PDA

View Full Version : cinsel sağlık ve yaşam (Yeni Konular Eklendi)



BARIŞ.K
14-11-05, 02:28
NOT:tüm yazılanlar alıntıdır


Adet kanaması sırasında cinsel ilişki

Adet kanaması sırasında cinsel ilişki kurulur mu ? gebe kalınır mı?

Bunun cevabı için adet kanamasının ne olduğunu bilmek gerekir.Adet kanaması kadın rahmi içindeki bir dokunun kanayarak dokulmesidir.Bu doku gebelik sırasında bebeğin yapıştığı ve beslenmesi için gerekli koşulları sağlayan özel bir yapıdır.İşte bu doku gebelik oluşmadığı her ay bir dahaki yumurtlamaya yeniden hazırlanması için üstteki tabakasını kanayarak doker ve alttan yeni doku oluşmaya başlar.

Adet kanamasına ait gerçek dışı uydurmalar;Vücuttaki kirli kan atılması gibi, zehirli olduğu,vücuttan atılmasa kişiyi zehirlediği, pis olduğu ,bu sırada ilişki kurulursa kısır olunacağı gibi bu şeyler tamamen yanlıştır.

Adet sırasındayken seks yapılıp yapılamayacağın cevabı ise koşullara ve kişilere ,vede kişilerin inançlarına göre farklılık gösterir.

Adet sırasında yani kadının menturasyonu sırasında eğer prezervatifsiz cinsel ilişki kurulursa kadın veya erkeğin mikrop kapma şansı olabilir.Çok nadir de olsa adet kanaması sırasında gebe kalma olasılığıda mevcuttur,bunu da göz ardı etmemek gerekir.

Bir çok kadın adetliyken kendilerini itici bulurlar, ve de erkeklerin bu hallerinden rahatsız olabileceklerini düşünürler,oysaki bazı rahatsız olan bunu itici bulan erkekler olduğu gibi ,bundan rahatsız olmayan, kadını adet döneminde de arzulayan ve bu sırada cinsel ilişki kurmak isteyen, cinsel ilişki kuran ve de bundan zevk alan bir çok erkekte mevcuttur.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:29
Ağrılı cinsel ilişki disparoni

Bu durum; cinsel ilişki sırasında vajen girişinde veya derin ilişkide ağrı hissedilmesi durumudur. Tıbbi literatürde “Disparoni (ağrılı birleşme)” olarak geçer.

Disparoni yakınması bir çok kadında bulunmaktadır. İlk ilişkiden itibaren bu yakınması olanların yanı sıra yıllar sonra cinsel ilişkisi ağrılı olmaya başlayan kadınlar da vardır.

Ağrılı ilişkinin nedenleri jinekolojik hastalıklar olabileceği gibi psikolojik de olabilir. Bu yüzden nedenin saptanması için iyi bir jinekolojik muayene gereklidir.

Tanıda, cinsel ilişki sırasında ağrının oluştuğu yer de önemlidir.

Yüzeyel disparoni: Ağrının penisin vajene girişi sırasında dış kısımda hissedilmesidir.

Vajen veya vulvanın enfeksiyonları
Vajen girişinin darlığı
Menopoza bağlı vajinal kuruluk ve atrofi (dokunun küçülmesi)
Vajinismus
Kızlık zarının kalın olması
Vajenin kayganlığını sağlayan sekresyonların (salgıların) az olması gibi durumlar yüzeyel disparoniye neden olabilmektedir.

Yüzeyel Disparoni: Vaginaya penisin tam olarak girdikten sonra alt kasık bölgesi veya karında ağrı hissedilmesidir.

Endometriozis
Rahim, yumurtalık, tüpler veya alt karın bölgesi ile ilişkili hastalıklar derin disparoniye neden olabilmektedir.

Bu iki ağrı çeşidinin ayrılması tanıya yardımcıdır.

Menopozdaki kadınlarda vajen epitelinin sağlamlığını ve kayganlığını sağlayan estrojen hormonu eksikliği nedeni ile disparoni şikayeti olmaktadır. Bu problem, menopozal hormon tedavisi ile kolaylıkla düzelebilmektedir. Çünkü menapoz sonrasındaki kadınlara östrojen verilmesi vajina ve klitoristeki kan akımını artırır.

Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar istek kaybı, ağrılı cinsel birleşme, cinsel cevabın azalması, orgazma ulaşmada zorluk ve genital duyarlığın azalmasıdır. Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük olması cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalma ile birliktedir.

Bütün bu durumların dışında herhangi bir neden saptanamayan disparoni hastaları da bulunmaktadır. Böyle bir durum daha çok kadının bilinç altını etkileyen psikolojik bir durumla ilgilidir. Bu gruptaki hastalar, psikolojik danışmanlıkla tedavi edilmelidir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:30
Aids

HIV Nedir Ve Nasıl Bulaşır?

HIV kelimesinin açılımı Human Immunodeficiency Virüs'tür (İnsanların Bağışıklık Sisteminin Çökmesine Neden Olan Virüs). Bu ifade, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilen bir virüs anlamına gelmektedir. Bağışıklık sisteminiz normalde, sizi bakteri ve virüs gibi mikroplardan korur. HIV, vücut sıvıları yoluyla bulaşır. HIV virüsü taşıyan birisiyle korunmadan seks yaparsanız veya aynı iğneyi paylaşırsanız HIV virüsü size de bulaşır. Ya da HIV virüsü taşıyan bir anne HIV'i bebeğine bulaştırabilir.
HIV Nedir?

HIV, AIDS'e yol açan virüstür. HIV, Human Immunodeficiency Virus (Bağışıklık Sisteminin Çökmesine Neden Olan Virüs) kelimelerinin kısaltmasıdır.

HIV virüsü taşıyan insanlar "HIV pozitif" veya "HIV enfeksiyonlu" olarak adlandırılır.

HIV virüsü, bağışıklık sisteminize zarar vererek sizi hasta eder. Bağışıklık sistemi vücudunuzu mikroplardan korur. Bağışıklık sisteminiz çalışmadığında, mikroplar sizi daha kolay hasta edebilir.

Ancak, hasta görünmeyebilir veya hissetmeyebilirsiniz. HIV virüsü taşıdığınızı bile bilmeyebilirsiniz.

AIDS Nedir?

AIDS, HIV virüsü bağışıklık sisteminizi zayıf hale getirdikten sonra ortaya çıkan hastalıktır. AIDS, Acquired Immunodeficiency Syndrome (Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) kelimelerinin kısaltmasıdır.

AIDS hastası insanlar, bağışıklık sistemi güçlü olan insanları etkilemeyen mikroplar nedeniyle kötü enfeksiyonlara yakalanırlar. AIDS hastası olmadan yıllar önce HIV virüsü almış olabilirsiniz.

HIV Virüsü Kadınlara Nasıl Bulaşır?

HIV virüsü iki temel yolla bulaşır.

1. Seks

HIV vücudunuza HIV virüsü taşıyan birisinin kanı, spermi veya vajinal akıntıları yoluyla bulaşır. Bu durum, vajinal, anal veya oral seks sırasında gerçekleşebilir.

Lateksten yapılmış bir prezervatif kullanarak HIV virüsünden korunabilirsiniz. Doğum kontrol hapları ve lateks olmayan prezervatifler, sizi HIV virüsünden koruyamaz.
HIV virüsü hem bir erkekten hem de bir kadından bulaşabilir. Herhangi bir cinsel hastalığınız varsa HIV virüsünün size bulaşma ihtimali daha yüksektir.

2. İlaçlar

HIV virüsü taşıyan birisiyle kirli bir iğneyi paylaşırsanız, virüs bulaşabilir. Dövme ve vücuda piercing yaptırma işlemlerinde kullanılan iğneler, temiz değilse HIV bulaştırabilir.

HIV Kadınlara Nasıl Bulaşır
Bir Erkekle Seks %36
İğne Paylaşımı %14
Sebebi Bilinmiyor %50


HIV ile ilgili Uyarı İşaretleri

Bazı HIV virüsü belirtileri şunlardır :

Öksürme, ishal, kilo kaybı, gece terlemesi, yorgunluk hissi
İlginç renkli veya kokulu bir vajina akıntısı
Yinelenen veya kalıcı vajina enfeksiyonları
Vajinada veya vajina çevresindeki yara veya acı
Adet dönemlerinde ani bir değişim
Adet dönemleri arasında karın ağrısı
Seks sırasındaki olağandışı acı veya ağrı
Dilinizde veya ağzınızın içinde beyaz noktalar veya yaralar


HIV Testi Yaptırma

Aşağıdaki durumlar sizin için geçerliyse HIV testi yaptırmalısınız:
İğneleri paylaşıyorsanız
Eşiniz ilaç kullanmışsa veya kullanıyorsa
Vücudunuzda herhangi bir HIV belirtisi varsa
Prezervatif kullanmadan seks yaptıysanız da test
yaptırmalısınız. Test yaptırmak basit ve kolaydır. Test sonucunda virüs taşıyıp taşımadığınızı öğrenebilirsiniz. Ancak, virüsün bağışıklık sisteminize ne kadar zarar verdiğini öğrenemezsiniz.

Nasıl Test Yaptırabilirim

Bazı yerlerde, adınızı vermeniz gerekmez, testin sonuçları yalnızca size bildirilecektir.
Diğer yerlerde, sonuçlar sağlık yetkilinize veya danışmanınıza da bildirilir. Ancak, sağlık yetkilileri genellikle siz izin vermedikçe sonuçları başkasına vermezler.
Tedavi Olma
HIV için herhangi bir tedavi bulunmamaktadır. HIV virüsü
taşıyan binlerce kişide yapılan çalışmalar, kombinasyon tedavisinin, insanların daha iyi hissetmesine ve daha uzun yaşamasına yardımcı olabildiğini göstermiştir.
Bir doktorla, hemşireyle veya danışmanla konuşun. Tedavi seçenekleri hakkında size daha fazla bilgi verebilir.
Gereken Cevapları Alma
Bugün, birçok yerde AIDS testi yaptırabilir ve AIDS konusundaki sorularınıza yanıt alabilirsiniz:
Sağlık bakanlığına bağlı birimlerde veya yerel sağlık kuruluşlarında
Devlet kliniklerinde
Özel doktorlarda
Özel laboratuarlarda
Birçok devlet kliniğinde
test işlemi ücretsiz olarak veya çok az bir ücretle gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, doktorunuz da HIV testi yapabilir ve sonuçları verebilir. Evde test yaptığınız takdirde sonuçlar için danışabileceğiniz yerler bulunmaktadır.

Hamile olan veya hamile kalmayı planlayan kadınlar için daha fazla bilgi verilebilir.


HIV Virüsüyle Nasıl Savaşabilirsiniz?

HIV virüsü taşıdığınızı bir kere öğrendikten sonra, sağlık uzmanlarıyla birlikte hareket etmeniz her zaman çok önemlidir. Nasıl yürüdüğünü biliyorsanız, tedavinize devam etmek her zaman daha kolaydır. Virüs nasıl çoğalıyor? İlaçlar, virüsle savaşmanıza nasıl yardım ediyor? Virüsünüzün ve ilaç tedavinizin ne durumda olduğunu daha iyi anlamanıza yardımcı olmak için bu soruların cevapları verilmiştir.

HIV de dahil olmak üzere virüsler, kendi kendilerini kopyalayamazlar, çoğalamazlar.Varlığını sürdürmek için HIV virüsünün vücudunuzdaki sağlıklı bir hücreyi işgal etmesi gerekmektedir
HIV virüsü, CD4 hücrelerini işgal etmeye eğilimlidir. CD4 hücreleri vücudun bağışıklık sisteminin sizi hasta edebilecek mikrop ve virüslere karşı korumasına yardımcı olan özel hücrelerdir

SIK SORULAN SORULAR:

Ben HIV (+) Bir Kişiyim. Bu AIDS Hastası Olduğum Anlamına mı Geliyor?

"HIV (+)" test sonuçları, sizin AIDS'e neden olan virusla (HIV) enfekte olduğunuz anlamına geliyor. CD4+ T hücre sayınız 200hücre/mm3'ün altına düştüğünde ve/veya AIDS ile ilişkili bir hastalık (fırsatçı enfeksiyonlar ve Kaposi Sarkomu gibi) gelişirse HIV AIDS hastalığına doğru ilerler.

CD4+ T Hücre Sayısı Ne Demektir?

CD4+ T hücre sayısı kişinin ölçülen CD4+ T hücre miktarı demektir. HIV kişinin bu hücrelerini enfekte eder ve çoğalmak (kendi kopyasını yapar) için bu hücreleri kullanır. Bu hücreler zarar gördükçe kişinin bağışıklık sistemi zayıflar ve kişi fırsatçı enfeksiyonlara (bakteriyel, viral, parazit ve mantar gibi) daha çabuk yakalanır.

Viral Yük Nedir?

Viral yük insanın kanında bulunan virus (HIV) miktarıdır. Yüksek miktarda viral yükü olan olan kişi, düşük viral yükü olan kişiden daha çabuk AIDS geliştirir.

CD4+ T Hücresi Nedir?

CD4+T hücrelerine, akyuvarlar, T yardımcı hücreleri de denilmektedir. İnsan bağışıklık sisteminde diğer hücrelerle birlikte hastalıklara karşı savaşırlar. HIV, çoğalmak için bu hücreleri kullanır. Sağlıklı bir kimsede CD4+T hücre sayısı 800-1200/mm3 kadardır.

Hangi Testler Yapılabilir?

Türkiye'de kan ve kan ürünlerini toplayan ve saklayan merkezlerde (Kan Bankaları-Kızılay Kan Merkezi gibi) alınan her kan bağışında, HIV, Hepatit-B ve Hepatit-C virus antikorları veya antijenleri açısından tarama yapılması kanunen gereklidir.

Nerelerde Bakılabilir?

Tanı ELISA yöntemiyle konur. ELISA virusun bulaşmasından sonra 10-12 haftada sonuç verebilir.

HIV tedavisine başlamadan önce doktorunuz tam bir hikaye almalı, fizik muayene yapmalı ve kan testlerini istemelidir. Bu testler tam kan sayımı, viral yük testi ve CD4+ T hücre sayımını içerir. Ayrıca enfeksiyonlar için gerekli diğer testler (sifiliz, tüberkülin deri testi, toksoplazma antikor testi ve kadınlar için jinekolojik Pap Smear testi) yapılmalıdır. Viral Yük testi ve CD4+ T hücre ölçme testi, HIV tedavisine başlamadan önce mutlaka yapılmalıdır.

Nasıl Bir Doktora Gitmeliyim?

HIV tedavisi kompleks bir tedavi olduğundan doktorunuzda HIV ve AIDS tedavisi konusunda uzman olmalıdır. Tedaviniz hakkında karar verirken yakından çalışabileceğiniz birine ihtiyacınız olur ve bu yüzden kendinizi rahat hissedebileceğiniz bir kişi olmalıdır. Bu HIV tedavisinin yararları ve riskleri hakkında herşeyi rahatlıkla sorabilmeniz için önemlidir. Ayrıca Türkiye 'de AIDS tanı ve tedavisi hakkında sizi yönlendirebilecek ve yardımcı olabilecek merkezler bulunmaktadır.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:32
Anal *** ters ilişki

Anüs,kalın bağırsağın dışa açılan ucu olup, bağırsaklarda emilen besinlerin artıklarının boşaltılmasına en uygun anotomik yapıya sahiptir .Vücudun bu bölümü, normal bir cinsel ilişki için gerekli olan özelliklere sahip değildir.Cinsel ilişkide penis dışardan içeri doğru hareketle kadın bedenine giriş yapar.Bu girişin maksimum zevk katsayısı ve kolaylığı için giriş bölgesinin kayganlaşması gerekir.Anüsde (makatta ) kayganlaşmayı sağlayıcı salgı bezleri olmadığı gibi, dışardan içeri girişi sağlayacak şekilde değil, aksine içerdeki dışkıyı dışarı atacak anatomik yapı vardır.Bu yüzden anal birleşmeler zor, travmatik ve kadın için acı vericidir.Anal birleşmelerde, bağırsaklarda normal olarak bulunan ve bulundukları yerde zararsız olan mikroplar, bedenin başka yerlerine taşınarak, hastalık nedeni olabilirler. Bunun en yaygın biçimi, anal birleşmeyi izleyerek kurulan vajinal birleşmede, bağırsaktaki mikropların vajinaya kolayca taşınabilmesidir. Ayrıca tekrarlanan anal birleşme, anüsün sfinkterinin bozulmasına, anüs kaslarının kasılıp gevşeme yeteneğinin bozulmasına ve gaz -dışkı kaçırmalara yol açabilir.
Özellikle internette para kazanma amacıyla kurulmuş *** sitelerinde normal bir ilişki gibi lanse edilen anal ***, kadınlarında zevk aldığı bir ilişki gibi gösterilmesine karşın, ciddi araştırmalarda anal ***in kadınlar tarafından psikolojik ve fiziksel olarak çok rahatsız edici bulunduğu tespit edilmiştir.( ABD de yapılan bir araştırmada anal *** den zevk alan kadın oranı Yüzbinde 2 olarak bulunmuştur.)
Partneri tarafından anal ***e zorlanan,istemediği bir cinsel eylemi yapma ile evlilikte huzursuzluk yaşama tercihleri arasında bocalayan kadınlarda ciddi psikolojik problemler ve depresyonlar görülebilir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:33
Andropoz neler yapılmalı ?


Kadın cinsel hormonu belli bir yaştan sonra sıfıra iniyor ve menopoz denilen bu durumda eksik hormonun yerine konması uygulamada olan bir yaklaşım. Erkekte de hormon seviyelerinde bir değişiklik söz konusu. 45-50 yaşından itibaren erkeklik hormonu olan testosteron yanında böbreküstü bezinden salgılanan aynı yapıdaki hormonlar devamlı bir düşüş gösteriyorlar, ama hiç bir zaman bu seviye, ileri yaşta bile, sıfır olmuyor. ' Andropoz ' olarak da adlandırılan bu durum, cinsel fonksiyonun gerilemesi yanında, cinsel arzu ve zihinsel fonksiyonlarda da düşmeye neden oluyor. Ayrıca yorgunluk hali ve uyku problemleri duygusal değişiklikler, iktidarsızlık, depresyon, libido(cinsel güç)azalması, osteoporoz, meni kalitesi ve kaslarda olumsuz etkiler, yine erkeklik/androjen hormonlarının eksikliği, vücut yapısı değişikliğine sebep olarak bilhassa karında 10-15 kg yağ tutulmasına yol açıyor.

Ortalama yaşam süresi uzadığı için yaşlanmaya bağlı sorunların artacağı ve andropoza bağlı problemlerin artması, geliştirilen tedavi yöntemleri dikkat çekiyor.

Türkiye ‘de 40 ile 70 yaş arasındaki erkeklerin yüzde 52'sinde cinsel performansta ve istekte azalma olduğu, ancak doktor başvurusunun azlığına bağlı bu rakamların gerçeğin oldukça altında kaldığı tahmin edilmektedir.

Tüm bu bulguları özetlersek erkeklerde ilerleyen yaşa bağlı görülen fiziksel ve zihinsel değişikliklerin, androjen hormonlarının azalmasıyla birlikte bir klinik tabloya dönüşmesidir.

Bu klinik tablo şu belirtileri içerir:

1. Seksüel fonksiyon ve istek azalması, özellikle sabah ereksiyonlarının kalitesinde düşme,

2. Entelektüel kapasitede azalma, konsantrasyon kaybı, yorgunluk, kızgınlık ve depresyon,

3. Kas kitlesinde ve gücünde belirgin azalma,

4. Kemik mineral yoğunluğunda azalma (osteoporoz),

5. Organ yağlanmasında artış.

Andropoz terimi yaygın kullanımına rağmen çok doğru bir tanımlama değildir. Kadınlarda menopozla birlikte üreme özellikleri tamamen ve akut olarak bitmesine karşın, erkeklerde üreme kapasitesi ilerleyen yaşa rağmen devam edebilir. Bu bağlamda "yaşlanan erkeklerde androjen eksikliği 'andropoz'a göre daha doğru bir tanımdır.

39- 70 yaşları arasındaki erkeklerde, serum serbest testosteron seviyelerinin yılda yaklaşık %.1.2 oranında düştüğü gösterilmiştir.

65 yaş üstü erkeklerin yaklaşık %25-50'sinde biyo-yararlanılabilir testosteron düzeylerinde düşüş gerçekleşmekte ve androjen replasman (eksik hormonun yerine dışarıdan yapay olanı verme) tedavisi gerektirecek belirtiler ortaya çıkmaktadır. Elbette yaştan bağımsız olarak, genetik bozukluklar, şişmanlık, çeşitli hormonal dengesizlikler (büyüme hormonu, tiroid hormonları, insülin), alkol, stres ve kronik hastalıklar da kan testosteron düzeylerinde düşmeye sebep olabilmektedir.

Androjenler ve etkilediği organlar

Androjenler %90'ı testislerden , %10'u böbrek üstü bezlerinden salgılanan ve vücutta değişik oranlarda biyolojik etki gösteren steroid yapıda 5 hormondur. Bunlar, testosteron, dihidrotestosteron, androstenedion, DHEA ve DHEA-S'dır.

Androjenlerin etkileri, daha anne karnındayken başlar ve çocuğun dış cinsel organlarının gelişmesini sağlar. Ergenlik döneminde sekonder seks karakterlerinin gelişmesini ve daha sonraki yıllarda da cinsel arzu, ereksiyon ve sperm yapımı gibi üremeye yönelik fonksiyonlarını sürdürürler. Erkek üreme sistemi ve sekonder seks karakterlerinin gelişimine olan etkileri androjenik etkiler olarak bilinir Ereksiyon(penisin sertleşmesi) mekanizmasının her basamağında rol alırlar. Özellikle gece ereksiyonlarını ve seksüel davranışları düzenler, kas, kemik, sinir sistemi, prostat, kemik iliği gibi organlarda da etki yaparak osteoporoz, ve kas gücüne olumlu etki ederler. Diğer yandan tüm yaşam boyunca bilişsel fonksiyonların gelişiminde rol oynarlar. Vücutta azot tutulumunu sağlayarak, kas ve kemik oluşumunu indüklerler(arttırırlar). Ayrıca bu hormonların kan hücrelerinin yapımı ve serum lipid düzeylerine etkileri de kanıtlanmıştır. Büyüme ve organlardaki bu etkileri ise anabolik (arttırıcı)etkiler olarak tanımlanır.

Androjenlerin ereksiyondaki rolü kesin sınırlanamamıştır, günümüzde belli bir eşik değer üstündeki serum androjen düzeylerinin normal cinsel fonksiyon için yeterli olduğu varsayılmakta, ancak bu eşik değer ile ilgili çelişkili görüşler öne sürülmektedir.

İnsanlarda, serum androgen düzey düşüklüğünün (hipogonadizm) hemen her zaman libido (cinsel istek)azalması ve özellikle gece ereksiyonlarının sertliğinde ve sıklığında azalma ile beraber olduğu bilinmektedir. Bu hasta grubunda, testosteron tedavisi ile bu şikâyetler düzeltilebilmektedir.

Deneysel hayvan modellerinde de, androjenlerin, moleküler düzeyde ereksiyonun her aşamasında rol aldığı gösterilmiştir. Ereksiyon, penise gelen kan akımının artması, giden kan akımının ise azalması ve penis içi basıncının artması ile gerçekleşir. . Androjenlerin penis kan dolaşımı üzerine etkileri, gelen kan akımının artması ve giden kan akımının azalması şeklindedir. Bunu penis düz kaslarına, tunika albugineanın (penis kılıfı) fiziksel özelliklerini ve damarlara etkisi ile sağlar.

Deneysel çalışmalar, androjenlerin beyinde, hipotalamus düzeyinde hormonları uyararak ereksiyonda rol alan ajanların salgılanmasını düzenlediğini ortaya koymuştur. Ayrıca omurilikte de androgen reseptörlerinin varlığı gösterilmiştir. Androjenler penis düzeyinde de bu organın otonom sinir sistemine , damar cidarına , penis kılıfına , penis içi düz kaslara ve çizgili kaslara etkilidir. Androjen reseptörlerinin uyarılması direkt olarak, ereksiyonda başlıca görev yapan azotoksit sentezine de etkilidir.

Sonuç olarak, deneysel çalışmalar, androjenlerin ereksiyonun her aşamasında belirleyici rol oynadığını ortaya koymuştur.

Andropozun şu anda dünyada kaç erkeğin sorunu olduğu tam olarak bilinmese de, 21. yüzyılın ilk yarısında androjen eksikliği olan erkek sayısının anlamlı bir şekilde artacağı nüfus araştırmaları sonucu tahmin edilmektedir. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Enformasyon Departmanı'nın, 75 yıllık bir periyotta dünya nüfus tahminleri ve yansımalarından elde edilmiş verileri göstermektedir. 20.yüzyılın son on yılında dünya nüfusu 1 milyar artmıştır, ve önümüzdeki 25 yıl içinde de 2 milyarlık bir artış beklenmekte ve 2025 yılında dünya üzerinde 8 milyar insanın yaşayacağı öngörülmektedir. Daha çarpıcı olarak, yaşam beklentisi, bu periyotta en az 30 yıl kadar artmıştır. Bu zaman içinde 65 yaş üstü birey sayısı 3 katına çıkarken, çocuk sayısı %35'den %20'lere düşecektir. Sonuç olarak kaba bir hesapla 2025 yılında dünya nüfusunun yaklaşık %15'inin 65 yaş üstü bireylerden ve bunlarında yaklaşık %50'sinin erkeklerden oluştuğunu göz önünde bulundurursak, bu yaşlı erkek populasyonunun %30-50'sinde de serum biyoyararlanılabilir testosteron düzeyinin düşük olacağı varsayılırsa, bu tarihte dünya yüzeyinde androjen replasman tedavisi ihtiyacı duyabilecek 180-300 milyon erkek olacaktır.

Tedavi olanakları teknolojik gelişmelerle birlikte artmış olup: Androjen düşüklüğünün medikal tedavisinin amaçları seksüel fonksiyonların yerine konması, libido restorasyonu ve bireylerde iyi olma hâlinin teminidir. Seksüel fonksiyonlardaki etkilerinin yanı sıra, eşit derecede önemli olarak androjen replasman tedavisi gelişmiş osteoporozun ilerlemesini engeller, kas gücünü restore eder ve mental kapasiteyi arttırır. Testosteron tedavisi fizyolojik serum testosteron düzeylerinin kanda sağlanmasını, ayrıca testosteronun metabolizma ürünleri olan DHT ve östradiolün de optimize edilmesini içerir.

Günümüzde kullanılan formları, ağızdan alınan tabletler, kas içi enjeksiyonlar ve skrotal (Testis derisi)ya da nonskrotal deriye yapıştırılan yamalardır . Bu yöntemlerin hepsinin ayrı avantajları ve dezavantajları bulunmasına rağmen, deriye yapıştırılarak kullanılan patch'ler günlük testosteron salınım ritmini taklit ederek fizyolojik ve etkili bir iyileşme sağlarlar.

Dünyamız hızla yaşlanan insanlığa ev sahipliği yapıyor Hızla yaşlanan insanlıkla birlikte ileri yaşlarda görülen sağlık sorunlarının da artması kaçınılmazdır. Andropoz da bunlardan biri olmakla birlikte tanısı ve tedavisi oldukça kolay ve zahmetsiz bir yaşlılık sorunudur. Sonuç olarak, Birleşmiş Milletlerin verilerine dayanarak, 2025 yılında 180-300 milyon erkeğin , androgen replasman (Eksik hormonu yerine koyma)tedavisine gereksinim duyacağı tahmin edilmektedir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:33
Bel soğukluğu Gonore

Neisseria gonorrhoeae (gonokok) adı verilen bakterinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık görülenidir.

A.B.D.'de her 30 saniyede bir kadının bel soğukluğuna yakalandığı ileri sürülmektedir. Bu kişiler 3-5 gün süren kuluçka dönemi süresince ileri derecede bulaştırıcı olmaktadırlar. Gonoreli bir erkek ile ilişki kuran her kadın enfekte olmaz. Sadece %60-90 kadında enfeksiyon gelişir. Kadından erkeğe bulaşma ise daha zordur.

Gonoreli bir kadınla ilişkide bulunan erkeklerin %20-40'ı enfekte olur.

Kadınlarda en çok rahim ağzında yerleşir.

Dokuların yapısı nedeni ile vajina dokusunda gonore bakterisi yerleşemez. Rahim ağzı (serviks) dışında sırasıyla ürethtra ve vajinanın hemen girişinde her ki yanda yer alan bartholin bezlerini tutar. Kadınların %80'inden fazlası asemptomatik kalır yani hiçbir belirti olmaz. Bu kuluçka döneminin değişken olabileceğinin belirtisidir. Gonoreye neden olan diplokoklar


Bel soğukluğuna neden olan gonokoklar

Belirtileri
Bel soğukluğunun en sık yarattığı yakınma vajinal akıntıdır. Bu akıntı sarı-yeşil renkli ve kötü kokuludur. Sümüğümsü bir yapısı vardır. Beraberinde nadiren kaşıntı da olabilir. Bu tabloya idrar yaparken yanma da eşlik edebilir. Akıntıdan sonra en sık görülen yakınma ise kasık ağrısıdır.Genelde her iki tarafta da ağrı olur. Öğleden sonra ve akşam çıkan ateş görülebilir. Bartholin bezi tutulmuş ise vajina girişinde oldukça ağrılı bir şişlik yani bartholin absesi olabilir. Mikroorganizma kan dolaşımına geçer ise eklemlerde de enfeksiyona neden olabilir.Eklem ağrıları ve şişlikleri görülür. Tek bir eklemde belirtiler olmaz. Ağrılar gezici tiptedir. Bir eklem düzelir belirtiler bir diğerinde başlar. Buna gezici eklem ağrıları adı verilir. Nadiren gonokoka bağlı boğaz enfeksiyonları gelişebilir. Doğum esnasında anneden bebeğe geçerek yenidoğanın gözlerinde konjuktivite yol açabilir.

Gonorenin en önemli komplikasyonu pelvik iltihabi hastalıktır. Enfeksiyonun tüplere ve yumurtalıklara kadar ilerlemesidir. Kısırlık dahil pekçok komplikasyon yaratır.

Tanı
Servikal ve vajinal akıntının incelenmesi ile konur. Vajen kültürü alınmasının en faydalı olduğu durum gonoredir. Kültürde gonokokların üretilmesi tanı için yeterlidir.Klinik olarak tanı konmuş olsa bile bunun kültür ile doğrulanması gerekir.

Tedavi
Bel soğukluğu tedaviye son derece duyarlı bir hastalıktır. Antibiyotik tedavisi ile genelde iyileşme sağlanır. Antibiyotik kullanımından bir hafta sonra kültürler tekrarlanarak enfeksiyonun geçtiği teyid edilmelidir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:34
Birleşmenin uzatılması

Sevişme çoğu zaman erkeğin orgazmıyla sonuçlanan kısa ve mekanik bir edimdir. Oysa erkeğin sevişme sırasında heyecan ve tepkilerini kontrol ederek birleşmeyi uzatması gerektiği düşüncesinin de oldukça eski bir tarihi vardır. Hindu dininde, meninin en yüksek coşkunun maddi karşılığı olduğu düşünülür. Bu nedenle erkeğin mümkün olduğu kadar az meni harcamasına dikkat edilir. Hindu dininin bazı kollarında da, erkeğin cinsel perhizden çok, birleşmede kendini kontrol etmesine ve boşalmadan kaçınmasına dikkat edilir. Bu dinin yetenekli sahiplerinin, birleşme sırasında meni akışını tersine çevirdiği ve vücutlarına geri akan meninin kendilerine hayati bir güç kazandırdığı ileri sürülmektedir.
Bununla birlikte, fizyologlar, dışa meni akmaksızın gerçekleşen bu orgazmda meninin aslında idrar torbasına aktığını ve bunun da esas olarak idrar borusu üzerinde basınç uygulanmasıyla meydana geldiğini belirtmişlerdir. Ne olursa olsun, bu "iç boşalmanın" erkekte orgazmın uzamasına yardım ettiği bilinmektedir. Ne var ki, bu tür tekniklerin öğrenilmesi ortalama yirmi yıl almakta ve insan ustalaştığında artık cinsel yaşamdan asıl zevk alacağı gençlik ve orta yaşlılık yılları geride kalmış olmaktadır.
Batı toplumlarında da cinsel birleşmeyi uzatma teknikleri geliştirilmiştir. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında ABD'de New York eyaletindeki Oneida komününün üyeleri, carezza adıyla bilinen bir yöntem oluşturmuşlardır. Oneida topluluğunda her erkek topluluktaki bütün kadınlarla evli sayıldığından ve bu da topluluğun nüfusunun aşırı artmasına yol açabileceğinden, komün yöneticileri, hem bir doğum kontrol yöntemi hem de bir haz tekniği olarak carezza'yı ortaya atmışlardır. Carezza, İtalyanca "okşamak" sözcüğünden gelmektedir. Bu tekniğin yardımıyla erkekler, orgazma ulaşmaksızın bir saat süreyle sevişirken, kadınlar da rahatça birkaç kere orgazm yaşayabilmektedir. Komünün ilkelerine göre, belli bir süre içinde yeterli kontrolu sağlayamayan erkekler, topluluktan uzaklaştırılmaktadır.
Ünlü Penthouse dergisinin cinsel sorunlar danışmanı Xaviera Hollander, boşalmayı geciktirmek ya da bütün bütün engellemek için erkek ve kadının , Hollander'in kendi uzun deneylerinden çıkardığı bazı kurallara dikkat etmeleri gerektiğini söylemektedir. Penis bir kez dölyoluna bütünüyle girdikten sonra, orgazmı geciktirmek güçleşmektedir. Hollander, erken ya da hızlı boşalmanın yalnızca erkeklere özgü bir sorun olduğunu, bu yüzden bundan kaçınmak isteyen erkeğin sevişmede "erkeksi" rolden sıyrılması gerektiğini belirtmektedir. Bunun için, erkeğin tek bir "hedefe" orgazma yönelik sevişmeden vazgeçmesi ilk koşuldur: erkek, tıpkı henüz cinsel birleşmede bulunmaya cesaret edemeyen ama "necking" ve "petting" yoluyla koitus öncesi cinsel temastan azami zevki elde etmeye çalışan 16 yaşındaki bir çocuk gibi davranmalıdır. Penisi dölyoluna sokmak yerine, klitorise ve dölyolu ağzına ya da eşinin kalçalarına ve göğüslerine sürtmelidir. Bu sürtünmeden sonra, penisin sadece başını dölyoluna sokmalıdır. Bunun bir kaç kez, erkeğe bir kontrol ve güven duygusu gelinceye kadar tekrarlanması zorunludur:
bu, kadını çoşkulandırırken erkekte tam tersine "serinkanlı ve kendini tutabilen bir aşık" olduğu duygusunu uyandıracaktır. Kadın penisin bütününü içine çekmek istediğinde de erkek buna izin vermemeli, penisini dölyolundan çekmelidir. Böyle uzun bir uyarılma süresinden sonra, erkek penisini bütünüyle dölyoluna sokabilecektir ama, bu aşamada da sert bir giriş yapmaması ve dölyolu içinde ileri-geri gidip gelmemesi gerekir: penis, uzunca bir süre, dölyolu içinde hareketsiz kalmalı ve eşler el, ağız, ayak yoluyla sevişmelidir. Bundan sonra penis yine yavaşça dışarı çekilmeli ve aynı hareketler tekrarlanmalıdır. Bu süreç, kadını daha da coşkulandırdıkça, erkeğin kendi sabır ve kontroluna olan güveni de aynı oranda artacaktır. Ancak Hollander'e göre, bu tür tekniklerden de önemlisi, kişilerin kendilerini orgazma zorlamaktan vazgeçmeleridir: "ön-oyunlara başladığınız andan itibaren, okşamalarınızı tüy gibi hafif tutun. Bu, hareketlerinizdeki erkeksi aceleciliğin ortadan kalkmasına yardım edecektir" Hollander, kadının da penis içindeyken kıvrılmaktan, ritmik hareketlerden mümkün olduğu kadar kaçınmasını önermektedir; özellikle, bir çok kadının hem de büyük bir güçlükle öğrendiği dölyolunu kasma ve sıkma hareketleri bir yana bırakılmalıdır.
Cinsel haz süresini uzatmasına rağmen Carezza tekniği de bir çok yönden eleştiriye uğramaktadır. Erkeğin menisini tutmasının ruhsal ve bedensel sağlığını olumsuz yönde etkileyeceği düşünülmektedir. Carezza; sinirliliğe, prostat rahatsızlığına, idrar yolları hastalıklarına yol açabilecektir. Carezza yandaşları ise, tam tersini ileri sürmektedirler: zaman zaman uygulanan bir uzatma tekniği, erkeğe zindelik vermektedir. Üstelik, her erkek de carezza'yı sürekli olarak uygulayamayacağı için zorunlu olarak boşalma yaşayacak ve bu da birikmiş meninin vücuttan atılması için yeterli olacaktır. Bunun dışında daha fazla boşalma zaten fiziksel olarak gerekli değildir. Günümüzde cinsel eşitlik savunucuları da carezza 'nın yararlarına giderek inanmaktadır, bu teknik, erkeğin cinsel duygu ve deneylerinin kadınınkine daha çok yaklaşmasına, benzemesine olanak vermektedir, çünkü Carezza tekniğini geliştiren erkekler, cinselliği sadece üreme organlarında yaşamak yerine, tıpkı kadınlar gibi tüm vücutlarında duyacaklardır. Erkeğin cinsel tepkisinin "lokal" niteliğinin bu şekilde aşılması, onun her seferinde orgazm olmasını önleyeceği gibi, duyacağı hazzın da saldırgan öğelerden arınmasını sağlayacaktır.
Ancak, burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta daha vardır: birleşmeyi uzatmak için carezza uygulayan erkek bazan aşırı dikkatli, aşırı kontrollu davranır; sevişmenin vazgeçilmez boyutu olan kendiliğindenlik, bu aşırı bilinçli teknik yüzünden tamamıyla kaybolur. Bunu farkeden, eşinin zevk almak yerine kendisine zevk vermeye çalıştığını, kendisiyle birlikte cinsel coşkuya katılmak yerine bir "labora
tuvar deneyini" dışarıdan seyreder gibi davrandığını gören kadının da heyecan düzeyi düşer. İşte bu durumda, elinden gelen herşeyi yaptığına, en "çıldırtıcı teknikleri" uyguladığına inanmış olan erkek, eşinin tepkisiz kaldığını görünce onu "soğuklukla" suçlamaya başlar. Sonuçta, eşinde gidermeye çalıştığı heyecansızlık ve soğukluğa kendisi yol açmış olur. Öyleyse, cinsel doyumun ikinci kuralının uzatma tekniklerinde de geçerli olduğunu unutmamak gerekir: insan, sevişme sırasında kendisinin zevk almadığı birşeyi yapmaktan mümkün olduğu kadar kaçınmalıdır.
Wilhelm Reich'a göre, cinsel birleşme eylemi iki aşamaya ayrılır: birinci aşama, heyecanın ve uyarılmanın irade olarak kontrol edilebildiği aşamadır. İkincisiyse, cinsel coşkunun artık iradi olarak kontrol edilmediği, bütün vücudun iradesiz kasılmalarla orgazm noktasına ulaştığı aşamadır. Sevişmenin uzatılması birinci aşamada hem olanaklıdır hem de uyarımı ve hazzın artmasını sağlayacaktır. Buna karşılık, ikincisinde cinsel edimin yarıda kesilmesi ya da durdurulması insana son derece tatsız bir duygu vereceği gibi, vücutta ve özellikle kasıkta, cinsel organlar bölgesinde ağrılara da yol açacaktır.
Reich, iradi kontrol aşamasında, penisin dölyolu içinde hafif, yavaş ve kendiliğinden sürtünmesinin de hazzı azamileştirmek için en uygun yol olduğunu söylemektedir. Kuşkusuz, bu aşırı bilinçli ve kontrollü bir biçimde değil oldukça kendiliğinden ve herkesin daha önceki deneylerine göre değişen bir tarzda yapılmalıdır. Bu aşamada, sürtünmenin durdurulması da zevkli bir duygu uyandıracak ve birleşmenin uzamasını sağlayacaktır. Hareketsiz kalındığında uyarılma ve heyecan biraz azalacak ama bütünüyle kaybolmayacaktır. Penisin dışarı çekilmesi de acı vermeyecektir; ama bunun bir süre hareketsiz kalındıktan sonra yapılması doğru olur. Bundan sonra sürtünmeye yeniden başlandığında, heyecan ve uyanma, daha önce bırakılan noktanın da üzerine çıkacak ve üreme organlarından tüm vücuda yayılacaktır. Bunu, kişilerin tercihine göre uzun ya da kısa tutmak olanağı vardır. Ancak, sürtünme sürdürülürse, artık kontrolun mümkün olmadığı bir noktaya gelinecektir.
Gerçekte, kadınla erkeğin orgazm süreleri arasında sanıldığı kadar büyük bir fark yoktur. Mastürbasyon yapan kadınlar ortalama 4 dakikada orgazma ulaşırlar; bu süre erkeklerde de ortalama 2-4 dakikadır. Aralarındaki fark, uyarıldıktan ve heyecanlandıktan sonra orgazma ulaşma sürelerinde değil, uyarılma hızlarında yatmaktadır. Erkek, kadından daha çabuk heyecanlanır, her an uyarılmaya hazır gibidir. Kadının uyarılmasıysa biraz daha vakit alır. İşte erkek de bu noktada sabırlı, düşünceli ve
yaratıcı olmak zorundadır. Kuşkusuz burada erkeğin dayanacağı başlıca "esin kaynağı" kendi deneyleri ve özellikle eşiyle birlikte yaşadığı cinsel coşku anlarıdır. Hiç bir kadının ve hiç bir erkeğin cinsel tepkileri birbirinin aynı değildir. Bu nedenle, birleşmeyi uzatmak isteyen bir erkeğin, kendi cinsel tepkilerini tahlil etmiş olmanın yanısıra, eşini de iyi tanıması gerekir. Bununla birlikte, uyulmasında yarar olan bazı genel kurallar da vardır,. Bunlardan en basiti, "duruşlar"la ilgilidir: erkeğin üstte kadının altta bulunduğu duruş erkeğin çok hızla uyarılmasına ve boşalmasına neden olur. Kadının üstte olduğu duruşlar, ya da daha iyisi, yan yana duruşlar erkekte orgazmı biraz daha geciktirebilmektedir.
Yine Hint kültüründe geliştirilmiş yararlı bir teknik de pranayama'dır. Bu, soluk almanın kontrol edilmesi demektir. Zamanla geliştirilebilecek olan bu teknik, yürek atışlannın kontrol edilmesini de
beraberinde getirmektedir ki, bu bedensel mekanizmaların her ikisi de kişinin cinsel uyarılma ve heyecan düzeyi ile yakından bağıntılıdır. Erkek, yavaş ve hafif soluk almaya çalışmalıdır. Bu bütün vücudun rahatlamasını ve gevşemesini sağlayacak ve doğruca cinsel organlara ve orgazma yönelik bir sevişmenin "acilliğini" kısmen giderecektir.
Çiftin birleşmeyi uzatmasına, ortak mutlulukları için vazgeçilmez bir zorunluluk olarak değil, tadılması gereken bir zevk, bir çeşni olarak bakmak gerekir. Başlı başına bir amaç olarak alınan cinsel atletizm de giderek heyecansızlaşır, kısırlaşır. Böyle bir durum, erkeğin zevk almaktan çok, eşine zevk vermeyi amaçladığını gösterir ki, bu da çok tek yanlı bir doyum biçimidir. Bu tür erkekler için kadının her orgazmı, kendi başarı hanelerine kaydedilen bir puandır. Böyle bir durum,erkekte cinsel yeterlilikten çok cinsel kaygı ve güvensizliğin belirtisidir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:35
Birlikte orgazm

Kadınların ve erkeklerin cinsel yanıtlarının fizyolojisinde bazı farklılıklar vardır. Genellikle erkekler daha çabuk, kadınlar daha yavaş uyarılırlar. Yaşları ilerledikçe erkeklerin uyarılması biraz uzar, kadınlar ise yaşları ve cinsel deneyimleri arttıkça daha hızlı uyarılmaya başlarlar. Çoğu erkek için en uyarıcı durum, cinsel birleşmedir. Kadın orgazmının tetiğini çeken klitoris ise, cinsel birleşme sırasında uyarılmaya uygun bir yerde ve konumda değildir.

Bu nedenle de cinsel birleşme sırasındaki dolaylı cinsel uyarılar, çoğu kadının orgazm olması için yeterli olmaz. Birçok kadının orgazmı için, cinsel birleşmeden önce klitorisin doğrudan uyarılması, bazı kadınlar için de cinsel birleşme sırasında da klitorisin doğrudan uyarılmasının sürdürülmesi gerekir. Genellikle erkekler hızlı, sert ve dikey hareketleri daha uyarıcı bulurken, kadınlar yavaş, yumuşak, yatay ve kesintisiz uyarıları tercih eder.

Elbette, iki insan arasındaki cinsellik, fizyolojik özelliklerin çok ötesinde birçok faktörden etkilenir. Ancak cinsel davranışlarımız sonucunda oluşan cinsel yanıtlar, fizyolojik temele dayalıdır. Cinsel ilişkiyi, sevişmeyi, bedensel fizyolojimiz, kişisel durumumuz kadar cinsel eşimizle genel ilişkimiz de etkiler. Aynı zamanda iyi bir cinsel ilişkinin nasıl olması gerektiği hakkındaki düşüncelerimizin de hem sevişmemize etkisi vardır, hem de cinsel yaşantımızı değerlendirmemize.

Birçok kişi, birçok çift, iyi bir cinsel ilişkide eşlerin mutlaka birlikte orgazm olmaları gerektiğine inanır. Oysa, kadın ve erkek cinsel yanıtlarının fizyolojik farklılığı, kişilerin orgazm olacakları anı tam olarak belirleyememeleri, birbirlerinin yanıtlarını tam olarak ve anında bilememeleri gibi birçok nedenle, çiftler nadiren aynı anda orgazm olurlar.

Ancak birbirlerini çok iyi tanıyan çiftler, arada bir birlikte, aynı anda orgazm olur. Ayrıca birlikte orgazm olmak, iyi bir cinsel ilişki için zorunlu ya da daha çok zevk almak için gerekli de değildir. Ama birlikte orgazm olmanın mutlaka gerekli olduğu düşüncesi, birçok insanın kendi cinsel ilişkilerinden hoşnutsuz olmasına neden olur. Birçok çift cinsel yaşamlarını bu yanlış inanış yüzünden doyumsuz olarak değerlendirebilir.

Saatlerce sevişebiliriz, cinsel birleşme dakikalarca sürebilir. Ancak orgazm saniyeler süren bir cinsel yanıttır. Orgazm sırasında, çevremize olan farkındalığımız geçici olarak bozulur, azalır. Kendi bedenimizden aldığımız cinsel hazza odaklanırız. Orgazm olma anında bir kişinin, kendisinin veya cinsel eşinin davranışlarını, cinsel yanıtlarını izlemesi pek de kolay değildir. Dolayısıyla bir yandan orgazm olurken, bir yandan cinsel eşimizin orgazmından ayrı bir keyif almamız da pek söz konusu olamaz.

Üstelik sevişme sırasında, aynı anda orgazm olma beklentimiz nedeniyle, kendimizin ve cinsel eşimizin cinsel yanıtlarıyla gereğinden fazla ilgilenmemiz, sevişmenin keyfini kaçırabilir. Hem bizi sevişen kişi olmaktan çıkarıp, sevişmenin gözlemcisi haline getirebilir, hem de birlikte olması hedeflenen orgazmı kişisel olarak da yok edebilir.

Orgazm yanıtı, kendimizi sevişmeye bıraktığımızda, başka bir şeye değil yalnızca sevişmeye ve aldığımız cinsel hazza odaklandığımızda, kendiliğinden ve kolayca gelebilecekken, cinsel eşim orgazm olacak mı kaygısıyla bozulup kaybolabilir.

İki insan arasındaki cinsellik, fizyolojik yanıtlar temelinde gelişen, çok boyutlu ve keyifli bir süreçtir. Gerçek dışı beklentiler ve yanlış inanışlar, cinsel doyumumuzu olumsuz etkilemekten başka bir işe yaramazlar.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:35
Boşalma güçlüğü

Erkeklerin çoğu, sevişme sırasında, daha eşleri doyuma ulaşmadan, hatta yeterince heyecanlanmadan, kendilerinin hızla orgazm oldukları durumları yaşamışlardır. Sevişmenin daha başlangıcında meydana gelen böyle bir erkek orgazmına, erken boşalma denir. Erkeklerin cinsel sorunları arasında en yaygın olanı budur. Bazılarında boşalma, penis daha dölyoluna girmeden bile olabilir. Çoğundaysa, bir iki sürtünmenin ardından hemen orgazm gelir. Teknik anlamda, cinsel birleşme gerçekleşmiştir. Eğer erkeğin orgazmı, penis vajinanın içindeyken olmuşsa, erken boşalmaya rağmen kadın gebe kalacaktır.
Cinsel eylemin hangi aşamasında olursa olsun, boşalma erkeğe belli bir haz verir, zevkli bir gevşeme, rahatlama sağlar. Ama sevişme, heyecanlanma ve cinsel gerilim süresi ne kadar uzunsa, boşalma ve rahatlamayla gelen haz da o kadar büyük olur. Dolayısıyla, erken boşalmanın getireceği fiziksel ve duyusal haz, uzun süreli bir sevişmenin ardından gene orgazmın vereceği hazdan daha az olacaktır. Bunun da ötesinde, birşeyin daha başlamadan bitmesi anlamına gelen böyle bir durum, boşalmadan duyulan hazza mutlaka yetersizlik, başarısızlık ve kaygı duyguları karıştıracaktır. Eşini doyuramamış olmak da erkeğin bu başarısızlık ve kaygı duygularını şiddetlendirecektir.
Erken boşalma, genellikle, ilk cinsel deneylerini hep "aceleyle" yaşamış kişilerde görülür. Bu deneylerin esas amacı, erkeğin cinsel geriliminin fazla gecikmeden giderilmesidir ve kadın da, eğer varsa, sadece bu amaca ulaşmak için kullanılan bir araç durumundadır. İlk gençlik yıllarında erkeklerin genelevlerdeki ilişkileri ya da genel olarak, hiçbir mahremiyet koşulunun bulunmadığı durumlarda aceleyle tamamlanan cinsel birleşme deneyleri, erkeklerde erken boşalmayı bir alışkanlık haline getirebilir. Aynı şekilde, yakalanma korkusu içinde yapılan masturbasyon da, eğer çok sık denenen bir doyum yolu haline gelmişse, cinsel birleşme sırasında erken boşalmanın nedeni olabilir. Erkek yaşantısında çok sık görülen bütün bu deneylerin ortak yanı, yakalanma korkusundan veya herhangi bir başka nedenden ötürü orgazmını aceleye getirmesidir. Cinsel arzunun ilk uyanışıyla boşalma arasındaki süre, kadın erkek arasındaki bedensel ve ruhsal temasın verdiği haz duygusuyla değil, gerginlik, kaygı ve sabırsızlıkla doludur. Erkek bu süreyi kısaltmaya çalışmaktadır; öyle ki, bunun yarattığı koşullanma, onun en küçük uyarılara karşı aşırı ölçüde duyarlılaşmasına neden olduğu için, daha sonra kadınlarla girişeceği cinsel birleşme deneylerinde de erken boşalma kaçınılmaz olacaktır. Erken boşalmadan yakınan erkeklerin çoğu, merkezi sinir sistemleri aşırı ölçüde duyarlı kişilerdir. Bu durum, çocukluklarında sık sık yataklarını ıslatmalarına neden olmuştur; bundan ötürü cezayla ya da alayla karşılaşmaları, onları ergenlik çağına doğru daha da duyarlı ve kaygılı kişilere dönüştürmüştür. İngiltere ve Amerika'da kliniklerde yapılan gözlemler, erken boşalma sorunundan yakınan erkeklerin genellikle çevrelerinden kopuk kişiler olduğunu ortaya koymuştur. Bu kopukluk ya çok ürkek ve ezik bir kişilikte ya da aşırı ölçüde saldırgan ve iddialı davranışlarda kendini belli etmektedir. Bu tür kişiler, başkalarının kendileri hakkındaki düşünce ve yargılarına hastalık derecesine varan bir önem vermekte ve bu yüzden insanlara karşı sürekli tetikte durmakta, kimseye güvenmemektedir. Çoğu zaman ilk cinsel deneylerini büyük bir gizlilik içinde yürütmüşlerdir. Çünkü çevrenin kendilerini ayıplamasından korkmaktadırlar. Kadınlarla ilk ilişkilerinde de, özellikle fazla değer vermedikleri, bağlanmayacakları kadınları seçmişler ve gerçek doyuma ulaşmaktan çok erkeklik güçlerini kanıtlamayı amaçlamışlardır. Daha sonraları, uzun süreli bir ilişkiye girdiklerinde de, erken boşalmanın ve doyumsuzluğun ilk belirtileriyle karşılaşmışlardır.
Kuşkusuz, bu türden komplekslerden uzak, rahat kişiler de erken boşalma sorunuyla karşılaşabilir. Sırf başka bir eş bulamamaktan ötürü edinilen bir genelev alışkanlığı, oldukça sık görülen bir nedendir. Erkek cinselliği ile kadın cinselliği arasındaki fark da bir etken olabilir: erkekler görsel uyarılardan şiddetle etkilenirler, eşlerinin çıplak bir görüntüsü onlara ilk heyecanı vermeye yeter, bundan sonra gelen bir fiziksel temas, bir sürtünme, onları kolayca orgazma götürebilir. Oysa kadınların heyecanı, çoğu zaman ancak dokunsal uyarıların, bedensel temasın belli bir aşamasında başlar; ve orgazma ulaşmaları için de oldukça uzun bir süre gerekir. Erkeklerin çoğu, küçüklüklerinde çişlerini tutmayı öğrendikleri gibi, yetişkinliklerinde de orgazmlarını geciktirmeyi öğrenirler, ama aşırı heyecanlı, duyarlı ya da düpedüz bilgisiz olanlar bunu başaramayabilir ya da gerek duymayabilirler. Eğer çok köklü psikolojik nedenlerden kaynaklanmıyorsa, erken boşalma basit cinsel terapi teknikleriyle giderilebilecek bir sorundur. Bu sorunla karşılaşmış çoğu erkek, dikkatlerini başka bir şeye çevirerek, örneğin işlerini düşünerek ya da birden yüze kadar sayarak boşalmayı geciktirmeye çalışırlar. Ama bu , çok etkin bir çözüm değildir; hatta erkekteki kaygıyı arttıracağı için tam ters sonuç verdiği de olur. Dahada önemlisi, bu yöntem, erkeğin kendini bütün varlığıyla cinsel coşkuya teslim etmesini önler; oysa gerçek doyumun temel şartı da budur. Bir başka denenmiş yol da, erkeğin kadına hiç acele etmeden, yumuşakça girmesi ve bir süre hareket etmeden bu durumda kadının üzerinde yatmasıdır. Bu durumda penis, vajina içinde hiç hareketsiz dururken, erkek karnını kadının klitoris bölgesine ağır ağır ama bastırarak sürtebilir. Bu kendi boşalmasını geciktirirken, kadının orgazmını hızlandıracaktır. Bu tür teknikler, boşalmayı geciktirmekle birlikte, erkeğin kendini unutmasını önledikleri ve hep kontrollu davranmasını gerektirdikleri için, cinsel birleşmeden alınan zevki azaltırlar. Bunların hepsinde, erkek, doyurucu bir cinselliğin ana koşulu olan kadınla iletişim ve bütünleşme yerine kendi hareketlerini aşırı ölçüde kontrol edecek, kendisiyle başbaşa kalacaktır. Buna karşılık, kadın eşin de cinsel terapide aktif bir rol alması, terapiyi de sevişmenin bir parçası haline getireceği için alınan sonuçlar daha başarılı olmaktadır. Masters ve Johnson tarafından geliştirilen ve iki eş arasında uygulanan bir yöntem şudur: herşeyden önce kadınla erkek mutlaka orgazma ulaşma düşüncesini bir yana atarlar. Kadın yatakta sırtını bir yastığa dayayarak oturur. Erkek, başı kadının göğsüne yaslanacak şekilde, kadının bacakları arasına uzanır ve bacaklarını açar. Bundan sonra kadın, dikleşene kadar erkeğin penisiyle oynar. Erkek, boşalmanın yaklaştığını hissettiği an kadına işaret eder. Bunun üzerine kadın, penisin başını kuvvetlice sıkar; bu sıkma dört saniye kadar devam etmelidir. Bu, boşalma dürtüsünün zayıflamasına neden olacaktır. Otuz saniye kadar sonra kadın yine eliyle eşinin penisini uyarmaya başlar. Erkek boşalmak üzere olduğunu haber verince kadın yine sıkma yöntemini uygular. Bu, erkek boşalana kadar 10-15 kez uygulanmalıdır. Erkeğin bundan önce orgazma ulaşmasında bir sakınca yoktur. Çift, bu yöntemle, orgazm olmadan uyarılma süresini uzattıktan sonra, sıra penisin dölyoluna girişine gelir. Bunun için 7-15 günlük bir "sıkma" uygulamasının geçmesi gerekir. Artık kadınla erkek cinsel birleşmeye geçebileceklerdir. Bu, erkeğin sırtüstü yatması ve kadının üste çıkarak penisi içine alması şeklinde olur. Ama bu noktada hiçbir zorlama ve sürtmenin olmaması önemlidir, çünkü amaç erkeğin dölyoluna girme duygusuna yavaş yavaş alışmasıdır. Boşalmanın yaklaştığını anlayınca kadına işaret edecek ve o da gövdesini erkeğin üstünden biraz kaldırarak yine sıkma hareketine geçecektir. Böyle birkaç uygulamadan sonra penisin dölyolu içine hareket ettirilmesi ve sürtme aşamasına geçilebilir. Masters ve Johnson, on yıllık araştırma dönemi içinde, bu yöntemi uygulayan 186 hastadan 182'sinin olumlu sonuç aldığını bildirmektedir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:36
Cinsel Ağrı bozukluğu

1-Cinsel Ağrı Bozukluğu

a-) Disparoni:

Kadın ya da erkekte cinsel ilişki esnasında devamlı ya da tekrarlayıcı bir şekilde cinsel organ bölgelerinde ağrının olması durumudur. Bu durum kişide önemli bir gerilime ve karşısındakilerle ilişkilerinde güçlüklere yol açar. Bu sorun başka bir psikiyatrik, vücutsal hastalık ya da maddenin etkilerine bağlı olarak gelişmemiş olmalıdır.

Bu sorun daha çok ilişki sırasında olsa da bazı kişilerde ilişki öncesi ya da sonrasında da görülebilmektedir. Ağrının derecesi ve niteliği kişiden kişiye değişebilmektedir. Bu durum nedeniyle kişiler cinsel ilişkilerini kısıtlayabilir, içe kapanabilir, evlilik yaşantılarında sorunlarla karşılaşabilirler.

Disparoniye yol açan psikolojik etkenler:
Cinsel tecavüz travması ya da çocukluk çağında cinsel tacizler yaşayanlarda devamlı suretle cinsel bölgede ağrı daha çok gözlenmiştir. Kişide cinsel ilişki ile ilgili gerilim ve endişe var ise bu da vajina kaslarında kasılmaya neden olarak ağrıya yol açmaktadır. Ağrı oluştuğunda esin cinsel aktiviteye ısrarla devam etmesi ya da esin cinsel ilişkiye hazır olmadığı durumlarda cinsel ilişki için ısrar durumlarında ağrı durumu artma göstermektedir.

Disparoniye yol açan vücutsal hastalıklar:

Kadınlarda cinsel bölge çevresine yönelik ameliyatlar sonrasında % 30 oranında ,geçici bir sure için bu sorunun oluşabildiği gözlenmiştir. İltihaplanmış ya da zarar görmüş kızlık zarı artıkları, doğum kesikleri izleri, cinsel bölgeye salgı yapan bezlerin hastalıkları, vajina ve civarı dokuların enfeksiyonları, endometriozis ve pelvis (alt karin bölgesi) bozuklukları sayılabilir. Ayrıca menapoz sonrasında da vajina yüzey dokusunun incelmesi ve ıslanmanın azalması nedeniyle disparoni oluşmaktadır. Erkeklerde ise daha nadir olup, prostat bezi iltihapları, peyroni hastalığı, gonore ya da herpes hastalıkları sonrasında oluşabilmektedir.

Vaginismus:

Vajinanın kas dokusunun 1/3 dış kısmına ait kas grubunun cinsel birleşmeyi önleyecek düzeyde devamlı olarak ya da belli aralıklarla tekrarlayarak , kişinin isteği dışında kasılması durumudur. Bu durum kişide önemli bir gerilime ya da karşısındakilerle ilişkilerinde güçlüklere yol açar. Bu durumun başka bir psikiyatrik ya da vücutsal hastalığa bağlı olmaması gerekmektedir.

Bazı kişilerde cinsel birleşme olmadan, cinsel aktivite olacağı düşüncesi bile bu durumu oluşturabilmektedir. Kişide cinsel birleşme olmadan cinsel istek ve orgazm yetileri normal durumda devam edebilir. Bu durumda bazı kişilerde cinsel ilişkiden kaçınma ve evlilik sorunları gözlenebilmektedir.

Kimlerde görülür?

Daha çok genç kadınlarda görülmektedir. Cinsel taciz yaşantısı olanlarda , cinsellik konusunun tabu olarak kabul edildiği ailelerden gelenlerde gözlenmektedir. Evlilik öncesi, ilk gece hakkında çevreden duyulan abartılı korkutucu sözlerin etkisi olduğu düşünülmektedir. Daha çok eğitimli ve sosyoekonomik düzeyi yüksek kişilerde görüldüğü yolunda yayınlar bulunmaktadır. Daha önce herhangi bir sebeple ameliyat edilenlerde ya da vücutsal travma geçirip, yaralananlarda daha sonraları cinsel ilişki ile bu durumun oluşabildiği gözlenmiştir. Ayrıca kişi duygusal olarak karşısındaki kişi tarafından baskılandığını, kötü davranıldığını düşünüyorsa bu da bir şekilde vücudun kendini savunması seklinde kendini gösterebilmektedir.

Tedavi:

Davranışçı tedavi ve psikoterapi ile rahatsızlık normale dönmektedir. Başlangıçta kişinin kendi başına yapacağı ev ödevleri , daha sonra eşi birlikteliğinde devam ederek, eşler arasında karşılıklı güven ortamının sağlanması ile düzelmektedir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:37
Cinsel gelişim doğumdan ergenliğe

ÇOCUKLUK CİNSELLİĞİ

(CHILDHOOD ***UALITY)

İnsanoğlunun cinselliği insan ırkı kadar eskidir. Cinsel aktivite içgüdüye bağlı olmasına karşın, cinsel davranışlar politika, ekonomi, tıp, sosyal ve dini görüşlerden etkilenmektedir. ABD’de cinselliğin ifade edilişi, nesillerin değişimi, medyanın şu andaki cinsellik hakkındaki betimlemeleri, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korkma (özellikle AIDS), kadınların statülerinin ve rollerinin değişimi, etkin doğum kontrolü ve invitro fertilizasyon gibi tıbbi gelişmelerden etkilenmektedir.

Tarihçe

16. yüzyıl öncesinde Biritinya ve Batı Avrupa’da aile üyeleri, işçiler, ve hizmetçiler bir çatı altında çalışır, yemek yer ve uyurlardı. Çocuklar yetişkinlere göre sosyal olarak alt sınıfta görülürdü. Çocukların aile ekonomisine katkıda bulunmaları beklenir ve yaptıkları hareketlerden hukuki olarak sorumlu tutulurlardı. Çocuklar yetişkinlerin seksüel davranışlarını serbestçe seyreder ve tartışmaları açıkça dinlerlerdi. Mastürbasyon yapar ve diğer çocuklarla cinsel oyunlar oynarlardı. Cinsel gelişim bir problem olarak görülmezdi.

16 yy.-19 yy. arasında aileler işyerlerini yaşadıkları yerlerden ayırmaya başladılar. Tek ve büyük odalar duvarlarla; çalışma, yemek ve yatak odalarına ayrıldı. Cinsel ilişkiler kapalı kapılar arkasında olmaya başladı. Dini etkilerle, belli bir çerçeve haricinde cinsellik günah olarak tanımlandı. Cinsel ilişkiler gittikçe daha gizli hale geldi. Cinsel meseleler yalnızca gizli yerlerde konuşuluyordu. Ebeveynler çocuklarını sade, yalın ve cinsellikten uzak yetiştiriyorlardı. Çocuklara vücutlarını örtmeleri ve cinsel objelere bakmamaları ve dokunmamaları anlatırdı (Elias 1978). Çocuklar vücutlarından utanır (Whitehurst 1971). Bacak, göbek (belly) gibi terimler yerine alttaki organ, alt kısım gibi terimler kullanılırdı (Lockwood 1978).

19. yüzyılda ebeveynler, mastürbasyon yapan çocuklarını korkutmuşlar. Mastürbasyonun deliliğe, laterji, tüberküloz, sfiliz, impotans veya kısırlık, şekil bozukluğu ve epilepsiye yol açtığına inanılırdı. Çocukların bu yolla zevk almalarını engellemek ve zararlardan korumak amacıyla penisin çevresine uygun sivri uçlu halkalar, çelik ve deri kılıflar, elektrik şoklar, ve kasık bandajları geliştirilmişti. Bazı ebeveynler yatarken çocuğun 4 ekstremitesini ayrı ayrı yatağa bağlarlardı. Bütün bu önlemlere rağmen mastürbasyon yapan çocukların penisleri veya klitorisleri, beyaz sıcak demirle koterize edilebiliyordu. Kızlarda inatçı mastürbasyonlarda bistüri veya makasla klitorektomi yaygın bir tedaviydi (Schwartz 1973). Bir çok medeniyetlerde klitoris eksizyonu mastürbasyonun tedavi şekli olarak kullanıldı (Huelsman, 1976).

19. yüzyıl ortalarında edebiyat romantizmi altında çocuklara ve cinselliğe olan tavırlar yumuşamaya başladı. Özgürlükçü iyi eğitilmiş ebeveynler çocukları masum, aseksüel ve korumaya muhtaç varlıklar olarak değerlendirmeye başladılar (Jackson 1993). Çocuklar incinebilir varlıklar olduğundan onların aileleri tarafından tehlikelere karşı korunmalıydı.

20. Yüzyıl

Kayıtlı tarih boyunca ipek mendil, domuz bağırsağı gibi kontrasepsiyonun etkin olmayan formları kullanılmıştır. 18. Ve 19. Yüzyıllarda, 18. ve 19. Yüzyıllarda kontraseptif kullanımı şüpheli ve ahlak dışı sayılıyordu (Jackson 1993). Çoğu kadın gebe kalma korkusu nedeniyle cinsel ilişkiden kaçınıyordu.

Etkin doğum kontrol metotlarının bulunması kadınların özgürlüğe kavuşmasında büyük katkısı olmuştur (Pickett 1971). Kadınlar hizmetçilik ve çocuk yetiştirme haricinde roller araştırmaya başlamıştır. Kadınlar ev işleri haricinde, dışarıdaki işlerde çalışmaya başladı.

1930-1950’lerde çocuklukta cinsel oyunlara ve mastürbasyona karşı cezalarda anlamlı derecede azalma olmuştur (Wolfenstein 1953). Çocukları cinsel aktivite veya ilgilerinden dolayı cezalandırma veya azarlama yerine uyarma, vazgeçirme ve dikkatini başka alana çekme uygulanmaya başlanmıştır (Finkelhorn 1980). 1950’lerde yeni bir tema ortaya çıktı: ebeveynlerin çocuklarının cinsel ilgileri konusunda endişelenmemeleri gerektiği anlatıldı. Her çocuğun vücudunu araştırması, vücudu hakkında bir şey öğrenmesi tamamen normaldir, bu meraktan öte bir şey değildir. Bazı ebeveynler anormal olmayan cinsel oyunları oynamalarını da kabulleniyordu. Üst sosyoekonomik düzeydeki ebeveynler, erkek çocukların penislerini adlandırmaya başladılar fakat kızların cinsel organlarını isimlendirmeden kaçınılmaya devam edildi.

Şimdiki Durum

1970’lerden 1990’lara kadar, çocuk cinselliği; çocuk cinsel kötüye kullanımı, tecavüz, istenmeyen ergen gebelikleri, homoseksüalite ve AIDS hakkında politik ve sosyal sorunlar nedeniyle artan bir problem olarak görüldü. Bu sorunlar masum çocukları tehlikelerden koruma yönündeydi. Çocuklar , hastalıklar, “yabancı tehlikesi” ve “kötü eller” konusunda uyarıldı. Cinsel aktivite yönündeki olumlu referanslar atlandı ve çocukların cinsel aktivitenin olmaması sağlıklı ve kabul edilebilir sayıldı. Şimdi, seksüel ilgi gösteren çocuklar sapkın veya anormal olarak görülmeye devam edilmektedir.

Seksin çocuklara tehlikeli olduğu anlatılmaktadır, Buna karşın aynı zamanda çocuklar artan tarzda cinsel içerikli karmaşık, iştahlı T.V. programlarına maruz kalmaktadır. Ayrıca cinsel istismar ve tecavüz sahneleri gösterilmektedir. Kablolu ve uydu televizyonları ile bir çok porno filmleri evlerde seyredilir olmaya başlanmış ve günün her anında bu filmlere ulaşılabilir olunmuştur. Verilen bu mesajlar ile ebeveynin verdiği mesajlar arasında doğan bu çelişki çocukların kafalarını karıştırmaktadır.

Çocukların cinsel gelişimi, gelişimin diğer yönleri gibi değerlendirilmeli ve izlenmelidir. Maalesef, bugünkü atmosferde bu mümkün olmamaktadır. Çoğu anne baba çocuklarının cinsellik hakkında soru sormalarını istememektedir. Ebeveynlerin tepkileri nedeniyle, okullar bu konuda araştırmalara izin vermemektedir (Yates 1993). Çocukların cinsellik konusunda kaygıları, yaşantılarının kafalarını karıştırma derecesi veya cinsel kötüye kullanımdan koruma programlarının etkileri çok az anlaşılmıştır. Araştırma çalışmaları büyük ölçüde “ebeveynlerin çocuklarının cinsel davranışlarını gözlemleri” ve “erken cinsel deneyimleri olan erişkinlerin anıları” ile sınırlıdır. Bu araştırma sonuçları da yanlış sonuçlara yol açabilmektedir. Örneğin Friedrich ve arkadaşları (1991) ebeveynlerin çocuklarının cinsel davranışlarını gözlemlerine dayalı yaptıkları bir çalışmanın sonucunda çocukların cinsel aktivitelerin 4 yaşından 12 yaşına kadar azalma gösterdiği sonucunu çıkartmışlardır. Bu o yaş çocukların cinsel aktivitelerini kısıtladığı anlamına gelmeyebilir, bu yaş çocukların onay görmeyen davranışların daha farkında olmaları ve seksüel aktivitelerini gizlemedeki büyük becerileriyle basitçe açıklanabilir.

Kültürel Bakışlar

Medeniyet çocuk ve ergenlerin cinsel ilgi ve aktivitelerini engelleme ve yeniden yönlendirme konusunda büyük zaman ve efor göstermiştir. Seksüel aktivitelere karşı yasaklar daha çok kızlara getirilmiştir. (Elwin 1968).

Seksüel gelişim üzerine bakış, büyük ölçüde toplumlarda kullanılan görgü ve metodlara dayanmaktadır. (Ford ve Beach 1951). Marshall ve Suggs (1971), Currier (1981) çeşitli kültürlerde cinselliğe yönelik 4 genel yaklaşım tarif etmektedir:

a. Baskıcı (repressive)

b. Kısıtlayıcı (restrictive)

c. Müsade edici (permissive)

d. Destekleyici (supportive)

Cinselliği baskıcı kültürler: Türkiye vs. Bu tür kültürlerde cinsel aktivitenin tehlikeli olduğuna inanılır. Bekarlık idealdir. Cinsel ifadeler oldukça kısıtlanmıştır. Çocukların cinsel ilgi ve aktiviteleri yasaklanmıştır, formal seks eğitimi yoktur. Cinsel konuların tehlikeli ve kirli olduğu görüşü vardır. Erkek çocuklar erken dönemde kız çocuklarından ayrı tutulur, erotik ilgi ve aktiviteler şiddetle cezalandırılır.

Cinselliği kısıtlayıcı kültürler: Sıklıkla gelişmiş ülkelerde gözlenir. Örnek ABD. Bu kültürlerde seks önemlidir fakat seksüel aktivitenin çıkaracağı sorunlar sebebiyle korkular vardır. Çocukların cinsel ilgileri için cezalandırılmamalarına rağmen, başka yollarla inhibe edilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, tecavüz, ve istenmeyen gebelikler için seks eğitimi vurgulanır.

Cinselliğe müsade edici kültürler: Çoğu cinsel ifade ve davranışlara hoşgörü ve göz yumucu olurlar. Bu tip kültürler Afrika ve okyanus ülkelerinde vardır. Cinsellik; normal, doğal, ve insan varlığının değerli yönü olarak görülür. Buna karşın cinsel aktiviteler için teşvik yoktur. Evlilik öncesi seks yaygındır.

Cinselliği destekleyici kültürler: Erken cinsel deneyimi gelişimin gerekli bir parçası olarak görürler. Bu tür kültür Ekvator Afrika’sında, Güney Asya ve güney Pasifik’te gözlenir. Burada çocukların seksüel duyguları hissetmesi ve aktiviteleri öğrenmesi için ortam sunulur.

Cinselliği müsaade edici ve destekleyici kültürlerde, bebek cinsel organları genellikle açıktadır (çıplaktır), yetişkinlerle cilt-cilt teması sıktır. Bebeklerin bacaklarının iki yana açık olarak taşınması veya tutulması ile çocuklarda direkt olarak genital stimulasyon olur. Bebekler huzursuz olduklarında, yetişkinler, genellikle kadın, onu yatıştırmak için cinsel organlarını uyarabilmektedirler. Bu elle veya oral yolla olmaktadır.

Gadpaille (1978) Çocukların cinsel oyunları yeterince oynamamışsa, daha sonraki cinsel yaşantıları için duygusal olarak hazır olamayacaklarını ileri sürmüştür. Money ve Ehrhardt (1972) ise ergen çiftleşme provalarının yetişkin erotik yeterlilik için gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Bu araştırıcılar yasaklama ve cezalandırmanın sonuçları konusunda endişeli olup, daha müsaade edici toplumlarda yetişkin parafililerinin olmayacağına dikkat çekmişlerdir.

Çoğu yetişkin, cinsel oyun oynayan çocuklarının daha ileri gidecekleri ve uygunsuz cinsel aktiviteler gösterecekleri konusunda endişelenirler. Cinsel olarak müsaade edici toplumlardan Kibbutizm’de, cinsel oyunlar yordanabilen gidiş göstermektedir. Bu kültürde Mastürbasyon ve arkadaş oyunları bebeklikte başlar, erken çocuklukta yoğunlaşır, fakat erken okul yıllarında şiddeti oldukça azalır (Shepher 1971). Cinsel konulardan utanma yaklaşık 9-10 yaşlarında gözlenir, aynı zamanda cinsiyetler arası ilişkiler azalır. Bu gerginlik 13-14 yaşlarında kaybolur, sıcak, arkadaşça aseksüel ilişkiler olur.

Bebekler bakım vericileri tarafından sık kucağa alındıkları ve taşındıkları zaman, büyük olasılıkla daha ilgili oldukları ve daha sonraları cinsel olaylara karşı rahat olduklarını ileri sürmüştür (Broude 1976). Broude ve Prescott (1975) fiziksel sevginin (kucaklama, başını okşama vs.) az olduğu çocukların yüksek oranda şiddet gösterdiklerini saptamışlardır. Bebekle bakım verici arasındaki fiziksel temas ABD’de oldukça değişkendir, fakat muhtemelen endüstrileşmemiş ülkelere göre daha azdır. ABD toplumunda son yıllarda bebeğini memesiyle besleyen kadın sayısı armış, bu da fiziksel teması daha artırmıştır. Diğer yandan, ev dışında çalışan kadın sayısında artış vardır, anneler bu sebeple bebeklerinden uzun süreli ayrı kalmakta sıklıkla bebek bakıcılarla kalmaktadır. Bu anneler aynı zamanda ev işleriyle de uğraşmakta, işte olamayan streslerini evde göstermektedirler. Bundan dolayı, çocuklarına şefkat ve fiziksel temasları için az zaman olmaktadır.

Son Zamanlardaki Kültürel Değişiklik

ABD kültüründe son zamanlardaki değişiklikler çocukların cinsel gelişimini etkilemiştir. Aileler sıklıkla çocuklarının omuzlarına aşırı yüksek beklentiler yüklemektedir. Ebeveynler başarılarını artırmak için oldukça müdahaleci ve kısıtlayıcı olabilmektedirler. Başarının aşırı vurgulanması çocuğun kabiliyetlerini bozmaktadır. Bu çocuklar anne babalarının rüyalarını ve narsistik gereksinimlerini yerine getirmek için uğraşırlar, bu amaçların yerine getirilmesi imkansız olduğu zaman, depresyon, madde kötüye kullanımı, yeme bozuklukları ile neticelene bilmektedir. Ebeveyn başarıyı aşırı vurgularsa, çocuğun seksüel gelişimi sıklıkla kısıtlanmış olur. Bu sebeplerle çocuğun seksüel istek, veya diğer zevk almaları için yeterince zaman olmaz. (Yates 1978).

Kültürdeki ikinci büyük değişim bağımsız olmanın aşırı vurgulanışıdır (Yates 1991): Bu bağımsız oluş öncesinden kreş ve bakıcıya verilerek öğretilir. Evde bile kendi kendine oynaması yönünde teşvik edilir. Bu durumun sonuçları hakkında uzunlamasına çalışmalar yoktur. Fakat kendi başına yeterliliğin yerini alan bu değer ve kavram, bağımsızlık konusunda endişeleri artırabilmekte ve birlikte yaşam kurma konusunda zorluklar çıkarabilmektedir. Yüksek boşanma oranı, yüksek cinsel disfonksiyon oranı, ve tek başına yaşamanın artmış insidansı, bağımsızlığın aşırı vurgulanmasının yansıması olabilir.

Cinsel Eğitim

Cinsel kötüye kullanım önleme programları sıklıkla anaokulunda başlar, seks eğitimi ise nadiren 5. Sınıftan önce başlar. Seks eğitim programlarında hemen hemen her zaman cinsel zevk alma, mastürbasyon ve homoseksüalite gibi çelişkili konuları işlemez atlarlar. Çoğu ebeveyn bu konuların çocukları için zararlı veya aşırı uyarıcı olduğunu düşünmektedir. Müfredatlar “emniyet”, özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıkların tehlikelerinden bahsedilir.

Cinsel eğitimde sınıflara göre uygun materyaller kullanılmalıdır. Kullanılan kelimeler çocuklar tarafından yanlış anlaşılabileceği ve kafalarını karıştırabileceğinden ötürü dikkatle seçilmelidir: Yumurta dendiğinde, tavuk gibi kümes hayvanlarının ürettiği bir obje olarak zan edilebilir. Tohum dendiğinde, annesinin mide duvarına bitişik toprakta yetişin bitkilerin tohumları olarak algılar, ve bunun babanın semeni ile zaman zaman sulandığını zannederler (Goldman ve Goldman 1981).

Campell (1986), son yüzyılda gençlere cinsel tavsiyelerde bulunan basılı 400’den fazla kitabı gözden geçirdiğinde; Bu kitapların içeriği sanki aynı ağızdan konuşuyormuş gibi, seksin tehlikelerinden, istenmeyen gebeliklerin sonuçlarından, cinsel yolla bulaşan hastalıkların zararlarından ve cinsel sapkınlık ve işlev bozuklukları gibi cinselliğin problemli alanlarından bahsetmektedir. Zevk alma , doyum ile ilgili şeyler içermiyorlardı. Son 10 yılda cinsel tavsiye kitaplarına cinsel taciz den korunmayı içeren bölüm ve broşürler eklendi. Bu kitaplarda mastürbasyon, vücudu tanıma ve cinsel oyunlardan bahsetmiyor, cinsel tacizin tehlikeleri üzerine odaklaşıyordu. Frayser (1993) bu tür programların normal cinsel oyunlar oynayan çocukları travmatize edecekleri konusunda uyarmıştır. Prescott (1975) çocuklara verilen “kötü dokunma” mesajları çocuğun kafasını karıştıracağını ve ebeveynin dokunma ve kucağa almasıyla hoşnut oldukları duygulardan yoksun kalabileceklerini ileri sürmüştür. Şanslıyız ki, birkaç olumlu cinsel eğitim programları mevcuttur (Krivacska 1990, Siecus 1991). Ancak anne babaların bu konudaki protestoları nedeniyle bu programların uygulanmasında bazı problemler açığa çıkarmıştır.

NORMAL CİNSEL GELİŞİM
Bebeklik
Bebeğin meme emişini gözleyen herhangi bir kimse, bebeğin ilk cinsel deneyiminin birincil bakım vericinin meme ve meme çevresiyle olduğunun farkında olur. Beslendiği zamanlarda memeye veya şişeye yaklaşır, organize olur, amaca yönelik aktiviteye başlar: o an bebek ağlamayı keser, avuçlarını kapatır, ağzını açar, memeyi arar ve kendini ona doğra ittirir, yakalar ve güçlü bir tarzda emer. Bebeğin yüzü kırmızıdır, bu onun anksiyöz durumunu tanımlayan bir mizaç vardır. Süt azalmaya başladığı zaman, avuçlarında gevşeme olur, gözler açılır kapanır ve rahatlar. Bir kaç dakika içinde anksiyöz durum geçer ve huzurlu ve zevkli hal alır. Bebek doyduğu zaman bile emmeye devam eder, belirgin uykulu olmasına rağmen memeye tekrarlar tarzda diliyle dokunur. Annenin kokusu, sıcaklığı, ve yakınlığı bu ilk ve güzel erotik deneyimin parçalarıdır.

Bebek büyürken memeden başka, annenin kendisine karşı cinsel ilgiler gelişir. Bu ilgiler, ayrılma bireyselleşme süreci başlangıcında belirginleşir. Yaşamın 12. Haftasından sonra bebeğin otoerotik objesi olarak başparmak iş görebilir. Memenin elverişli, hazır olduğu kültürlerde başparmak emme olmazken, birincil bakım vericinin elverişli olmadığı kültürlerde cinsel ilginin memeden parmağa erken dönüşü gözlemlenebilmektedir (Sarlin 1975). Geçmişte parmak emme psikopatoloji ile ilişkili görülürken, şimdi bu durum bir problem ile ilişkilendirilmemektedir.

Yaşamın ilk 4 ayı ile birlikte, her iki cinsiyetteki bebekler, altını bağlama ve cinsel organlarının temizlenmesi sırasında duyumlar ile cinsel organlarını fark ederler. Bakım vericinin dokunuşlarından büyük zevk alırlar. Yaşamın ilk yılında bebeklerin cinsel organları ile oynamaları nadir değildir, nadiren orgazm noktasına ulaşırlar. Kız bebekler büyük olasılıkla bu yıllarda kendilerini uyarırlarken (Galenson 1993), erkek bebekler büyük olasılıkla bunu yaşamın 2. ve 3. yıllarında yaparlar. Bebekler vücudunu araştırmak ve vücudunun sınırlarını belirlemek için vücuduna dokunmaya başlayabilir, fakat ardı sıra zevk alma birincil motif olur (Spitz and Wolf 1949). Kendini doyurma, çocuğun direktifleri altında, otonom aktivitedir. Bu ona bağımsız kimlik duygusu verir, ayrılma ve bireyselleşme sürecine yardım eder (Sarlin 1975).

Erkek ve kız cinsel organları arasındaki anotomik farklılıklar, çocukların psikoseksüel gelişiminde çok önemli yere sahiptir (Gadpaille 1976, Kestenberg 1968). Erkek çocuklar ele geldiğinden dolayı, erekte penisten zevk alabileceklerini fark edebilir. Penis görülebilir, sıklıkla bir isme sahiptir. Bu nedenle, küçük erkek çocuklar kolaylıkla penisi vücudunun diğer parçalarıyla bütünleştirmeye meyillidir.

Kızlar klitorisi, dışkı ve kokunun olduğu bitişik “kirli” bölgelerinden ayırmakta güçlükleri olabilir (Yates 1978). Kızların cinsel organları gizli olduğundan dolayı, cinsel deneyimler içe almaya yönelik olduğundan, daha çok içe yönelik duyumları içermektedir. Bunun tersine erkekler, seksüel yaşantıları dışa yönelimli ve fallik duyumlar üzerine odaklaşmıştır (Galenson 1974, Kestenberg 1968).

Cinsel organlara erken ilgi, emosyonel sağlık ve olumlu bakımverici-çocuk ilişkisi ile ilişkilidir. Spitz 248 bebekle yaptığı orijinal çalışmasında, ciddi yoksunluk yaşamış bebeklerin bulunduğu kimsesizler evlerindeki bebeklerde cinsel oyunların tamamen kaybolduğunu belirlemiştir, ayrıca sorunlu bakımın olduğu hapishane bakımevlerinde cinsel organlarla oynamanın nadir olduğu fakat ebeveynlik yönünden avantajlı bebeklerde cinsel organlarla oyunların genellikle var olduğunu belirlemiştir (Spitz and Wolf, 1949). Galenson (1974) aynı ilişkiye uzunlamasına bir çalışmasında işaret etmektedir. 70 anne-bebek çiftinin 7’sinde sorunlu ilişki göstermiş. Sorunlu ilişkinin olduğu bebeklerin iyi beslenmelerine karşın kendi kendilerini uyarmadıkları gözlenmiştir.

Toddler (Yeni yürüyen bebekler)

Bebek gözlem çalışmaları (Galenson 1993, Galenson and Roiphe 1976, Kleeman 1975) ; ikinci yılın başlangıcına doğru bebekler tuvaletlerine, başkalarının defekasyonunu izlemeye ve kendi barsak hareketlerini hissetmeye ilgi oluşur. Bu durum “anal erotizm” olarak adlandırılır. Aynı zamanda bu dönemde bebekler dik kafalı, inatçı ve negativist olurlar. Eğer dışarıdan müdahale artarsa bu özellikler daha yoğunlaşır. Üriner erotizm 12 –14 aylar arasında yüzeyleşir. Kızlar, penisi olmadığı gerçeğini hissedebilirler. 15. aya kadar, çoğu çocuk cinsiyetler arasındaki farklılıkları bilirler. Bu süreç, eğer çocuğa karşı cinsin cinsel organlarını görme fırsatı olmuşsa çabuklaşır. Cinsel organıyla övünme ve teşhir etme bu dönemde sıklıkla dikkati çeker (Glenson 1974, Kleeman 1976). Yaklaşık 18 ay civarında kızlar babalarına karşı erotik olarak davranmaya başlarlar. Bu annenin cinsiyet rolü ile ilk özdeşime işaret edebilir. Yetişkinin övücü ve hoşlanıcı tavırları küçük kıza güven verir ve dişiliğiyle övünür.

Cinsel oyunlardan mastürbasyona değişim tedrici ve kesintisiz olarak 2 yaşına doğru olur. 15 ve 24 aylar arasında bebeklerin cinsel organlarını farkındalığında artış olur, özellikle banyo ve bez bağlama sırasında (Galenson 1974, 1993). Bu dönemde kendini uyaran kız sayısı erkeklerden daha azdır, kızlar daha az sıklık ve yoğunlukta yaparlar (Kleema 1975). Kendini uyarma (self-stimulation) ile, buna eşlik eden . kızarma, hızlı solunum ve artmış terleme olur. Başlangıçta bebek kendini uyarırken bakım verici ile sevgi kontağı kurmaya çalışır. ABD’deki yetişkinler bu tür temastan rahatsız olur ve daha ileri teması engellerler. Bunun sonucu kendi kendini tatmin etmeye devam eden çocuklar, donuk ve sürekli bakış ile, anne babanın uzaklaşmasıyla bunu yaparlar.

Yaşamın ikinci yılında oluşan masturbatuvar aktivite paterni erkekler arasında sebat etmeye meyillidir, kızlar arasında ileri bir evrimleşme geçirir (Galenson 1973, Galenson and Roiphe 1976). Kızlar kendilerini uyarmak için daha çok indirekt (dolaylı) teknikleri (bacakları, uylukları, ayak parmaklarını vs.) kullanmayı öğrenirler. Kızlar mastürbasyonu tamamen bırakabilir veya zevk almaksızın mastürbasyona devam edebilirler. Hayal kırıklığı (frustration reactions) tepkileri sıklıkla yaygındır ve bazen 2. yılın ikinci yarısında kızlar arasında bu tepkiler şiddetli olmaktadır. Bir kısım erkek çocuklarda benzer patern göstermektedir. Psikoanalistler bunu preödipal kastrasyon tepkisi olarak adlandırılar (Roiphe and Galenson 1973). Bu tepkiler şunlar olabilmektedir: regresyon, korkaklık, şevk ve heyecanın kaybı, üzüntü ve mastürbasyon ilgisinin vücudun başka bölgelerine veya cansız nesnelere (oyuncaklar gibi) kayması yani yer değiştirmesidir. Bazı kızlarda babalarına erotik olarak ilgi artarken, diğerlerinde annelerine hostil bağımlılıkta artış olur. Frustrasyon tepkileri kızların sembolik düşünce ve iç karmaşıklığında artış olarak gözlemlenir. Buna karşın, çok aşırı etkilenmiş kızların imajinazisyonlarında kısıtlılık olur. Erkek çocuklar daha az belirgin bozukluk gösterir.

Bir kısım 2-3 yaşlarındaki kızlar imrenme bulguları gösterir. Penise sahipmiş gibi ayakta işemekte ısrar ederler, cinsel bölgelerinde çubuk veya oyuncak tutarlar. (Galenson and Roiphe 1976). Erkek çocuklar memelerinin büyümesi veya bebeklerinin olması tarzında arzular ifade edebilir (Edgcumbe 1976).

Okul öncesi Çocuk

Çocuklar büyürken erotik ilgileri kardeş ve arkadaşlarına kayar. Çoğu 4 yaşındaki çocuklar “anne” veya”baba” gibi evcilik oyunları veya “doktorculuk” gibi oyunlar oynar. Bütün okul öncesi çocukların yarısı cinsel oyunlar veya mastürbasyonla iştigal eder (Clower 1976, Newson and Newson 1962). 4-6 yaşlarında yaygın olarak gözlenen cinsel aktiviteler: teşhircilik, apışı kurcalama, cinsel organlara dokunma ve onları başkalarına gösterme, kadınların memelerine dokunma (Friedrich ve ark. 1991), çıplak olmaktan hoşlanma veya çıplak kişileri gözetleme, vajina veya rektuma obje yerleştirmeyi denemedir (Johnson 1993). Bu davranışlar evde çıplaklık var olduğunda daha yaygındır. 4 yaşından sonra, kızlarda erkek çocuklardan daha azdır (Sears ve ark, 1957). Bu dönemde çocukların cinsellik kavramı primitiftir. Çoğu çocuk, bebeğin annenin midesini kesilerek çıktığına veya annenin anüsünden doğduğuna inanır (Goldman and Goldman 1981).

Ödipal yıllarda erotik ilgilerde artış olur, bu ilgi karşı cins ebeveyne odaklaşır. Okul öncesi çocuklar, anatomik farklılıklar, cinsel ilişki ve üreme hakkında sık soru sorarlar (Robinson ve ark. 1991). Erkek çocuklar anneleriyle evlenmeyi ve birlikte uyumayı arzulayabilirler. Kendilerini hoşnut hissettiklerinden dolayı annelerinin penisleriyle oynamalarını isteyebilirler. 3-5 yaşındaki kızlar babayla ilişkilerinde son derece erotik olurlar. Bununla birlikte çok az olasılıkla genital temas denerler, daha çok ilişkilerinde özellik isterler (Roiphe ve Galenson 1973).

BABANIN ROLÜ

Babalar çocuğun bakımına az katılmasına rağmen, oyunlarına anneden daha fazla katılırlar (Flerx ve ark. 1976). Babaların oyun paternleri, annelerin oyun paternlerine oranla oldukça daha uyarıcı ve daha farklıdır (Ablin 1971, Lamb 1980). Çocuğun bakımını her iki ebeveyn tarafından paylaşıldığı zaman, çocukların kafasında daha dengeli ve gerçekçi anne-ebeveyn imajları oluşur. Maalesef, çocuğun bakımı , dışarıda bir işte çalışıp veya çalışmasın, büyük ev işleri yanında anneye kalmaktadır (Hochschild 1989)

Eğiten, dominant, ve çocuk bakımına aktif katılan babalar, büyük olsalıkla maskulin oğullar ve feminen kızlar yetiştirirler (Spieler 1984). Baba yokluğunda, erkek çocukların daha düşük maskülinite puanlarına sahip oldukları (Mead ve Rekers 1979) ve babasız evlerde büyüyen erkeklerin yetişkin yaşamlarında daha az başarılı heteroseksüel uyum gösterdikleri saptanmıştır (Cinch 1949). Genel olarak, erken dönemde baba yoksunluğu, erkeklerin psikoseksüel gelişimi üzerine derin tesirleri olmaktadır (Hetherington 1971)

Kızlar, feminen olmayı maskülen babaları ile olan olumlu ilişkileri yoluyla öğrenirler. Babanın kızlarını red ettikleri durumlarda, belki de erkek çocuk tercihleri nedeniyle, kızların kendilik saygıları ve başkaları ile ilişki kurma yetileri bozulur (Spieler 1984). Babalarına cinsel çekicilikle kendini kabul ettiren kızların, kendi dişiliklerini kabulleri daha kolay olmaktadır. Cinsel çekiciliğini teyit ettirmesi ve anneyle olumlu özdeşimde olduğu durum var ise, daha bütünleşmiş kendilik duygusu geliştirecektir.

