule Pairt'yu ortaya cıkarmakla kalmadı, tamamen farklı cinayet ağıyla dedektif romanlarında bir devrim yarattı. İngiltere'nin kırsal kesimlerinden Torquay'da dogan ve bu bölgenin özelliklerini romanlarında kullanan Christie bütün yaşamı boyunca, en fazla Orta Doğu'ya olmak özere bir çok yolculuk yaptı, bu da romanlarının bir kısmında kendini gösterir. Poirot'nun yanı sıra Miss Jane Marple'ı da yarıttı, bu kişilik Mrs McGillcuddy Ne Gördü gibi bazı romanlarında cinayetleri çözdü. Christie romanlarının yanında Fare Kapanı ve Davanın Tanığı gibi oyunlar da yazdı.

Legolas
16-07-08, 13:39
Ahat Andican

Prof.Dr. Ahat ANDİCAN,1950 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Akşehir'de tamamladıktan sonra 1968 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne girdi ve 1974 yılında doktor oldu. Askerlik görevini bitirdikten sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı'na asistan olarak girdi. 1980 yılında Genel Cerrahi Uzmanı, 1984 yılında Doçent ve 1991 yılında profesör olarak akademik kariyerini sürdürdü. Bu alanda basılmış 2 kitabı ve çok sayıda makalesi vardır.

Dr. Andican, mesleki çalışmalarının yanında Türk Dünyası, Doğu Bloku ve Türk ilişkilerinin kurulmasında görev aldı. Bu konularla ilgili "Değişim Sürecinde Türk Dünyası" isimli yayımlanmış kitabı vardır.

1995 seçimlerinde Anavatan Partisi'nden İstanbul Milletvekili seçildi. 1996 Genel kongresinde MKYK Üyeliği'ne seçildi ve Basın ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı'na getirildi. 30 Haziran 1997'de kurulan Mesut Yılmaz Hükümetinde Türk Cumhuriyetleri ve Türk Toplulukları ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü görevini yürüttü. 2003 yılında Cedidizm’den Harice TÜRKİSTAN MÜCADELESİ isimli eseri yayınevimizce yayınlanmıştır. 1998-2001 Yılları arasında Basın ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. Prof.Dr. Ahat ANDİCAN, evli ve iki çocuk babasıdır.

Emre Yayınları'nda Çıkan Eserleri :
1- Değişim Sürecinde Türk Dünyası
2- Cedidizm' den Bağımsızlığa
Hariçte TÜRKİSTAN MÜCADELESİ

Legolas
16-07-08, 13:39
Ahmed Cavid Paşa

1840 yılında Kafkasya'da Vubıh (Soçi) yöresinde doğdu. Büyük Çerkes sürgününde (1864), yüz binlerce soydaşı gibi o da ailesi ile birlikte Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldı. Bandırma'nın Çinge köyüne yerleşti. Aile adı Therkhet'dir.

Yurdunu kaybetmenin ve feci sürgünün getirdiği tüm acılara karşın, bir yandan Türkçe öğrenmeye çalışırken İstanbul'dan getirttiği kitaplarla kendi kendini yetiştirerek yeni ülkeye ve yaşama uyum sağladı. Daha sonra İstanbul'a giderek memurluk yaptı. Çeşitli devlet memurluklarında bulunduktan sonra, Suriye'de Suveyde, sonradan Bandırma, Yenipazar, İstanköy, Humus ilçelerinde Kaymakam olarak görev yaptı. İstanbul'da Zabtiye Nezareti'nde çeşitli görevlerde bulundu. Mirmiran rütbesiyle sivil Paşa rütbesi verilerek Pizren, Ergiri ve Şarkikarahisar'da da mutasarrıflık yaptıktan sonra emekli oldu. İstanbul'a dönerek Üsküdar'da yerleşti.

Kaybettiği yurdunun özlemini çeken ve soykırıma uğratılan halkının acılarını dindirmek için yaşamı boyu elinden gelen herşeyi yapan Therkhet Ahmed Cavid Paşa, 1897 yılında, hazırladığı Arap harfli Adige alfabesini litograf (taşbasması) ile gizlice bastırarak Çerkes folklor ve edebiyatından derlemeler yapmaya girişti. Bu bakımdan Türkiye'de Adige dilinin alfabesini ilk kez düzenleme onuru ona aittir.

Namık Kemal'in kişisel dostu olan Ahmed Cavid Paşa, Zabtiye Nezareti'nde şube müdürü olarak bulunurken onun Avrupa'ya kaçmasına da yardımcı olmuştu. Osmanlı Devleti'nde 1908'de ikinci kez Meşrutiyet yönetiminin yürürlüğe girmesi üzerine, merkezi İstanbul'da olmak üzere kurulan "Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti"nin kurucuları arasında yer aldı ve ölünceye kadar bu cemiyette başkanlık görevlerinde bulundu. Evvelce litografla ve gizlice bastırmış olduğu Çerkes (Adige) Alfabesi'ni 1909 ve 1910 yıllarında iki kez daha bastırdı. "Adige Yani Çerkes Lisanının Söylenişi Yazılışı" (İstanbul 1911) ve "Arab Cerf" (Arap Sarfı-Grameri) adlı Adigece-Türkçe iki de broşür yayınladı. Osmanlı basınında, Çerkes sürgünlerinin durumunu belirtip onların yerleştirilme şeklindeki aksaklıklardan yakınan, onlara daha uygun toprak ve otlaklar verilmesi için Dahiliye Nezaretinin (İçişleri Bakanlığı) dikkatini çeken yazıları da yayınlanmıştır. "Çerkes İttihad ve Teavun Cemiyeti'nin organı olan "Qhuaze" (Rehber) gazetesinde Çerkes halk edebiyatından derlemelerini yayımlamış,Mehmet Ali Pçıhaluk ile birlikte hazırladığı Çerkesce-Türkçe Sözlük de bu gazetede kısmen yayımlanmıştır.

30 Ekim 1916'da İstanbul'da ölmüş olup mezarı Selimiye Camii haziresindedir.

Legolas
16-07-08, 13:39
Ahmet Almaz

Anamur’da doğdu. İlkokulu Anamur’da bitirdikten sonra Ortaokul ve liseyi Konya, Ceyhan ve Adana’da tamamladı, 1993 yılında başladığı lisans eğitimini 1998 de bitiren Ahmet Almaz ilk çalışması olan “Yıldızların Doğuşu” Gonca Yayınevi tarafından 1997 yılında yayınlandı.
Lisan eğitimi sonrasında Hasan Celal Güzel’in editörlüğünü yaptığı “Osmanlı” projesinde yer alan Ahmet Almaz “Yeni Avrasya” dergisi ve Ak Parti Genel Merkezi Dış İlişkiler Başkanlığı’nda görev yaptı. Biyografi.Net başta olmak üzere çeşitli dergilerde makaleleri yayınlanan Ahmet Almaz’ın diğer çalışmaları şunlardır:
Çocuklara Altın Öğütler/ Çocukların Vazifeleri, Ahsen Yayınları 2001
Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi/ “Dönmeler” ve “ Dönmelerin Hakikati”, Kültür Yayıncılık ve Dağıtım 2002
Karahanlılar Tarihi, Oku Yayınları 2003
Büyük Gazi’nin Hatırat Sahifeleri / Atatürk’ün Hatıraları, Oku Yayınları 2003
Fergana Güzeli, Bilge Yayınları 2004
Abbase Sultan, Bilge Yayınları 2004
17 Ramazan Suikasti , Bilge Yayınları 2004
Nevzat Yalçıntaş’tan Tarihe Notlar / Irak’ta Neler Oluyor “Yalanların Dansı” ve”Komplo”

Legolas
16-07-08, 13:39
Ahmet Buran

Prof. Dr. Ahmet BURAN Kaynakçası

Kitaplar:

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Harput’tan Hazar’a Elazığlı Şairler, Elazığ belediyesi yay. Elazığ 2006 ( Doç. Dr. Ali Yıldırım ve Y. Doç. Dr. Tarık Özcan ile)

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Nimri Dede, Hayatı ve Şiirleri, Manas Yay. Elazığ 2006

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Mehmet Bedri Yücesu, Hayatı ve Şiirleri, ManasYyay. Elazığ 2006 (Ali Yıldırım ile) (Yayına hazır)

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Türkiye Türkçesi Ağızları, Arkış Yay. Elazığ 2006 (Ercan Aklaya ve Fatih Özek ile) Yayına hazırlanıyor.

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Saatname, ………… (Yayına Hazır)

Makaleler:

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Türkiye’de Standart Dil Yaratma Çabaları ve Kürtçe, Muzaffer Özdağ Armağanı, C. 4. 2003, s….

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Konuşma Dili-Yazı Dili İlişkileri ve Cumhuriyet Devrinde Yazı Dilinin Ağızlardan Aldığı kelimeler Üzerine Bir Değerlendirme, Zeynep Korkmaz Armağanı, TDK yay. Ankara 2004, s. 80-102

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Türkçe Saatnameler ve Hibetullah İbni İbrahimin Saatnamesi, Jurnal of Turkic Civilization Studies, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, No 1 / 2004, s.263-281

Prof. Dr. Ahmet BURAN, The Role Of Kyrgyz and Russian Languages in Political Realities of Kyrgyzistan, Dialogue (Berween Civil Society and Government in Kyrgyzistan), January 2004, s.30 (dil tartışmasında bir bölüm)

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Kırgız Tili Söylönböy Kalsa Ölöt, Zaman Kırgıztan, 2 Aprel , 2004 Cıl, s. 19

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Karma Diller, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Sosyal Bilimlere Dergisi, Sayı 13, 2005, s. 79-87
(Aynı yazı, Türklük Bilimi Araştırmaları Dergisi Tuncer Gülensoy Özel Sayısında da yayınlanacak)

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Kırgızistan’daki Dillerin Bugünü ve Geleceği, Türk Yurdu, Sayı 216, Agustos 2005, s. 31-32

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Türk Tilderinde “Mayram” Sözünün Manilik Çöyrösü Cana Tekteşlik Baylanışı, Til Cana Kotormo, Cilt 1 /2005, s.38-40 (Çin/ Uygur Özerk Bölgesi)

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Kavran Alanı- Kelime Alesi İlişkileri Bakımından Türkçede Bayram, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Armağanı………….. (yayınlanacak)


Bildiriler:

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Cumhuriyet ve Dil, Türkiye Cumhuriyetinin 80. Yılı Bilgi ve Kültür Şöleni, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, 29 Ekim 2003, Bişkek / Kırgızistan (yayınlanmadı)

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Türkiyadağı Dialektologiyalık Zertteuler men Türkitanudağı Diyalektologiyalık Meseleleri, Sersen Amancalov Cene Kazirki Kazak Filologiyasının Özekti Meseleleri Konferentsiyası, A. Baytursınulı Atındağı Til Bilimi İnstitutı, 25 Kasım 2003, Almatı /Kazakistan (yayınlanmadı)

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Prosses Osvokniya i Obuçeniya Rodnogo i Nirodnıx Yazıkov Vı Kırgızstane, ICANAS XXXVII, (Mejdunarodniy Kongress Vostokovedov, 16-21 Avgusta 2004, Moskova/ Rusya (yayınlanmadı)

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Çok Dilli Toplumlarda Dil ve İletişim Sorunları- Kırgızistan örneği, 1. Uluslar arası İpek Yolu Tarih ve İletişim Smpozyumu, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, 17-18 Mayıs 2004, Bişkek/Kırgızistan (yayınlanmadı)
(Ayrıca aynı sempozyumda oturum başkanlığı)

Prof. Dr. Ahmet BURAN, 2. Uluslararası Türk Uygarlığı Kongresi, Kırgızistan -Türkiye Manas Üniversitesi, 4-6 Ekim 2004 Bişkek/ Kırgızistan (oturum başkanlığı)

Tezler: (Yüksek Lisans)

Süleyman Kaan Yalçın, İlköğretim 1. ve 5. Sınıf Türkçe Ders Kitaplarındaki Sözvarlığı Unsurlarının Eğitsel Açıdan Değerlendirilmesi, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2005, XVII +245 s. (Danışman: Prof. Dr. Ahmet BURAN)

Gülzada Narmamatova, Sanat-ı Digerestter,(Metin-İnceleme-Dizin) Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bişkek 2005, XII +221 + 38
(Danışman: Prof. Dr. Ahmet BURAN)

Işın Bilge Kağan Selçuk, Oş İli Özgön İlçesi Köylerinde Yaşayan Türklerin Ağızları ( İnceleme-Metin-Sözlük), Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bişkek 2005, V + 123

Panel-Konferans:

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Eğitim ve Bilim Dili Olarak Kırgızca, Baytik Atındagı Orto Mektep, 15 Mayıs 2004 Bişkek/Kırgızistan

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Orta Asya’daki Kültür ve Uygarlıkların Araştırılması Projesi, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, 29 Eylül 2005, Ankara

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Dünyadaki Son Gelişmeler Karşısında Türk Dilinin Geleceği, Fırat Üniversitesi, ……….. Elazığ

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Türkiye’de Dil ve Kimlik Sorunları, Aydınlar Ocağı, …………….Malatya

Prof. Dr. Ahmet BURAN, Kırgızistan İzlenimleri, TİSAV Elazığ Şubesi,……….. Elazığ

Radyo-Televizyon Konuşmaları

Kırgız Dilinin ve Kırgızların Bugünü ve Geleceği (Azatlık Radyosu )
Eğitim-Kültür ve Devlet Dili Olarak Kırgızca(BBC radyosu)


Çalışma Grupları:
Kişi Adları Çalışma Grubu(TDK)
Derleme Sözlüğü Çalışma Grubu(TDK)
Veteriner Terimleri Sözlüğü Çalışma Grubu (TDK)
Su ürünleri Terimleri Sözlüğü Çalışma Grubu (TDK)

Proje:

Orta Asya’daki Kültür ve Uygarlıkların Araştırılması Projesi ( Proje Yürütücüsü)

Legolas
16-07-08, 13:39
Ahmet Davutoğlu

1959 yılında Taşkent'te doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesi'nde tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi ve Siyaset Bilimi Bölümlerinden mezun oldu. Aynı üniversitenin Kamu Yönetimi Bölümünde yüksek lisans, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde doktorasını tamamladı. 1990-1995 yılları arasında Marmara Üniversitesi'nde çalıştı. 1993'te doçent, 1999'da profesör oldu. Halen Beykent Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanlığını yürütmektedir.

ESERLERİ

Stratejik Derinlik / Türkiye'nin Uluslararası Konumu
Ahmet Davutoğlu
Küre Y.
Türkiye'yi çevreleyen yakın kara, yakın deniz ve yakın kıta havzaları, coğrafi olarak dünya anakıtasının merkezini, tarihî olarak da insanlık tarihinin ana damarının şekillendiği alanları kapsamaktadır. Soğuk savaş sonrası dönemin getirdiği dinamik uluslararası ve bölgesel konjonktürde en yakın havzasından başlayarak dışa açılması kaçınılmaz olan Türkiye'nin stratejik derinliğinin yakın kara, yakın deniz ve yakın kıta bağlantıları ile yeniden tanımlanması ve bu derinliğin jeopolitik, jeoekonomik ve jeokültürel boyutlarının dış politika parametreleri olarak kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Modernite Avrupa-merkezli bir tarihî sürecin eseriydi; küreselleşme ise kaçınılmaz bir şekilde başta Asya olmak üzere bütün insanlık birikimini tarihin akış seyrinde tekrar devreye sokacak unsurlar taşımaktadır. Tarihî birikimi etkin bir açılıma temel sağlayacak toplumların öne çıkacağı bu süreçte Türkiye Tarihî derinliği ile stratejik derinliği arasında yeni ve anlamlı bir bütün oluşturma ve bu bütünü coğrafî derinlik içinde hayata geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Stratejik açıdan mihver bir ülke olan Türkiye, bu sorumluluklarının gereğini yerine getirmesi durumunda, yeni dengelerin oluşacağı daha istikrarlı uluslararası konjoktürlere daha uygun şartlarda giren merkez bir ülke konumu kazanacaktır.

Legolas
16-07-08, 13:40
Ahmet Ertürk

HAKKINDA YAZILANLAR

'TMSF Başkanı Ahmet Ertürk komando kampında imamdı'

Araştırmacı İsmail Nacar, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk'ün gençliğinde anti-komünist bir komando kampında imam olarak görev yaptığını söyledi. Nacar'ın da bulunduğu kampta tek tip mavi gömlekler giyiliyordu

Ahmet Erhan Çelik - Ankara

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Ahmet Ertürk'ün gençliğinde anti - komünist bir komando kampında "imam" olarak görev aldığı ortaya çıktı. Ertürk gibi Malatyalı gençlerin katıldığı kamp 1969 yılında kuruldu. Gençlerin uzun kollu ve yakasız tek tip mavi gömlekler giydiği kampın, "silahlı eğitim" aşamasında dağıtıldığı öğrenildi.

TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, bu konudaki sorumuza şu yanıtı vardı: "Bunlar kişisel konulardır. Evet ya da hayır demem. Değerlendirme yapmam gerekirse felsefi çerçeveyi koruyarak ben yaparım."

Ertürk'ün geçmişiyle ilgili açıklamalar, "Biz ağabey - kardeş gibiydik" diyen araştırmacı İsmail Nacar'dan geldi. Nacar, Ertürk'ün, "Erbakan İslamcılığı Türkiye'ye yapılmış kötülüktür" başlığıyla 17 Temmuz tarihli Milliyet Business'ta yayımlanan açıklamaları üzerine konuşma kararı aldığını belirterek, "Ertürk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Korkut Özal'ın tepkisini çekmemek için geçmişini saklamaya çalışıyor" diye konuştu. Nacar, sorularımıza şöyle yanıt verdi:

'Haksızlık ediyor'

Ertürk'ün komando geçmişiyle ilgili neden açıklama yapıyorsunuz?

Milliyet Business'taki söyleşiyle ilgili bana çok telefon geldi. Gazeteyi okuduğumda da dünyam başıma yıkıldı. Ömrümüzü idealizm için harcadık. Ama gelinen noktada TMSF gibi mazlumların hakkını koruması gereken bir kurumun başındaki insan mevcut konumunu korumak için hak ölçülerini unutarak geçmişine ve insanlarına haksızlık ediyor.

Siz o söyleşide Malatya Hareketi'ni soruyorsunuz ama Ertürk hareketin fikri lideri Sait Çekmegil'in adını saklıyor. Çünkü bu hareket tasavvuf karşıtıdır. Ertürk, tasavvuf ve tarikatla yoğrulmuş Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Korkut Özal'ın tepkisini çekmemek ve yerini korumak amacıyla hem Çekmegil'in adını söylemiyor hem de doğruları anlatmıyor.

Bilinmeyen kitap

Sait Çekmegil adı ne ifade ediyor?

(Ertürk) Çekmegil ismi duyulduğunda İskenderpaşa ve İsmailağa dergâhlarında hakkımda şüphe uyanır diye düşünüyor. Çekmegil, Ecevit'ten Demirel'e, Erbakan'dan Özal'a bir çok liderden iltifat gören itibarlı bir fikir adamıydı.

Ama hurafelere ve Erbakan İslamcılığına karşıydı. Biz 4 üniversiteli olarak 1974 yılında "Çekmegil'in Eseri Neyi Anlatır?" adıyla bir kitapta yayımladık. O üniversiteliler arasında Ertürk de vardı. Ertürk de Çekmegil'le birlikte anılan Malatya ekolünden gelir.

'Kampı yüzbaşı kurdurdu, mavi gömlekliler denildi'

Komando kampını nerede, nasıl kurdunuz?

Kampı komünizm tehlikesine karşı sonradan yüzbaşı olduğunu öğrendiğim bir askerin telkinleriyle 1969'da Malatya'da kurduk. Kamp, Malatya'dan Elazığ'a giderken tepeyi aştığınızda solda tepede ağaçlık bir yerdi. Kampa katılan gençlere Mussolini'nin kara gömleklilerinden esinlenerek mavi gömlekler diktirdik.

Kampın imamı olarak da Ahmet Ertürk'ü tayin ettim. Vücudu zayıftı ama güzel Kuran okuyordu, kamptaki gençlere namaz kıldırıyordu. Ben o zaman 19, Ertürk ise 17 yaş civarındaydı. Ama iş silahlı eğitime geldiğinde kampı dağıtma kararı aldık. Ertürk'ün babası Sait Ertürk de içimizdeydi.

Sözünü ettiğiniz askerle nasıl tanıştınız?

Malatya'da Söğütlü Camii vardır. Orada namaz kılarken tanıştığım bir adam vardı, 35 - 40 yaşlarında biri. Adını bile bilmiyordum, kamp meselesini bana o açtı. Daha öncede bana Hitler'in Kavgam, Mussolini'nin Kara Gömlekliler İhtilali gibi kitaplar getirmişti.
Ben de Ertürk dahil 30 - 40 arkadaşa bu kitapları dağıtmıştım. Kamp meselesini açınca bizi bir tüccara götürdü. Oradan mavi kumaş aldık, arkadaşların ölçülerine göre terzide gömlek diktirdik.

Gömlek modeli nasıldı?

Gömlekler uzun kollu ve yakasızdı. Mussolini'nin kara gömleklerinden esinlenmiştik. Herkes kampta bu mavi gömlekleri giyerdi.

Kamp faaliyeti ne kadar sürdü, katılımcı sayısı neydi?

20 - 25 kadar genç vardı. O asker silahlı eğitim filan demeye başlayınca kampı kapattık. Zaten Çekmegil de böyle şeylere şiddetle karşıydı. Bir gün (Malatya'daki) İsmet Paşa heykelinin önünde o camide tanıştığım kişiyi gördüm. Siması hiç yabancı gelmedi ama yüzbaşı kıyafeti içindeydi. Yüzüne dikkatle bakınca beni tanıdı, "Kusura bakma ben askerdim" dedi. O tarihlerden sonra ne ben kendisini gördüm ne de o beni gördü. Ben de tamamen partiler üstü, gruplar üstü bir konum aldım. Ne sağ ne sol görüş içinde olmadım. Kendimi fikri bir gerilla gibi geliştirdim.

Sait Çekmegil kimdir?

Malatya'nın yerlilerinden olan Sait Çekmegil 1926 yılında doğdu, geçen yıl 24 Temmuz'da vefat etti. İslami kesimde fikri disiplin - ekol sahibi kişi anlamına gelen 'mütefekkir' sıfatıyla anılan Çekmegil, "eleştirel" görüşleriyle tanınıyor.

Çekmegil, Anadolu'da tasavvuf karşıtı en önemli fikri akım kabul edilen Malatya Hareketi'nin lideri kabul ediliyor. "Eleştirel, doğru ölçüyü arama ve buna göre sonuca ulaşma" diye tanımlanan düşünce yöntemi nedeniyle dergâh, şeyh ve tarikatlara karşı olan Çekmegil, Korkut Özal başta olmak üzere Özal ailesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Refah Partisi eski Genel Başkanı Necmettin Erbakan gibi isimlerin 'ilişkide olduğu iddia edilen' İsmailağa, İskenderpaşa gibi cemaatleriyle fikri mücadele yürüten en önemli isimlerden biri olarak tanınıyor.

Aynı zamanda yazar ve şair olan Çekmegil'in "Ruhta İnkılap", "İnsanoğlu Kendini Arıyor", Dünya İslam Devleti" gibi 40 yakın kitabı bulunuyor. Necip Fazıl Kısakürek'le birlikte Büyük Doğu'nun kurucuları arasında yer alan Çekmegil'in asıl mesleği ise terzilik.
Malatya Hareketi'ndeki en önemli olay ise 1952 yılında Vatan gazetesinin Başyazarı Ahmet Emin Yalman'a yönelik suikast olarak gösteriliyor. Çekmegil'e bilgi verilmeksizin gerçekleştirilen ve tetikçi olarak Hüseyin Üzmez'in yer aldığı bu suikast İslamcı kesimdeki ilk silahlı eylem kabul ediliyor.

Ertürk kitabını yazdı

Sait Çekmegil hakkındaki yazıların derlendiği "Çekmegil'in Eseri Neyi Anlatır?" başlıklı kitap 1974 yılında Sanih Yayınları tarafından basıldı. Kitabı derleyen ve kendilerine üniversiteliler adını veren 4 kişilik ekipte Ahmet Ertürk'de bulunuyor. Diğer üç üniversiteli ise şöyle: Sacit Duman, İsmail Öztoprak ve İsmail Nacar.

Başbakan'ın başdanışmanlarından Cüneyt Zapsu'nun dedesi ve Ehli Sünnet dergisi başyazarı Abdurrahman Zapsu hoca efendinin Çekmegil'le ilgili yazısında ise Çekmegil'den "devrimci" sıfatıyla söz ediliyor. Dede Zapsu'nun yazdıkları şöyle:
"Ruh meselelerini birçok kimseler ele almışlardır. Mesela İbni Sina'nın ruh manzumeleri... İmam Gazali'nin ruh hakkındaki inkılabı (devrimi) kendi yaşadığı asrın icabına göredir. Bizim yaşadığımız asrın icabına göre de inkilab isteyen aziz şairimiz Said Çekmegil...

İsmail Nacar kimdir?

