PDA

View Full Version : Biyografiler



Sayfalar : 1 2 3 4 5 [6] 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:44
Ünal Erdoğan </B>
Enerji uzmanı olarak Erdoğan’ın çalıştığı yerler:
TEK, Öğretim üyelikleri özel sektörde üst düzey yöneticilikler halihazırda elektrosan AŞ Genel Müdürü ve yönetim kurulu başkanıdır.
Röle v koruma devreleri ile, transformatör konusu ile yüksek gerilimde ölçme konusunda ihtisasları vardır.
Ülkemizde 50-100-180 MVA güçlü, 154/380 kv gerilimli trafoların ilk yapımının gerçekleşmesine katkı ve imza koymuştur.
Transformatör,koruma ve röle koordinasyonları konusunda dersler vermektedir.
Beş yıllık plan gruplarında sürekli görev yapmıştır.
Mesleki alanda basılı 5 kitabı,basım aşamasında 8 hazırlanmış kitabı, enerji ile ilgili 300’ü geçen tebliği vardır.
Dünya ve ülkemizde elektrik enerjisi politikaları üretimi, tüketimi, kaynaklar gibi konularda görüşüne her kesimce başvurulan bir uzmandır.

Bu konuda sayısız panel, açık oturum, TV konuşması vardır. Türkiye’nin hemen hemen tüm şehirlerinde ve üniversitelerde konferanslar vermiştir. Birçok dergi ve gazetede yazmakta, radyo-TV programları yapmaktadır.
Meslek odasına 30 yılı aşan süreyle hizmet vermiş, İstanbul EMO’nun 3 dönem başkanlığını yürütmüş, TMMOB ve dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Yönetim Kurullarında görev yapmıştır.
Türkiye’nin enerji alanında en bilgili uzmanı sayılan Ünal Erdoğan 1958 yılından bu yana ülkemizin enerji sorunları ile ilgili inanılmaz bir güçle mücadele vermektedir.

Enerji bol ucuz, güvenilir, çevreci, yenilenebilir ve geleceği düşünen türlerde; en önemlisi mümkün olduğunca dışa bağımlı olmamalı “milli olmalıdır” diyen Ünal Erdoğan, aşağıda bahsedilen büyük sorunlu konuları Türkiye’nin gündemine getiren ilk insandır.
Dışa bağımlı Ambarlı Fuel-Oil santralına karşı başlattığı eylemli mücadelesi Yatağan-Yeniköy-Kemerköy (Gökova) santralleriyle ithal kömüre dayalı 7 adet santrale karşı çıkması ile sürmüş, Aliağa’da bu mücadelenin olumlu sonucu alınmıştır.
Seyitömer ve daha pek çok santralde oynanan oyunları, özelleştirme adı ile enerjide yapılan peşkeş çekmelerdeki gerçekleri ilk ortaya çıkaran olmuştur.

Yer altı ve yerüstü zenginliklerimizin ulusumuz lehine değerlendirilebilmesi için büyük mücadeleler vermiştir. Boraksla ilgili gerçeklerin belirlenmesinde ve 1978 yılında kamulaştırılmasında, siyanürlü altın aramanın yanlışlığının ülkemiz gündemine ilk getirilişinde, fırtına vadisine projenin ülkemiz aleyhine, yabancı şirket lehine nasıl değiştirildiğini tek farkeden uzman konumundadır.
Nükleer santrallere karşı 1970’de tek başına Don Kişot’ca başlattığı inanılmaz mücadelesini hala daha inanılmaz bir eforla sürdürmektedir. Amaliyat yarası ile gildiği Akkuyu köylerinde, Sinop’ta kendisini sevgi ve saygıyla anmayan insan yok.
Uluslar arası çok taraflı yatırım anlaşması ile tahkimin içeriklerini çok iyi irdeleyip tüm hukuksal ve yaptırımsal detaylarıyla Türkiye’ye duyuran bir uzmandır.

Ülkemizin kurtuluşunun, enerjisini özkaynaklarından; bilhassa sudan karşılanmasına bağlayan Ünal Erdoğan, ülkemizin bir su potansiyel haritasını da çıkarmıştır.
“Akan herşeyin enerjisi vardır” sloganıyla Türkiye’nin su potansiyelinin görülebilen yıllar boyunca, enerji ihtiyacımızı karşılayabileceğini, enflasyonumuzu da, bu bedava ve yenilenebilir kaynakla aşabileceğimizi sürekli her ilgiliye anlatmaya çalışmaktadır.

Son zamanlarda tüm çabalarını enerjideki kirliliklerin, namussuzlukların belgelenmesi hususuna ayırmıştır.
Dövülme, tutuklanma gibi caydırıcı yaptırımlara rağmen bu çabalarını yılmadan sürdüren Ünal Erdoğan 1941 Çanakkale doğumludur.
18 Nisan 1999 seçimlerinde “Sol Güçbirliği” anakent belediye başkan adayı oldu.
04 Aralık 1999 tarihinde İşçi Partisi 5.Olağan İl Kongresinde İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyeliğine, 17 Aralık 1999’da yapılan İP Olağan Kongresinde Başkanlık Kurulu üyeliğine getirildi.
Bir profesörle evli olan Erdoğan beş çocuk babası.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:44
Ünver Oral </B>
......1993 Yılında kuruldu. Türk ortağı Güzel Sanatlar Reklam Ajans'ıydı. 1985 yılında gerçekleşen bu evlilik, 1993 yılına kadar sürdü. 8 yıl sonra Saatchi & Saatchi, ayrılarak bağımsız olarak çalışmaya başladı. Yönetim Kurulu Başkanı Ünver Oral, Ajans Başkanı Cem Bilge.
Müşteri portföyü :Arçelik , Ariel, HP, Visa, Sütaş, Ultra prima, Tuborg, Maret

200 Trilyonluk Reklam Pazarının Devleri
Busıness Week 15 Şubat 1998 s. 9

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:47
Üzeyir Hacıbeyov </B>
Üzeyir Hacıbeyov Azerbaycanlı besteci.

1875'te doğdu. Küçük yaşlarında müziğe ilgi duymaya başladı. Gori Öğretmen Lisesi'ne devam ederken keman ve teori dersleri aldı. Daha sonra müzik eğitimini Moskova ve St. Petersburg'ta sürdürdü. 1907 yılında Fuzulî'nin "Leyla ile Mecnun" adlı şiirini opera olarak besteledi. Daha sonra "Şeyh Sinan", "Rüstem İle Zöhreb", "Şah Abbas ve Hurşid Banu", "Kerem ile Aslı", "Harun ve Leyla" adlı operalarını ve "Karı ile Koca", "O Olmazsa Bu Olsun / Meşhedi İbad" ve "Arşın Mal Alan" adlı müzikli komedileri besteledi.

"Arşın Mal Alan" müzikli komedisi birçok dile çevrildi ve eser büyük ün kazandı. Hacıbeyov, 1922 yılında Azerbaycan Konservatuvarı'nı kurdu. Aynı okulda öğretim üyeliği ve rektörlük yaptı. Eserlerinde, Azeri halk müziğini çağdaş bir şekilde yorumlayarak kullanan Hacıbeyov, aynı zamanda bir yazar ve şairdir. Eserlerinin metinlerini kendi yazmıştır. Hacıbeyov'un Azeri halk müziğinin esasları ile ilgili eserleri okullarda ders kitapları olarak okutulmaktadır. Ü. Hacıbeyov, 1937 yılında "Köroğlu" operasını besteledi, bu eser "Arşın Mal Alan" müzikli komedisi ile birlikte SSCB döneminde "Devlet Mükafatı"na layık görüldü. Hacıbeyov, Azerbaycan Besteciler Kurumu Başkanlığı yaptı ve Sovyetler Birliği Yüksek Prezidium üyeliğine de getirildi. Besteci Hacıbeyov'un eserleri arasında, Azerbaycan Milli Marşı da bulunmaktadır. Besteci, 1948 yılında yaşama veda etti

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:48
Ülkü Giray ( 1938) </B>
Ülkü Giray, 1938'de Ankara'da doğdu. Ankara Kız Lisesi'nden sonra Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü'nü bitirdi. 1949'da Ankara Radyosu Çocuk Saati'ne katıldı. 1956'da Ankara Radyosu'nun açtığı spikerlik sınavını birincilikle kazandı. Önce Ankara Radyosu'nda, 1964-69 yılları arasında Amerika'nın Sesi Radyosu Türkçe Bölümü'nde, 1969-71 yılları arasında da Londra'da BBC Türkçe Yayın Bölümü'nde çalıştı. Yurda dönüşte TRT Haber Merkezi'nde redaktör spiker olarak görev aldı. TRT'den emekli olduktan sonra da reklam - belgesel seslendirmeleriyle mesleğine devam etti.

ESERİ:Güzel Konuşma ve Okuma Kılavuzu Bilgi Yayınevi

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:48
Ülkün Tansel </B>
1941 Yılında İstanbul’da doğdu. Talas Amerikan Orta Okulu ve Tarsus Amerikan Liselerinde okudu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Maden Mühendisliği bölümünü 1964 yılında birincilikle bitirdi ve 1965 yılında Uzman Mühendis oldu. Emekli oluncaya dek Maden Mühendisi olarak çalıştı. Emekli olduğundan beri çeviri yapmaktadır. 1979 Dünya Çocuk Yılı dolayısı ile Kültür Bakanlığı’nın açtığı yarışmada Işık Ülkesinde adlı çocuk romanına başarı ödülü verildi. Ayrıca, Ali ile Manoli adlı yayımlanmış bir çocuk romanı daha var. Seyrek yayınladığı şiirleri Dost, Yön, Yeditepe ve Anadolu Ekini dergilerinde yayınlandı.

Yapıtları:
1-Işık Ülkesinde (Remzi Kitabevi, İstanbul: 1980. MEB, Istanbul: 2004).

2-Ali ile Manoli (Dönemeç Yayınevi, İzmir: 1982)

3-W.J. Griswold, Anadoluda Büyük Isyan, 1591-19611 (Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul: 2000).

4-S. Zubaida ve R. Tapper (ed.) Orta Doğu Mutfak Kültürleri (Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul: 2000).

5-D.R. Khoury, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Taşra Toplumu, Musul, 1540-1834. (Tarih Vakfı, Yurt Yayınları, İstanbul: 2003).

6-P.P. Bober, Sanat, Kültür ve Mutfak (Kitap Yayınevi, İstanbul: 2003).

7-D.R. Oldroyd, İnsan Düşüncesinde Yerküre (Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara: 2004).

8-D. Goffman, Osmanlı Dünyası ve Avrupa,1300-1700 Kitap Yayınevi, İstanbul: 2004).

9-P. D. Tailor, Fosiller (Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara: 2004).

10-S. V. Rose, Volkanlar (Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara: 2004).

11-L. Peirce, Ahlak Oyunları, 1540-1541 Osmanlı’da Ayntab Mahkemesi ve Toplumsal Cinsiyet (Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul: 2005)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:48
Ümit Kaftancıoğlu </B>
1935 yılında Kars'ta doğdu. Cılavuz Köy Enstitüsü'nü (1957), Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü bitirdi, öğretmen olarak atandı. Bu görevdeyken 1974 yılında İstanbul Radyosu'na girdi. Dönemeç adlı hikayesiyle 1970 TRT Başarı Ödülü'nü, Çocuk ve Kent adlı hikayesiyle Başkent Ödülü'nü aldı. Eserlerinde folklorik malzemeler kullanmıştır. 1980 yılında vefat etti.

