PDA

View Full Version : psikoloji ders notları



Munky
12-04-08, 16:30
Psikolojinin Konusu :

Psikoloji Nedir ?

Psikolojinin İlgi Alanı Nedir?

Hiç kendinizin ya da çevrenizdeki herhangi bir insanın davranışlarını sorguladınız mı?
Örneğin :
Neden şu anda tüm dikkatiniz bilgisayar ekranında ve çevrenizdeki diğer nesnelerin farkında değilsiniz?
Çevrenizdeki ses, renk, ışık, koku, tat, sıcaklık, ağırlık gibi uyarıcılar sizde hangi tepkileri oluşturuyor?
Herkes sizin gibi çevredeki uyarıcılara aynı tepkiyi mi veriyor?
Korku, öfke, sevinç, üzüntü gibi duyguları niye yaşıyorsunuz?
Bilgisayar kullanmayı ya da yemek yemeyi nasıl öğrendiniz?
Nasıl düşünüyorsunuz?
Duygu ve düşünceleriniz arasında çatışma yaşıyor musunuz?
Gösterdiğiniz bazı tepkileri derinlemesine incelediğinizde kendinize ve çevrenize karşı masum yalanlar söylediğiniz oluyor mu?
Bu ve buna benzer soruları soran, kendini ve çevresindeki insanları tanımak isteyen insan, bu sorulara bilimin evrensel nitelikleri çevresinde yanıtlar arayınca psikoloji bilimi doğmuştur.
Psikoloji sözcüğü eski Yunanca kökenli ruh anlamına gelen psyche (psühe) ve bilgi, düzen anlamına gelen logos sözcüklerinden oluşur ve ruhbilim anlamına gelir.
Psikoloji, her ne kadar ruh bilim anlamına gelirse de ruhların var olup olmadığı problemi psikolojinin ilgi alanına girmez.
Psikolojinin konusu davranıştır.
Psikoloji, insan ve hayvan davranışları ile bu davranışların altında yatan etmenleri inceleyen bilimdir.

Bu tanımda üzerinde durulması gereken iki önemli nokta vardır:

Birincisi ; davranış nedir?
İkincisi ; psikoloji, neden hayvan davranışlarını inceler?

Davranış Türleri :

Davranış, organizmanın iç ve dış uyaranlara verdiği, gözlemlenebilen ve ölçülebilen her türlü tepkidir.
Davranış üç biçimde anlaşılır.
Doğrudan gözlenebilen davranışlar : Organizmanın başkaları tarafından gözlemlenebilen davranışlarıdır.
Dolaylı gözlenebilen davranışlar (Bilişsel zihinsel davranışlar) : Bireyin iç yaşantısında geçen dışarı yansımayan davranışlarıdır.
Duyu organlarında, beyinde, sinir sisteminde gerçekleşen fizyolojik davranışlar : Düşünme, beslenme, görme, işitme gibi etkinlikler sırasında organizma da oluşan biyokimyasal değişmeler, bazı araçlar kullanılarak ölçülebilirler.
Psikoloji Neden Hayvan Davranışları İle İlgilenir ?
Psikoloji neden insan davranışlarının yanı sıra hayvan davranışlarını da inceler?
Psikoloji, hayvan davranışları ile basit insan davranışları arasında benzerlikler olduğu kanısındadır.
Psikolojinin Amaçları :
Tanımlama : Genel olarak organizmanın, özel olarak insanın davranışlarını bilimsel yöntem ve tekniklerle inceleyip genel yasalara ulaşmak.
Anlama : İnsanın davranışlarını etkileyen etmenlerin neler olduğunu araştırmak.
Öngörü-Öndeyi : İnsanın çevreye uyum sağlama sürecinde neler yapabileceğini önceden kestirmek ve kendini denetleyip daha mutlu bir yaşam sürmesi için olanaklar sunmak.
Denetleme-Değiştirme : Psikolojinin bulgularının eğitim, sağlık, sanayi, hukuk gibi alanlara uygulanarak bu alanlarda insanlığa yararlı uygulamaların gelişmesine olanak sağlamak.
Psikolojinin Diğer Bilimlerle İlişkisi :
Psikoloji, gerek kurulurken gerek gelişirken pek çok bilim dalından etkilenmiş, yararlanmış ve pek çok bilim dalını da etkilemiştir.
Fizyoloji : Organizmadaki organların işleyişleri ve işlevlerini inceleyen fizyoloji psikolojinin yararlandığı başlıca bilimlerdendir. Beynin, sinir sisteminin, duyu organlarının, iç salgı bezlerinin etkinlikleri fizyolojinin konusudur.
Antropoloji : Antropoloji insan soyunun geçmişini inceler. Atalarımızın geçmişte yaşadığı olaylar bugünkü davranışlarımızın biçimlenmesinde etkili olmuştur.
Sosyoloji : Psikoloji, toplumu inceleyen sosyolojiden, bireyin içinde yaşadığı grubun birey davranışları üzerindeki etkisin incelerken yararlanır.
Siyaset Bilimi : Psikoloji, yönetim biçimlerinin davranışlar üzerindeki etkilerini incelerken siyaset biliminden yararlanır.
İstatistik : Tüm bilimler, vardıkları sonuçları sayılarla, grafiklerle ifade ederler. Bu sayede bilimlerin sonuçları açıklık, kesinlik ve somutluk kazanır, yani bilimler pozitifleşir. Psikoloji de test sonuçlarını değerlendirirken, genellemelere ulaşırken sayısal verileri ve grafikleri kullanarak istatistikten yararlanır.
Coğrafya : Doğa koşularının, yüzey şekillerinin, iklimin davranışlar üzerindeki etkilerini incelerken psikoloji coğrafyadan yararlanır.
Hukuk : Yasaların ve yasal düzenlemelerin davranışlara etkilerini incelerken psikoloji hukuktan yararlanır.
Psikiyatri : Psikoloji genelde normal insanların davranışlarını incelerken, psikiyatri anormal insan davranışlarını konu edinir. Psikoloji normal insanlarda görülen anormal davranışları incelerken psikiyatriden yararlanır.
Psikolojinin Doğuşu :
Psikoloji bilimi, sanayi devriminin ürünü olarak doğmuştur.
Psikolojinin, 19. Yüzyıl sonlarında Alman fizyolojisti Wilhelm Wundt tarafından kurulduğu kabul edilir.
Wilhelm Wundt, 1879 yılında Leipzig'de ilk psikoloji laboratuvarını kurmuştur.
Böylece, psikoloji konuları ilk kez laboratuvar koşullarında incelenmeye başlanmıştır.

Ekoller ve Yaklaşımlar :

Psikoloji gerek bilim olarak doğarken, gerekse gelişirken farklı görüşlerin tartışmalarından yararlanılmıştır.

Psikolojiye farklı işlevler yükleyen, farklı konulara psikolojinin dikkatini çeken, kullanılması gereken farklı yöntem ve teknikler öneren ekol ve yaklaşımlar, psikolojinin gelişmesine hız kazandırmışlar.

Başlıca ekol ve yaklaşımlar :

Yapısalcılık (Strüktüralizm) : Yapısalcı psikologlar, bir kimyacının suyu hidrojen ve oksijen atomlarına ayırması gibi, duyumları, imgeleri, duygulanımları en temel elemanlarına ayırarak incelemeye çalıştılar.

Yapısalcılık, bireyin iç yaşantısını oluşturan duyumları, imgeleri ve duygulanımları incelemek için iç gözlem (içe bakış) yöntemini kullanır.
Temsilcileri W. Wundt ve E. Titchener dir.

UYARI : Yapısalcı ekol, zihnin ne olduğunu araştırırken, işlevselci ekol, zihnin ne için olduğunu araştırır.

Yapısalcı ekol, zihni statik (durağan) haliyle ele alıp unsurlarına ayırırken , işlevselci ekol, zihni yaşayan, canlı, dinamik işlevleriyle inceler.

İşlevselcilik (Fonksiyonalizm) : İşlevselcilik, yapısalcılığa tepki olarak ortaya çıkmıştır. İşlevselciliğin temsilcilerinden William James'e göre davranışın yapı taşlarını araştırmak zaman kaybıdır, çünkü, beyin ve dolayısıyla zihin sürekli değişim halindedir. O halde, psikoloji davranışın işlevi ya da amacı üzerine yoğunlaşmalıdır. İşlevselciliğe göre, psikoloji yaşamı kolaylaştıran bir araç olmalıdır. Bu yüzden işlevselciler, davranışların insanın çevreye uyum sağlamasına nasıl yardım ettiğini öğrenmek istediler.

Yapısalcıların tersine, işlevselciler iç gözlem, gözlem gibi tüm yöntemleri kullanırlar.

Temsilcileri : W james ve John Dewey dir.

Davranışçılık (Biheviyorizm) : Zihnin ne olduğu ya da ne için olduğu tartışmalarına tepki olarak doğmuştur.

Davranışçılığa göre psikoloji, zihin yerine organizmanın doğrudan gözlemlenebilen ve ölçülebilen davranışlarını incelemelidir. Çünkü, davranışçı ekol psikolojiyi, uyarıcı davranış (U - D) ilişkisi çerçevesinde ele alır. Buna göre, insanın içinde yaşadığı koşullar davranışlarını belirler.

Davranışçı psikologlar zihni inceleyen iç gözlemi reddederler.