1950 yılında Malatya'nın Akçadağ ilçesi Kurtuşağı köyünde doğdu. Lise eğitimini Elazığ'da ve Adıyaman'da tamamlayan Nacar, lisans eğitimini Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde Ortaçağ Tarihi Kürsüsü'nde yaptı. Nacar, 1970'li yılların başından 80'li yılların sonlarına kadar Yeni Atılım dergisini çıkardı. Tarikat ve tasavvuf düşüncesine yönelik eleştirileriyle tanınan Nacar'a "solcu İslamcı" sıfatı takanlar oldu.

Ertürk Milliyet Business'ta ne demişti?

Ahmet Ertürk, 17 Temmuz tarihli Milliyet Business'ta yayımlanan söyleşide memleketi Malatya'dan doğan ve kentin ismiyle anılan fikri hareket hakkında açıklamalarda bulunmuştu. Saatçi Musa adıyla anılan ve Ahmet Emin Yalman suikastının planlayıcısı olarak bilinen Musa Çağıl'la ilgili anılarını da aktaran Ertürk Malatya Hareketi için şunları şöylemişti:

"Eğer Malatya Hareketi diye bir şey varsa bu tasavvuf karşıtı bir hareketti. İsmail Nacar'ı tanırsınız. Nacar o dönemlerde yeni liseyi bitirip Malatya'ya gelmiş bir adamdı. 1968'li yıllardan söz ediyoruz. O dönem Malatya'da solun yükseldiği yıllardır. Nacar'da daha çok MHP'nin sürüklediği hareketlerin içinde yer alan aktif birisiydi. İsmail'le o dönemden bizim tanışıklığımız vardır. İsmail'in şu andak söylemi nasıldır? Tasavvuf karşıtıdır. Tasavvuf literatürünü yerden yere vuran görüş aslında Malatya'ya hâkim olan görüştür. Tasavvufun yanlış bir islam yorumu olduğuna inanılır. Saptırılmış diyenler de vardır."

Legolas
16-07-08, 13:40
Ahmet İnsel

13.3.1955 doğumlu. 1982 yılında Paris 1 Pantheon Sarbonne Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde doktora yaptı. 1984 yılından beri aynı üniversitede öğretim üyeliği yapan İnsel, Galatasaray Üniversitesi'nde de dersler veriyor. Birikim Dergisi yazarlarından olan Ahmet İnsel, İletişim Yayınları Genel Yayın Yönetmeni.

ESERLERİ

Türkiye Toplumunun Bunalımı, Birikim Yayınları, İktisat İdeolojisinin Eleştirisi, Birikim Yayınları, Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye, Ayrıntı Yayınları.

Legolas
16-07-08, 13:41
Ahmet Oktay

Ahmet Oktay 1933 yılında Ankara'da doğdu. Yazmaya çok erken başladı: ortaokul sıralarında. İlk şiiri, 1949-1950 yılları arasında Gerçek dergisinde yayımlandı. Öğrenimini lisede yarım bırakarak çalışmaya başladı. Ahmet Oktay, 1950'li yıllarda ikinci yeni hareketine öncülük ettiği söylenebilecek olan Mavi Hareketi içinde yer aldı ve aynı adlı dergide yazıları ve şiirleriyle etkin bir rol oynadı. 1961 yılında Yeni İstanbul gazetesinin Ankara bürosunda "parlamento muhabiri" olarak profesyonel gazeteciliğe başladı. Ankara Ekspres, İktisat ve Piyasa, Vatan gibi gazetelerde muhabir olarak çalıştıktan sonra 1965 yılında TRT Haber Merkezi'nde çalışmaya başladı. 1976 yılında, siyasal iktidar değişince TRT'den istifa ederek Akajans, ardından da Dünya gazetesi haber müdürlüğü görevlerini yürüttü. 1978'de yeniden TRT'ye döndü. 1982'de buradan emekliliğini isteyip ayrıldı. Daha sonra Milliyet gazetesine geçti. 1993 Şubat'ında müdürlerinden biri olduğu Milliyet'in yazı işlerinden ayrılarak kendini tümüyle yazmaya verdi.

ESERLERİ

Şiir: Gölgeleri Kullanmak (1963), Her Yüz Bir Öy

Legolas
16-07-08, 13:41
Ahmet Selim

1944 yılında İstanbul'da doğdu. Doğduğundan beri de İstanbul'da yaşıyor. Mihrimah Sultan İlkokulu'nun ilk mezunlarındandır. Daha sonra ki tahsillerini Karagümrük Ortaokulu'nda, İstanbul Erkek Lisesi'nde, İktisat Fakültesi'nde tamamladı. İlk yazısı, henüz lise öğrencisi iken "Yeni İstanbul"da yayınlandı. Müteakiben değişik fasılalarla Yeni İstanbul, Son Havadis, Haber, Hakikat, Dünya, Bizim Anadolu, Sabah gibi gazetelerde yazıları çıktı. 1971'den sonra eski Sabah gazetesinde 13 yıl, muntazaman, makaleler, köşe yazıları, başyazılar yazdı. Ufuk ve Dağarcık dergilerinde hem yazdı hem neşriyat yönetimini üstlendi. Asıl adı Zeki Önel'dir. 24 Şubat 1988'den beri ZAMAN Gazetesi'nde köşe yazısı yazmaktadır. Evli ve bir çocuk babasıdır.
Yayınlanan kitapları şunlardır: 1- Din-dil-Tarih Şuuru, 2- Din- Medeniyet ve Laiklik, 3- Dünya İslâm'a Muhtaç (2 cilt), 4- Uyanış Zamanı, 5- Millî-Manevî Bütünlüğümüz.

Legolas
16-07-08, 13:41
Ahmet Taşgetiren

1948 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya geldi.Orta halli bir çiftçi aileye mensup.İmam-Hatip Lisesinde okudu.Gonca isimli okul gazetesinde ilk yazı tecrübeleri yayınlandı.1966 yılında Yüksek İslam Enstitüsü’nde okumaya başladı.Güreş, futbol ve voleybol sporlarıyla ilgilendi.İmam-Hatip Lisesi ve Yüksek İslam’ın voleybol takımında oynadı.Yeniden Milli Mücadele hareketi içinde yer aldı ve aynı adlı derginin yazarlarından oldu.Pınar dergisinde şiir,hikaye ve denemeleri yayınlandı.1975’te Bayrak gazetesinde yazarlık yaptı.1978 yılında Tercüman gazetesinde profesyonel gazetecilik hayatına başladı.1988 yılına kadar yazı işleri kadrosunda çalıştı.İki yıl Türk Edebiyatı dergisi yazı işleri müdürlüğü yaptı.1986’da Altınoluk dergisinin kuruluş çalışmalarına katıldı.Aynı dönemde Zaman gazetesinde haftalık yazılara başladı.Bilahare Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığına devam etti.Evli ve 5 çocuk babası.

Legolas
16-07-08, 13:41
Ahmet Tulgar

Doğum Tarihi 01.01.1967

G. Başlangıç Yılı 1987
G. Başlangıç Kurumu Sabah Dergi Grubu
Çalıştığı Kurumlar Sabah Dergi Grubu, Markom Leo Burnett Reklam Ajansı, Güneş, Nokta, Akis, Kanal D, Sabah, Show TV,Akşam...

Özgeçmiş Milliyet Gazetesi'nin röportaj yazarı. Gazeteciliğe 1987 yılında Sabah Dergi Grubu Dönemli Yayıncılık'ta başladı. Aynı grupta kısa bir süre A La Carte dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. 1988 yılında Güneş yayınlarında çıkan Boom gençlik dergisinin yayın yönetmeni oldu. Markom Leo Burnett reklam ajansında metin yazarlığı yaparken Metin Münir'in Güneş gazetesine ilk transferlerinden biri oldu. Güneş'te Genç Bakış adlı sayfaların ve Güneş gençlik dergisinin yayın yönetmeni oldu. 1992-93 yıllarında Nokta dergisinde çalıştı. 1994'te Akis dergisinde çalıştı. 1995'te Kanal D'de yayınlanan Devriye programının yayın yönetmeni oldu. Sabah gazetesinde çalıştı. Ardından kısa bir süre Show TV. 1997'de Milliyet grubuna girdi. Önce Artı Haber dergisinin editör ve yazarıydı. Şimdi Akşam yazarı. Bir öykü kitabı, bir de makale kitabı yayımladı.

Legolas
16-07-08, 13:41
Ahmet Cevdet Paşa

Ahmet Cevdet Paşa(1822 – 1895)

Osmanlı devlet adamı, tarihçi ve hukukçu. 12 ciltlik bir Osmanlı tarihi yazmış, Mecelle'nin hazırlanmasında önemli rol oynamıştır.
1822 – 1895 yılları arasında yaşamıştır. İlköğrenimini Lofça'da yaptı. 1839'da İstanbul'a gelerek Fatih'teki Papasoğlu Medresesi'ne girdi. Burada öğrenimim sürdürürken bir yandan da tarih, coğrafya, astronomi, matematik gibi alanlarda özel ders aldı ve Fransızca öğrendi. Medreseyi 1844'te bitirdikten sonra Premedi (bugün Arnavutluk'ta) kazası kadılığına atandı. 1845'te İstanbul ruüsu alarak müderris oldu. 1846'da Sadrazam Mustafa Reşid Paşa'nın yanında görevlendirildi. Bu tarihten paşanın öldüğü 1858'e değin hukuksal konularda danışmanlık yaptı. 1849'da, olağanüstü görevle Bükreş'te bulunan Fuad Efendi'nin (Paşa) yanma gönderildi. 1850'de Meclis-iMaarif üyeliğiyle birlikte Darülmuallimin müdürlüğüne atandı. 1851'de yeni kurulan Encümen-i Daniş üyeliğine getirildi. Bu kurul tarafından Osmanlı Deveti'nin 1774'ten sonraki tarihini yazmakla görevlendirildi. 1855'te vakanüvisliğe atandı. 1856'da Galata kadısı oldu. 1857'de "Mekke" payesi aldı.

Fransızca, Farsça öğrenmiş, bunun yanısıra matematik, felsefe, kozmoğrafya ve tabii ilimler üzerinde de çalışmış dönemin ünlü bir hukukçusudur. Kadılık, Divan-ı Ahkam-ı Adliye Reisliği yapmıştır.
“Mecelle-i Ahkam-ı Adliye” isimli hukuk metnini oluşturanların başında gelmiştir. Divan-ı Ahkam-ı Adliye Reisliği nazırlığı (bakanlığa) çevrilince ilk adalet bakanı olmuştur. Beş kez adalet bakanlığı, üç kez eğitim, iki kez evkaf, bir kez dahiliye, ticaret ve ziraat bakanlıklarında bulunmuştur. “Cevdet Tarihi” en önemli eseridir.

Legolas
16-07-08, 13:41
Ahmet Hamdi Tanpınar

Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul'da doğdu.İstanbul'da Ravaz-i Maarif İbtidaisi'nde, Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde, Vefa, Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar mektebini bırakarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1923 yılında mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara liseleriyle, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı, aynı akademide estetik ve sanat tarihi dersleri verdi (1932 - 1939). 1939 yılında İstanbul Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atandı. Maraş Milletvekili olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalıştıktan sonra 1949 yılında İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962 tarihinde İstanbul'da öldü.

Öykü Kitapları

Abdullah Efendi'nin Rüyaları (1943), Yaz Yağmuru (1955), Hik(yeler (Kitaplaşmayan iki hikâyesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983).

HAKKINDA YAZILANLAR

Hazır Reçete Yok !
Her şey bizden bir yeni terkip bekliyor
Mahmut Çetin

Türk aydını, Osmanlı devletinin Batı karşısında çözülmesiyle yeni bir kültür dünyasına açılır.Bu çaba Osmanlı devletinin yıkılması ve onun değer yargılarının tasfiyesiyle hızlanır.Aydınlarımız bu maksatla önce yerli olanla islami olanı ayırıp, yerli olana bağlanmayı dener.Ardından yerli olan kültür kaynağını iyice daraltıp folklordan hareketle teorik bütüne ulaşmayı düşünürler.Folklordan hareketle bir çok fikri üretim yapılmasına rağmen, bu arayış asıl amaç olan ‘yeni bir teorik zemin’i oluşturamaz.I.Tarih Kongresiyle ortaya yeni bir tez atılır.Tez şudur: “Bütün dünyaya şamil medeniyetin mebde ve menşei Orta Asya’dır.”(1)

Erol Güngör esaslı bir eleştiriye tabi tuttuğu bu tezi şöyle özetler.Yeni teze göre Orta Asya medeniyetin beşiğidir.Türkler Orta Asya’da yaşarken bir kuraklıkla yurtlarından ayrılmışlar, dünyanın değişik yerlerine göç etmişler ve medeniyeti dünyaya yaymışlardır.Bu arada Anadolu, Mısır ve Mezopotamya’da yeni yeni medeniyetler kurmuşlardır.Etiler, Hititler ve Sümerler gibi.Türkler müslüman olunca yeni bir göç dalgasıyla yeniden Anadolu’ya ulaşmışlar, buradaki Eti , Hitit kültürleriyle yeniden kaynaşmışlardır.Anadolu 4 bin yıllık Türk yurdudur.Cumhuriyetle bu en eski Türk kültürlerine sahip çıkılmıştır.(2)

Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı zinciri Türk tarihinden bir sapma mı ?

Teorinin buraya kadar olan kısmı, Anadolu üzerinde gözü olan Batı ülkelerine karşı sevimli bir çıkış olarak görülebilir.Ancak teoriyi üretenler hızını alamayıp asıl Türk tarihinin kaynağını Anadolu Medeniyetleri adı altında Eti-Hitit-Sümer zincirine bağlar ve Türk tarihinin Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı zincirini asıl özden bir sapma olarak niteler.Bu nedenle Türklerin müslümanlaşmasından sonraki dönemler, gözden geçirilmesi gereken dönemlerdir.Aydınlar başlangıçta -genellikle- kabul etmekle birlikte zaman bu tezi geçersiz kılar.

İki ara bir dere: Batı

Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı dönemini es geçerek oluşturulmak istenen tarih anlayışlarının geçersizliği, arayış içindeki odakları, Batı medeniyetini evrensel tek bir medeniyet olarak görmeye ve ona entegre olmaya itmiştir.

Batı medeniyetine entegre olma düşüncesi Nurullah Ataç tarafından teorik birliğe ulaştırılmaya çalışılır.Belki de yabancılaşma dönemi boyunca sınırlı da olsa başarıya ulaşmış tek düşünce budur.1938 yılından sonra fikir hayatımıza bu düşünce hakim olmuştur.Bu görüşe göre Batı medeniyetinin gelişme çizgisi, bütün insanlık için ortaktır.Batı medeniyeti dışında ortaya çıkan medeniyetler ayrıktır ve onların ancak folklorik bir değeri vardır.Yerli medeniyetlerin tasfiye edilip, Batı medeniyetine adapte olmaları tarihi bir zarurettir.Bundan dolayı Yunan, Latin ve Fransız kaynaklarından Batı kültürü aktarılarak, pozitivizmde karar kılınmıştır.Resmi görüşe paralel olarak, Batı’dan aktarılan yeni fikir akımları sınıf ya da üretim temelinden yoksun olmasına rağmen siyasi yönelişlerde ve kadrolaşmada kaynak olmuştur.Batı alıntılarıyla, aktarmacılığıyla devlete ‘kapılanma’ mümkün olduğundan resmi siyaset ve kültürü kendilerine göre yorumlayan siyasi gruplar, üretimden kaynaklanmayan gelirlerle ‘sübvanse’ edilerek ithal bir kültür ortaya konmuştur.(3)Bu aktarma kültürün etkisi günümüzde azalarak sürmektedir.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ileri sürülen tarih görüşleri 1950 sonrası serbestlik ortamıyla, devlet görüşü olmaktan çıkmıştır.Bu görüşlerin ileri sürüldüğü dönemlerde ise daima karşı tezler var olmuştur.

Kültüre dayalı çözüm: ‘değişerek devam etmek’

Bu karşı tezlerden biri de Anadoluculuktur.Özellikle Yahya Kemal’in tarih görüşü bu isimle ifade edilmiştir.Bu görüşe göre Türk Tarihi, Malazgirt Zaferiyle başlar.Dilin ve milletin önceki macerası, bu tarihin bir çeşit mukaddimesinden ibarettir.Malazgirt Zaferi, İstanbul’un Fethi ve Milli Mücadele, Fransız İnkılabı çapında ‘doğu rönesansı’na kaynaklık etmişlerdir.

Yahya Kemal’in fikri halefi durumundaki büyük yazarımız Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur adlı şaheserinde roman örgüsü içinde üç önemli tezi de yoğurmaktadır.Tarihinin sürekliliği, kültür devrimlerinin başarısızlığı ve milli çözüm: halkın gücü.

Bizim üç ana başlıkta topladığımız Huzur tezleri, bütüncül bir tarih tezi ortaya koymuştur.“Yalnız bir şeyi biliyoruz.O da bir takım köklere dayanmak zarureti, tarihimize bütünlüğünü iade etmek zarureti.bunu yapmazsak ikiliğin önüne geçemeyiz.Muvazalar daima tehlikelidir.”(4)

Tarihi bütünlüğün sağlanması, yani tarihin bir takım zoraki tezlerle değil, sadece vakıa-olgu olarak değerlendirilmesini gerektirir.Tarihin belirli devirlerini tasviye edip yerine mantıki tezler teklif edememe durumu, toplumda mutlak bir yabancılaşmayı başaramasa da değer yargılarını yozlaştırmaktadır.
Bu tahribat nedeniyle fertler, toplumlarına has hüviyetlerini temsil edemez hale gelmektedir.Hüviyetini bulamayan fertlerin oluşturduğu toplum bunalımlara gebe bir toplumdur. “Evvela insanı birleştirmek.Varsın aralarında hayat standardı yine ayrı olsun; fakat aynı hayatın ihtiyaçlarını duysunlar.”(5)Köklerine bağlı fertler, farklı içtimai sınıflara mensup olsalar bile ‘biz şuuru’nu muhafaza edeceklerdir. “Maziyi ihmal edersek hayatımızda ecnebi bir cisim gibi bizi rahatsız eder.”(6) Tarihi birikimden kaçmak boşuna bir çabadır.İnsan için hafıza neyse, millet için de tarih odur.Nasıl insan fikir değiştirebildiği halde hafızasını silip atamamaktaysa, milletler de günlük zaruretler nedeniyle tarihi birikimlerini silip atamazlar.Silip atmaya kalktıkları durumda bile hayatın tabii akışı ‘günlük dayatma’ları geçersiz kılacaktır.Yabancılaştırmanın başarıldığı iddia edilen sömürge topraklarda bile toplumsal doku hepten silinememekte ve tarihi birikim ‘ecnebi bir cisim gibi’ insanları rahatsız etmektedir.

Halkın içinde ve önünde aydın

Toplum için değişik bakış açılarıyla değişik tasnifler yapılabilir.Bunlardan biri de halk ve aydın ayırımıdır.Halk ve aydın ikiliği yabancılaşma döneminin başından itibaren cemiyetimizde etkisini gösterir.Türk toplumu için bu iki kesim de yeni dönemin rengini vermeğe tek başına yeterli değildir.Huzur romanındaki karakterlerden Mümtaz, Türkiye’nin kültür birliği sağlanamadığından gelecekten ümitsizdir.Ancak romanın diğer kahramanı İhsan yani romandaki Yahya Kemal, “Güçlük var.Fakat imkansız değil.Biz şimdi bir aksülamel devrinde yaşıyoruz.Kendimizi sevmiyoruz.Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede’yi Wagner olmadığı için, Yunus’u Varlaine, Baki’yi Goethe ve Gide yapamadığımız için beğenmiyoruz...Coğrafya, kültür, her şey bizden bir yeni terkip bekliyor; biz misyonlarımızın farkında değiliz.Başka milletlerin tecrübesini yaşamaya çalışıyoruz”(7) der.

Başkasının hayatını yaşayamazsınız

Medeniyetlerin farklı gelişme çizgileri vardır.Ancak batıcı ortodoks görüşe göre Batı medeniyeti evrensel ideal gelişim sürecinden geçmiştir.Bu medeniyetin dışındaki medeniyetlerin yaşaması, Batı medeniyetine adapte olmasına bağlıdır.Bu görüş kültür hayatımıza hakim olmuş ve aydınımızı kültür ikiliğine yani kimlik bunalımına düşürmüştür.Bu hususta Tanpınar’ın işareti şudur: ‘başka milletlerin tecrübesi’nden faydalanılabilir, ama onun tecrübesini yaşamak mümkün değildir.

Kaynaklar
1.İnanç ve Kültür Sadettin Elibol s.133
2.Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik Erol Güngör s.66
3.Niçin Arabesk Değil Sibel Özbudun s.40
4-7.Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar s.302-304

Legolas
16-07-08, 13:42
Ahmet Kutsi Tecer

4 Eylül 1901'de Kudüs'te doğdu. 1929'da İstanbul Darülfünunu Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Bir süre edebiyat öğretmenliği yaptıktan ve Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi üyeliğinde bulunduktan sonra 1942-1946 döneminde milletvekili seçildi. 1949-1951 arasında öğrenci müfettişi olarak Fransa'da bulundu. 1950'de Unesco Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine getirildi. Türkiye'ye döndükten sonra, emekli olduğu 1966 yılına kadar İstanbul'da öğretmenlik yaptı.Tecer edebiyata şiirle başladı.

Şiirleri 1921'den sonra Dergâh ve Milli Mecmua gibi dergilerde çıktı. Daha sonra Varlık, Oluş, Yücel ve Ankara Halkevi'nin çıkardığı, kısa bir süre de kendisinin yönettiği Ülkü gibi dergilerde şiirlerini yayınladı.Şiirlerini 1932'de Şiirler adlı kitabında topladı.Bu kitabın yayınından sonra yazdıkları yalnızca dergilerde kaldı.Şiirlerini hece ölçüsüyle yazdı.Daha sonra başladığı oyun yazarlığında da milli değerlere önem vermiştir. İlk ve en önemli oyunu Köşebaşı'nda Batı'ya özenenleri eleştirir. 1961'de sahnelenen son oyunu Satılık Ev yayımlanmamıştır. Çoğunluğu dergilerde olmak üzere Halk edebiyatı ve folklor konularında çeşitli incelemeleri de vardır. 23 Temmuz 1967'de İstanbul'da öldü.

ESERLERİ Şiir: Şiirler, 1932. İnceleme: Köylü Temsilleri, 1940.

Oyun: Yazılan Bozulmaz, 1947; Köşebaşı, 1948; Köroğlu, 1949; Bir Pazar Günü, 1959; Satılık Ev, 1961.

Legolas
16-07-08, 13:42
Ahmet Muhtar Paşa

Yazar, tarihçi, tümgeneral ve ilk Askeri Müze Müdürüdür.1861 yılında İstanbul'da doğdu. Kolağası Hasan Bey'in oğlu ve yazar Sermet Muhtar Alus'un babasıdır. 1880 yılında Harp Okulundan topçu subayı, 1883 yılında Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun oldu. Harp Okulunda ve Topçu Okulunda görev aldı. 1908 yılında Tümgeneralliğe yükselerek Askeri Müzeye ilk müdür olarak atandı. Bir depo halinde olan Askeri Müzeyi kuran kişi olarak tanınır. Yeniçeri giysilerini Askeri Müzeye taşıttı. Silah tetkiki için bütün Avrupa şehirlerini dolaştı. 16 Mart 1926 tarihinde 65 yaşında iken İstanbul'da vefat etti.

Kaynak:Osmanlı Tarihi Yazarları M.Orhan Bayrak İstanbul 1982 sf.21

Legolas
16-07-08, 13:42
Ahmet Rasim

1865'te İstanbul' da doğan Ahmet Rasim Ahmed Mithat'ın yönlendirmesiyle basın hayatına atıldı; makale, sohbet, şiir ve çevrilerini çeşitli dergi ve gazetelerde yayımladı. Cumhuriyet döneminde İleri, Vakit, Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdı.

Ders kitapları ve çevirileri dışında 140 kadar yapıtı vardır. Roman ve öykülerinde İstanbul hayatına dair ilginç betimlemelere rastlanır. Liselerde okutulmak üzere yazdığı Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi (1910-1912; bu dört ciltlik yapıt 1966'da yeni harflerle Meydan gazetesinde yayımlandı), “faide” başlığı altında ve dipnotlarıyla önemlidir. Şehir Mektupları'nda (4 cilt, 1910-1911) II. Abdülhamit döneminin İstanbul'unu büyük bir gözlem yeteneği, sade ve kıvrak bir üslupla anlatır.

En büyük özelliği, yazılarını bir sohbet havası içinde yazması ve okurunu daha ilk cümleden kucaklamasıdır. Çeşitli yazınsal akımların dışında kalarak kendine özgü bir üslup ve ironiyle ortaya koyduğu yapıtlar geniş bir kitlesi tarafından zevkle okunan Ahmet Rasim altmış kadar da şarkı bestelemişti.

Gazeteci, tarihçi, yazar Ahmet Rasim 21 Eylül 1932’de Heybeliada' daki evinde öldü.