ESERLERİ:
Çarpana, Dönemeç, Hızır Paşa, Şülgür Deresi, Tüfekliler, Yelatan.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:48
Ümit Pamir </B>
Saint-Joseph Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi mezunu olan Pamir, 1990’da uluslararası sivil havacılık örgütü nezdinde Türkiye daimi temsilciliği yaptı. Türkiye’nin Cezayir Büyükelçisi olarak 1991 yılında görevlendirilen Pamir, 1995-1997 arasında Yunanistan Büyükelçiliği görevine atandı. Başbakan Bülent Ecevit’in 1997 yılında başdanışmanlığını yapan Pamir, 2000’de halen yürüttüğü Türkiye’nin BM nezdindeki daimi temsilciliğine getirildi. Pamir, Kıbrıs’ın ele alındığı Bürgenstock görüşmelerinde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yakın çalışmalarda bulundu.


MGK’nın ilk sivil genel sekreteri Ümit Pamir oluyor Salih Boztaş Zaman 06.07.2004

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kanununu geçen yıl değiştiren hükümet, kuruma ilk sivil genel sekreteri atamayı planlıyor.
Hükümet kanadında MGK Genel Sekreterliği için Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ümit Pamir’in ismi geçiyor. Geçiş döneminde bu görevi Orgeneral Şükrü Sarıışık yürütmüştü. MGK Genel Sekreteri Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Pamir’in Yüksek Askeri Şura toplantısı ardından görevi devralması planlanıyor. Büyükelçi Ümit Pamir yakın çevresinde ‘çok parlak bir memur’ diye biliniyor.

Bu arada Başbakan Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili bir soruya “Şu an çalışmaları yapıyoruz. Neticelendiğinde göreceksiniz. Ağustos’tan itibaren MGK genel sekreterinin sivilleşmesi yönünde AB’ye verdiğimiz sözü gerçekleştireceğiz.’’ dedi.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:49
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2417.jpg
Ümit Yaşar Oğuzcan ( 22.07.1926)- (04.11.1984) </B>
22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946); Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara ve İstanbul’da çalıştı, otuz yılını doldurunca Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, emekliliğini istedi, ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairidir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.4 kasım 1984 tarihinde öldü.

1967’ye kadar ki hayatı, eserleri hakkında yazılanlardan seçmeler “Ümit Yaşar/25. Sanat Yılı Jübilesi” adlı bir kitaptadır.


ESERLERİ
Çoğu dört beş kere basılmış 33 şiir kitabının ilk baskı yıllarına göre isimleri: İnsanoğlu (1947), Dolmuş (1955), Aşkımızın Son Çarşambası (1955), Bir Daha Ölmek (1956), Kör Ayna (1957), İki Kişiye Bir Dünya (1957), Beni Unutma (ilk yedi kitabından seçmeler, 1959), Karanlığın Gözleri (1960), Akıllı Maymunlar (1960), Seninle Ölmek İstiyorum (1960), Üstüme Varma İstanbul (1961), Sahibini Arayan Mektuplar (1961), Yeni Dünya Rekoru (1961), Sevenler Ölmez (1962), Çigan Gözler (1962), Ötesi Yok (1963), Hüzün Şarkıları (1963), Bir Gün Anlarsın (1965), Sadrazamın Sol Kulağı (1965), Mihribana Şiirler (1965), Taşlar ve Başlar (1966), Seni Sevmek (1966), İnşallahla Maşallah (1966), Toprak Olana Kadar (1968), Göbek Davası (1968), Ben Seni Sevdim mi (1968), Halktan Yana (1969), Aşk mıydı O (1969), Önce Sen Sonra Ben (1971), Rubailer (1972), Yalan Bitti (1975), En Eski Yalnızlığımdın Sen Benim (1978), Dikiz Aynası (yergi şiirleri, 1982),

Acılar Denizi (1977) isimli kitabı, son kitabı dışında bütün şiirlerinden seçmeler kitabıdır. Diğer seçme şiirler kitabı Şiirle 40 Yıl (1982) adını taşıyor. Bütün Şiirleri Özgür Yayınları’nda basılıyor (4 cilt, 1982-1984).

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:49
Ünsal Oskay ( 1939) </B>
Ünsal Oskay 1939'da Urfa'da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. İlk yazısı 1959-1960 yılında Pazar Postası'nda yayımlandı. Sonraki yıllarda Son Baskı, Yeni Tanin, AKİS ve Milliyet gazetelerinde çalıştı.

1966/1967'de ABD'de Stanford Üniversitesi İletişim Araştırmaları Merkezi'nde ÒSpecial StudentÓ olarak 37 kredilik bir eğitim gördü. Ankara Üniversitesi SBF'nin Basın ve Yayın Yüksek Okulu'nda asistanlığa başladı. 1972'de TRT Toplumsal Araştırma Büyük Ödülü'nü kazandı. Aynı yıl Kültür Değişimi Modelleri teziyle doktorasını tamamladı, siyasal bilim doktoru oldu. 1982'de 19. Yüzyıldan Günümüze Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri tez çalışmasıyla doçent; 1989'da Òeski yasaya göreÓ Siyasal Davranış profesörü oldu. Ankara SBF'deki Basın ve Yayın Yüksek Okulu'nda, Bursa Akdemisi'nde, Anadolu Üniversitesi'nde, Marmara Üniversitesi'nde, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde hocalık yaptı ve yapmakta. Oluşum, Forum, Akis, 7 Gün, Devrim, Yeni Gündem, Somut, Birikim, Argos, Varlık, Hürriyet Gösteri, gibi dergilerde yazdı, yazıyor.

Kitapları: Gelişim Açısından Kültür Değişimi, (doktora tezi, Ankara, 1971); Toplumsal Gelişmede Radyo ve Televizyon,(1972 TRT Büyük Ödülü); Göç ve Gelişme 1976; XIX. Yüzyıldan Günümüze Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri 1982; Çağdaş Fantazya 1982; Müzik ve Yabancılaşma 1982; Estetize Edilmiş Yaşam 1983; İletişimin ABC'si 1992.

Çeviri kitapları: Walter Gellhorn, Amerikan Hakları Anayasasının Uygulanması 1965; Kitle Haberleşme Teorilerine Giriş 1968; Bertrand D. Wolf, Devrim Yapan Üç Adam 1968; T.B. Bottomore, Toplumbilim 1972; Maurice Duverger, Metodoloji Açısından Sosyal Bilimlere Giriş 1973; Wright Mills, İktidar Seçkinleri 1974; John King Fairbank, Çin'in Sömürgeleşmesi ve Amerika'nın Çin Politikası 1976; G. Osipov, Toplumbilim Teori ve Yöntem Sorunları 1977; Wright Mills, Toplumbilimsel Düşün 1979; Ernst Bloch, Georg Lukacs, Bertolt Brecht, Walter Benjamin, Theodor Adorno-Derleyen Fredric Jameson, Estetik ve Politika 1985; Lewis Henry Morgan, Eski Toplum 2 cilt 1987; Martin Jay, Diyalektik İmgelem 1989; Bernard Lewis, İslâm'ın Siyasal Söylemi 1993.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:49
Üstün İnanç ( 1937) </B>
1937 yılında İstanbul'da doğdu, ilk tahsilini İstanbul dışında yaptı.Basın Yayın ve Gazetecilik Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. İlk yazıları Yelken, Durum, Sanatkar ve Büyük Doğu dergilerinde yayınlandı.1956 yılında Tercüman gazetesinde stajer muhabir olarak çalışmaya başladı.Babıali'de Sabah, Bugün, Son Havadis, Tercüman, Zaman ve Yeni İstanbul gazetelerinde çalıştı.Üstün İnanç'ın tiyatro eserleri Kurt Kapanı, İlk Kurşun, ve Sultan Abdülhamid (Necip Fazıl Kısakürek'in aynı adlı eserine prolog). Yalnız Değilsiniz adlı romanından yönetmen Mesut Uçakan'ın uyarladığı aynı adlı filmi büyük ilgi uyandırdı.Bir dönem TGRT'de dramaturg olarak çalışan Üstün İnanç, Kanayan Yara Bosna filminin de senaryo yazarı.İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gösteri Sanatları Merkezi Müdürlüğü yapan sanatçı, bu merkezde yöneticilik yanında öğretmenlik de yapıyor.

ESERLERİ: (roman)Yalnız Değilsiniz (1988), İnsanlar Böyleydi (1988), Ayıp Uşakları (1989) ve Bir Kimlik Lütfen ((1994).

KAYNAK:Kimlikli Sanat Mehmet Nuri Yardım Türkiye 26 Şubat 2000

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:49
Ubeydullah Efendi . ( 10.01.1858)- (11.08.1937) </B>
1858’de İzmir’de doğdu, çeşitli medreselerden icazet aldıktan sonra bir süre Tıbbiye’de okudu. II. Abdülhamit döneminde siyasi suçlu sıfatıyla hakkında sürgün kararı çıktığı için önce Avrupa’ya, oradan Amerika’ya gitti. II. Meşrutiyet’te yurda dönerek Mebusan Meclisi’nde Aydın milletvekilliği yaptı; Mütareke günlerinde Malta sürgünleri arasındaydı. Dördüncü ve beşinci dönem TBMM’de Beyazıt milletvekili oldu. Kalender tavrı ve nükteli sözleriyle meclisin havasını değiştiren bir kişiliğe sahipti.

Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na, çok sevdiği dostu şair Abdülhak Hamit’in yanına gömüldü. Son yıllarda Beyoğlu evlendirme dairesinde nikah memurluğu yapan Mehmet Ubeydullah Efendi’nin 80 yıllık yaşamı tam anlamıyla bir maceraydı.

Babası İzmir’in ünlü Hatipoğulları sülalesinden ve bilginlerinden Hoca Şakir Efendi’dir. Annesi ise İzmir’in tanınmış ailelerinden Musulluzadeler’dendir. Anılarında yazdığına göre, evlerinde babasının iki- üç bin cilt, annesinin ise elli cilt kitabı bulunuyordu.

Eski milletvekili, gezgin ve yazar Ubeydullah Efendi 11 Ağustos 1937’de öldü.

Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na, çok sevdiği dostu şair Abdülhak Hamit Tarhan’in yanına gömüldü.
Ubeydullah Efendi, Mahmut Esat Bozkurt'un dayısıdır.

ESERLERİ
•Hatıraları (Ahmet Turan Alkan); İletişim Yayınevi / Anı Dizisi
•Ulemadan Bir Jöntürk: Mehmed Ubeydullah Efendi (Ömer Hakan Özalp); Dergah Yayınları / Tarih Dizisi
•Mehmed Ubeydullah Efendi'nin Malta Afganistan ve İran Hatıraları (Ömer Hakan Özalp); Dergah Yayınları / Tarih Dizisi

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:50
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/917.jpg
Ufuk Söylemez ( 1956) </B>
İzmir Milletvekili-DYP
Hasan Ufuk Söylemez İSTANBUL - 1956, Mehmet Muzaffer, Muazzez - Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu Ekonomik ve Mali İşletmecilik Bölümü - İngilizce - Ekonomist - T.C. Ziraat Bankası Müfettişi, T.Dış Ticaret Bankası Genel Müdürü, TSKB Yönetim Kurulu Üyesi, Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi, T.Halk Bankası Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı, Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanı - XX nci Dönem İzmir Milletvekili - Devlet Eski Bakanı - Evli, 2 Çocuk.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:50
Uğur Cebeci </B>
HAKKINDA YAZILANLAR
Mesul pilot
HADİ ULUENGİN
Hürportreler Hürriyet 2002 İlavesi

O, çok ciddi bir türbülans sırasında jumbo jete kumanda ediyormuşçasına, herkesin saçını başını yolduğu anlarda soğukkanlılığı elden bırakmaz. Flap düğmesine basar gibi telefonu tuşlar ve işi halleder. BİLİYORUM, itiraf etmeyi asla ve asla kendisine yediremeyecektir ama adım gibi eminim ki, eğer Uğur Cebeci'nin şu Hürriyet gazetesinde çekindiği tek bir insan varsa, iftiharla söyleyeyim, o da benim! Neden mi?