Temsilcileri I. Pavlov, J. Watson ve B.F. Skinner dir.

Psikodinamik Yaklaşım (Psikanaliz) : Ekoller ve yaklaşımlar arasında davranış bozukluklarını doğrudan ele alan yaklaşımdır.

Bu ekole göre, davranış bozuklukları bilinçaltına bastırılan istenmeyen duygulardan kaynaklanır.

Bilinçaltı, yaşadığımız istenmeyen duyguların bilinçte gizlendiği yerdir. İstenmeyen duygular, id, ego (ben), süper ego (üst ben) çerçevesinde bilinçaltına itilir.

İd, insanın ilkel benliğidir. Psikodinamik yaklaşımın kurucusu Freud'a göre insanın doğuştan getirdiği ve idini oluşturan iki etkili eğilim cinsellik ve saldırganlıktır.

Ego, insanın psikolojik yanıdır. İnsan kendinin ne olduğunu ne olmak istediğini, çevresini nasıl tanıdığını gösteren bilinç durumudur.

Süper ego ise, insanın toplumsal yanıdır. Toplumun kuralları ve değer yargılarından etkilenir.

Temsilcileri S. Freud, A. Adler ve C. Jung dur.

Gestalt (Bütünlük) Psikolojisi : Yapısalcılığın, zihni öğelerine ayıran anlayışına tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Gestalt psikolojisine göre, bütünü anlamdan parçaları doğru anlamak olanaksızdır. Çünkü "Bütün, kendini oluşturan parçaların toplamından farklı ve büyüktür. Hiçbir parça, bütünün içerdiği özelliklere sahip değildir."

Gestalt ekolü, algı ve bellek üzerine çalışmaları ile psikolojiye katkıda bulunmuştur. Bu ekol, psikolojide tümdengelim yöntemini kullanır.

Temsilcileri M. Wertheimer, K. Koffka, W. Köhler'dir.

Hümanist Yaklaşım : Hümanist yaklaşım, eski ve yeni yaklaşımları birleştirip bunların çağdaş yorumunu yapmaya çalışmıştır.

Hümanizme göre, her insan kendine göre bir değerdir ve her insan, birey olarak kendi davranışlarından sorumludur.
Bu çerçevede bilimin daha özelde Psikolojinin görevi bireyi denetim altına almak değil, onu özgürleştirmektir.
Hümanist yaklaşım insanın cansız bir nesne olmadığını, dıştan bakılarak anlaşılamayacağını ileri sürüp insanın iç gözlemle incelenmesi gerektiğini söyleyerek davranışçı ekole karşı çıkar.
Temsilcisi A. H. Maslow'dur.

Bilişsel Yaklaşım (Kognitivizm) : Biliş, insanın dünyayı tanımaya ve anlamaya yönelik zihinsel etkinlikleridir.

Bilişsel yaklaşıma göre insan diğer canlılardan farklı olarak dikkat, algı, düşünme gibi zihinsel süreçlerle etkin bir canlı olarak çevresini anlar ve yorumlar. O halde davranışları biçimlendiren bilişsel süreçlerdir. Bilişsel süreçler insanın gelişim aşamalarına göre sırayla ortaya çıkar.
İnsanı gelişmiş bir bilgisayar sistemi olarak gören bu yaklaşım, insan zihninin bilgi edinmek, bilgiyi işlemek ve depolamak gibi işlemler yaptığı görüşündedir. Bilişsel yaklaşım, kendine özgü eğitim anlayışları da geliştirmiş, öğrenmenin gerçekleşmesi için gelişim aşamalarının tamamlanması gereğini vurgulamıştır.
Temsilcisi J. Piaget dır.

Biyo-psikolojik Yaklaşım : İnsanı bütünselliği olan biyolojik bir varlık olarak gören bu yaklaşım, akıl hastalıklarının nedenleri üzerinde de durmuştur.

Biyo-psikolojik yaklaşıma göre insan davranışlarının biçimlenmesinde beyinde meydan gelen biyokimyasal olayların ve genetik özelliklerin etkisi vardır.
Bu ekol, beyin üzerinde özellikle de gelişmiş hayvanların beyni üzerinde ayrıntılı laboratuvar deneyleri yapmış davranışlarla beynin işleyişi arasında bağlantılar kurmuştur.
Temsilcisi A. Meyer dir.

Psikolojinin Alt Dalları :

Psikolojinin uzmanlık alanları ile psikolojinin sonuçlarının diğer bilimlere uygulanması psikolojinin alt dallarını oluşturmuştur.
Şimdi sırası ile bunları inceleyelim :

Sosyal Psikoloji : Bireyin grup içinde değişen davranışları ve grupların ortak davranışlara yönelmelerini araştıran alana sosyal psikoloji denir.
Gelişim Psikolojisi : Gelişim psikolojisi, yaşa bağlı davranış değişikliklerini inceler.
Çocukken büyük bir dikkatle ve keyifle izlenen çizgi filmler büyüyünce ilgi çekici olmaktan çıkabilir.
Gelişim psikolojisi çocuk psikolojisi ve yetişkin psikolojisi olmak üzere ikiye ayrılır.
Klinik Psikolojisi : Davranış bozukluklarının tanı (teşhis) ve tedavileri ile ilgilenir.
Zeka, kişilik, akıl sağlığı sorunları olan, bu yüzden çevreye uyum zorluğu çeken insanların tanı ve tedavisi için teknikler geliştirir.
Rehberlik ve Danışmanlık Psikolojisi : Normal yaşamda karşılaşılan sorun ve sıkıntıları, çevreye uyum güçlüklerini ele alan psikoloji dalı rehberlik ve danışmanlık psikolojisidir.
Klinik psikoloji akıl hastalığı düzeyindeki davranış bozukluklarını inceler.
Rehberlik ve danışma psikolojisi klinik psikolojisinden farklı olarak normal sınırlar içinde kalan sorunları ele alır.
Deneysel Psikoloji : Deneysel psikoloji bir davranışı etkileyen çevre koşullarını ve uyarıcıları tanımlayıp ölçerek hangi davranışı, nasıl ve ne derecede etkilediğini bulmayı amaçlar.
Bunu yaparken hayvanlar üzerinde laboratuvar deneyleri yapar, bunları insan davranışları ile karşılaştırır.
Endüstri (Sanayi) Psikolojisi : Günümüzde üretimde verimi artırmak için yalnızca teknolojiyi geliştirmek yeterli mi?
Üretimde verimi artırmak amacıyla, insan emeğinin daha üretken hale getirilmesi endüstri psikolojisinin konusuna girer.
Bugün endüstri psikologları şu sorularla ilgilenmektedir.
Çalışanları verimli kılmak için, nasıl bir ücret politikası uygulanabilir?
Çalışanların çalışma ortamı nasıl olursa üretim artışı yükselir?
İşe eleman alırken, hangi teknikler kullanılırsa daha akılcı davranılmış olur?
Hizmet içi eğitim sonuçları nasıl değerlendirilmeli?
Çalışma ortamında insan ilişkileri hangi yöntemlerle geliştirilebilir?

Eğitim Psikolojisi : Psikolojinin bulgularının eğitim ve öğretime uygulanarak kolaylıklar ve ilerlemeler sağlanması eğitim psikolojisinin konusuna girer.
Öğrenme nasıl daha hızlı gerçekleştirilir?
Öğrenmeyi teşvik etmek için hangi araçlar kullanılmalıdır?
Hangi konu, kimlere, nasıl öğretilir?
Öğretmenler nasıl yetiştirilmelidir?
gibi sorulara yanıt arar.
Eğitim psikolojisi sayesinde eğitim süreci en etkin düzeyde gerçekleştirilir.

Psikometrik Psikoloji : Psikolojinin sonuçlarını testler, anketler aracılığı ile sayısallaştırmak, psikolojide kullanılmak üzere ölçüm araçlarının geliştirilmesini sağlamak, böylece psikolojinin sonuçlarını daha somut, açık, kısa bir biçimde ifade etmek, psikometrinin konusuna girer.

Araştırma Yöntemleri :

Bir bilim alanında sonuca ulaşmak için izlenen amaçlı, düzenli ve kısa yollara yöntem denir.

Psikoloji de gerek kendine özgü yöntem ve teknikler kullanılarak, gerekse diğer bilimlerin yöntem ve tekniklerinden yararlanarak, konusunu bilimsel bir şekilde inceler.

Psikolojinin kullandığı başlıca yöntem ve teknikler üç başlıkta incelenebilir.

Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler

Deneysel Yöntem

İstatistiksel yöntem

Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler : İncelenen olayla ilgili özellikleri saptamayı amaçlayan yöntemler betimleyici ve tanımlayıcı yöntemlerdir.

Bu yöntemler gözlem, anket ve klinik yöntemin görüşme, vak'a incelemesi, test gibi tekniklerini içerir.

Gözlem : Olayları kendiliğinden oluşan oluşum biçimleri içinde amaçlı ve sistemli olarak izlemek ve kaydetmektir.

İç Gözlem (İçe Bakış) : Bir uyarıcının etkisiyle bireyin yaşadığı duyguları kendi ağzından anlatmasıdır.

Doğal Gözlem : İncelenen olayların kendi doğal ortamında, müdahalede bulunulmaksızın gözlemlenmesidir.
Doğal gözlemin zaman zaman yanıltıcı olmasının üç temel nedeni vardır.
Duyu verileri araştırmacıyı yanıltabilir.
Araştırmacı subjektivizme (öznelliğe) düşebilir.
Araştırmacılar, aynı gözleme farklı yorumlar getirebilir.