Romanya Mektupları
Bütün Eserleri 5
Ahmet Rasim
Arba Yayınları / Ahmet Rasim Bütün Eserleri

...Romanya Mektupları gezi izlenimlerini anlatan bu türdeki tek kitabıdır. 1. Dünya Savaşı yıllarında Romanya Cephesi'ndeki Osmanlı Ordusu'nun başarılarını kutlamak ve askere tütün vs. hediyeler dağıtmak için Tasvir-i Efkar gazetesinin yazarı olarak cepheye giden Ahmet Rasim, cephe ve cephe gerisini, çeşitli uluslardan askerlerin ilşkilerini keskin gözlemciliği ve kendine has
üslubuyla yazmışdı. Yazılar önce Tasvir-i Efkar gazetesinde yayınlanmış ve daha sonra 1917 yılında kitap haline gelmiştir.
...Falih Rıfkı Atay'ın Suriye Cephesini anlatan "Zeytindağı" ve Ahmet Rasim'in Romanya Cephesini anlatan "Romanya Mektupları" bu türün başlıca örnekleridir.

Legolas
16-07-08, 13:42
Ahmet Selim

1944 yılında İstanbul'da doğdu. Doğduğundan beri de İstanbul'da yaşıyor. Mihrimah Sultan İlkokulu'nun ilk mezunlarındandır. Daha sonra ki tahsillerini Karagümrük Ortaokulu'nda, İstanbul Erkek Lisesi'nde, İktisat Fakültesi'nde tamamladı. İlk yazısı, henüz lise öğrencisi iken "Yeni İstanbul"da yayınlandı. Müteakiben değişik fasılalarla Yeni İstanbul, Son Havadis, Haber, Hakikat, Dünya, Bizim Anadolu, Sabah gibi gazetelerde yazıları çıktı. 1971'den sonra eski Sabah gazetesinde 13 yıl, muntazaman, makaleler, köşe yazıları, başyazılar yazdı. Ufuk ve Dağarcık dergilerinde hem yazdı hem neşriyat yönetimini üstlendi. Asıl adı Zeki Önel'dir. 24 Şubat 1988'den beri ZAMAN Gazetesi'nde köşe yazısı yazmaktadır. Evli ve bir çocuk babasıdır.

ESERLERİ: 1- Din-dil-Tarih Şuuru, 2- Din- Medeniyet ve Laiklik, 3- Dünya İslâm'a Muhtaç (2 cilt), 4- Uyanış Zamanı, 5- Millî-Manevî Bütünlüğümüz.

Legolas
16-07-08, 13:42
Ahmet Taner Kışlalı

10 Temmuz 1939'da doğdu Tokat`ın Zile ilçesinde. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi`ni bitirdikten sonra 1962-63 yılları arasında Yenigün Gazetesi'nde yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1968-72 yılları arasında öğretim görevlisi olan Ahmet Taner Kışlalı, 1967 Paris Hukuk Fakültesi'nde doktorasını yaptı. 1988 yılında da profesör olan Ahmet Taner Kışlalı, 1977'de Cumhuriyet Halk Partisi`nden 5. Dönem İzmir Milletvekili seçildi. Kışlalı, Bülent Ecevit tarafından kurulan 42. Hükümet`te 1978-79 yıllarında Kültür Bakanı olarak görev yaptı.

12 Eylül sonrasında üniversiteye dönen Kışlalı, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi`nde siyaset bilimi dersleri verdi. Ahmet Taner Kışlalı, aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi`nde ''Haftaya Bakış'' başlığıyla köşe yazıları yazıyordu.Kışlalı, 21 Ekim 1999 Perşembe günü, Ankara'da evinin önünde uğradığı bombalı saldırı sonucu vefat etti.

HAKKINDA YAZILANLAR

İki Türk’ün Ölümü
Nilgün-Ahmet Taner Kışlalı’nın yaşamöyküsü
Sıtkı Uluç
Ümit Y. İstanbul 2001

İki "insanı"ın yaşamöyküsü....
Nilgün Kışlalı "Türk" dedi...
Ahmet Taner Kışlalı "Atatürk" dedi.
Bir Türk'ün ölümü...
İki Türk'ün ölümü...
Türklerin ölümü....
Ölüyorlar, öldürüyorlar, "Türk" dedikçe, "Atatürk" dedikçe...
Ve "Ölen ölür, kalan sağlar bizdendir" diyenler ürüyor...
Olsun...
Bu kitap, Kışlalı'ların geride bıraktıkları sevginin, doğallığın, insanlığın ve umudun izlerini yansıtıyor.

Legolas
16-07-08, 13:47
Alaeddin Özdenören

1940 yılında Maraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Tunceli, Malatya ve İstanbul’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun oldu. Çeşitli okullarda öğretmenlik görevinde bulundu. 1991 yılında Kültür Bakanlığı’ndan müşavir olarak emekli oldu. Halen Balıkesir’de yaşamını sürdürmektedir.

ESERLERİ: Güneş Donanması (şiir), Batılılaşma Üzerine (deneme), Yakın Çağ Batı Dünyası ve Türkiye’deki Yansımaları (deneme), Devlet ve İnsan (deneme), Gide Gide Yalnızlık (şiir), Şiirin Geçitleri (şiir tahlili),Unutulmuşluklar,Şiirler (1975-1999)

Legolas
16-07-08, 13:47
Alev Alatlı

1944 yılında İzmir’de doğdu.Liseyi Tokyo’da American School in Japan’da okudu. Ankara’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nü bitirdi (1963). America’da Vanderbilt Üniversitesi’nde (1965) ekonomi, Darthmouth Koleji’nde felsefe (1968) mastırı yaptı. Canaan Koleji’nde kalkınma ekonomisi öğretim üyeliğinde bulundu (1968-1969). Ankara’da Devlet PlanlamaTeşkilatı’nda ekonomi uzmanı olarak çalıştı (1970-1972). Amerika’da California Üniversitesi’nde ruhsal dilbilim araştırma görevlisi oldu (1972-1974). İstanbul’da Çağdaş Yayıncılık’ta Bizim English dergisini yönetti (1981-1984).Yazko Somut, Nokta, Sur, Türk Edebiyatı, Cönk, İnsan ve Teknoloji dergilerinde incelemeleri çıktı.

ESERLERİ:
roman; Yaseminler Tüter mi Hala? (1984), İşkenceci (1987), Viva La Muerte (1992), Nuke Türkiye (1993), Valla Kurda Yedirdin Beni (1993), O.K. Musti Türkiye Tamamdır (1994). Son dört kitabı ‘Or’da Kimse Var mı?’ genel başlığını taşıyan dörtlemedir. Kadere Karşı Koy A.Ş. (1995), Aydın Despotizmi (1986) ise incelemedir.
Haberlerin Ağında İslam (1985), Filistin’in Sorunu (1986), En Emin Yol (1986), adlı çevirileri yayımlandı.

Or'da Kimse Var mı?
Kitap 3
Valla, Kurda Yedirdin Beni
Alev Alatlı
Boyut Yayınevi

"Or'da Kimse Var mı?" dörtlüsü azgın iştahların beslediği cehaleti şehvetle bağrına basan Türkiye toplumunun kıydığı bir aydının, Günay Rodoplu'nun öyküsü. Dörtlünün birinci kitabı, "Viva La Muerte!", hızla yabancılaşan Türkiye toplumunda bi haymatlos gibi yaşamak zorunda kalan Rodoplu'nun, ezilmesini, pasifize edilmesini anlatır. İkinci kitap, "'Nuke' Türkiye!"de, cehaletin sadece bizim toplumumuza özgü olmadığını, Türk aydınının, Batı'nın hemen her zaman şiddetle sonuçlanan kendini beğenmişliği ile de uğraşmak zorunda kaldığını anlatır. "Bu toplumda 'biliyor' olmak mutlak surette bir haksızlığa maruz kalmak demektir. Çünkü, bilgi borçlandırır, 'anlamak' zorunda bırakır. Cahil, acıma duygusu uyandırır. Yıkıcılığı bağışlanır. Bu, onların lüksüdür. Oysa aydın, bilgilenmek gibi bir suçtan müebbeden mahkum edilmiştir." diyen Alev Alatlı, üçüncü kitap, "Valla Kurda Yedirdim Beni"de, Türk solunun ve Kürt meselesinin panoramasını çizerken, yeni sorular ve sorunlar ortaya koyuyor. "Yoksulluk, paylaşımdır: Parayı, gıdayı, aklı, yeteneği, bilgiyi, tecrübeyi, serveti, her şeyi, yoksulluk, şeffaflıktır. Yoksulluk dürüstlüktür. Yoksulluk, kendine saklamamak, istif etmemektir. Yoksul adam şoven olmaz, çünkü kaderi paylaşır. Çünkü bilir ki, güneş, kahkaha çiçeklerini de ısıtır, devedikenlerini de." "Oğul bu muydu sadıklığın! Valla, yedirdin kurda beni!"

Legolas
16-07-08, 13:48
Ali Çolak

Ali Çolak, 1965 yılında Nazilli'de doğdu. Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi'nde basladığı yüksek öğrenimini, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı. (1988) Edebiyat dergilerinde deneme ve incelemeleri yayımlandı. Yazılarını 1992'den bu yana düzenli olarak haftada bir "Gülsaati" baslığı altında Zaman'da yayımlıyor. Basılmış altı kitabı bulunan Ali Çolak, 1996 yılında, "Günlük Güneşlik Şarkılar" adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği tarafindan "yılın deneme yazarı" seçildi.

Bir süre Milli Eğitim'de ve özel öğretim kurumlarında edebiyat öğretmeni olarak görev yapan Ali Çolak, halen Zaman Gazetesi Kültür-Sanat sayfası editörlüğünü yürütmektedir.

Yazarın yayımlanmış eserleri
1) Mavisini Yitirmiş Yaşamak (İnsan Yay. 1995)
2) Günlük Güneşlik Şarkılar (Ötüken Yay. 1996)
3) Günün Ötesi (Timaş Yay. 1997)
4) İnce Sözler (Ötüken Yay. 1999)
5) Periyi Uyandırmak (Ötüken Yay. 2000)
6) Gün Sarısı (Zaman Kitap. 2001)

Legolas
16-07-08, 13:48
Ali Akıf Bir

HAKKINDA YAZILANLAR

Öldürmeyen yaralamayan detay avcısı
UĞUR CEBECİ
Hürportreler Hürriyet 2002 İlavesi

Yorumlarının tümünde depreme dayanıklı bir temel var. Üst katlardaki statik hesaplarının hepsi doğru. Bir solukta okunuyor, birkaç solukta hazmediliyor.

Ben onu hiç görmedim. Geleceğin gazetecileri, yazarları, çizerleri de belki birbirlerini hiç görmeyecekler.

Görmemek tanımamak değildir.

Birkaç satır arasına sıkışmış bir kelime, bir vurgu, bir bakış açısı, bir yelpaze, tanımak için yeterlidir.

Ali Atıf Bir'i okumaya başladığım günden beri kendime yakın hissettim. Var olan her şeye merakı var. Olmayanların da peşinde koşuyor. Detay avcısı olarak kalemi eline almış, öldürmüyor, yaralamıyor bir bilgi tepsisinde bize sunuyor.

Bu bin yılın ve de geçmiş bin yılların tüketimi ile ilgili her şeyden söz ediyor.

Tüketmek yemek-içmek-giymek değildir.

Tüketmek bazen soluk almaktır. Sahip olmadan, satın almadan da tüketilebilir. Bir satır arasında, bir cümlede tüketir, paylaşılabilirsiniz.

Ali Atıf Bir'le bütün köşebaşlarında buluşuyoruz. Yorumlarının tümünde depreme dayanıklı bir temel var. Üst katlardaki statik hesaplarının hepsi doğru. Bir solukta okunuyor, birkaç solukta hazmediliyor. Kalıcı cümleler arkasındaki bilgi birikimi'nin Hürriyet okurları için farklı ve gerekli olduğuna inanıyorum.

Görsek de göremeyiz.

Bir işi profesyonelce yapanların birinci meslek hastalıkları körlüktür. Kısa zamanda yakalanırsınız. Sıfır aydınlıkta bin mumluk ışıkları göremezsiniz. Odak noktanızda bir hastalık başlamıştır. Retinanız sonuna kadar yırtılmıştır. Dışarıdan bir kişi bir bakışta bütün ışıkları görür. Ali Atıf Bir de öyle. Sıfır aydınlıkta ya da tam karanlıkta farketmediğimiz güçlü ışıkları değil sadece titrek mumları da buluyor.

Çoğumuz korkarız.

Atıf Hoca'nın Not Defteri aslında bir cesaret örneği. Bizim nesil gazeteciler bir markadan söz ederken hálá korkarlar. Acaba laf olur mu, diye. Hastalık haline gelmiş kaygılar taşırlar. Oysa Atıf Hoca markaların hakkını, hukukunu veriyor. Yeri geldiğinde yeriyor. Mizah anlayışı, ciddiyeti ile bütünleşiyor.

Araştırmaları, sayısal değerleri, mukayeseli yüzdeleri cömertçe veriyor, sonuçları da cesaretle ilan ediyor. ‘‘Nokia'ya hayranım’’ bunlardan sadece biri. Diğer markaları dürtüyor ve satış başarısı için harekete davet ediyor. Not Defteri'ndeki bu cesareti bir başka, bir solukta okunan yazısında Garanti ve Osmanlı Bankası'nın birleşmesinde sunulan reklama taşıyor. Fazıl Say'lı, Sertap Erener'li Türk Marşlı, Mehter Takımlı reklama herkesin huzurunda şapka çıkarıyor. Kısa, öz, vurucu cümleleri ile bizi hayatın içinde, hayatımızı çevreleyen her şeyle ilgilenmeye davet ediyor. ‘‘Onun ismini andım, bundan fazla söz ettim’’ kaygısı taşımadan kalemini adil ve ölçülü kullanıyor.

Aklımızdan geçenler, onun not defterinde derinleşiyor, detaya koşuyor. Bugünün gazetelerinin hepsinde bir Ali Atıf Bir'e gerek olduğu, O'nun ortaya çıkışı ile ihtiyaç haline geliyor.

Hayatımızı saran reklam kuşaklarında, tüketimimizi yönlendiren güçlerin silahlarının önünde sıkı durabilmek için Hoca'nın Not Defteri'ni iyi okumak gerekiyor.

Markalar bir gerçektir. Hayatın apoletleridir. Ali Atıf Bir, bize bu sırmaların değerini anlatıyor. Doğruya yolculuğumuza ışık tutuyor...

Hoca'nın Not Defteri'ndeki dipnotlar, aslında tükettiğimiz hayatın gerçek manşetleridir...

Legolas
16-07-08, 13:48
Ali Fuat Cebesoy

1882 yılında İstanbul'da doğdu. Babası İsmail Fazıl Paşa'nın gönülsüzlüğüne rağmen, girdiği Harp Okulu'nda Mustafa Kemal ile aynı sınıfa düşmesi bir bakıma gelecekteki kaderini çizmiş oldu. Cebesoy'un Beyrut'ta başlayan kıta hizmetleri, 1908'deki Roma Askeri Ateşeliği dışında, çok hareketli geçti.Trablus'ta savaş başlar başlamaz (1911) oraya ilk gidenler arasındaydı. Balkan Savaşı sırasında Karadağ'da, Yanya Kalesinde, Pista ve Pisani muharebelerinde, 1. Dünya Savaşının başında tümen komutanı olarak katıldığı Kanal Hareketinde, büyük başarılar gösterdi. İstanbul Hükümeti'nin İçişleri Bakanı, Mustafa Kemal'in görevsizliğini bir genelgeyle açıklayınca Ali Fuat Paşa'da kendi bölgesindeki valilere ve mutasarrıflara kendisinden gelecek emirlere göre hareket edilmesini bildirdi (1919). Ayrıca, her tarafta Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin kurulacağını ilgililere hatırlattı. Bu çabaları takdirle karşılandığı için, Sivas Kongresi sonrasında Cebesoy, Umum Kuvayı Milliye komutanı olarak görevlendirildi. Kendisini çekemeyenlerce Çerkez Ethem taraftarlığıyla suçlandı. Doğru olmadığı sonradan belgelerle ortaya konan bu suçlama üzerine, ayaklanmaların bastırılmasından sonra, Ankara'ya çağrılarak Moskova Büyükelçiliğine atandı. Mustafa Kemal'in talimatını yerine getirmekle yükümlü olduğu bu zor görevi başarıyla yürüttü ve 10 Mayıs 1921'de Ankara'ya dönerek Mecliste siyasi çalışmalarına başladı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığını yaptı. 1925'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurucuları arasında yer aldı. Ertesi yıl (1926) İzmir Suikasti dolayısıyla Ali Fuat Paşa da tutuklandı, yargılandı ve beraat etti. Cebesoy'un ikinci dönem siyasi hayatı İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı yıllarında başladı. Milletvekili olarak tekrar Meclise girdikten sonra Bayındırlık Bakanlığı (1939-1943) ve bir ara TBMM Başkanlığı da (1947-1950) yaptı. 1968 yılında öldü.

ESERLERİ

Sınıf Arkadaşım Atatürk
Okul ve Genç Subaylık Anıları
Ali Fuat Cebesoy
İnkilap Kitabevi / Atatürk İle İlgili Kitaplar

Mustafa Kemal'i altmış yıl önce bir cuma akşamı tanımıştım. Harp Okulu'nda ve Harp Akademesi'nde sınıf arkadaşımdı. 1905 yılı başlarında birer Kurmay Yüzbaşı olarak şanlı Türk Ordu'suna katıldık. Önce Suriye'de Beşinci, sonra da Makedonya'da Üçüncü Ordu'larda kurmay stajlarımızı birlikte yaptık. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nde aynı safta bulunduk. Mücadelelerimiz ortaktı. Hürriyet hareketlerinde de birlikte çalıştık. Bu kitap, okul ve genç subaylık hayatımızın anılarını içine almaktadır. -Ali Fuat Cebesoy-

HAKKINDA YAZILANLAR

Ali Fuad Cebesoy
(1882-10 Ocak 1968)
Ayfer Özçelik
Akçağ Yayınları / Biyografi İnceleme Dizisi

... Türk Milli Mücadele Tarihi'ne yeni bilgiler ilave edeceğine inandığımız bu çalışmamız, ilmi ölçüler içinde yapılacak başka biyografik eserlerle daha iyi anlaşılacak, yorumlanacak ve en önemlisi Türk Tarihi'nin önemli bir devresini yani Milli Mücadele ve onun ayrılmaz bir parçası olan Türk İnkılapları ve İnkılapçılarının hayatı gözler önüne serilecektir.
-Ayfer Özçelik-

Legolas
16-07-08, 13:48
Ali Kemal

Gazeteci, yazar, eğitimci ve siyaset adamı. 1889 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul'da Mülkiye Mektebi'ne girdi. Dört yıllık dönemin son yılında buradan ayrılarak, Fransızca'sını ilerletmek amacıyla 1886'da Paris'e gitti. Ertesi yıl, Fransa'dan Cenevre'ye geçti ve İstanbul'a döndü. Yeniden Mülkiye Mektebi'ne başladı ve okulun son sınıfına geldiği sırada, tahrikçiliği yüzünden Halep'e sürgün edildi (1889). Orada kaldığı yıllarda Halep İdadisi'nde Türk Dili ve Osmanlı edebiyatı hocalığı yaptı. Halep'teki durgun hayata daha fazla dayanamadı ve Jön Türklerin bir çeşit karargâhı haline gelen Paris'e gitti (1894). Jön Türklerin Abdülhamit ile arasını bulmaya çalıştı. Bir yandan da gazetecilik yapıyor, İstanbul'daki İkdam gazetesine Paris izlenimlerini anlatan yazılar ve çeviriler gönderiyordu. Jön Türklerle ilgili çabalarının karşılığını bağışlanmak ve Brüksel Elçiliği'nde ikinci katipliğe atanmak suretiyle aldı. Ne var ki, huzursuzluk burada da yakasını bırakmadı. İttihatçılardan çekindiği için İstanbul'a dönmedi.

Mısır'a gitti (1896). İstanbul'a, II. Meşrutiyetin ilanından bir gün önce döndü. Döner dönmez de yeni eleştiri hedefini seçti ve İkdam gazetesinde İttihat ve Terakkicilere karşı ağır yazılar yazmaya başladı. Bir yandan da Edebiyat Fakültesi'nde siyasi tarih dersleri veriyordu. Ali Kemal'in, akıbetini hazırlayan gerçek kişiliği bu dönemde ortaya çıkmıştır. Hemen bütün çevresiyle sürekli kavga halindeydi. Sınıfta öğrencilere Fransa'daki siyasal liberalizmi hararetle övüyor, kendisiyle aynı fikirde olmayan kişilere şiddetle saldırıyor, gençlerin öfkesini bunlara yöneltmeye çalışıyordu. Ali Kemal'in tahrikleri 31 Mart Olayı ile zirvesine ulaştı. Olayı bastırmak üzere gönderilen Hareket Ordusu İstanbul'a gireceği sırada Ali Kemal Paris'e kaçmak zorunda kaldı (1908). Bu arada Mülkiyedeki görevine son verilmişti.

Tekrar Türkiye'ye döndüğünde Damat Ferit Hükümeti iş başındaydı. Hürriyet ve İtilâf Fırkası yavaş yavaş ön plana geçmeye başlamıştı. Ortam her bakımdan Ali Kemal için elverişliydi. II. Meşrutiyetin getirdiği özgürlüklerden yararlanarak saldıracağı çok sayıda düşman vardı. Hürriyet ve İtilâf Fırkası'na giren Ali Kemal, bu amaçla Peyam gazetesini çıkarmaya başladı. Mülkiyedeki hocalığa da geri verilmişti. Siyasi mücadelesini İkdam gazetesinde de sürdürüyordu. Ali Kemal I. Dünya Savaşı'nın başladığı sıralarda gazetesini kapatmak zorunda kaldı. Babıâli baskısından sonra tutuklandı. Serbest bırakılınca Viyana'ya gitti. Savaş bitmeden Türkiye'ye döndü, fakat herhangi bir siyasi faaliyette bulunmadı. Bu tutumu İttihat ve Terakki liderlerinin Türkiye'den kaçışına kadar sürdü (1918). Bu arada Damat Ferit Hükümeti'nde Maarif Vekilliğine getirildi. Daha sonra Kabinede yer değiştirerek Dahiliye Nezareti'ne geçti.

Ali Kemal, Atatürk'e karşı çıktı. O tarihte İçişleri Bakanı idi.10 Kasım 1922 günü, MM Grubu'na bağlı birkaç kişi İstiklal Mahkemesi'ne çıkarılmak üzere kendisini Ankara'ya götüreceklerini bildirdiler. Gerçekte ise Ali Kemal, İzmit'te bölge kumandanı Nurettin Paşaya teslim edildi. Ali Kemal, Nurettin Paşayla görüştükten sonra dışarı çıkarken kumandanlık karargahı önünde bekleyenler tarafından linç edildi.Gazeteciliğinin yanı sıra çeviriler yapan Ali Kemal, tarih ve edebiyat alanlarında da çalışmıştır.

ESERİ
"Ömrüm" adıyla yazdığı anılarını Peyam-ı Edebi'de yayımladı (Aralık-Haziran 1914).

HAKKINDA YAZILANLAR
1.Gazetecinin İnfazı
Osman Özsoy
Timaş Yayınları

“Son yüzyıl içinde sadece ülkemizde değil, hemen tüm dünyada, konumları itibariyle en çok tartışılan kesimi basın mensupları oluşturdu. Gazetecilerin olaylara bakışı, yaklaşımı ve yönlendirmesi hep tartışma konusu oldu. Yargısız infaz yaptıkları iddiasıyla sürekli eleştirilen bu insanlar, gün geldi, kendileri de yargısız infazla karşı karşıya kaldılar. Bu kitapta, kalemin gücünü ve gerektiğinde bir silah kadar nasıl etkili olabileceğini gösteren önemli bir örnekle karşı karşıyasınız. O kadar etkili bir kalem ki, bir yanda yazılarıyla hükümetleri sarsarken, diğer yanda etkisiz muhalifleri ateşleyip iktidara getiren önemli bir kalem. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na sokulmasının düşünüldüğü günlerde, İttihatçıların, karşılarında muhalif güç kalmaması için önce gazetecisini kapattıkları ve kalemini susturdukları önemli bir kalem. O kadar önemli ki, Kuvayı Milliye temsilcileriyle İstanbul Hükümeti arasında ilk resmi temas sağlandığında, yazı yazmasının engellenmesi ve gazetesinin Anadolu'ya girmesinin ve kürsüde adı ilk zikredildiğinde, meclis sıralarında dalgalanmalar meydana getiren ve çok geçmeden de, yazı yazmasının engellenmesi için İstiklal Mahkemeleri'nce gıyabında hakkında kararlar alınan bir kalem. Ali Kemal'den bahsediyoruz. Niyetimiz kimseyi aklamak veya itham etmek değildir. Bu kitap, aynı zamanda, tarihe malolmuş insanları çeşitli yönleriyle değerlendirmede önemli bir örnek teşkil edecektir. Bu kitap, bir insanın yetişmesinde ve kişiliğinin oluşumunda etkili olan aile, okul, arkadaş, çevre ve toplum faktörlerinin rolünü gösteren önemli ve gerçek örneklerle doludur. Dış baskının ve kuşatılmışlığın bir ülkeye neye malolduğunu kitapta tüm çıplaklığıyla göreceksiniz. Nasıl mı? Okuyun bizzat görün.”