Babasız büyüyen kızlarda feminen rolü öğrenmekte güçlüklerle karşılaşabilmektedir. Babasız büyümüş (veya babasıyla olumsuz ilişkiye sahip) ergen kızlar cinselliğe daha erken yaşta başlamakta ve ilişkilerinde sık partner değiştirmeye eğilimli olmaktadırlar (Hetherington 1971/2). Buna ilaveten sık ailesi çatışması yaşamış ve anneyle yakın ilişkisi olmayan kızların da daha büyük olasılıkla gelişi güzel cinsel ilişkide bulunma gösterdikleri saptanmıştır. Baba yokluğu kızların psikoseksüel gelişimi üzerine erkeklerden daha az zarar verici olduğu gözlenmektedir.

Okul Yaşı Çocukları

Okula başlamakla çocukların cinsel aktivitelerinde göreceli bir azalma vardır (Kinsey ve ark. 1948, Ramsey 1943). Bu dönem latens dönemi olarak adlandırılır, 6 yaş ile ergenlik arası dönemi kapsar ki bu dönemde çocuklar daha az olarak açık cinsel aktivite gösterirler. Buna karşın, Kinsey ve arkadaşlarının örneklerinde (1953), erkeklerin %57’si, bayanların %48’i puberte öncesinde cinsel oyunlarını hatırladıkları, ve bunların çoğunun 8-13 yaşları arasında olduğunun bildirmişlerdir. Puberte öncesinde erkek çocuklarla görüşüldüğünde, onların %70’i cinsel oyun bildirmektedir. Bu durum, erken cinsel oyunlarının sıklıkla unutulduğu veya represe edildiğini düşündürmektedir (Kinsey ve ark, 1948). Seksüel olarak kısıtlayıcı toplumlarda bile, 6-12 yaş arası çocuklarda cinsel aktivite gözlenmektedir (Rutter 1971).

Okul yaşı çocukları memelere dokunmazlar veya cinsel organlarını göstermezler fakat buna karşın resim çizimlerinde insan figürleri üzerine meme veya cinsel organ çizme gibi, kendi cinsel organlarına dokunma ve cinsel organlarını arkadaşlarıyla kıyas etme, cinsel fıkralar anlatma, ve hayvanların yavrulamalarını seyretme gibi cinsel aktiviteler gösteririler (Johnson 1993). “Seks kirli veya kötüdür” kavramını yerini “seks hoştur” eklenir.

Okul dönemine kadar cinsel oyunların çok kötü bir şey yapmak olduğunu bilirler. Bu dönemde cinsellik onları utandırır. Buna rağmen, çoğu çocuk cinsel oyunlara devam eder. Bu oyunlar ileride grup oyunlarına dönebilir (daha büyük okul çocukları arasında strip poker gibi). Yenilen veya yanlış yapan elbisesinin çıkarır (soyunma oyunu). Bu oyunlar genellikle erkek çocuklar arasında olur.

Kızların 4-6 yaş, erkeklerin 5-8 yaşlarında bazen çıplak oluşlarına ılımlı bakılır. Okula başlamayla, çocuklar kız erkek tuvaletleri ayrı olduğunu ve karşı cinsten birinin yanında çıplak görünülmemesini öğrenirler. 4.-5. Sınıfa kadar, alt giysilerinin (külot) görünmesinden aşırı utanırlar.

Ebeveynler çocukları büyüdükçe daha makul olurlar. 8 yaşından büyük çocuklarıyla banyo yapan anneler, 9 yaşından büyük kızları ile banyo yada duş alan babalar nadirdir (Rosenfeld ve ark. 1987). Çocuklar anne babalarının bu tutumlarını, kendi vücutlarında kötü bir şey veya kirli olduğu tarzında yorumlayabilir (Rosenfeld ve ark. 1984).

Anne Babalar

Üst sosyoekonomik seviyedeki ebeveynlerin çoğu, çocuklarının cinsel aktivitelerini ikaz etme, ahlak dersi verme, azarlama gibi tepkiler gösterir ve nonverbal davranışlarda bulunurlar (görmemezlikten gelme, kapıyı kapama ve cinsel konuları konuşmaktan kaçınma) (Finkelhor 1980). Çocuklarını cinsel aktivitelerini yanlış tanımlarlar yada o davranışların cinsel olmadığını düşünürler. Babalar nadiren cinsel eğitime katılır. Seks hakkındaki konuşmalar sıklıkla kızlar ile anneler arasında olur, anne-kız arasındaki konuşmanın konusu sıklıkla adet görme ve evlilik öncesi cinsel ilişkinin olumsuz yönleri üzerine odaklanır (Gagnon ve Simon 1973). Ergen erkekleri %64’ü, ergen kızların %33’ü ebeveynlerinin cinsellik hakkında kendileriyle konuşulmadığını bildirmiştir. Ebeveynlerin %85-95’i çocuklara herhangi bir erotik davranıştan asla söz etmedikleri bildirmiştir (Gagnon ve Simon 1973).

Çocuklar büyük olasılıkla cinsel bilgileri kendi cinsiyetteki arkadaşlarından öğrenmektedirler (Gebhard 1977). Okuma materyallerinden ve öğretmenlerinden ebeveynlerinkinden daha fazla öğrenirler.

1000’den fazla ebeveynle yapılan bir araştırmada, Gagnon (Gagnon ve Simon 1973) , hiç bir anne babanın küçük kızlarının klitorisinin ismini kızına söylemediği saptanmıştır. Ebeveynler seks konusunda konuşmayı tekrar tekrar ertelemektedir. Konuşsalar bile, aşk, gebelik, ve erkek-kadın arasındaki farklılıklar gibi güvenli konuları konuşmayı tercih etmektedirler. Masturbasyon, cinsel ilişki, ve homoseksüalite gibi riskli konularda hemen hemen her zaman kaçınmaktadırlar. Ebeveynler homoseksüaliteye karşı onaylamadıklarını nonverbal olarak göstermektedirler. Erkek çocuklar, diğer erkeklere dokunma, öpme ve kucaklamalara karşı ikaz edilir. Oyunlarda bu tür davranışlarda çocuklar birbirlerini “****” gibi sık çağırır.

Çocuk yetiştirmede ebeveyn yaklaşımlarında sınıfsal farklılıklar gözlenir . Profosyenel ve üst SES ebeveynler çocuk cinselliğine karşı nispeten açık ve kabul edicidir. Üst SES anneler, çocukların ilgilerine açıklık getirerek nötralize etmeye eğilimli iken, işçi sınıfı aileleri bu ilgileri bastırmaya eğilimlidir.

Ergen

6-8 yaşlarında adrenal androjen sekresyon artışı başlar ve ergenlik ortasında pik dereceye ulaşır. 9-13 yaşları arasında gonodotropin indükleyici hormonda keskin bir artış olur. Erkek ergenlerin ulaştıkları testesteron seviyeleri kızlarınkinin 8 katıdır (Udry ve ark, 1986). Erkeklerdeki yüksek androjen seviyeleri erotizmdeki büyük artışı tetikler (Money 1961) Serbest testesteron indeksi cinsel motivasyon ve davranışın tek güçlü belirleyicisi olur (Udry ve ark. 1985, Udry ve Billy 1987): erkekler inatçı ve tekrarlayan cinsel düşünceler ve penil ereksiyondan dolayı yogun olarak utanmaya başlarlar.

Kızlar erkeklerden yaklaşık 2 yıl önce puberteye girerler. Değişiklikleri 3 veya 4 yılda tamamlarken, erkeklerin 4 veya 5 yılını alır. Kızlardaki menarş östridiol artışı ile belirginleşir, 19 yaşına kadar erişkinlerdekine benzer. Progesteron artışı daha sonraları olur, menarşın ilk 2 yılında sikluslar sıklıkla anovulatuvardır. Puberte döneminde adrenal androjen artışları olur, kızlarda erotejeniktir fakat erkeklerden daha düşüktür. Ergen kızlarda hormonların seksüel davranış üzerine etkisi zayıftır fakat fakat motivasyon üzerine güçlü etkileri vardır (Smith ve ark. 1985).

Puberteye ulaşan erkekler daha az toplum içine girmeye, iddiacı ve daha az güvenli olmaya eğilimlidir fakat hevesli, konuşkan ve dikkat çekmeye eğilimlidir (Sorenson 1973). Kas yapıları, atletik görünüm ve cinsel açlık nedeniyle daha fazla kendilik değeri problemlerine sahip olma eğilimleri olur. Kızların değişime tepkileri daha çeşitli olur. Bazıları memelerinin büyümesi gibi erken maturasyondan utanırken, bazı geç maturasyon gösterenler adetlerinin başlayıp başlamayacağı konusunda endişeler yaşarlar. Adetlerin başlaması kızların yaşamında önemli yer taşır. Pet kullanmaya başlamayla, vajinanın içinin veya dokunmanın ilk kez farkında oluyor olabilirler (Whisnant ve ark. 1979).

Ergenlerde biyolojik değişiklikler ile birlikte gerçek bir kriz oluşur. Ensestöz ve biseksüel karmaşalar, çatışmalar tekrar yaşanır ve cinsel yönelim ana mesele olur. Çoğu erkek ve kız heteroseksüel yönelimlere rağmen homoseksüel davranışlar gösterebilirler.

Şimdilerde ABD’de ilk cinsel ilişkiye başlama ortalama yaşı kızlarda 16.2, erkeklerde 15.7’dir (Wyatt 1990, Zelnik ve Shah 1983). Çoğu zenci ergen beyaz ergenlere oranla 2 kat daha fazla olarak 15 yaş öncesi cinsel ilişkiye başlar ve bunların %61’i düşük SES zencilerdir (Zabin ve ark. 1986). Kızlar ilişkiler konusunda erkeklere oranla daha ciddidir. Başlangıç cinsel ilişkiden sonra, kızlar sıklıkla uzun bir süre koitustan kaçınır. Erkekler bir kaç partner bulmaya eğilimlidir (Sonnestein ve ark. 1991).

Cinsel aktif kızların sayısı 1971-1979 arasında artış gösterirken, 1982 de azalmıştır (Hofferth 1990). Cinsel ilişkiye girmiş çoğu kız bunun yanlış yaptığını, keşke evlenen kadar bekaretim sağlam olsun diye düşünmektedir (Coles ve Stokes 1985). Mastürbasyon yapan erkek ve kızların 2/3’ü yaptıklarından dolayı suçluluk ve utanma hissetmektedir. Kötü, kirli ve ahlak zayıflığı olduğu görüşündedirler. Onlar aktif olarak kendi kendilerini kısıtlamaya çalışmaktadırlar (Yates 1993).

Anne babalarını kendine yakın hisseden ve onlarla duygu düşüncelerini paylaşan ergenlerde erken yaşlarda cinsel ilişkiye başlama daha az olasıdır (Fox 1981, Shah ve Zelnik 1981). Flörtleri ebeveyn kontrolünde olduğunda, ergenler daha az olasılıkla cinsel ilişkiye başlamakta ve gebe kalmaktadır (Hogan ve Kitigawa 1985). Orta derecede katılık gösteren ebeveynlerin ergenlerinde daha az olasılıkla cinsel yaşantı olmaktadır (Miller ve ark. 1986).

Adolesan kontraseptif kullanımı geçen 20 yıla oranla iyileşmiştir fakat halen çoğu genç hiç veya nadir kullanmaktadır (Santelli ve Beilson 1992). Ergenlerde cinsel ilişki sonrası gebe kalma olasılığı daha yüksektir (Jones ve ark. 1985). Ergenlerin kontraseptif kullanmamalarının bir çok sebebi vardır: Erkekler için: sıklıkla kendilerini ispat etmeyle ilişkilidir veya fırsat olduğunda hemen yapma isteğidir. Erkeklerin çoğu kontrasepsiyonun kızların sorumluluğu olduğu görüşündedirler. Kızlarda kontrasepsiyon kullanılmaması plansız seks ile ilişkilidir. Çoğu genç kız için seks yapmayı planlamak ahlaksız olduğu görüşü vardır. Maalesef seks yapmayı planlamayan kızlar, ilk ilişkilerinde kontrasepsiyon kullanma olasılıkları düşüktür (Zelnik ve Shah 1983).

Ders başarısı düşük ergenlerde büyük olasılıkla daha erken sekse başlamaktadır (Abrahamse 1988, Hofferth 1987, Robbins ve ark 1985). Erken cinsel ilişkiye girme ile suç işleme, sigara içme, ve ilaç-alkol kötüye kullanımı gibi diğer risk davranışları ilişkili olduğu saptanmıştır (Rosenbaum ve Kandel 1990, Orr ve ark. 1991).

Bütün abortusların 1/3’ü ergenlikte olmaktadır (Santelli ve Beilenson, 1992). Abortusu tercih eden kızlar: yaşları küçük, okulları iyi, gelecek için planları var ise, iyi eğitimli ebeveyni varsa, dini düşünceleri baskın değilse, gebeliğe karşı olumsuz tavırlı arkadaşları var ise (Hofferth 1987).

ADOLESAN EROTİZMİ

Düşük SES’teki erkek ergenler mastürbasyonu kısırlaştırıcı olarak düşünür ve yüksek SES’ ergenlerine oranla daha az olasılıkla mastürbasyon sırasında fantazi kurarlar (Gagnon ve Simon 1973). Mastürbasyon üst SES’te daha kabul görücü iken, sıklıkla suçluluk ve anksiyete eşlik etmektedir (Kinsey ve ark, 1948). Ergenlikte, erkek çocukları kızlara oranla mastürbasyona çok daha açıktır . 15 yaş öncesi erkeklerin %80’i , kızların %20’si mastürbasyon yapmıştır (Kinsey ve ark 1948, 1953). Son zamanlardaki veriler ergen kızların %24’ü mastürbasyon yaptığına işaret etmektedir (Coles ve Stokes 1985).

Mastürbasyonda cinsel ve agresif gerilimleri kişi kendi regüle ettiğinden dolayı, genital uyarılmaya sıklıkla fantaziler eşlik eder. Fantazinin içeriği bilinç dışı olabilir veya günlük rüya, oyunlar veya ilişkiler olabilir (Freud 1965). Fantaziler sıklıkla çocuk kalma arzularını ve yetişkin olama arzularını yansıtır (Moore 1975). Sağlıklı ergenler cinsel partner arayışını içeren mastürbasyon fantazilerine sahiptir.

Erkek ergenlerin fantezileri dışa dönük ve agresif fantaziler olup, cinsel arzuları genitaller üzerine odaklaşmıştır. Ergen kızlarda otoerotik aktivitelere daha az açıktırlar ve daha az olasılıkla bilinçli fanteziler eşlik eder. Erkeklerden farklı olarak kızlar genitallere odaklaşmazlar, genital öncelik flörtten daha sonra gelir (Lamb 1980). Mastürbasyonla orgazma ulaşan kızlar bile kendi genitalleri zevk kaynagı olarak tanımlamazlar. Kızların mastürbasyon fantezileri romantizm ve sevgi üzerine odaklaşmıştır ve sıklıkla pregenital teşhircilik, sadomazoşizm ve narsistik temalar içerir (Moore 1975).

Her iki cinsiyette yaşın artmasıyla fanteziler realistik ve dışa dönük olmaya başlar. Ergen kızların %60’I, erkeklerin %32’si fantezilerinde gerçek kendilerinden farklı olarak kendilerini hayal ettiklerini bildirmiştir. Kadınların fantezileri daha çok görünüşleri ile ilgilidir. Kızların yarısı fantezilerinde kendilerini daha güzel olduklarını, %23’ü daha ince göründüklerini bildirmektedir (Kirkendall ve McBride 1990). Yetişkin kadınlarda da fantezilerin çoğu fiziksel görünüş ile ilgilidir.

Cinselliğin Gelişimi Üzerine 4 teori vardır:

1. Kognitif-Gelişimsel Teori

2. Sosyal Öğrenme Teorisi

3. Analitik Teorisi

4. Biyolojik Teori

Analitik teori davranışları iç güçler yönünden açıklarken, bilişsel-gelişimsel teoriler davranışları kişinin bilişsel dünyası ile dış dünyadaki realitenin etkileşimi olarak açıklamakta, öğrenme teorileri uyaran-tepki ilişkisi ile açıklamakta, biyolojik teoriler genetik ve çevresel etkiler üzerinde durmaktadır. Bireyleri seksüel olarak birbirinden farklı kılan şeyleri anlamada bu 4 teoride gereklidir.

Kognitif-Gelişimsel Teori: Piaget (1950) egosentrik düşünceden sosyalize olmuş düşünceye doğru öğrenme sürecini izlemiştir. Tekrarlayan davranış serileri öğrenmeye yol açar ve sonrasında iç değişikliğe yol açar. Gelişim içsel olarak motive olur ve etkileşim içindedir.

Kognitif-gelişimsel teoriye göre (Kohlberg 1966, Piaget ve Inhelder 1958), çocuk, seksüel şemaların oluşmasıyla ilk önce erkek-kadın ayırımını öğrenir. Bu, 5 yaş civarında erkek veya kadın bilişsel kendini kategorizasyona yol açar. Daha sonra çocuk tanımladığı cinsel rolün belli stereotipi hareketlerini ayırt eder. Bu cinsiyet tipine bağlı ilgiler, tutumlar, ve değerler aynı cinsiyetteki ebeveyn dahil kendi benzeri kişilere spontan olarak yönelmeye başlar. 8 yaş civarında çocuk selektif olarak ebeveynin özelliklerini internalize eder.

Sosyal Öğrenme Teorisi: Sears (Sears ve ark. 1957) ve Mischel (1966) sosyal öğrenme teorisi: çocukların sürekli sosyal ortamla ilişki içinde olduğunu, gittikçe başkalarıyla iletişimi arttığı ve sosyalize davranışlardan doyum sağladığı görüşü vardır. Teni şeyler bir önceki üzerine kurulur. Bu sürekli ilave olan şeyler çocuğun geleceğini şekillendirir. Gelişim çocuk ve ebeveynin ilişkisinin niteliğiyle ilişkilidir. Ebeveyn cinsiyet tipine bağlı davranışları pekiştirmek amacıyla erkek ve kız bebeklere farklı tepkiler verirler. Daha sonraları erkek ve kız olduklarını ve kendi cinsiyetleri gösteren farklı karakterleri öğrenirler. Okul önceki yıllarda aynı cinsiyetteki ebeveynle özdeşim başlar. Özdeşim süreci cinsiyet rolü stereotipilerini benimsemeye dayalıdır. Öğrenilen rol stereotipileri sonraları güçlü ve saygın yetişkinlerin uygun davranışları ile pekiştirilir.

Analitik Teori: Oral Faz, Anal faz, fallik faz, latenci diye psikoseksüel gelişim dönemlerine ayırmıştır. Odipus kompleksi üzerinde ayrıntılı durulmuştur.

Biyolojik Teori: Cinsel Kimlik bir cinsiyeti oluşturan bir bireyin birincil tanımıdır. Cinsel rol erkeği kadından ayıran kültürden etkilenen yönü vardır. Cinsel Oryantasyon (Yönelim) özellikle cinsiyet yönünden bireysel erotik tercihini tanımlar. Bu üç boyutun birbiriyle uyum içinde olması gerekmez. Erkeklik veya kadınlıkta varyasyonlar patoloji için gerekli değildir.

Cinsel Kimlik

İnsan yavrusu belli bir cinsel kimliğe meyilli olarak doğar, genital ve anotamik olarak belli bir cinsiyeti karşılar. Dış genitallerin farklılaşması sistemik andrjoenin varlığına veya yokluğuna, daha spesifk olarak testesteronun 5-alfa redükte metaboliti dihidrotestesterona bağlıdır. Erkek cinsiyet farklılaşmasının ortaya çıkışı fötal gelişimin 6-12.haftası sırasında hipotalamus, preoptik bölge ve amigdala üzerine fötal gonodal androjenlerin organize edici etkisiyle başlar. Bu durum embriyonun testislerinin varlığına bağlıdır. Eğer fötal gelişimin 8. haftasından önce gonadlar çıkarılırsa, embriyo dişi olarak gelişecektir. Doğumda testesteron seviyeleri erkeklerde yüksektir, öströdiol seviyeleri hem erkek hemde kızda yüksektir. Öströdiol doğumdan sonra çabukca düşer. Erkek çocuklarda, testesteron 6.aydan prepubertal döneme kadar azalmaya başlar.

İnsanlarda cinsel kimliğin gelişimi çevreden birincil olarak etkilenir. Ana cinsel kimlik 2 yaş sonlanmadan oturur, 3 yaş sonrasından sonra cinsiyetin yeniden düzenlenmesi ciddi psikolojik bozukluklara yol açar. Cinsiyet rol, cinsel kimlikle karşılaştırıldığında tipik olarak 4-5 yaşta kristalleşir. Doğumdan sonra cinsel kimliğine karar verilemediği ambigous genitale durumlarında: genitallerin varlığı ve yeterliliği, beklenen sosyal ve cinsel işlev ve ebeveynin tercihi göz önünde bulundurulmalıdır. Ambigous genitalı bir çocuk için kız cinsiyetin seçilmesi, bir cerrah için vajen yapmak, penis yapmaktan çok kolay olduğundan, önemli bir noktadır.

Cinsel Rol

Cinsiyete özgün özelliklerin varlığı ve devamında biyolojik faktörler rol oynar (Gadpaille, 1983). Bu özellikler, tipik veya atipik cinsiyet rol davranışlarına katkıda bulunur. Hemen hemen bütün kültürlerdir, erkekler kadınlara oranla daha agresif ve büyük olasılıkla birisiyle kavga eder (Piacente, 1986). Erkekler hemen hemen her zaman dominanttır. Erkek büyük olasılıkla daha büyük olasılıkla kıskanç ve sahiplenicidir. Kadınların cinsiyete ait özelliklerinde kadınlar çocukların bakım ve eğitimini isterler.

Erkek ve kadınlar çevreyi farklı tarzda algılar ve farklı modlarda bilgileri işlerler. Kadınların modu ifade edici veya emosyonel iken, erkekler yardımcı ve amaca yöneliktir. Kadınlarda sözel ve duygusal iletişim yoğunluğu daha fazla iken, erkekler mantık, analitik ve mekansal kavramlar daha gelişmiş olabilir. Bu erkeğin fötal gelişimi ile ilgili olabilir. Erkek fetustaki daha yüksek testesteron seviyeleri daha büyük sol hemisferik spesifikasyonlu sağ hemisfer gelişiminde gecikmeye yol açar (Geschwind 1983).

Cinsel Oryantasyon (Yönelim)

Cinsel oryantasyon (yönelim), bir bireyin erkek ve/veya kadına bütün cinsel tepkilerini gösteriri. Cinsel oryantasyon 4 komponente sahiptir:

a. İmagery (hayeller, mastürbasyon fantazileri v.s)

b. Erotika kullanımı (Magazinler gibi)

c. Erotik çekicilik

d. Gerçek partner ile yaşantı

Homoseksüalite bir cinsel kimlik bozukluğu değildir, Homoseksüalite genellikle bir oryantasyondur, fakat her zaman değildir.

Homoseksüel erkek erişkinler erken çocukluktayken kendilerini diğer aynı cinsiyetteki arkadaşlarından farklı hissettiklerini belirtmektedirler. Sıklıkla hanım evladı (Sissy) oluşla suçlandıkları, nispeten sporlara ilgisiz oluşlarıydı. Lezbiyen kadınlar daha az feminen ve daha az güzel olduklarını belirtmektedir. Homoseksüel erkeklerin 2/3’ü erken çocukluk dönemlerinde sandy bebek gibi oyuncak seçme, veya karşı cins gibi giyinme gibi cinsiyet atipik davranış öyküsüne sahiptir

BARIŞ.K
14-11-05, 02:37
Cinsel ilişki ve evreleri

Kadınlar cinsel etkinlik sırasında, düzenli fizyolojik olaylar zinciri şeklinde cinsel yanıt verirler. Cinsel yanıt aşamaları erkekte de olduğu gibi, cinsel istek, cinsel uyarılma, orgazm şeklinde sıralanır. Her aşamadaki aksaklık, kendisinden sonraki aşamaları da olumsuz etkileyebilir. Cinsel isteğimizi genel durumumuz, sağlığımız, kullandığımız ilaçlar, iş ve sosyal yaşamımız, gündelik sorunlarımız, adet döngümüz, cinsel eşimizle olan ilişkimiz, duygularımız gibi pek çok faktör etkileyebilir. Kişisel ve durumsal farklılıklar olmasına rağmen, genellikle kadınların cinsel açıdan uyarılma süresinin fizyolojik olarak erkeklerden daha uzun olduğu kabul edilir.

Cinsel uyarılmamızda, cinsel isteğimizin olduğu kadar yeterli fiziksel uyarıyı alıp almamamızın da önemli rolü vardır. Bedenin duyarlı bölgeleri ve tercih edilen uyarılma biçimleri kişiden kişiye değişiklikler gösterebilir. Ama bütün kadınların cinsel organlarının en fazla sinir ucu bulunan, en duyarlı bölümü klitoristir. Dolayısıyla klitorisin fiziksel uyarıyı, uygun şekilde ve yeterli süre alması gereklidir. Cinsel birleşme sırasında penis vajina içinde hareket eder. Kadın cinsel organlarının yapısına baktığımızda, bu kadın için en uyarıcı durum sayılamaz. Penisin vajina içindeki hareketi, dışarıda yer alan klitorisi doğrudan uyaramaz, vajinanın 2/3 lük iç bölümü duyarsızdır, dış 1/3 lük bölümündeki uyarılar, klitorise iletilirse de, bu dolaylı bir uyarıdır ve bir çok kadının doğrudan klitorisinin uyarılmasına ihtiyacı vardır.

Bazı kadınlarda, cinsel birleşme öncesinde klitoris yeterince uyarılırsa, birleşme sırasındaki dolaylı uyarı yeterli olur. Bazılarının ise cinsel birleşme sırasında da, doğrudan klitoris uyarısının sürdürülmesine ihtiyacı vardır. Cinsel uyarılma sırasında, bedenimizde değişiklikler olur, kan dolaşımı ve solunum hızlanır, kas gerginliği artar, cinsel organların duruş biçimleri değişir, bu bölgeye kan dolar, büyük ve küçük dudaklar, klitoris ve meme başları kabarır, renkleri koyulaşabilir. Bartolin bezlerinden vajinaya salgılanan kaygan sıvı miktarı artar ve dış cinsel organlar ıslanır. Bu sırada vajinadaki durum değişiklikleri, vajina ağzında hafif bir genişleme ve açılma yaratır. Vajinadaki açılma ve ıslanma, kadının cinsel açıdan uyarıldığını gösterdiği gibi, aynı zamanda cinsel birleşme sırasında penisin vajinaya kolayca girmesini de sağlar.

Cinsel uyarılma düzeyi arttığında orgazm oluşur. Kadın orgazmı, karın içi ve cinsel organlar çevresindeki kasların ritmik kasılmaları ve buna eşlik eden zevkli duyumlardan ibarettir. Aslında orgazmın tam ve doyurucu bir tanımını yapmak pek mümkün değildir. Ama her kadın orgazm olup olmadığını anlar. Cinsel konulardaki bilgisizlik ve yanlış cinsel inanışların yaygınlığı nedeniyle, günümüzde de birçok kadın orgazm oluşturacak uygun ve yeterli uyarıyı almadığı halde, kendisinin cinsel açıdan yanıtsız olduğunu düşünür. Kadınların cinsel açıdan uyarılmaları ve orgazm olmaları için, klitorisin yeterli uyarıyı alması gerekir. Kimi kadına uzun süreli doğrudan fiziksel uyarı gerekir, kimisi kısa süreli doğrudan fiziksel uyarıyı izleyen cinsel birleşme sırasındaki dolaylı uyarı ile orgazm olur, kimisi için de cinsel birleşme sırasında doğrudan klitoris uyarısının sürdürülmesi şarttır. Cinsel birleşme sırasında, vajina ağzındaki kaslardan iletilen duyumlarla, yani dolaylı uyarı ile orgazm olan kadında da, orgazmın kaynağı gene klitoristir. Aynı kadın için de günden güne, dönemden döneme değişiklikler olabilir. Genellikle kadının yaşı,dolayısıyla cinsel deneyimi arttıkça, cinsel uyarılma ve orgazm süresi kısalır. Burada kendi bedenini ve cinsel tepkilerini öğrenmenin rolü vardır.

Orgazmdan sonraki dönemde bedensel işlevler ve cinsel organlar, uyarılma öncesindeki normal durumlarına geri dönerler. Kadınların cinsel uyarılmaları erkeklere göre daha yavaş olduğu gibi, orgazmdan sonra normal durumlarına dönmeleri de daha uzun sürer. Bu nedenle bazı kadınlar, orgazm sonrası cinsel uyarılmaları azalmadığından, erkeklerden farklı olarak peş peşe birkaç kere de orgazm olabilirler.

Cinselliğin evreleri

Arzulama evresi:

Bu evre cinsellik dürtüsünün ortaya çıktığı ve cinselliği ifade etme arzusunun duyulduğu evredir. Hayaller ya da eşten alınan görsel uyarılarla başlayabilir.

Uyarılma evresi:

Arzulamayı uyarılma evresi takip eder. Bu evre parasempatik sistem tarafından yönetilen ve erotik duygular eşliğinde kadında vajinal salgının arttığı "ıslanma" dönemidir. Vajina duvarlarından ve vajina girişindeki Bartholin bezlerinden salgılanan sıvılarla birlikte nabız ve solunum hızlanır, tansiyon yükselir, genel bir sıcak basması hali, memelerde dolgunluk, kas gerginliğinde genel bir artış, meme başlarında dikleşme ortaya çıkar. Ciltte yama tarzında renk değişiklikleri, klitoris ve labiumlarda şişme, göğüs bölgesinde ve memelerde kızarma meydana gelir. Tüm bunlarla birlikte vajina uzar ve genişler. Rahim yükselerek pelvis dışına çıkar.

Erkekte ise uyarılma evresi penisin ereksiyonu (sertleşmesi) şeklinde gerçekleşir.

Plato evresi:

Bu evrede seksüel gerginlik ve erotik duygular yoğunlaşır ve had safhaya ulaşır. Cilt değişiklikleri daha belirgin hale gelir, meme başları daha da dikleşir. Dudaklar şişer ve koyu kırmızı bir renk alır. Vajinanın alt 1/3'lük kısmı şişip kalınlaşarak "orgazmik platform" adlı yapıyı meydana getirir. Rahim tümüyle yukarı çıkmıştır. Yeterli uyaran olduğunda bu dönem orgazmla son bulur.

Plato evresinde ejakulasyon (boşalma) öncesinde erkekten sıklıkla berrak ve yapışkan kıvamlı bir sıvı gelir. Bu sıvının içinde az sayıda canlı sperm de bulunabileceğinden kadının erkek boşalmadan önce de ("geri çekme" adı verilen yöntemle) gebe kalabilmesi mümkün olmaktadır.

Orgazm evresi:

Orgazm esasen sempatik sistem tarafından yönlendirilen bir kasılma cevabıdır. Uyarılma ve plato evresinde birikmiş olan gerginliğin boşaltılmasıdır ve tüm cinsel hisler arasında en güçlü ve doyurucu olanıdır. Orgazm esnasında vajina, perine, anüs ve orgazmik platform adı verilen yapıyı oluşturan kaslarda 3-15 adet arası 0.8 saniye süren refleks ritmik düzenli kasılmalar oluşur ve bu kasılmalar orgazm duygusunu ortaya çıkarır. Orgazm esnasında birçok kadın ayrıca uterusta da kasılmalar hisseder. Bu yüzden bazı kadınlarda histerektomi (ameliyatla uterusun çıkarılması) sonrası orgazmın niteliklerinde değişiklik olabilir.

Erkeklerde ise orgazmı ejakulasyon (boşalma) takip eder. Erkekler orgazm döneminden sonra belli bir refrakter (cevapsız) döneme girer ve bu dönemde uyaranlara cevapsızdırlar. Kadınlarda ise böyle bir dönem olmadığından çok sayıda orgazmı arka arkaya yaşayabilir ve tek bir ilişki esnasında ve/veya öncesinde ardarda çok sayıda orgazm olabilirler.

Çözülme evresi:

Orgazmla birlikte uyarılma evresinde biriken tüm gerginlik kaybolur ve kadında bir gevşeme ve kendini iyi hissetme duygusu ortaya çıkar. Takiben uyarılma evresinde ortaya çıkan değişikliklerin tümü "çözülerek" geri döner. Tüm bu geri dönüş süreci 5-10 dakika sürer.

Cinselliğe ve cinselliğin ifade edilmesine etki eden faktörler:

Kişisel özellikler: Kadınların cinselliğe olan ilgileri değişkendir. Bazı kadınlar diğerlerinden daha isteksiz, bazıları ise çok aşırı istekli görünebilir ve bu tümüyle normaldir. Bazı kadınların cinselliğe olan ilgileri yüksek olmasına rağmen cinsel ilişkiye olan ilgileri daha zayıf olabilir. Bu kadınlar cinsel ilişkiden daha çok yakın temasa ve dokunulmaya önem verirler. Masturbasyon da kadınların sıklıkla uyguladığı bir cinsellik ifadesi olup kadının cinsel ilişkiye olan ilgisinden tümüyle bağımısız bir olaydır.

Yaş: Yaşlandıkça cinsellik arzusu ve cinsel ilişki sıklığı azalmakla birlikte kadınlar tüm hayatları boyunca cinselliğe olan ilgilerini ve cinsellikten aldıkları zevki sürdürürler. Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan anatomik değişiklikler (vajinanın kısalması, daralması, duvarlarının incelmesi, elastikiyetin azalması, dış genital bölgeler ve klitorisin duyarlılığının azalması, memedeki gerileme gibi özellikler) nedeniyle vajina ve idrar yolu enfeksiyonu sıklığı artar. Bu enfeksiyonlar şiddetli olduklarında disparoni (ilişki esnasında ağrı) nedeni olabilirler. Ancak düzenli olarak ilişkiye devam eden kadınlarda vulva ve vajinadaki bu olumsuz değişiklikler daha ender görülür.

Yapılan çalışmalarda 20-50 yaş arasında kadın ve erkeklerin haftada 2-4 kez ilişkide bulunduklarını, 50 yaştan sonra bu sıklıkta hafif azalma olduğunu ancak hem erkek hem de kadında cinselliğe ilginin ömür boyu devam ettiğini göstermişlerdir.

Gençliğinde cinsel yönden diğerlerine göre daha istekli ve aktif olan kadınların menopoz döneminde de diğerlerinden daha bariz olarak aktif oldukları da diğer bir gerçektir.

Yaş asla önyargılı bir şekilde cinselliği azaltan bir faktör olarak görülmemelidir. Menopozda da ve hatta en ileri yaşlara kadar kendisine bakmayı bilen ve düzenli doktor kontrollerine giden kadın eşiyle uyumlu bir cinsel yaşamı ömür boyu sürdürebilir.

İlaçlar: Çok çeşitli ilaçlar (tansiyon, depresyon, sakinleştiriciler gibi) cinselliğin evreleri üzerinde olumsuz etkiler yapabilirler. Böyle durumlarda ilacın değiştirilmesi veya doz ayarlaması gerekebilir.

Hastalıklar:Jinekolojik (kısırlık, düzensiz kanama gibi) ya da dahili (tansiyon, nörolojik hastalık gibi) çok sayıda hastalık cinselliği olumsuz yönde etkileyebilir. Etkili bir şekilde tedavi edildiklerinde genellikle cinsellik eski haline geri döner.

Histerektomide (uterusun ameliyatla çıkartılması) vajina kısaltılmamış ve yumurtalıklar alınmamışsa ameliyat sonrası cinsel işlev bozukluk ortaya çıkma olasılığı düşüktür.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:38
cinsel ilişkiden kaçma

Cinsel birleşme, Avrupa Medeni Hukuku'nun anlayışına göre, evlilikte her iki eş açısından yükümlülüktür. Bunun kökeninde Katolik düşüncesinin evlilikte, cinsel birleşmeden kaçmayı günah sayması yatmaktadır. Öte yandan İslam ve Musevi dinleri cinsel birleşmenin her iki tarafın da isteğiyle gerçekleşmesi gerektiğini söyler. Bir erkeğin karısını bu konuda zorlamasını doğru bulmazlar. Cinsel birleşmeden uzak durmak, boşanma gerekçesi olarak kullanılabilmektedir. Öte yandan son yıllarda Batı'da cinsel özgürlük savunucuları yasalardaki bu zorlayıcılıktan yakınmakta, bunun bireyin cinselliğe "hayır" diyebilme özgürlüğünü çiğnediğini ileri sürmektedirler. Yasaların, bireyi cinsel birleşmeye zorlamasının tam karşıtı olarak beliren bir başka eğilim, belli zamanlarda cinselliği kısıtlayan toplum kurallarının, örf ve geleneklerin, dinsel yasaklamaların varlığıdır. İnsan toplumlarının çoğunda cinsellikle ilgili tabular uygulanmaktadır. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak uygulanan bu yasaklamaların temelinde cinsel birleşmenin kirlilik ve bunun yanı sıra tehlike içermesi inancı yatar. Tehlike, cinsel birleşmenin erkeği gücünden alıp götürmesiyle bağlantılıdır. Kuzey Amerikalı Creek kızılderilileri, cinsel birleşmenin erkek üzerinde sinirleri uyarıcı bir etkisi olduğuna, dolayısıyla da erkeğin savaşçılığına zarar verdiğine inanırlardı. Birleşmeden sonra erkeğin yaşadığı fiziksel güçsüzlük hali, aynı zamanda kirli olmayla bağdaştırılır. Bu yüzden bazı Güney Amerikalı yerlilerde olduğu gibi, cinsel birleşmeyi bir temizlenme töreni izler. Cinsel birleşmenin erkekliği azaltacağı düşüncesi, pek çok Amerikalı kızılderili toplumunda görülmüştür. Eski Yunan'da savaştan önce bir kadınla cinsel birleşmede bulunmanın erkeği korkak yapacağı düşünülürdü. Oysa bir genç erkekle birleşmede bulunmak kişinin savaşçılığını azaltmazdı. İlkel toplumlarda cinsel birleşmeden kaçınmanın bir başka nedeni de ölümle ilişkilidir. Eşi ölmüş bir kimsenin pek çok toplumda
belli bir süre cinsel ilişkide bulunması doğru sayılmaz. Dulluk yasının süresi çeşitli yörelerde farklılık gösterir. Afrika' da Kongo'lar arasında dul kalmış bir kadının, eşinin ölümünden sonra yeniden evlenmek için iki yıl beklemesi gerekir. Öte yandan yine bu insanlar arasında erkek, karısını gömer gömmez evlenebilir. Cinsel birleşme yasağı bazen ölen kimsenin yakınlarına da uzanabilir. Bunun örneği Güney Amerika'daki Jivaro yerlileri arasında görülür. En aşırı örnekler yasaklanmanın tüm bir topluluğun üyelerine kadar uzanması şeklindedir. Cinsel birleşmeden kaçınma, insanın kendi kendine yarattığı tabuların dışında, içinde yaşadığı çevrenin koşulları tarafından da belirlenebilir. Avcı toplumlarda erkeğin av dönemi süresince eşinden uzak durması gerekir. Hayvancılıkla uğraşan kimselerde de uzak otlaklarda çobanlık etmek üzere eşinin yanından ayrılan erkek, benzer bir kısıtlamaya uyar. Bazen de bir boyun erkeklerinin balık avına çıkmadan ya da tarımsal etkinliklerden önce bir dönem cinsel birleşmeden uzak durdukları gözlenmiştir. Bu, sonucu belirsiz bir girişimden önceki cinsel perhizin, olumlu sonuç almaya katkısı olacağı inancına dayanmaktadır.
Yakın çağlarda kişilerin cinsel yaşamları üzerinde en çok söz sahibi olan kurum, din olmuştur. Cinsellik konusunda en büyük kısıtlamaları Hıristiyanlık dini getirmiştir. Özellikle dinin ilk yıllarında, cinselliğe karşı belirgin olan temel anlayışı, tensel isteklerin tümünün günahla özdeş olduğu yolundaydı. Evlilik, sadece üreme adına katlanılan bir durumdur. Bekaret ise en yüce erdemlerden biri sayılıyordu. İsanın yolunda giden tüm din görevlilerinin birinci ödevleri, bekaretlerini korumaktı. Bu anlayışın zamanla, değişen çağa ve insanın biyolojik gereksinimlerine ayak uydurması için belli aralarla toplanan Konsey'lerde ilk dönemlerin katı tutumunu değiştiren kararlar alındı.
Hristiyanlığın ilk dönemlerindeki bu bağnazlık, ancak Rönesans sonrasında yerini daha insanca tutumlara bıraktı. Yumuşamanın ilk belirtilerinden biri, 16. yüzyıldaki
Reform hareketinden sonra cinsel suçların din mahkemelerinde değil de sivil yargı organlarında yargılanmaya başlaması oldu. Luther ayrıca evli çiftler için haftada iki kez cinsel birleşmenin uygun olacağı görüşündeydi. Üstelik konunun daha çok beden sağlığını ilgilendirdiğini düşünüyordu. Cinsel birleşmeden kaçınmak, adet görmeyle ilgili tabulara konu olmaktan başka gebelikle ilgili olarak da gündeme gelmektedir. Gebe kadın her ne kadar çoğu toplumlarda cinsel bakımdan dışlanmaktaysa da boylar halinde yaşayan bazı ilkel topluluklarda gebelik sırasında cinsel birleşmeye izin verildiği, hatta bunun gerekli görüldüğü de olmaktadır. Güney Afrika'da yaşayan Kgatla boyu, cinsel birleşmenin dölütün büyümesi için çok yararlı olacağı inancındadır. Yeni Gine'li Arapeş topluluğu, gebeliğin ilk iki ayında sürekli cinsel birleşmeyi şart koşar. Ancak bu süre içinde sarfedilen çaba sonucunda dölüt, dölyatağına iyice yerleşmiş sayılır. Bu gibi örnekler arasında en aşırı olanı, gebeliğin cinsel birleşmeyi sıklaştırdığı durumlardır. Güney Nijerya'da yerleşik bazı boylarda durum böyledir. Burada yaşayan çiftler, gebelik sırasında başka zamanlarda olduğundan daha sık biçimde cinsel birleşmeyi doğuma dek sürdürürler. Cinsel birleşme yasağı, doğumdan hemen sonrası için de geçerlidir. Çoğu toplumlarda yeni anne olmuş kadın kirli ve tehlikeli sayılarak yanına yaklaşılmaz. Kadının yeniden arınması için bir süre geçmelidir. Bu, bazı yerlerde çocuk bir yaşını doldurup memeden kesilene dek sürer, ya da iki üç yıla dek uzayabilir. Cinsel birleşme yasağının beş altı yıl sürdüğü yerler bile vardır. Paraguay' da yaşayan bazı yerliler arasında ve Kuzey Amerika'nın Pavni kızılderililerinde böyle bir gelenek saptanmıştır. Fakat bu gibi yasaklar sadece kadın için geçerlidir. Doğum sonrası cinsel birleşmeden kaçınmanın gelenek olduğu toplumların hemen hepsi çokeşlilik uygulayan, dolayısıyla erkeğin başka kadınlarla cinsel birleşmede bulunabildiği toplumlardır.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:40
Cinsel işlev bozuklukları

A.Tanımı

Cinsel işlev bozuklukları, cinsel ilgi veya yanıtın normal biçiminin sürekli bozulması durumu olarak tanımlanabilir. Bu tanıma göre daha önceleri, “cinsel sapma” olarak tanımlanan cinsel yönelim bozukluklarından farklı bir gruptur. Yukarıdaki tanımlamanın şu nedenlerden dolayı tatminkar olduğu söylenemez: Birincisi, çeşitli zamanlarda ve farklı insanlarda hatta aynı bireyde farklı zamanlarda cinsel ilgi ve performans spektrumu o kadar geniştir ki, “normal” deyimi neyin normal sayılacağı sorusunu akla getirmektedir. İkincisi herhangi bir bireyin cinsel işlevlerinde bozulma var diyebilmek için o kişi veya partnerinin bir sorun olduğunu düşünmesi gerekir; ancak bu düşünceye arkadaş çevresi, medya, farklı tıbbi görüşler gibi çevresel faktörlerden kolaylıkla etkilenebilmektedirler (Hawton 1989).

Cinsel işlev bozukluğu deyince aklımıza bedensel bir hastalığa bağlı olmayan, kısa bir sürede kendiliğinden düzelmeyen veya kısa süreli de olsa sık tekrar ederek süreklilik kazanmış, transseksüalite ya da homoseksüalite gibi cinsel kimliği ilgilendiren sorunları veya teşhircilik, röntgencilik gibi cinsel eğilim ve dürtü kontrolü sorunlarını içermeyen normal cinsel döngüyü bozan rahatsızlıklar gelmelidir. Bu tanıma örneğin ilk defa geneleve gitmiş aşırı heyecanlı, gitmeden alkol almış, uygunsuz bir ortam ve tavırla karşılaşmış bir delikanlının o gün veya devam eden ve birkaç kez daha ortaya çıksa da sonrasında düzelen sertleşme sorunu dahil edilemez. Ancak o günden sonra bu kaygıyla bir çok ilişkisinde sertleşme sorunu tekrarlıyorsa bu durumda cinsel işlev bozukluğundan söz edilebilir.

B.Cinsel İşlev Bozukluklarının Sınıflandırılması:

DSM IV’de (APA 1994) Masters ve Johnson’un (1966) tanımlamasından değişiklikler yapılarak (uyarılma ve plato evreleri, uyarılma adı altında birleştirilmiştir) ve Kaplan’ın sınıflaması gözönünde bulundurularak cinsel yanıt döngüsü :

1.Cinsel istek 2. Uyarılma 3. Orgazm ve 4. Çözülme şeklinde tanımlanmıştır.

DSM IV’e göre CİB, cinsel yanıtların bu fizyolojik döngüsünde oluşan bozulmalar veya cinsel birleşme aşamasında oluşan ağrıyla karakterizedir ve CİB birden fazla aşamada görülebilir.


İstek aşamasında her iki cinste cinsel ilgi ve istek bozukluğu (CİİB) veya cinsel kaçınma bozukluğu görülebilir. Uyarılma aşamasında kadında cinsel uyarılma bozukluğu, erkekte ise ereksiyon bozukluğu; orgazm aşamasında kadında veya erkekte orgazm bozukluğu (geç veya ağrılı boşalma/boşalamama) ve erken boşalma; cinsel ağrı bozuklukları ise kendisini her iki cinsiyette disparenü veya kadında vaginismus biçiminde gösterebilir. Ayrıca bu işlev bozuklukları birarada da bulunabilirler
Cinsel İşlev Bozukluğu Nedenleri


Organik (bedensel hastalık) nedenler önemli yer tutmaktadır. Ancak organik nedenler genellikle tek başına değil, psikolojik etkenlerle birlikte cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasında rol alır. Organik nedenler temelde:

Vasküler (damarsal) nedenler

Hormonal nedenler

Nörolojik nedenler biçiminde sınıflanabilir.



Hawton’a göre (1989) cinsel işlev bozukluklarının psikolojik nedenleri:

Hazırlayıcı (yatkınlaştırıcı) nedenler:

Yasaklayıcı bir biçimde yetiştirilme, bozuk aile ilişkileri, travmatik cinsel deneyimler, yetersiz ve yanlış cinsel bilgiler (cinsel mitler).

Ortaya Çıkarıcı (başlatıcı) nedenler:

Eşler arası ilişkide bozulma, doğum, partnerde CİB, sadakatsızlık, başarısız deneyim, depresyon ve anksiyete, travmatik cinsel deneyimler, yaşlanma, organik hastalıklara tepki, yetersiz ve yanlış bilgiler.

İdame Ettirici (sürdüren) nedenler:

Performans kaygısı, başarısızlık korkusu, partnerin abartılı istekleri, partnerler arasında iletişim bozukluğu, suçluluk duyguları, partnerler arasında çekicilik kaybı, cinsel alan dışındaki ilişkilerde bozulma, yakın ilişkiye girme korkusu, yetersiz ve yanlış cinsel bilgiler, ön sevişmenin kısıtlılığı, depresyon ve anksiyete.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:40
Cinsel sorunlar

İnsanların hem ruhsal hem de bedensel sağlığının çok büyük ölçüde cinsel yaşamlarına bağlı olduğu düşüncesi, Sigmund Freud 'un ilk yapıtlarını yayınladığı 19. yüzyıl sonundan beri gittikçe daha çok yandaş bulmaktadır. Freud'a göre, uygarlığın gelişmesi, cinsel dürtüleri ve cinsel yaşamı sınırlamakta, bu da insanlarda nevrozlara ve ruhsal bozukluklara yol açmaktadır. Ama bu bastırılmış cinsellik ve beraberinde getirdiği sinir ve ruh hastalıkları, modern toplumun nimetlerinden yararlanmak için ödemek zorunda olduğumuz bedeldir: cinsel yaşam bir sorun haline gelmekte, ama insanlar da daha rahat yaşama olanağına kavuşmaktadır. Bu görüşe, Freud'un kendi çalışma arkadaşlarından karşı çıkanlar olmuştur. "Cinsel Devrim " ve "Bedensel Boşalmanın İşlevi " adlı incelemelerin yazarı Wilhelm Reich , aslında cinsellikle uygarlık arasında bir çatışmanın olmadığını ileri sürmüştür. Reich'a göre, cinselliği bastıran ve sınırlayan, uygarlığın kendisi değil, sadece bugünkü biçimidir. Günümüzün baskıcı toplumları, cinsel doyumu engellemektedir. Cinsel doyumsuzluk, delilikten kansere kadar birçok toplumsal ve bedensel hastalığın nedenidir. Reich'a göre, insanlar cinsel yaşamlarında özgürleştiklerinde, toplum hem gerçekten uygar hem de sağlıklı hale gelecektir. Uzmanların çoğunluğuysa, bu türden felsefi ve toplumbilimsel sorunlara hiç girmeksizin, insanların cinsel yaşamının sorularla dolu olduğunu belirtmekle yetinmektedir. "İnsanm Cinsel Tepkisi " adlı araştırmanın yazarları Masters ve Johnson, 1970'de yayınlanan ikinci kitapları "İnsanın Cinsel Yetersizliği "nde şöyle demekteler: "Amerika Birleşik Devletleri'ndeki evli çiftlerin en az yarısı, ya cinsel yaşamlarında dumura uğramışlardır ya da yakın bir gelecekte bu duruma geleceklerdir". Bununla birlikte, cinsel sorunlar yalnızca ABD gibi sanayileşmiş modern toplumlarda değil, şu ya da bu ölçüde tarihin bütün evrelerine ve çeşitli toplumlarda ortaya çıkmıştır. İlk ve Ortaçağ hekimlerinin bu sorun üzerinde durduğu ve cinsel rahatsızlıkları gidermek için çareler önerdikleri bilinmektedir. Yine de bugünkü anlamıyla cinsel sorunların, daha kesin bir deyişle, iktidarsızlık ve soğukluk gibi sorunların, esas olarak modern zamanlarda yaygınlaştığı söylenebilir. Cinsel sorunlar, kadın ve erkeklerin normal bir cinsel ilişkide bulunmalarını güçleştiren ya da büsbütün önleyen psikolojik engellerdir. Çoğu zaman çocukluk yaşantılarından ya da çok başarısız bir ilk cinsel deneyden kaynaklanan korku, aşağılık duygusu, sıkılganlık ve suçluluk duygusu gibi psikolojik engeller ve iç yasaklar insanlarda cinsel arzuyu azaltmakta, heyecan ve orgazma yol açan cinsel refleksleri sınırlamaktadır. Kısacası, insanın normal cinsel tepkisini engellemektedir. Kuşkusuz, organ bozuklukları, alkolizm, şeker hastalığı ya da kromozom bozuklukları gibi fiziksel ve biyolojik nedenler de soğukluk veya iktidarsızlık gibi sorunlara yol açabilirler. Ama cinsel sorunların en yaygın kaynağı, psikolojik ve toplumsal engellerdir.
__________________

BARIŞ.K
14-11-05, 02:41
Korku ve Cinsel Yaşam

Normal koşullarda insandaki cinsel dürtü öylesine doğal ve kendiliğindendir ki, henüz evlenmemiş veya bir eşle ilişki kurmamış insanların çoğu, başarılı ve doyurucu bir cinsel birliğin otomatik olarak gerçekleşeceğini sanırlar. Oysa cinsel faaliyet çok hassas bir mekanizmadır: kolayca arızalanabilir. İnsanın doğal dürtülerinden biri olan cinsel istek, normal koşullarda, bir uyarıcıyla karşılaştığında kendiliğinden ortaya çıkar ve herhangi bir engele takılmadığı takdirde orgazmla sonuçlanır. Wilhelm Reich'ın dediği gibi, doğal ve sağlıklı bir cinsellik kişinin hiç bir iç yasaklanma duymaksızın cinsel heyecana kendini bırakabilme yetisidir. Bu, içgüdüsel bir faaliyettir ama sanıldığı gibi otomatik değildir; bazı psikolojik koşulları vardır. Bu koşullar olmadığında en kışkırtıcı görüntüler bile
kişilerde gerekli cinsel tepkileri doğurmayacaktır. Çünkü bunların eksikliği, insan gövdesinde, cinsel ilişki için gerekli olan fizyolojik dönüşümlerin gerçekleşmesini önleyecektir. Diğer yandan, insanlarda, cinsellik gibi temel dürtülere müdahale eden, bunların işlenmesini önleyen ikincil dürtüler de bulunmaktadır. Bu dürtüler, toplumsal yaşamda doğal cinselliğin bastırılmış olmasından kaynaklanmakta ve insanın haz duyma kapasitesini sınırlamaktadır. Bu ikincil dürtülerin en iyi örneği "korku" dur. Genellikle korkuyla cinsel ilişki birbirine ters düşer. Ani bir korku insan vücudunda adrenalin salgılanmasına yol açar. Bu madde, insana tehlikeye karşı koyabilmesi için gerekli olan enerjiyi sağlar ama, cinsel isteği de söndürür. Bir yandan da savunma refleksleri, kanın sindirim ve üreme organlarından çekilip kol ve bacak kaslarına dolmasına neden olur. Böylece insanın "savaş organları" güçlenir, ama cinsel organları büzülür: birleşme olanaksızlaşır. Korkunun cinsel arzuları öldürmesi gerçekte çok anlaşılabilir bir durumdur. Çiftleşme anı, canlının dış tehlikelere karşı en açık, en korunmasız olduğu andır. Böyle bir durumda canlı çiftleşmeyi sürdürecek olsa, hayatta kalması olanaksızlaşabilir. Yüzbinlerce yıl önce vahşi bir ormanda bir insan çiftinin sevişmekte olduğu ve çevrede de aç bir aslanın dolaştığı düşünülürse; kuşkusuz, birleşme eyleminin yarıda kesilmesi gerekecektir. Böylece, tarih içinde, korkunun cinselliği bastırması insanda yerleşik bir refleks mekanizması haline gelmiştir. Bu sadece "Vahşi aslan" türünden somut ve dıştan gelen tehditler için değil, kaynağı daha belirsiz, bulanık psikolojik tehlike ve endişeler için de geçerlidir. Kaynağı ne olursa olsun, korku, şiddetli sıkıntı ve kaygı duyguları, insanları cinsel uyarılara karşı genellikle duyarsızlaştırır. Çocukluk yıllarında veya ergenlik döneminde herhangi bir nedenden ötürü kadınlara karşı korku beslemiş bir insan, ilk cinsel deneyinde de bu sıkıntılı duyguyu üzerinden atamadığı için büyük bir olasılıkla başarılı olamayacaktır. Erkeklerde ereksiyonun gerçekleşmesini veya orgazma ulaşılmasını, kadınlardaysa aynı şekilde dölyolunun nemlenmesini ve orgazma varılmasını önleyen bazı korkular oldukça basit ve yüzeyseldir. "Bu gece penisim sertleşecek mi?" gibi bir kaygı, birçok erkeğin geçici olarak iktidarsız kalmasına neden olmuştur. Ancak, bu gibi cinsel korkular, insanın kendisi tarafından tahlil edilebildiği için çoğu zaman geçicidir. Buna karşılık, kaynakları ve nedenleri kişinin kendisince bilinemeyen bazı daha derin korku ve kaygı duyguları için bir psikologa başvurulması gerekebilir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:41
Suçluluk Duygusu

Bazen de başarılı ve doyurucu bir cinsel yaşamın önüne dikilen engel, aşırı bir utangaçlıktır. Cinsel konularda rahat olmayan aşırı sıkılgan kişiler heyecanlarını kontrol altında tuttukları için gerçek doyuma da ulaşamazlar. Eşlerden ikisinin de büyük bir sıkıntıyla sabahı bekledikleri, başarısız gerdek geceleri, cinselliğin baskı altında tutulduğu bütün toplumlarda çok sık rastlanan bir durumdur. Çoğu zaman bu cinsel işlevsizliğin kökeninde bu suçluluk duygusu yatar. Kadın ya da erkek, gerek hayali, gerekse gerçek bütün cinsel eylemlerinde derin bir suçluluk kompleksinin etkisi altındadırlar ve bu yüzden, orgazma ulaşsalar bile gerçek bir ruhsal ve bedensel bir doyumdan uzak kalmaktadırlar. Bunun nedenleri kişinin çocukluk deneylerinde aranmalıdır. Bazı çocuklar, hiç bir bedensel temasın hoşgörülmediği bir atmosfer içinde yetiştirilmiştir. Anneler ya da babalar, kendi iç yasak ve koşullanmalarından ötürü, çocuklarını yeteri kadar sevip okşamaktan kaçınmışlardır; bu da çocukta fiziksel temasa karşı bir ürkeklik yaratmıştır. Bu tür anne ve babalar, çoğu zaman, çocuğun cinsel organıyla oynamasına da izin vermemişler, onu mastürbasyon yaparken yakaladıklarında hakaret etmişler, cezalandırmışlardır. Bunun, çocukta cinsellikle "günah" düşüncesinin birleşmesine yol açması kaçınılmazdır.
Suçluluk duygusu bilinçli bir duygu da olabilir, bilinçsiz de. İnsanların önemli bir bölümünde bilinçli bir günah düşüncesi değilse bile, bulanık ve kişinin, kendisinin farkında olmadığı bir utanç duygusu cinsel yaşamı etkisi altında tutar. Günümüzde bile çocuklara cinsel organ ve duygularının birer suç unsuru olduğu düşüncesi yerleştirilmektedir. Bu bilinçli olarak öğretilmese bile, aileler ve yakın çevreler günlük davranışlarıyla bu duyguyu çocuğa aşılamaktadır. Cinsel bölgeler örtülmekte, cinsel konular suskunlukla geçiştirilmektedir. Nitekim, soğukluk ve iktidarsızlık gibi sorunların, cinsel konularda rahat, bol cinsel çağrışımlı konuşmalardan çekinmeyen ve yemek yeme, oturma ve yatma eylemlerini tek bir oda içinde yürüten köy toplumlarından çok, cinsel bakımdan kapalı ve cinsel eylemin herkesin gözünden uzak ayrı "yatak odalarında" sürdürüldüğü kent topluluklarında daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bu tür toplumsal nedenlerin yanısıra, cinsel organlarla dışkı organları arasındaki yakınlık da cinsellik ile kirlilik arasında güçlü bir bağın kurulmasına yardım etmektedir. Böylece bir yandan suçluluk, kirlilik ve cinsellik, öbür yandan "iffetlilik", temizlik ve hatta cinsiyetsizlik, cinsel yönden baskı altındaki kişinin zihninde birbirine karşıt ilkeler olarak ortaya çıkmaktadır.
Suçluluk duygusu, kişiyi, oral veya anal seks gibi cinselliğin sadece belirli biçim ve yönlerinden uzak tutabileceği gibi, genel bir soğukluk, isteksizlik veya iktidarsızlık da yaratabilir. Kimi zaman da, suçluluk ve kirlilik düşüncelerinin arasından geçerek cinsel hazza ulaşmayı başarabilmiş kişilerde biraz farklı bir saplantı belirir: yaşamlarında cinsellikle "kötülüğün" özdeştirilmesini yaşamış böyle kişiler, sadece "günahkar bir atmosferde" seks yapmaktan hoşlanır olurlar. Ancak ağrılı, sancılı veya yasak bir ilişki kendilerine zevk verebilir. Bununla birlikte, kişinin eşiyle mutlu olmasının böyle bir ilişkiye bağlı olduğu ve iki taraf da onayladığı sürece, çocuklarla cinsel ilişki gibi toplumca suç sayılan davranışları içermemesi koşuluyla böyle bir ilişkiyi bir cinsel sapma saymak yanlış olur.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:42
"Performans" Saplantısı

Modern toplumlarda insan cinselliği üzerindeki baskılar sadece dar anlamda kısıtlayıcı yönde değildir; görünüşte özgür bir cinselliğe karşı olmayan bazı tutum ve davranışlar da doyurucu bir cinsel yaşamı engelleyebilir. Kadın ve erkekleri cinsel ilişkilerinde değişmez rollere iten, kısıtlayıcı bir cinsellik anlayışı, özellikle son yılların cinsel özgürleşmesiyle birlikte etkisini göstermektedir. Cinsel tutukluğa yol açan etkenlerden biri, reddedilme korkusudur. Bazı erkekler, eşleriyle birlikteyken penislerinin hemen sertleşmeyeceğinden veya orgazmlarını tutamayacaklarından endişelenirler. Bazıları da, eşlerine yeterince zevk verecek cinsel "teknikleri" iyi bilmedikleri için tasalanırlar. Kadınlar da cinsel ilişkide kötü bir "performans" gösterdiklerinden, örneğin eşleri kadar çabuk orgazm olamadıkları için onları tatmin edememekten çekinirler. Bazıları, fiziksel görünüşlerinin yeterince çekici olmadığını, göğüslerinin çok küçük, bacaklarının fazla kısa olduğunu düşüııürler. Kişinin kendini cinsel hazza bırakacağı yerde bu türden bir gerilim içine girmesi, sürekli olarak kendini yargılaması, cinsel arzuyu öldürür. Birbirini seven, birbirine önem veren ama çok deneyli olmayan iki eşin ilk gecelerinden karışık, tatsız duygularla ayrılmalarının nedeni de tamamen bu türden bir "performans" kaygısıdır. Oysa doyurucu bir cinsellikte önemli olan, şu ya da bu tekniğin uygulanması, vücudun şu ya da bu noktasının çekici olup olmaması değil, iki eşin de kendilerini içlerinden gelen arzulara bırakabilmeleridir.
Son otuz yılın cinsel özgürleşme hareketinin çelişik etkileri olmuştur. Bir yandan utangaçlık gibi daha eski cinsel sınırlanmalar etkisini azaltmış, ama bir yandan da cinselliğin standartlaşmasına, kalıplaşmasına yol açmıştır. Yaşadığımız yarışmacı toplumlar, sevişmeyi çok belirli cinsel birleşme tekniklerine indirgemekte ve bu teknikleri en ustaca uygulayan kişileri de ideal dişi veya erkek ilan etmektedir. "Bütün Kadınları Tatmin Etme Usülleri", "Cinsel Teknik"gibi adlar taşıyan yüzlerce yayın bu standartlaşmanın göstergesidir.
Bu kalıplaşmanın cinsellik üzerindeki etkisi üç noktada toplanabilir: birincisi, ilişkide erkek inisiyatifinin abartılmasıdır. Kendisinden hep aktif bir rol beklenen, sevişmeyi başlatması ve baskın durumda olması istenen bir erkek, hep aynı "performans" düzeyini tutturamadığını görünce, kendi cinsel gücünden kuşkuya kapılabilir. Hele cinsellikle ilgili bazı iç yasaklar ve sıkıntılar taşıyorsa, bu kuşku giderek büsbütün cinsel ilişkiden soğuma haline gelebilir. Sonuçta cinsel tepkilerini ya bütünüyle ya da kısmen yitirebilir: bilinen deyimiyle. iktidarsızlaşabilir. İlişkide inisiyatifi ele almanın kadınca olmadığına inandırılmış bir kadın da, sevişme sırasında kendisini fazlaca sınırladığında aynı sorunla karşılaşır: bu yapay pasiflik onu öyle doyumsuz bırakır ki, cinsel ilişkiden hiçbir tat almaz olur: soğuklaşır.
Modern cinselliğin ikinci bir saplantısı; sevişmenin diğer biçim ve yönlerini ihmal etme pahasına "çiftleşme"nin aşırı vurgulanmasıdır. Sadece erkek ve kadın üreme organlarının birleşmesine indirgenmiş bir cinsellik bedenin diğer erojen bölgelerinin duyarlığının yokolmasına yolaçabilir ki, bu da cinsel hazzın sınırlanmasına ve doyum olanağının azalmasına neden olur. Üçüncü olarak, modern cinsellikte orgazm, mutlak bir zorunluluk olarak görülmektedir. Cinsel ilişkiye mutlaka orgazma ulaşma düşüncesiyle yaklaşılması, sevişmeyi başlı başına bir amaç olmaktan çıkarıp bir başka amaca ,orgazma erişmenin en kısa yolu haline getirmektedir. Bu da sevişme ve cinsel haz süresini kısalttığı gibi, erken boşalma gibi sorunlara da neden olmaktadır. Başka bir deyişle, cinsellik bir "iş" haline gelmekte, kişisel başarı ya da başarısızlığın ölçüleceği bir sınav alanına dönüşmektedir.
Cinsel ilişkinin böyle standartlaştırılması, belirli reçetelere bağlanması, insanların cinsel tepkilerinin zayıflamasına ve arzularının azalmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, cinsel terapistler, eşlerin sevişme sırasında daha değişik yöntemler uygulamasını, orgazm olmak için kendilerini zorlamamalarını ve hatta bir süre orgazmdan kaçınıp sadece aşk oyunlarıyla yetinmelerini önermektedirler.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:43
Aşağılık Duygusu

Cinsel tepkileri zayıflatan veya cinsel isteği öldüren duygusal engellerden biri de aşağılık kompleksidir. Bazı kişiler, çeşitli nedenlerden ötürü, başka insanlara oranla "eksik" ve "yetersiz" olduklarını düşünür. Bu düşünce, sonunda kişinin cinsel gücünü de etkileyebilir. Başlangıçta hiçbir sağlam temeli olmayan bir "ben beceriksizim, yetersizim" düşüncesi, sonuçta kişiyi gerçekten beceriksizleştirebilir. Bazen de kişilerin genel bir aşağılık kompleksine değil, sadece cinsel yeteneklerinin yetersizliğine ilişkin bir duygunun etkisi altında kaldıkları görülür. Çoğu zaman bunun nedeni, kişinin çocukluk ve ergenlik döneminde arkadaşlarından dinlediği, gerçekle ilgisi olmayan mucizevi cinsel başarı öyküleridir. Bir başka delikanlının bir gecede dört kadınla birlikte yattığını ve sekiz defa "yaptığını" işiten deneysiz bir gencin kendisiyle ilgili bir kuşkuya kapılması doğaldır. Oysa çoğu zaman bunlar doğru değildir ve zaten herkesin cinsel tepkilerinin her zaman birbirinin aynı olması da beklenemez. Kadın ve erkek her insanın, başkasıyla kıyaslanamayacak kendine özgü bir cinsel doyum ve başarı düzeyi vardır. Bundan fazlasını beklemek bu düzeyi de düşürebilir. Bir gecede iki kereden daha fazla "yapamadığını" gören bir erkek aşağılık duygusuna kapılabilir ve bu da ertesi gece onun bir kere bile "yapmasını" engelleyebilir.
Erkeklerin cinsellikle ilgili aşağılık duyguları çoğu zaman penislerinin büyüklükleri noktasında toplanır. Ergenlik çağındaki erkek çocuklar arasında en sık görülen seks oyunlarından biri, penis büyüklüklerinin karşılaştırılmasıdır. Bu tür deneyler sonunda bazı kişiler penislerinin diğer erkeklerinkinden küçük olduğu kanısına varabilirler ve cinsel gücün, penis büyüklüğüne bağlı olduğu gibi yanlış bir düşünce de taşıdıkları için, kendilerinin eşlerine zevk verecek kapasitede olmadıklarından endişe edebilirler.
Cinsel organ büyüklüğü, bir çok toplumda görülebilen bir saplantıdır. Bugün Selçuk'taki Efes müzesinde bulunan Romalılar dönemine ait Bes Tanrısı Heykeli, bir cinsel ve toplumsal güç simgesi olarak büyük penisin taşıdığı önemi gösterir. Rönesans dönemi Avrupası'nda da Aristokrat Sınıf'tan erkeklerin de, cinsel organlarını büyük göstermek için pantolonlarının içine çeşitli maddeler yerleştirdikleri bilinir. Penis büyüklüğü saplantısı, çeşitli kültürlerde, cinsel faaliyetin başlatıcısı ve aktif öğesi olarak erkeğe verilen önemle ilgilidir. Kadının pasif ve bekleyen bir seks nesnesi, erkeğin ise cinsel hazzın asıl "sahibi" olarak görülmesi, penise de gerçek dışı bir rol yüklemiştir. Oysa organ büyüklüğünün cinsel güçle bir ilişkisi yoktur. Bu, büyük burnu olan erkeklerin büyük penise, büyük ağzı olan kadınların da geniş dölyoluna sahip oldukları iddiasına benzeyen bir hurafedir. Diğer yandan, büyük penisli erkeklerin eşlerine daha çok zevk verecekleri düşüncesi de doğru değildir. Cinsel birleşme sırasında dölyolunun en duyarlı bölümü, ağıza yakın alt kısımlarıdır; penis, büyüklüğü ne olursa olsun, dölyolunun bu kısmına değecek bir uyarıcı görevini yapacaktır. Üstelik, çoğu kadının asıl cinsel duyarlık merkezi; dölyolu değil, klitoristir. Cinsel birleşme sırasında klitoris erkeğin penisine değil, penisin üstünde yeralan tüylü bölgeye değer ve bu bölgenin basıncıyla uyarılır. Eğer bir kadın, sırf bilgisizlikten ötürü, büyük bir penisin kendisine daha çok zevk vereceği düşüncesine saplanmışsa ve bu saplantıdan ötürü küçük penisler kendisine psikolojik bir haz vermiyorsa, sorun organ büyüklüğünden değil, yalnızca bir psikolojik koşullanmadan kaynaklanmaktadır.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:43
CİNSEL SORUNLAR VE SAĞLIK

Kadın ve erkeklerdeki iktidarsızlık ve soğukluk gibi cinsel sorunların çok büyük bir bölümü psikolojik kökenlidir ama, fiziksel rahatsızlık ve hastalıkların sonucu olan cinsel yetersizlikler de vardır. Özellikle, gençlikte gözükmeyen ama ilerleyen yaşla birlikte ortaya çıkan şeker hastalığı, kalp, karaciğer ve böbrek rahatsızlıklarının cinsel yaşamı olumsuz yönde etkilediği ileri sürülmektedir. Kalp uzmanlarının, kalp hastalarının cinsel yaşamıyla ilgili olarak İngiltere'de yaptıkları bir araştırma şu sonuçları vermiştir: kalp hastalarının yüzde 10'u ağır bir krizden sonra cinsel güçlerini bütünüyle yitirmiş gorünmektedir; yüzde 60'ının cinsel yaşamı düzensizleşmiş ve cinsel birleşmeden aldıkları zevk azalmıştır. Geri kalan yüzde 30'un cinsel etkinliklerinde bir değişme olmamış, krizi geçirdikten bir süre sonra normal cinsel ilişkilerine yeniden başlamışlardır. Görünüşte, enfarktüse benzer kalp hastalıkları cinsel yaşama ağır bir darbe indirmektedir. Ancak, yapılan araştırma, bu hastaların üçte ikisinin geçirdikleri krizin cinsel yaşamlarını ne yönde etkileyeceği konusunda hiçbir hekime danışmadıklarını da ortaya koymuştur. Buradan da anlaşılmaktadır ki, hastaların çoğu bilgisizlikten ve korkudan ötürü, cinsel faaliyetlerini kendi kendilerine kısıtlamıştır. Araştırmayı yürüten kalp uzmanları, böyle bir kısıtlamanın oldukça gereksiz olduğunu, hatta tam tersine hastanın durumunun daha da kötüleşmesine neden olabileceğini belirtmektedir. Dahası, araştırmada, hastanın yaşı da geçirdiği krizin sertliği ile cinsel faaliyet düzeyi arasında anlamlı bir bağ da bulunamamıştır. 43 yaşında ikinci bir enfarktüs geçirmiş bir erkek, kısa bir süre sonra cinsel yaşamına aynı tempoda yeniden başlamış, buna karşılık 46 yaşında ve oldukça hafif bir enfarktüs geçiren bir başka erkek cinsel birleşmeyi kendi kendine yasakladığı için giderek isteği de zayıflamıştır. Sevişme ve cinsel birleşme sırasında insanın kalp atışlarında, soluğunda ve kan dolaşımında büyük bir hızlanma olduğu
doğrudur. Daha önce kriz geçirmiş kişilerin sevişme sırasında kendilerini fazlaca zorlamaktan kaçınmaları da yararlı olacaktır. Ama bu kişiler kalplerini aşırı zorlamaksızın da doyurucu bir cinsel deney yaşayabilirler. Öte yandan, çalışırken ve gündelik yaşam içinde kalplerine cinsel birleşmedekinden çok daha fazla bir yük bindiriyor da olabilirler. Enfarktüs krizi geçirmiş 14 kişi üzerinde yapılan incelemeler, bu hastaların bir gün içinde, çeşitli zamanlarda örneğin sıkışık bir trafikte araba kullanırken, işlerinde çetrefil bir sorunla uğraşırken ya da hararetli bir tartışma içindeyken kalplerini çok daha fazla yorduklarını göstermiştir. Alınan elektrokardiyogramlar bunu kanıtlamaktadır. Birçok hekim, kalp hastalarının bir kat merdiven çıkabilecek ya da birkaç dakika hızlı yürüyebilecek durumda oldukları sürece rahatlıkla cinsel ilişkiye de girebileceklerini belirtmektedir. Cinsel birleşme sırasında geçirilen kalp krizleri üzerinde yapılan bir çalışma da oldukça anlamlı bir sonuç koymuştur ortaya: bu krizlerin büyük bir bölümü, evli kişilerin evlilik dışı cinsel ilişkileri sırasında meydana gelmiştir. Bunun bir nedeni, bu tür ilişkiler sırasında alınan ağır alkol ve aşırı yemek ise, bir nedeni de böyle bir ilişkinin kişiye büyük bir kaygı, duygusal gerginlik, hatta korku vermesidir. Başka bir deyişle, krizin asıl nedeni cinsel birleşme değil, bu birleşmenin yakalanma korkusu içinde, sıkıntılı ve gergin bir ruh hali içinde yapılmasıdır.
Bunun dışında, bazı damar rahatsızlıklarının ve özellikle şeker hastalığının kişinin cinsel tepkilerini etkilediği bilinmektedir. Ama bu etki, hastalığın ilerleme derecesine göre ve kişiden kişiye değişmektedir. Diğer taraftan bu hastalıkların etkisi, doğru bir yemek rejimi ve yaşam tarzının benimsenmesiyle büyük ölçüde giderilebilmektedir. Bu konuda kişilerin hekime danışmadan kendi yersiz korkuları ve kulaktan dolma bilgileriyle hareket etmeleri yanlış olur.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:44
CİNSEL SORUNLAR VE RUH SAĞLIĞI

Ruhsal bakımdan sağlıklı bulunan kimselerde cinsel sorunlar görülebildiği gibi, bu sorunların birtakım psikiyatrik bozukluklar eşliğinde ortaya çıktığı da olur. Sorunların giderilmesi açısından ruhsal sorunlar ile cinsel davranış bozuklukları arasındaki ilişkinin iyi kavranması çok önemlidir. Çünkü benzer psikiyatrik belirtiler gösteren kimselerin birbirinden çok farklı cinsel tutumlar içinde bulundukları gözlenmiştir. Üstelik çeşitli psikiyatrik sorunların tedavi yöntemleri farklıdır. Bu nedenlerden ötürü, cinsel terapi uzmanının aynı zamanda psikiyatrik sorunların tanısı ve tedavisi konularında da beceri sahibi olması önemlidir. Özellikle endişe ile cinsel sorunlar arasındaki ilişkinin doğru saptanması gerekir. Herhangi bir psikiyatrik sorun yüzünden zeten endişe yaşamakta olan ve bunun bir yan etkisi olarak cinsel işlevleri bozulan bir kimsenin durumu cinsel sorunlar yüzünden endişelenen kimsenin durumundan farklıdır. Eşlerden biri psikozda ise; çifte cinsel terapi uygulamak, psikiyatrik sorunun büyüyerek tehlikeli bir hal almasına yol açabilir.
Cinsel sorunlara genellikle eşlik eden ruhsal hastalıklar ; ruhsal çöküntüler ve duygusal bozukluklar, nevroz ve kişilik sorunları, şizofrenidir. Ruhsal çöküntü (depresyon) bunların başında gelir. Bu, cinsel işlevlerinde bir aksamadan ötürü tedaviye başvuran kişilerin büyük çoğunluğunda görülen bir durumdur. Ruhsal çöküntü; bireyin libidosunu etkiler ve cinsel isteğini azaltır. Sonuç olarak erotik heyecanlanma güçleşir ve böylece erkeklerde iktidarsızlık, kadınlarda orgazm güçlüğüne yol açmış olur. Özellikle çöküntü içindeki erkeklerde penisin sertleşmesi güçleşir. Hastanın bu durumdayken doğrudan cinsel terapiye alınması olanaksızdır. İlk olarak ilaç ve psikoterapi yoluyla ruhsal çöküntünün giderilmesine çalışılır. Psikanalizci ruhbilimciler ruhsal çöküntüyü "bir sevgi nesnesinin yitirilmesine gösterilen bir çeşit ilkel yas tutma" olarak tanımlar. Öte yandan daha bedensel yönelimli uzmanlar bu sorunu kimyasal bir bakış açısından değerlendirerek bunun kalıtım yoluyla aktarılan ve beyin metabolizmasını ilgilendiren psikosomatik bir durum olduğunu ileri sürmektedir. Tedavide hastalığın hem kimyasal hem de ruhsal belirleyicilerinden yola çıkmanın en iyi sonuç verdiği bilinmektedir.
Nevroz türü ruhsal bozuklukların normal davranışlardan farklılığını saptamak güçtür. Çünkü psikoz türünden ruhsal hastalıklardan farklı olarak nevrozlu kimsenin gerçekle bağları kopmamıştır. Oldukça akılcı biçimde davranır, yargı ve fikirleri tuhaf değildir, kişiliğinde herhangi bir çözülme gözlenemez. Bu kimseler, bilinçaltlarından kaynaklanan çelişkiler yüzünden gerçekçi olmayan, yıkıcı birtakım davranışlara yönelir. Saplantı biçiminde düşünceler, sürekli el yıkama, aşırı ölçüde temizlik yapma gibi davranışlar, herhangi bir bedensel nedeni olmayan histerik belirtiler, nevroz durumunun özellikleridir. Kişilik sorunu olan kimseler ise benzer belirtiler göstermeyip, başkaları ile olan ilişkilerinde çarpık, yıkıcı davranışlara yönelirler. Anti-sosyallik, aşırı duygusallık, kuşkuculuk, ani duygusal patlamalar, kişilik sorununun çeşitli görünümleridir. Eskiden çoğu ruhbilimciler cinsel sorunları tümüyle nevroz sınıflandırmasına dahil etmekteydi. Penisi sertleşmeyen erkek, orgazma ulaşamayan kadın, eşcinsel ya da kırbaçlı türden fantazileri olan bir kimse, hem kendi çevresinde hem de psikiyatrist tarafından nevrozlu bir hasta olarak görülürdü. Oysa bu anlayış değişmiştir. Cinsel sorunları olan bazı inszanlarda, bu sorunun kişinin ruhsal derinliklerinde yatan duygusal sorunlarının belirtisi olduğuna rastlandığı gibi, bazı hastaların cinsel sorunlarının herhangi bir nevrozdan ya da kişilik sorunundan kaynaklanmadığı da gözlenmektedir. Hatta öyle nevrozlu hastalar vardır ki son derece normal bir cinsel yaşam sürdürürler. Bununla birlikte, psikanaliz okulunun nevroz açıklamasında kullandığı bilinçaltı kökenli davranışlar, çelişkiler, bastırma gibi terimler bugünkü uygulamada cinsel sorunların tedavisinde büyük ölçüde yararlanılan kavram ve araçlardır. Cinsel birleşmede bulunup boşalma yaşadığı an bedensel bir zarar göreceği inancı ve korkusuyla yaşamakta olan bir erkeğin iktidarsızlık sorunu ancak bu bilinçaltı olgu açığa çıktığında anlaşılabilir. Gerçekte bu bedensel zarar görme kaygısına pek çok cinsel sorunun kökeninde rastlanır. Bu gibi sorunlu kimseler çocuksu korkularını eşlerine de aşılayabilirler. Sevdikleri tarafından denetim altına alınacaklarına ya da terk edilerek büyük acılara maruz kalacaklarına ilişkin bilinçaltı korkular besleyen kimselere cinsel sorunlular arasında oldukça sık rastlanır.
Nevrozlu hastalar cinsel coşkulanma durumunda büyük endişe yaşayabilirler. Çoğu kez karşılaştıkları çelişkiyi yenmek için erotik uyarımlardan kaçmak ya da bu uyarımların önüne geçmek için birtakım özürler bulurlar. Bu gibi durumlarda tedavi stratejisi, hastaya erotik bağlam içinde yaşadığı endişeye karşı koyabilmesi için bir takım araçlar kazandırarak bu sırada onun erotik uyarımlara karşı ortaya çıkardığı özürleri yavaş yavaş ortadan kaldırmaktır. Cinsel terapide çiftlerden biri ya da her ikisi koyu bir nevroz içindeyse durum oldukça güçleşir. Çünkü terapi, çiftlerin kendilerini tedaviye ne ölçüde hazır hissettiklerine bağlıdır. Nevroz varlığında hem tedavinin süresi uzayabilir, hem de sonuçtan kesinlikle güvenli olunamaz. Çocuklukta takılmış, ruhsal çöküntülü ve nevrozlu bir erkeğin erken boşalma sorununu tedavi ettirdikten sonra boşalma tepkisi konusunda tam bir denetim kazandığı görülmüştür. Buna benzer biçimde orgazma ulaşamayan bir kadın bu güçlüğü yenerek orgazm yaşayabilir. Fakat yine de eksikliğini hissettiği ruhsal huzuru bulamamış olabilir. Cinsel terapi, söz konusu cinsel çelişkiyi çözüme kavuşturarak hastanın cinsellik karşısında duyduğu endişeye karşı bir savunma geliştirerek sadece cinsel sorunu halledebilir. Çoğu örneklerde görüldüğü gibi hasta, mutlu bir cinsel yaşama kavuşmasına karşın temeldeki nevrozunun sıkıntısını yaşamaya devam eder. Bazen de nevrozlu kimsenin gördüğü cinsel tedavi, söz konusu cinsel sorununun ötesinde bir yarar sağlar. Cinsel sorunu çevreleyen endişeden kurtulmanın yol açtığı rahatlık, hastanın ruhsal bütünlüğü üstünde etki yaparak tam bir iyileşme sonucunu doğurur. Şizofreni tanısı taşıyan kimselerin genellikle cinsel bakımdan sorunlu oldukları sanılır. Oysa cinsel işlevleri tamamıyla yerinde olan pek çok şizofren vardır. Öte yandan şizofreni ile cinsel sorunlar arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır. Şizofren bir kimsenin cinsel sorunları bedensel cinsel işlevlerden çok, bu kimsenin eşiyle ve dış dünyayla olan ilişkisindeki bozukluktan kaynaklanmaktadır.


İnsanların hem ruhsal hem de bedensel sağlığının çok büyük ölçüde cinsel yaşamlarına bağlı olduğu düşüncesi, Sigmund Freud 'un ilk yapıtlarını yayınladığı 19. yüzyıl sonundan beri gittikçe daha çok yandaş bulmaktadır. Freud'a göre, uygarlığın gelişmesi, cinsel dürtüleri ve cinsel yaşamı sınırlamakta, bu da insanlarda nevrozlara ve ruhsal bozukluklara yol açmaktadır. Ama bu bastırılmış cinsellik ve beraberinde getirdiği sinir ve ruh hastalıkları, modern toplumun nimetlerinden yararlanmak için ödemek zorunda olduğumuz bedeldir: cinsel yaşam bir sorun haline gelmekte, ama insanlar da daha rahat yaşama olanağına kavuşmaktadır. Bu görüşe, Freud'un kendi çalışma arkadaşlarından karşı çıkanlar olmuştur. "Cinsel Devrim " ve "Bedensel Boşalmanın İşlevi " adlı incelemelerin yazarı Wilhelm Reich , aslında cinsellikle uygarlık arasında bir çatışmanın olmadığını ileri sürmüştür. Reich'a göre, cinselliği bastıran ve sınırlayan, uygarlığın kendisi değil, sadece bugünkü biçimidir. Günümüzün baskıcı toplumları, cinsel doyumu engellemektedir. Cinsel doyumsuzluk, delilikten kansere kadar birçok toplumsal ve bedensel hastalığın nedenidir. Reich'a göre, insanlar cinsel yaşamlarında özgürleştiklerinde, toplum hem gerçekten uygar hem de sağlıklı hale gelecektir. Uzmanların çoğunluğuysa, bu türden felsefi ve toplumbilimsel sorunlara hiç girmeksizin, insanların cinsel yaşamının sorularla dolu olduğunu belirtmekle yetinmektedir. "İnsanm Cinsel Tepkisi " adlı araştırmanın yazarları Masters ve Johnson, 1970'de yayınlanan ikinci kitapları "İnsanın Cinsel Yetersizliği "nde şöyle demekteler: "Amerika Birleşik Devletleri'ndeki evli çiftlerin en az yarısı, ya cinsel yaşamlarında dumura uğramışlardır ya da yakın bir gelecekte bu duruma geleceklerdir". Bununla birlikte, cinsel sorunlar yalnızca ABD gibi sanayileşmiş modern toplumlarda değil, şu ya da bu ölçüde tarihin bütün evrelerine ve çeşitli toplumlarda ortaya çıkmıştır. İlk ve Ortaçağ hekimlerinin bu sorun üzerinde durduğu ve cinsel rahatsızlıkları gidermek için çareler önerdikleri bilinmektedir. Yine de bugünkü anlamıyla cinsel sorunların, daha kesin bir deyişle, iktidarsızlık ve soğukluk gibi sorunların, esas olarak modern zamanlarda yaygınlaştığı söylenebilir. Cinsel sorunlar, kadın ve erkeklerin normal bir cinsel ilişkide bulunmalarını güçleştiren ya da büsbütün önleyen psikolojik engellerdir. Çoğu zaman çocukluk yaşantılarından ya da çok başarısız bir ilk cinsel deneyden kaynaklanan korku, aşağılık duygusu, sıkılganlık ve suçluluk duygusu gibi psikolojik engeller ve iç yasaklar insanlarda cinsel arzuyu azaltmakta, heyecan ve orgazma yol açan cinsel refleksleri sınırlamaktadır. Kısacası, insanın normal cinsel tepkisini engellemektedir. Kuşkusuz, organ bozuklukları, alkolizm, şeker hastalığı ya da kromozom bozuklukları gibi fiziksel ve biyolojik nedenler de soğukluk veya iktidarsızlık gibi sorunlara yol açabilirler. Ama cinsel sorunların en yaygın kaynağı, psikolojik ve toplumsal engellerdir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:45
Cinsel sorunlara yaklaşım nasıl olmalıdır?


Cinsel işlev bozuklukların tedavisine yönelik geleneksel yaklaşımlarla, modern seks terapileri arasındaki köprünün temelleri 1970 yılında Masters ve Johnson sayesinde atılmıştır. Master ve Johnson’dan önce cinsel işlev bozukluklarının yalnızca erken çocukluk deneyimlerinden ve özellikle ve anababa-çocuk ilişkilerinden kaynaklandığı düşünülürdü. Bu nedenle bireysel olarak uygulanan ve bilinçdışı çatışmaları içgörü kazandırmaya veya çözmeye yönelik psikanalitik tedaviler en çok tercih edilen yaklaşımlardı. Ancak psikanaliz bile CİB olan bireylere nadiren yararlı olabiliyordu. Bu yaklaşımların gerek fonksiyonel bozukluğu olan kişi, gerekse terapist yönünden zaman alıcı ve pahalı olması, tedavinin sadece sorunlu bireye odaklanması, alınan sonuçların net ve yüz güldürücü olmaması gibi nedenlerle tedavide başarıdan söz etmek güçleşiyordu. Ayrıca 1940’lı yılların sonlarına kadar cinsel sorunlar çok az tartışılmakta idi ve çoğu hekim hastalarına cinsel sorunlarına katlanabilmeleri yönünde destek vermeye çalışıyordu.



1940’lı yılların sonlarında Kinsey ve arkadaşlarının (1948, 1953) çalışmalarında cinsel ilişki ve bu ilişkiden kaynaklanan sorunlara vurgu yapılmış, 1956’da ise Semans erken boşalma tedavisinde özgül bir teknik (dur-başla tekniği) önermiştir. Wolpe’nin (1958) erektil işlev bozukluklarında sistematik duyarsızlaştırma tekniğini kullanması ile davranışsal yöntemler gerçek anlamda cinsel işlev bozukluklarının tedavisine girmiştir. Ardından Lazarus (1963) ve Brady’nin (1966) frijidite, Haslam’ın (1965) vajinismus, Friedman’ın (1968) da ereksiyon bozukluğunun tedavisinde benzer yöntemleri kullanmalarıyla tedavide psikanalitik yaklaşımlardan davranışçı yöntemlere doğru bir kayma olmuştur. Yine, Lobitz ve ark. (1967) vaginismus için dereceli dilatatör, anorgazmi için kendi kendini uyarma gibi özgül teknikleri geliştirmişlerdir. İngiltere’den Friedman’ın (1962) kitabı ise kadınlardaki cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde kısa psikoterapötik yaklaşımlarla davranışçı tekniklerin birlikte kullanılması ve bu yöntemin etkinliği konusunda önemli bilgilerin aktarılmasını sağlamıştır. Bugün cinsel işlev bozuklukları alanında kullanılan modern seks terapi yaklaşımları ile, sözü edilen tüm davranışçı yaklaşımlar arasındaki en önemli farklardan biri tedavinin odaklandığı yer olmuştur. Masters ve Johnson dönemine kadar ister davranışçı ister psikanalitik yönelimli olsun, tüm terapötik yaklaşımlar çifti değil sorunlu bireyi odak almış ve tedavi sadece sorunlu bireye yönelik olarak yapılmıştır (Sungur 1993).



Masters ve Johnson’un 1970 yılında yayınladıkları “İnsanın Cinsel Yetersizliği” adlı kitapta yazarlar sorunun kaynağından çok, CİB’nun devam etmesine yol açan etkenlere odaklanarak CİB tedavisine yepyeni bir anlayış getirmişlerdir. Davranışçı yöntemlerin ön plana çıktığı ancak temelde eklektik kabul edilen bu yaklaşımda hedef çiftin cinsel ilişkisinin niteliğini düzelterek cinsel işlevdeki aksamaları ortadan kaldırmak olmuştur.



Genel bir çerçeve içinde Masters ve Johnson’un tedavi yaklaşımlarının yapısında şu özellikler göze çarpar (Sungur 1993):



-Terapi görüşmeleri haftanın her günü yapılır ve genellikle 3 hafta içinde tamamlanır.

-Yalnız CİB olan bireyler değil, eşleri de tedaviye katılır.

-Terapist davranışsal bir yaklaşımla genel olarak çiftlerin cinsel aktivitelerini aşamalı olarak yapılandırırken, cinsel işlev bozukluklarının türüne yönelik net ve kolay anlaşılan özgül teknikler de çiftlere öğretilir ve bunlarla ilgili ev ödevleri verilir.

-Terapi sırasında terapistin cinsiyeti CİB olan eşin cinsiyetine göre belirlenir. Bu esnada bir ko-terapist ise diğer bir eşle terapileri sürdürür. Sonuçta bir terapist ve bir ko-terapist çifte yönelik ortaklaşa çalışırlar.



Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi Masters ve Johnson, yaklaşımlarında tedavinin odağını bireyden çifte ve çiftin ilişkisine yöneltmişlerdir. Tedavi yaklaşımlarında ise işlev bozukluğunun türüne özgü tekniklerin kullanımı ön plana çıkmıştır. Tedavi sonuçları açısından bakıldığında ise Masters ve Johnson’un geleneksel yaklaşımın dışına çıkarak tedavi sonundaki başarı oranları yerine başarısızlık oranlarını belirttikleri görülür. Bu oran tedavi uyguladıkları 500’ü aşkın çiftte % 18.9 olarak belirtilmiştir (Hawton 1985).



Bu araştırmacıların seks terapileriyle aldıkları çarpıcı sonuçlar, kullandıkları yöntemlerin soruna yönelik, net, kolay anlaşılabilir olması cinsel alana çeşitli disiplinlerden büyük bir ilginin yönelmesine neden olmuş ve 70’li yıllardan itibaren Cinsel işlev bozuklukları üniteleri dünyanın çeşitli bölgelerinde kurulmaya başlanmıştır.(Catalan ve ark. 1990) Masters ve Johnson’ın çarpıcı tedavi sonuçlarının oluşturduğu yoğun ilgi bu alandaki gelişmeleri hızlandırarak bugünkü ve gelecekteki seks terapi uygulamalarının yolunu açmıştır. Ancak zamanla Masters ve Johnson’ın elde ettiği sonuçlar çeşitli yönlerden eleştirilere de hedef olmuş (Zilbergeld ve Evans,1980), bazı kontrollü çalışmalar ve kontrollü terapi sonuçları seks terapilerinin terapötik etkinliğine daha gerçekçi yaklaşılması gereğini ortaya koymuştur (Bancroft ve Coles 1976, Satile ve Kilmann 1977, Kilmann ve Auerbach 1979, Marks 1981, Hawton 1982). Başka bir deyişle seks terapileri bazı olgularda çok etkili olabilmekte ancak bazılarında da etkisiz kalabilmektedir.