Neden olacak efendim, uçak kabinindeki ‘‘mesul pilotluğu’’ bana öyle kolay kolay sökmez... Ne kalkışta, ne seyirde, ne de inişte lövyeyi ona bırakırım.

Tamam, havacılık konularını günlük gazetede süper güzel vülgarize ederek bir ilke imza atan Cebeci'nin bu branştaki engin bilgisi kendisinin semayı delice sevmesinden; benimse tam tersine, daima korku boku Selanik uçtuğum için bindiğim herzeleri en ince ayrıntısına kadar öğrenmek manyaklığından kaynaklanıyor olabilir. Neyi değiştirir? Nihayetinde ben de ‘‘uzman’’ım(!)

Yok Airbus'ı 380 tipiymiş, yok Boeing'in iniş takımıymış, yok Swissair iflas nedeniymiş, tetikte bekliyorum. ‘‘Kokpit’’ sayfasında en ufak bir açığını yakalayayım, alimallah F-16 jetiyle üzerine pike yapıveririm.

Titre Uğur ve derhal şu ‘‘check’’ listesini yeniden gözden geçir!

*

Şaka bir yana, gazetenin en temel direklerinden birisi olan ve zaten şimdi de terfi mevkiini Doğan Haber Ajansı'nın genel müdürlüğüne vardıran Uğur Cebeci, çekirdekten yetiştiği mesleki hayatta da tam anlamıyla bir ‘‘mesul pilot’’tur.

Mesul pilot, sanki gerçekten de çok ciddi bir türbülans sırasında ‘‘Jumbo Jet’’e kumanda ediyormuşçasına, herkesin saçını başını yolduğu anlarda bile iyimserliği; herkesin telaştan tavana zıpladığı anlarda bile soğukkanlılığı elden bırakmaz. Flap düğmesine basarmışçasına önündeki sayısız telefonlardan birisini tuşlar ve iş hemen hale yola girer. Olay türbülansı sukunete kavuşur.

Üstelik, Uğur Cebeci'nin en sevdiğim yönlerinden birisini de, yukarıdaki ‘‘cool’’ tarzını ultra profesyonel Amerikalara özgü biçimde uygulamasıdır.

Koltuğa yaslanır, masaya ayak uzatır ve hiç hiyerarşi gözetmeden karşısındakiyle konuşur ki, onun bu halinde hem kendisine, hem de muhatabına karşı komplekssizlik vardır.

Amerikan dedim de aklıma geldi, zaten benim Cebeci'yle olan ortak yanım yalnız uçak hastalığından muzdariplikle sınırlı değil... Bir de New Yok var!

İkimiz de ‘‘kainatın başkenti’’ne deli divaneyiz.

Fakat, kendisi bu konuda da yine benden kat be kat daha şanslı...

Mahdum beyimiz Bulut şimdi kocaman delikanlı kategorisine girdi ve Yeni Dünya'da mimari eğitimi görüyor ya, bizimkisi mutlaka bir bahane uydurur ve eşi Güliz'i kaptığı gibi, pır, soluğu dünyanın en muhteşem şehrinde alır.

*

Ancak bu arada, 11 Eylül'de FBI ajanları tarafından karga tulumba edilmesi gibi, başından vukuat geçebilir. Haber müdürünün bizzat kendisi ‘‘haber’’ olur.

N'apim, mesul ben değilim... Zira defalarca, ‘‘sakın bensiz aşağı Manhattan'da fink atmaya kalkma, New York fakirden sorulur’’ diye uyardım, tınmadı.

Tenezzül buyurmadı ve kainatın başkentine bir kez bile beraber gitmedik.

Neyse, gelecek sefere sevgili mesul pilot...

Ve unutma, Neawark havaalanına doğru irtifa kaybetmeye başladığımızda Kokpit'teki komutu ben alacağım...

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:50
Ulubatlı Hasan - (23.01.1453) </B>
Ulubatlı Hasan, İstanbul'un fethi sırasında surların üzerine çıkan ilk Türk askeridir. Osmanlı ordusu Fatih Sultan Mehmed kumandasında 6 Nisan 1453 Cuma günü İstanbul'u kuşattı. 29 Mayıs 1453 Salı günü sabaha karşı son saldırı yapılıyordu. Yeniçeriler arasında iri yarı Ulubatlı Hasan adlı bir asker surlara tırmanmaya başladı. Bir elinde palası, öteki eli ile kalkanını başının üstünde tutarak surların üstüne çıktı. Onunla birlikte otuz kadar yeniçeri de surlara tırmandı. Ulubatlı Hasan yaralanmasına rağmen, arkadaşlarının surlara çıkmasına yardım etti. Ayağı taşa takılarak surlardan aşağı düştü. Yukarıdan atılan oklarla şehid edildi. Ancak yeniçeriler, açılan gediklerden içeri girerek şehri ele geçirdiler.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:50
Ulvi Alacakaptan - (1949) </B>
1949 doğumlu, İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi Şişli Yüksek Okulu İşletmecilik bölümü mezunu

1956 İlkokul ikinci sınıfta bir skeçte sahneye çıktı

1958 Sınavla İstanbul Radyosu Çocuk Kulübüne seçildi

1960-67 Çeşitli okullarda oyunlar yönetti ve oynadı

1967-71 Radyolarda reklam programları hazırladı, radyofonik skeçlerde oynadı.

1969-71 Dostlar Tiyatrosu sınavını kazandı ve iki yıl eğitim gördü

1969-78 Dostlar Tiyatrosu’nda Soruşturma Alpagut Olayı Abdülcanbaz Azizname , Sili’de Av Kerem Gibi Havana Duruşması Ortak, Ezenler, Ezilenler, Baş kaldıranlar Düşmanlar , Bitmeyen Kavga Sabotaj Oyunu Devrik Süleyman, İkili Oyun gibi oyunlarda oyunculuk, yönetmen yardımcılığı ve dramaturgluk yaptı.

1978-80 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na konuk oyuncu olarak Ayak Bacak Fabrikası'nın başrolüyle katıldı. Ertesi yıl Beş Para Etmez Oyun’da rol aldı, Mahmut Gökgöz’le kurdukları Gönüllü Çocuk Oyunları Kolu için Sakarca’yı yönetti ve başrolünü oynadı.

1980-84 Fer1980-84 Ferhan Şensoy’la Ortaoyuncular’ın kuruluşuna katıldı. İlk oyun Şahları da Vururlar’da Şah rolünü belirli aralıklarla dört yıl oynadı. Yine Şensoy’un Fırıncı Şükrü, Deli Vahap Nuri ve Ötekiler adlı sahne yazısında görev aldı. Kısa bir süre Tuncay Özinel Tiyatrosu’nda Ferhan Şensoy’un Bizim Sınıfın'da başrolü üstlendi.

1981-83 Egemen Bostancı’nın Uluslararası Sanat Gösterileri’nde çalıştı.Gol Kralı Sait Hopşait, Sezen Aksu Aile Gazinosu, Hababam Sınıfı Müzikali Emel Sayın Neşe-i Muhabbet , Neşeli Kuklalar gibi gösterilerde yer aldı. Çatal Matal Kaç Çatal isimli çocuk şenliğinde sahneyi Adile Naşit, Altan Erbulak, Bariş Manço gibi isimlerle paylastı ve gösterinin yönetmenliğini üstlendi,

1985 değistirdiği yaşam biçimine uygun olarak Çağrı Sahnesi’ni kurdu ve İbrahim Sadri’nin Aykırı Gece Karşılamaları adlı ilk oyunun ismini İnsanlar ve Soytarılar olarak değiştirerek sahneye koydu.

1986 Sanat Manata Karşı’da oyuncu,yazar ve yönetmen.

1987 Birlik Sanat Ürünleri A.S, Yönetim Kurulu Başkanı oldu.

1987-2000 Birlik Sanat A.S.ye bağlı Birlik Sahnesi’nde.... Efendi Hayrettin Süperstar Başkasının Ölümü Dünya Hali Kara Geceler Efendim Garip Ama Türkiye İşte Meydan İşte Şeytan Kanal 900 Günümüz Güldürümüz Meddah ve yardakçıları Kara Gecelerin intikamı Heybe Ceberrut Kaynana , Çalamikrofon isimli oyunları yönetti, oynadı

1994-97 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı’na Gösteri Sanatları Merkezi isimli bir tiyatro okulu kurdu, Genel Sanat Yönetmenliği ve Politik Tiyatro hocalığını üstlendi. GSM de Fetih/Bir Gül Macerası ve N.F. Kısakürek’in Ahşap Konak isimli oyunlarının yönetmenliğini yaptı. Esiktekiler Tiyatro Alaturka ve Büyük Hakikat oyunlarında süpervizör oldu.

2000 yazında Sancak Lines'in Türkiye-İtalya arasında sefer yapan Beauport adli feribotunda StandUp gösterileri yaptı

2000-2001 sezonunda Birlik Sahnesi’nde Zartazurt isimli gösteriyi sahneye koydu ve oynadı. Somoyuncular’la Suç ve Gölge oyuncular’la Tek Gerçek isimli oyunlarda yönetmen ve oyuncu olarak çalıştı.

2001 yazında Sancak Lines'in Türkiye-İtalya arasında sefer yapan Sancak 1 gemisinde ekibiyle tiyatro gösterileri ve Animasyon yaptı

2001-2002 tiyatro mevsiminde Köyün Delileri isimli gösteriyi yazıp sahneye koydu Ahmet Yenilmez ile birlikte sahneyi paylaştı. Aynı yıl Oyunun Koyunu isimli çocuk oyununu yönetip çeşitli okullarda oynadı. Oyuncular Kulübü'nde Tarkan ile Türkan isimli oyunu yönetip oynadı.

Oynadığı Filimler

Talihli Amele (1980) Yön: Atıf Yılmaz

Postacı (1982) Yön: Memduh Ün

Sahibini Arayan Madalya (1987) Yön: Yücel Çakmaklı

Minyeli Abdullah (1990)

TV Filimleri

Adadakiler

Üç İstanbul

Mimar Sinan

Kuruluş

Ahmet Hamdi Tanpınar

Diğer Tv Yapımları

Kaşağı İşte Hayat/Uğur Dündar Kurtdereli Aşk-ı Muhabbet Sevda Zaman Mekan Makinesi Otel Sizin Dersane Köşe dönücü İnsanlar Yaşadıkça Garip Ama Türkiye Meddah Heybe Evimiz Olacak mı? Paşa Baba konağı Dadı Çiçek Taksi Bana Abi De Tatlı Hayat Anne Babamla Evlensene Beşik Kertmesi Evimdeki Yabancı Yasemince Kade Ayırsa Bile Kerem ile Aslı Hayat Bilgisi ayrıca BİLGİ ÜNİVERSİTESİ ve MSÜ öğrencilerinin çektiği Aynı Ayrı ve Özür Dilerim adlı iki kısa metraj filimde de görev aldı

Yönettiği Müzik ve Tiyatro Kasetleri

Mute Destanı, Musab Bin Umeyr, Hicret, Sözüm Var, Bir Çekirdek Bin Ormandır, Tevbe, Seyyid Kutub, Nur Muhammed, İçimizdeki Yoksulluk, Hacc

Radyo Programları

Ulvi Alacakaptan’dan Gönlünüze Göre(TRT), Çocuk Saati(TRT), Agaçkakan( Günışığı FM) Çalamikrofon (Marmara FM/Özel FM)

Yayınlanmış Kitapları

Çaladaktilo, Ağzınıza Laik, Zehir zemberek, Ulvi Şeyler, Melodik Coplama

Yazıları

Milli Gazete, Ümit Nesline Selam, Tiyatro70,Y eni Şafak, Filit, Zaman, Ustura, Gençlik, Yeni Türkiye ve Selam ‘da yayınlandı.