Legolas
16-07-08, 13:49
Ataol Behramoğlu

13 Nisan 1942 yılında Çatalca’da doğdu.Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü (1966) bitirdi, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda dramaturg olarak çalıştı.Beş buçuk yıl Paris’te yaşadı ve Anka adlı bir dergi çıkarmaya başladı, şimdi İstanbul’da.İlk şiiri Varlık dergisinde çıkmış (1960). Evrim, Devinim 60, Şiir Sanatı vb. dergilerde çıkmış şiirlerine İsmet Özel’le birlikte kurduğu aylık Halkın Dostları dergisinde (bu dergi 18 sayı çıktı, Mart 1970, Eylül 1971) yenilerini ekledi.Kardeşi Nihat Behram’la birlikte aylık Militan dergisini çıkardı (18 sayı, Ocak 1975-Haziran 1976).

ESERLERİ
Şiir kitapları: Bir Ermeni General (1965), Bir Gün Mutlaka (1970), Yolculuk, Özlem, Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974), Ne Yağmur Ne Şiirler (1960), Kuşatmada (1978), Mustafa Suphi Destanı (1979), Dörtlükler (1980, ilavelerle yeniden basım 1983), Şiirler (1959-1982) (Şiirlerden Seçmeler, 1983), İyi bir Yurttaş Aranıyor (1983), Kızıma Mektuplar (1987), Eski Nisan (1987), Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985), Bebeklerin Ulusu Yok (1988), Sevgilimsin (1993). Toplu Şiirleri’ni Bir Gün Mutlaka (1.cilt, 1991), Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şey Var (2.cilt 1991), ve Kızıma Mektuplar’da (3.cilt, 1992) topladı. Kitaplaşmış yazıları: Yaşayan Bir Şiir (1986), iki Ateş Arasında (1989), Melankolik Gözyaşları (1990), Nazım’a Bir Güz Çelengi (1990), Şiirin Dili-Ana Dil (1995). İki de antoloji hazırladı: Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri Antolojisi (1988) ve Dünya Şiiri Antolojisi (1997, Özdemir İnce ile birlikte). Aziz Nesin ile ilgili anılarını “Aziz Nesin’li Fotoğraflar” (1995), yurtdışı gezi yazılarını “Başka Gökler Altında” (1996) adlarıyla kitaplaştırdı. Puşkin, Lermantov, Gorki, Çehov vb. Rus şair ve yazarlarından kitaplaşmış çevirilerinin yanı sıra çeşitli ülke şairlerinden yaptığı şiir çevirilerini “Kardeş Türküler” (1981) adlı bir kitapta topladı. Lozan (1992) adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nca sahnelendi (1993). İsmet Özel ile mektuplaşmaları “Genç Bir Şairden Genç Bir şaire Mektuplar” (1995), Metin Demirtaş ile mektuplaşmaları “Şiirin Kanadında Mektuplar” (1997) adlarıyla kitaplaştı.Bir de çocuk kitabı var: Yiğitler Yiğidi ve Uçan At Masalı (1990).Asya Afrika Yazarlar Birliği Lotus Edebiyat Ödülü’nü aldı (1981).

Legolas
16-07-08, 13:49
Atilla Maraş

M.Atilla Maraş 1949 yılında Şanlıurfa'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladı. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ni bitirdi (1971). Çeşitli kurumlarda öğretmenlik, mühendislik ve yöneticilik yaptı. Halen Türkiye Ziraî Donatım Kurumu'nda bir üst düzey yönetici olarak çalışmakta ve Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanlığı yapmaktadır. Balıklı Göl ve Adımlar dergilerinin kurucuları arasında yeraldı. Şiirleri, çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. Ödüller kazandı. Yurt dışında düzenlenen çeşitli şiir toplantılarına Türkiye'yi temsilen katıldı.

ESERLERİ
Doğudan Batıdan Ortadoğudan, Şehrayin, Aney, Zor Sözler ve Merhaba Ey Hüzün adlı şiir kitapları bulunmaktadır.

Legolas
16-07-08, 13:51
Attila İlhan

1925 yılında İzmir’in Menemen ilçesinde doğdu.İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı, gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığından Ankara’da Bilgi Yayınevi Danışmanlığına geldi (1973-1980). Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığını sürdürdü (1968- ) (Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz, Güneş, Meydan) 1950’li yıllarda Vatan Gazetesi’nde sinema eleştirileri yazdı, senaryo yazarlığına başladı. Senaryolarında Ali Kaptanoğlu adını kullandı. Bel başlı filmleri: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon). Şimdi İstanbul’da bağımsız yazar.

İlk şiiri Balıkçı Türküsü, Yeni Edebiyat gazetesinde çıkmıştı (sayı: 23,1.10.1941), ilk düzyazısı ise (Kültürümüz Üzerine Düşünceler) Balıkesir’de yayınlanan Türk Dili Gazetesi’nde (29.10.1944). Duvar kitabına aldığı Cabbaroğlu Mehemmed şiirinin 1946 CHP Şiir Yarışması’nda ikincilik almasıyla tanındı.Şairliğinin ilk on yılını, destan boyutlarıyla ve duygusal, gergin bir hava içinde, İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı saran bezginlik çöküntülerini yansıtmaya adamıştı. Zamanla (1955- ) toplumcu kollayışı bırakmamakla birlikte tek insanın duygu dünyasından kesitler verdi; artistik abartmalarla ve yerli dünya görüşüne de yaslanarak, bireysel temaları işledi. Aynı gerginlik ve gerilim kendine özgü bir söz dizim ve hazinesiyle at başı, çarpıcı benzetmelerle zenginleşmiş romanlarında da görülür. Eleştiride uzun zaman toplumcu gerçekçilik ilkelerine bağlı kalmıştı.

ESERLERİ
Şiir kitapları: Duvar (1948), Sisler Bulvarı (1954),Yağmur Kaçağı (1955), Ben Sana Mecburum (1960), Bela Çiçeği (1962), Yasak Sevişmek (1968), Tutkunun Günlüğü (1973), Böyle Bir Sevmek (1977), Elde Var Hüzün (1982), Korkunun Krallığı (1987), Ayrılık Sevdaya Dahil (1993).

Romanları: Sokaktaki Adam (1953), Zenciler Birbirine Benzemez (1957), Kurtlar Sofrası (1963/64), Bıçağın Ucu (1973), Sırtlan Payı (1974), Yaraya Tuz Basmak (1978), Fena Halde Leman (1980), Dersaadet’te Sabah Ezanları (1981), Haco Hanım Vay (1984), O Karanlıkta Biz (1988).

Gezi notları: Abbas Yolcu (1957).

Deneme-anı türü: Hangi Sol (1970), Hangi Batı (1972), Faşizmin Ayak Sesleri (1975), Hangi Seks (1976), Hangi Sağ (1980), Gerçekçilik Savaşı (1980), Hangi Atatürk (1981), Batının Deli Gömleği (Gazete yazıları, 1981), İkinci Yeni Savaşı (1983), Sağım Solum Sobe (Gazete yazıları, 1985), Yanlış Erkekler Yanlış Kadınlar (1985), Ulusal Kültür Savaşı (1986), Sosyalizm Asıl Şimdi (1991), Aydınlar Savaşı (1991), Kadınlar Savaşı (1992), Hangi Edebiyat (1993), Hangi Laiklik (1995),Hangi Küreselleşme (1997), Bir Sağ Kırmızı Karanfil
(gazete yazıları, 1988).

Senaryosunu yazdığı Sekiz Sütuna Manşet (6 bölüm) 1982’de, Kartallar Yüksek Uçar (12 bölüm) 1984’te, Yarın Artık Bugündür 1986’da, Yıldızlar Gece Büyür (16 bölüm) 1992’de, Tele-Flaş (13 bölüm) 1993’de TV dizisi olarak oynandı. Atilla İlhan’ın Bütün Şiirleri Bilgi Yayınevi tarafından basılıyor (1983).

Tutuklunun Günlüğü kitabıyla Türk Dil Kurumu 1974 şiir Ödülü’nü, Sırtlan Payı romanıyla da 1974-1975 Yunus Nadi Armağanı’nı kazandı.

Hangi Batı
Anılar ve Acılar 2
Atilla İlhan
Bilgi Yayınevi / Atilla İlhan Bütün Eserleri Dizisi

Bütün aydınlarımızca, Batı sorununun yeniden söz konusu edildiği bugünlerde uzun yıllar Batı'da yaşamış bir ozanımız Attila İlhan, kendi görüş ve değer yargılarını, bir sanatçı titizliğiyle kaleme aldığı bu anılarında yansıtmıştır. Yazar, kitabının bir yerinde şöyle demektedir: "Lisede
'Sophokles' okuduk, klasik Türk musikisine sövmeyi, Divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş, Batı klasiklerine körü
körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki 'Sinan Leonardo'dan önemsiz, Mevlana Dante'den küçüktü, Itri ise Bach'ın eline su dökemezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk, ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimleri aktarmak hastalığımız tepmişti."


Hangi Atatürk
Anılar ve Acılar 5
Atilla İlhan
Bilgi Yayınevi / Atilla İlhan Bütün Eserleri Dizisi

"... 'Hangi Atatürk', hemen her gün gözden geçirdiğimiz, hemen her gün bir başka boyutunu bulup ortaya çıkarmaya çalıştığımız, tarihin hemen her gün yeni bir yorumuna konu olan bu başlığı, hep 'kırkıncı odayı açan' bir yazarın yarına yönelik kaleminden, üzerinde mutlaka durulması gereken saptamalar içinde veriyor..."

HAKKINDA YAZILANLAR

ATİLLA İLHAN’A BÜYÜK SUÇLAMA !! BİR DÖNEMİN ÜNLÜ GAZETECİSİ BEDİİ FAİK, ÜNLÜ ŞAİR ATİLLA İLHAN'IN, İÇİNDE BİR SÜRÜ İSMİN OLDUĞU, ‘‘TÜRKİYE KOMÜNİSTLERİNİN İÇYÜZÜ’’ ADLI DOSYAYI POLİSE SATTIĞINI SÖYLEDİ..

haberturk.com 17 Mayıs 2001

Tempo Dergisi'ne konuşan bir dönemin ünlü gazetecisi ve Dünya Gazetesi'nin eski sahibi Bedii Faik, ünlü şair Atilla İlhan'ın, içinde bir sürü ismin olduğu, ‘‘Türkiye Komünistlerinin İçyüzü’’ adlı dosyayı polise sattığını söyledi. Faik, İlhan'ın kendini topluma iyi yutturduğunu da iddia etti.

Bir dönemin ünlü gazetecilerinden Bedii Faik anılarını yazdığı son kitabında geçen ‘Türkiye Komünistlerinin İçyüzü’ adlı dosyayı ‘polise satan kişi’nin ünlü yazar Atilla İlhan olduğunu öne sürdü. Tempo Dergisi'nin bu haftaki sayısında yeralan ‘‘Atilla İlhan ‘Komünistlerin İçyüzü'nü polise sattı’’ başlıklı röportajda Bedii Faik, kitabında üstü kapalı olarak yazdığı dosya satışının Atilla İlhan tarafından yapıldığı iddia etti. Röportaja göre Bedii Faik, Dünya Gazetesi’nin sahibiyken gazeteye ‘Türkiye Komünistlerinin İçyüzü’ başlığıyla bir dosya ulaştığını belirterek şunları söyledi:
‘‘Baktım bu başlık altında bir sürü isim ve not. Bu isimler dosyayı getiren kişinin arkadaşlarıymış. Ama herkes var. Dönemin 1'inci Şube Müdürü Ahmet Topaloğlu'nu aradım. ‘Bu tefrikayı neşredersek devletin tahkikatına zarar verir mi' diye sordum. Güldü, ‘Filanca mı, daha önce bu dosyayı bize sattı. Gönül rahatlığı ile yayımlayabirsiniz' dedi. Çilingiroğlu'na (Müessese Müdürü) dosyayı teslim ettim ve ‘Bu adamı iyi tanıyın, bir daha kapıdan içeri sokmayın' dedim’’

KENDİNİ İYİ YUTTURMUŞ

Bedii Faik, bu kişiyi ‘‘Bir dönem devlet sanatçısı yaptılar. Maaş aldı. Televizyonu açtığınızda kasketi kafasında ahkam kesiyor. Kendini iyi yutturmuş ve cemiyet iyi yutmuş. Ben yutulan bu parçayı mideden çıkarabilirim ya da midesi bozulsun da diyebilirim. Avukatlarıma danıştım. Herkes yazmamı istedi ama savunamayacaklarını da söylediler. Üstü kapalı yazdım. Adam bir halt işlemiş kendine yazılan mektupları neşretmiş’’ diye tanımladı. ‘‘Tarifiniz Atilla İlhan'a benziyor’’ hatırlatması üzerine de Faik ‘‘Evet. Onu üçüncü ciltte yazacağım. İnşallah bir halt daha işler’’ dedi.

Gazeteden hemen kovulmuş

Olay, Bedii Faik Dünya Gazetesi'nin sahibiyken gerçekleşiyor. Bedii Faik, önüne, ‘‘Türkiye Komünistlerinin İçyüzü’’ adlı dosya gelince bir bakıyor, bir sürü isim... Devletin yapacağı tahkikatı etkiler mi, etkilemez mi diye dönemin 1. Şube Müdürü Ahmet Topaloğlu'nu arıyor. O da, ‘‘O kişi (Atilla İlhan) daha önce o dosyayı bize sattı. Sen de gönül rahatlığıyla yayınlayabilirsin’’ diyor. Bedii Faik de hemen müessese müdürünü arıyor ve Atilla İlhan'ı gazeteden kovduğunu söylüyor.

Legolas
16-07-08, 13:53
Aydın Boysan

Aydın Boysan 17 Haziran 1921’de İstanbul’da doğdu. Öğretmen Nevreste Hanım ile muhasebeci Esat Boysan’ın oğludur. 1939 yılında Pertevniyal Lisesi’ni, 1945’te Güzel Sanatlar Akademisi’ni (Mimar Sinan Üniversitesi’nin Mimarlık Bölümü’nü) bitirdi. Mesleğini 1999’a kadar ara vermeden sürdürdü. Türkiye Mimarlar Odası’nın kurucuları arasında yer aldı; yönetim kurulu üyesi, ilk genel sekreteri ve İstanbul şube başkanı oldu. 1957-1972 yıllarında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ders verdi. Ulusal ve uluslararası mimarlık yarışmalarında ödüller kazandı. Kendi kitaplarını basmak için Bas Yayınları’nı kurdu (1984-93). Aralıksız olarak on yıl Hürriyet ve üç yıl Akşam gazetelerinde köşe yazıları yazdı.

Yapıtları
Mizah Paldır Güldür; Yangın Var; Umut Simit; Yalan; Oldu mu Ya!; Fısıltı; Dostluk; Aldanmak; Söylesem Bir Türlü.
Gezi Dünyayı Severek I, II, III; Yollarda; Uzaklardan.
Roman Yıl 2046 Uzay Anıları,
Deneme-Anı İstanbul Esintileri; Leke Bırakan Gölgeler; Yaşama Sevinci; Sev ve Yaşa; Damlalar; Zaman Geçerken; Aynalar; Yüzler ve Yürekler; Felekten Bir Gün; İstanbul’un Kuytu Köşeleri; Neşeye Şarkı; Nereye Gitti İstanbul?

Legolas
16-07-08, 13:53
Aydil Erol

25 Mayıs 1938'de istanbul Çengelköy'de dünyaya geldi. Ana ata yönünden Kastamonu Bozkurtludur. Safiye-Ahmet Erol'un büyük oğlu, adları "Ay" ile başlayan dört kardeşin (Ayfer, Aydil, Aynur, Aydın) ikincisidir, ilkokulu Çengelköy'de bitirdi. 1951 yılında Beyoğlu Erkek Orta Terzilik Okulu'nun 2'nci sınıfında, yani ortanın ortasında iken geçirdiği trafik kazası (daha doğrusu:Beşiktaş'ta Derya Kaptanı Barbaros Hayreddin Paşa türbesi önünde tramvaydan atlaması) yüzünden bir yıl kadar yürüyemedi. Yeniden yürüdüğü gün için:"Dünyaları verseler bu denli sevinmezdim!.." demekte, kendisini tedavi eden Dr. Nuri Sandıkçıoğlu'nu rahmetle anmaktadır.İyileştikten sonra, istemeyerek gönderildiği bu okulu bırakıp çalışmaya başladı.Okulu bıraktı ama okumayı değil!.. 20 yıl kadar trikotajcılık yaptı. İlk yazısı 1958'de Milliyet'te çıktı. Karakedi (2'nci çıkışı), Millî Yol, Tarla, Toprak, Ötüken, Kardaşlık (Bağdat, istanbul), Bilgi, Türkiye (1972, 1998, 1999), Defne, Tercüman, Devlet, Yeni istanbul, Babıâli'de Sabah, Son Havadis, Türk Dünyası Araştırmaları, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Türkeli (Ankara), Kurultay, B.Kurultay, Ayyıldız, Dil, Türk Kültürü, Türk Edebiyatı, Türk Dili, Azat, Polemik, Şafak (Tekirdağ), Alkış (K.Maraş) vb yayım organlarında şiirleri, yazıları yayımlandı.
Hafız Yusuf Cemil Ararat (Mahir İz'in Yılların Izi'ne bakıla), Nihâi Atsız, Arif Nihat Asya, Prof.Dr. M. Kemal Özergin'den görmüş olduğu unutulmaz teşvik ve yardımları minnetle anmaktadır.

1974 yılının sonbaharında (Yeni) istanbul gazetesinde günlük fıkra yazarı olarak gazeteciliğe başladı (10 ay kadar). 1 Haziran 1975-6 Eylül 1991 arasında Tercüman gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. 1977-1978'de Hergün gazetesinde 10 ay kadar günlük fıkra yazdı (Aydoğdu Ersin imzasıyla). Hamamizade ismail Dede Efendinin istanbul Akbıyık'taki evinin onarılıp Dede Efendi Müzesi hâline getirilmesi ilk defa onun tarafından teklif edildi:10 Ocak1978.

1983'te Bahar Erol ile evlendi. Bu evlilikten olan iki oğlu vardırhttp://www.zevkli.org/images/smilies/biggrin.gifoğuhan (1985), Batuhan(1986).
"İlkokula 6 yaşımda başlamama rağmen, evlenmem de, gazeteciliğe girmem de geç oldu" demektedir.
"Şarkılarla Şiirlerle Türkülerle ve Tarihî Örneklerle ADLARIMIZ" (Ankara 1989, 1992, İstanbul 1999) yayımlanan ilk kitabıdır ve Türk Dünyasnda sahasının en kapsamlı eseridir."Horyatlar" (istanbul 1990, 2000) ikinci kitabıdır.
"Röportajlar" ve "Dosta Düşmana Karşı" mizahî eserleri ise baskıya hazırdır.

Yazı hayatının kırkıncı yılı olan 1998'de sevenlerince AYDİL EROL ARMAĞANI çıkarıldı.
Halen Yeniçağ gazetesinde çalışmakta, Ufuk Ötesi'nin yayın danışmanlığını yapmaktadır.
2002'de Mehmet Akif ve Ahmet Haşim adlı kitapları yayımladı. Adlar konusundaki çalışmalarından ötürü 2002 yılında Türk Dil Kurumu'nun adlar koluna üye alındı.

Yayınladığı maniler arasında şu dörtlüğe yer vermesinden sonra, (Ufuk Ötesi, Nisan 2003, Yeniçağ 15.02.2003) Karen Fogg Çocukları deyimi basında geniş yankı gördü:
Yediler sucukları
giydiler gocukları
memleketi satacak
Karen Fogg Çocukları

Bestelenmiş şiirleri
Baş eğmeyiz feleğe, yâr ü ağyâre de biz Etmeyiz tenezzül bir gül için hâre de biz Ne sâkîden imdat, ne meyden şifa dileriz. Etmeyiz tenezzül bir gül için hâre de biz
Segah Aksak şarkı, (1958) Beylerbeyli Kemençeci Hasan Fehmi Mutel (1885-1965)
Çatlatır bülbülleri o nağme-i sazın senin Fetheder gönülleri asarın üstadım senin Vermiş Hak kabiliyet-i müstesna, hüner sana Yoktur naziri cihanda hüsn ü fehminin senin
Hicazkâr Müsemmen şarkı (1957)
Hasan Fehmi Mutel

Erişti eyyam-ı nevbahar
(Hasan Fehmi Mutel, Mahur Curcuna ş.)
Gel buselerinde mest et bu gece
(Hasan Fehmi Mutel, Mahur Aksak şarkı, 1954)
Gül-gonca cemâlin bana bin cevr eder
(Hasan Fehmi Mutel, Hicaz Türk Aksağı, şarkı, 1957)
Seyredelim mehtabı gel seninle bu gece
(H. F. Mutel, Nihavent Yürük Aksak Şarkı, 1954)
Not: Birinci dörtlük, Hüseyin Rıfat Işıl'ın Rumeli Hisarı Mezarlığındaki mezar taşı yazısından esinlenerek kaleme alınmıştı:
"Bazen ney olur, bazı da safi mey olurduk Gâhi neye meyler katarak hey hey olurduk Baş eğmedik asla feleğin kahrına bir gün Biz istemiş olsaydık eğer herşey olurduk"

Legolas
16-07-08, 13:53
Ayhan Songar

Bir Ayhan Songar vardı
Türkiye 2 Temmuz 2001

İSTANBUL - Hocaların hocası Prof. Dr. Ayhan Songar'ı vefatının 5. yıldönümünde rahmetle anıyoruz. Gazetemizde uzun yıllar yazdığı günlük köşe yazılarıyla hâlâ hafızalarımızda olan, dünyaca tanınmış tıp otoritesi Prof. Dr. Ayhan Songar, ruhu için okutulacak Kur'an-ı Kerim ve Mevlid-i Şerif'le yadedilecek. Yarım asrı bulan fiili doktorluğunun yanı sıra tasavvuf, tıp, musiki, sibernetik ve fotoğraf alanında da uzman olan Prof. Dr. Ayhan Songar, geçtiğimiz yüzyılın hezarfenleri arasında yer alıyordu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri Ana Bilim Dalı'nı kuran ve aralıksız 34 yıl kürsü başkanlığını yapan Prof. Dr. Ayhan Songar, çağdaş psikiyatrinin de kurucuları arasında yer alıyordu. Kırk yılı aşkın süre aynı yastığa baş koydukları ve aynı yızahaneyi paylaştıkları eşi Dr. Reyhan Songar rahmetlinin tüm milli hareketlerin yanında ve gönüllü kuruluşların içinde olduğunu belirterek, "Aradan dört yıl geçmesine rağmen Türk milleti onun hizmetlerini unutmadı. Kadirşinaslığını gösterdi ve birçok şehrimizde caddelere, sokaklara, parklara, kültür ve tıp merkezlerine onun ismini verdi. Hâlâ ruhuna Fatihalar okunuyor. Bu konuda duyarlılığı olan herkese teşekkür ediyorum" dedi. Rahmetli Prof. Dr. Ayhan Songar, 1997 yılı başında prostat kanserine yakalanmış, Nisan ayı başında geçirdiği ameliyat da netice vermeyince kalp huzuru ile Rahmet-i Rahman'a teslim olmuş, dünyadan ayrılık vaktinin geldiğini belirterek, son bir köşe yazısı ile okuyucularından helallik dilemiş ve 2 Temmuz 1997 günü Hakk'a yürümüştü.

Çağdaş psikiyatrinin kurucusuydu
Babası İstiklal Harbi gazisi olan Prof. Dr. Ayhan Songar köklü bir aileden geliyordu. Aydınlar Ocağı, Türkiye Milli Kültür Vakfı ve Türk Edebiyatı Vakfı'nın kurucuları arasında yer aldı; ilk ikisinin başkanlığını da yaptı. Hayatı boyunca alkol ve uyuşturucu ile mücadele veren Prof. Dr. Ayhan Songar, Yeşilay Cemiyeti'nin de başkanlığını yaptı. Şiire merakı ile de bilinen Songar, Fuzuli'den Necip Fazıl'a Türk şairlerini ve şiirlerini çok iyi bilirdi. Dilde uydurmacılığa şiddetle karşı çıkardı. Türk dili ve düşüncesi üzerine nefis yazıları vardı. Uzun meslek hayatı boyunca önemli ödüller alan Prof. Songar, New York Bilimler Akademisi üyesiydi. Türkiye Tıp Akademisi ve Türk Nöro-Psikiyatri Derneği'ne büyük hizmetleri geçmişti. Müziğin hastaların tedavisinde etkili olduğunu bilen Songar, Viyana'da "Musiki Psikolojisi" dersleri de vermişti. Adli Tıp Kurumu'nda da uzun yıllar görev yapan Prof. Songar, bir dönem TRT yönetim kurulu üyeliği de yaptı. Gazetemizde 1989'da haftalık, 1991'den 1997'ye kadar da günlük yazılarını "Sohbet" köşesinde aralıksız sürdüren Prof. Dr. Ayhan Songar'ın 26 kitabı neşredildi. Yerli ve yabancı dergilerde yüzlerce ilmi makalesi yayınlanan Prof. Dr. Songar'ın kızı Neslihan, Tükiye'nin Bakü Büyükelçisi Ecvet Tezcan ile evli.