Sistematik Gözlem : Araştırmacının belirli teknikleri kullanarak, gözlem ortamını denetim altına alarak gözlem yapmasıdır.
Sistematik gözlemde araştırmacı, görüşme ve gözlem çizelgeleri hazırlayabilir, soru kağıtları ve test gibi araçlardan yararlanabilir.

Anket : Önceden hazırlanmış soruların yazılı olarak üzerinde inceleme yapılan insanlara doğrudan yöneltilmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesidir.
Klinik Yöntem : Davranış bozukluklarının tanısı (teşhisi) için uygulanan yöntemdir. Bu yöntem genel olarak şu teknikleri kullanmayı gerektirir.
Görüşme (Mülakat) : İncelenen insanın, duygu, düşünce, davranış ve tutumlarını saptamak amacı ile yüz yüze yapılan sözlü söyleşidir.
Güvenilir bir görüşme için görüşmecinin alanında uzman olması, ortamın ve görüşme süresinin, görüşülen insanı olumlu ya da olumsuz yönde etkilemeyecek biçimde düzenlenmesi gereklidir.

Vak'a incelemesi : Vak'a incelemeleri bir insanla ilgili ya da bazı olguların belirli anlarıyla ilgili yoğun incelemelerdir.
Örneğin, Televizyonda gösterilen şiddet filmlerinin saldırgan davranışları özendirmesiyle ilgili bir vak'a incelemesinde, hava korsanlığını konu alan bir filmin etkileri incelenmiştir.

Test : Birden fazla insanın davranışlarını karşılaştırmak amacı ile uygulanan sistematik ölçme tekniğidir.
Sözlü ya da yazılı olabilen testler zeka, yetenek, kişilik, bilgi, ilgi gibi özellikleri ölçmek için kullanılır.

Deneysel Yöntem : İncelenen olayla ilgili neden sonuç ilişkilerini saptamak üzere araştırmacının uygun laboratuvar koşullarında hazırladığı ve incelediği kişi ya da nesneyi yönlendirebildiği yöntem, deneysel yöntemdir.
Deneysel yöntem sırasında incelenen insana denek, hayvana kobay adı verilir.

Deneysel Yöntemin Aşamaları

Ön Hazırlık : Gözlemlerle ve yapılan ön araştırmalarla konuyu tanımak ve betimlemektir.

Varsayım (Hipotez) : Gözlem ve ön araştırma sonuçlarına dayanarak oluşan yargıyı geçici bir iddia olarak ileri sürmektir.

Deney :Varsayımı kanıtlamak üzere sonucu etkileyen değişkenlerle sonuç arasındaki ilişkiyi saptamak üzere pratik uygulamalar yapmaktır.

Deney Değişkenleri : Deney sırasında üç temel değişken ortaya çıkar.

Bağımsız Değişken : İncelediğimiz olayda sonucu etkileyen etken yani neden bağımsız değişkendir.

Bağımlı Değişken : Bağımsız değişkene bağlı olarak ortaya çıkan sonuç ise bağımlı değişkendir.

Ara Değişken : Bağımsız değişken dışında sonucu etkileyen faktörlere ara değişken denir.

İstatistiksel Yöntem : Tüm yöntemler kullanılırken çoğu zaman karşımıza sayısal sonuçlar çıkar. Ancak sayısal sonuçlar yalnız başına bir anlam taşımaz. Elde edilen sayısal sonuçları değerlendirmek için kullanılan teknikler istatistiksel yöntemi oluşturur.

İstatistikler sayesinde psikolojinin sonuçları daha somut, açık, kısa açıklanır. Bir anlamda sonuçların bilimselliği pekişir.
İncelediği olaylarda ölçme araçları kullanılabilmesi psikolojiye ölçme konusunda avantajlar sağlamaktadır.

Korelasyon (Bağıntı) : İki değişken arasındaki ilişki miktarına korelasyon denir. Üç temel korelasyon biçimi vardır.

Pozitif (Olumlu) Korelasyon : İki değişken arasında birlikte artan ya da birlikte azalan doğru orantılı bir ilişki varsa korelasyon pozitiftir.
Negatif (Olumsuz) Korelasyon : İki değişken arasında biri artarken diğeri azalan ters orantılı bir ilişki varsa korelasyon negatiftir.
Nötr Korelasyon : İki değişken arasında hiçbir ilişki olmamasıdır.
Korelasyon Katsayısı : +1, -1, 0 korelasyon katsayıları tam ve mükemmel bağıntının ifadesidir.
Korelasyon katsayılarından 0'a yakın olanlar ise güçlü bir ilişkiyi ifade eder.
Ancak, 1'e yakınlık, rakamın (+) veya (-) değerinden bağımsızdır. (+) ve (-) söz konusu edilmeden en yüksek rakam en güçlü ilişkiyi, en küçük rakam en zayıf ilişkiyi ifade eder.

Munky
12-04-08, 16:31
Organizma ve Çevre :
Geniş anlamda canlı varlık demektir. Psikoloji biliminin konusu ise dar anlamda, sinir sistemi gelişmiş organizmalar olan hayvanlar ile insanlardır.
Çevre : Canlı davranışlarını etkileyen ve kalıtımsal olmayan bütün etkenleri, uyarıcıları (uyaranları) içerir.

İnsan Çevresi : İnsan çevresi ikiye ayrılır.

Doğum Öncesi Çevre : Anne karnındaki çevredir.

Doğum Sonrası Çevre :
a) Fiziksel Çevre : Işık, atmosfer, sıcaklık gibi doğada hazır bulunan koşullardır.
b) Toplumsal Çevre : Bireyin içinde yaşadığı sosyal-kültürel ortam.

Uyarım ve Tepki :

Organizma, çevresinden gelen uyarıcılarca uyarılmakta ve bu uyarıcılara tepki vermektedir.
Şimdi uyarım ve tepki tanımlarını görelim :
Uyarım : İç ve dış çevreden gelen, duyu organları tarafından alınabilecek şiddette olan uyarıcıların organizmayı etkilemesidir.
Tepki : Organizmanın uyarımlara verdiği yanıttır.

UYARI :

Uyarıcı (uyaran) ile uyarım karıştırılmamalıdır.
Uyarıcı (uyaran) :Organizmayı etkileyen nesne, fiziksel güç ya da olayları anlatır.
Uyarım : Uyarıcıların organizmayı etkilemesi, harekete geçirmesidir.
Uyarım-Tepki İlişkisi : Uyarıcı tepki ilişkisini üç şekilde sınıflandırabiliriz:
Aynı uyarıcıların aynı tepkiye yol açması : U---> O --->T
Aynı uyarıcıların farklı tepkilere neden olması :
{T1
U ---> O ---> {T2
{T3
Farklı uyarıcıların aynı tepkiye neden olması :
U1 }
U2 }---> O ---> U
U3 }



Duyum :

Çevremizdeki cisimleri ve renkleri nasıl ayırt ediyoruz? Müziğin ritmini nasıl yorumluyor ya da dokunduğumuz şeylerin sıcaklığını, şeklini nasıl anlıyoruz? Kısaca çevremizi nasıl tanıyoruz? Bunlar psikolojinin temel sorularıdır.
Algıyı anlamak için duyusal işleyişin yapısını, duyumların oluşumunu ve özelliklerini bilmemiz gerekiyor.
Organizmanın iç ve dış çevreden gelen uyarıcıları duyu organı aracılığı ile alıp sinirsel enerji haline dönüştürmesi sürecine duyum denir.

Uyarı : Uyarım, uyarıcıların duyu organları tarafından alınmasıyken, duyum dış dünyadan başlayıp beyinde sona eren bir süreçtir.

Duyumun Koşulları : Duyu organlarımız çevredeki tüm uyarıcıları alamaz. Bir uyarıcının duyum oluşturması için gerekli koşullar şunlardır.

Ortamda uyarıcı bir kaynak olmalıdır.
Uyarıcıyı organizmaya iletebilecek uygun bir ortam olmalıdır.
Duyu organı, sinir sistemi ve beyin uyarıcıyı alabilmek için sağlıklı olmalıdır.
Uyarıcının şiddeti, duyum eşiği sınırları içerisinde olmalıdır.

Duyumun Eşiği : Duyu organlarının bir uyarıcıyı almaya başladığı sınırdır.

Alt Eşik : Duyu organlarının bir uyarıcıyı belli belirsiz almaya başladığı en düşük şiddettir.

Üst Eşik : Duyu organlarının bir uyarıcıyı duyumsamasının kaybolduğu en yüksek şiddettir.

Farklılaşma Eşiği : Bir uyarıcıda fark edilebilen, en küçük şiddet değişmesidir. Yani, aynı türden iki uyarıcıda şiddet farkının ayırt edildiği ilk noktadır.

Örneğin : İki kırmızı ışığın birbirinden ayıt edilebilmesi için, dalga boylarında belirli bir miktar fark olmalıdır.

Duyusal Uyum : Duyu organlarının çevredeki uyarıcılara alışkanlık göstererek, onlara tepki vermemesidir.

Duyusal uyumun gerçekleşmesi için :

Uyarıcı sürekli olmalıdır.
Uyarıcının enerji düzeyinde bir değişiklik olmamalıdır.