Fotoğraf Çalışmaları

Alacakaptan fotograf sanatı üzerindeki çalışmalarını Multivizyon gösterileri olarak ve oyunlarının bir parçası halinde değerlendiriyor. Ayrıca TISAN’ın Sahnede 50 Yıl törenleri için hazırladığı ve tiyatroda yarım yüzyılı dolduranların ödüllendirdiği gecede açtığı USTALARIMIZ adlı bir siyah beyaz fotograf sergisi bulunuyor (1980)

ŞİİR MANZARALARI: Multivizyon/Sinevizyon desteğinde şiir yorumlamaları ve dramatizasyonları hazırladı.

ÜSTAD’IN ÇiLESI - Necip Fazil Kısakürek

ASIM’IN NESLİ - Mehmet Akif

İNANCIN İKBALI - Muhammed İkbal

AZİZ İSTANBUL - Yahya Kemal Beyatlı

Diğer Tiyatro Çalışmaları

Çeşitli kurum ve okullarda tiyatro eğitimi verdi ve oyunlar sergiledi.

İzmit Lisesi - Göç

İzmit Kız Meslek Lisesi - Vatan Yahut Silistire

Dostlar Deneme Sahnesi - Köy Enstitüleri

C H P Beşiktaş ilçesi gençlik kolu - Soruşturma

C H P Üsküdar ilçesi gençlik kolu - Şili'de Av

Tarhan Koleji - İspinozlar

Anatolien Solidaritats Verein München - Karalarin Memetleri

Maden-İş Tiyatrosu - Fasizmin Korku ve Sefaleti

Gültepe Halkevi - Rumuz Goncagül

İnegöl Oyuncuları - Yere Düşen Kan

Modern Kültür Merkezi ADAPAZARI - Sakarca

Çevirileri

Alacakaptan’ın Almanca’dan başta Brecht olmak üzere şiir ve tiyatro kuramı üzerine çevirileri var. Brecht’in Okuyan Bir İşçi Soruyor, Buda’nın öğrettikleri, Epik Tiyatro yazıları’nın yanısıra Hollywood, Bir At Suçluyor. Yönetmenin Zorlukları, ve Tahteravalli adlı şiirlerini Türkçe’de ilk söyleyen de Alacakaptan.

Ulvi Alacakaptan Dostlar Tiyatrosu Dramaturji kurulu ve Deneme Sahnesi Sınav Kurulu üyeliği yaptı

12 Eylül yönetimince kapatılan TISAN (Tiyatro Sanatçıları Derneği) Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği, icra Kurulu Üyeliği ve Eğitim Sekreterliği’nde bulundu.

1994-97 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı GSM Gösteri Sanatları Merkezi’ni kurdu ve Genel Sanat Yönetmeni görevini yürüttü.

1996-98 arasında iki tiyatro sezonu için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Repertuar Kurulu üyeliğine seçildi.

Halen (2003), 7yıldır ITO (Istanbul Ticaret Odası) nezninde Tiyatro Bilirkişisi.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:51
Umer İpçi ( 1897)- (1955) </B>
Kırım Türk Edebiyatı

Bahçesaray'da doğan Umer İpçi (1897-1955) edebiyatın hemen her türünde eserler vermiştir. Şiirleri, hikayeleri, tiyatro eserleri, makaleleri ve tercüme eserleri bulunan İpçi'nin, bu eserlerinde savaşın getirdiği büyük sıkıntılar ve açlık; Kırım tarihi, Kırım halkının yaşadığı acılar işlenmiştir. 1917 yılında yazdığı "Gazi Mansur" isimli şiirinden sonra "Alim" (1925), "Nenkecan Hanım" (1926), "Şain Giray" (1929) isimli tiyatro eserlerinde ve "Tair ile Zöre" (1927), "Taraktaşlı Seitoğlu Seydamet" (1930) gibi eserlerinde tarihi konuları işlemesi ayrıca gene konularını tarihten alan "Alim Kırım Yiğidi" isimli film senaryosu ile "Alim" romanını yazmaya başladığının İleri gazetesinde (1930, N 7, c.14) resmen ilan edilmesi, 1927-1928 yıllarında işletilmeye başlayan çarkın, İpçi'yi de pençesine almasına ve iki üç yıl önce birlikte çalıştığı arkadaşlarının suçlamalarının gazete sayfalarını doldurmaya başlamasına sebep olmuştur. Umer İpçi, 24 Eylül 1937 tarihli "Yaş Kuvet" gazetesinde bazı Kırımlı yazar ve şairlerle birlikte o günün moda suçlaması burjuva milliyetçiliğiyle suçlanır. Bunun akabindede 23 Ekim 1937 tarihinde on iki hapis cezası verilir. Pek çok şiir, hikaye, tiyatro, makale yazan Umer İpçi, dünya ve Rus klasiklerinden tercümeler de yapmıştır.

Şair şiirlerinde cemiyetteki haksızlığa ve adaletsizliğe karşı insanların mücadele etmeleri gerektiğini vurgular. "Medrese", "Evlere Bakkanda", "Kimden Yardım?", İpçi'nin ilk şiirlerindendir. Ekim inkılabından sonra yazdığı "Balıkçılar", "Cigitke", "Deniz" gibi şiirlerinde inkılapla ilgili duygularını anlatır. Şairin şiirleri, 1926'da "Şark Kadınlığı", 1928'de "Küreş İçün" adlı şiir kitaplarında yer alır.

Hikayelerinde halkın yaşadığı hayatı tarafsız ve realist bir şekilde ifade eden Umer İpçi, yaptığı yeniliklerle Kırım nesrinin seviyesini yükseltmiştir. 1917'de "Arkadaş ve Yoldaş" isimli kolhoz dergisinde hikayeleri çıkan İpçi, aynı sene "Bosağa" adlı hikayesini de yazmıştır. İpçi, 1924'te "Açlık Hatireleri", 1925'te "Traktör", "Küreş" 1927'de "Avcı", "İlki Bolşevik" gibi hikayelerini Kırım edebiyatına kazandırmıştır.

İpçi'nin Kırım dram ve tiyatrosunun gelişmesinde de çok büyük hizmetleri olmuştur. Umer İpçi, tiyatro yazarı olmanın yanında rejisör olarak da tiyatronun gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Yazar, "Faişe", "Alim" (1924); "Nenkecan Hanım" (1926); "Motor", "Ayınıklar", "Azat Halk" (1930), "Şaingeray" (1929), "Düşman" (1933) gibi eserleri tiyatroya kazandırmıştır.

Dil ve edebiyat meselelerine çok önem veren İpçi, edebi dil konusunda açılan tartışmalara katılarak bu konuda pek çok makale yazmıştır. "Bizde İmla Meselesi" (1923), "Til ve İmla", "Yazı Meselesi", "İmla ve Til Konferentsiyası Münasebetiyle" (1924) adlı makaleleri edebi dil konusunda yazılmıştır. Ayrıca "Kırım Mektepleri" (1926), "İftira Değil Hakikat" (1926) isimli makaleleri okullarda okutulan dil ve edebiyat dersleriyle ilgilidir. "Nefis Edebiyat Tercümesi" (1932), "Edebiyatımızın Muvaffakiyetleri ve Bazı Eksiklikleri" (1935; "Edebiyatta Eksiklikler Yok Edilmeli" (1934) gibi makalelerinde Kırım yazarlarının vazifeleri hakkındaki görüşlerini belirtir. "Teatr Ömürinde" (1925), "Köyde Teatr İşlerimizi" (1932), "Milli Opera" (1937) isimli makaleleriyle tiyatronun gelişmesini engelleyen problemleri ortaya koyarak eksiklikleri ve yapılması gereken işleri gösterir.

Bütün propagandist tavırlarına rağmen, Stalin'in zulmune uğradı

Umer İpçi, halkın sosyalizmin getirdiği yeniliklere uyum sağlaması maksadıyla yaptığı bunca edebi çalışmaya rağmen, Stalin'in gazabından kurtulamayarak sürgünlerde, kamplarda her türlü azap, işkence, mahrumiyet çektikten sonra 1955'te Tomsk şehrinde ölür.
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:51
11 Eylül'de New York ve Washington'a düzenlenen saldırıların 'bir numaralı zanlısı' ilan edilen Suudi Arabistan asıllı Usame bin Ladin'in adı, son 10 yılda radikal İslamcılar'ın gerçekleştirdiği onlarca saldırıya karıştı.

Fransa'da radikal İslamcı Cezayirli örgütlerin bombalı saldırılarından Mısır'da Batılı turistlerin öldürülmesine ve hatta Mısır lideri Hüsnü Mübarek'e düzenlenen başarısız suikast girişimine kadar pek çok olayda hep onun ismi gündeme geldi. Dünya Ticaret Merkezi'ne 1993'te gerçekleştirilen bombalı saldırının 240 yıl hapis cezasına mahkum faili Remzi Ahmet Yusuf'u Pakistan'daki evinde, bu saldırıyı planlamaktan sorumlu tutulan Cemaat-i İslam örgütünün lideri Kör İmam adıyla anılan Şeyh Ömer Abdülrahman'ı ise Afganistan'da barındırdığı söylendi.

Yalnız geçtiğimiz birkaç ayda Hindistan, Kanada, Ürdün ve Avrupa'nın çeşitli köşelerinde yakalanan terörist grupların arkasında gösterilen adres bin Ladin'di. Kimi onun bu gruplara maddi destek verdiğini öne sürdü, bazılarıysa onun, isminin karıştığı eylemlerin ardındaki asıl beyin olduğunu iddia etti. ABD Bin Ladin'i, 'bir numaralı terörist' ilan edip, arananlar listesinin en başına oturttu. Ancak Bin Ladin, bu denli 'ortada' olmasına rağmen, bir türlü yakalanamadı.

El bebek gül bebek gençlik

Kamuoyunun daha çok 'karizmatik', 'birkaç karısı var', 'kalaşnikofu elinde uyuyor' gibi 'magazin' boyutuyla tanıdığı Ladin, 1957'de Suudi Arabistan'da Yemen kökenli bir ailenin 52 çocuğunun 17.'si olarak doğdu. Babası Muhammed, 1930'da geldiği Suudi Arabistan'da hızla yükselip Ortadoğu'nun en büyük müteahhitlerinden biri olmuştu.

1968'de bir kazada öldüğünde mirası 11 milyar dolardı. Bin Ladin ailesinin oğulları, hep Suudi prensleriyle birlikte büyüdü, aynı okullarda okudu.

Bin Ladin, zengin ailesinin kanatları altında, daha sonra kanlı bıçaklı olacağı Suudi Kraliyet ailesiyle yakın dostlukla geçen ilk gençliğinde, 'Müslüman Kardeşler' teşkilatının fikirlerinden etkilenerek savaşçılığa soyunmaya karar verdi. Hep dindar olarak bilinen bin Ladin, Suudi Arabistan'da işletme ve mühendislik okudu.