Ayhan Songar
Sefa Saygılı
Türdav Yayınları

“Böyle güzel insanları unutulmaya terk edemeyiz. Doç. Dr. Sefa Saygılı'nın hazırladığı bu kitabın ilk bölümünde sevenler ve dostları Ayhan Hocayı anlatıyorlar. İkinci bölüm yazı ve röportajlarından yapılan seçmelerden oluşmuş. "Ölüm Döşeğindeki Yazıları" başlıklı son bölümde ise, hiçbir kaynağa bakmadan sadece zihninin hazineleriyle yazdığı makalelerden bir demet bulunmakta. Hele son zamanlarda yalnız elini kıpırdatabildiği günlerde bile aksatmadığı bu yazılar, kitabı daha ilgi çekici kılmakta.”

Legolas
16-07-08, 13:54
Ayşe Arman

HAKKINDA YAZILANLAR

Teşhirci, saydam pervasız dürüst ve cesur
OKTAY EKŞİ
Hürportreler Hürriyet 2002 İlavesi

O'nu anlatan doğru kelime teşhircidir olmalı. Ama o olumsuz anlamlar çağrıştıracağı için saydam demek daha uygun. Ayşe
Arman'ı Ayşe Arman yapan pervasızlığıdır. Bu dürüstlük ve cesaret karşısında şapka çıkartılır.

O öyle olduğu için mi dikkati çekiyor, dikkati çekmek istediği için mi öyle, çözebilene rastlamadık. Ama kesin olan şu:

Ayşe Arman mutlaka dikkati çeker.

Yazdıklarıyla dikkati çeker, -öyle anlaşılıyor ki- arkadaş çevresinde veya kendisini hiç kimsenin tanımadığı ortamda da o dikkati çeker.

Ne yapar da dikkati çeker sorusuna yanıt vermek kolay değil. Gerçi o tipik bir ‘‘controversal figure’’dür. Yani her zaman tartışılır.

Bu zaten yeter diyebilirsiniz.

Ama asıl önemli olan kişiliğinin onu tartışılır yapan çizgisidir.

Bu satırların yazarı, Ayşe Arman'ı, aynı çatı altında çalışan ve birbiriyle günlük düzeyde hemen hiç ilişkisi olmayan iki kişinin tanıyabileceği kadar tanıdığı için Ayşe Arman'ı tartışılır yapan şeyin ne olduğunu doğru şekilde saptayıp söylemesi kolay değil.

Ama bu açıdan inanılmaz bir kolaylık söz konusu:

Ayşe Arman'ın yazılarını okuyan herhangi biri, onun hakkında çok şey öğrenir. Çünkü o özel yaşamıyla ilgili en gün görmemiş gerçekleri bile okuyucunun önüne koyar. O yüzden Ayşe Arman'ı okurken, saklısı gizlisi olmadığı izlenimi edinirsiniz.

Hatta bazen ‘‘birazını da kendine saklasa iyi eder’’ diyebileceğiniz kadar...

O'nu anlatan tek kelime nedir?

Doğru kelime teşhircidir olmalı. Ama o olumsuz anlamlar çağrıştırabilir. O nedenle saydamdır demek galiba daha uygun düşer.

Belki de onu saydam yapan aslında özgürlügüne bağlılığıdır.

Gerçekten kendi özgürlüğüne Ayşe Arman kadar bağlı ve saygılı bir kadın, bir yazar, bir kişi bulmak özellikle bizim toplumumuzda imkansız denecek kadar zordur.

Yazılarından anlaşıldığına göre Ayşe Arman'ın belki tüm bunlardan daha önemli tarafı, kendisine veya başkalarına karşı hiçbir zaman ikiyüzlülük yapmayacak kadar dürüst ve özgüven sahibi bir kişi olmasıdır.

Düşünün siz... Hangi kadın -veya erkek- yazarımız (üstelik halen evli olduğunu da vurgulayarak) eski yıllarda bir akşam yemeğe çıktığı erkek arkadaşı restoranın tuvaletine gidince, içinden geleni yapmak için onun ardından erkekler tuvaletine girdiğini, bir süre sonra dışarı çıkmaları gerekince kapı kilidinin dili düştüğü için birlikte içeride kalarak yardım istediklerini... Ve çıkarken fevkalade utandıklarını tüm açıklığıyla yazabilir.

Bunlar toplumumuzun alışmadığı kadar pervasız yazılardır. Zaten Ayşe Arman'ı Ayşe Arman yapan bu pervasızlığıdır.

Bu dürüstlük ve cesaret karşısında şapka çıkartılır.

Sadece özgür ve bağımsız kişiliği Ayşe Arman'ı anlatmaya yetmez. O'nu başkalarından çok farklı kılan özelliklerinden biri, çalışkan, verimli ve titiz bir yazar olması, ayrıca akide şekeri gibi tatlı bir üsluba sahip bulunmasıdır. O yüzden Ayşe Arman'ın yazdığını hiç okumayabilirsiniz ama okumaya başlayınca bitirmeden bırakamazsınız. Çünkü yazdıklarında kendi iç dünyasını veya günlük gerçeklerini anlatıyormuş gibi yaparken bakarsınız ki sizi de anlatıyor.

Zaten iyi yazar insanı iyi yazar, iyi gazeteci olayı iyi yazar. Ayşe Arman ikisini de iyi yaptığı için iyi bir ‘‘gazeteci-yazar’’dır. Bu çizgileriyle Ayşe Arman gazeteciliğimizin, hem çağımızı hem de geleceğimizi temsil eden örneklerinden biridir.

Legolas
16-07-08, 13:55
Aytek Namitok

6 Ocak 1892'de, Kafkasya’nın Adigey yöresinde Panejukay köyünde doğdu. Orta öğrenimini Stavropol Lisesi’nde yaptıktan sonra 1916'da Petersburg Üniversitesi Hukuk Fakültesinden, 1921'de de Sorbonne(Fransa) Üniversitesinden mezun oldu.

Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Petrograd Barosuna kaydolarak avukatlığa başladı. 1917 İhtilalinden sonra da Petrograd'da kalarak "Birleşmiş Kafkasya Dağlıları Birliği"nin temsilcisi oldu. Bu sıfatla Geçici Hükümetin Halk Eğitim Bakanına Bağlı Şura üyesi, bu Şuranın Rus olmayan halkların okul işlerini idare eden Komisyon mümessili olarak çalıştı. Bütün Rusya Kurucu Meclisi'nde seçim kanunlarını hazırlayan özel danışma kurulunun görüşmelerine katıldı. Üyesi bulunduğu demokratik birlik tarafından Rusya Cumhuriyeti Meclisi'ne seçildi.

Rusya'da Bolşevik anarşisinin başlaması üzerine Kafkasya’ya döndü. Kuban Meclisi ve Hükümeti'nin adli işlerden sorumlu memur üyesi oldu. Aynı yıl Kuban Parlamento delegasyonu üyesi olarak Paris Barış Konferansı’na gönderildi. Kafkasya Bolşevikler tarafından işgal edildikten sonra Paris'te kaldı. 1921-1922 yıllarında Prag'da, Mayıs 1924'e kadar da Türkiye'de yaşadıktan sonra tekrar Paris'e döndü ve 1942 yılına kadar Paris'te yaşadı. Kafkasya halklarının tarihi, Adige dili ve folkloru konularında araştırmalar yaptı.

Profesör Aytek Namitok, 1936'dan başlayarak "Societe de Linguistique a la Sorbonne" üyesi ve "Societe d'Etudes Mediterraneennes" in kurucularındandı. "Bulletin de la Societe de Linguistique a la Sorbonne" ve "Revue de l’Histoire des Religions" dergilerine yazı yazıyordu. Prof. G.Dumezil ile birlikte hazırladıkları "Fables de Tsey İbrahim" (Tsey İbrahim'in Fablleri, Paris 1939) adlı kitap Fransa Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bastırılmıştır. Bu yıllarda yayınladığı "Origines des Circassiens" (Adigeler'in Kökeni, 1. Cilt, Paris 1939) adlı önemli eserinin ikinci cildi ise yayınlanamamıştır.

Prof. A.Namitok, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'da "Kuzey Kafkasya Milli Komisyonu (Komitesi)"nde yer alıyor ve "Institut für Kontinental-Europaische Forschung" kurumunun bilim üyesi olarak Kuzey Kafkasya tarihi üzerinde çalışıyordu. Savaştan sonra Almanya'da kurulan Müslüman Komitesi Başkanlığı’na seçilen Prof. Namitok, bu ağır dönemde Fransa’daki ve Avrupa’nın diğer ülkelerindeki çeşitli elçiliklerle temasa geçerek yurttaşlarına önemli hizmetlerde bulunmuştu. Daha sonra kendisi de onlardan bir grupla birlikte 1949 yılında, eşi Hayriye Melek (Hunc) Hanım’ın da yaşamakta olduğu Türkiye'ye göçetti.

A.Namitok, "Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü" tarafından Münih'de İngilizce olarak yayınlanan "Caucasian Review" (Kafkasya Dergisi) başta olmak üzere Batı'da İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça vs. dillerde çıkan bilimsel dergilerde yayımlanan ve Kafkasya halklarının dil, edebiyat ve tarihini inceleyen birçok makalenin yazarı idi. Bu makalelerinde, Kafkasya halklarının tarihini tahrif eden Sovyet sahtekarlarını ortaya çıkarıyor ve eleştiriyordu. Bu nedenle ona 1938 yılında Moskova Devlet Üniversitesi’nin özel bir seminerinde "Anglo-Amerikan ve Türk Ajanı" damgası vurulmuştu. Bütün muhaceret döneminde, ilmipedagojik çalışmaları yanında arasız siyasi faaliyette de bulunmuştu. Son yıllarında İstanbul'da "Kuzey Kafkasya Milli Merkezi"nin Başkanıydı. Münih'deki(Almanya) "Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü"nün de asli üyesi ve İstanbul Pedagoji Enstitüsü Fransız Dili Kürsüsü profesörü olan Aytek Namitok, 27 Temmuz 1963'de İstanbul'da öldü.

Legolas
16-07-08, 13:55
Bahaeddin Hurş

Dağıstanlı (Çoh köyünden) asker, toplum adamı ve yazar. Askeri okullarda okuyarak subay çıktı. 1917 Devrimi sonrasında Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin ulusal ordusunda görev aldı. Kafkasya’nın Kızılordu tarafından işgali üzerine yurdunu terk etmek zorunda kalarak Türkiye'ye iltica etti. Daha sonra Polonya'ya giderek Polonya ordusunda görev aldı ve Kurmay Albay rütbesine kadar yükseldi. 2.dünya savaşında Almanlara esir düştü. Kuzeni Hasan Arslanbek'in (Magoma başkanlığındaki Kuzey Kafkasya Milli Komitesi üyesi) girişimiyle kurtuldu. Polonya ve diğer Avrupa ülkelerindeki Kafkasya politik örgütlerinde ve bunların yayın çalışmalarında görev aldı. "Gortsı Kavkaza" (Kafkasya Dağlıları) ve "Severnıy Kavkaz" (Kuzey Kafkasya) gibi dergilerde yayımlanan Kuzey Kafkasya’nın askeri tarihine ilişkin "Gergebil Savunması", "Ahulgoh Avulu", "Saltı Savunması", "Dağıstan'da 1843 Yılı Askeri Harekatı" gibi makaleleri, bu konuların bir kurmay görüşüyle yazılmış en güzel örnekleridir. "Kuzey Kafkasya Milli Yayınları" arasında yayımlanan "Ahulguh" (Rusça, 1938) kitap halinde yayınlandığını bildiğimiz tek eseridir.

İkinci Dünya savaşı sonunda iltica ettiği Mısır'da ölmüştür.

Legolas
16-07-08, 20:22
Bahaeddin Hurş

Dağıstanlı (Çoh köyünden) asker, toplum adamı ve yazar. Askeri okullarda okuyarak subay çıktı. 1917 Devrimi sonrasında Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin ulusal ordusunda görev aldı. Kafkasya’nın Kızılordu tarafından işgali üzerine yurdunu terk etmek zorunda kalarak Türkiye'ye iltica etti. Daha sonra Polonya'ya giderek Polonya ordusunda görev aldı ve Kurmay Albay rütbesine kadar yükseldi. 2.dünya savaşında Almanlara esir düştü. Kuzeni Hasan Arslanbek'in (Magoma başkanlığındaki Kuzey Kafkasya Milli Komitesi üyesi) girişimiyle kurtuldu. Polonya ve diğer Avrupa ülkelerindeki Kafkasya politik örgütlerinde ve bunların yayın çalışmalarında görev aldı. "Gortsı Kavkaza" (Kafkasya Dağlıları) ve "Severnıy Kavkaz" (Kuzey Kafkasya) gibi dergilerde yayımlanan Kuzey Kafkasya’nın askeri tarihine ilişkin "Gergebil Savunması", "Ahulgoh Avulu", "Saltı Savunması", "Dağıstan'da 1843 Yılı Askeri Harekatı" gibi makaleleri, bu konuların bir kurmay görüşüyle yazılmış en güzel örnekleridir. "Kuzey Kafkasya Milli Yayınları" arasında yayımlanan "Ahulguh" (Rusça, 1938) kitap halinde yayınlandığını bildiğimiz tek eseridir.

İkinci Dünya savaşı sonunda iltica ettiği Mısır'da ölmüştür.

Legolas
16-07-08, 20:22
Bakunin

Hakkında yazılanlar

1.Bakunin Sam Dolgoff Kaos Yayınları

Tarihin en çalkantılı dönemlerinden biri olan 19. yüzyılda yaşayan Mihail Bakunin, eylemi ve kuramıyla en çok tanınan, en derin iz bırakan anarşist şahsiyetlerin başında gelir. Özgürlük ile otorite arasındaki amansız mücadeleye koca bir ömür adayan Bakunin, yıllarca ayaklanmadan ayaklanmaya, barikattan barikata koşturup durdu. Öte yandan, asi kişiliği ve eylemci pratiği haklı olarak onu bir düşünürden çok bir eylem adamı kimliğiyle öne çıkardığından, devrimci mücadeleye kazandırdığı teorik derinlik zamanla geri planda kalmıştır. Oysa Bakunin, felsefi ve teorik kavrayışlılığı, isabetli öngörüleri ve son derece yerinde saptamalarıyla düşünce ve eylemi bütünleştirerek anarşist hareketin gelişiminde kilit bir rol üstlenmiştir. İşte bu yüzden, dostları da düşmanları da, onun anarşizmin önde gelen bir kuramcısı ve eylemcisi olduğu noktasında hemfikirdiler. Bakunin'in teorik gücü, devleti ve otoriteyi ustaca ve en ince ayrıntısına kadar deşife etmiş olmasından kaynaklanır. Yüz elli yıl önce, Marx tarafından temsil edilen bilimsel sosyalistlerle sürdürdüğü tartışmalarda, her türlü devlet düşüncesinin kölelikten başkabir şeye yol açmayacağını ısrarla vurgularken günümüzde olup bitenleri parlak bir zihin berraklığıyla öngörmüştür. Bu çalışmada da görüleceği gibi Bakunin, bugün cebelleşmekte olduğumuz temel toplumsal sorunları daha o günlerde gündeme getirmiş ve anarşizmi, insanlığı evrensel özgürlüğe götürecek yollardan biri olarak önermiştir. Üç devlet tarafından ayrı ayrı ölüm cezasına çarptırılmış, doğduyu yer olan Rusya'da 13 yıllık hapis ve sürgün yaşamından sonra Sibirya'dan kaçarak Avrupa barikatlarındaki mücadelesine devam etmiştir. Bu çalışma, Mihail Bakunin'in anarşizmini ana hatlarıyla ortaya koyan en kapsamlı çalışmalardan biridir. Kitabın sayfalarını aralamaya başladığınızda, Bakunin'in bu fırtınalı yaşamından süzülüp gelen çarpıcı düşünceleri, gecikmiş bir burukluk eşliğinde benliğinizi saracaktır...

Legolas
16-07-08, 20:22
Barasbi Baytugan

Toplum ve siyaset adamı, yazar. 15 Mayıs 1899 yılında Kafkasya’nın Kuzey Osetya yöresinde doğdu. Orta öğrenimini Terekkale'de (Vladikavkaz) yaptı. Petersburg'da gece okuluna devam etti (1916-17). Rus devriminden sonra Kafkasya'nın önce Beyaz, sonra da Kızılordu tarafından işgali üzerine General Vrangel'in kuvvetleriyle birlikte Kırım'a geçti. Kırım'ın da Bolşeviklerin eline geçmesi üzerine Türkiye'ye sığındı.

1922 yılında, Çekoslavakya hükümetinin Kafkasyalı mültecilere tanımış olduğu olanaklardan (burs) yararlanarak oraya gitti ve Brno kentinde yüksek öğrenimini tamamlayarak ziraat mühendisi oldu. Bu arada Prag'da oluşturulan "Kafkas Dağlıları'nın Dayanışma Derneği"nde görevler üstlenerek Prag ve Brno kentlerinde seminerler verdi. Avrupa ve Yakındoğu ülkelerinde örgütlenerek Kafkasya bağımsızlığı için faaliyet gösteren "Kafkasya Dağlıları Halk Partisi" (Narodnaya Partiya Gortsev Kavkaza) adlı örgüt içinde yer alarak İkinci Dünya Savaşı'na kadar bu Parti'nin çalışmalarında görevler üstlendi. 1928 yılı başında Paris'e giderek burada parti organı olarak yayınlanan ve Çerkaski'den sonra birkaç sayı kolektif düzenlemeyle çıkan "Gortsı Kavkaza" (Les Montagnards du Caucase) nın idaresini 25. sayıdan itibaren yüklendi. Kafkasyalı'lardan başka, "Gürcü, Azeri, Ukrayna ve Türkistan örgütlerinin de içinde yer aldığı "Promethee" adlı siyasi hareketin organı olarak Paris'de Fransızca yayınlanan "Promethee" dergisinin redaksiyon komitesinde çalıştı. 1930 yılında "Gortsı Kavkaza" (Kafkasya Dağlıları) dergisi bütünüyle Polonya'ya taşınarak orada yayınlanmaya başlayınca 0 da Varşova'ya gitti ve daha sonra "Severnıy Kavkaz-Şimali Kafkasya" adıyla Rusça-Türkçe yayınlanmaya başlayan bu derginin sorumlu yöneticiliğini üstlendi. Bu dergilerin devamı olan, ama politik gereklerle ve çok sayıda Kafkasyalı göçmenin yaşadığı Türkiye'ye ulaşabilme gayesiyle sürekli isim ve yönetici değiştirmek zorunda kalan Rusça-Türkçe "Put Svobodahttp://www.zevkli.org/images/smilies/smile.gifHürriyet Yolu" (1934), "Borba-Savaş" (1936), "Naşa Tselhttp://www.zevkli.org/images/smilies/smile.gifBizim Dilek" (1936), "Buduşeye-Gelecek" (1936), "Vpered-İleri" (1937), "Natsionalnaya Mısl-Milli Fikir" (1937),"Naş Kray-Ülkemiz"' (1937), "Prizıv-Çağırış" (1938) adlı dergilerde de görev aldı ve yazılar yazdı.

B. Baytugan, İkinci Dünya Savaşı başlayınca diğer Kafkasyalı liderlerle birlikte Berlin'e gitti (1942). "Sonhttp://www.zevkli.org/images/smilies/smile.gifderstab Kaukasus" da ve "Kuzey Kafkasya Milli Komisyonu (Komitesi)"nde görev aldı (1942-1945). Savaş sonunda Kafkasyalı mülteciler Bağlaşık'lar tarafından Sovyetler'e teslim edilirken kurtularak önce İtalya'ya sonra da İngiltere'ye geçti. 1953 yılında Batı Almanya’ya döndü ve Münih'e yerleşti. Ahmed Nabi Magoma’nın başkanlığında yeniden oluşturulan Kuzey Kafkasya Milli Merkezi çevresindeki çalışmalara katıldı."'Kavkaz"' (Kafkasya, Der Kaukasus, 1952) dergisine yazı yazdı. Soğuk savaşın bir enstrümanı olarak ABD'nin finanse ettiği ve SSCB'ndeki halkların diliyle yayın yapan "Özgürlük" (Radyo Liberty) radyosunun Kuzey Kafkasya bölümünde çalıştı. 1970'de emekli oldu. Münih'de Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü tarafından yayımlanan İngilizce "'Caucasian Review" (Kafkasya Dergisi), Rusça "Vestnik", Türkçe "Dergi”, Arapça '"Elmecelle" gibi yayınlarda görev aldı ve yazıları yayımlandı. 1964'te birkaç sayı çıkan Rusça "Obyedinennıy Kavkaz" (Birleşik Kafkasya) ve Türkiye'de bunun paraleli olarak yayınlanın "Birleşik Kafkasya” dergilerine katkıları oldu.

Yukarıda belirtilen dergilerde ve başka yayınlarda Kafkasya’nın tarih, kültür ve politik sorunlarıyla ilgili çok sayıda yazıları yayınlanmış olan Barasbi Baytugan'ın bir yazısı da "Kuzey Kafkasya" (Samsun 1973) adıyla Türkiye'deki Kafkas Kültür Derneklerinden biri tarafından basılmış bulunmaktadır.

Mülteciler arasında aktivite bakımından hiç kimse Barasbi Baytugan kadar faal olamadı. Yaşamı boyunca politik çalışmaların içinde yer alarak kalemini bırakmayan KDB'den sonra KDHP bünyesinde yer alarak partinin yayın organlarını yöneten, konferanslar veren Baytugan, bu arada "Instytutu Wschodniego w Warszawie" (Varşova Şark Enstitüsü)'nın ciddi bir yayını olan "Wschod"'un (Şark) redaksiyon kurulunda bulundu.

1986 yılında Münih’te öldü.

Legolas
16-07-08, 20:22
Bedri Rahmi Eyüboğlu

1911'de Trabzon Görele'de doğdu. 21 Eylül 1975 Pazar günü İstanbul’da yaşamını yitirdi. Türkiye'nin en usta ressamlarından. Trabzon Lisesi’ni bitirdi. Lise yıllarında öğretmeni Zeki Kocamemi'nin ilgisiyle resme yöneldi. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi. Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'dan ders aldı. 1931’de diplomasını almadan okulu bırakıp Fransa’ya gitti. Djon ve Lyon'da özel atölyelerde çalıştı. Ardından Paris'e geçti. 1933’te İngiltere’ye gitti, aynı yıl yurda döndü. 1934'te yaptığı 30 resimle yurtiçi ve dışında sergilere katıldı. 1936’da Güzel Sanatlar Akademisi’nden diplomasını birincilikle aldı. Aynı yıl akademinin resim bölümünde Leopold Levy'nin asistanı oldu. Ses Dergisi'nde sanat ve estetik konusunda düzenli yazılar yazdı. Şiire lise yıllarında başladı. İlk şiirleri 1932'den sonra Varlık, Yeditepe, Ses, İnsan gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiir kitabı "Yaradana Mektuplar" 1941'de basıldı. Şiirlerinde de resimlerinde olduğu gibi halk edebiyatının zengin motiflerinden esinlendi, yararlandı. Yalın bir dille, içten lirik şiirler yazdı.

ESERLERİ

ŞİİR:
Karadut 1948
Tuz 1952
Üçü Birden 1953
Dördü Birden 1956
Karadut 69 (1969)
Dol Karabakır Dol (bütün şiirleri 1974)

GEZİ:
Canım Anadolu (1953)
Tezek (1975)
Delifişek (1975)

MONOGRAFİ:
Nazmi Ziya (1937)

DENEME:
Yaşadım (1977 ölümünden sonra)
Resme Başlarken (1977 ölümünden sonra)

Legolas
16-07-08, 20:22
Bekir Sıtkı Çobanzade

Kırım Türk Edebiyatı

Kırım'da yetişen en büyük şairlerden olduğu gibi en iyi dil bilginlerinden biri olan Bekir Sıtkı Çobanzade (1893-1939), ilk ve orta tahsilini Karasupazar'da yaptıktan sonra 1909'da liseyi okumak için İstanbul'a gelir. Burada Arapça ve Fransızca'yı öğrenen Çobanzade, 1915'te Odesa'ya giderek Slav dillerini öğrenir. 1916'da Budapeşte Üniversitesi'ne giden alim, burada Codeks Cumanicus'u inceler ve 1920'de bu üniversitede doktor ünvanını alır.

1920'de Kırım'a dönen Bekir Sıtkı Çobanzade'nin değişik okullarda Kırım Türkçesi ve edebiyatı dersleriyle Türkçe'nin Mukayeseli Grameri konusunda verdiği dersler çok önemlidir. Bu dönemde "Yanı Çolban", "İleri" ve "Okuv İşleri" dergilerinde ilmi makaleler yazar. Değişik üniversitelerde profesör, dekan ve rektör olarak çalışan Çobanzade, 1926 yılında Baku'da toplanan I.Türkoloji Kongresi'nde "Türk Lehçeleri Arasında Karşılıklı İlişkiler" ve "Türk Tatar Dillerinde İlmi Terminoloji Meydana Getirme" konularında önemli tebliğler verir. Sovyetler Birliği Yeni Alfabeler Merkez Komitesi, Azerbaycan Terminoloji Komitesi gibi komisyonlarda çalışan Çobanzade'nin Türk lehçelerinin alfabesi, imlası ve terminolojisi konularında pek çok çalışmaları olmuştur.