Duyarsızlaşma : Duygusal yaşamda tekrar tekrar karşılaşılan uyarıcıyı organizmanın belli bir süre sonra kanıksamamasıdır. Örneğin: Annesi tarafından sık sık azarlanan bir çocuk, bir süre sonra annesinin azarlamasına karşı duyarsızlaşabilir.



Algı:

Nesne ya da olayların beyinde işlenerek, anlamlı bütünler olarak kavranmasına algı denir.
Nesne ya da olayların, özellikleriyle ve çevrelerindeki diğer nesne ve olaylarla olan ilişkileriyle birlikte kavranması sürecidir.

Duyum - Algı İlişkisi :

Duyumda, organizma tek tek uyarıcıları alır; oysa algıda bu uyarıcılar, bir nesne ya da olayda birleştirilerek kavranır.
Duyumda, uyarıcı kaynak tanınmaz, algıda uyarıcı kaynak tanınır.
Duyum, algının ön koşuludur. Duyum olmadan algı olmaz.

Algı ile ilgili kavramlar :

Algıda Seçicilik : Organizmanın, çevresinde bulunan çok sayıda uyarıcı nesne, ya da olaydan, bir ya da bir kaçına dikkatini yöneltmesine algıda seçicilik denir.

Algıda seçiciliği etkileyen iç ve dış etkenler vardır.

Algıda Seçiciliği Etkileyen Dış Etkenler : Dış uyarıcıların algıda seçiciliği etkilemesinde bireyin bir rolü yoktur. Çünkü birey, kendi dışında olup biten olaylardan etkilenir.

a) Uyarıcının şiddeti
b) Aşırı zıtlık (Karşıtlık)
c) Hareketlilik
d) Süreklilik
e) Tekrar (Yinelenme)
f) Alışılmışın dışındaki uyarıcılar
g) Tanışıklık

Algıda Seçiciliği Etkileyen İç Etkenler :

a) Beklenti
b) İlgi
c) Gereksinim
d) İnanç

Algıda Değişmezlik : Nesne ya da olayların farklı ortamlarda hep aynıymış gibi algılanmasına algıda değişmezlik denir.
Algıda değişmezlikte, daha önceden edindiğimiz standartlar etkilidir. Bu standartlara göre algılamayı, duyu organlarının doğrudan verileri kadar, daha önceden edinilen yargılar da biçimlendirir. Bu sayede, sürekli değişen dış dünya, hep aynı şekilde algılanmaya devam edilir.

Üç tür algıda değişmezlik biçimi vardır :

a) Büyüklük Değişmezliği : Bir nesneyi uzaklığına bakmaksızın aynı büyüklükte görme eğilimine büyüklük değişmezliği denir.
b) Biçim Değişmezliği : Görüş açısı ne olursa olsun, bir nesnenin biçimini değişmeden algılama eğilimine biçim (şekil) değişmezliği denir.
c) Renk Değişmezliği : Tanıdık bir nesneyi ışık koşulları ne olursa olsun aynı renkte algılama eğilimine renk değişmezliği denir.

Algıda Örgütleme (Organizasyon) : Duyumları oluşturan nesne ya da olayların, zihin tarafından bir düzene konulup biçimlendirilmesine algıda örgütleme denir.

Algıda Örgütlemeyi Etkileyen Etkenler :

Şekil - zemin (obje-fon) Algısı : Nesne ya da olaylar, üzerinde bulundukları zemine göre farklılaşarak algılanırlar.

Algıda Gruplama : İç ve dış çevreden gelen uyarıcıların bir bütün olarak algılanmasıdır.

Dayandığı İlkeler

a) Benzerlik İlkesi : Birbirlerine benzeyen uyarıcılarla birlikte algılanırlar.
b) Yakınlık İlkesi : Birbirlerine yakın olan uyarıcılarla birlikte algılanırlar.
c) Tamamlama İlkesi : Parçaları eksik olan nesne ya da olayların tamamlanarak algılanmasıdır.
d) Süreklilik İlkesi : Hatlar ve şekiller zamanda ve mekanda (uzayda) sürekliymiş gibi algılanırlar.

Derinlik Algısı : Nesnelerin üç boyutlu olarak algılanmasıdır.

Algı Yanılmaları : Algısal değişmezlikler dünyaya ilişkin duyularımızın oluşmasına yardım ederler. Ancak, bazen aldanırız ve dünyayı yanlış algılarız.

Algı Yanılmaları İkiye Ayrılır :

İllüzyon (Yanılsama) : Ortamda var olan uyarıcı kaynağın (nesne ya da olayların) olduğundan farklı algılanmasıdır.

İllüzyon ikiye ayrılır :

a) Fiziksel İllüzyon : Ortamdaki uyarıcının fiziksel ya da fizyolojik nedenlerden dolayı her insan tarafından aynı şekilde yanlış algılanmasıdır.
b) Psikoloji İllüzyon : Ortamdaki uyarıcının bireyin kaygı ve korkularına bağlı olarak yanlış algılanmasıdır.

UYARI : Fizyolojik illüzyon duyu organlarından kaynaklanır. Duyu organları algılama sürecinde yetersiz kalabilir. Psikolojik illüzyon ise daha çok korku, öfke gibi heyecanlardan ya da ihtiyaç, beklenti gibi bireye özgü durumlardan kaynaklanır.

Halüsinasyon (Sanrı) : Ortamda olmayan uyarıcıların varmış gibi algılanmasıdır.

UYARI : İllüzyon ile halüsinasyon arasındaki farklar şunlardır :

İllüzyonda uyarıcı kaynak, nesnel gerçeklik vardır. Halüsinasyonda dış kaynak yoktur.

İllüzyon normal bir psikolojik olaydır, halüsinasyon ise anormal bir durumdur.

Algıyı Etkileyen Diğer Etkenler :

Zaman Algısı : Yaşadığımız zaman diliminin içinde bulunduğumuz duruma göre, olduğundan daha uzun ya da kısa algılanmasıdır.

Mekan Algısı : Gözleyenin, belirli bir nesnenin yön, büyüklük, biçim, uzaklık gibi özellikleri üzerine duyu organları yoluyla edindiği algıya denir.

Hazırlayıcı Kurulum (Beklenti) : Olmasını ya da gerçekleşmesini beklediğimiz bir olay algılamayı etkiler. Birey neye hazırlanıyorsa, neyi bekliyorsa, onu algılama eğilimindedir. Bu duruma da hazırlayıcı kurulum denir.

Geçmiş Yaşam Deneyimleri : Geçmişte yaşadığımız olay ya da olaylar, ilgili nesnelerin bellekte bıraktığı izler, yeni algılamalarımızı etkiler. (koşullanma-telkin)

Zihinsel Tutum ve Kültürel Ortam : Kültürel ortamın yarattığı zihinsel tutum, nesne ya da olayların algılanmasını etkiler.



Uyarılma İhtiyacı ve Güdülenme :

İnsan davranışı, tipik olarak amaca yöneliktir. Organizmanın, davranışta bulunabilmesi için iç ve dış uyarıcılara gereksinimi vardır.
Organizma bu gereksinimleri karşılayarak çevreye uyumunu sürdürür. Uyarıcı gereksinimleri karşılanmayan organizmalar, çevreye uyum zorluğu çekerler; fizyolojik ve psikolojik dengelerini yitirirler. Organizmanın dengesinin bozulmasına yetersiz uyarıcı koşullar kadar aşırı uyarılma da etki eder.

Yetersiz Uyarılma : Organizmanın alıştığı düzeyin altında uyarıcı ile karşı karşıya kalması sonucu fizyolojik ve psikolojik anlamda çevreye uyum gücünü yitirmesidir.

Aşırı Uyarılma : Organizmanın alıştığı düzeyin üzerinde uyarıcı ile karşılaşması sonucu fizyolojik ve psikolojik anlamda çevreye uyum gücünün azalmasıdır.

Homeostasis (Dengeleme) : Organizmanın iç dengesini kendi çabasıyla korumasına homeostasis denir. Bir başka deyişle, yetersiz ya da aşırı uyarılma durumlarında organizmanın çevreye uyum gücünü kendi çabasıyla korumasına homeostasis denir.

Güdü ve Güdülenme :

Gereksinim (İhtiyaç) : Organizmada herhangi bir eksikliğin hissedilmesidir.

Dürtü : Organizmadaki eksikliği gidermek için doğan güçtür.

Güdü : Organizmanın, gereksinimini karşılamak üzere bir davranışı yapmaya istekli duruma gelmesidir.

Biyolojik gereksinimler (ihtiyaçlar), fiziksel yoksunluk durumlarından kaynaklanır. Yoksunluk, canlıda bir gerilim durumunu, fizyolojik bir dürtüyü açığa çıkarır. Bu dürtü insanı ya da hayvanı gereksinimini gidermesi için güdüler.

Güdülenme : Hayvan ya da insanda organizmayı belirli bir amaca yönelik davranışa iten sürecin tümüne güdülenme denir.

O halde güdülenme süreci şu aşamalardan oluşur :

Gereksinim ---> Dürtü --->Güdü --->Davranış

Güdü Biçimleri : Maslow'un güdüler hiyerarşisine göre, önce fizyolojik güdüler (piramidin altındakiler), sonra toplumsal güdüler (piramidin üst kısımları) doyurulmalıdır. Ancak öncelik sırası kişiden kişiye değişebilmektedir.