Daha sonraki araştırma bulguları terapi sonuçlarındaki bu prognostik değişkenliğin yordayıcılarla açıklanabileceğini göstermiştir. Bunlar arasında CİB’nun türü, genel olarak evlilik ilişkisinin niteliği, cinsel ilişkinin niteliği, çiftin birbirlerini ne oranda çekici bulduğu, çiftin tedavi motivasyonları, ağır psikiyatrik bozukluğun eşlik etmesi (O’Connor 1976, De Amicis ve ark. 1985, Hawton 1985, Whitehead ve Mathews 1986, Hawton ve Catalan 1986), ve ev ödevlerine uyum (Hawton ve ark. 1986) sayılabilir.



1980’lerden sonra terapinin etkinliğini arttırmak ve temelde terapiyi daha ekonomik bir biçime getirebilmek amacıyla Masters ve Johnson’ın uygulama biçiminde bazı değişiklikler yapma anlayışı içine girilmiştir . Clement ve Schimidt, haftada bir veya iki kez yapılan terapilerin etkinliğinin hergün yapılan terapilere göre üstünlüğünü göstermişlerdir. Bunu çift terapistle yapılan terapilerin, tek terapistle yapılan terapilere üstün olmadığının gösterilmesi izlemiştir. Crowe ve arkadaşları ve LoPiccolo ve arkadaşları terapistin cinsiyetinin, sorunlu eşin cinsiyetine göre ayarlanmasının terapötik etkinliği genel olarak artırmadığını göstermişlerdir. Bu bulgular ile günümüzde seks terapileri daha çok tek terapistle ve haftada bir yapılan görüşmeler biçiminde yürütülmektedir.Ülkemizde bugünkü anlamda seks terapilerinin ilk denemeleri bilindiği kadarıyla İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı bünyesinde 1979 yılında başlatılmıştır. Daha sonra 1986 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bünyesinde daha çok erkek CİB olgularını ele alan bir ünite kurulmuştur. İlk cinsel işlev bozuklukları kongresi 1988 yılında düzenlenmiştir.



Kliniğimizde (ANCETEM
Ankara Cinsel işlev & Evlilik Terapileri Merkezi) ise 1980’lerin 2. yarısından sonra faaliyete geçen modern seks terapileri uygulamaları artan talep doğrultusunda 1993 yılında ünite biçimine dönüştürülmüş; o tarihten beri de hasta kapasitesi ve sunulan hizmetin niteliğiyle özellikle İstanbul ve Ankara’da toplanan az sayıdaki merkezin en önemlilerinden birisi olmuştur. Psikiyatri, üroloji, jinekoloji, deontoloji gibi diğer disiplinlerin büyük bir katılımla ilk kez biraraya geldiği 1. Cinsel işlev ve fertilite bozuklukları ulusal kongresi de 1996 yılında Kliniğimiz, Ünitemiz ve Kognitif Davranış Terapileri Derneği öncülüğünde yapılmıştır.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:45
Cinsel İlişki Sayısı ve Sıklığı

Zaman içerisinde gelen emaillerin bir kısmında bu tip sorulara rastlamaya başladığımı farkettim.Daha evvel bu konuda yazma gereği duymamıştım.Çünkü yemek yemek veya cinsel ilişkiye girmek benzer hislerin getirisi sonucu oluyordu.Nasıl acıkınca yemek yiyorsanız bunun sayısını ve miktarını saymıyorsanız cinsellikte ihtiyacınız olduğunda gerektiği kadar yaşanır.Bunun için bir skor tabelası tutmaya gerek yoktur.Burada sorunu ikiye ayıralım;

Birinci grup hislerini başkalarına göre ayarlayanlar,

İkinci grup ise hissettiklerinin dolayısıyla yaşadıklarının yeterli olmadığını düşünen veya bunu hissedenlerdir.

İkinci grup bir sorunun varlığını hisseden veya yaşayanlardırki bunlar bir hekime baş vurup nedenini öğrenip çözüm sağlamalıdırlar,bunuda çekinmeden yapmaları gerektiğini neden çekinmemeleri gerektiğini yazının devamında okuyacaklar.

Üreme içgüdüsünün sonucu olarak cinsel istek vardır ve cinsellik yaşanır,yaşanmak zorundadır.Çünkü içgüdüler doğuştan vardırlar.Canlının yaşamını devam ettirebilmesi için bunları yapması gerekir.(Yemek yemek gibi) İçgüdüler değiştirilemez.Yok edilemez ve birinin yerine diğeri konulamaz.

Yaşamak demek kabaca insan bedeninin canlı olarak dünyada bulunmasıdır.Her canlı yaşamının bitmesini istemez.Bedeninizi dünyada devamlı bırakmak istersiniz.O zaman bedeninizi dünyada bırakmak için tek yolunuz kopyalama şansınızdır bu kopyalamayıda çocuk yaparak sağlarız,bedenimizin kopyası çocuğunuz sizden sonrada bedeninizin canlı olarak dünyada kalmasını sağlayacaktır.Siz değilmisiniz çocuğununuzu o benim kanım canım diye seven.

Cinselliği evet zevk için de yaşarız.Ama bu zevk üreme içgüsünü giderebildiğimiz doyurabildiğimiz içindir.Yemek yemenin karınımızı doyurması bu doygunlukla açlık hissinin kaybolup o süre için bedenimize gerekli enerjiyi sağlayıp yaşamda kalabilmeyi garantilediğimiz içindir ve bu bize zevk verir.

Cinsel güç miktarı 3 ana nedenden dolayı değişebilir.

1)Bedensel nedenler:

Cinsel isteğin az olması bazen bedensel nedenlerden dolayı olmaktadır.Bunun içinde belirtilen hormon eksiklikleri,bedensel bazı hastalıklar veya başka bir hastalık için kullanılan ilaçların yan etki olarak kalıcı veya geçici cinsel isteksizlik yapmasıdır.

#Burada önemli bir ayrımı vurgulamak isterim.Cinsel isteksizlik dedik cinsel yetersizlik değil.Cinsel yetersizlik cinsel arzunun olup bunun bedensel bazı eksiklilkler bozukluklar yüzünden gerçekleştirilememesidir.Mesela erkekte cinsel birleşme arzusu var ama bir hastalık yüzünden penisinde sertleşme olmuyor.Cinsel isteksizlikte ise bunu yapmak için zaten istek yok.

2)Psikolojik nedenler:

İnsanın içgüdülerinde öncelik sırası vardır.Bİrinci sıradakiler yaşamınızı devam ettirmek için yapmak zorunda olduğunuz şeylerdir.Mesela su içmek gibi.Su içmezseniz kısa sürede ölürsünüz.Kişinin birinci hissi o günkü varlığını sürdürebilmek için gerekli şeyleri yapma zorunluluğudur.Bunu tamamladıktan sonra ancak diğerlerine sıra gelir.Bunun en basit komik örneği '' fakirin karnı doyunca nokta noktası kalkar'' örneğidir.Sağlıklı bir cinsel arzu duyabilmek ve cinsellik yaşayabilmek için bir kişinin önce o gün için çözmesi gerekli olan şeyleri çözmesidir.Uykusunu uyuması, yemeğini yemesi ,barınacak yerini sağlaması gibi ve yarını için de en azından çok fazlaca kaygı duymamasıdır.Demekki gelecek sorunlarınız kadar gündelik sorunlarınız cinsel isteğinizi etkilemektedir.Bunun yanısıra cinsellik-cinsel istek bir hesaplar zinciridir.Cinsellik isteyerek yaşandığında her zaman zevk verecektir.Ama bununda bir bedeli vardır.Bu bedel bazen getirdiği hazdan daha fazla acı ve mutsuzluk verebilir.Bu gibi durumlarda beyin kişiyi koruma altına alarak negatif etkilerden koruyup daha fazla acı çekmesini engellemek için cinsellik dürtüsünü bir süreliğine baskılayabilir veya başka yerlere yönlendirir.Ama bu bir çözüm sağlamaz çünkü güdüleri yaşamak zorundayız ve başka yere yönlendiremeyiz.Kısa sürede bunu çözmek gerekir.

Cinsellikteki negatif etkiler

kızlık zarı korkusu,

gebe kalma kaygısı

can acısı duyma kaygısı

cinsel yasaklamalar cinselliği kötü kabul etme

anne baba ve çevrenin ne düşüneceği fikri

çirkin beden veya herhangi bir organ kaygısı

utanma

mukayese edilme korkusu

kullanılma kaygısı

daha önceden cinsel tacize uğramış olmak

yetersiz olup alay edilmesi fikri

cinsel hastalık veya bulaşıcı hastalık kapma korkusu

pişmanlık korkusu

aldatılma

aldatma

partnerin; kendisi hakkında ne düşüneceği

ona nasıl davranacağı başkalarına anlatıp anlatmayacağı,

bu ilişki yüzünden bir sorun yaşatıp yaşatmayacağı

gibi nedenlerdir.Bu nedenlerin baskın olduğu durumlarda insan bunların getireceği negatif etkileri yaşamamak için cinsellikten uzaklaşırlar.

Partneri beğenmemek veya istememek veya zorunluluktan beraber olmakda cinsel isteği azaltıcı nedenlerdendir.

3)Bedensel ve psikolojik nedenlerin birbiriyle etkileşimde olduğu dönemler:

Yukarıda saydığımız nedenlerin herhangi birinin diğeriyle beraber olmasıdır.



Bahsettiğimiz bütün nedenlerden dolayı kişilerin cinsel istek duyma seviyeleri zamandan zamana partnerden partnere koşuldan koşula farklılık gösterecektir.Bunun belirli bir sayısı yoktur.Nasıl acıkınca yemek yiyorsanız isteğiniz varsa ve koşullarınız da uygunsa yaşayabileceğiniz kadar yaşayacaksınız.Zorunlu bir rakam yok.

Bu konuda elde var olan sayılar belli miktarda aynı yaştaki kişilerin cinsel yaşamlarının istatistiksel ortalamalarıdır.Sizin için hiç bir gerçeklik ifade etmez.Var olan sizin kendi gerçeğinizdir.

Cinsel istekte ve ilişkideki sınır, partnerinize ve kendinize birşeylerin eksik kalmadığını hissettiğiniz andır. İşte bu yeterliliktir ve koşullara ve kişiye göre değişir.Şunuda unutmamak gerekirki her partneri tatmin edemezsiniz.Bunu yapmaya çalışırsanız yıldızları yakalamaya çalışan hayalperestler gibi olursunuz.

Gelelim özellikle erkeklerin merak konusuna

1) erkeklerde cinsel istek nasıl arttırılır?

2)yine erkeklerin sorduğu bir soru kadınlarda cinsel istek nasıl arttırılır?

Sağlıklı bir yaşam, sağlıklı bir beslenmeyle yani düzenli yaşayıp stresten, gerekli sorunlardan uzak durup beslenmenize de özen gösterirseniz spor yaparsanız vede akıllı olursanız daha evvel yazmış olduğumuz cinsel isteği azaltıcı nedenlerden kurtulmuş olur daha arzulu ve daha güzel bir cinsel yaşantıya sahip olursunuz. En önemli şeylerden biri beslenmedir.Cinsel isteği artırıcı özel bir gıda rejimi yoktur.Sağlıklı beslenip gerekli protein ve vitamini alırsanız faydasını göreceksiniz.

Bu arada hemen viagra gündeme gelebilir,bu tip haplar cinsel isteği olup çeşitli nendenlerden dolayı yeterli sertleşme sağlayamıyan kişilerde faydalıdır.Penis sertleşmesi sağlar.Cinsel arzusu olmayan kişiye bu tip haplar verildiğinde herhangi bir cinsel istek gelişmeyecektir.Bu yüzden cinselliği çevrenizdekilerin söylediklerine göre değil kendi hissettiğinize göre yaşamalısınız.Doğrusu budur yoksa dilin kemiği yok.Yaşadığınızı yaşayın istediğinizi söyleyin.Bu sefer onlarda sizin gibi düşünüp dursunlar.
Cinsel isteği arttırıcı bazı özel maddeler vardır ama bunlar gerekli görüldüğü zamanlarda doktor tarafından verilen ve kontrol altında verilen maddelerdir.Kendi başınıza kullanamayacağınız kullandığınızda fayda yerine zarar göreceğiniz şeylerdir.

-Cinsel isteksizlik duyduğunuzu ,yaşadınız veya hissettiğiniz cinselliğin yeterli olmadığını hissediyorsanız bir hekime baş vurabilirsiniz.Sorun varsa ortaya çıkarılır bedensel veya psikolojik tedavisi yapılır ve çözüme kavuşursunuz.Bunda utanmaya veya çekinmeye gerek yoktur.Rahatlıkla bu konuda destek almaktan çekinmeyiniz.

Lütfen cinselliği bu güzel hissi kendi kendinize etraftan duyduklarınızı zehir etmeyiniz.Çünkü cinselllik insan hayatında çok önemli bir yer tutmaktadır;güzel bir cinsel ilişki sonrası hayata daha olumlu baktığınızı ve daha pozitif düşündüğünüzü ve daha başarılı olduğunuzu biliyorsunuz.Bu hislerin getirdiği mutluluğu yaşamak istiyorsanız başkalarının düşüncelerine göre değil hissettiğiniz gibi ve doğru kaynaklardan bilgi alıp yönlenerek yaşamalısınız.Sağlıklı daha mutlu güzel günlere...

BARIŞ.K
14-11-05, 02:46
CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR

Üreme sağlığını etkileyen tehlikelerden biriside cinsel yolla bulaşan hastalıklardır.Dünya sağlık örgütünün tahminlerine göre ,her yıl yaklaşık 350 milyon kişi tedavi edilebilen cinsel yolla bulaşan enfenksiyonlara yakalanmakta,bu sayı ise tedavi edilemiyen viruslerin neden olduğu hastalıklarla birlikte milyarı aşmaktadır cinsel sağlıklarını korumaya yönelik bilgilerden ve becerilerden yoksun olan gençlerin cinsel yolla bulaşan enfenksiyonlara yakalanma oranı daha yüksektir. Cinsel Sağlık Bilgiler Eğitiminin uygulandığı ülkelerde yapılan araştırmalar bu eğitimi almış gençlerin daha geç cinsel ilişkiye başladıklarını ve güvenli cinsel ilişki davranışı gösterdiğini saptamıştır.Cinsel Sağlık Bilgiler Eğitimi sevgi ve insan cinselliğini bütünleştirerek sorumluluk anlayışını geliştirir.CYBE'lerden korunma,saygıya dayalı ve karşısındakine özen gösteren bir davranış gerektirir.Cİnsel Bilgiler Eğitimininde amacı budur.

CYBE'lerin etkileri CYBE'lerin bazıları vücüda girdikleri cinsel organlarda akıntı,yara,yumru,ağrılı şişlik,kızarılık ve deri değişmeleri oluştururlar.Vücüda girdikten sonra kan dolaşımına karışan etkenler yaşamını burada çoğalarak sürdürürler ve karaciğer,bağışıklık sistemi ve tüm bedeni etkileyen hastalıklara neden olurlar. CYBE'nin sonuçları Her zaman belirti vermeyebilirler özellikte kadınlarda erkeklere nazaran daha az belirgin semptomlar gösterirler.Beliti olmasa bile hastalık taşıyan kişilerce başkalarına bulaşabilirler. Virusların neden olduğu Hepatit B,AİDS hariç çogunun tedavisi ucuz ve başarılıdır.Kısırlığın en önemli nedenlerinden birisi tedavi edilmemiş CYBE'lerdir. Bazı CYBE'ler kadınlarda rahim agzı kanserlerine neden olurlar.Bagışıklı sistemlerde yetersizliğe neden olan AİDS hastalığı ise milyonlarca insanın ölümüne neden olmaktadır.Aşagıda belli başlı CYBE'ler yazılmıştır.

AİDS-Kazanılmış Bağışılık Yetmezliği Sendromu-
Bel Soğukluğu-Gonorrhea-
Cinsel Organ Siğilleri
Frengi-Sifiliz-
Hepatit-B
Klamidya
Mantar-Candidiasis-
Tricomonas
Herpes-Uçuklar

CYBE ve HIV/AİDS'den Korunma Yolları

CYBE'den korunmanın tek yolu cinsel ilişkiden kaçınmaktır.İnsanlarda yaşam boyunca cinsel ilişkiden kaçınmalarını istemek pek gerçekçi değildir.Bunun yerine sağlıklı ve bir tek eşle,birbirlerine sadık kalarak yaşamlarını sürdürmelerini istemek daha akıllıca bir yöntem olmasına karşın dünyada CYBE'lerin artmakta olması sadakat kuralının pek işlemediğini ve bu yüzden insanlara uygulabilirliği olmayan öneriler yerine cinsel ilişkide bulunan insanlara cinsel ilişkinin hangi koşullarda daha güvenilir olduğunu öğretmek asıl yol gibi gözükmektedir.

Güvenli cinsel davranış

Cinsel yolla bulaşan enfenksiyonların ve istenmiyen gebeliklerin oluşturacağı ruhsal ,bedensel ve toplumsal zararlardan kaçınmanın en etkin yolu güvenli cinsel davranış kazanmaktır.Güvenli cinsel ilişkinin basamakları şunlardır;

Cinsel ilişkiyi erteleyin, eğer erteleyemiyorsanız
Eşinize sadık kalın, eğer sadık kalamıyorsanız
Korunmalı cinsel ilişkiye girin ve Kondom kullanınız


Mastürbasyon,masaj,sürtünme cinsel organlara dokunma gibi davranışlar eşler arasında kan,semen yada vaginal salgı teması olmayacağı için mikrop geçmesine neden olmaz

Az tehlikeli cinsel davranışlar

Cinsel ilişki sırasında doğru ve zamanında uygulanmış bir kondom kullanılırsa hastalık riski azalır.Penisin agıza alınması,ağızın vaginaya dayanması,ağızın anüse dayanması,derin ve ıslak öpüşmede çok az sayıda kişi bu yolla mikrobu alsa da riskli olabilir.

Tehlikeli cinsel davranışlar

Kondom kullanılmadan yapılan vaginal seks,kondom kullanılmadan yapılan anal seks,kanamaya neden olan her türlü cinsel birleşme,oral seks sırasında salgı yada kanın agıza alınması gibi cinsel ilişki biçimlerinin tümü tehlikelidir. Cinsel ilişki dışı bulaşmaların önlenmesi

Hastalık etkenlerini taşıyan kişilerden kan organ sperm bağışlamalarının önlenmesi
Tek kullanımlık enjektörlerin kullanılması
kulak deldirme,manikür,pedikür,sünnet olma,epilasyon gibi işlemlerde tek
kulanımlık aletlerin kullanılması yasa iyi koşullarda sterilize edilmiş aletlerin kullanılması
Berberlerde her müşteriye ayrı jilet kullanılması
Diş fırcası,tırnak makası gibi kişisel eşyaların paylaşılmaması önemlidir.
Anneden bebege bulaşmanın önlenmesi
Anneden bebeğe bulaşan HIV yada Hepatit B gibi hastalık etkeni taşıyan kadın gebe kalmak istemiyorsa mutlaka korunmalıdır. Anne adayları HIV testi yaptırmaları konusunda uyarılmalı,HIV pozitif olarak saptanan anne adayları düşük için zorlanmamalı,bebeklerşni dünyaya getirmek istiyorlarsa gerekli tıbbi tedavi yapılmalı ve anne adayı aydınlatılmalıdır.Bebeğini dünyaya getirmek isteyen anne adaylarına gebelik süresinde ilaç tedavisi yapılmalı, doğumu sezaryanla yapılmalı ve yapay sütlerle beslenmeye geçilmelidir.Yapay sütlerin olmadığı durumlarda anne sütü sağılıp kaynatılarak bebeğe verilmelidir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:46
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunma

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), özellikle nüfusu kalabalık olan şehirlerde daha önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok çeşitli şehirlerden ve hatta ülkelerden, çeşitli kültürlerden gelen insanların fazlaca yaşadığı yerlerde elbette kaçınılmaz olarak bu tür hastalıklar daha fazla görülür.

Korunma yollarına girmeden önce bu hastalıkların çok kısa bir özetini yapmakta fayda var:

CYBH başlığı altında toplanan hastalıklar hayatı tehdid eden hastalıklar olabileceği gibi (AIDS ve Hepatit B gibi); hayati tehlikesi olmayan ancak kalıcı hasarlar bırakabilen hastalıklar (erkekte ve kadında kısırlığa neden olan enfeksiyonlar, özellikle kadında kalıcı ağrılar ve diğer jinekolojik belirtilere yolaçan enfeksiyonlar) şeklinde; ya da enfeksiyon süresince çok çeşitli belirtilere yolaçan, kişiyi rahatsız eden ve daha sonra giderek hafifleyen seyir izleyecek şekilde olabilir (kadında vajinit ve bazı sistit türleri gibi).

CYBH'ler kadının anatomik özellikleri nedeniyle erkekten kadına daha kolay bulaşırlar. Hayatı tehdid eden enfeksiyonlar hariç, diğerleri genellikle kadınlarda daha kolay kalıcı hasar bırakırlar ve daha şiddetli belirtilere neden olurlar. CYBH'lerin önemli bir kısmı kronik seyirlidir, yani bir kez bulaştıktan sonra hiçbir belirti vermese de vücutta enfeksiyon etmeni yaşamaya devam eder. CYBH'ler arasında virüslere bağlı oluşanlar için henüz kesin etkili bir tedavi şekli geliştirilememiştir.

Tüm bu özellikleri nedeniyle CYBH'ler önemli bir sağlık sorunudur ve bu konuda bilgisi olmayanları daha kolay "vurur".

Korunma

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.

Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli olmayan biriyle beraber olunduğunda da hastalık bulaşabilir. O yüzden ikinci basamak, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle, ne kadar "temiz" görünürse görünsün, ilişkide prezervatif kullanmaktır.

Prezervatifler arasında lateks yapılı olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir (spermisitlerin aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır). Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.

Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda ise kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika'da ve bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemize de girmiş olan bu ürünlerin çok yakında yaygın olarak kullanılacağını düşünüyorum.

Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması, hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Her bireyin CYBH grubunda yeralan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi ve aşağıdaki belirtilerden bir veya daha fazlası olduğunda çekinmeden doktora başvurması önemlidir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:47
Cinselliğin Fizyolojisi


Masters ve Johnson (1966) cinsel yanıtın dört basamaklı bir modelini tanımlamışlardır:



Uyarılma:



Uyarılma fiziksel olabileceği gibi cinsel fantaziler gibi psikolojik ya da hem psikolojik hem fiziksel uyarıcılar aracılığıyla sağlanabilir. Kadında vajinal lubrikasyon (ıslanma) ve küçük dudakların kanla dolması ile oluşan uyarılma sonucu erkekte peniste, kadında ise klitoriste ereksiyon (sertleşme) oluşur. Uyarılma birkaç saate kadar sürebilir.



Plato:



Uyarılmanın tepe noktasına ulaşması sonucu oluşan bu ikinci basamakta erkekte testisler büyüyerek yükselir; kadında vajinal duvarın dış dörtte üçünde orgazmik platform adı verilen tipik kasılmalar oluşur ve meme büyüklüğü dörtte bir oranında artar. Penis ve vajina hacminin artmasıyla renk değişiklikleri de belirmeye başlar. Plato basamağı 30 saniyeden birkaç dakikaya kadar uzayabilir.



Boşalma ve orgazm:



Erkekte semenin (sperm, meni) güçlü bir şekilde dışarı atılması ile boşalma ve çoğu kez orgazm oluşur. Erkek orgazmına prostat, seminal veziküller, vaza deferens ve üretranın 4-5 ritmik kasılması eşlik eder. Kadında vajinanın alt bölümünde istemsiz kasılma ile uterusda güçlü ve sürekliliği olan kasılmalar olur. Dış ve iç anal sfinkterde de kasılmalar oluşur. Ayrıca büyük kas gruplarında istemli ve istemsiz hareketler olur. Kan basıncı yükselir, kalp hızı artar. Orgazm 3-15 saniye sürer ve bilinçte hafif sislenme görülür. Üretradan sıvının geçişi erkeğe doruk doyum duygusunu verir. Prostat bir kez kasıldıktan sonra “boşalmanın kaçınılmazlığı”adı verilen durum oluşmakta ve orgazm bu boşalmaya paralel olarak yaşanmaktadır.



Çözülme (Rezolüsyon):



Genital organlardan kanın çekilmesiyle bedenin uyarılma öncesi durumuna dönüşü olup, buna sübjektif bir rahatlama (gevşeme) duygusu eşlik eder. Orgazm oluştuğunda çözülme hızlıdır, ancak bazen 2 ila 6 saat sürebilir. Çözülmenin hızı aynı zamanda cinsel yanıt döngüsünün hangi hızda tamamlandığına bağlıdır. Masturbasyon gibi döngünün hızlı tamamlandığı durumlarda çözülme de hızlıdır. Buna karşın cinsel yanıt döngüsünün uzadığı durumlarda çözülme de yavaş olmaktadır (Hawton 1985). Çözülme döneminden sonra kişiye göre değişen sürelerde refraktör döneme girilir bu esnada yeni bir uyarılma sağlamak mümkün değildir. Erkekte bu dönemin birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürmesine karşın, kadında çoklu ve ardarda orgazm kapasitesi olduğu bilinmektedir.



Masters ve Johnson cinsel yanıtın fizyolojik döngüsü içindeki evreleri tanımlamakla birlikte, bu döngünün ön koşulu olan “cinsel istek” kavramına değinmemiş, cinsel ilgi ve istek aşamasının tanımlaması daha sonra Kaplan (1979) tarafından yapılmıştır.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:47
cinsellikte doğru bilinen yanlışlar

Balığın yanında yoğurt yenmez” gibi aslında hiçbir doğruluğu olmayıp ama günümüzde de efsane gibi süregelen yanlış inançlar vardır.Belki balığın yanında yoğurt yenmese çok bir kayıp olmaz,ancak yenirse de zehirlemez.Ama cinsellikteki batıl inançlar ya da mitler maalesef yıkıcı etki yaparlar ve cinsel hayatı zehir edebilirler.Cinsel sorunların oluşmasında ya da sürmesinde bariz olumsuz etkileri vardır.Örneğin şöyle bir senaryo kuralım.Bir takım günlük sıkıntılarından dolayı aslında o akşam cinselliğe hazır hissetmeyen bir erkek eşinde cinsel istek sezmiştir.Her ikisi de kadının cinselliği başlatmasının doğru olmadığına inandığı için karısının sevişmek istese de bunu söyleyemeyeceğini bilmektedir. Kendisini yorgun ve kafası karışık hissettiği halde çok hoşlandığı eşini kırmamak ve erkeklik imajını korumak için cinsel ilişkiyi başlatmıştır. İlişki sırasında geç sertleşmiş hatta sık olarak sertliğini kaybetmiştir. Kendisi erkeğin her an sekse hazır olduğuna, bunun bir başarı olduğuna, sevişme sırasında mutlaka penisin sertleşmesi gerektiğine, bir kere sertleşen penisin ilişki boyunca sürekli sert kalması gerektiğine inanmaktadır. Bunları fark etmesi erkeklik imajını yaralamış ve artık cinselliğe kendini vermek bir yana adeta kendisini adeta sevişirken izlemekte ve aklından neden olmuyor ben zayıf mıyım soruları geçmektedir.Kadın da erkeğin penisinin sertleşmesindeki zorlukları fark edip artık erkeğinin kendisinden hoşlanmadığını düşünmektedir. Kadının yüzü asılmıştır. Hatta erkeğinin dalgın olduğunu görüp aklından başka bir kadını geçirdiğini düşünmektedir. Çünkü kadın da erkeğin her an sekse hazır olması gerektiğine,sertleşmenin ancak erkeğin eşine olan ilgisinin kaybolmasıyla kaybolacağına inanmaktadır.Kadının yüzündeki ifadeyi fark eden erkeğin karısını mutlu edemediğini görmesiyle başarısızlığı kanıtlanmış gibi hisseder. Artık erkek yetersiz başarısız, kadında erkeğini kendisine bağlayamayan başarısız ve yetersiz bir kadındır. Erkek kadına duygularını açamaz çünkü erkek güçlüdür ve duygularını açmamalıdır. Kadın da henüz emin olamadığı için susmaktadır. Bu sevişme cinsel birleşmesiz bitmiştir.Oysa her fiziksel temas cinsel birleşmeyle, boşalmayla ve orgazmla bitmelidir. Bir sonraki cinsel birleşme deneyimi ise tam bir fiyaskodur.Çünkü artık bedenler çıplak olsa da ruhlar bunu algılayamamakta, çift keyif almaya değil sınava hazırlanmaktadır.Çıplak bedenler çok yakın olsa da cinsellik ve haz çok uzaklardadır.

SIK GÖRÜLEN YANLIŞ İNANIŞLAR:



Erkek her zaman seks ister ve her zaman sekse hazırdır.
Cinsel ilişkiyi daima erkek başlatmalıdır.

Cinsel ilişkiyi kadın başlatıyorsa bu kadının azgın ve tehlikeli olduğunu gösterir.

Sevişme cinsel birleşmeye eşittir;bunun dışındaki aktivitelerin pek önemi yoktur.

Erkeğin penisi sertleştiğinde en yakın zamanda boşalmalıdır (tercihan vajina içine).

Sevişme her zaman doğal ve kendiliğinden olmalıdır,sevişme hakkında konuşmak veya düşünmek onu bozar.

Tüm fiziksel temaslar cinsel birleşmeyle tamamlanmalıdır.

Erkekler duygularını belirtmemelidir.

Her erkek her kadına nasıl zevk vereceğini bilmelidir.

Seks ancak her iki eşin birlikte orgazm olmasıyla güzel olur.

Eğer eşler birbirlerini seviyorsa, birlikte seks yapmaktan nasıl zevk alacaklarını da bilirler.

Cinsel ilişki içinde olan eşler içgüdüsel olarak diğerinin ne düşündüğünü ve istediğini bilirler.

Mastürbasyon kötü ve zararlıdır.

Cinsel ilişki sırasında mastürbasyon yanlıştır.

Cinsel ilişki sırasında erkeğin penisinde sertleşme kaybı eşini çekici bulmadığı anlamına gelir.

Cinsel birleşme sırasında fantezi kurma yanlıştır.

Erkek veya kadın sekse hayır diyemez.

Seks sırasında neyin normal olduğuna ilişkin belirgin ve kesin kurallar vardır.

Cinsel ilişki sırasında kontrol daima erkekte olmalıdır.

Erkek cinsellikte mutlaka deneyimli olmalıdır.

Sevişme ve cinsel birleşme sırasında erkek aktif kadın ise pasif bir rol almalıdır.

Erkekler daima kadınlardan daha çabuk orgazma ulaşırlar.

Erkeğin eşi masum ve kutsaldır, daha doyurucu ve tatmin edici seks daha çok fahişelerle yapılmalıdır.

Cinsel birleşme sırasında fantezi kuran kadınlar genel olarak cinsel yaşantılarında doyumsuzdurlar.

Eşlerden birinin mastürbasyon yapması evlilik ilişkisinin iyi gitmediğine işaret eder.

Çiftlerin karşılıklı mastürbasyon yapması cinsel ilişkinin yerini asla tutamaz.



MODERNLİK MİTLERİ



Modern bir kadın olmak için orgazm olabilmek gereklidir.

Modern kadın cinselliği başlatandır.

Modern kadın cinselliği evlilik öncesi yaşamış olandır.

Modern kadın olabilmek için cinsel ilişki sırasında kadının eşine bol miktarda bilgi vermesi, yani nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını belirtmesi gereklidir.



CİNSEL BİLGİ EKSİLİĞİ VE YANLIŞ İNANÇ KARIŞIMI OLANLAR:



Menopoz (adetten kesilme)kadının cinsel isteklerinde ani bir azalmaya neden olur.

Gebelikte kadınların cinsel isteği azalır.

Gebelikte cinsel birleşme doğacak çocuğa zarar verir.

Adet döneminde kadınlar kendilerine yaklaşılmasından rahatsız olurlar.

Boşalma olabilmesi için penisin sertleşmiş olması gerekir.

Erkekler ve kadınlar 60 yaşından sonra cinselliğe ilgilerini kaybederler.

Erkeklerle kadınların aynı anda orgazm olmaması, erkeğin erken boşaldığını gösterir.

Erkek her cinsel birleşme sırasında eşini orgazm edebilmelidir.

Cinsel birleşmenin sık olması eşler arasındaki ilişkinin başarılı olduğunu gösterir.

Erkekler cinsel ilişkiyi daima kadınlardan daha sık arzular.

Penis ne kadar büyükse cinsel birleşme kadın için o kadar doyum verici olur.

Ameliyatla rahmi alınmış bir kadın artık orgazma ulaşamaz.



VAJİNİSMUSLA İLGİLİ YANLIŞ İNANIŞLAR



Erkeklik organı (penis) ,kadın cinsel organı (vajina ) nın içine alamayacağı kadar büyüktür.

Penisin vajinaya ilk girişinde mutlaka çok ağrı olur.

Penisin vajinaya ilk girişinde aşırı kanama olur.

Eğer erkek uyarılırsa mutlaka cinsel birleşme ister, bu yüzden cinsel ilişkiye girilemeyecekse ona yaklaşmamak gerekir.

Cinsel ilişkiye girememe süreci uzarsa evlilik boşanmayla sonuçlanır.

Cinsel organların görünümü tiksindiricidir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:48
Cocuk cinsel tacizi

Çocuk ve ergenin cinsel kötüye kullanılması, erişkinin cinsel doyum amacıyla, çocuğu veya ergeni cinsel nesne olarak kullanması şeklinde tanımlanmaktadır. Bu yazıda cinsel kötüye kullanıma uğramış çocuk ve ergenlere klinik yaklaşım ve değerlendirme (öykü, fiziksel muayene, laboratuvar testleri) gözden geçirilecektir.
Anahtar Kelimeler: cinsel kötüye kullanım, çocuk ve ergen, klinik yaklaşım.

SUMMARY
CLINICAL APPROACH TO CHILD AND ADOLESCENT ***UAL ABUSE
Child and adolescent ***ual abuse may be defined as any ***ual contact between an adult and a ***ually immature child for the purposes of the adult's ***ual gratification. This paper reviews clinical approach and evaluation (history, phsycial exam, laboratory tests) to ***ual abuse of children and adolescents.
Key Words: ***ual abuse, children and adolescent, clinical approach.

GİRİŞ
Çocuk ve ergenlerde cinsel kötüye kullanım, bir erişkinin cinsel arzu ve gereksinimleri için çocuk veya ergeni cinsel bir nesne olarak kullanması şeklinde tanımlanmaktadır (1). Araştırmacılar, çocuklukta ve ergenlikte cinsel kötüye kullanımın nadir olmadığını düşünmektedir. ABD'de 1976-1986 yılları arasında çocuk koruma kurumlarına bildirilen cinsel kötüye kullanım olgularında dramatik artış gözlenmiştir; 1976'da bildirilen cinsel kötü kullanıma uğramış çocuk sayısı 10.000'de 0.86 iken 1986'da 10.000'de 20.89'a yükselmiştir (2). Bunun sebebi hekimlerin cinsel örselenmeyi tanımada daha duyarlı hale gelmeleri ve bildirimlerin artmasıdır. Tahminlere göre kızların %20'si, erkeklerin %9'u çocukluk ve ergenlik döneminde uygunsuz cinsel davranışlara maruz kalmaktadırlar (3). Yapılan başka bir geniş ölçekli araştırmada ise toplum örneklemindeki her 10 erkek ve her 3 kız çocuktan birinin onsekiz yaşından önce cinsel kötüye kullanıma uğrama riski taşıdığını saptanmıştır. Bunların gerçek oranları tahminlerden daha yüksektir, çünkü bunların tanınmaları zor olmakta ve gizlenmektedir (4). Çocuk ve gençlerde cinsel kötüye kullanım ülkemizde de sanıldığının aksine daha yüksek oranlardadır. Ülkemizde Trakya Üniversitesinde yapılan bir çalışmada aile içi cinsel kötüye kullanımının %1.4 oranında olduğu bulunmuştur (5).
Cinsel kötüye kullanımda çocuk için bir çok risk etmeni söz konusudur. Ancak bunlar arasında en önemli rol oynayan ailesel etmenlerdir. Çalışmalarda, cinsel kötüye kullanıma güvenli ailesel bağı olmayan bireylerde daha sık rastlandığı gösterilmiştir. Zayıf anne-baba-çocuk ilişkisi, anne ve baba arasındaki zayıf ilişkiler, koruyucu anne ve babanın bulunmayışı cinsel taciz riskini artırmaktadır. Aynı şekilde çocukta bir psikiyatrik bozukluğun bulunması (mental retardasyon gibi) çocuğun cinsel kötüye kullanım riskini artırmaktadır (6, 7). Cinsel kötüye kullanım genellikle aşamalı olarak gelişmektedir. Taciz yapan ilk önce arkadaşça ve dostça davranmakta, sonrasında baştan çıkarma aşaması ile devam etmekte, daha sonra ise sessizce zorlama ve baskı başlamaktadır (3). Cinsel tacize uğramış çocuklarda cinsel örselenmeye uyum sağlama sendromu (child ***ual abuse accommadition syndrome) gözlenmektedir (2).

Bu sendromda sırasıyla şu aşamalar gerçekleşir:

1. Başlangıçta cinsel kötüye kullanım olayını gizleme (secrecy) söz konusudur. Bu durum, cinsel tacizi yapanın "bu bizim sırrımız, kimseye söyleme!" tarzında yaklaşımı veya tehdidi, çocuğun çevrenin kendisine inanmayacağı endişesi, aile içi bir taciz ise ailenin dağılması endişesi gibi birçok nedenlerden kaynaklanabilmektedir.
2. Bundan sonraki aşamada çocuk kendini çaresiz hisseder (helplessness).
3. Daha sonrasında çocuk kendini hapis olmuş (entrapment) hisseder ve sonrasında duruma göreceli uyum (accomadition) sağlar.
4. Zamanla çocuk veya ergen gücünü toplayarak gecikmiş, çelişkili, içinde bizi ikna edemeyen itirafı (delayed, conflicted, and unconvincing disclosure) gerçekleşir.
5. Sonrasında tekrar geri çekilme (retraction), hiçbir şey olmamış gibi davranma sergilenir.

Cinsel kötüye kullanım iki gruba ayrılmaktadır:

1. Dokunmanın olduğu cinsel kötüye kullanım tipleri: Vajinal, oral, anal cinsel ilişki veya cinsel organların okşanması.
2. Dokunmanın olmadığı cinsel kötüye kullanım tipleri: Teşhircilik, çocuk önünde masturbasyon, pornografi vs.
Epidemiyolojik çalışmalar teşhircilik, uygunsuz okşama ve dokunmanın olduğu cinsel kötüye kullanımın en yaygın görülen tipler olduğunu göstermektedir. Bunu masturbasyon ve koitusun olduğu tipler izler. Koitusun olduğu tiplerde olumsuz etkilenme daha fazladır (8).

Klinik görünümler:

Cinsel kötüye kullanıma uğrayan çocuklar, üç temel belirti ile hekimin dikkatini çeker:

1. Davranışsal değişiklikler
2. Genital-rektal veya diğer tıbbi yakınmalar
3. Uygunsuz cinsel ilişkinin açıklanması
1. Çocuk ve Ergendeki Davranışsal Değişiklikler:

Cinsel kötüye kullanıma uğramış çocuk ve ergenlerdeki en özgün davranış belirtileri artmış cinsel dışa vurumlar ve davranım bozuklukları tarzında kendisini göstermektedir. Yapılan çalışmalarda cinsel tacize uğramış çocukların daha sık cinsel davranışlar gösterdiği belirtilmektedir. Bu çocukların yaşına uygun olmayan cinsel davranışlar, teşhircilik, baştan çıkarma veya oyunlarında cinsel içeriğin olması, erişkin veya diğer genç çocuklarla daha sık cinsel ilişkiye girme davranışları gösterdikleri tespit edilmiştir. Ayrıca bu çocuklarda, aşırı veya açıktan masturbasyon, cinsel organları ile aşırı oynama, yetişkinlere veya çocuklara uygunsuz sarılma ve öpme veya ergenlikte flörte erken başlama sık gözlenmektedir (3, 9-12). Cinsel tacize uğramış çocuklar anksiyete ve depresyon belirtileri, korku, bedensel yakınmalar, uyku örüntüsü değişiklikleri ve kabuslar tarzında sorunlar yaşayabilir (13). Cinsel kötüye kullanıma uğramış erkek çocuklarda en sık görülen davranış tepkisi, saldırgan davranışların gelişimi şeklindedir. Erkek çocuklarda davranım bozukluğunun belirtileri de sıklıkla gözlenmektedir. Kızlarda gözlenen en sık davranış tepkisi ise, özkıyım ve kendine zarar verme davranışlarıdır. Kendine zarar verici davranışlar genellikle vücudunda sigara söndürme, bileğini kesme ve özkıyım girişimleri gibi davranışlar şeklinde kendini göstermektedir (14).

Tablo I'de cinsel kötüye kullanıma işaret edebilecek davranışsal değişiklikler yeralmaktadır:

Tablo I. Olası Cinsel Kötüye Kullanıma İşaret Eden Davranışsal Değişiklikler

Davranım bozuklukları

Baştan çıkarıcılık

Fobiler

Öfke nöbetleri

Madde kötü kullanımı

Uyku bozuklukları

Saldırganlık

Sosyal çekilme

Gece kabusları

Kendine zarar verme

Depresyon

Yeme bozuklukları

Cinsel dışa vurumlar

Düşük kendilik değeri

Okul problemleri.


2. Genital-rektal veya diğer tıbbi yakınmalar:

Çocukla ilgilenen kişinin cinsel kötüye kullanmaya bağladığı veya hekimin muayene sırasında dikkatini çeken bulgular Tablo II'de sıralanmıştır:

Tablo II. Muhtemel Cinsel Kötüye Kullanıma Bağlı Tıbbi İşaretler

Genital, anal veya üretral travma

Genital veya anal ağrı, kaşıntı, sıyrıklar, kanama

Tekrarlayan üriner enfeksiyon, cinsel yolla geçen hastalıklar, dizüri, veya akıntı

Vulvitis veya vulvovajinitis veya anal inflamasyon

Gebelik

Karın ağrısı, kronik kabızlık, ağrılı dışkılama

Enürezis, enkoprezis


3. Uygunsuz Cinsel İlişkinin Açıklanması:

Muayeneler sırasında çocuk, cinsel kötüye kullanımı hekime açıklayabilir. Aile içi cinsel kötüye kullanım, aile içinden biri veya komşular tarafından ihbar edilebilir.

CİNSEL KÖTÜYE KULLANIMA KLİNİK YAKLAŞIM

Çocukla Görüşme: Çocuktan mümkün olduğu kadar ayrıntılı öykü alınmalıdır. Görüşme sırasında şunlara dikkat edilmelidir:

Çocuktan öykü alırken çocuk veya ergenle yanlız bulununuz, dostça ilişkili kurunuz ve destekleyici olunuz.

Tanışma sonrasında neden görüştüğünüzü anlatınız ve görüşmenin amacını açıklayınız.

Çocuk veya ergen ile aynı düzeyde oturunuz. Görüşmeye arkadaşları, okulu veya ilgileri hakkında yumuşatıcı konuları sorarak başlayınız.

Ses tonunuzun ve yüz ifadenizin yargılayıcı olmasından kaçınınız.

Onu tehdit edici konuşmalar yapmayınız. Onun güvenini kazanınız ve konuştuklarınızın ikinizin arasında kalacağına güvence veriniz.

Başlangıçta açık-uçlu sorular sorunuz. Açık uçlu sorular şu şekilde olabilir: "Birileri sana hoşlanmadığın bir tarzda dokundu mu?", "Birileri senin özel bölgelerine dokundu mu?", " Nasıl oldu?", "Konuyu biraz daha açar mısın?", "Hatırladığın başka birşeyler daha var mı?", "En son olan olayı bana anlatabilir misin?".

Taciz olayından sonra ağrı, kanama veya idrar yaparken yanma olup olmadığını sorunuz. Taciz yapanın ismini ve tacizin nerede olduğunu öğreniniz.

Tekrarlayıcı sorulardan kaçınınız.

Açık uçlu soruların sorulması bitmiş ve hala cinsel taciz olayı açığa kavuşmamışsa, daha özel sorular sorunuz.

Görüşme sırasında çocuğun davranışlarını gözlemleyiniz ve kaydediniz. Kayıtlarınızı çocuğun ifade ettiği tarzda yazınız.

Görüşme sonlanırken çocuğa olan şeyleri anlatmasının doğru bir davranış olduğu söyleyiniz.

Anne baba ile görüşme: Anne baba ile konuşurken çocuğu oyun odasına alınız. Anne baba ile görüşme aile öyküsünü ve gelişimsel tıbbi öyküsünü içermelidir.

Fiziksel muayene: Cinsel kötü kulanıma uğramış çocukların çoğunda major fiziksel bulgular yoktur: Fizik muayene sırasında şunlara dikkat edilmelidir:

Cinsel taciz şüphesi olan çocuktan tıbbi öykü alınırken ve fizik muayene yapılırken aceleci davranmamak gerekir. Çocuğa ve ergene nasıl fizik muayene yapılacağı anlatılmalıdır.

Çocuğun özel bölgelerini çok nazik muayene ediniz. Çocuğun kendi vücudunun bölgeleri için kullandığı sözcükleri tanımlamasını isteyiniz.

Muayene konusunda ve çocuğun korkularıyla ilgili sorularını cevaplandırınız.

Muayene sırasında anne-babasının yanında bulunmasını isteyip istemediğini sorunuz.

Muayene sırasında üzerine örtü örtünüz. Giysilerini çıkarırken odadan çıkarak ona saygılı davranınız.

Muayene sırasında basit aritmetik soruları, bilemeceler, vb. sorular sorarak gevşemesini sağlayınız, konuşmalarınızla yüreklendiriniz.


Genitallerin ve anüsun muayenesinde otoskop ve benzeri cihazlar kullanılabilir. Erkek genitallerini ayakta veya yatarak muayene ediniz. Anüsü muayene ederken anal dilatasyon nazikçe yapılmalıdır. Birçok prepubertal kızda vajinal vestibülün, himenin ve dış genitallerin görsel muayenesi yeterlidir. Çoğu kız için en uygun muayene diz-göğüs pozisyonudur. Bu muayenede başparmak ve işaret parmağı ile labialar bilateral olarak tutulur ve dışa aşağıya doğru nazikçe çekip ayırılır. Çocuğun istemsiz olarak pelvik kaslarını kasması nedeniyle vajinal vestibül yapıları görülmeyebilir. Labial traksiyon sırasında çocuğun gevşemesini sağlanmalıdır. Çoğu çocuk diz-göğüs durumunda daha rahat eder. Bu pozisyonda noninvazif olarak posterior himeni, vajinayı, anusu ve sıklıkla serviksi görmek mümkündür.

Cinsel tacizi takiben fiziksel bulgular:

Vajen dokusunun esnek ve travma sonrasında iyileşmesinin çabuk olması nedeniyle çoğu olguda fiziksel bulgu yoktur. Vajenin parmakla muayenesi dokuya zarar vermez. Bu nedenle normal genital muayene taciz belirtilerini değiştirmemektedir. Ayırıcı tanıda önemli olan bir durum da kazalara bağlı olarak sıklıkla kızlarda meydana gelen genitallerdeki yaralanmalardır. Ancak kazalara bağlı oluşan genital yaralanmalarında sıklıkla klitoris, mons pubis ve labial struktürler gibi anterior yapılar hasar görür. Genellikle straddle yaralanmalar (ata biner tarzda) asimetriktir ve himen olaya katılmaz. Aksine penetrasyonun olduğu cinsel tacizlerde doku hasarı primer olarak posterior kommissura, fossa navikularis, ve posterior himendedir. Bu nedenle kızlarda cinsel taciz için yapılan fizik muayenede posterior vestibul yapıları üzerinde odaklaşılmalıdır. Penetrasyonlarda genellikle posterior himende U veya V şeklinde yırtıklar olur. Cinsel tacize uğramamış prepubertal çocuklarda normal himenal açıklık vardır. Fakat posterior himen defekt varlığında duhulün olduğu cinsel tacizlerde himenal açıklığın aşırı derece genişlemiş olması tanıya götürücüdür. Erkek çocuklar nadiren anormal bulgu gösterir. Eğer bulgu varsa sıklıkla anus çevresinde yaralanma aranmalıdır. Penil ve skrotal yaralanmalar sık değildir. Akut anal bulgular şunlar olabilir: şişme, kızarıklık, abrazyonlar ve nadiren fissurlardır. Anal laserasyonlar nadiren skar bırakırlar. Kronik ve tekrarlayıcı travmalarda anal deformite veya tag olması, ampullada gaita olmaksızın 30 sn içinde 15 mm den fazla dilatasyon oluşması veya tam dilatasyondan sonra anal katlantılarda kalınlaşma ve düzensizlik gözlenebilir.

Laboratuvar Bulgular:

Cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklar yönünden araştırılmalıdır. HIV, hepatit B ve sfiliz serolojisi, niesseriya gonore kültürü (vajina, rektum ve boğazdan), klamidiya trakhomatis (vajina, rektum) ve trikomanis vajinalis araştırılmalıdır. Cinsel saldırıya (tecavüz) uğramışlara 72 saat içinde adli jinekolojik muayene yapılmalıdır. Tecavüze uğrayanlarda eğer abdominal duyarlılık veya rijidite var ise vajinal veya rektal perforasyon düşünülmelidir. Vajinal veya rektal kanama varlığında soğuk kompres konmalı yaşam bulguları izlenmelidir. Cinsel saldırıyı takiben adolesanlarda cinsel yolla bulaşıcı hastalıklardan korunma (15): Seftriakson 125 mg tek doz i.m + Metranidazol 2 gr tek doz oral + Oksisiklin 2x100 mg oral 7 gün boyunca verilebilir. Aşılı değilse hepatit B aşısı yapılmalıdır. Post pubertal kızlarda gebelikten korunmak için kontrseptifler verilebilir. Ovral (ethinyl estradiol ve norgestrel) blastosit implantasyonunu engelleyerek etki eder. Önerilen doz ilk 72 saat içinde 2 tablet, 12 saat sonrasında tekrar 2 tablettir. Bulantı en sık görülen yan etkidir.

Yaşanan olay nedeniyle çocuk ve aile suçlanmamalıdır. Çocuğa kendisinin hatası olmadığı anlatılmalıdır. Çocuklara, bazı çocukların başına da benzer şeylerin geldiği veya gelebileceği anlatılmalıdır. Cinsel kötüye kullanıma uğramış çocuklara uygun yaklaşımın sağlanması, çocuğun olayı çözümlemesi ve sıkıntısıyla başa çıkması konusunda yardımcı olacaktır. Bu sebeble cinsel kötüye kullanım olguları ile karşılaşan hekimler nasıl davranacakları konusunda eğitimli olmalı ve klinik yaklaşımları bilmelidir. Pediatristlerin bu olgularda çocuk ruh sağlığı uzmanlarıyla işbirliği içinde olmaları gerekir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:49
Çocuk ve masturbasyon

Mastürbasyon, ilk planda cinsel doyuma ulaşma amacına yönelik kendine özgü cinsel bir faaliyet olarak tanımlanırsa, Otoerotizm bireyin kendi bedenine yönelik olarak geliştirdiği, mastürbasyon da dahil olmak üzere her çeşit haz alma durumunu içermektedir. Organların ve duyarlı erojen bölgelerin cinsel doyum noktasına dek uyarılması bunlar arasında en belirginidir. Diğer yandan sokakta, evde birtakım el hareketleriyle cinsel organlarını yerleştirir gibi yapan erkek ile saç, yüz ve cildini ara sıra hafif hafif okşamakta olan kadın, örtük bir otoerotizm sergilemektedir. Bunlar tam anlamıyla normal davranışlardır ve otoerotizm, az ya da çok ölçüde her insanda bulunmaktadır. Çocukluk çağında cinselliğe karşı duyulan yoğun ilgi dönemlerini saptayarak bu dönemlerde görülen mastürbasyon faaliyeti ile cinsellik tutumları arasındaki bağlantıyı kurmuş olan Freud'dur. Freud'un çalışmalarında mastürbasyon, otoerotizm terimi ile karşılanır ve açıklandığı gibi, geniş kapsamlı bir çerçeve içinde düşünülür.
Çoğu erkekler belirli cinsel tepkileri verme yetkisine sahiptir. Zaten birçok erkek çocuk penisleri sertleşmiş olarak doğarlar. Her iki cinsin bebeklerini de cinsel organlarını yatağa, halıya veya herhangi bir oyuncağa sürterken gözlemek mümkündür; bundan fiziksel bir haz duydukları da kuşkusuzdur. İlk başlarda hareketlerini kontrol edemedikleri için, daha doğrudan bir uyarma için ellerini kullanmazlar. Ama bir süre sonra bunu da keşfedeceklerdir. İstenerek yapılan bu mastürbasyon sık sık orgazma kadar sürdürülür. Çocuğun orgazm yeteneği yaşla birlikte artar. Beş yaşına geldiğinde erkek çocukların yarıdan çoğu orgazma ulaşmıştır. Bu oran 10-13 yaşları arasındaki erkek çocuklar için yüzde 80'e yakındır. Ergenlikten önce meni üretilmediği için bu orgazmlarda doğal olarak herhangi bir sıvı fışkırması olmaz. Olmaya başladığı zaman bile bir süre fışkıran meninin içinde sperm hücreleri bulunmayabilir. Genelde orgazma kadar kendi kendini uyaran kız çocuğu sayısı erkeklerden azdır. Bunun bir nedeni; iki cinsin farklı anatomisidir. Penis çok daha kolay ellenebildiği gibi, sertleşmesi de dölyolunun ıslanmasından daha barizdir. İkinci bir neden ; kızların toplumsal koşullanma sonucu öğrendikleri, pasif ve cinsellikten uzak tutumları olabilir. Kız veya erkek çocukların kendi kendilerini uyardıklarını farkeden anne-babalar, paniğe kapılarak çocukları bundan vazgeçirmek için ceza vermekle tehdide kalkışırlarsa, büyük bir yanlış yapmış olurlar. Gizlice mastürbasyona devam edecekleri için bu tehdit yalnızca gereksiz suçluluk duygularına neden olacaktır. Cinsel tepki ; insan vücudunun normal bir işlevi olup, fiziksel zarar vermesi veya çocuğun büyümesini engellemesi söz konusu değildir. Pek çok çocuk için büyümenin bir parçasıdır ve bu olaydan zevk almamalarnı gerektiren herhangi bir tıbbi neden yoktur. Buna karşılık mastürbasyonun kamu içinde kabul görmeyen çok kişisel ve özel bir eylem olduğunu, fakat mahrem yapılan her işin mutlaka kötü, ayıp veya günah olmadığını çocuklara iyice açıklamak gerekir. Bu tür olumsuz yankıların önüne geçildiği takdirde, kendi kendini uyarmanın çocuklar açısından yaratacağı bir sorun yoktur.



Ergenlikte Kendi Kendine Doyum

Ergenlikte hormonal değişiklikler, cinsel tepkilerde büyük bir artışa yol açar. Hele erkek çocukları çok çabuk coşkulanırlar; vücutları meni sıvısını üretip fışkırtmaya hazırdır artık. Bazı durumlarda meni fışkırması erkek çocuğu uykudayken kendiliğinden olur. İlk boşalmalarını bu şekilde yaşayan çocuk sayısı az değildir. Kız çocukları meni üretmedikleri ve boşaltmadıkları halde daha ender olarak uykuda orgazma ulaşırlar. Kız ve erkek çocuklar arasındaki bu fark, istenerek yapılan mastürbasyon için de geçerlidir. 15 yaşına geldiklerinde kızların yalnızca yüzde 25 kadarı kendi kendine doyuma ulaşırken, erkeklerdeki oran yüzde 100'e yakındır. Ancak erkek ergenliğinin evrensel diyebileceğimiz bu deneyimi sıklık ve teknik açısından bireyden bireye çok çeşitlilik gösterir. Bazı oğlanlar düzenli ve sık kendilerini uyarırken, diğer bazıları seyrek veya kısa bir yaşam devresinde kendi kendilerini uyanrlar. Teknik olarak da, elle okşayıp sıkmaktan yatağa, yastığa sürtmeye kadar çeşitli yöntemler uygulanabilir. Sonuç olarak, hangi yöntemle olursa olsun, ergenlikteki erkek kısa sürede, isteğe bağlı olarak orgazma nasıl ulaşabileceğini öğrenir. Vücudunun tepkilerini tanıyarak zamanla bunlar üzerinde bir denetim kurabilir. Böylece yeni gelişen cinsel yeteneklerine hakim olma duygusunu geliştirir.
Erkeklerin, cinsel konularda birbirlerine bilgi aktarmada kızlardan daha atılgan oldukları bir gerçektir. Bu yaştaki erkeklerde başlangıçta yakın çevreden, hatta aile içinden bir kadının düşünülmesi doğaldır. Çoğunlukla da açık saçık bir fotoğraf ya da filmden görüntüler, ilk arzuyu uyandıran, hayalgücünü harekete geçiren etmen olur. Mastürbasyon eşliğindeki düşlemeler daha ileri yaşlarda gelişmiş fantazilere dönüşebilir. Hatta fiziksel açıdan mekanikleşmeye ve can sıkıcı bir hale dönüşmeye yatkın olan kendi kendini tatmin, bu fantaziler sayesinde çekiciliğini korur. Bazı erkeklerin kendini tatmin sırasında ipek, kürk gibi dokunulması hoş maddeler, çeşitli kokular bulundurdukları ,hatta üzerine meni akıtmak amacıyla fahişeler kiraladıkları görülmüştür.
Kızlar da çeşitli mastürbasyon tekniklerine başvurabilirler. En duyarlı nokta klitoris olmakla birlikte, aşırı uyarma acı verebileceğinden genellikle bütün olarak vulva ellenir. Bazıları, parmak veya yuvarlak bir maddeyi dölyoluna sokarak cinsel birleşmeyi taklide çalışırlar. Vulvayı yastık veya koltuk kenarı gibi nesnelere sürterek doyuma ulaşanlar çoktur. Çoğu erkek çocuğu mastürbasyonun nasıl yapılacağını kendinden daha büyük arkadaşlarından öğrenirken, kızlar bu pratiği genellikle yalnız başlarına geliştirirler. Gerçekte yaptığının ne olduğunu bilmeden yıllarca kendi kendini uyarmış olan kızlara rastlamak olasıdır. Hemen tüm yeni yetme erkek çocukları kendi kendini uyardıkları için, özellikle bunları, anne-babalarının bilimsel gerçeklerden haberdar etmesi önemlidir. Mastürbasyonun kendi içinde zararlı olmadığını, hiçbir zaman aşırıya kaçamayacağını anlatmaları gerekir. Kısa bir süre içinde kimi insanlar diğer bazılarından fazla sayıda orgazma ulaşabilirler, ama kimsenin kendi kendini çok fazla uyarması diye birşey söz konusu olamaz. Çünkü bir süre sonra eğer dinlendirilmeyecek olursa vücut zaten tepki göstermektedir. Gençlerin gerilimlerini gidermesi ve düş dünyalarını uyarması açısından mastürbasyonun yararlı bir edim olduğu söylenebilir. Gebeliğe ya da cinsel hastalıklara da yol açamayacağı için tedirgin edici bir yanı da yoktur. Ayrıca kızların da erkeklerin de ilerideki yaşantılarında eşleriyle daha iyi yatak arkadaşı olmalarına yardımcı olabilir. Sık sık kendi kendini uyaran bir erkek çocuğu, hareketini keserek veya yavaşlatarak boşalmasını ertelemeyi öğrenir. Keza bir genç kız da mastürbasyon sayesinde daha hızlı orgazma ulaşmayı öğrenecektir. Bu deneyler ileride eşlerin cinsel uyum sağlamasında da yararlı olacaktır. Ancak mutlaka belirtilmesi gerekir ki, bazı bunalımlı ve yalnız gençler için mastürbasyon bir tutku haline gelebilir. Genellikle bunalımın temelinde, okul veya evdeki yoğun baskı türünden cinsel olmayan bir sorun yatar. Mastürbasyon bu durumda, gerçek sorunla yüzyüze gelmemek için başvurulan bir kaçış veya yalancı bir özürdür. Tabii ki burada çözülmesi gereken, temeldeki gerçek sorundur.



Freud ve Kızlarda Mastürbasyon

Kız çocuklar, önceleri kendi kendini uyarma faaliyetlerini erkekler kadar sık yürütürken, ergenlikte ilk adet kanamasıyla birlikte gelen yeni bir etkinin altına girerler. Freud'a göre penisin kadındaki karşılığı olan klitoris, çocukluktaki önemini yitirir. Daha doğrusu, klitoris çevresinde gelişmekte olan erkeksi cinsel arzu baskı altına alınır. Dolayısıyla erkekler aktif bir mastürbasyon dönemine girerken, kız çocuklarda tam tersine mastürbasyona sırt çevirme başlar. Kendi kendini tatminin erkeğin cinsel yaşamında önemli bir yer tutması ve kızlarda klitorisin baskı altına alınması, daha sonraki dönemlerde kadın ve erkek cinselliğinin başlıca farklılığını oluşturur. Kendi kendine tatmin etmeyi, erkeklere oranla daha düşük ölçüde uygulayan ve çoğunlukla bir erkekle cinsel birleşmede bulunduktan sonra bu işe başlayan kadınlar arasında ergenlik ve kızlık döneminde mastürbasyon yapanların sayısı oldukça azdır. İlk birleşmeden sonra mastürbasyon yapan kadınlara daha sık rastlanır. Kadınlarda cinsel organ bölgesinin elle, yastıkla, akarsuyla ve benzeri yollarla uyarıldığı görülür. Bazı durumlarda ise, dölyoluna penis biçiminde herhangi bir nesnenin sokulduğuna rastlanır. Pek çok yerde cinsel arzuları geliştirici eşyalar satan dükkanlarda vibratör adı altında fallus biçiminde pil akımı ile titreşimler sağlayan gereçler satılmaktadır. Fakat uygulama yolu ne olursa olsun, kadın bilincinde mastürbasyon, erkeğe kıyasla daha belirsiz bir uyarı şeklindedir. Öyle ki, bazan uzun süredir kendi kendini tatmin etmekte olan bir kadının, yaptığının ne olduğunu çok sonradan fark ettiği görülebilir. Kadınlar arasında mastürbasyonla ilgili ilk bilgileri yazılı bir kaynaktan öğrenenler yüzde 43 gibi oldukça geniş bir kesim oluştururlar. Evlilik ya da cinsel birleşme öncesi dönemlerde, karşı cinsle ilk karşılaşmalarda algılanan okşanmanın, öpüşmenin yol açtığı erotik uyarımlardan sonra mastürbasyona yönelenler de vardır. Bazı genç kızların da, tanık oldukları bir cinsel birleşmeden heyecan duyarak kendi kendilerini tatmine başladıkları tespit edilmiştir.
Dolayısıyla ergenlikte mastürbasyonun, bireylerin temel cinsel tavırlarının yerleşmesinde aracı olduğu söylenebilir. Bu evrede, yoğun bir elle doyum dönemi geçiren erkekte, cinsel arzu peniste odaklaşır; hem fiziksel hem de sembolik açılardan cinsel organlara merkezi bir konum tanınır. Diğer yandan ergenlikte mastürbasyonun reddi, kadın cinselliğini, aktiflik potansiyelinin ortadan kalkması şeklinde etkiler. Bunun sonucunda kadın cinselliğinin en önemli özelliği pasiflik olarak belirlenmiş olur.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:49
rektil disfonksiyon peniste sertleşme güçlüğü

Erkekte cinsel aktivite nasıl gerçekleşir?

Erkekte testisler (yumurtalıklar) görevlerini yerine getirdiği zaman normal libido (cinsel arzu), cinsel aktivite vardır ve/veya kendiliğinden gün içinde veya gece sertleşme görülür. Ereksiyon (sertleşme) erkek cinsel organının kasları, sinirleri ve damarları arasındaki uyum sonucu gelişir. Diyabetli erkeklerde ereksiyon bozukluğuna neden olan iki ana faktör vardır: diyabetik damar ve sinir hastalıkları.


Erektil disfonksiyon ne anlama gelmektedir?

Erkek cinsil organında (penis) ereksiyon olmaması veya olan ereksiyonun korunamaması durumuna erektil disfonksiyon denir. Erektil disfonksiyon gelişmekte olan diyabetin habercisi olabilir.

Diyabet erkekte nasıl erektil disfonksiyona sebep olur?
Diyabet beyinden çıkan sinyallerin erkek cinsel organına ulaşmasını etkiler ve ereksiyon için gerekli kan akımını kontrol eden sinirlerin görevini bozar.


Erektil disfonksiyon neden önemli bir durumdur?

Erektil disfonksiyon diyabetli erkeklerin %50-70'inde görülür. 20-29 yaş aralığında %9 iken 70 yaşında %95'e yükselmektedir. Diyabet tanısı konduktan sonra ilk on yıl içinde erkeklerde açık olarak erektil disfonksiyon gelişir. Erektil disfonksiyon diyabetlide damar sertliği varlığının bir göstergesi ve hatta kalp krizi riskinin belirleyicisi olabilir.


Erektil disfonksiyon değerlendirilmesi nasıl olmalıdır?

Erektil disfonksiyonu bulunan erkek ilk muayenesine eğer mümkünse eşiyle birlikte alınmalıdır. Böylelikle eşlerin ilişkisi ve bu bozukluğun düzelmesi halinde bu ilişkiyi nasıl katkıda bulunabileceğinin değerlendirilmesi yapılabilir.
Erektil disfonksiyon için hekime başvuran hastada sırasıyla aşağıdaki değerlendirme yapılmalıdır:

1. Öykü, özellikle tıbbi ve cinsel özgeçmiş
2. Fizik muayene ve pisikolojik değerlendirme
3. Hemoglobin A1c, testosteron, prolaktin ve tiroid fonksiyon testleri
4. Gece ereksiyon testleri (uykuda ereksiyon olmaması fiziksel bir nedenin varlığına işarat eder)
5. Sinir sistemini ve damarları değerlendiren testler


Gerçek neden nedir?

Erektil disfonksiyonu bulunan erkeklerin en önemli sorununu onlar için mahrem bir konuyu herkese açamamaları, doğru ve yeterli hikayeyi verememeleri oluşturmaktadır. Böyle bir yaklaşım doktoru doğru teşhisten uzaklaştırmaktadır. Ne tür bir problemin olduğunu belirlemek işin püf noktasıdır. Sorun kısmi sertleşme kaybı mı yoksa hiç sertleşme kaybı mı yoksa hiç sertleşme olmaması mıdır? Diyabetteki doğal seyir yavaş ilerleyen ve genellikle yıllar sonra tam bir kayıpla sonlanan bir ereksiyon bozukluğudur. Libido, yani cinsel arzu kaybı genelde yoktur. Psikojenik erektil disfonksiyonda olduğu gibi kayıp ani değildir; sabah, gece ve refleks ereksiyonlar kaybolmuştur ve zamanla ağırlaşan bir tablo çizilir.


Erektil disfonksiyonu olan diyabetli erkeklar için tedavi seçenekleri nelerdir?

Erektil disfonksiyonu olan diyabetli erkekler için üç belli başlı tedavi seçeneği bulunmaktadır:
1. Erektil disfonksiyona neden olabilecek ilaçların kesilmesi ve/veya psikolojik destek
2. İlaç tedavisi
3. Cerrahi tedavi

1. Herhangi bir tedaviye başlamadan önce erektil disfonksiyona neden olacak her türlü ilacı kesmek gerekmektedir. Sigara ve alkol bunların başında gelmektedir. Bazı tansiyon ilaçları, merkezi sinir sistemi üzerine etki yapan ve hormonal dengeyi bozan ilaçlar erektil disfonksiyondan sorumlu tutulabilir. Depresyon diyabetlilerde sık rastlanan bir hastalıktır ve psikojenik destek tedavisi veya ilaç tedavisi kişinin cinsel performansını arttırabilir.
2. Transuretral (penis içine) yerleştirme ile veya kendi kendine penise enjeksiyon yaparak ilaç verme uygulamaları yanısıra bugün ağızdan alınan, sildenafil denen bir maddeyi içeren ilaç kullanıma girmiştir. Hayati yan etki taşıma riski sebebiyle hiç bir ilaç doktor tavsiyesi dışında alınmamalı ve uygulanmamalıdır. İlaçların etki etmediği durumlarda vaküm yaratarak penisin kanla dolmasını sağlayıp ereksiyon sağlayan araçlar kullanılabilir.
3. İlaç tedavisi başarısız olanlarda penis protezi uygulanabilir. Genel anestezi altında cerrahi işlem gerektirir. Protezin çalışmaması, enfeksiyon ve erozyon sıklıkla karşılaşılan problemlerdir ve protezin çıkarılmasıyla sonuçlanır. Vaküm tedavisi ve diğer ilaç tedavilerinin varlığında protez uygulaması pek başvurulan bir tedavi şekli değildir. Bir diğer cerrahi girişim ise genç, diyabeti yeni ortaya çıkmış ve ileri derecede bölgesel damar tıkanıklığı olanlarda revaskülarizasyon (yeniden damarlandırma) tedavisidir.


Diyabetli kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu neden gelişir?

Diyabetli kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu sık görülen bir durumdur. Erkeklerde olduğu gibi onlar da bu problemlerini hekimlere açmaktan çekinirler ve çoğu zaman da kadındaki bu bozukluk ruhsal durumundaki dalgalanmalar, vajinit belirtileri ile karışabilmektedir. Kadınlarda depresyon erkeklerden daha fazla görülür ve bu da cinsel fonksiyon bozukluğunun bir sebebidir ve tedavi edilmelidir. Vajinal enfeksiyon cinsel fonksiyon bozukluğuna neden olur. Sistit ise cinsel birleşme sırasında rahatsızlık kaynağıdır. Pre-menstrual sendrom sırasında kan şekeri ayarında bozuklukların olması bu dönemde cinsel fonksiyon bozukluğuna sebep olabilir. Kadın diyabetlilerin kullandığı tansiyon ilaçları gözden geçirilmelidir. Menopoz döneminde hormon tedavisi görmeyen kadınlarda cinsel arzu kaybı görülecektir.

Cinsel fonksiyon bozukluğu olan kadında değerlendirme nasıl yapılmalıdır?
1. Öykü, özellikle tıbbi ve cinsel özgeçmiş
2. Fizik muayene ve pisikolojik değerlendirme
3. Hemoglobin A1c, tiroid fonksiyon testleri

Tedavi prensipleri nelerdir?
Bazı tansiyon ilaçları, merkezi sinir sistemi üzerine etki yapan ve hormonal dengeyi bozan ilaçları kesmek gerekir. Depresyon diyabetlilerde sık rastlanan bir hastalıktır ve psikojenik destek tedavisi veya ilaç tedavisi kişinin cinsel performansını arttırabilir. Vajinit ve sistit tedavi edilmelidir. Menstruasyon öncesi ve menopoz öncesi dönemlerde kan şekeri ayarının bozulacağını bilerek önlem almalıdır. İyi bir diyabet ayarı sağlamak hedefimiz olmalıdır. Menopoz sonrası hormon tedavisi uygulamasına başvurulabilir.

Görüldüğü gibi problemin altında yatan neden ve tedavi şekli herkes için farklıdır. Siz sorununuzu doktorunuza her yönüyle açmadıkça dermana ulaşamazsınız. "Sükutun" değil de sözün altın olduğu bir tıbbi durum içinde bulunduğunuzu her zaman hatırlamalısınız

BARIŞ.K
14-11-05, 02:50
Erkek cinsel hastalıkları

Cinsel Güçsüzlük
Ülkemizde ve dünyada erkeklerin daha çok ileri yaşlarda olsa da artık genç yaşlarda da sık karşılaştığı bir hastalıktır. Cinsel güçsüzlük çok çeşitli şekillerde tanımlanabilir ama kısaca erkeğin cinsel gücünden memnun olmaması olarak da tarif edilebilir. Bazen bu durum gerçek bir cinsel güçsüzlük değilse de kişi hekime başvurmaktadır. Özellikle şehir yaşantısının getirdiği stres ile bu hastalığın hem sıklığı artmış hem de daha genç yaşlarda görülmeye başlamıştır.

Cinsel güçsüzlükte neden ya ruhsal ya da bedenseldir. Burada ilke olarak hasta öncelikle bir üroloji uzmanı tarafından değerlendirilir ve bedensel bir neden olup olmadığı araştırılır. Eğer böyle bir neden saptanmazsa veya ruhsal bir neden düşünülürse bir psikiyatri uzmanına yollanır. Bazen her iki nedende mevcut olabilir ve bu nedenle her iki branştaki hekim tarafından tedavi gereklidir. Bazen ortaya çıkan bedensel hastalıklar nedeniyle hastanın bir iç hastalıkları veya beyin cerrahi uzmanı tarafından da tedavisi gerekebilir.

Bedensel hastalık olarak çeşitli hormon hastalıkları, şeker, böbrek, karaciğer, kalp-damar hastalıkları gibi nedenler bulunabilir. Kullanılan çeşitli ilaçlar nedeniyle olabilir. Sonuçta erkeklik organının damarlarında veya sinirlerinde hasar meydana gelir. Genelde bu hastalıklarda yakınmalar yavaş yavaş gelişir. Kavga, ani stres gibi durumlarda başlangıç anidir ve çoğu zaman bu neden hasta tarafından da fark edilir.


İlaç tedavisinden mutluluk çubuğu takılmasına kadar çok çeşitli tedavileri mevcuttur. Bu tedavi kararları üroloji uzmanı tarafından gerekirse diğer hekimlerle işbirliği ile ve hastanın da bilgisi dahilinde alınır.

Viagra
Son yılların en çok kullanılan ve tartışılan cinsel güçsüzlük tedavi ilacıdır. Bu ilaç cinsel ilişkiden bir saat önce alınır. Tek başına yeterli etki oluşturamaz. Yani uygun bir ortam ve cinsel ilişki öncesi ön sevişme gereklidir. Hemen her türlü cinsel yetmezlik tedavisinde kullanılmasına rağmen çeşitli cinsel hastalık tiplerinde etkisi de değişiktir. Mesela damar kaçaklarında ve cinsel organın sinir hasarında etkisi daha düşük gözükmektedir. İlacın 25, 50, 100 mg’lık dozları vardır ve hangi dozlarda alınacağına hekim karar vermelidir. Bu ilacın kimi hastalıklarda ve bazı ilaçlarla alınmasında sakıncalar vardır. Özellikle bazı kalp hastalıkları ve ilaçları ile kullanımı sakıncalıdır. Dil altı alınan kalp hapları bunlardan biridir. Bu nedenle mutlaka hekim önerisi ile alınmalıdır. Ancak bu ilacın kendi başına kalp hastalığı oluşturması gibi bir etkisi yoktur. Bu ilacın kullanım süresi de hekim tarafından belirlenmelidir.
Bu ilacın bir faydası da erkek hastanın cinsel hastalığının tanısının konulmasını kolaylaştırmasıdır. Artık hastalara bir kan tahlili ve sakıncası yoksa bir viagra verilmesi ile çoğu hastalıkta tanı konulabilmesi olanaklı duruma gelmektedir.

Diğer bir ilginç konuda ülkemiz gibi kapalı sayılabilecek ülkelerde kadınlarda cinsel bozukluk sıktır ve evliliklerde bu nedenle bir çok problem yaşanmaktadır. Viagra bu kadınların tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır. Bu şikayeti olan kadınların üroloji, kadın-doğum ve psikiyatri hekimlerince uygun teşhis ve tedavileri yapılmaktadır.

Peyronie
Bazı erkek hastalarda cinsel organın çeşitli yerlerinde (çoğunlukla sırt tarafında) plak şeklinde sertlikler ortaya çıkmaktadır. Bu hastalar mutlaka bir üroloji uzmanına başvurmalıdır. Bazen bu hastalarda cinsel güçsüzlük, kamışta eğrilikler, cinsel ilşkide ağrıda bulunabilir. Bu hastalığın bazı diğer cinsel organ hastalıklardan ayrımı gereklidir. Bu hastalığın kanserle ilgisi yoktur. Bazen kendiliğinden durur veya küçülür. Hastalığın ilaç veya ameliyatla tedavisi vardır. 1 yıldan daha kısa süreli olanlarda ilaçlar daha etkili olduğundan hekime erken başvurmak faydalıdır.

Erken Boşalma
Eş doyuma ulaşmadan önce boşalmadır. Çok sık karşılaşılan bir problemdir. Çoğunlukla ruhsal nedenlerle oluşsa da bazı hastalıklarda da gözükebilir. Bir üroloji uzmanına başvurmak faydalıdır. Ruhsal tedavi, çeşitli ilaçlar, hatta ameliyatlar ile tedavisi mümkündür.

Mastürbasyon
Mastürbasyon cinsel kimliğin kazanılmasından sonra ve genelde evlilik öncesi dönemde başvurulan sağlıklı bir cinsel boşalma yoludur. Kişilerin bağımlılığı oluşmadığı sürece sorun yoktur. Mesela evlilikten sonra cinsel ilişki yerine tercih edilmesi doğal değildir. Kısırlık ve cinsel güç üzerine olumsuz bir etkisi yoktur. Ülkemizde bazı insanlar kendilerini ayıp-günah-yanlış-tehlikeli bir şey yaptıklarını düşünerek doğal sayılabilecek bir olayı problem haline getirmektedirler.

Cinsel İlişki ile Geçen Hastalıklar
Erkek cinsel organlarına cinsel ilişki yolu ile çeşitli mikroplar girebilir. Bu mikroplar vücutta üredikten sonra hastalık ortaya çıkarırlar. Hastalık bazen birkaç gün içerisinde akıntı, idrar yolunda yanma gibi şikayetler ile ortaya çıkarken, bazıları sinsice ilerler ve geç belirtilerle ortaya çıkarlar. Çok çeşitli olan bu hastalıkların birçoğunun tedavisi mümkündür. Bunun için bu tip bir şüpheli ilişki yaşanmışsa bir Üroloji uzmanına gitmek gereklidir. Bazı hastaların kulaktan dolma bilgilerle ve kendiliğinden uygun olmayan ilaç almaları sonucunda kolayca tedavi edilebilecek bu mikroplar, ilaçlara direnç kazanmakta ve tedavi zorlaştırmaktadır. Unutulmaması gereken bir nokta da bu tip bir ilişkiden sonra eşiyle birlikte olan erkekler mikrobu eşine de bulaştırmakta ve kendileri tedavi olsa da eşleri tedavi olmadığı için eşinden tekrar mikrop kapmaktadır. Bu nedenle, böyle durumlarda eşlerinde Kadın Doğum uzmanı tarafından tedavi edilmesi gereklidir. Ancak en önemli tedbir bu tip şüpheli ilişkilerde prezervatif ile korunmaktır. Artık çeşitli uluslardan insanların kolayca bir arada olabildiği ülkemizde çok çeşitli ve tedaviye dirençli mikroplar mevcuttur ve bu nedenle de korunma çok önem taşımaktadır. Eğer bu tip hastalıklar iyi tedavi edilmezlerse ve tekrarlarsa erkeklerde idrar yolu darlığı, kısırlık gibi ciddi hastalıklara; kadında da çok ciddi kadın hastalıklarına neden olabilirler.

AIDS
AİDS bu hastalıklar içerisinde özel bir öneme sahiptir. Bu önemin nedeni hem son yıllarda çok yaygınlaşması, hem sinsice ilerlemesi hem de maalesef henüz tam tedavisinin yapılamamasıdır. Hastalık en çok cinsel ilişki, kan ve kan ürünleri yoluyla ve hastalıklı anneden bebeğe geçişle olur. Henüz yakın arkadaşlık, tuvalet, banyo, yiyecek-içecek, sinek-böcek yoluyla geçtiği ispatlanmamıştır. Tükürükle geçme şansı çok azdır. Asıl hastalık belirtileri yaklaşık 10 yıldan sonra görülür. Şikayetler çok çeşitli olabilir. Bunlar halsizlik, kilo kaybı, ateş, uzun süren ishal, vücuttaki bezelerde şişme şeklindedir. Kan tahlili ile hastalığın gösterilmesi için mikrobun vücuda girmesinden sonra 2-3 ay geçmesi gereklidir.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:55
Erkek doğum kontrol hapları

Erkekler için geliştirilme aşamasında olan doğum kontrol yöntemleri arasında en revaçta olanlar testosteron hormonunun sperm hücreleri üzerindeki etkilerini engelleyerek etki edenler. Bu yöntemlerin sperm hücreleri üzerindeki muhtemel mutajen ("genleri bozucu") etkileri, yöntemlerin insanlarda kullanılabilirliğini henüz engelliyor.

Ancak fareler üzerinde başka nedenlerle yapılan deneylerde tesadüfen erkeklerde uygulanabilecek yeni bir doğum kontrol yönteminin yolu açıldı: Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda vaz deferens adı verilen sperm kanallarının (bu kanallar olgun sperm hücrelerini ana sperm kanallarına ve buradan da depolandıkları yere taşıyan kanalcıklardır) kasılmasını sağlayan bir reseptör (algılayıcı) olduğu saptandı. P2X1 adı verilen bu reseptör (algılayıcı) uyarıldıkça oluşan kasılmalar sayesinde sperm hücreleri aynen bir diş macunu sıkıldığında dışarı macunun boşalması gibi kanalda ilerlerliyorlar. İşte bu reseptörün varlığının saptanmış olması gerçek bir devrim niteliğinde, çünkü bu reseptörü dışarıdan verilen bazı ilaçlarla devre dışı bırakmak teorik olarak mümkün. Bu başarılırsa, vaz deferens kasılamadığından sperm hücreleri kanallarda ilerleyemeyecek ve böylece boşalma olsa bile boşalan sıvının dışarıdan bakıldığında niteliklerinde (renk, miktar) bir değişiklik olmamasına karşın sıvının içinde sperm olmayacak.

Ayrıca bu reseptörü devre dışı bırakan değil, uyaran bir maddenin bulunması da sperm sayısını artırmaya yardımcı olarak erkek kısırılığının tedavisine yeni bir yol açacak gibi görünüyor.

Şu anda bu yöntem yalnızca bir teoriden ibaret. Sorun, reseptörün yapısının tümüyle anlaşılması sonrası, bu reseptörü bağlayıp devre dışı bırakacak maddenin bulunmasında. Bu madde de bulunduğunda erkek doğum kontrol hapları bir hayal olmaktan çıkacak.
__________________

BARIŞ.K
14-11-05, 02:57
Erkekte Cinsel İşlev Bozuklukları

Cinsel ilgi ve istek bozukluğu:

İngiltere’de seyrek ancak Amerika’da daha sık rastlandığı bildirilmektedir. Bazıları ereksiyon bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkar ve çoğunlukla evlilik içi ilişkilerde bozukluk ve depresyonla birlikte görülür. Hipogonadizm gibi organik nedenler dışlanmalıdır.



Uyarılma (Ereksiyon) Bozukluğu:

En sık rastlanan cinsel işlev bozukluğudur. Genellikle diğer cinsel işlev bozukluklarına oranla daha ileri yaşta görülürler ve nedenleri arasında organik (bedensel hastalık) nedenlere sık rastlanır.





Erken Boşalma:

Tanımlanması zor bir bozukluktur. En doğru yaklaşım erkeğin boşalma zamanının çift için tatminkar olup olmadığını değerlendirmektir. Ancak kadında orgazm güçlüğü olabileceği göz önünde bulundurulmalı ve beklentinin gerçekçi olup olmadığına da dikkat etmek gerekir. Genellikle birincil olarak ortaya çıkar ve hızlı mastürbasyon yatkınlaştırıcı bir nedendir. Geçici erken boşalma sık görüldüğünden, yalnızca süreklilik kazanmış durumlarda bir bozukluk olarak kabul edilmelidir.



Geç boşalma / boşalamama:

Nadir görülür. Hem boşalmayı hem de orgazmı etkiler. Orgazm oluşmasına karşın boşalma olmuyorsa geriye (retrograd) boşalma akla gelmeli ve diğer organik nedenler de dışlanmalıdır

Ağrılı Boşalma ve disparenü:

Boşalma veya cinsel birleşme ağrılıdır. Organik nedenler dışlanmalıdır.

CİB Yaygınlığı

Toplumda cinsel sorunların görülme sıklığının CİB Tedavi Merkezlerine yapılan başvurulardan çok daha yaygın olduğu bilinmektedir. Crowe ve Jones (1992)’a göre normal popülasyonda cinsel doyumsuzluk veya CİB erişkinlerin 1/5 ila 1/3’ünde zaman zaman ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde CİB yaygınlığını araştıran araştırmalara rastlanmamıştır.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:57
Erken boşalma

Kırk-kırk beş yaş altındaki erkeklerin en çok şikayetçi oldukları cinsel sorunu erken boşalmadır. Erkek cinsel sorunları içinde birinci sırada gelmektedir. Erken boşalma olayı, erkeğin ve eşinin boşalmayı arzuladığı andan daha önce boşalmasıdır. Aslında erken boşalma, bir bozukluk, bir patoloji olmaktan çok fizyolojik olayların göreceli olarak beklenenden daha hızlı seyretmesi ile olmaktadır. Bazı erkekler cinsel yaşamlarının ilk başlangıcında daha erken boşalırken gittikçe boşalmayı kontrol ettiklerini ve daha geç boşalmaya başladıklarını, ancak aniden erken boşalmanın bir sorun olarak karşılarına çıktığını belirtmektedir. Bir kısmı ise başlangıçtan beri hep çabuk boşalmaktan şikayet etmektedir. Sonuçta boşalma zamanı objektif zaman ölçüsü ile belirlenmekten çok, hastaların algılayış, ya da kabulleniş biçimi ile ilgilidir.

Bir genelleme yapmak gerekirse, 30 yaş altındaki erkeklerde cinsel ilşki esnasında vajinaya duhul gerçekleştikten sonra 1-3 dakika içinde boşalma olması beklenen bir durumdur. Erkeğin boşalmasını hızlandıracak çeşitli etmenler söz konusudur. Ne kadar genç olursa, o derecede erken boşalması beklenir. Yine heyecan düzeyine bağlı olarak ve bununla ilişkili bir şekilde eşinin daha istekli, uyarıcı olması ve heyecan uyandırması ile boşalma süresi kısalır. Önceki boşalmadan sonra aradan geçen süre uzunsa, erkeğin boşalmasını kontrol etmesi zorlaşır ve daha çabuk orgazma ulaşır. Birleşme esnasındaki gidip gelmeler hızlandıkça boşalma ihtimali de artar. Kaygılı, sinirli ruh hali erken boşalma nedenleri arasındadır.

Sonuçta yeni evlenmiş, uzun süredir veya hiç cinsel ilişkide bulunmamış, genç, cinsel heyecanı yüksek, istekli bir adam, biraz heyecanlı, biraz tedirgin bir şekilde hızlı bir cinsel birleşmeye meylederse erken boşalma riski altındadır. Evliliklerin çoğunda böyle anlar olması hiç de şaşırtıcı olmamalıdır.

Peki karşılıklı memnuniyet içinde bir cinsel hayat sürdürürken birden ortaya çıkan erken boşalma sorunu neden oluyor? Cinsel ilişkide rol alan tüm fizyolojik olayların zihinsel fonksiyonların ve duyguların kontrolü altında olduğunu unutmamak gerekir. İnsan cinsel işlevi yerine getiren bir robot değildir ki, programlandığı şekilde devam etsin. Her şey normal seyrinde giderken bir akşam eve günün stresinden bunalmış, yorgun ve sıkıntılı bir halde geldiğinizi düşünün. Eşinizle cinsel ilişki içine girdiğiniz zaman dahi bir yığın sorun zihninizi kurcalamaya devam ediyor. Kısa süren bir sevişme erken boşalma ile sonlanıyor. Daha sonraki gecelerden birinde eşinizle tekrar yatağa girdiğinizde aynı stresi yaşamıyorsunuz, ama bu sefer acaba yine başarısız mı olacağım, boşalmamı kontrol edebilecek miyim? gibi sorular aklınıza geliyor. Bu kaygı sizin öncekinden daha erken boşalmanıza yol açacaktır. Böylece bir kısır döngü içine girersiniz; başarısızlık korkusunu takip eden performans anksiyetesi ve onun sonucunda yine başarısızlık olan bir kısır daire.

Erken Boşalmanın Tedavisi

Boşalmayı geciktirmek amacı ile çeşitli ilaçlar denenmiştir. Lokal uyuşturucu kremler veya spreyler bunların başında gelmektedir. Ancak sadece penisin üzerindeki sinir uçlarını uyuşturmak fazla yarar sağlamaz. Sertleşme ve boşalma tüm otonom sinir sistemini ilgilendirmektedir. Esas büyük cinsel organın iki bacak arasında değil, iki kulak arasında olduğunu söyleyenlerin iddiasını hafife almamak gerekir. Ayrıca bu tür ilaçlar, lokal uyuşturucu etkisi ile boşalmayı geciktirmekten çok penisin duyarlığını azalttığı için, temastan duyulan cinsel zevki azaltmaktadır. Bu lokal uyuşturucu maddeler cinsel birleşme esnasında vajen duvarından emilerek bu dokuların hassasiyetini azalttıklarından, kadının orgazm olmasında gecikmeye yol açmakta ve sorunu adeta pekiştirmektedir. Bu yüzden bu tür sprey ve kremler tıbbi pratikte terk edilmiştir.

Son zamanlarda depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların yan etki olarak boşalmayı geciktirdiği fark edilmiş ve bu ilaçlar tedavide kullanılmaya başlanmıştır. Bu ilaçlardan hastalar yarar görmektedir. Ancak boşalma kontrolünde sırf ilaca dayalı bir tedavi yararlı olsa da, ömür boyu ilaç kullanmanın zorluğu nedeniyle cazip görülmemektedir. Aslında boşalmayı kontrol edebilme bir öğrenme sorunudur. Hastanın bu öğrenimine yardımcı olmak amacıyla ilaçla tedavi edilmesi, veya daha doğru bir ifade ile, tedaviye ilaç eklenmesi doğru bir yaklaşımdır. Amcak esas olan, erkeğin kendini ve eşini memnun edecek şekilde boşalmasını kontrol edebilmeyi öğrenmesidir.

Prezervatif kullanılmasının boşalmayı geciktirmede yararlı olduğunu ifade edenler vardır. Doğum kontrol yöntemi olarak kullanılmıyorsa, sırf boşalma kontrolü için prezervatif kullanılması çok cazip değildir.

Her erkeğin aynı duyarlıkta olmadığı, aynı cinsel tepkiyi vermediği bir gerçektir. Yukarıda belirtildiği gibi, fazla cinsel heyecan duyan ve psikolojik anksiyete içindeki erkekler daha erken boşalır. Öyleyse, boşalmayı kontrol etmek öğrenimi içinde öncelikle cinsel heyecanı yatıştırma ve sakinleşmek gelir. Hem zihnen hem bedenen gevşemek, sakinleşmek önemli oranda yardımcıdır. Sık cinsel birleşmede bulunmak boşalma aralarını ve dolayısı ile duyarlılığı azaltacaktır.

Cinsel birleşme anında erkeğin pozisyonunun boşalma üzerine etkisi vardır. Bu yüzden bazı pozisyonlarda boşalma daha hızlı olmaktadır. Erkeğin üstte olduğu klasik cinsel birleşme pozisyonu boşalmanın geciktirilmesi için elverişli bir pozisyon değildir. Daha rahat olduğu, kolay gevşeyebildiği ve efor harcamadığı bir pozisyonda erkek boşalmasını daha rahat kontrol edebilir.

Tedavi için önerilen en basit yöntem, sevişme esnasında erkeğin boşalma anına yaklaştığını hissettiği zaman, penisin ucunu iki parmağı arasında sıkarak vücuttaki cinsel heyecanın azalmasını bir süre beklemesi ve yeteri kadar gevşedikten sonra tekrar sevişmeye başlamasıdır. Bu yöntem uygulanırken bekleme anında derin derin nefes alınmasının da yararı olmaktadır. Ayrıca seks terapistleri tarafından bu tür şikayeti olan çiftlere bir takım öğrenme egzersizleri yaptırılmaktadır.

BARIŞ.K
14-11-05, 02:58
Erken boşalma sorunu yaşayan partnerinize YARDIM REHBERİ

Sevişme süreniz, partnerinizin erken boşalma problemi yüzünden
çok mu kısa sürüyor? Bu problem yüzünden sevişmeleriniz eski heyecanını yitirdi mi? Oysa sevişme süresini uzatmak ve erken boşalmayı önlemek pekala mümkün!

Erken boşalma, sık rastlanan ama kolay tedavi edilebilen cinsel sorunlar arasında yer alıyor. Psikolojik tedavi ve birkaç basit teknikle erken boşalma endişesinden sıyrılıp, sevişmenin sizin için doğal bir zevk halini almasını sağlayabilirsiniz.

Bu konuda yapılan araştırmalar her iki erkekten birinin hayatının belli bir döneminde erken boşalma sorunu ile karşılaştığını gösteriyor. Aslında erken boşalma, kişiden kişiye değişen bir kavram. Bazıları 30 saniyede boşalırken, bazıları bunu daha uzun sürdürebiliyorlar. Uzmanlar ortalama sevişme süresinin evli erkekler için üç dakika civarında olduğunu söylüyor. Gerçekte partneriniz sevişmeyi, başlar başlamaz sonlandıramıyorsa, erken boşalma sorunu yok demektir.

Erken boşalma tıp literatürlerinde, sevişme esnasında varılan doruk noktasını, eşini tatmin etmeyi bekleyecek kadar uzatamama olarak tanımlıyor. Bazı erkekler, kadının orgazmı yaşayabilmesi için vajinal ilişkinin yanı sıra elle uyarımın da gerekli olduğu gerçeğini görmezlikten geliyor. Bu da cinsel iletişimsizliği başlatan süreçte yapılan en ciddi hatalar arasında yer alıyor. Sonuç olarak erkek kendini kontrol edemediği için büyük bir suçluluk duygusuna kapılıyor.


