PDA

View Full Version : Ahmet Yozgat



Sayfalar : 1 2 [3] 4 5 6 7

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:06
Aşk Okyanus Gibi Kabartır Yelesini
Apostol'la Altmış Birinci Sayfaya Dibace

1/:
Işığın sesidir bu zemheri çığlığı mirzam,
Ve aşkın nefesidir kulağımızdaki yalancı çığlık,
Arzın rahminde ise sen ben ve yaşanacaklar virgül halinde,
Mevsimlerin altında buzlu kayalar değil kızgın kum vardır.
Bu şuna delalettir ki şahım,
Her şeyin derununda kuantum vardır.
***
Ey ins ve cin ve her iki cinsin şahı,
Sen de konuksun say ki her gece darı dünyaya...
Sana bağlanan sadakat salınırsa sulara,
En azgın sevdaların kökünde boğulur soysuz ihanet,
Çünkü aşkın hücreleri bir okyanus gibi kabartır yelesini,
Ve yıldızların oralarda bir yerlerde,
Yer ile yeksan olmuş eski bir aşk bulunur,
Kim bilir hangi günde ve hangi zamanda...
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
'Takip edin beni! ' diye anırıyorlardı karuni bir sesle. Hemen hemen bütün eşekler arkada oyalanan sıpalarına. Sonra çayırlar görünüyordu. Yeşil, sarı ve turuncu gözleriyle. Bizim Apostol da anasının damı yani. Çayır mayır iplediği yok uyanığın. Genç Beluci kadın önde, ben kendim arkada çayırın girişine doğru yürüyorduk. Zulumatı gaflet hala vefiyatın önünde bekliyordu.
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi yarım hayal, çeyrek gerçek:
Apostol'un alnına gün vuruyordu. Ya da ölümün ayva sarısı. Karısı Mari kendi derdinde... Çevreye dökülense tekel birası ve biraz malt... Devetüyü lekeleri yontuyordu bir lağım faresi. Sesi garçtan gurçtan geliyordu. Camlardaki akşamın zalim lacivertiydi. Atmosferin hafif esintisinde şıpır şıpır bir İspanyol kadırgası yol alamıyordu. Sarhoş misali sallanıyordu Preveze açıklarında. Leventler kendilerinden geçmişçesine aşıktılar. Kadırganın nöbetçi çanaklığında güya alesta bekleyen sarhoş Portugal izbandutu ağzında kalan kara göründü kırıklarını maşlakhasının eteğine siliyordu. İçeri korsanlar giriyordu. Alestaydı cümlesi. Bir kısmı alarga... Vira da vardı, iskele alabanda da...
***
Ve ey şiir ve aşk sever balıkçıoğulları...
Kadehime doldurduğum kendi doğurduğuna asırlık rüzgarlardı,
Vira Bismillah’tım bu gece,
Tam yol ileri...
***
'Lan Barba demdeyim,” kaptan köşkünden uzanıp,
“İkiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun korsanların ölümü,
Leventlerin ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar sanki?


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:06
Aşk Retorik Bir Yolculuktur Dilde
Apostol'la Yüz Elli Birinci Sayfaya Dipnot

1/:
Desem ki ehli aşka:
Bırakın bu sınırsız vurgunluğu,
Ve koyverin gitsin küheylanların yularını boşluğa,
Kurulur darım yedi yollar çatına,
Alemi ibret için bir anda mirzam.
Bilirim ki aşkın yemi çıkmamış candır,
Canın, can suyu da kurumamış dudak tuzudur,
Tecrübeyle sabittir ki bilirim, sevda arzın ruhudur.
***
Işkın atarsa akasyalar çorak muhayyile bahçelerinde,
Zamanın suyu işte o anda kurur mevsim kuyularında,
Dili şerbet olan insanın aşkı retorik bir yolculuk olur,
İçse aşk ehli muhayyil kaynağından o can suyunu,
Yüreği kana kana, kanı yana yana yok olur,
Her günün dileği ahiridir ol nedenle,
Flu gurubunun kızıla çalması,
Yakamozlanması dolunayın ayaklarının bastığı sularda,
Kesilmesin can suyu sevdakar kuyularda,
Yani tuzlu dudaklarda...
2/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi zırhayal:
Aynen böyle. Ben Apostol'un başındaki beyaz sargıyı işaret ediyordum. Rubik küpü döndürüyordu Macar'ın biri. Bir çığlık öncekilerden on kat daha şiddetlenerek surları yalayıp geçiyordu. Apostol'un çığlık mığlık iplediği yoktu bu gece.
Benimse kadehime doldurduğum sisli ve puslu ve süslü duygularımdı...
***
Esrik bir jargonla, 'Lan Barba demedeydim, ikiletme de doldur!
Zıvanadan çıkartan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar? Bu gece de böyle olsun...
***
Ve ey şiir ve aşk sever Daraoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte,
Başımı sert şiire,
Yüreğimi taşlara vuruyordum,
Çünkü eyvahlarımzıın çokluğu karşısında,
İnanın şaşkına dönüyordum...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:07
Aşkın Akışkan Göz Pınarları
Apostol'la Beşinci Sayfanın Kaynakça Eki

1/:
Şahin şahım,
Bir gün biz de bineriz dağların bellerine,
Gayzer olur fışkırır Gülek boğazında attığımız ter,
Ve senin yaylalarda çiğdem diplerine sakladığın,
Yarı arsız namahrem duyguların var ya,
Dökülen ses, bükülen nefes kadardır ancak,
Ezan misali minarelerden yayılırsa imdat çığlığı,
İşte denizlerde yakamozların çimmesi,
Vurgun yaylaları yaran sular aşk taşır düze,
Seldir o taşınanlar ama yürek yurdumuza,
Gezinir ya bir usta köprünün kırkıncı gözünde,
Ellerin rengi her zaman buğdaya çalmaz,
Çavlanında çimmek var ya yüreğin,
Dilimize dökülen ortak kararlığımızın aktidir,
Vadimizde vahşi taylar da iner yılkıdan zemheride,
Çağlayanıdır aşkın akışkan göz pınarları,
O arsız ve isimsiz yıldız var ya sabaha karşı doğan,
İştahlı bir coğrafyanın tiranları baş kaldırır,
Bakarsın burasına da kar yağar ağustosun,
Yutar ya kendini bir ağız kavramlarından ürkerek dilin,
Kudurgan seller mi bağlar yollarını kanatlı katarların?
Sarı sayfalarında serçelere rastlanır,
Göçen kuşlarının ardından sonbaharların...
2/:
Ve ey şiir sever ardaoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Az sonra olacak gibiydi bütün umutlar. Mecus ehli önlerindeki karabasanı takipteydiler. Ve ateşle beslenen buzlar erimeye başlıyordu Antartika'da. Orta çağda modern bir kasaba beliriyordu Adana'yla Misis arasındaki düzlükte. Yedi adam yedi kere iman ediyorlardı. Sonra kaçar gibi gidiyorlardı karanlık bir dehlize. Bize bir hakiki öykü kalıyordu onlardan. Ve kanyonlardan atılan inanç ehli... Dakyanus mu? Çoktan gitmişti buralardan.
***
Yarına bir çentik atıp sufi fiziğin keskin ucuyla,
Sekirat piri barbaya dönüyordum.
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum.
Keskin şıradan olsun Dakyanus itinin ölümü
Antakyalı atın ölümü şeytan suyundan...'
İlham mı gerek doğmanız için ey şiir ceninleri?
Gani kardeşinizde,
Ha Umman denizinde, ha bizde...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:07
Aşktan Olsun Nefsin Ölümü
Apostol'la Otuz Altıncı Sayfanın Batını

1/:
Veya bütün gözyaşı bir çırpıda boşalır gökten,
Ya da bu kadar miktardır ki ılgıt ılgıt aşk ve şiir olur,
Akar arta kalan yağmurlar gözlerimizden,
Ve şiir de bundan ibarettir aslına bakarsan,
Ve görüp göreceğimiz kader öyküsü bu sayıda,
Yani bütün koçaklamalar susturur köroğullarını,
Çünkü bu kadardır yüreğimizdeki kızıl kıyamet.
Çıldırtan şıradan yemlenmeyi sever ademoğulları bilirsin,
Ve mersiyeden umut kesilmez son damlaya kadar.
Ve aşktan olsun itin ölümü ne çıkar,
Rahvan atın ölümü ise şeytanlara yüklensin,
Ve ateş ve kan suyundan yürüsün ezgi...'
Ne çıkar sanki bundan böyle keyf olsa,
Her şey adem için nafile bir devinmedir nihayeti?
Ve bütün Evalar adına kesilir çeyiz faturaları,
Ve günah irsaliyeleri...
Çünkü üç kez milat yaşar arzın er sakinleri:
Doğum,
Yaşam,
Ve ölüm...
Ya nisa(n) lar öyle mi?
2/:
Koca bir manda gönü kalkanı gibi bürünmüş bir meyhanedeydim. Apostol mimarik manzaraları büküp krallara modern mağaralar yapıyordu derin derin. Bense şimdilik içiyordum zamandan süzülen kusmuk ve Tepedelen savaşının artakalan çığlıklarını. İçiyordum anasını satıyım.
/:
Ve ey şiir sever naif ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Amazonlar içki sunuyorlardı ünü büyük ve savaş kaçkını Osman paşalarına Spartaküs katillerinin. Bir Kelt demircisi merakla haykırıyor ve: 'nereden biliyormuş geleceğimi.' diye soruyordu.
'Lan Barba ikiletme de doldur
Şıradan olsun itin ölümü
Atın ölümü şeytan suyundan...'
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi.
Burnu ve yanakları ve dudakları hızmalı bir kadın kocaman kocaman açıyordu gözlerini ve orasını burasını. Fukuyama remil açıyordu. Bay Livays suya bakıyordu. Edvard Sait ise fasulyeden fikirler atıyordu felsefenin en baba alanına.
***
'Lan Barba,” demdeydim, “ikiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar?
***
Ve ey şiir ve aşk sever ademoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi de işte,
Aşk ve ölüm üstüne...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:07
Ateş Nefsinde İki Ruh Taşır
Apostol'la Yüz Doksan Beşinci Sayfanın Kaynakçası
1/:
Bedeni dökülmemişse sözün ey şahım,
Mistik bir simyanın serüveninde retorik kalıplara,
Beğenilmek zor zanaattır eski zaman ehlince,
Herkes kendince hesap üretir,
Zamanlı zamansız sormak için,
Özgür vilayetlerin asık duvarlı gümrüklerinde,
Oysa biz kaçın kurasıyız şahım?
Neden dem çekeriz gazel söyleyerek boş koridorda?
Ve niye bir enfusi körük ah çeker ateş içinde,
O ateş ki nefsinde iki ruh taşır:
Biri yakar isterse Roma’yı ruhu ile,
İbrahim’e çiçek tarhı olur bir diğer hali.
O bilir ne zaman çatallaşır yılanın dili,
Hangi cihet hangi duyguların aritmetik yurdudur...
Zaman be şahım,
Her şey gibi kuralarını da yutar lotaryanın,
Ben unuturum gideceğimiz yönü,
Ya sen anımsar mısın Roma’daki sürgün günlerini?
De hele şiirin içrek diliyle...
2/:
Ve ey şiir ve aşk sever ademoğulları...
Şöyle bir hikayetti benimkisi de:
Apostol acildi. Zaman biraz hızlanmıştı hilkatinin gereği olarak. Destursuz dalarak dağıtmışlardı demir urbalı atlılar. Zar kanatlılar ölü gözleri üstünde turkuaz ve mat... Dara, kızıyor ve dara çekiyordu bilcümle tekfurları. Sapsarı bir baldıran simyadan ılgıt ılgıt... Kıt bir merhamet... Ganimet gani... Yani kimseye göstermeden sallayıp alkollenmiş elini: 'Sıvış.' Diyordu Bizim Ap. İşaret ederek paslı zincirli esirleri. Gladyatörleri hizaya sokuyordu ölüm korkusu. Yaklaşan harbin korkusu arenaların küflü koridorlarında. Aralarında dakikalar süren bir dalaş... Ve ölümcül bir yavaşlıkla işkence bilimi... Ve yaşlı savaş ustalarının ellerinden kurtuluyordu cariye ehli. Hatta Apostol’un dişi ışılıyordu. Ve fısır fısır: 'Ben sana demiştim.' diyordu. 'Meğerse o bir ajanmış.' Ben bunu da duyuyordum ya kendi avucuma düşüyordum. Bir anda, çevreyi saran fısıltı kesiliyordu. Petersburg evriliyordu. Romanof devriliyordu. Çevriliyordu Volga boylarında Menşevikler ordusu. Su bir kez daha kaynıyor muydu ne? ...
*** ***
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum ben de usulca.
“Şıradan olsun gladyatör itin ölümü,
Bolşevik atın ölümü şeytan suyundan...'
Şiir de böyle bitmezse nasıl biterdi hani?
Bilen ya şimdi söylesin bildiğini,
Ya da sussun diğer devrimin şafağına kadar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:07
Atın Ölümü Şeytan Suyundan
Apostol'la On Yedinci Sayfanın Dibacesine Ek

1/:
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Bir afgan kozağı dalıyordu bağrına mey evinin. Esrar vurgunu yemişti sanırım. Öylesine sarsaktı. Maveraünnehir'den yana devriliyordu üçgen gözleri. Atmosfer yanık yağ esanslı ve barbardı. Ayak altında yarısı kemrilmiş muharip kemikler yuvarlanıyordu. Sona vurmamış yalvargan bir sevda artığı türkü yakıyordu bilmediğim bir lisanda.
2/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi:
Talas harbinden kalmış bir kılıç kırığı habire doğruyordu önüne geleni ve hala. Ve piramitlerin en firavununun mezarı kazılıyordu kesin. Kazma sesleri kulaklarımızdaydı. Pata da pat! Piramitte inşaat usta başı iken Heredot'a verdiğim röportajın kayıtlı olduğu on dokuz metrelik bir obeliks uzaklara taşınıyordu. Kan ve ter içinde. Can verenler düşüyordu tezgaha. Bense şiire...
3/:
Ardından içmeye ve yazmaya duruyordum yeniden:
İştahlı bir doberman gibi ağzını şapırtadan bir vandal boyuna beni süzüyordu. 'Heredot'ta *********miş! ' diyordum Apostol'a. Vandal'da ondanmış ki beni süzmeyi kesiyordu aniden. Sonra sıyırıyordu çatık kaşlı kılıcını yurdundan. 'şimdi işin yoksa filim çevir.' diye düşünüyordum galiba. Düşüncem beyoğlu'nda yankılanıyordu eko eko.
4/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi:
Apostol 'kaç! ' diyordu nedense. 'erkekliğe kömür mü süreceğim? Vur anasını satıyım.' Apostol beni yerden süpürürken 'Çok içtin bayatlamış kendini lan hergele.' diyordu. 'Bi sürü iş çıkardın başıma şu dar zamanında ortaçağın.' İşte bu yüzdendi üzüntüm. Yoksa bana ne lan Sodom ve Gomora'dan. Ve onların tarih bilgisinin bile üzerinde duran güncel röportajlarından. Bana Nebukadnezar'ın ödü yeterdi sabah kahvaltısı için...
***
Kadehime doldurmadığım bir tek sevdamdı sanırım. Ya da hayali yarim. Ancak... O yoktu henüz meyhane tarihinde...
***
Ve şiirsever ademoğulları...
Artık doldur lan Apostol bir daha!
Bak şiir durdu.
***
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordu fakir...
Ardından içmeye ve yazmaya duruyordu.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:07
Av Neslinin Aşkı Uşşak Makamındandır
Apostol'la Yüz Ellinci Sayfa Dibacesi

1/:
Ve zamandır döner helezonik bir form ile,
Av neslinin aşkı uşşak makamındandır.
Kuzeydoğudan uzanır kitabın en kavisine,
Bir altın ülkenin topraklarının,
Damla damla gümüşi can düşer her zerresine,
Her hücresine aşkın iksiri dercolur savaşçıların.
Oysa kadim uygarlıkların düşmanları da,
Bir bir dökülürler sayın ki kayısı ağaçlarından,
En parlak ödüllerin verildiğini görür insan kendine,
Kimi zaman yaşam ile,
Bazen de ölüm ile altın kaplar içinde.
2/:
Ve ey şiir ve destan sever naif ademoğulları...
Böyle bir tarihi kezzabdı benimkisi herhangi bir koridorda:
Arz hamam gibiydi. Sıcak ve buğulu... Yani kir ve su üstüneydi tüm efsaneler. Hamamdarın da beladaydı zavallı başı. O da çektiği sifonla sürükleniyordu sabaha karşı. Kent lağımlarını dolduran kan ve irindi. Herkes kendi çamaşırlarını yumalıydı kanımca. Ve kendi şiirlerini ırlamalı... Cilalı devir bebelerinin inceli kalınlı sesleri, av neslinin uşşak makamından çenlemeleri... Dinosun burgu gibiydi zamanın en ince karnında tükenen nesli. Ve Ademce lisanıyla ilkel ağıtlar... Koygun karanlığı yırtarak tarih, ta uruk kentinin daracık sokaklarına kadar uzanıyordu, diye not düşüyordu köşedeki masaya mezarını kazan ********* şair. Elleri kan, dudağı şarap, yöresi ölü şiir... Av neslinin aşkı uşşak makamındandır.
2a/:
Ve ey şiir ve destan ve aşk sever savaşdar ademoğulları...
Böyle bir tarihi herzeydi benimkisi herhangi bir diyarda:
İşte orada... Pereya Hirodes bir kraldı. Adı epik parşömenlere kayıtlıydı. Ama işte o da sonunda merhum sıradanlara karışmıştı. Ve işte buradaydı. Oğlu Antipaya ise dua ediyordu hanemize dalarken. Ve kuzeydoğu topraklarının can düşmanı lord Filipus'a verildiğini duyuyordu, tabii ki bir kez daha ölüyordu. Bize ise onunda karmaşık destanını yazmak düşüyordu.
3/:
Bu muydu tarih-i şahsin lan Ap?
Yaza durduğun yedi ceddinden beri? ...
Bu muydu hanedanların kutlu evliliği?
Kutsal bir kuralı çiğnemek gibi bir şeydir oysa ihanet,
Yasaya karşı durmak da yiğitliktir dersin ya kimi zaman,
Aman be Apost, sakın kendini yad yaranlardan.
Aşıkpaşazade sorar mı bilmem:
Aykırı diye reddetmek olur mu celal baba tarihçesini?
Eğer sevda üstüneyse tasavvuf şiirleri,
Olmaz, olamaz, olmamalı der kimileri.
Ki bizce de...
Av neslinin aşkı uşşak makamındandır.
Burada aşka karşı çıkan çölde suya da direnir,
Çölden kaçkın isyankarları tutuklatıp son hudutta,
Öldürttüğünü herkes bilir her hükümdarın.
Yarınsa yalnızca aşka aittir...
***
Ve ey şiirsever naif ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
İşte bu nedenle içiyordum anasını satıyım.
2/:
Daha bitmeden karanlık kupamdaki şiir artığım:
'Lan barba' diyordum varsağ agzıyla destansı destansı,
'Bir daha ikiletme de doldur,
Mavi şıradan olsun itin ölümü,
Arap atının ölümü ise öbek öbek şeytan suyundan...'
Nasılsa av neslinin aşkı uşşak makamındandır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:07
Avcı Gez, Göz Ve Aşkın Peşinde
Apostol'la Seksen Birinci Sayfaya İlave

1/:
Akşam olalı bin bir gece oluyor,
Çoktan yatmış folluğuna yumurta ehli,
Bir ay, ağlayarak doğuyor apışında dağların,
Göğün gözlerindeki lacivert yıldızlı fon,
Nisandaki öksüz karlar misali soluyor...
***
O sesler mi ne, gecenin sahibi sesler,
Zirvelerde uluyan aç kurt ve çıplak çakallardır?
Gönülde olup biter av ile avcının serüveni,
Ansızın patlayan bir volkan olur arzu,
Ki o sevdanın karasız krater ağzıdır,
Ve de zamansız bir lisansız bağrışmasıdır arzın,
Biz tıkasak da kulaklarımızı rüzgara karşı,
İklim yapar yapacağını,
Yürek sever çaresiz,
Kurt ve çakal parçalar,
Avcı gez, göz ve arpacığın peşinde.
2/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi de,
hayal meyal bir zamanda, sayın ki bir rüyada:
Apostol “hesap,” diyordu kararlı. Ceplerimde para arandığımı gören Ostrogot rahibi şen bir kahkaha bırakıp: 'kuzeyli,' diye devam ediyordu. 'kendini yorma, Apostol'un hediyesi olsun sana.' Bizim Apostol da anasının damı yani. Hediye mediye iplediği yoktu. Moralı puştlar da şimdilik içiyorlardı meccane sanarak it öldüreni. Hareket ordusu yalbırdak... Dalıyordu içeri. Ardından tüm komitacılar. Hacılar, Kudüs’e giden yolcular, Bastil kaçkınları ve İsa’nın yoksul savaşçıları...
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi hayal meyal:
O sırada herkes sus pus. Yalnız... Diyordu ki sınırdaki hikayedar: Dinleyin! Bu Kuyucu Murtaza paşamızdır. Şu da yaveri. Onun her yeri ölmüş at leşidir. Ve yüklü kadana. Ondan bu yana ışıklar kısık yanar. Bebeler ağlar. Ve daha neler neler...
Ve ey şiir sever naif ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte.
Apostol ise,
Keskin ağzında kalan yıldız kırıklarını siliyordu bileğine hırsla.
Aslında kadehime doldurduğum kanımdı o saatte benim de... ***
Usulca, 'Lan Barba,” demedeydim; “ikiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan,
Sek şiir kalır bana da...'
Olsun. Ne çıkar?
***
Ey şiir ve aşk sever eloğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi de işte,
Aşk ve ölüm ve som şiir üstüne,
Yazmaz böylesi mesnevide de...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:07
5 Az Ötemde de Heredot Diye Biri Var
Apostol'la On Birinci Buçuk Sayfa Dibacesine Ek

1/:
Ve ey şiir sever naif ablamoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte,
Sayın ki herhangi bir masalda ve herhangi bir bitişte:
***
Canhıraş bir duyguya kapılıyordum. Arsız bir dekor müziği doluyordu içerisine meyhanenin. Ya Betofen ölüyordu, ya da Itri efendi... Belki Motzart... Cenaze marşı gibi geceyi dolduran panik atak hastası savaşçı naralarına ne demeli? Bilmiyordum. Bense ne bulursam şimdilik içiyordum anasını satıyım.
2/:
Umuyordum ki arada bir Çekoslovak işi piştovların patlamaları karışmasın müziğe. Yanılıyordum. Harlem berduşlarının keyfi yerindeydi bu gece. Atlantalıların kara derili yellenmeleri bir başka ritim. Ve en büyük piramidin gölgesinde boğazlanan isyankar şehzadelerin tiz ve Arapça inlemeleri... Onlara yalel arabeskleri karışıyordu arada bir. Yani gri fonunda filmin ne ararsanız mevcuttu. Son uluyan da bir kara kurttu. Bense şimdilik içiyordum anasını satıyım.
3/:
'Lan barba kardeş ikiletme de doldur.” Demeyim mi şimdi ha? Ya da, “Şıradan olsun itin ölümü
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Böyle bir hikayet işte benimkisi de,
Önümde yüreğim,
Yüreğimde kor gibi kızıl bir şarap,
Onun yanı başında son şiirlerim,
Ve tarihe dair yazılmış atmış dört bin sayfalık notlar,
Onun az ötesinde de Heredot diye biri var,
Ve tabii ki şiirimin baş belası vandallar...
4/:
Apostol bu akşam da sendeyiz dostum,
Benden ve hayalimdeki şahım.
Her zamanki şuhluğu üzerinde olacak yine,
Ellerine lahuti bir renkle kına yakacak,
İçeriye umursamaz bakacak...
***
5/:
(Apostol'la On Birinci Buçuk Sayfa Dibacesine Eke Dipnottur.)
***
çatısı kalyonlara benzer bizim meyhanenin,
Uzayın yan sokaklarında yüzer kendi kendine,
Maddenin antimaddeyle birleştiği yerde olur biter her şey,
fiziğin karşı köşesindeki çınar ağacının altında yani,
Fıstıkî yeşil bir sıvası vardır yan duvarlarında,
mavi boyalıdır dudakları her zaman,
Ve kaçaktır belediyeden inşaatı,
Ruhsatı az önce alınacaktır kıyametten,
Kaçaklığından dolayı kaçaklar yurdudur doğal olarak.
Çevrede inşa edilen en sonuncusudur mey evlerinin,
Ruhsatsızlığı ruhsuzluğu anlamına gelmez tabii ki,
Ve tek kattır karanlıklar ortasında,
Lacivert camlı gözlerinin sayısı ise belki binlerce,
Kendince bir takım kurallara bile sahiptir,
Ölmeden önce girilmez mesela içeri.
Ve kuzey steplerine bakar daima karanlık gözleri...
Elleri kan-ı revandır,
Düşmeye gör,
Düştünse halin yamandır...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:08
Bahtı Kara, Rengi Ak Bir Kıta
Apostol'la Yedi Yüz Birinci Sayfaya Sonsöz

1/:
Ve ey şiir sever ademoğulları,
Susun ve siz de dinleyin beni...
Gün olur, denir ya işte,
Gün olmuştur (şahım) bilesin(iz) ki...
2/:
Ve bilesiniz ki ey şiir sever gafil ademoğulları...
Böyle bir hikayettir bizimkisi herhangi bir tarihte.
Kadehimize doldurduğumuzsa safi şiirdir,
Yalnızca hatıralarımızla baş başa halvet olduğumuz sivil anlarda,
Olur da bizim de burada belaya girer ise başımız,
İçer ve bir başka uyku remine göçeriz,
Kazası ve belasız...
ve kuşlarla koyun koyuna geçer bizim yazgımız,
Ol nedenle her sonbaharlarda aşk diyarına göçeriz,
usul usuldan yürür kervanımız çansız sessizliklerde.
Aslında bir semadar dönmesidir ki bizimkisi,
Başımız türbansız seyyare olur kış kıyamette,
Her dönüş bir başka uygarlığa annelik eder,
Bahtı ak bir sultan sulara hükmeder,
rengi kara bir denizde serensiz kalyonlarda.
Ben ve oyuz aslında polarisin kazığına dolanan zincir
yazmaya vururuz başımızı geceleyin denizci adreslerini,
Kızılca kıyametlerde bin kez yıkılır arz,
çaresiz ve korunaksız kaçışan insancıklar,
Yüreğimizin kuytusuna saklanırlar can havli ile,
Yüreğimiz ise o an koygun aşklar bekler semadan,
Özlem dolu sevmelere kanadı kırık kuşlar gigi dalar,
Ve kıran kırana sarmaşır semadaki felekler meleklerle...
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Fatih Mem, şeşberini biliyordu. Diliyordu ki Sarayburnu’nu satın aldığı yırtık medeniyet bir daha dirilmesin. Geri gelmesin savaş. Yavaş yavaş ilerliyordu kanlar içinde ordu. Kılıç kabzalarındaydı elleri. Ve çingeneleri hatırlıyorlardı kapıkulu süvarileri. Bir de cülus vaktinin yaklaşmakta olduğunu. Şehzadelerin boğulduğunu kimse aklına getirmiyordu. Zor işti tabi saltanat. Sabah erken kalkacaksın. Sobayı yakacaksın. Fırından sıcak ekmek alacaksın.
Bir de yöneteceksin koca memaliki. Sultanların da canı sıkılırdı. Bakın işte. Kaşlar çatık. Çengel misali. Aldanmışlardı anlaşılan son alış verişte.
4/:
Ve ey şiir ve aşk sever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte,
Bu deyişte kendime yandım,
Ve bir Mavera-ün ozana abandım,
İçtim ve yazdım...
***
'Lan Barba,” demdeydim her kupa bitiminde,
“İkiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar?


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:08
Arkadaş Ay Aydınlığı Gösterir Yolu
Apostol'la Kırk Beşinci Sayfa Kaynakça Eki

1/:
Ey bergüzar şahım,
Ahirimiz sisli haritalarda belli belirsiz,
Yani hayr olur inşallah yazgımız,
Yitirdiğimiz ya da yeni bulduğumuz aşk savaşlarında.
Çünkü o dem sana kırık bir kılıç kalır,
Kını bile yitmiştir yeşim taşı toplama akınlarında,
Ve dırahşan ganimetlerden ancak beşte bir...
Arkadaş ay aydınlığı gösterir yolu,
Acele etseler de yol tutanlara gece,
Bana ulaşmayan yollar daraldıkça daralır kafalarda,
Ve yaramazlığımın buzlu Kamçatka’sına ulaşır umutsuzluğun,
Ve yolların bulaşığı kalır ayaklarında Tunguzların,
Albızların fitneleri bir de.
2/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins ve cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi meta hayal:
Merak bu ya... Neresidir kavimler kapısı? Ve göçü ne zamandır aryan ırkının? ... Soruyordum yakın çevreme. Acele ile. Vandal avcılardan biri: 'Susturun şunu! ' diye höykürüyordu. Aristo, pantolon cebinden kocaman ve kirli bir mendil çıkarıyordu sümüklü. Dörde bükülü bir de kitap... Yani kütübü Aryan... Onunla birlikte kılıç şakırtıları... Barbar bağırtıları... Latin çığırtıları... Olimpos dağını Troya savaşının ağzına tepip sesini kesiyordu kadim tarih yazmanı. Vandalı ve beni teskin ediyordu.
***
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum sinirim ellerimde.
“Ölümcül baldıran şırasından olsun itin ölümü,
Atın ölümü ise iblis şeytan suyundan...'
Apost, cömertleşirdi bu durumlarda,
Üç beş gazel, birkaç mersiye kupalara...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte ey kari.
Kadehim yüreğimdi,
Yüreğime doldurduğumsa som avratotu,
Ve Alman altınından imitasyon alınyazımdı belki...
***
Ardından kevser içmeye ve gazel yazmaya duruyordu.
Şiir burada tek ilaç ve cinayet teskiniyetiydi.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:08
Ben de Giderim Sırat Üstünden
Apostol'la On Beşinci Sayfaya İlave

1/:
Anımsasana,
Oluyordun ya bir hünkarı zaman sen arasat'ta,
İçimde uyuyan bir deli aslanı emzirerek hani,
Çözen de sen miydin?
Bilmem o ah düğümünü,
Ve kuru yerden kaldıran yiğit, zavallı yüreğimi...
İşte böyle bir aaha yanarım ben de...
Ve giderim belki şimdilerde sırat üstünden,
Anılarımızda ayırdığımız tenha adrese doğru.
***
Yol yürür bahçelerin yeşil patikasında,
Ben yürürürüm,
Ardımca anılarımın koygun gölgesi yürür.
İşte böyle bir aaha yanarım ben de...
2/:
'Yazdır.' derler ya mevsimlerin en olgun yaşı,
Yiğidin ki ölümdür.
Öl be mirzam, öl ama ağlama...
İşte böyle bir aaha yanarım ben de...
***
Acı ile ıslanmasın o sedeften ellerin.
Göz yaşını dökersin ya yoluna değmezlerin,
İşte arkada sesi kalır o hüzünlü akşamların,
Ve anneden yetim,
Babadan öksüz yağmurların,
Bir ahmak gibi ıslanır zaman ve vaktoğlu,
İşte böyle bir aaha yanarım ben de...
3/:
Yani budur kader dediğin,
İplik dilli bir çizginin yaptığını yapamaz hiçbir nokta,
Arza teğet geçer günahlardan uzanan eyvah,
Bize ve kalbimize değe değe.
Ve siyah bir sis gibi süzülür yazgı yaşamdan,
Ve onulmaz pişmanlığımız yüreğimizden,
Ben de geçerim belki şimdilerde sırat üstünden,
Çünkü fakirin geçebileceğim her yolda keskin kenar olmalı,
İmbiklerden süzülen aşk ve ışk olmalı yekpare,
Ve sana dair kader yazmalarının sahtiyan ruloları...
İşte böyle bir aaha yanarım ben de...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:08
Ben Her Gece Kendi Türkümü Yaşarım
Apostol'la Kırk Altıncı Sayfa Derkenarı

1/:
Ara verelim aşka,
Ve nakarat mahallerinde ritmik saymaya.
Biliriz ki dersi simyadan,
Aşkı aramamız boşa zaman kaybıdır koçaklamalarda.
Ay, aysız gecelerin süsü yar,
Penceresiz bir duvardır sensizlik,
Ve o saldırgan surlara dönmenin anlamını kim anlar peki?
Yani ışk'sız seyr aşksız yoldaşlıktır fezada.
Hatırlar mı bilmem yinelenen davranışını beyin,
Ama unutmak olmaz anıların arzulu ayrıntılarını,
Ve seni ve yarını...
2/:
İşte böyle bir hikayet benimkisi.
Ve ben her gece kendi türkümü yaşarım buralarda an be an,
Ama sen yoksan unutulmuştur çorbaların tadı tuzu,
Ufku gri ve çiçeksiz bir zalim çarşaf...
Ben seni sararmış bir bıyık diye bilirim,
O yüzden cıgara yapraklarında yeniden sararım düşlerimi,
Ve kırılmış göz yaşı şişelerini yalnızlığımın,
Bir aynanın serinliğinde gezinir ya sarı güneş,
Toplar ya tüm arzuları,
Zavallı ve bir avuçluk kapkara kavuçuk zaman içinde,
O dem bana pörsümüş bir cilt ve derin kırışıklıklar kalır.
Şiir tutup kaldırır kederimi topraktan ancak ruhumu alır.
Ama hız, hıza eş değilse şahım,
Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalır...
Bedenimi el alır, yüreğimi yel...
Dedim ya bencil bir şiir tutup kaldırır yerden beni,
Ancak ücret olarak ruhumu alır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:08
Beş On Yoksul Kafiyeye Muhtacız
Apostol'la İki Yüz Yetmiş Dokuzuncu Sayfa Dibacesi

1/:
Ah şahım!
O demi anımsasana,
Güneş mahreçli tacının aydınlığındaydık,
Yol alıyorduk karanlık anılar ülkesinde,
Açtık,
Üç beş hece,
Beş on yoksul kafiyeye muhtaçtık...
Ama mahreci güneşti başındaki Kronanın,
Ancak o gösterirdi çünkü yolu bu fetret karanlığında.
Senin payına, Roma’ya ulaşan bir patika düşmüştü,
Sürgün yeri olarak sevmenin karşılığında,
Bana da yüreğimin merkezindeki karıncık zindan.
Oysa karaya ulaşmayan yolların ne çekiciliği vardı?
Bin bir direkli sefineler için ki...
Ama hız da kimi zaman başa bela idi değil mi şahım?
Eğer tespihlenen zaman, kavranan hıza eş değilse,
Bize de kendi kendimizi geçmek kalırdı ancak,
Toroslardan artakalan kafiye yollarında,
Üryan ve yayan yapıldak,
Bulutlara toslayarak,
Yuvarlanarak ak şakaklı karlar içinde,
Ve ardından asimetrik bir sahraya ulaşır şiirin atı,
Sert bir vezne diz üstü düşmektir kaderi yazılanların.
***
Bedeni dökülmemişse sözün retorik kalıplara,
Beğenilmek zor zanaattır eski zaman ehlince,
Herkes kendince hesap üretir,
Zamanlı zamansız sormak için,
Özgür vilayetlerin asık duvarlı gümrüklerinde,
Oysa biz kaçın kurasıyız şahım?
Ben unuttum gideceğimiz yönü,
Ya sen anımsar mısın Roma’daki sürgün günlerini? ...
/:
Ve ey şiir ve Dadal sever nazik ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de zatınıza uzak bir tarihte:
Ortalık yerde ben ve demirci Vandal ve kılıç ustası Bulgar ve papaz Ostrogot ve jül Sezar'dan arta kalan kılıç kırıkları yatıyorduk. 'Aman Allah'ım, diye mırıldanıyordu Kisra’nın sarayını yıkan ebu Fettah ibni Şammar. Hannibal: 'Bu ne lan? ' demiyordu ve o da içiyordu. Lüksemburg'un yüzü sükûnet içinde öylece yüzüyordu Atlantik okyanusu sahillerinde. Çünkü ikinci savaş daha yeni bitmişti. İnsanlık aranıyordu kendini. Ama çoktan yitmişti erdem... Derken... Hüzünleniyordu fakir.
***
'Lan Barba,” diyordum, “ikiletme şairi kupayı doldur! ”
“Belki de son demdir bu arza ait takvimde,
Bil ki bu sınırda eyvahlı bir nihayetteyiz.
Hatta şimdi, zamanın sonu belki de hemen her yerde...
Yani bütün gözyaşı bundan ibaret,
Ve görüp göreceğimiz kader öyküsü,
Ve koçaklama şiiri bu kadar.
Çıldırtan şıradan ve mersiyeden olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan ve ateş suyundan...'
Ne çıkar sanki bundan böyle adem için?


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:09
Bibel Bap Bilmem Kaçta Geçmez Bu Sevda
Apostol'la Elli Altıncı Sayfanın Son İlavesi

1/:
Kırpıp kırpıp kevser yapıyordum Mesneviyi,
Belki de onu da içerim diye...
Doğru, belki, kim bilir? ...
Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda.
Ancak burada,
Apost'ta yani...
Ve ey şiirsever naif ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Kaf dağındaki bu ülkenin bir yanı arrist Aryanların yeşil baldıran ödü, diğer yanı tay hanedanlığını emziren fahişenin yarım yağlı sütüydü biyolojik olarak. Apostol'un fahişe mahişe iplediği yoktu bu gece. Her hece bu şiire şiire çalıyordu zamanın koridorunda. Arada bir ben de ah ediyordum kürdülühicazkardan. Ve şimdilik kendi özsularımı içiyordum anasını satıyım. Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda...
2/:
Ve ey şiir ve destan sever naif ademoğulları...
'Böyle bir tarihi kezzaptı benimkisi herhangi bir koridorda:
Hirosların en zalimiydi babam. İkinci kuşak devrinde lort olan Hiros Arşelam zaman aşırı bir düktü. Boyu güdüktü. Onun adı yazılıdı en kalın harfle tarihe. Zalimliğinden tarih de ürktü...' Bütün bunlar Bibel bap bilmem kaçta geçmiyor. Ben uyduruyorum. Sanmayın. Burası ölüler meyhanesi. Yani zamanın durduğu yer. Eğer uğrarsanız yanıma, bilin ki sizinde tarihçeniz dökülecektir. Apost'un tezgahının üstüne. Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda...
3/:
Krallar böyledir işte... Kötü idarelerinden ötürü sancılıdır başları. Kahırgamdırlar. Beraberlerindeki keşişleri ile gelirler. Kötü yönetimlerine kuyruk takarlar dinsel bendelerinden. Ancak kim kurtulmuş ölümden?
4/:
Bir kral şiiri üzerindeydim. Bu yüzden gergindim biraz. Apos da benim gibi... Müseyleme diye biri bana bakıp bakıp kezzap üretiyordu yalancı imbiğinden. Belki de onu da içerim diye... Doğru, belki, kim bilir? ... Bense şimdilik içiyordum sadece zamandan süzülen kötürüm ve cilalı taş devri savaşının artakalan acılarını. Onunla birlikte kadehime doldurduğum salt ipekten elemimdi. Şiir deryasında boğulan ise imge yoksulu yüreğimdi. Ellerimdi kendi kendine ceza kesen...
5/:
Ve ey şiir ve aşksever ademoğulları...
Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda.
***
Bense böyle bir fani ademdim,
Son zamanda şimdilik içiyordum ya
Dar vakitten süzülen kötürüm saatleri,
Ve kabaralı muharipler savaşının artakalan acılarını.
Sancılarını duyuyordum yüreğimde,
Henüz doğmak üzere olan ölüm şiirlerinin.
Yani içmem gerekti bir kupa ilham daha.
Çok vardı çünkü sabaha...
'Lan Barba demdeyim, ikiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar?
Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:09
Bir Akşam Üstüdür Tüm Sermayem Benim
Apostol'la Kırk Üçüncü Sayfanın İlavesi

1/:
Söyle şahım unutur muyum?
Uzak kahverengisini duygularımın.
Duydum ki sen anımsamakta güçlük,
Kabullenmekte hiçlik çekermişsin,
Bir tespih misali ardımıza dizdiğimiz göç kafilelerini...
***
İnanmak istemem zamanın elder gözü olduğuna,
Ve yuttuğunu arsız gayyaların aşka dair cevahirleri.
Ama bilirim ki yine de şahım,
Her an bir tutam meşe külü sayılır,
Sırlar anıların aynasındaki parlak yüzeyi.
Akşam nöbetlerinde mim düş mirzam beynine,
Eğer postacı turnalar geçerse üzerinden,
Zamansız ve halsiz çırpınışlarla,
Çat silahını yüreğinin en hoşgörülü levazımında,
Ve tekellüm eyle,
Usuldan ve kızıl guruba banarak divit ucunu,
Şiirin kervanının yarım sevdalı derkenarını,
Ya da hani ezberlerdin ya zamanı gurbetinde hani ya,
O sadık türküyü tenha koyaklarda bile,
Çağla devirlerinde en ilk baharlarının.
Deme ki unuttum!
Oysa sen sabahları camıma gün ışığından kına yakardın,
Belki de bir akşam üstüdür bütün sermayen senin,
Ve burcunda taşıdığın nazenin hissin...
2/:
Biz de severiz şiiri semeresiz be mirzam,
İşte ol nedenle kafiye arefesinde apareratif olarak,
Kahır hammalına sevdasının hissiz çökeltisi,
Bize yarım aylarda yüreğimizdeki yırtığı dikmek kalır.
Ama vuslat koşusunda hıza bağlıdır her toynak,
Ve kaçkın maharetsizliğe vurgundur çölde kalanlar,
İtibarsız bir yöne düçar olanlar ateş yolundadırlar,
Aşikar bir yok oluşa uzanır bilekler.
3/:
Hamarat ayağın hızına eş değilse koşuda şahım,
İşte ol nedenle zengin kafiye arefesinde,
Bir yoksul ve yüreğinin varoşunda yaşayan şair olarak,
Bize kahırların çamurlu yutuculuğuna diz üstü düşmek kalır...
Bedenimizi bir bedevi çadır karası el alır,
Tasmasından kurtulsa da nihayet tutsak yüreğimiz,
Gayrımeşru bir çölde açgözlü bir yel...
Şiir hemhal olur yalnız zamanlarda hepimizle,
Anılarımızın soylu kulbundan tutup kaldırır kumlardan bizi,
Ancak ruhumuzu nakaratına ayak olarak alır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:09
Bir Başıboş Savrukluktur Bizdeki Gençlik
Apostol'la Dokuz Yüz Dördüncü Sayfaya Ek

1/:
Bir suçlu metropoldeydi yolum,
Kaldırım taşlarında rastlamıştım en son gölgene,
Üç gün mü desem,
Yoksa üç zaman mı bilemem.
Ama hüzünlü bir mağrurluk buğulanıyordu camlardan,
Umarsız çırpınıyordu somon balıkları akışın ters yönünde.
Eğer unutursan veya inkara yeltenirsen,
Ve öylece kalırsa aktimiz buluğ çağında mirzam,
O yerdeki gri yüzün ve boz yüzündeki pembe hüzün,
Tanık olur bakarsın bana.
***
Bir derin mahkemedir ki aşkın sorguhanesi,
Uzaklardan gelen zamanlar bile çok yakınımızdan geçerler,
Şimdi konuktur, bilmelisin ki onlar kaderin kazasına.
Ki bu rüzgarlarda anımsar yaşadıklarını,
Ve öylesine bir savrukluktur bizdeki gençlik,
Yani hayallerimize vurulan mühür,
İlelebet şahittir deli doluluğumuza yaşanmış hırçınlıklarda.
2/:
Ve ey şiir ve aşk sever alganoğulları...
Apostol lebaleb ruh-u mezbeleydi. Mekanik bir kıpırdanışla geriye dönüyordu zaman. Yıldızlar kayar gibi ilerliyordu. Ve meyhaneye giriyordu şahı cihan. Ve avanesi. Taç Mahal’in kubbesi başlarındaydı. Tam karşılarındaydı İrem’in asma bahçesi. İçerisi silme Mecus ehliydi. Onlar da içiyordu ateş suyunu. Ben de içiyordum anasını satıyım. İstanbul'un ortasındaki ahşap mozolesine tükürüyordu ikrah ile. Ve tekrar uzanıyordu Kommenos oğlu Kostantin diyar-ı Rumun en ücra köşesine. Apostol'un gözlerine kapanıyordu tozlu bir şiir. Yorgundu zahir. Bu uzayın dışındaydı belki de her şey. Ben ve diğer insanlar donmuş gibi takip ediyorduk çuvallar giymiş bir orduyu. Suyu zehir... Katığı baldıran bir güruhtu bunlar. Sayın ki Deggalo cinsinden birer ruhtu bunlar.
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi sade hayal üstü pilav:
Apostol ile kral Gassani'nin hareketlerini gel de izleme. Ancak kimse işin sırrını anlayamıyordu gece vakti. Bense her zamanki gibiydim. İçiyordum anasını satarak şiire dair ne varsa. Kırpıp kırpıp gazel yapıyordum destanları. Çünkü kadehime doldurduğum ileri bir karakolun sınırlı korkularıydı...
***
Her bitişinde korkumun ve şiirimin uzatıyordum,
'Lan Barba,” diyordum. “İkiletme de doldur hele!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Hergele atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar bir Roma daha yansa?
Hiç...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:09
Bir Fahişe Kucağında Islanır Yürek
Apostol'la Yüz On Üçüncü Sayfa

1/:
Yol gider,
Yordam gider...
Çünkü yolun kaderidir hep gitmek şahım.
Ve yollar herkesin yavuklusu olur özlem doruklarında,
Kartopu emsali yuvarlanır arzular bulutların yurdundan,
Ancak yar yurduna ulaşması kırkta birdir Kerem’in,
Kimi zamanda yürekler kavrulur iç hararetinden,
Ve istemese de fahişe kucaklarında ıslanır,
Ki ondandır herkesin biraz günahla oynaşması,
Zavallıdır her yangın yeri bu nedenle,
Çünkü ummadığı bir zamanda yanmıştır en kavi cidarından.
***
Her fahişenin yaşamı ise yarım elma gibidir,
Yarısını bilmediği bıçaklara kurban vermiştir,
Kadın ki bir elin iki yüzüne benzer kaderin acımasızlığında,
Ya annedir evdeşinin yanında, bakarsın bir tenhada fahişe,
Aslında her annenin sütü sıvanır yavru dudaklara,
Ancak biyolojik olarak koyununkine denktir,
Ama ya sosyolojik olarak? ...
Kim ki bir fahişeye yakar yüreğini şahım ey,
Aslında kendi bedenini satın almıştır suskun pazarlıklarda.
Ve kendini satın aldığını görmeden karanlıkta,
Çünkü yoktur ki gecenin ve kösnüklüğün gözleri,
Ama sözü en şiirden daha kavidir pazar kızının.
Her hece bir şiire denk gelir karanlık ve yosmalar çölde ise,
Morarmış şiire çalar zamanın gözleri yasak ilişkilerde,
Bilenir günahın ağzı yeni günah çarkları ile,
Beyinlerin koridorunda suçsuz bedenler sürüklenir.
3/:
Ve ey şiir sever ins oğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir milatta:
Halbuki son bir yeniçeriydi kareye giren. Ardından yuvarlak yüzünü siliyordu Balkan yarımadasıyla. Kafasını geriye atarken ölüyordu. Ve bir başka surete bürünüyordu. Ardından İstanbul görünüyordu. Sivri minareleriyle şiir gibi. Marmara’nın dibi ne kadar kirdi? ...
***
Şaşkındım ki sormayın leon biraderlerim,
'Lan Barba,” demdeydim, “ikiletme şairi de şu soyut kupayı doldur! ”
“Son demdir bu bakarsın, bu sınırda.
Hatta zamanın sonu da gelmiştir belki...
Bütün gözyaşı bundan ibaret,
Ve görüp göreceğimiz şiir bu kadar olabilir.
Öyleyse Çıldırtan şıradan olsun sakin itin ölümü,
Köhnemiş atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne olur sanki?


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:09
Bir Koygun Sevdanın Metalik Çapaları
Apostol'la Doksan Beşinci Sayfanın Kaynakçası
1/:
Sanadır yazılanlar ey şehinşahım...
Kara bir kaderin aklanma devinimiydi yolculuğumuz,
Yırtık yelkenlerin gölgesi yarım olurmuş,
Öğrendik sergüzeştin bin birinci gününde.
Şimdi ise bir başka milenyumun arifesindeyiz,...
***
Dibe dibe vuruyor,
Bir koygun sevdanın metalik çapaları,
Su yutuyor arzın naralarını sabırla.
Sessiz ortaçağlar açılıyor maharetli çilingirler eliyle,
Oysa miftahların da bir dili varmış.
***
Suskunluğun damlalarına binermiş kimi zaman da aşklar,
Şimdi ise meşrebin haşrolma vakti türbülanslarla,
Ol sebeple biniyor martı kuşları hırçın yağmurlara,
Gölgeler saklanıyor kara kervanların ayak izine,
Dev kromozomlu dalgaların acımasızlığına,
Korsan ganimetleri doğranıyor yürek parçalayarak.
Çiçekler can çekişe çekişe doğuyor,
Hülyamızdan kaçıyor hevenk hevenk mart mevsimi,
Ve de ak kefenini bürünmüş zirvelerin ölçüsüz öfkesinden.
***
Devriliyor senden yana bir gregoryen yaprağı,
İlk baharın teninden yeni bir bahar doğuyor,
Gökyüzünde bir katar daha şahım can cana,
Ve günbatımına sarkıyor gurubun oyundaşları,
Hani akar ya bulutlar, ayrılığın sisli vaktine,
İşte öyle ve bencileyin...
***
Islıklar çalansa anılarımızdır pınar başlarında,
Musonik rüzgarlar kadar kadimdir nefes alışımız,
Ve Çinhindi melodilerini mırıldanışımız.
Ancak öyle bir vilayete uzar ki yolculuğu kozmik adamın,
Bilinmez ne sahicidir?
Ya da kim gerçektir burada?
Hendesik bir sırlı hesaptır Pisagor’dan bu yana.
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi de işte.
Kadehime bakma vaktimdi. Ve boştu beyit araları. Şiirin de bir ömrü olmalıydı. Vardı da. Bu yüzden her şey ruhuma doldurduğum kadardı. Mersiyemi saran omurilik karakolumun sarsak kızlarının korkularıydı. Bir de mezar küfü ve güzelavradotu tütsüsü...
Böyle bir hikayet benimkisi de hepi topu:
Öz tarihin gizli bir arenasında kapıkulları... Ve bir roma arenasında gladya tutsakları... Onları eğitip eğitip ölümcül makineler haline getiren savaş sektörü iş başında. Cenk oyunları belletmeninin defne yapraklarıyla süslü harmanisi rüzgardaydı. Bense geçmiş yaşantımı bir sako gibi bürünmüştüm. Apost’ta meyhanedeydim. Devrim ekimini yaşıyordu sanırım. Çünkü mevsimlerden buğdaydı. O anda bir aralık buluyordu tarih. Ruhuma sızıyordu.
***
Bir buğday başağı uyanıyordu merak yurdunda,
Şiirin dudu dilli kimyasında ise,
Bir sentez, bir mistik sentez ki sormayın,
Ey ilham kurban,
Bilirim gelişin habersizdir kozmik alemden,
Ama gidişin düğün dernek ve halayla,
Ve ekerek salkım saçak mersiyeleri,
Mezar ve çölün manzum yüzlü mazlum toprağına,
Aha şimdi olduğunca:
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum ya usulca,
Aralanıyordu sırlı alemlerin nurlu kapısı,
Mey evi alabildiğince can ve cin...
“Şıradan olsun gladyatör itin ölümü,
Bolşevik atın ölümü şeytan suyundan...'
Şiir de böyle bitmezse nasıl biterdi hani?
Bilen ya şimdi söylesin bildiğini,
Ya da sussun diğer devrimin şafağına kadar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:09
Bir Manyetik Rezonanstır Aşk
Apostol'la Kırk Altıncı Sayfanın Kaynakçası

1/:
Şehbenderim,
Bir kısır döngünün yörüngesindeyiz say ki,
Bu öyle bir halay ki hep kendini çeker peşinden...
İşte o demdir bizi de dilsiz bülbüllere benzeten,
Çığırırız adındaki fidayda notalarını,
Duyulmaz bu boyutun frekansında...
Bir manyetik rezonanstır ruhlarda düğün dernek,
Ol sebepten koygun gelir uzaktan davulun sesi.
***
Kırpışmanın zararı tüye değildir yalnızca,
Yelenin alayınadır ki aynalar isyana durur,
Oysa bilir ki tüm süvariler,
En güzel çağıdır çağla vakti yüreklere binmenin,
Ve yekinmenin tarihin bir miladında zamanı sıfırlayarak,
Bilmem hangi tarihte şaşar işte o zaman,
Gelenek üzerine köprülenen kronolojik senkron,
Bulutlar seni derununa yağdırır,
Damlalarla selamlaşır sır ehli seferinde,
Bir simurg ünler bengi suların canı yanarken,
Su kanat kanat iner İbrahim kızıllığına.
Mistik bir ödülle döner güneşe yollanan katar başı,
Bize son ankanın yumurtasında civciv olmak düşer,
Yolunmuş tüyleriyle bir ayrılık vurgununa döneriz,
Pişer fon radyasyonunda kozmik arzu,
Bu hal Harran’da iman,
Sina’da on emir gibidir,
Yani Yusuf’da kuyunun en dibidir...
***
Ama hız alır aklımızı başımızdan,
Hızımız ki lahuti hızlara eş değilse şahım,
Bize kendi sahramıza diz üstü düşmek kalır...
Bedenimizi el alır, yüreğimizi yel...
Şiir tutup kaldırır yerden bizi ancak ruhumuzu alır.
2/:
Kuyudaydı can,
Bizse yar yollarında yayan yapıldak...
Şiirin puantajını tutmaktı misyonumuz,
Yolumuz bu beldeye düşmüştü işte,
Son şeffaf katar da gideli bir yüz yıl geçmişti,
Lacivert penceremizdeki sarışın gözlerin irisine.
Kadehimize doldurduğumuzsa doğum anımızdan kalan ilk martın soğuğuydu...
Böyle bir hikayetti işte benimkisi de. Tarihin yüzü küllenmişti. Sismik körük yarım kapasitedeydi. Ben göz hapsindeydim. Halim selim bir racanın Taç Mahal’ini yükseltiyordum. Kanım ve kemiğimden horasan harcı kararak. Masal gibi bir aşk yaşanıyordu tuğla aralarında. Kıskanç büyüleri bürünmüş bir göz kapandı kapanacak... Kazılacaktı son mezar duvar diplerine. Ben de hüzünlü bir meyhanedeydim. Şimdilik 'Doldur! ' deyip Apostol'a içiyordum anasını satayım.
***
Artık zamanıdır kuburda gazel yazmanın,
Ve ruh çömleğine koyup koyup kevser içmenin,
Ee... neden dururuz öyleyse ölü toprağının altında:
'Lan barba ikiletme de doldur,” derim.
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Ardından kevser içmeye geçerim,
Ve de aşk ve ateş üstüne gazel yazmaya...
Çünkü şiir burada tek teskiniyettir.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:09
Bir Napolyon Gibiyim Puvatya'da ve Aşkta
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi

1/:
Kadehime kekrek zamanı da katarım nihayeti...
Ardından içmeye ve yazmaya dururum.
Böyle bir hikayet işte benimkisi.
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Tarihin belirsiz bir anındayım. Ebu simbel tapınağından akka'ya akan susuz dere yatağı gibi. Ve bir cüce napolyon gibi kompleksini bürünmüş bir meyhanedeydim. Belki biraz sonra güzelleşecekti buradaki herbir şey. Ama şu anda tenhaydı yüreğim. Şiir uykudaydı. Ölüm ölecek can bekliyordu. Bilirsiniz Apostol gidisini. Son bozgunları kıvırıp tarih dersi yosmalarına oryantal kutlamaları yapmakla meşguldü.
2/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi:
Kantaroğulları ve baronların gizli kırıkları için saltanat külahı yapıyordu. Bense şimdilik içiyordum zamandan süzülen taçlı muşmula şerbetini. Ve puvatya savaşının artakalan acılarını. İçiyordum anasını satıyım. Vildanlar içki sunuyorlardı. Burnu büyük lordlar içindi her şey. Ve savaş kaçkını yarım zaferlere ayrılıyordu ölümün en kırmızısı. Aşkınsa en pembesi tabii. Ama her dikişte ateş kupalarını bir volkan patlıyordu Java yönünden.
3/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi:
Zaferlerin bayrakları yırtılıyordu. Kaleler en zayıf hattından yıkılıyordu molozları saçarak ayaklarımızın altına. Hatta bayrak gönderlerini kıpkırmızıya kesiyordu makasdarlar. Usulca soruyordum Apostol'a 'Bu da neyin nesi? ' diye. 'Boş ver.' diyordu. 'İmitasyon... Boya yani.' O zaman şaşırıyordum ki Erciyes bile şaşırmaz temmuzda yağan karın altında böylesine. Unutmam gerek oluyordu az evvel olanları.
***
Diyordum:
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Ardından içmeye ve yazmaya duruyordum.
Böyle bir hikayetti işte benimkisi.
Bizim Apostol da anasının gözüydü yani. Zafer mafer iplediği yoktu. Ağzımı koluma silip bir şaplak indiriyordum hergelenin Kamçatka yarımadasına. 'hop! .' diyordu. 'Burasını Anafartalar mı sandın hergele? ' Gel de gülme.
Kadehime kekrek zamanı da katıyordum nihayeti içmek için...
Ama hız, hıza eş değilse şahım ne yazar?
Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalırdı anılarımda...
Bedenimi el alırdı, yüreğimi yel...
Şiir tutup kaldırırdı yerden beni,
Ancak ruhumu alırdı kesin.
***
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordu fakir...
Ardından içmeye ve yazmaya duruyordu.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:10
Bir Paradoks Olarak Aşk Miras Kalır
Apostol'la Dokuz Yüz Elli Altıncı Sayfaya Derkenar

1/:
Nisanın son deminde şahlanan sular,
Mayısın başucuna dökülür Yasini şerif diliyle,
Öksede tutulan kuş değil, bir sevdanın noktalanmasıdır,
Gün olur, ben de Yasin’de bir esre olurum,
Yazılmamış ama yaşanmış bir sevda ile.
Duygusuz bir tuzakta ancak ipiltili hisler hapsolur,
Her damlanın bir alacağı vardır mermer zeminde şahım,
Yürekteki mutluluk tuzağınınsa dili çelik değildir,
Onun için acıtmaz kapanan manivelası zifafın,
Uçar ardıçlar diyarına, reçine kokan özgürlükler,
Hür diyarlarda ise sevdiceği uçar yaranın,
Ve kaknüs kuşunun tutuşan tüylerinde hayat,
Bir paradoks olarak miras kalır bakarsın ikimize...
2/:
Eğer ki kabulse mirzadem,
Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye?
Böyle bir hikayet demiştik ya benimkisi de işte.
Ve ey şiir sever naif ademoğulları...
Sedir ağaçları altında sesin serin gölgesi. Kays oturmaz ama. Yamaca vurur tınıların ekosu. Egosu ayak altına düşer aşk adamının. Ve Kays olur Mecnun. Yürü ey Leylalarımızın simge gölgesi peşimiz sıra. Dut ağacından oyulmuş bir sitara... Ya da bağlama... İşte bundan ibaret tüm bildiğimiz notaların pandorası da bizim. Bombay'dan yana dönüp vedaların vedalaşmasını çalarız bakarsın. Ve çalıyoruz da. Duyan ölüyor. Apost’un ayak ucuna gömülüyor. Ve sırlı ruloların gömülü olduğu Kumran mağaralarının zeminine sümkürüyordu bütün notalar hacmince. Burnunu mızrabıyla temizliyordu Lut çobanları. Kavalları çatlaktı. Ve bir forma tarih bilgisiyle ahkam kesiyordu Ap. Nasılı elini ve lokman mağaralarında bin yıldır hazır olda duran askerlerin battaniyelerini ocak ayından getirdiği karla temizliyordu. 'Bu diyardan gitmeliyim artık ben de! ' diye düşünüyordum. 'Çünkü bura koktu.'
***
Artık zamanıdır karda azmanın,
Ve karanlık kuburda aydınlık gazel yazmanın,
Ve ruhumun kupasına koyup koyup kevser içmenin,
Ee... neden dururuz öyleyse ey Lut çobanları?
Ve ölü toprağının altındaki Zülkarneyn şehitleri:
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyelim koro halinde.
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Ardından kevser içmeye geçelim,
Ve de aşk ve ateş üstüne gazel yazmaya...
Çünkü şiir burada tek teskiniyettir bilesin.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:10
Bu da Son Halidir Gökkuşağının
Apostol'la Yirmi Dokuzuncu Sayfanın Dibacesi

1/:
Bunalmış yalnızlıklardayız hepimiz,
Sanırım ki herkese yetecektir aşk yine de,
Sabah akşam arası kadar sevgi,
Ve nefret var her gecenin döşünde,
Ve gökkuşağına binip al bir kısrak niyetine,
Ardından fenomenlere dalıp giden birisi mirzam,
Siyah ve beyazı bilir belki,
Ama unutur katiyetle bütün renkleri,
Değil mi ki kırların çiçekleri ölüdür,
Bu da son halidir gökkuşağının,
Yani tüm kuşaklar gridir...
2/:
Kadehime doldurduğum kalbimin kataterinde kanlı balçıktı...
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu: tarihi, bir Makedon savaşçısının sahte ustalar ustası Urban’a döktürdüğü zırh gibi bürünmüş bir meyhanedeydim. Öylesine dumana kesiyordu meyhanenin kebap yapılan bölmesini. Bense şimdilik içiyordum acılarımı. İçiyordum anasını satıyım.
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi meta hayal:
Bizim Apostol da anasının damıydı yani. Kebap mebap iplediği yoktu bu gece habire şarap ve puslu anıları dayıyordu müşterilerinin yanık coğrafyalarına. Bir adana 'beni hatırladın mı? ' diye soruyordu arkamdan.
Ve ey şiir sever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi:
'Lan barba ikiletme de doldur
Şıradan olsun itin ölümü
Atın ölümü şeytan suyundan...'
4/:
Böyle bir hikayet benimkisi:
Adanalının bir yanı İskender’in ödü, diğer yanı emperyalist kavurmasıydı. Genç Darfur faresi: 'nasıl hatırlamam? Siz Sudan'da gördüğüm ********* şairsiniz.' diye homurdanıyordu.
***
'Lan Barba can, dön benden yana,” demedeyim tüm benliğimle,
“Ne olur kutsama görevini? ”
“Ve ikiletme bana da kupayı doldur aşkla! ”
“Son gündür bu arza ait takvim-i Gregoryan’da,”
Bil ki bu sınırda bozulur gerçek bekaret,
Bu noktada biter kaderlerin son cümlesi,
Ve nihayetlenir kar beyazlığı kefenlerimizde kalan,
Yalan ilk bahar yeşillikleri solarlar gözlerimizden.
Hatta zamanın bidayetinde başlayan akın,
Gelir sonuna ve ansızın durur,
Kudurur belki de günahlardan kalan yağlı artıklar,
Yani hemen her hücremizde aç kurtlar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:10
Burada Aşka Karşı Çıkan Çölde Suya Da Direnir
Apostol'la Yüz Dokuzuncu Sayfanın Kaynakçası

1/:
Hikmetin bir yanı sevdalara,
Öte yanı da taylara emanettir aşk yolunda.
Sevdalı taylarsa akın akına inerler,
Şahlar vilayetinin su ve ganimet boylarına...
Şahlarsa hakikaten şah sanır zatını,
Oysa bu da bir yanılsamadır lobun birinde.
Her şah hanedanlığını canıyla parlatır,
Ama doğru bildiği yolları aydınlatamaz,
Beyninin deniz feneriyle, uyuyan denizlerde.
O denizler ki korsan kaynayan karavanadır,
Ve orada cana kasttır olabilecek her devinim.
Günahlarını emziren çapul aranır koyaklarda,
Serensiz sefinelerde yolculuk eden ise belasını...
***
Arada bir ben de sevdalansam mı diyorum kendime,
Ve ah ediyorum nihilist artıkları gördükçe seyrüsülukta,
Hep kürdülühicazkardan yana ağırıyor gökyüzü.
Ve şimdilik kendi kendini güdüyor kervan,
Kendi özsularını içiyor enaniyet, yer yaptığı insanda.
Burada da geçmez ise bu sevda,
Bir adres verin ey izcileri, sarışın çöllerin,
Katarı döndürelim o yana...
2/:
Ve ey şiir ve destan ve aşk sever savaşdar ademoğulları...
Böyle bir tarihi herzeydi benimkisi herhangi bir diyarda:
İşte orada... Pereya Hirodes bir kraldı. Adı epik parşömenlere kayıtlıydı. Ama işte o da sonunda merhum sıradanlara karışmıştı. Ve işte buradaydı. Oğlu Antipaya ise dua ediyordu hanemize dalarken. Ve kuzeydoğu topraklarının can düşmanı lort Filipus'a verildiğini duyuyordu, tabii ki bir kez daha ölüyordu. Bize ise onunda karmaşık destanını yazmak düşüyordu.
3/:
Bu muydu tarih-i şahsin lan Ap?
Yaza durduğun yedi ceddinden beri? ...
Bu muydu hanedanların kutlu evliliği?
Kutsal bir kuralı çiğnemek gibi bir şeydir oysa ihanet,
Yasaya karşı durmak da yiğitliktir dersin ya kimi zaman,
Aman be Apost, sakın kendini yad yaranlardan.
Aşıkpaşazade sorar mı bilmem:
Aykırı diye reddetmek olur mu celal baba tarihçesini?
Eğer sevda üstüneyse tasavvuf şiirleri,
Olmaz, olamaz, olmamalı der kimileri.
Ki bizce de...
Av neslinin aşkı uşşak makamındandır.
Burada aşka karşı çıkan çölde suya da direnir,
Çölden kaçkın isyankarları tutuklatıp son hudutta,
Öldürttüğünü herkes bilir her hükümdarın.
Yarınsa yalnızca aşka aittir...
***
Ve ey şiir sever naif ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
İşte bu nedenle içiyordum anasını satıyım.
2/: Daha bitmeden karanlık kupamdaki şiir artığım:
'Lan barba' diyordum varsağ ağzıyla destansı destansı,
'Bir daha ikiletme de doldur,
Mavi şıradan olsun itin ölümü,
Arap atının ölümü ise öbek öbek şeytan suyundan...'
Nasılsa av neslinin aşkı uşşak makamındandır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:10
Can, Kafessiz Çıplak Kalır
Apostol'la Altı Yüz Yirminci Sayfaya Ek

1/:
İnan ve yorma beni bu zor zamanda,
Sanadır yazılan sülüs nameler ey şehinşahım...
Gün şevvalde çavar gazellerin en güzel vilayetine,
Ay ise öğlen vakti ışk’ın bağına doğmaz.
Onun sevdası karanlıkların kara kaşı üstüne.
Benimkisi de var say ki aha böyle,
Yedi kere ateş dilli cengaverlerin koçaklamasıdır.
Göğüste solur bir ateş körüğü ol nedenle şehbenderim,
Kaçak sevdaların kafesinde bir an bin çağa bedel.
Sabır taşı gibi köpürür sabırsız masallarda,
Arzuların platonyada aşka ağır basan sıkleti,
Azgınlıksa yağlı zincirlerle demlenir ancak,
Belki de can, kafessiz çıplak kalır,
Aşk pazarında satılık meta alıcısızdır aslında,
Ve son andır katarların karanlığa kavuştuğu çizgi,
Yani bilirim ki sevdanın yemi bazen acıdır,
Aşkın suyu ise yüreğin, çorak bir ayda harlamasıdır,
İçseler, burnu yeşil ibibikler sevda çukurlarından,
Emsalsiz yağmur tatlarını ol aşkın,
Ancak kana kana tümlenir toprak sularda,
Arsız yırtıklarından yaz ile güz arası.
2/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi,
Harran sınırında sabiine tabi meta simya:
Orasının hangi dağ olduğunu ben bilmiyordum. Ancak Aşkelon hamamcıları kaynatmada cadı kazanlarını... Külhanları kız oğlan kız ateş. Yani bakire kor. Yakıyor canları semahın güneyinde. Çevrede görülen ıslak ve günahkar rüyaların farkındaydı bana sorarsan bilcümle ogan. Çünkü aşkelon yolunun tam ortasında Sierra Morena kendine geliyordu gözlerini ovuşturarak. Uğru Abbas tayfasınca kaçırıldığını anlıyordu. Ve dehşete kapılıyordu ibni beşkuval. İnce bir çığlık atıyordu Apostol'un ağzında bir müezzin kuşu. Huşu ile geliyordu şiir. Bir, iki ve üç...
***
Yarına bir göz atıyordum nakarat penceresinden,
Ve bir çentik daha atıp gazellerin kundağına,
Tezgahın Gazze şeridinde duran Barba’ya dönüyordum.
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum.
Keskin şıradan olsun külhan itinin ölümü
Gazzeli atın ölümü şeytan suyundan...'
İlham mı gerek doğmanız için ey şiir ecinnileri?
Gani idi bir zamanlar kardeşinizde,
Ha denizde, ha bizde,
Ancak son intifada da yitirdi,
Belki de bir gizli servis zehirledi...