Fizyolojik Güdüler : Organizmanın yaşamı sürdürebilmek için gidermek zorunda olduğu temel gereksinimlerden kaynaklanan güdülere fizyolojik güdüler denir.

Bu güdüler, organizmanın fizyolojik ihtiyaçlarından türer.
Organizmanın gereksinimlerini karşılamaya yöneliktirler.
Organizmanın eksikliklerini gidermek amacı ile iç dürtülerce ortaya çıkarılırlar.
Doğuştandırlar. Ancak öğrenme yoluyla bir dereceye kadar değiştirilebilirler.
Tüm canlılara özgü oldukları için evrenseldirler.
Biyolojik kökenli güdüler, toplumsal kökenli güdülerden görece önceliklidirler.

Toplumsal Güdüler : İnsanların toplumsal gereksinimlerinin giderilmesine yönelik güdülerdir. Toplumsal kökenli güdüler, erişkin insanın deneyim ve davranışlarının şekillenmesinde etkili olan en önemli iç etkenler arasındadırlar.

Toplumsal kökenli güdüler toplumsal yaşam içinde öğrenmeyle oluşurlar.
Yaşa bağlı olarak sayıları artan güdülerdir.
Toplumsal güdülerin temelinde çoğu zaman fizyolojik güdüler vardır.
Toplumsal güdülerle fizyolojik güdüler çatıştığında çoğunlukla fizyolojik güdüler baskın çıkar.

İçgüdü : Öğrenilmeden yapılan, niçin yapıldığının bilincinde olunmayan, türün tüm bireylerinde bulunan kalıtsal davranışlara içgüdü denir.

Bu tanıma göre, içgüdü davranışları;

Öğrenilmeden yapılır. Doğuştandır.
Canlı niçin öyle davrandığının bilincinde değildir. Yani davranış otomatiktir.
Türün tüm bireylerinde bulunur.
Kalıtsaldır.

UYARI : İçgüdü ile iç dürtü (fizyolojik güdü) ve refleks davranışlar arasındaki farklar şunlardır :

a) İç dürtülerde davranış bir iç uyarıcı sonucudur.
b) Reflekslerde davranış bir dış uyarıcı sonucu yapılırken,
c) İçgüdü davranışları iç ya da dış hiçbir uyarıcı olmadan otomatik olarak gerçekleşebilir.

Refleks : Dıştan gelen uyarıcılar karşısında aniden gösterilen istem dışı tepkilere refleks denir.

Heyecan : Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi gibi nedenlerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu dönemine heyecan denir.
Heyecan, aletlerle de ölçülebilen bir psikolojik olaydır.
Duyguların şiddeti, yoğunluğu arttıkça heyecan durumu ortaya çıkar. Bu durum kısa sürer. Organizmada değişiklik ve gerginlik yaratır.

Duygu ve heyecanlar üç öğeden oluşurlar :

a) Vücut ve yüzdeki fizyolojik değişiklikler
b) Olayların yorumlanması gibi bilişsel süreçler
c) Deneyim ve duygu - heyecanın ifade biçimini şekillendiren kültürel etkiler.

Korku, kızgınlık, üzüntü, keder, sevinç, keyif, haz, neşe, nefret gibi biyolojik temelli duygu - heyecanlar evrensel yüz ifadelerine sahiptir.

Heyecan yaratan oluşumlar:

Şiddeti yüksek uyarıcılar.
Ansızın ortaya çıkan güdüler.
Normal yaşamı değiştireceği beklenen olaylar.

UYARI : Çocuklarda daha çok fizyolojik gereksinimlerini duyurmaya yönelik güdüler heyecan oluştururken , yetişkinler daha çok psikolojik ve toplumsal güdülerden etkilenerek heyecanlanırlar.

Munky
12-04-08, 16:31
Öğrenme - Bellek – Düşünme



Öğrenme Yolları



Öğrenme, tekrar ve yaşantı sonucu davranışlarda meydana gelen oldukça kalıcı değişikliklerdir. Bir çok davranışımız öğrenme sonucu kazanılmıştır. Ancak tüm davranışlarımız öğrenilmiş değildir.



Olgunlaşma sonucu ortaya çıkan davranışlar : Örneğin; Ergenlik döneminde gencin sesinin kalınlaşması,



İçdürtüler (fizyolojik güdüler) : Açlık, susuzluk, cinsellik



İçgüdüler : Örümceğin ağ yapması



Refleksler : Bebeğin doğar doğmaz emme davranışı, ışık karşısında göz bebeklerinin küçülmesi öğrenme sonucu edinilmiş davranışlar değildir.



Öğrenme ile Anlama Arasındaki Fark



Öğrenme ile anlama aynı şey midir?

Derste anlamak sınavlarda başarılı olmak için yeterli midir?

Anlama, algı alanına giren olayları herhangi bir araca başvurmadan doğrudan doğruya kavramaktır. Bir konunun öğrenilmiş hale gelebilmesi için ise davranışa dönüştürülebilmesi gerekir.



Bir konunun ya da kavramın öğrenilmiş olmasının en önemli ölçütü sınavlarda aldığınız puanlardır.



Öğrenme Yolları



Yaşamımız süresince öğrendiğimiz bilgiler ve davranışlar yalnızca tek bir yolla edinilmezler. Birden çok öğrenme biçimi vardır ve tüm yaşamımıza yayılan deneyimlerimizi ve bilgilerimizi, ödüllendirerek, koşullanarak, nesneler ve olaylar arasındaki bağları kurarak, gözleyerek ya da fizyolojik gelişime bağlı bedensel yeteneklerimizi kullanarak öğreniriz.



Koşullanma Yoluyla Öğrenme
Deneme – Yanılma Yoluyla Öğrenme
Psiko-Motor Öğrenme
Model Alarak Öğrenme
Bilişsel Öğrenme


Koşullanma (Şartlanma) Yoluyla Öğrenme



Koşullanma yoluyla öğrenme belki de üzerinde en çok durulan öğrenme yoludur. Koşullanma iki olay arasında bağ kurmaktır. Klasik ve edimsel koşullanma olarak ikiye ayrılır. Klasik koşullanmada, organizma aynı anda gelen iki uyaranın birbiriyle ilişkili olduklarını öğrenir. Edimsel koşullanmada ise organizma, bir davranışın ne türden sonuçlara yol açabileceğini öğrenir; böylece davranışın, sonuç ile bağlantısını öğrenir.



UYARI : Klasik koşullanmada tepkisel davranışlar koşullanır. Bunlar göz kırpma, salya salgılama gibi refleks türü davranışlardır. Korku ve kaygılar da klasik koşullanma yoluyla öğrenilir.



Klasik Koşullanma : Organizmanın, doğal uyarıcıya karşı gösterdiği tepkiyi, tekrarlar sonucu yapay uyarıcıya karşıda göstermesidir.

Örnek : Pavlov zile salya tepkisi vermeyen köpeğe zil karşısında salya tepkisi vermeyi öğretmiştir.

Normal koşullarda bir köpeğin yanında zil çalınması durumunda köpek salya salgılamaz. Zil sesi nötr uyarıcıdır.

Bir köpeğe et verildiğinde ise köpek otomatik olarak salya salgılar. Salya tepkisi doğuştan gelen refleks türü tepkidir, öğrenilmemiştir. Burada et koşulsuz uyarıcı yani doğal uyarıcıdır.

Pavlov zile salya tepkisi vermeyen köpeğe zil karşısında salya tepkisi vermeyi öğretmiştir.

Şöyle ki : Önce zil çalıp sonra et verme işlemini defalarca tekrarlamıştır. Bir süre sonra yalnızca zili çaldığında köpek et gelecek beklentisi içinde olduğundan zile karşıda salya tepkisi göstermiştir. Bu durumda zil sesi koşullu yani öğrenilmiş ya da diğer bir deyişle yapay bir uyarıcı olmuştur. Köpeğin zil sesinde göstermiş olduğu salya salgılama davranışı da koşullu yani öğrenilmiş yapay bir tepkidir. Bu sürece klasik koşullanma yoluyla öğrenme denir.



Klasik Koşullanmayla İlgili Temel Kavramlar



Genelleme : Bir organizmanın, koşullandığı durumlara benzer durumlara da aynı davranışı göstermesidir. Örneğin salıncaktan düşerek bir yeri incinen çocuk, çocuk bahçelerinden hatta çocuk bahçesine benzer yerlerden de korku duyabilir.



UYARI : Genellemenin dışında bir de uyarıcı genellemesi vardır. Uyarıcı genellemesi, organizmanın koşullu uyarıcıya karşı gösterdiği tepkiyi koşullu uyarıcıya benzeyen diğer uyarıcılara da göstermesidir. Pavlov’un deneyinde zile karşı salya tepkisini göstermeyi öğrenen köpeğin zile benzeyen çıngırak sesine de aynı tepkiyi göstermesi bir uyarıcı genellemesidir.



Ayırt Etme : Organizma, benzer uyarıcılar, benzer tepki gösterebildiği gibi uyarıcılar arasındaki farkı da ayırt edebilir. Pavlov’un deneyinde köpeğin önceleri zil sesine benzeyen çıngırak sesine de gösterdiği tepkiyi daha sonra yalnızca zil sesine göstermeye başlaması ayırt etmeye örnektir. Köpek zil sesini çıngırak sesinden ayırt etmiştir.