Sinir sistemine de bağlı...
Batılı bilimadamları erken boşalmanın anormal bir durum olmadığını, bu karakterin bize atalarımızdan geçtiğini söylüyorlar. Erken boşalmanın merkezi sinir sistemiyle yakından ilgili olduğunu da.... Sinir sistemimiz iki kısımdan oluşur. İstemimiz dahilinde çalışan kısmı cinsel ilişki sırasında sertleşmeyi, istem dışı çalışanı ise boşalmayı yönetir. Sağlıklı bir erkekte her iki kısım uyumlu bir şekilde çalışır ve günlük davranışları yönetirler. Erken boşalan bir erkekte büyük bir olasılıkla istemdışı sinirler daha baskın, uzun süre ereksiyon halinde kalanlarda ise istem dahilindeki sinirler daha baskın çalışır. Ayrıca erkeğin kişilik özellikleri de cinsel hayatında önemli rol oynar. Örneğin romantik tipli ve cinsel içgüdüleri zayıf olanlarla, mantığıyla hareket eden erkekler, erken boşalma riskiyle daha fazla karşı karşıyadır.

Mastürbasyonun etkisi
Uzun süre ereksiyon halinde kalamamanın temel sebeplerinden biri de mastürbasyonu fazlaca deniyor olmak. Eğer bir erkek 13 yaşında kendi kendini tatmin etmeye başlıyor ve bunu sıkça yapıyorsa, 20'li yaşlara geldiğinde karşı cinsle girdiği cinsel ilişkilerde problemler yaşama olasılığı oldukça yüksektir. Çünkü erkek küçük yaşlardan beri kendini bu şekilde boşalmaya şartlamıştır ve cinsel ilişkiye başladıktan sonra tek amacı bunu bir an önce sonlandırmaktır. Diğer bir neden de kadının cinsel isteksizliğidir.

Tedavi yöntemleri
Erken boşalma, tedavisi en kolay cinsel sorunlardan biri. Eşlerin beraberce katılacağı bir psikolojik terapide, tedavinin başarı ile sonuçlanma şansı yüzde 90 oranında artabiliyor. Bugün için bilinen tedavi yöntemleri ise şunlar:

* Lokal uyuşturucular
Penis ucunun hassasiyeti lokal uyuşturucularla azaltılabilir. Bunları çok sık kullanmak da sakıncalıdır. Bu yüzden geciktiricileri nadiren kullanın ve kullandığınız zaman prezervatif takmayı ihmal etmeyin.

* Lokal baskı uygulamak
Erkek doruğa yaklaştığını hissettiği anda kendini geri çeker ve penisin ucunu parmaklarıyla 3-5 saniye sıkarsa boşalma geciktirilebilir. Bu yöntem ereksiyonu yüzde 10 ile 30 oranında azaltır ve belli bir süre uygulandığında erkeğin kendini kontrol yeteneğini artırır.

* Çin tekniği
Eski çağlarda Çinliler, boşalmayı geciktirmek için "Oynak Yol" adını verdikleri yöntemi uygularlardı: Erkek boşalacağını anladığı zaman sol elin baş ve orta parmaklarıyla, testis ve anüs arasında kalan bölgeyi derince bastırır. Bu arada nefesini ona kadar sayarak tutar ve verir. Bir-iki kez tekrarlandığında erteleme gerçekleşir.

* Beyninizi kullanın
Zamansız bir boşalmayı engellemek istiyorsanız, o an başka şeyler düşünmeye çalışın. Örneğin 50'ye kadar sayın, o gün ne yediğinizi düşünün ya da günlerden hangisi olduğunu hatırlamaya çalışın.

* Düzenli cinsel ilişkiler
Erkeğin penisi uyarılmaya karşı çok hassas olduğu için sık sık ilişkiye girmezse uyarılma eşiği azalıyor ve eski halini koruyamıyor ve doğal olarak daha erken boşalıyor. Eğer düzenli bir ilişki varsa, büyük bir ihtimalle bu sorun kendiliğinden ortadan kalkabilir.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:00
eşlerin cinsel uyumsuzluğu

Korku ve suçluluk duygusu gibi psikolojik takıntılar, iktidarsızlık ve soğukluk gibi oldukça kalıcı cinsel sorunlara neden olabilir. Ama böyle temelli sorunlar olmadığı zaman bile, eşler arasında cinsel uyumsuzluk sözkonusu olabilir. Aslında cinsel bakımdan sağlıklı olan iki insan, birbirlerini sevdikleri halde cinsel ilişki anında bir soğukluğun içine düşebilirler.
Kuşkusuz, cinsel uyumsuzlukla kastedilen, eşlerin cinsel organları arasındaki herhangi bir fiziksel uyumsuzluk değildir. Cinsel bakımdan uyuşamadıklarını söyleyen kişiler, kendi cinsel arzularının eşlerininkinden ya daha zayıf olduğunu veya zevk aldıkları cinsellik biçiminin eşlerininkinden farklı olduğunu anlatmak istemektedir. Bu tür uyumsuzluklar, çoğu zaman bir ilişkinin ilk aylarında, hatta ilk birkaç yılında ortaya çıkmayabilir. Özellikle kırsal yörelerde, evlilikten önce eşler arasında cinsel ilişki olanağı ya çok kısıtlıdır ya da hiç yoktur. Üstelik ilişkinin ilk dönemlerinde eşler, cinsel birleşmenin bütün biçim ve alanlarını deneme yoluna gitmezler. Çoğu zaman, oldukça yalın birleşme biçimleri onları doyurmaya yeter. Cinsel uyumsuzluğun ortaya çıkması kadın ve erkeğin birbirlerini daha yakından tanımaya ve yenilik istemeye başladıkları dönem olan, ilişkinin ikinci ya da üçüncü yılına rastlar. Boşanmaların yüzde 40'ı da evliliğin ilk beş yılında olmaktadır.
Uyumsuzluğun bir nedeni, eşlerin cinsel istek düzeyinin eşit olmamasıdır: erkek her
gece yatmayı isterken, kadına haftada bir birleşme yetebilir veya bunun tersi de olabilir. Geoffrey Gorer'in İngiltere'de 30 yıl önce yaptığı araştırmalarda, kadınların yarısı erkeklerin de yüzde 30'u, verdikleri cevaplarda, kadın cinselliğinin erkeklerden daha "manevi" ve "daha az hayvanca" olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunlarla kastedilen, herhalde erkeklerin cinsel arzularının daha kolay uyanabilmesidir. Gerçekten de, erkeklerin psikolojik ve görsel uyarıcılara karşı daha duyarlı olduğu saptanmıştır. Buna karşılık, kadınların cinselliği görsel uyarıcılardan çok, bedensel temasla uyarılabilmektedir. Ve içinde yaşadığımız modern toplumlarda, cinsel çağrışımlı reklamlardan düpedüz pornografik film ve yayınlara kadar herşey, özellikle erkek cinselliğinin kızıştırılmasına yöneliktir. Bu nedenle erkekler çoğu zaman kadınlardan daha arzulu bir durumda olabilmektedir. Bu durum, ailelerde ve evli olmayan çiftlerin cinsel yaşamında mutlaka etkisini göstermektedir. Öyle ki, medyada bir çıplaklık görüntüsüyle ya da yolda gördüğü çekici bir kadın gövdesiyle zaten uyarılmış olan erkek, akşam eve geldiğinde eşinin de cinsel isteğini kendi düzeyine çıkarmak için fazla uğraşmamakta, kadını uyarmak için gerekli olan uzunca bir aşk oyunu süresine gerek görmeden kendisi kısa sürede orgazma ulaşmaktadır.
İkinci bir uyumsuzluk türü, eşlerin birbirlerinden farklı cinsel faaliyet biçimlerinden zevk almalarıdır. Bazı insanlar, suçluluk duygusu, korku ya da düpedüz bilgisizlik ve deneysizlik gibi nedenlerle, bazı sevişme biçimlerinden ürkebilirler. Eşinin anal seksi denemek istemesi kadını dondurmaya yetebilir. Çoğu zaman erkekler aydınlıkta sevişmekten hoşlanırken kadınlar karanlığı ya da loş bir ortamı tercih ederler. Bunun çocukluktan gelen psikolojik nedenleri olduğu gibi, sosyal ve kültürel nedenleri de olabilir. Kinsey'in gösterdiği gibi, farklı toplumsal tabaka ve kesimler, cinsellik konusunda da farklı tutumlara sahiptir. Örneğin kentlilerde cinsel yaşam daha çeşitlenmiş olduğu halde, kırsal kesimde oldukça yalındır ve esas olarak erkek orgazmından ibarettir. Bu nedenle, farklı toplumsal kesimlerden gelen kişiler arasında cinsel uyumsuzlukların çıkma olasılığı daha fazladır. Bazı kadınlar, aldıkları kapalı eğitimin etkisiyle, uysal ve pasif bir cinsel rolün dişiye daha uygun düştüğü inancındadır; oysa sürekli olarak "damızlık" rolünü oynamaktan bıkmış olan erkek de onlardan biraz daha aktif, coşkulu, yol gösterici bir sevişme tarzı bekliyor olabilir.
Bununla birlikte, bu tür sorunlar geçicidir: eğer eşler birbirini gerçekten seviyorsa, karşılıklı anlayış ve deney yoluyla çözülebilir. Çoğu zaman cinsel uyumsuzluk, birbirine hiç alışmamış yeni eşlerin acemilik ve aşırı heyecanlarından da doğabilir. Bir çiftin ilk cinsel birleşmesi hemen her zaman korkular ve duygusal gerilimlerle doludur. "Acaba becerebilecek miyim?" düşüncesi, eşlerden birinin cinsel bakımdan işlevsiz kalmasına neden olabilir. Ama erkekle kadın birbirine alıştıkça ve gerginlikten kurtuldukça, cinsel ilişkinin de doğal yoluna girmesi beklenir. Farklı kültürlerden geliyor da olsalar, farklı zevklere de sahip olsalar, sevgi giderek eşlerin birbirine benzemesine yol açacaktır. Burada önemli olan, iki insanın birbirine karşı açık olması, neden zevk alıp neden zevk almadıklarını rahatça söyleyebilmesi, sorunlarını birbirine anlatabilmesidir. Ama eğer birbirine alışmak ve ilk günlerin gerginliğinden sıyrılmak da istenen cinsel uyumu sağlamıyorsa, o zaman ortada daha ciddi sorunlar var demektir. Bu durumda eşlerden birinin daha köklü bir cinsel rahatsızlığı vardır ya da düpedüz birbirlerini sevmiyorlardır. İktidarsızlık ya da soğukluk gibi daha köklü sorunlar sözkonusuysa, bir hekime gidilmesi gerekebilir. Masters ve Johnson'un başlattıkları cinsel terapi yöntemleri oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Yine de, bazı soğukluk ve iktidarsızlık türlerinde, eşler arasındaki sevgi ve anlayış, sorunların çözümüne yetebilir. Sevgisizlik ise çok daha ciddi bir sorundur. Bazı durumlarda, eşler birbirlerine başlangıçta duydukları sevgiyi yitirmişlerdir: artık birbirlerini cinsel olarak da uyaramıyorlardır. Her ikisi de sırtlarını dönüp uyumayı kabullenmişlerdir.Başka bazı durumlardaysa, biri veya her ikisi de birbirini sevmeden evlenmişlerdir. Sevgi olmadığı halde birlikte yaşama zorunluluğu, zamanla, bu sevgisizliği açık düşmanlığa dönüştürebilir. Kadın ya da erkek, bütün sıkıntılarının kaynağı olarak eşini görmeye başlar. Bu tür düşmanca duygular, kişilerin cinsel arzularını da öldürür, normal cinsel tepkilerine müdahale eder. Böyle bir ilişki içinde, kişiler başlangıçta sağlıklı oldukları halde sonradan cinsel bakımdan işlevsizleşebilirler. O zaman en iyi çözüm, erkeğin de kadının da daha mutlu olabilecekleri bir başka eş aramalarıdır; aksi halde, biriken cinsel doyumsuzluk ve gerilim, kişinin yaşamının diğer alanlarında da yıkıcı etkiler yapabilecektir.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:01
Gebelik için uygun ***

İstemelerine rağmen gebelik elde edemeyen çiftlerden bazılarında altta yatan problem uygun zamanda ve yeterli sıklıkta ilişkinin olmaması, ya da uygulanan yanlış yöntemler gibi çok basit nedenler olabilir.

Kadınların herhangi bir ayda gebe kalma olasılıkları %20-25 arasındadır. Çiftler bilgi eksikliği nedeni ile yaptıkları bazı davranışlar yoluyla bu olasılığı azaltabilirler. Kısır olduklarını düşünen bazı çiftlerde alınacak basit tedbirler ve uygulanacak çok kolay yöntemler ile hiçbir tedaviye gerek kalmadan gebelik elde edilebilir.

Uygun zaman
Gebelik isteyen çiftler için cevaplandırılması gereken ilk soru en uygun zamanın ne olduğudur. Düzenli adet gören kadınlarda yumurtlama genelde adet siklusunun 14. gününe denk gelir. (adet kanamasının başladığı günden itibaren 14. gün). Ancak yumurtlama tarihinde sapmalar olabileceği, ve sperm ile yumurta hücresinin kadın vücudu içinde yaşama potansiyeli göz önüne alındığında 9 ile 15. günler arasında gün aşırı cinsel ilişki olması gebelik şansını yükseltir.
İlişkinin her gün önerilmemesinin sebebi erkeğin sperm kalitesini düşürmemektir. Her ilişkiden önce erkeğin en az 48 saat süreyle boşalmaması özellikle sperm sayısı düşük ya da sınırda olan erkekler için yararlıdır. Alınabilecek başka bir önlem de ilişkinin sabah olmasıdır. Boşalmanın olmadığı geceyi takip eden sabah erkeğin sperm düzeyleri en yüksek sayıdadır. Ancak bu ilişkiler yaşanırken "bugün mutlaka ilişkide bulunmamız gerekir" şeklinde stres yaratmak gebelik açısından olumsuz etki gösterir. Bu stresi gidermek için olayı kendi haline bırakmak veya egzersiz, yürüyüş gibi stres giderici faaliyetlerde bulunmak gereklidir. Unutulmamalıdır ki üreme sistemini yöneten bütün hormonlar hem fiziksel hem de ruhsal strese karşı hassasdır.

Uygun Şekil
Gebelik için uygun dönem saptandıktan sonra ikinci aşama cinsel birleşmenin şeklidir. Pek çok pozisyon gebelik için uygun ortam yaratmaz. Normal bir ilişki sonrası gebelik oluşabilmesi için spermlerin vajinaya uygun şekilde bırakılması ve vajinanın spermlerin rahim içine doğru ilerleyebilmesi için uygun pozisyonda durması gerekir. Bu şartları sağlayan pozisyonlar erkeğin üstte olduğu, kadın ve erkeğin yana doğru dönük olduğu pozisyonlar ile kadının diz-dirsek pozisyonunda olduğu şekillerdir. Erkeğin üstte olduğu durumda kadının kalçaları altına bir yastık yerleştirerek pelvisini yükseltmesi spermlerin doğru yönde ilerlemelerine yardımcı olur. Diz-dirsek pozisyonu ise özellikle sperm sayısı düşük olan durumlarda ek fayda sağlar. Oturur pozisyonda, kadının üstte olduğu veya ayakta olan cinsel ilişkiler gebelik elde etmek için uygun değildir.

İnsanlarda cinsel ilişkinin amacı büyük ölçüde haz almak olmasına rağmen biyolojik açıdan primer amacı soyun devamını sağlamak yani gebelik elde etmektir. Bu amaç dışında birleşme doğada sadece insanda ve birkaç türde daha olmaktadır. Gebelik elde etmek isteyen çiftler bu nedenle ilişki esnasında bazı etkinliklerden kaçınmalıdırlar. Bunların başında oral seks gelir. Tükrük içinde bulunan birtakım enzimler ve bakteriler spermlerin dölleme kabiliyetini azaltır, hatta spermlerin ölümüne neden olabilir. benzer şekilde anal seks de sperm aktivitesi üzerinde olumsuz etki yaratabileceğinden bu tür ilişkilerden kaçınılmalıdır. Yine benzer mekanizma ile ilişki esnasında kullanılabilen kayganlaştırıcılar da sakıncalıdır. Özellikle petrol bazlı olan vazelin, masaj yağları gibi maddeler kesinlikle kullanılmamalı, mutlaka kayganlaştırıcı kullanılması gerekiyor ise su bazlı olanlar tercih edilmelidir. Gebelik arzulayan çiftlerin su altında veya içinde ilişkide bulunmaları vajen pH'ı bozulacağından sakıncalıdır. Sıcak su da sperm sayısı ve hareketliliğini bozacağından önerilmez.

İlişki sonrası
Eğer ilişki sonrası kadın hemen ayağa kalkarsa fazla miktarda meni dışarıya kaçacaktır. Spermler rahim ağzına ulaşacak yeterli zaman bulamadıkları için bu durum gebelik elde edilmesi açısından önemlidir. Gebe kalmak isteyen bir kadın ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıp idrar yapmaya ya da yıkanmaya gitmemelidir. İdeal olan kalçalarının altına bir yastık koyarak 20-30 dakika kadar yatmasıdır. Erkek de meni kaçağını azaltmak için birkaç dakika kadar kendini geri çekmemelidir.

Vajina dışarıdan kulanılan herhangi bir maddeye gereksinim duymadan kendi kendini temizleyebilen ve uygun ortamını yaratan bir organdır. Adet kanaması ve ilişki sonrasında dahi vajina sağlıklı kalabilmek için kendi önlemini alır.(Eğer ilişkiden sonra kötü bir koku duyuluyor ise bu enfeksiyonun belirtisi olabilir ve doktor kontrolü gerekir). Sadece gebelik isteyenlerde değil hiçbir kadında vajinal duş önerilmez.İlşiki öncesi yapılan duş vajen pH'ını değiştireceğinden gebelik şansını olumsuz yönde etkiler. Spermin yaşama şansı tehlikeye girer, ilişkiden hemen sonra yapılan duş ise spermleri ortamdan uzaklaştıracağından, şansı azaltır. Ayrıca duş, bakterileri kadın üreme sistemi içinde yukarılara doğru zorlayarak enfeksiyon ve dolayısı ile infertilite şansını arttırır.

Özet

Gebe kalmayı planladığızda 3 ay öncesinden korunmayı bırakın
Gebe kalmak için en uygun zamanda gün aşırı ilişkide bulunun
Gebelik için uygun dönemdeki ilk ilişkiden önce ve iki ilişki arasında erkeğin 48 saat boşalmamasının ideal olduğunu unutmayın
Sabah erken saatte ilişkide bulunun
Kayganlaştırıcı kullanmayın
Hiçbir zaman vajinal duş yapmayın
Vajinanın doğal duruşunu sağlayan gebelik için uygun pozisyonları tercih edin
Alternatif seks yöntemlerinden uzak durun
Su altında ilişkide bulunmayın

BARIŞ.K
14-11-05, 03:01
Gebelikte Cinsel ilişki

Gebelik kadın hayatını kökten etkileyen son derece değişik bir süreçtir. Bu süreç içerisinde fiziksel değişikliklerin yanısıra pekçok psikolojik değişiklik de ortaya çıkar. Hayatın her evresinde büyük önem taşıyan cinsellik ve cinsel yaşam çoğu zaman gebelikten olumsuz etkilenir. Özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında bu sürece uyum sağlama aşamalarında cinselliğe karşı soğukluk olabilir. Aslında cinsellik ve cinsel istek insanın içinde doğuştan var olan 5 içgüdüden biridir. Bu güdünün amacı varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir. Gebeliğin fark edilmesi ile birlikte annelik içgüdüsü biraz daha baskın hale gelir. İlk gebeliğini yaşayanlar da dışarıdan gelecek her türlü müdahalenin bebeğe zarar vereceği düşüncesi anne addayının cinsel isteklerini köreltebilir. Oysa ki normal seyreden bir gebelikte cinsel ilişkinin olumlu yada olumsuz hiçbir etkisi yoktur. Halk arasında erken dönemde yaşanacak cinsel ilişkinin bebekte sakatlık ya da ölüme neden olacağı veya bir düşük ile sonuçlanacağı fikri hakim olmasına rağmen bunun hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Gebelik ilerledikçe ve anne adayı kendisinde gerçekleşen bu değişime uyum sağladıkça cinsel istekde de bir artış görülebilir.Rahimin iyice büyümesi ile birlikte cinsel ilişki teknik olarak zor bir hal alır. Bu durum zaman zaman anne adayında ağrı ve acıya neden olabilir. Gebeliğin son dönemlerinde bu nedenle cinsel istekte yeniden azalma görülebilir.

Herşeyin normal olarak gittiği durumlarda son 4 haftaya kadar cinsel yaşamda hiçbir kısıtlama yoktur. Son 4 haftada ise erkeğin ejekulasyon sıvısı içinde bulunan bazı maddelerin rahim kasılmalarını başlatabileceği düşüncesi ile ilişki önerilmez.

Daha önceden tekrarlayan düşük öyküsü olan veya erken doğum yapan kadınlarda ilk 2 ayda ilişki kısıtlanabilir. Yaşamakta olduğu gebeliğinde herhangi bir dönemde vajinal kanama olması durumunda ve düşük tehdidi, erken doğum tehtidi olan kadınlarda ilişki kesinlikle yasaklanır. Bu yasak tehlikenin ortadan kalktığı kesin olarak saptanana kadar devam eder.Erkekde veya kadında teşhis edilmiş genital enfeksiyon varlığında da enfeksiyon tedavisi tamamlanıncaya kadar yasak konmalıdır. Riskli gebelikler sınıfına giren plasenta previa durumunda da kanamayı başlatma riski nedeni ile ilişkiden kaçınmak gerekir.

Gebe kadın psikolojik korkular nedeni ile ilişkiden kaçınıyorsa bu durumu anlayışla karşılamak ve zorlamamak gerekir.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:02
genital herpes herpes genitalis

Genital herpes hastalığını iyi anlamak ve böylece onunla birlikte daha kolay yaşamak için konu hakkında iyi bilgilenmek gereklidir. Genel olarak genital herpes hakkında bilinenler efsanelerden ve yanlış bilgilenmelerden ibarettir. Bu da korkuyu, kendi kendine acımayı ve güvensizliği beraberinde getirir. Herkesin genital herpese cevabı ve davranışı faklı olduğundan aşağıdaki bilgilerden kendinize paylar çıkarabilirsiniz.


Genital Herpes Nedir?

Genital herpes, Herpes Simplex Virus'unun (HSV) neden olduğu bir virüs infeksiyonudur. HSV tip I ve tip II olarak iki çeşittir. Özellikle tip II genital bölgeyi, anus, kalça bölgesini, tip I ise genellikle ağız, yüz ve dudakları etkiler. Yüz ve dudak infeksiyonu, uçuğu da kapsayan yüz herpesi ile sonuçlanır.


Virüs Nedir?

Virüsler hücre içi parazitlere benzerler. Kendi başlarına yaşayamazlar. Tamamen içinde bulunduğu hücreye bağımlıdırlar. Virüsler ve bakteriler insanlarda infeksiyona neden olan mikroorganizmalardır. Bakteriler büyük ve bağımsız mikroorganizmalardır. Kendi başlarına yaşamlarını sürdürebilirler ve daha kolay izole edilip, elimine edilebilirler.


Virüs İnfeksiyonları

HSV vücuda genellikle dudak veya genital bölge mukozasındaki bir çatlaktan girerek ilerler ve sinir gangliyonlarına oturur. Bir kere sinir gangliyonunu tutan virüs, yaşam boyu orada kalır. Virüs, hücre içine girdiğinde yaşamak için hücrenin fonksiyonlarını kullanır ve bundan dolayı hücrede harabiyete neden olur. Bu harabiyetin karakteristik belirtileri ağrı, kabarcık, kaşıntı ve içi sıvı dolu kırmızı şişliklerdir. Virüs bir kere vücuda girdiğinde, savaşmak için antikor dediğimiz savaşçılar oluşur. Bunlar kanda bulunurlar ve bağışıklık cevabı için çok önemlidirler. Genital herpesde nüksler her zaman ilk ataktan daha hafif seyreder.

İlk atak ilk ya da primer infeksiyon olarak adlandırılır. Bu aşamada virüs sinir gangliyonuna oturur. Tekrarlayan ataklar (nüksler) virüsün sinir gangliyonunda çoğalması ile oluşur.


İnfeksiyonun Yeri

Kadınlarda en sık vulva ve vajina ön kısmı tutulur. Uçuklar aynı zamanda rahim ağzında da bulunur. Erkeklerde en sık penisin son kısmında uçuklar gözlenir. Bazen testislerin üzerinde de bulunabilir. Çok nadir olarak erkek ve kadınlarda anusda ve kalça bölgesinde de uçuklar çıkabilir.


İlk İnfeksiyon

İlk infeksiyon genellikle aktif hastalığı olan kişi ile cinsel ilişki sonrası 2 ile 12 gün arasında oluşur.

Genellikle vücut bu virüsle ilk kez karşılaştığı için oldukça ağrılı ve ciddi belirtilerle seyreder. Belirtiler 20 gün civarında (ağrı, kabarcık, kırmızı içi sıvı dolu şişlikler) sürer ve uçuklara ateş, halsizlik, lenf nodu şişmesi gibi sistemik belirtiler de eşlik eder. Kadınlarda belirtilere ek olarak idrar yaparken yanma ve vajinal akıntı oluşabilir.


Nüksler

Bazı kişilerde hastalık belirtisiz olarak tekrarlar. Ama genellikle tekrarlamalar (ataklar) belirtiler ile birlikte görülür. Tekrarlamalarda hastalık daha hafif seyreder. Genellikle yılda 4 atak geçirilir.


Bulaşıcılığı

Genital herpes, aktif genital herpes infeksiyonu olan eşden direk cinsel temas ile bulaşır. Eşlerin birbirine bu infeksiyonu bulaştırması genellikle farkında olmadan da oluşabilir. Bulaşma, hastalık belirtilerinin olmadığı dönemde bile oluşabilir.

Genital herpes hastalığına sahip olan kişiler %60 oranında hastalıklarından habersizdirler.


Genital Herpesi Ne Tetikler?

Fiziksel faktörler: Adet kanaması, fazla miktarda alkol alınması, güneşde kalma, mukozada çatlama, incinme genital herpesi tetikleyen faktörlerdendir.

Psikolojik faktörler: Uzun süren stres, ağır anksiyete hali de bağışıklık sistemi üzerinde etkili olduğundan hastalığı tetikler.


Laboratuvar Tetkikleri

Genital HSV teşhisini desteklemek için kanda antikor bakılır. Ayrıca yaralardan sürüntü alınarak kültürde virüsün üremesi de tanıyı destekler. Kadınlarda smear testi de yapılabilir.


Doğurganlık ve Hamilelik

HSV doğurganlığı etkilemez, kısırlık yapmaz. Hamilelikte ilk 3 ay ve son 3 ayda eğer anne adayı aktif hastalığı geçirirse risk olabilir.
Tedavi

HSV tedavisinde rekürrensleri (atakları) ve belirtileri azaltacak ilerlemeler kaydedilmiştir.

Belirtileri Rahatlatmak İçin Basit Tedaviler

Tuz banyoları, genital bölgeyi yıkamak için kullanılır (600ml suya 1 çay kaşığı tuz). Ağrı kesiciler de ağrıyı hafifletmek için kullanılabilir. Dar ve sıkı olmayan, bol giysiler giyilmelidir.

Antiviral Tedavi

Valaciclovir ve acyclovir genital herpesin tedavisinde ve nükslerin önlenmesinde kullanılmaktadır. İki ürün de lezyonların sayısını, şiddetini ve ağrısını azaltır. Özellikle supresyonda (baskılama) kullanıldığında ataklarda %85 oranında azalmaya neden olmuştur.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:02
Genital tüberküloz

Tüberküloz yani verem bir zamanların en tehlikeli ve en ölümcül hastalığıydı. Günümüzde ise eskisi kadar yaygın olmasa bile hala daha özellikle ülkemizde yaygın olarak görülmekte olan bir hastalıktır.
Ancak geliştirilen antibiyotik ve aşılar sayesinde hem önlenebilen hem de tedavi edilebilen bir hastalıktır. Son 50 yılda tüberküloz tedavisindeki gelişmelere ve gelişmiş ülkelerde büyük ölçüde yok edilmiş olmasına karşın tüm dünyada bakıldığında önlenebilen ölüm sebepleri arasında 5. sıradadır.

Dünya Sağlık teşkilatı 1990 yılında tüm dünyada 2.910.000 kişinin bu hastalık nedeni ile hayatını kaybettiğini açıklamıştır. Çarpıcı olan bu ölüm vakalarının sadece 40.000'inin gelişmiş ülkelerde meydana gelmesidir.

Uzun süre belirti vermemesi nedeni ile ve ihmalkarlıklar sonucu ülkemizdeki tüberküloz görülme sıklığı tam olarak bilinmemekte, hastaların önemli bir kısmı saptanamamakta ve teşhis konulan hastalar yeterli düzeyde takip edilememektedir. Tüberküloz en sık solunum yollarını tutmaktadır. Bu hastaların %2-5 kadarında da genital tüberküloz saptanmaktadır.

Genital tüberküloz primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır. Son derece nadir olan primer genital tüberkülozda mikroorganizmanın ilk enfeksiyon yarattığı alan genital organlardır. Vakaların %99'dan fazlası sekonder tüberkülozdur. Burada vücudun başka bir yerinde (genelde akciğerler) bulunan enfeksiyon kan yolu ile genital organlara yayılır (dessendan enfeksiyon).

Dış genital organların tüberkülozu son derece nadirdir. En sık endometrium ve adneksler (yumurtalıklar ve tüpler) tutulur.

Klinik
Genital tüberküloz vakalarında tüberküloz için tipik olan yorgunluk, kilo kaybı, gece terlemeleri, gece yükselen ateş çok nadir görülür. Genital tüberkülozlu hastalarda en sık başvuru sebebi infertilitedir. Hastalarda %25-50 oranında pelvik ağrı ve %10-40 oranında anormal kanama görülür. Endometriumda olan harabiyet nedeni ile zarlar birbirine yapışır (Asherman sendromu) ve bu durum hem infertiliteye hem de adet kanamasının azalmasına ya da olmamasına neden olur. Tüpler sıklıkla iki taraflı tutulur ve histerosapingografide (rahim filmi) görünümü tipiktir.

Tanı
Genital tüberkülozdan şüphelenilen vakalarda aile ve kişinin kendi öyküsü önemlidir. Daha önceden tüberküloz tanısı alıp almadığı, ailesi ve yakın çevresinde bu hastalığa sahip kişi olup olmadığı araştırılmalı ve detaylı bir fizik muayene yapılmalıdır. Tanıya yardımcı olması açısından akciğer grafisi çekilmeli ve PPD testi yapılmalıdır. İnfertilite nedeni ile müracaat etmiş hastalarda HSG çekilmeli, gerekli vakalarda endometrium biopsisi yapılmalıdır.

Tedavi
Genital tüberkülozun tedavisi tıbbidir. Ancak gelişmiş olan infertilite vakalarında tedaviye yanıt çok iyi değildir. Sebat eden vakalarda cerrahi tedavi de uygulanabilir. Çocuk isteği olmayan kadınlarda rahim alınabilir. Genital tüberküloz tedavisi güç ve yüzgüldürücü olmayan bir hastalıktır.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:03
Ilk cinsel ilişki

Genç kızların bir çoğunda kızlık zarı ile ilgili anlatılan abartılı ve yanlış hikayeler nedeni ile ilk cinsel ilişkinin çok ağrılı bir tecrübe olacağı inanışı vardır. Bu inanış ilk cinsel ilişkiden aşırı derecede korku duyulmasına neden olmaktadır. Bu gereksiz korku zamanla cinsel isteksizliğe, ilişkiden yeterince haz almamaya kadar varan cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olabilir.

Kızlık zarı (hymen), vajen girişinden yaklaşık bir santimetre içerde bulunan bir mukoza kıvrımıdır. Bu oluşum vajina girişinde bir darlık meydana getirir. Vajinal salgıların ve adet kanının dışarı akması için ortasında açıklık mevcuttur. (Anatomik resmi aşağıdadır)

Kızlık zarının şekli, esnekliği ve kalınlığı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bazen ilişki sırasında kanama yapmayacak kadar ince ve elastik olabilirken bazen de cinsel ilişkiyi engelleyecek kadar kalın olabilir.

Genellikle ilk ilişki sırasında yırtılan kızlık zarı kanama meydana getirir. Ancak bazı durumlarda kızlık zarı esnektir ve penis vajinaya girse bile yırtılmamaktadır. Böyle durumlarda kızlık zarı ilişki ile değil de ancak doğum anında yırtılmaktadır.

Normal bir durumda ilk ilişki sonrasındaki kanama 5-10 dakika ile birkaç saat arası sürmektedir. Kanamanın hiç olmaması veya çok az olması normal olabileceği gibi bazen kişiyi şoka sokacak kadar fazla da olabilir. Bu tamamı ile yırtılan kızlık zarı bölgesinin kanlanımı ile ve kızlık zarının anatomik şekli ile ilişkilidir.

İlişkiye başlamadan önce kadın ilişkiye ne kadar hazırsa ve ilişkiyi ne kadar çok arzuluyorsa vajenin kayganlığını sağlayan salgılar o derecede çok salgılanacak ve ilişki ağrısız olacaktır.

Kadın kendini hazır hissetmeden ilişkiye girmenin denenmesi kızlık zarının düzensiz yırtılmasına neden olabilir. Bu durumda ağrı ve kanama daha fazla olur. O nedenle özellikle ilk cinsel ilişki öncesinde kadının tam olarak uyarılması yani ön sevişme denilen kısmı daha uzun tutmak gerekmektedir.

Normal bir ilişkiye başlamada ilk şartlardan birisi çiftlerin birbirine karşı güven duyması ve anlayışlı olmalarıdır.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:03
Kadın genital organları üreme organları



İnsan vücudu hücrelerden oluşur. Hücreler dokuları, dokular organları, organlar sistemleri ve sistemler de vücudu meydana getirir. Kadın ve erkek anatomileri arasındaki en belirgin fark üreme sistemlerindedir.

Kadın üreme sistemi eksternal (dış) ve internal (iç) genital organlar olarak 2 başlık altında incelenir. Karın boşluğu içinde bulunan ve dış dünya ile ilişkisi olmayan organlar internal organlardır. Diğerleri ise dış genital organlar olarak isimlendirilirler.

DIŞ GENİTAL ORGANLAR

Vulva

Dış Kadın genital organının tamamına vulva adı verilir. Vulvanın üstündeki kıllı ve yağ dokusundan ibaret bölüm ise mons pubis olarak adlandırılır. Bu kıllar göbeğe doğru birkaç santim ilerledikten sonra düz bir hat üzerinde sonlanırlar. Kılların fonksiyonu tam olarak bilinmemekle birlikte cinsel bir fonksiyonunun olduğu ve kadınlara has bir kokunun çabuk dağılmasını engellediği ileri sürülmektedir.

Labium Majus (Büyük dudaklar) :Orta hat üzerinde bulunan bir çift uzunlamasına deri kıvrımıdır. Erkeklerdeki torbaların karşılığıdır. Ön tarafta her iki L.Majus birleşir arka tarafta birleşmez ve anüse kadar uzanır. Dış yüzeyini örten deri kıllıdır, bol miktarda yağ ve ter bezi içerir. İç yüzünde ise kıl bulunmaz.

Labium Minus (Küçük dudaklar) : L. Majusların arasında vajina girişini çevreleyen iki küçük doku parçasıdır. Kıl ve yağ dokusu içermez. Bol miktarda sinir ve kan damarı barındırır.

Klitoris : Erkekteki penisin karşılığı olan erektil dokudur. Dıştan görüne kısmına glans klitoris denir. İçeride mons pubisin iç kesimlerine kadar uzanır.

Ürethral orfis: Mesanenin dış dünyaya açılış yolu olan üretranın son noktasıdır. İdrar buradan dışarıya atılır.

Vajina: Kadın üreme siteminin iç kısımları ile dış kısımlarını birbirine bağlayan tüp şeklinde bir dokudur. Ön ve arka duvarları normalde birbiri ile temas halindedir. Bazı yazarlarca iç genital organ olarak tanımlanır. Boyu yaklaşık 9 cm kadardır. Son derece esnek bir dokudur.

Hymen (Kızlık zarı): Vajina girişinde bulunan ince zar şeklinde bir yapıdır. Ortası deliktir ve bu deliğe himenal orifis adı verilir. Görevi vajina ve iç genitalleri dışarıdan gelecek mikroorganizmalara karşı korumak olduğu sanılmaktadır.

Perine:Pelvis boşluğunu alttan kapatan kas ve bağ dokusundan oluşan dokudur. Vulva arka kenarı ile anüs arasında uzanır.

Anüs :Barsakların dış dünyaya açılış noktasıdır. Makat olarak da adlandırılır

İÇ GENİTAL ORGANLAR

Pelvis boşluğunun içindeki üreme sistemini oluşturan organlardır. Bunlar sırası ile uterus (Rahim), tuba uterina (fallop tüpleri) ve overlerdir (yumurtalık). Tüpler ve overler her iki yanda ikişer tanedir. Uterus ise ortada ve tek bir tanedir. Embriyonik hayatta her iki yandan gelen tüp şeklinde yapılar orta hatta birleşerek uterusu oluşturur. Bu birleşmede meydana gelen aksaklıklar rahimde çift gözlü uterus gibi şekilsel bozukluklara neden olurlar. Bunlara genel olarak Müllerian Füzyon anomalisi adı verilir.

Uterus (Rahim)

Pelvis boşluğunda yer alan ve gebeliği miadına kadar taşımaya yarayan dışta düz kas hücrelerinden oluşan içte ise endometrium adı verilen zar tabakası ile kaplı armut biçimli bir organdır. Normal anatomide öne ya da arkaya dönük olabilir. Fundus, Korpus, İsthmus ve serviks olarak 4 kısımda incelenir. Uterus bir takım bağlar tarafından yerinde tutulur. Bunlar tutucu ve asıcı bağlar olarak sınıflandırılırlar. Uterusun içi boştur. Bu boşluğa kavite ya da endometrial kavite adı verilir. Gebelik oluştuğunda burada yerleşir ve büyür.

Serviks rahimin vajina yani dış dünya ile temasını sağlayan en uç kısmıdır. Jinekolojik muayene esnasında gözle görülebilen bir yapıdır. Dış dünyaya açık olduğundan enfeksiyonlara ve yaralara karşı oldukça savunmasızdır. Smear testi esnasında buradan alınan hücreler incelenir. Serviksin ortasından serviksle endometrial kaviteyi birleştiren bir kanal geçer. Bu kanala endoservikal kanal adı verilir.

Serviks ile korpusun birleşim yerine isthmus adı verilir. Uterusun ana yapısı korpusdur. İstemsiz çalışan düz kaslardan meydana gelen bir yapısı vardır. Fundus rahimin karın boşluğu içinde en tepesini oluşturan kısmıdır.

Uterus önde mesane arkada ise rektum (barsakların depo görevi yapan son kısmı).

Tuba Uterina (Fallop tüpleri)

Yumurtalıklar ile rahim arasında uzanan yaklaşık 10 cm uzunluğunda, sperm ve yumurta hücresinin geçişini sağlayan bir çift kanaldır.5 kısımda incelenir.

İntramural: Tüplerin uterusun kas tabakası içine gömülü olan kısmıdır. 1.5-2 cm uzunluğundadır. Çapı yaklaşık 0.4 milimetredir

İsthmik: İntramural kısımdan yanlara doğru uzanan bölgedir.2-3 santimetre uzunluğunda, 1-2 milimetre kalınlığındadır.

Ampulla: Tüplerin en geniş kısmı olup 5 santimetre uzunluğunda ve 1 santimetre kalınlığındadır. Yumurta ile spermin karşılaşması ve döllenme burada gerçekleşir. Dış gebeliklerin %90'ı bu kısımda yerleşir

İnfundibulum: Tüplerin huni şeklindeki ucudur.

Fimbria: Tüplerin en uç kısmıdır. Püskül şeklindedir. Yumurtalıklardan atılan yumurta hücresini süpürür tarzda hareketlerle yakalama görevini yerine getirir.

Overler

Uterusun her iki yanında yer alan sert yapıda ve sedef renginde bir çift organdır. Uzunlukları yaklaşık 3.5 santimetre, genişliği yaklaşık 2.5 santimetre ve kalınlığı yaklaşık 1 santimetredir. Bağlar ile karın duvarına ve rahme bağlanmışlardır. Görevleri kadınlık hormonlarını üretmek ve yumurta hücresi geliştirip salmaktır. Erkekteki testislerin karşılığıdır.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:04
Kadında cinsel fonkiyon bozukluğu

Kadında Cinsel İşlev Bozuklukları


Cinsel ilgi ve istek bozukluğu



Batı literatüründe en sık rastlanan bozukluk olarak geçer. Partnerle olan cinsel ilişki sıklığında, cinsel fantezilerde ve mastürbasyonda azalmayla karakterizedir. İkincil olarak ortaya çıkanları saptamada en önemli bilgi, daha önceki cinsel ilgi ve istek düzeyini belirlemektir.CİİB’nda genellikle evlilik içi ilişki iyi değildir (Hawton ve Catalan 1986) ve CİİB’na sıklıkla depresyon eşlik eder (Weissman ve Peykel 1974).



Uyarılma bozukluğu



Uyarılmaya yanıt olarak ortaya çıkan fizyolojik tepkilerin (vajinal lubrikasyon ve şişme) yetersizliğidir. Ancak buna rağmen erkekteki ereksiyon bozukluğu gibi cinsel birleşmeye engel olmaz. Genellikle CİİB ile birlikte görülür.



Orgazm bozukluğu



Orgazm ya yoktur ya da sıklığı çok azalmıştır. Tedavi açısından partneriyle orgazm yaşayamadığı halde mastürbasyonda orgazm olanlarla, mastürbasyonda da orgazmın sağlanamadığı tipleri ayırmak önemlidir. İkincil orgazm bozukluğu da CİİB gibi sıklıkla evlilik ilişkilerinde bozulmayla birlikte gitmektedir.





Vajinismus



Cinsel birleşme öncesinde vajinal ve etrafındaki pelvik kasların kasılması sonucu cinsel birleşmenin olanaksız hale gelmesidir. Genellikle doktora muayene olamama veya özellikle batılı kadınlarda menstrüasyon (adet) dönemlerinde tampon kullanamama öyküsü vardır. Hemen her zaman birincil bir sorundur yani başka bir cinsel soruna tepki olarak oluşmaz. Ancak vajinal travma veya enfeksiyona ikincil olarak da ortaya çıkabilir. Vajinismuslu kadınların vajinanın büyüklüğü ya da diğer özellikleri hakkında sıklıkla çarpıtılmış düşünceleri vardır (vajinam dar, penis büyük; kızlık zarım kalın, çok acır, çok kanar gibi). Çoğu cinsel işlevler yönünden diğer kadınlardan farklılık göstermez. (Duddle 1977). Genellikle birleşme girişimi olmadığında uyarılabilir ve cinsel haz yaşayabilirler. Ülkemizde kadınlarda en sık başvurulan cinsel işlev bozukluğudur. Sıklıkla sorunun ortaya çıkmasından aylar bazen yıllar sonra evli bakireler olarak başvurulur.(Çok nadiren birkaç birleşme deneyimi olabilir ya da kızlık zarı ameliyatla alınmış olabildiğinden bekaret olmayabilir.) Bu başvuruda anne olma isteği, bebek baskısı gibi nedenler de önemli rol oynar. Genelde vajinismuslu kadınların eşleri baskıcı olmadığından başvuruda zamanı genellikle kadın belirler. Tedavide bilgilendirme yapılır, kasılmaya duyarlılığı azaltmayı amaçlayan aşamalı genişletme egzersizleri ve diğer ev alıştırmaları verilir. Tedavisinde % 95’in üstünde başarı söz konusudur. Sorun genellikle 5- 10 terapi seansıyla çözülür.



Disparenü



Cinsel birleşmenin ağrılı olması durumudur. Organik nedenleri dışlamak için jinekolojik muayene gereklidir. Organik neden yoksa tedavi psikolojiktir.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:04
Kadında ergenlik dönemi puberte

Ergenlik dönemi, çocukluktan genç kızlığa adımların atıldığı bir dönemdir. Bu dönemde bedensel gelişim ve kişilik gelişimi çok hızlıdır. Kızlarda 9-10 yaşlarında başlayan bu değişim 18 yaşına dek devam eder. Sağlıklı bir kadın olabilmek için gerekli olan değişimlerin gerçekleştiği ergenlik döneminde, beyin ve üreme organları vücudun diğer bölümlerine hormonlar adı verilen kimyasallar aracılığı ile mesajlar gönderir. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce girer. Bu büyüme ve gelişim sürecini kişinin kendisinin düzenlemesi mümkün değildir. Bu süreç ancak vücut hazır olduğunda başlar.

Dış görünüşünüzde meydana gelen değişiklikler nelerdir?

Ergenlik döneminin başlaması ile beraber önce kalçalar yuvarlaklaşmaya başlar, bunu cinsel organların etrafında ve koltuk altında tüylerin belirmesi takip eder. Göğüslerin büyüklüğü ve şekli değişir. Bu değişiklikler kişilere göre hızlı veya yavaş olabilir. Özellikle koltuk altında daha fazla terleme başlar. Bu dönemde hormonların etkisi ile ciltte yağlanma artar ve sivilceler çıkar.

Ergenlik döneminden itibaren daha fazla salınmaya başlayan cinsiyet hormonlarının etkisi ile adet kanamaları ve adet döngüleri başlar. Hormonların etkisi ile duygu ve davranışlar da değişir, psikolojik yapı değişerek çocuk kişiliğinden genç kız kişiliğine geçilir.

İÇ VE DIŞ GENİTAL ORGANLARIN YAPISI NASILDIR?

Üreme organları iç ve dış genital organlardan oluşur. Üreme ve cinsel fonksiyonlar beyinden gelen kimyasal sinyallerin kontrolünde bu organlarda gerçekleşir.

Dış Genital Organlar

Dış genital organlar vulva adı verilen iç ve dış dudaklar, klitoris, hiymen (kızlık zarı) ve çeşitli bezlerden oluşur. Vajinanın açıklığını çevreleyen iç ve dış dudaklar, yağ dokusu, ter bezleri ve kıl köklerini içeren deri kıvrımlarıdır. Vulva iç kısımda bulunan vajinanın girişini ve üretrayı (idrar deliğini) dış etkilerden korur. Klitoris erkekte penisi oluşturan yapının kadınlardaki kalıntısıdır. Hiymen (kızlık zarı) vajinanın girişini kaplayan ince bir zardır. Bu zarın kenarları arasındaki delikten adet kanı dışarıya akar.

İç Genital Organlar

İç genital organlar vajina, serviks (rahim ağzı), uterus (rahim), fallop tüpleri (yumurtalık kanalları) ve yumurtalıklardan oluşur.

Vajina, vulvadan rahme doğru uzanan ve kaslardan oluşan bir yapıdır.

Serviks (rahim ağzı) rahmin daralan uç kısmıdır. Vajina ile rahim arasındaki bağlantıyı sağlar. Rahim ağzındaki açıklık adet kanının geçmesine izin verirken mikropların rahme ulaşmasını engeller.

Uterus (rahim) armut şeklinde bir organdır. Rahim endometrium adı verilen ve her adet döneminde kalınlaşıp adet kanaması ile dökülen bir doku ile kaplıdır. Bu doku gebelik sırasında bebeğin yerleşmesine ve gelişmesine olanak sağlar. Rahim, vajinadan rahim ağzı ile yayılır.

Fallop tüpleri (yumurtalık kanalları) rahim ile yumurtalıklar arasında uzanan kanallardır. Yumurtalıklardan salınan yumurtanın döllenmesi bu tüplerde gerçekleşir. Döllenen yumurta tüplerden geçerek rahme ulaşır.

Yumurtalıklar rahmin iki yanında bulunan ceviz büyüklüğünde yapılardır. Kadınlık hormonlarını salgılayan yumurtalıklardan ergenlik döneminden menopoz dönemine kadar her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır.

ADET DÖNGÜSÜ NASIL OLUŞUR?


Ergenlik döneminde beyinden gelen uyarılar, yumurtalıklardan östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salınmasını sağlar. Adet döngüsü bu hormonlar tarafından düzenlenir. Kız çocukları doğduğunda yumurtalıklarında 400.000 civarında yumurta vardır. Doğumdan ergenlik dönemine dek geçen süre içinde yumurtaların bir kısmı dejenere olur. Ergenlik ile birlikte her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır. İlk adet kanamasına menarş denir. Adet kanaması 9-16 yaşları arasında başlar.

1-14 Gün:Bu günler döngünün östrojen fazı olarak da adlandırılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün östrojen en düşük düzeydedir. Hipofiz bezine gönderilen sinyaller ile FSH adı verilen hormon salınır, bu hormon yumurtalıklardan östrojen üretimini uyarır.

1. Gün: Adet kanaması başlar. Miktarı önemli olmamakla birlikte kanamanın başladığı ilk gün döngünün 1. günü olarak sayılır. Kanama genellikle 28 günde bir görülür. Bu dönemde yumurtalıklardan salınan yumurta döllenmediği takdirde rahmin iç tabakası ile beraber atılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün sancılı geçebilir.

2-5. Gün: Kanama giderek azalır.

6. Gün: Kanama durur, bu arada yumurtalıklarda folikül adı verilen kese içinde bulunan yumurta büyümeye devam eder.

7-12. Gün: Yumurtayı içinde bulunduran kesecik büyür ve östrojen üretimi devam eder. Rahmin iç tabakası giderek kalınlaşır.

13-14. Gün: Ovulasyon (yumurtlama), olgunluğa erişen yumurtanın yumurtalıklardan salınmasıdır. Bu dönemde cinseli lişkide bulunulursa gebelik gerçekleşebilir. Ovulasyonun (yumurtlamanın) gerçekleştiği günlerde karnın alt kısmında ve kasıklarda hafif ağrı olabilir. Çok az kanamanın da görülebildiği bugünlerde vücut ısısı artar.

15-28. Gün: Adet siklusunun ikinci yarısında yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır. Progesteronun etkisi ile rahmin iç tabakası kalınlaşarak gebeliğe hazırlanır.

15-18. Gün: Yumurtalıklardan salınan yumurta tüpler aracılığı ile rahme gelir. Bu arada östrojen düzeyi düşmeye başlar ve yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır.

19-20. Gün: Rahim gebeliğe hazırdır. Progesteron endometrium adı verilen rahmin iç tabakasının kalınlığını arttırır. Premenstrual sendroma da ( adet öncesi gerginlik sendromu ) neden olan bu hormon duygusal değişikliklere ve ciltte bozukluklara yol açar.

21-28. Gün: Progesteron ve östrojen yüksekliği devam eder. Bunlar göğüslerde ağrı ve hassasiyete, vücutta su toplanmasına ve belli gıdalara karşı aşırı istek duyulmasına neden olur. Tuzlu gıdalar yenildiğinde vücutta şişlik artar. Yumurta döllenmediği zaman gebelik oluşmaz, progesteron ve östrojen düzeyi düşer ve adet kanaması başlar.


ADET KANAMALARIYLA İLGİLİ GENEL BİLGİLER


Adet Kanamaları Başlamamasının Sebepleri Nelerdir?

Adet kanamaları 9-16 yaşları arasında başlar. Spor yapan kızların yanında çok zayıf olan ve gelişmenin başladığı dönemlerde kilo veren kızlarda da menarş (ilk adet kanaması) gecikebilir.Genç kız 15 yaşına gelmesine rağmen hala adet kanamaları başlamadıysa bir hekime başvurup kontrolden geçmesi gerekir. Hekim genital organları kontrol eder. Bazı kızlarda vajinanın girişinde bulunan zarda normalde bulunması gereken ve adet kanının dışarı akmasına olanak veren açıklık bulunmaz. Çok nadir vakalarda ise vajina veya rahim gelişmemiş olabilir.

Adet Kanamaları Hangi Sıklıkla Olur?

Adet kanaması ayda bir olur. 25-30 gün arasında süren adet döngüleri normaldir. Adet kanaması 3-7 gün sürer. İlk günlerde daha fazla olan kanama giderek azalır. Adet kanamalarının başladığı dönemlerde bu kanamalar her ay aynı şiddette olmayabilir. Kanama bir ay daha fazla, diğer ay çok daha az olabilir.

Adet Kanamaları Düzensizse:

Adet kanamaları vücut ağırlığı, diyet, heyecan, stres, egzersiz ve hastalıklardan etkilenerek düzensizleşebilir. İlk yıllarda adet döngülerinin uzunluğu değişir. İlk 1-2 yıl adet kanamalarının düzensiz olması normaldir. Menarştan sonra üreme organları ve hormonların uyum içinde çalışmasının düzene girmesi zaman alır.

Adet Döngüsü Çok Uzunsa:

Bazı kızlar yılda sadece 3-4 kez adet görür. Stres, ağır egzersiz, ani kilo kaybı ve diyet nedeni ile adet döngüleri çok uzun sürebilir. Bunun dışında hormonal dengesizlikler de bu sürenin uzamasına yol açar. Polikistik over sendromu adı verilen kilo fazlalığı, aşırı tüylenme ve adet düzensizliklerinin görüldüğü durumda yılda sadece 3-4 kez adet görülür.

Adet Döngüsü Çok Kısaysa?

Stres, bazı tip egzersizler ve yaşam tarzındaki değişiklikler nedeni ile adet döngülerini 21 günden daha kısa sürebilir. Bu durumda hekime başvurarak kontrolden geçmek gerekir. Fazla kanama kansızlığa neden olur. Kansız olan kişiler demir içeren besinlerden daha fazla yemeli veya demir hapları kullanmalıdır. Adet kanamalarının kaç günde bir olduğu, kanamanın kaç gün sürdüğü, kanama miktarı ve kramp gibi şikayetler not edilerek hekime iletilmelidir.

Bir ay adet görmemek önemli midir?

Stres, hastalık, kilo kaybı gibi nedenlere bağlı olarak birkaç ay adet görülmeyebilir. Birkaç ay adet kanaması olmadığında hekime başvurulması gerekir.

Adet kanaması sırasında ne gibi ürünler kullanılmalıdır?

Adet kanaması sırasında en sık kullanılan ürünler pedlerdir. Bunlar iç çamaşırına yerleştirilen ve emiciliği fazla olan ürünlerdir. Bunlar adet kanını emerek, pedin iç katlarına alır. Bir diğer yöntem ise tampon kullanımıdır. Tampon ülkemizde çok yaygın kullanılmayan bir üründür. Genç kızlar için üretilmiş ve vajinanın girişindeki zara zarar vermeyen tipleri de vardır. Cinsel hayatı aktif olan kişiler tamponu daha rahat kullanır. Tampon kullanırken dikkat edilmesi gereken önemli noktalar vardır. Tampon kullanılması Toksik Şok Sendromu olarak adlandırılan önemli bir sağlık sorununa neden olabilir. Tampon kullanan kişilerin tamponu mutlaka 4-6 saatte bir değiştirmeleri ve temizlik kurallarına çok dikkat etmeleri gerekir.

Adet kanaması sırasında denize girilebilir mi?

Eskiden bu dönemde denize girilmemesi, spor yapılmaması ve normalde yapılan bir çok aktiviteden uzak durulması gerektiğine inanılırdı. Gerekli korunma sağlandığında yüzme ve diğer sporlar yapılabilir. Ağrı ve krampları olan genç kızlar bu aktiviteleri yapmaktan kaçınmalıdır.

Adet kanaması sırasında görülen kramplara ne yol açar?

Genç kızların bir kısmı adet kanaması başlamadan önce ve kanama sırasında karın ve kasık bölgesinde şiddetli ağrılardan yakınır. Bu kramplar genellikle hafif olmasına rağmen bazen genç kızların günlük yaşantısını devam ettirmesini engelleyebilecek kadar şiddetli olabilir. Genç kızların yarısından çoğu kramplardan yakınırken, her 7 genç kızdan birinde ağrılar çok şiddetlidir. Adet kanaması ile rahmin iç tabakası dökülmeye başlar ve prostoglandin adı verilen maddeler salınır. Prostoglandinler rahimdeki düz kasların kasılmasına neden olur. Rahimdeki düz kasların kasılması sırasında şiddetli kramplar hissedilebilir. Prostoglandin düzeyi bazen çok yükselir bu durum ağrının çok fazla olmasına neden olur. Rahim ile rahim ağzı arasındaki kanalın dar olduğu genç kızlarda bu kramplar daha şiddetli olur. Ayrıca stres de bu krampların şiddetini arttırabilir.

Adet kanaması sırasındaki kramplara başka yakınmalar da eşlik eder mi?

Bu kramplara baş ağrısı, bulantı, kusma, sık idrara çıkma ve barsak hareketlerindeki değişikliklere bağlı ishal veya kabızlık eşlik edebilir.

Kramplar nasıl tedavi edilir?

Yeteri kadar dinlenme, uyku ve düzenli egzersiz yapılması krampların şiddetini azaltır. Karın bölgesine sıcak pedlerin yerleştirilmesi de ağrıyı azaltabilir. Karın bölgesine sıcak su torbası uygulanabilir, fakat kullanılan su çok sıcak olmamalıdır. Prostoglandin üretimini azaltan ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağrı kesicileri kullanmaya kramplar şiddetlenmeden başlamak gerekir. Ağrı kesicileri kullanmaya tahmini adet kanamasından bir gün önce başlanması ve ilaca kanama başladıktan sonra 1-2 gün daha devam edilmesi önerilir.

Ağrı kesiciler adet kanamasının artmasına neden olur mu?

Aspirin dışındaki ağrı kesiciler kanamanın artmasına neden olmaz. Ağrı kesicileri kullanmadan önce hekime danışılması ve ilacın yan etkilerinin öğrenilmesi gerekir. Başkalarında herhangi bir probleme neden olmayan bir ilaç size zararlı olabilir.

Adet döneminde sigara içmek zararlı mıdır?

Sigara içmek sağlığınızı olumsuz etkiler. Yapılan bilimsel çalışmalarda sigaranın üreme sağlığını da olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Sigaranın içerdiği nikotin kan damarlarının büzüşmesine ve organların oksijen ihtiyacının karşılanamamasına yol açar. Sigara adet döngülerinin düzenini bozarak ileride çocuk sahibi olmayı zorlaştırabilir.

Adet kanaması sırasında pıhtıların gelmesi normal midir?

Kanamanın fazla ve krampların olduğu ilk günlerde pıhtıların gelmesi normaldir. Vücudunuzda pıhtılaşmayı önleyen faktörler üretilir. Kanamanın çok yoğun olduğu günlerde üretilen bu faktörler yetersiz kalabilir ve pıhtılaşma olur. Fakat her zamankinden büyük pıhtılar geliyorsa hekime başvurulması gerekir.

Adet kanamaları arasındaki dönemde de kanama olur mu?

Adet kanamaları arasındaki dönemde lekelenme şeklinde kanamalar olabilir. Ara kanamaların en sık nedeni yumurtlama döneminde (yumurta çatladığında) görülen kanamadır. Bu durum endişelenmeyi gerektirmez. Üreme organlarındaki enfeksiyonlar ve tümörler de ara kanamalara ve lekelenmelere yol açar.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:05
Klamidya enfeksiyonu

Klamidya enfeksiyonu chlamydia trachomatis adı verilen bir bakterinin sorumlu olduğu bir hastalıktır ve özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir.

A.B.D.'de her yıl 4 milyon yeni klamidya vakası görülmektedir ve maalesef bu kadınların %40'ından fazlası hasta olduğunun farkında değildir. Çoğu zaman enfeksiyon herhangi bir belirti vermez ve başka bir nedenden dolayı doktor kontrolüne gidene kadar fark edilmez. Problemin erken dönemde fark edilebilmesi için yılda bir ya da tercihan 6 ayda bir doktor kontrolü ve tarama testlerinin yapılması şarttır. Bu özellikle genç kadınlarda ve birden fazla partneri olan 35 yaş üstü kadınlarda önemlidir.

Belirtileri
Genelde belirti vermemesine rağmen bazı kadınlarda hafif sarımsı akıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, vajinal bölgede yanma ve kaşınma, kızarıklık, şişlik, dış genital organlarda yaralar, ilişki esnasında ağrı ve anormal kanama gibi kalmidya enfeksiyonuna özgü olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olur. Erkeklerde ise en sık bulgu penisden olan akıntı ve idrar yaparken olan yanmadır.

Tanı
Tanı hastanın öyküsü ve muayene esnasında alınan servikal doku örneğinin laboratuvarda incelenmesi ile konur. Bu masraflı bir teknik olmasına ve heryerde yapılamamasına rağmen en etkili teşhis yöntemidir.

Klamidyayı saptayacak ve tarama testi olarak kullanılabilecek idrar analiz teknikleri geliştirmek amacı ile çalışmalar sürdürülmektedir. Klamidya saptandığında kişinin son 1 hafta içinde ilişkide bulunduğu bireyler de taranmalıdır.

Tedavi edilmediği taktirde klamidya enfeksiyonununen ciddi sonucu infertilitedir.

Pek çok kadında pelvik iltihabi hastalığın etken faktörü klamidyadır ve vücuda girdikten uzun yıllar sonra bu tabloya neden olabilir. Klamidya enfeksiyonu karın boşluğu içerisinde yapışıklıklara neden olur ve uzun dönemde çocuk sahibi olmada güçlükler meydana gelebilir.Enfeksiyon varlığından habersiz olan gebe kadınları bekleyen en büyük tehlike ise erken doğum riski ve bundan çok daha önemlisi doğum esnasında mikroorganizmayı bebeğe bulaştırmaktır. Klamidya bebeklerde göz iltihaplarına neden olur. Trahom adı verilen bu hastalık körlükle dahi sonuçlanabilir. Ayrıca yenidoğanlardaki diğer bir tehlike de klamidya zaatürresidir. Bu nedenle gebe olan her kadında klamidya taraması iddeal olarak yapılmalıdır.

Önlem
Klamidya enfeksiyonundan korunmanın en etkili yolu diğer bütün cinsel yolla bulaşan hastalıklarda olduğu gibi (uzun süreli tek eşli bir ilişki yok ise) kondom kullanmaktır. Bunun dışında yıkanırken akan suyla yıkanmak yani duş yapmak, vajina içini su ile yıkamamak, sentetik iç çamaşır yerine pamuklu olanları tercih etmek, çok dar pantolon giymemek gibi basit kurallara dikkat etmek tüm vajinal enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi klamidyadan da korunmada etkilidir. En az yılda bir herhangi bir yakınma olmasa bile kontrole gitmek de genel sağlık açısından önemlidir.

Tedavi
Klamidyanın tedavisi antibiyotikler ile olur.Yapılan araştırmalar sonucu Amerikan Hastalık Kontrol ve Öneme Dairesi klamidya enfeksiyonları için standart protokoller önermiştir. Bu tedaviler ile klamidya herhangi bir zarar yaratmadan tedavi edilebilir. Klamidya ile gonore (bel soğuklu) genelde birarada bulunduğundan bu hastalıklardan bir teşhis edildiğinde diğerine yönelik tetkik ve tedaviler de mutlaka yapılmalıdır.
__________________

BARIŞ.K
14-11-05, 03:06
Kızlık zarı Hymen

Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı Hymen (himen)'dir. Hymen aynı zamanda Yunan ve Roma mitolojisinde Baccus (Dionysus) ve Venüs'ün (Afrodit) oğlu olan ve elinde bir meşale tutan evlilik ve düğün tanrısının adıdır. Gerdek gecesi bu Tanrı'ya adandığından kızlık zarı da aynı isimle anılmaktadır. Mitolojik bireylerin yanısıra 19. yüzyılda yaşamış bir besteci olan Frederic Hymen Cowen'de talihsiz bir seçimle bu kelimeyi yaşamı boyunca isim olarak taşımıştır.

Kızlık zarının fizyolojik amacı ve görevi kadın vücudunun bugüne kadar açıklanamamış pekçok sırrından birisidir. Spesifik bir görevi yokmuş gibi görünmesine rağmen özellikle embryonik dönemde mikroorganizma ve yabancı cisimlerin vajina içine girişini önlediği düşünülmektedir. Tıbbi açıdan bakıldığında ise özellikle gelişmiş toplumlarda en sık cinsel şiddete ve istismara maruz kalan çocukların tanınmasında incelenmektedir.

İnsanoğlunun tarihsel gelişimi süresince pekçok toplum hymeni saflığın ve el eğmemişliğin yani bekaretin sembolü olarak görmüştür. Bu inanışın yansımaları hala daha özellikle bizim toplumumuz gibi gelişmekte olan toplumlarda sıklıkla yaşanmaktadır.

Günümüzde kızlık zarının anatomik ya da fizyolojik değil sosyolojik bir fonksiyonu vardır.

Anatomi
Kızlık zarı belirli bir yapıda değildir. Anatomik olarak vajinayı oluşturan ve mukoza adı verilen dokunun vajina girişini oluşturan doku kıvrımıdır. Yani kızlık zarı vajina içinde değil vajinanın hemen girişinde dudakların yaklaşık 1-1.5 santimetre içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.Dış genital oluşumlardan birisi olarak kabul edilir.Dışarıya bakan ön yüzü deriye, vajina içine bakan arka yüzü ise mukozaya benzer. Kız çocukların hemen hepsine bulunan hymen çok nadir olarak doğuştan hiç bulunmayabilir. Çocukluk çağında daha sert olan doku ergenlikle birlikte östrojen hormonunun salınmasına bağlı olarak değişime uğrar ve esneklik kazanır.



Kızlık zarı vajina girişini tamamen kapatmaz, ortasında adet kanının ve vajinal salgıların dışrıya akmasını sağlayan bir delik bulunur. Bu deliğin şekli ve yapısı hymen türlerinin belirlenmesinde kullanılır. Kızlık zarının şekli, kalınlığı ve elastikiyeti kişiler arasında büyük farklılıklar gösterir.

Kızlık zarının türleri

Annüler Hymen
En sık görülen hymen şeklidir. Burada kızlık zarı halka şeklinde vajna girişini kaplamaktadır. Ortasında yine halka şeklinde bir delik bulunur. Karadeniz ve arkadaşları yaptıkları araştırmada kadınların %94.7'sinde kızlık zarının annüler olduğunu göstermişlerdir. Yurtdışında yapılan çalışmlarda ise annüler kızlık zarının kadınların %60-95'inde bulunduğu saptanmıştır.
Kresentrik Hymen Yarımay şekinde olan kızlık zarıdır. Genelde klitorise yakın kısımlarda zar daha incedir yada hiç yoktur. Arka kısımda ise daha beligindir. Görülme sıklığı %3.5 ile %20 arasında değişmektedir. Bu tür zarlar genelde ilişki sırasında yırtılmaz.
Septalı Hymen Bu hymen türünde ortadaki deliğin ortasında bir köprü gibi görünen doku parçası vardır. Kadınların %1.5-5'inde hymen bu yapıdadır.
Kribriform Hymen Hymenin ortasında tek değil birden fazla delik vardır. Bu görüntü dantele benzer. Görülme sıklığı %1'den daha azdır.
İmperfore hymen Bu zar türünde vajina girişi tamamen kapalıdır ve hymenin ortasında delik yoktur. Bu zar türüne sahip kızlar hiç adet kanaması görmezler. Normal şekilde gerçekleşen kanama vücut dışına atılamaz ve hymen arkasında vajina içinde birikir. Oldukça ağrılı bir durumdur ve hymenin doktor tarafından cerrahi bir işlemle açılması gerekir.
Mikroperfore hymen Hymen ortasındaki delik çok küçüktür. Adet kanaması olur ancak oldukça ağrılıdır. Bir kısım hastada cerrahi müdahale ile açılması gerekir.
Multipar hymen Doğum yapmış kadınlarda kızlık zarından geri kalan kısımlar karünkül olarak adlandırılır.

Şekil dışında kızlık zarları deliğin ve serbest kenarın karakteri, zarın kalınlığı ve mukavemetine göre de sınıflandırlabilir.


Doğuştan açıklığı olmayan imperfore bir hymen ve arkasında birikmiş olan kan

Kızlık zarı genelde ilk ilişki ya da yabancı bir cisim girişi ile yırtılır. İlk cinsel ilişki esnasında hymen ortasındaki delik penis çapından küçük olduğu için halka şeklindeki zar birkaç yerden yırtılır ve az miktarda kanama meydana gelir. Bu yırtıklar birkaç gün içinde nedbeleşir ve bir daha kanama olmaz. Çok nadiren ilk ilişkiyi takip eden bir kaç ilişki sırasında da kanama görülebilir. Bazen bir ilişki olmasa da kızlık zarının serbest kenarı düz olmaz ve çentikler bulunur. Kadınların yaklaşık %20'sinde bu tür çentikler bulunur.

İlk ilişkide kızlık zarı mutlaka bozulur mu ?
Hayır. Kızlık zarının özgün yapısı bazı kadınlarda penis girişine müsade eder ve çok defa ilişkide bulunsa bile zarda yırtık meydana gelmez. Bu tür zarlara duhule müsait ya da ilişkiye müsait zar adı verilir. Halk arasında ise elastik zar olarak adlandırılır. Kadınların %26-41'inde zar duhüle müsaittir ve ilk ilişkide kanama olmaz.

Kızlık zarının bozulması ağrıya neden olur mu ?
Bazı kadınlarda ilk ilişki sırasında ciddi miktarda bir ağrı olabilir. Ancak genelde herhengi bir rahatsızlık olmaz. Burada erkeğin davranışı ve yaklaşımı son derece önemlidir. İlk ilişki ister istemez her kadında endişe ve korkuya neden olur. Erkeğin yavaş ve yumuşak davranışı olayın ağrısız olmasını kolaylaştırır.

Kanamanın miktarı ne kadardır ?
Kanamanın miktarı genelde çok azdır ve kısa sürede kendiliğine durur. Çok nadiren hymen arkasından bir damar açığa çıkar ve kanama durmaz. Bu gibi durumlarda cerrahi müdahale ile dikiş atılmsı gerekebilir. Bazı durumlarda ise vajina girişinde va hatta içinde yırtıklar meydana gelebilir, şiddetli ve durmayan bir kanama görülebilir. Bu gibi durumlarda cerrahi müdahale ile dikiş atılması gereklidir. Atılan bu dikiş kızlık zarını onarmaz.

Kızlık zarı bozulduğunda mutlaka kanama olur mu?
Hayır. Bazı durumlarda zarda yırtık meydana gelmesine rağmen kanama olmayabilir.

Kanama olması kızlık zarının bozulduğunu mu gösterir?
Hayır. Bazı durumlarda kızlık zarı bozulmaz ancak dış kısımlarda yırtık ya da sıyrık olabilir ve buralardan kanamalar görülebilir.

Kızlık zarı ilişki dışında başka bir yolla bozulabilir mi?
Kızlık zarı genelde vajina içine giren ve genişliği hymen ortasındaki halkadan daha büyük olan cisimler ile bozulur. Ancak bazen ata ya da bisiklete binme, bacakları çok açmayı gerektiren bale gibi aktiviteler ya da kaza ve travma sonrasında da bozulabilir ya da zedelenebilir.

Mastürbasyon kızlık zarına zarar verir mi ?
Hayır. Vajina içine birşey sokmaya teşebbüs edilmediği taktirde mastürbasyon ile kızlık bozulmaz.

Kızlık zarı kendi kendine iyileşir mi?
Hayır. Bir kez zedelenen kızlık zarı daha sonra hiç ilişki olmasa bile kendi kendini onarmaz.

Kızlık zarının ne zaman bozulduğu anlaşılabilir mi ?
Hayır. Eğer aradan 7-8 günden fazla zaman geçmişse anlaşılamaz.

Kızlık zarı bozulmadan hamile kalınabilir mi ?
Evet. Kızlık zarı gebeliğe karşı koruma sağlamaz. Kızlık zarı sağlamken (elastik ya da dışarı boşalma) spermler içeri girebilir ve dış gebelik de dahil olmak üzere hamilelik oluşabilir.

Kızlık zarı bozulmadan muayene ya da kürtaj yapılabilir mi?
Evet. Zar yapısı uygun olan kişilerde hymen yapısına zarar vermeden spekulum incelemesi hatta kürtaj dahi yapılabilir. Öte yandan akıntı sorunu olan hemen hemen tüm bakire genç kızlarda ve kız çocuklarında vajinal kültür alınabilir.

Kızlık zarının bozulduğu nasıl anlaşılır ?
Bu ancak muayene ile anlaşılır. Muayene son derece kısa ve ağrısız bir işlemdir. Doktorunuz gazlı bez ile büyük dudakları ayırarak kızlık zarını gözler. Kendi kendine kızlık muayenesi olmaz. Ayna ile hymeni görebilirsiniz ancak bunu yorumlamak deneyim gerektirir. Bazı durumlarda jinekolog bile buna karar veremeyebilir ve kolposkopik incelemeye gereksinim duyabilir. Özellikle doğal çentik bulunan hymen varlığında karar vermek güç olabilir.
Kanama öyküsü vb. ile kızlık zarının bozulup bozulmadığı anlaşılamaz.

Kızlık zarı tamir edilebilir mi?
Evet. Kızlık zarı tamir edilebilir ve bu işleme himenoplasti (hymenoplasty) ya da hymenorraphy adı verilir. Bunun için ne zaman ya da kaç defa ilişki olduğu önemli değildir. Doğum yapmış kadınlarda bile kızlık zarı tamir edilebilir. Kızlık zarının tamir edildiği ancak jinekolog ya da adli tabip tarafından anlaşılabilir. Ancak kızlık zarı tamirinde kanama olması %100 garanti edilemez. Gerçekte bozulmuş olan zarın tamamen tamir edilmesi ve eski haline getirilmesi olanaksızdır.Son derece ince yapıda olan bu doku genelde dikiş tutmaz. Ortamda bulunan fazla sayıdaki mikroorganizma nedeni ile yara yeri kolayca enfekte olabilir. Buna karşılık vajina duvarından alınan parçalar ile yeni bir hymen yapılabilir. Bu durumun hukuksal ve ahlaki boyutu tartışmalı olmakla beraber bizim toplumumuz gibi bekaret nedeni ile cinayetlerin bile yaygın olarak görüldüğü toplumlarda zaman zaman hayat kurtarıcı olabilmektedir.

Kızlık zarı tamiri ile ilgili olarak tüm dünyada tartışmalar sürmektedir. Ancak bu yapay bekaretin ne kadar gerekli olduğu konusunda fikir birliği yoktur. Özellikle batılı yazarlar bunun son derece gereksiz bir işlem olduğunu düşünürken bazıları işlemin etik açıdan estetik ameliyattan farklı olmadığı fikrindedirler. Açıkçası hymen onarımı talep eden kadınlar buna yaşadıkları toplumsal çevreye bağlı olarak sosyal statülerini, mutluluklarını hatta yaşamlarını devam ettirebilmek için gerek duyduklarını belirtmektedirler. Gerçekten de 1996 yılında Lancet dergisinde yayınlanan bir makelede kızlık zarı tamirinin Mısır'da ilk gece cinayetlerini %80 oranında azalttığı ileri sürülmektedir.

Yeniden elde edilen bekaretin bedeli çok da düşük değildir. Berkeley Tıp Dergisinde yayınlanan bir araştırmada Mısır'da kadınların bu işlem için 100-600 Amerikan doları ödedikleri, Türkiye'de ise ücretlerin 140-1500 Amerikan Doları arasında değiştiği belirtilmektedir.

Her doktor bu ameliyatı yapabilir mi?
Hayır. Pekçok jinekolog bu ameliyatı prensip olarak yapmaz. Ancak Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünyanın hemen her ülkesinde bu ameliyatı yapan doktor ve klinikler mevcuttur.

Ameliyat ne zaman yapılmalıdır ?
Bu yapılacak olan ameliyatın türüne bağlıdır. Bazı ameliyatlar ilişkiden bağımsızken bazı tür dikişler evlenmeden 3 gün önce yapılmalıdır. İşlem genelde 30 dakika kadar süren, genel ya da lokal anestezi altında yapılabilen nispeten basit bir operasyondur.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:06
masturbasyon elle tatmin

Masturbasyon kelimesi latince ''masturbare=(elle bozmak )'' fiilinden türemiştir.

Günümüzde kullanımı; kişinin (kadın veya erkek) kendi kendine cinsellik yaşaması veya cinsel doyuma ulaştırması için yaptığı eyleme denir. Daha modernize bir açıklama ile ; bir cinsel tepki üreten istemli kendi kendine uyarım olarak tanımlanabilir.

Masturbasyon hayal gücünün veya fantazinin sonsuz kullanımı ile gerçekleşir,kişi bu sırada kendisini ve karşıdakini dilediği gibi düşünür ve sonsuz bir güce sahip olur, bu yüzden de hiç bir cinsel eylem bu sınırsızlıkta ve mükemmellikte gerçekleşmez. Bu da ilk cinsel eylemlerde bazen hayal kırıklığı yaratabilir. Ama hiç bir düşünce de tensel dokunmanın veya hissetmenin vede sevginin yerinide tutamaz.

Masturbasyon zararlımıdır ? Eğer kişinin sosyal yaşantısını ,normal seksüel ilişkilerini bozacak düzeyde değil ise zararsızdır.

Kişi eğer bir seksüel partneri varsa o olmadığı zamanlarda masturbasyon yapabilir ama bunun sayısı ve sıklığı partnerine olan arzusunu etkilemeyecek şekilde olmalıdır.

Eğer kişinin düzenli seks partneri yoksa veya hiç partneri yoksa, arzu ettiği sürece, hissettiği sıklıkta masturbasyon yapabilir.

Masturbasyonun kadında veya erkekte hiç bir fiziksel (bedensel) kötü tesiri yoktur ,aksine rahatlamayı ve gevşemeyi sağlar. Ayıp değil bir gerekliliktir.Toplumda söylenen diğer herşey tamamen uydurmadır- yok sivilce yapar, gözleriniz kör olur, ileride çocuğunuz olmaz, kızlarda adet düzenini bozar, erkeklerde ileride sertleşme sorunu yaratır gibi söylentiler ve bilgiler ve buna benzer her şey tamamen uydurmadır.

Dilediğiniz yer ve zamanda tabiki başkalarının haklarına (kişisel veya kanuni) saygı duyarak, kimseye zarar vermeden masturbasyon yapabilirsiniz. Bu sizin hakkınız ve bedensel özgürlüğünüzdür.

Yanlız masturbasyon sizin için kaçınılmaz bir olay , bir tutku haline gelmişse, normal cinsel ilişkiye tercih ediyorsanız, veya normal seksten partnerinizden zevk alamayıp masturbasyona yöneliyorsanız bir cinsel tedavi merkezine baş vurup bu alışkanlığınızı veya tercihinizi değiştirmek için öneri ve tedavi almalısınız.

Masturbasyon konusunu biraz yaşa ve cinsiyete göre ayırırsak;

Genç erkeklerde özellikle cinsel hayatı olmayan gençlerde, masturbasyon neredeyse bir zorunluluk halindedir, bunun nedeni ise:

Sperm (meni - er suyu) üretimi devamlıdır ve hiç durmaz, üretilen spermler bir kesede toplanır ve boşaltılmaya hazır beklerler, arkadan da devamlı sperm üretimi olur ve bu keseye boşalır, bu kesenin bir hacmi, bir kapasitesi vardır, bu hacim dolunca cinsel istek artar, yoğunlaşır eğer ilişki veya boşalma gerçekleşmezse kasıklarda ağrı, aşırı cinsel istek başlar, bazen kese o kadar dolmuştur ki büyük tuvalet yaparken veya ıkınırken vücut içi basınç arttığından bu sırada penisten sperm akar veya idrar sonrasında sümüksü bir akıntı olarak penisten gelir (bu boşalma değildir ve zevk vermez sadece sperm akar). Eğer kişi boşalmaz veya ilişki kurmazsa belli bir süreden sonra ki bu süre kişiden kişiye değişir( 4 ila 15 gün), erkek uykuda boşalır ve keseyi boşaltarak arkadan gelen spermlere yol açar. Hamamcı olduk veya rüyacı olduk deyimi buradaki boşalmaya bağlı yıkanma gerekliliğinden gelmiştir. Erkeklerdeki cinsel arzu kontrolsüzlüğü de devamlı üretilen sperm ve onun boşaltılması isteği sonucu olup bayanların erkeklerde anlayamadıkları duygusuz cinsel istek bundan dolayıdır.

Erkeklerde uyarı ve doyuma ulaşma daha çok penisin etrafının kavranma hissinin tatmini ve özellikle penisin baş kısmında bulanan zevk hücresi diye isimlendirilen sinir uçlarının sürtünmeye ve karşıdan gelen basınca karşı taşıdıkları hislerden oluşur.

Erkekler genelde elleriyle cinsel organlarını okşayarak masturbasyon yaparlar, bunun için elleri kuru olabilir, genelde kayganlaştırıcı bazı maddeler; tükürük, krem, sabun (sabunun penis içine kaçtığında acıya yol açacağı unutulmamalıdır) kullanılır. Gene erkekler masturbasyon yaparken penislerini başka cisimlere sürerek de veya kavrama hareketini sağlayıcı bir takım boşluklara penislerini sokup çıkarark yaparlar. Veya sertleşmiş penise su tutarakta masturbasyon gibi çeşitli yöntemlerde kullanırlar. Son zamanlarda ülkemizde de satılan yapay vajina benzeri araçlarda erotik malzeme satılan dükkanlarda bulunmakta ve kulanılmaktadır. Kısaca kişiye zevk veren her şey bu amaçla kullanılabilir.

Kadınlarda ise; bakire olanlar veya olmayanlar olarak değerlendirmeliyiz çünkü toplumumuzda bekaret hala önemli bir konu olarak kabul edilmektedir .

Kadınlarda masturbasyon erkeklerdeki kadar fiziksel dokunma gerçekleşmeden düşünce bazında da gerçekleşebilir.Sadece göğüslerine dokunarak dahi masturbasyon yapabilirler.

Fiziksel istek kasık bölgesine yayılan sıcaklık orada bir basınç hissinin duyulmasına ve klitorise dokunulmasının ihtiyacı ve vajen içinde doldurulması gerekli bir boşluk hissi ile ortaya çıkar. Vajende ki boşluk hissi daha önce cinsel ilişkiye girmemiş bayanlarda çok az veya yoktur.Cinsel ilişki yaşamış kadınlarda ise bu vücud tarafından tanınmıştır ve hissedilir.

Genelde ya klitoris (bızır) elle okşanır veya iki bacak açıp kapanarak sıkıştırılır veya kadına zevk verebilecek bir şeye sürtülür. Bakire olan kadınlar genelde bu şekilde masturbasyon yaparlar. Ve bunun kızlık zarına hiç bir zararı yoktur.

Daha az olarak klitoris okşanırken vajen girişine parmakla baskı uygulanabilir veya vajen girişi veya küçük dudaklar okşanabilir. Bunun da kızlık zarına hiç bir zararı yoktur.

Ve bazı bayanlar kızlık zarı olmayanlar veya önemsemeyenler vajen içine parmak veya parmaklarını sokarlar veya içeriye doluluk hissi verebilecek herhangi bir şey (deodorant kutusu,salatalık,muz,kalem gibi) kullanırlar.Son zamanlarda ülkemizde de bulunan yapay penisler de veya titreşim sağlayan bazı seks oyuuncaklarıda yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bazı bayanlar ise hem klitorise sürtünme veya baskı hemde vajen içine doluluk sağlayarak masturbasyon yaparlar.

Duşta basınçlı suyun klitorise tutulması ile masturbasyon ise bayağı yaygın bir yöntemdir, bu da kızlık zarına zarar vermez.

Anne ve babalara vede herkese ; cinsellik içgüdüsel bir duygu olup soyunu sürdürme, hayata ve kendinden sonraya bedeninden bir parça bırakma hissinin bir uzantısıdır. Yani frenlenemez,önlenemez ve yok edilemez.Belki baskılayabilir veya başka bir hisse veya uğraşa yönlendirebilirsiniz ama bunun sağlıksız sonuçları ve acısı daha sonra çok fazla olarak başka yerlerde ve konumlarda ortaya çıkmaktadır.Kuşumuzun, kedimizin veya köpeğimizin cinsel arzularını düşünüp dikkate aldığımız halde kendimizin ,yakınlarımızın veya çocuklarımızın bu tip ihtiyaçlarını görmemezlikten gelmeye veya anlamamaya çalışmak kendimizi kandırmaktır.

Özellikle cinsel yaşantıya sahip olamayan veya olamamış gençlerde bu istek frenlenemez.Bu yüzden gerekli olan masturbasyon için onları yanlış bilgilendirip korkutmayınız.

Yaş ve kişinin sosyal konumu bu arzuyu yok etmez bu bir ihtiyaçtır.

Yanlız bebekler de de bazen masturbasyon benzeri davranışlar görülebilir bu onları korkutmadan önlenebilir,anlayabilecek yaşta olanlar doğru yönlendirilip bilgilendirilmelidir.Bu konu ilerdeki yazılarıızda ele alınacaktır.

Peki çocuklarımıza nasıl davranalım;

ilk önce onlara bu konularda sağlıklı bilgiler verelim eğer sizde bilmiyor veya bu konuları konuşamıyorsanız çekinmeden destek alabileceğiniz yerlere baş vurabilirsiniz veya okuyup öğrenebilecekleri bazı bilgi kaynakları sağlayabilirsiniz.En önemli olan şey yanlış bilgi vermemektir.Ufak bir kızken annesi tarafından anal (arkadan-popodan - makat-rektum ) ilişkiye girmesin diye arkadan ilişki kuranlar kanser olur diye korkutulup yönlendiren bir hastamın kabız olursam da aynı etki olur kanser olurum ölürüm fikri ile yaşadığı ve hissettiklerini, bu yüzden yeme içme problemi yaşadığını, uzun süre psikiyatrik tedavi alıp halen de tam olarak iyleşemediğini vede iyileşemeyeceğini düşünürseniz yanlış bilginin bir insanın hayatına, yaşantısına nasıl bir etki yaptığını anlarsınız.

Onları kendileri ile kalabilecekleri ruhları ve bedenlerini tanıyabilecekleri mekanlarda rahat bırakalım.Odasının kapısını kitlemesine izin verin veya kapısını çalıp onun olurunu almadan odasına girmeyiniz.Kötü bir şey yapacaksa zaten yapar, sertlikle hiç bir şey engellenmez sadece inanarak doğruyu anlatın oda anlayacaktır.Veya banyoda gereğinden fazla kalırsa onu rahatsız etmeyiniz, orayı gerçekten kullanmaya ihtiyacınız olana kadar onu rahat bırakınız, bir insan banyoda ne yapabilirki veya ne yapar sizce? En önemli şey ise onlar her ne kadar sizin bedeninizin bir parçası olsalar da onlarında bir ruhlarının olduğunu unutmamak, onların kişiliklerine saygı duymaktır
Her ne kadar toplumumuzda mastürbasyonla ilgili katı yasakların varlığından söz edilemezse de, bu konuda halk arasında geçerliliğini koruyan inanışlar, yersiz korku ve kaygılara yol açabilmektedir. Ülkemizde ciddi bir mastürbasyon araştırması bulunmamakla birlikte gazete ve bazı dergilerin cinsel sorunlar köşelerinde açıklanan mektupların büyük bir bölümünde bu konuya ilişkin soruların yer aldığı görülür. Kendi kendine cinsel doyuma ulaşma yoluna başvuranlar içinde ülser, zafiyet gibi çeşitli hastalıklardan korkanlar, sinirlilikten ve dalgınlıktan yakınanlar, evlilikte başarısızlık kaygıları olanlar, hatta bu yoldan doyuma ulaşmanın kısırlık, körlük gibi felaketlere yol açtığını sanarak "uçurumun kenarında" olduğunu hissedenler bulunmaktadır. Genellikle eskiden yaygın hurafelerden kaynaklanan bu yanıltıcı inanışlar, insanları ciddi ruhsal bunalımlara itebilecek boyutlara da ulaşabilmektedir. Mastürbasyona eşlik eden endişeler, kişiyi sinirli, ve bundan dolayı hasta bile edebilir. Birbirini ihmalden dolayı evlilik ilişkisi de zedelenebilir. Diğer yandan bu yanıltıcı baskıcı inanışların ardında aynı Batı'da olduğu gibi , dinimizin rastgele yorumlanışından kaynaklanan çok sakıncalı bir günah anlayışı bulunmaktadır. İslam dininin kaynaklarında bu konuya ilişkin kesin bir tutuma rastlamak mümkün değildir. Öyleyse kendi kendini tatmin ederken yakalanan çocuk niçin dayak yer ? Mastürbasyon yapan yetişkinler kendilerini niçin kör olma, aptallaşma, kısır kalma gibi korkunç tehditler karşısında hisseder ? Bu soruya verilecek tek cevap, toplumumuzda cinsel konularda son derece yaygın olan baskı ve bilgisizliğin bu noktada da insan sağlığını tehlikeye düşürmekte olduğudur. Çoğu kimseler mastürbasyonda aşırıya kaçma endişesi içindedir. Oysa aşırılığın ölçüsü pek çok konuda olduğu gibi, burada da bir tek ve bağlayıcı değildir. ABD'de yürütülen bir araştırmada, haftada bir elle doyuma ulaşanların, bunu her gün yapmayı fazla buldukları, her gün yapanların ise günde dört beş kez yapmanın aşırı sayılıp sayılmayacağını merak ettikleri görülmüştür. Bu sorunun nesnel bir bakış açısından incelenmesi şu sonuca götürür: Cinsel doyum konusunda aşırılıktan korkmak yersizdir. Çünkü aşırılık, fiziksel yorgunluğun, sözkonusu faaliyete ister istemez son verdiği noktadadır. Uygar insan için cinsel açıdan aşırılık diye bir şey yoktur. Mastürbasyon da cinsel davranışlar arasında yer aldığına göre o yoldan ulaşılan doyumların fazla sık olup olmaması diye bir sorun söz konusu edilmemelidir. Mastürbasyon ile ilgili en ciddi kaygı, bu yoldan doyuma ulaşmanın, bir eşle birleşmeye tercih edilir olmasıyla başlar. Mastürbasyonun insan üzerindeki ruhsal -sinirsel etkilerinin diğer bazı olumsuz ruhsal-toplumsal etmenlerle biraraya gelmesi, böyle şanssız bir sonuçta noktalanabilir. Ne yazık ki, birtakım koşulların kadın ve erkekleri cinsel doyumu sürekli olarak, sadece ve sadece mastürbasyonda bulabilen kişiler haline getirdiği de görülmektedir. Nasıl çocukluk çağındaki otoerotizm dış dünya ile ilişkide karşılaşılan başarısızlık ve güvensizlikler sonucu, çocuğu bedeninin haz mekanizmalarına yönelterek ona bir çeşit telafi ve avunma sağlıyorsa, ergenlik çağındaki yoğun mastürbasyon alışkanlığından sıyrılıp karşı cinsle doyumlu cinsel birleşmeye geçiş döneminde karşılaşılan başarısızlıklar da yine böyle kısır bir saplantıya yol açabilmektedir. Cinsel birleşmeyle ilgili kulaktan dolma harikulade düşler, olağanüstü yüceltmeler, ilk denemelerde karşılaşılması olası güçlüklerle bağdaştırılamaz. Kadının genellikle kolay doyuma ulaşamaması da olumsuz bir etmen olabilir. Erkekler eşlerinin doyuma ulaşmamasından kendilerini sorumlu hisseder, kadınlar da kendilerini yetersiz bulabilir. Bütün bunlar zamanla ve tecrübeyle aşılan zorluklardır. Fakat bazı kimselerin bu ilk temaslardan umutsuzluğa kapılarak, başka hiç bir çekici tarafı olmasa bile en azından kolaylıkları olduğu için mastürbasyona dönmeleri pek şaşırtıcı sayılmamalıdır. Kendi kendini tatmin etme durumunda yaşanan yalnızlık ve sadece kendi bedenine yönelik olma, ruhsal bir takıntı şeklini alarak, kişinin dış dünya ile, özellikle de karşı cins ile sağlıklı toplumsal ve cinsel ilişkiler kurmasını engellediği takdirde, ruhbilimde buna "narsizm" adı verilir. Narsizm mitolojiden alınma bir terim olup, Narsiz (= Nergis) adındaki güzeller güzeli bir gencin durgun suda kendi aksini seyrederken kendi kendine aşık olması öyküsünü çağrıştırır. Kendi kendine tutkunluk, Nergisin durgun su kenarında kök salan bir çiçeğe, nergise dönüşmesiyle son bulur. Bu garip ve acıklı öykünün ruhbilimde dile getirdiği sağlıksız durum, diğer cinsel saplantılar içinde en sık rastlananlardan birini oluşturmaktadır. Buna neden olarak ruhbilimciler, her cinsel kısıtlamanın belirli bir aşamadan sonra insanı doğrudan doğruya kendine yöneltmesini gösterirler. Mastürbasyonun adeta geri tepen etkileri sonucu gelişen ruhsal saplantılara örnek olarak, araştırmalarda sık sık rastlanan bir durumu, anne ve babası boşanmış bir genci ele almak mümkündür. Tedavi için başvuran bu genç, annesiyle birlikte yaşamakta ve bu anne tarafından bir eş yerine konmaktadır. Anne sürekli olarak kadınların insanı sömürdükleri, bu yüzden onlardan uzak durulması gerektiği yolunda telkinlerde bulunmaktadır. Genç erkek olgunlaşma sırasında gelişen normal, sağlıklı cinsel arzularını bu telkinler sonucu bastırarak kendi kendini tatmine yönelmiş ve bir
zaman sonra normal birleşme yapamaz hale geldiğini fark etmiştir. Bu sık görülen tipik bir örnektir. Mastürbasyon özellikle ergenlik çağındaki erkeklerde sık görülür. Cinsel organlar, cinsel hazın paylaşıldığı bir eş olmaksızın uyarıldığı karşı tarafa haz verme kaygısı söz konusu olmadığı için, mastürbasyon yapan kişi ne olursa olsun kısa zamanda doyuma ulaşmak amacındadır. Bununla bağlantılı olarak ergenlikte yoğun bir mastürbasyon dönemi yaşayan erkekte cinselliğin özelliklerinden birini oluşturan erojen bölge ve organ duyarlılığı, cinselliğin bu ilk uyanma aşamasında yerleşir. Oysa kadında bu durum farklıdır. İşte bu farklılık, her iki cins arasında uyumsuzluk doğurabilir. Cinsel organların aşırı duyarlılığı ve cinsel amacın odaklaştırılmış oluşu ile bağlantılı olarak, erkekte erken boşalma sorunu bu uyumsuzluğun bir yanıdır. Diğer yanda kadında vajina duyarlılığının gelişmemişliği söz konusudur. Demek ki, erken boşalma, erkekte ergenlik çağında uzun süren ve saplantı haline dönüşebilen mastürbasyon döneminin yol açtığı gerçek bir sorundur. Bunun çözümü, cinsel birleşme sırasında eşlerin birbirlerinde erotizmin yanısıra ruhsal yakınlık ve uyum aramaktan vazgeçmemelerinde aranmalıdır.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:07
Oral ***

Oral seks bir kişinin cinsel organlarıyla diğer kişinin ağzı arasındaki temasla olan ilişkidir.