İngiliz gazeteci Simon Reeves'in, 'Yeni Çakallar' kitabında yazdığı gibi; "Usame'nin yaşamı için bir savaşa ihtiyacı vardı. Bunu ona veren, 26 Aralık 1979'da Afganistan'a savaş açan Sovyet lideri Leonid Brejnev oldu".

1979 Aralık ayında, aynı zamanda arkadaşı olan, Suudi Gizli Servisi Şefi Prens Turki bin Faysal tarafından Pakistan'ın Peşaver kentine gönderildi. Buradaki kamplarda, dünyanın dört bir yanından gelen müslüman gençler askeri eğitim görüyordu. ABD, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın ortak çalışması olan bu projeyi Pakistan Gizli Servisi ISI yürütüyordu. Kampların yöneticiyse Filistin asıllı Abdullah Azzam'dı. Bin Ladin başta sadece Pakistan'dan gelen paralara göz kulak olmakla sorumluydu. Daha sonraysa, Azzam'ın 'baş asistanı' olan Usame bin Ladin, Afganistan'da ön saflarda iki yıl bizzat savaştı ve Celalabad yakınlarında yaralandı.

Usame Bin Ladin, 9 bin adama komuta ettiği bu dönemi, "İki yılda cephede yaşadıklarımı, başka yerde 100 yılda yaşayamazdım" diye anlatıyor. SSCB birliklerinin 30 metre kadar yakınına geldiğini ama kendisinin hiç ölümden korkmadığını, beklediği şehitlik anı gelince cennete gideceğini bilmenin kendisini hep sakin tuttuğunu da dile getiriyor. Bu sakinliğin, cephede ateş hattında uyuyakalmasına da neden olduğunu söylüyor.

Aynı dönemde, Afgan komünist öğretmenler, öğrencilerini kız-erkek karışık sınıflarda okutuyorlar diye Afgan mücahitler tarafından öldürülüyorlardı. Batı basınıysa, mücahitleri "özgürlük savaşçısı" olarak adlandırıyordu. Onlara bir tek Ruslar, "terrorist" diyordu.

Bin Ladin, 1986'da kendi kamplarını kurmaya başladı. Serveti, eli açıklığı, sade yaşantısı ve cephedeki cesareti nedeniyle efsaneleşti. 1988'de ülkesine 'kahraman' olarak döndü. Bugün dünyanın dört bir köşesine yayılan örgütü 'El Kaide'nin temelini, müslüman gönüllüler hakkında bilgileri içeren bilgisayarda ortamında bir veritabanı kurarak attı. Suudi Arabistan, her fırsatta 'cihat' çağrısı yapan Ladin'den korkmaya başladı ve 1989'da pasaportuna el koydu.

İpleri Körfez Savaşı kopardı

Haziran 1990'da Irak lideri Saddam Hüseyin Kuveyt'e girince Usame bin Ladin, Suudi sınırlarının korunması görevinin kendisine verilmesini istedi. Kral Fahd bu çağrıya kulak asmayıp Amerikan askerlerini çağırınca, bin Ladin küplere bindi. Önce Pakistan'a, ardından Afganistan'a gitti. Sonunda Sudan'da yaşamaya karar verdi. SSCB'ye karşı 'lejyoner' görevi gören ve Soğuk Savaş'ın bitmesiyle "zorunlu emekliliğe" itilip tasfiye edilmek istenen binlerce 'mücahit'i Sudan ve Yemen'e yerleştirdi, onlara birçok ülkede iş buldu. Büyük ihtimalle, Hartum'un çöllerinde ABD'ye karşı girişeceği savaşı planlamaya başladı. Eski dostlarından Cemal Fadıl (şimdi ABD'de tanık koruma programında), Sudan'dayken bin Ladin'in, ABD'ye karşı girişeceği savaşı finanse etmek için yasal işler kurduğunu ve para akışını sağladığını söylüyor.

ABD'ye karşı ilk cepheyi Somali'de açan ve 1994'te Suudi vatandaşlığından çıkarılan Usame bin Ladin, 1996'da Afganistan'a geçti. Daha Sudan'dayken 1995'te destek verdiği Taliban'ın himayesinde Afganistan'ı kendine mesken seçti. Rus istihbaratının 14 Eylül 2001 tarihli raporuna göre, halen Afganistan'da Kandahar yakınlarında bir kampta bulunuyor.

23 Şubat 1998'de Londra'da Arapça yayınlanan 'El Kudüs el Arabi' gazetesinde Şeyh Usame bin Muhammed Bin Ladin, Mısır Cihad örgütü lideri Ayman el Zevahiri, Mısır İslami Cihad örgütü lideri Ebu Yasir Rifa'i Ahmed Taha, Pakistan Cemiyet-ül Ulema yöneticisi Şeyh Mir Hamza ve Bangladeş Cihad Hareketi lideri Fazlul Rahman'ın, 'Dünya İslam Cephesi' adı altında kaleme almış oldukları fetva yayınlandı. Fetvada, "El Aksa Camii ve Mekke'yi işgalden kurtarmak ve ordularını İslam topraklarından söküp atmak için, -ister sivil, ister asker olsunlar- Amerikalıları ve onların müttefiklerini, hangi ülkede mümkünse orada öldürmek, her Müslüman için farzdır" deniyordu.

ABD'nin, üç yıl once başına 5 milyon dolar ödül koyduğu Usame bin Ladin, hiçbir eylemi açıkça üstlenmiş değil, ama hep bunları gerçekleştirenleri tebrik etmesiyle dikkat çekiyor.

Bir numaralı düşman...

Onunla röportaj yapan gazetecilerin çoğu, ilk iş olarak ellerindeki yeni gazetelere saldırdığını ve kendilerini dünyada olup bitenle ilgili sıkı bir sorguya çektiğini söylüyor. Öyle gözüküyor ki, bin Ladin "terörize" ettiği dünyayı çok da yaından takip edemiyor.

Oysa eski başkan Clinton, Afganistan'da Kandahar'ın dağlarında yaşadığı söylenen bu adamı, "ABD'nin bir numaralı düşmanı" ilan etmişti. Ama ABD, bu iddialı tanımlamaya rağmen bin Ladin'e, eski bir numaralı düşman SSCB'ye verdiği önemi vermedi.

Bin Ladin gibi binlercesi, 1979'dan itibaren Afgan Savaşı sırasında, SSCB'ye karşı savaşmaları için için silahlandırılmış ve Batılı istihbarat örgütlerince eğitilmişti. Bin Ladin, o zaman ABD istihbaratınca, "Afganistan'daki en iyi savaşçılardan biri" olarak niteleniyordu. Tıpkı Irak lideri Saddam Hüseyin'in, İran'la uzayıp giden savaş sırasında ABD'nin en iyi müttefiki olması gibi. Ya da tersine, Yaser Arafat'ın teröristlikten devlet adamlığına geçişi gibi dengeler zamanla tersine döndü.
Soğuk Savaş sonrası emekliye ayrılmayı reddeden radikal İslamcılar, Somali'den Bosna'ya, İslam adına mücadeleye devam etti. Bir yandan da, dünyanın dört bir yanında bombalar patlatmaya da...

Bin Ladin'in 1996'da bir röportajında, "İnancımı korumak teröristlikse, bundan onur duyarım" demiş ve eklemişti "Asıl yüzbinlerce Iraklı çocuğun ölümü, Filistinliler'e yapılanlar terörizm". Clinton'un kendine yönelttiği aynı kelimelerle ABD'yi suçlayan bin Ladin, şimdiki başkan Bush'un tavrıyla "Bütün bunların sonucunda adalet yerine gelecek" demişti.
Bin Ladin'in, büyümek için en çok ihtiyacı üç şeyi ise ona istemeden ABD vermiş oldu. Askeri eğitim, "en büyük düşman" ilan edilip dünya çapında efsaneleştirmek ve buna rağmen kendine fazla güvenip tehdidi umursamamak.

TERÖRÜN TEMELİ: EL KAİDE

Dünyanın dört bir köşesinde birbirinden bağımsız hücrelerden oluşan El Kaide'nin birimleri, yalnızca kendilerine verilen görevleri yerine getiriyor. Böylece birimlerden biri yakalanacak olursa diğerlerini ele veremiyor. Birbirinden bağımsız hücrelerin, son olayda da yaşandığı üzere, Boston gibi ülkenin ABD'nin en büyük şehirlerinden birinde FBI'ın olup biteni anlamlandıramadan faaliyet gösterebilmesi böylelikle mümkün olabiliyor. Bin Ladin'in her olayla artan ünü, kendini kenara itilmiş hisseden müslümanların büyük bir istekle El Kaide'ye katılmasına yol açıyor. Bin Ladin'in, tamamen bu mücadaleye yönlendirdiği 900 milyon dolarlık kişisel serveti ve radikal İslamcı gruplar ile silah tüccarlarından aldığı iddia edilen destek de bu hücrelere akıyor.

Harvard Üniversitesi'nden terör uzmanları, Washington Post'a, bin Ladin'in örgütünün "hükümet gibi" çalıştığını, üyelerinin de bürokratlar misali yalnız kendi masalarındaki işle meşgul olduğunu anlatıyor.
Londra merkezli bir Arap gazetesi olan El Kuds, olaydan iki hafta kadar önce, Ladin'in yandaşları tarafından ABD'de "şimdiye dek görülmemiş" bir eylem gerçekleştirileceğini ihbar eden esrarengiz bir telefon almıştı. Telefonu eden bin Ladin ya da yakın çevresinden biri değildi. Yerlerinin tesbit edilmemesi için her seferinde başka bir hücre arama görevini üstleniyor. Hücreler, büyük eylemlerden haberdar oluyor ama eylemin içeriğini, gerçekleşene kadar bilmiyorlar.

Bush yönetiminde görevli istihbarat uzmanlarıyla dirsek temasını sürdüren eski istihbarat görevlileri, bin Ladin'in örgütünden bazı hücrelere 11 Eylül olaylarından sonra telefonla "iki hedef vuruldu" haberinin verildiğini bildiriyor.

El Kuds'a gelen telefonun benzerleriyse daha önce de defalarca, dünyanın dört bir yanındaki Arap yayın organlarında gerçekleşmişti. Bin Ladin, o denli "hayali" bir imaj çizmişti ki, bu gazeteler de kendilerine gelen ihbarları rutin şekilde yayınlıyor ama pek de dikkate almıyorlardı. İşin kötüsü, ABD'nin kendisi de bu tip ihbarlardan sonra yalnızca büyükelçiliklerindeki güvenlik önlemlerini arttırmakla yetiniyordu. Ama kimse, hatta Boston yakınlarında bin Ladin'in örgütü üyelerinin yuvalandığı noktalarda son bir yıldır "normalin üzerinde" hareketlenme olduğunu tesbit eden FBI bile bu çapta bir eylemi tahmin edemiyordu.

Aralık 1999'da Kanada sınırında yakalanan Bin Ladin'in 'öğrencisi' Cezayirli Ahmed Ressam, El Kaide'nin kamplarında "füze fırmalatma, kentlerde savaşma, sabotaj ve suikast" üzerine eğitim gördüğünü söylemişti. Ressam, El Kaide'nin bazı hücrelerinin hedeflerini kendi seçme ve maddi kaynak için gerekirse özellikle Kanada'da banka soyma yetkisine sahip olduğunu da söylemişti. Ressam, Afganistan'da kamptan ayrılmadan önce son gördüğü derslerden birinin "bir şehirde yaşamı çökertmek" olduğunu anlatmıştı.