Ahmet Yozgat a

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:10
Çorak Çöllerde Bile Tetikte İblis
Apostol'la Yüz Seksen Üçüncü Sayfaya Derkenar

1/:
Yüceler ürkütür fikrimi her dem,
Kanadından düşmek ne acı verir bilirim kelebeğin,
Bilirim ışığın prizmaya olan doğurgan aşkını,
Ve açılır renklerin üçgen ağzı mistik geometride,
Bir aşık daha geçer kozanın zamansız yaşamından.
Ancak su ve ışık durmaz ve akar da akar,
Durursa ölür elastik kavramına tabi olan ins ve cin,
İçimde bir okültik ağacın kök verdiğini duyarım,
Her an ve her çorak çöllerde bile tetikte iblis...
Eğer uç dalı büyüyorsa sevdaya yeltenmenin,
Meyve zamanıdır zihni soruların gramer düzleminde.
Biliyor musun ey en harbi yanıtların kararlı beyi,
Ömrübillah biriktirdiğin her ses,
İnce iki paraleldir ki birkaç nefese bedeldir ancak,
Yani her şey senin değildir:
Dil, dudak ve damak üçleminde bil ki...
2/:
Eğer ki kabulse mirzadem,
Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye?
Şöyle bir hikayet demiştik ya benimkisi de işte.
Ve ey şiir sever naif hamoğulları...
***
Yolları haramiler kesmişti. Bir de nisanda eriyen karlar. Kayalar teker tekerdi... Ölüler kırkar kırkar... Sonunda olmuştu olan. Armegedonda... Filist’te bir vadide. İkincisinde milenyumun... Chırist ve antichırist karşı karşıya... Öksürüklü bir ses: 'Hoş gelmişsiniz.' diyordu. Bu Apostol muydu? Bilmiyordum. Heredot belki yazıyordu, belki de yazamıyordu bu sahneyi. Siz yine de ona sorun diyordum bana soranlara. Çünkü şimdilik ben içiyordum anasını satıyım. Kadehime doldurduğum son zemherinin koynunda tadılmış sımsıcak arzularımdı...
***
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordum ya tek çıkar yoldu yolun sonunda...
Ardından kevser içmeye gidiyordum,
Ve gazel yazmaya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:10
Çöl Suskunluğundaki Ötüş
Apostol'la Doksan Birinci Sayfa
1/:
Şahım,
Başında parlayan şiir saltanatının kronu,
Taş devrinde yitik zamanların kevkebi ise,
Çöl suskunluğundaki ötüş sabah serçesinin,
Dırahşan tacın da sevdamın damgasıdır...
Ve karanlıkta kılavuzudur,
Sakineyi hüzne gark olduğum anın.
Ama hız, yıldıza eş değilse mirzam,
Bana kendi bozkırıma yürek üstü düşmek kalır.
***
Deneyimdir burada konuşan...
Ya da o kozmik hızla yarışan agonik anlardır.
Uzaklaş kendi beynine böyle zamanlarda,
Ancak yakınlaş yüreğinle...
Sen bilmesen de,
Bilirler kılıçlar, tarihin kanlı sayfalarında yazılanları,
Ve savaş erleri özümserler,
Kılıçların kanlı tarihini her seherde bir daha...
Bu gelen erlerin değil son sabahın ayak sesleri,
Mirzam, yok etme arkandaki siluetleri,
Fakat önüne geçirecek kadar da kutsama kehanetleri.
***
Yürüdüğün yollar sana ait değildir babandan kalan,
Ancak bir majestik sırat'tır ki işlevin geçmek.
Yandaki bulvarsa senin kanının aktığı damar cidarı...
Benimse dudağımda tuzdur o bulvardan anımsadığım.
Beynimdeki acının septik izi hala flu,
Bu yüzden aranmadayım simurg kuşunun küllerinde kendimi.
Gözdür dolaşır aleyhindeki delillerin bile orta yerinde,
Bu yüzden gülistanda her yanı güzellikler kaplamaz şahım.
Dur ve dinle yolun ortasında:
İşte şurada yabancı bir ısırgan ağlamakta...
***
Umarsız şafaklar da yollar alacakaranlıktır,
Işık beklemekse kasıttır an'a,
Bu yüzden zaman ve siluetler süner de süner,
Her mıntıka bir bumerang olur, kendine döner.
Sen de dön de bir yol cehenneme bak ey mirzam,
Beklediğin muhitin ateş kesse ne yazar?
Veya görünmese arsız sabah kime ne?
Yeter artık ey beglerbegi beni sürme uzaklardaki şüpheli ölüme,
Hemen ve mutla ölelim bu yolun buracığında sen ve ben.
Önümüzdeki çiçekli uçuruma gömülelim el ele
Sağımız yar o anda, solumuz nigarlardan geçilmez,
Gün çavar zatının terekesinin stepvari üstüne.
Değilse mirzam...
Benim bedenimi el, yel alır yüreğimi.
Yani en gerisinde bana zamanın,
Grek mermerlerine oyduğum bir kutsal kase,
Ve o çukurluğun içinde ölü kahrımı içmek kalır...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:10
Çöl ve Tuz Bana Yakın İki Kavramdır
Apostol'la Yüz Üçüncü Sayfa Orjini

1/:
Şahım,
Şiirlerin kıyısında serinleyen nedimelerin,
Hasretkar mırıltılarla yad etmekteler geçmişi.
Bu duyduğun Şirazlı Sadi beyitini onlar ırlamadalar,
Her harf adedince gözyaşı sıralamadalar Hazar kıyılarına.
Bense kendi gözlerime binmişim,
Ve kendi şiirimi sağmadayım gümrah memelerimden.
Ne nedimelerinden,
Ne de kendimden memnunum işin aslına bakarsan.
Çünkü henüz ufukta yok en özgün imge.
Her harf adedince gözyaşı sıralar hüznün kıyılarına.
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi de neticede:
Yani şahım,
İçindeki suskunluğa kulak kabartır ya bir sağır,
Kapatırdı, duysa bir daha asla çıkmamak üzre,
Kendini dipsiz sahralara...
Her harf adedince gözyaşı sıralar hüznün kıyılarına.
***
Ateş ve baldırandır soluduğumuz meridyen aralarında,
Ancak ölü sinirler uç verir dudaklarımızdan.
Ol nedenden kekeme ve ondan pepeyiz...
Bunu en iyi senin dudakların anlardı,
Çünkü çöl ve tuz sana yakın iki kavramdı nihayeti.
Her harf adedince gözyaşı sıralar hüznün kıyılarına.
3/:
Atlarımız içecek gözyaşı kokluyordu gamze çukurlarında,
Biz de yakınında sayılırdık yüreğinin burçlarının,
Ancak sen öyle uzaktın ki kaderinden be mirzam.
Yaşıyordun ama sağır ve dilsiz misali...
Oysa ağlamaklı olurdu hüzne acıkan her göz,
Türküler söylerdi ya dizinde yattığımız o pembelik,
Belki de unuttuğumuz ilk aşkın devamına eklemek için,
Bildiğimiz tek şey vardı bilmediğimiz ülkende,
Umuduna sarılabildiğimiz ana kokusu tabii ki mirzam.
Ana ise ikidir,
Bir memleketindeki,
Diğeri her daim yüreğindeki...
Ama hız, hıza eş değilse şahım yaşam yarışında,
Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalır bakarsın...
Bedenimizi el alır, yüreğimizi yel...
Şiir tutup kaldırır yerden beni ancak ruhumu alır.
Belki de ol nedenden kekeme ve ondan pepeyiz...
Her harf adedince gözyaşı sıralar hüznün kıyılarına.
Böyle bir hikayettir benimkisi.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:11
Diken Üstüne Çentik Atmak Boşadır
Apostol'la Doksan Birinci Sayfa Dibacesinin Eki

1/:
Şahım,
Karanlığın içinden doğrulduğunda yorgun ışık,
Duy ki bir ses,
Bin ses gibi duyulsun ardınsıra.
Şimdi bir soğuk ürperti olsaydım gözlerinde be mirzam,
İşte o zaman beynine uçardım engelsiz,
Ve ardından yürek kubbene...
Burası da bir helezonik yoldur ki mirzam,
Fasit bir dairenin tuzağına tutulur kimi zaman,
Arada bir de im ve imge özlemiyle tutuşur eller,
Diller kurtuluş için duaya durduğunda,
Dikenlerin üstüne çentik atman boşadır...
Çünkü döner ve tekrar tekrar basarız gölgemize,
Canımız yanmaz belki,
Ama,
Rastlamak sana,
Hemen hemen imkansızdır bu beldede...
2/:
Uçurumlardan geçtiğin her an ölüm kokar,
Sevinir ya o anda ucunu yontan kayalıklar,
Sense asabi bir eli açıklıkla,
Sevgini vermişsen ağzı geniş bir Leyla'ya,
Çalınır apansız gözlerinden ışığın kökü,
Arada bir de gel olur söz üstüne,
Sihirli bir im ve tılsımlı imge dağlar gözümüzü,
Ve koyaklarda yar özlemiyle tutuşur eller.
Ama hız, hıza eş değildir şahım...
Akşamların yorgunluğu çöker ya savaşçılara,
İşte o an eser kaçaklık özlemi efil efil burnumuza...
Omzumuza uzaktalığın yorgun ağırlığı,
Dilimize kahırgam bir bozlak biner...
Yanı her şey bir aydosda düğümlenir.
2/:
Arıyorsan mirzam,
Kabaralı kabzalarda artakalan kanlı anıları,
Dikenlerin üstüne çentik atman boşadır,
Sanki yüzünden gemiler geçer ya çığlık çığlığa,
Kimse bilmez ötelerde bir denizin varmışlığını.
Ve koyaklarda yar özlemiyle tutuşur ya eller,
Bize gözlere siper düşer,
Yar kalır sana kırk odalı harem odalarında.
***
Ama hız ışığın oğludur mirzam,
O hız ışık hızına eş değilse yani,
Bana kendi kaderime göz üstü düşmek kalır...
Bedenimi el alır bir er dilenme anında,
Yalnız savaşçılar gibi dolanam yüreğimi yel...
Şiir bizi sever,
Biz de onu tabii ki...
Son dize tutup kaldırır yerden bedenimi,
Karşılıksız değildir hiçbir şey,
Nedim ancak ruhumu alır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:11
Doğmak Üzeredir Ölüm ve Aşk Şiirleri
Apostol'la Yedi Yüz Elli İkinci Sayfanın Dibacesi

1/:
Katran sıvalı bir yabayı mı andırıyordu elleri,
Kolları kucakladığı kavakları kurutuyor,
Kenger çıtlıklarını kan ağlatıyordu,
Müseyleme diye biriydi bu şiirin kanlısı,
Yapay nezaketler sarayların cümle kapılarında teyakkuzda,
Muhafızlar bana bakıp bakıp referanstaydılar,
Açık yaralardan kezzap üretiyordu bir İbni Simya,
Ve arzın yalancı imbiğinden süslü hitabet,
Ama göklerin gözlerinden mavi baldıran yağıyordu.
Belki de onu da içer ins ve cin diye...
Doğru, belki de içerdik,
Kim bilir?
2/:
Ve ey şiir ve destan sever naif ademoğulları...
'Böyle bir tarihi kezzaptı benimkisi herhangi bir koridorda:
Krallar böyledir işte... Kötü idarelerinden ötürü sancılıdır başları. Kahırgamdırlar. Beraberlerindeki keşişleri ile gelirler. Kötü yönetimlerine kuyruk takarlar dinsel bendelerinden. Ancak kim kurtulmuş ölümden?
3/:
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Henüz doğmak üzereydi aşk ve ölüm şiirleri sancılı bir gecede. Her hecede bir çığlık, her mısrada bin nara vardı. Ben kulaklarım tıkalı, kalbim açıktım. Ve bir kral şiiri üzerindeydim. Ezgindim. Hatta bu yüzden gergindim biraz. Apos da benim gibi... Müseyleme diye biri bana bakıp bakıp kezzap üretiyordu yalancı imbiğinden. Belki de onu da içerim diye... Doğru, belki, kim bilir? ... Bense şimdilik içiyordum sadece zamandan süzülen kötürüm ve cilalı taş devri savaşının artakalan acılarını. Onunla birlikte kadehime doldurduğum salt ipekten elemimdi. Şiir deryasında boğulan ise imge yoksulu yüreğimdi. Ellerimdi kendi kendine ceza kesen...
4/:
Ve ey şiir ve aşk sever ademoğulları...
Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda.
***
Bense böyle bir fani ademdim,
Son zamanda şimdilik içiyordum ya
Dar vakitten süzülen kötürüm saatleri,
Ve kabaralı muharipler savaşının artakalan acılarını.
Sancılarını duyuyordum yüreğimde,
Henüz doğmak üzere olan ölüm şiirlerinin.
Yani içmem gerekti bir kupa ilham daha.
Çok vardı çünkü sabaha...
'Lan Barba demdeyim, ikiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar?
Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:11
Döneklikle Suçlarız Gerdekte Kendimizi
Apostol'la Beşinci Sayfa

1/:
Şahım,
Atlarımızı zebercet koşumlarla sürelim,
Kan kokan tarihin derin vadilerinde saklanan aşklar üstüne.
Şimdi sevdanın virajında unutmak olmaz yürekleri...
Dümdüz zaferlerin yurdunda engebeli türküler duyarız da,
Buruşur ya yüzümüz kasisli arzulara banınca,
Atların ardından toz yerine anılar bırakırız ya,
Ve döneklikle suçlarız ya gerdek ertesi kendimizi,
Şimdi sevdanın virajında unutmak olmaz yürekleri...
2/:
Atlar eyersiz koşar antik kavgalara,
Yani üryandırlar amazon ehli,
Sağ memeleri kesik,
Som cesaret yürekleri,
Ancak mantıkları eksik mirzam..
***
Bize ol çağlarda yoldan çıkmış türküler peşindeyiz,
Ol nedenle,
Nakarat yakınmalarında meze dilimiz.
Ve mayhoş sakınmalar kalır her eylül düğünlerinde sadağımızda,
Vuruluruz halayı kavgaya evirdiğimizde,
Ancak bahçelerin düzünde o an şifa dönemidir,
Ki bize pıtrak pıtrak yaralara sürülmek için,
Ölümün eli yeşil baldıran çiçeği,
Belki de sana yıldızlardan imbiklenmiş bal düşer.
Üçer beşer geçer gün,
Yok olur ortalıktan hükümranlığının ortaçağı,
Aşk ve ışk atlıları,
Simyanın izbesinde keşfederler aydınlığı.
3/:
Atlarla girdik ya şiire şahım,
Onlarla devam edelim yine,
Aşk avına sihirli ormanlarda...
O atlar ki bir tespih tanesi gibidirler dualarda,
Ve şiirimizin imamesidirler otuz üç kere üç,
Çöllerde yitik aşkımızın peşine düşmüş,
Leyla deyişlerinin nakaratlarıdırlar,
O nakaratsa her yıldız dörtlüğünde dolunay kesilir,
Ve yaşamın ve aşkın sevdakar miladıdırlar.
Vardır ya mirzam tekrara düştüğümüz anlar aşklarda...
Onlarda,
Adıdırlar kekremsi sevdaların.
***
Tekrar devinimlerin yeknesaklığında o an şifa dönemidir,
Ki bize mecnun artığı yaralara sürülmek için,
Ölümün eli yeşil lotus çiçeği,
Belki de sana arı aşklardan imbiklenmiş bal düşer.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:11
Döner Bir Aşk Arkaik Türkülerle
Apostol'la Altıncı Sayfa

1/:
Bu ses evet bu sesti,
Yüreğimin yalçın yaralarında yeknesak,
Fısıl fısıl yankılanan şifa duası...
Bu sesti kılavuzum zamanın enfüsunda,
Ya da damarlarıma dökülen erimiş kurşunudur afak,
Anılarsa beynimize sarkıtılan kırmızı urgana benzer,
Döner bir çıkrık arkaik türkülerle,
Taa ilk atadan beri gıcırdayarak...
Senin dudaklarında sevdanın buruk meyvesi mirzam,
Zemzem ile yıkanır ve durulur,
Bana ise siftinmiş ve yavan sevişmelerim kalır,
Kuyu başının suluzırtlak artıklarından...
2/:
Nedendir akşamlar ağlatır gurbet ehlini,
Dokunsan gülecek gibidir oysa.
Her yanımızı dolduran bu çöl sisi var ya,
Yel tombulluğudur aslında,
Çevrim çiçek kervanlarının önünde koşan,
Döner bir çıkrık misali devran,
Nakaratı yanık arkaik türkülerle,
Ya da ensemizdeki mektup cızırtıları,
Karşı yakalı Isfahan'ın parsi dualı nefesi,
Hışır hışır savrulan ve aşka dolaşan rüzgârsa candır,
Tuzlu tadıyla dudak aramızda gulamım,
Develerin ve hurmanın boynuna dolanan nefesse zincir,
Bağırır tarikinde ölümün: çekin beni dara!
Çekin semayı bulandıran kainatın ateşten cellatları!
***
Boğulur ya turaç kuşları şahım,
Anımsasana hani yel atanda telleri savrularak,
'Boğuluyorum ah! ' der ya damakları saran tuzlu tat
Bitmez ya bu gece 'Ah nerede sabah? '
Biz arananlar meslek erbabındanız,
Ta bir çelebi evliyadan bu yana,
Kimi zaman karlar altında titreyerek,
Bazen de yana yana...
3/:
Bedeni küçücük bir hüzündür mirzam,
Aslında yıllar sonranın artık aşkları.
Beyni bin batman çeken bir naacal rahibinin,
Zonklar ya tüm kanı şakaklarında,
Sevda savaşçısının zaferi pörsür ya yarı yolda apansız,
Savaşçıya yine de o sevdasının tuzlu çökeltisi,
Bana karanlık gayyaların sonsuz dibi kalır.
Ama hıza vurgundur çölde marallar,
Nazlı karacalar kurtuluş yolunda,
Çitaların estetik imamesi sayılan hızına eş değilse şahım,
Bana kendi av alanıma diz üstü düşmek kalır...
Bedenimi bir yabani el alır,
Zamansız ve apansıa vurulan yüreğimi yel...
Şiir kardeştir hepimize,
Ensemden tutup kaldırır yerden beni,
Ancak ruhumu meccane alır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:11
Düğümcüyü Bulmamız Gerek
Apostol'la Üç Yüzüncü Sayfaya Derkenar

1/:
Ay şahım,
Ayın bu halinden utanırım ta baştan beri,
Çünkü nurlu yüzündedir güngörmüşlüğü bilge dedenin.
Ve harlanmışlığı çağlar ardında kalmış dingin bir kalbin...
***
Masif ışıklı her sevdanın derdindeyiz biz de,
Birimiz Serendip diyarında yabani incirler altında,
Cebelirahme eteklerinde “hu hu”lardayız diğerimiz,
Betimiz, benzimiz atmış ta bidayette,
Elbette bir yerinden düğümlenecek kopuk ip,
Ama düğümcüyü bulmamız gerek,
Taa diyarı tevbeistana gidip...
Ve güneşin gözlerindeki o iştiyak var ya,
Klorofil klanına ulaşmak için her şeye karşın,
Bizim de gözlerimizden nükleer yaşlar akar,
İncir yapraklarına damlar eyvahımız hıçkırarak,
Al küheylanlar gibi kızarır yelelerimiz,
Bakarsın bu milatta kapanır pandorik kapak.
2/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins ve cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki bizimkisi de zomhayal:
Bir kazma sesi... Ve küf kokuyordu. Apostol: ' Kokan senin bayat şiirlerin.' diye atılıyordu. İlk kez o zaman anlıyordum Apostol'un geçekte bir piton olduğunu. Tezgahın üstüne yıkılıyordum. Ve gazel konsantresi içmeyi sürdürüyordum. Köşedeki döşü kirli bandit bana bakıp gülüyordu. Sonra yanındaki sarışına: 'Artık burada duramaz seninki.' diye fısıldıyordu sanırım. Bunu dudaklarından okuyordum. Azizliğin ve azize olmanın bir manası kalmıyordu. Martin Luter kalkışmasından sonra oluyordu her şey. Baksanıza... 'Herifçioğlu Sen Piyer'de koyu vermiş sakalı.' Halkı takmış peşine. Bu yana geliyor.
***
Ve ey şiir ve aşk sever ademoğulları...
Dedim ya kadehime doldurduğum doğumumdaki plesantamdı,
Ya da ilk anımdan kalan son nisan soğuğuydu...
Ve böyle bir hikayet benimkisi de işte.
***
'Lan Barba,” demedeyim, “ikiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:11
Dün, Bugün Ve Yarınla Yaran Olur Aşk
Apostol'la Beş Yüz Kırk Altıncı Sayfaya Derkenar

1/:
Şahin gözlü şehinşahım,
Yüzyıllık bir yolculuktu bizimkisi de,
Ancak uzadı milenyumlar boyunca...
Parmak ucuna basarak yürünmez her daim,
Sevdalı sanır kimi, kimi gönül hırsızı,
Ve bunalır ve hemen katili olur insan,
Kendi emeği ve yüreğiyle yapılandırdıklarının,
Hem de kendi kendinin bir dar ucunda, usulca...
***
Bir deli coğrafyadır bizleri de azdıran,
Serilir yalın ayak altına yıldız döşeği,
Birkaç yüzyıllık bir yolculuktu belki bizimkisi de,
Dün, bugün ve yarınla yaran olur her adımda.
O günün yüzünde bu günün izi vardır,
Ol nedenle anıların anımsanan yüzünde...
***
Haydi sen de yürü o cenahtan, bu yana,
Yürü ve çoğulcu türküler çığır tekil zamanlarında.
Bilirim soğuksundur çarşamba çağrılarına,
Zatını ancak pazartesiler bağlar kameri zamanlara,
Yanan deniz fenerleri sana doğru yanar,
Ateş böceklerinin ötüşü de senin içindeir.
Dehşetengiz bir aşka düşmeye gör be mirzam,
Asi çavlanlar akar sakin dağ yamaçlarında,
Benimse sağ gözüm seğirir adım anılınca yar ilinde
Dost saçaklarında puhu kuşları ötmez derler,
Ama o hal hazardadır yalnızca.
Uğraşta kural başka, kuram aykırı biçimlenir,
Ve öteki yarımız düşman cenahında kalır,
Ama bu erişilmez hızı var ya aşkın şahım,
Ki biz kim, o hıza erişmek kim?
Aynadaki suret sen değilsen şahım,
Bana kendi vatanımda yürek üstü düşmek kalır...
3/:
Kabulse eğer mirzadem,
Geçelim mi tarihi Yozgati’ye kayar gibi?
4/:
Ve ey şiir sever zarif aslanoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de herhangi bir tarihte işte:
Adamların yaşam biçimi çapul. Üçü beş geçe Vandalları, Lokman mağaralarından sallanarak ve kollayarak dört bir Yanya kentini, dışarı çıkıyorlardı. Babil'de hava soğuk mu soğuktu? Ve madeniydi ıpışılak. Ve karlıydı halbuki. Şişko kral Luiz rast gele yürümeye başlıyordu şahsi ülkesinde. Çevresinde avam ölüleri... Gözleri dehşet içinde... Şiirimde bir yakın çağ daha açılıyordu.
***
Belki de henüz gelmemişti zamanı gazel yazmanın:
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum yine de...
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Ardından şakağımdan sızan kevseri içmeye geçiyordum,
Ve gazel yazmaya tabii ki bin bir iştah ile...
Şiir burada tek teskiniyetti çünkü.

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:12
En Yakın Ufuklarla Akrabalığımız
Apostol'la Ellinci Sayfaya Derkenar

1/:
Işığın ve aşkın rahmindeyiz şahım,
Mütereddid ve olabildiğince şaşkın,
Ya da konuğuz sayalım ki bu gece Mesnevide...
Evrenin ellerinde bir kaç adet yıldız gözü,
İzleyecek semadar aranmada umut ile.
***
Gece yorucu bir halaydır bizim için bu kertede,
Ve bir şah beyittir karşıdan karşıya özlemle ünlememiz,
Yani dağlar olmasa arada bir yerlerde,
En yakın ufuklarla akrabalığımız,
Yıldızlarla komşuluğumuz nispetinde olacak ancak,
Ki o dağlar aslında birer hörgüçtür süvarilere,
Mayaların sırtında olmasa da bilirler yolu,
Önümüzde bir kitap gibi açılır geçitler,
Bitap düşme zamanı geçilir bir başka sayfaya.
Zamandır bizi yeden şahsüvar,
Her sabaha karşılarda olur özlemin yenilenmesi...
***
Şimdi diyorum şahım,
Çınar rahlelerin dibi ne kadar hikmetlidir kim bilir?
Ya da lalaların dizi dibinde bilgelik bellemenin,
Kız oğlan kızlar gibi tadı var ya,
Odur belki de özlediğimiz, kendimiz yani.
***
Şelaleler akar ya şahım hece hece şiirden,
Dörtlük diplerinden harlar ya imge kaynakları hani,
Işıktan kör olur ya cehaletin katarak bozluğundaki gözü,
Ve çağlayanlar dökülür ya fezanın karanlığına,
Ve ya gezegenlerin sisli ellerine,
Şu dağların ense köküne,
Önümüzde uzanan yol üstlerine,
Yürümek düşer bize de artık,
Her kapaklandığımızda diz üstümüze...
2/:
Yani ey şiir sever mason biraderlerim...
Böyle bir hikayettir benimkisi de işte,
Zamanın herhangi bir yerinde masalsı bir tarihte:
O halde... Susun ve dinleyin meyhaneyi. Ya da ben aktarayım. Ne dersiniz? İçeri bildiğiniz gibi işte. En köşede padişahımız efendimiz. Onun yanıbaşında... İbrikçiler, kapıcılar, peşkirciler, hamamcılar, baltacılar, macuncular, kemankeşler, mu******inaslar, tespihçiler, seccadeciler, harem ağaları, gözdeler, hasekiler ve... Sadrazamlar bittabi. Öfkeliydiler. Dişlerinin arasından tıslar gibiydi sadrazamlar. Ve inadına sövüyorlardı beylerbeyleri. Cüneydoğlu isyan yarışındaymış meğerse. Başında bir yeşil bühtan... Mintan yırtıktı. Ama kaskı geriye kaykıktı. Böyle olurdu genelde Celali nesli. Susun lan yaramazlar bir sonraki padişahımız efendimiz de girdi içeri. Yedi kulede boğmuşlar onu da. Daha da gençmiş zavallı. Vah vicdansız Kara Aliler...
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi ham hayal:
Bu arada Apostol’u anımsatayım. Barbacık iş üstünde. Ölmüş savaşçıları büküp büküp aristokratlara mavi kan damarı yapıyordu.
Şiirlik bir hava yoktu. Genç Osman türküsü söylenmişti zaten. Bense şimdilik içiyordum anasını satıyım.
Kadehime doldurduğum kafası dumanlı,
Ve yüreği buhranlı hatıralarımdı...
***
Ve ey şiir ve aşk sever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte,
Bu deyişte kendime yandım,
Ve bir Mavera-ün ozana abandım,
İçtim ve yazdım...
***
'Lan Barba,” demdeydim her kupa bitiminde,
“İkiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar?


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:12
Erat-ı Aşkın Yüreği Yağ İçinde
Apostol'la Dört Yüz Seksen Birinci Sayfaya Ek

1/:
Yani zamanın bergman şahı,
Yüreğimizde harlayan hissimiz yansımaz çevremize,
Ve ne renk olursa olsun maviye çalar ödünç sevmeler,
Aşkın taç yaprakları ise,
Her sonda mutlaka makul ve umutlu çıkar.
Ya da öyle umarlar ki sedefkar yazıcılar,
Açılsın gazellerin yasaklı lüleleri,
Çağıl çağıl sesleri,
Kırk göz köprülerde görünsün,
Duyulsun kırk konak ıraklarda...
4/:
Ve ey aşk ve şiir sever yamyam ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi aşkın hayal:
Kırk göz köprüler görülüyordu. Duyuluyordu kırk konak ıraklarda kırk yıl savaşları... Son şiirin, son iki mısraını seslendiriyordum. Genç bir Etrüsk, ikinci seslenmemi beklemeden koşarak iniyordu İtalya’nın bulunduğu ökçeden. Karamsar bir Kelt oğlunun yanakları ıpıslak oluyordu. Aşkelonlu pedegogun gözleri kızarıyor, hemen hemen akları görünmez oluyordu. Sibirya’daki karlı dağların hakeza. Bu da kim? Eyvah Tesla...
***
Ve ey şiir ve aşk sever antimanyetoğulları...
Kadehime doldurduğum hüznümün bulutlarından süzülenlerdi,
Kırk yıl savaşlarının ardından içtiğim kahrı.
Vallaha üzüntüyle içiyordum...
***
Kadehim bitiyordu şahım,
Yüreğimdeki şiir gölü kuruyor,
Ben bitiyordum içini yiyen bir çekirdek gibi,
Kalmıştım toprak altında,
Öyle ya,
Kıyamette canın ilkbaharı değil miydi?
Ne kalmıştı sunun şurasında mirzam,
Beklenen kozmik nisanın galaktik ilk haftasına.
'Lan barba ikiletme de doldur,”diye fısıldıyordum.
“Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Böyle diyordum ya, tek çıkar yoldu bu, yolun sonunda...
Ardından kevser içmeye ve varsağı yazmaya duruyordu.
Şiir burada tek ihanet ve cinayet teskiniyetiydi çünkü,
Bu kuruntularla avunuyordum...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:12
Fi Tarihinde Böyle Yazıyor
Apostol'la Birinci Sayfaya Derkenar
1/:
Ben, Nabi ve bir Karaçili şair,
Elimizi Hint okyanusuna bandırır,
Şiir söyleye söyleye pekmezli kar yerdik.
Bu arada, tarihin ilk cemaziyelevvelinde,
Hint sümbülleri tutsak alınır Arilerce.
Turan karanfilleri özgürlüğüne uçarlardı.
Fi tarihinde böyle yazıyordu tarihi serencami.
Nardini adlı bir uğru okuyordu yazılanları inanın.
Hermes olarak da bilinen Mısır yalvacı,
Aton dinini yayıyordu yer yüzüne.
Ama kimesne inanmıyordu dediklerine.
Nil kıyısında bedevi atlar yüzüyordu.
Sudan sınırında ise laci gözlü gece gülleri...
Firavun adlı birinin piramitlere sakladığı Lusiferik hileleri,
Bir batıp Kahire'ye,
Bir çıkıyordu Kadeş yazıtlarında...
2/:
Ben, Nabi ve bir Karaçili şair,
Şiire acıkıyor muyduk ne?
Şiir saçlarının püskülünü tarıyordu,
Ancak saça yağ gerek.
ÉNerde? ' diyerek aranıyorduk kalbimizi...
Hint sümbülü yağıydı arzulanan,
Ve altıdan daha kıymetli olan...
Esir pazarlarında satılıyordu taze taze.
Haraç mezat...
Bense Barba'daydım ve ne bulursam içiyordum anasını satıyım. İt öldüren şarabı... Kan donduran tekilası... Hası aslan sütünün... Bunlar da yetmiyordu kardeşinize. Kuzey Hindistan'da yetişen bir bitkiden şıra sıkıyordum, şıpır şıpır. Kıpır kıpır kaynıyordu kanım. Ve Maveraünnehre dökülüyordu inanın. Sonra her şey birbirine, ben de tarihin sayfa aralarına karışıyordum. Sır gibi. Meyhaneden elde edilen çok değerli bir kokuydu o anda. Çürük yumurta miski... Ya da turp amberi... Anlaşılan Tötonların zoruna gitmişti yazdıklarım. Hirodes adlı biri: 'Doldur lan Apostol! ' diye türkülere ayak veriyordu otuz sekiz numara. Kereste kafalı Kimmerya süvarileri de beş ayrı koldan dalıyorlardı içeri.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:12
Gazel Yazmaya Durdum Gılman Aşkına
Apostol'la Dört Yüz Kırk Birinci Sayfa

1/:
Ki şahım,
Çarpıcı birer iksirdir şimdi süluk,
Fevkalade aşkların kırk gözünden ifraz edilen,
Kefir kokuşlu bir zamanlar üstü kevseri,
Her boyutta tekrar tekrar ikram edilen farklı kaselerle,
Ve iştah içilen aşkın semeresi olacak dem evlerinde.
İsteseler de, istemeseler de onlar,
Bil ki kesinkes geri dönecekler,
Her kırk konakta bir geriye,
Som cevher gözlü buraklara binmiş olarak,
Tadı damaklarında kalmış olarak hem de,
Henüz yaşamadıkları sevdalarımızı yaşamak üzre,
Ancak miftahsız ülkeler nere?
Apostol nere?
Çare? ...
Yok ki...
2/:
Ve ey şiir sever sevgili aynoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte:
Herhangi bir tarihte. Ama belli bir zebercet mekan içre: Apostol meyhanesinde:
Bitişin başladığı yerde. Şahittim sona. Dona kalmış dişlere. Ve yaşanmış nurlu aşklara. Ve bataklık fuhuşuna. Gelelim Don Huan’a... Evet, o idi gelen. Anlaşılan Don oğlan memnundu kepazelikten. Zaten yıllardan beri emaneti ulaştırmak için beklemişti yıldızlar aralığında. Ehline güven içinde. Şimdi de neticenin memnuniyetindeydi. Yoksa çoktan ölmüş olacaktı İdris aleyhisselam. Görev tamamdı vesselam. Şimdi mutmain bir kalp ile gidebilirdi cehenneme... Üzülmüştüm çar naçar.
3/:
Ve ey şiir ve kahır sever sevgili dağoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte:
Son çar henüz girmemişti şiire. Kafkas dağı buz gibiydi. Gavur gözü gibiydi devir. Azgın bir tipi. Darağaçlarının yağlı ipi bağlanıyordu ellere hohlanarak... Ve başımı şiire vuruyordum acı ile ben. Kadehime doldurduğum ise kalbimin kataterinde kanlı balçıktı... ***
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte.
'Lan barba ikiletme de doldur,” demeye sıra gelmişti.
“Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordum yolun ya da şiirin istablize yolu sonunda...
Ardından kevser içmeye hevesleniyordum vildanların elinden,
Ve gazel yazmaya duruyordum gılman aşkına.
Şiir burada tek ilaç ve inayetti.
Ve ey şiir ve aşk sever adamoğulları,
Yazılan son aslında bidayetti...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:12
Gökyüzüne Yazılır Ağıt Nakaratları
Apostol'la İki Yüzüncü Sayfanın Dibacesi

1/:
Siz ey şiir sever aşkoğulları...
Seven ancak şiir yazmayı bilir,
Ol sebeple şol ülkede gümüş yüzlü hakanlar,
İpek tenlerine kadife kumaş bürünürler,
Muhariplerse gök demirler içinde görünürler,
Masallardan fırlayarak bir mancınık kepçesinde,
Ki isyankarların düzüne korku insin.
İner de...
Gökyüzünde yazılır kaçkın tarih pasajları,
Ve ağıtların ritmik nakaratları,
Günbatımına akan kırmızı ise mürekkebidir kalemin,
Yani bulutların beyazlığı anılarının çokluğundandır,
Bileninse sermayesi sayılır boylu boyunca bu sır.
Kısır bir kır döngüsüdür koçların,
Ve metrislerdeki koç yiğitlerin öyküleri.
***
Bilir misin ey şahım ıslık çalan çobanlar,
Neden küstürürler inleyen kavalları,
Rüzgarlar kadar hızlı ise hayaller dağda,
Aşk üstünedir ıslıkları ve sahicidirler de ondan...
2/:
Şiir buraya kadar...
Artık dem vakti Apostol’da.
Kadehime doldurduğum sisli,
Ve puslu,
Ve süslü duygularımdı bu gün,
Ya da bu gece...
Böyle bir hikayetti işte benimkisi de.
Tarihin en içrek anındaydım. Tam üstümde oluyordu devinim. Kum, kireç, toprak ve ağıt karma karışıktı. Ve konuşan bir manga kürek... Yürek de bir o kadar. Birkaç dakika ya var, ya da yoktu. Sonra koktu bir acılı küf. Hüf ki hüf! Açıldı kapı... Gıcırtıya karıştı boğa böğürtüsü misali bir ses... Girdi içeri Ramses... Urbaları baştan aşağı kızıl deniz. Bet beniz derseniz kireç mi kireç... İçecektik çaresiz. Keyifsiz bir dil burmasıyla başladık şiire...
***
Dedim ya pek keyifsizdim,
Yedek kafiye de kalmamıştı dağarımda,
Dört bir yanımda ise Kopt kopilleri...
'Lan Barba,” demedeydim, “ikiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun bu gece itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise sonuna kadar şeytan suyundan...'
Ne çıkar anasını satıyım?
***
Ve ey şiir ve aşk ve şah sever agamoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte,
Aşk ve ölüm ve firavunluk üstüne...
Sürçi lisan ettikse...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:12
Gölgesi Üstümüzde Nükleik Çağın
Apostol'la Sekiz Yüz Elli Beşinci Sayfanın Eki

1/:
Ve gün gelir:
Kaynar sular dolar kutupların çukur kupalarına,
Korkular yağar kara dağlardan,
Ve aşk çiseler ikilem ülkesine ağır ağır,
Nisanın avucuna zemheri sahip çıkar,
Yüzümüzde o zamanlar yazılır milat milat kader sıkıntıları.
Yelkenlerin göğsü sütle dolar rüzgar yerine bir de,
Gölgesi vurur uygarlığın üstüne nükleik çağların,
Suskunluğun damlalarına saklanır desibel ölçekleri,
Biner serçe kuşları kendi bineklerine,
Cennet diye bir diyara göçer kimileri,
Kimileri de yanar kendi derdine...
2/:
Ve ey aşk ve şiir sever emmimoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi de işte hepsi bu kadar:
Korkular yağıyordu kara dağlardan Apostol’a. Onun şişko Mariya'sı ki bizim ablamız olur. İşte onun da bu gün Celal beyi üstünde. Üstünde dersem... Yani stresi alev alev yanıyordu. Çünkü İskit yurdundaki Vandal habire ona sulanıyordu.
3/:
Ey aşk ve şiir sever emmimkızları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte zamanın yorulduğu bu yerde:
Vandal üstüneydi acemi şiirler bu gün. Çünkü öyle gerektiriyordu. Yeri ve zamanı değildi ama sulu zırtlak bir durum yaşanıyordu alnacımızda. Vandal savaşçısının şakaklarında terli mi terli bir kosnüklük... Dudaklarında Espaniş çingene kadınlarından aldığı ışılak öpücük artıkları vardı. Her şey kendi kaderi kadardı. Ve hususi hareketine bağlıydı arzda. Yalazda bir yıldız olarak yanıp dönüyordu Apostol'un altın dişleri. Ay mı doğuyordu ne? Hem de dolunay. Neyse... Bense sayın ki efkarı bürünmüş bir batak hanedeydim. İşte beyleydim...
***
'Lan Barba,” demdeydim, “ikiletme şiir yazıcısını da doldur! ”
“Son demdir bu bilene.”
“Hatta zamanın sonu kabul etmeyene bile...”
“İşte bütün görüp göreceğimiz şiir bu.”
“Öyleyse çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,”
“Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...'”
“Ne çıkar? ”


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:13
Gönülde Patlayan Bir Volkan
Apostol'la Elli Beşinci Sayfaya Kaynakça Eki

1/:
Berhüdar şahım,
Takvim bir hicriye döner önümde,
Bir kameriye...
Sabah ile akşam arası tam kırk sayfalık yer tutar,
Bir ömür daha yaşanır öğle zamanı kestirmelerinde,
Solgun vahaların,
Ölgün gölgelikleri tanıktır kervan hülyalarına.
Sorar ya sabahı, yolcusu işrakiyyenin,
Gönülde patlayan bir volkana rastlarsan şahım,
Bana uzatır mısın ellerini?
Çünkü olabildiğince yakın sayılırım sana,
Ve oldu olacak sabaha...
O ki kokumu ve korkumu taşıyan sevdamın volkanıdır,
Uğruna patlamıştır desem inanır mısın?
Ve sanır mısın bu da bir zaman sıçramasıdır,
Ya da tayyi mekanlarda hüdhüdün kanat sesi,
Hayır, aşkının aşıkına kalan tek terekesi..
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi sade hayal üstü pilav:
Pöstekilere sarılmış adam zamanlarıydı. Sümer ile Babil aralarıydı. Sentrıl Asya yeni ayaklanmada... Berlin müttefiklerce kundaklanmada. Yazmada tüm olanları tarihçi Dırapır. Ve bir eşşek yükü deri ciltli kitabı sırtlanmıştı. Saydam bir dağdan iniyordu. Arada bir Ortadoğu’da dinleniyordu.
4/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi,
En kadim zamanlardan imbiklediğim füturik analizler:
İmreniyordum ben de ona. Tarihçi dırapıra. Sonra birkaç parça hammadde şiir için. Yaratan rızasına... İyi adammış meğerse mister. Değer iki hane atmaya kulak arkasına. Kufi kalıplar nerde lan Apos? Bir tutam da mefailün lütfen devr-i laleden. Yani yüreğinden...
***
Yarına bir çentik atıp sufi fiziğin keskin ucuyla,
Sekirat piri barbaya dönüyordum.
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum.
Keskin şıradan olsun drapır itinin ölümü
Berlinli atın ölümü şeytan suyundan...'
İlham mı gerek doğmanız için ey şiir ceninleri?
Gani kardeşinizde,
Ha Umman denizinde, ha bizde...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:13
Gözünün Yalnızlığından Tanırdım Aşkı
Apostol'la Kırk İkinci Buçuk Sayfa Muhteviyatına Ek

1/:
Sabırsızdık,
Yoksul selleri akardı ya,
Gönlü gani masalların mirzam,
O çölde kırılmış rüzgarların yalnızlığındayız şimdi.
Beyazlanmayan doğanın ateşli yanlarına usul ve kadimi,
Anladığımda sırrını maddenin belki de,
Çok geçtir benim geçebileceğim yollarda randevun,
Kulağımda unuttuğum bir tını, saçlarımda kepek gibi,
Öykülerde ıslanan ellerini ısıttın ya koynuna sokup,
O çölde kırılmış rüzgarların yalnızlığındayız şimdi.
***
Oysa kalabalıklarda bile bomboş kalıyordu ellerimiz,
Ve hep bomboş kalıyordu kalabalık hayallerimiz,
Yaşama atılası iki küçük çentik gibiydik ya,
Şimdi kırık bin pencereye üşüşmüştük oysa be mirzam.
O çölde kırılmış rüzgarların yalnızlığındayız şimdi.
4/:
Ben seni gözünün yalnızlığından tanırdım,
Ve semiz güneşin yalancı kaleminden harf harf,
Sana söylediğim her zaman amandı zaten,
Aman be mirzam ne aşkla ne de aşksız...
Zaten kasveti içen sarhoşlar da gitti meyhaneden.
O çölde kırılmış rüzgarların yalnızlığındayız şimdi.
***
İşte böyle zamanlarda yerim vurgunu ben,
Şiir tutup kaldırır geceden canımı amma ruhumu alır.
Ama hız, hıza eş değilse şahım,
Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalır...
Bedenimi el alır, yüreğimi yel...
Şiir tutup kaldırır yerden beni ancak ruhumu alır.
5/:
O çöldeyiz biz,
Hepimiz yani yanık yetimler,
Mızrağımızın temreni kırılmış,
Ve agresif rüzgarların yalnızlığındayız şimdi.
Böyle bir hikayet benimkisi nihayeti,
Der ve ağlarız,
Özlemimiz sanadır.


Ahmet Yozgat

(http://www.************/group.php?groupid=8)

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:13
Güneşe Saklanan Mavi Ateştir Aşk
Apostol'la Altmış İkinci Sayfanın Kaynakçası

1/:
Şahbenderim,
Burası Magrip ve Maşrıp arası,
Yani garp ile şarkın hırçın uyuşmazlığıdır,
İşte bu hırçın diyarlardadır bizim seyyahlığımız,
Ardımız duman, önümüz pus...
Biz de kendi sevdamıza mahpusuz...
***
Yitik aşk artıkları toynaklarımızda,
Ayak altımızda son mevsimden arta kalan yapraklar,
Yürüyoruz bizim ile tüm eylüller yürüyor,
Her adımda bir kez daha ölüyor zavallı umut...
Kaldırımlara eğilen baş illaki bir şey aramaz,
Arnavut kesmelerinin çopur yanaklarında.
Belki de göz yaş akıtır gizlice,
Ve ela gezegenlerinin ardına dolanarak.
Güneşe saklanan ateşse ulaşır amacına.
Organik kırmızılıkların karargahı ise yürektir.
Beyazlıklar, prizma gözlerinde aranır ancak bulunmaz,
Renkler yüzden değil, yürekten yansır alkımlara.
Siyaha boyanırlar geceye sığınan aşk kaçakları...
***
Eğer ki kabulse mirzadem bu da,
Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye?
Böyle bir hikayet demiştik ya bizimkisi de işte.
Ve ey şiir sever naif kayınoğulları...
****
Şöyle başlıyordu hikayet herhangi bir tarihte:
Gökyüzünde masal artığı elma ölüleri... Ve bir varken bir yok olanlar. Kalanlar Kaf dağı saçağının altındaydı. Az ötedeki bir imparatorlukta ışığı bürünen canlar. Sıraylaydı sevmek de, ölmek de... Az daha ötede bir uçan daire yatıyordu fizik fennince. Kaba ve yün giysili adama doğru bir kıvılcım atlıyordu daireden. Kaçkın bir kervan hiç acele etmeden geliyordu. Çöllere naralı türküler yakarak. Ancaak... Apostol'un umurunda değildi kervan Mervan. Soran gözlerle tepeden tırnağa süzüyordu sarı şeytanı. Sonra elini uzatıyordu ateşe ve suya birlikte: 'Hoş gelmişsin sayın kvadal kuir efendisi.' diyordu. Efendi, ardında müritleri dalıyordu içeri. Şiiri en gnostik ucundan tutup sahipleniyordu. Ben susuyordum. Gazeller susmuyordu...
***
Yarına dair bir vizyon beliriyordu havada,
Yüreğimiz bir çentik atıp savanada son safariye,
Ve sufi fiziğinin keskin ucuyla,
Fezaya dönüyordu kayan yıldızların izinden.
Bense sekirat piri barbaya dönüyordum.
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum.
Keskin şıradan olsun safari itinin ölümü
Savanalı atın ölümü şeytan suyundan...'
İlham mı gerek doğmanız için ey şiir ceninleri?
Gani kardeşinizde ve bilcümle müritlerde,
Ha Umman denizinde, ha seyrisülükte...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:13
Hamdır Meyveleri Yaramaz Diyarların
1/:
Şahım,
Buralarda temmuz kurak geçerse,
Ağıtların kökleri anılara uzanır,
Salar ya başını zamanların serseri nisanları,
Şemsiyesiz yağmur ayaklarına ahmakçasına.
Göklerin acımasız elinde yalnız bereket eğlenmez,
Yıldırımların anası da gürlemenin piridir.
Bozlaklara fon olur kimi zaman bereket şakırtıları,
Bir azgın bulut daha yekinir osfer ağzından,
Yüreğinin bozkırlarında at koşturan step yüzlü adam,
Ah ederek kasar dizgini bir sabah ansızın,
Hamdır ya meyveleri yaramaz diyarların,
Ol nedenle koparırlar hoyrat eller sevdayı,
Kırçıl bağrından kürtük kürtük kopar öfke,
Kıraç bağların gözünden imbiklenir mor duygular,
İşte böyle bir maharettir ki aşk,
Özü gider, izi hatıra kalır beynin bir kıyıcığında,
Bizimse arkamızda unuttuğumuz bir kavak yeli,
Ve ışıklı bir Alaattin kandilidir mistik ve optik,
Her tacın altına uzatmak başı,
Satırına yatmaktır kara Ali’nin,
Ol nedenle sığınmak düşer bize de,
Dingin yüreğimizin kuytularına...
2/:
Ve ey şiir ve aşk sever azmoğulları...
Zaman dem zamanıydı. Apost her dem olduğunca kalaba... Kaba saba vandallar her vakit olduğunca köşedeki masada. Yanıbaşlarında bilcümle aryan ırkı... İçiyordular dünyadan taşıdıkları günahlarını. Bense, kadehime doldurduğum sağrımı arkadan vuran dostuma karşı beynimdeki kinimi...
Böyle bir hikayetti işte benimkisi. Tarihin ırzına geçilmişti bir önceki sayfada. Üzerinde bir küheylan örtüsü... Altı kuş diyarının kara ölüsü... Buz gibi bürünmüştüm acılı anıları. Salaş bir meyhanedeydim. Sayın ki bitli bir sütçü beygiriydim. Naacal tabletlerini analiz eden Tibetli lama kör bir ışık gibi yanıyordu zihnimdeki tünelde. Fiji adasının mimari hususiyetlerini taşıyan bira bulaşığı duvarları çamur sıvıyordu Apostol.
3/:
Ve ey şiir sever yoksul abdaloğulları...
Böyle bir hikayettir benimkisi de işte,
Sayın ki size ait bir tarihte:
Göğün tavanına ise lacivertle sırlanmış tahtalar döşüyordu her asrın ve matematiğin başında. Geometri bir süre gözlerini alıştırıyordu loş aydınlığa sonra gösterilen rna-dna ortaklığının sarmalının üzerine oturuyordu yirmi birinci kromozomları kırarak.
***
Kabulse mirzadem,
Geçelim mi tarihi Yozgati’ye?
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü
Atın ölümü şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:13
Hangi Saat Sevdanın Zamanını Gösterir?
Apostol'la İki Yüz Beşinci Sayfa Dibacesi

1/:
Sanaydı yazılanlar kadim metinlerde,
Ve kavak kabuklarına dil bıçaklarıyla şehinşahım.
Kuyuların dibine atılan Yusuf’tu bir yanıysa yüreğimizin,
Öte haznede biriken suyun ve Şuayb’in tortusu...
Özüydü oysa buralarda aşkın, acılı gözyaşı,
Yüreğinin oyunlarından bıkan adamın,
İstemeden baş vurduğu sığınak.
Haydi mirzadem seç yaaran olacağın yıldızları,
Dalıyor bak gözlerindeki denize sevdalı martı kuşları.
Hangi saat sevdanın zamanını gösterir?
Hangi şafak hayatı ya da mematı?
Sabah erken,
Ancak ehli olan anlar tekrarın bereketini,
Bir teheccüt sonrası uçan halısında bağdaş kurmuşken...
2/:
Boşlukta sallanan kandillere bakarım da şahım,
Yüreğimdeki boşluğa hiçbir anlam veremem.
Sayamam masalın dizi dibine oturduğumuz saatleri, Hangi vardiyadan sızar bereket ve aşk?
Kim yağdırır avucumuza bunca bereketleri? ...
***
Sen biliyorsan eğer mirzadem,
Geçelim mi el ele tarihi Yozgati’ye?
Ve ey şiir ve aşk sever ademoğulları...
Burası paralel mekan... Zamanınsa antisi... Kadehime doldurduğum kışkırtıcı ve ıssız gecelerin ay ışığıydı ol sebeplen. Ve içsem olmazdı, içmesem olmaz... Tarihi bir evvelki istasyonda noktalamıştı amcam Heredot. Kozmik bir devecinin yedeğinde ulaşmıştık buraya. Kafilemizde bir manga tapınak şövalyesi. Ensesi yeleli kuzeyli savaşçılar... Mitraslı keşişler ve Apolloniuslu sanemciler... Kara maşlakasını bürünmüştüm ben de can alıcının. Acının en koygununu yaşaya yaşaya bir meyhaneye ulaşmıştım. Kervandan ilk çıkan yaşlı bir gılmaniydi. Şimdi o**** kanalının tam altına denk gelen gizemli bir minderin üzerinde oturuyordu. Ve kara sahtiyandı oturduğu yaygı. Belki de bu yüzden karanlıkta kalıyordu. Ve gözünden kaçıyordu bir gözü kör olan sarı şeytanın. Her anın ayrı bir anlamı olmalıydı. Ama bu lisanı anlamam zordu... En iyisi ben kendi lisanımca durmalıydım şiirin divanına...
***
Bu güne ve yarına bir gölge düşer evvelki günden,
Derin bir çentik atılır sufi fiziğin keskin ucuyla,
Takvimlerin yaşanılmış milatlarına zoraki.
Ve döner mayalar iksir vahalarının kışkırtıcı yeşilliğine,
Ben sekirat piri barbaya dönerim.
'Lan barba ikiletme de doldur,” derim.
Keskin şıradan olsun Ürdün itinin ölümü
Ammanlı atın ölümü şeytan suyundan...'
İlham mı gerek ay altında şiir yazıcılarına,
Ya da doğmanız için karanlıklar içinde ey şiir ceninleri?
Gani kardeşinizde ve kırk harami masallarında,
Sayın ki yürekler yüzer Umman denizinde...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:14
Harflerin Kuzular Gibi Melemesi
Apostol'la Kırk Beşinci Sayfaya İlave

1/:
Şahım,
Bu kaçıncı namedir yalnızlığıma arkadaş,
Çoktan unuttum bilin ki,
Çook uzaklarda yakınlaşmanın yollarının ne olduğunu.
Yine de yüreğin koklama duyusu gelişkin bir organ ki,
Sensizlik belki de en çok senle olunan anlardır.
Ve manzum namelerdir üzerimize büründüğümüz örtü,
Yoksa çöllerde ölmek iklimden değil,
Yüreği sarmalamayan sevdalı örtüsüzlüktendir.
***
Şiirlere kan gibi gelir ya aktif duygular,
İşte bundandır harflerin kuzular gibi melemesi,
Ve rüzgar gibi esmesi sevdakar nefeslerin.
2/:
Senin kırık bir zamanına rastlarsa aşkın rüzgarı,
Savrulan ben olurum karanlık iklimlerin ardına.
Yani geçilecek bir köprü olduğunu anlarsa,
Yaşamında hiç sevmemiş uğrular,
Karşı kıyıların tarihine har düşer.
Kar düşer harami azametinden lacivert sevdalara,
Titretir ellerinde kalan son anıları aşk adamının.
Yoksa çöllerde ölmek iklimden değil,
Yüreği sarmalamayan sevdalı örtüsüzlüktendir.
***
Yapraklarda bahara özlem vardır,
Dudaksız nefeslerde yara dair uzak bir iz,
Yurt tutansa arzunun türküsüdür yetim dudaklarda,
Çiğler için de gecelerin yalnızlığının,
Dugulu yansıması derler ya,
Ve bilirler ki zamanı kanla dolduran cinayet ehli,
Bu kinayenin edebi hönkürmesidir,
Yani ağıt kokulu gazel...
Yapraklarda yurt tutan çiğler de bilirler ki,
Ayazla yoğrulan gecelerde zorlamanın boş olduğunu,
Islak bir sokakta ise yüktür tabanlarımıza yüreğimiz,
Ama yürek yoksa...
Yoksa yok...
Ama mirzam çöllerde ölmek iklimden değil,
Yüreği sarmalamayan sevdalı örtüsüzlüktendir.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:14
Hayal Satıcılarında Haraç Mezat Aşk
Apostol'la Beşinci Sayfa Dibacesi