Ağız ve cinsel organlar vücudun kolayca uyarılabilen erojenik bölgeleridir.Ve temas haline geçmeleri de kişilere zevk verir.Bütün memelilerde karşı cinslerin birbirlerini ağız yoluyla uyarması vardır denilebilinir.(mesela erkek köpeğin dişinin vajenini koklaması ve yalaması gibi,atlardada erkeğin çiftleşmeden önce dişinin vajenini yalayarak dişiyi ilişkiye hazır hale getirdiği görülür )

Neden oral seks: - ağızın ve cinsel organların hassas erojen bölgeler olması,ve birbirlerine verdikleri uyarının ve zevkin yoğun olması bu buluşmayı kaçınılmaz yapmaktadır.

- En önemli avantajlarından bir taneside gebeliğe neden olmaması yüzünden çiftler tarafından rahatlıkla kullanılmaktadır.

- Bakireliğin önemli olduğu toplumlarda bu yolla bakirelik korunmuş olmaktadır.

- Erkek te veya kadın da kendi cinsel organını partnerinin ağzında görmekte bir haz yaratmaktadır.

Kadının erkek cinsel organını ağzıyla uyarması: Felliato; latinca fellare (emmek) fiilinden türemiştir.Erkek cinsel organlarını yalamak,emmek,öpmek anlamında kullanılır.
Erkeklerin tamamına yakını penislerinin emilmesinden ve bu şekilde boşalmaktan hoşlanırlar.Kadınların bir kısmıda partnerlerini bu şekilde uyarmaktan ve boşaltmaktan hoşlanır. Kadın erkeğini ağzıyla uyarırken genelde onun nasıl hoşlandığını sorar veya yaptığı hareketlere dikkat ederek hangilerinden daha fazla zevk aldığına dikkat ederek kendini yönlendirir.Aynı zamanda ellerinide penis etrafına sararak daha fazla uyarı sağlayabilir .Dikkat edilmesi gereken dişlerin penise acı veya zarar vermemesidir.Kadın partnerini bu şekilde boşaltabilir veya yeterli uyarı sağladıktan sonra cinsel ilişkinin başka biçimlerien geçebilirler. Kadın isterse erkeğin spermlerini yutabilir, erkekler bundan inanılmaz psikolojik haz duyarlar , sperm yutmakla hamile kalınmaz . Normal koşullarda sağlıklı bir erkekte sperm hastalık taşımaz.

Kadında veya erkekte bulaşıcı bir hastalık varsa bu oral seks sırasında bulaşabilir.

Erkeğin kadın cinsel organını ağzıyla uyarması: Cunnilingus; latince cunnus - vulva(kadın da vajen dudakları) ve lingere:yalamak anlamındadır.
Erkeğin kadın cinsel organlarını yalaması ve emmesi anlamında kullanılır .Kadının özellikle klitorisi öpmeye,yalamaya ve emmeye aşırı derecede duyarlıdır.Erkek kadının vajen girişini,vajen dudaklarını,klitorisi yalayarak onu uyarır,cinsel birleşmeye hazırlar veya bu şekilde boşaltabilir ,veya ilişki öncesi birkaç kez bu şekilde boşaltarak daha sonra ilişkiye girebilirler.Cinsel ilişkide erkeğin kadın boşalmadan boşaldığı durumlarda kadını bu şekilde boşaltabilir.ve erkek sertliğini kaybedip ilişkiye devam edemediği zamanlarda kadını bu şekilde rahatlatabilir.
Erkekte kadının nasıl hoşlandığını sorabilir ve ona göre yönlenebilir gene dikkat edilmesi gereken nokta dişlerin kadına zarar vermemesidir.
Vajene hava üflemek gibi şeylerede kadına ağrı veya acı verebilir. Uyarı sırasında kadının vajeninde ıslanma artmakta vajenden sallgılana sıvılar dışarı doğru gelmektedir, normalde bunlar zararsız ve mikrop taşımayan sıvılardır ve erkeğe yutması halinde dahi zarar vermeze (eğer bir enfeksiyon yoksa)
Oral seks öncesi kadını vajen daha temiz olsun diye vajen içinin sabunla yıkaması vajene zarar verebilir kayganlaşmayı zorlaştırır.
## Normal yani akıntısı olmayan bir kadının kendine has bir vajen kokusu vardır, bu kokuya ''kasolet'' adı verilir ve bu koku erkeklere çekici ve cinsel uyarıcı gelir, bazı kadınlarsa tam tersini düşünür, erkeğin bundan rahatsız olacağı fikrine kapılırlar , bu gereksiz ve yersiz bir endişedir.Yapılmaması gereken bir şeyde o kısımlara sprey sıkmak veya parfüm sürmektir, hem oranın yapısını bozar hem de erkeğe acı bir tat verir.
Vajene bir şey sokulmadan yapılan oral seks bakirelerde kızlık zarına zarar vermez.

Her aydaki gebe kadına da oral seks yapmanın ne bebeğe nede çiftlere zararı yoktur, eğer düşük veya heyecanın doktor tarafından yasaklandığı özel bir durum yoksa tabiiki.

Kişiler oral sekste birbirlerine daha fazla zevk veren pozisyonları bulup geliştirebilirler.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:07
Orgazm

Orgazm tamamı ile beyin ve vücudun birarada hareket etmesi ile ilişkili bir olaydır.İnsan beyni seksüel uyarıları duyu organları vasıtası ile alır, işler ve öğrenilmiş tecrübelerin ışığında gövdenin cevap vermesini sağlar. Beyindeki seksüel uyarı görme (partneri çıplak olarak görme), dokunma, işitme (partnerin sesini duyma), koku gibi duyusal faktörler veya düşünce (seksüel fantazi) ile başlayabilir. beyin ve vücut seksüel uyarılmayı ayrı ayrı başarabilmelerine rağmen orgazm ancak bulnarın birarada hareket etmeleri ile gerçekleşebilir. Kadınlarda sadece düşünce yolu ile hiçbir fiziksel temas olmadan orgazm yaşanabilir ancak bu durumda da beeynin ürettiği orgazmı vücüt yaşamaktadır. Doğum esnasında bile bu uyarıların bulumasına rağmen orgazmın olmaması bu hadisenin zihinsel yönünü işaret etmekte ve daha ziyade öğrenilmiş bir fonksiyon olduğunu düşündürmektedir.Orgazm bazı yazarlara göre sadece cinsel bir zevk değil gebeliğin oluşmasında etkin rol oynayan bir faktördür. Bu yazarlara göre rahim kasılmaları spermlerin tubalara daha kolay ulaşmasını sağlar.

Kadında orgazm 4 aşamada incelenir.
1. Uyarılma fazı: Seksüle uyarılmanın ilk belirtisi memelere ve genital organlara giden kan miktarında artma ve göllenmedir.Bu göllenme vajinal dokuların arasına sıvı sızmasına ve bu sayede vajinal sekresyonda artış ve ıslanmaya neden olur.Benzer şekilde meme uçları biriken kana bağlı olarak belirginleşir.Rahim yukarıya doğru çekilir, büyük dudaklar şişer ve açılır, klitoris kabarır.
Bu safhada olan olayların özetine bakacak olursak

10-30 saniye içinde vajinada ıslaklık başlar
Vajinanın alt kısmı genişler
Rahim ağzı ve rahm yukarı doğru çekilir
Labialar düzleşir ve araları açılır
Küçük dudaklar büyür
Klitoris büyür
Meme uçları kasların kasılması sonucu dikleşir
Memelerin boyutları büyür.
2.Plato fazı: Bu faz esnasında vajinanın dış 1/3 kısmındaki kan göllenmesi nedeni ile vajinanın şekli değişir buna orgazmik platform adı verilir. Rahim iyice yukarıya doğru çekilir. Klitoris daha da belirginleşir ve büyük dudakların rengi koyulaşır.
Bu fazda olan olaylar

Cinsel arzularda artış iyice belirginleşir
Kan birikimine bağlı olarak vajinanın dış kısmı iyice şişer
Vajen üst kısmı balonlaşır ve vajinada hafif bir ağrı olur
Eğer uzun sürerse vajinal ıslaklık azalabilir
Klitoris iyice şişer
Küçük dudaklar normalin 2-3 katı büyür
Dudakların açılması ile vajina girişi daha belirgin hale gelir
Küçük dudakların rengi koyulaşır
Memelerin uç kısmındki areola adı verilen koyu renkli alan belirginleşir.
Emzirmemiş kadınlarda meme boyu %25 artar. Emzirenlerde bu artış olmayabilir
%50-70 kadında ateş basması olur
Kalp hızı artar
Bacaklarda ve kalçalarda kasılmalar olur
Kadının vcudu tam bir cinsel birleşmeye hazırdır.
3. Orgazmik faz: Kadın orgazmının en kısa süren fazıdır.Rahim, vajina ve anüsde eş zamanlı, ritmik düzenli kasılmalar olur.Bu kasılmalar 0.8-1 saniye aralıklarla gerçekleşir. Kadında bir orgazm esnasında bu türden 3-15 kasılma olur.
Orgazmik fazda

Yukarıda belirtildiği gibi kasılmalar olur
Ateş basması tüm vücuda yayılır
Vücutta buluna hemen hemen bütün kaslar kasılır
Orgazm esnasında kişinin beyin dalgalarında değişimler görülür
Ürethradan (mesanenin dışa açıldığı yer) sıvı salgısı olur.Bazı yazarlar bunu kadının boşalması olarak tanımlar
Kadının yüz kasları da kasılır ve sanci acı duyarmış gibi bir görüntü yaratır.
Orgazmın tam zirve noktasında kadın vücudu kaskatı kesilir.
4. Çözülme fazı: Önceki fazlarda gerçekleşen değişimlerin normale dönme sürecidir.

Eğer seksüel uyarı devam ederse kadın daha fazla sayıda orgazm yaşayabilir
Vajina normal dinlenme halindeki durumuna döner
Meeler, büyük ve küçük dudaklar ile rahim normal renk, boyut ve pozosiyonuna döner
Klitoris ve meme uçları hassaslaşır ve ağrıya duyarlı bir hal alır.
Ateş basması kaybolur
Hızlı soluk alıpverme ve terleme görülür
Kalp hala daha hızlıdır
Kadınlar erkeklerden farklı olarak cinsel uyarı devam ettiği sürece ard arda orgazm olabilirler. Oysa erkeğin yeniden orgazm olabilmesi için yaklaşık 30 dakikalık bir süreye ihtiyacı vardır.

Orgazm olmamasına anorgazmi adı verilir. Bu durum anksiyeteye yol açar ve sonuçta kişinin kendi kendine olan saygısı yitirmesi ve depresyon ile sonuçlanabilir. saf orgazmik disfonksiyon kadınlard nadir olarak görülür. Her ilişkide orgazm yaşanacak diye bir kural yoktur.Zaman zaman orgazm olmaması son derece normal bir durumdur. Orgazm olmaması ile breber cinsel isteksizlik ve disparonia olması önemlidir. Eğer kişi partneri ile orgazm yaşayamıyor ise bu o kişiye karşı olan ilgi kaybından dolayı olabilir. Bu tür kişiler genelde başka bir partner veya mastürbasyon ile orgazma ulaşabilirler.

Orgazm bozuklukları 3 kategori altında incelenebilir:

1. Rastgele (Random) anorgazmi: Zaman zaman orgazm yaşanamaması
2. Koital anorgazmi : Cinsel birleşmede orgazm olmaması ancak mastürbasyon vb. gibi yöntemler ile orgazma ulaşılması
3. Erken orgazm: Kadınlarda çok nadir olarak görülür. Bu pekçok kadın için yakınılacak bir durum değildir. Çünkü kadınlar erkeklerden farklı olarak arka arkaya pekçok kez orgazm olabilirler.

Orgazm bozukluklarının %5'den daha azında altta yatan organik bir sebep bulunabilir. En sık karşımıza çıkan sebepler diabet, alkolizm, nörolojik bozukluklar ve nörolojik ilaç kullanımıdır.Psikolojik etkenler ise travma, problemli bir çocukluk geçirilmiş olması, düzenli ve sağlıklı bir aile yaşantısının olmamaması, ergenliğe geçiş döneminde problemli ve travmatik cinsel deneyimlerin yaşanması ve cinsel kimlik çatışmaları sayılabilir.

Peki orgazm kadının mutluluğu için gerekli midir ? Özellikle ülkemizde milyonlarca kadın orgazmın ne olduğunu dahi bilmeden mutlu bir şekilde yaşamaktadır.Ancak eğer orgazmı yaşasalardı hayatları muhtamelen daha keyifli olacaktı. Orgazm normal bir vücut fonksiyonudur. Eğer kadın orgazm yaşamıyorsa ilişki sonrası kendini huzursuz hissedebilir. Çünkü pelvik organlarda toplanan kan rahatsızlık yaratabilir.Bzı yayınlarda orgazm yaşamadan cinsel ilişkiyi bitiren kadınlarda bel ve sırt ağrılarının görüldüğü bildirilmektedir.

Özellikle son zamanlarda gerek görsel gerekse yazılı basında konu ile ilgili haberlerin yer alması orgazmı bilmeyen kadınların aklını karıştırmaktadır. Sürekli duyduğu bu olayı yaşayamamanın getirdiği stres nedeni ile pekçok çiftin cinsel hayatları zedelemekte ve sonuçta olumsuz olaylar görülebilmektedir. Bu nedenle pekçok kadın orgazm olmasa bile orgazm taklidi yaparak partnerini kandırma yoluna gitmekte bu da olayı bir kısır döngüye sokmaktadır.

Orgazm problemi yaşayan kadınların bunu gurur meselesi yapmadan ilgili merkez ve kişilere müracaat etmeleri hem kendilerini hem de partnerlerini memnun edecek sonuçlar doğurabilecektir.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:08
Orgazm bozuklukları

Cinsel uyarılma sonrası orgazmın devamlı bir şekilde ya da tekrarlayıcı olarak çok geç olması veya hiç olmaması halidir. Her kadın için cinsel uyaranın turu ve yoğunluğu farklıdır. Bunun için cinsel uyarının iyi tetkik edilmesi gereklidir. Bu durum kişide belirgin bir gerilime ve sosyal ilişkilerde güçlüklere yol açar. Bu sorun asal olarak başka bir psikiyatrik bozukluk, ilaç,madde ya da başka bir hastalık nedeniyle oluşmamalıdır.

Hekimin kişide yas, cinsel deneyimlerin öyküsü ve gelen cinsel uyarının yeterli düzeyde olup olmamasını değerlendirerek bu tanıyı koyması gerekmektedir.

Kadınlarda orgazma ulaşma durumu yasin ilerlemesi ile artmaktadır. Daha çok genç yasta rastlanmaktadır. Eğer kişide bu durumun nasıl yaşanabileceği öğrenilirse , cinsel travmatik yaşantılar, evlilik sorunları, depresif durumlar ya da başka vücutsal hastalıklarla karşılaşılmadığı surece bu halin uzun sureli olarak kaybolması nadirdir. Beraberinde cinsel istek ve uyarılma bozukluğu da bulunabilir. Kadınlar kendi bedenlerin, haz noktalarını ve özelliklerini daha iyi tanıyıp, eslerine tanıttıkça bu durumu daha yoğun yaşayabilirler. Yurt dışında yapılan bir çalışmaya göre (Kinsey) 35 yas üzerinde evli kadınlar arasında hiç orgazm yaşamayanlar % 5 oranında bulunmuştur. Başka bir çalışmada ise kadınların % 46 si orgazma ulaşmakta güçlük çekerken, % 15 oranında orgazm olamamaya rastlanmıştır.

Bu duruma yol açabilecek diğer faktörler arasında hamile kalma korkusu, esi tarafından reddedilme korkuları, vaginaya zarar gelebileceği endişesi, erkeklere karşı düşmanca tavırlar, cinsel dürtülere karşı kendini suçlu hissetme sayılabilir. Bu durumdaki bazı kadınlarda karin alt bölgelerinde ağrı, cinsel bölgelerde kaşınma ve akıntı, gerginlik, bitkinlik yakınmaları bulunabilir.

Orgazm bozukluğu (erkeklerde):
Orgazm bozukluğunun kadınlar için belirtilen şartlari erkekler için de geçerlidir. Erkeklerde en yaygın olarak görülen şekli eşin el ya da oral uyarısı ile cinsel boşalma sağlanabilmesine karşın , cinsel ilişki sırasında orgazmın olmaması durumudur. Bazı durumlarda sadece mastürbasyon ya da sadece cinsel düşlemler ile orgazma ulaşılabilmekte, ilişki sırasında bu gerçekleşmeyebilmektedir. Orgazmın sağlanması için yeterli düzeyde cinsel uyarının olması ve yaş artışı ile uyarı yoğunluğunun artması gerekmektedir.

Neden olabilecek vücutsal hastalıklar:

Prostat operasyonları sonrası, “Parkinson” hastalığı, omurilik kanalında bozukluklara yol açan nörolojik hastalıklar, bazı tansiyon ilaçları, bazı anti psikotik ilaçlar da bu durumu oluşturabilmektedir. Geçici olarak yoğun alkol alimi , kandaki seker düzeyinin çok yükselmesi , bazı hipofiz bezi tümörleri varlığında da görülebilmektedir.

Psikiyatrik kökenli olan şekil kimlerde görülmektedir:

Etkilenen kişilerin daha çok Bu rahatsızlığın “obsesif-kompulsif” bozukluğu olanlarda daha çok görüldüğüne dair araştırmalar bulunmaktadır. Baskı altında ve katı kuralların olduğu ailelerden gelen kişilerde , cinsel konuların tabu olduğu ailelerde bu duruma daha çok rastlanmaktadır. Bazı kişilerde de kadınlara veya ilişki kurulan kişiye yönelik düşmanlık hislerinin sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Karşısın da kinin kendi gözünde cinsel çekiciliğinin kalmaması durumunda böyle bir sonuç ile karşılaşılabilmektedir

Tedavi:

Eşle birlikte yapılan cinsel tedaviler başarılı sonuçlar vermektedir.

Erkek cinsel organı sertleşme (ereksiyon ) bozukluğu:
Devamlı olarak ya da tekrarlayan bir şekilde , erkek cinsel organında (penis) cinsel ilişki için gereken düzeyde sertleşmenin elde edilememesi ya da cinsel ilişki sonuna dek bu düzeyin korunamaması durumudur. Bu durum kişide önemli derecede gerilime ya da sosyal ilişkilerde güçlüklere yol açar. Bu teşhisin konması için başka bir psikiyatrik hastalık, bir ilaç,madde ya da bir vücutsal hastalığa bağlı olmaması gerekmektedir.

Bazı durumlarda cinsel yaşantının hiç bir döneminde ereksiyon sağlanamamışken, bazı kişilerde başlangıçta bu durum varken, cinsel birleşme anında bu kaybolabilir. Bazen de sadece mastürbasyon esnasında ya da uykudan uyanırken ereksiyon oluşur, cinsel birleşmelerde oluşmayabilir.

Bu durum kişide bir cinsel kaygı, gerekli performansı gösteremeyeceği endişeleri ya da cinsel uyarıma ve zevk alma hislerinde azalma ile ilişkilidir. Depresyon geçirmekte olan ya da madde kullanım bozukluğu olanlarda bu soruna rastlanabilmektedir. Bu durum tedavi edilmezse ne yazık ki evlilik sorunları, boşanmalara , alkol-madde kullanım bozukluklarına, diğer esin evlilik dişi ilişkilerine yol açabilmekte, bu nedenle intihar ya da cinayetlerle sonuçlanabilmektedir.

Yasin ilerlemesiyle birlikte görülme oranı artmaktadır. Yurt dışında yapılan çalışmalara göre ( Kinsey) rahatsızlığın 35 yas civarındakilerde % 2-4 oranında ;80 yas civarında ise % 77 oranında görüldüğü saptanmıştır. Ancak eğer kişinin sağlık durumu yerinde ve uygun cinsel esi varsa ileri yaslarda bu durum görülmeyebilir.

Bu duruma yol açabilen vücutsal hastalıklar:

Kabakulak ve fil hastalığı, kalp yetmezliği, damar sertliği, aort anevrizmaları, böbrek yetmezliği, hidrosel ve varikosel gibi ürolojik hastalıklar, siroz, solunum yetmezlikleri, penis damar ve yapı bozuklukları, Klinefelter gibi genetik hastalıklar, vitamin eksiklikleri, seker hastalığı, hipertiroidi, Addison hastalığı ve böbreküstü bezi tümörleri gibi endokrin sistem hastalıkları, MS, Parkinson , ALS, bazı sara hastalığı tipleri, sinir sistemini tutan tümörler, omurilik kanalını etkileyen travmalar ya da burayı tutan tümörler, alkol-madde bağımlılıkları, kursun ve bitki oldurucu ilaçlarla zehirlenme durumları, bazı ilaçlar ( östrojen, bazı tansiyon ilaçları, bazı antipsikotik ilaçlar) , isin tedavisi, pelvis kemiği kırıkları, ağır düşkünlük hallerine yol açan hastalıklar ve o bölge veya o bölgeye yakın sinir ve damarlarına yönelik ameliyatlar ( prostat , kalın bağırsak, mesane , iliak damar operasyonları gibi) sayılabilir.

Tedavi:

Esler birlikte tedaviye alınır. Bu tedavi için düzenli bir cinsel es gereklidir. Cinsel tedavide eşlerde bu duruma yol açabilecek başka bir vücutsal hastalık yoksa başarılı sonuçlar alınmaktadır

Erken boşalma (Prematur ejekulasyon) :

Devamlı olarak ya da ara ara tekrarlayan bir şekilde boşalma için yetersiz bir cinsel uyarılma ile, kişinin isteği dışında , penisin vaginaya girişi öncesi ya da hemen sonrasında boşalmanın (ejekulasyon) gerçekleşmesi durumudur. Bu durum kişide önemli derecede gerilime yol açarak, karşısındakilerle ilişkilerinde güçlüklere yol açmaktadır. Bu teşhisin konması için oluşan durumun başka bir maddenin etkilerine bağlı olmaması gerekmektedir. Bu tanıyı koyarken kişinin yaşı, eşin ya da cinsel aktivite durumu ve yerinin özellikleri, yakın zamandaki cinsel girişimlerin miktarı gibi etkenler dikkate alınır.

Kimlerde daha çok görülmektedir:

Genellikle genç yastakilerde ve cinsel ilişkilere yeni başlayanlarda görülür. Bazı kişilerde de , devamlı alışılmış eşle değil de ek olarak başka bir ilişkiye başlayınca oluşabilmektedir.

Daha çok eğitim düzeyi yüksek kişilerde rastlanmaktadır. Erkeklerin % 30 unda olduğu düşünülmektedir. Daha önceki cinsel girişimleri hayat kadınları ile alelacele bir şekilde olan kişilerde, fark edilmeleri halinde rezaletler çıkacağı olası yerlerde bu girişimlerde bulunanlarda çok kısa sürede orgazm sağlama alışkanlığı nedeniyle oluşmaktadır.

Erken boşalma nedenleri :

İlişkide bulunan kişi ile ilgili sorunlar, evlilik sorunları bu duruma yol açabileceğinden, hem bozuk giden evlilikler bu soruna yol açmakta, hem bu sorun evliliklerde zorluklara yol açmaktadır.

Başlangıçta olmayan, ancak devam eden ilişkilerde ortaya çıkan erken boşalmaya cinsel ilişki yoğunluğunun azalması , sertleşme bozukluğu olacağı endişesi sebep olabilmektedir.

Bazı kişilerde bilinçaltında yatan cinsel ilişki ile ilgili düşünceler bu duruma sebep olmaktadır. Sertleşme bozuklukları konusunda belirtilmiş olan ailesel yapı ve bu durumun gelişmesindeki etkenler bu konuda da söz konusudur.

Tedavi:

Eş birlikteliğinde ya da essiz olarak yapılan boşalma suresini uzatıcı cinsel tedaviler başarılı olmaktadır.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:08
Penis büyütme

Penis Latincede kuyruk anlamına gelmektedir. Penis içinde uzunlamasına süngerimsi dokular içeren ve içinde idrar ve meninin(sperm-ersuyu) geçtiği kanalı içeren bir erkeklik organıdır. Cinsel heyecan ile beyin bu organın içindeki süngerimsi dokulara kan pompalar ve penis sertleşerek birleşmeye hazır hale gelir. Penis sertleşme halindeyken boyuna ve enine büyür.

Ergenliğe ulaşmış bir erkeğin penisinin ortalama uzunluğu gevşek halde 5 ile 9 cm arasında, sertleşme halindeyken ortalama 14 cm boyunda olur. Bununla birlikte penisin büyüklüğü kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Yaygın olarak bilinenlerin tersine penisin büyüklüğü, deri rengi ile ilgili değildir, yani kısa boylu birinin penisi uzun boylu birininkinden daha büyük veya bir zencininki bir beyazdan daha küçük olabilir. Penis boyu ortalama 14 cm olmakla beraber 11-18 cm arası penisler normal boyutlardadır.

Ayrıca penisin normal durumu ile sertleşme durumu arasında büyük farklar olabilir. Yani sönükken çok iri gözüken bir penis sertleştiğinde daha büyük bir hal almayabilir.

Bütün erkekler penislerinin büyüklüğü ile yakından ilgilidirler. Bu bir erkeklik gücü daha doğrusu bir güç sembolü haline gelmiştir. Erkekler cinsel organlarıyla gurur duyar övünürler. Erkeğin cinsel organına verilen güç soyunmayla beraber korkunç bir yarışa girer. Boyut, gücü simgeleyen bu organın yegane güvencesidir. Gören kadının kıyaslama imkanına kavuşması cinsel organı iri boyutlarda olmayan bir erkek için sonun başlangıcıdır. Erkekler arasında da penis boyutunda odaklanan rekabetin bir trajediye dönüşmesi cinsel kimliğin yalnızca bu organa indirgenmesinden kaynaklanır.

Ama peniste veya ***te önemli olan penisin boyu değil, işlevidir. Yani, sizin penisinizle yapabildikleriniz bunu da duygularınızla birleştirmeniz en önemli olanıdır. İri bir penise sahip olacağınıza (ki 18 cm üstü penisler genelde ilişki sırasında kadına zevk yerine acı vermektedir) sertliğini uzun süre tutabilen daha küçük bir penise sahip olmak daha avantajlıdır. Her ikisi de bir arada olursa hiçbir zararı yoktur.

Tabi ki ebat olarak normalin altındaki penislerde hem cinsel ilişki sırasında sorun yaratabilecek hem de psikolojik yönden erkekte sorun yaratacaktır. Normalin altındaki penislere ne yapılabilir; bugün yeni ameliyat teknikleri sayesinde penis boyları uzatılabilmekte, ince penisler çeşitli yöntemlerle kalınlaştırılabilmektedir. Çok başarılı sonuçların yanı sıra pek sonuç alınamayan ameliyatlarda olmaktadır. Bu hastadan hastaya göre değişmektedir. Ülkemizde de bu tip ameliyatlar yapılmaktadır. Ama bu tip ameliyatların her isteyene yapılamayacağı sadece ve sadece çok gerekli vakalara yapılması gerektiğini bildirmek isterim.

Bu arada en çok sorulan sorulardan olan piyasada satılan penis büyüttüğü iddia edilen vakum pompaları veya şu ve bu gibi metotlar gerçek dışıdır, kandırmacadır, hiç bir faydaları yoktur. Bu penis büyüttüğü ileri sürülen vakum pompaları büyütmek bir yana penis sertleştiğinde içindeki kanı tutan kapakçıklara ters basınç yolu ile zarar vermekte ve sertleşme problemleri yaratmaktadır. Bu yüzden kullanılması zararlıdır. Normal standartlardaki boylar için penis boyunuz ne ise odur, yapabileceğiniz tek şey performansınızı geliştirmek veya boşalma sürenizi uzatmaya çalışmaktır.


İnsan vücudundaki eş organların (eller, gözler, testisler gibi) hiç biri birbirinin aynısı değildir, arada mutlaka bazı farklar vardır.

Tüm insanlarında yapıları ve organları hem dış görünüş olarak hem de işlevleri sırasında farklılıklar gösterirler. Bu farklılık bazen çok çok az , bazen ise çok fazla olabilir.

Penis bildiğimiz gibi bir erkek cinsel organı olup spermleri (meni - ersuyu) kadın vajeninin derinlerine bırakma görevi vardır ve bu görev sırasındada kişiye haz (zevk) vermektedir.

Penislerde hem boy olarak hem de şekil olarak bir birinden farklı olmaktadır.

Hiç bir penis şekil olarak cetvelle çizilmiş gibi doğru değildir veya düzgün sınırlara sahip değildir. Bu farklar kişiden kişiye göre değişmekte, kiminde çok az bir sağa veya sola eğrilik olurken bazılarında bu daha fazladır. Bazı penislerde ise hem sağa -sola eğrilikle beraber aşağıya da doğru eğrilik olabilir.

Bunun sınırı nedir ? Ne kadar eğrilik normaldir, ne kadarı bir anormallik veya sakatlık olarak görülmelidir?

Bunun kesin sınırı şudur; eğer bu eğrilik sizin cinsel ilişki kurmanızı engelliyor, ilişki sırasında size veya partnerinize acı veriyorsa bu düzeltilmesi gereken bir sorundur.

Bir de eğer kişi ciddi anlamda penisinin eğriliğinden estetik açıdan, yani görüntüsünden rahatsız oluyor ve bu yüzden soyunmaktan kaçınıyor veya ilişkiye giremiyorsa bu da düzeltilmesi gereken bir sorun sayılır.

Penis eğriliği düzeltilir mi?

Evet, her şey yapılabildiği gibi (bu gün yeniden el, parmak veya penisin yapılabildiği bir bilgi ve teknolojiye sahibiz) penis eğriliği de düzeltilebilmektedir.

Eğer sizde de penis eğriliği gibi bir şüphe veya sıkıntı varsa çekinmeden ve mutlaka muayeneye gidiniz. Bu şüphe , sıkıntı, veya utanma duygusu ile geçirdiğiniz her süre sizi üzecek ve cinsel hayatınızı olumsuz etkileyecektir. Hekiminiz sizi aydınlatacak ,eğer gerekli ise cerrahi bir müdahale önerecek ve yapacak veya eğer bir sorun yoksa sizin rahatlamanızı ,kendinize güveninizin gelmesini sağlayacaktır.

Şikayet

Penisiniz ağrıyor veya şişti.

Nedenleri

Parafimoz : Sünnet derisi kendi kendine penisin arka tarafına doğru öne gelmeyecek şekilde büzüldü ve çok şişti. Bu durum antibiyotikle veya tam ya da kısmi sünnetle tedavi edilebilir.

Balanit : Penisinizin ucu iltihaplandı ve tahriş oldu. Buna mantar veya bakteri enfeksiyonu veya kimyasal tahriş (giysilerde kalan kuru temizleme maddeleri) neden olur. Çoğunlukla sünnet olmamış veya şeker hastası erkeklerde meydana gelir. Antibiyotik almanız, hayalarınız temizlemeniz ve ağrı giderici merhem kullanmanız gerekebilir.

Priapizm : Hiçbir neden yokken, cinsel arzu veya faaliyette bulunmadan ereksiyon oluyor. Buna genellikle penisi sertleştiren kanın ani ve çoğu kez bilinmeyen bir nedenle boşalmaması yol açabilir.

Bazen bir hastalık ya da omurilik sinirlerinin yaralanması, bezlerdeki bir durum veya ilaçtan kaynaklanabilir. Gerektiği gibi tedavi edilmezse, ereksiyon bir daha mümkün olmaz.

Kanser : Sünnet olmamışsanız fark edemeyeceğiniz küçük, sivilceye benzer bir şey oluştu ve artık kanıyor veya akıntı yapıyor. İdrar yapmak ağrılı hale gelmiş olabilir ve kasıklarınızda yumrular oluştu. Penis kanseri çok ender görülür, çoğunlukla erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir.

Kendiniz Ne Yapabilirsiniz?

Penis ağrısı çoğunlukla kendi kendine tedavi edilemez. Örneğin ağrıyan veya şişen sünnet derisini zorla öne götürmek veya tahriş olmuşsa altını temizlemek tavsiye edilmez.

Eğer cinsel ilişki sırasında ve sonrasında ağrı varsa, bu eşinizin vajinasının kuruluğundan kaynaklanabilir.

Penisinizin ucunda cinsel ilişkiden sonra yara oluşuyor ve siz lateks prezervatif kullanıyorsanız, lateks olmayan bir prezervatif veya başka korunma yöntemini deneyin. Ağrı geçiyorsa, muhtemelen latekse karşı alerjiniz var demektir. Lateks olmayan prezervatifler HIV virüsü de içinde olmak üzere cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklara karşı koruyucu değildir.

Önleme

Önemsiz tahriş ve iltihaplar çoğu kez temizlikle, özellikle sünnet olmadınızsa, cinsel ilişkiden sonraki temizlikle önlenebilir. Sabun ve suyla yıkamaktan başka özel bir şey yapılması gerekmez.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:09
Penis doppler ultrasonografisi

Sertleşme problemi (ereksiyon
kusuru) varlığında olası hastalığın penisin kan akımının
bozulmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirlemeye yarayan tanı
amaçlı bir yöntemdir.

Doppler ultrasonografi
ile penis içi damarlardaki kan akış hızı değerlendirilir.

Penise arterler (atar
damar) ile yeterli kan gelip gelmediği, yeterli kan gelmişse, gelen
kanın yeterince penis içerisinde kalıp kalmadığı (toplar damar
kapaklarının sağlam olup olmadığı) tespit edilir.

Penil
Doppler ultrasonografi nasıl yapılır?

Penis içi kapiller
damarların genişlemesini sağlamak amacıyla inceleme sırasında penis
içerisine damar genişletici bir ilaç, hasta yaşı göz önüne alınarak,
belirli dozda verilir.

Penis cildi üzerine jel
sürülerek ultrasonografi probu ile penis içi damarlar
değerlendirilir.

Penil
Doppler ultrasonografi incelemesi ağrı verir mi?

Hayır
vermez,bazen penis içerisine verilen ilaç hafif yanma hissi
verebilir.

Penil
Doppler ultrasonografinin sonuçları güvenli midir?

İlk defa 1980 li yıllarda
kullanılan penil Doppler ultrasonografi, ereksiyon kusurunda
patolojinin damar kaynaklı olup olmadığını doğrulukla
belirler. Ancak tetkikin yapıldığı odanın sessiz ve karanlık olması
gerekir. Hastanın da tüm çekincelerinden arınmış ve gergin olmaması
tetkik sonucunun doğruluk oranını arttırır.


Penil
Doppler ultrasonografiden sonra dikkat edilmesi gereken hususlar;

Peniste oluşan
sertleşmenin kaybolma süresi bazen kişiye göre uzayabilir, cinsel
uyarı, masturbasyon yapmak veya ilişkiye girmek bu sürenin artmasına
sebep olup; süre uzarsa ağrı oluşabileceği için bunlardan kaçınmak
gerekir.




Penil
Doppler ultrasonografi zararlımıdır?

Hayır,kişiye ne o an ,
nede sonrası hiç bir zarar vermez, cinsel hayatını etkilemeyen
güvenli bir yöntemdir.

Dr. Alev Kadıoğlu

Yararlanılan Kaynaklar:

Dr. Alev Kadıoğlu (kişisel
röportaj), ALKA Radyolojik Tanı Merkezi, İstanbul

Amerikan
Ultrasonografi Derneği Web sitesi

Sertleşme Problemi tanı yöntemi (penil dopler usg)

BARIŞ.K
14-11-05, 03:10
Penis eğriliği

İnsan vücudundaki eş organların (eller, gözler, testisler gibi )hiç biri birbirinin aynısı değildir, arada mutlaka bazı farklar vardır.

Tüm insanlarında yapıları ve organları hem dış görünüş olarak hem de işlevleri sırasında farklılıklar gösterirler.Bu farklılık bazen çok çok az ,bazen ise çok fazla olabilir.

Penis bildiğimiz gibi bir erkek cinsel organı olup spermleri (meni - ersuyu ) kadın vajeninin derinlerine bırakma görevi vardır ve bu görev sırasındada kişiye haz (zevk ) vermektedir.

Penislerde hem boy olarak hem de şekil olarak bir birinden farklı olmaktadır.

Hiç bir penis şekil olarak cetvelle çizilmiş gibi doğru değildir veya düzgün sınırlara sahip değildir.Bu farklar kişiden kişiye göre değişmekte,kiminde çok az bir sağa veya sola eğrilik olurken bazılarında bu daha fazladır.Bazı penislerde ise hem sağa -sola eğrilikle beraber aşağıya da doğru eğrilik olabilir.

Bunun sınırı nedir ? Ne kadar eğrilik normaldir,ne kadarı bir anormallik veya sakatlık olarak görülmelidir?

Bunun kesin sınırı şudur; eğer bu eğrilik sizin cinsel ilişki kurmanızı engelliyor,ilişki sırasında size veya partnerinize acı veriyorsa bu düzeltilmesi gereken bir sorundur.

*Bir de eğer kişi ciddi anlamda penisinin eğriliğinden estetik açıdan, yani görüntüsünden rahatsız oluyor ve bu yüzden soyunmaktan kaçınıyor veya ilişkiye giremiyorsa bu da düzeltilmesi gereken bir sorun sayılır.

Penis eğriliği düzeltilirmi; evet,herşey yapılabildiği gibi (bu gün yeniden el, parmak veya penisin yapılabildiği bir bilgi ve teknolojiye sahibiz) penis eğriliğide düzeltilebilmektedir.

Eğer sizde de penis eğriliği gibi bir şüphe veya sıkıntı varsa çekinmeden ve mutlaka muayeneye gidiniz.Bu şüphe , sıkıntı, veya utanma duygusu ile geçirdiğiniz her süre sizi üzecek ve cinsel hayatınızı olumsuz etkileyecektir. Hekiminiz sizi aydınlatacak ,eğer gerekli ise cerrahi bir müdahele önerecek ve yapacak veya eğer bir sorun yoksa sizin rahatlamanızı ,kendinize güveninizin gelmesini sağlayacaktır.

Bizim kliniğimize bu şikayetle gelen kişilerin çoğunluğu yaptığımız muayene ve açıklamalar sonunda hiç bir sorunları kalmadan huzur ve güven içinde rahatlamış olarak dönüyorlar. Şimdiye kadar çok az kişide cerrahi müdahale -ameliyat gerektirecek sorun görüldü, bunlarda gerektiği biçimde düzeltilip kişilerin normal cinsel hayatlarına dönmeleri sağlandı.Sadece estetik açıdan kaygı duyan hastalarımız oldu,bunların çoğunluğu yaptığımız muayene ve görüşme sonucunda bu kaygı ve komplekslerini kaybedip normal şekilde yaşamlarına devam ettiler,ancak bir kaçı psikolojik açıdan rahatlamak için gerekli operasyonla bu eğrilik düzeltildikten sonra sonra bu sıkıntıyı duymaz oldular.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:11
Pensite sertleşme güçlüğü



SORU: "Viagra" deyince ilk aklınıza gelenler...?
- Viagrayı üreten Pfizer şirketinin İngiltere Birimi Halkla İlişkiler Şefi Bayan Miranda Kavanagh'ın naklettiği bir şaka: İlk balayınızla ikincisi arasındaki fark nedir? Cevap: "İlki Niagara idi, ikincisi Viagra!" Şaka bir yana, Viagra bir ilaç olmaktan ziyade, çok-cepheli bir fenomen olarak girdi hayatımıza. Kültürel, ekonomik, edebi, sosyal... Tarih boyunca yeryüzünde en hızlı satılan ilaç Viagra. Wall Street analistlerine göre, ilk çıktığı yıl 5 milyar dolarlık bir satış rakamına ulaştı. Bu gerçekten inanılması güç bir rekor. İngiltere'nin muhafazakar gazetesi Times , birinci sayfasındaki bir editör köşesinin tümünü Viagra'ya ayırmışsa, bu ciddiye alınması gereken bir fenomen demektir.

SORU: Viagra bir mutluluk ilacı mı?

- Bir anlamda hayır, bir anlamda evet. Pfizer tarafından aslında kalp ve damar hastalıkları tedavisinde kullanılmak üzere üretilen, fakat yan etki olarak ereksiyon yaptığının gözlenmesi üzerine "tesadüfen" keşfedilen Viagra'nın etken maddesi "sildenafil" , asla bir afrodizyak değil. Yani cinsel ilgi veya arzuyu artırmaz. Birçoklarının kendisinden beklediği gibi, normal erkeği süper erkek yapmaz. Bu bakımdan, mutlu olamayan bir erkeğin Viagrayı alıp mutlu olması sözkonusu değil. Ancak, sildenafilin, normal seksüel uyarıya karşı oluşan ereksiyon cevabını güçlendirip artırdığı gözönüne alınırsa, tıbbi anlamda sertleşme sorunu yaşayan ve bu nedenle aile hayatları zehir olan, psikolojileri bozulan milyonlarca erkeğin Viagra sayesinde yeniden mutluluğu yakaladıkları bir gerçektir.

SORU: Cinsel sorunların çözümündeki yeri nedir?

- Erektil disfonksiyon olarak tıbbi ifadesini bulan sertleşme sorununda Viagra kullanımının sonuçlarına bakıldığında, sebepten bağımsız olarak %84 lük bir ortalama başarı yüzdesi ile karşılaşıyoruz. Aynı gruba, plasebo adı verilen "boş ilaç" uygulandığında bu rakam %25'e düşüyor. Yani % 84, psikolojik bir etkiden çok, gerçek ilaç etkisini yansıtıyor

SORU: Erektil disfonksiyon cinsel sorunların ne kadarını oluşturur?

- Bu gerçekten zor bir soru. Çünkü bu noktada tam bir kavram kargaşası yaşıyoruz. Bu ülkede, erotik film ve hikayelerde rastladıkları "film-kurgu" erkeklerin skoruna ulaşamadıkları için kendilerini ürologa zor atan ve cinsel sorunlarından (!) yakınan binlerce erkek var çünkü. Biz konuya bilimsel olarak yaklaşırsak, şunları söyleyebiliriz: Cinsel fonksiyon bozuklukları, cinsel cevap döngüsü esas alınarak tanımlanır. Cinsel cevap döngüsünün ise; istek, uyarılma, orgazm ve çözülme olmak üzere dört evresi vardır. İşte "cinsel sorunlar" genel tanımı, bu evrelerin herhangi birindeki aksama ve problemi ifade eder. Erektil fonksiyon bozukluğu, ya da halkımızın yaygın tercihiyle "iktidarsızlık" ise, cinsel cevabın ikinci safhası olan uyarılma evresinde erkeklerde görülen aksamaların adıdır. Erektil disfonksiyonun yaygınlığı hakkında en sağlıklı rakamlar ABD'den alınmaktadır. Buna göre, 40-70 yaş arasındaki erkeklerde, %10 oranında tam ereksiyon bozukluğu, %52 oranında ise değişik derecelerde erektil disfonksiyon mevcuttur. Bunların % 80 kadarı, organik bir nedene bağlıdır. Toplumsal şartlar ve cinsellik kavramına yaklaşım farkı gözönüne alındığında, ülkemizde erektil disfonksiyon ve cinsel sorunların daha yüksek oranda olduğu, ancak bunların altında yatan psikolojik etmen yüzdesinin hatırı sayılır bir rakama ulaştığı söylenebilir.

SORU: Erektil disfonksiyon için risk faktörleri nelerdir?

- Kalp-damar hastalıkları (hipertansiyon, kolesterol yüksekliği gibi), şeker hastalığı, omurilik travması, ürolojik cerrahi müdahaleler (prostat büyümesi ve prostat kanseri ameliyatları gibi), depresyon-stress gibi psikolojik faktörler, daimi kullanılan bazı ilaçlar, sigara ve alkol kullanımı... en önemli hazırlayıcı etkenler olarak sayılabilir.

SORU: Viagra, erektil disfonksiyonların hepsini ve her derecesini tedavi edebiliyor mu?

- Elbette hayır. Öyle olsaydı, artık bu konuda araştırma ve çabaya, hatta ürologlara veya hekime gerek kalmaz, eczaneden alınacak bir Viagra tableti ile çözülen cinsel sorunlar, yaşanan hayattan çekilip, tıp kitaplarının tozlu sayfaları arasına terkedilirdi. Durum böyle olmamakla beraber, yapılan araştırmalar, Viagra ile, birçok değişik etmene bağlı erektil disfonksiyonlarda belli oranda da olsa başarı elde edildiğini göstermiştir. Bunlar arasında, hipertansiyon, depresyon, şeker hastalığı, yaşlılık, omurilik travmasına bağlı felç ve prostat operasyonlarına bağlı sertleşme bozuklukları sayılabilir.

SORU: Viagra sadece erkekleri mi mutlu ediyor?

- Sevdiği, hayatını paylaştığı erkeğinin sertleşme bozukluğu nedeniyle hem onun ruh dünyasında oluşan travmayı birlikte yaşayarak muzdarip olan, hem de doyurucu cinsel ilişkiden mahrumiyet sebebiyle orgazm mutluluğuna erişemeyen bir kadını düşünelim. Bir gün, eşi elinde bir hapla çıkageliyor ve birkaç saat içinde bu iki insanın cinsel hayatlarında bir devrim oluyor. Aylar, belki de yıllar sonra bu iki insan, cinsel tatminin tarif edilemez, ancak yaşanabilir hazzına ulaşıyorlar, yeniden... Bu cepheden bakıldığında, Viagranın sadece erkekleri değil çiftleri mutlu ettiği söylenebilir. Ancak, sualiniz, Viagranın kadın cinsel fonksiyon bozukluklarında etkili olup olmadığını sorguluyorsa, bu konuda henüz neticelenmemiş yoğun çalışmalar bulunduğunu söylemekle yetineyim.

SORU: Viagra'nın alternatifi ya da muadili yok mu?

- Ülkemizde "sildenafil" içeren ikinci bir ilaç, yani Viagranın muadili, "Sildegra" adıyla piyasaya çıktı. Alternatifine gelince, bundan, ağız yoluyla alınan başka ereksiyon ilaçlarını anlamak gerek diye düşünüyorum. Bu manada, ilaç piyasasını V.Ö. ve V.S. şeklinde ikiye ayırmak, hakedilmiş bir kadirşinaslık olacaktır. Viagradan öncekiler, yani mevcut ilaçlar gerçekten çok zayıf, hatta bazı araştırmalara göre anlamlı etkisi olmayan haplardı. Üzerinde yoğun araştırmalar süren ve pek yakında piyasaya girmesi beklenen "apomorfin" ve "fentolamin" içerikli oral ilaçlar ise, belki de Viagra kadar etkili olmaya aday gözüküyorlar.

SORU: Neden bu kadar parıltılı bir tanıtımla tanıtıldı?

- Erektil disfonksiyon için kullanılacak ideal ajanın özellikleri sayılırken şunlar sıralanır: Uygulaması basit, invazif olmayan, ağrısız, çok etkili, minimal yan etkisi olan ve ekonomik. Dört tabletlik bir kutu Viagranın ülkemizde 20 milyon TL civarında bir fiatı bulunduğunu düşünürsek pek ekonomik olduğunu söyleyemeyiz. Ancak bunun dışındaki tüm ideal ilaç özellikleri, sanki Viagrayı tarif etmekte gibi. İşte tıp tarihi boyunca, böylesine ideale yakın bir ereksiyon ilacının ilk defa uygulamaya girmesi, cinsel sorunların her toplum ve kültürde yaygın biçimde görülen bir şikayet olması, ilacın parıltılı bir tanıtımı hakettiğini düşündürüyor. Dünya erkekleri, bu sayede, kaybettikleri "iktidar"larını kimsenin haberi olmadan (belki de gizlice yutuverdikleri minik bir hap marifetiyle) yeniden ele geçirdiler. Bu, az şey midir?!

SORU: Herkesin kolayca erişilebileceği bir ilaç olmasında fayda var mı?

- Adı üzerinde, Viagra bir ilaç. Bana göre, hiçbir ilaç, kolayca erişilebilir olmamalıdır. Hele, Viagra gibi, yanlış insanda kullanılırsa ciddi sorunlar doğurabilecek, yahut etki mekanizması tam bilinmeden, popüler kültürdeki yanlış yönlendirmelerle lüzumsuz yere ve sonuçsuz beklentilerle kullanılabilecek bir ilaçsa, asla! Konunun uzmanı bir hekim, yani ürolog, kişiyi etraflıca değerlendirmeli, gerçekten Viagra kullanımının uygun olduğuna karar vermeli, o kişiye uygun kullanım şartları ve dozunu tayin etmeli, ilaç reçeteyle ve kayıtlı olarak alınıp, hekimin takibi altında kullanılmalıdır.

SORU: Viagra, neredeyse deyim olarak lügatlere geçti. Popüler kültürde Viagra'ya karşılık gelen bir boşluk mu vardı? Viagra dilbilimde hangi imaların karşılığı olabilir?

- Ülkemiz için, cinsel sorunlar birçok batı ülkesinden farklı olarak veya daha yoğun olarak bir eğlence mevzuu gibi algılanır. Aganigi-naganigi'nin ima ettiği ögeler, tarihte veya dünyada kudret ilacı ya da afrodizyak olarak revaç bulurken bizde kollektif tebessüme sebep olur. Bu algılama biçimi içerisinde, Viagra bir tıbbi ilaç olmaktan ziyade bir güç sembolü, bir erkeklik timsali gibi görülmekte ve daha önce böyle bir enstrümandan mahrum olan popüler kültür, onu sömürürcesine kullanmaktadır. Viagra fıkraları, yalnızca popüler kültürde varolan bir boşluğu doldurmak için mi, yoksa anlatanların bireysel hayatlarındaki bir eksikliğin telafisi için mi dilden dile dolaşmaktadır, bilmiyorum. Ancak, bizdeki kadar olmasa da, dünyanın heryerinde Viagranın doktor reçetelerinden daha çok toplumun ve medyanın gündeminde yeraldığını yadsıyamayız. Viagranın halk dilinde "kaldırmak" fiili yerine de kullanıldığını anlatan güzel bir örnek, doktordan ¼ Viagra hapı isteyen 80 yaşındaki ihtiyarın, bunun sebebini, ayaklarının dibine değil de biraz ileriye işeyebilmek arzusuyla izah etmesinde görülebilir.

SORU: Viagra siz ürologların pratiğine neler getirdi?

- Ürologlar, teknik ve bilimsel gelişmelerin, ellerindeki "kutsal ve dokunulmaz" tedavi gücünü başka kişi ve kurumlara aktardığından hep yakınmışlardır. Böbrek taşı kırma makinasının, taş ameliyatlarını hemen hemen bitirmesi gibi. İşte Viagra da benzer bir etki yaptı üroloji pratiğinde. Erektil disfonksiyon yakınmasıyla ürologa gelen hasta, hemen daima bir Viagra reçetesi beklemekte artık. Bu beklenti bir yana, gerçekten de, çok ayrıntılı ve eziyetli ileri tetkikler yerine "Viagra testi" yapmak, bizim de uyguladığımız bilimsel bir yöntem olarak literatüre girdi. Bundan böyle, temel incelemeleri ve muayeneyi takiben hastaya bir Viagra tableti kullanıp cinsel ilişki denemesi önerilmekte, başarılı olursa bu tedaviye devam edilmektedir

SORU: Yanetkiler adam öldürecek kadar tehlikeli mi, dersiniz? Viagra'dan öldü sözü ne kadar doğru ve ne kadar yerinde?

- Viagra kullanımı sonrasında oluşan birçok ölüm vakası bildirilmekle beraber, bu ölümlerin doğrudan ve yalnızca sildenafil etken maddesine mi bağlı olduğu, yoksa o kişilerin genel sağlık durumu, ilave kalp hastalıkları, cinsel ilişki sırasındaki efora karşı performanslarının da etkili mi olduğu sorusu cevaplanamamıştır. Karşı görüşü savunan bazı araştırmalarda, aynı sağlık statüsü ve yaşta olan insanlar arasında Viagra veya plasebo verilen iki mukayese grubundaki kardiovasküler yan etki oranının aynı olduğu bildirilmiştir. Bu soru karşısında verilebilecek en net cevap, kalp damar hastalığı için damar genişletici (nitrogliserin) alan kişilerde Viagra kullanımının ölüm tehlikesi taşıdığı ve yasak olduğudur. "Viagradan öldü" ifadesi ise acı ve mutluluğu, hüzün ve hazzı ironik biçimde birleştiren bir çağrışım yapmaktadır kulaklarda.

SORU: Türkiye'de Viagra ile ilgili çalışma yapılıyor mu?

- Gerek klinik gerekse laboratuvar araştırmaları düzeyinde birçok çalışmanın ülkemizde de yapılmakta olduğunu söyleyebilirim. Bizim de bu konuda henüz devam etmekte olan birkaç klinik çalışmamız mevcut

BARIŞ.K
14-11-05, 03:11
Prezervatif kaput kondom



Kondom geri çekme yöntemi dışında erkeklerin kullanabileceği tek geri dönüşümlü yöntemdir.
Dünyada yaklaşık 46 milyon çiftin düzenli olarak kondom kullandığı tahmin edilmektedir ve bu çiftlerin büyük bir kısmı gelişmiş ülkelerde yaşamaktadırlar.

Penise takılan mekanik bariyerlerle ilgili ilk bilgiler M.Ö. 1350 yıllarına dayanmaktadır. Bu dönemde Mısır'da erkeklerin süs amaçlı penil bariyerler taktıkları bilinmektedir. M.S. 1654 yılında ünlü İtalyan bilgini Fallopius ketenden yapılmış bir kılıf tanımladı. Daha sonraları hayvan barsağından yapılan bu kılıflara 18. Yüzyılda kondom adı verildi. 1800'lü yılların ikinci yarısından sonra ise sentetik maddelerden ya da kauçuktan yapılmaya başlandı ve giderek yaygınlaştı.


Etki mekanizması

Ereksiyon halindeki penis üzerine geçirilen kondom spermlerin vajinaya girişini engeller. Bazı kondomlar ise spermleri etkisi hale getiren spermisid adı verilen maddeler ile kaplanmıştır. Kondomun yırtılması halinde bu maddeler ek bir koruma sağlayabilir. Ayrıca bir kısım kondomlarda silikon jel ya da pudura ile kaplanarak kayganlaştırılmışlardır.

Etkinlik

Kondom gebeliği önlemde oldukça etkili bir yöntemdir. Teorik olarak etkinliği % 98 olmakla beraber olağan kullanıcılarda bu oran % 88'e düşmektedir. Etkinliğin kulanıcı düzeyinde azalmasının en önemli sebebi her ilişkide kondom kullanma alışkanlığının edinilmemiş olmasıdır.

Kondomların spermisidlerle birarada kullanılmasını tavsiye edenler olduğu gibi, bu maddelerin kondomların daha kolay yırtılmalarına neden olduğunu ileri sürenler de vardır.

Herhangi bir spermisid madde içermeyen kondomların yırtılma olasılığı 161 ilişkide 1 olarak hesaplanmıştır.


Diğer yararları nelerdir ?

Kondomların gebelikten koruma dışında çok önemli bir yararı daha vardır:
AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma


Avantajları

Kondom özellikle evli olmayan ya da birden fazla kişi ile ilişkisi olan kadın ya da erkeklerde en uygun yöntemdir. Kolay temin edilmesi, ucuz ve etkili bir yöntem olması, bazı erkeklerde ereksiyonun daha uzun sürmesine yardımcı olması, bazı kısırklık olgularında kadın vücudunda spermlere karşı bağışıklık cevabının gelişmesine engel olması, enfeksiyon riskini azaltarak ilerideki doğurganlığın korunmasına yardımcı olması ve erken dönem rahim ağzı kanserini önlemesi avantajlarıdır.

Dezavantajları

Erkekte duyarlılığı azaltması, zaman zaman cinsel ilişkiyi bölmesi ve nadiren de olsa sentetik materyale karşı alerji gelişmesi dezavantajlarıdır

BARIŞ.K
14-11-05, 03:12
Prezervatif seçimi

Diğer adı KONDOM, KORUYUCU KILIF ve KAPUT'tur.
Kılıf şeklinde olup, cinsel ilişki sırasında penise geçirilerek kullanılır.
Çoğu, kayganlaştırıcı sürülü halde ambalajlanmış olarak eczanelerde ve süpermarketlerde satılmaktadır.
Cinsel ilişkide bulunan kişilerden birisi HIV veya cinsel yolla bulaşan bir hastalık etkeni taşıyorsa, prezervatif kullanımı ile diğer kişiye hastalık bulaşması önlenmiş olur.
Cinsel ilişki ile HIV'in bulaşmasının önlenmesinde prezervatif tek önlemdir.
Her tür cinsel ilişkide kullanılabilir.
Sperm hücrelerinin dışarıya çıkmasını engellediği için gebeliği önlemek amacıyla da kullanılır.
Prezervatif dışındaki diğer gebelik önleyici yöntemler HIV'in bulaşmasını engelleyemezler.
Prezervatifler konusunda bilinmesi gereken bazı küçük fakat önemli husular vardır.

Bunlar:

— İyi kalite ve latex prezervatif alın.

—Prezervatifi ilişkiye başlamadan kullanın.

—Prezervatifin ucunda meninin akabileceği kadar yaklaşık 1/2 inch (yaklaşık 1.3 cm) boşluk bırakın.

—Kayganlaştırıcı olarak yağsız maddeler kullanın.

—Hiçbir zaman vazelin gibi yağlı maddeleri kayganlaştırıcı olarak kullanmayın.Yağ bazlı maddeler, prezervatif yüzeyinin incelmesine yada delinmesine neden olabilir.

—Ereksiyondan sonra prezervatifi tepesinden tutun ve çıkartın.

—Prezervatifi çıkarttıktan sonra plastik torbasına koyun ve güvenli bir şekilde çöpe atın.

—Bütün Prezervatifler Aynı Değildir. Labaratuvar çalışmaları Latex prezervatiflerin AIDS virüsünün bulaşmasını engellediğini göstermektedir.Fakat kuzu bağırsağından yapılan doğal prezervatifler aynı korumayı sağlıyamamaktadır.Bunun sebebide doğal prezervatiflerin gözeneklerinin virüsün geçmesine izin verecek kadar büyük olmasıdır.Latex prezervatiflerle virüsün prezervatif yüzeyinden geçmesi mümkün değildir.

—Son Kullanma Tarihini Mutlaka Kontrol Edin.

—Süt ve yoğurt gibi prezervatiflerde kısa sürede bozulabilir.Çok fazla beklemiş bir prezervatif kurur ve kaygan yapısını kaybeder buda prezervatifin kolayca deforme olmasına neden olur.

—Aynı şekilde prezervatifin sıcak yerlerde bulunmasıda bozulmasına neden olur.

—Prezervatif kutularının üzerinde son kullanma tarihi bulunmaktadır.Prezervatifin üretim tarihiyle son kullanma tarihi hiçbir zaman karıştırılmamalıdır.Eskimiş prezervatiflerin kullanılması kişiye hiçbir koruma sağlamıyacaktır.Bu nedenle hiçbir zaman son kullanma tarihi geçen prezervatifler kullanılmamalıdır. Kayganlaştırıcı Maddeler Su bazlı kayganlaştırıcıların cinsel birleşme esnasında kullanılmasında bir sakınca yoktur. Fakat prezervatifin incelmesine yada delinmesine neden olacak yağlı maddeler kullanılmamalıdır.

—Prezervatiflerin üzerindeki Notları Mutlaka Okuyun.

—Etkili koruma sağlamak için, prezervatifler belirtilene uygun şekilde kullanılmamalıdır. Prezervatiflerin kullanılması çok kolay olsada izlenmesi gereken bazı kurallar vardır, bu kurallar genellikle prezervatif kutuları üzerinde yazılı bulunmaktadır. Bir

—Kullanım Yeterli Prezervatifleri hiçbir zaman ikinci kez kullanmayın.

—Kullandığınız prezervatifleri atın ve cinsel birleşmeye gireceğiniz her zaman yeni bir prezervatif kullanın.

—AIDS'e karşı korumanın en etkili yolu cinsel birleşme sırasında prezervatif kullanmaktır. Prezervatiflerin delinme yada patlama olasılığı %2'dir; buda ancak üretim hatalarından kaynaklanabilir.Fakat bireylerin prezervatifi uygun bir şekilde kullanmaması bu oranı bir miktar daha

BARIŞ.K
14-11-05, 03:12
testis kırılması

ABD Minneapolis Kalp Enstitüsü Vakfı'nın yaptığı araştırmaya göre, erkeklerdeki sertleşme sorunu, kalp ve damar hastalıkları için erken uyarı olabilir. Dr. Marc Pritzker, sertleşme sorunun damardan kaynaklandığının anlaşılması halinde, kalp ve damar hastalıkları bakımından da araştırma yapılması gerektiğini söyledi. Pfizer İlaç Firması'nın Sağlık Bülteni'nde yer alan araştırmaya göre, Dr. Pritzker, sertleşme sorunun, 'penis stres testi' diye de adlandırılabileceğini belirtti. Dr. Pritzker, ''Efor stres testinde, kalpten gelen elektrik sinyalleri, kalpteki hastalıklı kan damarlarının saptaması için kullanılıyor. Penis stres testi de hastalıklı kan damarlarının saptanması için de başka bir yol olabilir'' dedi.

Penisiniz kırılabilir!

Penis sert halde iken yatakta aniden dönme, mastürbasyon esnasında anormal bükülme, ereksiyonu sonlandırmak için penisin bükülmesi, at tepmesi penis kırılmalarına neden oluyor. Almanya'da her yıl 600 erkeğin penisi kırılıyor. Penis kırılmalarında penis şişiyor ve morarıyor. Erkek aniden ağrılar içinde kıvranmaya başlıyor. Vakaların verdiği bilgiler çoğunlukla yanlış. Hekimlerine ''sabahleyin yataktan düştüm ya da çocuğumu severken aniden penis bölgeme tekme attı ve birden penisim şişti anlayamadım,'' diyerek doğru bilgi vermiyorlar. ''Mastürbasyon yaparken penisi kırılan genç ameliyata alındı.'' Bu haberin kahramanı 26 yaşında, oto tamircisi, evli bir erkek. Eşi sekiz aylık hamile olduğu için bir süredir cinsel ilişkiye giremeyen genç adam, sabah işe gitmeden önce banyoya girip mastürbasyon yapmaya başlamış. Birden penisi şişip çok acı hissedince de hastaneye kaldırılmış.

Çoğu Bekar
Penisi kırılan tek Türk erkeği bu genç değil. Penis kırılmaları olağan bir durum olmasına rağmen vakalar utandıklarından hastaneye gitmedikleri için sayıları bilinmiyor. Uluslararası tıp literatüründe her 175 bin hastane başvurusundan birinin penisin bu tür yaralanması olduğu yazılı. Örneğin Almanya'da yılda 600 erkek cinsel ilişki sırasında penisini kırdığı için hastaneye gidiyor. Onların aralarında da utançtan doktora gitmeyenlerin sayısı az değil. Uzmanlar hemen doktora görünülürse oluşabilecek iktidarsızlık tehlikesinin de önlenebileceğini belirtiyorlar. Penis kırılmaları bilinçsiz cinsel ilişki, penis sert halde iken yatakta aniden dönme, mastürbasyon esnasında anormal bükülme, ereksiyonu sonlandırmak için penisin bükülmesi, at tepmesi gibi durumlarda oluşabiliyor. ''Ancak çoğu zaman hastanın öyküsünden gerçek sebep öğrenilemez,'' diyor Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalında öğretim görevlisi Yrd. Doç. Yılmaz Aksoy: ''Hastanın verdiği bilgiler çoğunlukla yanlış. Örneğin sabahleyin yataktan düştüm ya da çocuğumu severken aniden penis bölgeme vurdu gibi çelişkili konuşuyorlar. Oysa çocuğunu insan severken penis ereksiyon halinde olmaz. Kliniğimizde tedavi olmuş hastaların yaş ortalamaları 29 ve çoğu da bekar. Çekindikleri için böyle şeyler uyduruyorlar.''

Penis bandajlanıyor
Tanı hastanın öyküsü ve fizik muayenesi ile konuyor. Muayenede kırılma olan tarafta kan birikmesi ve peniste karşı tarafa doğru eğilme, şişlik, morarma saptanıyor. İki veya üç silindirik cisimli şiddetli kırılmalarda ise idrar yolu kanaması ve yumurtalıklarda kan birikmesi görülebiliyor. Ancak çok küçük olan yırtıklar Kavernozografi adı verilen özel görüntüleme yöntemleri ile saptanabiliyor. Penis kırığı daha önceleri penise bandaj uygulanması, lokal soğuk pansuman tatbiki ve şişlik giderici ilaçlar verilerek tedavi edilmeye çalışılırmış. Şimdi ise tanı konur konmaz cerrahi müdahale ile başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Nasıl mı? Ameliyatta penis cildi sünnet hattından çepeçevre açılarak geriye doğru çekiliyor ve etrafa birikmiş olan kan boşaltıldıktan sonra yırtık kısım bulunarak dikişle tamir ediliyor.

Penis yatakta kırılıyor
Penis kırığı ile idrar yolu yaralanmaları arasında doğru bir orantı var. İşeme zorluğu, idrar yolundan kan gelmesi veya hastanın idrar yapamaması durumlarında penis ucundan ilaç verilerek film çekiliyor. Böylece bir yaralanma varsa o bölge net olarak gösterilebiliyor. Ardından hastanın idrar torbasına göbeğin altından özel bir sonda yerleştiriliyor. Ve yırtık cerrahi müdahale ile düzeltiliyor. Penis kırığı tedavi edilmezse peniste şekil bozukluğu, ağrılı sertleşme, cinsel ilişkide zorluk, iktidarsızlık, idrar yolunda bölgesel genişleme, kanama bölgesinde Peyroni hastalığı adı verilen sert şişlikler oluşabiliyor.

Olumsuz etkiler
Penis kırılması erkeğin cinsel yaşamını önemli ölçüde olumsuz etkileyebilir. Bunun olmaması için alınması gereken tedbirler çok önemli. Araştırmalar penis kırılmalarının daha çok cinsel ilişki sırasında penisin vajinadan kayıp etraf dokulara isabet etmesi ile meydana geldiğini gösteriyor. Penis ereksiyon halinde iken yatakta kırılma sıklığı tıp literatüründe yüzde 28-38 olarak bildirilmiş. Bunun için cinsel ilişki sırasında ani ve ters hareketlerden kaçınılması, penis sertleşme halindeyken kıvrılmaması gerekiyor. Cinsel ilişki sırasında kadının üstte olduğu pozisyonlarda ise kırılma riski daha artıyor. Orta yerinden çatlatıyor Erkek üreme organı; kamış kökü, gövde ve kamış başı olmak üzere üç bölümden oluşan bir organ. Penisin dıştaki bölümüne gövde, vücutla birleştiği bölüme ise kök adı veriliyor. Kamış gövdesinde birbirine lifsi yapılarda bağlanan ve dikilgen doku olarak bilinen silindir biçimli üç cisim yer alıyor. Bu silindirik cisimler penisin uzama ve genişleme kabiliyetini sağlıyor. Bunlardan ikisi penisin sırt kısmında bulunuyor ve bu cisimler ''Tunigia Albuginea'' adı verilen kalın ve sert bir kılıfla sarılı. Penisin sırt kısmındaki bu silindirik cisimlere ise ''Korpus Kavernozum'' adı veriliyor. Üçüncü cisim ise daha ince yapıda ve etrafında sert bir kılıfla sarılmış değil. Bu üçüncü cisime de ''Korpus Spongiozum'' adı veriliyor. Ereksiyon sırasında her üç silindirik doku kanla dolarak penisin boyunda uzama, genişleme ve ardından sertleşme meydana geliyor. Bir penis kırılmasında ereksiyon halindeki bir penis orta yerinden aniden kıvrılınca sert kılıf yırtılıyor. Ve penisin sırt kısmında kalan kan, cisimsel dokular arasında dağılıyor. Erkek kırılma sesi duyduktan sonra hızlı bir ereksiyon kaybı, morarma ve şişmenin oluyor sonra da peniste şiddetli ağrı duyuyor.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:13
Yumuşak şankr şankroid ulcus mollei


Şankroid Haemophilus ducreyi adlı bakterinin neden olduğu ve ağrılı, inatçı genital ülserlere yol açan cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Şankroid vakalarının sayısı son zamanlarda artmıştır. Şankroid ülseri olan kişinin, virüse maruz kalırsa insan bağışıklık eksikliği virüsüyle enfekte olma olasılığı daha yüksektir.

Belirtiler enfeksiyondan 3-7 gün sonra başlar. Genital organlar ve anüs çevresindeki küçük, ağrılı torbacıklar patlayarak yüzeysel ülserler oluşturur. Ülserler büyüyüp birleşebilir. Kasıktaki lenf düğümleri duyarlıdır, bunlar büyür ve birleşerek apse oluşturur. Apsenin üstündeki deri kızarır, parlaktır ve patladığında içinden irin çıkar.

Şankroid tanısı görünümüne ve başka ülser nedenleri için yapılan test sonuçlarına bağlıdır. Ülserden irin örneği alınması ve laboratuvarda bakterinin üretilmesi teknik açıdan güçtür, ancak tanı koymada yardımcı olabilir.

Tedavi:

En az bir hafta süreyle antibiyotik tedavisi uygulanır. Şişmiş lenf düğümünde irin şırıngayla alınabilir. Şankroid olan hasta enfeksiyonun iyileşmiş olduğundan emin olmak için en az 3 ay doktor tarafından izlenmelidir. Mümkünse cinsel ilişkide bulunduğu bütün partnerler bulunarak muayene edilmeli ve gerekirse tedavi edilmelidir.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:13
Vaginismus vajinismus

Vajinismus vajina girişini çevreleyen kasların istemsiz olarak kasılması ve sonuçta penetrasyona izin vermemesidir. Yanlız cinsel işikide değil muayene, tampon gibi bazı durumlara da müsade etmez. Oldukça nadir görülen bir durumdur. Hemen bütün yaş grubundaki kadınları etkileyebilir. Görülme sıklığı tam olarak bilinmemektedir. Bunun nedeni hastaların hekime başvurmada çekingen davranmalarıdır. Tahmin edilen her 100 kadından ikisinde bu duruma rastlanıldığıdır.

Vajinismusu olan kadınlarda cinsel arzu ve orgazm açısından genelde bir sorun yoktur. Bu kişiler cinsel ilişki dışında alternatif yöntemler ile orgazm yaşayabilirler. vajinismus ortaya çıkış şekline göre primer ve sekonder olarak 2 sınıfta incelenir. Primer vajinismusda kişi hayatında hiçbir başarılı cinsel birleşme yaşayamamışken, önceden normal bir cinsel hayatı olan kadınlarda daha sonra ortaya çıkarsa buna sekonder vajinismus denir.

Primer vajinismusun altında yatan en önemli sebep korkudur. Bilinçlatında yaşanan fiziksel ve ahlaki korkular kişinin cinsel birleşmeyi istemesine rağmen gerçekleştirememesine neden olur. Bu durum daha sonraki denemelerde kısır döngüye neden olur ve erkekde de erektil bozukluklara yol açabilir. Bir açıdan bakıldığında primer vajinismus FOBİ olarak kabul edilebilir. Vajinismusda yetersiz istek ve/veya ıslaklığın sağlanamaması söz konusu değildir. Partnere karşı olan isteksizlik ve disparonia'ya neden olan tüm faktörler sekonder vajinismusa yol açabilir.

Tedavide en faydalı yaklaşım çiftlere uygulanan psikoterapidir. Bundan önce ise genel bir jinekolojik muayene altta yatan organik bir nedenin fark edilmesi ve tedavisinin sağlanması açısından önemlidir.Vajinanın plastik kanüller ile genişletilmesi, yapay kayganlaştırıcıların kullanılması zaman zaman fayda sağlayabilir. vajinismusun tedavisi jinekolojinin değil psikiyatrinin ilgi alanına girer.

Araştırmalar profesyonel yardım alan kadınlarda durumun %80-100 oranında düzeldiğini göstermektedir. Pozitif sonuçları etkileyen önemli faktörlerden birisi de anksiyete yaratan bu durumun tedavisi esnasında eşinden glen ruhsal destektir. Hastaya bunun kadınlık ile ilgili olmadığı anlatılmalıdır.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:14
Vajinal duş

Vajinal duş nedir?
Vajinal duş, vajinal akıntı ya da diğer materyali mekanik olarak temizlemek için vajina içini basınçlı su ya da başka bir sıvı ile yıkamak anlamına gelir. Öte yandan vajinal duş için kullanılan çeşitli parfümlü materyal ya da ilaç da mevcuttur.

Kadınlar neden vajinal duş yaparlar ?

Adet kanaması sonrası vajinada kalan kanı temizlemek için
Cinsel ilişki sonrası hamile kalmamak ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı korunmak için (vajinal duş be gebelikten korur ne de cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma sağlar)
Vajial kokuları azaltmak için. Vajina bölgesinde kötü koku olan kadınlar mutlaka jinekologlarını ziyaret etmelidirler. Vajinal duş durumu düzeltmek yerine daha da kötüleşmesine neden olur.
Bazı kadınlar düzenli olarak vajinal duş yapmadıkları taktirde kendilerini temiz hissetmezler.
Kronik vajinal mantar enfeksiyonu, ya da kronik bakteriyel enfeksiyon varlığında tıbbi olarak içerisinde bazı özel solüsyonlar ile vajinal temizlik önerebilirler. Bu amaçla yapılacak olan vajinal duş yalnızca doktorunuzun önerisiyle ve onun reçete edeceği solüsyonlar ile yapılmalıdır.
Vajinal duş sağlıklı mıdır?
Bu sorunun tek ve kesin bir cevabı vardır: HAYIR

Özellikle gebelikten korunmak için vajinal duş uygulaması son derece etkisiz bir yöntemdir. American Journal of Public Health dergisinde yer alan bir araştırmaya göre vajinal duş bir kadının hamile kalma olasılığını sadece %30 oranında azaltmaktadır.

Düzenli yapılan vajinal duş kadının vajinadaki kimyasal dengesini bozarak enfeksiyonlara eğilimli hale gelmesine neden olur. Duş sırasında yeni mikroorganizmaların vajinaya girişine neden olunabilir. Bu mikroplar rahim ağzı, rahim ve tüplere ulaşarak ciddi enfeksiyonlara neden olabilirler. Yapılan araştırmalar düzenli vajinal duş yapan kadınlarda bakteriyel vajinozis başta olmak üzere çeşitli vajinal enfeksiyonlarla cinsel yolla bulaşan hastalıklara daha fazla rastlanıldığını ortaya koymaktadır.

Daha ciddi bir komplikasyon ise pelvik iltihabi hastalıktır (PID). Düzenli olarak avjinal duş yapan kadınlarda pelvik iltihabi hastalık geçirme riski %78 daha fazladır. PID uzun dönemde kısırlık ve hatta tedavi edilmediği taktirde hayati tehlikeye neden olabilen bir durumdur.

Bu nedenle rutin temizlik için düzenli vajial duş yapılması sağlıklı değildir ve günümüzde kesinlikle önerilmemektedir. Vajinayı temizlemenin tek güvenli ve sağlıklı yolu vajinanın kendi kendini temizlemesine izin vermektir. Vajinadaki kimyasal denge çok hassastır ve bu dengedeki küçük sapmalar ciddi olumsuz etkilere neden olabilmektedir.

Vajina kendi kendini nasıl temizler?
Vajina kendi mukus salgısı ile kendi kendini doğal olarak temizleme yeteneğine sahiptir. Bu nedenle ilişki sonrası, tuvaletten sonra ya da yıkanırken vajina içini yıkamamaya özen gösterin. Dış bölgeleri temizlemek için ılık su ve parfümsüz beyaz sabun kullanabilirsiniz. Doktorunuz önermedikçe kadın hijyenine yönelik sabun, sprey, pudra türü maddelerin kullanımı yeterli bir vajinal temizlik için gerekli değildir. Üstelik bu tür maddeler vajinada irritasyon ve alerjik reaksiyona neden olabilir.

Aşağıdaki durumların varlığında jinekoloğunuzla görüşmelisiniz:

Vajinada ağrı
Vajinada yanma hissi
Vajinada kaşınma
Vajinadan kötü koku gelmesi
İdrar yaparken yanma
Normal akıntıdan daha farklı türde ve renkte içinde peynir kesiği ya da kireç benzeri parça içeren akıntı
Muayeneye gitmeden önce asla vajinal temizlik yapmayınız. Bu tür bir temizlik vajinal akıntıyı uzaklaştırarak jinekoloğunuzun tanıya ulaşmasını güçleştirir.

Vajinal duş bir doğum kontrol yöntemi değildir ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyucu değildir.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:15
zührevi hastalıklar



Zührevi hastalıklar yani cinsel yolla bulaşan hastalıklar çeşitlidir.

-BEL SOĞUKLUĞU (GONORE)
Gonore isimli mikropun meydana getirdiği cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır.Nadiren olsada cinsel yolla bulaşmaz.Mikroplu havlu,mendil gibi eşyaların kullanılması ile de bulaşabilir.Mikrop alındıktan sonra 3-7 gün arasında belirti verir.Bazen belirtiisi 12 saat ile 3 ay kadar da değişebilir.Tedavi edilmezse 3-7 hafta sonra müzminleşir.
Penisten sarı kahverengi çok defada yeşile çalan bir akıntı olur.Miktarı çok olmazsa bile her idrar yapıştan sonra ve sabahları kilota bulaşan bir akıntıdır.İdrar çıkış yeri kızarır şişer.İdrar şikayetleri olur.
Teşhis,akıntının özel metotlar ile alınıp mikroskop altında belsoğukluğu mikrobunun görülmesi ile konur.
Tedavi edilmeyen vakalarda apse sonucu idrar yolunun daralması meydana gelir.hastalık daha ilerliyecek olursa testise yayılır.Buradaki tohum hücrelerinin gelişmesini önliyerek kısırlığa neden olur.
Korunma:Her şeyden önce hijen kurallarına uyulmalı.Cinsel temas sırasında kondom (prezervatif) kullanılmaldır.Şüpheli ilişkilerde bulunulmamalıdır.
Tedavi.Bir doktor kontrolünde uygun antibiyotik ve gerekli ilaçların kullanılması ile tedavi olunur.Bu ilaçlar hastalığın şiddetine göre ağızdan alınan haplar veya kalçadan vurulan iğnelerdir.
Kadınlarda çok defa akıntı olmaz.%20 oranında idrar yanması vardır.tedavisi biraz daha yoğun çaba gerektirir.
Belsoğukluğu mikrobunun kan yoluna geçmesi ile eklam şişmeleri,kalp kası iltihapları olabilir.Nadiren beyin zarı iltihabı ve Karaciğer iltihabı yapar.

-BELSOĞUKLUĞU OLMAYAN AKINTI:
Bu akıntıda bel soğukluğu mikrobu bulunmaz.Mikroplar çok defa değişiktir.Cinsel yolla geçer.Genç erkeklerde görülür.Bazen belsoğukluğundan daha ciddidir.Belirtiler 7-24 gün sonra çıkar.Akıntı olmayabilir.İdrarda yanma ve idrar yolları kaşıntısı vardır.

-TRİKOMONİASİS:
Trikomona isimli mikroptan ileri gelir.Çok defa kadın vajeninde bulunur.Mutat cinsel temas ile bulaşır.Eşler arasında bir birlerine bulaştırma çok sıktır.Akıntıda mikrobun görülmesi ile teşhis konur.
Ekeklerde bazen belirti vermiyebilir.Prostata ve testise yayılacak olursa kısırlık meydana getirme riski olur

-GENİTAL UÇUK:
Kadın ve erkeklerde sıklıkla görülür.Herpes simplex virusunun meydana getirdiği bir cilt hastalığıdır.Daha ziyade ağız ve dudak çevresinde görülür. %5 oranında da genital organlarda bulunur ve cinsel ilişki ile geçer.
2-10 gün süreden sonra torbalarda ve kadında dış genital organlarda kırmızı zemin üzerinde içi sıvı dolu bir çok keseciklerden oluşur. Kasıklarda beze yapar. Tedavide viruslara etkili melhem kullanılması ile yapılır.

-YUMUŞAK ŞANKIR:
Gene bir cilt hastalığıdır. Sebebi mikrobiktir. 1-7 gün bekleme süresinden sonra belirti verir. Penis başında gözükür. Önceleri bir kızartı halinde başlar. 24 saat içinde kabarır ve yaradan akıntı başlar. Sonunda bir derin yaraya dönüşür. Yaralar birleşerek daha geniş bir hal alır. Kasıklarda beze olur. Tedavi uygun antibiyotik kullanımı ve hijene dikkat etmektir.

-AIDS (Edinsel bağışıklık yetmezliği)
İlk defa 1981 yılında görülmüştür. HIV isimli virusten ileri gelmektedir. Seksüel ilişki ile kirli enjektör kullanımı ve kan nakillerinden geçer. Anneden cenine, kadından erkeğe ve erkekten erkeğe geçer.
Virus vücuda geçtikten sonra bağışıklık sistemini bozar. Organizma kendisini koruyamaz hale elir. Yorgunluk, kilo kaybı ateş ve ishal bulunur. Kasıklarda koltuk altlarında yaygın bezeler olur. Bacaklarda çeşitli büyüklüklerde mor renkli çürükler meydana gelir. Hastalığın teşhisi en yaygın olarak kullanılan ELİSA testi ile konur. %95 positif sonuç verir. Maalesef bugün için belirili bir tedavisi yoktur.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:15
-FRENGİ:
Mikrobik bulaşıcı bir hastalıktır. Cinsel ilişki ile deri yolu ile geçer. 2-4 hafta sonra peniste ağrısız bir yara gözükür. Önceleri bir sivilce şeklinde başlar daha sonra akıntı olur. Penis boyunca ve torbalara yayılır. Bu yara 1-2 haftada zımba ile delinmiş bir şekil alır. Derin, sert kenarlı olan bu yara tedavi edilmezse kendiliğinden iyileşir. Bu frenginin birinci devresidir.
2 ci devre bu yaradan itibaren 6 hafta sonra ortaya çıkar. Daha yaygın kızarıklıklar vardır. Döküntüler olur. Bu devrede 4 yıl sürebilir.
3 cü devrede yer yer bölgesel tümörler oluşur. Bu tümörler yaygındır. Genital organlarda bulunduğu gibi eklemlerde de bulunur.
Tedavide uygun antibiyotiğin kullanımı ile olur. Günümüzde erken tedevi ile ve frenginin 2-3 cü dönemleri artık olma mamaktadır.

- İnsan papilloma Virüsü:
Cinsel organlar ve çevresinde siğil benzeri oluşumlara neden olan bu virüs kadınlarda rahim girişi kanserlerine neden olabilir

- Chlamydial Enfeksiyonlar:
çok sık raslanılır. kadınlarda ve erklerde görülür. Akıntı ve idrar sırasında yanma olur. Bazan hiç bir belirti vermez

BARIŞ.K
14-11-05, 03:16
AILE PLANLAMASI

Aile Planlaması sadece gebelikleri önlemek değil aynı zamanda çocuk sahibi olamayanlara da hizmet vermek, yol göstermektir. Aileler çocuk yapıp yapmamakta serbestirler. İstedikleri kadar çocuk sahibi olabilirler. Ancak aileler çocuk sahibi olmak istemiyorsa onlara yol göstermek Aile Planlaması Hizmetinin görevidir.

Ailelerin İstedikleri zaman İstedikleri sayıda çocuk sahibi olmalarıdır.

Aile Planlamasında zorunluluk yoktur. Katılım gönüllüdür. Aileler eğitilir ve isteyene çocuk sahibi olabilmesi için isteyene gebelikten korunmak için hizmet verilerek yardımcı olunur.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:17
AILE PLANLAMASININ AMACLARI

1. Ailelerin istemedikleri halde çocuk sahibi olmalarını önlemek,

2. Kadınların sık aralıklarla ve fazla sayıda doğum yaparak sağlıklarının bozulmasını önlemek,

3. Çok genç yaşta veya ileri yaşlardaki kadınların gebe kalmalarını önlemek,

4. Doğurgan çağdaki kadınlara ve erkeklere üremenin nasıl olduğu ve doğum kontrolünün nasıl yapılacağı konusunda bilgi vermek,

5. Çocuk sahibi olmak isteyenlere yardımcı olup yol göstermek,

6. Çocukların daha sağlıklı yetişmesini sağlamaktır.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:17
AILE PLANLAMASININ YARARLARI

Anne Ölümlerini Azaltır: Anne ölümlerinin çoğu, sık aralıklarla, çok sayıda (4’ten fazla), 18 yaşindan küçük ve 35 yaşindan büyük annelerin yaptigi dogumlarda görülmektedir. Aile planlamasi hizmeti yüksek riskli gebelikleri önleyerek anne ölümlerini azaltir.

Düşükleri ve Düşüge Bagli Anne Ölümlerini Azaltir: Aile planlamasi hizmeti ile kadinlarin istenmeyen gebelikleri önlemeleri saglanarak düşükler azaltilmaktadir.

Bebek Ölümlerini Azaltir: Riskli gebelikler bebek ölümlerini artirirlar. Yüksek riskli gebelikler ve dogumlar aile planlamasi ile önlenir. Böylece bebek ölümleri azaltilabilir.
Dogurganlik Orani Azaltilir: Annelerin sahip olduklari çocuk sayisi arttikça anne ölüm orani yükselmektedir,Aşiri dogurganlik bebek ve çocuk sagligi açisindan da risk oluşturmaktadir. Aile planlamasi hizmeti ile dogurganlik azaltilirken, anne sagligi, çocuk sagligi iyileştirilmiş, dolayisiyla toplumsal ve ekonomik alanlarda da iyileştirilmeler saglanmiş olacaktir.

Saglikli Dogum Yaşi Saglanir: Anne ve çocuk sagligi açisindan, gebelik ve dogum için 18-34 yaşlar arasi en uygundur. Daha erken ve daha geç yaşlarda hastalik ve ölüm riski artar.

Saglikli Dogum Araligi Saglanir: Iki yildan kisa aralikli gebelik ve dogum yüksek risklidir. Kisa dogum araligi, hem anne ölümlerini, hem de bebek ölümlerini artirmaktadir. Gebelikler arasindaki süreyi uzatmak etkili bir aile planlamasi hizmeti ile gerçekleşebilir.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:18
DOLLENME VE CINSIYET OLUSUMU


Spermler iki tip genetik şifre taşiyabilirler. Bu şifreler ya X ya da Y şeklinde olur . Ancak kadin yumurta hücreleri her zaman X şeklinde olup tek tiptir .

Eger yumurta hücresini dölleyen sperm X şifreli sperm ise döllenen yumurta da X şifreli olacagi için oluşan bebek (XX) yani, “ KIZ ” olacaktır .

Ama yumurta hücresini dölleyen sperm Y şifresini içeren bir sperm ise o zaman bebek (XY) yani, “ ERKEK ” olacaktır .

Yani doğacak çocuğun erkek veya kız olması babadan gelen spermin özelliğine bağlıdır.

Hangi tip spermin yumurtayı dölleyeceği bilinemez. Bu nedenle çocuğun erkek ya da kız olacağı bilinemez. Ancak döllenme olup döllenmiş yumurta rahim içine yerleştikten sonra henüz çocuk doğmadan bazı yöntemler kullanılarak cinsiyeti öğrenilebilir.

Cinsiyet babadan geçecek özelliklere bağlıdır.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:18
ERKEK UREME ORGANLARI

Erkek üreme hücreleri (ya da diger adiyla sperm) testislerde üretilir. Bu üretim her an devam etmektedir.

Spermler kuyruklari yardimiyla hareket edebilen hücrelerdir. Bu hücreler baş tarafindaki kisim yardimiyla kadin üreme hücrelerini (yumurta) delebilme özelligine sahiptir. Normalde meni içerisinde 150-200 milyon sperm vardir.

Testislerde üretilen spermler döl yolundan geçerek meni kesesine gelirler.

Meni kesesinin içinde spermlerin yaşamasina uygun bir sivi vardir. Spermler bu kesede ölmeden depolanirlar. Cinsel ilişki sirasinda meni idrar yolu ile penisten dişari atilir.

Atilan meninin çok az bir kismi (%1) spermlerden oluşur. Geri kalan kisim meni kesesinden ve prostattan gelen sividir.

Eger meninin içinde sperm yoksa (ya da spermler hareketsizse) o kişinin dölleme yetenegi yoktur yani kisirdir.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:19
KADIN UREME ORGANLARI


Diş Organlar : Kadin üreme organlarinin dişariya açildigi kisimdir.

Iç Organlar :

Hazne (Vajina): Cinsel ilişki bu kanalda olur. Meni bu kanala boşalir ve spermler buradan rahim agzindaki ince kanal araciligiyla rahim içine geçerler.

Rahim Agzi: Hazne ile rahim arasindaki kisimdir.

Rahim (Uterus): Sperm tarafindan döllenmiş yumurtanin yerleşip büyüdügü yerdir. Bebegin yerleşip gelişebilmesi için uygun bir tabaka ile kaplidir. Eger gebelik olmazsa bu tabaka ayda bir kez (ortalama 28 günde bir) adet kanamasi ile dişari atilir ve yenilenir.

Tüpler: Yumurtaliklar ile rahim arasindaki baglantiyi saglayan ince kanallardir. Yumurtaliklarda üretilen yumurta hücresi bu kanallarin uç tarafinda yakalanip tüp içine alinirlar.

Yumurtaliklar: Kadin üreme hücrelerinin (yumurta) yapildigi yerdir. Yumurtaliklar ayrica gebeligin oluşmasini saglayacak degişik hormonlar üretir.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:20
KOPUK, KREM VE TABLET


Kadınlar tarafından hazne içine cinsel ilişki öncesi yerleştirilerek kullanılan bir yöntemdir. Her cinsel ilişki öncesi uygulanması gerekir.


Diğer yöntemlere göre daha az güvenilebilecek yöntemlerdir. Ama yine de doğru kullanıldığında etkili olan yöntemlerdir.


Bu maddeler spermin rahim içine ulaşmadan etkisiz hale gelmesini sağlarlar.


Her cinsel ilişkiden 5-10 dakika önce uygulanmalıdır. Cinsel ilişkiden 6 saat sonra hazne yıkanmalıdır.

Doğru kullanılmazsa gebe kalınabilir.


Bu ürünleri elde etmek kolay olmayabilir, fiyatları da oldukça pahalıdır.

BARIŞ.K
14-11-05, 03:20
KORUNMASIZ İLİŞKİ SONRASINDA KORUNMA


Acil korunma, korunmasız veya yetersiz korunma ile gerçekleşen bir cinsel ilişkiden sonraki ilk günler içinde yöntem kullanarak istenmeyen gebeliklerin önlenmesidir.


Yöntemlerle ilgili seçenekleri şöyle değerlendirebiliriz:


1. Doğum Kontrol hapları


2. Rahim içi araçlar (spiral)


Korunmasız bir cinsel ilişkiden sonra ilk 72 saat içinde doğum kontrol haplarıyla ya da ilk beş gün içinde rahim içi araç uygulanmasıyla istenmeyen gebelikler önlenebilir.


Haplar ne kadar erken ve kullanım tarifine uygun alınırsa, gebeliği önleme olasılıkları o kadar artar. Hapların doğru kullanımıyla her dört gebelikten üçü önlenebilir. Cinsel birleşmeden sonra ilk 5 gün içinde kullanılan rahim içi araç, gebelikleri yüzde yüze yakın bir oranda önleyebilir.


KULLANMA YÖNTEMLERİ


Gebelik için önlem alınmadan gerçekleşen cinsel ilişkiden sonra, istenmeyen gebelikleri önlemek için, aşağıdaki seçeneklerden birini uygulayabilirsiniz.


Hap kullanma seçeneği: İlişkiden en kısa süre sonra fakat 72 saat dolmadan


1) Düşük dozlu doğum kontrol hapları, 4 adet yutulur. Bu haplardan 12 saat sonra 4 adet daha alınır. Yani 12 saat arayla 4+4 toplam 8 adet hap yutulacaktır.


2) Yüksek dozlu doğum kontrol hapları, 2 adet yutulur. Bu haplardan 12 saat sonra 2 adet daha alınır. Yani 12 saat arayla 2+2 toplam 4 adet hap yutulacaktır.


Rahim içi araç (spiral) seçeneği


İlişkiden sonraki ilk beş gün içinde bir sağlık kurumuna başvurup size rahim içi araç uygulanmasını isteyebilirsiniz. Rahim içi araç uygulamasıyla acil olarak korunmak için adet görmüş olmak gerekli değildir. Ancak korunmasız ilişkiden önceki günlerde gebe olmadığınızdan emin olmalısınız.