Sönme : Koşullu uyarıcı (zil) defalarca verildiğinde koşulsuz uyarıcı (et) ortama gelmezse organizma koşullu uyarıcıya karşı gösterdiği tepkiyi zamanla göstermez olur.



Kendiliğinden Geri Gelme : Sönme davranışı gerçekleştikten sonra organizmanın tekrar yapay uyarıcıya (koşullu uyarıcıya) karşı tepki göstermeye başlamasıdır.



UYARI : Kendiliğinden geri gelmenin olabilmesi için ortamda doğal uyarıcının olmaması beklenir. Örnek :

Zil sesine tepki göstermeyen organizmanın belli bir süre sonra (ortamda et olmadığı halde) zil sesine tekrardan tepki göstermeye başlamasıdır.



Bitişiklik : Doğal uyarıcıyla yapay uyarıcının aynı anda ve birbiri ardı sıra verilmesidir. Pavlov’un deneyinde zil çalındıktan en geç 5 saniye içerisinde et verilmiştir.



Edimsel Koşullanma (Operant Koşullanma) : Organizmanın, davranışlarının sonuçlarına bakarak yeni davranışlar kazanmasıdır. Başka bir deyişle organizmanın bir ödüle ulaşabilmek ya da cezadan kaçabilmek için istenilen davranışları yapmasıdır.



Edimsel Koşullanmayla ilgili Temel Kavramlar



Pekiştireç : Bir davranışın yapılma sıklığını artıran uyarıcılardır. Örneğin iyi bir ödev yapmış öğrenciye öğretmenin sınıfta teşekkür etmesi bir pekiştireçtir.



Olumlu Pekiştirme : İstenilen davranış yapıldıktan sonra, organizmaya hoşa giden bir uyarıcı verilerek davranışın kuvvetlendirilmesidir.



Olumsuz Pekiştirme : Hoşa gitmeyen bir uyarıcıdan kaçınabilmek için istenilen davranışın yapılmasıdır.



Ceza : İstenmeyen bir davranış yapıldıktan sonra organizmaya hoşa gitmeyen bir uyarıcının verilmesidir.



Ceza iki türlü verilebilir :

· Ortamdaki olumlu uyarıcı çekilerek. Örnek : Yemek yemeyen çocuğa daha önceden verilen çikolatanın kesilmesi

· Ortama olumsuz bir uyarıcı katılarak. Örnek : Yemek yemeyen çocuğa kızılması.



UYARI : Hem olumlu hem de olumsuz pekiştirmede, organizmanın pekiştirmeye konu olan davranışlarında artma gözlemlenir. Olumlu pekiştirmede organizma, istenilen davranışı ödüle ulaşabilmek için yaparken, olumsuz pekiştirmede ise rahatsızlık veren bir durumdan kurtulmak ya da kaçınabilmek için istenilen davranışı yapar.



Cezayla olumsuz pekiştirme genellikle karıştırılır. Ceza istenmeyen davranış yapıldıktan sonra organizmaya verilir. Olumsuz pekiştirmede ise organizma hoşa gitmeyen uyarıcıdan kurtulabilmek için istenilen davranışı yapar. Örneğin karnesinde birçok zayıf getiren öğrencinin babası tarafından cep harçlığının kesilmesi cezaya örnektir, cep harçlığının kesilmesi korkusuyla iyi bir karne getirerek istenilen davranışı yapan öğrencinin durumu ise olumsuz pekiştirmeye örnektir.



Edimsel ve Klasik Koşullanmanın Karşılaştırılması :



Klasik koşullanmayla edimsel koşullanma arasında uyarıcı, davranış, ödül ve kalıtım açısından farklar vardır. Bunları aşağıdaki tablo yardımıyla gösterebiliriz.


Klasik Koşullanma
Edimsel Koşullanma

Uyarıcı
Uyarıcı, ışık, ses gibi kısa süreli belirli bir olaydır.
Uyarıcı uzun süreli ve çok öğelidir.

Davranış
Salya gibi uyandırılmış, doğuştan getirilen belirli bir davranış vardır.
Pek çok davranıştan ancak bir tanesi öğrenilmiş hale gelir. Örnek : farenin mandala basması

Ödül
Davranıştan bağımsız olarak verilir. Köpek salya tepkisini göstermeden önce et ve zil bir arada verilir.
Davranışa bağlıdır. Fare ancak mandala bastığında yiyecek alabilir.

Kalıtım
Organizma pasif konumdadır.
Organizma aktiftir. Davranışların sonucuna bakarak ödüle götüren yolları öğrenir.




Öğrenmede Rol Oynayan Etkenler



Deneme – Yanılma Yoluyla Öğrenme



Organizma, önünde bulunan bir çok yolu deneyerek ve her denemede başarısızlıklarından dersler çıkartarak istenilen davranışları öğrenir.

Deneme – Yanılma yoluyla öğrenmede zihin aktif olarak kullanılmadığından bu öğrenme yolu zaman kaybına neden olur.
Deneme sayısı arttıkça hata miktarı azalır.
Deneme – yanılma yoluyla öğrenme küçük yaştaki çocuklarda daha sık görülür. Yaş ilerledikçe bilgiler beyinde örgütlenerek yeni davranışlar kazanılır.


Psiko-Motor Öğrenme



Psiko-motor öğrenme; istenilen davranışların (becerilerin) duyu organlarının ve kasların bir kısmı ya da tamamını kullanarak doğru ve koordineli, hızlı ve otomatik olarak yapılmasıdır. Psiko-motor bir beceriyi (davranışı) sergilerken şu özellikleri gösterirler :

Rahattırlar

Davranış otomatik olarak yapılır.

Beceri geliştikçe zihinsel çaba azalır.

Beceri sergilenirken stres hissetmezler.



Model Alarak Öğrenme (Gözlem Yoluyla Öğrenme)



Organizma, çevresindeki organizmaların davranışlarını taklit ederek (gözlemleyerek) yeni davranışlar kazanır.

Cinsiyet rolleri genellikle model alınarak öğrenilir.
Organizma gözlediği davranışlardan pekiştirilenleri taklit ederken, sonucu olumlu olmayan davranışları taklit etmez.
Gözlenen davranışlar bireyin belleğinde kodlanır ve gerektiği zaman hatırlanarak davranışa dönüşür.


Bilişsel Öğrenme



Klasik ve edimsel koşullanma yaklaşımını savunan davranışçı psikologlar öğrenmenin temelinde çağrışım ilişkilerinin yattığını kabul ederler.



Kavranış Yoluyla Öğrenme



Organizma, problemin elemanları arasındaki bağı aniden kurarak problemi çözüme kavuşturur. Köhler’in maymun deneyi bu tür öğrenmeye iyi bir örnektir. Köhler, maymunun uzanamayacağı yüksekliğe muz koymuş ve yere de birkaç tane meyve kutusu bırakmıştır. Maymun tavanda asılı muza uzanarak almaya çalışmış ama ulaşamamıştır. Köşede otururken birden muz ve kutuların bağlantısını kurmuş ve kutuları üst üste koyarak muza ulaşmıştır. Köhler’in bu deneyinde, Maymun problemi deneme yanılma yoluyla değil, çözüm için gerekli olan bağlantıları algılayarak çözmüştür.



Farkına Varmadan Öğrenme (Gizli öğrenme)



Bu tür öğrenmede öğrenen, öğrenme sürecinde kazandığı davranışın farkında değildir. Öğrenilen davranış daha sonra birden hatırlanarak ortaya çıkar. Örneğin, her gün önünden geçtiğimiz, yolumuzun üzerindeki bir mağazanın yerini öğrendiğimizin bilincine varamayız. Ama yoldan geçen birisi mağazanın yerini sorduğunda hemen söyleriz.



Öğrenme Etkenleri



Öğrenmeyi olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen etkenler dört grupta toplanabilir.



Öğrenenle İlgili Etkenler (Bireysel Etkenler)



UYARI : Bireysel etkenler, öğrenmenin yanı sıra öğrenilen bilginin kullanılması aşamasında da etkili olabilir. Örneğin fizyolojik bir bozukluk testte gösterilen başarıyı beklenmedik şekilde etkileyebilir; test kitapçığı üzerinde doğru yanıt olarak “C” seçeneğini işaretleyen biri gözlerinin bozuk olması nedeniyle kodlarken “D” ya da “B” olarak kodlayabilir. Sınava hazırlanırken uygulanan bir rejim programı da sınavdaki başarıyı doğrudan etkileyebilir.



Yaş : Öğrenme yeteneği doğuştan itibaren 17-20 yaşa kadar durmadan gelişir. Ondan sonra 50 civarına kadar sabit kalır. 50 yaştan sonra yeni malzemelerin öğrenilmesi yavaşlar.



Zeka : Zeka seviyesi yükseldikçe öğrenme kolaylaşır. Örneğin, çok geniş kelime dağarcığı kazanmak gibi bazı sözel becerileri, sadece oldukça parlak zekalı kişiler başarabilir.



Güdülenme : Güdüler organizmayı harekete geçiren içsel etkenlerdir. Organizma öğrenme için gerekli zeka düzeyine sahip olsa bile öğrenmek için yeteri kadar istekli ve arzulu değilse öğrenmeyi gerçekleştiremeyebilir.