1/:
Şahım, şahbazım...
Sanadır yazılan şehinşahım,
***
Topluyorsan eteklerini aşk tepelerinin,
Yüreğini hayallerinin sarışın yönünü çevir,
Hasat et uysal gerdek gecelerini.
Tınazlarını savur derdiğin yıllık anılarının,
Ayır tanelerini mutluluk anlarının.
Mirzam hani ya,
Kanını serpersin ya içindeki özgür yangına,
Su olsun diye mi,
Yoksa benzin mi bilmem...
Ama ta yüreğimden söylüyorum ki,
Yangın sönsün diye ise razı değilim şahım.
Çünkü çok zamanlar geçmiş zeminsiz güzergahlardan,
Ve masal güneşleri yakalı kandillerini tam bin bir gece,
Zamansız mekanlardan şeffaf atlılar geçeli,
Devirler devrilmiş sırat üstünden...
Artık boşuna çağırma yardıma, gidenleri be şahım,
Zira kristal köprüleri attı süvaribaşı,
Gemileri ateşledi kaptanıderya Tarık.
Arkanda kalan gölgeni ayırma ki yanından mirzam,
Issız geçitlerde korkun azalsın.
Kalmasın evladü iyaline,
Ne varsa acı üstüne...
2/:
Kadehime doldurduğum sihirli iksir,
Cengaverlerin nal izlerinde biriken yıldız gözü,
Ve lahuti yağmurlardı ilk baharın ardından,
Hayal satıcılarında haraç mezat alarak rüyalarımızı,
Atlarımızı bedeviler diyarına koşturmadayız.
Firavunların piramit kiremitleri ise,
Güneşte kafamızı soktuğumuz saçak altları...
***
Eğer ki bu da kabulse mirzadem,
Geçelim mi tarihi Yozgati’ye bir sayfa daha devirerek?
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins ile cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi de transhayal:
Dört başı mamur... Dört köşesi rüya deryası. Zamanın hası şimdi yaşanandı. Andı saadet içre... Tarihin tarih olduğu yerdeydim o devirde. Acul bir Mısırlı neccarın mezar kokan elleriyle yalnızdım. Ve aklına estikçe uçan bir masal seccadesini izliyordum. Fırat’ın kirli suyunu bürünmüştüm Samara’da boy abdestimde. Serseri askerlerin dadandığı bir meyhanedeydim. Bihaberdim az sonra tüm olacaklardan. Bu uçan seccadeye karşın uçamayan on binlerce halı dokuyordu bedevi kızları. Yıldızları nakşedip gökyüzüne... Mavi gözüne yansıyordu yakın doğu, uzak batının. Ve Napolyon adisi saatlerce yürüyordu ters akan bir ırmak bulup kıyısına su dökmek için. Tekmil ordusu diz kapaklarına kadar ıslanıyordu oysa. Islanan yeri yalnızca Mısır'dan çaldığı piramit tuğlaları olmuyordu o ********* ve hırsız arkeologun. Ulusların geçmişleri de talandı.
'Lan barba ikiletme de doldur,”demeyip de ne yapabilirdim ki?
“Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
4/:
Ve ey şiir sever naif ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Poşusunun İtalya'ya denk gelen yeri de teröre bulaşmış oluyordu. Habeşistan'dan kaçan mülteci buhar o bölgeyi ıpıslak yapıyordu. 'Daha bir bedeviye rastlayamadım.' diye geçiriyordu içinden Arabistan'ın sarışın şeytanı. Planı ölüm üstüneydi. Kastı neydi anlamış değildim...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:14
Hayalde Yaşanır Masal Dediğin
Apostol'la İkinci Sayfaya İlave

1/:
Düşte ve hayalde yürür şiirin yüğrük atı...
Çöl adamının dudaklarını sırlar bakırdan renkler,
Zira kurumuş dallara aşk sözleri,
Kekremiş yüreklere acıkmış mersiyeler fısıldanmaz ki.
Yani mirzam,
Bir kervanlık dengi sengdir sevda dediğin,
Simyacı için ancak bakır zehebdir loş damarlarda.
Kara haber taşıyan deve dikenleri hışır hışır,
Yani ıslık çalarlar ya kum deryasında dilsiz damaksız,
Yüreğinin peşindeki adam çöllerde azdığında,
Beni bulman için önce bir izci bulman gerekmez,
O ıslığa bağla yazgının saçlarını...
Zamanın derununda bir saraydadır her efendi aslında,
Düşte de ve hayalde de yaşanır masal dediğin.
Salt gerçek ise masal içinde görünen düştür,
O düş ki izini sürer yaşamın ıslık hızlı atına binip,
Zaman bir bocurgat olur ve sarar sesleri,
Mihnetimi yitirdiğim kuyuların dibinde.
Bir kervanlık dengi sengdir sevda denilen.
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Fırtınalara tutulur güneş sarışın saçlarından,
Yıldızların burnu sürtülür zımpara gibi sert kumlara...
Kıdemli izciler bakarlar çöllere kefiyelerinin ardından,
Kumullarda gözlerin ıslanması mukadderdir,
Tarihi kadimde bir vahada donar ve kalır anılar,
İki asli konudur aslında yıldız ve çölün zifafı,
Ve su ve ışık iki ezeli nedimedir çöl erbabına.
Suda yaşamın ilk hücresi,
Çölde sevmenin son dokusudur be mirzam.
Sev ve ibrişim kozanı doku zikr ile...
Düşte de ve hayalde de yaşanır masal dediğin.
3/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Ki o da ezeli bir sır olarak kalır,
Güneş küser zamanın bir yerinde ışk'ın erbabına,
Ya da döner karanlık ardını ay semada Mevlan'a,
Üzerime koygun gölgeler düşer,
Koynunda yıldırımlar taşıyan mavi bir kapak kapanır.
Zihninde ateş saklı kurak yağmurlar artar geride bana.
Yabana bir çıngı sıçrar sevda dörtgeninin içinden,
Şıhaplar iz peşine düşer kervan ardınca,
Ama hız, hıza eş değilse şahım,
Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalır...
Bedenimi el alır, yüreğimi yel...
Şiir tutup kaldırır yerden beni ancak ruhumu alır.
Düşte de ve hayalde de yaşanır masal dediğin.
Böyle bir hikayettir işte benimkisi de...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:14
Her Kırk Konakta Bir Aşk Geriye
Apostol'la Dört Yüz Kırk Birinci Sayfa

1/:
Ki şahım,
Çarpıcı birer iksirdir şimdi süluk,
Fevkalade aşkların kırk gözünden ifraz edilen,
Kefir kokuşlu bir zamanlar üstü kevseri,
Her boyutta tekrar tekrar ikram edilen farklı kaselerle,
Ve iştah içilen aşkın semeresi olacak dem evlerinde.
İsteseler de, istemeseler de onlar,
Bil ki kesinkes geri dönecekler,
Her kırk konakta bir geriye,
Som cevher gözlü buraklara binmiş olarak,
Tadı damaklarında kalmış olarak hem de,
Henüz yaşamadıkları sevdalarımızı yaşamak üzre,
Ancak miftahsız ülkeler nere?
Apostol nere?
Çare? ...
Yok ki...
2/:
Ve ey şiir sever sevgili aynoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte:
Herhangi bir tarihte. Ama belli bir zebercet mekan içre: Apostol meyhanesinde:
Bitişin başladığı yerde. Şahittim sona. Dona kalmış dişlere. Ve yaşanmış nurlu aşklara. Ve bataklık fuhuşuna. Gelelim Don Huan’a... Evet, o idi gelen. Anlaşılan Don oğlan memnundu kepazelikten. Zaten yıllardan beri emaneti ulaştırmak için beklemişti yıldızlar aralığında. Ehline güven içinde. Şimdi de neticenin memnuniyetindeydi. Yoksa çoktan ölmüş olacaktı İdris aleyhisselam. Görev tamamdı vesselam. Şimdi mutmain bir kalp ile gidebilirdi cehenneme... Üzülmüştüm çar naçar.
3/:
Ve ey şiir ve kahır sever sevgili dağoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte:
Son çar henüz girmemişti şiire. Kafkas dağı buz gibiydi. Gavur gözü gibiydi devir. Azgın bir tipi. Darağaçlarının yağlı ipi bağlanıyordu ellere hohlanarak... Ve başımı şiire vuruyordum acı ile ben. Kadehime doldurduğum ise kalbimin kataterinde kanlı balçıktı...
***
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte.
'Lan barba ikiletme de doldur,” demeye sıra gelmişti.
“Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordum yolun ya da şiirin istablize yolu sonunda...
Ardından kevser içmeye hevesleniyordum vildanların elinden,
Ve gazel yazmaya duruyordum gılman aşkına.
Şiir burada tek ilaç ve inayetti.
Ve ey şiir ve aşk sever adamoğulları,
Yazılan son aslında bidayetti...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:14
Işık ve Aşkın Rahminde Konuksun Kerem
Apostol'la Yedinci Sayfaya Düşülen Ebcet

1/:
Şahım, var belle ki sen de bir yanık Kerem'sin,
Ya da keşişin duru gözlü kızısın,
Yani ay ışığı altında bir Aslı'sın...
***
Işığın,
Ve aşkın,
Kutlu rahminde,
Ağır bir konuksun,
Say ki bu gece ey Kerem...
Bir azgın aslandır rahme giden yolda,
Ve aslında her kalemin keskin ucu,
Şır şır akansa özlem pınarıdır tarihi gılmanda,
Ve ne renk olursa olsun o akan iksiridir aşkın,
Seni kucaklayanlar da sevdanın dallarıdır yaşam bağında,
Benim enseme uzanan nasırlı bir parmak kalır o bağda,
Senin ise bahtına altın elmalar düşer masalsı maviliklerden.
2/:
Işığın ve aşkın rahminde konuksun say ki bu gece Kerem...
Gece yorucu bir beyittir tüm Mesnevide,
Ve dağ sıkletinde bir hörgüçtür mayaların sırtında kitap,
Bitap düşme zamanıdır sabaha karşılarda,
Şimdi rahlelerin dizi dibinde.
Şelaleler akar ya saç diplerinden dağların hani,
Işıktan çağlayanlar dökülür ya gezegenlerin ense köküne,
İşte o an ufukların dili üzre gezense,
Cenneti tehdit eden ateşin Arapça'sıdır,
Ağlayan ve ağız duvarını şişleyense bir necefi dervişi,
O gecelerde şahım ne kama keser seni,
Ne de acıtır neceflinin o mistik şişi...
3/:
Işığın ve aşkın rahminde konuksun say ki her gece Kerem...
Sana salınır sevdaların kök hücreleri oralarda,
Bana ise ruhumun kanayan yarası kalır bu çilehanede.
Dilim üzre yaladığım batın virdin lahuti tadınca...
Ama hız gerek dönerken semah direğine tutunup,
Unutup hızın hıza eş olmadığını şahım,
Bana kendi virdime söz üstü düşmek kalır...
Bedenimi sabırsız bir el alır,
Her gecede an be an çenttiğim yaralı yüreğimi yel...
Şiiri seversin bilirim,
Ki o da seni ve bendeni sever,
Usulca tutup kaldırır yerden belki ikimizi,
Mirzam ancak ruhumuzu temelli alır.
Işığın ve aşkın rahminde konukluğun her gece Kerem,
Ruhsuz bir pervane kadardır...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:14
İblis Duyuyor İmdat Narasını
Apostol'la Doksan Beşinci Sayfaya Derkenar

1/:
Böyle bir rivayet benimkisi:
Kadehime ateş ve suyu,
Kardeş kardeşe dolduruyordum,
Sayın ki dolduruyordum sizi
Ve karşılıksız aşkınızı.
Çevrem tanımadığım mekanların reklam afişleriyle yapış yapış,
Ve çığlık çığlığa yangın kuşları,
Yani şiir ve tarih son meyhanede yan yana,
Ve karanlığın içinde bir yerlerde nara atmada namerdimeydan.
Kulak kesiliyordum ben ancak İblis duyuyordu narayı.
***
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
'Rodes Ripan'ın oğlu olan Jiro Egrip'ti. Ve babasının krallığını miras yoluyla devralıyordu lime lime. 'Dünya dört köşe,' diyen Avulusu'nun uzak bir gezegendeki duruşmasında bulunan da bu Ripan oluyordu son keloğlan masalınca. Elekçilerin işleri yusyuvarlaklaşıyordu... İrodesik yanlıları baş mı kaldırıyorlardı ne? Odes Karsantipa'nın tarafını tutan Mimmerya Dulları Partisi son seçimi kaybediyordu belki de.' Harbiden Bozanak çorbası içiyordu kaybeden buralarda. Bozanak mı? Bizim kezzap dediğimiz asit yani. 'Şimdi yedim seni ulan,' anlamına gelen 'boşanak' sözcüğü ise bozanak içmeden önce söyleniyordu sanırım.
1a/:
Bu arada ben de içiyordum anasını satıyım. Bozanak değil tabii ki. Köpek öldüren... Bir can daha düşüyordu o arada tırpana. Taş devri avcısı post çantasına dolduruyordu ruh tırtılını. Ve 'gorgomon' diye haykırıyordu. Bu söz ise kahraman avcıyı selamlamak için kullanılıyordu buralarda.
***
İblis duyuyordu narayı tabii ki.
Duyuyor ve sırıtıyordu.
Bilmem hangi yitik dilde,
Suçlu anlamına gelen,
'Buyre' sözcüğünün yanına işaret koyuyordu.
2/:
Seylan adasının adlarından biri de Serendip'miş,
O an, bir bilge şamandan öğreniyordum şaşırarak,
O an da Serendip'ten bir duman yükseliyordu.
Ayı derisi urbalı Tötonlar ateş mengeneleri ellerinde,
Yaramaz Khili'lerin dilini buruyorlardı.
'Doldur lan Apostol! ' diyordu şair kardeşiniz.
Yecüc ile Mecüc cüceleri de yeni sözler uyduruyorlardı.
Apost'un kafası orada olmalı ki,
Sanırım duymuyordu beni.
Kızıyor ve haykırıyordum:
'Lan Barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
İblis duyuyordu benim naramı da.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:14
İçer ve Kuşlar Diyarına Göçerim
Apostol'la Yüz Birinci Sayfaya Dibace

1/:
Gün olur, denir ya işte,
Gün olmuştur şahım bilesin ki...
Kırılır tarihin kabaralı kapısı artık...
Fayda, kibar ve alacalı urbasını bürünür,
Niyet, güzel bir müezzin kuşu gibidir.
Ancak hayalleri zulmün, korkutucu,
Ve itici bir senaryodan pasajlar taşır.
Kara bir şapel yükselir imanın steplerinden...
Gri silueti naif yüreklere düşer can alıcını.
Sevda gibi bir yağmur yağar gölgelerin sergisine,
Zümrüdüankanın alkım saçak yurdu masallarından ılgıt ılgıt,
Zamiri bürünmüş bir sözcük dolanır gramer cephesinde,
Meyhane ise mantıksızlığından iki loba yırtılır orta yerinden...
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi de işte. Belki de çekmez ilgisini doygun beylerin. Ama... Tarihi kibar kamış ve tüyle yazıyordu taş devrinden bu yana. Fransisken meşrepli bir azizenin Meryem’leriydi kareye girenler. Sirenler ölüm çığlığındaydılar. Bizse bir Armegedik bir meyhanedeydik. Sağımız solumuz lebaleb savaş kaçkınları ki döşleri kızıl. Yıl mı? Bilmem, milatların en sonuncusunun kıyametiydi sanırım.
3/:
Ve ey şiir sever ademoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
İçerisi silme ucuz şarap baronlarıyla doluydu ve boy boy. Toy düğün misali bir dem evi. Getirin göz önünüze. Kımıl kımıl bir sisli hava... Ava çıkmış Vandal milleti. Ve avlanan çingeneler... Apostol bu haliyle kapitale yakın duruyordu hudutta. Ama nedense can sıkıntısı şorul şoruldu yüzünde dere misali. Halini açık seçik ortaya koyuyordu kemerli burnunun iki yanından kızaran yanakları. Ama nedense? ... Tamam yoksuldu baronlar ama... Bizim meyhaneci kopil de anasının damıydı yani. Yoksul moksul iplediği yoktu bu gece. Vicdanı satılıktı üç hece beş beyte. Yani tam benlikti atmosfer. Şiire şiire vuruyordu mey evinin her yeri. Sarmalıyordu beni bir flu dilber.
***
İçkim nerede lan?
Meyimi verin bana.
Nerdesin hey barba?
Yani Apostol baba!
Lan meyhaneci ikiletme de doldur,
Tebdil şaşırtan şıradan olsun itin ölümü,
Azgın atın yarışlardaki ölümü şeytan suyundan...'
4/:
Ve at ölür,
Gün olur, denir ya işte,
Gün olmuştur şahım bilesin ki...
Kırılır tarihin kale kapısı artık...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:17
İçkim Nerede Lan?
Apostol'la Altı Yüz Birinci Sayfaya Dibace

1/:
Böyle bir hikayet işte,
Dostlar benimkisi de...
Saklanır sınıra sınırsızlığı mekanımızın,
Bir sınırlı buhurdanın ardına ya da.
Hayallerimizin alt ucu açık kapıdır orda,
Ve postal izleri granit eşiklerde zincir lokmalarınca...
Küçücük bir arzı paylaşmadayız cin nesli ile,
Ve arsız dızmanlara kuluz köleyiz, hiç bilmesek de,
Ama yine de bilmeliyiz ki sahipsiz değiliz hepimiz.
Ol nedenle ölümle kan kardeşliğimiz,
Düşmanlığımızdan evvel gelir hısımlar skalamızda.
2/:
Ve ey aşk ve şiir sever eloğulları...
Böyle bir hikayettir benimkisi de işte hepsi bu kadar:
Siyah saçlarımız şarap ıslağı. Ve özensizce vurulan canlar zeminde boylu boyunca. Eski şiirler ise arkaya atılarak yok sayılırlar Gulag takımadalarında ve burada bile. Zamansa kaygın bir zemin üstünde titremekte tazı gibi. Arzın dibi ateş ve her köşesi piramit oysa. Saklanmak ve korunmak için. Ve bir yazmayla bağlanmış yuvarlak hattı leyler sığınmak için...
3/:
Ve ey aşkın yakıcı odunu,
Ve şiirin hasını sever ferruhoğulları...
Böyle bir hikayettir benimkisi de işte bu kadar misal:
Bir mey evinde olmada tüm senaryo. Karanlık bir kuburdan girilir içeriye. Ve karşılar sizi mersiye... Ve işte derunu meyhanenin. İs sinmiştir ve yağlıdır yüzeyi hemen her yerin.
Apostol mu?
Tanıyorsunuz artık.
Barbası it öldürenin.
***
İçkim nerede lan meyhane deyyusları?
Meyimi verin bana çabuk.
Nerdesin barba ve neler oluyor burada?
Sağır mısın hey Apostol baba!
Lan meyhaneci ikiletme de doldur şu kupayı,
Silme şiir ve mesnevi tortusuyla,
(Yapma evlat. Bugün çok içtin.) deme boşuna,
Şiir şırasından olsun itin ölümü,
Azgın atın ölümü sözün şeytan tüylü suyundan...'
4/:
Gün olur, denir ya işte,
Gün olmuştur şahım bilesin ki...
Kırılır tarihin kara katan sıvalı kapısı artık...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:17
İlk Kutsal Yer Aşıkları Ağırlıyor
Apostol'la Otuz Dokuz Buçukuncu Sayfanın Dibacesi

1/:
Tabii ki olan kötü ruhlara olmazdı.
Zulmün kudreti şiire kadar sirayet eder.
Bozarırdı Nedim'in gözü,
Fuzuli bir çırpınmadır bizimkisi.
Öyle ki,
Zaman Tagoryan bir kafiyedir,
An ise harname, Bağdat su yollarında.
2/:
Şöyle bir hikayettir benimkisi:
Son savaşta kurban oluyordu zavallılar. Mitra, bir taş yığınıydı biliriz. Günahı bağışlatan kutsal sayılıyordu bu alıkta. Oysa kutsal tekti. Hangi kent kutsalları barındırırdı ki? Zira kutsal ruhlar, gerçekte kutsal değildi. Hatta yasalar da kutsal sayılmazdı. Çünkü... Dünyevi yasa öğretmenleri şarap içiyorlardı arada bir. Ve kutsal yasa uzmanları kenger çiğniyorlar. Ardından kutsal yazılar beliriyordu bulutlarda. İlk kutsal yer hacıları ağırlıyordu. Uzaklardaki karsanya ülkesi ilk kez davullarla uyanıyordu uykusundan ve ölümden. Şiirden alarga geçen atlılar toza buluyordu kutsal kaseleri. Ve kırık saatlerin ayarlayıcısı için kullanılan bir unvan oluyordu zaman seyyahlığı. Adı Hızır'dı oysa onun. Öyleyse niye? Dur...
3/:
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Böyle bir hikayet benimkisi:
Vatan kurtaranlar da ölürdü.
Şiir genişlerdi aşk küturunca.
'Hüf' çekerdi burada fakir.
Ve derdi: Doldur lan Apostol!
4/:
Şöyle bir hikayettir benimkisi:
Kirmanşah şalı ile kapalı kafalı kimmerya süvarileri iz düşüyorlardı. İşaret bu cenahta savaşa devam anlamındaydı. Ki eyvah! Ah-ü figan devri canlandırıyordu meyhaneyi. Apostol'un etekleri şal dokumadaydı. O insanlar ki tanıyordu onları ehli şarap. Çalap ile diğer insanlar arasında aracılık yapan ve 'toparlanın ey talih haramileri! ' diye haykıran da kimdi? Biliniyor amma inanılmıyordu.
Dedikya böyle bir hikayet işte benimkisi.
***
'Lan Barba ikiletme de doldur!
Şıradan olsun itin ölümü,
Aslanın ölümü şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:17
İntihar Komandoları Yer Tutar
Apostol'la Atmış İkinci Sayfanın Kaynakçası

1/:
Yürek korkar,
Aşk yürek sahilinde derinleşiyorsa aniden,
Ben de korkarım,
Ve çeviririm pusulamı steplerin serseri özgürlüğüne.
Yani mirşahım,
Kırların çiçekleri nedense yabani kokar,
Ölüdür sevdayı, cevval zamanı durduran saat,
Ol nedenle koşar at, eşinir ibis kuşu,
Huşu ise sufinin içrek yolculuğudur.
Bizim dışımızda yaşayanlarsa durdu sanır yüreğimizi,
Tanısaydılar bizi...
Aslında biz de tanımayız ya kendimizi,
Çıkmışsak aşk ve ışk’ın peşinde dipsiz bir maceraya...
***
Bu hangi zaman?
Ya biz kimleriz dememiz yadırganmasın,
Saat kaç mirzam?
Yasak aşkın saatinin sarkacı bulutlardan sarkandır,
Bu nedenle her birim zamanda yağmur,
Ve incecik bir kum yağar alt hazneye.
Üst haznede yer tutan mezatta anılardır,
Panayır araması bundandır bezirgan başlarının.
Elimizde kalan her şey satılıksa,
Vay haline kapitalin be mirzam,
Uzak bir ülkededir dediğin ziyan da yürür,
Ve ulaşır katarların kara gölgelerinde,
İntihar komandoları yer tutar şimdi yerel panayırlarda,
Gözlerini silen el, kendini kirletirmiş bilmedik,
Farkına varmazlığımız vurdumduymazlığımızdanmış.
Kararan zamanlar hüzün ve ağıt taşırmış...
Akşamların derdi büyük olurmuş, büyük başlar misali,
Her şeyden biraz tatmalıymış dil dediğin.
Tatmalı ve şahsi gazelini söylemeliymiş...
Eğer sıkılıyorsan yabancı kalıp aşkın meclisinde,
Öyle bir diyardasındır ki şaşkınlığın ardından,
Kendi çizdiğin yüzün bile yabancı gelir sana,
Haydi konuşsana...
2/:
Eğer ki kabulse mirzadem,
Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye?
Şöyle bir hikayet demiştik ya bizimkisi de işte.
Ve ey aşk ve şiir sever ins ve cin ehli...
Saldıranlar kimdi? Ya bu gaddareleri bileyleyen bileyci? ... Neci? Nereli? Bilmeli bunları bıçak ehli. Ve tehlikeli köpekleri tutup tutup itlaf ediyorlardı cebeciler. Şehremininin büyükşehir hacmince. Gece kara başlıyordu. Kapkara bitiyordu Anemas zindanlarında. Kommenoslar da, Osmanzadeler de aynı kader üzreydiler. İstanbul’un acımasız ellerindeydiler. Sonra kızıyordu bir Yavuz adam. Tam silahının namlusuyla korkutup kaçırtıyordu ki Bozok Celalilerini. Yüreğini zatülcenbe kaptırıyordu. Ve o da düşüyordu tezgahı Apostol’a. Kalkın ayağa lan vandallar. Bu gelenler Osmanlılar. Destur sultanım! Bu gazelname size. Kadehime doldurduğumsa arta kalan birkaç kırıntı Nedim’den. Son uğraşta salladığım cenbelle ise ta Yemenli bir demirciden. Asırlık yorgunluğumdan artan alın terimdir bu da. Zırnık kalmamış kupada...
***
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyorum ya yolun ve metnin sonunda...
Ardından kevser içmeye geliyor sıra,
Ve bir başka gazeli yazmaya duruyorum.
Çünkü şiir burada tek ilaçtır hasta ruhlara.
***
Böyle bir hikayet benimkisi de işte.
Ey şiir ve aşk sever ammaroğulları,
Yani sivri sineğin saz çalması misali,
“Ebedi (ruhumun) üstünde inlemeli...”


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:17
İstif Ehli Toplar Tüm Işınları
Apostol'la İki Yüz Otuzuncu Sayfanın Dibacesi

1/:
Işığın gözü tektir,
Ve aşkın yüreği sonsuz sayıda,
Arzın kutlu rahminde kıvrılır ya virgül,
Söz kutlu kelam olarak iner ümmi beyinlere,
Ve ağırlık birse bin bir çeker iki nokta arasında.
Ağır bir konuk gelir her batında dağların bağdaşına,
Sayın ki bu geceler de bir zamanlar apaktı,
Ve bu heceler az evvel amaçsız sinek kuşlarıydılar,
Uçarlardı sisli gramer koyaklarında...
Bir istif ehli topladı birem birem tüm ışınları,
Bir deli tay gibi tuttu ve bir yıldıza bağladı.
Bir kozmik azgın dızman üfürdü tüm magmaları,
Kutlu rahme giden yolda kırıldı hülyası günahların,
Ve aslında her günah da arifesinde bir nadide güldü.
2/:
Ve ey şiir ve aşk sever eloğulları...
Böyle bir hikayettir işte benimkisi de bir tarihte:
Bereketsiz bir gündeydi Apost. Vulgar ve ********* savaşçılar cinayet planlıyorlardı vererek kafa kafaya. Belki yarın, ya da bir sonraki haftaya... Ve manda gönü kalkanlarının ardındaydı son kıtalleri. Elleri yemyeşil kandı. Yavandı çamçaklarındaki içtikleri. Öyle ki yüz yıllardan beri açtılar belki. Ne bulurlarsa çalacaktılar. Can, cin... Yani cinayete kadar yolu var...
3/:
Şaşkındım ki sormayın masonik biraderlerim,
'Lan Barba,” demdeydim, “ikiletme şairi de kupayı doldur! ”
“Bakarsın son tembelliktir bizimki bu sınırda.
Hatta zamanın arta kalan kısmı –Ki varsa-
Bir vulgarik cinayete bile kurban gidebilir belki...
Buradaki bütün mutlu anılar bundan ibarettir,
Ve görüp göreceğimiz şiir de bu kadar olabilir.
Doldur. Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şaşkın şeytan suyundan...'
Ne çıkar sanki?
Bir istif ehli toplar bakarsın,
Birem birem tüm ışınlarını meyhanenin,
Yüreğimiz ve mekanın kapısı kilitlenir ebediyyen,
Paslı kilitler ardına tıkılır aşk ve ışk,
Kevkebler döner bidayete küskün çocuklar misali,
Seyyareler onu bile yapamaz yol üzerinde,
Ellerinde harakirik hançerler,
Seni,
Beni,
Ve kendilerini,
Acılar içinde hançerlerler...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:18
İşte Şiir, İşte Cinayet
Apostol'la Elli Sekizinci Sayfa Dibacesi ve İlavesi

1/:
Kolay değil tam on beş milyar yıldı,
Belki de ilk sarışın yıldızın yaşı zamanda,
Sözünü ettiğimiz tarih bir kalp atımı kadar kısa,
Upuzundu total elementlerin atom sayısı kadar...
Bir de acılı şiir seyyareleri vardı...
Kan kaleleri kadar berktiler,
Hisar-ı Hayberler kadar merdi meydandılar.
Kaf dağındaki ankaydı şiirin rakibi ancak,
Yazan bendim salt gerçeği belki,
Ki bu ülkenin hünkarıydı böyle ferman eyleyen,
Ölümün bir yanı da sevda değil miydi?
Ve diğer yanı ise karanlık kubur.
İşte şiir budur, cinayetse şu,
Azrail de şahsi hanedanlığını buralarda kurmuştu işte,
Baldıran emziren memeler de bir kadın döşündeydi,
Ancak ölümler lorduna amadeydi her etkinliğinde.
Zamansa bir fahişenin sermayesiydi kendi hanesinde.
Yaşam yarım kalınca bitmiyordu devinim o hanede de,
Kabahat insan için ve bir engerek sütüydü belki,
Yürek biyolojik olarak yürek sayılmazdı meyhane tarihince,
Ancak aşık olarak ispatlardı kendini...
2/:
İşte benimkisi de böyle bir hikayetti varsağ alıcıları:
Kara korsanlarındı derya. Ama dalgalar şiir sahillerine vuruyordu her akşam olduğunda. Grup kaybolduğunda şiirin ellerinde zincirli sirenler arzı endam ediyordu. Ve akşam üstü cinayetlerinin naifliği tabii ki. Ve satılıktı icabında üzerine koçaklamalar yazılı saldırmalar. Gaddareler ve kılıçlar...
3/:
Ve ey şiirsever naif ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Burada her cins adem, her nakıştan Evva vardı. Çünkü burası dünya kadardı. Bakmayın avuç içi kadar olduğuna yiğitler. Aslında burası karanlık son mezardı. Atlant eli dilberleri içki sunuyorlardı çarnaçar. Karnı ve burnu büyük ve savaş kaçkını yarım yamalak zaferlere. Yüreklere ise sevda. Bize de şiir...
4/:
Ve siz ey şiir ve gazel sever incecik ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
İşte ol nedenle içiyordum anasını satıyım.
5/:
Bitince kupamdaki şiir artığım,
Zal destanlarından bir han beyiti ırlıyordum,
Buğulu sesimle uzak hançeremden su akıtarak:
'Lan barba' diyordum Nebelungen ağzıyla,
'Bir daha ikiletme bana da doldur şu mereti,
Sadece şıradan olsun itin ölümü,
Arap atının ölümü ise şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:18
Kaçırdık Kader Kuşlarını
Apostol'la Elli Altıncı Sayfaya Dibace

1/:
Laf aramızda mirzam,
Kaçırdık kader kuşlarını...
Ve arka cebimizde her daim yedek bir sevda,
Son yemekten artakalan,
Ve unuttuğumuz bir mendil gibidir arzularımız,
Artıkları siler ve atarız anılar mezarlığına.
Oysa aşklarla ıslanan ellerini gizlemendir ayıbın,
Kaybınsa değersiz sandığın bir daimondur ruhlar aleminde.
Eser ya saçlarında geride kalan o eski rüzgar,
Öylece sensiz ve kalbi kırık bir avuntu gibi mirzam,
Bu yüzden acılarla dokunmadı mı zaman,
Ve kayan yıldızlar gibi geçmedi mi yıllar,
Ve geceyi örseleyen ökse çiçekleri,
Hüznü sökmedi mi yüreğimizin derinlerinden?
Ben de giderim belki şimdilerde sırat üstünden,
Kaçırdığım kader kuşlarının ardından.
2/:
Bu an hasat anıdır,
Ve gözyaşının kurak sokaklara serildiği zamandır,
Kaçırdık kader kuşlarını...
Yanandır özlem cehenneminde kalan yarının.
Bil ki anımsaman içindir düşen her iz mekana,
Haydi hatırlasana...
3/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi:
Yazardı da adını kavak ağacına bir ince damar,
Bulutların ötesinden damlardı penceremize damardaki kan,
En sevdiğimiz en çok unuttuğumuz olurdu oysa,
Ancak sadık bir dosttur belki de şiir,
Çünkü tutup kaldırır stepten özümüzü,
Ancak ruhumuzu alır özünü yaşatmak için.
Ama hızdır mersiyeyi nesirlerden ayıran,
Yani hız, hıza eş değilse şahım,
Bize kendi sahramıza diz üstü düşmek kalır...
Bedenimizi el alır, yüreğimizi yel...
Ardından içmeye ve yazmaya durur maharetli her el.
***
Kaçırdık kader kuşlarını eyvah...
***
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordu fakir...
Ardından içmeye ve yazmaya duruyordu.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:18
Kadehim Kan ve Aşk İster Damarımdan
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi

1/:
Böyle bir hikayetti benimkisi:
Kadehim kan isterdi damarımdan susamış huma gibi...
Ardından içmeye ve yazmaya durdum.
Dedik ya siir ehli,
Böyle bir cinayet,
Yani böyle bir hikayet benimkisi:
Tarihi, bir haçova muzefferi ve bıyığı gırtlağına dayanmış bir yeniçerinin keçi kılından baranisi gibi bürünmüş bir meyhanedeydim. Apostol yeniçerileri makyajlayıp asakiri mansure yapıyordu Selim'lerin bilmem kaçıncısına. Bu izbe mekan, olmuştu yıldız harmanı. Vandal muharip ancak küllerimi affediyordu. Onun için atmosferde dolaşıyordum böylesine başıboş ve berduşi. Bu arada boş durmuyor içiyordum ışığı damla damla damıtarak kanımdan. İçiyordum anasını satıyım. Apostol'a bir 'Grand Alexander' söylüyordum senfonik notasıyla. Apostol pembe bir hınzır gibi gülüyordu gevrek gevrek. 'İskender desene evlat.' diyordu; 'Sen Turanlı değil misin? ' 'Öyleydim.' diyorum. 'Ama haritamı son depremde kaybettim.' köşedeki vandal da iri iri gülüyor ve 'Usturlabı da bozdu seninki.' diyordu Apostol'a. Kızıyordum ama o da haklıydı kendi dilince. Apostol'dan bir kağıt kalem rica ediyordum bin dört yüz elli ikide. Vandal yine gülüyordu 'Nezaketini yiyim yavrum.' diyordu.
'Lan barba ikiletme de doldur,' diye geveliyordum ben de.
'Şıradan olsun itin ölümü
Atın ölümü şeytan suyundan...'
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Apostol bir ceylanı yüzüyordu anında ve yüzdüğü deriyi dabaklıyordu anında, dabakladığı deriyi uzatıyordu bana anında, ben Apostol'un bana anında uzattığı parşömeni anında alamıyordum çünkü sarhoştum. Apostol'un kalemi ise tam kertiğinden kırıktı. 'cık işine yaramaz.' diyordu galiba. 'sen en iyisi şu köşede oturup şiir yazan adamdan al. Yeter artık *********in yazdığı. Her gün aynı numara. Kokuttu bu ayakları.' Apostol doğru söylüyordu bence de. Şerefsiz şairden kalemini istiyordum fısıltıyla. Kafasını kaldırıyor, bana ve arkamdaki tuğla duvara bakıp gülüyordu tıs tıs. 'ne kadar da bana benziyor lan bu? ' diyordum içimden. Az ilerimdeki barbar sakson savaşçı 'o sensin zaten lan andavallı.' diye yanıtlıyordu içimden geçen askeri mangayı. İzbedeki herkes gülmüyor muydu, sinir oluyordum çariçe katerinaya. Sonra yerdeki, talas savaşından arta kalan kılıç kırığını alıp elime kanıma batıra batıra bir *********lik cöngü yazmaya duruyordum bu köhneler meyhanesinde... Müseyleme diye biri bana bakıp bakıp kezzap üretiyordu belki içerim diye...
Kadehim kan ister damarımdan susamış huma gibi...
***
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordum ya,
Bu kelam tek çıkar yoldu yolun sonunda...
Ardından kevser içmeye geçiyordum yudum yudum,
Ve gazel yazmaya duruyordum Nedimleyin.
Şiir burada tek ilaçtı yorgun bedene,
Ve cinayet teskiniyetiydi unutmanın.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:18
Kahır Demleyen Keşişler
Apostol'la Doksan Birinci Sayfaya Derkenar
1/:
İşte Apos...
Böyle bir zamandaydık.
Ne o yanda, ne bu yandaydık.
Hazarın kırk konak uzağında,
Savaşın tam ortasındaydık...
Kereste kafalı Kimmerya süvarileri,
Beş ayrı koldan dalıyorlardı içeri.
Serseri bir ağızla soruyorlardı.
'Tanır mısın ahbap? ' diye.
Uzatarak tezgah üstüne bir flu sureti.
Celali Cantaderyonoğlu kimdir?
Veya buradaki hangi kişinin adıdır?
1a/:
Doğrusu bilmiyordum.
Çünkü kalabalıktı içeri o tarihlerde. Birincisi buydu yazdıklarıma sebep. İkincisi ise yıllar arasında Fujimotram adında biri vardı. Tarihin en salyalı sayfasında... Kafası kocamandı. Kandı gözlerinin akı. Apostol da oralarda bir yerdeydi. Tabii ki yanı başında Marya. Ona sorarsan o bir azize. Meyhaneyi yönetense Büyük Hirodes'ti ilk yıllarında ölümünün. Büyük Hirodesos öldüğünde ben iki yaşımdaydım. Ve inanın içiyordum. İçiyor ve Cermenlerle dövüşüyordum. Krallığım üç oğlum arasında paylaşıldı otuz beş yaşıma gelince. En ince yerinden koptu saltanatım. Kahır demleyen keşişleriyle bir manastır yapıldı yanıbaşımıza. Karşımıza semaverler kuruldu. Som pirinçti. Kulpları bronz. Tabanları yontma taş devri. Lombard beyleri bağdaş kurdular ince belli bardaklar sinisine. Apostol ile Samiriyen beyleri ise hüzne ortak oldular.
1b/:
Bense Barba'daydım.
Ve ne bulursam içiyordum anasını satıyım.
Hirodesos ile Arhelasanik kardeş...
Celile ile bense şiirdaştık artık.
Eee, bu durumda da içilirdi:
'Lan Barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:19
Kapak Gibi Düşer Gözlerim Aşka
Apostol'la İki Bin İkinci Sayfa

1/:
Şahım,
Sahte sessizliğine aldanıp savaşların,
Kahramanların dallarında ağırlık asılır ya,
Yani daha iyi şişlesin diye muhatabını.
Oysa sessizlik yüksek desibellere hazırlık anıdır.
Aşırı siklet de kalbe zarardır sevgi ilinde.
Biliyorum çok seviyorsun gözüne düşen izleri,
Ama tasayı yüklenen hamal gibidir şimdi rüzgarlar,
Eserlerse tam eserler.
Ve de yağmurlar... Bulut ananın süsü...
Ne iz korlar geride,
Ne mutluluğa ulaşan gökkuşağı köprüsü...
Sakin sonbaharlara yalancı güneşler düşer,
Ancak o kadar sürer zemherinin gözünde özlenen sürur.
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi.
Ne zaman sevinç doğursa yüreğim zaman virajlarında,
Uzaklardan bir buğulu ağlama sesi alırım,
Sakin sonbaharlara yalancı güneşler düşer ya,
Ancak o kadar sürer işte zemherinin gözünde özlenen sürur,
Ve kararmış kül olur mutluluğumuz işte o zaman,
Sense metalik kapak gibi düşersin gözlerime uykumda,
Kahrolası kumlarda suçlu rüyaların ayak izleri...
Kaybolmuş yönünü aranmaktalar an be an.
Yalnızca acımasız çakır dikenleri tıkamış kulaklarını,
Öyle ki,
Tuz, kum ve güneş...
Say ki ana bir, baba ayrı,
Üç ikiz kardeş...
***
Ama hız bu,
Yoldaşına eş değilse şahım,
Bana kendi yazgıma diz üstü düşmek kalır...
Bedenimi el alır, yüreğimi yel...
Şiir tutup kaldırır yerden beni ancak ruhumu alır.
Sakin sonbaharlara yalancı güneşler düşer,
Ancak o kadar sürer zemherinin gözünde özlenen sürur.
Şöyle bir rivayettir ki bizimkisi:
Düşmanımdı mermerlerden oyma inatçı gurur.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:20
Kara İz Resimleri
Apostol'la Yüz Birinci Sayfa
1/:
Gözlerime sağılırken ışığın hüznü,
Bu günü yarınki geceye evirirken zaman,
Sen varsan karanlıklarla oynar yüreğim.
Geçip giden dağların arkasından gölgen ise,
Bil ki mirzam ışığın önünde kaçan sensin.
Yapılır ya bir tabloda kara kara iz resimleri,
Renkleri gözlerime düştü düşecek gibidir de,
'Ağlıyor musun? ' diye sorar ya gözler yaşına.
Oysa rüzgar çıktığında çöllere dökülen sarılık,
Bir prensten dinlediğimiz o kahırlı yazgıdır.
Yazgı ise dağlarda delirmiş deli küheylan,
Ulan...
Kara izli resimlerin ressamı,
Şiir neresinden fışkırır tuvalinin?
Sıratlarda at koşturan yüreğimin kibarı,
Hangi fırça ile,
Hangi keten levhalara suretlenir maharetli ellerce?
O eller ki,
Kimi zaman 'kirt kirt' ıstar dokur kar ile,
Ateşimi çağlara distrib eden kutupta,
Bazen de eli cebinde dolanır,
Ağzında 'allı gelin' türküsü ile,
Tezenelerin izlerine basarak.
***
Saltanatı elinin tersiyle,
Hazar denizine döken Efgan begi,
Neyi, kime, nerede ve ne zaman anlatırsın?
Her yerde herkes bulunmaz ki,
İki yüreği bir araya getirmenin zorluğu,
İşte şiirimizin teması değil mi?
Seni severim bilirsin.
Yüreğine ise sevdalarım üşüşür.
Ama kabul edilmez yazılan mektuplara sümkürmek,
Yanan deryaya tükürmek ya da.
Alır beni bir öfke kuşu...
Sana tüküren dudak, bana ummanda katre kalır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:20
Kara Kaplı Kitaplara Bakalım
Apostol'la Seksen Beşinci Sayfanın Kaynakçası

1/:
Şehbenderim,
Sanadır bütün yazılan şiir ve nesir,
Bil ve sahiplenerek oku kutadgubiligi...
Yaaranın yüreğini sana açarken a yar,
Gölgeli kirpilere öykünmenin alemi var mı ki şimdi?
Kara kaplı gnostik kitaplara bile bakarım,
Ama bulamam yerini böyle bir halin cevazını.
Ağzını cılız naralar atmak için açar seven yürekler,
Gökdemirli cengaverlerin paylaşım savaşında,
Düşmanın tedirgindir belki uğraşın bidayetinde,
Bakarsın, zamansız ıslanır arzu,
Ve bir kahır düşer bulutların dışına,
Kavgaların yedeğindeki mülteci sevdaların,
Silik ayak izine bin bir göz bir anda derilir,
Son aşkın son devrini henüz yazmaz tarihler.
***
Ay mirzam,
Yüreğinin en yakın sayfalarına göz at ki göresin,
Ve yanmayasın ardımızdan kuruyan yanından tutuşarak.
Sen bilirsin kırk haraminin masalını,
Ve kırk lüleli pınarların haftına sabahın ayazında,
Kaç sevdalı hıçkırık dolduğunu,
Ya da sabırsız saltanatın nasıl yakıcı bir aşk olduğunu.
Ama sen öyle mi?
Mirim de hele...
Kaç kez mutluluğu tattın hayal ülkende?
Çetele tuttun mu parmaklarını kerterek Yusuf çakısıyla?
Ve kaç kez içtin şiirden damıtılan sevda iksirini?
Çizdiğini hatırla sert kayalara silik suretimi,
İsmimi kazıdığını kavak derilerine,
Ve uzaklardan gelen türkümün ezgisini anımsa hele,
İnce, uzun, iniltili ama inatçı nakaratlarla...
Şırıltı sel olur belki az sonra,
Bulaşıcı arzunun şiddetiyle kol kola...
2/:
Girizgahımız kabulse eğer mirzadem,
Geçelim mi tarihi Yozgati’ye kayar gibi?
3/:
Ve ey aşk, şiir ve su sever ins-ü cin ehli...
İşte şöyle bir hikayettir ki benimkisi de,
Bir hayal aynasında şiir nesir arası,
Yani edebi bir yakaza bizimkisi ki:
Apostol’la son çukurun arası ya bir, ya da iki karıştı. Aşağı ilkbahar, yukarı kıştı. Her vuruşta biraz kar, biraz can iniyordu dem evine. Apos Kadehime doldurduğum salladığım cenbelle yorgunluğundan artan alın terimdi...
Böyle bir hikayet benimkisi. Tarihi, bir asit yağmurluğu gibi bürünmüş bir meyhanedeydim. Akşam olurken Aşkelon'a giriyordu postacı. Meyhanenin ilk masasına ikinci kez ulaştığında çevresini köpekler ve Vandallar ve ıslak düş çocukları sarıyordu. Az ötede, bir ridaniye zaferinin önünde palabıyıklı ve papaklı bir dağlı duruyordu. 'yavuz adammış.' diyordu üzeri ısfahan Isfahan kokan bir kadın. Meraklı bakışlarla gelen yolcuyu süzüyordu Apostol.
***
Yarına yazılıyordu bu sayfalarda her fikir,
Ve bir çentik atıp sufi fiziğin keskin ucuyla,
Sekirat piri barbaya dönüyordum.
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum.
Keskin şıradan olsun postacı itinin ölümü
Aşkelonlu atın ölümü şeytan suyundan...'
İlham mı gerek doğmanız için ey şiir ceninleri?
Gani kardeşinizde, isteyin yeter ki...
4/:
Ve ey şiir sever keremoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte,
Ayazlı bir agust’ta herhangi bir tarihi günde:
Turnalar güzergahtaydılar. Acaba yanlış bir yöne mi gidiyordu atlılar şu sıra. 'Aman! ' diyordu bir harami. Ancak pek bir önemi kalmıyordu bunun. Kral Herangeydin adisi şu an ülkesine bile dönmüş olsa da umurunda değildi sanırım Apost’un. Buraydı nasıl olsa son durak. Oturarak bekleyelim bakalım. Ve hazırlanalım yeni yolculara. Onlara yakılacak şiirlere çeki düzen verelim. Gazelleri damıtalım. Allegroları sıkalım ezgilere. Haydiyin hele...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:20
Karabasanlı Çöllerde Kalan Aşk
Apostol'la Altı Yüzüncü Sayfa

1/:
Şehbenderim,
Bugün yine hırsla doğrulacağım nehir gibi yatağımdan,
Ark boyları ıslak bir zamana binip,
Masaloğlanı gibi ineceğim ayrılık zamanına,
Keşmekeş türkü dilleri dökülecek notalardan süzülüp,
Yapayalnız köy çeşmelerinin sırbilir lülelerinden...
***
Haydi yüreğim,
Davran!
Aşkımızın üzerine bir yorgun kervanın,
Karabasanlı çöllerde kalan aşk denklerini saracağım.
Hani mirzam, bilirsin ya,
Suskun bir sevdanın çalkantılı sergüzeştine çıkar ya ayak,
Gelinciklere basmamak için denk düşmez ya iz ize,
Böyle bir gidişe de rastlayacağım yarınlarda bir yerde.
Ama olsun be mirzam.
Kız kokuşlu temmuz göklerinden çiğdem dermek de,
Günlük işlerimin arasında olacak bundan böyle.
Takvimin ıssız anlarına yarpuz ekeceğim,
Senin yayla çorbasında nane sevdiğini anımsayarak.
Lal olan diller uyanacak işaretimle damaklarından,
Adımızı unutan dudakları birer birer aralayacağım,
Koroya katılmaları için...
***
Kaldırımlarda kor muydum seni?
En has şiirime yazardım seni nakaratı sevseydin,
Bilseydin ki bir diyara hapsolmaz gezgin yürekler,
Eyaletler sevdaların tarlalarıdır.
Hayatın bittiği vilayette ölü valilere rastlanır ancak,
Gümrah yerde yeşerir kurumuş tohumları güzelavrad otunun,
En taze umutlar ise ancak yürek fideliğinde,
Sen de dene istersen özlemeyi be şahım...
2/:
Ve ey şiir sever naif ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de herhangi bir tarihte:
Sessiz bir rüzgar Apostol'un civarında dolaşıyordu. Sonra mahmuzlayıp gidiyordu doludizgin ve acul. Hindistan dolaylarına doğru akın akına. Apostol'un Hindistan mindistan iplediği yoktu bu gece. Himalayalar’ın başında bir esriklik ki sormayın. Doruklarda yanan mumlar sönüyordu dillerini çatallayarak. Dalay Lama'nın nefesini yemiş gibiydi rüzgar. Kar ve ölümdü kol gezen. Mao adında biri giriyordu meyhaneye. Ardında kültürel ölüm. Gülüm şimdi vaktidir kızıl şiirin. Ve mavi gazelin.
***
Yüreğimi uzatıyordum tezgaha sol cenahtan,
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyorum Çin-i Mandarin aksanıyla.
“Şıradan olsun Şanghaylı itin ölümü
Konfüç’ün topal atının ölümü şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:20
Karanlık Anıları Azgın Leylalar Yalar
Apostol'la Seksen Birinci Sayfanın Kendisi

1/:
Desem inanır mısın(ız) ?
Demesem gizem sanırsın(ız) .
Şu ölü dağların da bir yüreği vardır,
Ve damarlarında ateş dolanır şahım,
Karanlık anılarının cidarını azgın leylalar yalar,
Ki o yalayanlar zavallı Mecnuncuğu çölde sanarlar.
***
Şu ölü dağların yüreğinde dolanan,
Bidayetten bu yana kızgın lavlar,
Aslında kendilerini yakarlar,
Ya da kayaları parçalanan koyaklar,
Beynini balyozlayan Ferhat’ın anılarına kan olur,
Sevdayı zorlayan aşıkınsa sonu pek yaman olur.
***
Dedik ya dağların da bir yüreği vardır,
Eteğinde yaşanan zorbalıklar,
En yufka yerinden yaralar zavallı dağları,
Derelere zirvelerden litrelerce ne iner, bilir misin?
İnen kandır arzın ölümcül öfkesi ya da.
***
Öyle ya şu dağların da bir yüreği vardır,
Severler hiç umulmadık zamanda,
Umulmadık dilberleri yada yiğitleri,
Umulmadık hız ile...
Ol nedenle...
Yeşil kına yakan avucudur yamaçlar gelin dağların,
Gurup kızıllığında bir gizli suskunluk vardır ya,
O da dağların utanmasıdır...
2/:
Ey şiir ve doğa sever dağoğulları...
Böyle bir hikayet işte benimkisi de zirvelerin üstüne:
Susun ve dinleyin işte. Burası bir meyhane. İçerde... Kısa bir sessizlik oluyordu... Ardından Şarlman şiire giriyordu barsakları elinde. 'Apostol! ' diye bağırıyordu ve sesi yaman mı yamandı. Mavi baranisinin yakası kızıl kandı. Tam o anda benim cephemde.. Tam yağlı bir uzak anı şekilleniyordu şiirde.
3/:
Ve sen şahım... Aman Allah’ım! Bu ne hal? Ücretini ödemek için davrandığım köpek öldüren şarap silme ağzımdan boşalıyordu Kızıldeniz dalgası gibi. Hatta gide gide Umman denizine karışıyordu Kızılırmak. Oysa Karadeniz'de son bulur diye belletilmiştik hamsilerin göçünü. Öcünü almalıyım bu halin. Ama nasıl? Tabii ki şiire abanarak...
***
Berbattım,
Şah ise daha berbat...
'Lan Barba,” demdeydim.
Sayın ki Kutsal Roma Cermen’deydim,
Öyle bir celalliydim ki,
“İkiletme de doldur! ” deyişim bir şövalye narası gibi çıktı,
Ben kendimden korktum,
Yaşlı barba benden korktu:
“Sükuneti bile çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar sanki?
***
Ve ey şiir ve aşk sever insoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi de işte,
Aşk ve ölüm üstüne...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:21
Kaşları Çatıktı Katerina'nın Aşk Gibi
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi

1/:
Kadehime dalmıştım,
Yüreğime doldurduğum kelamdı,
Retorik ki kibar mı kibar...
Yani alfabenin yirmi dokuzuncu taşıydı sınır,
Tanır belki Apost'u ezelden beri kahır...
***
Böyle bir hikayetti işte benimkisi de.
Tarih öncesi ve zaman ardı.
Tuz ve toprak küfü...
Yani kubur gibi bir dem evi...
2/:
Tarihi kesintisiz yaşamıştı Apost sakinleri. İlk durak bu durağan mekandı. Ardı kozmik radyasyon olan bir zaman vodvili. Ben de burada bir Orfe ruhbanının hüznüne yenik düşmüştüm. Küflü keten ve Mazda kokan harmanisi savruluyordu haneye son giren cephe vurgununun. Tembelliği bir tazı çulu gibi bürünmüş bir meyhanedeydim ya... Apostol'un yüzü her zamankinden daha beyazdı. Hatta kanı çekilmiş gibi donuk ve cansız ve ürkek ve helecanlı yansıyordu camın karanlığına gelecek bir zamanda İskender'in Kafiristan'ında arta kalan Makedon donsuzlarının siluetleri. Etleri kanla harmanlanmıştı. Acılarından ruhum kamaştı. Vurdum kendimi kadehe. O da boştu. Arandım yaşlı barbayı. Az ötedeydi.
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Koşudaki atın ölümü şeytan suyundan...'
3/:
Ve ey şiirsever ve sevgideğer ademoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Aynalar yanıltmıyorsa beni binlerce kendimleydim. Ve biraz da Baltacıydı yanım yörem. Ötem biraz da acemice alınmış kaşları hafifçe çatık katerina'ydı. Merakla onu süzüyordum imbiğimden. Ve içiyordum bütün kutsal iksirleri. Ve zavallı savaş analarının kan ve kılıçlı anılarla karışık sütlerini. Tarih ve gizem kutsal kaselerden geçilmiyordu. Her şey bana İsa'nın yoksul askerlerini anımsatıyordu. Kelam, Mesih ve Mehti... Öyle ki Deccal bile kızıl bir Armegeddondu son gününde arzın. Orta incelikteki dudaklarının iki ucu aşağıya doğru dönüp duruyordu sahte bir Mariya Magdelana'nın. Apostol'un Mariya mürüya iplediği yoktu bu gece. Kıyamet oluyordu Asya'da.
4/:
Ve ey şiirsever naif ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Bense şimdilik içiyordum anasını satıyım. Müseyleme diye biri bana bakıp bakıp kezzap üretiyordu belki içerim diye... Oysa kadehime doldurduğum alfabenin yirmi dokuzuncu taşıydı. Bu gece huruf zamanıydı. Fadl-ı Huruf Isfahan'da felsefeye vuruyordu müridanı. Yaşam ölüme karşıydı...
***
'Lan Barba demdeyim, ikiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkardı?
Nasılsa yaşam da ölüme karşıydı...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:21
Kayıp Şahı Aranır Doruklarda Çırayla
Apostol'la Altmış Beşinci Sayfa Dipnotu

1/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Bir yanımız yurttur bizim,
Diğer cenahımız Mercidabık'ta yar kavgasında,
Kıran kırana...
***
Bir zamansızlıktır ki diyarı gurbet,
Hiçbir vak gün güne eş değildir.
Bundandır işte,
Kayıp şahın kar doruklarında çıralarla aranması.
Ya soğuk mu?
Güldürmeyin adamı ey aşk cahili ümmiler,
Rüzgarları getirsem de üşümeyen üşümez,
Çünkü çöldür içtiğin sonunda her kadehin kızıl dibi,
Ve içinde unutulmuş sarı kağıtlar...
2/:
Üçe dilimle zamanı,
Beşe böl her yılda mevsimlerin kardeşliğini,
Ve yüze bölünmüş saatleri tespihinin ipine geçir,
Çek otuz üçe bir katarak.
Bak bakalım gözlerin kaç yere bakar?
Zamanın aynına düşen kozmik takvim sayfalarında...
***
Vaktolur şahım bulutlar ağar yar ilinden,
Bizi ıslatmaz mı zamansız yağan her yağmur?
Ya da ıslatırsa hangi duygular fide verir?
Aşk mı inadına bin kere?
Kin mi uzandın her yere? ...
Ya da hiç belli olmaz sevdalı yürek,
Bakarsın nötr kalır suların negatifliğinde...
3/:
Senin olmadığın bu yerlerde,
Tayyi mekan ederek gölgen gezinir mirzam,
Rüzgarları getirsem de üşümeyen üşümez,
Çünkü çöldür içtiğimiz sonunda her kadehin kızıl dibi,
Ve güldür her ne olursa,
Kalbimizin saksısında suladığımız çiçek.
Gül renkli rüyalarımda mavi suretler aranarak,
Yalnızlığın arasından sıyırdım kendimi bir sabah,
Köprülerden geçiyordum sensiz,
Ardında unuttuğun izlerine basarak.
Aralandı son betiğin ön sayfası,
Bir mühür gibi bastım kendimi,
Ellerimi gölgendeki sismik renklere dokundurarak.
4/:
Tekrar tekrar say be mirzam,
Üçe, beşe ve yüze bölünmüş gözlerimiz kaç yere bakar?
Ve sonbahardan kaçan her gün kışa tutsaktır bil ki,
Belki bir şans daha kaldırır başını bakarsın,
Kan içinde kürek çeken yüreklerden,
Kıllı döşüyle bir korsan levent.
Kararmış ışık olabilir böyle durumlarda,
Yaşamımızın ve güneşin ertesi günü,
Çünkü bir zamansızlıktır ki diyarı gurbet,
Şiirin aynına düşer.
Dualı dudaklar tutup kaldırır gecenin alt ucunda,
Kırk kilitli zindanlardan kalbimi,
Ücret olarak ruhumu alır.
Ama hıza mim düş mirzam,
Bil ki hız yıldızlara eş değilse,
Bana kendi yabaniliğime kahır fişenkleriyle vurulmak,
Ve kuburlara diz üstü düşmek kalır...
Bedenimizi kanlı bir el alır,
Baykuş yurdu yüreğimi yel...
Şiir tutup kaldırır yerden beni,
Ancak ruhumu ödünç alır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:21
Kederim de Sensizlikmiş Yeni Anladım+
Apostol'la Yüz Doksan Beşinci Sayfanın Dipnotu

1/:
Bakarım istemesem de şahım,
Kanımla sırlanan yaşam aynama zamanlar kıstağında.
Ne kahreden bir sevda imiş yaşadığımız?
Ve karşılaştığımız haramilerin sayısı kırkı aşkınmış.
Belki de yanlış bir yerdeymişiz yanlış zamanda,
Kahırlı bir vilayete düçarmışız ikimiz de hiç bilmesekte,
Yüzümüzdeki kronik bir hüzünmüş aşk sandığımız türkülü duruş,
Ve acı nisyan bilmez bir damak tadıymış ebruli akşamlarda...
(Ancak kaybolacakmış sevince yer açmak için...)
***
Bildiğimizi sanırdım yapay bir bilgelikle yaşamın kaç köşeliliğini,
Ya da uzak hayatların yuvarlaklığını başkası için,
Oysa keder de sensiz çekilmezmiş yeni anladım.
Namus bekçileri gezermiş sokak aralarında güveni kuşanarak,
Ve hüzünler vilayetinde fobik korkular gezermiş akşamları,
Ol nedenle mirzam yalnız yatılmazmış vadilerin çalparalı türkülerinde.
**
(Ancak herkes derinlerde devinen mor korkusuyla,
Ve lila dudaklı aşkıyla yüzleşmeliymiş ki,
Dolaşmasın diye ayağına korunmasız şiirin septik duygular.)
2/:
Dalarım istemesem de mirzam,
Canımla sırlanan yaşam aynama mekanlar aralığında bazı bazı.
Ne kahreden bir sevda imiş yaşadığımız meğer?
Ve karşılaştığımız haramilerin sayısı kırkı bini aşkınmış.
Kanımıza karışmış kaçak iksirler,
Şahsıma ve zatına yakışmaz bir densizlik yapmışız,
Saltanat saraylarında büyüttüğümüz lacivert gururumuzu,
Tutmuşuz yumuşak karnından, küflü bir sütuna çalmışız son dönemeçte.
Ve tüm korkularımızı vurmuşuz terli şakaklarından,
Dan... dan... dan!
Bir tutam umut sürmüşüz hecinlerin sırtındaki dağların tuvaline,
Ellerimize, terimizle kardığımız Hindi kınalar yakmışız ilk cinayetimizde.
Oysa boynu bükük sümbüllere umut su olurmuş, bilememişiz,
Ancak yağmur bulutları altındaki güllerin ve sürgün aşkların rengi,
Yazık ki gri görünürmüş,
Gölgeden kaçan her şey ise tutsak edermiş dost sandığımız günün ışığı,
Mavi gözlü ilkbaharlar sularmış her özlem ekildiğinde çölleri,
Yeşerirmiş yalnız anıların çayırları umutvar bir bostanda ve kaçak,
Ancak keder bile sensiz çekilmezmiş yeni anladım...
2/:
Sıcaklığında kaç kere donmuşuz kardeş güneşin,
Arkamıza bakmadan ilerlememizse deneyim yoksulluğuymuş,
Kahır, hüzün ve acı kaybolacakmış sevince yer açmak için,
Dualarımızı içip içip buharlaşacakmış her gece ayrı kentlerde,
Biz de bir tutam umut vurmuş bir zamanlar dağların tuvaline yine de,
Yapabilseymişiz keşke o hayal meyal resmi yüreğimizin tuvaline,
Taa bidayette....
3/:
Kazabilseymişiz avuçlarımıza son atlının kabrini,
Gözlerimizden akan kanla yazacaktı belki tarih anılarını,
Ama kadim aşkları gül rengi mürekkeple...
***
Ama şimdi yalnızlığı yaşamaktayız ben de ve sen de mirzam,
Ve tenha bir sayfasındayız Aşıkpaşa'nın.
Bakarız istemesek de şahım,
Kanımızla sırlanan yaşam aynamıza zamanlar kıstağında.
Ne kahreden bir sevda imiş yaşadığımız oysa?
Ve karşılaştığımız haramilerin sayısı altı milyara ulaşmış.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:22
Kırılan Gözlerinde Işk Ve Aşk Can Çekişiyor
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi

1/:
Şahım...
Kırılan gözlerinde ışık can çekişiyordu ya,
Olan kalbime oluyordu ve ben üşüyordum.
Oysa ben sıcak ağustosları severdim tek başımayken,
Ama yine de umuyordum ki zemheri ayaz olmasın,
Solmasın üstümüze tüneyen günün saçları.
Ağaçları yel,
Ekinleri sel,
Ve yüreğini eller vurmasın.
Kırılan gözlerinde ışık can çekişiyordu ya,
Ben kırılıyordum burda,
Yani çok uzaklarda can çekişen de bendim.
***
Seni ve kendimi yan yana getiriyordum,
İşaret ve orta parmağıma yükleyerek,
Aşka dair tüm anlamları.
Belki de zamanı gelmiştir artık ölmenin,
Ama karanlıkta kızaran gözbebekleri ürkütür beni...
Alel acele... Bir parça yaşam çalıyordum,
Gecenin en baba yerinde ve gizlice yüreğimden,
Gözyaşlarının süzüldüğünü hissediyordum yanağımdaki bulutların,
Yollarında at koşturduğun ülkenin yollarının,
Bulaşkan tozu siniyordu rüyalarımın sırlı yüzzüne.
Ama yine de hissediyordum bir nur indiğini ruhuma,
Bir yalan deresi akıyormuş gibi geliyordu ayaklarımdan.
Yeni güneşler geliyordu günlerimin içine,
Yalnızlığımın yanağından hüzünlü bir türkü kayıyor,
Belki de bir kara kuş uçuyordu adını fısıldayarak.
Şu buğday sarışınlıkları var ya şahım,
Bana, seni ve kıyametteki yalnızlığımı anımsatıyor.
Aşkın verimli tarlasında bir sevda daha yeşermiyor işte,
Derinlerimde oynayan sessiz bir imge,
İlk kez konuşuyor irfani bir lisanla,
Haydi artık gelsene...
2/:
Ortam böyle bir mistik saldırganlıktı son gecesinde hanenin.
Kadehim boş değildi bittabi,
Silme doldurduğum tasalı karaciğerimdi...
Ardından içmeye ve yazmaya duruyordum.
3/:
Böyle bir hikayetti işte benimkisi de.
Ey şiir ve ölüm sever annemoğulları...
Tarihi kucağıma vermişlerdi. Yedi yerden yedi kapı açılıydı önümde. Gözlerimde şeytani bir çınlama... Ama kulaklarım sessiz... Bir sarı beniz, piramit gölgesinde Mitralık kuşanıyordu. Sonra yola vuruyordu atını. Pusatını berkitiyordu sahtiyan kiltelerinden. Derinden derine inlemeler geliyordu. Yani en kanlı savaşlardan biri daha oluyordu. Bense şimdilik içiyordum anasını satıyım.
4/:
Bi dakka... Ayağa kalkın lan Vandallar. İçeriye İskender geliyordu. Ve bir asfalt ölüsünün üzerine cerideyi havadis kapanıyordu. Kırda çoban misali kepeneğini bürünmüş yatan da kimdi? Bilemiyordum. Neticede ben de ipsiz bir meyhanede zavallı bir şairdim. Apostol kasabaları büküp krallara zafer dolu kesekağıdı yapıyordu işte. Tabii ki iş olsun diye. İskender miskender iplediği yoktu gidinin.
***
Bense şimdilik içiyordum anasını satıyım.
Buyrun beraber olsun...
***
'Lan barba ikiletme de doldur.” Diyordum iki de bir.
Şişe şie şıradan olsun itin ölümü
Atın ölümü ise kupa kupa şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

(http://www.************/group.php?groupid=8)

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:22
Kıyamet Kilisesi Hacıları Ağırlar
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi

1/:
Kadehime doldurmadığım bir tek sevdamdı sanırım...
Ardından içmeye ve yazmaya durdum.
İlk kutsal yer kendi türküsünce yükseliyordu,
Kıyamet kilisesi hacılarını ağırlıyordu.
Kol geziyordu tenha bir tarih,
Zaman gerdekteydi,
Sarhoşlar da gitmişti meyhaneden zamansız,
İzansız bir kırımın arefesiydi.
Korkuyordum bu ıssızlıktan.
2/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi:
Tarihi isle oluşturuyordu zamanın lordu. Bir anlıktı harp ve sulh. Kırmızı hazların ayıplığını sırlamak arılara kalmıştı nihayeti. Bir Eti beyi için Anadolu yeniden hazırlanıyordu Hattilerce. Gece bir battaniye gibi ölümü bürünmüştü. Korkuyordum bu ıssızlıktan. Uzaktan bir meyhanenin dumanları tütüyordu.
3/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi:
Az sonra oradaydım. Yani Apostol'un izbe mekanındaydım ya. Şişko rum şişe şişeydi. Üstelik zevkten on dört köşeydi. Tarihin bu deminde yalnızca o pürneşeydi. Cöngüm önümdeydi. Yaşadıklarım arkamda. İşim ölüler üzerine sagular yazmak. Ancak giren yoktu henüz ardıç kapıdan. Ne yapabilirdim ki? Çaresiz... İçiyordum dinine yanıyım. Apos dolduruyordu it öldüreni, ben dikiyordum tepeme.
Korkuyordum bu ıssızlıktan.
4/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi:
Apos ve onun gecelerini dolduran gençlik anılarının unutulan maryasının efektif tombulluğunu dinliyordum birinci ağızdan. Sonra yine... İçiyordum anasını satıyım. Tepede bir şamdan sarkıyordu ipil ipil. Sarı ve isliydi coğrafyanın her yanı. Ve sinek pisliğine bulanmıştı eski kıtalar. Şamdanda kenevir burması fitiller yanıyordu. İse bulanıyordum ben de. Genzim yanıyordu çıra kokusundan. Boğazım kuruyordu.
Korkuyordum bu ıssızlıktan.
***
Diyordum:
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Ardından içmeye ve yazmaya duruyordum.
Korkuyordum bu ıssızlıktan...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:22
Kum Fırtınasında Necit Mecnunları
Apostol'la Doksan İkinci Sayfa Kaynakçası

1/:
Şahım, şahbenderim,
Gülerken ağlamak göçer klanlarına yakışır,
Bir de kum fırtınasından çıkan Necit mecnunlarına.
Unutmadınsa eğer son pınar başında içtiğin aşkı,
Ağladığın anları bulutlardan say.
***
Değil mi ki bu iller de bizden birer paredir,
Ve sayılırlar kıraç coğrafyada aşk eyaletleri,
Ol sebepten alayı vala ile karşılanırız her sabah,
Sevdanın erişilmez hünkarları olarak.
Ama sen, neden bizi de yazmazsın aşk bordosuna,
Eğer bu hal sürmüşse intihar eşiğine dek? Ne deyim?
Beni soyan hırçın bıçak, umarım seninde tenine değer.
***
Sanma ki yüreğim harami masalıdır Kaf-ı cebelde,
Kendi duygumdur ve görülmüştür bunlar nizamiyede.
Aşk ülkelerinin gümrük nöbetlerinde,
Sanımızı fısıldaman yeter muhafızlara,
Ya da açgözlü albızlara höt demen.
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi de işite.
Kadehime doldurduğum senin,
Onun
Ve bilcümle tarihtekilerin ismiydi...
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi de dalmak için,
Basra civarında sabiine tabi metasimyaya,
Ya da İhvanısefanın kozmik uydurmalarına huşu ile:
Simyayı da ama... Tarihi seviyordum be şahım. Fiziksel bir kaldıraç planlarının çizildiği kadim deri tabakalar gibiydim her kapağımı kaldırdığımda. Yani fizik de aşka dahil. Somut bulunsa da... Mücerret bir sevda galerisidir. İşte o galerideydim bugün. E eşittir em ce kareyi bürünmüştüm. Hakikatte Bell babaya ait bir meyhanedeydim. İçiyordum bilim baronlarının formüllerini.
4/:
Ve ey aşk ve şiir ve fizik sever ins ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi de dalmak için fenne,
Efendime söyleyim. Cerrieskal fennini yutmuş bir lunapark bekçisi mavi gözlü veletlerle bir olup hepsi birden uzun ve yada taşı tokalı bir kemerle Orta Asya'nın kollarını bağlıyorlardı. Bense şimdilik içiyordum anasını satıyım.
***
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum sinirim ellerimde.
“Ölümcül baldıran şırasından olsun itin ölümü,
Atın ölümü ise iblis şeytan suyundan...'
Apost, cömertleşirdi bu durumlarda alabildiğince,
Üç beş gazel koyardı önce,
Ardından birkaç mersiye organik kupalara...
Kadehim yüreğimdi ya,
Yüreğime doldurduğumsa som cerrieskal fenniydi,
Ve astro fizik alınyazımızdı belki...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:23
Lan Barba İkiletme de Doldur
Apostol'la Yüz Birinci Sayfanın Dibacesi

1/:
Ey şiirsever yoldaşlar,
Susunuz ve dinleyiniz beni...
(Susun ve dinleyin lan!)
Kardeşiniz şair:
'İlk doğan her şeyden önce, var olan ve her şeye egemen olan...' üstüne bir mistik dize düşüyordu berduşhanenin kolon ardıcına. Bulutların saçlarını tarayan tarakdar okuyordu ilk... İlk doğmuş olmanın hakkıydı bunu okumak. Eski zamanlardan bir şarkı işitiliyordu. Arada bir ailede ilk doğan oğul kral oluyordu. Galyalılar diğer oğullardan daha çok ayrıcalığa sahip olmak istiyorlardı Jül'den. Ayı derisi urbalı Tötonlar üç anlamda kullanıyorlardı kılıcı: Kan, irin ve öd... Kırık saatlerin ayarlayıcısı zamanla ilgili müjdeyi veriyordu: 'Kıyamete beş var beyler.' Bu iyi haber, beklemekten sıkılıyorduk. Islatıyordum bunu:
'Lan Barba ikiletme de doldur.
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi dinleyene tabii ki. Bu müjdeyi veren Matta'ydı belki de. Markos'da olabilirdi. Luka ve kurbağa toplayıcısı da civar Lut göllerinden. Hartank adlı ilk dört adamdan her biri sırayla ölüyorlardı meyhaneye. Eti ve Mısır el sıkışıyordu sanırım. Kahkahalar Hatti dilinceydi.
Ancak...
3/:
Yeni antlaşmanın tümünü yırtıyordu Marduk. 'Karışıklık yaratmamak için elinizdeki cöngü kapatı,' diyordu şehinşah. Kızıyordum: 'Lan Apostol doldur bir daha! ' Çiyordum anasını satıyım. Mamut yüzücüleri homurdanıyordu. Şiir ve şarkı sözcüğünü yalnız fil anlamında kullanıyorlardı. Sararmış kağıtlar kentindeki tapınakta yer alan ve yalnız Harappa dulları kahinlerin girebildiği bölmede bir hırıltı var mıydı ne? ... Az sonra o da yanımızda oluyordu ve gepgençti. Yani sizlere bir ömür daha.
***
Efkar yine basıyordu fakiri:
'Lan Barba ikiletme de doldur.
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:23
Lavlardır Aşkın Gözyaşları
Apostol'la Yüz Kırk İkinci Sayfanın Kaynakçası

1/:
Ey bismillah şahım,
Seni,
Yani kendimi aranmadayım ya,
Ya Konya’da, ya da diyar-ı Kafkasya’da.
Ayağım plütonik çarık,
Elimdeki asam ise uranyum artığı.
Bekle hele şahım,
Dağların damarında yüzmektir ahım,
Kuantik kulaçlarla anın sonuna doğru,
Apokaliptik hislerin cidarını iştah ile yalayan,
Seçilmez karanlık sislerin bilinmez güzergahında,
Lavlardır aşkın gözyaşları,
Ya da hırçınlığı yarsız gece vakitlerinin.
Beynini zorlayan mağmayı küçümseme mirzam,
Tonlarca kandır yumruk iriliğindeki yüreğin boğuştuğu derya,
Kına kızıllığında guruplarsa, aşkın göklere yansımasıdır,
Doğrusu ya küçümsenmek istemez yanık Kerem,
Tiflis’in üç beş kıratlık kapılarında...
2/:
Ve ey şiir sever aşk sevmez anioğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte işte:
Ani aniden çöküyordu. Ya da meyhaneye ağır bir hünkar günahı çöküyordu. Döküyordu denize Tamilleri Berhüdar Şah. Fakirler gerçekten yoksullaşıyorlardı daha bir. Cengiz’de bir kibir bir kibir ki sormayın. Hayra yormayın onu Hicaz yolunda da görseniz ey Bağdatlılar. Çünkü Buş’tta bir puşttur der ya avam. Kumaş aynı kumaş... Top da aynı top. Cehennem topu yani. Zalim hünkarların tırnak makası. Can takası mey evinde. Ellerinde şehitlik beratları. Bizim Apostol da bu gün anasının damıydı yani. Hünkar münkar iplediği yoktu deyyusun. Bense bildiğim en iyi sanatı icra ediyordum. Şiir yazıyordum yani içiyordum. Evet içiyordum anasını satıyım.
***
Bir barbaya dönüyordum, bir şiire,
Geğire geğire geliyordu ilhamın atlıları.
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum.
Keskin şıradan olsun Cengizli itin ölümü
Kaf diyarı atının ölümü şeytan suyundan...'
İlham mı? Dedik ya işte uşaklar,
Gani kardeşinizde –Rabbin vergisi-,
Ha denizde, ha bizde...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:30
Leyla'nın Kaderine Karalar Düşer
Apostol'la Altı Yüz Doksan Beşinci Sayfanın Eki

1/:
Zamanın gönüllü eri,
Yani şehbender oğlu şah-ı bender...
Kurcalar beynimi haylaz bir zaman,
Ya nisanda bir gibi komik zaman var mıdır?
Sorudur kimi zaman masum bir palaz gibi çırpınır da,
Bazen damla damla oyar çin işkencesinde berk mermeri,
İşte böyle anlarda bir hal oluyor bendene mirzam,
Leyla'nın kınalı kaderine kara çadır düşüyor,
Avucuna ise bir parça nazar boncuğu,
Bizimse yaralı yüzümüze mavi ile nakşoluyor sevdamız,
Tek bir rutubetli mevsim soldurur oysa gökyüzünü,
Sarışın sefineler sallanır boşlukta zamanı üfürerek,
Bir öfkeli korsan aralar gözündeki kara bandını,
Naralarında alev alev yanar şehvetli öfke,
Ve o zaman olur olan,
Şiirin hası doğar,
Ve aşkın en netamelisi...
2/:
Ve ey aşk ve şiirperver ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi de sırf hayaldi:
Hayalin ortası lila gözlü hulya... Orta Asyalı diktatör ise rahattı. Sonra rahat da batacaktı. Ama şimdilik kımız içiyordu. Ve zamandan süzülen savaşının artakalan acılarını. İçiyordu anasını satıyım. Bir zamanların basmacıları içki sunuyorlardı savaş kaçkını lort karalamalarına. Apostol'un umurunda değildi lortluk mordluk. Benimse derdim başımdan aşkın. Kadehime doldurduğum her gün binlercesi ölen hücrelerimin son ömürleriydi...
***
Hızlı gidiyordum bu gün...
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum sık sık,
“Şıradan olsun arsız itin ölümü, harlı atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordum ya fakir bir anındaydım tezgahın,
Azarlanıyordum barba tarafından.
Ardından kevser içmeye ve gazel yazmaya duruyordum.
Şiir burada tek ilaç ve cinayetti.
***
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte.
Ey şiir ve aşk sever anamoğulları,
Yol alasınız diye salt aşkın sıra gecelerinde...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:30
Masal Gibi Bir Aynadaydı Aşkın Sureti
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi

1/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Kadehime kahrımı doldurdum sonra öfkeyle,
Ardından içmeye ve yazmaya durdum....
Böyle bir hikayet benimkisi:
Cam kırığı tarihini yaşıyordu zaman. Kara donlu bir cizvit keşişinin karanlık muhayyilesindeydi aşk. Ve onun iliğe işleyen soğuk manastırındaki izbe odasında gizlenen kaçak sabaha karşısı gibi ölümü bürünmüş bir meyhanedeydim. Apostol gidisi savaşların envanterini çıkarıyordu. Sonra çerileri büküp büküp krallara sahte galebe çekirdeği külahı yapıyordu. Bu haliyle evde kalık hamarat kızlar misaliydi. Akşamsa eski bir şarap gibi çöküyordu kadehlerin dibine safi tortu olarak. Oturmuştum fıçıların en vereğen yerine ve içiyordum. Bütün kutsal anaların gözü seğiriyordu. Meyhanenin irinle karışık sütlerini akıtıyordum kuburlara. Şiirleri fermante ediyordum boş kalan kazanlarda. Ardından iştahım kabarıyordu. Seni ve anılarımızı içiyordum anasını satıyım.
***
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Köhne bir yaşam sonuydu izlenenler. Sıradan çapulcular taşınıyordu içeri. Ve batakhane yaratıklarının en irisi homur homurdu. Günbatısı köşedeki tarih sayfasında sırlı ve masal gibi bir aynaydı karşımdaki. Yaramaz bir sureti seyrediyordum. O da içiyordu. Benim gibi... Yaşadığı her şeyin sanal siluetini koyuyordu kasesine. Vicdanı karşısındaydı. Tarihi gılmanın elli beşinci sayfasının kıyıcığına kan ilişiyordu. Ağzında kalan yıldız kırıklarını bileğine siliyordu arada sırada sarhoş bir İskender. Nabzı kesiliyordu zamansız. Ve merhaba son dem... Ağıtçılar üşüşüyordu çevresine. Sonrası malum... İçim kabarıyordu birden. Ve...
***
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
İlk kez tanıdığım bir fenikeli Baal üstüne yemin ediyordu tısıl tısıl. Ve de hannibal sandığım biri kılıcına davranıyordu hışırdatarak. Ve şimşek misali bir Jül Sezar vuruşması. Fillerin hortumundan sızan bir karışlık salya ile dikiyordu bilek kesiğini bir cerrah çabukluğuyla kartacalı. Ama nedense iğneler kırgın ibrişimler üzgündü. Birer birer kırılıyordu kırgınlığıyla çelik çiviler, kopu kopuveriyordu dolunay ışınları. Minnacık bir kuantum fiziğe küfrediyordu, oysa masanın üstü silme tarih bilgisiydi. Damarlı gürgen ülkenin bir yanı atilla'nın öğüdü, diğer yanı cebabir sütüydü... Müseyleme diye biri bana bakıp bakıp kezzap üretiyordu belki içerim diye... İtiyordum elimle.
2/:
Kadehime kahrımı doldurdum sonra şahım öfkeyle...
Ardından içmeye ve yazmaya durdum.
Ama hız, hıza eş değilse,
Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalırdı bu alemde...
Bedenimi el alırdı, yüreğimi yel...
Şiir tutup kaldırırdı yerden beni,
Ancak ruhumu alırdı.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:30
Matta da Geçmez Bu Aşklar
Apostol'la Doksan Beşinci Sayfa Dibacesi

1/:
Şöyle bir hikayettir benimkisi:
Hudutta durdum ve ilk evvel uykumu vurdum...
Yüreğimdeki sırça sarayları kırdım acımasızca,
Sonra kadehime seni de doldurdum...
Bir yudum da diktim tepeme ısırgan iksirini,
Bir de pasajlar okudum kadim yıldız krallıklarına dair.
'Önsöz... Bap: Bir... İmdi hayır dileyelim lordum.
Leraya vilayeti diye bir yer şu karşıdaki flu alan,
Ortalıkta Kirodes adlı uzay celalileri örgütü,
Ve kral Antipa'nın zalim idaresi kol kola,
Ve daha neler neler...'
Hele şu Zillipus yok mu Zillipus?
Af edersiniz....
1a/:
İşte cıngıllı bir paragraf...
'Lereya vilayetini Kirodes'e kaptırıyordu kral Antipa. Ve beynimizin kuzeydoğu toprakları Zilipus'a veriliyordu. Kirodeslerin en zalimi olan Kirodes Arhelas'ın adı acıyordu dudaklarda. Matta da geçiyordu bütün bunlar. Ben ve o üç Nasrani Kumran mağaralarında okuyorduk inanın. Kötü idaresinden ötürü kahır demleyen keşişler ve bendeniz son kralı beğenmiyorduk ya hani. Yani ben taşlamaya duruyordum, keşişler duaya... Sentira ile Samiriyenin yönetimi daha sonra bir Oma valisine veriliyordu.
2/:
Ve isyanlar devrindeyiz ey ehli şiir. Hazır olun. Kan ve acılı sagulara. Zetrark bölge kralı Kirodes olarak da tanınan Miradık Antipa baş kaldırıyordu. Aslında işin düğümü onda. Üvey kardeşi Zilipus'un eşi Khirodiya ile evlenebilmek için ilk hanımını boşuyordu. Miradık Antipa, bu evliliğe Kutsal Kainat Yasasına aykırı diye karşı çıkan Ayı derisi urbalı Tötonları tutuklatıp öldürtüyordu grupleyin. Sabahleyin güneş doğuyordu çaresiz. Kadim zamanların divitçisini yargılanmak üzere Lilatus'a yollayan da aynı Zirodes oluyormuş meğerse dördüncü sınıf tarih kitabı yazanı Oktay'a göre. Büyük Birodes'in torunlarından olan Odes kızıyordu ama... Biliyorduk ki o da birkaç bölgesini yönetiyordu yıldızlar krallığının, bu yüzden otoritesi zayıftı.'
3/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi.
'Lan Apostol doldur bir daha! '
Bu arada mavileşiyordu okuduğum sayfalar. Tarak dişli Hasan Sabbah tetikçisi de kaydediliyordu kadim tarihe. Fedain... Hatta Haşhaşin... 'Ama boş ver,' diyordu Apost. 'O dünyalı, atın geldiği yere.' Elekçilerin işleri karışıyordu yani...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:31
Merhamet Azık Oluyor Ölülere
Apostol'la Seksen İkinci Sayfa Dibacesi Eki

1/:
Böyle bir hikayet benimkisi.
Aşka dair bir kollektif cinayet senfonisi,
Ve ölüm içeren bir nihilist yanılsama...
Ve yoksul şahittir buna.
İşte ayağımın dibinde cüruf ve helik.
Ey ölüme ve aşka dolu dizgin huruç eden faniler,
(Anam avrasım olsun!) diye bir ant vardır ya...
İşte tam da öyle.
Yani,
Sizinkisi tescilli bir delilik.
Gevililer yas içinde bakın.
Ya Yecüc ile Mecüc cüceleri? ...
Hala iş başındalar,
Seddin eteklerinde akın akın...
3/:
Böyle bir hikayet benimkisi:
Samiriyan oymağından olup da fedakarlık içinden ihanet derleyenler sisler içinde meyhanedeler. Son taş tapınakta yapılan ayinlerde kâhinlere yardım eden kişiler üzgün. Karsanya ülkesi matem tutuyor. Tarihler bir kez daha kana bulanıyor. Lütuf eğiliyor. İblisin insanlara gösterdiği sahte bir yanılsamadır. Hak edilmemiş sevgi ve merhamet azık oluyor ölülere. İnayet çaresizlik içinde. Kayra mı o da ne? ... Tamon yerlilerinin lisanında yok böyle bir kavram. Tarramice'de belki. Kahreden zenginlik anlamına gelen Zamon sözcüğü yeni kurbanlar aranıyordu.
4/:
Böyle bir hikayet benimkisi.
Uyarıyor Davudi bir ses meyhanedekileri:
Toparlanın lan tarih haramileri!
4a/:
Böyle bir hikayet benimkisi:
Camız derisi urbalı Suevler de para ya para demiyordu. Çapuldalar şimdilerde. Niye desinler ki? Aslında bizim oralarda Suev de altın kazanma hırsı anlamındaydı. Simyacılar için kullanılırdı. Mankurtlar çöle vuruyorlardı sıkıntıdan. Ve bir can daha düşüyordu tırpana. Mamut yüzücüleri ıssız çöldeydiler. O eski ve tarak dişli Hasan Sabbah tetikçisi iz sürmedeydi. Bazen meyhaneye girmedeydi. Bazen de şiire... Tirellileri doyurmak zordu tabii. Pilav yerine kanperverdiler. Onun için gökten gönderildiği sabit olan haberlere itibar etmiyorlardı. Ve sık sık Apostol'a gelirliyordular.
Oysa yiyecek çiğ meyveydi doğasında ademoğlunun.
Ve buğday haşlaması tabii.
Karsanya ülkesi bilirdi bu dediklerimi aynı ile.
***
'Lan Barba ikiletme de doldur!
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:31
Meridyenler Paralel Yol Alır Aşkilinde
Apostol'la Altı Yüz Birinci Sayfa

1/:
Şahım, şahbazım...
Saklıyoruz bir parçayı kendimizden bile,
Şahsi hanemizin en ücra kuzey batısındaki enlemde,
Ol nedenle meridyenler paralel yol almıyor,
Ucu sınırsız hayallerimizi sınırlıyor karanlık,
Allah seni inandırsın ki şahım,
Küçücük bir yıldız kurtarıyor dev aşkı.
Ama küçümsüyoruz kendimizden küçük her şeyi vizyondaki,
Hissiz dudaklarımıza mantıksız intikam çiviliyoruz,
Cehennemi kaynar bir gözyaşıyla oyuluyor yüzümüz,
İstilacı sular doluyor çöllerin çatlak ağzına,
Korkular bir kez daha çapalıyor karanlığı kökünden,
Bulutları yalayarak ürüyor su kayaları,
Ve aşk çiseleri yağmurlarla yarışta,
Yani ikilem ki iki yüzlemin ta kendisi...
2/:
Yani şahbenderzadem,
Senin dışında kalan her şey uzak bir ülkededir,
Ve kara gözlerini silen akşamlarınsa,
Bil ki derdi bayağı büyüktür.
Bir de senin başın tabii ki...
Her şeyden biraz sıkılıyorsan az aşık,
Çok inciniyorsan dibine kadar yabancı bir diyardasındır,
Ama hızdır atların tek seyrangahı em ce kare fiziğinde,
Eğer kozmik bir hıza eş değilse düşüncen şahım,
Sana kendi sahrana diz üstü düşmek kalır bu yarışta,
Devşir diye yazarım ki buraya parmak ucumla,
Bin bir pareli aklını pandora kutuna...
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever can ve cin ehli...
Bir dize daha kaydediyordum cöngüme. Sonra bilmem kaçıncı Lui'nin sarayının içindeki hazine odasının envanterine kayıtlı olan gümüş zincirli akik kolyenin üzerine vuran jüpiter ışığının garip ve heyecan verici bir gizemle yansıyarak Portekiz’den aşağıya doğru süzüldüğünü görüyordum. Yol bu kadar uzaktı işte...
***
Acil gidiyordum ya bu gün ilmi ledünde...
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum sık aralıklarla,
“Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordum ya sinirli bir anındaydım tezgahın,
Azarlanıyordum barba tarafından iki de bir.
Ardından kevser içmeye geçiyordum kanımdan damıtarak,
Ve Nedimleyin aşk ve meşk gazelleri yazmaya duruyordum.
Şiir burada cinayete bedeldi aslına bakarsan,
Ancak gemi azıdaydı bu devirde sarışın aygırların.
***
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte.
Ey şiir ve aşk sever ankaoğulları,
İçin ve tekellüm edin kendi seyrüsülüğünüzde,
Ki açılsın kalp gözünüz ama cidarında teninizin,
Yüzünüzün bahçesinde ise,
Sema goncaları...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:31
Meyhanenin Efsunlu İklimi
Apostol'la Birinci Sayfa Dibacesi
1/:
İşte Apos...
Böyle bir zamandaydık.
Ya diyarı Isfahan'daydık,
Ya da yan odanızdaydık.
***
El eleydik Barba, Apostol ve ben,
Yani o son sınırdaki,
Son nefese sıkışmış,
Sonuncu adamları ağırlayan,
Son meyhanedeydik.
Barba dolduruyordu it öldüreni,
İçiyordum anasını satıyım bense.
'Barba doldur bi daha! ' diye diye...
1a/:
Meyhanenin efsunlu iklimine soğuk bir dalga vuruyordu.
Mançurya ya da oraya ait bir topluluktu dalan içeri anlaşılan. Boyun: 'Agoni' diyorlardı. Kimse bir şey anlamıyordu bu dilden. Hazırlık günü perşembeydi yan odada. Günbatımından cuma cuma yayılıyordu efkar. Oysa buradan Mağrip'e kadar olan süre tam elli iki gündü. Bu süre içinde daha çok şiirler ırlardım ben. Mor zülüflü amazonlar da çok dinlenirlerdi Apostol'daki bir boş masada... Ve bittabi beni dinlerlerdi kesik memeleri sızlayarak. Tarak ellerinde, aynaları terkilerinde... Septen günü yarındı unutmadıysam. Yani yarın şenlik vardı bir mezar başında. Kara kral ölecekti sonunda sevinç içinde. Onun yanında gömülecekti karısı. Ülkesinin yarısı bana kalacaktı. Bu yüzden içinde yılan oynuyordu Hindeli'nin. Yani efendim... Hazırlık yaparlarsa İskitler kesin kazanırlardı Sinop kalesini. Ve Azak hisarını. Ve de Sivastopol marşını... Ee, gel de içme...
'Lan Barba doldur ikiletme,
Şıradan olsun itin ölümü.
Atın ölümü şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
20-05-08, 20:31
Mitra, Bir Taş Yığınıdır
Apostol'la İkinci Buçuk Sayfa Dibacesi

1/:
Sonra kadehime seni ve gölgeni de doldurdum...
İçtim şiir ılıklığında,
Yan masamda,
Çolak bir Harappalı...
Kaşlarının arası ardıçla dağlı,
Ağdalı bir lisanla 'şerefe' dedi,
Ve o da içti dibine kadar Etna dağının mağmasını.
Ardından sinkaf etti.
Küfür ilk önce anasını belledi,
Engelledi iki kardeşten kötü olanı öbürünü,
Adem bir yandı, bir yandı...
Eva kahrından hüzne dadandı...
***
'Doldur lan Apostol! ' deyiverdim çaresiz.
Şiirsiz kala kaldım meyhane batağında.
***
İşte beyler! Böyle bir hikayet benimkisi. Bilmem kaçıncı patırtısı iki komşu kavimin. Aryan ve Kimmeryan. Gecelerden bir dolunay ertesi. Yani cinayetin en bereketlisi. Keresteli yani ladin kafalı Kimmerya süvarilerine karşı söylenen kötü sözler kanla yunuyor. Avunuyor harlı yürek tandırları. Kılıçlarla doğranıyor adem elmaları. Yani meyhanenin en işlek günü yaşanıyor. Ve zulümat şiire bile dayanıyor.
2/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
İşte Mitra!
O da kim mi?
Mitra işte, bir taş yığınıdır aslında.
Kimi yerde mermerin suskun dili,
Bazı zaman granitin yüreğine bağdaş kuran bir ruhban.
Burgaç olur tipili soguk diyarlarda teslimiyet,
Ve bir bulut ardına tutsak eder zebani, dolunayı,
Kararır arz ve zamanın ak urbası nisanın itirazıyla,
Ey faniler bırakın tapınmayı.
Moloz neticede önüne kapaklandığınız.
Tarzınız özgünlüğünü yitirmiş kabilden sonra,
Ve meyhanede tescil edilir eyvah,
Apostol: Vah vah!
Şiir ah çeker...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:50
Nisanda Şahlanır Aşk ve Sular
Apostol'la Yüz Dokuzuncu Sayfaya Dibace

1/:
Sanadır yazılanlar şehinşahım...
Bir posta tatarı olurum zamanda,
Yüreğimin görevlendirdiği gönüllü...
Vururum yalın tabanlarımı tuzlu çorak coğrafyalara,
Anarım adını bir geçiş kodu olarak,
Üniformalı aseslerin nöbete durduğu kıstaklarda,
Avcılarla düşe kalka gez, göz ve arpacık oyununda,
Gahi avlanan turaçlara yanarım göç yollarında,
Döşünde sözde bir yürek taşıyan avcılarca,
Bazen alçakça,
Kimi zaman zaruretten avlanan...
***
Öyle ki şahım,
Tuz ve gözyaşının kardeş olduğunu bilmezdim,
Düşünemezdim denizleri besleyen kaynağın öz olduğunu,
Ki yüreğin de belki isyanıdır cönklerin dizindeki,
Ve şiirlerimin satır aralarına yansıyan acı,
Bakarsın son avı olur hasretimin, geçtiğim diyarlarda,
Ve yarınlara ektiğim turaç ve şah sevgileri.
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi de ey şah bağlıları:
Apostol’da şiir özgürlüğünü aranmada. Doğru belki de ilham hamrile gelir yüreğe.
Gerdeğe girmek için de ayıklık gerekmez mi? Bilmez mi bunu bayrağın diğer rengi. Gazellerin ahengi çöktüğü yeşim taşının üzerinden kalkamıyordu sıra gecelerinde. Gözlerinde biriken yaşları siliyordu bizim Karacaoğlan. 'Hani? ' diyordu köşede oturan Lombart. Ve zarar ziyana gülmesiyle ünlü barbar Vandal. 'Anasının damıydı seninki. Yani umurunda değildi gazel mazel? ' Güzel bir saki gerekirdi aslında mecliste. Amma nerde? Tüm kevser sunucuları çöllerde şimdi. Kara çadırların kara sakallı beglerinin çevresinde pervane. Haramiler ise yan aşireti yağlama akınında. Onların çok yakınında ölüm. Bizimse kadehimizin dibinde. Gel de susma.
***
Yarına bir çentik atıp sufi fiziğin keskin ucuyla,
Sekirat piri barbaya dönüyordum.
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum.
Keskin şıradan olsun harami itinin ölümü
Kara çadırlı kara atın ölümü şeytan suyundan...'
İlham mı gerek doğmanız için ey çöl ceninleri?
Gani kardeşinizde,
Ha Umman denizinde, ha bizde...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:50
Orak Sallama Bayramındayız
Apostol'la Seksen İkinci Sayfanın Eki

1/:
Güneş sarışın yağmur ağlar,
Bir sabah alacasında vurulur ah ki ah!
Şaşkın rüyalar şahdamarından kronolojiyi atlayarak,
Kan bozar yüz yıllık sükunetini ve sızar,
Alem doğrulur kan kalesi cenginden.
Ve yürürsün sen ay dost...
Saymazsın ya arkandaki yılların tespihini,
Oysa her boncuk bir seneye denk düşer kozmik alemde,
Ben de bu yüzden sağ omzuma nazarlık dikerim,
İğde kertiği asarım sol tarafıma,
Ve nal kırığı...
Eski zaman atlarının yadigarları,
Yani son koşularında bir hendekte düşürdükleri.
Ve ben...
Yalnız seni beklerim ben,
Sabit maviliğin merkezindeki o sarışın benekte.
2/:
Pozitrondur yükü nazarın,
Eskitir baka baka gözler bile bakışlarını mirzam.
Çömel ve bir süre düşün Allah aşkına,
Ve sana yazdığım şiirlerin rengi neden sarıdır?
Çünkü sarışın arpa tarlalarından,
Ve içimizin loş kuyularından derdiklerimizdir,
Cöngümüzün gözlerinden akan yaş...
Ama şimdi yoksun işte,
Orak sallama bayramında bile yalnızdır bileğimiz,
Ne yazık ki bu köhnemiş tarlalarda anızlar bana,
Sana Yusuf ambarlarında sarı gözlü buğdaylar düşer.
Ve fakire...
Dirençli mermerlere oyduğumuz yitik kahrımızı içmek kalır.
***
Ama hız, hıza eş değilse şahım,
Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalır...
Bedenimi el alır, yüreğimi yel...
Şiir tutup kaldırır yerden beni ancak ruhumu alır.
Orak sallama bayramındayız olacak bu kadar.
Böyle bir hikayettir benimkisi.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:50
Oturun Güneş Seccadesi Üstüne
Apostol'la Yüz Doksan Birinci Sayfa Dibacesi

1/:
Sonra kadehime seni de dolduruyordum...
Şiir de iğdiş edilirmiş sanmazdım ama.
Vay be! ...
Çoğu yerlerde mesnevinin gözü seğirirmiş ol nedenden.
İğdiş edilince ışığı sönermiş hecelerin de.
Vay be! ...
Çömel ve bir süre daha düşün Allah aşkına...
Bilir misin bilmem be şahım?
Şiirdeki bu hale çok benzer Aryani dili.
O yabani çakır dikeni kastedilir türkülerin ayaklarında.
Oysa burada da her şey aynı ve Ademce yani,
Say ki iki iki daha dört eder.
Eski Kırık mızraklılar ordusuna verilen ad,
Da şiir gibi bir şeydir.
Beş artı altı, on bir hecenin bildirgesi,
Bilir her kasabanın ihtiyarları atalarının saklı bilgeliğini.
Şiir de eskidir, onlar da sonuçta.
Yıllanmışlardır bir beyin mahzeninde sayın ki.
Oturup bir güneş seccadesi üstüne,
Ağlayın ki yağmurlar size öykünsün,
Duyduğunuzda gizli bilgeliklerin ebcetini...
1a/:
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu.
Kes be şair!
Hele sus!
Ve dinle!
Şöyle bir rivayettir bizimkisi:
'Kereste kafalı Kimmerya süvarilerinin uğultusu değil mi bu işitilenler? ' diyordu az önce gelen. Meyhane geriliyordu. Evet onlar geliyordu. Herkes kendi ulusunun önde geleni sayılıyordu ya burada, ol nedenle planlar kuruluyordu bin bir çeşit. Bir kırmızı kanlı canlı adam: 'Soylu ailelerin başları kirlenmez mi? ' diye soruyordu Berlin kokusuyla. Yüksek Kurullar veriyordu bunun kararını da. Meyhanedeki gözetmenler doğrular gibi kafalarını sallıyorlardı. Canım sıkılıyordu çaresiz.
'Lan Barba' diyordum sinirime basarak,
'İkiletme de doldur.
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:50
Ölümün En Üşüteni
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi
1a/:
Tarihçiler verirler kafa kafaya,
Ezeli aşktan bir parça,
Bir parça kadim kinden...
Herkes ellerindekinden,
Sevdalı savaşçılar örerler...
Karahan kahrını oyar kitabelere.
Karakurum ise keser ve kararır.
Yanar Altaylarda doruklar.
Bir hakan beynini döver.
Cilveli cengaverler,
Öldürdüklerine ağıtlar yakar.
Oy broy oy broy! ...
Sultanın isteğine aykırı olan düşünceler sürülür ta Fizan'a. Fizan yetmez Yemen'e... Develer yulaf topları yutarlar. Sözler ve davranışlar kantarma alırlar ağızlarına. Kantarma ise kurtarma demektir kimilerine göre başıbozukları günahtan. Günahkârlar, gerilirler İncil'de sedirden çarmıhlara. Ama bura son meyhane. Her şeyin türbülansa daldığı yer yani. Apostol'da iki anlamda kullanılır deve:
Biri çöl aracı,
Diğeri ise Leyla'nın sürücüsü.
Günah işleyen insan ise Mecnun'dur.
1b/:
Kutsal yasayı yerine getirmeyen aliminyum kılıçlı takım girer Irak'a. Güney Kraliçesi güneşe bakar. Ebabiller diyarını ziyaret eden Saba melikesi hüdhüde teslim olur çarnaçar. Karsanya ülkesi buza keser. Krallar üşür. Vekilharçlar sobalarda yakarlar sevaplarını. Haftanın ilk günü pazardır aslında. Devrisi günü, asil vakitlerden saymaz takvimin beyi. Her şeyi zamanla becerirler kırık mızraklılar. Onların tapınmak için toplandıkları yapı günah kusar derelere. Ellere günah renkli kınalar yakılır. Kutsal kaselerden içilir şehvet. Evet evet, bura meyhanedir. Yani şarabın en keskini burada. Ölümün en üşüteni.
Bense kadehime doldurdum seni...
'Lan Barba ikiletme de doldur
Şıradan olsun itin ölümü
Atın ölümü şeytan suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:50
Padişahımız Efendimiz Girer Şiire
Apostol'la Yüz Kırk Beşinci Sayfaya Derkenar Eki

1/:
Ve an geliverir ya aniden,
Bedenler yürür ya ikindinin üstüne,
Gölgeler saklanır biliriz ki kitabın ön sözüne.
Bizse şiirin tırnak aralarına pusarız,
Asarız isyankar yürekleri mahlasına ozanın...
Zemheride salkım saçakların öyküleri yazılır,
Tipi, bora ve kasırganın ardından cızır cızır.
İklimin acımasızlığına can düşer fok vilayetinde,
Nazenin çiçekler kaçar padişah urbalarına,
Telaş ve korkuyu içe içe...
Çünkü arz azı dişli bir değirmendir hayat için,
Ve öğütür zamanı ortak yaparak mekana.
Biliriz ki öyle bir masalsı dev sıkar avucundaki canı,
Şu anda her ilk baharın yeşil kanı akıyordur,
Alaz ve ipek ambarlarına...
2/:
Ve ey şiir sever naif ve babacan vaktoğulları...
Böyle bir hikayettir benimkisi herhangi bir tarihte:
O an ki gelmişti rahvan taylara bine bine... Hararet çıkmıştı otuz bine... Kimine basit gelebilir yazdıklarımız. Anlattıklarımız anlamsız. Değil inanın. Titreyin ve savaş arifesinde atlanın. Çünkü attır uygarlığın babası. Bizim de şiirimizin temel unsuru. Öyleyse haydi canlar. Vakt olmuştur kanımca. Usulca açılıyordu kapı. Yapı zelzele misali zikr deviniminde. Oysa herkes kendi halinde.
3/:
Gün olur, denir ya halleşme demlerinde hani,
Bilesin ki gün olmuştur şahım...
Kırılır tarihin yaralı kapısı artık,
Gün birazdan çavar ama batıdan, şaşırarak...
4/:
Kupamdaki şiir artığım birkaç yudumdu,
Gılgamış destanlarından son nefes üstüne denmiş,
Bir can beyiti ırlıyordum iç geçirerek,
Buhurdan sisi sesimle uzaklardan duyuluyordum,
Ve bereketli hançeremden sevdayı sular misali akıtarak:
'Lan barba' diyordum Nebelungen destanından bir lombard gibi,
'Bir daha ikiletme dostunu da doldur şu mereti,
Sadece irem şırasından olsun hakkeden itin ölümü,
Arap atının ölümü ise ateşli vahaların suyundan...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:50
Paha Biçilmez Sınırdaki Sevgiliye
Apostol'la Dokuz Yüz On Sekizinci Sayfaya Derkenar

1/:
Oksijen aşk gibidir şahım,
Ya yaşatır neşvünema içinde saliklerini,
Yoksa hiçbir şey yok arzın yüzünde...
Günler de oksijen gibidir ciğerler için,
Bir nefes içeri gece,
Bir gündüz olur dışarı soluyarak,
Zaman da satılık bir metadır aslına bakarsan,
Ancak asıl alıcıları yüksek yıldızlarda ikamet eder.
Ya da som altın son anıdır yaşamın,
Paha biçilmez sınırdaki sisli sevgiliye.
2/:
Ve ey aşk ve şiir sever cenup ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi yarım hayal:
Geleceğim ayan beyan belli oluyordu aynaların çukurunda. Küçük kareler halinde ve ince. Herkes sevdiğince haşr oluyordu. İçeri Dara’nın cengaverleri doluyordu. Aşk ehli kahroluyordu.
3/:
2/:
Ve ey aşk ve şiir ve sıcak bira sever şimal ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi hayal ötesi:
Işk ehli de biliyordu ki... Az evvel gelenler kendilerinden. Yani ortak mirası tiranlığın. Biraz Mani. Biraz Zer. Biraz da Mecus... Apostol sus pus... Kaşları çatık. Hayalleri kaykıktı. Ama yine de uyanıktı kopil. Hayalindeki bembeyaz başlığıyla Babülmendep yönüne gidiyor önce. Ve sonra Cebelitarık yönünden geliyordu. O işini biliyordu. Çünkü bu mevsimde somonlar karaya vururdu...
***
Usulca uzanıyorum Adriyatik’ten Peleponnes’e,
Ve 'Lan Barba baba,” demedeyim; “ikiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun yetim itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan,
Zıkkımlanmak için sek şiir kalır bana da...'
Olsun anasını satıyım, kalırsa kalır.
Yani ne çıkar?
***
Ey şiir ve aşk ve hüzün sever begoğulları...
Böyle bir hikayettir benimkisi de işte,
Aşk ve ölüm ve 24 kırat sade şiir üstüne,
Yazmaz böylesi ne Leyl-ü Mecnun’da ve ne de Mesnevilerde de...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:50
Panikteyim Yetiş Şiir İlinin Kervancısı
Apostol'la Elli Altıncı Sayfaya Dipnot

1/:
Şahbazım şahım,
Yutar ya akşam, ufki ağzından sarı kızı,
İstemese de kendini vurur kudurgan sellere,
Heman her ilkbaharda nurlu yakamozların ozanı,
Cönk sayfalarında özgür şiir atları dolanır,
Koyar da üç, yedi ve kırk yerinden yamalı dağarına,
Bir parça yoksul ve yosun tutmaz bir şiir,
Ve göğsüne başını yaslar dağların şair,
Öz vatanı hoyratlarda ferman yürütür.
***
İnleyen bir acılı yüreği dinler ya merhamet ehli,
İşte o da bir ırmaktır akışkanlığı olmasa bile.
Şikayetim odur ki şahım,
Onulmaz ve onarılmaz yaralıyım bu koyakta,
Ve panikteyim sükunet sokağında,
Yetiş ey hür kervancısı şiir ilinin,
Taşınacak vilayetlerim vardır söz illerinden.
Ve ıslanacak hatıralarım...
Acıyı kırk nehir halinde kırk bin kerre imbikleyip
Garip zamanların esrik gözlerinden...
Bir yaralı serçe bilir beni,
Ve bir de şiir cengaverleri,
Yama kuşu misali tutunurum zamanın yırtığına,
Adı dilimde hazreti pirin,
Şirin şiirler ırlarım,
Belki yarın,
Ve sonrasında.
2/:
Kabulse mirzadem,
Geçelim mi tarihi Yozgati’ye de mirzam?
Diz dizeydik ağzı dualı bir bilge adamla.
Ben derin bir merakla temaşa eyliyordum alemi,
Yarı kapalı nazarı,
Tam açık ağzıyla bilge shaman derin bir duadaydı.
Kadehime doldurduğum sakız otundan sıkılmış şiirdi,
Ve nah şuramda gezinen acıkmış simitlerin susamıydı...
Böyle bir hikayetti işte benimkisi de. Belki de sizin unuttuklarınız. Unutup hatırlamadıklarınız. Ya da bir kadim efsanenin artığı hakikatler. Ya da tarihin söylemek istediği kimi düşünceleri. Ta kendisi ölülerin. Ve ölümün içrek dili. Yani muhterem kari burası bir kasaba gecesinin alt katıydı. Karabasan gibi bürünmüştüm sönen hayatları. Ve duvar askılarında terli kefen asılı bir meyhanedeydim. Çıkageliyordu asesler ve onların saygıdeğer başı. Apostol'un umurunda değildi aseslik maseslik hani. Meyhanenin ortasına gelince Apostol'a bakıyordu asesbaşı ' Bu ne lan? ' der gibi. Dibine kadar kaçak dem evi...
***
Yarına uzanan bir yolda bekçilik bizimkisi,
Ve birer çentik atıp her bir yolcunun peşine,
Şeffaf sufi fiziğinin sivri ucuyla,
Sekirat ehlinin ustası barbaya dönüyordum.
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum.
Keskin şıradan olsun ases itinin ölümü
Kaçak atın ölümü şeytan suyundan...'
İlham gerek doğması için şiir burcundan ayın,
Sayın ki devinim için dinamik,
O halde için ey şiir cinleri Apost şarabını,
Ve kardeşinizle yola çıkın,
Bu gece talan var diyarı sevgiliden,
Ve bu gece akın...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:51
Pazartesimi Delen Elmas Uçlu Takvim
Apostol'la On İkinci Sayfanın Kaynakçası

1/:
Şahım şahmaranım,
Aceleye mahal yoktur kanımca,
Zira yavaş yavaş görür göz zifiri karanlıkta,
Ve develer serabı çölde, inadına susadığında...
***
İşte o gün görünür bize de miladın evrildiği,
Tiranların ah buhurdanıyla devrildiği,
Tek başlı zamanların çift halli kalbi duyulur,
Pazartesini delen elmas uçlu bir takvim,
Sınırda yüzen salıya kavuşur karanlıkta,
Her bir yüzünde yetmiş iki ben vardır dertli yüreğin,
Al al lahuti çiçekler açar su ve ateşin ortasında,
Akışkan gülyağların rayihası sis olur gül diyarında,
Kuşların uçan kokusu kalır nil yollarında,
Benim ardımda ise noktalar halinde yalın izlerim,
Düşünce filizlerim çoktan çınarlara dayandı,
Yandı ahımla sevdamın tandırları,
Sular ısındı,
Bir sal’am kaldı...
2/:
Eğer ki kabulse mirzabegim,
Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye?
Böyle bir hikayet demiştik ya benimkisi de işte.
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi meta hayal:
Vandal *********i yerden göğe kadar olan uzaklığın kaç kilometer olduğunu biliyor muydu ne? Susuyordum çaresiz ve bilgisine hürmeten ve şimdilik 'doldur bir kösem sultan! ' deyip içiyordum anasını satıyım.
Kadehime doldurduğum nah şuramdan özümdü,
Alnımda gezinenlerse acıkmış anılarımdı...
***
Böyle bir hikayet benimkisi de işte,
Bir dikişte şarap,
Bir vuruşta yetmiş can...
Şiirde canan,
Cananda yangın...
***
Ee... Zamanı gazel yazmanın:
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordum ya fakir tek çıkar yoldu yolun sonunda bu...
Ardından kevser içmeye geçiyordum,
Ve gazel yazmaya...
Şiir burada tek teskiniyetti.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:51
Plesanta ve Sevdadaşı Temizdir
Apostol'la Altı Yüz Yetmiş Beşinci Sayfa

1/:
Şahbazım, şahım,
Bunalmış yalnızlıklarında burnun sıkıldı mı hiç?
Hırsla omuzla belleğini ve anımsa...
Herkese yetecektir aşk, adalet üzre dağılsa,
Şeffaf yaratıkların mantıksız dükkanlarında.
Ancak bu bir talep meselesidir ki,
İki kere iki dört etmez çoğu zaman.
***
Zorla belleğini ve gerdeğini anımsa...
Sabah akşam arası bir yağlı sosistir zifaf,
Bu kadar sevgi var aslında arzın pandorasında,
Ve her gecenin döşünde bir Pal sokağı çocuğu,
Ve gökkuşağına göz koyan Karındeşen bir adam,
Caak ismiyle maruf...
***
Dalıp giden birisi görürsen aşka,
Ya da derin sularına felsefeyi işrakın mirzam,
Siyah ve beyazı iki kardeş say,
Ama inanma ateş ve barutun ittifakına.
Unutur katiyetle doğum acısın,
Yesyeni bir bahri ummana dalan şrak,
Değil mi ki buralar da okyanuslardan artık,
Ve akarsuların detercanlı ayağıdır.
Öyle ise temiz sayılır,
Tüm plesantalar ve sevdadaşları...
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Yarı canlı zombilerdi gelenler. Apostol başta biraz zorluk çıkarıyorsa da... Bunun anlamsız olduğunu anlayınca vazgeçiyordu. Açıyordu gümrük kapılarını. Uysal uysal yürümeye başlıyordu Atlas cebellerini aşan filler. Yüzünde yara izi olan Sibirya stepleri: 'Uslu durursan bu işin aslını bile çözeriz! ' diyordu genç komüniste. O ise: 'Uslu duracağımı garanti edemem.' der gibiydi. Ve başını sallıyordu Bozoklu Celal. Kırılıyordu semah ehli. Ardından Çaldıran. Knezlerin başı telaşe. Her işe Sibir karı karışıyordu.
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
Tam böyle bir hikayetti ki benimkisi de,
Gerçekten öte zomhayalden beri de bir şey işte:
Kadehime doldurduğum sizdiniz sayın ki,
Ve bilcümle tarihtekilerin ismiydi tek tek,
İçiyordum anasını satıyım şiir kişneyerek...
***
Eğer ki kabulse mirzadem,
Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye?
Böyle bir hikayet demiştik ya benimkisi de işte.
'Lan barba ikiletme de doldur,” diye diye,
Bir sekerat-ı şiir dileniyordum.
“Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Ardından kevser içmeye ve gazel yazmaya duruyordum.
Şiir burada tek cinayet teskiniyetiydi neticede.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:51
Polarisi Gösteren Manyetik Parmak
Apostol'la Bin Altı Yüz Birinci Sayfaya Dibace

1/:
Şehbenderim,
Sanadır bu yazılanlar her devirde,
Mesela Nebelungen destanının haşiyesinde...
Duy ve inan yüreğinin diğer yarısına,
Zorlayarak da olsa tüm duygularını ay yar...
Anlıyor musun senin ilk sözcüklerinle konuşan dili,
Bidayette kendi konuştuğun lisanını ya da Baalbek’de.
Şimdi tara saçlarını mülki coğrafyalardan yana,
Ve bir dilek tut zaman çeşmesinin sularına banarak,
Her daim polarisi gösteren manyetik parmağını.
Darağacındaki son anının üstüne Yasin okut,
Kuşlar gibi özgürlüğe aşık ol hiç bilmeden,
Eğer ki konacaksan düşlerinin düzüne çırp kanatlarını,
Ama onca özgürlüğün saçaklarına yalnız sen konamazsın,
Bin bir gecede anka, Süleyman’da hüdhüd olsan da...
Belki yanıbaşında bir başka turaç...
Ha? ... Ne dersin?
Bana benzeyen güvercinler uçarsa yörüngende,
Suçlama bulutları sel getiren yağmurların ardından...
Ben özüm gibi bilirim ki,
Gökyüzünün mavimtırak dili barışa sadakatle bağlıdır,
Ak elleri dosttur her zaman yakın yıldızların,
Allah seni inandırsın...
Ancak uzaklardaki güneşler ne düşünür insan üstüne?
Bilemem. Daha tanışmadı yüreğim hiç birisiyle...
Tiryaki tuzaklar vadilerin suskunluğuna kurulur,
Suların üzerine burulur girdapları ıslak öfkenin,
Ve her şey kuşlar içindir bulutlarla arz arasında,
Dikenli bir tel gerilirse ay’dan Ağrı dağına,
Nasıl ulaşırız yüreğin hududundan birbirimize?
Hep bunu düşünürüm...
Bir cevşen askısı çizer kalbimin açıortay sınırını,
Sınırda bir gönül göğünür,
Bir Mecnun dövünür saçı yellerde...
Haydi arala ayalarını be mirzam umuduna,
Kelimelerin çığlıklarıdır duaların gizli dili,
Hançerenden çıkan her nefes bin bir ses olursa şahım,
Dinleyenin ivmelenir türkünü...
2/:
Derim ki bu da kabulse mirzadem,
Geçelim mi sen ne dersin tarihi Yozgati’ye?
Bir kristal hikayete dalalım. Alalım hayal tarihinden dört on altılık bir allegratto... Otto bir Alleman derebeyi ki az ötesinde Galya’nın. Onun ve diğerlerinin canı da içmek istiyordu anlaşılan benim gibi kevseri şiir. Kibir Napolyon’a hastı ya... O da bizim Apostol'un zıbarıklar hanesinin yolunu sürüyordu Otto peşinde. Yarı yolda rastladığı bir Kılıçaslan... Ardından bie Eyyubi... Ve ölüm kararlarını adrese teslim eden posta dağıtıcısı. Onun üniformasına bakıp polis sanarak kaçıyordu Latin çapulcuları. Postacı bu sonuçta adresler şahı. Veriyordu Apostol’un eşkalini Otto’ya. Bin süvari, bin yaya... Dayanıyordu kapıya. Yine iş düşüyordu ben yoksula...
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum.
Kuzey şırasından olsun töton itin ölümü,
Kadana atın ölümü şeytan suyundan...'
Kadehime doldurduğum bir zırh, üç beş kılıç kırığı,
Ve hayal satıcı firavunların artığı Süveyş suyu,
Kırmızı piramit kiremitleriydi...
Ve ey şiir ve aşk sever agamoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte,
Ardından kevser içmeye ve gazel yazmaya duruyordum,
Şiir burada tek teskiniyetti...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:51
Portakal Kokan Dadal Türküsü
Apostol'la Yüz Birinci Sayfanın Dibacesine Ek

1/:
Şahbaz şahım,
Sanadır yazılanlar bütün cönklerde...
Elleri çöl torağı gibi yarık mecnunlar,
Ve çukurova gibi portakal kokan Dadal,
Ya bir yavuklunun izlerine basarak uzaklaşır,
Ya da takılıp bir yıldıza kuyruk olarak...
Ama herhalükarda şiire yakınlaşır.
***
Çorak ve nasırlı parmakların yazdığı duygu,
Ve de yakasız mintanıyla Emrahlar diyarının,
Dudakları dört kere dört olan leb değmez ustaları,
Nakaratı iki büklüm olan herkes anlar beni,
Ve kayalara halı dokuyan su delisi adamı...
El sıkışırdı ya bağlamanın karlı steplerinde,
Sıcak türkülere verilen demir çarıklı ayaklar,
Ve ak üstüne kara yazılı bayraklar çekilirdi.
İşte şimdi hisli bir seferberliğin emirberiyiz biz de,
Namluların ucunda yuva kuran bir öksüz güvercin gibi,
Teslim edilmişken cöngümüzün son sayfası yavuklumuza,
El eşiğinde yuvarlak bir taşa tüneyerek,
Ve açarak avuçlarımızı altı kere altı,
Ayalar öksüz kalmaz şafak boynu büküklüğünde,
Yuvarlanır mavi heyulanın hırçın burçlarından,
Safir bir yuvanın Kaşıkçı iriliğindeki yumurtası.
Ve takvim kucaklar gün be gün yüreğimizi,
Gönlüne dolu yağar uçurumun kıyısındaki haziranın,
Belki buluğa erer ilk gününde ilkbahar,
Yar ilk kez duyar kendi sesini...
2/:
Ve ey şiir ve ışk ve aşk sever altanoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi de işte,
İlk tarihteki en son sahifede,
Elleri ıslık cebinde,
Islığı berduş yellerin dilinde,
Sekiz kere sekize katlayarak bildik notaları,
Yeniçeri ortalarının adedince darbe,
Ve yürek adedince sevda cülusu.
***
'Lan barba nedir ki arzumuz senden? Su...
Doğrusu burulur dimağım bu cimriliğe bakıp,
Akıp dururken yol boylarında şeker pınarları...
Haydi arzuları ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordum ya tek çıkar yol olarak yolun sonunda...
Ardından kevser içmeye geliyordu sıra,
Ve gazel yazmaya cinayet öncesi.
Şiirse burada tek teskiniyetiydi.
3/:
Kabulse mirzadem haydi toparlan,
Geçelim mi artık tarihi Yozgati’ye ne dersin?
4/:
Ve ey aşk ve şiir sever can-ü cin ehli...
İşte şöyle bir hikayettir ki benimkisi hayalinizin artığı:
Meyhane yaratığı Apostol: Bak diyordu. Bakıyordum. Al diyordu. Alıyordum. İç diyordu. İçiyordum. Kadehime doldurduğum son zemherinin koynunda tadılmış sımsıcak arzularımdı...
***
Böyle bir hikayet benimkisi de dedim ya başta. Her barışta tarihi tekrardan diziyordum. Beynim kurşuni huruf mezarlığı. Mavi bir nazarlığı bürünmüştüm matrislerime. Kasvetliydim yine de. Çünkü dertliydim bu meyhanede olmaktan. Apost’a yamaklıktan. Aralanan kapıdan savaşlar ceryan yapıyordu. Ben cengaver nezlesiydim. Donkişot sıtmasına tutulmuştum belki de. Çünkü Deştikebir’de kum aksırıyordum. Oysa o sarışın deryadan sorunsuz olarak geçen ünlüler kervanı rastladığı çocuklara: 'Meyhane sahibini çağırın bakalım! ' diyordu. Çocuklardan biri: 'Bab' diye haykırıyordu. Ben diğer bab’a geçiyordum. Ve içiyordum anasını satıyım...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:51
Sarhoşlar da Gitti Sonunda Meyhaneden
Apostol'la Doksan İkinci Buçuk Sayfanın Derkenarı

1/:

Şahım,
Şimdi yalnızlığımızla koyun koyunayız,
Flu kasveti içen sarhoşlar da gitti meyhaneden,
Aşktan yorulmuş bir prensesin yurduna,
Gecelerin yorgun ve kısık sesini unutarak...
Belki sen de gelecektin bir gün diyarı sevdalara,
Gidenlerin ardından süklüm püklüm...
Ama bir şey olmayacaktı arta kalan,
Şiir ve aşka dair be mirzam.
2/:
Sen ağlamasan da gözün ifrazıdır yaş ve akar,
İşte bundandır anıların ıslak olması.
Yıldızlar gelmeden ben de kalkıp gitsem,
Belki de gölgem benimle koşulmaz yolculuğa,
Bekler seni ve sana dair hükümranlığı.
Zaten kasveti içen sarhoşlar da gitti meyhaneden.
***
Yani mirzam sorarım hep kendime ki,
Hayaller saklanır mı dersin yine dünden yarına,
Gerçekten, düşler de başlar şimdi orta yerinde zamanın,
Ki o düşler orta yeri kırmızı yeşillikler diyarıdır,
Ol nedenle yarılır en olmadık zamanında aşkın.
Şaşkın muhayyilemle aranırım anıların ortak paydasını,
Ve bu arsız geceleri ben,
Bilmem kaç kere ayazlarla günahkar,
Ve nikahlı görürüm ellerimi,
Yüreğimi ise ihanete zorlar kolaycı düşünceler.
Zaten kasveti içen sarhoşlar da meyhaneden gittiler.
***
Bundan sonrası şiirin,
Bir harici gazeldir ki ılır ve akar.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:51
Sevgi Yeşil Olur Derler Ama İnanmam
Apostol'la Beş Yüz On Altıncı Sayfaya Haşiye

1/:
Şehbenderim,
Şahım, şahbazım...
Ölü bir mevsim gibiyiz ömrümüzün bu sektöründe,
Aşıkız ama yapayalnız...
Yazılır bahtımız kargacık burgacık işaretlerle,
Bir nötr sahtiyan parçasına.
Hissiz taşlara hisli damgalar vurulur,
Doğunca kader sayfaları kitabın sarı ufkundan.
Zamansız sevmelerin dürülür de kaşları,
Yüzünden akar ya zamanın salise ırmakları,
Yaşadığımız her zavallı anının,
Yırtılır teslimiyetin ozon tabakaları...
Yüreğinde ürettiğin her şey dost sanma şahım,
Karabasanlarda mekan tutar sevdalı yürekleri.
Süzülürken ovalara kaçırdığımız aşk fırsatları,
Deryada dibe bırakır yoksul kürekleri.
Av üstüne uçmanın hafifliğini şahine sormak gerek,
Ve zavallı çavuşkuşuna ise şiirin naifliğini,
Sorarsan anlarsın dünya kaç bucaktır ancak,
İşte tarlalardan da boy atar korkuluk çatalları,
Ürkütmek için mülteci sevdaları.
Sevgi yeşil olur derler ama inanma,
Yeşil olan zamansız mart tarlalarıdır,
Ki bir erken ayaza kesilesi kıl kuyruk olur,
Duyulur ardından nisanın hıçkırıkları...
2/:
Demem o ki kabulse mirzadem,
Geçelim mi alayıvala ile tarihi Yozgati’ye?
Şöyle bir hikayettir benimkisi de:
Ay ılık. Kalkık bir kaş. Ve derin bir fikrin teorik dibi... Luter vadisi kalabalık ki zırh gibi. Ve yuvarlak işaretler salip diyarında. Salkım saçak bir yürüyüş inanç reformunun arkasından. Kalvin’se deryanın karşı yakasından bakıp bakıp gülüyordu o anda. Apostol ise adımlarını geniş geniş açıp bir an önce meyhanenin bu coğrafyasından uzaklaşmak isteyen şişko miçosuna bir fıçı tarih dersi daha getirmesini söylüyordu. 'Öyle ya biz ne yazacağız? ' mı diyesim geliyordu ne? Şiir dizeleri bayat bayat ama tıpkı çürük yumurta gibi kokuyordu nedense. Bense şimdilik 'Doldur bir mariya sultan! ' deyip kopile, aklıma eseni yazıyordum anasını satıyım. Kadehime doldurduğum rönesanstan artakalandı. Ve erken bir savaş dönüşünün derin ohuydu. Reformların şokuydu...
***
Ve ey şiir ve aşk ve ışık sever ademoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi de işte,
Her dikişte bir gazel yarısı,
Ve bir mersiye dibi her silkinişte....
***
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordum ya tek çıkar yol olarak güzergahın sonunda...
Ardından iştah ile kevser içmeye,
Ve burarak damağımı laleli gazel yazmaya duruyordum.
Çünkü şiir burada tek uhunetti.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:52
Sırlı Türküleri Çalan Birinci Haramidir
Apostol'la Altmış Üçüncü Sayfaya Dibace Eki

1/:
Bağdat diye bir beldede ey şahım,
Leylü vü mecnuninin boynu bükük memnusu
Yeknesak bir bozlağa takılı kaldığımız arzular,
Ve çağlar üstünde tüten özlem dukhanı,
Kırık birçok notanın yaslı vadisidir...
Ve sırlı türküleri çalan bir harami duygudur,
Başımızda üfüldeyen kavak nefesi...
***
Dizlerimin üstünde,
İsli çıraların sürmeli gözlerinden akşam üstleri,
Nazlı sufi nazarlardan bakarak,
Banarak yüreğimin kırmızı gayyasına,
Yaza durduğum bu betik ise mirzam...
Mızrabıdır aşka çağrı bağlamasının...
Ve sırlı türküleri çalan bir harami duygudur,
Sevdaların saklandığı sırlı yüreklerin derunundaki gizem...
2/:
İşte orada düğümlenir kirpiğimiz karanlığın diline,
Oysa bizi bekleyen tuzak,
Ve uzak bir sevgilinin sol anahtarıdır,
Yürek kapımızda arandığımız ebcet,
Zamansa kaçkın sevdaların aktığı deredir,
O andır ki atların meşin torbalarındaki sır,
Uzak bir menzile taşınmanın telaşındadır.
Ve sırlı türküleri çalan bir harami duygudur,
Yedi yol çatında aşk adamını bekleyen kırım.
O an sana menzile teke tek ermek kalır,
Altın huruf ile iz düşmek gümüşü yapraklara,
Ve kapılara destursuz dalmak...
3/:
Bana ise içi yanık
Ve ardıç kokulu destanlar kalır.
Ve sırlı türküleri çalan bir harami duygu...
2/:
Karanlıkta olur her ne olursa,
Yabani yüreklerde kılavuzumuzdur dediğimiz yıldız,
Ve sırrımızı diyebileceğimiz herkes,
O dırahşan tacın bile elden ele dolaşır...
Ve sırlı türküleri çalan bir harami duygudur,
Işıkları koynuna hapseden baronoğlu...
***
O an bize bile bile katranlarda erimek kalır,
Çelik huruf ile iz düşmek kırmızı savaşlara,
Ve mezarlara destursuz dalmak...
Sana ise içi acar kahraman,
Ve lotus kokulu kadim destanlarda er olmak kalır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:52
Şaraba ve Aşka Vurmakta Yüreğim
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi

1/:
Zamanın durduğu yerdeydik ya,
Anımsarsanız...
Apost, sözde azize olan eşi ve ben...
Ayrıyeten,
Burası bir isli arasat yar hanesi idi ya hani,
Yani haddi hesabı yoktu giren çıkanın flu aleme.
Hata ettim hattı hesabı yok dedim de,
Ben bir ledün ve cifir bilir hesapdardım aslında,
Tarih düşmekteydim hesabı ebcet ile,
Şiir ile envanterini çıkarmadaydım vaktoğullarının.
Ve sıkıntıdan patlamaktaydım.
Kevsere ve şaraba vurmaktaydım bedenimi,
Ve yüreğimi ise baldırana sarılı hüzne.
Kadehime doldurduğum salt ipekten elemimdi...
Ardından içmeye ve yazmaya durdum.
Ve ey şiir sever ademoğulları...
2/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi meta hayal:
Tarihi yeniden oyuyordum organik falçatam ile. Ellerim kızıl yörüngeli yıldız kesiğiydi kozmik bir atölyede. Az ötede dar ağaçları kuruluyordu iştah ile. Bir de yetmiş Yedikule kara Ali'sinin bronz korkutuculuğu. Bir zaman ötesi Vandalının kanlı maşlakası gibi bürünmüştüm ya izlediklerimi... Yüreğimi bir engereğe mi satıyordum? Ya da tuzu bala mı katıyordum insanlığımı hiçe sayarak? Ama sonuçta ben de salaş bir meyhanedeydim. Olacaktı bu kadar.
3/:
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Bakıyordum arada bir Apostol'a iğrenerek.
Apost gidisi sarımsak geğirerek kendi kendine bir şeyler yapıyordu üstünkörü. Ama Aşkelon kalesinin eteklerinde her şey ciddiyet içinde... Orayı geçince bir harp meydanı... Kan ve kılıç yani... Ve kızıl köpekler harbiden boğuşuyorlardı kılıç kınında. Anında bin cinayet... Nihayet ben de bir mide taşıyordum. Ve şimdilik içiyordum zamandan süzülen kötürüm ve Selahattin savaşının artakalan acılarını.
***
Ve ey şiir sever adamoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Yani yazıyor ve içiyordum anasını satıyım.
2/: Bitince kupamdaki şiir artığım:
'Lan barba' diyordum varsağı ağzıyla,
'Bir daha ikiletme de doldur,
Şapır şapır şıradan olsun itin ölümü,
Arap atın ölümü kızgın şeytan ve ateş suyundan...'