DİKKAT


Doğum kontrol hapları farklı miktarlarda hormon içerir ve buna bağlı olarak acil korunma için kullanılabilecek miktarlar değişir. Yanda belirtilen dozajlara göre kullanınız. Haplar konusunda sağlık elemanlarından size yol göstermelerini isteyiniz.


YAN ETKİLERİ


Hapların geçici olarak hafif bulantı ya da kusmaya neden olabileceği bilinmektedir. Ancak kullanımdan yarım saat önce bulantıyı önleyici bir ilaç alarak bu durum önlenebilir. İlk iki saat içinde kusma olduğunda haplar tekrarlanmalıdır.


Memelerde dolgunluk ya da baş ağrısı olabilir. Beklenen bir başka etki de lekelenme şeklinde kanama olması ya da bir haftaya kadar görülen adet gecikmesidir. Bir haftadan uzun süren gecikmelerde gebe olma olasığını belirlemek için test yapılmalıdır.


Rahim içi araç uygulaması sonrası lekelenme gibi ya da daha fazla kanama görülebilir.


HERKES KULLANABİLİR Mİ?


Evet, zorunluluk halinde herkes uygulayabilir. Ancak sürekli kullanılacak bir yöntem değildir.


Önceden planlanmış bir cinsel ilişkiden sonra


Düzenli kullanılan gebeliği önleyici haplar üç gün üstüste unutulursa


Prezervatif yırtılınca ya da zamanından önce çıkarsa


Erkek geri çekme-dışa boşalma uygularken kontrol dışı bir boşalma olması halinde


Cinsel tecavüze maruz kalındıysa gebe olmamak için kullanılabilir.


SONRAKİ KORUNMA


Acil korunma amacıyla rahim içi araç, sizi etki süresi boyunca koruyacaktır.


Hapla devam etmek isterseniz adet sonrası yeni bir pakete başlayıp her gün bir tane alıp 21 gün sonra bir hafta ara vererek kullanmayı sürdürebilirsiniz.


Başka bir yöntem isterseniz ayrıca danışabilirsiniz.


KORUNMA YÖNTEMLERİ


Koruyucu haplar, depo provera (koruyucu iğne), rahim içi araç (ria), vazektomi (erkekte kanalların bağlanması), prezervatif, diyafram, tüp ligasyonu (kadında tüplerin bağlanması), doğal korunma.

perikızı
19-01-06, 10:07
Zihinsel engellilerde cinsel sağlık ve yaşam

Toplumların gelişmişlikleri son on yılda, insana ve insan gelişimine verdikleri önemle belirlenir olmuştur. Önceki yıllarda gelişmişlik ölçütü olarak kabul edilen ortalama yaşam süresi, bebek ölüm hızları gibi istatistiki parametreler, son dönemde insan gelişimi ve insanların yaşam kalitelerini de içine alacak şekilde genişletilmiştir. Bu, özellikle desteğe gereksinim duyan toplum kesimlerinde daha da bir önem kazanmıştır.
Zihinsel engelliler de toplum içinde, toplumun katılımcı bir bireyi olarak yaşamlarını sürdürmek için özel bakıma ve desteğe gereksinim duyan bir kesimdir. Bu insanların çoğu kere erişkinlerin sahip oldukları akli yeterliliğe ulaşamadıkları bir gerçektir, ancak onlarda yemek yemek, su içmek, uyumak ve özellikle sevmek, sevilmek paylaşmak ihtiyacındadır. Çünkü, mideleri, kalpleri, dolaşım ve böbrek sistemleri, yumurtalıkları, testisleri hülasa mental güçlükleri dışında tüm organları diğer insanlar gibi çalışmaktadır. Vücut gelişimleri tam olmaktadır. Nasıl acıkıyor ve sonuçta besleniyorlarsa ya da acıktıklarını ifade edemeseler de yaşamak için beslenmeye ihtiyaçları varsa, normal düzeninde çalışan hormonları nedeniyle cinsel aktivite ve ifade edemeseler de istekleri de olacaktır.
Üstelik, kendilerini çoğu kere yeterince ifade edemeyen zihinsel engellilerin her yönden olduğu gibi, cinsel istismara uğramaları tüm dünyada sık rastlanılan istenmeyen durumlardandır.

Öyleyse ne yapmalı ?
Öncelikle onların varlığını ama bütünüyle insan olarak, toplumumuzun bireyleri olarak varlıklarını kabul etmeliyiz. Bu kabulün içinde mental ve genel sağlık sorunları, korunma, eğitim, gelişim ve entegrasyon ile ilgili problemlerin yanında cinsel sorunlarında var olduğunu bilmemiz gereklidir. Dünya toplumları ve sosyal yapılar değişmekte, zihinsel engellilerin de düzenli ve doyurucu bir cinsel yaşamları olmasına sıcak bakmaya başlamaktadır. Bu zihinsel engellilerin yaşam konforlarını, eğitilebilirliğini ve topluma entegrasyonlarını artıracağı gibi, toplumun onları yok saymasını, sorunlarına gözlerini kapamasını ve de en önemlisi cinsel istismarları ve hatta zihinsel engellilerde daha sık görülen sapkın seksüel davranışları önleyecektir.
Zihinsel engellilerin cinsel aktiviteleri ve üremeleri, böylece ailesi, hekimleri ve eğitmenleri tarafından yakından takip edilebilecek ve gereğinde kontrol altına alınabilecektir. Kalıtsal hastalıklara bağlı engellilik halinde ve istendiğinde gebeliği önleyici etkin yöntemler mental ve fiziksel durumlarına göre kullanılabilecektir.
Araştırmalar, erkek zihinsel engellilerin kızlara nazaran (erişkin yada adölesan) cinselliğe ilgilerinin daha fazla olduğunu, bu ilginin her iki cinste de IQ arttıkça arttığını bildirmektedir. Mental yetersizliği olanlarda, yaşam kalitesi, yanlış yönlendirme, cinsel istismar, iş sahibi olamama, ifade edemedikleri ve bu nedenle yardım alamadıkları cinsel dürtü ve sorunları nedeniyle seksüel sapkınlıkların daha sık görüldüğü yine araştırma sonuçları ile belirlenmiştir.
İlginç bulgulardan biri de, öğretmenlerin, anne ve babaların, eğitmenlerin engellilerin cinselliğine negatif tavır takınmaları, yani ya yok saymaları ya da problem olarak algılamamalarının, engellilerde cinsel bilgi yetersizliği ve kötü sonuçlara yol açmasıdır.
ABD’ de Michigan Üniversitesi, Jinekoloji bölümünde başlatılan bir program ve sonuçları ilginçtir;
Bu klinikte zihinsel özürlüler için üreme sağlığı programı başlatılmış ve bir ekip çalışması ile halen genişletilerek sürdürülmektedir. Müracaat nedenleri sıklık sırasına göre şunlardır.
http://saglik.tr.net/images/nokta.gif Zihinsel engellilerin bakıcı, anne-baba, eğitmen, veya öğretmenlerinin, bireyin seksüel davranış bozukluğu içinde olduğuna hükmetmeleri.
http://saglik.tr.net/images/nokta.gif Cinsel istismar.
http://saglik.tr.net/images/nokta.gif Kısırlaştırma.
http://saglik.tr.net/images/nokta.gif Cinsel ve sosyal eğitim isteği.
http://saglik.tr.net/images/nokta.gif Evlilik sorunları.
http://saglik.tr.net/images/nokta.gif Gebelik bakımı ve doğum yardımı.
http://saglik.tr.net/images/nokta.gif Gebelik sonlandırılması.
http://saglik.tr.net/images/nokta.gif Ailevi sorunlar. Jinekolojik yardım-takip, psikoseksüel eğitim, psikiyatrik değerlendirme-takip, grup ve/veya bireysel psikoseksüel danışmanlıkların başvuranların çoğunun hem cinsel hem de sosyal olarak gelişim gösterdiği sonucunu ortaya çıkarmıştır.
Bu sonuçlar da göstermektedir ki zihinsel engelliler, istesekte istemesekte cinsel olarak aktiftir ve takip ve eğitimle hem mental, hem de sosyal olarak gelişim göstermekte ve topluma entegrasyonları mümkün olabilmektedirler.
Öyleyse ne yapmalı ? Sorusunun cevabı onları bütün olarak kabul etmeli, cinselliklerini doğaya aykırı olarak yok saymamalı ve yardım etmeliyiz.


Hazırlayan : Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu

kunduraci70
22-01-06, 16:29
çok güzel yazmışsınız ama lütfen tedaviler ve ilaçlar hakkında konuşmasaydınız daha iyi olurdu korunma yolları burada daha önemli şimdi hastalandım sanan bir kişi burada direk olarak ilaç başlamasına sebebiyet verebilirsiniz bunun yanı sıra kişinin yanlış iilaç aldığından dolayı karaciğer ve böbreklerinede zarar verebilirsiniz ama uğraştığınız için teşekürler.........

M@D_VIPer
16-06-06, 15:08
Adetten Kesilme ve Cinsellik

Ovulasyon (yumurtlama) ve bunu izleyen adet kanaması kesilince, kadın, artık bir daha döllenemez. Bu, cinsel isteklerin birdenbire kesileceği anlamına gelmez.

Bir kadın, tamamıyla son bulmadan önce adet kanamasının düzensizleştiğini söyleyebilir. Menopoz (adetten kesilme devresinden sonra) 45 ile 52 yaşları arasında başlar.

Menopoz devresini "cinsel yaşamın sonunun başlangıcı" olarak gören kadın, tersine kısa zaman arzularında bir artma duyabilir. Fakat karanlık bir geleceğin düşüncesi kabus gibi üzerine çöktüğü için, bu yaşlardaki kadınlar; çoğunlukla görüldüğü gibi, kompleksler içinde kıvranır, bunlar da cinsel soğukluğa veya büyük ruhsal karışıklıklara götürebilir.

iyimser bir kadın, "her ayki dertlerinden" kurtulduğu, herhangi bir gerileme olmadan cinsel yaşamını sürdürdüğü için mutlu olur. Orta ve daha ileri yaşlarda cinsel yaşamın gerek kadın, gerekse erkek için zararlı olduğu inancı yanlıştır. Aşırıya kaçmayan cinsel yaşam, sadece orta yaşlarda baş gösteren değişime canlılık getirmekle kalmaz, aynı zamanda, genç kalma duygusunu desteklediği ve gündelik işler üzerinde olumlu etkiler yaptığı için, ruhsal avantajlar da sağlar.

Birçok kadın, çalışmayı reddeder; gençliklerini korumak için iyi gıda almaya çalışır, sağlıklı kalmak için en güzel yemekleri yer. Bu gülünçtür. Böylelikle sadece kilo alır ve şeker hastalığına yakalanabilirler; cinsel istekleri azalır ve cinsel bakımdan soğuk duruma gelirler.

Eşinin sevgisini sadece bedensel yollardan ayakta tutmak isteyen kadın, yüzüne hormon kremleri uygulayacak, hormon iğneleriyle çok zaman yitirecektir. Bütün bunları yalnızca genç kalabilmek için yapacaktır. Fakat böylece, istediğinin tam tersi bir sonuca varacaktır.

Bu zaman içinde, yitirdiği gençliğini örtmek için son modaya göre giyinecek, yalnızlığından kurtulmak için toplumda bir yer edinmeye çalışacaktır. Yaşlanmak zorunda olduğunu bilen duyarlı bir kadın, daha gençken birtakım önlemler alır, vücudunun ve yüzünün yitmekte olan güzelliğini olanaklı olduğu kadar korumaya çalışır, kocasına ve kendisine cinsel yaşamı en iyi şekilde yaşatmaya çaba gösterir.

Kadın, kocasının sevgisini yaşlılığında da korumak için elinden geleni yapmalıdır. Kocasının, otuz yaşına geldiği zaman kendisini yirmi yaşındakinden daha fazla sevmesi için çalışmalı; onu kırk yaşına geldiği zaman da, otuz yaşındakinden daha sıcak bağlarla kendisine bağlayabilmelidir. Erkeğin de kadınla birlikte yaşlandığı unutulmamalıdır. Yaşlıca bir erkek, genç bir kadına, kadın genç olduğu için değil, kendi cinsel yaşamını canlandırmak için ilgi duyar.

Sadece sevilmeyi bilen, fakat sevmesini bilmeyen bir kadın, kocasının sevgisini menopozdan çok daha önce yitirir. Cinsel yaşam değişmez bir şey değildir. Cinsel yaşama tekrar canlılık getirmediği için, erkeğe sitem etmek de, aynı şekilde yanlış bir davranıştır. Cicim aylarından sonraki yıllarda akıllı insanlar, birlikte evlilik yaşamına canlılık getirmek için çaba gösterir.

Her ikisi de, ellerindeki kozları ne zaman ve ne şekilde kullanacaklarını bilir. Orta yaşlardan başlamak üzere, yataktaki zevki cinsel ilişkiden ve yatağa girmeden önceki konuşmalarda bulabilmeye çalışmalıdırlar. Okşamalar, cinsel ilişkiyi zorunlu kılmaz. Uzun bir evlilikten sonra erkeğin sevgisi, ruhsal birlikteliğe bağlıdır. Aynı şey, kadın için de söylenebilir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:08
Akraba Evlilikleri

Türkiye gibi akraba evliliklerinin yoğun olduğu ülkelerde, sakat bebek doğumları çok sık görülmektedir. Akraba evliliklerin görülmesinin sebepleri arasında genellikle, aileye ait mal varlığının dağılmaması, aile bireyleri arasındaki sevgi ve saygıyı korumak, akrabaların evlilik ve sosyo ekonomik beklentilerinin aynı olması ve karşı cinsle rahat iletişime girememe gibi etkenler sayılabilir. Akrabalar arasında yapılan evliliğe endogami denilmektedir.

Kalıtımın taşıyıcısı genlerdir. Bizler, nesiller öncesinden gelen atalarımızın bize hediye ettiği genetik kalıtımla yaşama başlamaktayız. Vücudumuzun büyüyüp gelişmesi ve çalışması, genlerimizin kontrolü altındadır. Yaşamın temel taşı olan genler, bir DNA molekülünündeki belirli bir özellik içeren kesitine verilen addır.

Her bir gen ya da birkaç gen kümesi bizdeki bir özelliğin bilgisini içerir. Anne ve babadan eşit olarak geçen genler, bizdeki tüm yaşam duvarlarını örer. Genler, hücrelerde bulunan kromozomların kısımlarıdır. Dolayısıyla genler, kromozomlarla birlikte çoğalarak, hücre bölündükçe yeni hücrelere geçerler.

Kişide her genin, biri anneden biri babadan gelmiş olan iki kopyası bulunur. Bazen genin bir kopyasının yapısı bozuktur ve bu bozuk kopya, yüzde elli olasılıkla çocuğuna geçer. Bozuk bir gen, kişinin bazı vücut işlevlerinin bozulmasına neden olur. Bir karaktere ait olan özelliğin diğerine baskın olması halinde, o karaktere baskın (dominant) gen, baskın olmayan gene resesif (çekinik) gen denir.

Bir karakterin çıkması, iki aynı gen frekansının karşılaşması demektir. Eğer bir hastalığa ait gen (resesif) anneden aktarılırken, babadan da aynı (resesif) gen ile karşılaşırsa, o hastalık mutlaka doğacak olan çocukta çıkacaktır. Eğer, anneden resesif gen, babadan da dominant gen karşılaşırsa bu sefer, doğacak çocuk da tıpkı anne ve babası gibi hastalığın taşıyıcısı olacak ama o hastalık açığa çıkmayacaktır.

Aynı karakterde iki resesif genin karşılıklı gelmesi, çekinik alleller sonucu hastalık çıkar. Anne ve babadan iki baskın gen (dominant) alan çocuk (baskın alleller) ise tamamen sağlıklıdır. Dolayısıyla, akraba evliliklerinde aynı gen yapısına sahip olan ailede, resesif genlerin birbirleriyle karşılaşma ihtimalleri, daha fazla olacaktır.

Buna örnek olarak kahverengi ve mavi göz renklerini ele alalım. Kahverengi göz rengi, dominant gen (baskın) olsun, diğeri için de mavi ise (çekinik) resesif gen diyelim. Anne-babadan birinin göz renginin mavi (M), diğerinin kahverengi (K) olduğunu düşünelim. Bebekler anne-babalarından kalıtımla; kahverengi-kahverengi (KK), kahverengi-mavi (KM), mavi-kahverengi (MK) ve mavi-mavi (MM) genler gibi dört ihtimal almış olurlar. İlk üç durumda bebeğin gözleri kahverengi (baskın renk olduğu için), son şıkta ise mavi (çekinik renk olduğu için) olacaktır. (KK=K, KM=K, MK=K, MM=M)

İnsanlar, birçok kalıtsal hastalığın genini taşır. Normal aile yapısında da hamilelikte çocuğun hastalıklı doğma olasılığı %25, taşıyıcı olma olasılığı %50, genin bozuk kopyasını hiç almamış olma olasılığı ise %25'tir. Akraba evliliklerinde aynı soydan geldikleri için anne ve babanın aynı genin bozuk kopyasını taşıma, yani hastalığın taşıyıcısı olma olasılığı çok yüksek olduğundan, çocuklarında hastalıkların oluşma şansı çok daha fazladır.

İşte akraba ile evlenme, zararlı baskın ve çekinik genlerin üstüste gelerek frekanslarının çakışması sonucu ortaya çıkma ihtimalini artırdığından, genetik hastalıkların görülmesine yolaçabilmektedir. Bunların çocukta görülmesi için ana ve babanın her ikisinin de en az bir zararlı çekinik gene sahip olması gerekir.

Biraz önceki göz rengi örneğinde olduğu gibi, mavi göz renginin çekinik genleri, hem anneden hem de babadan gelirse, çocuk mavi gözlü olacaktır. Dolayısı ile akraba evliliklerinde aynı gen yapısına sahip olan ailede, zararlı (resesif) genlerin birbirleriyle karşılaşma olasılığı fazla olacaktır.

Akraba ile evlenme, kalıtımla geçen hastalıkların bulunduğu ailelerde bu yönden sakıncalıdır. Böyle durumlarda bazı çekinik genler çakışabilecek ve böylelikle hasta çocukların doğma ihtimali artacaktır.

Hastalığın çıkması, iki resesif genin karşılık olarak biraraya gelmesi demektir. Bilindiği üzere resesif genler, hastalık taşıyan genlerdir. Ailede genetik dağılım, erkek ve kız kardeşlerde, genellikle genlerin yarısı birbirinin aynıdır. Gen ortaklarının oranları, akrabalık uzaklaştıkça küçülür. Torunlar, dede ve ninelerin dörtte bir genine sahiptir. Yeğenlerin genleri ise, genellikle amca ve halalarının, dayı ve teyzelerinin dörtte bir genine eşittir. Daha uzak akrabalıklarda bu oran, kardeş çocuklarında olduğu gibi sekizde bire düşmektedir.

Kan Uyuşmazlığı

Akraba evliliğinde kan uyuşmazlığı, kan grubu ile değil kanınızdaki Rh faktörü ile ilgilidir. Yalnızca kadının Rh -, erkeğin ise Rh + olduğu durumlarda oluşabilir. Kan gruplarının uyuştuğu hallerde, doğum sonrasında çocuklarda kalıtımsal hastalıklar görülmüştür.

Erkekte bulunan Rh faktörünün genetik aktarımla ana karnındaki fetüste ortaya çıkması, anne ile bebek arasında bir kan uyuşmazlığının ortaya çıkmasına neden olacaktır. Günümüzde, akraba evliliklerinde en çok görülen hastalıklar; zekâ geriliği (fenilketonüri), Akdeniz Anemisi, Alzeimer, Parkinson, Huntington hastalığı ve nöron ölümüdür. Özürlü ve ölü doğumlar da bu örnekler arasında sayılmaktadır.

Gen analizi de denilen DNA analizi yöntemleriyle artık hamileliğin ilk üç ayında birçok hastalığın tanısı konulabilmektedir. Genetik bilimin gelişmesi ile bazı hastalıklarda, daha anne karnında müdahale çalışmaları hız kazanmıştır. Bebeğin anne karnında içinde yüzdüğü sıvıdan ya da beslenmesini saglayan kordondan alınan sıvıların incelenmesiyle bir anormallik olup olmadığı %93 oranında kesinleştirilebiliyor.

Yapılan testlerde, anne karnındaki bebeğin ense kalınlığı ölçülüyor. Bebeğin ensesinde fazla sıvı birikmesi, doğuştan zekâ geriliği anlamına gelen Down Sendromu'nun habercisi olabiliyor. Ayrıca bazı kromozom bozukluklarında ve doğumsal kalp hastalıklarında da bebeklerin ense kalınlığı artıyor. Bu çalışmalar ilerisi için umut veren gelişmelerle devam etmektedir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:09
Alkol Erkekliğe Zararlı

Alkol kullanımı, beyin hacminde %4-16 arasında küçülmeye neden oluyor. Alkolün santral sinir sisteminde bozulmaya yol açıyor. Alkolün erkeklik hormonu olan testosteron düzeyini de azalttığı belirlendi.

Testosteron düzeyinin azalması seks dürtüsünün azalması demektir. İktidarsızlık gelişir. Alkol kullanımı ayrıca erkekte çok az olan kadınlık hormonu östrojenin miktarını da artırır. Buna bağlı olarak erkeklerde göğüs büyümesi ortaya çıkar. Kıllanma azalır, kadınsı belirtiler oluşur.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:09
Alkol ve Cinsellik

Bira, şarap ve diğer içkilerde bulunan sarhoş edici madde; alkolün, afrodizyak (cinsel duyguları uyarıcı) gücü ve de aşkı kışkırtıcı sihiri olduğu söylenir. Bunun nedeni, kişiyi bir takım baskılardan kurtarması, daha az tutuk, daha az çekingen yapmasıdır. Ama, az buçuk çekingen olmanın da yararları yok değildir. Alkol, çoğu zaman haklı olarak bir çok meşru olmayan çocukların, kimi zaman da cinsel suçların nedeni olarak gösterilmiştir.

Aşırı miktarda içilmediği takdirde, alkolün bir çok çifte, bir çok durumlarda yardımcı olacağı, onları türlü baskılardan kurtararak ilişkilerini daha rahat sürdürmelerini sağlayacağı kesindir. Ama içki fazla kaçırıldığı takdirde çoğu kişilere olağanüstü bir rahatlık sağlayarak, onları çevrelerindekileri sıkacak, istenmeyen cinsel oyunlar oynamaya sürükleyebilir. Aynı zamanda, alkolün bazı durumlarda ters etkiler yaptığı da görülebilir. Yani, fazla içkili olan bir kişi, cinsel birleşme sırasında en yüksek doyuru noktasına (orgazma) erişmekte güçlük çekebilir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:09
Ameliyat Sonrası Cinsellik

Pek çok kadın, yumurtalıklarının alınması ve rahminin kısmen veya tamamıyla çıkarılması gibi, jinekolojik bir ameliyattan sonra, cinsel arzularında azalma olacağını sanır. Cinsel yaşam hiç etkilenmeden bir yumurtalık çalıştığı sürece, öteki yumurtalıktaki bir tümör çıkarılabilir. Adet kanaması ve hormon salgılanması kesilmeyecektir.

Aynı şekilde bir miyom ameliyatı sonunda rahim boynunun alınması da kadının evlilik yaşamı ve hormon salgılanmasını etkilemeyecektir. Bununla birlikte kadınlar böyle ameliyatlardan sonra cinsel arzularının (libido) azalmasından yakınır. Rahim çıkarıldığı için adet kanaması kesilince, hormon salgılanmasının da son bulduğunu düşünürler. Artık kadın olmadıklarına inanırlar. Kendilerine güvenlerini yitirirler, libidoların azaldığı kuruntusuna kapılırlar.

Rahmin alınması, her ne kadar geçici olarak vaginanın büzüşmesi sonucunu doğurabilirse de, vagina yeniden esnek duruma gelir; geçici büzüşme, gelecekteki cinsel yaşam için endişeye kapılmayı gerektirmez. Penisin rahim ağzına dokunmasının cinsel ilişki sırasında duyumsanmayışına üzülmek yersizdir. Ameliyat, rahim ağzına penisin dokunma duygusunu ortadan kaldırmaz. Çünkü bu duygu aslında rahim ağzında değil, karın zarında duyulur.

Rahimleri alınmış kadınlara dikkatli olmaları önerilir. Bu gibi kadınlar ameliyattan sonra bir süre kadının yukarda olduğu pozisyonları uygulamamalıdır.

Yumurta kanalının bağlanması cinsel yaşamda bedensel bir etki yaratmaz. Eğer olumsuz bir etki oluşmuşsa bu, tamamıyla psikolojik nedenlerdendir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:09
Autoerotizm

Kendi kendini tatmin, cinsel gerilimleri gidermek için bir eşe gereksinim göstermeden, cinsel organların uyarılmasıdır. Eskiden bu işlem dinsel ve ahlaksal nedenlerle kötü görülmüş ve "kendi kendini kirletme" veya "vücudunu kötüye kullanma" diye lanetlenmiştir.

Bu yasak, kendi kendini tatmini azaltmasına karşın, gizliden gizliye gene de sürdürülmesini önleyememiştir. Bundan doğan ruhsal gerilimin asıl nedeni suçluluk duygusudur. Suçluluk duygularının kaynağı ise, kendi kendini tatminin yüz çeşit zararı olduğu şeklindeki yanlış düşüncedir.

Modern doktorlar, "kendi kendini kirletme" ve "vücudunu kötüye kullanma" sözcüklerinin unutulmasını önermekte, buna karşılık "kendi kendine erotizm" tümcesini getirmektedir. Bu, geçmiş çağların yanlış yorumlamalarının düzeltilmesi için bir çabadır.

Ilımlı autoerotizm, psikolojik gerilimleri gideren ve vücuda rahatlık sağlayan, hatta çalışma gücünü artıran bir tatmin şeklidir. Bu, evlilikteki ılımlı cinsel yaşam kadar etkilidir. Aradaki tek ayrım, cinsel ilişkide bir eş vardır, autoerotizmde ise bir eş yoktur. Bu anlamda, autoerotizm gerçekten doğaya aykırı bir işlemdir.

Autoerotizmde, bu yola başvuran kişi hemen hemen daima, sevdiği insanın hayalini veya karşı cinsten bilinç altı bir eşle ortak bir sahneyi gözünün önüne getirir. El veya bunun yerine kullanılan şey, hayalde canlandırılan eşin eli veya vücudunun bir kısmı olarak düşünülür, böylece cinsel ilişkideki kadar zevk alınır. Daha önce de belirtildiği gibi, erkek ve kadın, cinsel uyarılmanın doğrudan doğruya, mekanik yinelenmesi sonucu orgazma ulaşmazlar. Onları beyinde oluşan psikolojik uyarmanın desteklemesi gerekmektedir.

Autoerotizmin bekar erkek ve kızlar için sağlığa zarar vermeyen bir cinsel rahatlama yöntemi olması, bunun uygulanmasına bağlıdır. Tersi durumda anormal cinsel ilişkilere, bakireliğin hor görülmesine, ırza geçmeler ya da başka cinsel suçlara götürebilecek cinsel içgüdüleri yatıştırmak, toplum açısından olumlu bir şeydir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:10
Aşk Hapı

ABD'li doktorların son araştırmaları gösteriyor ki aşk kimyasal bir durum ve dopamin, feniletilamin, oxytosin ve norepinephrine içeren bir hapla aşk hali yaratılması mümkün. 1999'dan beri aşkın kimyasını çözmek için uğraşan Emory Üniversitesi, aşkın kimyasını şöyle açıklıyor: "Dopamin, amfetaminin kimyasal bir kuzeni ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor".

Norepinephrine, adrenalin üretimini arttırarak ayaklarımızı yerden kesip kalp çarpıntısına neden oluyor. Beynin hipotalamus bölgesinde üretilen oxytosin ise bir insana şefkat duymamızı, onunla ilgilenmemizi sağlıyor. Bütün bunların sonunda da aşk hali ortaya çıkıyor.

Monash Üniversitesi uzmanları ise aşk ilacını ilk kez ortaya atanlardan. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Bölümü'nden Dr. Ali Yağız Üresin ise, "Dopamin coşku durumunda artar ama en çok da şizofrenide yükselir. Aşk ilacı yaratırken şizofreniye de neden olabilirsiniz" diyor.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:10
Aşkın Bilimsel Yönü

Bir kadını erkeğe ya da bir erkeği kadına çeken nedir? Erkek kadının güzel gözlerinden, gülüşünden, kadın ise sempatik davranışlarından ya da kültüründen etkilenmiş olabilir. Tüm bu etkenler geçerli olmasına rağmen, erkekle kadın arasındaki çekimde DNA'nın rolünü unutmamak gerekiyor.

Bern Üniversitesi'nden Claus Wedekind'in araştırmasının sonuçlarına göre kadın ya da erkek olsun karşı cinsin DNA'sının kokusundan etkilendiğinde bir çekim hissediyor.

Wedekind araştırması sırasında, altı kişiden, her tür kokudan olabildiğince arınmış bir ortamda, üst üste iki gün aynı tişörtü giymelerini istedi. Daha sonra erkek ve kadınlardan oluşan 100 denek bu tişörtleri koklayarak tercihlerine göre sıraladı.

Deneme sonunda, giysiyi taşıyanların bağışıklık sisteminden sorumlu bir grup geni (CMH) koklayanlarınkinden ne kadar farklı olursa, kokunun da o derece hoş bir etki yarattığı belirlendi. Kısacası, DNA kokusu, aşkı oluşturan "faktör kokteyli" içerisinde önemli bir yere sahip. Aşk ise evrimin, cinselliğimizin "bir işe yaramasını" sağlaması için yarattığı araçtan başka bir şey değil.

Peki, seks neye yarıyor? Bebek yapmak için niçin bir kişi gerekiyor? Biyologlar bu soruya yanıt olarak, "seks genetik çeşitliliğin kaynağı olduğu için doğa tarafından yeğleniyor" diyorlar. Doğadaki türlerin %5'inden çoğunun üremek için seksi yeğlemesi, bu yöntemin önemli bir avantaj sunmasından kaynaklanıyor.

Bu üretim mekanizması gerçekte, evrimin yaşamın ortaya çıkışından beri uygulamaya koyduğu "olasılıkların oyunu" nun temel ilkesine dayanıyor.

Cinsellik, genetik kombinezonları sürekli yenileyerek, insanların değişen koşullara uyum sağlamasına katkıda bulunuyor. Kadın ya da erkek kendisinden yeterince farklı birisiyle çiftleşerek, daha çok çeşitliliğe dolayısıyla soyunun çevre koşullarında gelecekte meydana gelebilecek değişikliklere daha iyi uyum sağlamasına neden oluyor.

Öte yandan, üreme sürecinde en büyük sorumluluk kadına düşüyor. Erkek yapı gereği, aile kurduktan sonra da "başka eşler" aramaya yatkın olduğu için kadın eşini ararken yalnızca iyi gen bulmak değil aynı zamanda kalıcı bir birlikteliği sağlamak için de çabalıyor.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:10
Aşkın Kimyası

Romeo ve Juliet hikâyelerinin kimyasal yönünü araştıran bilim adamlarına göre, ilk bakışta aşk 'tıbben mümkün'. Üstelik bunu sağlayan kimyasal karışım, uzun bir beraberliğin garantisi. İlk bakışta aşkın mistik bir yanı olmadığını iddia eden bilim adamlarına göre aşk ve cazibeyi yöneten duygular değil, moleküller.

İlk bakışta birbirinden etkilenen çiftleri inceleyen New Mexico Üniversitesi biyologları, simetrik kemik yapısının, beğenide etkili olduğunu ve bunun, doğacak çocukların genetik yapısını belirlediğini söylüyor. Araştırmaya göre, erkeklerin yüzde 60 ila 80'i kalça ölçülerini, doğurganlığın bir simgesi olarak algılıyor. Kadınlar ise feminen yüz çizgilerine sahip erkekleri daha yumuşak ve güvenilir bulup, etkileniyor.

"Yanıma Gel" Bakışı

Partide, bir erkekle gözgöze gelen kadının gülümsemesi ise bilimsel olarak şöyle açıklanıyor: Kadının beyninde, görsel ve işitsel algı merkezlerini kontrol eden bölüm, sinirlerin verdiği elektriği ileten dopaminleri harekete geçiriyor. Beynin, bu kimyasal reaksiyonu sonucunda, kadın erkeğe farkında olmadan "yanıma gel" bakışı gönderiyor.

Bu, motivasyonun etkisiyle yaklaşan erkeğin feromenleri, kadının hipotalamusuna ulaşarak, erkeğe "Evet, daha yaklaşabilirsin" bakışıyla geri dönüyor. Hipotalamusun yarattığı kimyasal reaksiyonlar sayesinde, bedenler birbirlerine 'seni çok çekici buluyorum'anlamına gelen sinyaller gönderiyor: Gözbebekleri büyüyor, kalp atışı hızlanıyor, yüz kızarıyor, cilt hafif hafif terlemeden dolayı parlaklaşıyor.

Gecenin sonunda ise telefon numaraları veriliyor. Ertesi gün kadının veya erkeğin bir önceki geceye ilişkin anıları dopamin hareketlerini hızlandırıyor ve telefona yöneltiyor. Konuşmada, seslerin de olumlu etkisiyle, ilk karşılaşma anındaki haz tekrar kendini hissettiriyor ve birbirlerini görmek istiyorlar.

Aşkın kimyasal yönünü inceleyen bilim adamlarına göre, insanları evlilik ve tek eşliliğe iten sadece sosyal gelenekler değil. Bu görüşü savunan uzmanlar, sadakatin temelinde, dışarıdan farkedilemeyen kimyasal ve hormonal bir karışımın yattığını iddia ediyor.

'Karışımın' varlığı, hayatın en önemli kararlarından olan evlilik kararının alınmasını kolaylaştırıyor. Bu görüşe dayandırılarak, birbirine uymaz gibi görünen kişilerin, birbirini nasıl çekici bulduğu ve en kötü zamanlarında bile nasıl ayrılmadıkları açıklanıyor.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:13
Aşkın Kokusu

Birine aşık olmanızda en etkin organınızın hangisi olduğunu düşünürsünüz? Hoşlandığınız kişiyi ayrıntılı bir şekilde süzen gözleriniz mi aşık eder sizi? Yanıtınız ''evet''ise yanılıyorsunuz. Araştırmalara göre aşık olmadaki en etkin organ burun. Das Bild Gazetesi'nde yayımlanan bir haberde, hayatınızın aşkını koklayarak bulabileceğiniz iddia ediliyor.

Bilim adamlarının açıklamaları, burun kemiğinin alt kısmında yer alan bir özel bölümü, terle birlikte salgılanan seks hormonlarını en iyi algılayan organ olarak gösteriyor. Bu organın da insanların %60'ında bulunduğunu söylüyorlar. Bu bölümü ''burun içindeki ikinci burun'' olarak adlandıran uzmanlar, ''Sevgilinizi seçerken genellikle genetik olarak size benzemeyen kişilerin kokusu çekici gelir'' diyorlar.

Bu gerçek, doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda değişiyor. Hap kullanan kadınların koku alma duyuları farklılaştığı için, onlar kendilerine genetik yapı olarak benzeyen kişileri eş seçiyorlar. Özellikle koltuk altını koklamak yoluyla yapılan deneylerde, terle salgılanan hormonların kime, ne kadar çekici geleceği ölçülüyor.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:14
Bira Kısırlık Yapıyor

Sakıncaları açısından bugüne kadar sadece yaptığı göbekle gündeme gelen biranın erkek kısırlığında da önemli rol oynadığı ortaya çıktı. İngiliz bilim adamları biranın erkeklerin dölleme yeteneğini azalttığını saptadı.

Londra'daki King's College bilim adamlarından Profesör Lynn Fraser'ın gerçekleştirdiği araştırmaya göre, bira, böcek ilacı ve boya gibi maddelerde bulunan östrojen, spermin kadın vücudu içindeki davranışlarını değiştiriyor. Buna göre, söz konusu östrojenden etkilenen spermler, zamanından önce "olgunlaşarak" etkisini yitiriyor.

Spermler yumurtaya ulaşıp temasa geçtikleri an, yumurta duvarını delebilmek için bazı "delici" enzimler salgılıyor. Biradaki östrojen, spermlerin daha yumurtaya ulaşamadan söz konusu enzimleri salgılamasına neden oluyor. Bu da delici enzimden yoksun kalan spermin yumurta duvarını delmesini güçleştiriyor ve sonuçta kısırlık ortaya çıkıyor.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:14
Boşalmanın Geciktirilmesi

Boşalmanın kadının orgazmı ile aynı anda olması için, erkek, eşi ile birleşim öncesi aşk oyunlarını ciddiye almalıdır. Ayrıca kendisini de geciktirme süresini uzatmaya alıştırmalıdır. En önemlisi, erkek birlikte orgazmı arzulamalıdır.

Yeni evliler için, kadının orgazma ne zaman ulaşacağını ve bunun belirtilerini anlamak zordur. Bunu deneyimsiz çiftler için kolay duruma getirmek üzere, daha önce bir işaret kararlaştırılmalıdır ve zamanı gelince bu işaretten yararlanılmalıdır.

Özellikle kadın, orgazma hazır olduğu zamanı eşine belirtmelidir. İşaret geciktiğinde, gene de erkeğin pozisyonunu ve hareketlerini değiştirmesi için yeteri kadar zamanı vardır. Çeşitli pozisyonlar erkeği daha fazla uyarır, bazıları ise kadını daha fazla heyecanlandırır.

Eşler bu pozisyonların arasından erkeği en az uyaranını, aynı zamanda kadını en fazla heyecanlandıranını seçmelidir.

Erkek hareketlerine de zaman zaman dinlenmek için ara vermelidir. Fakat bu dinlenme çok uzun sürmemelidir, aksi durumda kadının heyecanı soğuyabilir ve yeniden uyarılması zorlaşabilir. Kısa süre dinlenmekle bile erkek heyecanını epeyce yatıştırabilir.

Öte yandan kısa süre dinlenmek, kadının duygularını da alevlendirir ve onu sabırsız duruma getirir. Ama dinlenmek uzun sürerse, erkek hareketlerini okşamalarla desteklemeyi unutmamalıdır. Tatlı aşk fısıltıları ve sevgi dolu bakışlar, çok kuvvetli uyarıcıdır. Göğüslerin öpülmesi ve okşanması, kadının şehvet duygularını ayakta tutmak için etkili yöntemdir. Erkek de duygularını dizginlediği için, heyecanına kendisini kapıp koyuvermez.

Boşalmayı geciktirmek için başka bir etken de hareketlerin şeklidir. Yavaşça giriş ve hafif hareketler, mutlaka hafif uyarılma oluşturmaz. Genellikle erkek, penisin baş kısmı ve çevresinin uyarılmasıyla büyük heyecan duyar. Yalnızca penisin baş kısmının girmesiyle yapılan hafif hareketler kuşkusuz ki her iki eşin de uyarılmasını artıracak ve boşalmayı geciktirmeyi olanaksız kılacaktır.

Fakat yavaşça yerleştirmek ve hızla geri çekmek kadında bekleme ve uyarılma duygularını etkileyecektir. Bu durumda uyarılma, kadında erkekten çok daha fazla olacaktır. Erkek penisi olanaklı olduğu kadar derine yerleştirmeli ve geri çekilirken baş kısmı vaginanın içinde bırakmalıdır. Kadın da erkeğe yardımcı olacak hareketleri yapmalıdır.

Böylece erkek, kadın orgazma hazır duruma gelinceye kadar boşalmasını geciktirebilir. Artık kadın kısa bir süre erkeğin boşalmasını bekleyebilir. Ve sinyali verebilir. Erkek aktif uyarmaya yeniden başlayabilir ve sarhoşluk dünyasına geçebilir. Kadın onu sabırsızlıkla beklemektedir ve boşalma anında o da birdenbire rahatlama duyar.

Boşalmanın geciktirilmesini önceden planlamak zor değildir. Her erkek, eşiyle birlikte olmadığında, orgazmının yetersiz kaldığını anlamalıdır. Fakat şunu da eklemek doğru olur ki, boşalmayı geciktirmek, düşünceleri başka konulara yöneltmek değildir. Düşünceleri tamamıyla önemsiz şeylerle yormak alışkanlığı, erkeğin cinsel gücü üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.

Oradan oraya atlayan düşünceler, gerektiği anda boşalmanın oluşmasını da engelleyebilir, bunun sonucunda da iktidarsızlık ortaya çıkabilir. En iyisi, erkeğin kadını yönetirken sakin bir pozisyonda onu seyretmesidir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:14
Boşanma ve Cinsel Yaşam


Evlilik yaşamının çıkmaza girmesi, boşanmayı doğurur. Boşanmaların sayısı bugün bile yüksektir. 1957 yılında Japon nüfus istatistiklerine 71.000 boşanma olayı geçmiştir. Bu, bütün evliliklerin aşağı yukarı onda biridir. Her yedi dakikada bir, evli bir çift boşanmaktadır. Bununla birlikte bu yüzde oranı, çağımızın başlarına göre biraz daha düşüktür. Geçmişle bugün arasında gözle görülür bir ayrım vardır. Eskiden sadece erkek boşanmak için başvurabilirdi, bugün kadına da aynı hak tanınmıştır. Kısırlık artık boşanmak için neden oluşturmamaktadır.

Mahkemelerin boşanma nedenleri son on yıl içinde çokluk sırasına göre şöyledir:

Erkek Aleyhine

1. İhanet,
2. Karakterlerin uyuşmazlığı,
3. Eziyet,
4. Savurganlık,
5. Aksaklık,
6. Ekonomik kriz,
7. Akrabalarla anlaşmazlık,
8. Diğer nedenler,
9. Hastalık,
10. Suç işleme.

Kadın Aleyhine

1. Karakterlerin uyuşmazlığı,
2. İhanet,
3. Hastalık,
4. Akrabalarla anlaşmazlık,
5. Diğer nedenler,
6. Aksaklık,
7. Savurganlık,
8. Ekonomik kriz,
9. Eziyet,
10. Suç işleme.

Kadınlar, erkeklerden üç kat daha fazla boşanma davası açmışlardır. Yukarıdaki listenin her ilk iki maddesi, gerek aşk evliliklerinde, gerekse üçüncü bir şahsın aracılığı ile kurulmuş evliliklerde ağır basmaktadır.

Bu kopan evliliklerin altıda birinde beraberlik süresi 7-10 yıldır. Bunu 10-15 yıl, altı ay ile 1 yıl arası, 2-3 yıl izlemektedir. Kopan evlilik bağlarının dörtte birinde sadece bir çocuk vardır. Aşağı yukarı evli çiftlerin öteki üçte birinin hiç çocuğu yoktur. Bunu, boşanma sayısının az olduğu çok çocuklu evlilikler izlemektedir.

Boşanma konusunda yukarıda söylenenler bize şunu öğretmektedir:

(1) Evlilik yaşamının yorgunluğu, yani çekiciliğini yitirmiş, tekdüze hale gelmiş evlilik yaşamı, evliliğin çökmesine neden olabilir. Değişik karakterler uyum içinde olamazlarsa kısa zamanda karşılıklı, dayanılması olanaksız durumlar ortaya çıkar.

(2) "Çocuk ayak bağıdır" (Japonca: ko wa kasugai) atasözü aslında doğru değildir. Fakat çocuksuz veya bir çocuklu aileler, karşılıklı anlaşmaya pek önem vermemekte ve kolayca boşanmak için harekete geçmektedir: Çocuğa olan sevgi, sadece çocuğa değil, aynı zamanda eşe de karşıdır.

(3) Tatmin olmamış, uyumsuz cinsel yaşam, birçok durumda boşanmayı doğurabilmektedir. Böylece cinsel yaşam tam anlamıyla yıkılmaktadır; sonuç ihanet ve ihmaldir.

Manevi bağdan yoksun, tek başına bedeni sevgi, kadında ve erkekte kayıtsızlık oluşturmaktadır. Evlilik yaşamını uyum içinde tutabilmek için seks tekniği adı verilen yolu bilmek, aynı zamanda yalnızca buna güvenilmemesi gerektiğini, tersi durumda tiksinti ve nefreti peşinden sürükleyebileceğini unutmamak gerekir.

Cinsel organların uyarılması hiç bir zaman daima yenilenen bir heyecan yaratmaz; bu beynin uyarıya ne şekilde karşılık vereceğine bağlıdır.

İnsan ruhunun kaynağı beyindedir; uyarıya karşı duyarlığın azlığı veya çokluğu burada ayarlanır.

Eğer eşler, birbirlerini, keşfedilmesi gereken bakir alan olarak görmemeye başlar, karşılıklı canlandırma ve cesaret verme kesilirse yorgunluk dönemi ortaya çıkar. Demek oluyor ki bu evliliğin zaman ölçüsüne bağlı bir şey değildir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:15
Cinsel Çekicilik

Çeşitli araştırmalar, her türden duygusal uyarımın, cinsel çekime ve aşka yol açabildiğini göstermiştir. Birlikte coşkulu, eğlenceli, tehlikeli ya da ürkütücü deneyler yaşayan insanların sonunda birbirlerine çekildikleri ya da aşık oldukları sık sık rastlanan bir gelişmedir.

Çoğunlukla iki insan arasındaki cinsel çekim, başlangıçta görsel olur. Süslenmeye ve giyime verilen bunca önemin başlıca nedeni bu görsellik boyutunda yatmaktadır.

Ellen Berscheid'in yaptığı araştırmalar, insanların genellikle cinsel çekicilikleri kendilerine yakın olan kimselere ilgi duyduğunu, onlara çekildiğini ortaya koymuştur. Berscheid, incelediği gruptaki insanlara, karşı cinsten kişilere ait resimler gösterip hangileriyle tanışmak istediklerini sormuştur. Öyle pek güzel olmayanlardan yalnızca bir veya ikisi, bariz güzel olan kişilerin resmini seçmiştir. Büyük çoğunluk ise reddedilmek veya başaramamak korkusu ve kendileriyle aynı düzeyde çekiciliği olan biriyle daha rahat olacakları düşüncesiyle bundan kaçınmıştır. Denenen grup içindeki insanlar, seçim yaparken akılcı ve pratik kaygılarla hareket etmeyi tercih etmişlerdir.

Bir takım araştırmalar, kadın ve erkek arasında cinsel çekim açısından bazı farklılıklar bulunduğunu ortaya koymuştur. Kadınların genellikle fiziksel görünüme erkeklerden daha az önem verdiği, bunun aksine yakınlık, içtenlik ve hoş sohbetlik gibi nitelikleri aradıkları belirlenmiştir.

Kaliforniya Üniversitesi öğrencileri arasında yapılan bir araştırma, erkeklerin kadınlarda en fazla aradığı dört niteliğin sırasıyla; fiziksel çekicilik, erotizm, sevecenlik ve hoş sohbetlik olduğunu, kadınlarınsa en fazla başarı, liderlik ve mesleksel ve ekonomik başarı aradıklarını ortaya çıkarmıştır.

Ele alınan gruptaki kadınların yüksek öğrenimli ve genç olmaları, karakterden çok başarı faktörüne ağırlık vermelerine yol açmıştır. Oysa daha yaşlı ve güvenli kadınlar için kişilik her şeyden önde gelmektedir. Ancak ne olursa olsun, kadınların niteliksel özelliklere önem verdiği ve dış görünümden erkekler kadar etkilenmediği genel bir kuraldır.

İllinois Üniversitesi'nin psikoloji bölümünce yürütülen bir araştırmaya göre, iri göğüslü kadınların daha çok dışa dönük, sportmen, sigara tiryakisi ve çapkın erkeklerin hoşuna gittiği anlaşılmıştır. Kadının yüz hatları arasında da erkeğe en çekici gelenleri, erkeğin yüz hatlarından en belirgin şekilde ayrılanlardır. Bunların başında kadının dolgun dudakları, yumuşak teni, tüysüzlüğü ve ince kaşları gelir.

İlginç bir araştırmada erkeklere aynı kadının iki fotoğrafı gösterilmiş ve birini seçmeleri istenmiştir. Büyük çoğunluğun seçtiği resmin, diğerinden tek farkı, kadının gözbebeklerinin biraz büyütülmüş olmasıdır. Gözbebeklerinin insanın baktığı şeyden coşkulandığı zaman büyüdüğü anımsanacak olursa, erkeklerin tercihinde şaşılacak bir yan olmadığı da anlaşılır.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:15
Cinsel Evrim

İnsan cinselliğinin evrimiyle, hayvan cinselliğinin evrimi arasında paralellikler var. İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, Batı ülkelerinde yapılan araştırma ve istatistiklerden de yararlanarak, insan cinselliğinin geçirdiği evrimi hayvanların cinselliğine dayanarak araştırıyor. Kadıoğlu'nun araştırması, cinsel organların evriminden, erken boşalmanın nedenlerine uzanan ilginç sonuçlar ortaya koyuyor.

İnsanoğlu'nun evrim sürecinde yaşadığı cinsel değişimleri araştıran uzmanlar, hayvanların cinsel yaşamına bakarak, nereden nereye geldiğimizi bulmaya çalışıyorlar. Çeşitli ülkelerde yapılan istatistiklerden de destek alan çalışmalar, şimdiye kadar bilinen gerçekleri değiştirip, cinsellikle ilgili belki de aklımızdan hiç geçirmediğimiz teorileri ortaya atıyor.

Türkiye'de bu konuda çalışan İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, doğada cinsel yaşamı insana benzeyen birçok hayvan bulunduğunu ve cinsel işlev bozukluğu olarak algılanan bazı davranışların, bu yöntemle açıklanabileceklerini söylüyor.

Goriller de Monogam

Çalışmalarını Dr. Bahar Eryaşar'la sürdüren Prof. Dr. Kadıoğlu'nun ilk saptaması, insanoğlunun şimdiye kadar söylendiği gibi monogam (tek eşli) değil, �seri monogom� olduğu. Boşanma sayılarındaki artışın bunun en büyük kanıtı olduğunu belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, şunları anlatıyor:

��Bu açıdan doğaya baktığımızda, gorillerle insanlar arasında bir benzerlik var. Onlar da seri monogom. Yani bir eşle bir süre birlikte olduktan sonra yeni arayışlara girip, başka bir partnerle, yaşamlarını sürdürüyorlar. İnsanlar da böyle. ABD'de son 5 yılda boşanma oranı yüzde 49'dan yüzde 51'e yükselmiş. İstatistiklere göre çiftlerin 5 yıl evli kalma oranları yüzde 80.��

Prof. Dr. Kadıoğlu'nun bu saptamasına baktığımızda, yaşamı boyunca bir kaç kez evlenip boşananlar, �mutluluğu bulamamış� olanlar değil �doğal davranışlarına kendilerini bırakanlar� olsa gerek.

Hayvanlarla insanların cinsel dünyasındaki en büyük fark, cinsellikten haz almak. Prof. Dr. Kadıoğlu, memelilerde insan dışında sadece �bonobo� denilen minyatür şempanzeler ve yunusların, �cinsellikten haz� aldıklarını söylüyor. Prof. Dr. Kadıoğlu, insanların, cinsellikten haz alma sürecini şöyle anlatıyor:

��Doğadaki hayvanların dişilerinde östrus (kızgınlık dönemi) vardır. Dişi, yumurtlama zamanında, vücudunda renk değişimi, farklı sesler çıkarma gibi çeşitli şekillerde erkekle birlikte olmak istediğini dışa vurur. Yumurtlama zamanları da yavruların, sıcak ve yiyecek bulunabilen mevsimlerde doğup, yaşama şanslarının yüksek olacağı aylarda doğmasını sağlayacak mevsimlerdir. İnsanlar, mağaralarda yaşamaya başladığı zaman, doğanın etkileri azalmıştır.

Artık üremenin belli bir tarihe bağlı olmasına gerek yoktur. Binlerce yıllık süreçte, artık cinsellik üremeye bağlı olmaktan çıkıp, zevk haline gelmiştir. İnsanları hayvanlardan ayıran beyindeki �limbik'bölge gelişip, duyguları ve cinsel sevki ortaya çıkarmıştır. Artık insanlar, cinselliğe her zaman açık hale gelmişlerdir. Doğada yüzyüze sevişen bir tek insanlardır. Çünkü insanlar, cinsel hazzı duyarlar ve birleşme sırasında partnerlerinin yüzünü görmek isterler.��

Çok eşliler daha çok sperm üretiyor

Prof. Dr. Kadıoğlu, insanlarla hayvanlar arasında erkek cinsel organları açısından da çeşitli farklar olduğunu söylüyor. Vücutların büyüklüğüne oranlandığında insanlarda, erkeklerin testislerinin küçük ancak cinsel organlarının büyük olduğunu vurguluyor. Küçük testislerin, seri monogomiden kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, benzeri birliktelikleri tercih eden gorillerin de testislerinin küçük olduğunu, ancak şempanzeler gibi çok eşli yaşayan hayvanların testislerinin büyük olduğunu anlatıyor.

Prof. Dr. Kadıoğlu, testis boyutu ile sperm üretiminin doğru orantılı olduğunu ve çok eşli olduğu için fazla sperm üretmek zorunda olan hayvanlarda testislerin daha büyük olduğunu söylüyor. Gorillerle, insanların ürettikleri sperm sayıları da birbirine benziyor.

Prof. Dr. Kadıoğlu, erkeklerdeki erken boşalma gibi kadınlarda, vajinanın dışa yakın bölümündeki kasların istemsiz olarak kasılmasıyla ortaya çıkan �vaginismus'un da doğadan kaynaklanabileceği hipotezini ortaya atıyor. Poligamik yaşayan dişi kurtlarda da vaginismus görüldüğünü ve cinsel birleşme sonrasında erkeğin bir türlü dişisinden ayrılamadığını belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, dişi kurtun bunu, üremeyi hoşlandığı erkekle sürdürmek ve bir sonra gelecek olanı reddetmek için yaptığını söylüyor. Çünkü spermler, üreme için gidecekleri yolu 2 saatte alıyorlar.

Eskiden Peniste Kemik Vardı

İstatistiklere göre, La Peroni, erkeklerin yüzde 1'inde görülülüyor. Bu hastalığın tanımı 250 yıl önce yapılmış. Genellikle, vahşi seks yapan erkeklerde 55-60 yaşlarında ortaya çıkıyor. Hastalığın belirtileri, cinsel organda eğilme, sertleşme sırasında ağrı ve cinsel organ üzerinde nodül oluşması. Bu hastalıkla, erkek cinsel organının, �kıkırdaklaştığı, taşlaştığı, kemikleştiği'ni anlatan Prof. Dr. Kadıoğlu, insan erkeğinin cinsel organlarında da bazı hayvanlarda olduğu gibi geçmişte kemik olabileceğini söylüyor.

Prof. Dr. Kadıoğlu, kemik olmadığı için penisin büyüme kapasitesinin ve hareket kabiliyetinin arttığını ve bunun da kırılma benzeri etkilerle, penisin taşlaşmasına neden olan La Peroni hastalığına neden olduğunu anlatıyor. Hastalık, bacaktan alınan damar yaması ile tedavi ediliyor.

Cinsel birleşme sırasında çekilen MR'lara göre insanlarda erkek cinsel organı 120 derecelik bir açı yapabiliyor. Bu sırada bütün ağırlık, cinsel organın ortasında taşınıyor ve cinsel organın kılıfı taşlaşıyor. La Peroni hastalığı, cinsel organda nodüllerde oluşuyor. Nodüllerin yüzde 95'i cinsel organın sırtında, yüzde 5'i ise yanlarda görülüyor. Hastalık, önce ilaç sonra da ameliyatla tedavi ediliyor.

Erken boşalma aslında bir avantajmış

Erken boşalma, erkeklerde en çok görülen cinsel işlev bozukluklarından biri. Prof. Dr. Kadıoğlu, bunun bir hastalık olup olmadığını sorguluyor. Türkiye'de bu konuda istatistik bulunmadığını ancak Venezüella'da erkeklerin yüzde 42'sinin erken boşaldığının belirlendiğini anlatan Prof. Dr. Kadıoğlu, bu konuya da şöyle açıklık getiriyor:

��Erkeğin 2-5 dakika arasında boşalması �erken boşalma'

olarak adlandırılıyor. Ancak, nüfusunun yüzde 42'sinde görülen bir şey, hastalık olabilir mi? Bu neredeyse, erkeklerin yarısı demek. Doğaya dönüp baktığımızda, erken boşalmanın bir avantaj olduğunu görüyoruz. Doğada, dişiye, spermlerini çabuk aktarmak, soyunun devamını sağlamanın en iyi yolu. Çünkü çiftleşme sırasında, avlanma olasılığı çok yüksek. Bu nedenle çabukluk önemli. İnsanoğlu da vahşi doğadan uygar yaşama geldiğine göre henüz evrimini tamamlamamış olabilir. Erkeklerin vücudu henüz bunu ayarlayamamış.��

Bu erkekler için bir müjde mi yoksa felaket mi bilinmez ama Prof. Dr. Kadıoğlu, erken boşalmanın doğaya bağlı olduğunu söylüyor ve hemen ardından ekliyor: ��Evrim belki 200 bin yıl sonra tamamlanacak ve erkeklerin böyle bir sorunu kalmayacak.��

Beyin kafayı, kafa vajinayı, vajina penisi büyüttü

Prof. Dr. Kadıoğlu, insanlarda, erkeklerin cinsel organlarının büyük olmasının da, evrim sürecinde gelişen beyinle ilgili olduğunu anlatıyor.

İnsanların beyinlerinin gelişmesiyle, kafalarının büyüdüğünü belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, ��Kafa büyüyünce, doğurmak için kadınların vajinaları da genişlemek zorunda kaldı. Böyle olunca, erkeklerin cinsel işlevlerini yerine getirebilmeleri için cinsel organları da büyüdü�� diyor. Yani, evrim sürecinde, insanların gelişen beyinleri, erkeklerin doğadaki benzerlerinden daha büyük cinsel organa sahip olmalarına neden oldu.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:16
Cinsel Fanteziler


Cinsel birleşme ya da cinsel coşkunun uyanışı sırasında kişinin kafasında bir takım hayaller canlanması olağandır. Erkeklerde gece kendiliğinden gelen bel suyunun (meni) da çoğu zaman gördükleri erotik düşlerin sonucu olduğu bilinmektedir. Kadınlar da, orgazmla sonuçlanan bu tür düşler görebilirler. Ancak, birçok kişiler mastürbasyon yaptıkları zamanlar, ya da cinsel birleşme sırasında hayal güçlerini alabildiğine kullanarak, kafalarında bir takım fantazi sahneler canlandırırlar. Kişiler tarafından az çok bilinçli olarak seçilen bu hayalî sahneler genellikle cinsel coşkuyu artıracak niteliktedirler.

Kişilerin kafalarında canlanan bu hayaller her zaman aynı derecede belirli olamazlar. Kimi kişiler bir sinema perdesindeki kadar belirli ve açık sahneler görürler, kimi kişilerin gündüz düşleri ise daha belirsiz, daha hayal meyaldir. Örneğin kafada canlanan kişilerin yüzleri bile olmayabilir.

Kinsey'in kanısına göre, kadınlar daha çok, önceden geçirdikleri denemeleri düşünme, eski anılarını canlandırma eğilimindedirler. Erkekler ise, ömürlerinde yapmadıkları ve de düşleri dışında yapamayacakları şeyleri hayal, ederler. Bazı araştırmacılar da, kadınlarda cinsel hayallerin pek fazla görülmediği düşüncesini ortaya atmışlardır.

Bununla birlikte bazı kadınların sırf hayal güçlerini kullanarak orgazma eriştikleri de bir gerçektir. Aynı şey erkekler için söylenemez. Bu konuda temel bilgiler edinmek pek güçtür. Aslında, hayal kurma bakımından kadınlarla erkekler arasında çok büyük ayrılıklar olmasa gerektir. Ama bugünkü toplumlarda, kadınların cinsel hayallerinden, fantazilerinden söz etmeleri ayıp sayılmaktadır. Gene de birçok normal kadınlar, hiç denemedikleri, hatta görmedikleri sahneleri kafalarında kolayca canlandırabil-diklerini ve bunu oldukça sık yaptıklarını söylemektedirler. Tamamen normal ve sağlıklı kadınlar, içinde, akraba aşkı (kardeş, ana-baba, evlat gibi çok yakın akraba ile cinsel ilişki kurmak), fahişelik, ırza geçmek, homoseksüellik, gösterme (teşhir) illeti, mazoizm, sadizm, ve daha birçok izmler bulunan sahneler düşündüklerini açıklamışlardır. Bu gibi sahnelerde kimi kadın baş rolü oynamakta, kimi kadın ikinci derecede bir rol oynamakta, kimi kadın ise yalnızca seyirci kalmaktadır. Bu tür hayaller ya da fanteziler kaygı yaratmamalı, olağan karşılanmalıdır.

Hem erkek hem da kadınların mastürbasyon yaparken ve de özellikle cinsel birleşme sırasında bu çeşit hayallere dalmaları çok sık görülen birşeydir. Ayrıca, tam uykuya dalmazdan önce de bu tip havailer canlanabilir ya da doğrudan doğruya düş olarak görülürler. Aşırı cinsel hayaller kuran kişilerin de, bu hayalleri gerçekleştirmeğe hiç bir zaman yanaşmayacaklarını söylemek yerinde olur. Aslında bu tür fantazi hayaller kişilerin üzerindeki bir takım baskıları hafifletmek, hatta yok etmek, onların günlük yaşamlarını normal olarak sürdürmelerini sağlamak bakımından çok yararlıdırlar.

Kısacası, cinsel hayaller kurmak, hiç bir zaman «cinsel sapıklığa» işaret etmez. Tersine, herhangi bir cinsel sapıklığın baş göstermesini önler.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:16
Cinsel Organların Temizliği

Cinsel organların temizliğine dikkat etmek sadece evli çiftlerin üzerinde durmaları gereken bir şey değildir. Bununla birlikte çocuklarını bu konuda aydınlatmamakta direten anne-babalar da vardır. Bunlar, sadece fahişelerin cinsel organlarını dikkatle yıkadıklarına inanır. Bazıları ise, cinsel organlar yıkandığı sırada, hassas bölgelerin uyarılacağı ve genç insanların autoerotizme alışacağını düşünür. Bunlar hatalı düşüncelerdir. Autoerotizm çoğu kez başka nedenlerden ortaya çıkar.

Erkeklerin çoğunda penisin baş kısmı, erginlik çağma kadar sünnet derisiyle örtülüdür. Daha sonra, penis gelişip büyüyünce, bu deri doğal olarak geri çekilir ve baş kısım ortaya çıkar. Sünnet derisi çok uzun olursa, baş kısım daima bunun içinde kalacaktır.

Bu durum erginlikten sonra da devam ettiği takdirde, sünnet derisinin altında smegma adı verilen, yumuşak, yağlı bir madde toplanır. Bu madde, meni ve idrar damlalarıyla karışır. Böyle bir karışım iltihaplar, pişikler oluşturabilir ve bazı genç erkekleri autoerotizme götürebilir.

Onun için, penisin baş kısmının erginlikten sonra dışarı çıkması çok önemlidir; bu durumda sadece iltihaplanmalardan korunmakla kalınmaz, giysilere baş kısmının devamlı sürtmesi sonucu, baş kısım daha az hassas duruma gelir ve cinsel temasta erken boşalma önlenir.

Doğal nedenlerden ve ilerki cinsel ilişkilere hazırlık olarak, genç erkekler sünnet derisini geri çekmeli, penisi birleşime hazırlamalı ve biriken smegmayı temizlemelidir. Aslında Musevi ve Müslümanlarda sünnet, dinsel nedenlerden yapılmaktadır. Fakat tıp açısından da bu çok doğru bir davranıştır. Sünnet derisi çok uzun olduğunda sertleşme anında bile baş kısım serbest kalmaz, cinsel ilişki sırasında hassaslık çok azalır ve boşalma oluşamaz. Böyle durumlarda hangi dinden olursa olsun, sünnet önerilir.

Kadınlarda da bızırın başı ve küçük dudaklar arasında smegma birikir. Kadının bu salgısı birçok durumda erkeğinkinden çok daha fazla ölçüdedir, bu sıvının içinde caprylic-asit vardır. Caprylic-asit aslında hoş bir koku verir. Fakat bozulduğu zaman burnu rahatsız eden bir koku çıkarır.

Bızır erkeğin penisinin baş kısmından çok daha küçüktür ve normal olarak bızırın üzerini bir deri kaplar. Bu yüzden buraya, evlendikten sonra da smegma toplanır. Smegma, bızır ile büyük dudaklar arasına ve daha aşağıda, küçük ve büyük dudaklar arasında da birikir. Ek hoş kokulu salgı, taze olduğu sürece erkeği cinse; bakımdan uyarabilir.

Fakat sarımsı beyaz bir madde haline gelince, erkekte bazı had durumlarda tiksinti yaratabilir. Kadınlar, idrar ve adet akıntılarıyla cinsel organlarının erkeklerinkinden daha kolay kirlenebileceğim akıllarından çıkarmamalıdır. Kadınlarda iltihap ve pişikler,erkekten çok daha fazla görülür.

Yukarda da belirtildiği gibi, cinsel organlara dokunmamak gerektiği düşüncesinin ne sağlık, ne de ahlaksal nedenlerden olmadığını en iyi kadın doktorları bilir. Yeteri kadar sık banyo yapamayan erkek ve kadınlar, tuvalete gittikten sonra cinsel organlarını ıslak pamukla temizlemelidir. Genç erkekler penislerini haftada en az iki kez temizlemelidir.

Bu sırada sünnet derisi tamamıyla geri çekilmelidir. Genç kızların ise cinsel organlarını en az beş günde bir temizlemeleri gerekir. Fakat evlendikten sonra gerek kadın, gerekse erkek, organlarını her gece, yatmadan önce iyice temizlemelidirler.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:17
Cinsel Tercihler

Birçok alanda yenilikler dönemi olan 1960'ların önemli gelişmelerinden biri de kadınla erkek rolleri arasındaki katı ayırımı yumuşatan "üniseks" veya "tek seks" kavramının ortaya çıkışıydı. Bu gelişmenin en çarpıcı görünümü, giyim alanındaydı. Genç erkek ve kadınlar, cinsel farkı ortadan kaldırırcasına aynı biçimde giyiniyorlardı. Hem erkek hem de kadınlarda blucinin moda oluşu bu döneme rastlar.Ama katı cinsel rol ayrımına karşı bu başkaldırma, gıyimin ve dış görünüşün ötesine geçerek davranışları da etkiliyordu.

Sadece erkekler saçlarını uzatmıyor, kadınlar da yemekte ve yolculukta kendi paralarını veriyorlardı. Birçok genç çift, aralarındaki sevgiden hiçbir şey eksilmeksizin, iki erkek veya iki kadın arkadaş gibi masraflarını ortaklaşa karşılıyor, yaşamın yüklerini birlikte ve eşit ölçüde yükleniyordu.

Buna bağlı olarak jestler de değişiyordu; artık bir kadının erkeğin sigarasını yaktığını görmek şaşırtıcı bir durum değildi. Bu, aynı dönemde gelişen cinsel özgürlük ve eşitlik hareketinin bir parçasıydı.Ama çok kesin cinsel rollerin çerçevesi içinde yetiştirilmiş kişileri de şaşırtmıyor değildi.

O yıllarda birçok psikiyatrist, kadın gibi davranmayı becerememekten üzülen ya da nasıl erkek olacaklarını bilemediklerini söyleyen birçok kadın ve erkeğin kendilerine başvurduklarını belirtmişlerdir.Cinsel birleşme sırasında erkek organının dişi organına girişi, erkekliğin aktiflikle, kadınlığın da pasiflikle özdeşleştirilmesine neden olmuştur. Bu da giderek doğadaki ve dünyadaki bütün aktif unsurların erkeklikle, bütün pasif unsurların da dişilikle bir tutulması sonucuna varmıştır; toprak "ana", toprağı dölleyen "erkek" yağmur, hep bu anlayışın izleridir.

Oysa kadınların pasif oluşu hiç de doğal, doğuştan gelen bir özellik değildir. Örneğin kadının "doğal" işlevi olan doğum, pasif değil tam tersine son derece aktif bir iştir: Kadının aktif bir çaba göstermesini, adalelerini kontrollü biçimde zorlamasını gerektirir. Ama çocukluktan itibaren kadın ve erkekler önceden belirlenmiş cinsel rollere alıştırılırlar. Kız çocuklarına uysal, yumuşak başlı ve kadınca olmaları öğretilir, sokakta oynamaları istenmez; buna karşılık erkek çocukların özellikle aktif, sorumlu, zaman zaman da saldırgan olmaları beklenir.

Oysa kadınların doğal olarak daha güçsüz cins olduğunu gösteren tarihsel kanıtlar bulmak pek mümkün değildir. Geçmişte, Amazonlarda olduğu gibi kadınların da erkeklerle birlikte savaşa katıldığı ve çok da başarılı olduğu toplumlar varolmuştur.

Kadınların fiziksel olarak daha güçsüz ve narin olmaları bile, erkeklerle kadınlar arasındaki çok uzun süreli bir işbölümünün sonucudur, yani kültürel, tarihsel bir gelişmedir. Kadınların evde kalarak çocuklara bakmak zorunda kalmaları, erkeklerin de ava çıkmaları, birincilerin adale ve kemiklerinin gelişmemesine, ikincilerinse gelişmesine neden olmuştur.

Cinslere yakıştırılan "kadınca" ve "erkekçe" roller, herhangi bir doğal düzeni yansıtmaktan çok, bir toplumsal düzeni yansıtır. Gerçekten de, kadınların pasifliği yoksul toplumlarda pek fazla vurgulanmayan bir şeydir, çünkü yoksulluk herkesin, hem erkeğin hem de kadının çalışmasını gerektirir.

Kadınların da çalıştığı işçi ailelerinde kadının çok daha rahat davranabilmesi, cinsel gereksinimlerinden çok daha rahat bir hava ile söz edebilmesinin nedeni, herhangi bir "kabalık" değil, bu kadının da çalışmasıyla sağlanan toplumsal ve ekonomik eşitliktir. Haremlere sadece prensler ve şeyhler sahip olabilirler; "hanımefendilik"de ancak zengin toplulukların kaldırabileceği bir lükstür.

Tamamen erkek ve tamamen kadın olan kimselerin iki normal ucu oluşturdukları düşünülecek olursa, bunlar arasında kalan ve zaman zaman ortaya çıktıkları halde büyük çeşitlilik gösteren fiziksel ya da ruhsal sapmalar demetine İNTERSEKS denmektedir.

1. KADIN: Fiziksel ve ruhsal kimlik tamamen kadın: doğurgan ve dişi gonadları tam: xx kromozomları.

2. ÇİFTCİNSEL KADIN: Fiziksel olarak tamamen dişi; her iki cinsten insanlara karşı cinsel çekim duyuyor; doğurgan: xx kromozomları.

3. KADIN EŞCİNSEL: Fiziksel kimliği kadın; yalnızca başka bir kadına karşı cinsel çekim duyuyor: doğurgan: xx kromozomları.

4. TRANSSEKSÜEL KADIN: Fiziksel olarak tamamen kadın ve dişi gonadlar taşıyor: erkek rolüne özenmekten dolayı irileşmiş bir klitorisi olması olası; ruhsal kimliği erkek veya cinsiyetsiz; doğurgan; xx kromozomları.

5. TURNER SENDROMU: Dış görünüş ve ruhsal kimlik açısından büyük ölçüde kadın olmakla birlikte, iç erbezleri var; doğuştan y-tipik sakatlık (çok kısa boy, ense dokusu, vb.): doğurgan değil: xo kromozomları.

6 KLİNEFELTER SENDROMU: Dış görünüş erkek; penis ve gonadlar ufak, fazla şişmanlama eğilimi, doğurgan değil: xxy kromozomları.

7. TRANSSEKSÜEL ERKEK: Fiziksel olarak erkek; erkek gonadları ve ufak penisi var; kadın rolünü kıskanıyor: doğurgan olması olası; xy kromozomları.

8. KADINSI ERKEK EŞCİNSEL; Fiziksel kimlik erkek; erkek gonadlar ve cinsel organları: ruhsal kimlik kadın: yalnızca başka bir erkeğe karşı cinsel çekim duyuyor: üretken: xy kromozomları.

9. "BUTCH" ERKEK EŞCİNSEL; Fiziksel ve ruhsal kimlik erkek; yalnızca başka bir erkeğe karşı cinsel çekim duyuyor; üretken: xy kromozomları.

10. ÇİFTCİNSEL ERKEK: Fiziksel olarak tamamen erkek: her iki cinsten insana karşı cinsel çekim duyuyor: üretken: xy kromozomları.

11. ERKEK: Fiziksel ve ruhsal kimlik erkek: erkek gonadlar ve cinsel organlar: üretken xy kromozomları.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:18
Cinsel İlişki


Erkek ve kadın, okşamalar sonucu kan hücum edince iyice şişen cinsel organlarındaki yüksek gerilimi yok etmek için bu organlarını birleştirirler. Bu, sadece sevilen bir insanla duygularını birleştirmek isteğidir. Mutluluk, karşı cinsin mutluluğunda bulunur.

Cinsel heyecanın belirli bir aşamasında organlar birtakım masaj hareketleriyle daha da uyarılır. Cinsel birleşim beyinden başlayarak gerilimin doruk noktasına ulaşınca, bunu karşı konmaz bir refleks çatışması izler: Bu orgazm anıdır. Bütün vücudunun bir süre sarsılmasıyla birlikte, erkek tohumlarını atar.

Kadının vücudunda da buna benzer sarsılmalar olduğu için, her ikisi birden maddi ve manevi zevkin doruğuna çıkarlar, her şeyi bir süre unutup, bambaşka bir dünyaya girerler. Bu orgazm hali erkekte çok çabuk yatışır, fakat kadınca devam eder ve yavaş yavaş hafifler. Bu mutluluk, gevşeme veya bitkinlik içinde, kısa zaman sonra her ikisi de derin bir uykuya dalar.

Yukarda belirtilen durum, kadın ile erkeğin birlikte orgazma ulaşmaları durumunda oluşur. Buna ulaşabilmek için ortak çaba gereklidir. Bu da ancak erkeğin ve kadının birlikte çaba göstermesi ile olanaklıdır.

Japonya'daki cinsel yaşama ilişkin çok az istatistik bilgi vardır. Bize yarayabilecek birkaç tanesi de o kadar birbirlerinden farklıdır ki, Amerikan araştırmalarına başvurmamız daha doğru olur. Japonların cinsel yaşamlarının Amerikalılarınkine benzediğini kabul etmemiz gerekir.

Marie E. Kopp, kadınların % 35'inin her birleşimde orgazmı yaşadıklarını, % 47'sinin çok sık orgazm olduklarını, % 18'inin ise hiç bir zaman orgazma ulaşamadıklarını bildirmektedir.

Kinsey raporunda, kadınların % 70-77'sinin sürekli orgazma ulaştıkları belirtilmektedir. Dr. Lewis M. Term, kadınların çeşitli evlilik devrelerinde orgazma varma oranlarını şöyle sıralıyor:

İlk Cinsel İlişkide Orgazm %24
Birkaç Hafta Sonra %27
Bir Ay veya Bir Yıl Sonra %26
Bir Yıldan Daha Fazla Zaman Sonra %16
Hiç Bir Zaman %7

Dr. Kinsey'in raporunda ise, kadınların orgazmı konusunda şu istatistik yer alıyor:

Kadınlar Evliliklerinin 1. Yılında %63
5. Yılında %63
10. Yılında %71
15. Yılında %81
20. Yılında %85

oranında orgazma ulaşmaktadırlar.

Bu, kadınların %23 ile %37'sinin evliliklerinin ilk yıllarında orgazma ulaşamadıklarını gösterir. Tabii, bunun çeşitli nedenleri vardır. Gerek kadın, gerekse erkekte bunun bedensel nedenleri olabilir. Cinsel yaşam konusunda çok az şey bilmeleri de buna neden gösterilebilir.

Hemen hemen bütün erkeklerin orgazma ulaşmalarına karşılık, kadınların oldukça fazla bir bölümünün orgazmı yaşamamaları, sadece kadın için değil, kocası için de acınacak bir durumdur.

Eşi isterse aynı yaşantıya varamasın, erkek boşalabilir ve orgazma ulaşabilir. Fakat bu erkeği, eşinin de aynı yaşantıyı aynı anda paylaşması kadar tatmin edemez. Erkeğin yalnız başına orgazm olması tek yönlüdür. Bu, mutluluk duygusu tam anlamıyla duyulmadan tatmin olmadır. Kadın ise orgazma varmadığında daha büyük tehlikelerle karşı karşıya kalır.

Cinsel organlarına toplanan ve uzun süre burada kalan kan, kadının vücuduna zarar verir. Bu yüzden, üzerine yüklenen ruhsal baskının ise, kadın belki de kolay kolay üstesinden gelemez. Kadın cinsel ilişkiden ürkecek, erkeğin ayrıcalıklı durumunu lanetleyecek ve sevgi yıllarının sonunda düş kırıklığına uğrayacaktır. Erkek de hiç kuşku yok ki, bir süre sonra eşinden soğuyacaktır.

Aynı anda orgazma varma, tatmin edici bir cinsel birleşimin baş koşuludur. Bu konuda gösterilecek çaba sadece cinsel alanda mutluluğun paylaşılmasını sağlamaz, aynı zamanda daha fazla ortak zevk alınmasını olanaklı kılar. Bu amaçla çeşitli tekniklerin uygulanması yerinde olur; kişisel bencil isteklerin doyumu esas amaç olmamalıdır.

Evliliğin ilk zamanlarında erkeğin bölgesel uyarılmaya gereksinimi yoktur. Çünkü duyguları ve cinsel heyecanı kolay uyarılır. Sadece kısa bir süre cinsel faaliyet onu orgazma götürmeye yeterlidir. Eşi ise belki başlangıçta orgazm olmayabilir. Fakat kadın kendi vücudunun eşine nasıl zevk verdiğini gördükçe öğrenme devrini geçirir ve cinsel zevki, cinsel mutluluğu duyumsamaya başlar.

Daha sonraları karı koca, cinsel yaşamlarında daha kuvvetli heyecanların özlemini çekeceklerdir. Erkek, birleşim sırasında cinsel davranışlarını daha güçlü, daha sürekli kılmayı öğrenecek, kadına, onun orgazmına gerekli olan bölgesel uyarılma için daha uzun zaman verebilecektir. Birleşimden önceki okşamaların nüansları ve çeşitleri, ilişkiden sonraki pozisyonların seçilişi de oyunlar kadar gereklidir.

Yavaş yavaş gelişen kadının orgazmına kendi orgazmını uydurabilmek için, erkek, birleşim sırasında eşini hafif okşamalarla heyecanlandırma!ı ve kendi orgazmını geciktirecek pozisyonlar seçmelidir.

Kadın isteyinceye kadar erkek kendi orgazmını veya boşalmasını geciktirmelidir. Bir süre sonra, orgazm beklenmedik bir anda yaklaşsa bile, kadın reflekslerle buna karşılık verecektir. Kadın kusursuz birleşim yaşantısını kendine hedef almıştır, fakat birçok erkek, aynı anda ve birbiri ardından orgazmlar arasında fazla bir ayrım bulmaz.

Bunlar cinsel ilişkide kadın ile aynı anda orgazma ulaşmanın ne kadar çok mutluluk verici bir şey olduğunu daha öğrenmemişlerdir. Erkek bu mutluluğu bir kez tadınca, bir daha kendi orgazmını eşininkine rastlatmak için çaba göstermek gerektiğinden yakınmayacaktır. Orgazm sırasında birleşmede -kaçınılmaz bir kural olarak- karşılıklı derin manevi sevginin bulunması gereklidir. Öte yandan manevi sevgi için, cinsel yaşamda aynı anda orgazma ulaşmaktan daha sağlam bir temel yoktur.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:19
Cinsel İlişki Sonrası

Kısa zamanda orgazma ulaşan kadın ve erkeklerin çoğu için, daha sonra birbirini kucaklamak ve öpmek yeterlidir. Bundan sonra yeniden cinsel ilişkide bulunmayı istemedikleri zaman, daha fazla uyarma gereksizdir.

Genellikle erkek, çok çabuk gerçek yaşama döner. Ama kadın, bir süre daha orgazm sarhoşluğu içinde kalır. Birleşimden hemen sonra uyumak isteyen erkek, eşinin cinsel duygularının henüz yatışmamış olduğunu ve hemen ayrılmayı arzulamadığını unutmamalıdır. Son mutluluğu, kadın cinsel ilişkiden sonra eşinin okşamalarıyla tadar. Bu, erkeğin eşini sevdiğini kanıtlar.

Erkek, eşini, tatlı minnet ve sevgi sözleriyle hoş bir mutluluk atmosferine sürükler. Bu sırada eşinin dudaklarından, gözlerinden, boynundan ve göğüslerinden öper. Buna karşılık olarak da, kadın süregelen orgazm durumunda, kocasına minnet ve mutluluk duyguları ile sarılır. Böylece ihtiras ateşi yeniden alevlenir. Leğen kaslarının isteyerek veya irade dışı ritmik kasılmaları da erkeği hoş bir uyarılma durumunda tutar ve erkeğin penisinin çabuk sönmesini, vaginadan dışarı kaymasını önler. Çift, böylece organları birleşik halde, uykuya dalar.

Fakat orgazma birlikte ulaşılamaz, kadın erkekten daha geç ulaşırsa, erkek eşini iyice okşamalıdır. Bununla birlikte çoğunlukla erkeğin bu çabası çok geç kalmış olacağı için, her iki eş de aynı anda orgazma varmaya gayret etmelidir.

Birlikte orgazmdan sonra, erkek okşamalarını çok uzun sürdürmemeye dikkat etmelidir. Aksi durumda bu okşamalar, kadında yeni arzular uyandırabilir. Oysaki, erkek daha bir süre yeniden birleşime hazır değildir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:19
Cinsel İlişkiye Hazırlık

1. ATMOSFER

İnsan yapısı, öteki yaratıkların tersine heyecanlara karşı davranışta bulunabilme yeteneğine sahip bir ruh ile donatılmıştır. Bazı ayrıklıklar dışında, cinsel ilişki için uyarılmaya bir hazırlık aşaması gereklidir.

Bu faaliyet doğrudan doğruya bedensel uyarılmayı içine almaz. Cinsel isteklerin uyarılması daha çok görme, koklama ve işitmeyle olur. Değişik türde uyarılmaların oluşturduğu cinsel atmosfer, cinsel istekleri doğal yoldan sağlar; vücut ve ruhu, her ikisini birleştirir.

Duyguları okşayan müzik, renkler, sanat, resimler, davranış ve kokuların önemi gayet iyi bilinir. Fakat bunların en önemlisi karşılıklı konuşmadır. Dr. Van De Velde cinsel ilişkiye hazırlık yollarının en etkilisinin konuşma olduğunu kesinlikle ileri sürmektedir. En önemlisi ise sevgidir ve bunun etkisi kendi kendisine telkin ve karşılıklı telkine bağlıdır.

Gündelik evlilik yaşamında konuşmanın önemini unuturuz. Koca içini çekip, şöyle söyleyebilir: "Ben sana sevgi üzerine ne biliyorsam, hepsini söyledim." Evli bir kadın utangaç bir bakışla şöyle diyebilir: "Erkeğin görevi bu konuda kadınla konuşmaktır." Her ikisi de haksızdır. Erkeğin okşamalarından mutluluk duyan kadın, tatlı aşk fısıltılarıyla karşılık verir. Kadın ara sıra bazı sözler duymak ister. Fakat, bu, her şey olup bittikten sonra, insanın nefesini kesici bir yığın sıfat işitmek istediği anlamına gelmez.

Kadın, "seni seviyorum", gibi içten kelimelerin söylendiği bir konuşmadan mutlu olur. Her ne kadar erkek sevgi sözleri söylemeye pek fazla yanaşmasa da, kendisine sevgi dolu sözler söylendiğinde, bundan hiç de hoşlanmaz değildir. Hatta bu gibi sözler, onda cinsel istek bile uyandırabilir.

Erkek ve eşi, evlilik öncesi yılları ve evliliklerinin ilk zamanlarını anımsamalıdır. O zamanlar nasıl aşk fısıltılarının özlemini duymuşlardır! Sevgi dolu sözlerin onları sadece manevi sevgiye uyarmakla kalmadığını, aynı zamanda düzenli, sürekli kendisini yenileyen bir sevgiyi sağladığını hiç bir zaman unutmamalıdırlar.

Aşk oyununa götüren, gitgide koyulaşan atmosfer içinde, bölgesel uyarılma daha başlamadan, cinsel organların içindeki irade dışı salgılama çalışması başlar. Bu da cinsel ilişkilerin bir sonraki aşamasına, okşamalara götürür.

2. HAZIRLAYICI OKŞAMALAR

Cinsel ilişki öncesinde okşamalar sadece kadın için gerekli değildir; erkeğin de buna gereksinimi vardır. Heyecan öpüşmeyle başlar, kucaklamalarla, vücudun çeşitli kısımlarının, özellikle cinsel organların ilişkisiyle artar. Çoğunlukla okşamalara erkek başlar. Bu, evliliğin ilk zamanlarında yeterli olabilir; fakat kendisi okşamalara başlamayı reddeden kadın, kısa zamanda kocasının sevgisini yitirecektir. Öte yandan okşamalar salgılamayı artırır, kanın cinsel organlara dolmasını sağlar ve cinsel ilişki için hazırlıkları tamamlar.

Erkek, kadın kadar çok sıvı salgılamaz. Bu az oluş büyük bir sorun değildir. Fakat kaygan sıvıyı kadının çok az salgılaması, cinsel ilişkiyi zorlaştırır ve cinsel ilişkiden sonraki aktiflik üzerine olumsuz etki yapar.

Aşk fısıltıları kolayca okşamalara götürür; eşlerden biri ötekini yönetmeden, her ikisi birden aynı anda da buna başlayabilirler. Cinsel birleşim sırasında erkek ve kadın normal olarak bir sessizlikler ve karanlıklar dünyasına gömülürler ve böylece büyük bir zevk tadarlar. Fakat bu, odanın karanlık olması anlamına gelmez. Aşk fısıltıları ve arada dile getirilen mutluluk itirafları, çifte karşı konmaz, bedensel bir heyecan, libido sağlar ve onları sadece kendilerine ait olan bir dünyaya götürür.

Burada erkeğin ve kadının dikkat etmeleri için bazı uyarılarda bulunmak gerekir. Cinsel organlar başlangıçta daima yumuşak hareketlerle uyarılmalıdır. Daha sonra, salgılama başlayınca, uyarma gitgide artırılabilir. Başlangıçtaki birdenbire, şiddetli uyarma, acı hissi ve iltihaplanmaya neden olabilir.

Özellikle penisin baş kısmına sabırsızca yapılacak kuvvetli uyarmalardan kaçınılmalıdır. Bazıları kadının kaygan salgısı az olduğunda tükrüğe başvurur. Fakat buna tam anlamıyla güvenilmemelidir. Bunun yerine salgının doğal yoldan çıkışını başka şekilde sağlamaya çalışılmalıdır.

Tutkulu okşamalar, kuvvetli uyarılmanın tek yoludur. Dört gözle beklenen anda hareketlerin yavaşladığını ve yumuşadığını akıldan çıkarmamamız gerekir. Ritmik uyarmalar zevk duygusunu artırmak için çok etkili olabilir.

Evlilikte okşamalar, evlilik öncesindekilerden pek az farklıdır. Her türlü okşama, hatta cinsel organların ağız yolu ile uyarılması bile doğal ve normal olarak kabul edilmelidir. Eşlerden her biri, aralarına soğukluk girmemesi için, hangi çeşit okşamaya başvururlarsa vursunlar, vücutlarını temiz tutmalıdırlar. Her gece yatağa girmeden cinsel organlarını yıkamaya alışmalı, ilişkide bulunmasalar bile bunu savsaklamamalıdırlar.

Akşamları banyo yaptıktan sonra tuvalete giderlerse de yıkanmalıdırlar. Çünkü, cinsel organlar vücut dışkılarını dışarı atmaya da yarar. Bu gerçek, cinsel yaşamda unutulmamalıdır.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:20
Cinsiyetin Sırrı


Amerikan bilim adamları, cinsiyetin belirlenmesinde önemli rol oynayan bir gen buldu. St. Louis Washington Üniversitesi`nden bilim adamları, farelerin gelişiminde ve organların oluşmasında önemli rol oynayan Fgf9 adlı proteinin eksikliğinin etkisini, bu proteini üreten geni devre dışı bırakarak araştırmak istedi.

Bu amaçla deneylerini sürdüren bilim adamları, tesadüfen farelerin hemen hemen hepsinin dişi olduğunu tespit etti. Bilim adamları böylece, embriyonal evrede anormal cinsiyet gelişimleri tedavisinin mümkün olacağını söylüyorlar.

ABD`de yayımlanan Cell Dergisi'ndeki habere göre, bilim adamı David Ornitz ve çalışma arkadaşları, yeni doğan farelerde prostat bezi ararken, farelerin hemen hepsinin dişi olduğunu gördüklerini söyleyen Ornitz, Y kromozomu taşıyan farelerin bile dişi olduğunu tespit ettiklerini vurguladı.

Dişi olmayan farelerin ise anormal testislere ya da yumurtalık ve testis karışımı bir dokuya sahip olduklarını söyleyen Ornitz, Fgf9 proteinin embriyonal gelişme evresinde, cinsiyeti belirleyici rol oynadığını belirtti.FgF9 proteininin tüm memelilerde bulunduğunu kaydeden Ornitz, ilerde, embriyonal evrede anormal cinsiyet gelişimlerini tedavi etme imkanlarının olabileceğini söyledi.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:20
Çocuk Aldırmak

Ailenin, çocukların, devletin mutluluğu bir plan çerçevesinde kurulmalıdır. Birinci planda doğum kontrolü gelir, ondan sonra da çocuk aldırmak yer alır. Bir grafiğin gösterdiği gibi daha önce çocuk aldırıldığında erken doğum veya düşük yapmak olasılığı çok artar.

Ayrıca birkaç kez çocuk aldırıldığında, istense bile bir daha çocuk sahibi olmama tehlikesi büyür. Onun için daha çocuk sahibi olmamış, hele o zamana kadar doğum kontrolünü hiç denememiş bir kadının çocuk aldırması, büyük akılsızlıktır.

Rahmin düşük yapmak için değil, gebelik için var olduğu hiç unutulmamalıdır. Çocuk aldırmak doğaya aykırıdır ve öyle kalacaktır.

Çocuk aldırmak için gerekli ameliyat körebe oyunu gibidir; bunun Japonya'da desteklenmesi ve çok pahalı olmayışı, ne yazık ki genç kadınların düşüncesizce sağlıklarını ve yaşamlarını tehlikeye atmalarını kolaylaştırmaktadır.

Günümüzde doğum kontrolü ve cinsel yaşam aynı anlama gelmelidir. Doğum kontrolü hakkında hiç bir şey bilmeyen kişi, akıllı olduğunu ileri süremez. Prezervatif (kaput) kullanmak ne aşağı görülmeli, ne de bundan tiksinti duyulmalıdır.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:21
Diyafram Kullanımı

Doğum kontrolü konusunda bazı danışmanlar, prezervatife değer vermeyip, diyaframı önermektedir. Ben, onlarla aynı düşüncede değilim. Diyaframın kullanılmasını ikinci derecede önermekteyim. Prezervatife alışamayan erkekler, bunun nedenini aramalı ve prezervatife alışmak için ellerinden geleni yapmalıdır. Diyaframa ancak son çözüm olarak başvurulmalıdır.

DİYAFRAM VE CİNSEL DUYULAR

Rahim ağzı diyaframı, çoğunlukla üzerine prezervatifinkinden daha kalın bir tabaka lastik geçmiş, madensel bir halkadır. Sadece rahim ağzını kapladığı için, cinsel zevki azaltmaz.

Diyafram kalın ve kaba görünebilir, fakat kadın bunu yerleştirdikten sonra hiç bir şey duymayacaktır. Eşine de bundan söz etmesi gerekmez.

Diyaframı ve bunun takılışını gören erkeklerde cinsel zevk birdenbire azalıyorsa, bunun nedenini, bu yüzden vaginanın genişleyeceği hakkındaki yanlış düşüncede aramak gerekir.

DİYAFRAM NASIL SEÇİLİR?

Diyafram, prezervatif gibi saydam değildir. Çapı 65 ile 80 mm., kalınlığı ise 5 mm.'dir. Hangi boydaki diyaframın kullanılması gerektiğini bir doktor, bir ebe ya da bir hemşire saptayabilir. Kadının her doğumdan sonra diyaframın boyu büyük bir olasılıkla değişecektir.

Diyaframın yerleştirilmesi için bu konuda alışkanlık sahibi olmak gerekir. Diyaframın uygun büyüklüğü bulunduktan sonra, bunun nasıl takılacağını kadının doktora sorması doğru olur. İlk yerleştirme denemelerine bir doktorun nezaret etmesi yararlıdır. Doktor önünde bu denemeler, kadın kendiliğinden bunu takmaya alışıncaya kadar devam etmelidir.

DİYAFRAM NASIL YERLEŞTİRİLİR?

Baş parmak ve kıvrık haldeki orta parmakla diyafram kenarlardan bastırılır. Böylece aslında yuvarlak olan diyafram uzunca bir şekil alır. Uzatılan işaret parmağı boylu boyunca lastik kısmın üzerine yerleştirilir. Bu durumda parmağın ucu madensel halkaya değer.

Kadın başlangıçta işaret parmağını kenara oturtmakta zorluk çekebilir, fakat denedikçe buna alışacaktır. Bir ayak alçak bir iskemlenin üstüne konur (sağ elini kullanan kadın için sol ayak) ve hafifçe öne eğilir. Vagina ağzı sol elle iyice açılır.