Genel Uyarılmışlık Hali ve Kaygı : Kişinin bilincinin açık ve tamamen uyanık olmasına, enerjisini yapacağı işe verebilmesine genel uyarılmış hali denir. Herhangi bir öğrenmenin yapılabilmesi için bireyin enerjisini yaptığı iş üzerinde yoğunlaştırması gerekir. Ekrandaki bu metni okurken, aynı zamanda gitmeyi düşündüğünüz tiyatroya, kimlerle gideceğinizi tasarlıyorsanız büyük olasılıkla öğrenme gerçekleşmeyecektir.



Fizyolojik Durum : Öğrenmek için kişinin sağlıklı olması gerekir. Kişi sağlıkı değilse öğrenmede yeterli verim ya çok az sağlanır ya da hiç sağlanmaz.



Transfer : Önceki öğrenilenlerin yeni öğrenmeleri etkilemesine transfer denir. İkiye ayrılır.



Olumlu Transfer (pozitif transfer) : Önceki örenilenlerin yeni öğrenmeyi olumlu yönde etkilemesidir. Örneğin, bir otomobili kullanmayı öğrenen bir kişi başka otomobilleri de kullanabilir.



Olumsuz Transfer (negatif transfer) : Önceki öğrenilenlerin yeni öğrenmeleri olumsuz yönde etkilemesidir. Örneğin daha önceden öğrenilmiş yanlış yabancı dil bilgileri, konuyla ilgili öğrenmeleri zorlaştırır.



Öğretme Yöntemleri ve Teknikleri



Aralıklı ya da Toplu Öğrenme : Öğrenme sürecini zaman içine yayarak, kısa çalışma süreleriyle yapmaya aralıklı öğrenme denir. Bunun tersi olarak, öğrenme sürecini uzun çalışma süresi içinde ara vermeden yapmaya toplu öğrenme denir. Yapılan araştırmaların çoğunda aralıklı öğrenmenin toplu öğrenmeden daha iyi sonuçlar verdiği saptanmıştır. Aralıklı öğrenmenin yararları şunlardır :

Öğrenmeyi yapan kişi, zaman içinde aralıklı olarak çalıştığı için daha az yorulur.
Aralıklı çalışmada daha fazla güdülenme vardır. Çünkü amaçlara daha kısa zamanda ulaşılır.
Unutma daha az olur.


Okuma ya da Anlatma : Bir öğrenmeyi sadece okuyarak gerçekleştirme yerine, okuduktan sonra birilerine ya da kendi kendinize anlatmak, konunun özetini kendi cümlelerinizle çıkarmak öğrenmeyi kolaylaştırır.



Sonuçlar Hakkında Bilgi Edinme (Dönüt) : Öğrenmeyi yapan kişiye, ne kadar öğrendiği iletildiğinde öğrenmenin daha fazla ilerlediği görülmüştür. Bilgisayar yardımıyla öğrenme, buna çok daha fazla olanak sağlayarak öğrenme çalışmalarını yönlendirebilir.



Bütün Olarak ya da Parçalara Bölerek Öğrenme : Konu kısa ve anlamlı bir bütün oluşturuyorsa bütün halinde, konu uzun ve karmaşıksa parçalara bölerek öğrenme daha iyi sonuç verir.



Tekrar : Konunun belli aralıklarla tekrar edilmesi öğrenmeyi daha etkili bir hale getirerek unutmayı engeller. Günlük tekrarlarınızın yanında haftalık tekrarlar da yapmalısınız. O gün çalıştığınız konuların alt başlıklarını yatmadan beş on dakika önce zihninizden geçirmek öğrenmeyi daha etkin kılacaktır.



Öğrenilecek Malzemenin Türü : Bazı öğrenme malzemeleri diğerlerinden daha kolay öğrenilir. Şu özellikte olan malzemeler daha kolay öğrenilir :

· Algısal açıdan kolayca ayırt edilebilen malzemeler,

· Öğrenmede çağrışım uyandıran malzemeler,

· Öğrenilecek malzemeyi benzer kavramsal kategoriler altında toplamak

öğrenmeyi kolaylaştırır.



Öğrenmenin Yapıldığı Ortam : Öğrenmenin yapıldığı ortamın aydınlanma, sıcaklık, sessizlik vb. fiziksel koşullarının uygun olması gerekir.



Bellek ve Bellek Süreçleri



Bellek (Hafıza) : Yaşam boyunca öğrenilen bilgilerin, davranış kalıplarının, deneyimlerin, anıların depolanıp saklanması ve hatırlanmasıdır.



Belleğin İşleyişi Aşamaları: Belleğin işleyişi üç aşamada gerçekleşir.



Kodlama : Dış dünyadaki uyarıcıların belleğe kaydedilebilecek biçime dönüştürülmesidir.



Depolama : Kodlanan bilginin zihinde saklanmasıdır.



Ara bul geriye getir : Depolanan bilginin gerektiği zaman aranıp bulunmasıdır.



Bellek Türleri : Bellek ikiye ayrılır :



Kısa Süreli Bellek : Bilgileri tutma süresi 30 saniyeden daha kısa olan bellektir. Kısa süreli belleğin depolama kapasitesi 7± 2 birim ya da kümedir. Yani kısa süreli bellekte en fazla 9 birimlik bilgi tutulabilir. 9 birimden sonra bilgiler bellekte daha önceden bulunan bir birimi dışarı atar.



Uzun Süreli Bellek : Uzun süreli belleğe alınan bilgi uzun zaman aralığında hatırda tutulur, unutulmaz. Bu zaman aralığı 30 saniyeden başlayarak organizmanın tüm yaşamı boyunca sürebilir. Cumhuriyet ne zaman kuruldu sorusuna, 29 Ekim 1923 dediğinizde bu bilginiz uzun süreli bellekten gelmektedir.



Bellek Süreçleri :



Tanıma ve Hatırlama :



Tanıma : Bir uyarıcının, önceden görülüp görülmediğine karar verilmesidir.



Hatırlama : Kişilerin, nesnelerin, olayların, yaşam deneyimlerinin, öğrenilen bilgilerin istenildiğinde bellekte yeniden canlandırılmasıdır. Hatırlama, belleğin tanımadan daha ileri ve üst düzeydeki bir işlevidir.



Unutma : Önceden kazanılan bilgi ve becerilerin bellekteki izlerinin zamanla aşınması ya da silinmesidir. Unutmanın nedenleri şunlardır:



Beyindeki nöronlar arasındaki bağın zamanla silinmesiyle unutma ortaya çıkar (Fizyolojik kuram).
Ödüllendirilmemiş tekrarlar unutmaya yol açar. (Koşullanma yoluyla öğrenme kuramı)
Kişiye acı veren anılar bilinçten uzaklaştırılarak bilinç altına atılırlar (Psikanaliz)
Güdülenme yetersizliği
Zihinde anlam kazanmayan bilgiler daha kolay unutulur.
İlgi ve gereksinmeleri karşılamayan bilgiler daha kolay unutulur.


UYARI : Transferle, ket vurma birbirine karıştırılmaktadır. Transfer, öğrenmeyi zorlaştırma ya da kolaylaştırmayla ilgili bir kavramken, ket vurma unutmayla ilgili bir kavramdır.



Geriye Ket Vurma : Yeni öğrenilen bilgilerin önceki öğrenilenleri unutturmasıdır. Örneğin, matematik dersinden öğrendiğiniz pratik çözüm yolu uzun ispatlara dayalı eski bilgilerinizi unutturabilir.



İleriye Ket Vurma : Eski öğrenilen bilgilerin yeni öğrenilenleri unutturmasıdır. Örneğin, arkadaşınızın eski telefon numarası yeni öğrendiğiniz telefon numarasını unutturabilir.





Belleğin Güçlendirilmesi :



Öğrenilen konular arasında benzerlik kurma,
Zaman ve mekan ilişkilerinden yararlanarak öğrenilen bilgileri göz önünde canlandırma
Çalışma süresini parçalara bölme
Okuma ve anlatma
Tekrar etme
Unutmayı en aza indirir.



Düşünme



Düşünme, olay ve nesneler yerine onların simgelerini (işaretlerini) kullanarak yapılan zihinsel bir işlem ve sorunlara çözüm arama yoludur. Düşünme yeteneği en fazla olan canlı insandır. Fare, maymun gibi üst düzey canlılarda da düşünme yeteneği vardır. Fareler eski deneyimlerinden yararlanarak karşılaştıkları problemleri çözebilirler.



Düşünme Süreçleri :
İmgeleme : Düşünülen durum ya da olayın imgesinin (hayalinin – görüntüsünün) zihinde canlandırılmasıdır. Örneğin, çalışma odanızı düzenlemeyi düşündüğünüzde çalışma masanızın, kitaplığınızın önce nerede daha iyi duracağını gözünüzün önüne getirir, sonra yerlerini değiştirirsiniz. Bazı kişiler ise gördükleri durum ve nesneleri olduğu gibi tüm ayrıntılarıyla zihinlerinde canlandırabilirler. Buna fotoğrafsı imgeleme denir. İmgeleme, kavramlardan oluşan önermelerden farklı olarak somut bir nesneyi zihinde canlandırmaktır. Yani köpekleri değil “Karabaş” ı zihinde canlandırmaktır.


Sessiz Konuşma : Düşünme işleminin imgelemede olduğu gibi nesnelerin görüntüleriyle değil, kavramların ve sözcüklerin zihinde canlandırılmasıyla yapılmasıdır. Davranışçı ruh bilim uzmanlarından olan Watson’a göre içimizden söylediğimiz (o sözcüğü içimizden söylerken farkında olmadan küçük kas hareketleri de yaparız) bir sözcük başka bir sözcük için uyaran görevi yapar ve bu işlem zincirleme olarak devam eder ve düşünme gerçekleşir. Bir davranış bazen sözel olarak düşünülemez motor alışkanlıkla “içsel hareket” şeklinde zihnimizde canlandırılarak düşünülür.