Ahmet Yozgat

(http://www.************/group.php?groupid=8)

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:52
Şeytan Start Alıyordu
Apostol'la Üç Buçukuncu Sayfanın Dibacesi

1/:
Şöyle bir rivayettir bizimkisi:
Şeytan start alıyordu.
Ve sonunda onun tetikçisi de düşüyordu bakınız mey evine. Peşindeki de Azzazil'di kesin olarak. Daha sonra gelenlerse meyhaney-i barbaya bin ana ve bin oğul... Ve İki bin ağıt sesiydi... Ayı derisi urbalı Tötonlar'ın son mahareti şaşılacak bir oyundu. Asimetrik ama uyumluydu.
2/:
Şöyle bir rivayettir bizimkisi:
Şeytan start alıyordu.
Kutsal ruhunu inanlılara verişini de anlatıyordu kralların. Put satıcısı Lardestek meshedilmiş oluyordu bu arada. İşte o da geliyordu şiire. Eskilerin dediği gibiydi her şey. Ve işte... Gözün aydın olsun ey insanlık! Geleceğini önceden haber verdikleri kurtarıcı kral... Yamalı bohçalar gibi bir coğrafya...
3/:
Şöyle bir rivayettir bizimkisi:
Şeytan start alıyordu.
Başkahin için kolaydı tabi yıldızlarla demlenmek. Kadim zamanların divitçisi yazıyordu olacak olanları. Bir, iki, üç... Yazılanların inanlısı vecd halindeydi. Karalanmış kağıtların lordu Opdaselam ise hünsa cinsin fahişesine ilenen kişinin ta kendisiydi. Hünsa cinsin fahişesi zil ve şal karmaşasıyla ortalıktaydı. Onun karşıtı yoktu buralarda.
4/:
Şöyle bir rivayettir bizimkisi:
Şeytan start alıyordu.
Bulutların saçlarını tarayan tarakdara karşı koyan kimse ise olmasa da olurdu kanımca. Dünyanın ilk günlerinde insanlık biraz sefil sayılıyordu anlayacağınız. Kadim bahtların divitçisine karşı koymak üzere masonik bir tarikat kuruluyordu son anda...
Şeytan start alıyordu.
5/:
Sen, upuzak ve 80 x 160'lık bir haritada,
Coğrafi bir ışıktın say ki,
Zihni çevren ve şakağında kurulu yurtlar yıldıza keserdi,
Ve tüm şemsikamerler yüz çevirir ve sabaha küserdi,
Bana hüznün kız kardeşi,
Sana da elemli gecelerin yarısı kalırdı.
Yani tarih güzeli,
Burası ölülerin son durağıydı,
Tabii ki şiirin ilk istasyonu...
***
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordu fakir...
Ardından içmeye ve yazmaya duruyordu.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:57
Şiir Bir Kervandır Düzde de Yürür Rampada da
Apostol'la Atmış Beşinci Sayfanın Kaynakça Eki

1/:
Arazlı arzı arama zebercetim,
Kaldır bakışlarını rengin en uçuk mavisine,
Yitik bir ulusun “hu”ları ışıkla yarıştadır şimdi,
Belki de Sidre’ye yakın bir nur ırmağında,
Kumruların mine dilleriyle yarışta...
***
Allianz ellerinden şiirler dökülen o zebercet dağlar,
Ki bir zamanlar çok gazeller yazdım ben de onlara,
Yamaçlarında retorik kasırga,
Rakımlarında sufi matemat olsun diye.
Oldu da...
Buz ve buhar rengine zebun etti felek gözlerimizi,
Ellerimizi mumyaladı keskin kayalar.
Buzlu camları hohlayalım birlikte gelin uşaklar,
Çünkü şiir bir kervandır ki düzde yürür de,
Rampada omuz atmak gerekir kar yağdığında.
Eski sevdaları tozlarından temizleyen dikenli eller,
Ki öpülür ve konur baş üzre,
Zira biz de böyle görmedik mi büyüklerimizden?
Çölde azdığımızda develerimizden kan sağıp,
Su diye içmedik mi?
İşte bundandır Mecnunla kan kardeşliğimiz bizim,
Leyla ile sevdadaşlığımızsa mirzam,
Mecnunla olan kan kardeşliğimizdendir...
2/:
Ve ey şiir ve kansever affanoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de,
Sayın ki herhangi bir tarihte sizin coğrafyada:
Ol nedenle genital bir coğrafi bölgenin deltasını çiziyordu kumlara mecnun. Bir ucunu Aşkelonlu sarışının eline veriyordu çarnaçar. Haramiler gök demire bürünmüş... Kervan yürümüş diyar-ı Şam’dan. Aman demeden daha. Sabaha karşı kesilmiş yolu şah damarından. Ve şimdi buradalardı bilcümle tarih kotarıcıları. 'Yürüt şimdi.' diyordu Kostantinapol'ün önünde piknik yapan delikanlı mühendise gemileri gösterip genç Mehmet ikinci. Kinci bir adam değildi ki o. İntikam almak yerine yürütüyordu kervanı. Önce kervancı başının canı kumlarda. Sonra da diğer yolcuların. Kanları sızıyordu içeri camdan. Bir yandan içiyordum ben ilhamımı höpürdeterek. Diğer yandan ağıt yakıyordum. Oy oy diyerek...
***
Apost duvar gibi bir yüzle badana yapıyordu gelenleri,
Seferleri bir cenuba yönlendiriyordu,
Bir manga da şimal illerine.
Belliydi kimin nereye gideceği,
Ya ateş yurduna morarmış bedenleriyle caniler,
Veya gül diyarına...
Bana da:
'Lan barba ikiletme de doldur,” demek düşüyordu.
Şira yıldızının ışığından olsun itin ölümü
Azgın atın ölümü mutlaka şeytan suyundan...'
Şiir mi?
Her bir şeyin sırası var,
Karıştırmayın albızları işlere,
Acele edip de...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:57
Şiir Şehvet ve Cinayet Teskiniyetidir
Apostol'la Yüz Üçüncü Sayfa Dibacesi

1/:
İşte o an bu andır dostlar...
Ufukların dili ol nedenle yalanır,
Akşamın kızıl gurubunu iştahlanarak.
Dağlar üzre gezense şimdi bir majik Buhutanlıdır,
Şamballa’da yitirdiği hayallerini arar boşuna,
Cenneti tehdit eden ivme,
Volkanik ateşse eğer Himalayalara boşa yağar kar,
Bilin ki gayyayı teskin eden o ateşinde bir lisanı var,
O ateş ki zulmün Arapça'sıdır yedi lehçede birden,
Ağlayan can ve ağız dolusu kusan kinse,
Adaletin naif duvarını şişleyen de bir aşık şahtır,
Ne bir sufi dervişi anlar yaşama dair unutturulan gerçeği,
Ve ol koygun gecelerde ah ile sabahlayan mistik ne de.
Çünkü ne kama keser seni şahım çölde koşturuyorsan deveni,
Ne de acıtır Yemeni cenbelleler yiğit yüreğindekini.
O ki mistik bir yanılsamadır seraptır ya da,
Karada kocaman deniz,
Deniz de küçücük bir kara parçası.
İşte biz topuğumuzu ancak oraya basanlardanız...
2/:
Ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi de,
Söyleyen için meta hayaldir ama ya işiten için:
3/:
Apostol'un yeri son kırımın ertesindeydi. İçeri Atilla girmişti. Ve demişti ki: “Kalkın ayağa lan tarih gafilleri! ” Elleri Slav kanı... Yanı yöresi Bulgar, Kuman, Kun, Hungar, Hazar, İskit, Avar ve bilcümle Altınordu... Ancak bizimki bu gece kaçıktı dinine kadar. Ne Bulgar ya da ne vulgar iplediği vardı bu döneminde Ortaçağın. Benimse şiir ve kevserden başkası söndüremezdi sol kürek yangınımı. Sağ küreğim de romatizma vurgunuydu. Ol nedenle yakı vuruyordum her kuşlukta muson diyarına uzanıp. Kadehime doldurduğumsa bu gün tasalı karaciğerimdi... Ama sek sevmezdim. Bu nedenle gevezeydim...
4/:
'Can barba ikiletme de doldur,” diyordum her dem olduğunca.
Sek şıradan olsun kara itin ölümü, kır atın ölümü ise şeytan suyundan...'
İşte böyle böyle diyordu ya fakir, aslında bu da tek çıkar yoldu yolun sonunda, Önü ateş, ardı kara ve küflü kuburdu...
Ardından kevser içmeye ve gazel yazmaya durdu.
Şiir burada tek ilaç ve cinayet teskiniyetiydi çünkü.
Bu günkü şiir bundan ibaret,
Yani alana bir ibretti...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:57
Şiir Yazıcıları Ne Ederler Sevdasız?
Apostol'la Üç Yüz Yetmiş Dokuzuncu Sayfanın Eki

1/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
Şiirinde esiriği tutar bakarsın,
Deh dersin gitmez,
Çüş dersin durmaz,
Katırların inatçı süvarileri gezer satırların altında,
Beyitlerin arkasında devenin kırk yıllık hatırlı kini...
Bilen bilir bunu,
Bilmeyen mıh başı sanır.
***
Herkesin de bir yoğurt üflemesi vardır,
Ancak şahım....
Güneş bir zebercet balyoz gibi başına iner,
Kıstırıp bir banal kafiyenin çıkmazında mersiyenin.
Şiir yazıcıları ne eder?
Nasıl eder nesre karşı verdikleri savaşta?
Retorik seferberliğinde bilinmez.
Bir sevda kaldırırsa başını düştüğü zilletten ancak,
Ve karanlık bir çukur yerden beni ve anılarımızı,
Işıklı bir ruh ağacak sihirli söz diyarlarına,
Ve batıracak divitini yeni bir namenin satır aralarına:
“Şahlar şahım,
Deruni dilden,
Ve canı gönülden,
Yani şiirin en şavklı ilinden,
Kanımla yazıyorum bu satırları,
Ürkerse ürksün fincancı katırları...”
2/:
İşte böyle bir hikayet ki benimkisi de hayalin sınırında,
Bir yakaza halinde, ebcet ilmiyle:
Son ev bu kez gerçekten karanlık. Şimşekler Lombard diyarında. Ve bir anlık... Diyalektik atların topuk altında. Gramer tebdilini şaşırıyor. Öfke Atlantik’i taşırıyor. Lüksemburg suların işgalinde.
3/:
İşte böyle bir hikayet ki benimkisi de hayalin arka odasında,
Bir esriklik halinde, cifir ilmiyle:
Çıka geliyordu Tarık Cebeli yönünden. Bizim Apostol’un dişleri ışılıyordu kuzey kutbundan. Çünkü elinde Eva Braun’a ait bir mücevher... Gözleri batmış gitmiş şuaların derununa. Bizimki dedim de anasının damıdır yani. Lüksemburg müksemburg iplediği yoktu bu demde. Hatta barbacık: 'Ben sana demiştim.' diyordu. Meğerse o bir azizeymiş.” Üstelik kerametini de göstermiş. Dediğine göre şişko Eva. Gel de kızma...
***
Cengiz misali köpürüyordum,
Sinir atına biniyordum, beynimin binek taşına çekip:
'Lan barba ikiletme de doldur,” tıslıyorum mi notasından.
Ardından re’ye atlıyorum; “Şıradan olsun itin ölümü,”
“Arsız atın ölümü şekersiz şeytan suyundan...'
Ver şu şiir çömleğinden bir dolu,
Yoksa nasıl alırız biz bunca manzum yolu?


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:58
Şiiri Niçin Boğarız Dokuz Boğumda?
Apostol'la Dört Yüz Dokuzuncu Sayfa Dibacesi

1/:
Yüreğimin berhüdar şahı,
Gülerken unutmadınsa göz yaşlarımı,
Bel ki ağlarken anımsarsın özlemin duygusal kapısında.
Toplasan bütün ağladığın anları doldurur mu?
Bitlis’te bir ceviz ağacının kabuklarını bilmem,
Ama şahım, bilirim ki ben,
Yürek beyne denk düşmez çoğu zaman aşk oyununda.
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Acılı, sancılı ve trajikomik harp deryası yayılıyordu. Muharipler ilerliyor, geride dışkıları kalıyordu. Arşimet bile bakıyordu arkadan. Hatta güler gibi yapıyordu aynadan. Oysa o gülmez düşünürdü. Ve hiçbir yerini tarlalardan kaldıramayan sulara bakıyordu. Holland ili zelil bir halde. Ne elde, ne avuçta bir şey var? Ve Eva'ya ait bir pırlanta. Apostol'un yanında durup 'Torro' çeken genç ansiklopediyi görünce tanıyordu Arşimet. Bu İskenderiye limanında, bir çimdik karşılığı yıldız namesine baktırmak istediği, firavun sarayından çırağ çıkarılan Sevillalı haspaymış meğerse bacısı sandığı.
3/:
'Lan Barba,” demdeyim tüm benliğimle,
“Ne olur? İkiletme şaire de kupayı doldur! ”
“Son demdir bu arza ait takvimde hepi topu,
Bil ki bu sınırda konur nokta,
Ve nihayetlenir ilk bahar yeşillikleri.
Hatta zamanın sonuna akın durur,
Kudurur belki de hemen her yerde aç kurtlar...
Yani bütün gözyaşı bu kadar miktar,
Ve şiir bundan ibaret,
Ve görüp göreceğimiz kader öyküsü,
Yani bütün koçaklamalar bu kadardır yüreğimizde.
Çıldırtan şıradan ve mersiyeden ve aşktan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan ve ateş ve kan suyundan...'
Ne çıkar sanki bundan böyle adem için?
Ve bütün Evalar adına üç kez...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:59
Tam Ortasından Kıvrılır Zaman
Apostol'la Yüz Kırk Sekizinci Sayfa

1/:
Şeyhim şehbenderim,
Kim bilir kaç zamanda bir delirir arz?
Kaç kere yarılır orta yerinden Kamer şak diye?
An içinde an doğar sessiz sedasız,
Ve tam ortasından kıvrılır zaman,
Yani mirzam kaç kere bakarsın dönüp de Lut kentine?
Bir şahmaran gibi doğrulursun dolunayda,
Kendi zehrinden içmiş olarak,
Ve şerbetli bir şiir gibi,
Yudumlamak için ağız gerekmez aşkı,
Yendinse yokluğunu uzak bir anının,
İçindeki kara boşluğun hesabını ver bakalım el oğlu,
Dönmedinse izlerine basarak zemheride öz kalbine,
Ve basarak arkadaki ilkbahara ilerler yeşil,
Ve zamanın oğlu oraklı bir ırgattır ağustosta,
Şiir yazıldığı gibi okunmaz, öyle sanılsa da,
Duvarlarda izi kalır kripto sıvasının
Aşk gibi hüzün de üç harfti bir vakitler,
Kişi kadınını ayazda görse donan kendisi olur,
Dağları dolduran kar gibi görünse de ateştir,
Senin şahsi cevherindir sevdalı şiir ilhamın,
Şiirin de tutar bakarsın baş ağrısı,
Ve kaldırır mezarından ateş topuzlu yaratıklar,
Özgür ölen herkesi ahir zaman evveli,
Enfusi bir yoldan bir bilge çıkagelir,
Ve beni bilir tedrisi rahlesinden,
Bilir ve nakaratıyla doyurur özgürlüğün erini.
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi de işte,
Kıvrılan zamanın son kıvrımında:
Anda bin an ürüyordu tarihin bahçesinde. Seraların bacaları tütüyordu sanırım. İsisilinden yükselen dumanı başka nasıl izah ederdik hünkara yoksa? Zaten ortalıkta dumanlardan başka bir haçlı seferi gözlenmiyordu. Kırmızı haçlılar ise, İsmaili dailerinin izbe çile hanelerine giren yolun sağına sapıyorlardı. Sekoya ağaçlarının arasında naylonla kaplı metafizik dersleri göze çarpıyordu orada. İki karşı kutup evrilip bir mi oluyordu bidayette? Bu hikayette dinine kadar gizem saklıydı. Haklıydı diyordu bir Karamiti kaplan böbrekli Reşat için. ***in biriydi oysa Barbarossa. Şu yanımız suysa... Bu yanımız silme kan. Kılıçtan geçiyordu Salem ehli...
***
Eğer ki kabulse mirzadem,
Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye?
Böyle bir hikayet demiştik ya benimkisi de işte.
***
Yarına bir çentik atıp sufi fiziğin keskin ucuyla,
Sekirat piri barbaya dönüyordum.
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum.
Keskin şıradan olsun Barbarossa itinin ölümü
Salemli atın ölümü şeytan suyundan...'
İlham mı gerek doğmanız için ey şiir ceninleri?
Gani kardeşinizde,
Ha Umman denizinde, ha bizde...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:59
Taş Devrinin Aşk Avcısı
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi

1/:
Bir yanar,
Bir bozarır aşk, ışıkla öpüşünce.
Öpüştüm ışıkla yanak yanağa.
Sonra kadehime seni de doldurdum...
İki parça buzlu şiir attım içine,
Ardından içmeye ve yazmaya durdum.
***
Böyle bir hikayet benimkisi:
Tarih tarafından rüzgar esiyordu.
Savaşlarda güçlendirilecek olanlar belli oluyordu. Yani yangında ilk kurtarılacaklar... Ki son derece kötü bir kişidir yalancı kronolojistler. Put satıcısı lardestek'in ruhu mu kutsal ruh? Soralım kendimize. Mezar eski mezar. Yatak yeni. Parlak aliminyumdan kılıçlarla tutunulmaz kronolojiye ey vakt oğulları. Kabaralı takımlar ve onlardan arta kalan ölüler atlarının eyerindeler hala. Ölülerini kayadan oyulmuş mağaralara gömüyorlardı yerli Burbonlar. Mağara da istenen karanlık oluyordu. Ağzına büyük bir taş yuvarlanıyor ve kapatılıyordu istenmeyen tarih ve aşk. Mersiyeler şiirde yer tutuyordu bir zamanlar.
Ya şimdi?
Yine hüzün bastı fakiri.
Lan Apostol doldur bir daha!
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi.
Kara maşlakhalı bir keşiştir şimdi narsizim.
Kararsız vicdanlarda gezinen çekingen ışık kaçıyordu geldiği yıldıza geri. Yecüc ile mecüc cücelerini övmek şart koşuluyordu meyhanenin sol cenahında. Ol nedenle makamla okunan kutsal ilahiler duyuluyordu arada bir. Bu ilahilerden oluşan kitap şiire örnek oluyordu bakarsın. Ve bakıyordum ben de. Teber olarak da biliniyordu aşk ve şiirin tarihi yazan kalem. Şiirlerin birçoğu insanoğlunu son anında yalnız koymuyordu.
Eş oluyor, eşlik ediyordu.
Bir kâhin kardeş yol gösteriyordu aşık adama.
Kenanlı kötü ruhlar kabirleri soyuyorlardı gecelerden bir gece.
Meyhane tedirgin tedirgin sallanıyordu.
***
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordu fakir...
Ardından içmeye ve yazmaya duruyordu.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:59
Tılsımlı Bir Tekellümle Aralanır Her Sevda
Apostol'la Seksen Beşinci Sayfa Derkenarına İlave

1/:
Durun!
Akşam orda da akşam...
Burada da haylaz şiir tüketicileri...
Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevdalı zamanlar da,
Hüzün ve altbaşlık iki uzak hısımdır mersiyede,
Her yerde protokol gereği arka arkaya ama,
Göz yaşlarına gark olurlar kahırgam dudaklarda.
***
'Alarga' yalınşiir leventlere ait bir İspanyolca'dır,
Bağlamaz bizi kafiyemizden serene.
Siz de yanımızda olun renkler misali kuşlar,
Bu uçuşlar biliriz ki bir ibrişim dokumasıdır.
Uzak gözlerin aynasında siluet görünür gerçek,
Ama yürek de bir sırlı aynadır ki...
Orda da gerçek tek...
Burada da tek.
Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevdalı gıcırtılarla,
'Açıl susam açıl! ' gibi mesela...
2/:
Ama bir kozmik hızdır bizim iz sürmemiz ki,
Seyyarelerin şanlı hızına eş değilsek şahım,
Bize kendi kendimizi darına çekmek düşer ay ışığının,
Ya da günahkar sahramıza diz üstü düşmek kalır...
Bedenimizse bir kırk yol çatında müsrif kervansaraydır,
Bir yabani ve harami el alır,
Yalancı yüreğimizi ise yelleri sonbaharın...
Şiir belki yoldaşıdır arsız caddelerde yar ve yaranın,
Usulca tutup kaldırır yerden bizi nazenin,
Ancak ruhumuzu nakaratına bineklik at olarak alır.
Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevda da gıcırtılarla,
'Açıl susam açıl! ' gibi mesela...
3/:
Bu dağlar ıssız şiirlerde dolanır başımız gibi,
Bu aç sahiller de dolanır yar beline,
Çünkü oturup siren misali bir yürek serenine,
Uzaklarda seyreden bu denizi aslında sensin,
Ya da her damlaya bir Süleyman mührü gibi rengini basan,
Yüreğimi kirpiklerine asan ise o turkuvaz gözlerin...
4/:
Her kalbin bir kilitsiz kapısı vardır şahım,
Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevdalı gıcırtılarla,
'Açıl yüreğim açıl! ' gibi mesela...
Eğer açılırsa,
Ben de oralarda bir yerdeyim hala...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 17:59
Uyanın Lan Tarih Gafilleri
Apostol'la Doksan Birinci Sayfaya Dibace
1/:
Sonra gözlerim yağmur yağmur boşaldı.
Tuzlu sularımda boğuldu zehir dilli engerek.
Efkarlandım ve dibi görünen kadehime yüreğimi doldurdum...
Her zamanki jargonumuzla:
'Doldur lan Apostol! ' diye efelenerek.
'Çok içmedin mi beyim? '
Ne deyim?
'Lan Barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Tam karşımdan kafasını kaldırmakta Prusya. Ağzı kokmada Lombardların. Ayı derisi urbalı Tötonlar da bu sözcüğün çoğunu bilirler eski lisanlarından anımsadıklarıyla. Günahlar gün gelir daha da günaha girer. Günahlı benliğimizden ateş akar. Karanlık saltanatlardan kaynaklanan senaryolar işleme konar doksan birinci sayfada. Ve bağırır zamanı oyan cüceler: 'Uyanın lan tarih gafilleri! ' Sizleri kendi askeri sayar sayın firavun. Elinize saldırma, dilinize İris ilahileri verir. Tatarlar koyun gibi sürerler Cengiz ganimetlerini. Etlerini yaka yaka. Yecüc ile Mecüc cüceleri seddi balyozlamayı sürdürürler.
Duyulur tokmak sesleri.
Dan dan dan...
Siz uyanmadan çok şeyler olabilir.
Benden uyarması...
Uyanın lan tarih gafilleri...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:00
Veziristan'ın Üç Kutsalı
Apostol'la Yüz Üçüncü Sayfa Dibacesi

1a/:
Sonra kadehime seni de dolduruyordum...
Bir de yeşil şiir kızıl şarap ve sarı ekmek...
İşte üç kutsalı Veziristan'ın.
Ha bir de kadın bittabi...
Kadın dedimse anne mesela.
O olmasa ergenliğimizde,
Kim yıkar yakasını gömleğimizin,
Ve kim diker yırtığını kalbimizin? ...
***
Ve ey şiirsever ademoğulları...
Bura Apost...
Ana da uzak, yar da.
Burada yalnızca,
Fermante şarap ve küflü ekmek...
Doldur lan kitapsız Apostol!
Ekmek demek zor zamanlarda aşk demek.
1b/:
Durun ve duyun! Böyle bir hikayet benimkisi:
Tarihi, sırlı bir eski zaman kafiristanı iksiri misali içen tombul ve aşifte bir meyhanedeydim. Apostol zaferleri büküp büküp ibrişim halat örüyordu. Kadim savaşlardan, gelecek nesil armağanları külahı yapıyordu. Meyhanenin derunu her dem olduğunca demliydi. Bense yazıyordum cöngüme. Bir nevi tarih düşüyordum. Ya da arkada bıraktığım şahıma şiirler diziyordum. Birde tabii ki... İçiyordum bir pıtrak gibi döşümü çizen hatıralarımın posası çıkmış kalıntılarını. İçiyordum anasını satıyım.
1c/:
Böyle bir hikayet benimkisi:
Meyhanenin ardıç ve küflü kapısı aralanıyordu. Mete, babası ve bir şaman tarafından özel bir şekilde kutsanıyordu. Chin imparatorunun saçları dimdik oluyordu. Eski Roma imparatorunun ağzı sulanıyordu şarabı görünce. Uzanıyordu. Apost: 'Pıst! ' diye bir ses çıkarıyordu. İnanlılar topluluğu her yerde dua ediyorlardı ya, burada da aynıydı: Mır mır... Her çağda şapkaların keşişine inananların tümü saçlarını kazıyorlardı. Belirli bir yörede şapkaların keşişine inananların oluşturduğu topluluk: 'Uyanın lan tarih gafilleri! ' diye haykırıyorlardı.'Apostol! ' diye bağırıyordu bıyığı yağlı ve dağlı bir anı.
2/:
'Lan barba ikiletme de doldur! ' Diyordum galiba.
'Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...'
Böyle bir hikayet benimkisi.
Apostol da tabiidir ki sahibi meyhanenin. Dibine kadar Rum, göbeği Appellenes dağı gibi bir adam yani. Burnu Mora yarımadası gibi yarım. Ama ona sorsan kendini Olimpos'ta oturuyor sanır...
Sonra kadehime seni de doldurdum şahım ılık ılık...
İçiyordum anasını satıyım.
Doldur bir daha lan Apostol!


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:00
Ya Herro, ya Merrodur Yazgısı Aşkın
Apostol'la Kırk İkinci Sayfanın Kaynakçası

1/:
Şahbaz şahım,
Yanardağlara yanarım ben de,
Ve ne eder eder yazarım şiirimi krater ağızlarına,
Yüreğimi umuda ve ateşe banarak,
Ya herro, ya merrolanarak cesaret bulvarlarında.
***
Merhum peder kuyumculuk yapardı bedestende,
Onun kadar bilmesem de işin inceliğini,
Minyatür bir ustalığım vardır benimde,
Ol sebeple kaçmaz gözümden ki,
Can eşiği cehennemde kapılar sonsuz kırattadır,
Bitmez buna rağmen giren çıkanı,
Tükenmez bir gecede devşirir şiirini şiir yazıcıları,
Nerede yıldız varsa orada aşk vardır zira,
Ve de ateşin en selsiyuslusu...
2/:
Kadehime doldurduğum som ipek,
Ve altından imitasyon alınyazımdı...
Ve Şöyle bir hikayetti benimkisi de hepi topu: Arz tarihi batı batı diyerek mi batıyordu şakirtler? Önce Astek, ardından Maya... Karaya Morrano tayfaları ayak ve öfke basıyorlardı. Asıyorlardı bir kabile şefini daha. Bense bir bulut gibiydim. Esrikliğimi ilhamıma bürünmüş bir haldeydim. Şiirler meyhanesindeydim.
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever manituehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi hayal öncesi sisli bir gerçek:
Apostol habire: 'o bir azize.' diyerek kraliçe şişko mariya için. Taktis telaşesinde kendi geçmişini. Ve ışılatarak dişini: 'O sarhoşlar milletinin azizesi.' deyip yumurtlamayı sürdürüyordu en iri herzesini. Mariya ise kendinden geçmiş bir haldeydi. Her yeri görünüyordu. Harappalı mirza teresinin dışında kimse bakmıyordu Mariya’nın görünen yerlerine. Çünkü o bir azizeydi güya. Tereza misali yani. Gerçek mi acep? Ya doğruysa dedikleri barbanın? Yok canım...
***
Her bitişinde korkumun işbaşı yapıyordu yeni bir safha,
Ve şiirimin başını uzatıyordum korka korka,
'Lan Barba,” diyordum. “Doldur hele bir beyit daha!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Hergele atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar bir Maya daha devrilse iç uzaya?
Bana sorarsan hiç...
Hadi iç!


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:00
Yalancı Bir Güneş Batacak
Apostol'la Yüz Altmışıncı Sayfanın Kaynakça Eki

1/:
Göz de üşür şahım mutlaka,
Eğer ki gözlediği görünmezse ufukta
Bir gün sen de uğra bu taraflara izlerime basarak,
En yakın masala gideceksin daha ne,
“Bir yokmuş” kayığıyla be mirzam.
Şiir eline doğuşun “bir varmış”la olacak.
Bilmiyorum o an simurg dilinden tekellüm edecek misin?
Adımı ve dağarındaki aşkımın arz notalarını.
Bense buralardayım bil ki,
Ve çok seçici olacağım gözlerinde,
Has bahçeme atacağım nazar tohumlarını.
Yalancı bir güneş batacak,
İki kaşının arasından son tren geçer iken.
Yıldız doğacak sahte,
Bulut ağacak yapmacık bir eda ile yağmur öncesi,
Gözlerinde çay demleyecek bir aşk tiryakisi,
Bir özgür sarılıkla imdat isteyeceksin belki,
Gazellerin sıra gecelerinde Kazancı Bedihlerden,
Bir sıcaklık daha yayılacak çöllere ve katmer artacak,
Geçerken sessizce bakacağım aralıktan sana ben,
Sense içi boş kefen sanacaksın akan yıldızı.
Ne kötü değil mi?
Ben ister miyim?
Ancak çaresiz yaşanacak...
2/:
Ve ey aşk ve şiir sever can-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi meta hayal:
Hani şu gökadaları var ya... Milyar kere milyar mistik matematik... Bir o kadar kozmik simya... Olacak ya mutantlar semada saf saf... Araf yarım başlı yaratıklarla doluyordu. İki kol iki yüz... Bir yüz yedi yüz oluyordu. Galaksilerin arasında çekirge savaşları. Karıncalar vadisinde yaşları binlere varan savaşçılar... Hacılar tavaf dönmede muallakta. Uzakta birkaç caretta cerataları yeni yağan yıldızları deşiyordu. İsmail efendininin daileri ve İsa’nın yoksul askerleri bir olup mezar eşiyordu. Harran’da ateş vardı. Harkan’da kızıl boya... Sobaya giren keresteleri gören sümüklü çocuklar merakla koşuşuyorlardı aşkelon hamamının çevresine. Bense içiyordum olanları. Ve olacak olanları.
Kadehime doldurduğum galiba kaderimdi karalı ve buharalı...
***
Eğer ki kabulse mirzadem,
Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye?
Böyle bir hikayet demiştik ya benimkisi de işte.
***
Bir dikişte...
'Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Diyordum ya fakir tek çıkar yoldu yolun sonunda...
Ardından kevser içmeye ve gazel yazmaya duruyordu.
Şiir burada tek ilaç ve cinayet teskiniyetiydi.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:00
Saçlarının Yalazında Çırpınan Adam
Apostol'la Altmış İkinci Sayfanın Kaynakçası

1/:
Şahım, şahbazım...
İnsan biraz da hasbi olmalı ilişkisinde,
Kasarada nazır olmalı,
Ve ulu deniz aşırı yollara hazırlıklı,
Kamarada yakın zifaflara kurban gibi durmalı.
Gizli güvertelerde de aşk öyle bir duygudur ki,
Dalga boylarından düşük frekanslı yunuslar atlayamaz.
Yorulur az yoğunluklu Karac’lar pınar başlarında.
Bense bir seyrüaşktayım ki çırpına çırpına,
Zavallı bir pervane olmaktır yüreğimin hasreti.
***
Saçlarının yalnızlığında çırpınan adam,
Anlar örümcek ağındaki sinek kuşunun çaresizliğini.
Takılır insanın kanadı bir gün bakarsın,
Yüreğinden geçen salkım saçak telgraf tellerine.
Göçmen takvimler sessizce dicital aleme uçar,
kaçıp gider birer birer zamana yenik düşen aşırılıklar.
Sefer seyrüseferinde yıldız kaçkınlarının,
Cemaziyelahır bir kozmik Chırist beklemede...
2/:
Ve ey şiir ve aşk sever ademoğulları...
Kadehime doldurduğum galiba karalı ve Buharalı kaderimdi...
Böyle bir hikayetti işte benimkisi de sizcileyin. Tabii ki tarihin de kaderiydi tekerrür. Her şeyin aslı birinci savaştı aslında. İkincisi onun kopisi... Hepsi aynı ocağın harı Yani. Ve ben bir feylesof fıçısındaydım her savaşta. Ve güneşimi kesen bir dolu tiran... Her yan kan ve gölge... Diyocen gibi yoksulluğunu bürünmüş bir fakir-i keşküldüm. Ve temcit işli bir meyhanedeydim. Apostol mendilini çıkarıyordu sahte tarihlerin içine sümkürmek için. Bunun üzerine bir yüz yıl kadar daha yürüyordu İskender İran'da. Ağıtlarla yan yana...
***
Ben de silerek şiirin göz yaşlarını:
'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum ya,
Sinirimden ellerim titriyordu Sibirya soğuğunda.
“Ölümcül baldıran şırasından olsun itin ölümü,
Atın ölümü ise iblis şeytan suyundan...'
Apost yine de iyi bir kapıkuluydu,
Çoğunlukla cömertleşirdi bu gibi durumlarda,
Üç beş gazel kuşu uçururdu atmosfere,
Ve birkaç mersiye maralı kutuplara...
Kadehimse hep yüreğim olurdu bildiğiniz üzre,
Yüreğime de doldurduğum som avradotu...
Her buutu bir yudumda geçerdik,
Bir satır Karac’dan,
Bir beyit Nesimi’den...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:00
Uzaktan Gelen Konuk Bu Rüzgar
Apostol'la Seksen Dördüncü Sayfaya ilave

1/:
Bugün yine ıslak yanaklar ölüyor,
Kırarmış gerdanlara gömülüyor ahlar ey şahım...
Bende başımı alıp vurmuşum ev aralarına,
Camlarına düşüyor mavi siluetim güzel gözlü kızların.
Ne kendimi arıyorum yana yakıla,
Ne de –dilim varmıyor demeye ama.- seni...
***
Kim bilir hangi vurdumduymazlığında düşürdün,
Ya da işledin nakış nakış geçeceğim yollara...
Olsun,
Soğuk kaldırım taşlarında kalırsa yerdeki yüzün,
Üşürsün sen,
Ama ben inadına üzülürüm...
Uzaklardan gelen konuktur bil ki bu rüzgarlar,
Taşımak için son hatıralarını gurbette kalan.
Oysa ben de kavrardım seni düştüğün yerden nazikçe,
Veya öylesine zamanüstü hayallerime,
Ya da dua gibi ellerime yazardım seni,
Hayatın bittiği yerde yeşerirdi taze umutlar,
Şiir tutup kaldırırdı nasılsa yerden resmini,
Asıl olansa yüreğimdeki sendin.
2/:
Durun,
Ve bana uyun ey cemaatı şiir...
Ben her zamanki gibi burdayım,
Kadehime doldurduğum kanımdır ve de...
Ve ey şiir aşk ve süt sever komşumoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
2/:
Herhangiydi tarih ama... Yine de ol tarihin en şansız anıydı. Belki de en şanssız... Bir amansız Şinto mistiğinin narına yanmıştık biz de. On bin yıllık yolculuğundan yeni dönmüştü Şamballa beyi. Seyahatten arta kalan ebruli bir tufandı. Ve şandı... Namdı... Namdardı... O namdarın omuz şalı gibiydi her an. Yani hışır hışır kuşlar uçuşuyordu. Ya da ruhlar. Baronlar, Şogunlar, alpler, keşişler doluşuyordu şiirimize. Bense korkularımı bürünmüş bir haldeydim. Bu küflü meyhanedeydim.
3/:
Apostol mu? Eh işte. Altları mor ve pörtlek gözlerini taa ciğerime işleterek ve hırıltılı bir sesle: 'Sana çok yakışacak Aşkelon'da hamam işletmek.' diyordu bilir bilmez. Sonra da kendi eliyle kendi burnunun Süveyş kanalını karıştırıyordu yalpa yalpa. Canım bir mengenede sıkılıyordu vicdansızca ve içiyordum bütün hatıralarımı sıra ile. İçiyordum anasını satıyım...
4/:
Arada bir de; 'Lan barba ikiletme de doldur.
Sıkılmış ve bekletilmiş şıradan olsun itin ölümü
Atılgan atın ölümü şeytan suyundan...' diyordum.
Ve bir kupa mersiyeyi daha içiyordum anasını satıyım.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:00
Yarıştayım Şimal İle Cenubun Arasında
Apostol'la Elli Beş Buçukuncu Sayfanın Dibacesi

1/:
O bakan ben miydim şahım?
Anımsa, yüreğinin kırmızı penceresinden...
Ya da hırçın knezliğinin zindan menfezinden? ...
Oysa yuvarlak hatlı bir köşktü özlemimizdeki,
Ve şeffaf silikon yumuşaklığındaki,
Tombulluğundu tuvalimizdeki son resim.
Ya da kubbeli bir tavan süslerdi ya mabedimizi,
Son randevu verdiğimiz köşe başındaki katedral gibi...
Hayali aşk evlerini inşa ettiğimiz,
Yeşil yanaklı boş arsanın az ötesindeki hani.
Halbuki oraları bir Celali gözlüyormuş bilmedim,
Veya belli belirsiz bir sise sarınmıştım,
Bulutlarda süvariydim,
Yarıştaydım kainatın şimali ile cenubu arasında,
Arz yüzüne bir kez bile inmedim...
Sanmıştım ki atlar hep rahvan gider,
Taylarsa hep tırıs tırısa,
Ya ne demeli şahbaz dörtnala? ...
2/:
Ve ey şiir ve aşk sever dayımoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Yarıştaydım kainatın şimali ile cenubu arasında. Ardımda biri daha... Ben içiyordum bilgeliğe dair tüm hikmetleri. Onun elleri belinde. Dilinde bir Yakubi ilahisi. Yedeğinde bir Harrani dervişi... Omzunda bir Sabii hırkası... Çamçağında bir parça Mecusi ateşi... Başında bir Maruni şalı... Belinde bir Mani palaskası... Ayağında iskarpin... Biraz uyumsuz gibiydi amma olsun. Ne çıkar. Kendisi de bir mitra katırlısıydı zaten.
3/:
Bense şimdilik içiyordum anasını satıyım. O da içiyordu ve o bir vulgardı zannımca. Kanlı vulgar savaşçı telaşlıydı nedendir ve nicedir ve biraz da Bulgar’dı harbiden. Arada bir ah eiyordu. Geniş omuzlarından kayan buz mavisi bir heyelandı. Laci harmanisinin yakasından tutup yerden yere çalıyordu. Ya da boynuna yani terli ensesine doğru çekiştiriyordu bir kazak atlısının dizginlerini. Kazak süvarisi ise üşüyen ellerini tekrar tekrar koynuna sokuyordu acı içinde. Ve bu gece yontup yontup buzlarını aslına meydan okuyordu. Galiba içeri korkunç bir İvan giriyordu. Bense şimdilik içiyordum anasını satıyım.
***
'Lan barba seni severim bilirsin,
İkiletme şu garip ozanı da doldur ne olur?
Has şıradan olsun imbiğinden damıttığın şarabın,
Yaramaz itin ölümü ise o şaraptan,
Atın ölümü arpadan olsun denir ya,
En iyisi şeytan suyundan...'
***
Böyle bir rivayet bizimkisi de işte,
Ya da henüz yazılan yalancı bir hikayet,
Ya da şaha şikayet...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:02
Yatağına Sığmayan Aslan Aşka Nasıl Sığsın?
Apostol'la Doksan Beşinci Sayfa Tarihçesi

1/:
Şehbenderim,
Şahbaz şahım,
Şahım, şahbazım...
Sanadır yazılanların tümü şehinşahım,
2/:
Ölümcül bir çığlık olsun isterim kimi zaman,
Şiirimden göğe ağan yürek yangını.
Serseri sevdayı ve çıldırmışlığı gürlesin yerden göğe,
Ebedi yaşayan bir merdimeydan misali,
Zülfikar suretli beyitlerimin çatal dili,
Dudağında hırs olsun yüreğime düştüğüm her dipnot,
Ak gözlerine kan otursun koşuşan nazarların,
Kadim tutkusu onun kafiyeye çivili,
Gönlü avucuna sığmasın manzum hislerin,
Ve veznimin cengaveri dağlar burcunda gece yarısı kurdu,
Ve yatağına sığmayan aslan gazele sığsın.
3/:
Kabulse eğer mirzadem,
Geçelim mi tarihi Yozgati’ye kayar gibi?
Böyle bir hikayet benimkisi de işte boyutların en karanlığında. Yakın ve uzak tarihin ikilemi besbelliydi. Ve bir papa bilmem kaçıncı Pirus'un kefeni gibiydi süfli sayfalar. Karalar, aka tebdil oluyordu erbabınca. Kanımca tarih temizliği vardı buralarda. Bense üfürülen savaş alanlarının tozlarını bürünmüş bir haldeydim. Yüreğim elimde. Elim cöngümde... Ve bir izbe meyhanedeydim. Gitmeliydim bu lamöskkatedrale'den. Ama... 'Nereye ve nasıl olursa olsun gitmelisin.' diye yazıyordu bana yolladığı hesap pusulasının ardında Heredot tarihçisi. Amacı şarap günlüğünü kendisi tutmaktı. Apostol: 'Yağma yok.' diyordu. Bu söz Vandalları tedirgin ediyordu.
***
Bütün zamanların üzerine basarız da,
Bir gazel yazmanın üstesinden gelemeyiz nedense şahım,
Bu hal ne kadar üzer tenimizi bilirsin.
Yüreği şaraba vurmanın nedenini sorarsan,
İşte bu haldir aşk ehlinin yaşamındaki rampa:
Ve koro halinde: 'Lan barba ikiletme de doldur,”
Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...'
Derse aşık, ozan ve şiir yazıcıları mirzam,
Şaşırma...
Isırmayız, tehlikesiziz, kendi halimizde...
Ardından kevser içmeye geçeriz,
Ve tabii ki ufak ufak gazel yazmaya...
Çünkü şiir burada tek teskiniyettir.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:02
Yine Kar Yağıyor Baharın Ayağına
Apostol'la Otuz Beşinci Sayfaya İlave


1/:
Bu kadim gerçekle,
Aşk kere aşk ne dört ne de dört yüz eder.
Ne feveran ettirici yüz yüze gelmek vay!
Sen de yoksun artık şahım diyarı ebcette,
Ne tarih düşülür koygun dumanlı bacaların altında,
Yağan ilk kara dair,
Ne de ilk terleyen bıyık gibi,
İlk kez vurulan kalp üstüne çayırlık türküler yakılır.
Bil ki yokluğundan beri seni sayıklar dağlar...
Ağlar analar,
Kız oğlan kızlar...
***
Bense her şeye rağmen,
Yazdır veya kıştır demeden...
Yürüyorum sonbaharlı şiirin netameli sınırlarında,
Ayağıma sıvanıyor yalnızlığın doğurduğu babasız hüzün.
Şarkılara çizgi çekiyor bir aşk vurgunu,
Bil ki yokluğundan beri seni sayıklar dağlar...
Çizgi çizgi yağmurlar damlıyor yalnız çatılara,
Ah! Yine karlar yağıyor ilk baharın ayaklarına...
Ve haydutlar sarıyor yollarını sevdakeşlerin,
Saymadın biliyorum kendine vurduğun hançerlerini,
Ah! Yine karlar yağıyor ilk baharın ayaklarına...
2/:
Ah!
Dedim ya ta derinden,
Dudaklarıma esrik sözler bulaştı aniden,
Uzak ama yeni şarkılar karıştı duygularıma,
Ah! Yine karlar yağıyor ilk baharın ayaklarına...
Anlamsız oyunlar oynamak hederidir zamanın,
Bil ki yokluğundan beri seni sayıklar dağlar...
Tam yüz yılı devirdi bir tarih iç çekerek,
Ve esrik şarkılar söylendi 'sen sen...' diyerek,
Ah! Yine karlar yağıyor ilk baharın ayaklarına...
3/:
Ah!
Dedim ya ta derinden,
Yine bildik bir yerlerde ağladı unutulmuşlar,
Hatırlananlar ise soluk bir suretin derkenarıdırlar.
İşte bunlar yeter yiğide mirzam,
Nah şurasından demet demet doğranmak için.
Şiirdir dost ve sağ olsun beyit başına bütün şiir yazıcıları,
Ki tutup kaldırırlar cehennemden kalbimizi,
Ancak ruhumuzu alırlar istemeden.
Ama hızlanalım bu uzun yolda,
ünkü müşahhas hıza eş değilse mücerret sevda şahım,
Bize kendi sahramza kalp üstü düşmek kalır...
***
Ah!
Yine karlar yağıyor ilk baharın ayaklarına...
Bedenimizi el alıyor, yüreğimizi yel...
Kuru kovan misali bir yoksul klan olup kalıyor bedenimiz,
Yamaçlardan merhameti terk eden çığlar yuvarlanıyor,
Aşklar ve yoksul avcılar üzerine..
Bil ki yokluğundan beri seni sayıklıyor bu dağlar...
Şiir tutup kaldırıyor yerden bizi ancak ruhumzu alıyor.
Ah! Yine karlar yağıyor,
Issız yüreklere ve ilk baharın zavallı ayaklarına...

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:03
Yüreğimizi Biz Bedevîler Yurdunda Yitirdik
Apostol'la Elli Sekizinci Sayfanın Derkenarı

1/:
Sihir anında sisli çıralar yanar,
Anar sevdamızı uzak illerin Harut'u,
Marut'sa iade eder meta simyayı sahibine.
Yani yar illeri yine som sevdaya kesilir,
Ve söner ışığı aysız gecelerde atık rüyaların,
Unutulan anıların,
Gölgesi vurur flu bulutlara,
Dirilmenin arefesinde yürek atışlarıyla.
2/:
Bir kervandır kader be mirzam...
Bir öksürür, bir yürür.
Deveci başı kendi kendine türkü yakar,
İnce yollar arar beynine mecnun,
Zamanı soğuran dilsiz izansız çöllerde dolanarak,
Biz ise kendimizi ararız soluk pusulalarla,
Kutup yıldızının mahçup gecelerde perdelendiğinde.
Yani yar illeri yine som sevdaya kesilir,
Ve söner ışığı gözün zifir ilinde,
Ve aysız gecelerinde yarsız rüyaların...
3/:
Sivri yüreğimizin kıraç eteklerinde deniz feneri,
Bize düşen tek iz olur aynamızda.
Hangi yayla ve ovadadır bilemeyiz yitik sevilerimiz,
Bulamayız sisli omuzlarını,
Flu anılarımıza oturan kaf ve küf dağlarının.
Yüreğimizi bedevîlerin yurdunda yitirdiğimiz doğrudur,
Ve onların kıvrık hançerleri kın bilir döşümüzü,
Ve leylalar akan kanımızda aranır mecnunlarını,
Tutsak düşer bedenimiz çarnaçar,
Kıl çadırlar arasındaki yırtıklara,
Yabana salınan hecinler taşır ağıtlarımızı,
Geride salt beynimiz kalır acıları duya duya...
Bir kuyuya daldırılmak kalır fakire,
Sana ise çıkrıktar olmak düşer has bahçelerde.
***
Ama kozmik bir hızdır mirzam,
Mekanaşırı da olsa karşılıklı sevmenin serüveni,
Hıza eş değilse şahım,
Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalır...
Bedenimi el alır, yüreğimi yel...
Şiir tutup kaldırır yerden beni ancak ruhumu alır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:03
Yüreğinin Varoşunda Yaşayan Şair
Apostol'la Elli Beşinci Sayfa Dibacesine İlave

1/:
Ben işte böyleyim şahım,
Bilemem başkalarını ne susarlar şiir estiğinde,
Ne söylerler,
Uzun uzun sustuğunda aydos havaları? ...
Hani sorar ya insan zaman zaman,
Diğer kendine bir tenhada rastladım varsayarak:
Hangi kale dibinde sevmişti yüreğim gölge koygunluğunu,
Ya da hangi seyyarede dercolur kavuşmadan ölenler?
Birinci semada mı?
Yoksa semalardan en kırmızıya çalanda mı?
***
Unutur ya insan çakır taşlı zamanın sur gediğinde,
Yumuşak kalbine tırnağıyla çentik atan her anıyı,
İşte budur şahım nisyan-ı insan...
Ve sen de müsrif rüzgarları unutmalısın yaşamında,
Çünkü kopartır senden utangaç sevdanı bile alır.
Bırakır ya bir uniform yolun orta yerinde,
Bize irisaşırı iklimlerde mor sefirotlar,
Sana ise morötesinde astron doktrinler kalır.
Şiir de dosttur gurbette ezgin yüreğin,
Tutar kaldırır düşeni yerden...
2/:
Gözümdeki morluğu bir aynada,
Yüreğimdeki seğirmeleri metafizik metafor,
Ya da egzotik tuvallerden perspektif sıçraması sanırdım,
Çünkü yumruğuna firavun ketenleri sarmaladım,
Ve şiir ufkundan bizi gözleyen güneşe koydum susuzluğumu...
İşte budur bizim de şahım,
Astro-kozmo dalgaboylarında salınmamızın sırrı,
Gahi endazesiz bir maviyeçalar sevdaya,
Bazen ölçüsüz bir nefrete ramolur kararsız hisler.
Ancak mantık dağarında olmalı her dem aşk adamının,
Çünkü en baba panzehirdir nakarat aşk sokmasına.
3/:
Hani sorar ya insan zaman zaman arada,
Diğer kendine bir tenhada rastladım varsayarak:
Rüzgarların sessizliğinden ürpermek niye?
Ya da sessizliğin gizli nefesinden ürkmek...
Ben böyleyim işte şahım,
Bilemem başkalarını ne, niye ve nasıl susarlar?
Hüzünle yağdığında aşk yağmurları,
Ne söylerler ve nasıl söylerler,
Uzun uzun sustuğunda aydos havaları? ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:03
Zaman ve Siluetler Süner
Apostol'la Yüz Seksen İkinci Sayfa

1/:
Gözdür bu,
Hamarat dolaşır,
Aleyhindeki delillerin bile orta yerinde...
Bu yüzden gülistanda estetik avuç içi kadardır,
Ve her yanı güzellikler kaplamaz şahım.
Dur ve dinle yolun ortasında:
İşte şurada yabancı bir ısırgan ağlamakta...
***
Umarsız şafaklar da yol alır alacakaranlıktır,
Işık beklemek kasıttır ana,
Bu yüzden zaman ilenir menzile,
Ve siluetler süner de süner,
Her mıntıka bir bumerang olur,
Dolanır ekvatoru ve kendine döner.
Sen de dön de bir yol cehenneme bak ey mirzam,
Beklediğin muhitin ateş kesse ne yazar?
Veya görünmese arsız sabah kime ne?
Yeter artık ey beglerbegi beni sürme ölüme,
Gülelim bu yolun buracığında sen ve ben.
Önümüzdeki çiçekli uçuruma gömülelim el ele
Sağımız yar, solumuz nigarlardan geçilmez,
Gündür çavar zatının terekesinin üstüne.
Benimse bedenimi el, yel alır yüreğimi.
Yani en gerisinde bana zamanın,
Grek mermerlerine oyduğum bir kutsal kase,
Ve o çukurluğun içinde ölü kahrımı içmek kalır...
***
Böyle bir hikayetti benimkisi:
Ama hız, hıza eş değilse şahım,
Bana da kendi sahrama diz üstü düşmek kalır...
Bedenimi el alır, yüreğimi yel...
Şiir tutup kaldırır yerden beni ancak ruhumu alır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:03
Zamanın Rahmine Bir Veledizina Düşer
Apostol'la Üçüncü Sayfa

1/:
Şahım,
Dağlar bizi tanırlar ilk düğünümüzden,
Ve ellerini siper eder ya yamaçlar yeşili sakınarak,
Nev bahar yağar ya alnına gündönümünde hani yaylalaların,
Ufuklar nazlı kızlar gibi serpilir on beşinde dolunayın,
Ve zillerini takınıp kalça sallar ya,
Ardından ibrişim lezzetli saçlar taranır ya umuttan taraklarla,
O an işte mirzam,
İştahlı zamanın rahmine bir veledizina düşer,
Ben düşerim kimyanın plastik galerilerine,
Üşüşür bir bir boşalan öksüzler yurdu kucağıma,
Asit yağmurlarından arta kalan boynu bükük damlalar,
Yetimliğin baldıranını döker anıların koynuna,
Yani bana takvim şişelerinde tortulu biryantin düşer.
2/:
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Elbruz'un doruğundan gelirse güler yüzlü kokun ey mirzam,
Hırçın ama eğitilmiş rüzgârlara binmiş olarak,
Sonra ovalar alırsa cazibesini hançeri zirvelerin,
Sana koskoca mülkü acem,
O an bana terkedilmiş, kılıcı kırık kozaklar,
Ve ıssız stepler kalır...
Ne dağ alır aşkımdan artakalan kırıkları,
Ne de kabul eder yaylalar alnımdaki ter obruklarını.
***
Sanmam ki güneş ebediyyen doğacak,
Aydınlığa teşne gecelerimizin ayak ucuna.
Yani mirzam zaman da ölecek belki bir gün,
Sensiz söylemediğim her tümcenin ardından,
Anlıyor musun mirzam suskun dilberlerin dilini,
Şimdi kayan bir yıldız misali o ahular da gitti.
Yani yıllara dolanan takvimlerin kırık yürekleri,
Hünkarını terk etti...
***
Ama hız, hıza eş değilse şahım,
Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalır...
Bedenimi el alır, yüreğimi yel...
Şiir tutup kaldırır yerden beni ancak ruhumu alır.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:04
Zirvelerde Uluyan Kurt Ve Çakallar
Apostol'la Yedi Yüz Birinci Sayfaya Dibace