Diyafram lastik kısmı vaginanın yukarı duvarına gelecek şekilde, baş parmak daha fazla girmesine izin vermeyinceye kadar içeri itilir. Ondan sonraki kıvrık durumdaki parmak uzatılır ve avuç yukarı döndürülmüş şekilde, üst lastik kısım iyice vagina duvarına yapıştırılır. Avuç dik açı şekline getirilir ve baş parmak ile orta parmak serbest bırakılır.

İşaret parmağı ile diyaframın en uç kısmı tutulur. Sonra diyafram vaginanın iç duvarına (anüse doğru) bastırılarak olanaklı olduğu kadar ileri itilir. Bu konuda deneysiz kadınlar, belki de diyaframı sol elleriyle tutacak ve halkayı ileri doğru iterken, bunu döndüreceklerdir. Fakat diyaframın uç kısmını aşağı doğru döndürdüklerinden emin olmalıdırlar.

Artık diyafram vagina içinde yeteri kadar derine girmiştir. Şimdi diyaframı döndürmekle, halkanın arka ucuna işaret parmağıyla bastırmakla geride kalan bölüm de itilir. Daha sonra, işaret parmağı diyaframın kenarında gezdirilir ve böylece onun yeteri kadar ileriye yerleşip yerleşmediği anlaşılır. Eğer yerleşmemişse, dışa yakın olan kenar biraz kaldırılıp, daha ileri itilmelidir. Ancak bunun sonunda diyafram güvenli şekilde yerine oturur.

Bu konuda yeteri kadar deney sahibi olduktan sonra, diyafram yatarak da yerleştirilebilir; diyaframı yerleştiren elin tersi yönündeki bacak biraz bükülür.


YERLEŞTİRME SIRASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

Diyaframın yerleştirilmesi sırasında aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir.

Diyafram ne zaman yerleştirilmelidir? Bunun cinsel ilişkiden hemen önce yerleştirilmesi önerilmez. Çünkü bu durumda cinsel zevk duygusu zedelenecektir. Kadın cinsel temasın olacağını bilirse, erkek görmeden de diyaframı takabilir. Diyaframın gerek iç, gerekse kenar yüzüne, takılmadan önce sperm öldürücü jöle sürülmelidir.

CİNSEL İLİŞKİDEN SONRA TEMİZLENME

Cinsel ilişkiden sonra diyafram ertesi sabaha kadar yerinde kalmalıdır. Diyaframın erken çıkarılması rizikoludur. Çünkü spermler jöle ile bütünüyle tehlikesiz duruma gelmeyebilir. Çıkarıldıktan sonra diyafram ılık sabunlu suyla yıkanmalı, kurulanmalı ve saklanmadan önce hafifçe pudralanmalıdır.

DİYAFRAMIN KULLANILIŞINI KISITLAYAN DURUMLAR

Arkaya doğru dönük rahme diyaframın takılışı, öne doğru dönük, normal rahime takılışından daha kolaydır; fakat dönüklük bazen o kadar fazla olabilir ki, diyafram hiç takılamaz.

Geçirdikleri birçok doğum yüzünden vagina duvarı esnekliğini yitirmiş kadınların da diyafram kullanmaları doğru değildir. Çünkü diyafram böylelerinde kolayca yerinden kayabilir. Yeni evli ve daha doğum yapmamış kadınlarda diyaframın takılması zordur.

DİYAFRAMIN DEZAVANTAJLARI

Diyafram, daima doktor kontrolünden geçtikten sonra kullanılmalıdır. Diyafram için jöle de gerekli olduğu ve diyaframın hemen hemen her gece takılması gerektiği için, yapılacak masraf, prezervatife harcanacak olan paradan da çoktur. Çok sık kullanıldığında vaginada iltihaplar oluşturabilir.

Diyafram, sadece erkeğin aile planlamasında eşi ile el ele vermediği durumlarda, cinsel birleşimin çok sık uygulandığı ve erkeğin prezervatif takmamakta direndiği durumlarda önerilir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:21
Doğum Kontrol Yöntemleri

Doğum Kontrol Hapları

Yaygın olarak kullanılan doğum kontrol ilaçları, östrojen ve sentetik progestin hormonları içeriyor. Bu ilaçlar, yumurtlamayı önleyerek doğum kontrolünü sağlıyor.

Doğum kontrol ilaçlarına başlamadan önce, doktor kontrolünden geçmek şart. Kadınlarda genel kontroller, jinekolojik muayene ile birlikte smear testi yapılması gerekiyor. Bugün; doğum kontrol haplarının bulantı, ara kanamalar, adet kanamasında azalma, deride lekelerin oluşması, migren ağrılarının şiddetlenmesi, memede ağn ve mizaç değişiklikleri gibi yan etkileri olabiliyor.

Gebeler, yüksek tansiyon, damar, karaciğer, şeker ve migren hastaları, 35 yaşın üzerinde sigara içen bayanlar ve 16 yaşından küçükler, kesinlikle doğum kontrol hapı kullanamıyor.

Yeni Doğum Kontrol Hapları

Yeni geliştirilen bir doğum kontrol hapı, mevcutlar arasında en az hormon içeren hap olacak. Çalışmalarını Londra'dan Prof. John Guilleband'ın yürüttügü ila,ç 60 mcg gestodene ve 15 mcg ethinvlestradiol içeriyor. Bu yeni ilacın diğerlerinden bir başka farkı, 21 günlük yerine 24 günlük olması.

Erkeklere Doğum Kontrol Hapı

Çin'de geliştirilen ve erkeklerin kullandığı dogum kontrol haplarının güvenliği %95. Önümüzdeki 10 yıl içinde piyasaya sürülmesi beklenen ilaçlar ile ilgili araştırmalar, halen devam ediyor. Bu hapların, bazı erkeklerde kişilik ve ruh hali üzerinde etkileri olduğu saptanmış. Eski tip hapların, sinirlilik gibi yan etkileri olduğu, yeni geliştirilenlerde ise bu yan etkilerin bulunmadığı görülmüş.

Rahim İçi Spiral

1960 yılından itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanan rahim içi araçlar, değişik şekil ve boyutlarda olabiliyor. Adet kanamasmın 3. veya 4. günü, rahme yerleştirilen spirallerin saf plastik ve bakırlı çeşitleri yanında, son zamanlarda hormon salan tipleri de üretiliyor.

Rahim içi araç kullanan kadınlara, her yıl kontrol yapılması gerekiyor. Rahim içi araca bağlı kasık ağrıları, ara kanamaları, sancılı ve fazla adet kanaması görülebiliyor. Rahim içi araç, pelvik enflamatuvar hastalığını artırarak, tüplerde tıkanıklığa bağlı kısırlık ve dış gebeliklere neden olabileceğinden, en az bir çocuğu olan veya çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlar tarafından tercih ediliyor.

Prezervatif

Cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklara karşı da koruyuculuğu olan prezervatif, güvenilir yöntemler arasında sayilıyor. İnce lastik bir materyalden vapılan prezervatif, cinsel ilişki öncesinde erkek cinsel organı üzerine takılıyor ve böylelikle spermin vajinaya girmesi engelleniyor.

Yırtılma ya da çıkma korkusu dışında herhangi bir yan etkisi de yok denecek kadar az. Olası tek yan etkisi; kauçuk, pudra veya lubrikan maddeye karşı alerjik reaksiyon oluşması. Bu yöntemin doğum kontrolündeki güvenilirliği, doğum kontrol hapı ve spiralden daha az. Ancak vajina içerisine uygulanan spermisid kontraseptif krem, jel veya köpükle etkinliği, doğum kontrol hapının etkinliğine yakın bir düzeye çıkıyor.

Hormon İmplantları

Derinin altina yerleştirilen yumuşak kapsüller şeklindeki hormon implantları, progestin hormonu salarak yumurtlamayı önlüyor ve 5 yıl boyunca koruma sağlıyor. Ancak bu kapsüllerin, konusunda deneyimi olan hekimler tarafından yerleştirilmesi ve 5 yılda bir değiştirilmesi gerekiyor. Dogum kontrol hapları kullanmaması gereken kişiler, bu implantları da kullanamıyor.

Hormon Enjeksiyonları

Progestin hormonu içeren uzun etkili bir korunma metodu olarak kabul edilen hormon enjeksiyonları, her üç ayda bir kullanılıyor. Bir yıldan fazla kullanıldığında, adetlerin kesilmesine neden olabiliyor. Bu nedenle, ileride çocuk sahibi olmayı düşünen kadınlara önerilmiyor.

Cerrahi Sterilizasyon (Kısırlaştırma)

Sterilizasyon, hem kadın hem de erkek için, istendiğinde geriye dönüşü mümkün olan bir doğum kontrol yöntemi. Kadınlar için uygulanan yönteme, tüplerin bağlanması (tubal sterilizasyon), erkekler için uygulanan yönteme ise üreme kanalının bağlanması (vazektomi) adı veriliyor.

Gelişmiş ülkelerde, üreme çağındaki çiftlerin yaklaşık %24'ü doğum kontrol yöntemi olarak cerrahi sterilizasyonu seçiyor. Güvenilirliği %99.8 olan tüplerin bağlanması yönteminin kadının cinsel yaşamına ve ruh sağlığına olumsuz hiçbir etkisi yok.

Erkek sterilizasyonunun da aynı şekilde erkek cinsel yaşamına ve ruh sağlığına olumsuz bir etkisi yok. Bu işlemin güvenirliliği ise %99.9.

İlişki Sonrası Doğum Kontrolü

İlişki sonrasında alındığında gebeliği önleyen ilaçlar, östrojen ve progestin hormonları içeriyor ve rahmin iç tabakasının gelişimini engelleyerek gebeliği önlüyor.

Yöntem, korunma olmadan gerçekleşen bir ilişkiden sonra, gebeliğin kürtaj yapılmasına gerek kalmadan engellenmesini amaçlıyor. İlaçlar, ilişki sonrasındaki ilk 72 saat içinde alındığında, gebeliği %97 oranında önlüyor. Dogum kontrol haplarının kullanımı ile ortaya çıkan yan etkiler, bu ilaçların kullanımından sonra da görülebiliyor.

Elektronik Doğum Kontrolü

Yine Çin'de, erkekler için elektronik doğum kontrol yöntemi geliştirildi. Spermleri öldüren elektronik dalgalar yayan çağrı cihazı büyüklüğündeki bir alet, erkek iç çamaşırına yerleştiriliyor. Cihazın 1 saat çalıştırılması, erkekte bir ay kadar sterilite sağlıyor.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:21
Doğum Sonrası Cinsellik

Orgazma ulaşamayan birçok kadın, çoğu kez gebeliğin başında zevkin doruğuna varabilir veya ilk doğumdan sonra cinsel soğukluktan kurtulabilir. Bunun nedeni genellikle psikolojiktir. Kadın artık birtakım cinsel engellerin ortadan kalktığını duyumsar; kadın olarak yerini sağlamlaştırmıştır; çocuk sayesinde mutluluk kazanır, kocasına olan sevgisini derinleştirir ve doğum sınavını başarıyla verdiği için, aşırı utanç duygusundan çok şey yitirir.

Vagina genişlemesine karşın ilk doğumdan sonra kadın cinsel yaşamında daha azla tatmin olur. Bu gerçek, kadının sadece bölgesel uyarılmalara bağlı kalmadığını, psikolojik etkilerin çok daha önemli olduğunu kanıtlar.

Doğumlardan sonra perine yırtılması dikilirse, vagina ağzı genişlemez, hatta eskisine göre daha da küçülebilir. Bu dikiş, gerek erkek, gerekse kadın için yararlı olur. Doğumdan sonraki ilk birleşmede erkek, eşine karşı zifaf gecesindeki gibi şefkatli davranması gerektiğini unutmamalıdır. Hiç değilse doğumdan sonraki ilk altı hafta cinde cinsel birleşimden kaçınmak doğru olur. Ya da gebelik sırasında erkeğin gerilimini gidermek için uygulanan dolaylı yöntem seçilmelidir.

Doğum nedeniyle vagina genişleyebilir, fakat buna karşı elden bir şey gelmez. Belirli cinsel pozisyonlarda vaginaya hava girebilir ve birleşim sırasında, kadın bacaklarını kapayınca, mide şişkinliği olduğu zaman çıkan sese benzer birtakım sesler duyulur. Bu, özellikle kadının bacaklarını kaldırdığı pozisyonlarda duyulur.

Eğer bu hoş olmayan ses, zevk duygusunu etkilerse, doktor müdahalesi olanaklıdır. Fakat bu ameliyat, daha fazla çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için doğru değildir, çünkü daha az esnek duruma gelecek perine, doğumu zorlaştırabilir.

Doğumdan sonraki cinsel yaşam konusunda oldukça genel bir sorun da, annenin azalan arzuları ve çocuğun evlilik yaşamına girerek rahatı bozmasıdır. Genç anne, gücünden o kadar fazlasını yeni doğmuş bebeğe harcar ki, günün sonunda kendisi bitkin düşer. Çocuk bir yaşına gelince anne onun uyanıp, birleşme sırasında kendilerini görebileceğinden çekinir. Böylece cinsel sinirlilik gelişebilir.

Çocuk bakımı konusunda deneyimsizliği sonucu, kadın cinsel yaşama karşı kayıtsız duruma gelebilir. Eğer disiplin kuramıyor, çocuğun her istediğini yapıyorsa, çocuk onu sürekli oradan oraya koşturup durur. Çocuğa gereğinden fazla ilgi göstermek ve ev sorunlarının üzerine yüklenmesi, kadının cinsel yaşama kendisini verebilmesi için ne zaman, ne de kuvvet bırakır.

Kadın yatar yatmaz sadece dinlenmeyi ve uyumayı ister. Erkek, eşinin birleşim sırasında uyuduğunu görürse, büyük düş kırıklığına uğrar. Bu düş kırıklığı yeni evli bir kadının, kocası doyuma ulaşır ulaşmaz, ağzı açık horlamaya başladığı için yakınmasına benzer.

Çocuk beş yaşına gelince, ayrı bir yatak odasında uyumalıdır. Onu üç yaşından başlamak üzere buna eğitmek gerekir. Eğer ayrı bir oda varsa, anne-babanın bundan yararlanmayışları akılsızlıktır. Çocuktan çekinmek, anne-babanın gecelerine kompleksler getirebilir; özellikle kadında bu, cinsel soğukluğa kadar gider. Çocuğun yanında cinsel ilişkide bulunmaktan rahatsız olmayan çiftler vardır; fakat bunlar da, çocuğun üzerine çok olumsuz sonuçlar oluşturabileceğini unutmamalıdır.

Çocuk, başka odada yatırılamıyorsa, hiç değilse ayrı bir yatakta yatmalıdır. Anne-babanın yattığı yatak yaylı olursa çocuğun uykusunu etkileyecek gürültü önlenmiş olur.

Başka bir önemli nokta: Yeni anne olmuş kadın, kaba etlerini, özellikle vagina ağzı adalelerini kasarsa, genişlemiş vaginayı ve ağız kısmını daraltabilir ve cinsel yaşama yeni çeşniler getirebilir. Antrenman ile bu kasma olanaklıdır ve erkeğe çok etkili uyarma sağlar.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:22
Doğum Önleyici Kimyasallar

Doğumu önleyici kimyasal maddelerin etki süreleri sınırlı olduğu için, bunların yerleştiriliş zamanlarını iyice hesaplamak gerekir. Aksi takdirde bunlar etkisiz kalır. Bunlar çoğu kez prezervatif ya da diyafram gibi mekanik doğum önleyici yöntemlerle birlikte uygulanır.

Yalnızca jölenin yerleştirilişi için bir enjektöre gereksinim vardır. Bunun hazırlanışı da uzun zamanı gerektirir. Fitil ve tabletlerin yerleştirilişi daha kolaydır. Fakat, bölgesel bir sıcaklık duygusu oluşturdukları için, kadınlar bunlardan hoşlanmaz. Ne yazık ki, doğumu önleyici kimyasal maddeler yerleştirildikten sonra, kadının yukarıda olduğu pozisyonlar uygulanamaz.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:23
Düş Azması

İrade dışı düş azması, autoerotizmin tersine, erkeğin elinde olmadan uykuda boşalması ve böylece fazla meni birikmesinin ortadan kalkmasıdır. Bu tür tatminde zaman zaman rüya da görülür. Bu duruma geceleyin düş azması adı verilir. Rüya hemen daima doğrudan doğruya veya dolaylı şekilde cinsel karakterdedir ve erkek uyandığı zaman rüyayı anımsamayabilir.

Fizyolojik açıdan bakıldığında, genç erkekte iki veya üç haftada bir ya da daha sık irade dışı boşalmalar oluşur. Aşırı meni birikmesi meni kanalında bir gerilim doğurur. Bu da penisin sertleşmesini sağlar ve bazen de boşalmalar yaratabilir. Cinsel karakterde rüya, belirtinin asıl nedeni değildir, fakat rüya hemen boşalmayla bağlantı kurar. Başka rüyalara oranla bu gibi rüyalar daha" uzun sürer.

Öte yandan meni fazlalığı nedeniyle oluşmayan gece boşalmalarının nedeni cinsel rüyalardır. Rüyada doğrudan doğruya uyarılma sonucu cinsel organ sertleşir. Bu da boşalma refleksini uyarır. Böyle bir rüya görmek, kişinin içinde bulunduğu ruhsal ortama ve gündüz kafasını kurcalayan düşüncelere bağlıdır.

Çok sık düş azmaları, fizyolojik bakımdan anormaldir. Gün boyunca aşırı cinsel uyarılmalar yüzünden oluşabilirler ya da uykuda cinsel organlara dokunmakla veya giyilen çamaşırların uyarması sonucu görülebilirler. Bu durumu önlemek için, dar pijamalar giyilmemeli ve kollar yorganın üstüne çıkarılmalıdır.

Düş azması daima uykuda oluşur. Çünkü beynin frenleyici etkisi uykuda hafifler. Bilinç, uyanıkken kendiliğinden boşalma olmasını engelleyecektir. Erkekte gündüzleri uyarılmadan, kendiliğinden boşalmalar oluyorsa, buna hastalık gözüyle bakmak gerekir.

Düş azması ve autoerotizm çoğu kez yanlış yorumlanır ve meni fazlasının fizyolojik boşalması bölgesel uyarılma sonucu görülen boşalma ile karıştırılır. Böyle yanlış yorumlar, gençlerde kolayca suçluluk duygusu ve huzursuzluk doğurabilir; bundan, kendi kendisinden nefret etmek, uykusuzluk ve sinir krizleri gibi durumlar gelişebilir.

Büyüme çağındaki bir kıza, adet kanamasının öneminin açıklanması nasıl gerekliyse erkek çocuğa da düş azması ve autoerotizm hakkında bilgi vermek şarttır. Düş azması yüzünden oluşan şaşkınlığı gidermek için, bazı erkek çocuklar autoerotizme başvurabilir. Bu gibi gençlere uygun sözcüklerle, niçin her şeyin aşırısının zararlı olduğu anlatılmalıdır. O zaman bu gençler kendilerini kontrol etmeyi öğrenecek ve ilerdeki yaşamlarında da bu kontrollerini sürdürebilecektir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:23
Döllenmesiz Cinsel İlişki

Günümüzde evlilik yalnızca üremek amacını gerçekleştirmek için kurulan bir düzen değildir. Bu daha çok karşılıklı sevgiyi göstermenin bir yoludur.

Bugün bile bazı din ve ahlak hocaları, bu şekil cinsel ilişkinin, evliliğin kutsallığını zedelediğini ileri sürmektedir. Fakat nasıl bir uzay roketi, uzayın kutsallığını zedelemezse, üreme amacını gütmeyen cinse! ilişki de evliliğin kutsallığını lekelemez, bu yeni bir doğal bölgenin elde edilmesidir. Böyle saçma tabular yüzünden ne kadar çok kadın ve erkeğin ruhsal bunalım geçirdiklerini yalnızca doktorlar bilir.

İnsanların hayvanlar gibi sınırlı cinsel zamanları yoktur. Onları, cinsel yaşama uyaran ruhsal nedenlerdir. Üremeyi düşünmeden cinsel birleşimde bulunmak çok doğaldır. Bunu yasaklamak doğaya aykırıdır, hatta zararlıdır. Böyle bir yasağa uymak ise hemen hemen olanaksızdır. Birleşimi sadece üremek için bir araç olarak gören çok az aile vardır. Evlenmenin kendisi de sadece üremeye hizmet etmez. Bu, birlikte yasamak isteğinden doğar.

Üremek, evliliğin bir yan belirtisidir. Günümüz insanı, cinsel ilişkide sevginin en yüksek belirtisini görür. Bu arada çocuk sahibi olmayı istemek çok doğaldır ve sevgi ne kadar fazla olursa, o kadar çabuk çocuk sahibi olmak istenebilir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:24
Erkeğin Autoerotizmi

insey raporuna göre, bütün Amerikalıların %92'si orgazma kadar varan autoerotizm uygulamaktadır. Dr. Nobuo Schinozaki, 1953 yılında Japonya'da bu oranın %90'ın üstünde olduğunu söylemektedir. Kendi kendini tatmin, kültürlü toplumlarda daha çok görülür. Zira bu türden erkekler daha geç evlenir ve kendi kendini tatminin sağlığa zararlı olmadığını bilir. Kültürsüz toplumlarda daha az görülür. Çünkü erkekler erken evlenir ve belki de fazla bedensel çalışma sonucu enerjinin başka kanallara aktarılmasıyla süregelen kurallara daha çok uyar.

Sayısız erkek, kitaplar yoluyla ya da başka erkekleri örnek alarak kendi kendilerini tatmin etmeye başlar. Fakat çoğunluk, ilk cinsel rüyalardan sonra buna başlar. Daha aşağıda belirteceğimiz gibi, geceleyin oluşan düş azması, fizyolojik bir belirtidir ve meni fazlasının dışarı atılmasıdır.

Autoerotizm bu olayın yerini alabilir; fizyolojik bakımdan bir rahatsızlık oluşmaz ve erkek huzursuzluğundan kurtulur. Autoerotizmde boşalma sırasında zevk de alınır. Evlilikte aşırıya kaçmayan cinsel ilişki, nasıl ruh ve beden üzerine olumlu etkiler yapar, aşırıya kaçıldığında ise zararlı olursa, aşırıya kaçmayan autoerotizm de ruh ve bedeni rahatlatır, aşırısı ise büyük zararlar doğurabilir.

Bunun ölçü birimi nedir? Autoerotizm vücut ve ruh üzerinde iyi bir duygu bırakır. Doğru ve aşırıya kaçmadan uygulandığında, öğrenim ve çalışma hayatında gücün artması sağlanır.

Aşırıya kaçmanın sonucu, sürekli yorgunluk, azalan başarı gücü, öğrenim ve çalışma hayatında dikkati toplamak konusunda zorluk çekmektir. Tek tek kişilerin yaş ve direnme gücü farkları, autoerotizmin sıklık standardının belirlenmesini olanaklı kılmaz.

Toparlamak gerekirse: Aşırı olmayan autoerotizm zararlı değildir ve insanın üzerine suçluluk duygusu bırakmamalıdır. Aşırıya gidildiğinde bazı zararları vardır ve iyi değildir; ruhsal bunalımlara, hatta ruhsal çöküntülere kadar götürebilir. Aşırıya kaçmak, hiç yapmamak kadar zararlı olabilir.

Autoerotizmde erkek, amacına birçok durumda eliyle ulaşır. Daha ender durumlarda cinsel organlara temas eden birtakım yardımcı araçlar kullanılır. Bazı bilim adamları, yardımcı bir araç kullanmanın daha iyi olduğunu ileri sürer. Çünkü bu yöntem, cinsel birleşime daha çok benzemektedir ve ilerde, evlendikten sonra normal bir cinsel yaşam sürmek daha kolaylaşır.

Bununla birlikte ben, gençlik yıllarındaki kendi kendini tatminin, ilerdeki bir evliliğe zarar vermeyeceği görüşündeyim. Fakat bunu yaparken yabancı bir cisim hiç bir şekilde sidik borusuna sokulmamalıdır; aksi halde içerde kalabilir. Sidik borusunu bu yoldan uyarmak çok tehlikelidir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:25
Erkekte Cinsel İktidar

Erkeğin cinsel iktidarı, onun sperm yapma yeteneği ile orantılıdır. Bu da vücudun dış görünüşüne, örneğin penisin büyüklüğüne bağlı değildir. Erkek gençken, sperm yapımı aktif durumdayken, özellikle uzun süreli cinsel perhizden sonra, aşırı derecede erkeklik gücüne sahiptir.

Fakat zayıf yönlerini kolay kolay açığa vuramayan erkekler "gecede iki kez" veya "her gece" gibi sözlere karşı çok duyarlıdır.

Bu gibi erkekler, kıskançlık duyguları ile kıvranır. Gururla güçlerini övmelerine karşın gerçekte övündüklerinin yarısı bile olmayan erkekler vardır. Saf bir erkek, böylelerinin sözlerini ciddiye alır ve kendine güvenini yitirir.

Cinsel iktidarın yaş ilerledikçe azalması doğaldır. Öte yandan evlilikten önce ve evliliğin ilk yıllarında erkeğin cinsel iktidarının daha yüksek oluşu da kolayca anlaşılabilir.

Burada T. adındaki cinsel bakımdan iktidarsız bir erkeğin öyküsünü görelim: Bay T 32 yaşındadır ve evlilik öncesi deneyleri vardır. Karısından önce, daha bekarken sadece parayla ilişki kurabileceği kadınlarla birlikte olmuştur. Şöyle demektedir bay T. "İlk deneyimden itibaren, 20 yaşlarımdan 32 yaşımda evleninceye kadar, bir kadınla beraber olduğum her gece bunu 'üç kez yaptım'."

T, gizlice cinsel iktidarından gurur duymaktadır ve 30 yaşına gelinceye kadar iktidarında bir azalma olduğunun ayırdında değildir. Bu, ona büyük bir kendine güven vermiştir ve yorulmak bilmeyişi onu gururlandırmaktadır. Bay T. nişanlısıyla yakın ilişkiler kurmaya başladıktan aşağı yukarı bir yıl kadar sonra evlenir. Bu aşırı iktidarını eşine de göstermek ister. İlk gece "Üç kez rekorunu" elde tutar, ikinci gece de; fakat ikincisinde biraz zorlanır. Üçüncü gece birinci kucaklamadan sonra ikinci kez uyarılamaz, bütün zorlamalara karşın sabahleyin bile bu olanaksızdır.

Bay T.'nin büyük gurur duyduğu rekoru ortadan kalkmıştır. Kendini zorladıkça daha yetersiz duruma gelir. Sürekli denemeleri "gecede bir kez"den üç günde bir keze, sonra haftada bir keze düşer. Çok sevdiği eşinin karşısında küçük düştüğünü düşündükçe mutsuz olur. Artık tamamıyla iktidarsız duruma gelmiştir. Üstelik evliliğinin daha ikinci ayında.

Şimdi bay T.'nin durumunu inceleyelim:

Bay T.'nin gecede üç kezlik rekorunu sürdürmesi, onun yorulmak bilmez gücünden dolayı değildi. Bu rekoru, en az iki hafta ara ile sadece bir gece ilişkide bulunmasına borçluydu. Ayrıca fahişelerle ilişki kurmuştu. Zorunlu cinsel perhiz, böylece sonuç veriyordu. Zorunlu perhiz süresi sonunda, birikmiş enerjisini boşaltan bekar erkeğin normal rekoruydu bu. "Gecede üç kez" dediği zaman arkadaşları bunu uzun süreyle ve her gece olarak kabul etmişlerdi. Aynı yaştaki, yıllardan beri evli arkadaşları belki de onun gücünden iyice etkilenmişlerdir. Onlara göre bay T., tam bir erkekti.

Bay T.'nin ikinci büyük hatası, erkeklik yeteneklerini cinsel ilişki sıklığı olarak görmesiydi. Hiç kuşkusuz ki, evlendikten sonra bir süre hiç bir gece kaçırmadan cinsel ilişkide bulunan erkekler vardır. Fakat kadınla aynı zamanda orgazma ulaşmak, yani kadının da doyuma ulaşması başka şeydir. Erkek sadece kendi zevkini düşünür, kadın ise vücudunu erkeğin arzularına teslim eder.

Bunun sonunda kadın kendisinin savsaklandığını görür, bazı durumlarda cinsel bakımdan soğuk olur ya da kendi kendine doyum yoluna başvurur. Bu çeşit evlilik ilişkileri sağlıklı değildir. Erkek, kadının vücudunu kullanmakla bir çeşit kendi kendini tatmin yapmış olur.
Şimdi bayan T.'ye yönetelim. Bay T. ile olan evlilik öncesi ilişkileri, onun cinsel alandaki ilk deneyleridir.

İlk kezden, daha sonraki eşiyle evleninceye kadar, ortalama ayda bir veya iki kez onunla beraber olmuştur. Evlendikten sonra cinsel ilişki gecede üç kez olmaktadır.

Dördüncü aydan başlamak üzere, bayan T., cinsel ilişkiyi arzulamaya ve bundan zevk almaya başlamıştır. Şöyle söylemektedir bayan T. "Bazen önceki okşamalar bana cinsel ilişkiden daha çok zevk veriyordu. Daha sonra cinsel ilişkinin kendisinden zevk almaya başladım. Fakat ilk Kezinden çok, ikinci kezinde mutlu oluyordum. İkince ve sabaha karşı üçüncü birleşmemizde sanırım orgazma ulaşıyordum. Üçüncü kezinde orgazm olmasam bile, sevişmek beni mutlu ediyordu."

Başka deyimle, bayan T., ilk kezinde orgazm olmamakta, çoğu kez ikinci kezinde, bazen de üçüncü kezinde orgazma ulaşmaktadır. Bay T. birkaç günlük aradan sonra ilk cinsel birleşimlerinde orgazma kısa zamanda ulaşmaktadır.

Bu sırada kadın, zevkin doruk noktasına erişmekte geç kalmaktadır. Büyük geriliminden kurtulduktan sonra bay T., eşini yarım veya bir saat kadar okşamaktadır. Bu okşamalar ara oyunlarıdır. Bayan T. için yeni bir başlangıçtır ve uzunca sürdüğü için de orgazma kadar götürmektedir. Aynı şey sabahleyin üçüncü kez de söz konusudur. Bayan T., sevgilisinden ayrılacağını düşündükçe üçüncü kezinde yeniden alevlenmektedir.

Önemli noktadır bu: Evlilik öncesi ilişkilerinde bayan T.'de, ikinci birleşimde orgazma ulaşma alışkanlığı belirmiştir. Ne yazık ki, evlilikten sonra çift, eski alışkanlıklarına bağlı kalmıştır. Kadının doruğa ulaşabilmesi için erkeğin iki kez boşalması gerekmektedir. Bunun arasında ise uzunca bir sevişme, okşama süresinin (yarım veya bir saat) geçmesi şarttır.

Öte yandan, evlenmeden bir ay kadar öncesinde, düşünülebileceği gibi, bay T., sevgilisini kucaklamakta öyle acele etmektedir ki, birleşimi hazırlayıcı okşamalara, oyunlara birinci kezinde zaman ayırmamaktadır. Sürekli erkeğin yukarda olduğu pozisyonu uygulamakta, ilk birleşimde iki dakikada, ikinci birleşimde üç dakikada orgazm olmaktadır. Mutluluk içinde evlilik öncesi ilişkilerini sürdüren kadın ve erkek, bayan T.'nin aşırı güveni ve cinsel yaşam konusundaki bilgisizliği yüzünden, evlendikten sonra kendilerinin seçtikleri alışkanlıkların kurbanı olmuşlardır.

Bu durumu bayan T. şöyle belirtiyor: "Evlendikten sonra sadece gecede iki kez seviştiğimiz zaman da durumumdan yakınmıyordum. Yalnızca tek bir keze katlanamazdım, kocam bundan sonra beni okşamayı sürdürse bile. Kuşkusuz, birleşimden önce daha fazla okşamasını istiyordum. Fakat okşamalar ne kadar fazla sürerse, onun bu gece birinci kezden sonra devam edemeyeceğinden emin oluyordum.

Onu uyarmaya gayret ediyordum. Fakat zamanı gelince iktidarsız kalıyordu. Daha sonraları, başlangıçtan itibaren onu uyarmaya çalışınca, birinci kezinde bile penisi sertleşmez oldu. Durum gitgide daha kötüleşti, sonunda kocam umutsuz duruma geldi. Onunla seviştiğimiz zaman her şey yolunda. Fakat birleşime geçeceğimiz an gelince, ilişkiyi sürdürmesine olanak kalmıyor. Sertleşme bazen olabiliyor, ama hareket etmeye başlayınca yine kayboluyor."

Gerçek şu ki, bay T., eşi ile ilişkide bulunmaya başladığı zaman, yeni yaşamına daha önce profesyonel kadınlardan edindiği deneyleri aktarmaya kalkmamalıydı. Evliliğinin başlangıcında eski tekniğinden kurtulmaya çalışsaydı, geç kalmamış olacaktı. Eşi ilk birleşimde doyuma ulaşmadığı halde, kendi kendine bu durumun üstesinden gelebilecekti. Kocasının iktidarını olduğundan fazla görmeyecek, onu umutsuzluğa götüreceği yerde, ona dinlenmesi için yeteri kadar süre verecekti.

Bay T., ruhsal yenilginin oluşturduğu iktidarsızlığın kurbanıdır. Bu, rekortmen olduğu inancı ve gururu, cinsel ilişkide yönetici rolün kendisinden gittiğini ayırdedince, kökünden sarsılmıştır.

Bu örnek, erkeklerin cinsel ilişkide çok sık bulunmakla övünmelerinin ne kadar saçma olduğunu gayet iyi göstermektedir. Aynı zamanda daha sonra belirtilecek bir çok soruna ışık tutmaktadır.

Cinsel istekler, erkekte yaşa, kişiliğe ve çevreye, aynı zamanda kadının yaşına, vücut yapısına bağlıdır. Aynı yaratıkta bile zaman zaman ruhsal ve bedensel koşullar değişir. Cinsel yaşam, kadın ile erkek arasında özel bir sorundur. Her ikisinin de doyuma ulaştıkları sürece, haftada bir mi, yoksa üç günde bir mi cinsel ilişkide bulunmaları gerektiği sorununa düşüncelerini yormamaları gerekir. Başkaları bu konuda düşünce yürütmemelidir, çiftler de bunu başkalarıyla tartışmamalıdır. Önemli olan yalnızca her ikisinin birbirine tamamıyla yeterli olmaları ve ruhsal, bedensel yorgunlukların ertesi sabah atılmış olmasıdır.

Ayrıca cinsel ilişkinin ne kadar sık yinelenirse, değerinden o kadar yitirdiğini bilmek önemlidir. Erkek çok sık yinelenen birleşimden doyuma ulaşabilir, fakat kadın buna uyamaz, çünkü birleşimler gitgide zayıflar. Her iki eş, aynı anda zevkin doruğuna ulaşırlarsa, erkek ve kadın bedensel ve ruhsal mutluluğu tadar. Bu nedenle ben, cinsel birleşim sıklığı üzerine yapılmış istatistikleri burada anmaktan kaçınmaktayım. Ortalamanın üstündeki gücü ile övünen veya birleşimi, olanakları ölçüsünde sık yinelemek için kendisine eziyet eden herkes birer aptaldır.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:25
Gebe Kalma Günleri

1. HESAPLAMANIN KOLAY YOLU

Dr. Ogino'nun bütün dünyaca kabul edilen yöntemine göre, ovulasyon (yumurtlama), beklenen bir sonraki adet kanamasından önce 12. ve 16. günler arasında, beş günlük süre içinde olur.

Kitabın sonundaki takvimde görüldüğü gibi, otuz günlük adet periyodu olan bir kadında yumurtlama bazen son adet kanamasının ilk gününden başlamak üzere hesaplanan 15. ve 19. günler arasında olur. Fakat spermlerin üç gün süreyle canlı kalabildikleri düşünülmelidir. Eğer cinsel ilişki son adet kanamasının ilk gününden başlamak üzere 12., 13., veya 14. günde yapılmışsa, ya da tahmin edilen "emin günlerde" cinsel birleşimde bulunulmuşsa, gene de gebe kalmak olasılığı vardır. Zira spermler yumurtlama periyoduna kadar canlı kalabilir.

Öte yandan, cinsel ilişki 20. günde veya yumurtlama periyodunun olduğu günün ertesi günü yapılmışsa, gene de gebe kalmak olasılığı vardır. Çünkü yumurta hemen hemen bir gün kadar canlı kalır.

Onun için, "emin günleri" hesaplamak amacıyla, spermlerin canlı kaldıkları süreyi yumurtlama periyodunun ilk kısmına, yumurtanın canlı kalacağı günü ise yumurtlama periyodunun son kısmına eklemek gerekir. Kitabın sonunda takvimde gösterildiği gibi, 30 günlük periyotta emin devre ilk yarıda 11. güne kadar devam eder. İkinci yarıda ise emin devre 21. gün başlar.

Bu sayıların akılda kalması kolaydır. Çünkü her iki günde de bir sayısı vardır. Bu kural her türlü adet periyotlarına uygulanır. Örneğin 32 günlük periyotta emin günler birinci devrede 13. güne kadar devam eder ve ikinci yarının 23. gününde yeniden başlar. 28 günlük periyotta bu sayılar 9. ve 19. günlerdir. Böylece kadının kendi döllenme tehlikesi olmayan günlerini hesaplaması çok kolaylaşır.

İlk gebe kalma tehlikesi olmayan devrenin son gününü saptamak için, adet periyodu süresinden 19 gün çıkarılır. İkinci devrenin ilk gününü hesaplamak için de 9 gün çıkarılır.

2. PERİYODUN İLK YARISINDAKİ OLDUKÇA EMİN GÜNLER NASIL HESAPLANIR?

Yukarda ele alman emin devre, gebe kalınamayacağına dair %100 garanti değildir. Bazı kadınlar, emin devrede ilişkide bulunmaya çok dikkat etmelerine karşın gebe kaldıklarını söylemiştir. Bunun nedeni, adet periyodunda bazı düzensizlikler olabileceği içindir. Kadınlar adet periyotlarını bir yıl süreyle kaydederlerse, ilk günün bir gün önceye ya da bir gün sonraya kayabildiğini ayırdedeceklerdir. Bu tek günlük fark gebeliği önleme çabasını boşa çıkarabilecektir.

Onun için, bir ya da iki gün, yumurtlamanın erken olabileceğini hesaplamak yararlıdır. Gerçekten emin günleri saptamak için, uzun bir süre adet periyotlarının tarihini kaydetmek ve buradaki en aşırı düzensizlikleri hesaba katmak gerekir.

Eldeki kayıtlardan en kısa adet periyodu 26 gün, en uzunu ise 30 gün görünmüyorsa, ilk yarıda emin devrenin 7. güne kadar devam edeceği anlaşılır. Yani, adet kanaması beş gün sürerse, ancak bunu izleyen iki günde gebe kalmak korkusu olmadan birleşmede bulunulabilir; bu gerçek, adet kanamasından sonraki üç günün emin devre olduğu hakkındaki genel görüşü çürütmektedir.

3. İKİNCİ YARININ EN EMİN GÜNLERİ NASIL SAPTANIR?

Birinci yarıda en emin günleri saptamak için yukardaki yöntem en başarılı olanıdır; aynı yöntem ikinci yarıya da uygulanırsa, bundan bazı hatalar doğar. Örneğin, adet periyodu en az 25, en çok 31 gün, ortalama ise 28 gün süren bir kadın, gebe kalmak tehlikesi olmadan birinci devrede 6. güne kadar ilişkide bulunabilir. İkinci yarıda ise birleşme 22. günden sonra başlayabilir. Bu da döllenme olasılığının çok uzun olduğu bir süredir.

Bu yöntemin düzeltilmiş şekli bazal ısı adı verilen vücut sıcaklığının ölçülmesidir. Her sabah, yataktan kalkmadan belirli bir zamanda ağızdan dereceyle vücut ısısı ölçülürse (en iyisi 6,30 ile 7,30 arası), adet periyodu içinde vücut ısısının farklılık gösterdiği anlaşılır.

Yumurtlama günü esas olmak suretiyle ısı bir süre azdır, bir süre fazlalaşır. Isı, yumurtlama gününe kadar 36,7 derecenin altındadır ve yumutlamanın olduğu günün ertesi sabahı 36,7 santigradın üzerine çıkar. (Bu konuda kitabın sonundaki grafiğe bakın.)

Böylece kadın her sabah döllenme tehlikesi olan devreye kadar vücut ısısını ölçer. Bir sabah ısının 36,7 santigradın üstüne çıktığını görecektir. O zaman yumurtlama olayının oluştuğunu anlamalıdır.

İşi güvenceye almak için, kadın ertesi sabah vücut ısısını bir kez daha ölçebilir, ısı 36,7 santigradın üzerinde kalırsa, gelecek yumurtlamaya kadar gebe kalmak korkusu olmadan ilişkide bulunabilir. Bu şekilde ikinci yarının emin günleri artırılmış olur. Oysa ki basit hesapla bu süre daha az olacaktır. Ayrıca böylelikle kadın gelecek kanama gününü de kesinlikle hesaplayabilir.

NOTLAR

a. Bazı kadınların vücut ısıları yumurtlama sırasında yukarıdaki özellikleri göstermez. Böyle kadınlar ancak hesap yöntemine güvenmelidir.

b. Bir doğum yaptıktan sonra, gelecek adet kanamasına kadar yumurtlama gününü kesin olarak söyleyebilmek olanağı yoktur. Bu, gelecek aylarda önlemlere uymak gerektiğini gösterir.

Genellikle yumurtlama iki veya üç ay olmaz. Fakat bazı kadınlarda ikinci ayda da yumurtlama başlayabilir. Annenin çocuğunu emzirdiği sıralarda çoğu kez yumurtlama olmaz, fakat bu kural yüzde yüz kesin değildir. Dört veya beş ay geçtikten sonra annenin gene gebe olduğunu ayırdetmesi, ender durumlardan değildir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:26
Hamilelik Belirtileri

Hamileliğin teşhisi çok kere kolaydır. Ancak başlangıçta daha döl yatağı küçükken bazen anlaşılması güç olabilir. Ancak ilerlemiş hamileliklerin bile «ur» sanıldıkları hattâ bu «ur»un çıkarılması için kadının ameliyat bile edildiği görülmüştür, ilerlemiş bir hamileliğin «ur» sanılması çok kere döl yatağında öteden beri bazı habis olmayan urların varlığı bilinen kimselerde olmaktadır. Eğer bu kimse aynı zamanda çok şişmansa hekimin yanılma şansı artabilir. Dikkatli bir hekimin şişman ve urlu bir döl yatağına sahip bir kadında bile hamileliği teşhis edebilmesi gerekir. Hamileliğin tespitinde faydalanılan belirtileri, «kesin hamilelik belirtileri» «kesin olmayan hamilelik belirtileri» ve «hamilelikten ileri geldiği sanılan belirtiler» diye bölümlere ayıranlar vardır.

A. Hamileliğin kesin belirtileri:

a) Fetus'un kalp sesinin duyulması ve sayılması. Hekim bu amaçla özel bir dinleme aleti kullanır; Çok kere ancak 18-20. haftalarda anlaşılabilir. Dakikada 120-140 defa attığından annenin nabzından ayırdedilebilir.

b) Aktif fetus hareketlerinin muayene eden hekim tarafından tespiti; Beşinci aydan sonra elin karın üstüne koyulması ile hissedilebilir.

c) Fetus iskeletinin röntgen filminde görülmesidir. Bu belirtilerden herhangi birinin tespiti hamilelik teşhisini kesinlikle koydurur. Ancak dördüncü aydan sonra görülür. Fetusu röntgen ışınına maruz bırakmanın çocuğun gelişimini etkileyebileceği şüphesi mevcut olduğundan çok mecbur kalmadıkça kadın-doğum uzmanları bu yola başvurmazlar.

B. Hamileliğin kesin olmayan belirtileri:

a) Karnın büyümesi;
b) döl yatağının boyutlarının, şeklinin ve kıvamının değişmesi;
c) fetus'un içi sıvı dolu amniyon kesesinin sallanması sonucu hissedilmesi;
d) serviksteki bazı değişiklikler;
e) zaman zaman döl yatağı kasıntıları;
f) fetus'un bölümlerinin ayırdedilmesi;
g) hamilelik testlerinin pozitif sonuç vermeleridir. Bu bulgular hamilelik dışı nedenlerle de ortaya çıkabilir.

a) Karnın büyümesi: ilk hamilelikte, karın duvarındaki kaslar daha dirençli olduğundan dölyatağının arkadan dayanması sonucu dışarı doğru az göçeceklerinden ancak ilerlemiş hamilelikler bu şekilde farkedilebilir. ikinci ve sonraki hamileliklerde ise daha erken aylarda bu bulgu ortaya çıkabilir. Karında büyüyen herhangi bir ur da bu genişlemeğe yol açabilir.

b) Döl yatağındaki değişmeler: Döl yatağı zamanla büyür ve ancak üçüncü aydan sonra mesanenin önünde bulunan «semfiz» kemiğinin seviyesinden yukarı çıkar. Ayrıca, kadın-doğum uzmanı yaptığı muayenede yaklaşık olarak altıncı hafta serviksi ve dölyatağının korpus adı verilen kubbemsi bölümünü sert, ikisi arasında kalan bölümü ise yumuşak olarak hisseder. Buna Hegar belirtisi adı verilir. Bazı dölyatağı ve yumurtalık urlarının hekimleri yanıltabileceği ve her rahim büyümesinin hamilelik anlamına gelmeyeceği ortadadır.

c) Herhangi bir plastik torbaya su doldurulsa ve içine, özgül ağırlığı bu suyun içinde dibe çökmeden ama tam olarak batmış bir şekilde yüzmesine elverişli küçük bir cisim koysak ve bu torbayı elimizde tutup sallasak yüzen cisim zaman zaman gelip torbayı tutan ellerimize çarpacaktır. Kadın doğum uzmanı da bu şekilde dölyatağını hafifçe oynatarak bazen içinde ki fetus'u hissedebilir. Karın boşluğunda az miktar su toplanması ile bir arada görülebilen ufak yumurtalık urlarında da bu belirti mevcut olabileceği için bu da kesin olmayan belirtiler arasında sayılmaktadır.

d) Serviksteki değişiklikler: Hamileliğin ikinci ayının başında serviks yumuşar. Serviks bazı iltihabi durumlarda, doğum kontrolü hapı kullananlarda da yumuşayabilir.

e) Hamilelikte döl yatağı zaman zaman herhangi bir. ağrıya yol açmayan kasıntılar yapar. Hamileliğin başlangıcında da hissedilebilen bu kasıntılara BraxtonHicks kasıntıları adı verilir. Dışarı akamadığı için içinde kan toplanmış olan dölyatakları bu şekilde kasılabilir.

f) Hamileliğin ikinci yarısında kadın-doğum uzmanı fetus'u. sertçe bir baş ve gövde bölümleri olarak hissedebilir; bazı rahim urlarının «fetus başı» zannedilerek yanlışlıklara yol açtıkları görülmüştür.

g) Hamilelik testleri; Seken adetin ilk gününden yaklaşık olarak 10 gün sonra doğru cevap vermeğe başlarlar. Zira genellikle çocuk sonunun (plasentanın) salgıladığı koryonik gonadotrofin hormonunun varlığını tespit esasına dayanmaktadırlar ve 1 litre idrar içinde 3.000 ünite gibi belli bir miktara ulaşmadan klasik hamilelik testleri doğru cevap vermemektedirler. Bazı tip kanserlerde de gerek erkekte gerekse kadında bu testlerin müspet sonuç verdikleri de bir gerçektir.

C. Hamilelikten ileri geldiği sanılan belirtiler:

Bunlar a) adetin sekmesi, b) göğüslerdeki değişiklikler; c) genellikle sabahları hissedilen bulantılar; d) fetus hareketlerinin anne tarafından hissedilmesi; e) vajina'daki renk değişikliği; f) gövdenin belirli yerlerinde, derideki koyulaşmalar; g) idrar zorlukları; h) yorgunluktan ibarettir.

a) Adetin sekmesi: Her kadında zaman zaman adetin bir kaç gün kadar sekmesi olağandır. Ancak bu sekme 10 günü aşarsa hamilelikten şüphelenilmelidir. Bazı kadınlarda hamileliğe rağmen, çok az miktarda vajina yolu ile kanama görülebileceği bilinir. Halk buna «üstüne görme» adını vermektedir. Bu kanamanın hamileliğin 40. gününden önce görülmesinin, hamilelik ürününün dölyatağı zarı içine yuvalanmasına bir tepki olduğu iddia edilmektedir. Adetin psikolojik etkiler sonucu veya hormonsal düzensizliklere bağlı olarak da kesilebileceği bilinmektedir.

b) Göğüslerdeki değişiklikler: Çok kere ilk hamilelikte daha çok anlam ifade eder. ikinci ve sonraki hamileliklerde göğüslerdeki değişiklikler ilkinde olduğu kadar göze çarpıcı olmaz. Hamileliğin ilk ayında kadın, göğüslerinin sızladığından yakınır; ikinci ayından sonra dokunmakla sertleşme ve meme ucunun etrafındaki koyu halenin daha da koyulaşıp genişlediği, memenin boyutlarının büyümeğe başladığı görülür. Bütün bu değişikliklerin bazı hormon salgılayan yumurtalık urları varken de görülebileceği bilinmektedir.

c) Sabah bulantıları: Çok kere hamileliğin ilk ayı sonuna doğru ortaya çıkan bu durum genellikle altı-sekiz hafta sonra sona erer. Daha önce başlayıp çok daha uzun süren bulantılara ve kusmalara da rastlanabilir.

d) Hamileliğin 18-20. haftalarından itibaren anne, çocuğun hareketlerini hissettiğini ifade eder. Bazı bağırsak hareketlen anne tarafından yanlışlıkla çocuk hareketleri olarak yorumlanabilir. Her bulantı ve kusmanın hamilelikten ileri gelmediği bilinmektedir.

e) Döl yolu kan damarlarına gelen kan oranı çoğaldığından bu bölge eskiye göre daha morumsu bir renk alır. Üreme organlarına gelen kan miktarını çoğaltan diğer durumlarda da bu görülebilir.

f) Göğüslerin uçlarını çevreleyen hale, göbeğin altındaki normal zamandaki belli-belirsiz olan deri çizgisi hamilelikte koyulaşır. Bazı kadınların elmacık kemikleri üstündeki ve alınlarındaki deride de koyulaşmalar görülür ki buna «hamilelik maskesi» adı verilir. Bu deri koyulaşmalarının hamilelik dışı durumlarda da görülebileceği bilinmektedir.

g) Büyümekte olan dölyatağı, önünde bulunan mesaneye baskı yaparak hamile kadında sık sık idrar etme ihtiyacının belirmesine yol açabilir. Bazı idrar yolu iltihapları ya da bu şekilde basınca yol açabilen bazı urlar da aynı hissi doğurabilirler.

h) Hamilelik sık sık nedeni bilinmeyen bir şekilde aşırı yorgunluğa yol açmaktadır.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:26
Hamilelik Erkeği de Etkiliyor

Kadınlar hep erkeklerin doğumdan hiç etkilenmediklerini düşünürler. Fakat bu düşünce, Kanadalı bilimadamlarının yaptığı yeni bir araştırmayla değişti.

Eşleri hamile erkeklerin de hormonlarında değişiklikler meydana geliyor. "Mayo Clinic Proceedings" adlı derginin haberine göre, Kingston�daki Queen�s Üniversitesi bilim adamları, baba adaylarında testosteron ve kortizol değerleri düşerken, östradiol değerlerinin yükseldiğini gördüler.

İlk kez baba olacak aynı yaştaki erkekler üzerinde yapılan araştırma, yalnızca hamile kadınların değil, onların eşlerinin de hormon dengelerinde önemli değişimler olduğunu ortaya koydu.

Araştırmaya katılan erkeklerin testosteron ve kortizol değerleri, doğum sonrasına kadar düşmeye devam etti. Östradiol değerlerinde ise doğumdan sonra da artış gözlendi.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:33
Hamilelik Testleri

Hamileliğin varlığının en kısa zamanda anlaşılması, hamileliği isteyen ve istemeyen kadınlar için de çok büyük önem taşır. Hamileliğin anlaşılması, gebelik testi denilen testler ile saptanmaktadır. Genelde iki tip gebelik testi uygulanmaktadır. Bunlar, kandan veya idrardan yapılan testlerdir.

Her iki testte de, döllenmiş yumurtanın çok miktarlarda salgıladığı hCG isimli hormonun seviyesi ölçülmektedir. Gebelikte bu hormon seviyesi hızla artış gösterir. Testlerin bu hormonu yakalayabilmeleri için belirli bir zamanın geçmesi gerekir. Kandan yapılan ölçümler daha hassas ve doğru sonuçlar verir.

Evde uygulanabilen testler, genelde gecikmiş bir adet döneminden 2 hafta sonra uygulanırlar. Bu testler 3-4 haftada %95 oranında doğru sonuçlar verirler.

Doktorların uyguladığı idrar testleri daha hassastır ve 1-2 hafta gecikmede dahi doğru sonuçlar vermektedirler. Yine doktorlar tarafından kandan yapılan ölçümler ile yumurtanın döllenmesinde 6 gün sonra dahi gebelik anlaşılabilir.

Bu genel bilgilerin de ışığında gebelik olasılığı, adet gecikmelerinde 2 haftadan sonra bir ev testi denenebilir ya da direkt olarak doktorunuza başvurarak durumun netleşmesi sağlanmalıdır.,,

M@D_VIPer
16-06-06, 15:34
Hamilelikte Cinsel Yaşam

Çoğu kez, gebeliğin cinsel arzuyu artırdığı mı, yoksa azalttığı mı, sorusu ortaya çıkar. Fizyolojik açıdan, cinsel organlarda daha fazla kan toplandığı için, cinsel arzuların artması gerekir. Gebeliğin başlangıcında vagina duvarlarının esnek duruma gelmesi, erkekte de artan bir uyarılma oluşturur. Gebelik sırasında kadının cinsel yaşamla ilgili düşünceleri üç kategoriye ayrılabilir.

Birinci gruba giren kadınlar, gebe kaldıkları zaman, kadınlıklarına daha fazla güvenmeye başlar. Bu güven duygusu ve arzular birleşince, o zamana kadar olmadık şekilde, orgazmı tadarlar. Artık gebe kalmak korkusu da ortadan kalktığı için, kendilerini daha çok zevke kaptırırlar. Bu, özellikle ilk zamanlar ve ilk gebelik için söz konusudur. Fakat bu durumda kadınlar, fazla uyarılmadan kaçınmalı, çok sıkı ve derin birleşmelere yanaşmamalıdır.

İkinci grup kadınlarda annelik sevgisi uyanır, bütün öteki arzular zayıflar. Annelik bilinci, özellikle gebeliklerin orta devresinde, cenin hareketlerini duyumsayan kadınlarda görülür. Böyle kadınlar, eşlerini cinsel birleşimden caydırmaya çalışır. Bu gruptan kadınlar, gebelik sırasında geçici olarak cinsel soğukluğa yakalanır.

Cinsel yaşama karşı tiksinti duyarlar ve bundan dolayı suçluluk duygusu çekerler. Çünkü bunlar, cinsel ilişkinin amacının üremek olduğuna inanmıştır. Başkaları ise kör inançlarla doludur ve cinsel birleşim sırasında ana rahmindeki çocuğun başı sarsıldığı takdirde, aşırı şehvetli ya da geri zekalı bir bebek dünyaya getirmekten çekinir.

Erken doğum veya düşük yapmaktan da korkabilirler. Erken doğum ya da düşük yapmak eğiliminde olan kadınların dışında, her türlü cinsel yaşamdan kaçınan kadınlar, akıllıca davranmış olmaz; bu durumda koca ile barış içinde yaşamak çok zorlaşır. Kadın direnmeye devam ettiğinde, kocasına başka türlü yardımcı olmalıdır.

Üçüncü gruba, gebelikleri ileri devresine varmış kadınlar girer. Vagina duvarları cinsel ilişki i^in çok yumuşak duruma gelmiştir. Her iki taraf da hemen hiç uyarılmaz. Zevk duygusu o kadar azdır ki, kadın cinsel yaşama karşı ilgi duymamaya başlar. Rahmin iyice genişlediği son aylarda, cinsel ilişki canını sıkar ve genellikle çok çabuk yorulur. Erken doğum ve düşük yapmak tehlikesi olmayan kadınlar da aşağıdaki önlemleri gözönünde bulundurmalıdır:

1. Cinsel ilişki; 4. ayın sonuna kadar ortalama haftada bir kez; 7. aya kadar, ayda üç ile dört kez ve 8. ayda iki kez yapılmalıdır. 9. ayda cinsel birleşimden kaçınılmalıdır.

2. Cinsel pozisyonlar gebelik ilerledikçe değiştirmelidir. Fazla derine girmemeyi ve ihtiraslı hareketler yapmamayı, erkek kendisine kural edinmelidir, kadın da hareketlere katılmalıdır.

3. Cinsel organlar kesinlikle uyarılmamalı; bunun yerine göğüsler okşanabilir. Göğüs uyarılmaları rahmin kasılmasını sağlar, fakat kadın eğer gebelikten önce buna alışıksa, erken doğum ve düşük yapmak tehlikesi hemen hemen yoktur. Gebelik sırasında göğüs uyarılmaları özellikle meme uçlarının emilmesi, kadını çocuğu emzirmeye hazırlar. Emmek, meme ucu derisini kuvvetlendirir ve uçları belirginleşir. Gebeliğin ileri devrelerinde hiç bir şekilde parmaklar vaginaya sokulmamalıdır.

4. Erkek cinsel birleşimi, yukarda önerilen sayılardan daha sık yapmakta diretirse ya da kadının canı ilişkide bulunmak istemezse, kadın durumun üstesinden ustalıkla gelmeli, erkeği kabaca reddetmemelidir. Karşılıklı uyarma sırasında, konuşma konusunu değiştirmeli ve erkeğin arzularını hafifletmelidir. Bunda başarılı olamazsa, kocasın okşamayla orgazma ulaştırmalıdır.

Bazen ağız-cinsel organlar pozisyonu olan M'F uygulanabilir. Bu durumda erkek cinsel organlarını çok temiz tutmalıdır ve kadın, spermleri yuttuğunda endişeye kapılmamalıdır. Bunun kadına bir zararı yoktur. Yalnız kadın erkeğe derin bir sevgiyle bağlı değilse, bu ona zor gelebilir.

Kadının bu pozisyonu uygulaması, erkekte ortak sevgilerinin yeni bir bilincini doğurur ve onu mutluluk duygusuna ulaştırır. Penisin uyarılması herhangi bir nedenden olanaklı değilse ya da erkek birleşimde diretirse kadın arkadan yan pozisyonu alabilir. Erkeğin boşalmasını hızlandırmak için kadın, kaba etlerini ritmik hareketle kasabilir ve penisin uyarılmasını artırabilir.

Kısaca toparlamak gerekirse, kadın kocasının isteklerine uyabilir. Fakat bunda sağlığını tehlikeye sokmamalıdır. Eğer bunu gerçekleştirirse, ruhsal ve bedensel sevgiyi tam anlamıyla kazanır, kendisine de, gebeliğin bir hastalık olmadığını kanıtlar.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:34
Kadın Erkeğin Yerinde

Gerek erkekte, gerekse kadında, erkek ve kadın etkenlerinin karışık şekilde bulunduğu çoğu kez söylenir. Çok doğrudur bu. En erkek insanda bile kadınca nitelikler vardır.

Erkekteki kadınsı elemanları, onun idealize ettiği kadın tablosu belirler. Bu kadın, iyi sevişir ve gerektiği zaman iyi bir kızkardeştir. O, akıllı ve iyi bir ev kadını olmalı, fakat yatakta bir profesyonel gibi davranmalıdır.

Bunun aksi de erkeksi etkenleri olan kadın için söylenebilir: İdeal koca iyi bir sevgili, fakat aynı zamanda iyi bir ağabey veya küçük bir bebek gibi olmalıdır. Ekonomik yetenekleri, toplumda sayılan bir yeri, kurnazlık ile karışık şefkat duyguları olmalıdır.

Fakat birçok durumda erkeklerin, erkeklik özellikleri dedikleri şeylerin sadece anne sevgisi olduğunu bilmek gerekir. Ayrıca özellikle aşırı utanç duyguları olan çok kadınsı kadınlar, zaman zaman cinsel ilişkide yönetici rolü üzerlerine almak için erkeğin yerine geçmeyi ister.

Erkeğin yerine geçmeyi isteyen kadınların psikolojisini uzun klinik araştırmalarından sonra analiz ettim ve psiko analizcilerinkinden farklı olabilecek şu sonuca vardım:

1. Kadın, kocasına bir bebekmiş gibi davranmayı ister. Böylece annelik içgüdülerini tatmin etmeyi arzular. Bunu gerçekleştirebilmek için onunla yer değiştirmek zorundadır. Erkek sırtüstü yattığı zaman, kadın genellikle kadının yukarda olduğu pozisyonu yeğ tutar; yan pozisyona yanaşmaz. Eğer sonuncusunu birincisine kocasının üstelenmesi olmadan yeğlerse, bunu o kadının erkeklik elemanına yormalıyız, annelik içgüdüsünün ifadesi şeklinde görmemeliyiz.

2. Kadın, erkeği kadın yapmayı arzulamaz, sadece erkek rolünü ve hareketlerde inisiyatifi üzerine almayı ister. Bazı psikoterapistlerin bunu kadının erkeğe karşı duyduğu nefret, sadizm veya penisi kıskanmak şeklinde açıklamaları pek haklı görülmez.

3. Öte yandan, kadın, sevdiği erkeğe vücudunu göstermekten hoşlanır; özellikle vücudundan gurur duyarsa. Böylece erkeğin övgü dolu sözlerini ve onun daha kuvvetlenen sevgisini arar. Kadın, zaman zaman vücudunu yukarı kaldırabilir, fakat bunu, örneğin, daha az estetik görünüşlü, oturma pozisyonunda seve seve yapmaz.

Erkekler, kadınların erkeğin yerini alma arzuları hakkında, çoğu kez ön yargılara dayanan bazı düşüncelere sahiptirler. İşte bu düşünceler, erkekleri rahatsız eder.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:34
Kadın Gözüyle Viagra

Bu güne dek Viagra'nın erkekler üzerindeki etkisi bilimsel ve bilimsel olmayan çevrelerde pek çok kereler tartışmaya açıldı. Ancak kimsenin aklına bu tedavinin kadınlar üzerindeki etkisini araştırmak gelmedi. Saygın İngiliz gazetelerinden ''The Times''ın sağlık sayfasında yeralan bir inceleme yazısında, eşleri Viagra kullanan kadınların ne düşündüğü ele alınıyor. Psikoterapist adındaki bir terapistin deneyimlerinden yola çıkarak kaleme alınan yazıda, psikoterapi gören bir kadının görüşlerine yer veriliyor.

''Cinsellikten uzak bir yaşamdan, birdenbire cinsellik yüklü bir yaşama geri dönmek pek kolay olmadı. Son 10 yıldır kocamla cinsel yaşantımız masum bir öpücük ve sarılıp yatmaktan ibaretti. Benim için yatak, kitap okuduğum, dinlendiğim, uyuduğum ve çikolata yediğim bir sığınaktı.

Artık menopoz dönemini çoktan geride bıraktım ve ayrıca hormon tedavisi de görmüyorum. Bu nedenle cinsel organlarımın, bunca yıllık aradan sonra, faal duruma geçmesinden pek de hoşnut kaldığımı söyleyemem. İşin fenası kocam bu yeni durumundan son derece memnun. Ereksiyon durumunda yüzünde meydan savaşı kazanmış bir komutanın ifadesini görüyorum. Bu durumda ne yapacağımı bilemiyorum. Kısacası, kocamın başına konan talih kuşu benim bunalıma girmeme neden oldu. Bu yaşımda huzur ve güvence ararken, kendimi boşlukta buldum.''

Cinsel ilişkiden kaçarak, uyuma taklidi yaparak geçici çözümlerle sorunu geçiştirirler. Sözlü iletişimin çok zayıf olduğu bu gibi durumlarda Viagra iki taraf için de mükemmel bir çözümdür. Diğer bir kadın grubunu başarılı iş kadınları oluşturur. Bu tip kadınlar için her şey bir plan ve program dahilinde yürütülmelidir. Zeki, başarılı ve yaşamlarında rastlantıya yer vermek istemeyen bu kadınlar hamile kalacakları zamanı kendileri belirlemek ister. Hamile kalmak istedikleri zaman belirli zamanlarda kocalarından olağanüstü performans beklerler. Ne var ki pek çok erkek için bu korkutucu ve panik yaratan bir durumdur.

Kendilerini sperm üreten bir makine gibi hisseden bu erkekler, cinsel ilişkinin bir görev haline gelmesinden rahatsızlık duyarlar. İşte bu durumdaki erkekler için Viagra sanki Tanrı'nın bir lütfudur. Bu bağlamda 2000 yılında doğacak bebeklerin pek çoğunun Viagra desteği ile dünyaya geleceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Pek çok kadın ise eşlerinin Viagra kullandığından haberdardır ve durumdan katiyetle şikâyetçi değildirler. Gençliklerinde oldukça hareketli bir cinsel yaşamları olan bu yaşlı kadınlar, cinsel yaşamları sona erdiği zaman genellikle şikâyet etmezler veya bu konuda konuşmazlar, çünkü pek çoğu için cinsel konular tabudur ve gizli tutulması gerekir. Ancak yaşları ne olursa olsun Viagra'nın onlar için açtığı kapıdan severek geçerler.

Mildred bu kadınlardan biri. Kendisi 79 yaşında ve kocası Tom kendinden 2 yaş büyük: ''Seks her zaman bizim için önemliydi. Şimdi yine eskiye dönebildiğimiz için çok mutluyum. Bence Viagra muhteşem bir olay. Bazen Tom ile birlikte bütün günü yatakta geçiriyoruz.''diyor.

Viagra yaşlılar arasında yeni ilişkilerin kurulmasına yardımcı oluyor. Fiziksel aşkın geçmişte kaldığını düşünen yaşlılar, Viagra'nın desteği ile gençleri kıskandıracak tarzda ilişkiler yaşayabiliyorlar. 75 yaşındaki Ted bu konuda şunları söylüyor: ''Viagra bu yaşta harikalar yaratıyor. Tam cinsel yaşamınızın sona erdiğini düşündüğünüz bir anda imdadımıza yetişti. Bu mutluğun bedelini ne olursa olsun ödemeye hazırım.''

Cinselliğe çok meraklı olmasalar da Viagra'nın piyasaya çıkmasını memnuniyetle karşılayan bir grup kadın daha var. Jill, bunlara tipik bir örnek: ''Seks benim için hiçbir zaman ilk planda olmadı. Seks olmadan da evliliğimi rahatlıkla sürdürebilirim. Hatta bir fincan kahveyi sekse tercih edebilirim.

Ancak son 6 yıldır kocamı pençesine alan iktidarsızlık sorunu, beraberliğimizi çekilmez hale getirdi. Bu durumundan beni sorumlu tutan Richard, kronik bir depresyon içine girdi. Bazı günler ayrılmayı dahi düşündüğümü itiraf etmeliyim. Ancak Viagra kullanmaya başladığından beri eski bunalımlı Richard gitti, yerine neşeli, kendinden emin ve mutlu bir Richard geldi. Eski mutluluğumuza yeniden kavuştuk.''

M@D_VIPer
16-06-06, 15:35
Kadında Boşalma

Erkek, kadına karşı yeteri kadar anlayışlı olmalıdır. Aksi durumda kadının kusursuz erkek tasarımlarına hiçbir şekilde uyamaz.

Ortalama bir kadın, sevgilisinin kendisine sevgisini gerek sözler, gerekse hareketlerle göstermesini ister. Buna karşın, kendisini elde etmeye çalıştığı sıralarda ona aşk dolu sözler yağdıran aynı erkek, tek bir sevgi kelimesi bile söylemekten kaçınır: Sanki bu sözcükleri sözlüğünden silmiştir. Kadın kocasına, sevgisini sözlerle belirtmesi için yalvardığı zaman, kocası ona küçümseyerek bakar. Sanki, "Evet, seni seviyorum. Sen de biliyorsun bunu", demek ister. Yalnızca kadın psikolojisini anlamayan erkekler böyle davranışta bulunabilir.

Erkek, evliliğin başlarında bir kez "seni seviyorum" dediği zaman, bunun beş veya on yıl, tersini söylemedikçe geçerli kalacağını sanır. Bu sözcükleri yinelemek zorunda olmadığına inanır. Kadın ise, buna inanmaz. O, kocasının kendisini bugün dünden daha fazla sevmesini, bu anda her zamankinden daha çok sevilmeyi ister. Bugünkü "seni seviyorum" ile dünkü "seni seviyorum" arasındaki ayrımı bile anlar. Kadının kalbinde, "senden nefret ediyorum" ile aynı değerde başka tek bir sözcü k yoktu r.

Aslına bakılırsa Japon erkeği böyle konuşmaları sevmez. Fakat değişmesi gereklidir. Çünkü Japon kadını bugün Fransız ve Amerikan kadını ile aynı isteklerde bulunmaktadır.

Kuşkusuz kadın, bir Budist rahibinin sürekli yineleyişleri gibi, yüzeysel sevgi sözlerini istemez. Onun istediği, duyguların en ince çeşitlemelerini dile getiren sevgi sözleridir. Cinsel ilişki sırasında dinlenme, uyarıcı etkisi bakımından altın olabilir, fakat kısa konuşmaların, zamanında kullanılan aşk fısıltılarının ve zevk sözlerinin uyarma konusunda daha etkili olduklarını akıldan çıkarmamak gerekir.

Onun için, erkek, kadın gururunu cinsel ilişki ve kadının vücudunu küçültücü sözcükleri hiç bir zaman kullanmamalıdır. Erkek, kadını bu şekilde öyle umutsuz kılabilir ki, kadında cinsel soğukluk oluşabilir.

Bayan M., cinsel ilişkiye güvenini ve kısa zaman sonra da bütün zevk alma yeteneğini yitirmiştir. Çünkü bay M. bir gece düşüncesizce ona şöyle demiştir: "Bütün şu aylar içinde hep hareketsiz yattın durdun. Fakat bu gece kusursuzdun. Ayırdında mısın?"

Bu, düğünden altı ay sonra söylenmişti. Bayan M., utanç duygusu fazla, sakin bir kadındı. Kocasının, kendisinin başka erkeklerle evlilik öncesi ilişkileri olduğundan kuşkulandığını sanmıştı. Aslında eşi ile evliliğe bir bakire olarak girdiği için, bay M.'nin sözlerinden gocunmasının gereği yoktu. Fakat ne var ki, kadınların bir kısmı böyledir.

Tabii bay M., başka şeyi kastetmişti. O, eşinin birlikte hareket denen şeyi bilmediğini anlatmıştı ve eşine böyle söylediği anda çok mutluydu. Son sözleri gereksizdi veya bir yanlış anlamaya yol açmamak için daha iyi açıklamalıydı. Erkek, böyle durumlarda şaka yapmaktan da kaçınmalıdır. Yoksa bu şakalar kadın tarafından yanlış şekilde yorumlanabilir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:36
Kadında Cinsel Rüyalar

Cinsel rüyalarla oluşan boşalmaya, erkekte düş azması adı verilir. Cinsel rüyalar sonucu kadında oluşan orgazmın adı yoktur. Onun için birçok erkek, bu belirtinin kadınlarda olmadığını sanır ve kadınlar da kendilerinin anormal olduklarına inanır. Kadınlarda erkeğe göre çok daha az rastlansa bile, cinsel rüyalar sonucu oluşan orgazma anormal sıfatını vermek, çok erken bir yargıdır.

Nasıl erkek boşalma olmadan da cinsel rüyalar görürse, kadınlar da iç ve dış uyarılar sonucu cinsel rüyalar görebilir. Kinsey, rüya gören kadınların %90'ının rüyalarında karşı cinsi gördüklerini söylemektedir. Bu %90'ın üçte biri cinsel ilişkiyi, öteki üçte biri pettingi ve geri kalan üçte biri ise karşı cinsle bedensel temas olmadan seviştiğini rüyalarında görmektedir. Bu, erkeklerin karşı cinsle bedensel ilişki daima var olan cinsel rüyalarına tam anlamıyla zıttır.

Demek ki kadınların cinsel rüyalarının nedeni başkadır. Bazı kadınlar autoerotizmden sonra, bazıları petting veya cinsel ilişkiden sonra, geri kalan çok az oran ise lezbiyen ilişkilerden sonra cinsel rüyalar görür. Erkeklerde cinsel karakterde rüya görme oranı hemen hemen %100'dür; buna karşılık bu oran kadınlarda %70'dir.

Erkeklerdeki cinsel rüyaları hemen daima boşalma izler. Oysa ki cinsel rüyalar gören kadınların ancak % 30'u bunun sonunda orgazma ulaşır. Rüyanın konusu ne kadar çok bedensel temas veya cinsel birleşim olursa, kadın o kadar kolay orgazma varır.

Bu durum yaş ilerledikçe artar. İstatistikler, % 40'dan daha az oranda, kadınların orgazma ulaştıklarını söylemektedir. Genç kızlarda ve evlenmiş kadınlarda bu çok daha az görülür. Kadın cinsel rüyada, erkeğe göre daha az orgazm olur. Bu hiç değilse yılda dört veya beş keredir. Orgazmı cinsel uyarılma doğurduğu için, rüyada oluştuğu zaman da kaygan sıvı salgılanması olur.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:37
Kadının Autoerotizmi

Kadında autoerotizm, erkekten daha seyrektir. Bunun nedeni, belki de kadınların erkeklerdeki fazla spermlerin boşaltılması ile kıyaslanabilecek belirtilere sahip olmayışlarıdır. Fakat bu, evlenmemiş kadınların hiç cinsel heyecan duymadıkları anlamına gelmez. Onlar da cinsel bakımdan heyecanlanır ve autoerotizme başvurabilir. Kinsey, kadınların %58'inin autoerotizm uyguladıklarını ve bundan orgazma ulaştıklarını söylüyor.

Erkekte kendi kendini tatmin boşalmayla son bulduğu gibi, kadınların büyük bir kısmında autoerotizmin sonunda orgazm oluşur. Bu sırada kadınlar da erkekler gibi, ruhsal ve bedensel bakımdan tatmin olur. Sıklık oranı yaşlara ve kişilere göre farklıdır.

Kadınlar, erkeklere oranla daha fazla yönteme sahiptir. Erkeklerde erojen bölge sadece penistir. Kadınların bızırı, vagina dudakları, vagina ve göğüsleri, erojen bölgelerdir. En çok görülen yöntem bızırı hafifçe okşamak ve buraya ritmik şekilde bastırmaktır. İç dudaklar da parmakla uyarılır. Bu organlar o kadar duyarlıdır ki, kolayca orgazma götürülebilir.

Çoğu kez bızırı okşayarak kendilerini tatmin eden kadınların, evlilikte, cinsel ilişki sırasında kolay orgazma ulaşamadıkları, hatta cinsel bakımdan soğuklaştıkları ileri sürülür. Bu inanç hatalıdır. Eğer böyle kadınlar varsa, bunlar ya kocalarını yeteri kadar sevmiyorlardır ya da erkeğin cinsel bakımdan beceriksizliği buna neden olmuştur.

Kadın, ruhsal ve bedensel yapısı sağlam olduğu sürece kendi kendisini tatmin ederek orgazma ulaştığı halde, evlilikte cinsel ilişki sırasında orgazma ulaştığı zaman, daha büyük bir zevk alacaktır. Evlilikte tatmin olmama ve cinsel soğukluk, evlilik öncesinde yapılan kendi kendini tatmin sonucu gibi görünüyorsa, bunu kendi kendini tatminin kendisine bağlamak yerine, kadında bundan dolayı oluşan suçluluk duygusunda görmek gerekir.

Kadındaki autoerotizmin başka bir şekli de, bacak bacak üstüne atarak, doğrudan doğruya ritmik hareketlerle iç organlar üzerinde basınç oluşturmaktır. Bunun için kalça hareketleri uygulanır, böylece kadın, kendisini sanki bir erkekle sevişiyormuş sanır. Bu şekilde sağlanan bölgesel uyarılma bızırın ve küçük dudakların parmakla uyarılmasından daha hafiftir ve daha az etkilidir. Bununla birlikte kadın bölgesel uyarılmadaki gibi, çabuk orgazma ulaşır. Bu, orgazma ulaşmak için ruhsal uyarılmanın da erkekteki gibi önemli olduğunu gösterir.

Kadının autoerotizmi ile ilgili üçüncü yöntem, vagina ağzını uyarmak ve parmak ya da bir cismi vaginaya sokmaktır. Bu yöntem, ikincisinden daha çok cinsel birleşime benzer. Genç kızlar kızlık zarına zarar vermekten ya da yabancı cisimlerden çekindikleri için bu yöntemi uygulamaya pek yanaşmaz. Vaginaya sokulan parmak veya cisimler, penisin oluşturduğu uyarma etkisini andıran bir etki doğurur. Onun için bu yöntem çoğu kez birinci ve ikinci yöntemle birleştirilir.

Dördüncü yöntem, göğüslerin, özellikle meme uçlarının uyarılmasıdır. Erkeğin göğsünün aksine, kadının göğüsleri refleks şeklinde etki doğurabilir. Göğüslerin uyarılması rahimde kasılma oluşturur. Göğüsler uyarıldığı zaman kadının annelik içgüdüsü fizyolojik olarak heyecanı artırır.

Kadın, kendi göğüslerini okşamakla seyrek de olsa orgazma ulaşabilir, çünkü göğüslerini emmediği için; eşinin emmekle sağladığı zevk duygusunu oluşturamaz. Bu yüzden, çoğu kez bu yöntem öteki autoerotik yöntemlerle birlikte uygulanır.

Erkeğe kıyasla kadının autoerotizminde yöntemler daha karmaşıktır ve erojen bölgeler daha fazladır. Erkek gibi, kadın da hiç bir şekilde bızırını ve vaginayı uyarmak için yabancı cisimler kullanmamalıdır. Özellikle vagina içinde kolayca kırılabilecek cisimler seçmemelidir. Vagina içinde kalan kısa bir cismi çıkarmak hemen hemen olanaksız olduğu için, bu, önemli bir uyarı olarak görülmelidir.

Kadının bu yüzden büyük tehlikelerle karşı karşıya kalışı daima görülür. Vagina içine sokulan cisim, orgazm sırasında, kadın biran için kendinden geçtiği zaman, kendine hakim olamayıp cismi elinden bırakınca kuvvetli basınç yüzünden kırılabilir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:37
Karezza


Erkek ve kadın orgazma ulaşmaya çalışmadan uzun süre birleşimde bulundukları bu yöntem bir dereceye kadar doğum kontrolü yöntemlerinden sayılabilir. Karezza da tam anlamıyla emin bir yol değildir. Çünkü erkek farkında olmadan veya iradesi dışında boşalabilir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:42
Kokuların Sırrı

İlişkiler, feromon adı verilen moleküller tarafından tayin ediliyor. Aşkı bile kontrol eden bu zerrecikler, burnu uyararak beyne sinyal gönderilmesini sağlıyor. Karşı cinsi uyarmak, feromonlarla mümkün. Feromon zerrecikleri burun içinde bulunan VNO merkezini uyararak uyarının cinsine göre beynin gerekli bölgelerine sinyal gönderilmesini sağlıyor.

Bilim-kurgu filmlerini anımsatan denemeler ABD'nin dünyaca ünlü Harvard, Massachussets ve Chicago Üniversitesi araştırma laboratuvarlarında yapıldı. Feromon moleküllerinin nasıl çalıştığı konusunda kesin bir bilgi edinilmemesine rağmen bazı böceklerin, arı ve güvelerin kilometrelerce uzaktan karşı cinsi tespit ederek, sinyal göndermeleri ve buluşmaları Feromon'lara bağlanıyor.

Bir diğer araştırmaya göre, eskilerin telepati dediği olay, modern tıpta Feromonlarla açıklanıyor. Birlikte oturan kadınların adet günlerinin aynı zamana rastlaması, tek başına yaşayan erkeklerin sakal ve saçlarının geç çıkması, birlikte yaşayan insanların birbirlerine benzer davranışlar göstermeleri feromonlar sayesinde oluyor.

Harvard ve Massachussets Üniversitelerinde fareler üzerinde yapılan deneylerde, TRP2 adı verilen moleküllerin, Feromonların kimyasal sinyallerini sinirsel sinyale dönüştürme gücüne sahip olduğu saptandı.

Bir süre önce ABD'de satışa çıkan Pher-Amore isimli aşk şampuanı da henüz kanıtlanmamış olsa bile aynı esası uyguluyor. Beyinde cinsel uyarı sağlayan şampuandaki feromonlar, şampuanı kullanan kişinin karşı cinse ilgi duymasını sağlıyor.

Chicago Üniversitesi'nde yapılan bir başka deneyde ise adet gününde kadınların koltuk altlarından alınan ter ve koku örnekleri, iki ay süreyle günde bir kez, adet günü aynı güne denk gelmeyen kadınlara koklatıldı. Deneyin neden yapıldığı konusunda bilgi sahibi olmayan kadınlar, iki ay sonra ter ve beden kokusunu bilmeden kokladıkları kadınla aynı adet gününü paylaştılar.

Araştırmalar henüz başlangıç safhasında. Bilim adamları ve önde gelen tıp otoriteleri, birkaç yıl içinde Feromonların gizemini çözeceklerini söylüyor. Başarılı olurlarsa döllenme, kısırlaştırma, doğacak çocukların cinsiyetini tayin etmek, ameliyat gibi yöntemler yerini feromonlara bırakacak.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:42
Layajlar

Cinsel zevkin tadını çıkarmak isteyen kadınlara cinsel ilişkiden hemen sonra vaginayı yıkamaları önerilmez. Bu yöntem her iki eş için de hoş değildir. Fakat özellikle kadınlar erkeğe sarılmış halde ye orgazmın yavaş yavaş hafifleyişini duyumsamak ister. Öte yandan lavajlar gebe kalmak olasılığını azaltmaz.

Lavaj için vücut ısısında su (%90) ve asit borik (%10) karışımı kullanılır. Fakat bu sadece başka bir yöntemin yeterli olmadığından şüphelenildiği zamanlarda yardımcı olarak uygulanmalıdır. Örneğin prezervatif yırtılırsa, lavaj yapılmalıdır. Uygun bir lavaj aleti yoksa, parmağın çevresine bir tabaka pamuk sarılır, sonra parmak su ve asit borik karışımına daldırılır ve bununla vagina içi temizlenir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:43
Meni

Erkeğin orgazmı sırasında akıttığı, içinde sperma hayvancıkları bulunan sıvıya meni adı verilir. Meni, bir sıvı ile sperma hayvancıklarının karışımından meydana gelmektedir. Sperma hayvancıkları testisler tarafından üretilir. Teslislerden gelen bu sıvıya vesicula seminalis (sperma depocukları) in salgıladığı sarı, sümüksü bir sıvı ile prostat bezinin salgıladığı, spermin adı verilen sütümsü beyaz bir sıvı karışır. Prostat bezinin salgısı meni sıvısının beşte dördünü oluşturmaktadır.

Erkeğin bir orgazm sırasında normal olarak boşalttığı sperma hayvancığı sayısı 200 ile 300 milyon arasında değişir. 1 santimetre küp meni sıvısı içinde normal olarak 60100 milyon sperma hayvancığı bulunmaktadır. Erkeğin çocuk yapma yeteneği olabilmesi için 1 santimetre küp meni sıvısı içinde en az 20-30 milyon sperma hayvancığı bulunması gerekmektedir. Ayrıca anormal sperma sayısı yüzde yirmiyi geçmemelidir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:43
Menopoz ve Zeka

İngiliz bilimadamları okul çağlarında zeki olan kızların, zekâ düzeyi onlar denli gelişmemiş olanlara kıyasla, çok daha geç menopoza girdiklerini öne sürüyorlar. Onlara göre, gerek anlama yeteneği, gerekse menopoz yaşı, yaşamın ilk evrelerindeki östrojen oranlarıyla yakından ilintili.

İngiltere'deki Tıp Araştırma Konseyi, bir süredir "Ulusal Sağlık ve Gelişim Araştırması" adlı bir proje kapsamında Mart 1946'da doğan binlerce kişiyi inceliyor. Sözkonusu araştırmada, deneklere sekiz yaşındayken, sözcüklerin söylenişleri, tümcelerin doğru biçimde tamamlanması gibi soruları içeren standart bir zekâ testi uygulandı.

11 ve 15 yaşlarında aritmetik ve daha karmaşık matematik sorularının yeraldığı benzer testlerden geçen deneklere 26 yaşında ise okuma sınavı uygulandı. Denekler, 45 yaşına bastıklarında bellek ve düşünceye odaklanma yeteneği açısından sınandılar.

Deneklerin 47 yaşında oldukları 1993 yılından itibaren incelemeye katılan kadın deneklere her yıl bir anket formu gönderilmeye başlandı. Bu uygulamanın amacı menopoz sürecine giren kadınların sağlık durumlarının izlenmesiydi. 1500'ü aşkın kadın denekten toplanan veriler, 8-11 yaşlarındaki anlama yeteneği düzeyi ile menopoz yaşı arasında çok yakın bir ilinti olduğunu ortaya koydu.

Veri çözümlemesini gerçekleştiren Londra University College uzmanlarından Marcus Richards, meslek, eğitim, toplumsal konum ve menopozu hızlandırdığı bilinen sigara içme alışkanlığı gibi etmenleri de karşılaştırdıktan sonra çocukluk döneminde uygulanan testlerde başarı düzeyinin düşük olmasının, erken yaşta menopozun bir belirtisi sayılabileceğine tanık oldu.

Gelişmiş ülkelerde yaşayan kadınlar, genellikle, âdet görme döneminde birkaç ay ya da birkaç yıllık bir düzensizliğin ardından, yaklaşık 51 yaşında âdetten kesiliyorlar. Ne var ki, bilimadamları menopoz yaşını neyin belirlediği yönünde bir görüş birliğine varmış değiller. Kimileri, kadınların yumurtasız kaldıklarında menopoza girdiklerine inanırlarken, kimileri de menopozun beden saatine bağlı başka bir düzenek tarafından ateşlendiğini öne sürüyorlar.

Richards'a göre ise, kız çocukların bebeklik evrelerindeki hormon düzeyleri, bir bakıma, onların menopoz yaşını belirliyor. Östrojenin ilk evrelerde ne tür bir etki yarattığını araştıran Richards, söz konusu hormonun beynin bilişsel işlevlerden sorumlu olan bölümünü etkilediğine ve bu etkinin kadınların yaşamları boyunca sürdüğüne dikkat çekiyor.

Bulgular, 43 yaşında bile bellek testlerinde en yüksek başarıyı sağlayanların henüz menopoz belirtilerine rastlanmayan kadınlar olduğunu, menopozun ilk belirtilerinin görüldüğü kadınlarda başarı düzeyinin biraz düştüğünü, âdetten kesilenlerin ise en düşük başarıyı sağladıklarını gösteriyor. Richards'ın bulguları erken yaşta menopoza giren 43 yaşındaki kadınların bile zekâ testlerinde aynı yaştaki erkeklerden daha başarılı olduklarını ortaya koyuyor.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:44
Namus ve Bakirelik

ir uzman doktor, bakire ve bakire olmayan kızı, vaginanın ağzını bir dereceye kadar örten kızlık zarını kontrol etmekle ayırdedebilir. Herhangi bir kimse de, bir noktaya kadar aradaki ayrımı anlayabilir.

Örneğin ilk birleşimde kanama oluşup, oluşmayışı bunu gösterebilir. Kızlık zarı, kızlık çağındaki spor faaliyetleri ya da vücut hareketleri yüzünden, bir dereceye kadar yırtılmış olabilir, fakat öte yandan, o kadar da esnek olabilir ki, cinsel birleşimden sonra bile hiç yırtılmadan kalabilir. Erkeğin cinsel deneylerinin olup olmadığı tıp açısından tesbit edilemez.

Bu avantaj sayesinde birçok erkek kendilerinin cinsel ilişki kurmalarını önemsemez; oysa ki evlenecekleri kızın bakire olmasını ister. Bu isteğe karşılık, bakire olmayan kız, kendisine biraz deneyin yararlı olacağına inanır. Eskiden yeni evli kadın geniş görüşlüydü; kocasının başka kadınlarla olan evlilik öncesi ilişkilerinin, evlilikte yararlı olacağını düşünürdü.

Çağ geliştikçe her iki cinsin de aynı haklara sahip oldukları görüşü, gitgide kuvvetlendi. Evlenilecek kızın mutlaka bakire olması gerektiği düşüncesine karşı sesler yükselmeye başladı. Kadın hakları savunucuları, erkeğe meydanı boş bırakmanın, buna karşılık hangi koşullar altında olursa olsun, kadının kızlığını yitirmesi durumunda toplumda küçük görülmesinin, haksızlık olduğunu ileri sürmektedir.

Bugünkü genç kuşağın namus üzerine düşünceleri insanı ürkütmektedir. Fakat bunda daha da ürkütücü olan, böyle düşünceleri dejenere eden, yetişmekte olan kuşatır. Geçenlerde gördüğüm bir gazete resminde, bir direnme yürüyüşünde taşınan pankarttaki şu yazıyı okudum: "Namus denen şeyi bırakalım!" ve gene genç kızların taşıdığı bir pankartta da, "Namus: Saçmalık!" yazılıydı.

Bu, eşit haklar kavramının dışına çıkmaktadır. Bu, sırf direnmek için bir direnmedir. Kadınlar yönünden bu davranış, daha önce belirtilen pettinge bağlanabilir. Petting sınırları aşılırsa yukarda değinildiği gibi, bu eşit haklar düşüncesinin yanlış şekilde yorumlanışı doğar.

Kısaca söylemek gerekirse, kadın hiç bir devirde bakire olduğunda, değerinden yitirmemiştir. Günümüzde tek ayrım, bakireliğin evlenme konusunda başlıca koşul olmayışıdır.

Erkeklerin çoğu, eşlerini kadın yaptıkları ve eşlerini seven ilk erkek oldukları için mutludur ve bundan gurur duyar. Bu tatmin ve gurur duygusu, mutlu bir evlilikte önemli rol oynar.

Kadınlar şunu bilmelidir: Bekar bir erkek, bakireliğin ve namusun değerini, kendi çıkarı için küçültmek eğilimindedir. Fakat kendi evliliği için, büyük bir olasılıkla bakire olan bir kızda diretecektir. Erkek cinsel deneyleri olmadığını savlayabilir.

Bakirelik, değerini kendi içinde taşımaktadır; bu ancak, daha sonra pişmanlık duyulmayacaksa, erkeğin ve kadının birbirlerini gerçekten sevdiklerine emin olunduğunda feda edilmelidir. Kadın, sevdiği erkeğe herşeyi verdikten sonra, o erkeği yitirse bile, hiç bir şekilde suçluluk duygusu duymayacak, eleştirilere aldırış etmeyecektir. Sevdiği erkeğin anısı onda değerini koruyacak ve kadın onu sevdiği için pişmanlık çekmeyecektir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:44
Neden Öpüşüyoruz


Dudaklarımız derimizin bir parçası değildir. Sindirim ve solunum sistemlerimizin bir parçası olan ağzımızın içini kaplayan mukoza adı verilen bir tabakanın dışa dönük uzantısıdırlar. Bu nedenle de renkleri tenimizin renginden farklı, biraz daha kırmızımsıdır.

Öyleyse dudakları bir başka tene dokundurmak içgüdüsel ve sinir sistemimizi etkileyen bir davranış mıdır yoksa tamamen kültürel bir alışkanlık mıdır? Birbirini seven bir çiftin öpüşmesinin onlara haz verdiğini kimse inkar edemez ama ilkel kabilelerde yaşayan insanların medeni dünyadan gelenlerin öpüştüklerini görünce, birbirlerini yemeye çalıştıklarını sanıp şaşırdıkları da olmuştur.

Öpme ve benzeri davranışlar hayvanlar dünyasında da vardır. Şempanzeler resmen öpüşürler. Deniz aslanları ağızlarını birbirlerine sürter, yunuslar birbirlerinin yüzlerini ağızlarının içlerine alırlar, kurtlar birbirlerinin dudaklarını, köpekler sahiplerinin yüzlerini yalarlar. Demek ki bu davranış biçimi canlıların kendilerini iyi hissetmelerine sebep oluyor. Ne var ki bu davranışların hepsinde de cinsellikten çok şefkat duygusu hakimdir.

Öpmenin bir saygı ifadesi olarak kullanılmasına tarihte daha çok rastlanır. Roma imparatorları karşılarındakilere verdikleri önemi, öpmelerine izin verdikleri vücutlarının kısımları ile belli ediyorlardı. Önemli kişilerin dudaklarını, daha az önemlilerin ellerini, önem vermedikleri kişilerin de ayaklarını öpmelerine izin veriyorlardı. Köleler ise sadece imparatorun ayaklarını bastığı toprağı öpebiliyorlardı. Erkekler arasındaki dudak (Ruslar) yanak ve el öpme adetlerinin bu zamanlardan kaldıkları sanılıyor.

İnsanlık tarihinde öpmenin aşkın ifadesi olarak kullanılması oldukça yenidir. Öpme olayı çağlar boyunca sadece annenin yavrusunu şefkatle öpmesi olarak görülür. Yetişkin karşı cinslerin birbirlerini öpmesinin öncüsü, altıncı yüzyılda Fransızlardır. 'Fransız öpücüğü' deyimi de buradan çıkmıştır. Adet daha sonra Avrupa'nın diğer kısımlarına ve Rusya'ya yayılmış, aşkın bir ifadesi olarak evlilik törenlerinin de bir parçası olmuştur.

Tarih boyunca saygı ifadesi olarak kullanılmasına rağmen öpmenin biyolojik bir olay olduğu, bugün araştırmacılar tarafından saptanmıştır. Yapılan deneylerde, öpüşme anında, ağız ve dudaklardaki sinir uçlarının uyarılması sayesinde nabzın yükseldiği, kan dolaşımının hızlandığı, metabolizmanın canlandığı, adrenalin ve mutluluk hormonlarının salgılandığı gözlemlenmiştir.