Dil : Duygu ve düşünceleri yapay işaretlerle anlatmaya yarayan bir dizgedir (sistemdir).


Dilin özellikleri şunlardır :

- Dil insana özgü bir düşünme aracıdır. Toplumsallaşma sonucunda öğrenilir.

- Dil kendi başına değişir ve gelişir.

- Dil düşünme için zorunlu koşul değildir; ama dil, düşünmeyi zenginleştirir.

- Dildeki sözcüklerin büyük çoğunluğu kavramlardan oluşur. Kavramlar dilin temelidir. Düşünme de kavramlara dayandığından düşünmeyle dil arasında sıkı bir bağlantı vardır.

Simge : Sözcüğün, aynı varlığa, durum ya da eyleme işaret etmesidir.



UYARI : Hayvanlar birbirleriyle kendileri için anlamlı olan sesler ve işaretler aracılığıyla iletişim kursalar da bu dil değildir. Çünkü hayvanların sesler ya da işaretlerle kurdukları iletişim içgüdüseldir, simge niteliği taşımaz.



Kavram : Herhangi bir tür nesne ya da belli bir tür olayın ortak özelliklerinin bir ad altında toplanmasıdır. Kavramlar zihnin soyutlama ve genelleme yetenekleriyle elde edilir. Nesnelerin ve yaşanmış olayların izleri önce bireysel ve somuttur.
Soyutlama : Gerçekte ve günlük yaşantıda nesnelerden ayrılma özelliği olmayan nitelikleri (zihinde) nesneden ayırarak düşünebilmeye soyutlama denir.

Genelleme : Birbirine benzeyen varlıkları ortak özellikleriyle düşünmektir. Örneğin, köpek kavramı sayesinde her gördüğümüz köpeği tek tek incelemeden (tüyleri olduğuna, havladığını, et yediğini, sadık olduğunu) diğer köpeklerle aynı ortak özelliklere sahip olduğunu biliriz.



Sözel Düşünme : Küçük çocuklar sözcükleri kullanmaya başlamadan önce kavramları kullanmaya başlarlar. Örneğin “masa” sözcüğünden önce masa kavramı çocuklarda oluşmuştur. Konuşmaya başladıklarında ise yaptıkları şey daha önceden öğrendikleri kavramlarla yetişkinlerin kullandığı sözcükler arasında ilişki kurmaktır. Okul eğitiminin başlamasıyla beraber kavramsal düşünmenin sözel düşünmeye dönüşmesi hızlanır.


Problem Çözme : Birçok durumda düşünme, problem çözmeye yöneliktir. Kişinin bir amaca, hedefe ulaşmaya çalışırken bir engellemeyle karşılaşmasına ya da karşılaştığı zorluğu aşamamasına problem denir. Problem çözümüne yönelik olarak düşünmenin olabilmesi için öncelikle karşılaşılan engelleme durumunun kişi tarafından problem olarak algılanması gerekir. Bir problemle karşılaşıldığında problemin çözümü için bazı süreçlerden geçilir :


Problem Çözme Süreçleri

Problem Çözme Aşamaları : Kişinin bir durumu problem olarak algılamasından başlayarak problemin çözümüne kadar olan aşamalardır. Problem çözmede dört aşama vardır :
- Hazırlık : Problemin ne olduğu açık seçik bir dille, ortaya konur. Problemle ilgili bilgi ve malzeme toplanır.

- Kuluçka : problem üzerinde düşünülür ve çeşitli çözüm yolları aranır.

- Kavrayış ya da aydınlanma : Problemin elemanları arasındaki bağ, ansızın kurularak problem çözüme kavuşturulur.

- Değerlendirme ve düzeltme : Çözüm yolu defalarca denenerek çözümün geçerliliği test edilir.



Çözümü Etkileyen Bireysel Etkenler : Problemin çözüme ulaştırılması, kişisel etkenlere de bağlıdır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz :
- Zeka

- Güdülenme

- Edinilmiş deneyimler

- Alışkanlıklar



Akıl Yürütme : Kişiler, geçmiş yaşantıları, gözlemleri ve öğrenmeleri sonucunda oluşturdukları somut ve soyut tasarımlar arasında mantık ilkelerine uygun bağlantılar kurarak yeni yargılara varırlar. Buna akıl yürütme denir. Üç türlü akıl yürütme vardır :
- Tümevarım : Gözlemlerden, tek tek olaylardan ya da nesnelerden yola çıkarak genel yargılara ulaşmaktır.

- Tümden gelim : Genel yargılardan özel bir olayın ya da nesnenin bilgisinin çıkartılmasıdır.

- Anoloji : İki benzer olay arasında karşılaştırma yaparak sonuca ulaşmaktır.



Yaratıcı Problem Çözme : Karşılaşılan sorunlara alışılmışın dışında, orijinal çözüm yollarının bulunmasına yaratıcı düşünme denir. Yaratıcı düşünmede akıl yürütmeye ek olarak hayal kurma da (imgeleme) kullanılır. Yaratıcı düşünmenin ortaya çıkmasını engelleyen etkenler şunlardır :
- Zihinsel Kurgu : Karşılaşılan problemlere hep aynı davranış kalıplarıyla, yöntemlerle çözüm aranması.

- İşleve Takılma : Nesneleri belli işlevlerinin dışında kullanmamak. Örneğin, su motoru su pompalamak için kullanılır. Ancak, Anadolu’nun birçok yerinde su motorundan traktör kadar hız yapan “tak tak” adlı bir taşım aracı geliştirilmiştir. Bunu ilk yapan usta, su motorunun belli işlevine (su pompalama) takılmadığından yaratıcı düşünmeyi ortaya koyabilmiştir.

- Duygusal Etken : Kişi, yaratıcı olabileceği bir alanda ya başarısız olursam kaygısıyla başarısız olabilir. Bu başarısızlık da bireyin daha sonraki çalışmalarını olumsuz yönde etkiler.

Bilinç : Belirli bir zaman sınırı içinde insanın kendisinden ve çevresinden haberdar olması haline bilinç denir. Bilinç olmadan algılama dikkat, düşünme, hatırlama vb. zihinsel işlevlerden söz edilemez.
Bilinç Durumları

Uyku : Uyku, bütün canlıların hava, su, besin kadar önemli bir gereksinmesidir. Uykusuzluk en çok merkez sinir sitemini ve beyni etkiler. Uykusuz kalan kişide üçüncü günden sonra davranış bozuklukları görülür. (Tedirginlik, sıkıntı, algı ve düşünce bozuklukları). Uyku sırasında göz hareketlerini inceleyen araştırmacılar uykuyu iki döneme ayırmışlardır:
- Dönemlerden biri hızlı göz hareketlerinin olmadığı (Non Rapid Eye Movement) NREM’dir.

- Diğer dönem hızlı göze hareketlerinin olduğu (Rapid Eye Movement) REM uykusudur.

NREM : Bu dönemde kasların gerginliği azalır. Kalp vurumu, solunum sayısı azalır. Kan basıncı düşer. Göz küreleri hareketsizdir. Genellikle rüya görülmez. En derin uyku evresidir. İnsan uyumaya başladıktan hemen sonra NREM dönemine girer.

REM : Bu dönemde boyun kaslarının gerginliği artar. Kan basıncı yükselir. Göz küreleri hızla hareket eder. Kalp vurum sayısı artar. Rüya en çok bu evrede görülür.

Rüya : Uykuda görülen görsel imgelerdir. Rüya, iç yaşantıların bir yanı olup çağlar boyu tüm insanların dikkatini çekmiştir. Rüyayı açıklayan kuramlar (teoriler) şunlardır :
- Fizyolojik Kuram : Bu kurama göre, biçimsiz yatmak, koku, dokunma, ses, ışık gibi duyusal uyaranlar rüyaya neden olur.

- Psikanaliz : Freud’a göre rüyalar baskı altında kalmış, doyum bulamamış duygular, isimler ve düşüncelerin uyku sırasında bilinç alanına çıkmasıdır. Freud’a göre rüyaları oluşturan imgelerin açık ve kapalı anlamları vardır. Kapalı anlamlar rüyaların analiziyle ortaya çıkartılabilir. Adler’e göre rüyalarda çözülmemiş sorunlar ve bazı beklentiler yer alır.

- Gestalt : Bu kuramı benimseyenlere göre günlük yaşamda tamamlanamamış işlerin yarattığı gerilimden kurtulabilmek için harcanan çaba, rüyaya neden olur.

Meditasyon : Beden üzerinde ruhsal denetim sağlayarak gerginlikten ve kaygıdan kurtulmaya meditasyon denir. Meditasyon sırasında kişi, kasların gerginliğini, solunum gibi bedensel işlevleri belirli ölçüde denetim altında tutar.
Hipnoz : Sözle, Bakışla ya da yardımcı nesneler kullanarak telkinle oluşturulan yapay uyku halidir. Hipnoz görünüşte uykuya benzeyen, ancak kişinin, hipnozu yapanın etki ve telkinlerine açık, çevrenin etkilerine karşı kapalı olduğu bir durumdur.