1/:
Ve ey şiir sever şahoğulları...
Zirvelerde gez de gezer,
Gözde...
Arpacıkta uluyanlarsa kurt ve çakallardır,
Avcının toruna düşmeye görsün.
Ya da bizler bir sevgilinin uzağındaysak mirzam,
Yanarız ve pişeriz cennette bile olsak,
Ve ah vah ederiz hazar deminde bile,
Cepheden kalan yara yeri sahibi bizler.
Can eşiğimiz cehennem ise,
Bitmez tükenmez bir yaşamda dolanırız,
Belki bir gece sorgularız şahsi hatalarımızı,
Suçun sıkleti sabahı uzatır da uzatır.
2/:
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte ey ehli vatan,
Sayın ki herhangi bir tarihte ve bir izbe meyhanede yazılan,
Ve sunulmak için şahlar şahına altın ülkede:
Geçelim mi ilk pasajına bu günün? Dünün savaşlarını hepten unutmuştuk. Aşmıştık bir başka boyuta. Her dem olduğunca içeri kara ve kırmızı yüzlü şeytanlarla doluydu. Herkes kendini içiyordu. Kimi günahlarının acılığını... Kimi bal tadındaki sevaplarını. Yani herkes aşkını.
***
Usulca, 'Lan Barba,” demdeyim ben de;
“Haydi canım ikiletme de doldur şu şiir kupasını! ”
“Yetmez mi evlat? ” diye soruyor barba,
Mora’dan isyan eder gibi kaldırıp komitacılığını.
Bense bu gece dibine kadar tiranım,
Sapına kadar Tepedelenli Arif paşa:
“Dedim ya ikiletme.
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan,
Sek şiir kalır bana da...'
Olsun. Ne çıkar anasını satıyım?
***
Ey şiir ve aşk ve isyan sever eloğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi de işte,
Aşk ve ölüm ve som şiir üstüne son anın son nefesinde,
Yazmaz böylesi ne aşk-ı memnu’da ne de mesnevide de...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:04
Apostol'la Altmış Dört Bin Sayfa … Giriş
1/:
Bing Bang'daydı zaman,
Onu doldurdum ışık örgülü kaseme...
Kadehime doldurduğum sayın ki sizdiniz...
Yavru tarihi, sahtiyan bir yağmurluk gibi bürünmüş ve asırlardır uyuklayan o köhne ve kendi kendine yeten ve eski bir aşka ve aykırı şiirlere hamile bir meyhanedeydim milatların ilkinde. İçiyordum altmış dört bin sayfa tutan birikimimi kahverengi, yani it sütü rengindeki kadehimin dibinden. İçiyordum anasını satıyım. Yaşadıklarım eşkenar olmayan eşaçı bir üçgendi hepi topu ya da üçgen bile değildi de ben efkar sanıyordum boğulduğum şah denizini. Yani şiir klanının şahı yine her zamanki gibi salt ipektendi. Ve çifte su verilmişti. Masifti. Ve alçakça bir çukurdaydı anılarının kısrağına binmiş olarak. Ve katran balçıklı gururdandı. Bense bir sokak kancığı gibiydim. Yaltaktım varsıllığı kendinden menkul zibidi anılarıma ne yazık ki.
Bedenimi el aldı.
Yel aldı yüreğimi.
Ol sebepten içiyordum anasını satıyım.
'Lan Barba ikiletme de doldur
Şıradan olsun itin ölümü
.
Atın ölümü şeytan suyundan...'
2/:
Bing Bang'dan sonra da seni doldurdum...
İçtim anasını satıyım.
Suna suna içtim,
İçtim kana kana...
Yani kanaya kanaya...
***
Kezzablar pirine gelince...
Müseyleme swingırı kenarındaydı şah denizinin. Pundumu kolluyordu gözünün çengelinden. Habil'di ilk giren urbasını sürüyerekten meyhaneye. Yani gururun yerle bir olduğu kapıdan içeri. Kandı sızan sanırım başındaki vadiden. Vandallar kafa kafaya vermişlerdi meyhanenin ya da memleketin ücra bir kasaba masasında Kabil'in ilk vukuatını konuşuyorlardı. Bense birinci notumu düşüyordum kucağımdaki yüreğime şiir sanarak. İblis ezoterik bir düşünceye binmişti. Keten liflerinden çoraplar örüyordu bin bir ölçekli. Bu aralar Serendip adası uğunuyordu diz üstü çökmüş. Mevki-i Cidde savruluyordu asit rüzgarlarında.
Burası son meyhane...
Korunaklı demler diyarı,
Noktanın konduğu alem yarınlara...
Bu durumda gel de içme:
'Lan Barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Atın ölümü şeytan suyundan...' diyerek...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:04
1/:
Sıyır geceyi sırların cidarından lan Cemal
Bilmez misin kurtların kışın uluduğunu
Leyla'nın mecnun diye kudurduğunu
İşte onun için can kokar zemzem
Misk öküzü can kokar...
1a/:
Lan Cemal aç o sağır kulağını.
Ve beni dinle…
Varsa içimizde acımasızca boğuşan bir hayvan. Yavan bir tarih sayfasında kılıçdarız demektir. Tırmık tırmık akan kan oluklarını buz gibi Fırat sanmadayız. Yani aldanmadayız. Ve üzerinde kara gecenin giydiği barani aslında hünerli ellerimizin ürünüdür Şiraz dokumalarında. Her kokuşmadan kefir sağılmaz. Tenha dağ başlarında boşuna ulur kurtlar. Talaş ve taş, toz ve toprak üçleminde kalmanın zorluğunu bilen var mı sizin cenahta, söyle lan Cemal. Yapayalnız olmuşluğumuzdur aslında delirten beni ve kavmi nisayı. Seni ise bölünmüş mevsimler üşütür. Ve onu... O mu kim? Anla işte. Zemzeme ve mis öküzüne gelince lan Cemal. Bizim atımız işlemez Demirkazık Derbendinde.
Var git yoluna.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:04
2/:
Sıyır geceyi beyninin cidarından lan Cemal
Bilmiyorsan öğren ki bilgelerden
Sade giyilir kahveler kapkara mırra ülkesinde
Kaşlarının arası aşk iksiri ile dağlanmış sakiler
Bir bir doldurur acı deyişlere acıkan develerini
Onun için gül kokar yalnız adamı çölün
Misk öküzü can kokar...
2a/:
Lan Cemal aç kulağını ve dinle beni.
Kendini anlatan acılı bir mırra türküsü gibidir muhariplerin türkü çığırması. Bağırması ise Hayber’de merdi meydandır. O mırra ki bidayette arafın ayak izi idi. Ondan ötürü beynimiz köpür köpür ve paramparçadır nişangahta. Kalbimiz ise bin yapraklı bir yonca gibi ayazda kalmış ve titremekte ise yan buna işte. Bu gidişten hayır umma. Bekleme gat yaprağı çiğnemiş sakilerini diyar-ı Sana'nın. 'Ve sarmalamışken hepimiz seni ey sevda, bırakma bizi tan atana kadar.' demişsin duydum. Sorma gayrı gerisini. Kulağımız deliktir bizimde lan Cemal. Ya da okudum tarihi gılmani'de. Sayfa on sekizde. Bizimse dalga dalga gelen sevme duygusunu bir dalga kıran gibi durdurmakta korkumuz. Basmışken bağrımıza bir dağ emsali küçük gözlü bir sevgiliyi bağ kovuğunda. Ve uluyan kamyonların sivri korkusu sinerken motorin kokusuyla şakağımıza... Mırralara ve mis öküzüne gelince lan Cemal. Bizim atımız işlemez her daim arkadan ve sinsice cenbiyelerle vuran kozaklar diyarında.
Var git yoluna.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:20
4/:
Sıyır geceyi ruhunun cidarından lan Cemal
Eğil gayya kuyusuna yol alan sesini dinle
Kulak ver ve öğren kır saçlı rahiplerden
Dinlediğin ana rahmindeki türkülerindir
İnanmasan da her gece ikiye bölünür ay
Ondandır gecelerin ter kokması
O yüzden İblis ağlamakla gülmek arasıdır
Bakar bin çift göz melul, vadi koyaklarına
Misk öküzü can kokar...
4a/:
Lan Cemal aç kulağının tıkanan güzergahını.
Bil ki bu gün cehennemi yaşıyor içimizdeki her zerre. Kaç kerre derilir mahşer bilir misin? Kaç kere deprenir dabbe? Eğer son ise bu derilmesi, yanma dünyada kalanlarına lan keriz. Yani dehrin sonundayız biz. Dokunuyoruz, aslında yanı başımızda cennet. Ama ellerimiz bağlanmış, kolumuz kördüğüm toprağın cidarına. Şu anda nokta içre mahpus şairleriz hepimiz. Bir ilerler iki gerileriz. Esamamiz okunuyorsa üç yüz on sekizinci ortasında ocağ-ı yeniçerinin. Onun için misk öküzü can kokar. Ayın ikiye bölünmesine gelince lan Cemal. Senin atın işlemez diyar-ı peygamberide.
Var git yoluna sahtekar.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:20
Bizim Robotun Öyküsü
1/:
Ben demirden robotum,
Gözlüğümse camdandır,
Dünyalı dayım olur,
Uzaylılar amcamdır.
2/:
Doğdum bir hurdalıkta,
Vücudum pense izi,
Bilinmedi değerim,
Terk ediyorum sizi.
3/:
Pasaportum cebimde,
Ver elini masalcı,
Metal tahta oturdum,
Başımda kral tacı.
123/:
Bu bir masal tekeridir şiirin arkasından. Kaf dağı ile Kaf çölünün arasından yekinir. Var varadan geçer. Sür süreden koşa gelir. Bilir bütün tarihini ülkesinin. Herkesin dilindedir. Adı masal masal manikidir. Ya da masal masal matitas... Onu görür bir hal olur mutfakta. Rafta bir kıpırdanma... Yalpalanma tel dolapta... Kalaylanır bakır taslar. Paslar kalmaz, ne kaşık, ne çatalda.
***
Tan atanda ülkede, sallanır bir kutlu el. Kaf dağında bir güzel. Alıverir nazikçe şehzade selamını. Sürer çıkar masaldan sürerek kervanını. Günler biter. Yol bitmez. Kervancı başı susuz. Uykusuz develer aç, zavallı merkepler açık... Kuyuya bir taş atmış, bir olup on üç kaçık. Su der inler yolcular. Potuklar ağlaşırlar. Üzülür bizim sultan kız bu duruma tabii ki. Öyle ki kapamış gözlerini. Çevresine bakamaz. Kervancı başı düşmüş kuyuya, uğraşır da çıkamaz. Bir ebabil halsizdir. Pır pır eder uçamaz.
***
Koşar gelir şehzade. Elinde demir asa... Demirden ayakkabı... Ancak kesilir birden, koştuğu yol aniden. Şehzadenin önünde kocaman bir altın kapı. O kapıyı açamaz. Kapının ardında kırk gözlü köprü. O köprüden geçemez. Kalır oracıkta öylece. Bence geri dönmeli. Neden mi? Çünkü duyulur bu durum. Anında tüm ülkede. Hatta sarayda bile. Anası hasta yatar, düşer yorgan döşeğe. Babası acı çeker, kıvrılıp bir köşede.
***
Şehzade ise altın kapının önünde. Başı ellerinde. Olanları bir yana, olacakları karşıya koyar. Günlerce kafayı yorar. Halini, ahvalini fikir kantarıyla tartar. Sonra haykırır dört bir yana: Yetiş Keloğlan kurtar.
***
İki bir dedirmeden atla gelir bizim kel. Bakar ki örtük bir altın kapı... On okkalık gümüşten altın kapının sapı... Beklemez atar el... Ardından da bir omuz... Kapı olur tuzla buz... Sorar padişahın oğluna: Biz bu kızı neyleyelim? Söyle masalını dinleyelim. Masala gelir sıra. Bir varmışla başlanır. Bir yokmuşla sürer yol. Dol kara bakır dol...
***
Masaldır bunun adı. Dinlemekle çıkar tadı...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:20
Ağlayan Öksüz Yıldız
1/:
Küçük yıldız uzaktan,
Kayıvermiş masala,
Çevredeki tuzaktan,
Sönecekmiş az kala.
2/:
Masalın koca devi,
Yıldızı tutup sevmiş,
Başkaymış onun nev'i,
İyi kalpli bir devmiş.
3/:
Demiş ki küçük yıldız:
'Sevdim seni dev amca.'
Saçları ışıktan kız,
Ermiş kutsal amaca...
123a/:
'Bir varmış ile var olalım mı?
Kovalım mı bir yokmuşu,
Yerine biz konalım mı? ...
'Evet' ise kaldırın başı.
'Hayır' ise yanıtınız indirin kaşı.
Burası tekerleme pazarı.
Yanındaki pasaj ise masal dolu bir çarşı.
Çarşıdan alalım bir masalı,
Ceketi kırk bin düğmeli.
Kafasındaki şapkası kırk yamalı.
Dinleyelim keloğlanı:
Bir uzak mekanda, bir öksüz yıldız varmış,
Köşeleri sivri sivri, ışığı fener kadarmış.
Evvel zamanın birinde...
Annesi onu doğururken patlamış
Ve bir kızıl dev olmuş, Kaf dağını boylamış.
Babası serseri çıkmış, kaldırımlarda dolanmış
Sonra takıp ardına uzun kuyruğunu,
Başıboş bir şekilde uzayı gezmeye dalmış.
Durumu uzaktan izleyen,
Ve pek üzülen bir beyaz cüce,
Gelip yanına öksüz yıldızı yanına almış
Anne kadar şefkatli, baba gibi koruyanmış.
Ağlayan öksüz yıldızcığın,
Ağzına güneşi vermiş, 'Emsin.' diye.
Altına minik bir yörünge sermiş,
'Gönlünce dönsün.' diye...
Eski bir masala başlamış,
'Dinlesin ve sevinsin.' diye...
Masal kuşlarını biz de salalım mı?
Usulca masalların deryasına dalalım mı? ...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:20
Aksırır Esir Oğlan
1/:
Bir prens uyur bin yıl,
Padişah zindanında,
'Yıkıl ey zindan yıkıl! '
'Boğul kendi kanında.'
2/:
Kanlı şah doğrulunca,
Oturduğu tahtından,
Tutsak bey uyanınca,
Nezle olur kahrından.
3/:
Aksırır esir oğlan,
Yıkılır tüm duvarlar,
Zalim beyi tahtından,
Mazlum halkı yuvarlar.
123a/:
Bir varmışsa, bir de yokmuş...
Belirsiz bir mekan içinde,
Henüz zaman yok iken,
Köşesiz bir yıldız varmış.
Seke seke dönerken bizim yıldız,
Dantel dantel tekerleme ören bir kız karşı çıkmış.
Demiş ki kız:
'Yanımdan gider misin? '
Yıldız durup beklemiş.
Hiç hareket etmemiş.
Bu duruma kızan kız öyle bir bakmış ki yıldıza...
Kırılmış bizimkinin tam belinden kaşığı,
Ortalığa saçılmış kristalden ışığı.
123b/:
Kız, saçılan ışıkları toplamış çiçek diye,
Vermiş, oralardaki bir nineye hediye.
Nine bir masal çıkarmış bohçasından,
İzin alıp kocasından...
Tane tane anlatmış oradakilere.
Ya buradakilere? ...
123c/:
Biz de örgücü kızdan izin alalım mı?
Masalların tatlı sulu denizine dalalım mı? ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:21
Anka Konar Padişahın Tacına
1/:
Bir masal el değdirmez,
İstiflenmiş sözüne,
Isıtır yürekleri,
'Püf! ' deyince közüne.
2/
Ateş olur 'bir varmış.'
Sarmalar yürekleri,
'Bir yokmuş' duman olur,
Bulut sarar gökleri.
3/:
Üç elma düşer üstten,
Çocukların başına,
Zümrüdü anka konar,
Padişahlar tacına...
123a/:
Bir varmış, bir yokmuş...
'Evvel' bir şişede demleniyormuş,
'Sonra' annesinin karnında,
'Şimdi'ye bakıp imreniyormuş.
Önce, şimdi ve sonra birer prens;
Babaları ise bir kralmış.
Kralın adı zaman...
Zamanın önünde kocaman bir harman;
Evvel, sonra ve şimdiyi dövüyor,
Ve tane tane ayırıyormuş kozmik bir başaktan.
Az ötede bir dev değirmeni,
Dönüp dönüp bizim prensleri öğütüyormuş.
O sırada ağzı kalabalık bir nine,
Bin çuval masal getirmiş oraya.
Çuvalındakini dökmüş değirmenin içine,
Siz dinleyip neşelenin diye.
1b/:
Değirmenden bir çuval masal da biz alalım mı?
Hayaller dünyasına dalalım mı? ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:21
en Masallar Çocuğuyum
1/:
Ben masal çocuğuyum,
Gözümde güldür açan,
Masalcı boncuğuyum,
Takar beni Keloğlan.
2/:
Ben masal çocuğuyum,
Şah ayağında çorap,
Türabım çöl tabanında
Dev çizmesi koncuyum.
3/:
Ben masal çocuğuyum,
Bilmecenin ilkiyim,
Masalda yer döşesi,
Tekerleme sonuyum.
4/:
Ben masal çocuğuyum,
Saklanırım kuyuya,
Uzuneşeğe binerim,
En iyi oyuncuyum.
1234a/:
Bir ben varmışım, bir yokmuşum ben.
Masaldır bu, ya da bu hayaldir demeden...

Varmışım varadan, sürmüşüm süreden.
Mor Manisa'dan, yeşil Tire'den...

Şimdi ise buradan çıkmışım suyun yüzüne.
Bir karabatak kuşu misali sayın ki
Bir kıvrık gagalı doğanım belki...
***

Sağı solu haşlayarak,
Arkayı önü karışlayarak,
Görünmüş keleş oğlan o sırada,
Bakın işte şimdi burada...
Gelmiş sarımsak ağacını taşlayarak...
Gülmüş kereviz haşlayarak...
Başına pıtrak tacı takıp kral kesilmiş.
Ne eksilmiş, ne de artmış prestiji aslında.
Bir dev sanmış kendini Kaf dağında.
Ama gel de anlat Allah'ın keline.
Eline almış kocaman bir teker.
Her mesleğe girip çıkmış birer ikişer:
Kalaycı olmuş kalaylamış kapları.
Hep kırılmış kazanların sapları.
Müezzin olup çıkmış bir minareye.
Yarı yerde unutmuş güzelim ezanı,
Ezan bir yöne, kendisi başka yöne...
Uzayda ışıkçı başı olmuş.
Yakmış güneşi sabahları.
İş bitip akşam olunca,
Unutmuş yanan ışıkları.
Söndürmeyi akıl edememiş.
Kapkara islendirmiş zamanı.
Yargıç olup kurulmuş mahkemeye.
Davası olan herkesin yıkmış hatırını.
Birer ikişer göndermiş hapishaneye.
Oradan atlamış kesim haneye.
Pastaneye, postaneye derken...
Korkarım yolu düşecek bir gün...
Çok korktuğu hastaneye...
Onu bunu bırakıp bir yana,
Başlayalım mı bir yarasa masalına? ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:21
Yazdan Kalan Bir Parça Aşk
Apostol'la Yetmiş Dokuzuncu Sayfa Dibacesi

1/:
Platonik bir sakiye muhtacım,
Kadehime doldurduğumsa bulutlardan süzülen,
Yağmur gibi kozmik bir mersiye...
Ve vakti demdeyim,
Ufaktan ufaktan yani usul usul ve içrek...
Yaralarımın üzerine kurduğum şiir köprülerinden geçerek,
Yol alıyorum çok uzaklardaki Sidre’ye doğru.
Ora ki yolun sonu,
Yani hepler boyutundan hiçler yurduna,
Kurduna kuşuna kurban olduğumuz arzdan,
Yazdan kalan bir parça zaman ve aşk,
Uzaklardan artan birkaç metre karelik mekan götürebilsek,
Tamam...
Çünkü zaman ancak kendinden ürer,
Mekansa örneğini doğurur biteviye,
Geriye sürekli gitmek kalır,
İleriye hep ileriye...
2/:
Ve ey şiir sever karacaoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi de. Tarihi, bir Kıpti kefiyesi gibi bürünmüş bir meyhanedeydim ya hani. İçeri loştu. Sakinler bir hoştu. Ucuz it öldüren kokusu silme... Bense yüreğimi almıştım elime. İçiyordum bir. Yazıyordum iki...
3/:
Ve ey şiir ve kız sever Koptoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de bir piramit gölgesinde yazılan.
Meyhanenin kapısı aralanıyordu o an. Akşamın alaca karanlığında, beyazlar içindeki firavun ikinci Ramses kayar gibi dışarı çıkıyordu veya giriyordu içeri. Cümle ebu Simbelliler uğultu halinde yana açılıyordu. Nefertiti yanında üryan anadan. Kadanadan büyük bir kıçı arkasında. Orasında burasında ısırık izleri. Bizleri şöyle bir süzüyorlar Kıpti tarzıyla. “Vurun! ” diyordu Ram gidisi en firavun ağzıyla. Sonrasını hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda tezgaha yatırılmıştım. Apos başımda...
***
Esrik bir jargonla ve eğerek dudaklarımı,
Çaresiz 'Lan Barba demedeydim, ikiletme de doldursana be! ”
Barbacık, “Ücreti? ” diyecek oluyor yarım ağız,
Yağız bir şiir parçası çıkarıyorum ıslık cebinden kefenimin,
Seninkinin dimağı duruyor.
O sanıyor ki Karacaoğlanı tanımam ben.
Oysa ki halamoğlu olur kendisi.
Devamla, “Zıvanadan çıkartan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...' diyorum.
Ne çıkar? Bu gece de böyle olsun,
Karacanın bize himmeti...
***
Ve ey şiir ve aşk sever Daraoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte,
Başımı sert şiire,
Yüreğimi taşlara vuruyordum,
Çünkü eyvahlarımın çokluğu karşısında,
İnanın şaşkına dönüyordum...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:21
Beş Köşe, On Beş Şişe
1/:
Dalmış kocaman devler,
Masaldaki barışa,
Aldırmazmış zalimler,
Acılı yakarışa.
2/:
Yetişir imdadıma,
Gökten düşen üç elma,
Buluttaki yırtığa,
Masallar olur yama.
3/:
Yedikçe bir 'Oh! ' deyin,
Elmalar sihirlidir,
Çekirdeği de yiyin,
Onlar ilâç gibidir...
123a/:
Bir vardı, bir yoktu derken...
Ben zamansız bir yıldızdım.
Beş köşem, on beş şişem vardı.
Her köşeme bir isim verdim.
Ve her şişeme bir cisim koydum.
Şu köşem yaz köşesiydi, bu köşem boz köşesiydi,
Ortada duran şey ise gemi şişesiydi.
Gemi bu, 'Gerekirse benzinsiz de olur.
Ama asla denizsiz olmaz.' diyerekten,
Şişenin içine tuzlu deniz suyu koyaraktan,
Başladım teknemi 'Taka tuka! ' yüzdürmeye.
Azar azar yüzdürdüm,
Uzar uzar yüzdürdüm;
Tastamam altı ay,
İki de son güz yüzdürdüm.
Bir de ardıma baktım ki, ne görsem iyi?
Kendi postumu da yüzdürmüşüm.
Kalın ve kara kaşlı bir yaşlı nine,
Atıp postumu bir başka yıldızın üstüne,
Nakışlı bir kilim gibi yaydı yere.
Sonra bu yaygının üzerine geçip bağdaş kurdu gerine gerine.
Ardından başladı sihirli öyküsüne...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:21
Bir Dakika Düşünme Payımız
1/:
Gökten bir elma düşse,
O da senin başına.
'Hört! ' diye ben çıkıversem,
Boş arsada karşına...
1a/:
'Ne edersin?
De bakalım bana Ali Can.
Göz atıp aşağıdaki şıklara.
Bir dakika sana düşünme payı,
Örnek ol çocuklara...
a.Hiç, yemeye devam ederim.
b.Al sen de ye, derim.
c.Hemen oradan giderim.
d.Ya da bunların hiçbiri...'
2/:
Gökten iki elma düşse,
Biri senin başına.
'Pat! ' diye bir aç çıksa,
Elmayı yerken karşına...
2a/:
'Ne edersin?
De bakalım bana Veli Can.
Göz atıp aşağıdaki şıklara.
Bir dakika sana düşünme payı,
Örnek ol çocuklara...
a.Hiç, yemeye devam ederim.
b.Al sen de ye, derim.
c.Hemen oradan giderim.
d.Ya da bunların hiçbiri...'
3/:
Gökten üç elma düşse,
Biri senin başına.
'Çatt! ' diye dilenci çıksa,
Yan sokakta karşına...
3a/:
'Ne edersin?
De bakalım bana Suna Can.
Göz atıp aşağıdaki şıklara.
Bir dakika sana düşünme payı,
Örnek ol çocuklara...
a.Hiç, yemeye devam ederim.
b.Al sen de ye, derim.
c.Hemen oradan giderim.
d.Ya da bunların hiçbiri...'
3/:
Gökten üç bin elma düşse,
Bini senin başına.
'Pırt! ' diye çocuklar çıksa,
Mahallede karşına...
3a/:
'Ne edersin?
De bakalım ey insan.
Göz atıp aşağıdaki şıklara.
Bir dakika sana düşünme payı,
Örnek ol çocuklara...
a.Hiç, yemeye devam ederim.
b.Al sen de ye, derim.
c.Hemen oradan giderim.
d.Ya da bunların hiçbiri...'
123b/:
'Bir varmış, bir yokmuş bidayette...
Başlamış şanlı bir düğün.
Sürmüş uçsuz bucaksız göklerde.
Gezegenlerde pür telaş.
Yıldızlarsa pür neşe.
Tatlı yalancı ninemin anlattığı masal bu ya.
Bir deli kocaman bir taş atarmış kör kuyuya.
Davul çalarmış sürmeli Süreyya: Dan dan dan!
Gezegenler zurna öttürürlermiş durmadan, oturmadan.
Çorum! dan halay getirtip tespih gibi çekerlermiş yıldızlar.
Halaya katılırmış enişteler, baldızlar...
Sonra yer sofrasına otururlarmış birer birer.
Uzayın afacan çocukları yani gök taşları.
Ve yıldız kızlar ile gezegenden oğlanlar,
Her gece lacivert bir lengerden
Doyana kadar kaşık kaşık masal yerlermiş...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:22
Bir Varmış'a İftira Etmişler
1/:
Eteğini öpelim,
Barışsever sultanın,
Varalım kanadında,
Kaf dağına ankanın.
2/:
Bizler masal oğluyuz,
Ezberimiz söz dolu,
Kralın sağ koluyuz,
Biliriz doğru yolu.
3/:
Kral, prens, prenses,
Bakarlar ağzımıza,
Başlayınca özlü ses,
Gün doğar sazımıza.
123a/:
Bir varmış bizim diyarda.
Bir başka diyarda bir yokmuş.
Bir var iken yok olan haramiler,
Yalandan bir diyara gitmişler.
Bir varmışa iftira etmişler
Uzayı dolduran kızıl devler.
Var olduğu hâlde 'Bir yokmuş.' demişler.
Bir varmış çok kızıp buna,
Evlenmiş bir başka Varmış'la.
Kısa zamanda 'bir varmışlar' çoğalmışlar,
Bir Varmış olmuş Bin Varmış.
123b/:
Duruma üzülmüş kızıl devlerin kralı.
Yanağından kan damlarken az önce,
Çok geçmeden al rengi solmuş.
Sizinki olmuş mu bir beyaz cüce?
Varmışlara savaş açmış kendince.
Takmış eline bir çelik kanca,
Diğer eline bolat tabanca almış...
Gözüne de siyah bir bant takmış.
Amacı kara korsan olmakmış.
Durumu gören masallar koşmuş imdada.
Kara korsanı kapamışlar zindana.
123c/:
Biz de haşlayıp taşlayalım mı?
Hayatın masalına başlayalım mı?


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:22
Bir Varmış'ın Bir Oğlu Olmuş
1/:
Masal ektim tarlama,
Uzun kış gecesinde,
'-mış, -miş' sürdüm yarama,
Sözün her hecesinde.
2/:
Masal sözü sihirmiş,
Kapıların önünde,
Para dediğin kirmiş,
Kralların elinde.
3/:
Uzun etme masalcı,
Sözünü süz de söyle,
Masalın neden acı,
Yakar dilleri böyle?
4/:
Bize soylu söz gerek,
Sevmeyiz zulümkârı,
Baklava dilimleyerek,
Söyle şu masalları...
1234a/:
Bir Varmış'ın bir oğlu olmuş.
Oğlunun adını annesi, 'Masal Oğlan' koymuş.
Beğenmemiş bu adı bilge ninesi:
'Saman Kalburu' olsun, demiş.
Onu da aksi dedesi hoşlanmamış.
1234b/:
Her kafadan bir ses,
Her ağızdan bir nefes çıkmış.
'Eski Hamam' olsun demiş kimi.
Kimi de 'Cin Ciridi'
Yok 'Tellâl Deve' olmalı,
Yok 'Berber Pire' olmalı derken,
Annesi hiçbirini beğenmeyip
Takvim yapraklarının tılsımlı ülkesine
Yeni ve güzel bir isim bulmaya giderken
Yolda tek başına gezinen bir masala rastlamış.
Masal onunla tanışmak istemiş, sormuş adını.
'Bir Varmış.' demiş anne.
Masal eklemiş 'Bir yokmuş.' diye.
Anne, oğluna bir ad bulmanın sevinciyle
İzinin üstüne dönüp evine gitmiş.
Oğluna 'Bir Yokmuş' adını koymuş.
1234c/:
Biz de gidelim mi Kaf dağındaki eve?
Ve bir masal anlattıralım mı oradaki koca deve? ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:22
Cinlerin Düğününde Bir Prens
1/:
Bir prens keklik olmuş,
Uçmuş saraydan bir gün,
Aradığını bulmuş,
Bulduğuysa bir düğün.
2/:
Cinlerin düğününde,
Bizim prens davetli,
Bu günse tam günüymüş,
Yemekler sütlü, etli.
3/:
Yedikçe şişmiş prens,
Tüm sofrayı sömürmüş,
Duyulmuş acı bir ses,
Prens size ömürmüş.
123a/:
Bir varmış burada, bir yokmuş nerede?
Soralım bir bilene...
Evvel zamansız bir masalda,
Hiç kimsesiz bir yer varmış.
Adına hiç kimse denilen herkes,
Orada tekerleme avındaymış.
Günlerden bir gün boynuzlu bir tekerleme,
'İmdat! ' diye acı acı bağırmış.
Ay tekerlekli savaş arabasının sürücüsüne el etmiş.
Yardımına çağırmış alel acele.
O arabanın masal şaklatan arabacısı,
Koşturmuş arabasını yeni doğan aya doğru.
Oraya gelince başlamış masalına.
Böylece avcıların elinde tutsak olan,
Zavallı tekerlemeyi kurtarmış...
Haydi biz de ocakta tekerleme haşlayalım.
Geçin dedenin yamacıma da masala başlayalım...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:22
Deliyorum Uzayın Duvarını
1/:
Uçan halının biri,
Haşarı mı haşarı,
Sallar saçaklarını,
Çıkıp köşkten dışarı.
2/:
Uçmuş Kaf ile küfe,
Dağda kırk katlı bir ev.
Açınca ilk kapıyı,
Önüne çıkmış kör dev.
3/:
Dev uzatmış elini,
Yolmuş salkım saçağı,
Doğramış tüylerini,
Çekip koca bıçağı.
4/:
Halı altta, dev üstte,
Başlamışlar kavgaya.
Düşmüş bir kuyuya dev,
Halı kaçmış uzaya.
5/:
Kaçıp kurtulan halı,
Kondu benim dalıma,
Bindim hemen üstüne,
Böyle devam yoluma...
6/:
Uçan halı altımda,
Benim onun pilotu.
Bin bir tat damağımda,
Sayın ki ölmez otu.
7/:
Ver elini ak yıldız
Ülkene geliyorum,
Devleri tepeleyip,
Uzayı deliyorum.
1234567a/:
'Bir var ise kime ne?
Bana ne bir yok ise?
Çekemem kimsenin nazını.
Çalamam bozuk masalın sazını.
Yani benim işim başımdan aşkın.
Bir gün uzayda gezerken şaşkın şaşkın.
Demiştiler 'Hoş geldin gezgin abdal...
Bundan böyle burda kal.
Verelim, sana bir kaşı hilâl.'
'He olur.' demiştim bu öneriye.
Bir kılavuz bizi etmişti nikah.
Kızın zülüfü tel, kaşı simsiyah...
'Ay! ' der yatar. 'Vay! ' der kalkar.
Böylesi evler yıkar, canlar yakar.
Bir hatır, iki hatır...
Kızmıştım sonunda.
Varmıştım ve çatmıştım kılavuza:
Demiştim ki: 'Nasıl kıydın bana? '
'Ne yaptım ki sana? ' demişti kılavuz amca.
Başında külah olan bir çeri, atılmıştı ileri.
Elleri bir kalkmıştı yukarı, bir aşağı inmişti.
Bense acı ile: 'Yandım anam! ' demiştim.
Fırlamış ve kaçmıştım derin uzaya.
Ah ah! Beni kurtarmıştı Allah.
Duman çökmüştü karşıki dağın başına.
Kan bulaşmış bir kere avcıların dişine.
Herkes düşmüş ben Keloğlan'ın peşine...
En iyisi ara vermek bu oyuna.
Ulaşmak tekerlemenin sonuna.'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:24
Demir Prens Eridi
1/:
Evvel zaman içinde,
Bir demir prens varmış,
Boyu korkunç biçimde,
Masal dağı kadarmış.
2/:
Demir prensin saçı,
Aratmazmış telleri,
Belki milyonmuş yaşı,
Say ki dirgen elleri.
3/:
Bir gün prensin yolu,
Düşmüş döküm haneye,
Yumşamış eli, kolu,
Girmeden içeriye.
4/:
'Ne oluyor? ' demeden,
Demir prens erimiş,
Bu dünya zulüm eden,
Beyleri toz edermiş...
1234a/:
Bir varmış, bir daha varmış...
Zamanın en dar boğazında tam dokuz düğüm varmış.
Her düğümde bir kınalı horoz öter,
Yıldızları kaldırırmış derin uykudan.
Gecelerden karanlık mı karanlık bir gece,
Horozların yedinci ötüşünde,
Uykucu bir yıldız uykusundan uyanamamış.
Ve sıcacık yatağında uyumuş kalmış.
1234b/:
Onun boş kalan yörüngesini beyaz cüceler çalmış.
Yörüngeyi götürüp satmışlar bir kamyoncuya.
Kamyoncu dizmiş katarını, varmış çarşıya.
Üçe vermiş hâlini, beşe satmış hatırını.
Hatırcı kentin ortasına bir dükkân açmış,
Raflara yığmış gül gibi hatırları.
Hâl ise yüklemiş uzun kulaklı katırları.
1234c/:
Az gitmiş azar azar, uz gitmiş uzar uzar.
Varmış üç yüz haneli yoksul bir köye.
Orada bulmuş yaşlı bir masalcı nine.
Hatırları etmiş nineye hediye.
Sermayeyi yüklemiş kara kediye.
'Bir varmış, bir yokmuş.' diye anlatmış masalını.
Kaf dağına çırpmış tüm tasasını...
1234d/:
Biz de katırlara binelim mi?
Masal ovasına inelim mi?
Çırpalım mı bütün tasamızı?
Masallarla dolduralım mı kasamızı? ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:24
Dinle Bizi Elmacı
1/:

'Bir varmış,' diyen biri,
'Bir yokmuş'u bilmezmiş,
Eteğindeki kiri,
Nedense hiç görmezmiş.
2/:
Kral olsa yürümez,
İleriye gitmezmiş,
Çoban olsa görünmez,
Beş koyunu gütmezmiş.
3/:
İşte böyle birisi,
Dadanmış masallara,
Devlerin en irisi,
Bey olmuş zindanlara.
4/:
İlk önce atmış Kel'i,
Ardından mazlumları,
Alışmış sonra eli,
5/:
Oğlanları, kızları.
Olan olmuş sonunda,
Yer bitmiş zindanlarda,
Dev boğulmuş kanında,
Yok olmuş masallarda.
6/:
Üç elma düşmüş bize,
İsterdik üç yüz milyar,
Yetmez hiç birimize,
İsteriz dünya kadar.
7/:
Dinle bizi elmacı,
Dök gökten sandık sandık,
Koca elma ağacı,
Elmacıdan usandık.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:24
Dört Köşeli Prens
1/:
Bir prens ki dört köşe,
Her köşesi bir yana,
Karışırsa her işe,
Sürgün olur zindana.
2/:
Zindan zifirden kara,
Olur prense zehir,
Her tarafı bir yara,
Kan akar nehir nehir.
3/:
Zümrüdü anka kuşu,
İner Kaf'tan aşağı,
Kafasında bir poşu,
Gizler onu yaşmağı.
4/:
Kapar prensi bu kuş,
Zindan kalır geride,
Bin gün süren bir uçuş,
Ver elini ay dede...
1234a/:
Bir varmış, bir yokmuş...
Geçmiş zamanın birinde yalnız kalan bir yıldız
Hüngür hüngür ağlamaya başlamış:
'Harda hurda, ışığı yedirdim kurda...
Altmış tarla aydınlığı yedim karnım doymadı.
Uzayı çorba yaptım,
Güneşi kepçe ettim,
Yedim yedim yüzüm gülmedi,
İçtim içtim köşelerim gerilmedi.
Koca Jüpiter kazan kazan yağ olsa,
Orta boylu Mars külek külek bal olsa,
Karnımın bir tarafını doldurmaz.
Ya bir kaz dolması,
Ya bir ördek kızartması olsa.
O zaman doyarım işte,
Çocuklar daha çok beklemesin diye
Salarım ışığımı dünyanın en uzak köşesine.'
1b/:
Bizim lokantacı Selahattin amca,
Duyar da durur mı yıldızın ağıt sesini?
Daldırmış kepçesini bakırdan tenceresine.
Boşaltmış artan kazı ve ördeği uzayın penceresine.
Geçmiş zamanın birinde yalnız kalan bir yıldız,
Hangır hangır gülmeye başlamış, doyunca karnı.
Hemen yakmış kozmik lambasını...
Germiş yayını.
Işıktan oklar fırlatmış dünyaya.
Her yer ışığa kesmiş.
Masalcı nine oturmuş ışığın altına,
Bir masala daha başlamış...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:25
Genç Gezgin Işık
1/:
Üç bacaklı bir cüce,
Boz atına binerek,
Erişmiş büyük güce,
Boz aygır kişneyerek.
2/:
Atın eyeri altın,
Dizginiyse gümüşten,
Hazineleri tartsan,
Vazgeçmez bu gidişten.
3/:
Toynağından kalkan toz,
Bulutlar yapa yapa,
Kaf dağına varmış boz,
Devlere atmış sopa...
123a/:
Bir varmış, bir yokmuş...
Evvelin evvelindeyken,
Zaman henüz kuluçkadaymış.
Mekan ise onun altında yumurtaymış.
Genç bir gezgin olan ışık,
'Tık tık tık! ' diyerekten,
Çalmış kapısını uzay sarayının.
123b/:
Tılsımlı kapıyı bir rüzgâr açmış.
Rüzgâr da rüzgârmış hani:
Gerdanında yetmiş iki tane siyah beni,
Giysilerinde ise mavi uzay deseni varmış.
Işık demiş rüzgâra:
'Beni de al içeri.'
Rüzgâr demiş ışığa:
'Annem duyar alamam.'
Işık demiş rüzgâra:
'Annen de kim senin? '
Rüzgâr demiş ışığa:
'Annem tekin değildir,
Babamsa Kaf gezegeninde bir hekimdir.
Her kim içeri girerse, annem kumaş diye keser;
Babamsa kalbi, dalağı ve böbreği hasta diye biçer.'
Işık çok korkmuş, hemen oradan kaçmış,
Meğerse yüzyıllardır kaçışı ondanmış.
123c/:
Biz de kaçmayalım mı uzaklara?
Bir masal anlatalım mı çocuklara? ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:25
Gizli Uzay Kitabı
1/:

Bura 'yaz' köşesiymiş,
Bu köşe 'naz' köşesi,
Delidolu Keloğlan,
Masalların tek sesi...
2/:
Uçuşmak yıldızların,
Biricik keyfi imiş,
Onu peri kızların,
İzlemek neşesi imiş.
3/:
Sirenlerin elinde,
Gizli uzay kitabı,
Zeki olan anlarmış,
Ondaki öz hitabı.
4/:
Masalların ciltleri,
Atarmış sayfa sayfa,
Kırarmış kilitleri,
Binlerce korsan, tayfa.
5/:
Düşermiş patır patır,
Elmalar bu evrene,
Bir masal anlatırmış,
Merakla dinleyene:
12345a/:
'Bir varmış, bin bir yokmuş...
Sipsivri köşeli ve neşeli güneşin biri,
Her sabah ışık ışık saçılırmış elleri.
Kaf gezegenindeki her kovuğa dalarmış.
Gözleri yanardağ olan devleri yakalarmış.
Bir çırpıda yakarmış çok ileri gidenleri.
Ve kaparmış orada bin bir geceden beri,
Saklı olan içi zebercet dolu hazine sandığını.
Kimse kazanamazmış onun kazandığını.
Çıkarırmış hazinedeki altın başlı çivileri.
Sonra eline gümüş saplı çekici geçirirmiş.
Vururmuş gökyüzünü titreten sınırsız bir güçle.
'Bismillah,' der başlarmış işe.
Mavi atlasın tavanına çivileri çakarmış bir bir.
Amanın bu ne gurur, ne kibir? ...
Eh artık olacak o kadar.
Mavi tavanda bu kadar yıldız var.
Kim koydu oraya onları dersiniz?
Siz de kibirlenirsiniz.
Her akşam çaksanız o altın çivileri.
Sevindirseniz bizleri.
Haydi bu gün de sevinelim.
Bir masalın bahçesine girelim...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:25
Gurbetteki Gezegen
1/:
Bin bir varmış, bir yokmuş...
Kral kendi beşiğini,
Sallarken tıngır mıngır,
Bir sandık altın bulmuş.
2/:
'Tıngır, mıngır' seslere,
Bizim sultan çok kızmış:
'Bu gürültü ne? ' diye
Öfke ile bağırmış.
3/:
Yedi belâlı devi,
Huzuruna çağırmış:
Ona verip şeşberi,
'Git sustur şunu.' demiş.
4/:
O, çok hızlı bir devmiş,
Kralı almış tasa,
'Gürültü etme,' demiş.
'Sultan kızacak yoksa! '
5/:
Kralı oracıkta,
'Tıngır, mıngır' haşlamış,
Bir köşe bulup ocakta,
Masalına başlamış...
12345a/:
'Bir varmış ise,
Yüz bir yokmuş alemde...
Evvel evvel iken...
Yani güneş kainatta tek iken...
Işık takviminin yıllarının urgan gibi boylu olduğu,
Yıldızların kabadayılar gibi horozlanıp uzay harmanında,
Çıkartıp ışın tabancasını acımadan birbirini vurduğu,
Tılsımlı bir zamanda sarışın bir yıldız varmış.
Lepiska saçları seriliymiş uzayın boşluğuna.
Bakmayın onun sarhoşluğuna.
Gurbetteki bir gezgin gezegene sevdalıymış.
Babasının sarayında bir eli aydınlıktaymış.
Bir eli ışık ilinde...
Yani bolluk ve bereket içinde yaşarmış.
Yediği önünde anıda bitermiş.
Yemediği ardında altı ay beklermiş.
Takım oluştururmuş beş, altı, yedi köşeli nedimeleriyle.
Çevrede dolanan şehzadelere el sallarmış.
Yatıp uyumadan önce engin masallara dalarmış...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
21-05-08, 18:25
günceLLenecEk;)

LinкØѕєя
21-05-08, 18:44
Adamın kalemine sağlık.
Teşekkürler Kardeşim;)

Sisli Kimlik
23-05-08, 16:54
Kaf Dağının Kör Devi
1/:
Açılmış hayal evi,
Girmiş köse içeri,
Kaf dağının kör devi,
Çekilmiş geri geri.
2/:
Bir gün bu dev de korkar,
Şu aciz Keloğlan'dan,
Uzun uğraştan bıkar,
Kaçar gider kavgadan.
3/:
Kel başa şimşir tarak,
Gerekir gün gelende,
Masala tat katarak,
Tekerle sözü sen de...
123a/:
Bir varmış ise, bir de yokmuş sayılmış.
Tutunmuşlar çocuklar ankanın kanadına.
Kaf dağından aşağı kızak kaymışlar.
Ulaşmışlar masalların köşelerine...
Yaz köşesinde temmuz ayı duruyor,
Kış köşesinde ocak ayı soğuktan kuduruyormuş.
Orta yerde bizim Ali dayı oturuyormuş.
123b/:
Temmuz yakmış tandırını,
Ocak ayı yüklenmiş kamburunu.
Bu hâlleriyle Ali dayıya dünyayı dar etmişler.
Dayı dayanamamış,
Almış eline kırk delikli borusunu,
Meydana çıkarmış karısını.
Biri tıngır tıngır çalmış,
Öteki şıkır şıkır oynamış.
O sırada yakınlardan geçen dört köşe yıldızlar,
Dayanamamışlar bu hengameyi görünce.
Köşelerini büke büke,
Işıklarını döke döke,
Onlar da Ali dayının oyununa katılmışlar.
Bir curcuna ki sormayın gitsin.
Dostu patlatmış, düşmanı çatlatmış.
1d/:
Bizim masalcı dedemiz ne etsin?
O da bir köşede masalını anlatmış...
Biz de kestaneleri çatlatalım mı?
Ve mısırları patlatalım mı?
Kendi masalımızı anlatalım mı? ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 16:54
Kandım Cinin Sözüne
1/:
Keloğlan olmak için,
Düştüm kentin yoluna,
Çıktı karşıma bir cin,
Giriverdi koluma.
2/:
Dedi, 'Nereye ey ins? '
'Götüreyim anında.'
Bu cin bir başka cins,
Dolaşıyor kanımda.
3/:
Dedim, 'Olayım bir Kel.'
'Kolay.' dedi cin amca,
'Önce bizim ile gel.'
'Eriş büyük amaca.'
4/:
Kandım cinin sözüne,
Yolu terse döndürdüm,

Düştüm yalan peşine,
Yaşamımı söndürdüm.
1234a/:
Zaten bir varmış handa.
Bir daha olmuş yabanda.
Etmiş bin bir masal girişi.
Bin bir karanlık gecenin sonunda,
Bin bir güzel insan toplanmış,
Bin bir demir kapının önünde.
İnsanların her birinin elinde,
Tam bin bir altın anahtar varmış.
Şunu denemişler olmamış,
Bunu denemişler uymamış.

1234b/:
O sırada çıkagelmiş bir koca dev.
Omuz atmış her kapıya.
Ortada ne kapı kalmış ne ev.
Zarar vermiş her yapıya.
Bin bir insan bu hâle çok üzülmüş.
Onları teselli için bir yaşlı nine,
Bir masal anlatmış olsun diye hediye.
1234c/:
Biz de hediyeleşelim mi?
Bir masala girişelim mi? ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 16:54
Karanlığın Foyası Çıkar
1/:
Bir varmış, bin bir varmış...
Zamanın bir yerinde,
Dokunan masallarmış,
Yıldızlar kiliminde.
2/:
Padişahlar saraya,
Döşemişler kilimi,
Masallar ıslatmışlar,
Dünyanın iklimini.
3/:
Gök kuşağının kızı,
Boyamış çiçekleri,
Dinleyin şu yıldızı,
Ne imiş diyecekleri:
123a/:
'Bir varmış ise eğer...
Bin bir de varmış bir zamanlar.
Bakarlarmış ağzına masalların çocuklar.
Develer geveze tellâl iken pazarlarda...
Pireler de yalın ayakmış,
Diken batarmış ayaklarına...
Yıldızlar ışık satarmış uzayın pazarında.
Işığın kilosu ucuz, gramı pahalıymış.
Aydınlık tüccarlarının hepsi de alaylıymış.
Ama bakır terazileri gümüş gibi kalaylıymış.
Sivri sivri uçları altından kamalıymış.
Ay dedenin yırtığı atlasla yamalıymış..
Kalaylı terazilerden yansır imiş ışıklar.
Geceleri yıldız türküleri yakar imiş aşıklar.
Göz kamaştıran ışığın da gücü sınırlıymış.
Yetmiyormuş karanlık geceyi aydınlatmaya.
Ve geceleri çocuklara oyunları tattırmaya.
Çünkü gece ananın koyu karanlıkmış gözleri.
Sözleri ise tepeleme korku doluymuş.
Ancak gerçek değilmiş bu karalık aslında.
Yanında kocaman bir boya kutusu taşırmış.
Yani ürkütücü gece siyahla boyalıymış.
Doğrusu sahteymiş onun yazmasının oyası.
Bir masalı duyunca solar imiş foyası.
Haydi biz de geceyi masalla dolduralım,
Şu sahte karanlığın foyasını solduralım...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 16:54
Köşesi Olmayan Yıldız
1/:
Buluvermiş hazine,
Bir masalda bir oğlan,
Hazineden bize ne?
Onu bulan Keloğlan.
2/:
Kapmış sandığı cüce,
İnmiş yerin altına,
Yenilmiş sarı güce,
Bakakalmış altına.
3/:
Yer altı padişahı,
Hazineye el atmış,
Satın almış bin şahı,
Kendi mülküne katmış.
123a/:
'Bir' varmış ama henüz yokmuş 'iki'.
Sonsuza kadar olmayacakmış belki.
Ancak köşesi olmayan bir topak yıldız,
Bir tılsımlı aynaya bakmış uzun uzun.
Sonra demiş ki:
'Neden benim köşem yok peki? '
'Köşesiz yıldız olur mu ki? '
123b/:
Yıldızın hüzünlü şikayetini işiten 'Bir'
Köşeleri sıfır olan bu yıldıza acımış.
Onun çevresine iki tane köşe takmış.
Sonra geri geri çekilip işine bakmış.
Doğrusu ya kendi de beğenmemiş yaptığını.
Köşe sayısını hemen üçe çıkarmış.
Böylece 'bir' varken bir de' iki' olmuş,
Derken iki çıkmış 'üç' köşeye.
123c/:
Yıldızlar sıraya girerek:
'Biz de isteriz biz de.' diyerek,
Çoğaltmışlar sayıyı dörde, beşe.
Alemde bir eğlence, bir neşe...
Sonra sıra gelmiş kız kardeşimiz güneşe.
Güneş başlamış bir ışığı bol masala.
Yıldızları döndüre döndüre anlatmasını sürdürmüş.
Masal o kadar uzunmuş ki hâlâ anlatmaya devam ediyormuş.
123d/:
Biz de efsunsuz lâmbayı söndürelim mi?
Kendi masalımızın tılsımını dillendirelim mi?


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 16:54
Lacivert Lengerde Pilav Aşı
1/:
Develer tellâl iken,
Güneş ışık satarmış.
Gündüzleri çalışır
Geceleri yatarmış.
2/:
Tüccarın tartıları,
Bazen yanlış tartarmış,
Kırılmış yıldızları,
Sağlamlara katarmış.
3/:
Bir dev ananın gözü,
Karanlık mı karanlık,
Masalda yüzlerce yıl,
Sanırsınız bir anlık.
4/:
Ama gerçek değilmiş
Bu çok uzun zamanlar.
Takvimi sündürürmüş
Lastik gibi dızmanlar...
1234a/:
'Bir varmış iken...
On bin yokmuş meydanda...
Zaman zaman aralığında...
uzay zamanın içindeymiş.
Devir rengarenk masal devriymiş.
Kızıl gözlü devler, sakalı beyaz cüceler
ve sarışın yıldızlar bir arada yaşarmış.
Yıldızlar aslında bir uzaylı kralın nazlı kızlarıymış.
Kızıl gözlü oğul devler, yıldız kızlara vurulunca,
Baba devler Kaf gezegeninden kalkarlarmış hışımla.
Işıktan kralın yıldız kızlarına dünür giderlermiş.
Meğerse elleri ışıkla kınalı sarışın kızlar,
Uzun boylu Jüpiter oğlana yangınlarmış.
Gözleri nurla sürmeli on köşeli gelinler ise,
Geniş kuşaklı Satürn beye vurgunlarmış.
Bu yüzden her gece göz süzer, el ederlermiş.
Bunun üzerine dünürcü devler kovulurlarmış uzaydan.
Çıkmak yasaklanırmış onlara Kaf dağından dışarıya.
Bunu duyarmış masalcı ninenin biri.
Elleri masal kiri...
Atlarmış süpürgesine.
Girermiş masal gezeğeninin yörüngesine.
Bulduğu masalları toplarmış cümlesini.
Masalsız koymazmış kış gecelerini...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 16:55
Masal Kasa İçinde
1/:
Terazisi düz tartar,
Masal satan tacirin,
Bin masalı doldurur,
Çekirdeği incirin.
1a/:
Bir derlerim masalı, bir satarım çarşıda,
Keloğlan çalar birini, geçer güler karşıda...
2/:
Sapla saman karışır,
Terazinin gözünde,
Tacir demir kertiği,
Yalan yoktur sözünde.
2a/:
Soylusun oğlan soylusun, kavaktan daha boylusun
Hemen yeme masalımı, bekle biraz soğusun...
3/:
İşte masal dükkanı,
Gülen narı geçince,
Ortada ağlayan nar,
Masal kasa içinde.
3a/:
Haydi koşun alıcılar, geldi masal oyunu,
Masal kasa içinde, göründü kasanın sonu...
123b/:
Bir varken, bir daha olmuş...
Akşamlardan bir akşam...
Ülkelerden bir ülkede...
Tabii ki bir zamanlardan bir zamanda...
Çocuklar çıkmışlar harmana.
Oynamışlar karanlık basana kadar.
Ancak oyun bu...
Doyulur mu tadına?
Fakat ortalık da karanlık...
Kör köre diyor ki cırt gözüne,
Al parmağımı dürt gözüne.
Yukarıda mavi gök var.
O çok şefkatli biriymiş.
Sayın ki bir ana kadar.
Gök duyunca çocukların arzusunu.
Salı vermiş ortalık yere.
On yüz binlerce sarışın yavrusunu.
'Yıldız doğdu.' dermiş çocuklar aşağıdan bir yerden
Mesela Edirne'den, Van'dan, Aydın'dan ve Kayseri'den...
Oysa yıldızın biri anasından doğarken,
Bir diğeri akarmış sular seller misali.
Bakarmış ona el ele sevgililer.
Bu gece onlar deliler gibiler...
Bir dilek geçermiş yüreklerinden ılık ılık
Arkada bir kalabalık: 'Amin! ' çekermiş.
'Büyüsünler de masal dinlesinler.' diye
Murat dilermiş anneler beşikteki bebelerine.
Nineler ise şimdiden atlarlarmış bir süpürgeye.
Masal turuna çıkarlarmış gökyüzüne...'
Haydi biz de atlayalım elektrikli süpürgemize.
Dalalım masal dolu bir denize...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 16:55
Masala Dalan Çakal
1/:
Akan su masal suyu,
İçer ondan şehzade,
Kaf dağında bir kuyu,
Bal sızar bade bade.
2/:
Devlerin damağında bal,
Dillerinde kuş sütü,
Masala dalan çakal,
Ne mülk koyar, ne de mal.
3/:
Yüzü çilli prenses,
Krem yapar masaldan,
Masal sonunda bir ses,
Ücret ister kraldan.
123a/:
Bir varmış, on bir yokmuş...
Vaktin birinde uzayda ne bir yıldız,
Ne de bir gezegen varmış.
Bir süre sonra yıldız ananın karnı kabarmış.
Birbiri peşi sıra yüz binlerce yıldızcık doğmuş.
Bir anda karanlık uzay pırıl pırıl süslenmiş.
Yıldız ana çocuklarına seslenmiş:
'Koşun, yanıma gelin!
Masallar getirdim size.
Dinleyin de eğlenin onları...' demiş.
Yıldızlar çok sevinmişler.
Ve annelerinin çevresinde dönmeye başlamışlar.
Bakın hâlâ dönüyorlar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 16:55
Masalı Hapseden Paslı Kilit
1/:
Biri var, biri yokmuş...
Milyar insan içinde,
Kimi aç, kimi tokmuş,
Herkes ayrı biçimde.
2/:
Bütün devler uzakta,

Kimi kara, kimi ak,
Keloğlansa tuzakta,
İnsan eti bir tabak.
3/:
Masallar dile gelir,
Söylermiş yalanları,
Çocuklar elma diye,
Toplarmış kalanları.
4/:
Haydi bizde kanalım,
Masalcının diline,
Çıkalım gökyüzüne,
Tutunup sözlerine...
1234a/:
'Bir varmış, bir yokmuş...
Bu köşe 'yaz' köşesiymiş hayal haritasında.
Şu köşe ise 'oku oku yaz' köşesi...
Okumak keyfi imiş vakti bol yıldızların.
Ay dedeninse bayramlık neşesi imiş.
Alırlarmış yumucuk ellerine çocuklar,
Uzayın on yüz bin eserlik kitaplığından,
Kocaman ve kalın kalın deri ciltleri.
Merakla ışılarmış bilyeden gözbebekleri.
Açarlarmış sayfaları ıslatıp parmaklarını.
Kırarlarmış tek tek çemreyip bileklerini,
Gökten miras kalan masalları hapseden,
Paslı ve teknolojisi eskimiş kilitleri.
'Bu da ne? ' derken bizim afacanlar.
Saçılırmış üçer üçer sihirli elmalar evrene.
Sayısız masal anlatırlarmış nineler,
Minderinde uslu uslu oturup dinleyene...
Haydi biz de usluca oturalım minderlere.
Masal anlattıralım bal dudaklı ninelere...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:24
Mekanın Berisindeki Çan
1/:
Bir var ise, bir yokmuş...
Zaman zaman içinde,
Keloğlan henüz yokmuş,
Masalların içinde.
2/:
Uzayın başı belli,
Zamansa sona ermiş,
Al devler, yıldızlara,
Çok kötülük edermiş.
3/:
Eli kızıl kınalı,
Yıldız beyinin kızı,
Artık değil buralı,
Füzeye eştir hızı.
4/:
Kız gönlünü kaptırmış
Kocaman Jüpiter'e,
Jüpiter karşı çıkmış,
Devleri sermiş yere...
1a/:
'Bir varmış, bir yokmuş...
Zamanlardan bir zaman...
Zamanın ötesinde bir an varmış.
Mekanın berisinde ise bir altından çan varmış.
Tınısı bülbül sesiymiş çanın.
Sayın ki tımbırtısı düğünlerde davul zurna sesi.
Tın tın tın vururmuş akşamları.
Gece yarıları olmadan uyuturmuş çocukları.
1b/:
Bütün yıldızlar sabah olunca,
Yataklarına tumba dalarlarmış.
Sabahları çın çın çın vururmuş çan.
Kalkarlarmış yataklarından yıldızlar akşam olunca.
Sönük fenerlerini birer birer yakarlarmış.
Uzaya dökülürlermiş hepsi birden.
Kısa bir yolculuğun ardından menzile ulaşırlarmış.
Çancının başına toplanırlarmış.
'Masal amca masalcı amca...' diye tuttururlarmış.
Bilge çancı, kırmazmış onları.
Tatlı bir masala başlarmış...
Biz de devleri taşlayalım,
Bir masala başlayalım mı?