Ağız sağlığına önem veren insanların bile dudak dudağa öpüşürken birbirlerine 250 çeşit virüs ve bakteri bulaştırdıkları bir kenara bırakılırsa, öpüşme sırasında 29 yüz kasının gerilip gevşemesi, yaklaşık 15 kalori harcanması, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, hücre yenilenmesinin hızlanması ve de en önemlisi ruhsal rahatlama sayesinde öpüşmenin doğal bir tedavi yöntemi olarak kabul edilebileceği ileri sürülmektedir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:45
Oksitosin

Hipofiz salgı bezinin arka bölümünün salgıladığı bir hormondur. Normal olarak doğum zamanı gelmiş olan kadında dölyatağı kasını etkileyerek doğum kasılmalarını başlatıp devam ettirir. Ancak gövdenin başka yerlerinde de bulunan çizgisiz kas liflerinin de kasılmasını sağlayabilir.

Doğum zamanı yaklaştıkça dölyatağı kasının oksitosin hormonuna cevap verme yeteneği artar. Bazen zamanından az önce ya da zamanı gelip geçtiği halde doğum kasılmalarının başlamadığı durumlarda �zamanından sonra� bu hormonun damar yolu ile ya da kas yolu ile verilmesi sonucu doğum sağlanılabilir.

Hormonun gövdenin diğer bölgelerindeki çizgisiz kas liflerine yaptığı kastına etkiden yararlanılarak bebeğini emziren kadının göğsündeki kasların kasılıp süt kanalcıklarını daha iyi boşaltması sağlanabilir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:46
Orgazm

Erkeklerin meni akıtması, daha doğrusu meni akıtma anında ortaya çıkan duygusal ve gövdesel olaylar. Kadınlarda meni akıtmak diye bir şey söz konusu olmadığı halde, kadın orgazmı ile erkek orgazmı bir çok noktalarda birleşmektedir. Erkeklerde meni gelmesi anında oluşan gövdesel değişimler iki bölüme ayrılabilir. Birinci bölüm prostatın, testislerin ve tohum iletici kanalların kasılmasıdır. Bu an çok kısa sürer ve o andan sonra erkek artık menisini zaptetme olanağının ortadan kalktığını hisseder. İkinci ve son bölüm ise, kalça kaslarının ve idrar borusunu çevreleyen kasların kasılması; bunun sonucu olarak da meninin idrar borusu yoluyla dışarı fışkırtılmasıdır.

W.H. Masters'e göre, duyulan cinsel coşkunun derecesi bu gerilimlerin şiddetine ve sayısına, ayrıca tohumların idrar borusunun prostat tarafından doldurulan bölümündeki öznel korunmasına bağlıdır. Burada sperm miktarı önemli bir rol oynamaktadır. Fazla meni fışkırtmak az miktarda meni fışkırtmaktan çok daha büyük bir zevk verir.

Meni akımının başlangıcında kasılmalar 0,8 saniyelik aralarla iki üç kez tekrarlanır, daha sonra aralıklar büyür kasılmaların da baştaki şiddeti kalmaz.

Makat kasları (makatın açılıp kapanmasına yarayan esnek kaslar) da öteki kasların gerilmesine paralel olarak 0,8 saniyelik aralarla gerilmeye başlar. Bu olay hem erkekler hem de kadınlar için geçerli olan ve orgazmın şiddetini ölçmeye yarayan bir işarettir. Yalnızca iki üç kasılma ile orgazmları sona eren erkekler olduğu gibi, makat kapatma kaslarının aralıklarla onbeş kez üstüste gerilip gevşediği görülen erkekler de vardır. Bu fışkırtılan meninin miktarına ve duyulan cinsel hazzın şiddetine bağlıdır.

Kadında, erkekteki meni akımını gerçekleştiren kasların kasılması yerine döl yolunun üst üçte birinin kasıldığı görülmektedir. 5 ilâ 8 kez kasılma normal bir orgazma, 3 ilâ 5 kez kasılma zayıf bir orgazma 8 ilâ 12 kez kasılma ise şiddetli bir orgazma işaret ederler. Ancak fizyolojik olarak ölçülebilen ve orgazm şiddetinin saptanmasına yarayan bu olaylar hiçbir zaman orgazmın tek ölçeği ve değerlendirilmesi olarak ele alınmamalıdır.

Orgazm erkeklerde ve �meni akıtma söz konusu olmadığı halde� kadınlarda nesnel olarak saptanabilen bir çok önemli gövdesel değişimlere yol açmaktadır. Nabız atışının hızlanması, kan basıncının yükselmesi, derinden gelen çabuk çabuk fakat kesikli olarak soluk alma, gözbebeklerinin irileşmesi, kavrama ve kontrol yeteneğinin yitirilmesi gibi olaylar öncelikle sayılabilecekler arasındadır. Penis döl yolunun ya da makatın içine girer girmez gövdelerin sıcaklığı birleşir ve kişisel sınırlar ortadan kalkar. Erkekte penis kadında ise döl yolu aracılığı ile omuriliğe ulaştırılan uyarımlar tüm gövdeyi kaplar böylece ruhsal ve gövdesel bir «bir olma duygusu» (tekvücut olmak) ortaya çıkmış olur. Orgazm anında erkek, yalnızca penisi ile değil tüm gövdesi ile kadının gövdesine girmiş gibi hisseder kendisini. Kadın ise eşinin yalnızca penisini ve tohumlarını değil tüm bedenini içeri aldığını ve emdiğini hissetmeye başlar.

Kadının cinsel organı daha cinsel gerilimi artırmak için yapılan aşk oyunları sırasında şişmekte ve genişlemekte aynı zamanda dış etkilere karşı duyarlı bir hâl almaktadır. Klitorisîn ritmik olarak uyarılması bir çok kadınlarda döl yolunun titreşmesine neden olur. Bu titreşim tıpkı erkeklerdeki kalça kaslarının kasılmasına benzemektedir. Bu arada döl yatağı bir değişikliğe uğrar ve serviks bezi salgı yapmaya başlar. Sözü edilen bezin salgısı erkeklerde çok az kadınlarda ise oldukça fazladır. Erkeklerde bundan bir fışkırtma olarak sözedilemez.

Orgazm yönünden kadınla erkek arasındaki en belirgin ve en önemli ayrılık ise, kadınların bir çoğunun bütün bu inceliklere karşın cinsel birleşme sonucu sık sık orgazma ulaşamamalarıdır. Oysa erkeklerin %99'u aynı koşullar altında orgazma ulaşabilirler. Henüz bu döneme ulaşmamış ya da bu dönemi geride bırakmış olan kadınlarda orgazma ulaşma yeteneği oldukça azdır.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:47
Orgazm İle İlgili Yanlışlar

Kadın ve erkeklerin orgazm konusunda birbirlerini yanılttığı birtakım düşünce ve tutumlar içine girebildiklerine sık sık tanık olunur. Sonuçta ortaya çıkan yanılgıların, yaygınlık kazanmış olan bazılarının üzerinde durmak gerekir.

Eğer erkek yeterince dayanabilirse, her kadın orgazma gelebilir: Bu iddia ancak kısmen doğrudur. Uzun süren bir koitusun sonunda erişilen doruk, teknik olarak orgazm sayılsa bile, hedefe varmak için girişilen acele ve endişe içinde, işin bütün zevki kaybolup gidecektir.

Yazdığı kitaplar satış rekorları kıran ünlü fahişe Xaviera Hollander, en yoğun orgazmların, ilk 5 dakika içinde gerçekleştiğini söylemektedir. Aslında birçok bilimsel araştırma da bu iddiayı doğrulamaktadır. Dolayısıyla zevkli bir cinsel birleşmenin anahtarı, özenli ve uzun ön sevişme süreci olmaktadır.

Kadın gelmeye başlayınca, erkek mümkün olduğunca sert hareket etmelidir: Oysa bunun tam tersi geçerlidir; erkek olabildiğince hareketsiz kalmalıdır. Ancak böyle olursa, hem kadın hem de erkek, kadının kasılan dölyolu kaslarının farkına ve hazına varabilir.

Hollander, kendi kendilerini uyararak ulaştıkları orgazmların, niye cinsel birleşmede ulaştıklarından daha yoğun olduğunu soran çok sayıda kadının mektubuna verdiği cevapta, meseleyi, dölyolu kaslarının kasılmasını algılayabilmeye bağlamaktadır. Her ne kadar bu konuda kadından kadına farklılıklar söz konusuysa da, genel olarak orgazm sırasında erkeğin sert hareket etmesini gerekçeleyen herhangi bir ipucu yoktur.

En iyi orgazmlar, eşanlı olanlardır: Bu da yanlıştır. Uzun süre birlikte olmuş insanların eşanlı olarak orgazma gelmesi hem mümkün, hem de zevkli olabilir. Ancak bu, doğal olursa haz verebilir. Aksi durumda, duyguları geri plana iten bir koşuşma söz konusudur. Eşlerden birinin önce gelmesi, hiçbir şekilde diğerinin orgazma ulaşmasını engelleyemeyeceği gibi, tersine, eşlerin üzerinden yetişme ya da erteleme endişesini kaldıracağı için, birleşme sürecinin zevk boyutu öne çıkabilecektir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:47
Ostrojen

Ostrojenler kişiye dişisel özellikler kazandıran hormonlardır. Doğal ostrojenler steroid grubuna bağlıdırlar (kimyasal yapı bakımından). Kadının döl yatağında, erkeklerin teslislerinde fakat en çok plasentada üretilirler. Bu hormonların yerini tutan en önemli hormonlar östradiol ya da Dihydro grubu hormonlarıdır. Steroid grubuna bağlı olmayan bir çok sentetik (bileşik) madde de ostrojen özellikleri taşımaktadırlar. (Örneğin: Dimethyl-Stilböstrol)

Ostrojen hormonları kadınların morfolojik ve ruhsal farklılıklarını gerçekleştirir ve geliştirirler. Bu maddelerin erkek gövdesin de fazla üretilmesi ya da her hangi bir amaçla uzun süre kullanılmış olması (tedavi için ya da cinsel nevrozlar anında) kadınsı belirtilere yol açar. Cinsel gerilim yok olur, saçlar uzamaya ve yumuşamaya, göğüsteki kıllar dökülmeye ve memeler irileşmeye başlar.

Yumurtalık sendromunun asıl nedeni ostrojenlerin ektopik yumurtalar tarafından gereğinden fazla salgılanmasıdır.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:48
Penisin Sabah Sertleşmesi

Sabahları erkek cinsel organının kendiliğinden sertleşmesi. Özellikle sıhhatli erkekler arasında sık sık görülen bu sertleşmeye bilimsel olarak «su sertleşmesi» halk arasında ise «sabah sırığı« adı verilir. Dolu idrar torbasının baskısı ve idrar borusunun cinsel sinirleri uyarması sonucu omurilikteki gerilim refleksinin eyleme geçtiği kabul edilmektedir. Bunun kanıtı da sabah sertleşmesinin idrar yapıldıktan sonra hemen ya da yavaş yavaş yok olmasıdır.

İdrar baskısı teorisine karşı çıkan psikologlar gündür, yani uyanıkken idrar torbasının dolması ve idrarı tutma sonucu peniste sertleşme olması gerektiğini fakat böyle bir şey olmadığına göre sabah sertleşmesinde yalnızca mekanik olayların değil bir takım psikolojik etkenlerin de söz konusu olduğunu ileri sürmektedirler. Psikanalitik rüya araştırmalarına göre önce idrar torbasının uyarması sonucu bazı erotik rüyalar görülmeye başlar ve ancak buna bağlı olarak sertleşme ortaya çıkar.

Psikanalizci O. Rank ise idrar zoru analizlerine dayanarak idrar zorlamasının büyük bir çoğunlukla cinsel rüyalara bağlı olarak oluştuğunu ortaya koymuştur ve bunu rüya görenin tıpkı bebeklik yıllarında olduğu gibi idrarını tutmaktan cinsel bir haz duyduğu görüşüne dayanarak ileri sürmüştür. Magnus Hirschfeld «Kadının ve Erkeğin Cinsel Sapıklıkları» adlı yapıtında (1913) tam yedi çocuk döllemiş olan evli bir homoseksüelden söz etmektedir. Normal zamanlarda cinsel bakımdan güçsüz olan bu erkek sabah sertleşmesi sırasında cinsel birleşimde bulunabilmekteydi. O halde bu çocuklar hayatlarını, babalarının cinsel gücü- ne değil sidik torbasına borçludurlar.

Bu teoriye karşı çıkan Viyanalı psikanalizci Wilhelm Stekel, «rüya görülebilmesi için bir takım baskıların ortadan kalkması gerekir. Oysa uykunun ilk saatlerinde görülen rüyalar �tıpkı bir ikaz gibi rüyayı bozan� kısıtlamalar bakımından oldukça zengindir. Ancak sabaha doğru bu baskılar ilk etkilerini yitirirler. Hirschfeld'in bu hastası da gündüzleri toplumun içinde ve baskıların sürekli etkisi altında bulunduğu için ancak sabahlan cinsel birleşimde bulunabiliyor» demektedir.

40 ilâ 50 yaşları arasındaki erkeklerde sabah sertleşmesi seyrek görülmeye başlar, fakat bu kendilerini iyi ayarlı yan erkekler için bir cinsel güçsüzlük işareti değildir. Sabah sertleşmeleri sinir ve kan damarcıklarının cinsel uyarıya karşı halen daha duyarlı olduklarını gösteren bir kanıttır. Ama bunun için herşeyden önce gövde ve ruhun dinlenmiş, sinirlerin sakin, türlü baskıların da ortadan kalkmış,olması gerekir.

Fakat eğer penis sabah vaadettiğini akşam gerçekleştiremezse bu artık her şeyin bittiğini göstermez. Çünkü damarların tam olarak dolamaması, gövdesel bir eksiklik ya da bilinçaltında saklı kalmış ruhsal bir baskı her zaman söz konusu olabilecek engellerdir. Stekel bu son durum için sabah sertleşmesinin doğrudan doğruya bir işaret olduğunu ve erkeğin sabaha karşı gündüz kendisine yasak edilen şeyleri düşlediğini ama uykusunda bile baskılara yenilerek hayalini gerçekleştiremeden uyandığını ileri sürmektedir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:48
Petting

Amerikan gençliğinin petting veya necking adı verdikleri yöntem, gittikçe gençlik arasında yayılmaktadır. Bu, delikanlılar ve genç kızlar arasındaki cinsel birleşime varmayan, fiziksel temastır. Bu sırada karşı cins görüldüğü için pettingin autoerotizm kadar zararlı olmadığı ileri sürülür. Hatta, evliliğe hazırlanmaları için genç çiftlere önerilir bile.

Bu gibi evlilik öncesi cinsel oyunların savunucuları, pettingin taşan gençlik enerjisini dengeli durumda tutmak için autoerotizmden daha yararlı olduğunu ileri sürmekte ve sonunda kızların bakireliklerine zarar gelmeyeceği görüşünü benimsemektedirler.

Ben, pettingin karşısındayım.

Pettingin çeşitli türleri vardır, ilişki normal olarak başlayabilir, fakat bir kez karşı cinsle bedensel temas olursa, erkek elinde olmadan daha cesurca sevişme yollarını arar, kadın ise gitgide kendi üzerindeki kontrolünü yitirir, günün birinde kendini tutamaması hemen hemen kaçınılmaz bir durumdur. Her iki eş, adım adım ilerler ve cinsel birleşime çok yaklaşan bir noktaya varır. Kendi kendilerini gitgide uyarmaktadırlar. Petting noktasına vardıkları zaman, delikanlı ve genç kızlara öpüşmek, basit sarılmalar yetmemeye başlar.

Bunlar öpüşürler ve birbirlerinin vücutlarındaki erojen bölgeleri okşarlar. Yani birleşim tamamlanmadan, göğüsler ve cinsel organlar uyarılır. Cinsel temas konusunda deneyleri olmayan, evlenmemiş genç insanlar, çoğu kez ağız yoluyla uyarmadan kaçınır ve cinsel organlara dıştan dokunmakla yetinir.

Genellikle delikanlı, kızın cinsel organlarını parmaklarıyla uyarır. Buna karşın kızlar elle uyarmak yöntemini pek fazla uygulamaz. Kız, bundan ve ağız yoluyla uyarmadan, erkeğin tersine tatmin olamaz, içinde bunlara karşı psikolojik direnme oluşur. Genç kız ancak cinsel temasa alıştıktan sonra, ağız ve parmak uyarmalarını fazla diretmeden kabullenir.

Aslında petting sağlığa zararlı değildir, fakat temasa gidiş süresini kısaltır. Delikanlı bir kızla petting ilişkilerini ne kadar uzun sürdürürse, kendine hakim olması, genç kızdan daha zorlaşacaktır. Ancak çok kuvvetli irade, erkeği ve kızı sınırı aşmaktan alıkoyacaktır.

Pettingin ilerki evlilik yaşamının daha iyi olmasında rolü yoktur. Bunun önemi sadece uyarıcı ön oyunları başkalarından daha önce öğrenmiş olmalarıdır. Bu gibi cinsel bilgiler, kolayca öğrenilebilir, fakat bizzat yaşamak yerine kitaplardan öğrenmek daha iyidir.

"Ateşli" petting konusunda birkaç söz daha söylemek gerekir; her iki eş de birbirlerine gitgide alıştıkları için, gün geçtikçe petting, uyarıcılığından yitirir. Eşler gittikçe daha kuvvetli uyarılma yollarını arar ve sonunda cinsel ilişkiye kadar gider. Yeni sevgiliyle bu hedefe daha çabuk ulaşılır. Delikanlılar ve özellikle genç kızlar, "kuvvetli" pettingi evlendikten sonraki yaşamlarına saklamaları gerektiğini bilmelidir. Sevginin soylu olanaklarını bir kenara atmakla, sadece zevki ön plana getirmekle, ilerdeki evlilik yaşamı için hiç de hoş olmayacak bir deney elde etmiş olurlar.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:49
Prezervatif Kullanımı

PREZERVATİF

Prezervatif, penisi cinsel ilişki sırasında örtmek için kullanılan ince lastikten silindir şeklinde bir kılıftır. Çok güvenilir bir yöntemdir, fakat bu konuda hatalı görüşleri olan bazı erkekler tarafından reddedilir. Gerçekten de prezervatif kadar yaygın, fakat onun kadar yanlış anlaşılan başka bir yöntem daha yoktur.

PREZERVATİF VE CİNSEL UYARILMA

Birçok erkek, prezervatifin, kadının duygularını azalttığını ileri sürmektedir. Bu doğal bir şeydir. Çünkü ne kadar ince olursa olsun, doğrudan doğruya teması önler. Gerçekte ise, bölgesel uyarılma açısından prezervatif kullanıp kullanılmamasının bir ayrımı yoktur. Kadın gözleri bağlı olarak ilişkide bulunduğunda, penisin oluşturduğu uyarılma ile prezervatifin kullanıldığı zamanki uyarılmayı ayırdedemez.

Fakat niçin bazı erkekler cinsel heyecanlarının azaldığından ya da prezervatif iktidarsızlığından söz ederler? Cinsel uyarılma, beynin bunu nasıl kaydettiğine bağlıdır.

Buraya birkaç olay alıyoruz: Prezervatif görünüşe göre incedir. Fakat belki de gerçekte ince değildir. Bazı erkekler şöyle söyler: "Pahalı prezervatifler o kadar ince oluyor ki, insan bunların varlığın bile duyumsamıyor. Oysa ki ucuzları kalın ve kötü oluyor." Aslında fiyat ne kadar yükselirse, prezervatif o kadar saydamlaşır, ince görünüşlü olur ve yumuşaktır.

Çoğu kez, prezervatifin ne kadar pahalıysa o kadar ince olduğuna inanılır. Oysa ki bu sadece gözün aldanmasıdır. Ayrım yalnız saydamlıktadır.

Prezervatif, kauçuk ağacının süte benzer özsuyundan elde edilir; kalitesi fiyatına göre değişmez. Fiyattaki fazlalığın nedeni, saydam duruma getirmenin daha pahalı bir işlem oluşundandır.

Bir prezervatif alın, bunu yuvarlayarak açın ve boyunu ölçün. Bu ortalama 19 cm. uzunlukta (2 cm kadar uzunluktaki uç kısmı dahil) ve aşağı yukarı bir gram ağırlıkta olmalıdır. Halen sağlık bakanlığı, prezervatiflerin en az bir gram ağırlıkta yapılmalarını şart koşmaktadır. 35 mm çapında ve 19 cm uzunluktaki bir prezervatifin kalınlığı 0,35 mm.dir.

Bundan daha ince bir prezervatif sadece daha fazla esnek olmakla kalmayacak, aynı zamanda kolayca da yırtılabilecektir. Üstelik uyarıcı etkisi bakımından biraz daha kalın prezervatiflerden pek farklı olmayacaktır. Tek ayrım, standart kalınlık içinde olanaklı olduğu kadar saydam duruma getirilmesindedir.

Kadınların yanlış inançları: Prezervatif tam geldiği takdirde cinsel uyarılmada bir ayrım duyumsanmazmış. Bununla birlikte bazı kadınlar, erkeğin boşalmasını "duyumsayamadıklarını" söylemekte ve bundan yakınmaktadır. Ayrıca, prezervatif kullanılmadığında vaginanın boşalma sırasında ısındığını ve ıslandığını ileri sürmekteler.

Gerçekte ise rahim ağzı, ısının oluşturduğu zevk veya acı duygusunu duyumsamaz. Rahim ağzı acı duyulmadan yanabilir veya bıçakla kesilebilir. Penisin çarpmasının oluşturduğu sarsıntı, rahim tarafından iletilir ve çarpma hissi karın zarında duyulur. Buna karşılık vaginanın sümüksü tabakası ısıya ve uyarılara karşı duyarlıdır. Demek oluyor ki, boşalma sırasında bir şeyler duyumsanabilir. Fakat bu his, rahim ağzında duyulmaz. Meninin sıcaklığını ve ıslaklığını duyduğunu söylemek, olayı abartmak olur. Zira vagina içi de aynı şekilde ıslak ve sıcaktır. Burada boşalan meni ölçüsünden de daha fazla kaygan sıvı mevcuttur.

Orgazma yaklaştıkça penis kan birikmesi sonucu genişler. Böylece penisin sıcaklığı, boşalan meniden daha yüksek olur. Aynı anda kadında da benzeri bir belirti oluşur ve kan birikmesi olur. Penisin birdenbire genişlemesi, bu olayı çabuklaştırır ve vagina da penis ile aynı ısı derecesine gelir. Sürtünme ısı duygusunu kuvvetlendirir ve artırır.

Erkeğin boşalma olayından önce, kadının Bartholin salgı bezleri tarafından salgılanan kaygan sıvısı, kadının heyecanı oranında artar. Bu değişik etkiler sonucu kadın, içinde nemlilik duyumsar ve çoğu kez meninin prezervatifin içinde kalması ya da kalmaması değişiklik yaratmaz. Her iki durumda da kadın, en küçük bir ayrım duyumsamayacaktır. Zira o da bu sırada orgazma yaklaşmaktadır. Prezervatiften hoşlanmayan bu gibi kadınlar, kendileri ve cinsel ilişkinin yapısı hakkında bir bilgiye sahip değildir.

PREZERVATİF NASIL SEÇİLİR?

Kaliteli markalar yeğ tutulmalı, kalitesiz, standart olmayan prezervatiflerden kaçınılmalıdır. Mühürlü paketler ve kutular halinde piyasada satılan prezervatifler, yapım tarihinden itibaren üç yıl süreyle güvenle kullanılabilir. Pahalı prezervatiflerin mutlaka ince olmaları gerekmez; sadece bunların ince görünüşlü olmaları gerekir. Parası olan ya da gözle uyarılmadan hoşlanan kimseler, pahalı prezervatifleri satın alabilir. Çünkü bu konuda göz etkeni küçümsenemez. Fakat şundan emin olunmalıdır ki, pahalı ve ucuz prezervatifler arasında uyarma etkisi bakımından hiç bir ayrım yoktur.

PREZERVATİFLER NASIL KONTROL EDİLİR?

Prezervatiflerde bulunması olanaklı çok küçük delikleri saptamak için, çeşitli yöntemler önerilir. Prezervatif cinsel birleşimden hemen önce kontrol edilmemelidir. Prezervatiflerden nefret eden bir kadın şunları söylüyor: "Kocam, prezervatifleri kontrol etmek için içlerine sigara dumanı üfler. Bu manzarayı gördüğüm zaman, bir anda bütün duygularım yok oluyor." Bu doğal bir şeydir.

Cinsel birleşimden önceki atmosfer, biraz sonraki birleşim üzerinde büyük rol oynar. Onun için her iki eş de, cesaret kırıcı bir atmosfer yaratmaktan kaçınmalıdır. Erkek, prezervatifi kontrol etmek isterse, bütün kutuyu, kullanmadan önce denemelidir. Prezervatifin içine sigara dumanı üflemek, en yaygın kontrol yöntemidir, fakat bu yöntem önerilmez. Kullanmadan çok önce birkaç prezervatif bu şekilde kontrol edilirse, bunlar, kullanılacağı tarihe kadar kolayca kalitelerinden yitirebilirler.

Küçük delikler genellikle prezervatifin esas kısmıyla meninin toplandığı uç kısım arasında, ender olarak da alt kısımlarda görülür. Bütün prezervatifi açmak ve bunun alt kısımlarını kontrol etmek gerekmez. Prezervatif siyah bir kağıdın üzerine konursa, kontrol daha kolaylaşır.

OLASI YANLIŞLARA KARŞI ALINACAK ÖNLEMLER

Hayret edilecek kadar çok sayıda erkek, prezervatifin doğru olarak nasıl kullanıldığını bilmemektedir. Onun için zevk duygularının azalmasından ve doğum kontrolünde başarısız kalmalarından yakınmaktadırlar.

Cinsel ilişki sırasında prezervatifin takılışı:

Boşalmadan önce de biraz meni, penisin ucundan çıkabilir. Üstüste iki kez birleşimde bulunulduğunda, ikincisinde, birinci birleşimden kalan spermler, gebe kalmak tehlikesi oluşturabilir. Erkek, her birleşimden sonra idrara çıktığı ve organını iyice yıkadığı takdirde, bu tehlike çok azalır. Meni sıvısının, kaygan sıvıdan ayırdedilmesi gerekir. Kaygan sıvı, penisin baş kısmını, cinsel ilişki sırasında kaygan duruma getirmeye yarar. Bu sıvıda sperm yoktur.

Yeni evli bir erkek, oldukça kısa zamanda boşalabilir. Fakat daha sonraları boşalması için daha fazla zamanın geçmesi gerekecektir. Deney ile, prezervatifi ne zaman takması gerektiğini kendiliğinden bulacaktır.

Bu sırada penis, vaginada Bartholin ve diğer salgı bezleri tarafından salgılanan kaygan sıvı ile yeteri kadar nemlenmiştir. Prezervatifi nemli penis üzerine geçirmek, kuru durumdaki penisten çok daha kolaydır.

Kadının salgıladığı sıvı yetersizse, erkek, krem gibi başka yardımcı maddelere başvurmalıdır. Fakat kadının salgıladığı sıvının az oluşu, erkeğin suçudur. Vagina daha yeteri kadar kayganlaşmadan prezervatif takılırsa, erkek hoş olmayan bir sürtünme duyumsayacaktır. Çünkü penis ile prezervatif birbirine uyum sağlayamamıştır. Bu durumda kadın acı duyabilir.

Prezervatif penise uyum sağlamalıdır. Erkeğin ve kadının cinsel organlarının, kişiden kişiye ayrım göstermediği inancı doğru değildir. Boy ve kalınlık açısından farklar vardır. Onun için, bir kişinin penisine iyice uyum sağlayan bir prezervatif, başka bir kişiye bol gelebilir.

Birçok erkek, prezervatifin cinsel ilişki sırasında kayıp, çıktığından yakınır. Bu durum, prezervatifin alt kısmı çevresine bir iplik bağlanırsa ortadan kalkar. Bu iplik sadece prezervatifin kaymasını önlemeyecek, uyarılmayı da artıracaktır. İpliğin düğümü yukarı atılırsa, ayrıca bızır da uyarılmış olur.

Prezervatifin bağlanmasıyla penis, meninin dışarı taşması tehlikesi olmadan vagina içinde daha uzun zaman bırakılabilir. Son zamanlarda piyasada değişik türlerde prezervatifler satılmaktadır. Bunlardan bazılarının uç kısmı büyüktür. Bazılarının ise ucunda kayganlaştırıcı bir madde vardır.

PREZERVATİF NASIL TAKILIR?

Esas sorun, uç kısımda hava kalmamasıdır. Bunu sağlamak için önce prezervatifin uç kısmına bastırıp, içerdeki hava dışarı çıkarılır, ondan sonra prezervatif penise takılır, yuvarlanarak açılır. Ya da prezervatif, uç kısmı içeri doğru üflendikten sonra penise geçirilir ve yuvarlayarak açılır. Bu işlem için daha fazla zaman gerektiğinden, prezervatifin ucunun önceden üfleyerek hazır durumda bekletilmesi önerilir.

Sperm öldürücü jöle ile birlikte kullanıldığında, prezervatif daha güvenilir duruma gelir; aynı zamanda penisin prezervatife daha iyi uyum sağlamasını da sağlar. Prezervatiflerin penislerine iyi uyum sağlamadığından yakman ya da prezervatifi cinsel temasın başından itibaren takmakta direnen erkeklere, bunu takmadan önce penislerine yukardan aşağı kadar jöle sürmeleri önerilir.

Kadının salgıladığı kaygan sıvı az orandaysa, ince bir tabaka jöle de dış yüze sürülmelidir. Güvenlik önlemi olarak bolca bir miktar jöle kadının sidik borusu ağzına sürülebilir. Bütün bu önlemlerden sonra vagina içine de jöle sürüp, güvenceyi artırmanın gereği yoktur.

Bazen dikkatsiz bir erkek, penisi dışarı çekip, prezervatifi vagina içinde bırakabilir. Bu yüzden, prezervatifin kaymaması için, dışarı çekilirken penisin kök kısmının prezervatifle birlikte tutulması gerekir. Bu sırada meninin dışarı taşmamasına son derece dikkat edilmelidir.

Penisi birleşme durumunda uzun süre tutabilmek amacıyla kadın, bacaklarını birbirine yapıştırmalıdır. Kadının orgazmı daha uzun sürdüğü için, penis küçüldükten sonra da vaginada irade dışı kısalmalar devam eder. Onun için meni viganaya akmasın diye kadın bacaklarını birleştirmelidir. Böylece penisin küçülmesi de bir süre geciktirilecektir.

Erkek ve kadın cinsel ilişkiden sonra değişik bez ve süngerlerle temizlenmelidirler. Aksi durumda vaginaya spermler girebilir ve prezervatif kullanıldığı halde, istenmeden gebe kalınabilir.

PREZERVATİFİN SAKLANIŞI

Kullanılmış prezervatifin açık kısmı, meninin akmasını önlemek için iki tarafından sıkıştırılır, sonra kağıda sarılıp çöp tenekesine atılır. Fakat bunu tuvalete atıp, üzerine sifonu çekmek doğru değildir. Çünkü bu şekilde, borular tıkanabilir. Bir kez kullanılmış prezervatif, bir daha kullanılmamalıdır.

PREZERVATİFİN AVANTAJLARI

Kadın açısından prezervatifin büyük avantajları vardır: Kadın, dinsel ilişkiden sonra erkeğe sarılmış durumda uykuya dalabilir. Prezervatif kullanılmadığı takdirde, kadının yıkanmak için tuvalete kalkması gerekecek, böylece mutluluk duygusu yarıda kesilmiş olacaktır.

PREZERVATİFİN YARATTIĞI İKTİDARSIZLIK

Birçok erkeğin prezervatif taktıkları zaman penisleri sertleşmez. Bunun nedenlerinin bir bölümü psikolojiktir, bir bölümü de, o erkekler beceriksiz olduğu içindir. Prezervatifin ne olduğunu gayet iyi bilmek ve kullanmasını öğrenmek gerekir.

Bazı erkekler de, prezervatifin kadının hislerinde azalma oluşturup, oluşturmayacağına kafa yorar. Kadın, prezervatifi eleştirip, bunun kullanılmasına yanaşmamakla hatalı davranışta bulunmuş olur. Kadında ve erkekte yeteri kadar salgılanma olduğu sürece, aradaki fark duyumsanmayacaktır.

Erkeğin prezervatifi kendisinin takması gerekmez. Erkeğin bu konuda kompleksleri varsa, kadın bunun takılışında şefkatle yardımcı olur. Bu, uyarılmayı artıracak ve prezervatiften nefret eden erkeğin penisinin küçülmesini önleyecektir. Bu gerçek de, cinsel ilişkiler konusunda ruhsal etkenlerin önemini göstermek bakımından ilgi çekicidir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:52
Protolagni

Makat yolu ile alınan cinsel zevk. Bu zevkin makat yolu ile alınan diğer cinsel zevk ile karıştırılmaması gerekir. Protolagni makat kanalının gerilmesi ile meydana gelen zevktir. Protolagni şu üç şekilde meydana gelir:

� Makata parmak sokulması ile.
� Makata erkeklik cinsel organının girmesi ile.
� İhtiyarlarda prostat tümörlerinin makat kanalına yaptıkları elastik baskı ile.

Protolagni meydana getirmek için başka araçlar da kullanılır. Bu araçlar uygulama sırasında çoğunlukla el ile çıkarılamayacak bir duruma gelirler ve giderek ameliyat ile çıkarılırlar.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:53
Seks Kalbi Koruyor

Seksin, belli bir yaşın üstündeki insanlar için risk oluşturduğu inanışı yaygındır. Oysa kalp uzmanları bu genel kanıyı onaylamıyorlar. 2400 erkek gönüllü ile yapılan bir araştırma, haftada üç dört kez seks yapmanın kalp krizi ve felç tehlikesini yarı yarıya azalttığını ortaya koydu.

Belli bir yaşa gelen kişilerin, özellikle de erkeklerin seks ilişkilerinde çok dikkatli olmaları önerilir. Erkeğin zayıflayan kalbinin cinsel temas heyecanına dayanamayacağı belirtilir. Sevişme sırasında kalp krizi geçirip hayata veda edenler de örnek olarak gösterilir. Oysa kalp uzmanları halk arasında yaygın olan bu genel kanıyı onaylamıyorlar.

Tam 2400 erkek gönüllü ile bir araştırma uygulayan bir İngiliz kalp uzmanı, haftada üç, dört kez seks yapmanın kalp krizi ve felç tehlikesini yarı yarıya azalttığını açıkladı. Gönüllü erkeklerin katıldığı çalışmalar yıllarca sürdü ve nihayet bu sevindirici sonuca ulaşıldı.

Seks, kalbi neden koruyor?

Bu soruya birkaç cevap vermek mümkün. Öncelikle, seks yapmak zevkli ve rahatlatıcı. İkincisi, özellikle ileri yaşlardaki kişiler için cinsel temas, sağlıklı olmanın bir göstergesi. Üçüncüsü, cinsel faaliyet kişinin bir hafta içinde yapmak zorunda olduğu vücut egzersizinin yerini tutar.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:54
Seks Kalori Cetveli

Partnerini soyan bir kişinin harcadığı enerji 12 kalori.

Giysiler kolay çıkıyor, düğmeler kolayca açılıyorsa harcanan kalori 8'e düşüyor, ancak tek el kullanılırsa kalori yine 12'ye çıkıyor.

Soyma işlemi 'dişlerle' yapılıyorsa, soyan kişi 87 kalori kaybediyor.

Çiftlerden biri bir oyuna sürüklerse harcanan kalori de 187'ye kadar çıkabiliyor.

Seviştikten sonra yatakta gevşemek de enerji harcatıyor.

18 dakikalık yoğun seks aktivitesi, büyük bir dilim çikolatalı pastaya denk.

Bir şişe beyaz şarabı yakmak için ise 52 dakikalık bir masaj seansı gerekli.

53 dakikalık Fransız öpücüğü bir 'çizburgere' bedel.

Peynirli ve domatesli pizzanın yarısını yakmak için ise 26 dakika aralıksız seks ve bir orgazm gerekli.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:54
Seks ve Beslenme

Seks için çinko gibi minerallerin etkisi inkar edilemez. Yapılan araştırmalar, çinkonun çok kuvvetli bir canlandırıcı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çinkonun erkek üretkenliğinde, seksüel arzuda ve uzun süreli seksüel sağlıkta çok büyük etkisi bulunmaktadır. Her ilişkide 5 miligram çinko harcanır ve bu günlük ihtiyacın üçte biridir.

Çin kabağı, soyalı gıdalar ve tatlı kabağın tohumları faydalıdır. Kahveyi sabahları sizi canlandıran bir bardak sıcak içecek olarak düşünmeniz büyük bir hata olabilir. Günde 1-2 bardak kahve size gerçek bir itici güç verecektir.

Bektaşi dergahlarında cinsel gücü arttırdığı için deniz ürünlerinin yasaklandığı bilinir. Deniz ürünlerini, tavuk ve makarnayı sofranızdan eksik etmeyin. Kalsiyum olmadan çok iyi bir seks beklemeyin. Sardalya balığı, yeşil yapraklı sebzeler, kalsiyum bakımında çok zenginzir. B vitaminleri de seks için gerekli vitaminlerdendir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:55
Seksin Kaynağı Beyin

Cinsel gereksinim, beynin hangi bölgelerinden kaynaklanıyor? Bilim adamları bu sorunun yanıtını bulabilmek amacıyla erotik bir film seyreden erkeklerin beyinlerindeki etkileri, herhangi bir heyecan uyandırmayan bir film ve komik bir film izleyen kişilerin beyinsel faaliyetleriyle karşılaştırdılar.

Araştırma sonunda erotik filmin yarattığı heyecanın, beynin belli bölgelerini harekete geçirdiği saptandı. Bu duygunun, kanlarında testosteron miktarının yüksek olduğu erkeklerde bu bölgeleri daha çok etkinleştirdiği belirlendi. Kadınlarda cinsel dürtülerin ne şekilde harekete geçtiği konusu ise, ne yazık ki şu aşamada bilim adamlarını pek ilgilendirmiyor.

Gerçekte, insan cinselliği kültürel, sosyal ve psikolojik boyutları olan oldukça karmaşık bir konu. Ayrıca cinsel etkinlik, bilim adamlarının tanımlamaya çalıştıkları bir dizi nörolojik mekanizmayla da yakından ilgili. Öte yandan cinsel dürtü ise dış uyarılar, anılar ve fantazilerle örülü bir kavram. Bu değişik uyarılar içerisinde görsel unsurların yanısıra koku da çok önemli bir yere sahip.

Bilim adamları kokuların cinsel davranışlar üzerinde büyük etkisi olduğunu belirtiyorlar. Örneğin, aybaşında olan kadınların terini koklayan hemcinslerinin regl günlerinin değişikliğe uğradığı saptandı. Indiana Üniversitesi'nden (ABD) araştırmacılar ise "taze eğreltiotu" kokusu içeren parfümlerin cinsel fanteziler üretmeleri istenen kadınlara koklatıldığında, deneklerin cinsel açıdan uyarıldıklarını ortaya koydu.

Beyin, tüm bu görme, koklama ve dokunmadan kaynaklanan dürtüleri algılayarak hipotalamusa iletiyor. Üçüncü ventrikülün karmaşık bir yapısı olan hipotalamus, insanoğlunun cinsel işlevlerini yönlendiriyor. Bu bölüm hasara uğradığında ya da çıkarıldığında cinsel faaliyetler olanaksız hale geliyor. Ancak cinsel arzular varolmayı sürdürüyor.

Fransız bilim adamı Jean-Didier Vincent, hipotalamusta bulunan preoptik mediyan bölgenin cinsel davranışları harekete geçirdiğini belirtiyor. Nitekim hadım erkek fareler üzerinde yapılan bir araştırma, cinsel arzuların ve buna bağlı olarak aktivitelerin azalmasının bu bölgede elektriksel aktiviteyi de azalttığını ortaya koydu. Ancak buraya biraz testosteron enjekte edildiğinde hayvanın cinsel fonksiyonları yeniden canlanıyor.

Öte yandan, preoptik mediyan bölgenin yanından yer alan ventromediyan çekirdek, ereksiyonda ve kadınların cinsel davranışlarında önemli bir rol oynuyor. Hadım farelerin ventromediyan çekirdeğine kadın hormonları aşılandığında hayvanların dişi fareler gibi davrandıkları belirlendi.

Peki, fareler için geçerli olan insanlar için de geçerli mi? Bu konuda yalnızca, preoptik mediyan bölge hasara uğradığında cinsel arzu ve davranışların da yokolduğu biliniyor. Bu bulgular ışığında, eskiden cinsel suçlar işlemiş olanlar preoptikmediyan bölgeye müdahale suretiyle "tedavi ediliyordu". Günümüzde ise, testosteronun beyin üzerindeki etkisini bloke eden "kimya yoluyla hadım etme" yöntemi uygulanıyor.

Cinsel işlevleri kontrol eden sinir merkezlerindeki nöronlar, aralarında haz molekülü olan dopaminin de bulunduğu pek çok nörolojik unsurdan yararlanıyorlar.

Preoptik mediyan bölgeye salgılanan dopamin miktarına göre birçok sinir reseptörü harekete geçiyor. Böylece cinsel etkinlikten önce az oranda dopamin salgılandığında ereksiyon meydana gelirken boşalma gecikiyor; bu miktar fazla olduğunda ise boşalmaya yol açıyor, ereksiyonu ise engelliyor.

Beyin cinsel faaliyetleri düzenlerken belden aşağıda neler oluyor? Bilim adamlarının araştırmalarına göre, ereksiyonda parasempatik sinirler ve sempatik sinirler gibi iki tür sinir rol oynuyor.

Parasempatik sinirler, enerjinin depolanmasını, cinsel etkinliklerin yoğun olmadığı dönemlerde organizmanın işlevlerini aynen korumasını sağlarken, sempatik sinirler ise bedenin, stres gibi dış etkenlere uyum sağlamasına katkıda bulunuyorlar. Parasempatik sinirler ereksiyona yolaçarken sempatik sinirler ise boşalmayı sağlıyorlar. Birbiriyle sürekli etkileşim halinde olan bu iki sistem merkezi sinir sistemiyle iletişim kuruyor.

Bu arada, parasempatik sinirler kesildiğinde ereksiyonun tamamen kaybolmadığını saptayan araştırmacılar, normal yol yıkıma uğradığında bu konuda ikinci bir faktörün devreye girdiği düşüncesinden yola çıkarak bu seçeneği bulmaya çalışıyorlar.

Bilim dünyasındaki tüm araştırmalar, iktidarsızlığı önlemeye yönelik tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine yardımcı olacak. Bilim adamları, dopamin, oktosin ve noradrenalin gibi nörotransmiterlerin salgısının ruhsal bunalımlar sırasında azalmasını önleyecek yöntemleri araştırırken bazıları da, deri altına pompa yerleştirilmesi gibi uygulamalarla bu salgıların miktarını ayarlamaya çalışıyorlar.

Ancak gelecekte cinsel bozuklukların, özellikle gen terapisi yoluyla tedavi edilmesinin gündeme geleceği belirtiliyor. Bu tedavinin cinsel etkinliklerde etkin olan ancak yaşlılık ya da şeker hastalığı nedeniyle bozulan hücreler arasındaki iletişimi kolaylaştırabileceği düşünülüyor.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:56
Sertleşme ve Boşalma

Erkeğin cinsel hareketinin en önemli ön şartı, erkeklik organının (penis) sertleşmesidir. Bu noktada erkek ve kadın birbirlerinden iyice farklılaşırlar. Penis, karnın alt kısmından çıkan ve ucu penisin baş kısmında son bulan bir deri ile örtülüdür. Penisin baş kısmı bir sümüksü tabaka ile kaplıdır ve içinde sayısız sinir uçları bulunur. Penis, damarlardan oluşan süngersi bir yapıya sahiptir, ortasından sidik borusu geçer.

Boşalma sırasında süngersi kısım toplardamar değil, atardamar kanı ile doludur. Onun için penis sertleştiği zaman ısınır ve nabzın atışı burada görülebilir. Böyle bir sertleşme üç etkenden dolayıdır:

1. Doğrudan doğruya penisin baş kısmına ve penisin çevresine yapılacak yumuşak uyarma hareketi beyne iletilir; bunun sonucunda bir refleks hareketi ile kan sünger dokuya akar, penisin sertleşmesini sağlar.

2. Duygusal heyecanlanma sonucu sertleşmede, doğrudan doğruya beyin sertleşme emrini verir. Bu durum yetişme çağındaki erkeklerde bölgesel uyarılmalardan daha çok görülür.

3. Sidik torbasının dolu olmasıyla refleks hareketi şeklinde görülen sertleşmelere sabah erken saatlerde rastlanır.

Cinsel heyecan sırasında sertleşme ile birlikte penisin kök kısmında, sağ ve sol taraflarda bulunan Cowper salgı bezleri kaygan bir sıvıyı -az miktarda saydam, alkalik bir sıvı- sidik borusuna salgılar. Bu sıvı penisin baş kısmını nemlendirir ve böylece penisin vaginaya girmesini kolaylaştırır. Alkalik salgı idrarın akmasıyla asitlenen sidik borusunu nötür hale getirir, böylece de asitlere karşı çok az dayanıklı olan tohum hücrelerinin buradan geçerken zarar görmemesini sağlar.

Salgılama, doğrudan doğruya uyarma, örneğin sertleşme sırasında penise dokunmakla artırılabildiği gibi, daha önce oluşan ruhsal ve cinsel heyecanlar sonucu da ortaya çıkabilir. Kısaca toparlamak gerekirse, sertleşme doğrudan doğruya penisin uyarılmasıyla olabilir; fakat bunun ardından ruhsal heyecan gelmediği sürece salgılama görülmez.

Cinsel alanda bilgisiz erkek bu salgılama olayını yanlış yorumlar, erken boşalma sanır ve bundan dolayı üzüntüye kapılır. Saçma bir şeydir bu. Kadınlar da penisin sertleşmesini cinsel arzuların belirtisi sanmamalıdır. Örneğin çok yorgun ve bitkin düşmüş bir erkek, doğrudan doğruya penisi uyarmakla, onun sertleşmesini sağlayabilir. Fakat Cowper salgı bezlerinin salgısı olmadığı için, cinsel ilişkiye karşı içinde tam bir istek duymaz. Böyle durumlarda penisin kuvvetli uyarılmalarında bile cinsel istek uyanmayacak, tam tersine acı duyulacaktır.

Sertleşme ve kaygan sıvının salgılanması, vaginaya girişi önceden hazırlarlar. Bunun ardından, sürtünmeyle artırılan heyecan son aşamadadır ve bir refleks hareketi ile boşalma olayı oluşur. Bu zorunlu bir reflekstir. Erkek istediği kadar denesin, bunu önleyemez veya yarıda kesemez. Şunu daima anımsamamız gerekir: Artan u-yarılma sonucu boşalma, penisin doğrudan doğruya uyarılmasına değil, daha çok ruhsal uyarılmaya bağlıdır.

Örneğin erkeğin kendi kendini tatmin edişi bunu açıklar. Olağanüstü oranda meni stoku olan bir erkek, seri bölgesel uyarmalarla kendini şiddetle heyecanlandırabilir. Fakat başka bir durumda sadece aşk yaşantılarını akıldan geçirmekle de boşatabilir.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:56
Sertleşme ve Cinsel Arzu


Penisin sertleşmesi cinsel ilişki için şarttır. Fakat birkaç yıl sonra, sertleşmeyi mutlaka cinsel birleşim isteği izlemez. Bu zaman içinde kadın, penisi nasıl uyarabileceğini öğrenmiştir. Fakat bunu sağladıktan sonra, kadın cinsel ilişkide bulunmakta çok fazla diretir. Yanlış bir düşünceye dayanarak, sertleşmiş penisin cinsel arzuların ifadesi olduğuna inanır.

Okşamalar sertleşmeyi doğurabilir, fakat bu mutlaka birleşim arzusunu oluşturmaz. Özellikle kendiliğinden sertleşmede ilişki isteği yoktur. Çoğu kez, arzuların yeteri kadar kuvvetlenmesi için, uzun süre okşanmak gerekir. Nasıl yeni evli bir kadın, kocasının sevgi dolu sözleri ve okşamalarıyla uyarılırsa, kadın da bir süre sonra kocasını aynı şekilde heyecanlandırmalıdır. Eğer kocasını birleşime zorlarsa, bu, erkeğe hem ruhsal, hem de bedensel bakımdan zararlı olur.

Erkek insiyatifi kendi arzusuyla ele almadan, kadın, kocasını birleşime zorlamamalıdır. Gerekirse kadın kocasını birleşim için gerekli hareketlere götürmelidir. Gerçek arzu olmadan, erkek eşine sadece penisini verir. Bu durumda sertleşme kaybolmaz. Fakat bu arada erkek de yeteri kadar uyarılmışsa, birleşimde aktif rolü üzerine alacaktır.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:57
Sigara Hamileliği Önlüyor

Oxford Üniversitesi bilim adamlarının yaptığı ve sonuçları Journal of Biosocial Sciences Dergisi tarafından yayınlanan araştırmaya göre, sigara içen bir kadın, içmeyen bir kadınla aynı anda hamile kalma kararı alsa bile ancak 2 ay gecikmeyle bu amacına ulaşabiliyor.

Bilim adamları, sigara tiryakisi anne adaylarının bu alışkanlıklarını terk etmelerinden 1 yıl sonra ise hiç sigara içmemiş kadınlarla aynı duruma geldiklerini ve yeniden hızla hamile kalma yeteneklerini kazandıklarını belirtiyor.

569 kadın üzerinde, bu kadınların sigara konusundaki bütün alışkanlıklarını incelemeye yönelik bir araştırma yapan bilim adamları, sonuçların, sigaranın, hamile kalma sürecindeki kadınlara verdiği zararı bir kez daha kanıtladığına işaret ediyor. Bilim adamları, araştırmaya katılan 114 kadının hamile kaldıktan sonra doğuma kadar geçen sürede de sigara içmeyi sürdürdüklerine işaret ederken, bunun sonuçlarıyla ilgili bütün olumsuzluklara da dikkat çekti.

Bilim adamları, annenin hamilelik boyunca sigara içmeyi sürdürmesinin bebek ölümlerine ve bebeklerde solunum yolu hastalıklarına yol açtığına işaret ederken, sigaranın, kadının hamile kalma şansını azaltmasını da sigara dumanında bulunan antiöstrojenik maddelerin yumurtlama üzerindeki olumsuz etkilerine bağladı. Bilim adamları, sigaranın ayrıca kısa vadede de yumurtanın kalitesini bozarak döllenmiş yumurtanın rahme yerleşme şansını azaltabileceğini bildirdi.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:57
Sigara Spermi Öldürüyor

Bilimadamları, sigaranın sperm sayısını azalttığını, kalan spermlerin de kalitesini düşürdüğünü kanıtladı. Singapur Ulusal Üniversitesi Bilim Araştırma Merkezi'nde yapılan çalışmanın sonuçlarına göre sigara tiryakilerinin sperm sayısı, sigara içmeyenlere oranla çok daha az.

240 "üretken" erkeğin spermleriyle 218 "kısır" erkeğin spermlerini inceleyen Singapurlu uzmanlar, sigara tiryakilerinin sperm sayısının normalden altı kat düşük olduğunu ve hatta kısır erkeklerin sperm sayısına yakın olduğunu ortaya çıkardı.

Daha önce de benzer araştırmalar yapıldığını açıklayan proje lideri Chia Sin Eng, ilk kez kısır erkeklerin de değerlendirme kapsamına alınarak daha sağlıklı veriler elde edildiğini söyledi. Chia, tiryakilere bir öneride de bulunarak "Eğer çocuk istiyorsanız, spermlerinizin azalmasını istemiyorsanız sigarayı bırakın" dedi.

Projede görevli bilimadamlarından Noel Leong ise, değişen çevre şartlarının üreme üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulayarak, "50 yıl önce bir erkeğin sperm sayısının miligramda 130 milyon olduğunu, bugün bu sayının sigaranın yanısıra çevre şartlarının da değişmesiyle 65 milyona düştüğünü" açıkladı.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:58
Sonbaharda Seks

İnsanoğlunun cinsel etkinliklerinin yoğunluğu ritmelere göre değişiyor. Örneğin, Amerikalı bilim adamları, yumurtlama dönemine yakın zamanlarda kadınların cinsel arzularının arttığını belirlediler.

Paris'teki Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi Kronobiyoloji Laboratuvarı'ndan Alain Reinbergise, erkeklerin cinsel etkinliklerinin yaz sonunda ve sonbahar başında en yüksek noktaya ulaştığını belirtiyor. Nitekim, testosteron oranı, spermatozoidlerin üretimi ve hareketliliği, doğum oranları gibi veriler de bu bulgunun doğruluğunu kanıtlıyor.

Bu arada, doğum kontrol hapları kullanan kadınların diğerlerinden farklı olarak genetik açıdan kendilerinden uzak olan erkekleri değil, tersine en yakın olanları tercih ettiklerini söylüyorlar. Bilim adamı Pierre Henri Gouyon, konuyla ilgili olarak şunları belirtiyor: "Evrim üreme işlemi için cinsel arzuyu yarattı. Ancak kadının, çocuk arzusu içermeyen değişik bir genetik kombinasyona sahip olduğunu varsayalım. Bu durumda üreme isteğine dayanmayan cinsel dürtülere sahip olan kadında doğum kontrol yöntemleri, cinsel ilişkiye girme arzusunu ortadan kaldıracaktır.

Öte yandan, tıp dünyasındaki ilerlemelerle üreme işlemi için yeni yöntemlerin bulunmasının da cinsel etkinliklerin azalmasında rol oynayabileceği belirtiliyor. Bu durumda, belki de insanlara tavsiye edilebilecek tek şey bu konuda ellerini çabuk tutmaları olacak.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:58
Spermin Yakışıklısı

Kısırlık tedavisi üzerinde çalışan bilim adamları, şekli düzgün spermlerin dölleme yeteneğinin çok daha yüksek olduğunu saptadı. The New England Journal of Medicine'de yayımlanan araştırmaya göre, spermlerin görünümleriyle yenetekleri arasında yakın bir ilişki var.

Başları oval, kuyrukları kalın ve hareketli olan düzgün görünümlü spermlerin, dölleme yeteneği yüksek oluyor. Başları halka şeklinde ya da deforme olmuş, kuyrukları ezik spermlerin ise dölleme yetenekleri çok düşük.

İngiltere'deki Rachester Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırmacıları 765 kısır, 696 normal erkeğin spermlerini inceledi. Araştırmada spermlerinin %12'si düzgün olan erkeklerin çocuk sahibi olabildikleri görüldü. Spermlerinin %9 ve daha aşağısı standartlara uymayan erkeklerin ise çocuk sahibi olamadıkları belirlendi.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:58
Suni Sperm

Kendi alanında devrim yaratan yeni bir teknik sayesinde, iki kadın kendi genlerini taşıyan bir çocuğa sahip olabilecek. Araştırmacıların belirttiğine göre, erkek olmadan çocuk yapma yöntemi şöyle işliyor: Doktorlar, iki kadının birinden alacakları hücreleri işleme tabi tutarak, bunları suni sperm haline dönüştürüyor ve bununla diğer kadının yumurtalarını döllendiriyor.

Chicago�daki Üreme Genetiği Enstitüsü uzmanları, �yöntemin insan yumurtalarıyla denenmekte olduğunu ve iki yıl içinde uygulamaya geçileceğini� açıkladı. Uzmanlar, bu yöntemin, daha önce radyoterapi ya da kemoterapi gördüğü için çocuk sahibi olamayan erkekler için suni sperm üretmek amacıyla kullanıldığını belirtti.

Yöntemin lezbiyen çiftler arasında büyük sevinç yarattığı ifade edildi. Buna karşılık bazı bilim adamları, geliştirilen tekniğin riskli olduğunu savundu. Bu bilim adamlarına göre, ebeveynlerin her birinden alınan kromozomlar suni olarak bölünmeye zorlanıyor ve bu durum risk yaratıyor. Bu görüşü savunanlar, doğacak çocukların kanser ya da metabolizma bozukluğuna açık olacaklarını öne sürdü.

M@D_VIPer
16-06-06, 15:59
Sünger Kullanımı

Özel bir şekli olan bir parça süngere sperm öldürücü jöle sürülür ve sünger vagina içine yerleştirilir. Bu yöntem sanıldığından daha iyidir.

Çünkü sünger, kullanılması gerektiği anda yerleştirilebilir, fakat her iki eşin cinsel arzularını azaltmak gibi bir dezavantajı vardır. Sünger günümüzde pek kullanılmamaktadır, fakat penisin kısa olduğu durumlarda önerilir.

M@D_VIPer
16-06-06, 16:00
Ters İlişki

Anal cinsel birleşme, ters ilişki olarak da isimlendirilir. Anal birleşme, heteroseksüeller arasında sanıldığından çok daha sık yaşanır. Bekâretin korunması gerektiğini düşünen, herhangi bir nedenle vajinal yoldan cinsel ilişki kuramayan veya kurmak istemeyen, gebelikten kaçınmak isteyen ya da yalnızca farklı bir haz almak isteyen heteroseksüel eşler arasında hiç de seyrek yaşanmaz.

Fizyolojik olarak, bedenimizin birçok bölgesinde olduğu gibi, anüs (makat) bölgesinde de sinir uçları vardır. Anüsün iç ve dış bölgesi, kadın için de erkek için de erotik olarak duyarlıdır. Kadın da erkek de anal cinsel birleşmeden cinsel haz alabilir.

Sağlık açısından, birçok cinsel davranış gibi, anal cinsel birleşmenin de bazı sakıncaları olabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, korunmasız cinsel birleşmelerin hepsiyle bulaşabilir. Temizlik kurallarına dikkat edilmeden kurulan anal birleşmelerde, bağırsaklarda normal olarak bulunan ve bulundukları yerde zararsız olan mikroplar, bedenin başka yerlerine taşınarak, hastalık nedeni olabilirler. Bunun en yaygın biçimi, heteroseksüel eşler arasında, anal birleşmeyi izleyerek kurulan vajinal birleşmede, bağırsaktaki mikropların vajinaya kolayca taşınabilmesidir. Ayrıca çok sık anal birleşme, anüsün sfinkterinin bozulmasına, anüs kaslarının kasılıp gevşeme yeteneğinin bozulmasına yol açabilir.

İki kendine güveni yüksek olan insanın evliliğinde bilinen hemen her cinsel davranış biçiminin denenmiş olduğuna sık sık tanık olunmaktadır. Bu ilişkilerde denenen anal birleşme, oral seks, egzibisyonistlik gibi edimler herhangi bir patolojik yan, yani ruhsal bozukluk işareti göstermezler. Başka bir deyişle, kendine güveni yüksek olan çiftlerin her şeyi hiç değilse bir kere denediği ve bunu korkarak değil, eğlenerek yaptığı belirlenmiştir.

İngiliz Tıp Birliği'nin yayınladığı bir bültende, ülkedeki evli çiftlerin %20'sinin hiç değilse bir kez anal birleşme yöntemini denediği bildirilmektedir. Bir grup çiftler buna, zevk için başvurmaktaysa da, diğer gruptakiler kadının adet zamanı ya da bir dölyolu rahatsızlığı söz konusu olduğunda denemektedirler.

M@D_VIPer
16-06-06, 16:00
Testosteron

Testis torbalarının salgıladığı erkeklik hormonu. Bu hormon kimyasal bakımdan steroid grubuna girmektedir. Testosteron hormonu ilk kez ergenlik çağında salgılanır ve bu hormon erkekliğin ikincil cinsel özelliklerini belirler: sakal ve bıyık, kalın ses, pubis kıllanması, kısa saç ve göğüs kılları, penisin sertleşmesi, libido vs. gibi.

Testosteron meni kabarcıklarının ve prostatın gelişmesinde rol oynar; ayrıca spermatogenez'i etkiler.

M@D_VIPer
16-06-06, 16:01
Uyaran Parfümler

Bazı kadın parfümlerinde kullanılan sentetik pheromone maddesinin erkeklerin ilgisini daha da artırdığı ve ilişkiyi etkilediği saptandı. Araştırmacılar, sentetik pheromone (havayla birleşince uyarıcı etki yaratan kimyasal bir madde) içeren parfüm kullanan kadınlarla erkeklerin daha çok birlikte olduğunu, parfümün uyarıcı ve büyüleyici çekiciliğinin, öpüşme ve ilişkiyi etkilediğini belirledi. Uzmanlar sentetik pheromonenin, seks mıknatısı olduğunu ve kadının seks cazibesini artırdığını belirtiyor.

San Francisco State Üniversitesi'nde yapılan araştırmada, pheromone bulunan normal parfüm kullanan kadınların, içinde pheromone bulunmayan parfüm kullanan kadınlara göre erkeğin daha fazla ilgisini çektiği saptandı. Phoromone bulunan parfüm kullanan kadınların %74'ü, erkeğin ilişkisinin üç kat veya daha fazla artmasını körüklerden, pheromone bulunmayan parfüm kullanan kadınların %23'ünde aynı oran belirlendi.

Pheromone bulunan parfüm kullanan kadınların, erkeğe cinsel açıdandaha çekici geldiği, pheromonenin kokusunun değil güçlü kimyasal etkisinin erkekte seks arzusu yarattığı düşünülüyor. Pheromone bulunan parfüm kullanan kadınların, erkek arkadaşları veya eşleriyle öpüşme, romantik yaklaşma ve okşanma oranının haftada birden 6'ya, sevişme sayısının da birden 4'e çıktığı belirlendi.

M@D_VIPer
16-06-06, 16:01
Uykuda Orgazm

İnsanlann uykuda cinsel tepkiler yaşayabildiği, bilinen bir gerçektir. En eski dini kitap olan Tevrat'ta, uykusunda orgazma gelen adamın bu "pislikten" kurtulmak için yıkanmasını buyuran ayetler vardır. Ancak olay, salt erkeğe özgüymüş gibi ele alınmaktadır. Aslında 1950 ortalarına kadar kadınlarda da bu türden bir cinsel boşalma olduğu bilinmiyordu.

Kinsey ve arkadaşlarının yaptığı araştırmalar, ilk aydınlatıcı adımlar olmuştur. İrade dışı, uykuda orgazmlar özellikle erkeklerde hemen her zaman cinsel rüyalarla birlikte gerçekleşir. Uyku sırasında günlük çekingenliklerimiz ve öğrenilmiş denetimlerimiz, çok daha az etkin olduğundan birçok bilinçaltı dileklerimiz zararsız, simgesel biçimde rüya olarak ortaya çıkarlar. Bilinçli yasaklamaların etkisinin azalması, çoğu kimsenin, özellikle kadınların, uykuda çok daha hızlı orgazm olmallarını de açıklar.

Bugün genellikle uykuda orgazmın gerekli ve sağlıklı olduğu, hatta cinsel perhiz durumlarında "doğal" bir ikame yolu oluşturduğu düşünülür. Oysa Kinsey'in raporları bunun doğru olmadığını göstermektedir. Bu araştırma sonuçlarına göre, örneğin haftada birkaç kez cinsel birleşmeyle orgazm olanağından yoksun kalan bir kadının uykusunda yaşadığı orgazm sayısı, yılda ancak birkaç kezlik bir artış göstermiştir. Oysa bazı kadınların uykuda orgazm sayıları, cinsel birleşmede orgazmlarının artmasıyla oranlı olarak artış göstermiştir. Yani aslında, uykuda orgazm, insan vücudunun doğal bir işlevi olup, bilinçli cinsel eylemin ikamesi değildir.

M@D_VIPer
16-06-06, 16:02
Ülkelere Göre Fanteziler

Romantik kitaplar yayımlayan Harlequin Yayınevi'nin yaptırdığı ankete göre, insanların dörtte üçü erotik fantezileri olduğunu söylüyor. Ne var ki bunların yarısından azı bu fantezileri hayata geçirebiliyor.

5,484 evli ya da bekâr erkek ve kadının katıldığı ankete göre en çok cinsel fantezisi olanlar Arjantin ve Şili'den. Bu iki ülkede ankete katılanlardan %95'i fantezileri olduğunu söylüyor. Halkın sadece %50'sinin erotik hayaller kurduğu Japonya ise araştırmanın yapıldığı ülkeler arasında sonuncu geldi.

Ankete katılanlardan üçte biri, eşleri ya da sevgililerine ilişkin fantezileri olduğunu söylerken, Danimarka kadınları bu konuda en sadık olanlar. Danimarka kadınlarının düşlerinde %58'i kendi erkeklerini görüyor. Buna karşın Arjantinlilerin yalnızca %15'inin fantezilerinde eşleri ya da sevgilileri başrolde yer alıyor. %85'inde ise bir başkası.

Ankete göre, Yunan erkeklerinin %28'i iş arkadaşlarını cinsel fantezilerine konu alırken, Fransızların yalnızca %4'ü iş arkadaşlarını cinsel arkadaş olarak hayal ediyor.

Dünya çapında her 4 kişiden biri oyuncularla yatağa girdiklerinin hayalini kurarlarken; müzisyenler, modeller ve atletler de popüler seks sembolleri olarak fantezilere konu oluyor.

M@D_VIPer
16-06-06, 16:02
Üremenin Kökeni

Evrim süresince insanoğlu bilişsel ve analitik yeteneklerini hayvanların düzeyinin üstüne çıkarmıştır ve diğer nesillere kültürel bilgi aktarımı artarak devam etmektedir. Tabiattaki canlıların başlıca üç içgüdüsü vardır; beslenmek, neslinin devamını sağlamak (üremek) ve barınmak. Canlılarda üremek için, erkeklerin testislerinde bulunan spermin, penis yoluyla dişinin vajinasına aktarılması gerekir.

Üremede Farklı Özellikler

Dişi genelde bir veya birkaç yumurta (ovum) üretirken, erkeğin spermleri yumurtaya ulaşmak için birbirleriyle yarışır. Ovum spermlerden çok daha büyüktür ve böylece spermler tarafından dişi organizmasında kolayca bulunabilir.

Dişilerde amaç, büyük ovum üreterek döllenebilme şansını arttırmakken, erkekler çok sayıda sperm üreterek en azından birini hedefe ulaştırma olasılığını arttırmaya çalışırlar. Eğer erkek yalnızca birkaç sperm üretseydi ve bu spermlerin boyutu dişinin yumurtası büyüklüğünde olsaydı, spermin ovuma rastlama olasılığı çok daha az olacaktı.

Poliandroik (dişinin birden fazla erkekle birleştiği) canlılarda, testis boyutları büyüktür ve sperm üretimi fazladır. Örneğin poliandroik olduğu bilinen balinada testisler 3 m boyutlarına ulaşır ve ağırlığı yaklaşık 500 kg'dır. Dişi, değişik çiftleşmelerden aldığı spermlerle doludur.

Sperm üretimi yalnızca genetik faktörlere bağlı değildir. Aynı zamanda sosyal faktörlere de dayanır. Dişi ile erkek arasında seksüel hayat açısından değişik alternatifler vardır. Monogamide dişi ile erkek arasında çoğunlukla hayat boyu bir ilişki olur. Eğer partnerlerden biri ölürse, genellikle yaşayan hayvan yeni ilişkiye girmez. Poligam hayvanlarda bir erkeğin birden fazla dişiyle ilişkisi vardır. Genç erkekler fertil hale gelince grubu terketmek zorunda kalır.

Bazı bedensel (somatik) özellikler, üreme stratejisine bağlı olarak değişiklik gösterir. Örneğin erkek goriller dişiye oranla çok daha iri ve güçlü vücut yapısına sahiptir. Bu, en iri bedene sahip olana, dişiyle ilişkiye girme yarışında, diğer erkeklere göre avantaj sağlar. Güçlü olan erkek, dişiyle beraber olur. Ancak bunun tersine gorillerin testisleri ufaktır ve deforme sperm oranı yüksektir. Dişi goriller ovulasyon belirtisi göstermezler.

Bu senaryo, poligam olan şempanzelerde tamamen faklıdır. Erkekler, dişiye oranla daha iri olsa da, bu onlara üreme sırasında ilişki girme yarışında avantaj sağlamaz. Çünkü cinsel ilişki ve üreme için esas yarış intra-vajinaldir (vajen içi). Bu nedenle testisleri çok büyük, sperm sayıları yüksek ve deforme sperm oranı düşüktür.

İnsanlar da, seksüel olarak dimorfizm (şekil farklılığı) gösterirler. Erkekler kadınlardan yaklaşık yüzde 10-15 oranında daha uzundur. Testisler ufak, ejakülatta (meninin penisten fışkırır biçimde dışarı atılması) bozuk, sperm oranı yaklaşık %40'dır. Kadınlar ovulasyon (yumurtlama) belirtilerini göstermezler.

Cinsel ilişkinin yalnızca ovulasyon döneminde olması gerekmez. Diğer yandan, göğüsler ve penis gibi son derece belirgin ikincil seks karakterlerine sahiptirler. Bu yönleriyle gorillere benzeyen insanlar "seri monogam" olarak kabul edilebilir. Belki de bu özellikleri, yüksek boşanma oranının bir açıklaması olabilir.

Amerika'da yapılan bir çalışma, son 5 yıl içinde boşanma oranının %49'dan %51'e çıktığını ortaya koymuştur. Evlilik dışı ilişki sıklığı erkekler arasında %80'e kadar çıkmaktadır. Bu oran kadınlar arasında da hemen hemen aynıdır. Bu nedenle insanlar monogam değildir. Ancak sosyal ve kültürel faktörler, tekeşli ilişkilerin tercih edildiği bir toplum düzeni meydana getirmiştir.

Evlilik sırasında erkekle kadın arasında yaş farkı gözlenmesi ve tekrar evlenenler arasında bu yaş farkının daha fazla olması, erkeklerin daha fertil kadınları tercih ettiğini göstermektedir. Bu durum "seri monogami" görüşünü desteklemektedir.

Cinsiyet Oluşumunun Üremeyle İlişkisi

Çocuğun cinsiyeti seks kromozomları dışında bazı istisnai durumlardan da etkilenebilir. Doğumdaki cinsiyet, özellikle gebe kalma zamanı ile ciddi olarak değişebilir. Menstrual siklusun (adet döngüsü) fertilizasyon (döllenme) dönemlerine göre, erken veya geç evrede gebe kalındığında daha çok erkek çocuk doğmaktadır. Bugünlerin ortasında ise, LH pikine yakın günlerde kız çocuk olma olasılığı çok daha yüksektir.

Dünya Savaşlarının doğumdaki cinsiyet oranına büyük etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Cephe görevi öncesi veya kısa süreli evde kalma sırasında cinsel ilişki oranının çok yüksek olması, LH pikinin düşük olduğu dönemlerde erken fertilizasyon oranını artırarak, daha çok erkek çocuk doğmasına neden olmuştur.

Memelilerde sperm oluşumu sırasındaki dış ortam sıcaklığı çocuğun cinsiyetini etkileyebilmektedir. Yarasa ve farelerde, ısının yüksek olması daha fazla erkek yavru, ısının düşük olması daha çok dişi yavrunun doğmasına neden olmaktadır. İnsanlarda da buna benzer bir etki gözlenebilir. Bu durum sıcaklığın sperm oluşumu üzerine etkisinin bir kanıtı olabilir.

Mevsimler de dünyadaki pek çok yaşam formu için büyük bir sorundur. Çünkü çocuğun yaşaması ısıya, su ve yiyecek sağlanabilmesine bağlıdır. Evrim sırasında bu sorunu aşabilmek için birtakım adaptasyonlar gelişmiştir. Hayvanların üreyebilme süreleri yıl içinde birkaç hafta veya ay ile sınırlandırılmıştır. Bunda amaç, yavrunun en uygun yaşam şartlarının sağlanabileceği dönemde dünyaya getirilmesidir.

Peki tüm mevsimlerde üreyebilen insanlarda durum nasıldır? Tamamen mevsimlerden bağımsız mıdır? Yapılan çalışmalar aylara ve mevsimlere göre kesin farklılıklar olduğunu ortaya koymuştur. Ancak değişiklikler kalıcı değildir. Bunun nedeni mevsimsel özelliği kazandıran biyolojik etkilerin sosyal etkiler sonucu ortadan kalkmasıdır. İnsanlar çevre iklim koşullarından, ısıtılmış veya soğutulmuş ortamlarda yaşayarak yalıtılmışlardır.

Sonuç

Evrim süresince insanoğlu bilişsel ve analitik yeteneklerini hayvanların düzeyinin üstüne çıkarmıştır ve diğer nesillere kültürel bilgi aktarımı artarak devam etmektedir. Ancak insan tamamen rasyonel değildir, inkâr edilemeyecek genetik kökenleri vardır. Bu genetik köken, insanın sosyal ve içgüdüsel davranışlarında (üreme gibi) etkinliğini göstermektedir.

M@D_VIPer
16-06-06, 16:03
Zevk Duygusu İtirafı

Birçok kadın, utanç duygularının ne kadarını bırakmaları, ne kadarını saklamaları gerektiğini bilmez. Başkaları ise vücutlarını erkeğe verirler, fakat hiç bir zaman utanç duygularından en küçük bir özveride bulunmaya yanaşmaz. Bu davranışlarıyla kocalarına kendilerini daha çok beğendireceklerini ve bunun daha kibarca olduğunu sanırlar.

Kadın, evliliğin ileri yıllarında da bu davranışta diretirse, yalnızca kocasının gözünde çekiciliğini yitirmekle kalmaz, kendi orgazma ulaşma yeteneği de gitgide azalır.

Genellikle kendini beğenmiş erkekler, evliliğin başlangıcında eşlerinin duygularını hiçe sayar ve cinsel yaşamı kendi isteklerine göre düzenler. Fakat erkek, kadının duygularını tanımaz ve bencilce cinsel yaşamı sürdürürse, bunun suçunu bir dereceye kadar kadında da aramak gerekir; erkek, eşinde zevk duyguları uyandırmak için uğraşmıştır, fakat kadın bu çabalara karşı bir tepki göstermemiştir.

Evlendikten bir veya iki hafta sonra, kadın, genellikle kocasının okşamaları ya da cinsel ilişki sırasında, orgazma ulaşmasa bile zevk alır. Bununla birlikte, davranışlarına çok dikkat eder ve sanki zevk almıyormuş gibi görünür. Zaman zaman duygularını saklamaya çalışır ve birleşim sırasında ışığı söndürmek ister.

Kadınların çoğu olumsuz yanıt vermenin kadınca bir davranış olduğuna inanır: Erkek, "nasıldı?" diye sorunca, "bilmem ki", diye karşılık verirler. Bu böyle devam ettiği sürece, kadınla duyduğu zevki paylaşmak isteyen ortalama erkek, bu çabalarını bırakacak, sadece kendi zevkini düşünecektir.

Kadın, kocasının saygısını ne kadar kazanmak isterse, kocasının onda uyandırmayı arzuladığı zevki tattığını, dürüstçe göstermelidir. Kadının değişik tepkileri yalnızca erkeği uyarmakla kalmayacak, birçok tekniği denemek istemesini, eşine güvenmesini de sağlayacaktır. Kadın, zevk aldığını refleksler ve sarsılmalarla göstermeli, belirli bir uyarılmayı beklediğini eşine duyumsatmalıdır. Erkeğin ihtiraslarına doğal olarak karşılık veren kadın, kendi uyarılmasını da artıracaktır.

M@D_VIPer
16-06-06, 16:04
Zifaf Gecesi Seçimi

Eski Japonlar zifaf gecesini, gelinin adet kanamasından hemen sonraya ya da onun hemen gebe kalması isteniyorsa, yumurtlama günü civarına rastlatırlardı. O zaman kadının doğum makinesi şeklinde görülmesi doğal bir durumdu.

Fakat günümüzde, genç evliler yeni evliliklerinin tadını çıkarmak istiyorlarsa veya her ikisi birden çalışacaklarsa, zifaf gecesini bu günler içinden seçmek yanlıştır. Böyle önemli bir günün eski geleneklere bağlı kalınarak seçilmesi durumunda, ilk gebelik çoğunlukla çocuk aldırmakla son bulacaktır ve ne yazık ki, öyle olmaktadır. Eşlerin doğum kontrolü hakkında açık açık konuşması evliliğin ilk gecesinde, çok zor bir durumdur.

Ben, zifaf gecesini, beklenen adet kanamasından önceki son haftaya rastlatmanın en uygun zaman olacağı görüşündeyim. Eğer olanaklıysa genç kız evlenmeden önce bazal ısısını ölçmeli, yumurtlamanın zifaf gecesine kadar tamamlandığından emin olmalıdır. Aşağı yukarı bir hafta sonra genç evliler balayı seyahatinden dönecek ve büyük yaşantıya alışmış olacaktır. Bu sıralarda kadında evliliğin ilk kanaması olacaktır. Böylece yeni evliler için bir değişiklik oluşacak, ellerine aile planlaması veya doğum kontrolünün önemi hakkında konuşma olanağı geçecektir.

Bu şekilde genç evlilerin ilk çocuklarına istemeden, sahip olmaları önlenecektir.

Birçok yeni evli, benim önerdiğim, zifaf gecesini seçmek yöntemini başarıyla uygulamıştır. Bir zamanlar eski tip anneler, geleneksel yönteme göre kızlarını evlendirmek isterdi; "kızımı temiz olduğu zaman evlendirmek istiyorum", derlerdi. Buna göre, kanamanın bitiminden sonra kız temiz oluyordu. En büyük saçmalıktır bu. Yoksa ihtiyar anne, evlenen kadında bir daha adet kanaması olmayacağını mı düşünmektedir? Kızın kanamadan önce veya sonra evlenmesinin ne ayırdı var?

Önemli olan, olanaklı olduğu kadar uygun bir günün evlenme günü olarak seçilmesidir. Birçok durumda yeni evliler, kör inançları olan anne-babaların sözlerine kanmıştır. Bunun sonucu da, evlendikten hemen sonra bir çocuklarının dünyaya gelmesi olmuştur. Birçok durumda genç kadınlar bu durumda Japon kanunlarının izin verdiği, çocuk aldırmak olanağına başvurmaktadır. Fakat gerek tıp açısından, gerekse psikolojik yönlerden, çocuk aldırmanın tehlikeleri ne kadar çok ihtar edilirse edilsin, gene de az şey söylenmiş demektir.

M@D_VIPer
16-06-06, 16:04
Öpüşme

Victor Von Scheffel günümüzde artık önemini yitirmiş olan «Sâckingen Trompetçisi» adlı yapıtında kurnaz kedi Hidigeigei'ya şöyle seslenir: «İçimde çok düşünüp, tartmama karşın bir türlü çözemediğim bir problem var. İnsanlar niçin öpüşüyorlar? Bu kin değil, birbirlerini ısırmıyorlar, açlık da değil, birbirlerini yemiyorlar...»

Öpüşmenin kökeni ile ilgili birbiriyle çelişen çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Bazı düşünürlere göre öpüşme en eski tapınma biçimlerinden biridir: İnsanın yemek, içmek nefes almak gibi en doğal ihtiyaçlarını ağız yoluyla gidermesi, insanın ancak ağzı sayesinde yaşayabileceğinin kabul edilmesine yol açmıştır. Ayrıca nefes kesilmesi ölümle sonuçlandığından, yaşama gücünün gövdelerin bu bölümünde varolduğu inancı daha da kuvvetlenmiştir. Bu görünmez gücü insanlara veren ve tekrar alan ruhlardır. İlk insan hayvanlara, bitkilere, taşlara dudaklarıyla dokunarak bu ruhsal gücü onlara da aktarmak istemiştir. Sonraları bu jestin ruhlarla yakın ilişkileri olduğu kabul edilen kişiler tarafından (bunlar hekimler, rahipler, hükümdarlardır] tekrarlandığı görülmüştür. Öpüşme giderek sevginin, arkadaşlığın ve aşkın sembolü olmuştur.

Antropolog ve cinsel bilim araştırıcısı Ferdinand von Reitzenstein ise: «öpüşmede ruha can verici bir gücün varolduğu görüşünü savunanlara katılmıyorum.» demektedir.

Bununla birlikte günümüzde bile bazı Avustralya ilkel kavimlerinde döllenmenin ağız yoluyla olduğu ve spermin de yalnızca embriyonun beslenmesinde rol oynadığı görüşü hakimdir.

Freud ve Havelock Ellis'e göre öpüşme basit anne öpücüğünden ve çocuğun meme emmesinden doğmuştur.

«Sadizm ve Mazohizm» adlı yapıtta A. Eulenburg, öpüşme, bir ısırma, hattâ sembolik bir ısırmadır diyerek, koku alma duygusuyla cinsel zevk arasında sıkı bağıntı olduğunu söylemektedir. Nasıl yemek kokusu kişinin iştahını açarsa, cinsel zevk duyulduğu anda gövdedeki ter kokusu da çene kaslarını uyarmaktadır. Cinsel içgüdü uzun süre duyurulmadığı, ya da yeterli derecede doyurulmadığı takdirde, kolaylıkla şiddete dönüşen bir tedirginlik yaratmaktadır. Bazı hayvanlar, (örneğin inekler, kısraklar, tavuklar, mandalar, köpekler, leylekler, güvercinler) çiftleşme mevsiminde öylesine hırçındırlar ki, yanlarına yaklaşan herşeyi hat tâ dişilerini bile ısırıp, öldürebilirler. Öpüşme açlık içgüdüsüyle de bağdaştırılmak istenmiştir. İlk insanın açlık ve cinsel içgüdülerinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu ileri sürülmüştür. Bundan dolayı sık sık kullanılan «öyle sevimlisin ki, seni çıtır çıtır yiyebilirim» sözünde belki biraz gerçek payı gizlidir.

İwan Bloch «Zamanımızın Cinsel Yaşantısı» adlı yapıtında düğün gecesi gelini ısıran, sonra da yiyen bir damadı anlatmıştır. Fakat burada söz konusu olan yamyamca bir cinsel içgüdü değil, bir akıl hastalığıdır... Bazı cinsel bilim araştırıcıları öpüşmenin kökenini, hayvanların çiftleşmeden önceki koklaşmalarında görüldüğü gibi cinsellikte önemli rol oynayan koku alma duygusuna bağlamaktadırlar. Yapılan toplumsal araştırmalarda dudaktan öpüşme yerine burundan öpüşmenin dünyada daha yaygın oluşu bu görüşü kuvvetlendirmiştir.

İleri sürülen tüm bu görüşlerde gerçek payı olmakla birlikte hiçbiri tek başına «insanlar neden öpüşmektedirler?» sorusunu cevaplandıramamaktadırlar. Öpüşme sırasında beş duyu da rol oynamakta ve birbirleriyle kaynaşmaktadırlar. Öpüşmede ruhsal yanımız cinsel yanımızla, hayvansal yarımız da insanlığımızla birleşmektedir.

Ünlü yazar Voltaire dudaklar ve cinsel organlar arasında direkt bir bağlantı olduğunu iddia etmişti. Fakat böyle sinirsel bir bağlantı yoktur.

Tüm vegetatif sinir sistemi cinsel uyarımı sağlamaktadır. Bu sistem aracılığıyla dudaklar gibi, diğer cinsel uyarı bölgeleri de uyarılmaktadır. Ancak dil ve parmak uçlarıyla dildeki duyarlılık uyandırılabilmektedir.

Dudağın en duyarlı bölümü iç tarafıdır. Bu nedenle dudaklar kapalı olarak öpüşüldü günde herhangi bir cinsel zevk alınamaz Ancak dudaklar açıldığında bu zevke varılabilir. Bu konuda Havelock Ellis şöyle demektedir: «Dudağın dış bölümüyle içteki bölümü arasındaki sınır bir çok yönden döl yoluna benzemektedir ve dilin hareketiyle buradaki duyarlılık çok daha artmaktadır". Cinsel organların dışında cinsel zevki uyandıran tek şey öpüşmedir.»

«Ateşli bir öpüşme kaçamak cinsel birleşmeden çok daha doyurucudur.» der eski bir Hint atasözü. Ve Ovid «Aşk Sanatı» adlı yapıtında «Bir kez öpen ikinciyi istemezse birinciye bile lâyık değildir.» demiştir. Bir Fransız atasözü ise şöyledir: «Kadın eğer öpüşmeye evet demişse, gerisini erkekten esirgemeyecektir.»

«Kadının Şehveti» adlı yapıtında Fransız cinsel bilimcisi ve kadın hastalıkları hekimi Gerard Zwang: «Ağızdaki iki dudak ve yiyeceğe karşı olan istek dişiliğin bir belirtisidir. Dişinin cinsel organındaki kıvrımlara ağızda olduğu gibi dudak denmektedir. Eğer erkek konuştuğunda karşısındaki kadın açık ağızla dinliyorsa, kazandığını anlamalıdır.» demektedir.

Önemli olan bu görüşlere uyarak genellemeler yapmaktan sakınmaktır. Magnus Hirschfeld «Cinsel Bilim»de şunları yazmaktadır: «Flörtle aşk oyunu arasındaki sınır öylesine kolay aşılabilir türdendir ki çoğunlukla belirlenemez bile, örneğin öpüşmede olduğu gibi. Öpüşmenin süresi ve bıraktığı etki, bu davranışın şehevi mi değil mi, ayrıma flört mü yoksa cinsel ilişki kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiğini belirleyen kıstastır.»

M@D_VIPer
16-06-06, 16:05
Şehvetli Masaj

Tarif ettiğimiz masaj egzersizleri "şehvetli" olarak adlandırılıyor, çünkü bunlar sizi seksi ya da genital duygulardan daha fazlası için cesaretlendiriyor. Şehvetli ve seksi arasında gerçek bir bağ elbette yok, ama sizden istediğimiz kendinizi, genital duygulardan çok, özgür duygulara, oral-genital seks ya da ilişkiye girmek gibi seksi aktiviteler yerine, ortak zevk veren aktivitelere hazırlamanız. Masaj teknikleri verirken ayrıntıya inmeyeceğiz. İstediğimiz, şehvetli masajın genel kuralımı ve olabildiğince doyuma ulaşabilmeniz için önemli ipuçlarını size belirtmek. Burada öğrendiklerinizi genişletmekte özgürsünüz.

1- İlk olarak, masajınız için bir mizaç belirleyin. Ortamı her ikinize de uyacak kadar rahat ya da romantik yapabilirsiniz. Oda sıcaklığının beraber çıplak kalabilmeniz için uygun olmasına ve ışığı göz kamaştırmayacak parlaklıkta ayarlamaya (mum ışığı bunun için uygun) dikkat edin. İsterseniz rahatlatıcı bir müzik çalın.

2- Her ikiniz için de günü rahatsız edilmeden geçirebileceğiniz bir zaman seçin (mümkünse 30 dakika-1 saat) Bunu uyumadan hemen önce yapmak isteyebilirsiniz. Yorulmayı bekleyin bu sizi sinirli yapar ve bu deneyimden alacağınız zevki arttırır.

3- Başlamadan önce, birlikte az zaman geçirmeye çalışın. Biraz konuşmak ve bir bardak şarabı paylaşmak isteyebilirsiniz. İlk olarak birlikte bir duş almayı ya da banyo yapmayı da deneyebilirsiniz.

4- Bu deneyimin amacı, aldığınız zevki artırmak ve partnerinizin fiziksel uyarıcılara -genital olması şart değil- verdiği tepkileri anlamanızı sağlamak. Vücutlarınızın farklı bölümlerini dönüşümlü olarak okşayacak, ovacaksınız. Kendinizi uyarılmış hissedeceksiniz ancak amaç bu değil, uyarmak için uğraşmayın. İlk zamanlarda genital bölge ve göğüsler hariç her yere masaj yapabilirsiniz. Ayak parmaklarını, uyluk kemiğini, karnını, kollarını, yüzünü, saçlarını, ayaklarını, kalçalarını keşfedin. Bunu yavaşça yapın -her biri için en az 10-15 dakika ayırın. Unutmayın bu sıradan bir masaj değil. Şehvetli olması düşünülüyor, ezici değil. Bu yüzden yoğuran güçlü dokunuşların yanında hafif okşayan dokunuşlar da deneyin. Avuç içinizi, parmak uçlarınızı, tırnaklarınızı, saçlarınızı, dudaklarınızı, bir parça metal ve tüy kullanın.

5- Dönüşümlü olarak bu işi yapacağınızdan, nelerin iyi nelerin kötü olduğunu konuşmak çok önemli. Masaj yapılan kişi, masaj yapanın en etkili uyarıcıları kullanmasında ona yardımcı olmak amacıyla "iyi, daha güçlü, tırnaklarını daha çok kullan, daha yavaş, mmm..., evet bu harika" gibi ifadeler kullanılır. Eğer masaj yapan kişi karşısındakinin duygularından emin değilse "bu nasıl?" ya da "şimdi daha iyi mi hissediyorsun?" gibi sorular yöneltebilir. Hoşlandıklarınızı ve hoşlanmadıklarınızı açık bir ifade ile anlatmak çok önemli. İletişim, kişisel olarak daha fazla zevk alıp vermenizi sağlar. Herkesin değişik ihtiyaç ve zevkleri vardır. Bunlar, kişiden kişiye değişir. Birbirine nasıl iyi hissettiğini söylemek her masajı, daha sonra her ilişkiyi daha az sıradanlaştırır, daha içten hale getirir.

6- Üçüncü ve dördüncü seanslarda, göğüs masajını ekleyebilirsiniz. Yine kendi zevklerinize göre vuruş ve dokunuşlar deneyebilirsiniz.

7- Son olarak altı ve yedinci masajlarda ya da her ikinizde bunun için kendinizi hazır hissettiğinizde genital bölgeyi masajınıza katın (8. bölüme kadar beklemek isteyebilirsiniz). Birbirinize zevk vereceğini düşündüğünüz fikirleri uygulamaktan kaçınmayın. Genital bölgeyi masaja katma sırası geldiğinde sadece bu bölgeye yoğunlaşma ve vücudun geri kalan bölümlerini unutma eğilimi vardır. Bu endişe yaratır ve masajdan alacağınız zevki azaltır. Bu yüzden genital bölgeye dokunup keşfetmeye başladığınızda, bunu tıpkı diğerleri gibi bir zevk kaynağı olarak düşünün ve masaj zamanınızın uygun bir bölümünü buna ayırın.

8- Masaj yaptırırken nerenize dokunuluyorsa, oradaki duygulara yoğunlaşmaya çalışın. İlginizin bu duygularda kalmasına izin verin. Eğer konsantrasyonunuz dağılırsa partnerinizin dokunuşlarını beyninizle takip edin. Bu, masajdan daha çok zevk almanızı ve rahatlamanızı sağlar. Masaj yaptırma sırası size geldiğinde, nelerin hoşunuza gidip daha iyi olduğunu söylemek dışında başka bir sorumluluğunuz olmadığını hatırlayın.

9- Eğer masaj seanslarınızın iyi gitmediğini fark ederseniz (ya da farklı bir şey denemek isterseniz) seansın odağını değiştirmeyi deneyin. Partnerinize zevk vermeye odaklanmak yerine, kendinize en çok zevk veren masajı uygulamaya başlayın. Tek kısıtlama, partnerinizi incitecek ya da ona zarar verecek hiç bir-şeyi yapmamanız. Zevk alacak olan partner, masajı yönlendirmekten çok rahatlamak ve kendi duygularına konsantre olmak zorundadır. Genelde partnerlerinin zevk almasına odaklanmış olan kızgın ve mutsuz çiftler, özgür olduklarında rahatlayıp masajdan zevk alabilmektedirler.

Bütün bu öneriler diğer çiftler için yararlı oldu. Ek olarak, bazı çiftler masajın etkilerini ve içeriğini değiştirmek için masajı değişik yağlarla (losyonlarla) denemek istediler. Yağlar, dokunuşları yoğunlaştırır ve cildinizi daha sıcak yapar. Losyonlar, kuruduktan sonra biraz yapışkan olurlar ve cildin soğuk olmasını sağlarlar. Pudra başka bir olasılıktır. Herhangi bir parfüm içeriği de kullanılabilir. Genital bölge hassas olduğundan masaj yaparken steril bir jelden başka bir şey kullanmayın. "K-Y"ya da "lubrifax" bu amaçla kullanabileceğiniz ve eczanelerde bulabileceğiniz yağlardır. Keşfedin ve neyin sizin için iyi olduğunu bulun.

Ruh haliniz kötü ise partnerinize kızgınsanız, yorgunsanız ya da çılgın gibiyseniz bu masajdan alacağınız zevki tamamiyle etkileyecektir. Bazen zevkin kontrolü ele almasına izin vererek sizi sıkan sorunların üstesinden gelebileceksiniz. Diğer zamanlarda ise sizi sıkan her neyse ondan kurtulamayacaksınız. Şehvetli masajın zevk vermediğini ya da kendinizi kötü hissettiğinizi fark ederseniz durun ve partnerinizle size neyin engel olduğunu tartışın. Bu size, duyguları paylaşma ve sorunlarla ilgilenmeye başlama şansı verir.

habibe
05-07-06, 14:17
off kankam yavaş yaa oku oku bitmiyo valla ben çocğunu okudum atlayarakta olsa :D saol güzel bilgiler bence herkes okumalı birazda olsa

erol_008
26-07-06, 23:12
bilgi için saol kanka

cago61
10-08-06, 00:11
Bilgiler için çok teşekkürler. Çok faydalı bilgiler...

FiberOptic
02-09-06, 21:26
tşk ler kanka

opti31
07-10-06, 15:06
Düşüncene sağlık

X
07-10-06, 21:32
Dikkat etmek Lazım :ragaci

leopard2
07-01-07, 17:46
evet bazı konular özellikle çok açıklayıcı olmuş.....

BLaCK SeM
10-02-07, 04:19
Sagolun Kankalar Bunlar Önemli Mevzular :D

4Lp4RsL4N
09-04-07, 20:25
saol....babacan paylaşım için:) iyi oldu ögrendigim:) KIZLARA ONA göre davranırız:P