Bu yıl, şubat-haziran arasında New York'un göbeğinde gerçekleşen bir mahkemede de, bin Ladin'in örgütü hakkında çok önemli bilgiler elde edildi. 1998'deki büyükelçilik saldırılarıyla ilgili tutuklanan ve El Kaide üye dört kişinin yargılanmasının mahkeme tutanağı, 1 milyon kelimeden oluşuyordu. Yargılanmanın bir noktasında Hakim Leonard Sand, bu örgütün günün birinde New York'a nükleer silah yüklü bir uçakla intihar saldırısı düzenleyebileceğini bile söylemişti.


LADİN'İN ADININ KARIŞTIĞI EYLEMLER

Aralık 1992: Yemen'deki ABD'li askerlerin kaldığı bir otel bombalandı. İki Avustralyalı turist öldü.

1993: Somali'nin başkenti Mogadişu'da 18 ABD askeri öldürüldü.

Şubat 1993: New York'ta Dünya Ticaret Merkezi bombalandı. Bin Ladin'in de adı olaya karıştı.

Ocak 1995: Filipinler'de Papa'ya suikast girişimi yapıldı.

1995: Cezayirli Silahlı İslami Grubun (GIA) Fransa'ya karşı yürüttüğü savaşta çeşitli bombalamalar gerçekleştirildi.

Haziran 1995: Etiopya'nın başkenti Adis Ababa'da Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e yönelik suikast planlandı.

Kasım 1995: Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da beş ABD'li askerin ölümüne yol açan kamyonla bombalama olayı gerçekleştirildi.

Kasım 1995: Pakistan'daki Mısır Büyükelçiliği bombalandı, 17 kişinin öldü.

Haziran 1996: Suudi Arabistan'ın Hobar kentinde 19 Amerikan askerinin ölümüne yol açan patlama gerçekleşti.

23 Ağustos 1996: 'Kafirleri kutsal topraklardan kovun' çağrısıyla ABD'ye cihat ilan etti.

Şubat 1998: Mısır, Bangladeş ve Pakistanlı birkaç küçük grupla birlikte "Yahudilere ve Haçlılara karşı Uluslararası İslami Cephe"yi kurdu. Kuruluş bildirgesinde "Her Müslümana, dünyanın her köşesinde, sivil veya asker Amerikalı öldürmek farzdır" dendi.

7 Ağustos 1998: Amerikan askerlerinin Kutsal Topraklar'a girişinin sekizinci yıldönümünde Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçilikleri havaya uçuruldu, toplam 257 kişi öldü, 5 bin 500 kişi yaralandı.

20 Ağustos 1998: ABD misilleme olarak Sudan'da bir fabrikayı ve Afganistan'daki eğitim kamplarını bombaladı. Usame bin Ladin'in yakalanması için 5 milyon dolar ödül kondu.

12 Ekim 2000: Yemen'in Aden limanında USS Cole destroyerine yönelik intihar saldırısında 17 Amerikan denizcisi öldü.

[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT]

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:52
Ubeydullah-ı Ahrar



--------------------------------------------------------------------------------
Ubeydullah-ı Ahrar Hazretleri

Bu gün yine Türkistan'dayız. Uçsuz bucaksız toprakların ve çilekeş insanların coğrafyasında. Gerçi bir tanedir güneş zahirde ama nice manevi güneşlerin yurdu olan Türkistanda tarihler 1403'ü gösterirken bir güneş daha eklenir güneşlere. Büyük veli Ubeydullah-ı Ahrar doğar ve küçücük bir bebecikken büyük bir veli olacağının işaretlerini verir.
Daha küçükken yüzünde öyle bir nur parlar ki Ubeydullah'ı görenler hayret ve hayranlık iklimlerinde dolaşırlar. Önce Seyyid Kâsım Tebrizi Hazretleri gibi bir büyük âlimin eşiğinden tam bir teslimiyetle girer. Muhteşem zekası ve hafızası yanında şaşılacak edep ve tevazusuyla hemen yükselir arkadaşları arasından.
Derken ona büyük mesafeler katettirecek olan büyük veli, ilim ve marifet kaynağı Yakubi Çerhi Hazretleri'nin namını duyar ve diz çöker önüne. Büyük veli bir attarın ıtırdan anladığı basiretiyle ondaki cevheri keşfeder ve ulvi sırları paylaşır. Büyük veli "Bir Allah dostunun huzuruna gidince Ubeydullah'a benzeyin. Onun gibi kandili takılmış, yağı hazırlanmış, yanmaya hazır bir fener gibi olun ki, Allah dostuna sadece ateşle tutuşturmak kalsın" der.

Halka hizmet
Ubeydullah-ı Ahrar bütün ilimlerden diploma alır ve hocasının emriyle insanlara İslâmiyeti anlatmaya başlar. Gerçi halkın gözünde sultanlardan kıymetlidir ve her söylediği emir bilinir ama büyük veli kendisini ahalinin hizmetine adar. Herkes Allahü teala'ya bir yoldan kavuşur onu da insanlara hizmet ederek kavuştururlar.
Bir gün Horasanlı talebesine "Memleketine gitmeni istiyorum" der, "zira annen ve baban benim kalbimin derinliklerine hasretten ateşler koyuyorlar".
Genç birkaç günlük Horasan yolculuğundan sonra anne babasına kavuşur ve sorar: "Siz ne yaptınız da hocam bana hemen yanınıza gelmemi istedi?"
-Her namazdan sonra Allah'a dua ettik. Allah'tan seni bize kavuşturmasını niyaz ederdik. Ubeydullah-ı Ahrar Hazretleri ısrarla der ki: "Aman! Doğru itikat. İslâmın, imanın şartlarına ve diğer bütün dini konulara Efendimiz aleyhisselamın, Eshab-ı kiramın, büyük imamların ve diğer Allah dostlarının söyledikleri gibi inanın. Yoksa hiçbir ibadetinizin zerrece kıymeti olmaz ve geri dönülmez felaketlere düçar olursunuz."
Ubeydullah-ı Ahrar Hazretlerinin 1300'den fazla çiftliği olmasına rağmen tevazu içinde yaşar kazandıklarını fakirlere dağıtır, dualarını alır. "İnsanların hayırlısı insanlara hizmet edendir" hadisi şerifini sıkça hatırlatır.
Her haliyle Efendimiz aleyhisselamın ahlâkı ile ahlaklanır. Ömrü boyunca esnediği, ayaklarını uzatarak oturduğu görülmez.

Aşka bak
Bir gün misafirlerine bal ikram eder. Dervişlerden birinin minik oğlu balı görünce kendini kaybeder. Ubeydullah-ı Ahrar merhamet nazarlarıyla süzdüğü çocuğa sorar: "Söyle bakalım küçük efendi adın ne? Küçük çocuk büyük bir iştahla yediği balın lezzetinden olsa gerek başını kaldırmadan mırıldanır: "Bal!"
Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri tebessüm ederek buyururlar ki: "Bu çocukta tam bir kabiliyet var. Balın lezzetine öyle daldı ki kendini bile unuttu." Bu çocuğu babasından alıp yetiştirir. Onda umduklarını bulur.
Şeyh Ahrar-ı veli der ki: İlmi ile amel eden, Efendimiz aleyhisselam'a, Eshab-ı kirama ve ondan sonraki evliyaya muhabbet duyan alimler şüphesizki Peygamber Efendimizin varisleridir. Bu söylediğimiz hadisi şerif ile de sabittir. Sakın siz de evliyanın zahirine (dış görüşüne) bakarak onları küçümsemeyiniz ve saygısızlık etmeyiniz. Unutmayın ki Efendimiz aleyhisselamı görüp de inanmayanlar "Bu nasıl peygamberdir ki bizim gibi yer, içer" dediler. Bundan dolayı dünya ve ahirette azabı ilahiye düçar oldular. Siz O'nun (aleyhisselam) varisleri olan evliyaullah için aynı bahtsızlığa düşmeyin ki sonunuz o inkarcılara benzemesin.
Ömrü insanlara hizmet ve hakikati anlatmakla geçen Ubeydullahı Ahrar Hazretleri ardında Kadı Muhammed Zahid Bedahşi, oğlu Muhammed bin Ubeydullah, Mevlâna Seyyid Hasan, Mevlâna Kâsım gibi zirveleri (daha nicelerini) miras bırakarak bir Cuma günü vefat eder.
Yıllar geçti. Türkistan'da güneş doğup batmaya devam ediyor. Ama gönülde doğup, batmayan sevgi ve muhabbet güneşleri kalpten kalbe, nesilden nesile yol buluyor.

Gafiller de mi var?
Ubeydullah-ı Ahrar anlatırlar: Beş yaşlarında mektebe gider, gelirdim. Hiçbir zaman Allah'tan gafil olmaz, sürekli kalbimde ve hatırımda tutardım. Soğuk ve yağmurlu bir günde çamura battım. Ayakkabılarımı çıkarmaya uğraşırken bir an Allahü teâlâ'dan gafil olduğum hissine kapıldım. Çok üzüldüm, çok ağladım. Çünkü insanların kendilerini yaratandan bir an bile gafil olmadıklarını zannederdim. Sonra anladım ki O'ndan (Celle Celalüh) gafil olmamak bazı kullara nasip olan bir şeydir.

Bu yemeği mutlaka yapın
Hatırlayın, mektep sıralarında hangimiz hatıra defteri tutmadı. Onun minik kilidini sevdiklerimiz için açmadık mı?
Geçen eskileri karıştırıyorum. "Bana kalbin kadar temiz bir sayfa ayırdığın için teşekkür eder ve..." diye başlayan yazılar içinden biri dikkatimi çekiyor. Bu enteresan bir yemek tarifi. Kelime oynamadan aktarıyorum.
Yemeğin adı: İnsanlık.
Kullanılacak malzeme: Bir tutam tebessüm, iki fincan muhabbet, azıcık ilgi, dolu dolu şefkat ve kararınca nezaket.
Hazırlanışı: Malzemeyi yüreğinizden alın, yıkamaya gerek yok, zaten tertemizdir. Gönül teknenize yerleştirip, sabır fırınında kızartın. Kokusu her yana yayıldığında pembeleşmiş demektir. Bunu gözyaşı şerbeti ile ıslatın. Sonra takvim bıçağı ile dilimleyip hayat tabağına alın. Üzerini duygu marmelatı ve sevgi çiçekleriyle süsleyin. Gökkuşağı ile fiyonklandırıp servis yapın. Merak etmeyin herkese yeter. Kendiniz de yeyin. Başkalarına da verin.
Nasıl. Hoş değil mi?
Haydi, hayırlı bayramlar.

Kelâm-ı kibar
İnsanın kıymeti, idraki ve zekasının, Allah dostlarının hakikatlerini anladığı kadardır.
Söz söylemek, dilin gönülle, gönlün de Hak ile olduğu zaman makbuldür.
Bizi seven ve yolumuzda bulunanların eli helal kârda, gönülleri ise hakiki yarda olsa gerektir.
Söz yüce bir şeydir, zamanında ve yerinde olsa gerektir.
İnsanın yaratılmasından murad, kulluk yapmasıdır. Kulluğun özü de her hâlükârda Allahü teâlâyı unutmamaktır.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:53
Uğur Derman ( 1935) </B>
1935'de Bandırma'da doğdu. Haydarpaşa Lisesi (1953)'nden sonra, Istanbul üniversitesi Tıp Fakültesi Eczacılık Okulu (1960)' nu bitirdi. Serbest eczacılık devresi (1963-1978)'nden sonra Türkpetrol Vakfı'nın yönetimini üstlendi (1977); 1981'den bu yana İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)'nın da Sanat danışmanlığını yürütmektedir.1955 yılından itibaren Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin emekli hocalarından Necmeddin Okyay (1883-1976)'ın Osmanlı Kitap Sanatları konusunda öğrencisi oldu; 1960 yılında icazet (diploma) aldı. Ayrıca Macid Ayral (1891-1961), Halim Özyazıcı (1898-1964), Dr. Süheyl Ünver (1898-1986) gibi bu konunun uzmanlarından çok istifade etti.