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:56
Neden Açılmaz Susam?
1/:
Kör harami bir gece,
Ayrılmış kafileden,
Gelmiş ine gizlice,
Kimseye görünmeden.
2/:
'Açıl be susam açıl! '
'Gireyim içeriye.'
'Ben zaten sermayeyi,'
'Yüklemişim kediye.'
3/:
Susam neden açılmaz?
Neden kilitli kapı?
Hazineler saçılmaz,
Sihirli mi bu yapı?
123a/:
Bir varmış, pir varmış.
Dünyada bir de ben varmışım.
Annemden yeni doğmuşum ama o kadar yaşlıymışım ki...
Giysilerimde bin bir desenli yama,
Alnımda bin bir kırışıklık varmış.
Annem bana bakıp şaşırmış:
'Bu da ne ki? ' diye sormuş.
Babam gözlerine inanamamış ve bana:
Çaresiz 'Dede! ' demiş.
123b/:
Tutup elinden babamın, parka oynamaya götürmüşüm.
Anamın saçlarını taramış, tepesine kurdele takmışım.
Sonra dönüp kendime bakmışım, yaptıklarıma şaşmışım.
123c/:
Canım yağlıca bir masal istemiş o sıra.
Bulmuşum orda yaşlı ama bilge bir nine.
Yalvarmışım nineye:
'Bana bir masal anlat...' diye.
Başlamış ağzından bal akıtan nine döşemeye.
Hazır mısınız bizim nineyi dinlemeye?
Haydi öyleyse.
Atlayın ankalara,
Gidiyoruz Kaf dağına...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:56
Rüyasında Bir Peri
1/:
Masalların dilberi,
Uçmuş masal iline,
Bir daha gelmez geri,
Şeker değmiş diline.
2/:
Yediği önünde onun,
Yemediği ardında,
Erdiği mutlu sonun,
Tadı var avurdunda.
3/:
Dilber açmış gözünü,
Dünyaya vermiş selâm,
Yıldızların közünü,
Ateşlemiş vesselâm...
123a/
Bir varmıştan alalım bir tane varı?
'Alalım alalım! '
Verelim mi bir yokmuşa?
'Verelim verelim! '
Eh haydi öyle ise düşelim yola.
Dalalım bir masalcığa, girip kol kola:
Geçmiş zamanların birinde,
Bir yıldız ağlamaya başlamış.
Onun nazı annesineymiş.
Anne, yavrusunun istediğini verseymiş,
Hiç ağlar mıymış sanıyorsunuz?
'Evet,' diyorsanız aldanıyorsunuz.
Peki, yıldızcığın istediği şey neymiş?
'Ne olacak? Şekermiş,' diyorsanız,
Bilin ki bir kez daha aldanıyorsunuz.
Ağlayan yıldız soğumak istiyormuş.
Yani zaman içinde soğuyup gezegen olmak,
Üstünde biz çocukları barındırmak,
Masalcı ninelerden en güzel masalları duymak,
Sonra uzanıp yörüngesine mışıl mışıl uyumak...
Gel zaman...
Git zaman...
Olan olmuş koca uzayda.
Karda kalarak,
Kışta kıyamette kilometrelerce yol alarak,
Sopsoğuk olmuş yavru gezegen.
Onu görenler parmak ısırmış: Vay vay!
Küçüğün adı ne miymiş?
Tabii ki AY...
Haydi biz de naz yapalım ninemize.
Masalın en tatlısını kapalım bu gece...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:56
Salkım Salkım Söğütler
1/:
Zamanın bir yerinde,
Devlerin ilk kardeşi,
Hüzün var kederinde,
Sanki hastanın eşi.
2/:
Gökyüzüne bakarken,
Vurulmuş bir yıldıza.
Her sabah kalkıp erken,
Mektup yazmış o kıza.
3/:
Yazdığı her nameyi,
Bir sandığa koyarmış,
Kimseye göstermeden,
Kainata salarmış.
4/:
Bu sevdanın sonunda,
Uzay sandıkla dolmuş.
Çöpçüler iş bırakmış,
Artık süpürmez olmuş.
5/:
Birkaç zaman sonrası,
Sönmüş yıldızda ışık,
Solmuş uzay sofrası,
Ne aş kalmış, ne kaşık...
12345a/:
Nerede, ne bir varmış,
Bir yokmuş olan ne de nerede? ...
Evvelin öncesinde üzerimizde uzanan uzayda,
Salkım salkım sarkan söğütler büyürmüş.
Günlerden bir gün...
Bir bahçıvan salkım söğütleri görmüş.
Komik bulmuş olacak ki gülmüş ha gülmüş.
Nasıl gülmesin kardeşler?
Salkım söğütlerin narin dallarında
Sarkarmış salkım salkım mor üzümler,
Uzun saplı elmalar, kalın çöplü armutlar...
Elmaları kurtçuklar, armutları büyük ayı yiyormuş.
Küçük ayı telâş içinde dolaşarak ortalıkta:
'Bana yok mu? Yok mu bana? ' diyormuş.
Bir masalcı baba gelip oraya,
Gönlü olsun diye küçük ayının,
Bir elma masalı söylüyormuş...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:56
Sarışın Kız Kardeş Güneş
1/:
Bir varmış, bir de yokmuş...
Zaman, zaman değilken,
Masalın pek çok olduğu,
Mekânlar evvel iken...
2/:
Sultanlar sarayının,
Tıklım tıklım dolduğu,
Kahraman oğulların,
Kavak boylu olduğu...
3/:
Yıldızın kabadayı,
Olarak doğduğu an,
Güneşin külhanbeyi,
Gibi çıktığı zaman...
4/:
Bir yıldızcık varmış,
Uzayın bucağında,
Saçları seriliymiş
Zamanın kucağında.
5/:
Yediği önündeymiş,
Yemediği ardında,
Tam bin batman çekermiş,
Devlerin kantarında.
6/:
Takım oluştururmuş,
Peri nedimesiyle,
Her sözü tutulurmuş,
Bir kere demesiyle.
7/:
Tanyeri ağarınca,
Güneşe el sallarmış.
Daha yatmadan önce,
Masallara dalarmış...
1234567a/:
Bir varmış ile kardeş imiş bir yokmuş
Yokların karnı aç, varların karnı tokmuş.
Evvel evvelden daha evvelken,
Yani sular gökyüzünden şarıl şarıl akarken,
Yıldızlar horul horul uyurmuş yumuşak yataklarında.
Akıllarında ne sabah işe çıkmak varmış,
Ne de çocukların göz bebeklerine batmak...
Sarışın kız kardeş güneşin işi,

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:56
Tozlu Beyin Gelininin Masalı
1/:
Keloğlanım bilir mi?
Yıldızların yerini.
Çağırsalar gelir mi?
Tozlu beyin gelini.
2/:
Gelin de gelin hani,
Dilinde masal tadı,
Bu da oldu mu yani?
Yanlış kararlı kadı.
3/:
Döner Bağdat'tan geri,
Mahkemenin kararı,
Üç kuruştur ederi,
Hamsa sözün ayarı.
123a/:
Bir varmış nerede, nerede?
Bir derede bir yokmuşla su içmede...
Öksüz bir yıldız varmış,
Evvel zamanın bilinmez bir yerinde...
Annesi yaşlanarak patlamış,
Önce bir kızıl dev olmuş.
Sonra beyaz bir cüce...
Daha sonra proton adını almış.
Babasının yalnızlıktan canı sıkılmış.
Kuyruğunu ardına takıp uzayı gezmeye dalmış.
Ortalıkta kalan minik yıldız çok korkmuş.
Oturmuş yörüngesinin başına.
Uzun uzun ağlamış.
Gecelerin en karanlık gecesi,
Yakındaki Kaf dağının cücesi,
Duymuş öksüz yıldızın ağıt sesini.
Heybesini vurup omzuna,
Atlayıp at gibi kullandığı çilli horozuna,
Boylamış küçük öksüzün yörüngesini.
Okşamış onun ışıktan saçlarını, kesmiş sesini.
Ağlayan öksüz kızın ağzına vermiş güneşi.
Ardından başlamış eski bir masala,
'Dingala dingala...'
Öksüz yıldız uzanmış devin kucağına.
Başlamış derin bir uykuya.
Ne dersiniz?
Bu gece masal kuşlarını biz de salalım gökyüzüne,
Bir masal anlattıralım ağzı kuruyan ninemize...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:56
Yağ Satarım, Bal Satarım
1/:
Babam bir doğru tüccar,
Yağ satardı güneşte.
Bu yağla yağlanan yiğit,
Yenilmezdi her güreşte.
1a/:
Külekte yağ satarım, bal satarım kovanda,
Yürek Kaf dağı kadar büyür söylenen her masalda.
2/:
Masallarda satılan yağ,
Benzemez inek yağına.
Keloğlana yeter bir pırt,
Koşar çıkar Kaf dağına.
2a/:
Külekte yağ satarım, bal satarım kovanda,
Yürek dev olur büyür söylenen her masalda.
3/:
Amcam bir dürüst tüccar,
Bal satardı sapsarı.
Bu balla beslenen genç,
İşte olur bir arı.
3a/:
Külekte yağ satarım, bal satarım kovanda,
Yürek yıldızlar kadar büyür söylenen her masalda.
4/:
Masallarda satılan bal,
Benzemez kovan yağına.
Beton döker devlerin,
Vücuttaki hasarına.
4a/:
Külekte yağ satarım, bal satarım kovanda,
Yürek tekerlenir büyür söylenen her masalda.
1234b/:
Bir vakitler bir diyarda...
Biz diyelim Kaf dağında,
Siz deyin mahalledeki boş arsada...
Evvel zamanda, yoksullar handa,
Beyler de villasında yaşarmış.
Ben bu durumu işittim babamdan.
Sıyrıldım abamdan.
Doğrusu ya çok öfkelendim,
Bir hayli söylendim kendi kendime.
Aldım başımı çıktım dışarı.
'Bu kadarı da fazla.' diye diye.
Gıcırdata gıcırdata dişimi,
Görmeyin gidişimi,
Bakmadan sağa sola,
Düştüm kıvrım kıvrım bir yola.
Az gitsem 'Gitmedi,' derler,
Uz gitsem 'Uzun gitti,' derler.
Elin ağzı torba sayılır aslında.
Tutup büzdüm anında.
Edeceğimi kendime ettim
Yani dere, tepe düz gittim,
Çayır çimen geçerek, arpa buğday biçerek,
Soğuk sular içerek, altı ay bir güz gittim.
Yürüdüm yürüdüm, vardım bir bağa.
Daldım bağdaki asmalara,
Bağcılar: 'Vay sen misin dalan? ' diye
Kimi kolumdan tuttu, kimi bacağımdan,
Yüklediler beni sermaye gibi bir kediye
Zoruma gitti bu durum, başladım ağlamaya.
Bağlardaki ağalar ağlamayayım diye
Başladılar bildikleri masalları söylemeye.
Öyle ya masaldır bunun adı,
Yalnız uslu uslu dinlemekle çıkar tadı...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:57
Yedi Canlı Masal Devi
1/:
Boz deve çırak iken,
Ak pire berber imiş,
Tıraşı uzayan diken,
Meğerse yıldız imiş.
2/:
Bıyığı halat olmuş,
Sarkmış yerlere kadar,
Pire usturasını,
Bilemiş kılıç kadar.
3/:
Pire göğe çıkınca,
Başlar tıraş işlemi,
Kırpılan sarı saçlar,
Işıtırmış her yeri.
4/:
Dünyanın oğlu, kızı,
Kuşları, böcekleri,
Dinleyin şu yıldızı,
Ne imiş diyecekleri:
1234a/:
'Bir varmış, bin bir yokmuş...
Bir zamanlar herkes bir hoşmuş...
Sayın ki ben sallarken annemin beşiğini.
Masaldan 'Tıngır mıngır' gürültüler gelirmiş.
Sağır sultan duyunca bu sesleri pek kızmış:
'Bu ne gürültü bre densizler, düzensizler?
Susturun şu köftehoru.' diye bağırmış.
Boru almuş, ünlemiş yedi canlı masal devini.
Derhal huzuruna çağırmış ve demiş ki:
'Git sustur şu kendini bilmez terbiyesizi.
Rahatsız etmesin sarayımızda bizi.'
Yedi canlı masal devi izin alıp anasından,
Yola koyulmuş inip Kaf dağından.
1234b/:
Annemle babamın beşiğini sallıyorken ben.
Ve uykumda tatlı tatlı horluyorken.
Bir sabah çalındı gürgen kapım.
Uyandım derin uykumdan.
Dedim kendi kendime:
'Bu gelen de kim ola ki? '
Kalktım yataktan, açtım, baktım karşıma:
Yedi canlı devmiş gelen kapıma.
Eşikte öyle bir duruşu var ki.
Sayın ki Kaf dağının devi değil gelen.
Dağın kendisi gelmiş ve dikilmiş karşıma.
Aklım başıma gelince uzun bir aradan sonra:
'Peki, neden gelmiş bu adam sabah sabah? '
Diye düşünürken ben böyle.
Dev bir bana baktı, bir de kelime:
'Lütfen gürültü etme kardeş.'
Demesin mi koca kafalı, geniş omuzlu dev bana.
Anaa! Doğrusu ya şaşırdım da şaştım kaldım:
'Meğer bizim yedi canlı azgın dev,
Ne kadar uysal imiş? ' diye geçti içimden.
Ona başka bir şey dedirmeden hemen koştum salona.
Yavaşlattım tıngır mıngırını annemin.
Oturttum bizim yedi canlı devi.
Babamın beşiğinin başına tabii...
Başlattım bir Kaf dağı masalına...'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:57
Yıldız Gözlü Çocuklar
1/:
Zamanın ötesinde,
Asırlık bir an varmış,
Mekanın berisinde,
Altından bir çan varmış.
2/:
Sesi bülbül sesiymiş,
Belirtir zamanları,
Tın tın tın vururmuş,
Belirsiz akşamları.
3/:
Bütün yıldızlar kaçın,
Periler yola dalmış,
Sabahları 'Çın çın çın.'
Güneşleri salarmış,
4/:
Kalkıp Kaf dağlı adam,
Fenerleri yakarmış.
Çalıp zaman çanını,
Bir masala başlarmış...
1234a/:
Bir varmış, bin bir yokmuş...
Gece olunca uyanır ya yıldızlar.
Gündüz olunca uyurlar ya...
Yıldız gözlü çocuklar, üzülmüşler bu şekle.
Günlerden bulutlu bir günde,
Yola çıkmışlar upuzun bir eşekle.
Bulut babaya varıp şikâyet etmişler durumu,
Ellerindeki bin bir imzalı bir dilekçeyle.
Bulut baba dinlemiş ince ince.
Haklı bulmuş onları.
Kendisine bağlı çalışkan bulutları,
Açmış bin gözlü bir pencere perdesi gibi.
Anında belirmiş karşıda uzayın derin dibi.
Bundan böyle gökyüzünde,
Kocaman bir yıldız daha varmış.
Herkes bakakalmış bu güneşe.
Çocuklarda bir neşe, böceklerde bir neşe...
Geleneksel masalına başlamış,
Ağzından bal akan ama yalancı bir nine.'


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:57
Zaman Ana
1/:
'Bir varmış' aha burda,
Başlatıyor masalı,
'Bir yokmuş' kalmış darda,
İşte bundan tasalı.
2/:
Kaldır elini sultan,
Başlat tekerlemeyi,
Davullar vurup 'Dan dan! '
Bitirsin şekerlemeyi.
3/:
Bu masal Kaf dağından,
Gelmiş kuş kanadıyla,
Sultanın sarayından,
Prenses dudağıyla...
123a/:
Bir varmış ile bir yokmuş,
Çıkmışlar yola kol kola.
Ulaşmışlar ulu bir zamanın yanına.
Gün, ay ve yıl takmışlar her yanına...
123b/:
Oysa zaman şimdiye gebeymiş.
Sonranın ise adı, sanı yokmuş henüz.
Evvel ise minicik bir bebekmiş.
Zaman ana, yana yakıla bir kundak arıyormuş.
Sonunda aradığı sıcak ve yeşil mekanı bulmuş.
Bebeğini sarmış sarmalamış ona.
Ama nedense yerini beğenmemiş olacak ki
İki gözü iki çeşme ağlamaya başlamış bebe...
123c/:
O sırada eteğinde ninni taşıyan bir nine ile,
Çuvalı masal dolu bir dede duymuşlar ağıt sesini.
Meraklanıp yola çıkmışlar.
Ve gide gide ağlayan minik bebeye ulaşmışlar.
Başlamışlar tatlı tatlı masala,
İnce ince ninniye...
Bunları dinleyince mışıl mışıl uyumuş bebe.
Çok geçmeden dalmış renkli rüyalar ülkesine.
123d/:
Biz de balıklama dalalım mı?
O ülkeden bir masal alalım mı?
Dinleyene anlatalım mı? ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:57
Zamanın Kız Kardeşi
1/:
Orda var, burda yokmuş...
Belli mi kim kime eş?
Benzer yalnız kendine
On milyar köşeli güneş.
2/:
Her yere ışık saçmış,
Gözleri yanan yıldız,
Bir çırpıda yakarmış,

Yaklaşanı kozmik kız.
3/:

Kızıl devin elleri,
Koca dağlar kadarmış,
Altından çivileri,
Gökyüzüne çakarmış.
4/:
'Yıldız doğdu.' dermiş,
Çocuklar akşam erken,
Bir diğeri akarmış,
Yıldızın, biri doğarken.
5/:
Dilek tutan bir anne,
Bebesine bakarmış,
Ak zülüflü bir nine,
Masal avına çıkarmış...
1a/:
Bir varmışla var olanın rast gelir işi.
İşi olmaz bir yokmuşla var olanın...
Evvelki zamanların birinin kız kardeşi,
Sırılsıklam aşık olmuş bir aynalı yıldıza.
Her sabah mektup yazıp bu kıza,
Kristal bir şişeye koyarmış,
Salarmış aşık olduğu kıza.
Sonunda olan olmuş, uzay şişelerle dolmuş.
Uzay çöplüğünü süpüren çöpçüler iş bırakmış.
Şişelerle kirlenen uzayı süpürmez olmuş.
Süpürülemeyen mavi boşluk doldukça dolmuş.
Kesilmiş önü kapanan yıldızın
Binlerce yıldır yanan ışığı.
Zamanın kız kardeşi,
Saçını başını yolmuş.
Teselli eden olmamış,
Bir türlü bu zavallı aşığı.
Bir masalcık da böylece ermiş sona.
Masalcı baba başka masal anlatsana...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:57
Atladık Kahkaha Atına
1/:
Küt oldu ebe sobe,
Tutmaz oldu dizleri.
Silindi yer yüzünden,
Küçük ayak izleri.
2/:
Çocuklar üzüldüler,
Onun kötü sonuna.
Her biri bir köşede,
Son verdiler oyuna.
3/:
Tüm oyun ebeleri,
Çekildiler kenara.
Benzediler sonunda,
Hepsi ağlayan nara.
4/:
Gülen ayva atladı,
Kahkahalar atına.
Yetiştik çözüm için,
Son çocuk oyununa...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:58
Aymazlığı Sevmez Ay
1/:
Bilirim gök gizini,
Her yıldızda var izim.
Ama asla vermem sır,
Ben kör, sağır, dilsizim.
2/:
Üç maymunu oynarım,
Gizem olunca konu.
Aldattırmam kendimi,
Bilirim her oyunu.
3/:
Göklerde saklı muska,
Yazar ezel ezeli.
İçimizde dolaşır,
Seyyarelerin eli.
4/:
Sezer gökler, kim ne der?
Bilir yazı yazanı.
Tespit eder o anda,
Altta oyun bozanı.
5/:
Sanmayın yıldızları
Birer ışık zembili.
Onların sarışın rengi,
Mavi göğün gözleri.
6/:
Uslu durun, dek durun.
Yapmayın yaramazlık.
Hoşuna gitmez ay'ın,
Yaptığınız aymazlık...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:58
Ben Ağlarım Ayva İle
1/:
Tılsımlı bir bahçe bulup,
Ağlasam mı ayva ile?
Ağaç dalına oturup,
Gülsem mi kızıl narile?
2/:
Ayva öksüzdür anadan,
Ağlaması değil boşa.
Hangi dizler dayanır ki?
Yaşam denen bu yokuşa.
3/:
Nar ise bir sultan kızı,
Atar şen kahkahaları.
O şen şakrak sesiyle,
Çınlatır sarayları.
4/:
Ağlasam ah ayva ile,
Seller basar kuru yeri.
Ya da gülsem al nar ile,
Kırsam demirden çemberi.
5/:
Masaldaki işim bu mu?
Bir ağlamak, bir de gülmek...
Ne ayvayla, ne de narla,
En ortayı bulmak gerek.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:58
Ben Bir Saman Çöpüyüm
1/:
Ben bir saman çöpüyüm,
Altın kalbur içinde.
Belirlerim zamanı,
Her gün başka biçimde.
2/:
Bir çorak tarladaydım,
Çıkageldi bir peri.
Peri öyle bir kız ki,
Işıktandı her yeri.
3/:
Kaldırdı beni yerden,
Soktu kulak ardına.
Kaknüsün kanadında,
Ulaştık Kaf dağına.
4/:
Zaman denen şeritin,
Yırtılmıştı ortası.
İlgiledim yırtığı,
Tamamlandı haftası.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:58
Ben Masallar Perisiyim
1/:
Uzak bir evrende evim,
Ama ırak bağlamaz beni,
Yolları duman ederim,
Hemen yutarım evreni.
1a/:
Hoplar uzaydan peri, kopar dalından çiçek,
Küçük dünyalı bu gece bakalım ne edecek?
2/:
Merhaba mavi dünya,
Masalın kızı geldi,
Dünyalı küçük merhaba,
O kız önünde eğildi.
2a/:
Hoplar uzaydan peri, kopar dalından çiçek,
Küçük dünyalı bu gece sanırım pekçok gülecek?
3/:
Bir gözüm dalar hayale,
Ben masallar perisiyim,
Akar düşe diğer gözüm,
Düş masalı delisiyim.
3a/:
Hoplar uzaydan peri, kopar dalından çiçek,
Küçük dünyalı bu gece bin bir tane düş görecek...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:58
Bir Arpa Boyu Yol
1/:
Buğdaylar sararınca,
Yola çıktı bir oğlan.
Kaf dağına varınca,
Karşıladı Keloğlan.
2/:
Küf dağına yağdı kar,
Üşüdü sakinleri.
Tılsımlı tırpan ile,
Biçtiler ekinleri.
3/:
Zaman bir viraj oldu,
Aktı gitti uzağa.
Boşluğa avcı doldu,
Düştü oğlan tuzağa.
4/:
Masalı yiyen obur,
Yutuverdi takvimi.
Altı aylık bir yolda,
Buldu oğlan kendini.
5/:
Durdu oğlan dört yolda,
Döndü baktı geriye.
Bir arpa boyu yoldu,
Gittiği ileriye.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:59
Cin Ahmet'in Düğünü
1/:
Kuş tüyü yastığıma,
Gömdüm başımı yine.
Gıdıklandı hislerim,
Uçtum cin düğününe.
2/:
Kör cin davul çalmada,
Topal cinse bir gelin,
Bir çığırtkan peri de,
Der: 'Daha çok eğlenin.'
3/:
Uydum peri kızına,
Balığım eğlencede.
Yeni bir türkü buldum,
Duyduğum her hecede.
4/:
Zilli köçek şıngırdak,
Dönmede başım gibi.
Her cinin bir adı var,
Şu da adaşım gibi.
5/:
Dedim ona: 'Cin Ahmet...'
Sevdim bu düğünü ben,
Al beni yatağımdan,
Yarın daha da erken...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:59
Çırp Kanadı Masal Kuşu
1/:
Ay dede bir gecede,
Bin bir menzil yol gider.
Soralım mı sultana,
Bu gidişe neler der?
2/:
Haydi çırp kanadını,
Mor renkli masal kuşu.
Başlat suskun zamanda,
İştahla uçuşunu.
3/:
Sen sen ol sakın durma,
Ay dede volkanına.
Yolu döndür ters yöne,
Güneşin uzağına...
4/:
Bul bir masal tarlası,
İn Başaklar üstüne.
Bin masal koy gecene,
Bin masal gündüzüne.
5/:
Haydi çırp kanadını,
Al renkli masal kuşum.
Bitşin bizim zamanda,
Rüya gibi uçuşun.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:59
Deli Rüzgar Çetelesi
1/:
Severim delileri,
Rüzgar olursa hele.
Uçururum havaya,
Tutmam hiçbir çetele.
2/:
Her rüzgara bir çocuk,
Bindiririm anında.
Vardır biraz delilik,
Her çocuğun kanında.
3/:
Dehlenir deli atlar,
Hep burunun dikine.
Bundan böyle rastlamaz,
Bir rüzgar ötekine.
4/:
Mahmuz tepen çocuğun,
Son sözü 'Hey hey! ' olur.
Her minik bir yıldıza,
Sultan olur, bey olur...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 17:59
Düş Atının Arpası
1/:
Bir atım var ahırda,
Düştür arpası, yemi.
Yaşını hiç sormayın,
Bilir büyük dedemi.
2/:
Dedem de ne kelime?
Dünkü çocuktur daha.
At yüz yıl yaşar gece,
Koy yüz yıl da sabaha.
3/:
Takvimin ardı şura,
Önü ise bir kulaç.
Açınca kanadını,
Bin kanatlı bir turaç.
4/:
Akşam, sabah arası,
Düş gezdirir binlerce.
Kalkmayın yarışmaya,
Rekor ona eğlence...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:00
Esir Oldu Gökyüzü
1/:
Duydum tutsak olmuş gök,
Doyumsuz bir deccala.
Kapatıldığı mahpus,
Şu ünlü kara kal'a.
2/:
Duyunca bu haberi,
Hemen koştum sultana.
Sultan yardım eyledi,
Bindim kara kartala.
3/:
Kartal da kartal hani,
Kanadı ufka değer.
Yazıklar olsun bana,
Başaramazsam eğer.
4/:
Kara kaleye inip,
Emir verdim kartala.
Vurdu kanat kınıyla,
Yol göründü deccala.
5/:
Kapıp göğü kaldırdım,
Tutsak olduğu yerden.
Mavilendi dört bir yan,
Açıldı gece birden...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:00
Hödüğü Bey Yaparlar
1/:
Atın önündeyse ot:
Taş yağar kar yerine,
Göklere sitem olmaz,
Et itin önündeyse...
2/:
Atın önündeyse ot:
Mil çekilir gözlere,
Sözlere değer nazar,
Et itin önündeyse...
3/:
Atın önündeyse ot:
Kopar tespihin ipi,
Tipi vurur herkesi,
Et itin önündeyse...
4/:
Atın önündeyse ot:
Ezer küçük büyüğü,
Hödüğü bey yaparlar,
Et itin önündeyse...
5/:
Atın önündeyse ot:
Kırılır ortadan zaman,
Her an acıya keser,
Et itin önündeyse...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:00
Kanadı Kırık Yıldız
1/:
Neler gelir başına?
Bir yıldız yorulursa...
Avcıya hedef olup,
Kanadı kırılırsa.
2/:
Her kırık akıtırsa,
Altuni yıldız kanı,
'Şıp! ' der damlar burnuna,
Uyandırır yatanı.
3/:
O yatan kişi benim,
Akşam harman yerinde.
Yıldıza yas tutarım,
Her gece düşlerimde.
4/:
Çıkarıp al poşumu,
Sararım köşeleri.
Kırığı tamir edip,
Düzenlerim gökleri.
5/:
Teşekkür eder bana,
Sıra sıra yıldızlar.
Derim sabah olurken:
'Haydi, kışt kışt kışt kızlar! '


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:00
Kırk Birinci Harami
1/:
Uykularımı çaldı,
Kırk birinci harami.
Dedim haydut başına:
'Bu da oldu mu yani? '
2/:
Geceler pazar malum,
Sıralanır tezgahlar.
Başlar akşamdan şenlik,
Renk renk uyku satanlar...
3/:
Üç aşağ, beş yukarı,
Herkes görmüş işini.
Tezgahtarlar ne hin ki,
Bilir has müşterisini.
4/:
Bana kalmamış uyku,
Satın alacak bir tek.
Son bir çarem var artık.
Buldum yerden bir kötek...
5/:
Tutup ağır tokmağı,
Vuruverdim alnıma.
Bayılmışım o anda.
Koymuşlar yatağıma.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:00
Kuşlar Hayalime Kuluçka Yatar
1/:
Çırpınır hışım ile,
Kaf dağında ankalar.
Canlanır zombi devler,
Kaknüsleri yakalar.
2/:
O anka ki gümüştür,
Gözleri ise elmas.
Önünde hazır durur,
Yemle dolu altın tas.
3/:
Simurgun yemi inci
Suyu ise bengidir.
En zayıf anka bile,
Dev beyinin dengidir.
4/:
Şubat gelende anka,
Pis tüylerini atar.
Uzanır hayalime,
Martta kuluçka yatar.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:01
Masalımı Yiyen Obur Bey
1/:
Ortalıkta masallar,
Sakız olur çiğnenir.
Herkes olmuş harami,
Burda kime ne denir?
2/:
Burası dağlar şahı,
Kar boran ve fırtına...
Rasladığın yerde vur,
Abalının sırtına.
3/:
Bilinmez sevap nedir,
Nedir ki haram yemek?
Saygı duyulmaz burda,
Boş bir uğraştır emek.
4/:
Doymak bilmez obur bey,
Masallarımı yiyen.
Kırk gün zindanda yatar,
'Bu masal benim,' diyen.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:01
Ninni Var Annelerden
1/:
Dört bir yanı sel aldı,
Ağlama nazlı bulut.
Kuraklık aylarında,
Dediklerimi unut.
2/:
Şu ferman padişahtan,
Oku, ver kararını.
Nisan ayına sakla,
Gözünde yaşlarını.
3/:
Vezirler: 'Dursun,'dedi,
Alıp divanda karar.
Toprak ememez seni,
Sel olman neye yarar?
4/:
Bak bir masal getirdim,
Dinle de avun gayrı.
Islandı tüm çocuklar,
Oldular hasta sayrı.
5/:
Bilirim bağrın dolu,
Suyun bin bir ton kadar.
Masal kesmezse seni,
Annelerden ninni var.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:01
Sona Ermez Bu Masal
1/:
Bize diyarı kafta,
Yakışır mı masalsızlık?
Her sarayda bir kargaşa,
Affedilmez kararsızlık...
2/:
Vuruluruz dev okuna,
Kararsızsak Kaf dağında.
Sonuna ermez bu masal,
Kavrulur kendi yağında...
12a/:
Ben bir garip Keloğlan'ım
Eşeğimin hem çulu var,
Hem de babasından kalan bir eski palanı.
Ama hoşlanmam ne ak, ne de kara yalanı.
Severim masallardaki her kahramanı.
Bu yüzden çıktım kahraman aramaya,
Maalesef bula bula,
Kendimi buldum...
Haydi siz de dizilin yola,
Kaf dağında kendinizi bulmaya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:01
Sultan Pelit Masalı
1/:
Kaf dağının dülgeri,
Yontar yıldız çırası.
Sultan pelit haksızdır,
Vermez çıra parası.
1a/:
Dur Pelit, dur aman Pelit, bu masal başka masal...
2/:
Dülger bir saray yapar,
Kapı içinde kapı,
Kırk birinci odada,
Kopar rendenin sapı.
2a/:
Dur Pelit, dur aman Pelit, bu masal başka masal;
Otun başında kır at, etin başında ak it...
3/:
Her odada bir sandık,
Kilit üstünde kilit.
Her sandıkta bir güzel,
Vurulur sultan Pelit.
3a/:
Dur Pelit, dur aman Pelit, bu masal başka masal;
Otun başında kır at, etin başında ak it
Her şey uygun kanuna, masalda her şey yasal...
4/:
Dişiyle tırnağıyla,
Açar kilidi dülger.
Ermez murada Pelit,
Kızlar kuş olur gider.
3a/:
Dur Pelit, dur aman Pelit, bu masal başka masal;
Otun başında kır at, etin başında ak it
Her şey uygun kanuna, masalda her şey yasal
Pireler vezir olmuş, sultan olmuş topal bit...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:01
Uçan Halı Aldı Beni
1/:
Düştüm gökkuşağından,
İçine kör kuyunun.
Derininde kayboldum,
Bu geceki uykunun.
2/:
Ne etsem, nasıl etsem?
Ulaşsam ak dünyaya.
Kurtuluş umuduyla,
Seğirttim dört bir yana.
3/:
Çığlığım yankılandı,
Taş duvarda tan tan tan!
Duydu bu imdadımı,
Mısır'da sağır sultan.
4/:
Kaptı, aldı kuyudan,
Nil'in uçan halısı.
Hep tetikte olmakmış,
Uykunun sağlıklısı...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:08
Uzak Düştü Tuzağa
1/:
De bana Cemal dede...
Ne kadar uzak, uzak?
Yakalar mıyım acep?
Uzağa kursam tuzak.
2/:
De bana Cemal dede...
Meraktır bu ya işte,
Ne var şu dağın ardında?
Kaç gün sürer gidişim?
Kuşların kanadında.
3/:
De bana Cemal dede...
Bir mancınık mı kursam?
Atılmak için ufka,
Ben korkmam, sen de korkma,
Değil yüreğim yufka.
4/:
De bana Cemal dede...
Keşfe çıksam ırağı,
Atlasam bir buluta.
Bir yıldızla beraber
Kuyruğu tuta tuta...
5/:
De bana Cemal dede...
Yok mudur hiçbir yolu?
Uzağa taşınmanın.
Çaresini de bu gün,
Yarını yaşamanın.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:08
Yedik Kudret Helvasını
1/:
Akşam olur, gül açar,
Pencereme konan kuş.
Binerim kanadına,
Tüm düzler olur yokuş.
2/:
Bu yolculuk rüyaya,
Gider sultan kızile.
Geçerek yedi göğü,
Dolu dizgin hızile.
3/:
A kuşum ağzı nurlum,
Takıldım oyununa.
Padişah fermanıyla,
Geldik yolun sonuna.
4/:
Burası düş diyarı,
Burda her bir şey mübah.
Yedik kudret helvası,
Dönelim oldu sabah...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:08
Yetmiş Başlı Ejderha
1/:
Bir değil,
İki değil,
Üç değil koca başı...
Kapıştım bir ejderle
Tam yetmiş tane başı...
2/:
Bir değil,
İki değil,
Üç değil uzun yaşı...
Hesaplattım Kaf dağında katibe,
Tam yetmiş binmiş yaşı...
3/:
Bir değil,
İki değil,
Üç değil çatık kaşı...
Sinirden mosmor yüzü,
Nal gibi kızarmış başı...
4/:
Bir değil,
İki değil,
Üç değil arkadaşı...
İndiler saraylarından,
Yetmiş bin arkadaşı...
5/:
Bir değil,
İki değil,
Üç değil kanlı taşı...
Dolu gibi yağdı gökten,
Vuruştuk karşı karşı...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:08
Yürek Adlı Bir Köçek
1/:
Nah şuramda oynaşır,
Yürek adlı bir köçek.
Geldi sürgün ayları,
Ha göçtü, ha göçecek.
2/:
Dokuz ay karanlıkta,
Tuttu gün gün çetele.
Dedi bir usta ebe,
Bir gün ona: 'Gel hele! '
3/:
Ha geldi yürek oğlan,
Ha geldi, ha gelecek.
Döşümün harmanında,
'Tıp tıp tıp...' yürüyecek.
4/:
Keloğlanla arkadaş,
Yaşayacak masalı.
Bir gün çatı saçağı,
Öbür gün ağaç dalı...
5/:
Sonunda yorulacak,
Oyunlar harmanında.
Bir yanında anılar,
Düşler öbür yanında.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:08
1/:
Bizim elin soğuk olur son güz ayları.
Tarlalarda anızlar üç günlük sakal gibi
Buz tuta tuta ellerimiz toplamak bize düşmüştür
Üşüşmüştür tüm horanta zemheride ocak başına
Dibi tutmuş helle çorbası sabahları tek keyfimiz
Emmimiz, kuzenlerimiz kılıç kalkan ekibi gibiyiz
Bazen dar gelir sofrada kaşık sayımız
Bir dayımız alır, bir biz alırız bakır tabaktan.
Kabaktan sütlü borani
Çökelekten höşmerime dalarsak bazı bazı
İlle de arabaşı ayazlı havalarda
Kendi kabuğuna büzüşmüş ölü sıcak odalarda
Koysalar da cevizden gelin sandıklarının en dibine
Hastalanınca karakışta babamız
Buluruz
Sarı saman kokan güz ayvalarını.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:09
1/:
Bizim elin soğuk olur akkefenli kış ayları.
Karlar ak kanat takar ve uçuşurlar
Her biri bir başka parmak izi
Çevrelerini tecrit edip hemcinslerine
Ve çil keklikler uçar yuvaları dağılmış
Arabaşı çorbasına iniş yapıp mecburen
'Açık, tokuz.' demeden Sülo ağanın odasındayız
Sayın ki Hilton'da krallar sofrasındayız
Kuşluk kahvaltısında çökelekli bazlama baş konuk
Donuk donuk bakarken biz yanık 'gilik'lere
Şükrederdi ebelerimiz ellerini kaldırarak göklere
Bizim elin soğuk olur kürtük kürtük kış ayları.
Ah turşu, cayır cayır lahana turşusu
Yemek niyetine küllerdi öğlen öyünümüzü
Bir baştan bir başa tüm köyümüzü
Dolaşsan da bulamazdın başka kayıntı
Ha, bir de pekmezli yoğurt yerdi göbeller
Bizim eller israfı sevmezdi canım!
Evlerdeki her hanım kırk bir çeşit aş kotarırdı
Bir tek sarı bursa buğdayından
Arpadan, yulaftan, çavdardan kırk birer kere daha
Varın hesabını siz yapın zengin soframızın
Oğlumuzun, kızımızın onun için kan damlardı yanaklarından.
Dudaklarından bal akıtırdı Mahinur ninelerimiz
'Congoloz' sesimizi çalmasın diye zemheri ayazında
Yaşlı masallarımız gencecik masallar doğururdu.
Yoğurdu üfleyerek yerdik de karakışın ayazında
Ağustosun sarı sıcağında çayın en kaynarını içerdik.
Sonra neden arardık yana yakıla:
'Ağzımıza niye eşki sular yürüyor? ' diye.
Bizim elin soğuk olurdu hastalıklı kış ayları.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:09
1/:
Bizim elin soğuk olur ak kadifeli kış ayları.
Burunlarımızdan akan sümüğün nedeni başkaydı
soğuktaydı bütün kabahat karakışta iliğe işleyen
Bayat haberli gazetelerden elinin hamuruyla analarımız
Yamardı kırık camını pencerelerimizin oysa
'Güz soğuğu eyseridir.' diyerek.
Aydınlığa kapatırda evimizi
Ve dünyaya tıkardı bizi.
Kendimizi suçsuz mahpuslara düşmüş sanırdık.
Babamızın Peyik pazarından aldığı soğukkuyulara nasıl da aldanırdık
Ya cızlavet olurdu, ya da canik
Giyindiğimiz ilk milli markalarımız
Ayağımızı Gıslavetten daha sıcak tutanı yok sanırdık
Bizim elin soğuk olurdu kütür kütür kış ayları.
2/:
Bizim elin karlı olurdu kütür kütür kış ayları.
Saçaklardan sarkardı birer kulaç uzunluğuyla
Şeytan sidikleri Arabi hançerler gibi.
Çok korkardık,
Günlerden bir gün başımıza düşecek diye.
Düşecek de bedenimizi yere çivileyecek diye.
Ya yağan karlar? ...
Yeni dağlar,
Ve yesyeni vadiler oluştururdu
Göz alabildiğine uzanan ovamızda.
Bir kar deryası ki kütür kütür diş…
Bu gidiş hazirana kadar sürerdi.
Kükrerdi her gece doğa
Sabaha kadar esen tipi, bora fırtına
Bir dağ daha yüklerdi ölü dağların üstüne.
Bizim işimizin adı ne kış boyu:
Binlerce kez günde, burnumuzu çekmek,
Ve iliklerimize kadar üşümek tabii.
Yani,
Bizim elin karlı olurdu kütür kütür kış ayları.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:09
1/:
Bizim elin soğuk olur saman sarısı güz ayları.
Sümüklü çocukların babaları
Her 'hak pazarı' ertesi Peyik pazarına inerlerdi.
Onların en sevgilileri çelik burunlu karasabandı.
'Kapandı' dediler günlerden bir gün
Ermeni Hamparsun ustanın demirci dükkanı
Yandı babalar: 'Kime burunlatacağız sabanı? ' diye
Ama hayat bu durmaz ki, akar
Köye 'pulluk' diye bir gavur icadı getirdi
Ali Osman emmimiz asri adamdı vesselam
Onun sevgilisi de üzerine yattığı hayalleriydi
Ve tüm serüveni evlek evlek hicranlı tarlalardı.
Sümüklü çocukların babaları
Bir elleriyle Kartal koruluğundan kesilmiş mesesi
Öteki elleriyle yaylaları kavrarlardı.
Korlaşmış yüreklerinde sadece sevdiklerine
Bir de mor öküzlerine veya doru atlarına yer vardı.
2/:
Bizim elin soğuk olur sarı samanlı güz ayları.
Sümüklü çocukların babaları
İlerlerlerdi ağır aksak kendi yaşamlarının ipi üstünde
Ellerinde kırık terazileri
Şahsi kurallarının.
Bir kefesi ter dolu öteki gözü toprak
Bir öne bir arkaya bakarak
Denkleştirilmeye çalışılırdı değneğin iki ucu
Çifter çifter çifte koşulurdu atlar
Pullukların bıçakları çizik çizik ederdi tarlaları.
Tayları eylülde yılkıya salardı zavallılar.
Dalardılar karıncalar misali tarlalara
Kış 'hazınını' derlemek için tüm horanta
Bizim elin soğuk olurdu sarı saman güz ayları.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:09
1/:
Bizim elin yaman olur acar gençlik ayları.
Düğün aylarında halaya dururdu paşalarımız
Poşuları kızların al yanaklarına dokunurdu
Her 'ağırlama zortlatması' çektiklerinde
Baş kaldırırdı yanaklarından ak uçlu ergenlikler
Siyah saçları üzüm moruna çalardı
Ve tütün tütün kokardı ince bıyıkları
Horozlu aynaları ve tarakları iki uzak akraba gibi
Yatardı koyun koyuna ıslık ceplerinde
'Pınare' diplerinde ışıl ışıl yansıtırlardı gün ışığını
Pınara giden yavukluya mesaj çekerlerdi bir bakıma
Ağız dolusu türküler akardı Erzurum dağlarından
Biterdi gırşeherin bozkır kokan gülleri yanı başımızda
Aklımız başımızda pek eğlenmezdi de
Eğlenirlerdi keyf ehli delikanlılarımız 'yusük oyununda'
Bizim elin yaman olurdu delidolu gençlik ayları.
2/:
Bizim elin yaman olur acar gençlik ayları.
Dam başılarda volta atardı yaşı yetmiş gobeller
Aynalarının parlaklıkları düşerdi ta pınar başlarına
Kızlar kaşlarına çıra isi çekerlerdi
Bükerlerdi zülüflerinin ucunu
Bürüklerinin yanından hilal gibi görünsün diye
Bir kucak sarı Bursa ekini gibi dökerlerdi
Mora çalan kaküllerini alınlarının harman yerine
Gerine gerine gezerdi eşi güzel olan delikanlılar
'Ah allılar allılar! '
Şimdi nerelerde kaldılar?
Bizim elin yaman olur acar gençlik ayları.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:09
Boyfulta'nın Seğirir Sağ Gözbebeği
(Bu bap 'süt rengi şiirleri' tekellüm eder.)

1/:
Ah deli kız, ah deli Khudar
O gün çılgındın coğrafya kadar.
2/:
Boyfulta'nın seğirir sağ gözbebeği kızıl kıyamet...
Sütunun gölgesi ne kadar uzundu? Veya ne kadar kısa idi o mermer sütun? Bir nazar taşı takılıydı başucumuzda. Avucumuzda bir miktar baldıran... Murdalha devam etmişti: 'Ağacın üstüne çıkan ebabil ise, altta bekleyen de avcıdır unutmayın. Her anne yavrularını bereketsiz görünce yok etmeye mi kalkışır? Onları ve saray bekçilerini ölmüş sanıp ağlaşmak Daureto'nun aklını çelmez. Geri gelmez damarlardan içilen baldıran. Çünkü o Boyfulta'nın sağ göz bebeğidir Koldarran ülkesinde. Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon kız esire Khudar...
3/:
Boyfulta'nın seğirir sağ gözbebeği kızıl kıyamet...
Yanar ve söner.
Ağdan dışarı atılmış av yeniden sorabilir kendi sorusunu. Tek canlı kendisidir çünkü. Bu günkü av işlevini yapmıştır. Önünüzde duran anne, eline almışsa yüreğini sarılın ona. O sırada Şorguman akıncıları geçebilir saçlarınızın arasından dışarı çünkü. Severler süt rengi şiirleri. Elleri cavidan mavisi. Yürekleri dehşet şahidi...
4/:
Boyfulta'nın seğirir sağ gözbebeği kızıl kıyamet...
Hava soluk bir kız döşüdür. Süt rengi sevdalar sağılır yaraların üstüne. Gözlerine kükürt sarısı... Ortalığa atılan bıldırcın yavruları hep birlikte gökyüzüne havalanırlar. Ya avlanırlar ya da koyulurlar vahalardan süt rengi şiirler derlemeye. Afdalmük avcıları bu duruma çok öfkelenirler: 'Ne kadar aptal davrandık farkında mısınız? Para edecek her şeyi yedik.' diyebilirler. Aldırmayın.' Evet böyle demişti müneccim Murdalha'nın ağzından Murdalan.
5/:
En harbiden ağırdı ay.
Beyaz bulutlar sağırdı.
Araf silme Çerkez güzeli ya da gürcü. Bir sürücü kantarmasını kasardı merhametinin. Ve keklikler birer palaz kıvamında... Sürmeli ve ürkek...
Güzel gözün kör müydü ki görmedin? ...
Kahin başı dedi bir bir, saklı aşkları duymadın Khudar.
Seferde, at sağrısında yazdı Tarihi Gılman...
Ama O gün deliydin sen coğrafya kadar.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:10
Hermes Türküleri
(Bu bap 'Kırkına ayak basan anne kraliçeyi' tekellüm eder.)

1/:
En karanlık ve ağırdı bu gece zavallı ay.
Birer yaşlı savaşçıyı andıran bulutlar sağırdı.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
Sendin tarihin koridorlarını arşınlayan gözde,
Her sözde sen bu ay altında,
Her türküde sendin...
Ama sen hırçındın geldiğin coğrafya kadar.
2/:

İsis'ti Hermes türkülerini hançerleyen soyutman...
Arkadaşımızın dedikleri ise sadece bunlardı unutmadıysam. Ve biz onları bir bir uygulamıştık evrenin boşluklarına. Düşündüklerimiz gibi olmuştu yaşadığımız serüven. Zilkarlar, Silho ve kozaklarını gözden kaçırmışlardı ne yazık ki. Öyle ki her yan sisti.
3/:
İsis'ti Hermes türkülerini hançerleyen soyutman...
O anda bizimse dikkatimizdi dağılan tek şey. Payına düşeni çeken yuvasına yönelmişti ağır aksak ayın altında. Onları yakalamak mı? Nerde! 'Kırkına ayak basan anne kraliçeyi seçin.' Zamanıdır kronolojiyi değiştirmenin. İçin için yangındaki darağacı fırlamıştı hani meydanı siyasete. Kozakların hepsi açıkgöz erkete... Sonunda halata takılmışlardı çırpına çırpına...
4/:
İsis'ti Hermes türkülerini hançerleyen soyutman...
O anda bizimse dikkatimizdi dağılan tek şey. Payına. Kırkına ayak basan anne kraliçe gerinip, neye uğradığını şaşırmış: 'Gördünüz işte.' demişti zilkarlarına hoyratça. 'Kralınızın korktuğu başına geldi.'
İsis'ti Hermes türkülerini hançerleyen soyutman...
5/:
En ağırdı ay.
Bulutlar sağırdı.
Araf silme Çerkez güzeli ya da gürcü.
Sürmeli ve ürkek...
Gözün kördü görmedin.
Kahin başı dedi duymadın Khudar.
Yazdı Tarihi Gılmaniyye.
Duyan azdı Hermes sırlarını.
Azdı onun türkülerini çığıran azar azar...
Ama o günlerde deliydin sen coğrafya kadar.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:10
Khudar İle Tarihten Bir Forma/Giriş
Saklı Sırların Katibi

(Bu bap 'Khudar İle Tarihten Bir Forma'ya girişi tekellüm eder.)

1/:
Bir flu rivayet değildir bizimkisi,
Ve sayılmaz bir fetret devri hikayeti de.
Belki -sayılırsa- masum bir şikayet,
Majeste krala ve kazasker efendimize...
***
Bir milattaydık,
İsa'ya ait olan değil,
Şahsi...
Unuttun mu bilmem?
Anımsarım ben hep ömrümüzdeki kırılmışlığı.
Yüzünde harlanmış sevda, gözlerinde yaş,
Al küheylanlar gibiydin Khudar,
Ben yavaş yavaştım yol-u hayalde
Gördüm, o gün gördüm yüzünde senin;
Ölümcül sevdayı ve çıldırmışlığı.
1a/:
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
O gün haraç mezat platformuna çıkacaktık anımsarsan,
Ama sen hırçındın geldiğin coğrafya kadar.
1b/:
Atlasta doğu yanıyordu.
Cenup ise kendi kuluçkasında.
Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon esire kız Khudar...
O gün çıkacaktık haraç mezat platformuna,
Ama sen hırçındın geldiğin coğrafya kadar.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:10
Mührü Süleyman Kimde?
(Bu bap 'Kaçkın Köle Taifesini' tekellüm eder.)

1/:
Mührü Süleyman bizdeydi kadim zamanlardan bu yana...
Haklıydı bence de. Müneccime: 'Ne yapalım olan olmuş.' demek yakışmazdı ama... Sormadan edemezdik tarihsel suali. 'Hâlâ bir şansımız var.' Olmuştu yanıtı kaçkın kölenin. Biz ölmüş gibi hareketsiz kılmıştık. Saklamaktı muradımız kendimizi son bulutun gölgesinde.
2/:
Mührü Süleyman bizdeydi kadim zamanlardan bu yana...
Son kozak bizi görünce, dışarı atmıştı kale burcundan bünyesini. Oysa Duerto'yu yakalamak isteyebilirlerdi bizim yerimize.
Çünkü prangaların çelik kilitleri,
Ancak ay ışığı altında çözülür Khudar.
Kutlu mührü Süleyman ise haklılığın tek remzidir tarihte,
Biz de ise inanmanın gevrek kırılganlığı...
Zaman da ondaydı,
Cin taifesine hükmetmek de kükürtlü devirlerde,
Yani sade ve yalın sevgide,
Oda biz de...
3/:
Biz ki kadim zamanlardan kalan izdik arzın yüzünde,
Değil mi ki sevmiştik bir cebel kızını düzde,
Değil mi ki bir köle bir esireydik...
Kurşuna mı dizilmeliydik?
Bu böyle idi ta Kabil'den bu yana,
Ama...
Aşk da Habilyan bir tepkimeydi...
İşte o anda olan olmuştu. Ve biz hep birlikte uçmuştuk kendi rüyalarımıza. 'Kendinizi kurtarmaya bakın.' demişti Murdalan. Ve kendi hayatını bizim için feda etmişti. Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar... Ama sen hırçındın geldiğin coğrafya kadar.
4/:
En ağır değildi artık ay.
Bulutlarsa sağır sayılmazlardı.
Araf silme Çerkez güzeli ya da gürcüydü, doğru.
Ama sürmeliydik ve ürkek değildik ipek yolunda...
Gözün bir gümüş parlaklığındaydı ve gördün.
Kahin başı demese de duydun kız Khudar.
Doğru, tüm bunları yazdı Tarihi Gılmaniyye.
Duyan da azdı Hermes sırlarını.
Azdı onun türkülerini çığıran azar azar...
Ama o günlerde deliydin sen coğrafya kadar.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
***
Bir kadere teslim değildi esir Ahmetyozgat artık,
Ve bir amazon esire kız çılgınlar çılgını cebelli Khudar...
*******


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:10
Müneccim Murdalan Böyle Der
(Bu bap 'kana üşüşen güveleri' tekellüm eder.)

1/:
Dudağında hırs vardı, gözlerinde kan,
-Murdalan işte böyle der.-
Gönlünde avucuna sığmayan aslan,
-Çünkü o, yıldızları sayfa sayfa okuyan,
Ve kader kilimleri dokuyan bir müneccim-
Sevdalıydın hem, olabilirdin katilim ve de,
Bir deli coğrafyaydı o gün yüzünde senin,
Bir yüzün arkadaştı toprak ile,
Öteki amansız düşman aşk acarlarına.
2/:
Ah deli kız, ah deli Khudar
O gün çılgındın coğrafya kadar.
Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon esire kız,
İşte bütün tarih bu kadar...
3/:
Fanidir her şey, biz de bilenlerdeniz bu gerçeği...
Anımsa. Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar... Murdalan'ın sağ gözü seğirmişti ya... Kanımıza üşüşmüştü güvercinler. 'Haklısın,' demiştik umarsız. Ama aklımız başımızda değildi ki. Çocuklarımızın acısından başka bir şey var mıydı? Düşünemiyorduk hendese nedir, neye denir simya diye? Ne yapmamız gerektiğini sen hesaplayıver çeriler başım. Bir dost olarak yani.
4/:
Fanidir her şey, biz de bilenlerdeniz bu gerçeği...
'Benim aklıma gelen şu.' demişti Müneccim Murdalan. 'Sen saçlarını bir savaşçıya tarat. Yaralıymışsın üstelik. Önünden kaç git kralın ve saray zilkarlarının. Böylece herhangi bir zildar senin ardına düşecektir.' Kanına güveler üşüşecektir. Ya Khudar? Yani Khudar kız? ... Sen, de onu doğruca Silho'ya... Ve kozaklarının olduğu yere getirirsin yüreğini usulca ve uyanık.
5/:
Fanidir her şey, biz de bilenlerdeniz bu gerçeği...
Öyle mi? Oraya gelince iyice gizlersin sakonun altına. 'Senden umudu kesen herhalde o öfkeyle seni de avlamak isteyecektir,' diyememiştim gözleri yıldız olan adama. 'Peki.' diyebilmiştim ancak. Kral Daureto bu planı çok beğenir miydi? Bilmem. Kuvvetli sayılmaz ön sezilerim. Bildiğim tek şey vardı yine de avurtlarımda. Gat otu.
2d/:
En ağırdı ay.
Bulutlar sağırdı.
Gözün kördü görmedin.
Kahinbaşı dedi duymadın Khudar.
Yazdı Tarihi Gılman...
Ama O gün deliydin sen coğrafya kadar.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
***
Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon esire kız Khudar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:10
Sığ Denizlerde Siren Avcısı
(Bu bap lordlarla ilk dirsek temasını tekellüm eder.)