Bu büyük Türkoloji aliminin Türk dili ve edebiyatı tarihi sahasında büyük yekun tutan çalışmaları bulunmaktadır. Almanca, Fransızca, Arapça, Macarca, Çekce ve Lehçe'yi çok iyi bilen Çobanzade, Türk şivelerinin hemen hepsiyle ilgili eserler vermiştir. "Rusya Tatarlarının Kültür Hayatının Gelişmesi Üzerinde Bir Deneme" (1915), Türk Edebiyatında Yeni Akımlar" (1916), "Kırım Tatarcası'nın Grameri Hakkında İlmi Bir Deneme" (1924), "Kumukların Dili ve Sözlü Edebiyatı Üzerine Etüdler" (1926), "Nevai'nin Dili Üzerine" (1926), "Türk Tatar Diyalektolojisi" (1927), "V. Tomsen" (1927), "Azerbeycan Türk Edebiyatı'nın Yeni Dönemi" (1930), "Azerbeycan Türk Dilinin İlmi Grameri" (1930), "Yabancı Dil Öğretiminin Temel Metodu Meseleleri" (1932), "Özbek Dilinin Öğretiminin Temel Metodu" (1932), "Karaçay Balkar Dili Üzerine Notlar" (1932), "İbni Mühenna'nın Türk Grameri" (1933), "Kitab-ı Dedem Korkut'un Edebi Lengüstik Tahlili" (1935) gibi eserleri bu gün hala ilmi değerini muhafaza etmektedir.

Büyük bir Türkolog olan Bekir Sıtkı Çobanzade, alimliği kadar şairliği ile de ün kazanmıştır. Onun "Yaz Akşamı Üy Altında", "Tuvdım Bir Üyde", "Oy Suvuk Şu Gurbet", "Ah Tabılsam", "Suv Anası", "Tunay Taşa", "Anam", "Bulutlar" gibi şiirlerinin de bulunduğu "Boran" isimli şiir kitabı 1927 yılında basılmıştır.

Şairin şiirlerinden bir kısmı, Abdullah Latifzade'nin şiirleriyle beraber bir kitap halinde Eşref Şemizade tarafından (1971) de neşredilmiştir.
Bekir Sıtkı Çobanzade de komünist sistemin kurulmuş çarkının işletilmeye başlamasıyla belli dönemlerde arkadaşlık yaptığı yazar ve şairler tarafından burjuva milliyetçisi olmakla suçlanmış ve dönemin acımasız zulmünden kurtulamayarak 1939' da gönderildiği sürgünde helak olmuştur.

*
Kırım'da daha hanlık döneminde başlayan din meselesi, bu dönemde de aydınların ilgilendiği konular arasında yer alır. Yerlileşme politikası sonucu mahalli şivenin ilmi tetkikine ve okuma yazma bilmeyenler arasında yayılmasına, Rusça ile beraber resmi dil olarak kullanılmasına destek verilir.

Sovyetler Birliği'nde ki Türk aydınları arasında alfabe reformu, imla ve telaffuz, yazılı dilin hangi ağız üzerine kurulacağı gibi tartışmalar bu dönemde önemli bir yer tutar. 1922 ile 1924 yılları arasında Sovyetler Birliği Merkezi Hükümeti tarafından dergilerde tartışmalar açılıp konferanslar verilmiş, komite ve komisyonlar kurulmuştur. 1924'de Kırımlılar arasında dil konusunda ve Arap alfabesinden Latin alfabesine geçiş konusunda şiddetli tartışmalar yapılmıştır. Bazı Kırım Türkleri, Merkezi Hükümetin desteklediği Latin alfabesin kabul ederken; Veli İbrahimov, Asan Sabri Ayvazov ve dil alimi Bekir Sıtkı Çobanzade gibi aydınlar, buna itiraz ederek şiddetle mücadele etmişlerdir. Merkezi Hükümetin de baskılarıyla 1929'da 31 harfli Latin alfabesinin kabulü bütün bu tartışmalara son verir.

1928'de Kırım Tatar Edebi Dilinin İmlası Üzerine Birinci İlmi Konferansı, Akmescit'te toplanarak step ve dağ bölgeleri arasında kalan şeridin, (Bahçesaray ağzının) yazı dili olmasına karar vermiştir. Daha sonra 1929'da ikinci, 1934'de üçünçü ilmi konferanslar toplanarak gramer, imla, telaffuz, terminoloji ve sözcüklerin düzenlenmesi konularında çalışmalarını sürdürürler. 1938'de Stalin döneminde bir kanunla bütün Slav olmayan (Ermenice ve Gürcüce hariç) dillerde olduğu gibi, Kırım Türkçesinde de Kiril alfabesi kullanılmaya başlanır.

Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr

Legolas
16-07-08, 20:22
Besim Özcan

1959 yılında Artvin-Şavşat-Yağlı Köyü’nde dünyaya geldi. İlk öğrenimini adıgeçen köyde, Orta ve Lise öğrenimini Artvin’de tamamladı. 1988-89 Öğretim yılında girdiği Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden Haziran 1982’de mezun oldu. Eylül 1983’te mezun olduğu bölüme Arş. Görevlisi olarak atandı. III. Selim’e Sunulan Islahat Lâyıhaları (Tatarcık Abdullah Efendi Lâyıhası) konulu çalışma ile 1985’te Yüksek Lisansını tamamladı. Rusların Sinop Baskını (30 Kasım 1853) konulu çalışmasını 1990’da bitirerek Dr. unvanını aldı. Ekim 1990’da Yrd. Doçentliğe atandı. Kasım 1997’de girdiği Doçentlik sınavını başarı ile verip Doçent oldu. 30 Aralık 2002 tarihinde Profesörlüğe atanan ÖZCAN, evli ve bir çocuk babasıdır.

YAYIN LİSTESİ
A. Kitaplar:
1. Kırım Savaşı’nda Malî Durum ve Teb´anın Harp Siyaseti (1853-1856), Atatürk Üniversitesi Yayını, Erzurum 1997.
2. Bursa Âfetleri (1326-1900), Aktif Yayıncılık, Erzurum 2002.

B. Makaleler:
1.Tatarcık Abdullah Efendi ve Islahatlarla İlgili Lâyıhas”, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Türk Kültürü Araştırmaları, Prof. Dr. İbrahim Yarkın’a Armağan, Yıl: XXV/I (1988), s. 55-64.
2.Kaptan-ı Derya Mahmud Paş”, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türklük Araştırmaları Dergisi, İstanbul 1991, sayı: 6, s. 151-163.
3.1853 Sinop Felâketinin Ülkede, Rusya’da ve Avrupa’daki Akisleri, Türk Kültürü, Ekim 1992, sayı: 354, s. 621-632.
4.1853 Sinop Felâketzedelerinin Mağduriyetinin Giderilmesi ve Şühedâ Hatırasının Yaşatılması, Doğumunun 50. ve Hizmetinin 10. Yılında Prof. Dr. Bayram Kodaman’a Armağan, Samsun 1993, s. 207-226.
5.Sultan III. Selim’in Vatanperverliği, Tarih ve Medeniyet, Mart 1995, sayı: 13, s. 15-17.
6.Kırım Harbi’ne Kadar Rus Karadeniz Filosu, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bilimleri Araştırma Dergisi, sayı: 21, Erzurum 1995, s. 233-243.
7.Nizâm-ı Cedid Eşiğinde III. Selim Devri Islahat Lâyıhaları, Tarih ve Medeniyet, Eylül 1995, sayı: 19, s. 27-28.
8.1877-78 Harbi’ne Kadar Osmanlı-Rus Münasebetleri, Aziziye Zaferi 8/9 Kasım 1877) Paneli, (8 Kasım 1994, Erzurum), Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bilimleri Araştırma Dergisi, sayı: 22, Erzurum 1995, s. 111-122.
9.XIX. Asrın Ortalarına Kadar Osmanlı Bahriyesinde Yabancı Uzmanların Görevlendirilmesi, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bilimleri Araştırma Dergisi, Erzurum 1997, sayı: 24, s. 39-49.
10. Gayrimüslim Osmanlı Teb‘asının 1853 Kırım Harbi’ndeki Siyasetleri, Beşinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri II, Değişen Dünya Dengeleri İçinde Askeri ve Stratejik Açıdan Türkiye (23-25 Ekim 1995, İstanbul), Ankara 1977, s. 391-402.
11.Osmanlı Bahriyesinde Bir İngiliz Müşâvir: Sir Adolphus Slade (1804-1877), Askeri Tarih Bülteni, sayı: 43, Ağ. 1997, s.25-47.
12. 93 Harbi Felâketi ve Elviye-i Selâse Dramı, Tarih ve Medeniyet, Haziran 1997, sayı: 39, s. 36-40.
13. Kırım Harbi Sırasında Bazı Avrupalı Devlet Adamlarının Osmanlı Ülkesini Ziyaretleri (1854-1855), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi (OTAM), Ankara 1998, sayı: 9, s. 287-322.
14. Bursa Depremleri (2 Mart, 12 Nisan 1855), Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, Erzurum 1999, sayı: 5, s. 73-118.
15. Cumhuriyet’in İlânı ve Yankıları, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Erzurum 1999, sayı: 11, s. 289-298.
16. Kırım Savaşı (1853-1856), Osmanlı, II, Ankara 1999, s. 97-112.
17. Birinci Kolordu Başkâtibi Hikmet Bey’in Kaleminden Gazi Osman Paşa, I.Uluslar arası Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa ve Dönemi(1833-1900) Sempozyumu, 5-7 Nisan 2000. s. 69-77.
18. Gayrimüslim Mahzarnâmeleri: Teşekkürler Osmanlı, Tarih ve Düşünce, Ocak 2001, sayı: 2001/01, s. 48-53.
19. 1853-1856 Osmanlı-Rus Harbi’nde Osmanlı Hıristiyanlarının Takındığı Tavır Tarih ve Düşünce, Şubat 2001, sayı: 2001/02, s. 27-33.
20. 1855 Bursa Depreminde Mağduriyetleri Giderilen Gayrimüslimlerin Şükran İfadeleri, Yeni Türkiye Ermeni Sorunu Özel Sayısı-, Ankara 2001, II, s. 719-725.
21. Trabzon Eyaleti’nin Kırım Harbi’ne Katkıları, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi (Prof. Dr. Efrasiyab Gemalmaz Özel Sayısı), Erzurum 2001, sayı: 17, s. 247-260.
22. İmparator III. Napoleon’un İstanbul’u Ziyaret Düşüncesi Ve Türk Misafirperverliği, Fen-Edebiyat Fakültesi Dergisi, Erzurum 2001, Nr. 27, s. 137-146.
23. Sultan III. Selim Devri Islahat Hareketleri (Nizâm-ı Cedîd), Türkler, Ankara 2002, 12, s. 671-682.
24. Ölümünün 102. Yıldönümünde Gazi Osman Paşa ve Plevne’den Manzaralar, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Erzurum 2002, sayı: 19, s. 239-254.
25. İngiliz Amirali Sir Adolphus Slade’in Türkiye İzlenimleri, CEIPO 15 th CIEPO Symposium, London 8-12 July 2002.

Legolas
16-07-08, 20:23
Beyza Güdücü

4 Aralık 1973, Edirne doğumlu olan Beyza Güdücü, 1991 yılında Özel Ortadoğu Lisesi'nden mezun oldu. Hacettepe Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık Bölümü'nün ardından, halen İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı lisans öğrencisidir.Ekim 1991- Haziran 1992 tarihleri arasında, Viki- Promay Ltd.Şti., Ankara 'da, özel televizyon kanalları için çeviri ve dublaj yaptı. Haziran 1992- Haziran 1995 döneminde, Ankara TRT'de, Seynan Levent' in hazırlayıp sunduğu 'Akşama Doğru' programında yapım yardımcılığı ve çevirmenlik; 'Yaşasın Sanat' programında yapım yardımcılığı; 'Nüans' müzik-magazin programında ve 'Mavi Kuşak' adlı belgeselde sunuculuk ve metin yazarlığı yaptı. Eylül 1995- Ekim 1996 sürecinde, İnterstar Haber Merkezi, İstanbul'da, ana haber ve gece haberleri sunumunu üstlendi. Ana haber spikerliğinin ardından, Manço Sanat Eserleri Üretim ve Pazarlama Tic.Ltd.Şti., İstanbul'da, Barış Manço' nun hazırlayıp sunduğu 'Dönence' adlı programda, haber araştırma, metin yazarlığı, seslendirme ve sunuculuk görevlerini üstlendi. Özel haberler hazırladı. Şubat 1997- Şubat 1999 yıllarında, TGRT Haber Merkezi, İstanbul'da gece haberleri sunumunu aralıksız yürüttü. Haftasonları ana haber sunumunu üstlendi. Bu süre zarfında, ana haber bülteni için özel haber dosyaları hazırladı. Kosova' da savaşın son döneminde muhabirlik yaptı. Mart 1999 itibariyle, kendi yapım şirketi ARK Film Ltd. aracılığıyla, Nar-ı Beyza adlı uluslararası haber-belgeselin yapım-yönetim ve sunumunu yürütmektedir. Program TGRT' de 13, SHOW Tv' de 26, toplam 39 bölüm olarak yayınlanmıştır. Nar-ı Beyza çekimleri kapsamında, 50 ülke ve 250 civarında bölgede çalışılmıştır. Programda, Sibirya'dan Gana'ya, Nepal'den Fas'a dek dünya uluslarının farklı yaşam biçimleri ekrana taşınmaktadır. Nar-ı Beyza farklı kurumlarca ödüllendirilmiş, 2000 Türk Dünyasına Hizmet Ödülü'ne layık görülmüştür.

Beyza Güdücü, 1997- 1998 yıllarında Milliyet Dergi Grubu' na bağlı 'Yaşasın Edebiyat' dergisinin yazı kurulunda yer almış; aynı dergide edebi söyleşileri, öykü ve şiirleri yayımlanmıştır.

1998- 1999 yıllarında Tolstoy' un 'Calendar of Wisdom' adlı son yapıtını Türkçe' ye kazandırmıştır. 'Bilgelik Takvimi' adlı kitabın ikinci dünya dili çevirisi böylece Türkçe olmuştur. "Aşkın Bir Rengi Varsa Narçiçeği Olmalı" adlı ilk kitabı, Ocak 2003'te yayınlanmıştır. Yayına hazırlanan gezi kitapları mevcuttur.

Beyza Güdücü, çok iyi düzeyde İngilizce, Almanca, biraz Arapça ve anlaşabilecek düzeyde farklı dünya dilleri eğitim ve bilgisine sahiptir.

Legolas
16-07-08, 20:23
Burak Turna

Burak Turna
20 Ocak 1975 yılında İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Yeşilköy’de tamamladı. Kıbrıs Girne Amerikan Üniversitesi’nden İşletme lisansını aldı. Medya sektöründe, dergi ve kitap çevirmenliği, ekonomi muhabirliği yaptı; sonrasında bankacılık, tekstil gibi çeşitli işlerde çalıştı. Halen çeşitli sahalarda çalışmaya devam ediyor.

Yazma serüveni, günlük, öykü gibi ara adımlar olmadan doğrudan roman yazmakla başladı, ancak hayal kurma serüveni, bilincinin açıldığı ilk andan beri sürüyor. Metal Fırtına, yazarın ilk romanıdır. Roman dışında felsefe metinleri ve İngilizce-Türkçe olarak senaryo yazmaya devam ediyor. Yazarın kendi geliştirdiği mantık sistemini anlattığı, SistemA: Mutlak Sistem Teorisi ve Zaman Makinesinin Mantıksal Altyapısına Giriş isimli felsefe kitabı bitmiş ancak henüz yayınlanmamıştır. Şu günlerde Üçüncü Dünya Savaşı’nı konu alan yeni romanı üzerinde çalışıyor.


METAL FIRTINA

Orkun Uçar ÷ Burak Turna
Dizi: Politik Kurgu - Roman

REKORA DOĞRU...
8 BASKIDA 400.000 ADET
Tarih, 23 Mayıs 2007… Yer, Kerkük’ün kuzeydoğusu… Kuzey Irak’taki kargaşa devam ederken, bölgede bulunan Türk birlikleri ani bir Amerikan saldırısına uğrar. Türk birlikleri “müttefik”lerinden hiç de beklemedikleri bir darbe almıştır.

CNN International hemen haber geçmeye başlar: “Kuzey Irak’ta çatışma… 13 ABD askeri öldü, 30 yaralı var. Ordu yetkilileri, Amerikan güçlerine saldıran 35 Türk askerinin öldürüldüğünü açıkladı.”

Amerikalıların niyeti Türkiye’deki zengin bor minerallerini ele geçirmektir. Bunun için her şeyi göze almışlardır. İstanbul ve Ankara dahil olmak üzere tüm Türkiye’yi savaş alanına çevirmeyi bile…. Ve Metal Fırtına Operasyonu başlar…

OKUMA PARÇASI

İşte o heyecanlı satırlardan birkaç bölüm:

“Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Başkan’ın odasından içeri girdi. Telaşlıydı ve Başkan ile konuşması gerekiyordu. Derken kapıda Genelkurmay Başkanı Howard Strike göründü, yüzünde karanlık bir ifade vardı. Başıyla sert bir selam vererek hemen duvardaki ekranın başına geçti. Makineyi kendisi çalıştırdı. ‘Sayın Başkan,’ dedi ‘şu an itibariyle Metal Fırtına harekâtı başlamış bulunuyor.’”

***

“Türk Deniz Piyade Tugay Komutanlığı Karargâhı tam karartmadaydı. Uç noktadaki siperlerde bulunan askerler kızılötesi kameralarıyla ufku gözlemliyor ve kısa aralıklarla karargâhı bilgilendiriyorlardı. Bu bilgiler hemen Genelkurmay Başkanlığı’na iletiliyordu. Yine sesler duyuldu ama bu sefer bir şey farklıydı…

‘Merkez, sesler duyuluyor.’

‘Nasıl sesler?’

‘Metalik sesler Komutanım.’

‘Gözlemede kalın.’

‘Bir şey görülüyor mu?’

‘Hayır Komutanım.’

Asteğmen ve askerler koşarak sipere girdiler, baraj ateşi açmak istediklerini söylediler. Askerlerin isteği Tümgeneral İhsan Paşaya iletildi ve olumlu yanıt alındı.

‘Ateş!!!’”

***

“Genelkurmay Başkanı, Harekât Komuta Merkezi’ndeki telsizin başından ayrılmıyordu. Deniz Piyade Tugayı Karargâhı’ndan sürekli olarak bölgedeki çatışma ile ilgili haberler aktarılıyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Ankara’da bulunan kabine üyeleri Harekât Merkezi’ne geliyorlardı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, altı kişilik bir heyetle Washington’a doğru yola çıkmıştı bile…”

***

“İstanbul’a büyük hava saldırısı başladı. Henüz resmî açıklama yapılmadı ancak İstanbul, tarihinin en ağır hava saldırısı ile mücadele etmeye çalışıyor. Operasyonun ne kadar süreceği belli değil. Dört saattir aralıksız süren bombardıman nedeniyle şehirde su kesildi, trafik tamamen durdu. Köprüler ve yollar hasarlı, çok sayıda sivil kayıp olduğu belirtiliyor.”

Legolas
16-07-08, 20:23
Cafer Seydahmet Kırımer

"Bir millette şerefin,haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi, o milletin hürriyet ve istiklaline sahip olmasıyla kaimdir"
Cafer Seydahmet Kırımer

1 Eylül 1889'da Kırım'ın Yalta şehrine bağlı Kızıltaş köyünde doğmuştur.İlk tahsilini Kırım'da orta ve lise tahsilini Istanbul'da yapmıştır.1911'de Paris'e giderek Hukuk Fakültesine devam etmiş,Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine Kırım'a dönmüştür.Kırım'da yakın arkadaşlarıyla birlikte inkılapçı gizli bir teşkilat kurmuştur.

1917'de Rusya'da ihtilal başladığı zaman Beserabya cephesinde asker olan Cafer Seydahmet Kırımer, Odesa'ya geçmiş,buradan temas kurduğu Kırım'daki arkadaşlarından Çelebi Cihan'ın başmüftülüğe,kendisinin de Vakıf İşleri Müdürlüğü'ne seçildiğini öğrenmiştir.

Rusya'daki ihtilalin memleketi anarşi içerisine düşürmesi, Kırım'daki aydınları yeni teşebbülere sevketti.Cafer Seydahmet Kırımer seçim kanununu,kurulacak cumhuriyetin anayasa taslağını hazırladı.Kerson'daki Kırımlı süvarileri Kırım'a getirdi.Kurultay açıldıktan sonra 9 Aralık 1917'de Kırım Cumhuriyeti ilan edilince, Çelebi Cihan'ın başkanlığındaki hükümette Harbiye ve Hariciye Bakanı oldu.Bolşeviklerle yapılan Alma Savaşlarındaki mağlubiyet üzerine Besarabya'daki Türk birliklerini Kırım'a getirmeye teşebüs etti.

Kırım'ın Almanlar tarafından işgal edilmesi üzerine kurultay yeniden toplandı.Süleyman Sulkiev'in kurduğu hükümette Hariciye Bakanı oldu.Almanlar Kırım'dan çekildikten sonra Bolşeviklerin Kırım'ı yeniden işgali sırasında Cafer Seydahmet Kırımer, Kırım Melisi'nin tam yetkili temsilcisi sıfatıyla Türkiye ve Avrupa'da bulunuyordu.

Cafer Seydahmet Kırımer'in bundan sonraki hayatı, 1921-1922 yıllarında Kırım'da vukua gelen açlığa mani olma ve yardım sağlama,Rus mahkumu Türk ve müslüman topluluklarının temsilcileriyle birlikte kurduğu teşkilatlar vasıtasıyla davasını dünyaya anlatma,İkinci Dünya Savaşı sırasında muhtelif sebeplerle Almanya ve Avrupa'nın diğer ülkelerinde bulunan Kırımlı kardeşlerine, o günün şartları içerinde yapılabilecek yardımları yapmak,bu maksatla muhtelif hükümetlerle temas kurmak,kitap ve makale yazmak,konferanslar vermek gibi Kırım ve Türk Dünyasına hizmetle geçmiştir.

3 Nisan 1960'ta saat: 22.00 de beyin kanamasından Istanbul'da vefat etmiştir.

ESERLERİ

1-Yirminci Asırda Tatar Millet-i Mazlumesi,Istanbul,1911(Şahap Nezihi takma adıyla)
2-La Crimeé (Fransızca), Lozan, 1921
3-Krym (Lehce) , Varşova, 1930
4-Rus Inkılabı, İstanbul, 1930
5-Gaspıralı İsmail Bey, İstanbul, 1934
6-Rus tarihinin Inkılaba,Bolşevizme ve Cihan İnkılabına sürüklenmesi(konferans dizisi), Istanbul,1948
7-Mefkure ve Türkçülük,İstanbul, 1965(konferans ve yazıları)
8-Unutulmaz Gözyaşları,İstanbul, 1975
9-Nurlu Kabirler, İstanbul,1992
10-Bazı Hatıralar, İstanbul, 1993

Legolas
16-07-08, 20:23
Cahit Uçuk

17 Ağustos 1909'da, hikâye ve roman yazarı, Siverek Milletvekili ve Kaymakam İbrahim Vehbi Uçuk'un kızı olarak Selanik'te dünyaya gelen Cahit Uçuk, sanat hayatına şiir yazarak başladı, daha sonra hikâye ve romana yöneldi. Uçuk, eserlerinde genellikle kadın hakları, kadının toplumdaki yeri, analık duygusu ve zaman zaman mistik temaları işledi, Anadolu kadınını ve Anadolu'nun çeşitli sorunlarını dile getirdi. Sıcak ve içten anlatımıyla bir dönem çok okunan yazarlar arasında yer alan Uçuk, sayıları her yıl artan roman ve öykü kitaplarından başka çok sevdiği çocuklar için de romanlar, öyküler, masallar ve manzum masallar yazdı.

Cumhuriyet dönemine başından itibaren tanıklık eden Uçuk, anılarını "Erkekler Dünyasında Bir Kadın Yazar - Silsilname I", "Yıllar Sadece Sayı - Silsilname II" ve ""Bir İmparatorluk Çökerken" adlı kitaplarında topladı. Uçuk'un çok sayıda roman, şiir ve macera kitabı da bulunuyor.

HAKKINDA YAZILANLAR

Cahit Uçuk'u kaybettik
Milliyet 8 Kasım 2004
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın yazarlarından Cahit Uçuk, 95 yaşında hayata gözlerini yumdu. Kadın yazar Cahit Uçuk, 95 yaşında hayata gözlerini yumdu.

X

Ünlü yazara ‘sır’ cenaze
Süleyman Arat
Hürriyet 08.11.2004

Cumhuriyet döneminin ilk kadın yazarlarından Cahit Uçuk, gazetelere bile ilan verilmeden öldüğü gecenin sabahında toprağa verildi.

TÜRK edebiyatından bir yıldız daha kaydı. Önceki gece yarısı Bebek’teki çok sevdiği evinde 95 yaşında ölen Cumhuriyet döneminin ilk kadın yazarlarından Cahit Uçuk, görkemli hayatına tezat oluşturacak şekilde, aynı gün yalnızca 38 kişinin katıldığı buruk bir cenaze töreniyle toprağa verildi. Adı nedeniyle toplumun geniş kesiminde ‘erkek’ olarak bilinen Cahit Uçuk, gerçek soyadı olan Üçok’u mahkeme kararıyla değiştirerek kitaplarında kullandığı soyadını almıştı.