1961 yılından bu yana müstakil eser, tebliğ, ansiklopedi (Türk Ansiklopedisi, D. İslam Ansiklopedisi) maddesi ve makaleleriyle Türk Kitap Sanatlarının öğretilmesi ve tanıtılması için çalıştı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, ve Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde derslerini sürdüren Uğur Derman 1997'de Mimar Sinan Üniversitesi tarafından öğretim üyeliğine kabul edilerek kendisine Profesör ünvanı verilmiştir.Türk Hat Sanatının tanıtımı için Kültür Bakanlığı tarafından Kahire (1976), Cidde (1980) ve Chicago (1987)'ya, IRCICA tarafından Bağdad (1988) ve Kuveyt (1992), İslamabad (1994), Kahire (1997) ve Tunus (1997) şehirlerine gönderilmiştir. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Çiçek Derman ile evli olup üç çocuk babasıdır.

ESERLERİ

. 11'i müstakil eser olmak üzere, toplam 247 yayını vardır. Kitap halindeki hacimli eserleri şunlardır:
· Türk Sanatında Ebru, İstanbul, 1977 (Akbank Yayını)
· Türk Hat Sanatının Şaheserleri, İstanbul, 1982, 1990 (Kültür Bakanlığı Yayını)
· İslam Kültür Mirasında Hat Sanatı, İstanbul, 1992 (IRCICA yayını, bu eser Arapça, Japonca ve İngilizce'ye çevrilerek aynen yayınlanmıştır.)
· Letters in Gold, New York, 1998 (İngilizce olarak neşredilmiştir.)
· Calligraphies Ottomanes, Paris, 2000 (Fransızca olarak neşredilmiştir.)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:53
Uğur İbrahimhakkıoğlu </B>
Yargıtay Üyesi Genel Sekreter
Uğur İbrahimhakkıoğlu 02.07.1944 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. İstanbul Haydarpaşa Lisesini bitirmiş ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1965 yılında mezun olduktan sonra, İstanbul Hakim Adayı olarak mesleğe başlayan İbrahimhakkıoğlu, sırasıyla; Mazıdağı ve Muş Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı, Pasinler ve Terme Cumhuriyet Savcılığı, Uşak Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı ve Cumhuriyet Savcılığı ile Kastamonu, Yozgat, Eskişehir ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı görevlerinde bulunmuştur. İngilizce bilen, “Adalet Mesleğinde Uygulanan Mevzuat”, “Adalet Reformu ve Adli Mevzuat”, “Eskişehir’de Adli Yargı”, “Kütüphanemden Nükteler” adlı eserleri ile çeşitli dergilerde yayınlanmış mesleki makaleleri bulunan ve 14.04.1998 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilen Uğur İbrahimhakkıoğlu, Üçüncü Ceza Dairesi Üyesi iken 8.7.1999 tarihinde Yargıtay Genel Sekreterliğine atanmış olup, evli ve bir çocuk sahibidir

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:53
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/713.jpg
Uluç Gürkan ( 1945) </B>
HALİS ULUÇ GÜRKAN
Ankara Milletvekili-DSP
URFA - 1945, Vahit H., Nebahat - Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi - İngilizce - Uluslararası İlişkiler, Ekonomist, Gazeteci- Cumhuriyet ve Dünya Gazeteleri Yazarı, Anka Ajansı, Sabah, Güneş Gazeteleri Temsilci, Yazar ve Genel Yayın Yönetmeni - XIX ve XX nci Dönem Ankara Milletvekili - TBMM Eski Başkanvekili - Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Başkanı, Batı Avrupa Birliği Asamblesi Başkanı - Evli, 2 Çocuk

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:53
Ulvi Cemal Erkin ( 1906)- (1973) </B>
1906 yılında İstanbul'da doğdu.İlk müzik eğitimini çok küçük yaşta annesinden alan Ulvi Cemal yedi yaşındayken Adinolfi'nin yanında piyano derslerine başladı. Galatasaray Lisesini bitirince burs kazanarak, devlet hesabına Paris'te müzik öğrenimine gönderildi. Paris Konservatuarında Gallon Baulanger gibi hocalardan kompozisyon dersleri aldı. 1930'da yurda dönünce Ankara Musiki ve Muallim Mektebi'ne armoni ve piyano öğretmeni olarak tayin edildi.1936'da Devlet Konservatuarı kuruluncaya kadar bu görevini sürdüren Ulvi Cemal Erkin o tarihte yine piyano öğretmeni olarak Konservatuar'ta çalışmaya başladı.Piyano ve konser çalışmalarını ikinci plana atan sanatçı, artık besteciliğe yönelmişti.

Beste çalışmalarından dolayı ilk konserini 1946 yılında veren Ulvi Cemal Erkin Riyaseticumhur Filârmoni Orkestrasına 1942'de Cumhuriyet Halk Partisi büyük ödülünü alan büyük orkestra için bestelenmiş Piyano konçertosunun 1942 ve I. Senfonisini ( 1944-1946 ) ilk kez çaldırdı. 1949'dan 1951'e kadar devlet konservatuarının müdür olarak yöneten besteci, ölümüne kadar piyano bölümü şefi ve piyano öğretmeni olarak aynı yerde görevini sürdürdü.1973 yılnda Ankara'da öldü.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:54
Umur Talu ( 1958) </B>
1958 doğumlu. Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Sırasıyla Günaydın (Ekonomi Servisi), Güneş, Cumhuriyet ve Milliyet'te çalışmıştır. Eylül 1992'de Milliyet Genel Yayın Yönetmeni olmuştur. Evli ve 1 çocuğu var.

Eşi Şule Talu da gazeteci ve ekonomi yazarıdır. Çocuğunun adı Çiğdem. Umur Talu'nun büyük dedesi Rezaizade Ekrem (Yazar ve gazeteci), dedesi Ercüment Ekrem Talu (gazeteci), babası Muvakkar Ekrem Talu ve abisi Erdem Talu, ablası Çiğdem Talu (Şarkı sözü yazarı ve Şair) dir.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:54
Usein Badaninskiy </B>
USEIN BADANINSKIY
Elmira ÇERKEZ

Kırım Tatar medeniyetinin resim, sanat dalında ayrıca yer tutan Usein Badaninskiy Bahçesaray müzesinin temel taşını koymuş ve 17 yıl boyunca orada müdür olarak çalışmıştır.

Profesyonel abideci olmasıyla birlikte Kırım Tatar halk dekorasyon sanatını iyi bilen, arkeoloji mimarlık ve tarih dallarında da derin bilgilere sahipti. Usein Badaninskiy Kırım tarih ve medeniyetinin abidelerini saklayarak, inkılabın son dönemlerinde Kırım Tatarlarının Milli ananevi sanatlarının gündeme gelmesinden başka tiyatro sanatı inkişaf ediyor, Kırım sanatına ve tarihine teşvik etmeyi amaç ediniyor ve bu amaç üzerinde çalışıyor. Derin bilgilerinin, namusluluğunun, prensipliliğinin ve çalışkanlığının sayesinde Usein Badaninskiy bütün halkın saygısını kazanıyor.

1920 - 1930 yılları arasında Kırım’da Usein Badaninskiy' nin adını bilmeyen kalmamıştır.. O defalarca hem yerli hem de Cumhuriyetin hakimiyet organlarında milletvekili olarak seçilmiştir.

Usein Badaninskiy 1877 senesinin Aralık ayının 1' inde Akmescit civarındaki Badana Köyünde bir halk öğretmenin evinde dünyaya gelmiştir. Tatar mektebinde okuduktan sonra öğretmen okuluna geçiş yapmıştır. Burada onun resim kabiliyeti ortaya çıkıyor. Kırım Tatar cemaatinin maarif vakfının desteği ile, bu mektepten sonra Moskova'daki Stroganora okuluna gönderilmiştir. Okulda dekoratif ressam sanatını benimseyerek Akmescit' e geri dönüyor. Burada iki yıl çalıştıktan sonra, onu yeniden Moskova'daki Stroganora okulunun eşsiz sanayi mektebine başkanlık yapmak üzere davet edilmiştir. O hem okulda ders görüyor, hem de yüksek icatlar yaparak kendi gücünü sınıyordu. 1909 da bütün Rusya genelinde yapılan yarışmalara katılarak yaptığı ev eşyalarıyla birincilik ödülüyle mükâfatlandırıldı.

1907 - 1909 yılları arasında Usein Badaninskiy yurt dışına çıkarak İstanbul, Paris, München ve Drezden şehirlerinde dolaşır.1912 yılında ise İtalya'ya Rönesans devrinin abide resimlerini öğrenmek için gitmiştir. Bu arada Usein Badaninskiy Rus ressamlarıyla tanışıyor. ve ressamların onu St. Petersburg 'a çalışmak için davet ediyorlar. Ressam çok çalışarak ürün veriyor ve eserleri daima karşılaşmalarda ve sergilerde gösterime sunuluyor. St. Petersburg 'da ki ressamlar dairesinde bulunan gençler istidatlı ressamın yaşamak için Petersburg 'da kalacağını düşünüyorlar. Fakat şan ve şöhretin en yüksek noktasını yaşayan Usein Badaninskiy her şeyi elinin tersi ile iterek vatanına, Bahçesaray' a geri dönüyor.

Onun için kendi halkının ve medeniyetinin önünde borçluluk duygusuna kapılmak her şeyden üstündür.

Abisi Ali Badaninskiy ( sonra kurultayda delege seçilmiştir) ile Usein Badaninskiy Kırımın içtimai siyasi ömründe faaliyet gösteriyor. Bahçesaray' ın göz nuru ve en güzel binalarından biri olan Hansaray' a birçok şair ve ressam en güzel eserlerini bağışlamışlardır. Meşhur alimlerden Konkadv ve Katov' un teşebbüsü ile 280 tane halk sanatı eşyası koleksiyonu yapılmıştır. İşte bu koleksiyonla Kırım Tatar sanat, tarih ve etnografya müzesinin açılmasına sebep oldu. 1917 senesinin ekim ayının 4 'ünde Usein Badaninskiy Bahçesaray' da ki Hansaray Müzesinin müdürü olarak tayin edildi. O, meşhur arkeolog ve etnograf G. A. Bonç - Osmolovskiy; Kırım Tatar halk dekorasyon sanatının temelini bilen, ona yüksek değer veren Ý. Gimburg, Ya. Tuhengold, Başkirov gibi alimlerle sıkı ilişkiler içinde bulunuyordu.