1/:
Sığ denizlerde siren avcısı leventlerdik biz,
Siz ise vijdanı döven körükdar olarak bilinmekteydiniz.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
Kral Daureto'nun en iyi ahbaplarındandık birer Ferruhoğlu olarak. Birisi de müneccim Hardalan'dı saray dostunun. Ona açmaya karar vermiştik derdimizi beyit koridorlarına gizleyerek. Murdalha, arkadaşımızı ve bizi dinlemişti bir sütunun gizemli gölgesinde. Sonra şu suali sormuştu aliminyum bir bıçağı biler gibi: 'Siz, masal ormanında yaşatmadıklarımızdan mısınız? '
2/:
Sığ denizlerde siren avcısı leventlerdik biz...
Hık mık etmiştik bir ucundan şiir koridorunun. O devamla: 'Yani hileci bir milletsiniz anlaşılan.' Estağfurullah! 'Ben ise Murdalan'ın tek varisi Murdalha'yım. Saklı sırların katibi olarak biliniriz Şotzan, Bopurta ve ben. Yani üç uyanıklar. Siz ise sığ denizlerde siren avcısı leventler olarak bilinmektesiniz kent Lora'da. Niye kendiniz çizmiyorsunuz kendi hendesenizi. Bir çare bulmuyorsunuz çaresizliğinize? Ya da uygun bir failatun failun kendi sesinize...' Gel de düşünme...
3/:
Dedim ya bir milattaydık...
Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon esire kız Khudar...
En ağır sayhaydı ay.
Bulutlar kahırgam ve sağırdı.
Senin ise kenger renkli gözün sanki kördü, görmedin.
Kahin başı dedi saklı sırrı duymadın Khudar.
Cızır cızır yazdı Tarihi Gılman...
Ama o gün deliydin sen yakalandığın coğrafya kadar.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:11
Hu! ' de ve Kapaklan 1+
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Bil ki meyveye durma anı gelmiştir çorak diyarda,
Ay ışığından izindir sana ey kavruk adam, git.
Ama sakındığın gölgen iz bırakır sanma,
Suların zemini dahi oynak yüzünde. Yine de yürü! ...
Bakarsın gözlerinin ıslaklığını tanır yağmurlu bulut.
Saklama cenaze alayında karadutlarını ağaçların.
Belki de güzelliğine yanmıştır Kara Ali ölümün,
Ben ve bütün geçmişim bilmeyiz, Nedir aşkın lisanı? ...
Onu kendine sormak gerek ölüler zenatkarının.
Belki de saklanmış çirkinliklerde aşk vardır.
Kim bilebilir yazgını esrarını?
Eğer ya Yakhya masallardan geliyorsa esriktir,
Bütün şiirler, beyit yurdu yüreklerde.
Beynimizdeki bahçe ağaçlarının yavrusu ise,
İrem bağımızdadır Babil'den bu yana.
Sakın beyaz çiçeklerini kirletme sabahın,
Mora keser çünkü ak çarşaf ve gökyüzü,
Alacakaranlık şafakta geri dönmemecesine,
Eğer koygun bir geceye açarsa yürek hududunu,
Kaçağa keser aşk ve ışk'ın seyyahları omuz omuza.
Haksızlıktır biliriz ki karşılıksı sevdalar o diyarı kenan'da,
Ve gelip de gidecek kanat bulamamak Babil'e oysa.
Yani ya Yakhya bil ki, geridekilerini alamamanın acısı arkadan,
Ve önden gelir yaşamın ğöğ ekini.
Öteki kendini,
Bırakmıştın ya vaktin son karesinde bir kozmik düğün öncesi,
Bağırıyordum gördün ya, Ya Yakhya,
İşte böyle bir kaçkın eyvahı içerek yani.
Oysa daha çok yanacak mağma vardı son hudutta,
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya...
İşte böyle asayiş ey Yakhya.
Haydi!
Hu de ve kapaklansana...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:22
'Hu! ' de ve Kapaklan 2
1a/:
Ey çöllere hükmeden adam...
'Hu! ' de ve kapaklan...
Ya Yakhya! Ben de o analardan birinin öksüzüyüm. Dilsizim say ki. Lalım. Elsizim. Adak ekmeklerini kendi ellerinle yedir bana. Kandır aç zamanlarımı. Kendir ek saçlarımın bozlaklı sokaklarına. Eski zamanlardan develerin sırtında an taşı. Arayayım denklerini. Aranayım. Üç gözlü insanlar kentindeki tapınakta bulayım seni. Şakirdin olayım istemesen de. Her septembır günü adanan kurbanın var mı? Ona banayım işaret parmağımı gürleyerek. On iki oymağını simgeleyen on iki kutsal ekmek midir bana yedirdiğin? Bileyim. Nedir dediğin? Dibine kadar anlayayım. Kağnılarla inanlı taşıyayım Kaf dağlarından. Analarından izin alayım koşuşan çocukların. Zeytin ve sedir kozalağı sunayım senin adına.
Omuzlarına iğde dalı asayım.
1b/:
Ya Yakhya! ...
Senin için yas tutayım.
Ben de bileyim Ya Yakhya,
Sırrını uzaklardaki maveranın.
Bileyim ve iman edeyim söğütlerin canına.
Sanırım çöl ağlar kendi bahtına,
Her devri dehrde güneş ağlar ışığını.
Annelerse kendi Yakhya'sına ağlar.
Sense mühürle enfusi sırlarını,
Mührü Süleyman'ımla ateşte kızartarak.
Dön ve hönkür semadaki yanık yüzlü sarışın aya...
'Amin' de ve çekil ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:22
Anam, Babam ve Şamil 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Ağaçlar kutlu meyvelere dursun.
Ürününü yapraklarıyla örten incirdir,
Ağacın güneşle güreşmek için çırpınışı boşadır
Farkını arama yaşadığın benzer karelerin,
İçindeki galaktik galeride Ya Yakhya,
Biz hep böyleydik anam, babam ve Şamil,
Ama görmüyorduk kamil olanı insanda.
Kendi ciğerimizden sızan aslanı tilki diye,
Gömüyorduk ölümün galerilerine.
Bana öğrettiklerin aslında özüydü kaselerin,
İnsan kendinin öğrencisi olmalıymış meğerse.
İstediğidir Kara ölüm zenaatkarının,
Bir doğanın arkadaşlığı ölenle...
Eğer kalmışsa yüreğinde bir parça mavi,
Kırık gözyaşlarına bulamalısın onu.
Islanman mukadderdir çünkü nisanda,
Burada bir insanda saklıysa aradığın,
Bulunması pek güç demektir.
Çünkü gülüşüne salıncak diye kurulan,
Darı Kara Ali'dir.
Binen uzağa gidemez,
Yükselemez kevser diyarına.
Her yol önce girer karanlıklara...
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya.
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:22
1a/:
Dön ve hönkür semadaki yanık yüzlü sarışın aya...
'Amin' de ve çekil ya Yakhya.
Kim geçirdi mazlumları sırattan?
Çölde cennet kuşlar ve halkın ileri gelenleri nerelere tünedi? Kim önüne gelenlerini zadeganın, Babil'e götürdü süre süre? Ay yılında kenti yıkanları anımsa Yakhya. Halkın çoğunu ve tabii ki çadır ehlini dirilt dolunayda efsun ile. Sen de Babil'e sür öküz tapıcılarını. Mor zülflü amazonların tara enselerini. Orada dur. 'Hu! ' de ve kapaklan... Kızların kaldıkları hanları talan eden sen olma Ölü Deniz sahilinde. Çünkü oranın yıldızı beştir. Seninse dört daha güneşin. Yıllık yaz her hasat sonunda. Ki bize kaynak olsun. Dönem dönem ağla güneşin saçağına konarak. Babil'i iyi tanı sesinden. Ensesinden vurmak olmaz tutsakları. Yani affet onları. Sürgün yeri olacaktır belki ileri de bir kez daha diarı Babil. Örneğin milemyumun kucağında. Sen mazlum olarak bilirsin ya Süleyman evlatlarını... Oysa onlar Beyazıt mültecisi olarak olarak anılırlar.
'Ka' ve 'Ta' ne anlatır bir düşün ta derunundan.
Baskfilhin kimdir sence?
Tabii ki kâhinlerin başı.
Lejyon metreslerinin dinsel önderi ya da.
Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
23-05-08, 18:22
Astokriş Ararım Dizelerde 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Ben hala bu şiirde saklı bir yürek peşindeyim,
Bir astokriş ararım dizelerin başucunda.
Ağlıyor olacağım bel ki de Samanyolunda,
Bulduğunda sen beni kırkıncı ayında ölümümün.
Bir dilektir ki tutulmuştur,
Zamanın ve insin ilk harfinde,
Dünyanın üzerine doğan güneştir yaşamın özü,
Dağların özü ise şiirdeki aşktır.
Aşkın arkasında saklanmak tembel tembel,
Yakışmaz yakamozlu vadilere.
Durursa mekansız bir zaman da,
Aman demek boştur.
Kara Ali'nin icraatı sonlanır,
Puslu bir vaha gibi dalar coğrafyaya,
Yarar da ulaşır yüreğine kaderin şişi.
Geçtiği sislerden güneşler derer belki,
Belki de aşarak sıra dağlar doruğundan,
Varır yazgımız ikimizin,
Karanlık ve sakin yamaçlarına yüzümüzün.
En olmadık aşkları içerek gider yürekler,
Aşk bir şarkı gibi simetriktir,
Ve kendi ezgisi üstünde ilerler.
Dalar en zayıf yerinden sabaha.
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:32
1a/:
Devir Kerem devriydi.
Yani herkes kendi kendine tutuşmada.
Ve küllerinden doğmada her ins.
Ve kaknüs.
Yani simurg kuşu...
'Hu! ' de ve kapaklan...
Aslan yeleli savaşçıların serdarının zamanında yaşamadık ki biz. Zümrüdüanka olalım. Ya Yakhya, hepimiz birer dövme kılıçlı savaşçı ya da ay boynuzlu kurbanız savaşlarda. Gün gelir olur olan. Halkıyla yaptığı tekellüm eskir Roma valisinin. Eski antlaşmadır elden ele dolanan kasımpatı çiçeği. Eski Ahit'se adı üstünde işte: Eski ahit. Kurban edilen her koyun helal değildir kanımca. Hayvanların kanıyla yürürlüğe girmiştir her savlaşma. Karsanya ülkesi bilir bunu Ya Yakhya. Çıkış nere peki? ... Bu tünel ne kadar ıslık çalar? Kimin için bükülür büklüm büklüm? De bildiğini. Bulutların saçlarını tarayan tarakdar erbabıdır işinin. Tarakdarın eli seğirir. İnsanlarla yaptığı yeni antlaşmayı tanımaz Romalılar. Kendi kanını akıtarak yürür Lut'ta bedevi sürüleri.
1b/:
Ya Yakhya! ...
Elleri kınadır.
Kandır gözleri.
Koymuştur onlar kendi adlarını.
Ve göbeklerini kendileri kesmiştir.
O sebepledir göklerin suskunluğu.
Ay iki kez takla atar zaman yolculuğunda.
Zöhre kararır çıra isinde güzelleşme uğruna.
İsminde 'el' olan onları aklar bir kez daha.
Sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:32
Ateş Fışkıran Kuyuyu Gayya 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Yazdan kalma bir andır bu şehir,
Ya da kehribarıdır yasak sevdaların.
Sarhoşlar oturursa üzüm damlalarının ekvatoruna,
Ağaç gölgesinden vaz geçer mi çöl kaçkını?
Kaç defa sonbahar görürsün bilinmez?
Ama doğanın farkındadır yaprakların bilgesi.
Gurbet akşamlarında üşümüşse,
Ve titremeye durmuşsa sensiz zamanlar,
Bazen bir kırağı saçlarına,
Bazen de ak düşer bahtına saharada...
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya.
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:33
Ateş Fışkıran Kuyuyu Gayya 2
1a/:
Sen başındasın her daim sırça burçların,
Bense son sayfalarındayım seyahatimin.
Burada tozlarına bulanırım,
Ve öğütlerinin koygun beyitlerine.
Dalgalar bilmez ki,
Denizin ve aşkın bittiğini.
Benim ağladığımı anlamaz ki,
Kara Ali ve sahilde kumlar,
Vahalarda hurmalar yanmaya durur aşkla.
Tandırlar yüreğimi sürgüne yollar.
İşte o sıra kor olurum mülteci diyarlarda.
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya...
Ey Yakhya...
1b/:
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
Ey kenan'ı nurla sıvayan asil. Mavi kan. Majestik... Böyle zamanlarda dururum çadırımın eşiğinde. Bir yanımda karım durur. Diğer yanında evlatlarım. Beşiğinde ağlamada kimi. Kimi kendi aşığ oyununu oynamada. Dalarım ufuklara. Aslında ufuklar bana dalar. Yalar kulaklarımı o kuzeyli barak. Oturarak dinleriz. Hepimiz. Yani bütün çadır ehli. Ya da ehli zaman. Ne zaman Yakhya? Ne zaman yırtılır kibir? Kubur ne zaman deşilir. İranice'de 'öyle olsun' anlamına gelen sözcüğü anımsarım. Ya sen? Duaların sonunda beni anar mısın? Ya da Adem'i anımsar mısın? Öyleyse 'Hu! ' de ve kapaklan...
1c/:
Bilirim bütün çöller ağlar kendi bahtına.
Annelerse kendi Yakhya'sına ağlar.
Dağlar uğunur,
Ya Yakhya! ...
Çağlar nehirler...
Her şey akar artık kendi mecrasında.
Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:33
Babil'de Kan Demleyen Çaydanlık 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Bekaret sorularını sildin mi dilinden?
Yanıtlar yiter sorular kuşkulu ise,
Beynimden de sensiz katarlar geçebilir
O katarlar ki dem taşırlar,
Babil'de kan demleyen çaydanlıklara.
Şiirlerini de yerler,
Acıkan her bir muharip edebiyatta.
Sana ve bana ve hurma ehline,
Balı boş beyit kovanları kalır.
Yakarlar bir aralık ayazında,
Beylerin otoritesini cengaverler.
Kaç kilo çeker ki cesaret?
Saltanat dediğin zebercet kaç kırattır?
Bilmiyorum hangi sultan,
Yıldızların kaç yaşında olduğunu bildi?
Ya da sensiz gezen havariler
Kaç şiirin arasından geçtiler Translübnan'da?
Yazıldı ağaç dallarına ve yapraklarına
Özümseme tarihi ölüler erbabının.
Son anı da kayıp giderse kuburlar alemine,
Göç mevsiminde vahanın yanar cidarı,
Haramilere tutsak düşer hurmaelinde bir kahya,
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:33
Bhutan Ülkesi Bir Daha Ölür 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Zamana yolculuk planlayan Hızır'a danışır.
Kozmik meyveleri beyninin rafına dizer,
Hızır’a danışan bahçevan...
İliştirmelisin Ya Yakhya,
Şahsi meyveni kanatçığına bir Ebrehe ebabilinin.
Uzatma yolunu çöl bedevilerinin vahalardan.
Sonraki sayfalara dalarak da girilir,
Şiir tutup kaldırır yerden hepimizi.
Ve sen de kendini arayarak,
Bulursun içindeki ıssız çıkmazlarda.
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya.
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:33
Bhutan Ülkesi Bir Daha Ölür 2
1a/:
Yamalı bohçalar kahininin zamanındaydık,
Kimmerya dulları Tahrani'ce yerine,
Benim dilimi konuşurlardı genellikle.
Konuşur ve ağlaşırlardı.
Şiirlere kulp takarlardı elemden.
Kutup erirdi acılarını içerek.
Her engerek önce kendine akıtırdı zehrini.
Ben günah tüten ellerimi açardım.
Racalar mozolelerine hanımlarıyla gömülürdü.
Bhutan ülkesi her gün bir daha ölürdü.
Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
1b/:
Kahramanlar selam durmada sana bak.
Selam al, 'Hu! ' de ve kapaklan...
Ya Yakhya sana armağandır burada yazılanlar. Hatta Karakurum'da taşlara kazılanlar ruhsal armağanlardır. Kavmine geçmişten kalanlardır. Asya illeri şahittir buna. Bugünkü Anadolu türkü yakar üstüne. Ege bölgesi zeybek oynar ardından. Ayartıcı Şeytandır beni yalanlayacak olan ancak. Bal neye denir? Baal nedir? Baalbek nerenin vilayetidir? Sustun işte. Dinle. Eski Kenanlıların taptığı bir puttur Baal mesela. Baba büyük harfle yazıldığı zaman gerçek anlamındadır. Yani oğlunun yanındadır.
Ayrıca Ey Yakhya Oğlu Yakhya,
Bunlar sana da,
Benim oğluma da aslında...
Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:33
Bin Ölçek Filist Arpası 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Annemin avuçlarından sağılan iffet,
Damağının tavanındansa merhameyi göklerin.
İşte öyle bir şefkatli zamanda,
Damlar da bir sevecen nini,
Kurak dudağıma göklerden uyku indirir.
Temmuzda sızan bulut teridir.
Dağlar o güzel yüzünü yeşile boyar.
Çığlarla yırtar yangınların ateşten yüzü,
O anda bende kalan yalnızca ölüm zenaatıdır.
Ki bulur ve alır Kara bir adam.
Belki de yüreğimdeki heyelandır korku sandığım.
Hüznü müdür yakalnmış yalanların,
Yoksa isyanı mı bilinmez gerçeğin?
Söz ağlar ve akışır bir ağız diyarına.
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya...
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:33
1a/:
Ya Yakhya! ...
Bir mekansız mekan kurulur.
Kırık saatler toplanır bir bir.
aranır onların ayarlayıcısı.
dam aralarında bulunur mülteciler.
Suskun ve titrek ve delimsirek biraz da..
Hıçkırarak vurulur zamanın kaçkınları.
Koom diye bir derebeyinin adıdır fısıldanan.
Fısıldanır ve yayılır şimdilerde bu illerde.
'Hu! ' de ve kapaklan...
Kimdir, kimendir?
Necidir, nececedir?
Bir bilene sorulur zaman.
Halbuki vakit vardır daha
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
Aman vermez egemen derbentler yol başlarında. İsyan başlar yüreklerde günü gelince. İnce bir ağıt kopar hançeresinde ölümün. Yel eser. Bir fırtınadır ki aşk en beklenmedik yerinden kopar. Herkes kendisiyle ilgili müjdeyi yakalama sevdasına düşer. Suları yaymakla görevlendirdiğin kişi kendi içer bütün ummanı Ya Yakhya. El koymak boşunadır boş kırbalara. Yetkili yıldızlarını bilemeyen müneccim el yordamındadır ancak. İnanlıların, izini süremez yıldız namelerinin fırtınalı diyarlarında yüreklerinin. Bir kişiyi kutsamak ya da bir göreve atamak bilgelik ister.
İçin dışın gibi olmalı derim ben.
Ya sen?
Eğer saygınlıksa bahşettiğin,
Ya Yakhya 'Amin' de ve çekil.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:34
Bin Ölçek Filist Arpası 2
1a/:
Kralları laldır oranın.
Ya çöl beyi,
Ey Yakhya de diyeceğini Beelzebub'a.
Şeytan kendi anlamında kullanır kimi zaman isimlerimizi. Belirtisi silinir anti maddenin. Ey Yakhya de bizlere çok kez ne yenir burada akşamları? Et mi? Etse ne eti? İns mi, cins mi? Bak. Birinin ağzı kanar bu sıra. Ey Yakhya sil kanını insanoğlunun. Hadramut tarafından gönderildiğini gösteren hurmayı sun oğullarına. mucize anlamında kullan yediklerini. Benliğini yok et atların.
İnsanın ise kendindenliğini.
Ey Yakhya hizmetten çok himmet bekleriz senden.
Dünyasal kimliğinden hiçbir şey.
Enfusundan ise derya deniz.
Ve ölç.
Bin ölçek Filist arpası daha.
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:34
Bir Harami Baldıran Kusacak 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Ya dağlar da ağladığından utanırsa?
Ovalar haberdarsa kış diye bir ölümden?
Ya Yakhya misalini anlaşılır ver bizlere,
Yağmurlardan ve sevdadan oku.
Biliriz ıslatır her daim sevdalı yüreği,
Gözlerin içeri ağlaması.
Köklerin toprağa sarılan eli ise
Gevşeyecek zamanın son palamarcısının elinde.
Geçmişini toprağa gömen şakirt ise aranır,
Tabanını yere ilikleyen ağaçlar gibi.
Gözlerin ağlayanı ise kızarır,
İçeri de ağlasa, dışarı da uğunsa.
Şiirin burasında olan olacak,
Bir harami baldıran kusacak Ya Yakhya
Çiçeğin biri yeni bir pembe üretecek
Derunundaki boyahanesinde hamarat...
Sen ünleyeceksin, geleceğin dillenecek.
Yaprağı da sen mişsin gibi yiyecek bir at.
Yeşereceksin yeniden perdelerin ardında.
Öyleyse kapaklan yere yüzü koyun beg oglu,
Şarkılarda parlayan yıldızın gözünü öp.
Çünkü ömrü bir notacıktır tüm seyyarelerin,
Ulaşamayacaktır kimse sabaha.
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:34
Bir Harami Baldıran Kusacak 2
1a/:
Eyvandır ki...
Ehli Suffa oturur.
Ve şiir okur enfusi bir hançereden.
Ardıç sütunlarla desteklenmiştir ya,
Benzemez Şehinşah saraylarına.
Yani bilin ki,
Bir tarafı açık galeridir sevda.
O yüzden açıktır her vurguna.
Yel eser mesela, su üfürür.
Ferisiler tarihi yeniden kazır.
Ya Yakhya! ...
'Eskiye ait ne varsa yanmalı der,' bir harami. Durur da yol başında. Yanmalı bence de soğuk yürekler. Ya da zemheride türkü çığıran ozanların dudakları. İşte o zaman... Paralı askerler son kuruşlarını da alırlar Dara'dan. Yani vekilharçlar işlerini başarmışlardır defteri icmalde. Sen de... 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya. De biçimciliğin zararını şakirtlerine. Ve tutuculuğun ziyankarlığını. Bir mezhep kurmaksa tuluemlin kur haydi. Tarikatsa tarik... Fısıkh bayramını kutal Ey Begler oğlu Beg Yakhya. Mayasız Ekmek bayramını tavsiye et açlara. önder olarak da ilk sen ye o ekmeği. Geğir. Her acıktığında çekinme. De yöre çiftçilerine. Toprağı derin kazsınlar daha...
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
Anılan adına bir takı daha kat.
Bu bayramda öptürme eteğini.
Lejyon metreslerini de yadsıma.
Onları da kat mayasız törenlerine.
Önlerine etek kapat.
'Hu! ' de ve kapaklan...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:34
Bir Palaska Deliğidir Yaşamak 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Umuduna eğilmek zordur harp yetimlerinin.
Zamanın tek çıkar yoludur,
Kurumak gün ışığında.
Dilekler tuttuğumuzda ölüm üstüne,
Bileklerimiz utanır ya intiharından.
Umutlarımız varsa eğer dillenir çiçekler,
Can suyu umar bizden diktiğimiz fikirler.
Oysa hiç bitmeyen ve solmayan, Bir koygun ağıttır,
Zalimin ve Kara Ali'nin anıları...
Pencere köşelerinde yer tutan suret,
Utanır içten içe...
Düşler kaç gece,
Saklı kalabilir ki uykunun meydanı siyasetinde?
Dalar ve yanarız deneyimsiz hayallere,
Daldığımız yer bir yaşanmamış yaşamdır,
Bir palaska deliğidir ya da...
Veya ateş fışkıran kuyu-yu gayya...
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:48
Bir Palaska Deliğidir Yaşamak 2
1a/:
Kimdir adil olan?
Salayım kendimi onun adaletli çayırlarına.
Put yontucusu Harentik'e uğrayayım.
Son putunu da kırayım.
Aklamak nedir kirli nehirleri?
Ve avlamak ebabilleri, anlayayım.
Nasıl olur dans etmek zamanlarla?
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
Ey Yakhya sana göre neye denir kıyamet diye? Tüm insanlar günah işlemiş midir mesela? Ve ilahi gazaba uğrayıp mahkûm olmuşlar mıdır cehennemde gayyaya? Ne var ki şu anda ellerinde zaafiyet. Kazan kaynatmada canibi kumkumaların? Sorarım hep kendime: Kendileri uğruna uğuldayan dağların, neden ağlamaz bulutların uğruna? Bu bir sorunsa... 'Hu! ' de ve kapaklan...
1b/:
Ya Yakhya! ...
Kim bakar bu konuya?
Çöl ağlar kendi bahtına.
Annelerse ağlar kendi Yakhya'sına.
Ya Yakhya Beg, günahsız bir yaşam sürmüşse havariler öperim ellerinden ve kertenkele dilli kemerlerinden. Çünkü cezalarını çekmek için Kenan'da ölmüş olan, bilirim böyle ister. Şarap sıkıcısı iman ederse eğer... Ne olur dersin? Şıra sirkeye döner Ya Yakhya. Belki de bu cezayı çekilmiş sayar sahibi zaman. İman edenleri doğru ve suçsuz kabul eder mi onu bilmem.
1c/:
Başka bir deyişle Yakhya, sen sen değilsin
Cehennem söner mi mesela duysa adını? ...
Unutma ki denizler de ölür.
Tuzlu ve acı Lut olur yalvaç pınarı.
Ancak denizler ölse de su umut olur.
Ne olsun daha?
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:48
Boşluğa Dökülür Ölüm 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Gözlerimizin sessizliğindendir,
Su içmezliğimiz sevdakar tandır odlarında.
Öfkemizin zehri de akar sukunetin damarına,
Karar vermişse zadegan harbe...
Sonra bir karanlık yalazdır kentte,
Ve dam başlarında kendi türküsünü ırlayan.
İşte o an,
Her beyitte yuvarlanır göklerden zilzal,
Boşluğa dökülür ölüm zenaatkarının,
Sabaha karşı etkinliğinin hışmı.
Yıldızlar kar topu gibidir Ya Yakhya,
Ve sonra ben diz çökerim aşk ile,
Topun ulaştığı vadinin zeminindeki vahaya.
Kendi kader harmanıma halay kurarım.
Tutun halakanın ucundan Havariler,
Sizedir ağız dolusu daveti gök ehlinin.
Ve bir gün hepimiz yanarız alaycı aşklara.
Nefes dileneceğimiz günlerin ayak sesidir,
Kurt uluması sandığımız sedalar.
Ve ölüm denen atlı kadar,
Zalim ve de büyük değildir illet,
Zenaatkarın darağacında okuduğu türkü ise,
Başardığımızı göreceğimizin muştusudur.
Ve göreceğimiz zilletin varsayımıdır.
Yakındır yeniden doğumumuz,
Ya da anamızın haznesinden içeri,
Yani kutlu rahme tekrar huruç edişimiz.
O huruçtur belki de tek kurtuluş Ya Yakhya,
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya...
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:48
Boşluğa Dökülür Ölüm 2
1a/:
Otur.
Bağdaşını yay.
Bir dost dize daya dizkapağını.
Sonra o kişinin üzerine ellerini koy.
En Kutsala ant ver.
Yeri tanık tut hakikata.
Gökleri serin tut yatağında...
Önceleri ve sonrayı sor bir bir rastladığın herkese. Tanıklık çadırında ağırla düşlerini. sonraları da en sona bırak. Kediler babalarının kentindeki tapınakta yer al. Yer alanlarla kaynaş etle tırnak olarak. ve yalnız baş kâhinin yanına sokul. onun yılda bir kez girebildiği en kutsal bölmelere uğra. Eski Antlaşmaları tara sedef tarağınla. Tozlarını serp ölü denize. Ey Yakhya... Aslan yeleli savaşçılar serdarı... Kralın aracılığıyla kır putları. Ki dirilmesinler bir daha. 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya. Filist halkıyla yaptığın düğünde raks etmek isteriz biz de. Kutsal Yasaya uymak ya da. Küpeşteye dayanan her antlaşma Karsanya ülkesinin tanığıdır. Çıkış yoksa ya? Put yontucusu Harentik'ten önce yazılmış olan Karsanya ülkesi tarihi bağlamaz bizi ama mevcut bağı çözecek olan sensin.
1b/:
Ya Yakhya! ...
Kıptilerin kitapları açıklar her sırrı.
Onu kim okur?
Eski Ahit ya da Ahdi Atik...
işte bütün mesele bundan ibaret.
Eski Antlaşma neden eskidir peki?
Hala geçerli midir eskimişse?
Veya...
'Hu! ' de ve kapaklan...
Filist Kitabın ilk kısmıysa senin öykün...
Ya bizimki nereye kazınır Hamurabi?
Yer mi kaldı ki daha?
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:52
Budur Gök Coğrafyası 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
İki aşk ehlinin toprağı örülür buralarda,
Şakaklarda ter çiçek toplaması zangoçların,
Oyalanmasıdır kıyamet kilisesi tarihinde.
Bir zafer kuşudur yürekler avlamak kadar,
Köpüklü savaş kanı daisterler.
İnanılmazsın Ya Yakhya,
Ve 'seviyorum.' demek kadar ırmak suyu.
Anlamsızsa yaşamsa havari dışı yaşam,
Bir daha mavi semalara çıkıp izleme bizi.
Temaşa eyleme kendini çimenlerin dibinde,
Çırp tependeki tozları ki yıldızlar ışılasın.
Düşüncen arı duru balkasın kitabında,
Sevdaların zifafında terlesin.
Rüzgarlarla dansa kalkarsa ölümün zenaatkarı,
Ya yok olmaya namzettir saltanat,
Ya da şefkatli duygular ağlamaya.
Denize serpiyorsa şimdi bir anka,
Kaf dağında bile güldüğü anıları,
Ve kişioğullarının yasını,
Belki de dumanlı öyküleri yiyemediğindendir.
Rüzgarlar dağıtır ya semaya bir atlı,
Kalır ya gerilerde saman ve kül,
Ve bir tutam kahır...
İşte öyle bir coğrafyadır bize kalan,
Ya da mirası ankanın Yakhya'ya.
Veya ateş fışkıran kuyu-yu gayya.
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:52
Budur Gök Coğrafyası 2
1a/:
'Hu! ' de ve kapaklan...
Budur gök coğrafyası.
En hası budur güneş kültünün.
Bütünün peşinden koşan ayrıntıyı kaçırır. Ya Yakhya demem sen değil tabii. Herkes torun değildir dedesine. Oğlunun soyundan gelen albız da çıkar. Melekül tavs da... İsmail'de... Şahittir tarih. Tevarih tanık... Yansın yıldızların saltanatını bilemeyen. Evlat da olsa. Yani yanan müneccim çıkarsın külahını. Sarkıtmasın yıldız ışığı püsküllerini yüreklerin sahillerine. Onlara inanmasın uluslar. Son gemiye binsinler tufanda. Kahır demleyen keşişler otursunlar seyyarelere. Yudumlasınlar kendi kanlarını. Ve kahırlarını... Burada olmayanlar, olmadıklarına yansınlar yarının erkeninde. Dillerde bal ıslansın. Konuşmak ihtiyacıdır ya kişinin. Bir cümle kursun herkes. Kutsal ruhun etkisiyle hiç öğrenmediği bir dilde konuşma yetisi kazansın lal diller. Din bilginleri kutsal metinleri ırlasınlar ağır aksak ve usuldan. Ağlasınlar.
1b/:
Ey Yakhya sen de bize.
Günah mıdır kutsal yazıları kopya etmek?
Ya da yorumlamak?
Ve sihir öğretmek şakirtlere.
Tılsımla uğraşmak Babil'e mi hastır sadece?
Mor zülflü amazonlar neden keserler göğüslerini?
Bilmeli mi bunları din adamları?
Veya kahinler?
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

(http://www.************/group.php?groupid=8)

Sisli Kimlik
24-05-08, 18:53
Bulanık Akar Siriderya 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Kentin kulaklarında üreyen,
Meryem'e dair utangaç iftiralardır.
Bir fidandır işin aslı,
İlahi bir eski zaman musikisi gibi,
Ağır ve aksak ve usuldan ilerler çölde.
Dalarsın ya kendi gözlerime, işte öyle.
Aşkın ayak ucunda damla damla sevinç,
Kesme taşlarla örülen bir dudak evi...
Yüreğimdeki devi bir dalga koparır da,
Döver ya boğazını coğrafyanın
Ve serin dalgaları Lut'un,
Korkar küçük bir türkü o an,
Ve kaçar gider dağlara,
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya...
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:41
günceLLeneceK;)

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:42
Çöl Ağlar Yakhya'sına 2
1a/:
Umman ölür.
Lut olur.
'Hu! ' de ve kapaklan...
Deniz ölse de su umut olur.
Tuzdur kavuran izanı,
Kazanı kaynatan diyarı Kenan'da.
Bir yanda yazar enfus bir kalem.
Bulunmaz diğer yanda senaryosu yazgının.
Kaderi yazanı telaş almaz hiçbir zaman.
Çünkü sona çok zaman vardır daha...
Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
1b/:
Ey çölün atası.
Gözü alaca.
Hazinedarın zeheb tası...
Ya Yakhya! ...
Yası asırlar sonra tutulan ins. Yani tek cinstir tedirginlik. Ölümse, yalnızca bizim başlık paramızdır Yakhya Beg. Düğünüzse şahinlerden sorulur gökyüzünde. İşte tam bu sırada ünler bir şahan gözlü kız: 'Abba! ... Hey! ' Duyulur. Anlaşılmaz. Bir yıldız kayar suların yüzünde. Acaba abba da nedir? Aramice midir? Keldanice mi ya da? Bir hitap mıdır mesela Ya Yakhya? Kitap mıdır? Baba mı demektir sizin diyarda veya? Öyle ise ben de babayım kendi kutrümce. Ya da ak pürçekli bir ananın oğluyum. Ve baliğim. Ve de reşitim diyarı yaşamımda. Ondandır boyumu aşan işlerle hemhaliyetim. Aciliyetimse ipek yolumun uzunluğundan. İşte o kervandır beni de avlayan harami diyarında. Ama gaddaredir ki şu yanımda kıyama durur.
1c/:
Kudurur harami başı.
Su uyur düşman uyumaz.
Durun daha...
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
Çünkü çöl ağlar kendi bahtına.
Annelerse ağlar ancak yürek sızısına,
Yani kendi yüreğinin flu Yakhya'sına.
Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:42
Çöl Ağlar Yakhya'sına 2
1a/:
Umman ölür.
Lut olur.
'Hu! ' de ve kapaklan...
Deniz ölse de su umut olur.
Tuzdur kavuran izanı,
Kazanı kaynatan diyarı Kenan'da.
Bir yanda yazar enfus bir kalem.
Bulunmaz diğer yanda senaryosu yazgının.
Kaderi yazanı telaş almaz hiçbir zaman.
Çünkü sona çok zaman vardır daha...
Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
1b/:
Ey çölün atası.
Gözü alaca.
Hazinedarın zeheb tası...
Ya Yakhya! ...
Yası asırlar sonra tutulan ins. Yani tek cinstir tedirginlik. Ölümse, yalnızca bizim başlık paramızdır Yakhya Beg. Düğünüzse şahinlerden sorulur gökyüzünde. İşte tam bu sırada ünler bir şahan gözlü kız: 'Abba! ... Hey! ' Duyulur. Anlaşılmaz. Bir yıldız kayar suların yüzünde. Acaba abba da nedir? Aramice midir? Keldanice mi ya da? Bir hitap mıdır mesela Ya Yakhya? Kitap mıdır? Baba mı demektir sizin diyarda veya? Öyle ise ben de babayım kendi kutrümce. Ya da ak pürçekli bir ananın oğluyum. Ve baliğim. Ve de reşitim diyarı yaşamımda. Ondandır boyumu aşan işlerle hemhaliyetim. Aciliyetimse ipek yolumun uzunluğundan. İşte o kervandır beni de avlayan harami diyarında. Ama gaddaredir ki şu yanımda kıyama durur.
1c/:
Kudurur harami başı.
Su uyur düşman uyumaz.
Durun daha...
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
Çünkü çöl ağlar kendi bahtına.
Annelerse ağlar ancak yürek sızısına,
Yani kendi yüreğinin flu Yakhya'sına.
Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat.

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:42
Çul ve Kül Kardeş Kılındı 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Dualar kıyamına dursun şükran için.
Ve umut diye beklenen baldıranı karşıla.
Son atlılar az sonra geçecekler,
Kıyamet kilisesinin duvarlarını ardından,
Koşumları kana kesmiş olarak,
Ve kabaralarını şakırtadarak...
Evet, bak ve dinle...
Geçtiler işte...
O atlılar bir çiçek kopardılar,
Can yaylalarından incitmemek için,
Yüreğinde duyduğun karaca meleyen karacayı.
Nal sesleri ondandır flu,
Ve belki de ondandır kantarma zaferleri,
Tarihe gark olarak uzaklaşmada.
Seni içine çağırıyordur gerçek Ya Yakhya,
Belki de içini sana...
Sevdiğini söylediğin zaman susacak kahır,
Ve susacak kentin çalınan tunç çanları.
Neden iplik kopar döşünde?
Duyduğun zaman Kara Ali'nin ününü,
Eski bir arkadaşa seni bağlayan,
Neden yanar damarın onun öldüğünü?
İşte öyle bir andır,
Düşmüşüz dara...
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya.
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:42
Çul ve Kül Kardeş Kılındı 2
1a/:
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
kal olduğun yerde.
Hastalığından derman sağ.
Sedef çıkart içindeki ummandan.
ve zehirli mantar pişir göl civarında.
Çadırlara konuk ol selam vererek.
Tanıklık çanını çal aşk ile.
Çarmıhları kırdır işbilir dülgerlere.
Ya Yakhya her suçlunun öldürülmek zorunda olup olmadığını bir kez daha düşün. Amacıyla pratiğini karşılaştır yandaşlarının. Çivilendiğin yerden yekinme zamanıdır. Herkes kendi biçimindekileri sever derler ya. Ben inanırım amma sen inanma. Kur darağacını asma kimseyi. Çul ve külü kardeş kıl. Ateşin ardınca yürü. Kıldan yapılmış kaba dokumaysa çul, nasıl kardeş kılınır ateşle? Haklısın ama. Sen bunu becermelisin kanımca. İşte o zaman Yakhya'sındır, Ya Yakhya. Eski çağlarda çekiç dişi savaşçılar tövbe eder eder de bozarlarmış. Ya da büyük acı işareti olarak bileklerini çizerlermiş. 'A' biçiminde. Çul giyerlermiş yoksul sufiler. ve üzerlerine kül serperlermiş karda uyurken. Bırak şimdi çulu ve külü. dağılmış olanlar topla yörene. Öncelerini öteleme ki zaman sana tutunsun. Karantina kadınlarının dışından geçir yolunu. Diğer ulusların arasında yaşayan yandaşlarını yadsıma. Onlar da kardeşindir. Eşindir. Akranındır. Kimmerya dullarının tümü için kullanılan ifadeleri sök at ari lisanından.
1b/:
Ya Yakhya, 'Hu! ' de ve kapaklan...
Daha sonra otur ve ağla.
Mazlumlar için tabii ki.
Çeşitli ülkelere dağıt şakirtlerini.
Türkün ırlansın lal ülkelerde.
Şarap sıkıcısı kendi tatsın sıktığını.
İnanlılar için de şıranı kendin hazırla.
Kullanıldığını anla da...
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:42
Dızmanlar Tarihi 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in
Yürek tuzağının şah avı Palastin kekliğidir
Tekliğidir bu gerçek sokak tarihçilerinin.
Bekçilerinin insafına düşer mabedi miladın,
Adın anılmazsa daralır yüreklerde odalar,
Aşkına açılmaya namzet...
Uçar ardıç kokulu sevdiceği muhariplerin
Ve uçar bilcümle zangoçların gönül kuşu
Şimdi çırpışmanın en güzel çağı mı? Bilmem
Karalar karası Ali ise,
Geçeği dızmanlar tarihinin
Her kahinin yalanı yakar kendini,
Ve tabiidir ki ona yürekten vurulanları,
Yarınları bilmek harcı mıdır?
Kenan'da açılan her üçüncü gözün?
Ya da on birinci boyutu asal gerçeğin
Uçan ardıç kokulu sevdiceği muhariplerin
Vurulur ve düşerler kendi teşneliklerine,
Yuvarlanılan yer aşk ve şehvet değildir kanımca...
Ama sanki ateş fışkıran kuyu-yu gayya...
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:42
Dızmanlar Tarihi 2
1a/:
Ey Yakhya!
Yontuları kırma vaktidir.
Hizmet erbabına yapılır diyarında.
Kem söz eden etmiştir.
Ne denir ardından kaçanların.
Hiç.
Kaçmıştır işte.
1b/:
Ya da her gidişte vardır bir hayır. Kötü ruhtur, yanacaktır. Kendine tutsak Ya Yakhya! ...Olanı özgür kılamazsın uğraşma boşuna ayın arka yüzünü göreceğim diye. Hem ne diye göstermez ay arkasını. Kötü bir durum mudur? ruhun denetimi yoksa insan da içini dönemez sana. Dene istersen. Altında bulunan postu canlandır kerametinle. Cinli bir beldeye uğra bir aralık. Kendi cinine tutsak olan kardeşlerini çağır. Cüzamlılarla oynaş. Grekçe'de ne demektir lepra. Sor bilenlere. Nertas diye çevrilen sözcüğün anlamını ara kamusta. Hansen basilinin kanına gir. Nedenini sor ona o filfilli melodinin. Bir yabaninin şarkısıdır belki de.
Duy ve dinle.
'Hu! ' de ve kapaklan yere...
Sen de eşlik et muhariplere,
Kapanan kapıların önünde.
Hatta uzan Alamut kalesine,
Fedailerin aşkını izle.
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:42
Firavun Pazarında Mezat 1
1/:
Ya Yakhya! ...
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Yağlı çıra gibi tutuşursa bu kent,
Tam siyaset yüreğinden, vay ki vay!
Bir kök sevgi getirsen de Ya Yakhya,
Saba melikesinden,
Artık ocakları tutuşturamazsın.
Sonbaharın arta kalanı süpürür seni,
Renklerinden resim yapılmaz ki zemherinin.
Ertesi günde yanacağını bilen şakirt,
Kırba kırba su taşır ciğerinde tabii ki.
Ama bunca suyu yüklenemez yürekler.
Sevdakarlar bu günden hazırlar ateşini,
Kolayca tutuşalım diye aşkın eline.
Yıldızları sökmez miydin omuzlarından?
Karanlıktan korkmasan Ya Yakhya
Ağlar durursan alt ucunda gecenin,
Dostların da sana katılır o son uçuşta,
Ama ya dost olmayanların?
'Hu' de ve huruç et korkuların burcundan,
Dağlarsın yüreğindeki dağları yoksa.
Rüzgarların önünde koştur kısrağını.
Ya da ardına takıl göç katarının.
Kendi ıslaklığını kurutamayan göz tembel,
Kendine sevdalı yürek bataklık sayılır.
gözlerinde büyüyen yabani ve barbar otlarını
Buda ki her ilkbaharda gümrahlaşsın aşk.
Ama bizi unutarak sonbaharda mezata çıkarma,
Pazarında firavunlar savurganlığının,
Yani yakma harlarda.
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya.
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:43
Firavun Pazarında Mezat 2
1a/:
Ya Yakhya! ...
Ne anlamındadır sahipsiz kuyulardan su çekmek
Ve demlemek yürek harıyla? ...
Dipsiz derinlikler bizi çağırdığında Ya Yakhya...
Hatta kötü ruhların hapsedildiği yer adımızı andığında...
Yok mu senden medet? Doğruluk ve günahsızlık tekelinde midir senin? . Kutsal olma Ya Yakya. 'Amin' de ve çekil. Durumu bir bilene sor. Doğru bir ilişkiye gir. Ve onun gözünde erdemli bir yaşam sür. Durumu bize de anlat sonunda. Ayrıca aklamak bize düşmez fahişeleri. Dünya Ey Yakhya, her şeyin müsebbibi. De üç anlamda kullanılan şey nedir? Evren, insanlık ve kutsal metinler midir? Baş kekitiyorsun. İnsanlarını yorma ey bilge başı. 'Hu! ' de ve kapaklan... Açık ve netlik yakışır sana Ey Yakhya. Ya şakirtlerin baş kaldırmasıyla oluşan günahlı ortama ne demeli? Susmalı ve bir şey söylememeli ha! Egemeni tut ensesinden dersem ben... Bu dünyanın Şeytanını yere çal çölde. Ejderhaları sal üstüne. Şeytanını yen son savaşın. ekmeğini bölmek için bekleme yoksullar sokağında. Karalanmış kağıtların lordu Opdaselam'ı oku ama inanma. İnanlılarının başını çek çölü yara yara. Yanlış kentlerin planlayıcısına Salamon mabedini ısmarlama.
kral Kermani'nin ölümünü an.
Bunun için bile olsa sakın ha!
Siyaset meydanlarında toplama oğullarını.
Birlikte ekmek bölüp yemelerini öğütle kızlarına.
Ya Yakhya! ...
Rabbin Sofrasına çök.
Ama az ye.
Doymadan kalk daha.
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:43
Güneşte Çivilenip Kalmak 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
İstedim ki dudaklarından geçsin katarım,
Yürüsün söz yüklü kafilelerle...
Uzun bir kışın sıcak yüzünü bilir üşüyen,
Yani kurtlara sormak gerek karın türküsünü.
Der ki karla beslenen bilge:
'Yorganı sıcak olmaz,
Zemheride yatanın...'
Yani Ya Yakhya uzakların,
Sessizliğine aldanmak şanıdır gezginlerin
Yakınları ıssız kılmazsa yavan bir öykü...
Şimdi çocuklar bile çileyi tanır.
Yaşlı şerbetler içer beşiğinde bebeler.
İlk kez dediğini sandığın alfabede bile,
Her şeyin sonuncusundadır aslında,
Her harfin yanağındaki kara ter.
Sil gözlerini sen de Kara Ali,
Temmuzun yutucu eteğiyle.
Ve adının solmasın parlak zehebi,
Güneşte çivilenip kalarak.
Işığa aldanarak ya da,
Veya ateş fışkıran kuyu-yu gayya
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:43
Güneşte Çivilenip Kalmak 2
1a/:
Her diyarda türkü söylenir.
Duyan duyar o davudi sesi.
'Uyan' denir her devri fetrette gafillere.
Ey Yakhya in sarayının mermer merdivenlerinden. Fillere yem at yıldız çayırlarından. Aslanların musuluna fil eti... Ya da taş at Ebrehe üzerine. Bin birinci ebabil olarak. Esinlenme kısmında kalsın savların ama. Karalanmış kağıtların lordu Opdaselam için bir unvan olarak kullanılan bir sözcük bul. Sadık kim? Sadakat ne? Güvenilirlik uzak bir uluyuşu mudur muhariplerin? Ya da kılıçların şıkırtısı mı? O da değil. Bu da değil kanımca. Çünkü Yakhya... Her şey ikinci anlamındadır aslında. Bu durumda 'Hu! ' de ve kapaklan...
1b/:
Ya Yakhya! ...
Kanla paraf edilir antlaşma.
Sulh kendini yer acıkırsa,
Harpse her daim tok tutar,
Kanla beslenen sürüleri.
Kanımıza ekmek doğranır bir daha...
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
Uzatma ey çöllerin serdarı bey oğlu bey
Artık sen de çekil 'Amin' de de...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:43
Kara Ali Örs Başında 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Yutar bir gün kendini bu kudurgan seller.
Koyar göğsüne başını babasız çocuk,
Yüreğini dinler uzaktaki ıslı-ıssız vadinin.
Kendinin yüreğiyse atanda tanda,
Bir yanda kesme taştır zulüm,
Ölüm ise akşamdan önce aparat
Yani tütün altı kahvaltı öncesi.
Gölgesi düşman herkesin aslımna,
Kara Ali ise örs başında,
Öfkesini yıkmış,
İki kaşının arasındaki vadiye,
Şerareler kanatlanmada yeyip yer çekimini
Kendi hekimini yaralamada derman.
Say ki o anı ateş fışkıran kuyu-yu gayya...
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:48
Kara Ali Örs Başında 2
1a/:
Zamandır her boyutun ikizi.
Onun yüzündendir ay her ay bir kez döner,
Kendi ekvatorunda...
Çöllerse ağlar kendi bahtına.
Anneler kendi Yakhya'sına ağlar.
Gün gelir sütliman olur Atlantik.
Anlaşır çölle deniz...
Anlamıssan 'Hu! ' de ve kapaklan...
Ya Yakhya, o antlaşma sandığını iyi sakla. Kumran mağaralarına göm. Ya da Lokman mağaralarına gizle. Ezoterik bir gizemle kapat ağzını. Testere dişi savaşçıların tanıklık çadırının ve ilk tapınmalarının en kutsal yerinde bulunan mermerleri kır. On Buyruğun yazılı olduğu taş levhalarla çevir avlunu. Kutsal emanetlerini kutsa. Ama ölçüdür çabuk kaçar. İçinde korunduğun sandık sadece emanettir sana Ya Yakhya. Acemi'ceyi unut. Antik çağda Gecerland'ın kuzeydoğusundaki bölgede türkü yakardı bir rahip ya... Bul onun kutsal notalarını. Çünkü orada oturan bir Tamil halkının konuştuğu konulardır burada yazılanlar. Tamiller o yüzden Elbasan beyi oldular. Bastılar eski vilayetleri. Etleri doğradılar.
Çöl ağlardı orada kendi bahtına.
Anneler de ağlaşır kendi Yakhya'sına.
Dön ve hönkür semadaki yanık yüzlü sarışın aya...
'Amin' de ve çekil ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:48
Kara Alisi Acemi Kisra'nın 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
İşte vurgun yayla ve işte vurgun çöl
Şimdi gezinir usta eller Gobi'nin yüreğinde.
Ki o eller ki,
Zaman zaman arz kutürü avındadır,
Bazen de şıhablar önünde cennet kaçkını.
Her yanı yara beredir
Kara madde ile pansumanı yapılmış,
Kapışılmış bir mezat tezgahında,
Eğri hurma dalından yayı,
Ve aslan sırımından kirişi...
Ya kara Alisi Acemi Kisranın?
Hüsranın haznedarıdır o,
Ellerinden anti madde saçılır,
Taberiya gölünün bereketli derununa,
Her yerinde bir tandır açılır
Zenzibar'ın göz alan saraylarının,
Dökülür cümle 'Harbiya! ' diyenleri.
Yani kara Alilerin kirli elleri,
Birer gayya ağzıdır
Dökülense bu vadiye vahşi çağlayandır.
Yalandır geçmişe dair destan yazanlar
Çünkü dızmanların tek içecekleri kandır
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:48
Kara Alisi Acemi Kisra'nın 2
1a/:
Ay takla atar.
Zöhre kararır çıra isinde.
İsminde 'el' olan onları aklar.
'Hu! ' de ve kapaklan...
Ey Yakhya de, aklından geçen aklanma nasıldır? Doğurur mu doğruluk sahte vilayetlerin hududunda? Vicdan ve adalet sözcükleri seğirir mi hiç? Yürür mü sabaha karşı mesela? Arnavutça'da nasıl söylenir put yontucularına lanet? Aynı kökten türetilmiş canlı Adem'in nesi olur? Ya da benim nem olur Bahira? Sözcüklerin tahıllar arasında nedir karşılığı? Kaç ölçektir buğday Babil'de? Alfa kaç gözlüdür? Alfabenin ilk harfi olan adamın ikinci harfi kaçıncı harftir genel anlamda? Beta kaç çocuk babasıdır? Ya da o**** kimin kocasıdır? Başlangıç simgesi olarak kullanılırsa kaç hücresi vardır cifirin? Ters öküz başı nasıl seslenir yandaşlarına?
Dön ve hönkür semadaki yanık yüzlü sarışın aya...
'Amin' de ve çekil ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:49
Kezzabi Tarihine Hizmet 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Bil ki dokunan kurur kalır toprağa.
Yer ruhunu alır cümle halaskaranın.
Bunu sana orada da soracaklar Ya Yakhya,
Hem de ateş lisanı ile...
Söylemişti oysa büyük büyük ataların,
Bu türkünün birinci dizesini ayan beyan.
'Yan ey insücin yüreğinin alazında,' diye
Sana yazgını hediye olarak sunmuşlardı,
Ayın doğduğu ilk günkü doğum gününde.
Hem de Ya Yakhya,
Asla unutmayacağın bir kadim lisan ile.
Birlikte dinleyelim, çök de yanıma,
Ölüm erbabının Kobtik zevk inlemesini.
Dinle kendi sesini!
Hatırla atların tırnak türküsünü,
Parmakların kırıksa da alkış tut,
Ellerinden kes umudunu,
Ama kesme beni geleceğe bağlayan,
Zeheb zincirini, köle gibi görünsem de.
Şiir yazmaya çalışman Begoglubek
Bil ki hayra alamet değildir,
Kezzabiler tarihine hizmettir aslında.
Oysa sen eskiden böyle değildin.
Bazı baharlardan daha türkü kokardın,
Ve kimi nisanlardan daha yağmurluydun.
Öyleyse Ya Yakhya Beg niye şiir?
Niye çiğnenmek demir kabaralara?
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya...
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:49
Ölüm Zenaatkarına Teslimiz 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Yağmurda ıslanan yürek bilir saçak altını.
Bir donmuş sevgili ateşe aşık olur.
Yabancı bir adam gibiysen bu son kentte,
İçindeki kendine yoldaşlık edebilirsin.
Yağmurları suçlamak bize mi düşmüş,
Nisana saygısızlık sayılır karı kutsamak.
Sormadan açılan kapıyı sahipsiz sanmak,
Ölüm zenaatkarına teslim olmaktır.
Arkasında ne saklar bilinmez ay ve zöhre,
Leylekler geliyorsa göçünden aşkla,
Bacaların hazırlanması yakın sayılır.
Gökyüzünden düşen maviler ve kuş kanatları,
Yaralı her yüreği mora boyar Ya Yakhya.
Anlatabilseydi seni dudağımın beyleri,
Kendi tuvalinde şakağım şakısaydı,
Gölgeleri silinmiş olurdu ölüm beyinin.
Bir asimetrik çizgi olurdu çizdiği,
Çiçeklerin renklerine banardı,
Elindeki son sultan fermanını.
En çok arılar banar oysa,
Sonbahar akşamlarına...
Aşık olan her yürek bir güneşe döner,
Bir de yanık yüzlü sarışın aya.
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 15:59
Ölüm Zenaatkarına Teslimiz 2
1a/:
Çöllerin koynunda uyuyan adam duy beni.
Kefeni yırt.
'Hu! ' de ve kapaklan...
Ya Yakhya! ...
Aryanice'ye benzeyen bir dilde okunur şiirimizin kriptosu. Başka lisanı unut. Bil ki... Yamalı bohçalar kahininin zamanında Kimmerya dulları Tahrani'ce yerine genellikle benim dilimi konuşurlardı. Şiir söyler ve cumbalardan bakışırlardı süzüm süzüm. Bekleşirlerdi gecenin yorgan altında. Mırıl mırıl dilleri kadim bir yazgıya bata çıka ilerlerdi. Sonra geldiği yönü unuturlardı. Ya Yakhya, neden işaret koymadın karanlıkların koynuna? Ve neden oymadın ışığın gözesini? Sıyırmadın neden soğuyan küllerini mağma diyarının? Zaman mı? Her zaman yetecek kadar vardır. Yani tam vaktidir şahmaranların gözünde yol almanın. Yürü ve ardınca yürüyelim. Gözümüze ışıktan kınalar sürünelim. Ellerimize sürme çekelim Hadramut'ta. Kara bir dutta bulalım aradığımız gözbebeklerimizi. Ne olsun daha?
Ya sen Ya Yakhya?
Devam mı susmaya? ...
Bilirim çöl ağlar kendi bahtına.
Anneler kendi Yakhya'sına ağlar.
El sıkış zamanın muhafızıyla,
Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:02
Özel Yasamızın Hammurabisi 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Hala yoksan ölüm zenaatkarının,
Yarınki listeyi icraatında,
İlerlediğin yol üstünde emniyettesindir.
Kurallardaki bomboş koridorlara,
Lacivert gölgeni düşüremezsin.
Uğraşma Ya Yakhya!
Çünkü yayılırsa karanlık
Gölgelerin kanına ekmek basılır,
Asılır bir fikir daha meydanı siyasette,
Kara Ali'nin gürgen darına.
Öylece sensiz kalır son fotoğraf karesi,
Soğuk bir güneşe yanar bütün anılar.
Ağustos ezgileri yakılmaz zemheride,
Yanarız mor ağızlı bir kahıra.
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya.
Ya Yakhya! ...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:02
Özel Yasamızın Hammurabisi 2
1a/:
Bu bölüm sürgüne dairdir.
Babil kralı Nebukatnezar'sa kendi destanının Gılgameş'i. Özel kanununun Hammur abi'si yani. İ.Ö. bir yılda yontuldu taşlar. Başlar vuruldu. Duruldu bulanık sullar. Tunç kendi zamanında eridi. Biz ise devrildik ömrümüzün sonunda. Hayatının kırk birinci yılında ne olmuştu? Anımsa. Kırık mızraklıların başkentini zaptetmişti tabiidir ki büyük baban. Sararmış kağıtlar kentini ele geçirense sendin. Kendin verdin bilcümle kararını tarihin.
'Hu! ' de ve kapaklan...
Yani attın kadim sayfalara bir çentik.
Doldu zamanın kırbası zafer dilimiyle.
Gelimiyle sevindirdi son oğlun.
Atlar yemlendi ışıktan ve mağmadan.
Delirdi muharipler sevdalarıyla yatıp.
Artık...
Sefer vaktidir.
Sabaha yakın bir sırada...
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:02
Pirinç Dişili Savaşçılar 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Bulutlarda boğulan Begim suyun sesidir,
Gözden süzülense seslerin suyu...
Bir derin kuyudur ateşistanda gayya
Ey Begleroglu Yakhya Beg...
Uçarı anılarını boşalt diplere,
Ve karşılıksız verdiğimiz şakaklarımıza,
Ter sür bir parça alıp Şeria'dan.
Hayallerimizde ara bizim artıklarımızı,
Katar kanatlarında yuvarla apak kartopunu,
Gül kokusuna bulat başını ankaların.
Hani seriyordun ya uykularını,
Samanyolundaki yıldız yataklarında,
Bir eylül lisanıyla ünler analar başucunda,
Kendi analarından ödünç aldıkları ninnilerini.
O analardır ki yalnız koymazlar,
Evlatlarını, yani seni ve beni...
Yaprakları yaşamının kefareti saymalısın,
Yaymalısın bu durumda seccadeni,
Seyyareler harmanında bir yere.
'Hu! ' de ve kapaklan...
Yine gelir sanma aynaya unuttukların.
Geçen her akşamın suretini çiz yeter,
Ya da son akşam yemeğinin panoramasını,
Kıyamet kilisesinin duvarlarına.
Tuzunu senle paylaşan her havariye inanma,
İnsanlar da bazen sırtlanlara imrenir,
Kimileri de kaplan vicdanıyla bakarlar,
Yoksul ve yalın yaşama...
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya...
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:02
Pirinç Dişili Savaşçılar 2
1a/:
Çeşitli işlere bakan kişi özünü ihmal edermiş.
Görünüm kişinin aynasına yansıyandır.
Gönül gözüyle görülense arkasıdır aynanın.
Ya da herkes kendi gözleriyle görmeli,
Suretlerdeki olağanüstü görüntüleri.
Herkesin göğü görmesi şart değildir bence.
Rüyet ne peki? .
1b/:
Ya Yakhya! ...
'Hu! ' de ve kapaklan...
Gözetmen kim?
Yerelse kilimler değer taşır ilmiklerinde.
İnanlılar topluluğunun önderlerinden Şerif'tir bu gelen ayın yanında. Karalanmış kağıtların lordu Opdaselam'in zamanından yani. Akdeniz halklarının ortak diliydi oysa bizim şarkımızın lisanı. Ey Yakhya antik çağda nasıl dövüldü demir? Ve bolat dağı çevresinde yaşamış halkların nasıl yumuşadı yürekleri? Zor soru bunlar. Yanıtlayamaz herkes. Bu yüzden 'Hu! ' de ve kapaklan... Dinle bak! Pirinç dişili savaşçılar dansa durdular yine. Duyduğun tepişme sesi ondandır. Burada olmayanlarda şahittir bu iddiama. Gün, bu gün değildir. Tarihin ortasındaki devri fetrettir. Ey Yakhya de o günün deyimini. Şarap sıkıcısının tekrar gelip gelmeyeceğini bağ diyarına. Dünyayı yargılayacağın vakti kıyama kaldır. Zamanı gelin et zemine. Günahı öğüten değirmenler kur. Ey Yakhya'ya baş kaldırımsıyla ünlenen Karsanya ülkesi artık sen de teslim ol aşka.
1c/:
Ya Yakhya! ...
Tekvini üzüm fıçılarında damıttık.
İnsanı kırptık saçlarından başlayarak.
Artık sen de 'Amin,' de ve git.
İronik adımlarla...
1d/:
Ey Yakhya'nın buyrukları,
Ve onları yerine getirmez olan ins ve cin...
Son sözüm sizedir son sayfasında,
Şahsi heredot günlüklerimin.
Bu durum günahtır der oturup postu üstüne,
Saçlarından kına damlayan anam.
Ya da yazık olarak tanımlanır kamusta.
Bakın ve kıyama kalkın:
'Amin' dedi ve kendi dünyasına çekildi Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:03
Şeşber ve Kılınç ve Gaddare 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in
Onulmaz panikteki her yaralı serçe
Belki de son avıdır avlanan her yüreğin
Öksede bıldırcındır şimdi muallak taşı
Milat kilisesinin tuzağında turaç...
Aç ve sefildir yansıyan Lut toplayıcılarını,
Kapıcıların o yüzden artırır,
Ondandır Gassani kralının aşka ütezlenmesi.
Herkesi sever de şeşber ve kılınç
Yalnızca kendini tutan eli görünce ufukta,
Ta kabzasından kızarır
Kara Ali'dir elleriyle yıldız aşılayan
Ölümü gülerek karşılayan,
Coğrafyada noktalı virgül,
İki nokta üst üstedir tarikhi Merduban'da
Yani sanki ateş fışkıran kuyu-yu gayya
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:03
Şeşber ve Kılınç ve Gaddare 2
1a/:
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.
Arzulan tendir.
Ne olsun daha?
Ya Yakhya vur kendini kumlara,
Kumsal vahalara ya da...
Nefsini tatmine uğraşmak boştur der aziz Kabluman. Her Kuds'e yönelen kutsal mı sanırsın? Baksan tanırsın öz varlığını iyiliğin. Gözdür. Yalan onun işi olamaz. günaha eğilimli olanlarıda kutsamalısın. bedensel tabiatı doğramalısın ilkbaharlar. Benzetme kendini ne bana, ne de ruhsal bir gerçeği açıklamak üzere yanına gelene. O her kimse. Söyle benim de selamımı. onun için anlatılan öykü taddır hala damağımızda. Mesel ise de inanır Urumeli. Masal ise de. De ona. Bizim bölgenin kralı Grekçe'de Tetrarhis'tir. Yani terhis olmamış asker. Siviliyattan bittabi. Filist adına küçük bir bölge ihdas etmek ister bağlıların. 1b/:
Ya Yakhya! ...
Her kimse oranın üzerinde yetkili kılınan,
Kralı ve vekilharcını kutsa.
Ve sal tez elden Saba'ya aşk kuşunu.
Ama gönülden yani isteyerek.
Ayrıca Hüdhüd'ü seyis kıl yüreğine.
büyük atalarını diz tespih ipine.
Ya Yakhya, çizgi kaşlı bilge,
Nedir ulusunun iki kaşı arasında ki dövme?
Şahmaran mı meliki yılanistanın?
Yoksa tılsımlı bir yalan mı?
Eski çağlarda yaşamış bir bilge mi yoksa?
Sor bunu belli başlı muhariplere,
Din ve devlet adamlarına.
Ve on iki oğluna danış.
Kim varsa daha...
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:03
Türkü Irlarız Çimerken Niye? 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Uçuşur ya turnalar kentin saçlarında,
Geç kalmanın hırsıyla hışırdamada,
Kanatların tılsımlı telleri.
Ve kaçtır kuşlara inat,
Kalemler karalar aşkı meydanlarda.
Kendimizin kırdığımızı bilmez yüreğimiz,
Sarışın sayfalardan kanımız akar.
Bir terli omza yaslanarak bu ağustos gecesi,
Ağlamak gelir Ya Yakhya,
Benim ve havarilerin içinden.
Yorgunluk atılır mı dingin yataklara?
Yanınızda yatıyorsa ölümün zenaatkarı.
Ağlıyorsa alem çağlardan beri,
Bil ki sudan bir boşluğun içindesindir.
Son bir kez daha geriye bakmak yetmez,
Karaları görmek için puslar içinde.
Giderir mi hasreti sallanan eller?
O eller ki,
Bazen sevdayı,
Kimi zaman ölümü derer ürün olarak.
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya.
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:03
Türkü Irlarız Çimerken Niye? 2
1a/:
Ey Yakhya can nedir?
insanın yaşamasını sağlayan enerji mi? ve ölümle vücuttan ayrılan madde dışı varlık biz miyiz? Yani kimiz? Nereden gelip, hangi yöne gideriz? Neden şiirler yazarız yalanlara sığınıp? Türkü ırlarız çimerken şehvetimizin ardından? Ya Yakhya, Cehennemi anlat bağlılarına. Ey Yakhya'nın halifesi olan adam... Neden susarsın sen? Şeytan ve kötü ruhlar konuşurken yakışır mı bu hal? İçin için hazırladığımız yangını körükle boş bir vaktinde. Ve Put yontucusu Harentik'in kır son putunu da. Müjdesini reddeden ney atmıştır yabana bilir misin? insanların da gideceği yok aslında Yerusalem'e. O zaman beklesinler sonsuz ceza yerini. İz de türkü ırlarız çimerken.
1b/:
Cennet ne peki?
Ey Yakhya topla çadır ehlini.
Sağ elinin ayasına bayram gününde.
Çiz hududunu devler yemiş coğrafyayı.
Banmak için mürekkep mi? ...
Var ya kanımız.
'Hu! ' de ve kapaklan...
Seninle Ya Yakhya,
En yakınımız sahrada ölümdür
Meleklerin bulunduğu yer ise damdır bize.
Hepimize ışıklı muştu sun artık.
Tüm gerçek çıksın orta yere diyarı Kenan'da.
Yamalı bohçalar kahini uğunsun acısından.
Bakıp bakıp yıldızlara yuvarlansın kezzibana.
Dayansın Lut'un kenarına çolak eliyle.
İnanlılarının canı yansın kendi odlarında.
sonsuz sevinç uçuşsun ebabil olup.
Kutsal ve günahkar Babil olup bu kutlu kent...
Sim latalı hakim olup hükmetsin tüm diyara.
Cananın içinde yaşayacağı yer aklansın.
Cinler düğün kursun Süleyman'ın uğruna.
Göze görünmeyen sevdalar ağsın.
Seylan'a insin Adem.
Ne olsun daha? ...
'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:04
Yakamozlara Atılan İmza 1
1/:
Ya Yakhya!
Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in...
Bir gün sen de anlarsın Ya Yakya,
Yalanla gerçeğin üvey kardeşliğini.
Yüreğim yakında gideceksin biliyorum.
Kendi vilayetinin Kara Ali'sinin,
Babadan kalık ezberine yanarak.
Herkes gibi sen de,
Son bir türkü ırlayacaksın,
Ve ateşten püsküller takacaksın omzuna.
Bir günde kaybolan krallar gibi değil ki,
Senin şakaklardaki saltanatın Ya Yakhya.
Kendini kelebek sanman boşunadır.
Yakamozlara atılan imza ayın keyfine kalır.
Bir süzme kadar saltanat göze aittir.
Sözün saltanatı ise cümle cümle uzar.
Taş kadar sessizce gömüleceksek hepimiz
Piramitlerin dibine şiirlerimizle mumyalanarak,
Ilık yaz akşamlarını ayaz gibi duyarız.
Donduracak gibi gelir iliğimizi,
O dağ köuündeki minik sevdamız.
Oysa ben ve sen çeliklerin özündeniz.
Mavisiyle karılmıştı bize gökyüzü,
Gecelerden süne süne sabaha.
Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya
Ey Yakhya...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:04
Yakamozlara Atılan İmza 2
1a/:
Hasırda yatar mütevazılık.
Azık çökelekse aç kalı begler.
Ama ya iliği kurumuşlar? ...
Azıt bütün ebabillerini Yakhya.
Katıl sen de özgür katarlara.
Bak aya...
Dünyaya bağlı da olsa,
Berduşluktan ödün verir mi?
Katıl havariler arasına mesela. Roma'da sürdürdükleri kölelik yaşamından kurtuldukları günü kutla yoksul askerleriyle İsa'nın. Özel bir elbise diktir bana da. Lata gibi. Som sırma ve zehebten. bir kutlama şöleni yapalım ardından Babil işgalcilerinin. Kurban edilmiş kuzuları bağışlayalım. Mayasız ekmek yenirse, Karsanya ülkesinde ihraç edelim. Manat kazanalım. Çıkış nere? Demedin hala Ya Yakhya. Bu bayramı çocuklara verelim. Hamursuz bayramında et yiyelim. Kaldırırsa midemiz kan içelim. Vurup atlara kendimizi Karsanya'yı işgale yeltenelenelim. Olsun. Ne çıkar? İşgalci barbarlar olarak da bilinelim. Geleceği bildir bize Yakhya. Her olanı yazdır tarihine. Gelecek masallarda anlatılsın çocuklara. Put satıcısı Lardestek'i kınalayalım. Ey Yakhya ne dört anlamda kullanılır? Yer ve gök ve cen ve ceh... Yer yuvarlağını çevreleyen havaküre olmasa? ... Uzay dolsa karanlık madde ile. Nedir ki salt sahihin bulunduğu mekan? gözle görülmeyen aleme bakın ey amalar. (Tabii ki 'A'lar şapkalı burada.) Gökteki yedi kandil bize klavuzdur ey ins. Testere dişli savaşçılarsa hızarda zulüm. Ey Yakhya saygıyı göstermek için geldiler alaca atlarıyla Temuriler. Çıkalım kozamızdan. Yalelli ile karşılayalım Temuri beglerini. Zılgıt çekelim.
1b/:
Ya Yakhya! ...
'Hu! ' de ve kapaklan...
Geldiler saf saf beklediklerin.
Ve en iyi efsaf...
Durun ve kudurun ey kurtlar.
Aslanlar katıldı kervana.
Genellikle böyle olur kutlu öyküler.
Son sözcüğünü söylemez önder.
Eratsa karınca kesilir vadilerde.
Ama palasını kullanmaktan kaçınır ay.
Güneş saklar kasaturasını.
Bunun yerine gökler yağmur ağlar.
Seyyareler sevda uğunur.
Yerler yumulur maşlakhasına.
İnsanlar koşuşur bir vahaya.
Sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya.


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:04
1/: İğde Üstüne Girizgah

Ellemeyin iğdeleri ağalar...
Hüzün çöker ihata çitlerine.
***
Az buz değil bu öykü...
Uzar sonbahardan yaza sünerek.
Duruverir ortayerinde has bahçelerin,
Suistimal vazife kirli siluetiyle gerneşerek.
Bir efe diz vurur çiğdemlerin dibine.
Kurur erdem çiçeği şeşberlerin dilinde.
Ve durur yabanıl atlar kendi puslarının içinde.
Ellemeyin iğdeleri ağalar...
Bulutları hasat edip göğü biçen kanatlar,
Bırakın özgür olsun,
Bir sıkımlık yanaklar.
Ellemeyin iğdeleri ağalar...
Ağustosta öksüz kalır yamaçlar
Dorukta karlar ağlar...
***
Ellemeyin iğdeleri ağalar...
Hüzün çöker çitlere.
Yosa ananız ağlar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:04
2/: Söğüt Üstüne Girizgah

Ellemeyin söğütleri ağalar...
Al ayada yeşil kınalar ağlar.
***
Dağlar öksüz taylar gibi bırakır yelelerini.
Yetim kalır dereboyları eylülün eşiğinde.
Kasılır gerdan teşne dudaklar altında,
Kaş çatar çıplak ve pembe tepeler.
Ellemeyin dereleri çağlasın,
Ve ilişmeyin dere boyu gelinlerine.
Onlar ellerine boşa kına yakmazlar,
Ve kıymazlar dallarına konan serçelere ağalar...
Durmayın artık değirmen gözesinde,
Şimdi vakt-i seferberliktir.
Türkü yakın Huş Kal’ası üstüne,
Ama tırtılları vurmayın kın yaprağı üstünde.
Bilin ki söğütler ağlar...
***
Ellemeyin söğütleri ağalar...
Al ayada yeşil kınalar ağlar.
Yosa ananız ağlar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:04
3/: Aydın efesi Üstüne Girizgah

Ellemeyin efesini Aydın’ın ağalar...
Toprak boyun burar, diz ağlar.
***
O, öyle ağıraksak yaşar hayalin gölgesinde.
Doğrulur dağları omzunda taşıyarak.
Dizini öptürür toprağa bayram ziyaretlerinde.
Bileği kuşak arasında bahtını arar.
Her daim yar yerine tetik okşar elleri.
Gözleri biteviye ufukları tarar.
Arar ak zeminde zulumat lekesini.
Bir gri nokta arar memleket düzleminde.
Aydın efesi “Şu dağlara yaslananda”
Ne can kalır yavukluda ağalar...
Ne toprakta filiz sürer arsız öfke.
Bilin ki o kocam kalçalı dağlar da ağlar
Efeler gurur kuşanır her sabah tabancanın ardından
Kınında hançer ağlar...
***
Ellemeyin efesini Aydın’ın ağalar...
Toprak boyun burar, topuk ve dizler ağlar.
Yosa ananız ağlar...


Ahmet Yozgat

Sisli Kimlik
26-05-08, 16:04
4/: Çitler Diyarı Üstüne Girizgah

Ellemeyin çitleri ula kavatlar...
Bahçelere naz çöker.
***
Sülün bacaklı dırahşan taylar sıçrar şerare olup.
Yılkı olur uçuşur ateş örülü yeleleriyle.
Bilesiz ki tekin değildir dağlar.
Onun için zemheride küheylanlar buz kırar
Höykürür acı ile döşleri dağlananda.
Koşumda atlar ağlar ağalar...
Bahçede çitler…
O çitler ki müzlikadır alfabenin ayak ucunda.
Zinhar bağlamaz öteler zinazar atları
Toynakları kanlı ayaklardır uçan doruklardan
Atlar sıradağlardan da atlar...
***
Ellemeyin çitleri ula kavatlar...
Bahçelere kız güzeli naz çöker.
Yosa ananız ağlar...


Ahmet Yozga