SORU İŞARETLERİ

Erkek kardeşi ve iki yeğeninin isteği üzerine öldüğü gecenin ertesinde, gazetelere bile ilan verilmeden defnedilen ünlü yazarın, Zincirlikuyu mezarlığındaki camide yapılan cenaze törenine, telefon trafiğiyle öğrenen az sayıda seveni katılabildi. Uçuk’un ölüm haberi, kendi internet sitesi olan www.cahitucuk.com’a (http://www.cahitucuk.com%e2%80%99a/) dahi girilemedi. Cenaze için bu kadar acele edilmesi, soru işaretleri yaratırken, aile içi bir ihtilaf olabileceği de iddia edildi.

Ailesi: Morgda kalmayı istemezdi

ÜNLÜ yazar için yeğeni Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Başhekimi Doç. Dr. Cahit Üçok, ‘Neden hızlı olsun ki. Tüm dini vecibeleri yerine getirilerek, bekletilmeden toprağa verildi. Ayrıca salı günü yurtdışına gidecek olan diğer yeğeni, Prof.Dr. Alp Üçok da törene katılabilsin istedik’ dedi. Ünlü yazarın hayattaki tek kardeşi Yılmaz Üçok ise ‘Maalesef çok tepki aldık. Ancak kendisi morgda olmayı istemezdi, bunu düşünerek cenazeyi bekletmeyi uygun bulmadık’ diye konuştu.

ARKADAŞLARI: EVİNDE BEKLETSEYDİLER

Cenazeye katılan Cahit Uçuk’un arkadaşları ise ‘Topluma mal olmuş büyük bir yazardı. Böyle 20-30 kişiyle onu uğurlamak yüreğimizi burktu. Kendisi görkemli bir kişiydi. Tanıdığımız kadarıyla böyle apar topar defnedilmeyi asla istemezdi. Madem morg istemezdi deniliyor, o zaman evinde uygun koşullarda bir gün bekletilebilirdi’ dediler. Törene aynı zamanda editörü olan yeğeni Ayşe Üçok da katıldı. Ünlü yazar bir süre önce suikast sonucu ölen Bahriye Üçok’un ve Türk siyasetinin unutulmaz simalarından Turhan Feyzioğlu’nun da akrabasıydı.

İmam hariç, 38 kişi

Yazarın erkek kardeşi ve yeğenlerinin kararıyla, öldüğü geceyle aynı günün ikindi vaktinde toprağa verilen Cahit Uçuk’un birçok seveni, haberleri olmadığı için cenazeye gelemedi. Yazarın Zincirlikuyu Mezarlığı Camisi’nde kılınan cenaze namazına imam hariç, cami görevlileri, cenaze aracı şoförü, kazı ekibi dahil 38 kişi katıldı.

Çocuk kitabı Japonca’ya bile çevrildi

DAHA çok çocuk romanlarıyla, özgün masallarla tanınan Cahit Uçuk, 1909 yılında Selanik’te doğdu. Ailesiyle Anadolu ilçelerinde dolaşırken öğrenimini, evinde özel olarak tamamladı. Yazarlık yaşamına 1935 yılında başladı. ‘Türk İkizleri’ adlı çocuk kitabı İngilizce’den Japonca’ya kadar birçok dile çevrildi, 1958’de Uluslararası Çocuk Kitapları Birliği’nin Hans Christian Andersen Yarışması’nda Şeref Armağanı’nı kazandı. ‘Bir İmparatorluk Çökerken’ kitabında; yakın tarihimizin birinci elden tanıklığını aktardı. ‘Erkekler Dünyasında Bir Kadın Yazar-Silsilename I’de erkekler ortamında güzel bir kadın yazarın meslek yaşamından, bireysel yaşantısından kesitleri anlattı, ‘Yıllar Sadece Sayı-Silsilename II’de Babıáli’nin ünlü simaları, onlarla münasebetleri dile getirildi. Uçuk, eserlerinde Anadolu kadını ve Anadolu’nun meselelerini sıcak bir anlatımla okurlarıyla paylaşmıştı. Uzun süre en çok okunan yazarlar arasında yeralan Cahit Uçuk, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından da çocuk edebiyatı ve hatıra türündeki çalışmalarından dolayı 2001 yılında ‘Üstün Hizmet Ödülü’ almıştı.

ESERLERİ

Bir İmparatorluk Çökerken..
-Anılar-
Cahit Uçuk

Yapı Kredi Yayınları / Edebiyat Dizisi

Cahit Uçuk, anılarında, Selanik ve İstanbul'un ahşap konaklarındaki görkemli yaşamı, işgal yıllarını, ülkeyi kaplayan kara bulutların arasından yeni bir devlet kurmaya çalışan idealist insanların çabalarını ve unutulmuşluğu anlatıyor. Artık çarpıtılmaya yüz tutan yakın tarihimizin birinci elden tanıklığı.

Cumhuriyet Türkiyesi'nin ilk kadın yazarlarından biri olan ve 60. yazı yılını kutlayan, Cahit Uçuk'un anılarında anlattığı sadece onun değil, hepimizin geçmişi…

Legolas
16-07-08, 20:24
Can Kozanoğlu

1963 yılında Adana’da doğdu.Anafartalar İlkokulu, Alman Lisesi, Nilüfer Hatun İlkokulu, Robert kolej, İ.Ü. SBF ve B.Ü.Sosoyoloji Bölümü’nde okudu.Değişik dergilerde çalıştı

ESERLERİ

Türkiye’de Futbol /Bu Maçı Alıcaz
Can Kozanoğlu
Kıyı Y. İstanbul 1990

İkinci Baskı İletişim Y. İstanbul 1996

Transfer hikayelerinden sürgünle sonuçlanan mağlubiyetlere, çocukluk umutlarından emeklilik yıllarına, futbolcu kimdir, hoca kimdir? Bir insan niçin hakem olur? Sonra tribünler, taraftar kimliği, alaturka hooliganlar Talat Paşa'dan bugüne devlet-kulüp ilişkileri, iktidar-fotbol ilişkileri asker -sivil futbol darbeleri, militarist futboldan polis devleti futboluna geçiş ve tabii ki anlı şanlı tezahüret tarihimiz. Sahaya ilk kez 1990'da çıkan "Bu Maçı Alıcaz"ın notlandırılmış yeni baskısı.


Pop Çağı Ateşi
Can Kozanoğlu
İletişim Y. İstanbul 1995

Ateşi hangi anlamıyla alırsanız alın, pop çağının ateşi altınydayız. Her şey pop artık müzik, şiddet, sevgi, islam, millliyetçilik, Linç hukukundan reality şovlara, Tarkan'dan Çiller'e kara kafa diye dışlananlardan site hayatına, Halk Ekmek büfelerinin önündeki kuyruklardan döviz büfesi kuyruklarına, ülkücü hareketin yükselişinden kimlik aç gözlülülğüne, pop çağı hayatı üzerine bir araştırma . Niçin Ayy inanmıyoruz ki?

İnternet Dolunay Cemaat
Can Kozanoğlu
İletişim Y İstanbul 1997

Modernizmin uzantısında hem toplumsallaşan hem kitleselleşen new-age yeni çağ kültürü usulca büyüyen hızla güçlenen Fethullah Gülen cemaati.. İnsanlığın önünde büyük bir fırsat ve ihmale gelmez bir tehlike halinde duran internet internet, Dolunay, Cemaat bu üç simgesel olgu üzerinden bir dünya parçası olarak Türkiyenin bugününe ve geleceğine bakmaya çalışıyor, kritik bir çağ dönümünün ipuçlarını gündelik söylemler içinden çıkarmaya çalışıyor.

Cilalı İmaj Devri
1980’lerden 90’lara Türkiye ve starları
Can Kozanoğlu
İletişim Y. İstanbul 2000

Yeni düzen, imajlar yarattı, İmajlar, yeni düzeni parlattı, Bir tek şey değişmedi: Hala birileri hayatı bizin adımıza seslendiriyor. İstikball, Future 2001 İnsansız Bankacılık, Özal'ın en sevdiği reklamlardan biri olmalı. Bi ingilizce bi bilgisayar, biraz korku, biraz hayal. Devlet şirketleşti, finans kesimi güçlendi, medya her şeye kadir ve belki de Mesut Yılmaz diye bir politikacı yol aslında. Arabesk çeşitlendi, ibrahim Tatlıses her yola geliyor. İyi de, komedyenler niçin hep Kürt taklidi yapıyor? Gecekondu mahalleleri kuşak kuşak. Özgün müzik, islamcılar da devrimciler de çalsa aynı müzik. Kentlerde yoksullar var, Ahmet Kaya mucit değil kaşif. Popüler sinema hasta, yerine Sezen Aksu bakıyor. Eller ya ama biz yay değil, Avrupa'ya Mustafa Denizli Kapıkule'nin ötesinden bildiriyor.


Yeni Şehir Notları
Can Kozanoğlu
İletişim Y.
İstanbul 2001
Şehrin, şehirdeki yeni hayatın karıştırdığı bir kitap işte: Renk, ses, seks, cinayet... Bambaşka bir cinayet ve intihar potansiyeli, belki. "Canısı'yla tuğla kırmızısına dönen son briketler ve ince neon kırmızısı, parliament mavisi. Amerikan ambiyansı... Yeni orta sınıf: Gerilen ama kopmayan çağ lastiği. Otopark zaferleri, otopark hezimetleri ve alışveriş merkezleri...
Edebiyat fantastikle çıkıyor, "küçük adam" mizaha sığındı; stand-up'ın tam zamanı, "iyi mahalle" dizilerinin de, "kirli dünya" dizilerinin de, vasatı tatmin eden starların da...
Polis toplumunun resmi kahramanları, özel güvenlikçiler, korumalar, duvar gibi "bodyguard", koç gibi faşizan neo-karizma...

Yüzler, ifadeler, ifadenin sıfırlandığı an, merkez sağ erkek dudağı, gecikmiş şaşkınlık, sahte deli terörü, iç ses okuyabilmenin gerilimi... Aşk trendi, anti-mesaj trendi, "alışkanlığa dönüşmüştü" trendi, paranoya trendi... Gerçek oyuncu, geçici ölememe oyunu, Şeyh ile Mürid oyunu ve şööyle bir zafer yumruğu...
(Arka Kapak)

Legolas
16-07-08, 20:24
Celal Bayar

3.Cumhurbaşkanı

GÖREV SÜRESİ

22 MAYIS 1950
27 MAYIS 1960

1883 yılında Bursa Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra memuriyet hayatına atıldı. Adalet, reji ve bankacılık sahasında memuriyet görevlerinde bulundu. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra İttihat ve Terakki çalışmalarına katıldı. Bu cemiyetin İzmir Şubesi Genel Sekreterliğini yaptı.

12 Ocak 1920'de toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne Saruhan Sancağı Milletvekili olarak katıldı. Türk Millî Mücadelesinin başlaması ile birlikte Anadolu'ya geçerek bu harekete fiilen katıldı.

Bu mücadelenin kazanılması sırasında Batı Anadolu'da faaliyet gösterdi. Aynı zamanda Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Bursa Milletvekili olarak görev aldı. 1921'de İktisat Vekili oldu.

Lozan Barış Konferansı'na müşavir göreviyle katıldı. 1923 seçimlerinden sonra İkinci Büyük Millet Meclisi'ne İzmir Milletvekili olarak girdi.

1924 yılında Yş Bankası'nın kurulmasında önemli rol oynadı. İktisat Vekilliği görevinde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda mücadele adamı, politikacı ve iktisatçı olarak temayüz etti. 1937-1939 yılları arasında Başbakanlık yaptı. 1943 yılına kadar İzmir Milletvekili olarak siyasî hayatını sürdürdü.

Çok partili siyasî hayata geçilmesi üzerine 1946 yılında arkadaşları ile birlikte Demokrat Parti'yi kurdu ve başkanlığına getirildi. Partisinin 1950 seçimlerini kazanmasından sonra aynı yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin üçüncü Cumhurbaşkanı seçildi. (22 Mayıs 1950)

10 yıl boyunca sürdürdüğü bu görevden 27 Mayıs harekâtı ile 1960 yılında ayrıldı.

Yassıada Mahkemesi tarafından idama mahkum edildi. (15 Eylül 1961)

Cezası daha sonra müebbet hapse çevrildi. Yassıada'dan Kayseri Bölge Cezaevi'ne nakledilen Bayar, 7 Kasım 1964 tarihinde rahatsızlığı nedeniyle serbest bırakıldı.

22 Ağustos 1986 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

ESERLERİ

Kayseri Cezaevi Günlüğü
Celal Bayar
Yapı Kredi Yayınları / Tarih Dizisi

Celal Bayar yaklaşık üç yıl kaldığı Kayseri Cezaevi'ndeki günlerini anlatırken, geriye dönüşler yaparak, Yassıada anılarını da aktarıyor. "... vaktiyle bu avluda ağaçlar varmış. Zemin de toprakmış. Yassıada davaları başladıkları sırada hapishanenin tamir ve ıslahı ele alınmış, bir subay bu işle vazifelendirilmiş. Uzağı gören insanlar! Mahkemenin 450-500 kişiyi mahkum ederek buraya göndereceklerini derin bir ferasetle daha o zaman anlamışlar! İşte bu tamir sırasında avludaki ağaçlar kesilmiş, toprak yere Erciyes'in ateş püskürdüğü devirden kalma siyah taşlar -arnavutkaldırımı tarzında- döşenmiş. Bu intizamsız kara taşlar üzerinde yürür, dört duvar arasında başımızı yukarıya kaldırır, mavi semadan temiz hava dilenirken, küçük bir "filiz" dikkatimizi çekti. Samet bu filizi himayesine aldı, korudu, büyümesi için ihtimam gösterdi. Filiz, kesilmiş bir ağacın kökünden sürmüştü. Ölçtüm, tam üç karış boylanmış, kışın kuruttuğu yaprakları dökülmüş, yerine yeşil tomurcuklar belirmiş. Bu hal bana dışarıda baharın başladığını hatırlattı. Düşündüm: İstanbul, baharının güzelliğiyle meşhur şehirlerimiz cennet olarak nazarımda canlandı. Odama döndüğüm zaman, Kayseri Hastanesi'nden muayeneden gelen Bahadır Dülger 'bahar gelmiş, dışarısı yemyeşil' dedi. Ben de bu filizin beni
aldatmadığını anladım." Tartışmalı bir dönemin birinci elden tanıklığı...



Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 1
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın birinci cildinde; İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kuruluşu, örgütlenmesi ve tüzüğü, Jön Türkler'in faaliyetleri ve Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki siyasal etkileri, 31 Mart 1909 irtica hareketi ve ordu içindeki etkileri, 31 Mart ayaklanmasında Osmanlı basını, irticai örgütlerin eylemleri ve sonuçları, irticaya karşı kurulan Hareket Ordusu'nun İstanbul'a yürümesi, Vahdeddin'in tahta çıkışı (1918), Mustafa Kemal'in değerlendirmeleri, 'Cihad-ı Mukaddes' ilan edilmesi ve sonuçları, 1918 Mondros Anlaşması, tam metni ve ayrıntılı yorumları gibi konular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 2
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın ikinci cildinde; Abdülhamid devrinin sona erişi, 31 Mart 1909 irtica hareketinin oluşumu ve sonuçları, Jön Türkler'in örgütlenmeleri ve etkileri, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yapısı ve ilkeleri, Turancılık ve Osmanlıcılık, Arnavutlar'ın ve Araplar'ın Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılma girişimleri, İtalya'nın Trablusgarp'ı ele geçimesi (1911), 1912 seçimleri ve partiler arası çekişmeler, ordu içinde yenilik karşıtı örgütlenmeler ve etkileri, ordu mensuplarının politikayla uğraşmalarının yasaklanması ve gerekçeleri, Akdeniz'de siyasi dengeler ve İngilizler'in Mısır'ı işgali gerekçeleri gibi konular ele alımaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 3
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben'de Yazdım'ın üçüncü cildinde; İngiltere'nin Mısır politikası ve Mısır'ı işgali, Jön Türkler'in Mısır'daki gizli faaliyetleri, Meclisi Mebusan'ın feshi, Arnavutluk isyanı ve ayrılık hareketlerinin başlaması, Yunaninistan, Bulgaristan, Karadağ, Makedonya ve Arnavutluk'ta ıslahat istekleri ve Osmanlı İmparatorluğu'na verilen notalar, İstanbul'da ayrılık hareketlerine karşı yapılan kitle gösterileri ve yorumlar, Balkan ittifakının kurulması, Bulgar ve Rum ideolojileri ve birbirleriyle çatışmaları, Balkan ülkelerinin, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı aralarında yaptıkları anlaşmalar, Balkanlar'da Müslümanlara yönelik katliamlar, Balkan Savaşı (1912) ve olumsuz sonuçları, büyük devletlerin Türkiye'yi parçalama istekleri, iç politikada çekişmeler ve Londra Barış Konferansı gibi konular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 4
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın dördüncü cildinde; Mondros Mütarekesi'nden sonraki gelişmeler, Balkan vilayetlerinin birer birer kaybedilmesi, Babıali baskını, Dreyfus meselesi, Mahmut Şevket Paşa suikastı (1913) ve arka planı; Edirne'nin işgali ve kurtuluşu, bağımsız Batı Trakya Devleti'nin kuruluşu (1913), Balkanlar'da Türkler'e yönelik işkence ve katliamlar, Rusya'nın Boğazlar politikası, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı yönetimi ile Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Makedonya ve Rusya ilişkileri, İstanbul ve Atina antlaşmalarını oluşturan koşullar ve ayrıntıları gibi onular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 5
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın beşinci cildinde; İstanbul'un İtilaf Devletlerince işgal edilmesi ve politik baskılar, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanma sürecinde azınlıklar meselesi, Ermeni sorununun kökeni, Abdülhamid devrinde önemli Ermeni saldırıları, Abdülhamid'e suikast, Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı İmparatorluğu'ndan istenilen topraklar, İttihatçılara yönelik baskılar, tutuklama ve sürgünler, Yunan işgali öncesinde İzmir'de ekonomik yaşam, İzmir'de İttihat ve Terakki örgütlenmesi, Teşkilat-ı Mahsusa'nın kuruluşu, programı ve çalışmaları, İzmir'de Rumların Yunan işgaline hazırlanmaları, Ege bölgesinde İtalya ve Yunanistan arasında çıkar çatışmaları, Hıristiyan din adamlarının siyasi faaliyetleri gibi konular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 6
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın altıncı cildinde; İzmir'in Yunanistan tarafından işgali, Ege'deki Osmanlı ordusunun dağılması, İstanbul hükümetinin işgali destekler nitelikteki tavrı, efeler ve Yunan işgaline karşı örgütlenmeleri, Batılı devletlerin İzmir'in işgali karşısındaki tavırları, İzmirliler'in işgal öncesinde düzenledikleri protesto eylemleri, işgal sırasında gerçekleşen katliamlar ve baskılar, Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geçmesi, Türkçe ve Rumca basında İzmir'in işgaline ilişkin yorumlar, Aydın'ın Yunanistan tarafından işgal edilmesi, Ege kasaba ve köylerinde halkın işgalcilere karşı örgütlenmesi ve silahlı mücadelenin başlatılması, Milli Mücadele fikrinin doğuşu ve milli heyetlerin oluşturulması gibi konular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 7
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi


Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın yedinci cildinde; İzmir'in işgali sonrasında, Ege bölgesinde Yunan yayılmacılığı, Yunanistan'ın ve İtalya'nın Ege bölgesindeki çıkar çatışmaları, zeybeklerin Milli Mücadele'ye örgütlü biçimde katılmaları, işgal güçlerine karşı yerel örgütlenmeleri ve silahlı çatışmalar, İstanbul Hükümeti'nin duyarsızlığı ve engellemeleri, Milli Mücadele düşmanlarının işgal yanlısı tavırları, Erzurum Kongresi kararlarının etkileri, İstanbul Hükümeti'nin ve yandaşlarının Mili Müadeleye karşı İngilizlerle işbirliği yapması, Milli Heyetler'in kuruluş ve etkinlikleri, padişahın, sadrazamın ve yakınlarının ülke dışına kaçış hazırlıkları ve Mustafa Kemal'in Milli Mücadele'ye giderek ağırlığını koyması gibi konular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 8
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın sekizinci cildinde; Yunan işgali altındaki Aydın'da Kuvayı Milliye örgütlenmesi, iç çekişmeler, Denizli'nin efeler tarafından yakılmak istenmesi, Akhisar Milli Alayı'nın kurulması, Menemen'in, Manisa'nın, Akhisar'ın ve Turgutlu'nun Yunanlılar tarafından işgali, katliamlar ve Milli kuvvetlerin gerilla taktikleriyle düzenledikleri saldırılar, Mustafa Kemal'in İstanbul'a gelişi, padişahla görüşmeleri, padişahın damadlık teklifi, Mustafa Kemal'in padişahın emriyle Samsun'a gönderilişi, Samsun yolculuğunun ayrıntıları, Karadeniz'de Rum çeteleri ve etkinlikleri, Amasya genelgesinin hazırlanışı, alınan gizli kararlar, İstanbul Hükümeti'nin Erzurum ve Sıvas Kongrelerini engelleme girişimleri ve İngiltere'nin baskısı, Mustafa Kemal'in ordudan azledilmesi, asi ilan edilmesi ve tutuklanması kararı, Erzurum Kongresi'nin temel ilkeleri, Atatürk Anayasası ile 61 Anayasası'nın karşılaştırılması gibi konular ele alınmaktadır.

HAKKINDA YAZILANLAR

Siyasi Günlük
Demokrat Parti'nin Kuruluşu
Samet Ağaoğlu
İletişim Yayınevi / Anı Dizisi

Samet Ağaoğlu, sadece siyaset sahnemizin değil siyasi literatürümüzün de en özgün ve en önemli isimlerinden. Ağaoğlu'nun ilk kez günışığına çıkan siyasi günlüğü, yakın tarihimizin önemli bir dönemine ilişkin çok zengin bir eser niteliğinde.

Legolas
16-07-08, 20:24
Cemal Süreya

Asıl adı Cemalettin Seber.1931 yılında Erzincan’da doğdu.Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi (1954), Maliye Bakanlığında müfettiş muavini ve müfettiş olarak çalıştı. 1965’te istifa ettiyse de 1972’de Ankara’da gene aynı işe döndü, bir ara İstanbul’da Darphane Müdürlüğü yaptı (1975-1976), emekli oldu.İlk şiiri Mülkiye dergisinde (Ankara, 8 Ocak 1953) çıkan Cemal Süreya buluşları ve söyleyiş biçimiyle İkinci Yeni şiirinin karanlığını giderdi; gelenekten yenilik yarattı; zarif, parıltılı şiirler yazdı. Kendi adıyla, ya da Osman Mazlum imzasıyla, şiir üzerine yazıları, eleştirileri de aranan yazılar oldu.Aylık Papirüs dergisini üç kez çıkardı: 1- Dört sayı (1960-1961), 2- Gene 1. sayıdan başlayarak 47 sayı (1966-1970) ve 3- Tekrar 1. sayıdan başlayarak (1980 Bahar) 2 sayı. Nisan 1977’de Ankara’da çıkmaya başlamış aylık edebiyat dergisi Türkiye Yazıları’nın yönetmeniydi, ama 3. sayıda dergiyle ilişkisini kesti. - 9.Ocak.1990

ESERLERİ

İlk kitabını (Üvercinka) 1958’de, ikinci kitabını (Göçebe) 1965’te, üçüncü kitabını (Beni Öp Sonra Doğur Beni) 1979’da yayımlandı. Bunları Güz Bittiği (1988) ve Sıcak Nal (1988) adlı şiir kitapları izledi. İlk üç kitabındaki şiirleri yeni ilâvelerle 1984’te yeniden yayımladı: Sevda Sözleri (Toplu Şiirler, Uçurumla Açan adlı yeni bölümle). Şapkam Dolu Çiçekle (1976),
Günübirlik (1982) bir takım denemeleri toplayan eserleridir. Üvercinka ile Yeditepe Şiir Armağanı’nı, Göçebe ile Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü, son iki
kitabıyla da Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı.

Ölümünden sonra eşine yazdığı mektuplar On Üç Günün Mektupları (1990), denemeleri 99 Yüz (İzdüşümler-Söz Senaryoları, 1990), Folklor Şiire Düşman (1992), Uzat Saçlarını Frigya (1992), dergi ve gazete yazıları Paçal (1992), ‘Oluşum’ da Cemal Süreya (1992), Papirüs’ten Başyazılar (1992), çocuklar için yazdığı yazıları ise Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi (1993) adlarıyla yayımlandı ve adına bir şiir ödülü konuldu.

Legolas
16-07-08, 20:24
Cemil Kavukçu

1951 yılında İnegöl'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi (1976). Öyküleri, 1980 yılından başlayarak çeşitli dergilerde yayınlandı.

Cemil Kavukçu, son yılların en usta öykücülerinden. Küçük insanların dünyasını başarıyla betimlemesini, onların iç dünyalarını olanca derinliğiyle vermesini biliyor. Eleştirmen Fethi Naci, Cemil Kavukçu için “Elini neye değdirse öykü oluyor, tam bir anlatı ustası” diyor. Gerçekten de Cemil Kavukçu'nun öyküleri, sıradan insanları, sıradan yaşamları, küçük olayları alıp zengin dünyalar yaratıyor. Ayrıntılar ve diyaloglar (özellikle de kişiliklere özgü argo dil), onun öykülerinin vazgeçilmez öğeleri. Temiz, yalın bir Türkçeyle, kendi üslubunu yaratmayı başararak yazıyor Cemil Kavukçu. Bir başka deyişle, tutarlı bir dil ve üslup, bütün öykülerinde açıkça kendini gösteriyor. Okuru, öykünün içine çekip alıyor, sarıp sarmalıyor. Karşıdan değil, içinden okunan öyküler yaratıyor Cemil Kavukçu. Öykülerin bir kısmı da bir yap-boz'un parçaları gibi kırılıp yeniden bir araya geliyor. Son yıllarda tıkanır gibi görünen öykücülüğümüze yeni bir soluk getiren Cemil Kavukçu, 2000'li yıllarda da öykünün yollarında yürümeyi sürdürecek.

ESERLERİ
Patika adlı kitabıyla 1987 yılında Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü'nü kazandı. Yayınlanmış öykü kitapları: Pazar Güneşi (1983), Patika (1987), Temmuz Suçlu (1990), Uzak Noktalara Doğru (1995), Yalnız Uyuyanlar İçin (1996), Bilinen Bir Kitapta Kaybolmak (1997), Dört Duvar Beş Pencere (1999). İlk romanı Dönüş, 1998 yılında yayınlandı.

νєη∂єттα
23-07-08, 04:06
kanka cok uğraşmışsın emeğine sağlık

Uraldan
26-02-10, 00:57
file:///C:/DOCUME%7E1/ADMINI%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.jpg

Rıfat ARAZ Şair-yazar

Anne ve baba tarafından Kafkas Türklerinden olan Araz, 27 Ocak 1949’da Van/ Erciş’te doğdu. İlkokulu Iğdır’da, liseyi Kars ve Ağrı’da tamamladı. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. (1976) Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamlayarak Halk Edebiyatı Uzmanı oldu (1992) Yüksek öğrenim öncesi Iğdır, Manisa ve Erzurum’da ilkokul öğretmeni ve idareci olarak çalıştı (1968-72); daha sonra Elazığ liseleri ve Elazığ Eğitim Enstitüsü’nde, Ankara Çubuk Lisesi, Hasanoğlan Öğretmen Lisesinde okul müdürlükleri görevinde bulundu (1976-1988). Halen Ankara’da ikâmet etmekte ve MEB’da Bakanlık Başmüfettiş olarak görev yapmaktadır.

Yazı ve şiirleri Erdem, Bilge ve Bizim Külliye dergileri başta olmak üzere Türk Edebiyatı, (Töre), (Divan), Berceste, Yüz Akı, Türk Dili, Çınar, Anadolu Çınar, Azerbaycan, Yağmur, Somuncu Baba, Altınoluk, Sızıntı, Kümbet, Hazan, Yeni Güneysu, İslamî Edebiyat, Simav, Bizim Ece, Karınca, Maki, Kervan, Hedef, Millî Eğitim, vd dergiler ile Gündüz ve Kurultay gazeteleri ile muhtelif antolojide yer aldı.

İlk şiiri, 1976 yılında Türk Edebiyatı yayımlandı. Çınar Kültür ve Sanat Dergisince “Osmanlının 700. Kuruluş Yıldönümü” münasebetiyle düzenlenen Türkiye genelindeki şiir yarışmasında “Yeşeren Dallar” adlı şiiriyle üçüncülük ödülüne; 2000 Yılında İLESAM, Atatürk Kültür Merkezi ve ailesi tarafından Şair Nüzhet ERMAN anısına düzenlenen Türkiye genelindeki şiir yarışmasında “ Ağrı Dağına Sesleniş” adlı şiiriyle birincilik ödülüne; 2002 Yılında Isparta Göller Bölesi Şairler Derneğince açılan Türkiye genelindeki “serbest konulu” şiir yarışmasında “Kan Ağlayan Gül” şiiriyle birincilik ödülüne; 2003 Yılında Kütahya / Simav Anadolu Dergisince açılan Türkiye genelindeki şiir yarışmasında “Bursa’ya Sesleniş” adlı şiiriyle birincilik ödülüne; Kayseri’de yayınlanan Berceste Dergisince, Türkiye genelinde 2005 yılında açılan “Na’t konulu şiir yarışmasında, “Na’t” başlıklı şiiriyle birincilik ödülüne; 2008 yılında İstanbul Kubader Vakfı tarafından Türkiye genelinde düzenlenen “Peygamberimize Adanmış Şiirler” yarışmasında “Seni Andım Efendim” adlı şiiriyle birincilik ödülüne layık görüldü. Türkiye’nin muhtelif illerinde düzenlenmekte olan “Şiir Akşamları”na ayrıca, her yıl Elazığ’da Uluslararası seviyede yürütülen ve XI.’si Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen “Hazar Şiir Akşamları”na Türkiye’den şâir olarak katıldı.

“R. Araz, hecenin bütün kurallarını ve kalıplarını bilen bir edebiyat öğretmeni, bunun yüksek eğitimini almış edebiyat doktorudur. Vezne hakimiyeti, âhenkteki başarısı buradan gelmektedir. Yer yer didaktizmin hissedildiği mısraları görmezden gelerek kendi ikliminde hür kanat çırpışını, his ve hayalini fikir kazanında kaynatışını dikkate alarak denilebilir ki: Şiir, örtülenmiş ifade, söylenmişi söylenmemişe taşıyan söyleyiştir.” (Prof.Dr. Sadık Tural)

“Bu şiirler için, Yediyüzyıl sonra, “ Yûnus Bahçesinde Açan Gül “bile diyebilirim. Sonsuzluğa Adanan Ömür’de, Siyasetten, İdeolojiden, günlük dedikodulardan uzak dingin bir inanmış rûhun insanın rûhuna inşirah veren seslenişleri yer almakta. Bu şiirler insanı mâsivâdan mâverâya doğru huzur dolu, güven dolu, mutluluk dolu, uzun bir yolculuğa çıkarmaktadır. Bu şiirler Çağdaş Türk Edebiyatının Tasavvuf Şiirleridir. Yeni bir dinî ve Tasavvufî hassasiyetin güzel verimleridir. Çağdaşımız olan bir Yûnus Emre’nin şiirleridir. Bu çağın Yûnus’unun ne kadar çok ilim, kültür ve hüner bilmesi, edinmesi gerekiyorsa Rıfat ARAZ’da bunların hepsi hakkıyla bulunmaktadır. Bu bakımdan bu şiirler, tıpkı Yûnus’unkilerde olduğu gibi hem halk, hem de aydınlar tarafından sevilerek okunacak kırattadır. Böylece bugünkü Türk Şiirinin handikaplarından da kendisini kurtarmış görünmektedir.”(Bekir Oğuzbaşaran)

“Araz’ın bütün şiirleri dinî tasavvufî muhtevalıdır. Bir şairin kendini sınırlı bir konuda yoğunlaştırmasının, şairlik açısından hem olumlu hem de olumsuz yönleri olabilmektedir. Olumlu yönü, üzerinde çok durduğu konuda okuya okuya, yaza yaza profesyonelleşmesidir. Olumsuz yönü ise tekrara düşmek… Araz’da bu iki durumla da karşılaşmak mümkündür.

Araz’ın şiirinde her şey olduğu gibi söylenmiyor. Eski şiirimizin mazmunu ile modern şiirin sembolü diyebileceğimiz unsurlar devreye giriyor. Şiir de zaten bu şekilde, örtülü olduğu zaman bir estetik değer kazanıyor…” (Vedat ALİ TOK)

“Rıfat Araz, şiiri ilahî bir menzile ulaşma çabası olarak görür. Bu menzile ulaşmak için çıktığı yolculukta yalnızdır şâir, yedeğinde sadece şiiri vardır. Bu nedenle şiirlerindeki kararlı çıkış, sığ sulardan çıkış değildir. O mısralarını derinlerden süzerek, karmaşık olanı imbikten geçirerek bize yerli yerinde bir duruş ile sunar...”( Ömer KAZAZOĞLU)

“Rıfat Araz’ın Şiiri, kendi şiiridir. Kendisini çeşitli yayın organlarında okumuş ve kendi duygularıma yakın bulmuştum. Onu, Nât yarışmasındaki şiiriyle daha bir sevdim. Çünkü taklidi yoktu. Bu yarışmaya, kendi duygu harmanındaki mahsulü toplayıp göndermişti… Yedi jüri üyesi de ona birincilik vermişti. Bu, bir şair için az bir başarı değildir. Bazen şiirini iki defa okurum, bu onun şiirinden aldığım hazzın işaretidir. Rıfat Araz, aslında böyle takdim ve tanıtma yazılarına ihtiyaç duyacak bir şair değildir. Onun, şiiriyle ayakta duracağına ve yarınımızın gönül coğrafyasında yerini alacağına inanıyorum…”( Muhsin İlyas SUBAŞI)

“Rıfat Araz’ın şiirlerini okurken insan, sanki yıllardır suya hasret kalmış toprağın coşkusunu yaşıyor. Çoğu insanın diline peleseng ettiği “şiir iklimi” ibaresi olsa olsa işte budur diye düşünüyorum. Bu özelliğiyle Rıfat Araz’ın edebiyatımızda hak ettiği yeri alacağına da şüphem yoktur.” (Doç. Dr. Doğan KAYA)

“Rıfat Araz inançlı, gelecek için baktığı nokta veya noktaların netliğiyle ilgilenen bir imza. Bu netlikleri görebilen bir şair…”(Prof.Dr. Dr. İsa KAYACAN)

“…Şiirlerini okurken “İlahi Aşk” ateşinin bir ruhu nasıl tutuşturduğuna ve o ruhun vecd halindeki söyleyişine tanıklık ederiz. Araz’ın şiiri, Allah’ı tanımanın, bilmenin ve o varlığın önünde secde etmenin şiiridir. Bu coşkunluk ve aşkla söylediği şiirinde, kâinatın her zerresinde Yaratıcı’ nın isimlerini okur, O’nun nurunun akislerini görür.Araz, şiirinde biçime de oldukça önem vermektedir. Özellikle hece ölçüsünü, ahenk unsurlarını kullanmadaki ustalığı gözden kaçmayacak kadar incelikle ortaya konmuştur. (Taner NAMLI)

“ARAZ’ın şiiri dinî-tasavvufî motifler taşıyor. Onların çoğu bir na’t, bir münâcât lezzetinde… Okudukça tad aldık, okudukça arşa kanatlandık. Araz, sonsuzluğu şiirlerinde âdeta bir mazmun olarak kullanmış. Her şeyin bir sonu varken o bize sonsuz olanı, ebedî olanı sezdirmeye çalışmış. Her dem var, her dem diri olanı; bakî olanı yani… hem de öyle-böyle yarım ağızla değil; gönülden bir sevgiyle, sevdayla, aşkla!.” .(R.Mithat YILMAZ)

“Günümüzün madde iklimine mânâ cemreleriyle düşen, karanlık odalara ve kilitli kapılara ilahî nuru müjdeleyen, Allah’tan gelen ilhâmı ilim potasında eritip yaratandan ötürü sevdiği insanların gönüllerine arz eden Rıfat Araz’ın şiirini okumak, bir nevî dünyâ kafesinin tellerini aralayarak mânevîyâta ulaşmaktır.” (Senem GEZEROĞLU)

Rıfat ARAZ, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ile Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) üyesidir.

ESERLERİ:

Harput’ta Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği, Atatürk Kültür ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi ANKARA 1995;

Umut İkliminde (Şiirler),TÜRDAV.A.Ş; P.K.882.Sirkeci/ İSTANBUL 2001; İndeks Kitabevi Ankara 2007, İkinci Baskı.

Sonsuzluğa Adanan Ömür (Şiirler),Kültür Ajans Yayınları, Konur Sokak 66/9 Bakanlıklar / ANKARA 2004; İndeks Kitabevi Ankara 2007, İkinci Baskı

Şiir İncelemeleri, Alp Yayınları, AKARA 2005 (621 sayfa)

Bir Yürek Yıkanır.(Şiirler); İndeks Kitabevi Ankara 2007

Basılacak Olan Eserleri :

Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler ve İncelemeler.

Yakındasın A Sevgili (Şiirler)

Vuslât Çağrışımları (Şiirler)


Hakkında Yazılanlar:

1. Nesrin TÜRKARSLAN, “Harput’ta Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği” BİLGE, Yayın Tanıtım Tahlil Eleştiri Dergisi, ANKARA 1996, Güz 10, s.49,50.
2. Yaşar KALAFAT, ““Harput’ta Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği” BİLGE, Yayın Tanıtım Tahlil Eleştiri Dergisi, ANKARA 1998, Kış15, s.66.
3. Ömer KAZAZOĞLU, “ Rıfat ARAZ’ın Şiiri Üstüne, Umut İkliminde Türk Şiir Geleneği”, BİZİM KÜLLİYE, Kültür ve Sanat Dergisi,Yıl: 3, Sayı: 10, ELAZIĞ. s.66-68.
4. Nazım PAYAM, “ Bir Düzine Bizim Külliye Olduk Kâzım Ağam”, BİZİM KÜLLİYE, Kültür ve Sanat Dergisi, Yıl:4,Sayı:12, ELAZIĞ. s.5.
5. R.Mithat YILMAZ, “Çizgi,(Ece-2003’te Elazığlı Şairler)”,Günışığı,Yıl 6, S.1710, ELAZIĞ,2003, s.3.
6. Şah İsmail ATEŞ, “Bir Portre” (Rıfat ARAZ), Haberci, Yıl 17,S.5119, MERSİN, 2004, s.6,
7. Dr. İsa KAYACAN, Sonsuzluğa Adanan Ömür, Ankara Mektubu, Ankara Mektubu, 24 SAAT HABER, 22Temmuz 2004, Gazeteciler Cemiyetinin Yayın Organı, Sonsöz Gazetecilik Matbaacılık Reklamcılık Ltd.Şti. Çankaya / ANKARA.
8. Dr. İsa KAYACAN, Sonsuzluğa Adanan Ömür, Burdur’da Bugünlük ,YENİ GÜN 28 Temmuz 2004, S.15252. BURDUR.
9. Dr. İsa KAYACAN, Sonsuzluğa Adanan Ömür, Sırası Geldikçe BELDE, Günlük Siyasî Gazete; Yıl 34, S.11294. 25 Temmuz 2004, ANKARA.
10. R.Mithat YILMAZ,“Çizgi”, “Sevdim Seni Sinop”, Günışığı, 22 Ekim 2004, Yıl:7, Sayı: 2228, Elazığ.
11. R.Mithat YILMAZ,“Çizgi”, “Rıfat Araz Şiirinde Sonsuzluk Teması”, Günışığı, 11 Şubat 2005, Yıl:8, Sayı: 2349, ELAZIĞ.
12. Taner NAMLI, “Rıfat Araz’ın ‘Sonsuzluğa Adanan Ömür’ü”, BİZİM KÜLLİYE Üç Aylık Kültür Sanat Dergisi, Aralık-Ocak-Şubat, 2004-2005, ELAZIĞ, Sayı 22,s.70,71.
13. R.Mithat YILMAZ, Rıfat Araz’ın “Sonsuzluğa Adanan Ömür” Adlı Şiir Kitabı ve Şiirinde “Sonsuzluk” Teması, Bilge, Yayın Tanıtım Tahlil Eleştiri Dergisi, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Sayı 43, Kış 2004 ANKARA, s.77-79.

14. Bekir OĞUZBAŞARAN, “Sonsuzluğa Adanan Ömür Üzerine”, Berceste Aylık Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi Yıl 4,Sayı:43,Ocak 2006 KAYSERİ, s. 24,25.

15. Vedat Ali TOK, “Rıfat ARAZ’ın Bir Na’tı” Berceste Aylık Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi Temmuz 2008 Yıl:7 s.22-24.

16. Senem GEZEROĞLU, “Rıfat Araz’ın Şiiri” Mürekkep ****


Bulunduğu Antolojiler:

1. Göktürk Mehmet UYTUN,Şiirimizde Bayrak, ANKARA 1999,s.78.
2. Göktürk Mehmet UYTUN,Şiirimizde Öğretmen , ANKARA 1996,s.67.
3. Bedrettin KELEŞTİMUR, Bayrak Şiirleri Güldestesi, Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı, ELESKAV,Yayın No: 11. ELAZIĞ, s. 40,41.
4. İ.Gürşen KAFKAS, Öğretmen Şiirleri Antolojisi, Özel Kavram Der.Yay. S.304.
5. Hüseyin YURDABAK, Şiirle Yaşayanlar, Şiir Antolojisi, I-II. ANKARA 2002, s.15,16.
6. Orkun İNAN, Şairler Yıllığı,Yenisoluk Gazetesi, BURSA, 2001,s,89,90.
7. Ahmet OTMAN, Bizim Ece Şairler Antolojisi 2002, SALİHLİ 2002,s.186-188.
8. Mustafa ÖZÇELİK, Şairin Duası Dua Şiirleri Antolojisi, Selis Un Kitapları, İST. 2002, s.171.
9. Şükrü KACAR, Bu Toprağın Yaşayan Ozanları-III,Şiir Antolojisi, ELESKAV Yay. ELAZIĞ
10. Şah İsmail ATEŞ, Mavi Kanatlı Duygular Şairler Antolojisi, MERSİN 2004. s.108-110.
11. Hüseyin YURDABAK, Şiirle Yaşayanlar, Şiir Antolojisi III. ANKARA 2004, s.25,29.
12. 2004 Yılı Atatürk Türkiye’si Şairler Antolojisi, Şair Ozan ve Yazarlar Kültür Derneği Genel Merkezi, Esatpaşa Mah. İnönü Cad. Pelin Sokak,No:5,Üsküdar İSTANBUL.
13. Özlem Yağmurları Na’t Antolojisi, Berceste Yayınları, Kayseri.
14. Mustafa ÖZÇELİK, Dünyanın Bütün Çiçekleri (Öğretmen Şiirleri Antolojisi) Odunpazarı Belediyesi Yayınları:13. Kasım 2006. s.210. Eskişehir.

15. Dön Kendine, Ümraniye Belediyesi Kültür Yayınları:19, İstanbul.
16. Hazar Şiir Yarışması Güldestesi.
17. Bekir OĞUBAŞARAN, Manzum Porteler
18. Dön Kendine, Ümraniye Belediyesi Kültür Yayınları-19, İstanbul.

BULUNDUĞU ANSİKLOPEDİLER:

Türk Dünyası Ortak Edebiyatı, Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 2001,Cilt I, s.419.;

İhsan IŞIK, Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi, Ankara 2002, s.103,104.


Rıfat ARAZ’a Ait Dinî Tasavvufî Şiirler



İRFÂNA DÜŞTÜM

Ma’nâ âleminde, vefâ yolunda;
Aşk ile elendim bir cana düştüm!..
Gönül vecde geldi cezbe hâlında;
Derdime gül bastım, dermâna düştüm!..

Gurbet, gam bendini bende mi kurdu?..
Mevlâ’m emaneti sırtıma vurdu!..
Her katrem ‘hû’ dedi, duruldu, durdu;
Kaynadım, çağladım devrâna düştüm!..

Duydum can özümde ney’in zârını;
Özünden ayrılmış buldum varını!..
Başımda gördükçe nefsin dârını;
Ölmeden hesaba, mizâna düştüm!..

Ömrüm, kula döndü bir hak uğruna;
Hasret odu düştü gülün bağrına!..
Girdim ibret ile âlem seyrine;
Hayretten süzüldüm, hayrana düştüm!..

Ey gönül, dost için yüzümüz var mı?
İhlâs ocağında, közümüz var mı?..
Bu sesler, ahenkler özge diyâr mı?
Bir aşkın elinden mestâne düştüm!..

Takvâyla inceldi bu içli sözüm;
Edep dergâhında, tutuştu közüm!..
Bir zikrin nûruna kandıkça özüm;
Sınandım irfandan, irfana düştüm!..




TÖVBEKÂR OLDUM

Yâ Rab bu aşk bende, benimle her an;
Aşk ile can buldum, canda var oldum!..
Bu zorlu nefsime neyledi zaman?..
Bazen kışa döndüm, kâh bahar oldum!..

Tevhîdin nûruyla, var ettin canı;
Ufkuna nakşettin eşsiz fermânı!..
Tedbirden, takdire dönen her sonu;
Tefekkür ettikçe tövbekâr oldum!..

Kader levhâsında, ince bir sır var;
Bir ömre sığmadı, aşk denen esrâr!..
Âlemi sardıkça bu derin efkâr;
Yanmış ney misâli, âh u zâr oldum!..

Ezelden ebede bu şevk, bu heves;
Firdevs’den, Mevâ’dan, Naim’den bir ses!..
Kutsal emanete yüklü her nefes;
Dal, budak saldıkça, lalezâr oldum!..

Hüzün tezgâhında, süsledin gülü;
Yardın, pâk eyledin mümin gönülü!
Sebepler içinde her tevekkülü;
Sezdikçe hem gizli, aşikâr oldum!..

Yâ Rab yakın sensin, ben benden uzak;
İçimde, iç içe binlerce tuzak!..
Ey gönül geç nefsi, benliği bırak;
Kim demiş âlemde bahtiyâr oldum?!..




VUSLAT DEDİ

Yâ Rab kulum, geldim sana;
Aşk yazıldı bu fermâna!..
Bir çilede yana yana;
‘Sabır’ dedi, oldu gönül!..

Nasıl diner bu dert, bu gam?
Hüznüm artar her bir akşam!..
Sekiz cennet, makam makam;
‘Umut’ dedi, doldu gönül!..

Nefsim arza atmış ağı;
Sökülmez mi hırsın bağı?..
Bu gurbetin, hasret çağı;
‘Biter’ dedi, daldı gönül!..

Ten, aşk ile mâ’rifette;
Can neylesin hakikatte!..
Bir ilahî adalette,
‘Hesap’ dedi, soldu gönül!..

Hakk’tan aldı, halka verdi;
Nefsi, yerden yere serdi!..
Şükür, gizli sırra erdi;
‘Hikmet’ dedi, bildi gönül!..

Budur ömrün ayı, yılı;
Yüküm nerde, neyle dolu?..
Tefekkürde bulup yolu;
‘Vuslât’ dedi, güldü gönül!..



BİLMEM

Aşkın ile bir hoş oldum;
İlki bilmem, sonu bilmem!..
Neye baksam, seni buldum;
Yönü bilmem, yanı bilmem!..

Her hâl ile yandı yürek;
Dağ yükümde bin bir emek!..
Ömür bir çark, zaman elek;
Ten öğünür, canı bilmem!..

Safta döndü, doldu gönül;
Müptelâdır güle bülbül!..
Budur, böyle erkân, usûl;
Sevgimiz var, kini bilmem!..

Yâ Rab, sende her kararım;
Gönül arar, ben ararım!..
Ötede mi ilkbaharım?..
Dünü bilmem, günü bilmem!..

Tâ ezelden bu hâldayım;
Sana gelen bir yoldayım!..
Bir bîçâre akıldayım;
Malı, mülkü, şanı bilmem!..

Menzil menzil, kubbe kubbe,
Sebep, bağlı bir sebebe!
Ne sevdâdır iner kalbe;
Unuttum ben, beni bilmem!..



İNCİNSEN DE
İNCİTME SEN…

Gönül, yüz dön kin gütmekten;
İncinsen de incitme sen!..
Dost bîzârdır incitmekten;
İncinsen de incitme sen!..

Nûr nefesin aşk dolanda,
Gülün yanmaz od alanda!..
Sözün başa dert olanda;
İncinsen de incitme sen!..

Can olur mu candan ırak?
Geç ağyârı, sen sana bak!..
O yan çıkan nefsi bırak;
İncinsen de incitme sen!..

Sen ki terki terk eyledin;
Günü dünden berk eyledin!..
Tâ elestte ne söyledin?..
İncinsen de incitme sen!..

Sendedir arz, arş-ı a’lâ;
Böyle yazmış Kadir Mevlâ!..
Bir hikmettir bu dert, belâ;
İncinsen de incitme sen!..

Ma’rifettir hakkı yaymak;
Hatır almak, hatır saymak!..
Sana düşmez gönül koymak;
İncinsen de incitme sen!..



VUSLÂT YAKARIŞLARI

Yâ Rab, bir aşk verdin bana;
Yanıp durdum Sen’den yana!..
Canı kurban dedim Sana;
Rahîm Sen’sin, rahmet Sen’in!..


Ezel ebet devletin var;
Her zerrede, kudretin var!..
Ne tükenmez servetin var;
Rezzâk Sen’sin, nimet Sen’in!..

Benden yakın oldun bana;
Hangi yüzle dönem Sana?!..
Akıl yetmez bu devrâna;
Kâdir Sen’sin, kudret Sen’in!..

Gelen gider, giden gelmez;
Can Sen’indir bu can ölmez!..
Onca sırrı çözen olmaz;
Hakîm Sen’sin, hikmet Sen’in!..

Şükrü bulduk varlık ile;
Sabrı gördük darlık ile!..
Edep derdik erlik ile;
Rahmân Sen’sin, izzet Sen’in!..


Kalp, adınla Sen’i okur;
Okudukça bir aşk dokur!..
Elimdedir verdiğin nûr;
Samed Sen’sin, himmet Sen’in!..