Bahçesaray Abideleri ve Yadigarları Koruma Cemiyetinin reisi olarak Usein Badaninskiy büyük tehlike altında bulunmuş, harabeye dönen tarihi abidelere büyük özen göstermiştir. Rusya Federasyonu halk maarifi komiserliğinin müzeler bölümüne, orijinal dini inşaatların ve saray kurumlarının hazin vaziyeti hakkında, 1922 senesinde resmi belgeler yollanmıştır. Onun usanmadan yaptığı hareketler sayesinde müze genişlemiştir. Çufut - Kale, Mangup -Kale, Eski-Kermen, Tepe - Kermen, Aziz gibi tarihi yerler müzenin içinde dahil edilerek devlet tarafından koruma altına alınmışlardır. Yeşil - Cami, Dürbe, Sarı Güzel ve bir sıra cami devlet himayesi altına alınmıştır. 1923 senesinde Moskova ve Petersburg 'da bulunurken, Usein Badaninskiy bir-çok ilmi ve içtimai cemiyetlerle, teşkilatlarla bağlantıya geçerek Moskova'da ilimler akademisinde Kırım'da ki tarih ve medeniyet Abidelerinin vaziyeti hakkında bilgi verdi.

1923 senesinden itibaren Usein Badaninskiy tüm istidadını teşkilatçılık kabiliyetini, bilgisini halk dekorasyon sanatına sergilemeye kullandı.

Kırım Tatarlarının tarihini, etnografyasını, arkeolojisini öğrenerek ve medeni zenginliklerini koruyarak işe başladı. Aynı devirde Usein Badaninskiy gayretle halkımızın unuttuğu sanatları diriltmeye çalıştı.

İsmail Gaspıralı' nın ev - müzesini ve kütüphanesini donatmak için emeğini ve bilgilerini harcamıştır.

1924 senesinde başkanlık yaptığı müzede, 2254 adetten ibaret olan nadir el yazılı kitaplar bölümünde 211 tane kitap toplanmıştır. Usein Badaninskiy pedagoji faaliyetine Tatar bedii sanayi mektebinde devam etmiştir. Kırım'ın farklı şehirlerinde ve köylerinde, orta çağ Kırım Tatarlarının halk dekoratif ameli medeniyeti ve bugünkü Tatar kültürü hakkında dersler vermiştir. Bu mekteplerden birinde okuyan ve daha sonra büyük bir ressam olan Amet Ustayev' in hatıralarına göre, Usein Badaninskiy' nin derslerine pek çok talebe katılır ve onu büyük bir dikkatle dinlerlerdi. Usein Badaninskiy' nin rehberliği altında müze nüfuslu bir ilim merkezi haline çevrilmişti. Usein Badaninskiy Çufut kale, Eski Yurt Çerkez Kermen ve Eski Kırım'da yapılan kazılara kendisi bizzat iştirak etmiştir. Daha sonra Kırım Tatar türbeleri hakkında önemli ve ilmi risaleler yazmıştır.

Kırım Tatar medeniyeti etrafında, öğrenme maksadıyla 1925 senesinde oluşturulan arkeolojik, etnografik çalışmalar, o devrin önemli ilmi tedbirlerinden biri olmuştur.

1925 senesinin Nisan ayında, Paris'te bugünkü bedii (eşi, benzeri olmayan) sanayisinin sergisini teşkilatlandırmıştır. Bu sergiye gönderilen numunelerin seçimi sırasında Usein Badaninskiy aktif olarak rol aldı. Paris' e erkek ve kadınların milli elbiselerini, kilimler, maramalar (örtü), nakışlar, bakır ve gümüş kaplar gönderilmiştir. Neticeler çok iyiydi. Kırımdan gelen numuneler tunç madalyayla takdir edilmiştir.

1925 senesinin ikinci yarısında "Alim" adlı film çok büyük ilgi görmüş ve kendini tarihte kabul ettirmiştir. Usein Badaninskiy Kırım'ın en itibarlı doğu alimlerinden biri olarak kendine ait eserlerini "Yeni Doğu", "Kırım", "İleri", "Tavriya Tarih Arkeoloji ve Etnografı Cemiyetinin Haberleri" dergilerinde yayınlanmıştır. Kendiside bu cemiyetin faal üyelerinden birisi olmuştur.

Usein Badaninskiy cemaat işleri ile uğraştığından resim sanatında kalıcı eserler meydana getirememiştir. O' nun "Aydın Gece", "Bakırcının Ustahanesi" adlı resimleri bilinmektedir. Maalesef Usein Badaninskiy' nin birçok arzusu yerine getirilememiştir. 1934 senesinde sebep göstermeden vazifesi bıraktırılmış, 1937 senesinde yakalanmış ve 1938 yılında ise Tatar Milliyetçiliği ile suçlanarak kurşunlanarak öldürülmüştür. Başkanlık yaptığı Bahçesaray' da ki Hansaray Müzesinde bırakmış olduğu eserler Tatar milletine yapmış olduğu en büyük hatırasıdır. Sovyet yönetimi Kırım Tatar halkı arasında az sayıda çıkan bu çeşit istidatlı insanları yok ederek Tatar Milletinin önünü kesmek istemiştir. Ama becerememiştir.

Bahçesaray Müzesinin başkanı ve ilk müdürü olan Usein Badaninskiy adını ebedîleştirmek ve onun adıyla Kırım Tatar Sanat Müzesini ve Bahçesaray ile Akmescit şehirlerinde ki birer sokağın adını adlandırmak bizim ona karşı bir görevimizdir.

Yazarın Adı: Elmira ÇERKEZ - KIRIM
KALGAY Dergisi Yıl : 5 Nisan – Mayıs – Haziran 2001, Sayı:20, Sahife 13 ten alınmıştır.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:54
Ufuk Güldemir </B>
10 Eylül 1956 yılında Elazığ’da doğan gazeteci Ufuk Güldemir, mesleğe 1974 yılında Başkent ve Son Havadis gazetelerinde foto muhabiri olarak başladı. Daha sonra Dünya Gazetesi’ne geçen Ufuk Güldemir parlamento muhabirliği yaptı. Türk Haberler Ajansı ve Cumhuriyet Gazetelerinde de çalışan Güldemir, diplomasi muhabiri olarak görev yaptı. 1987 yılında Cumhuriyet Gazetesi Washington temsilciliğine atanan Güldemir, 5 yıl kaldığı Washington’da çok sayıda büyük habere imza attı. 1992 yılında Amerika’dan döndükten sonra özel televizyonların yeni açılması üzerine Star Televizyonunda haber müdürlüğüne getirildi. Güldemir, Türkiye’nin televizyon haberlerinde yıllardan beri TRT’den gördüğü üslubu değiştirdi. Yeni bir habercilik ekolü geliştirdi. Star Televizyonunun ardından Show Tv’ye haber genel yayın yönetmeni olarak geçen Güldemir, haber yöneticiliğinin yanı sıra bu yıllarda yaptığı haber analizlerle de tabuları yıktı. 1995 yılında aldığı teklif üzerine Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevini kabul eden Ufuk Güldemir böylece yeniden yazılı medyaya geçti. Daha sonra Sabah Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevinde de bulunan Güldemir, Sabah’tan ayrıldığında profesyonel çalışma hayatına noktayı koydu.

Türk Medyasında belli başlı büyük gazete ve televizyonları yöneten Güldemir, 1999 yılı Kasım ayında bir ilke imza atarak Türkiye’nin ilk internet haber portalı olan Haberturk.com’u kurdu. 8 yaşındaki Haberturk.com, bugün Hürriyet ve Milliyet’le birlikte Türkiye’nin üç büyük internet gazetesi arasında bulunuyor. 2001 yılında Habertürk Tv ve Habertürk Radyo’yu kuran Ufuk Güldemir, gazetecilik dışında hiçbir şey yapmadı. Güldemir Basın Şeref Kartı sahibiydi.

Dünyanın sayılı trofe avcıları arasında bulunan Güldemir, Türkiye’nin ilk avcılık ve balıkçılık kanalı olan Yaban Tv’yi de 7 ay önce yayın hayatına başlattı. Bülent Dikmener Gazetecilik ödülü başta olmak üzere çok sayıda ulusal ve uluslar arası ödülün sahibi olan Güldemir, Kanat Operasyonu, Teksas Malatya ve Çevik Kuvvet’in Gölgesi’nde isimli kitaplarında yazarıydı. Güldemir, 50 yıl gibi kısa denilebilecek ömrünün 30 yılını gazeteciliğe adadı, onlarca gazeteci yetiştirdi.

Ufuk Güldemir, uzun süredir verdiği kanser mücadelesine yenik düştü. Güldemir, 10 Haziran 2007 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:59
Abdullah Polat Gözübüyük </B>
Dr.Abdullah Polat Gözübüyük, 27 Mayıs 1960'dan sonra Adalet Bakanlığı yapmıştır.

“Mücbir sebepler ve beklenmeyen haller” , “Mukayeseli Türk Ceza Kanunu Açıklaması” isimli eserlerin de sahibidir.
</STRONG></STRONG></STRONG>

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 01:59
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/721.jpg
Agah Oktay Güner ( 1937) </B>
Balıkesir Milletvekili-ANAP
BAYBURT - 1937, Fikri, Seher - Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, TODAİE, Fransız Planlama Y.O., Paris Sorbonne Üniversitesi Ekonomi Bölümü Doktora - Fransızca - Ekonomi Dr, Avukat - DPT Daire Başkanı, Ankara Ticaret Odası Genel Sekreteri, Ticaret Bakanlığı Müsteşarı, Öğretim Üyesi, Milli Prodüktivite Merkezi Yön. Kur. Bşk. V., Özel Sektörde Ekonomi Danışmanı ve Yön. Kur. Üyesi, Köşe Yazarı - V inci Dönem Konya, XX nci Dönem Ankara Milletvekili - Ticaret, Kültür Eski Bakanı - Evli, 5 Çocuk.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:45
Tadeusz Mazowiecki ( 1927) </B>
Tadeusz Mazowiecki (doğ. 1927). Hukukçu, gazeteci. 1956 yılından sonra Katolik Aydınlar Kulüpleri bünyesinde ve katoliklerin ZNAK (İşaret) adlı oluşumu içinde faaliyet yürüttü. 1957'de "Wiez" (Bağ) adlı aylık dergiyi kurdu ve uzun yıllar bu derginin redaktörlüğünü üstlendi. 1961-1970 yılları arasında ZNAK Oluşumu içinden milletvekili seçildi, mecliste toplumsal yaşantının demokratikleştirilmesi mücadelesi verdi. Bağımsız Bilimsel Kurslar Derneği kurucuları arasındadır

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:46
Taha Toros ( 1912) </B>
1912 yılında Adana`da dünyaya geldi. Annesi, çoğu ufak yaşlarda hayatını kaybeden dokuz çocuk dünyaya getirmiştir. Ailenin beşinci çocuğu olan Taha Toros, çocukluk yıllarında kalp hastalığı geçirmiş, kalbinin vücuduna göre büyük olduğu tespit edilmiştir. Bu yüzden okullarda jimnastik dersinden, hatta çocuk oyunlarından bile uzak kalması çocukluğuna dair üzüntü verici bir anıdır.
"Taha" ismini almasının ilginç bir hikayesi vardır: Kendisinden on beş ay evvel doğan Ömer isimli kardeşi henüz bir yaşındayken hayatını kaybetmiştir. Yedi aylıkken erken doğum ile dünyaya gelen Taha Toros`a üç ay önce vefat eden kardeşinin henüz defterden silinmemiş olan nüfus kağıdı verilmiş, Toros bu nüfus kağıdını tahsil hayatında ve askerlikte de kullanmıştır. Ailedeki geleneğe göre isimler doğum tarihini belirtmek üzere ebced hesabıyla veriliyordu. Ancak alie, Rumi takvime göre 1328 sayısını tutturacak bir isim bulamamıştı. Dönemin Musul milletvekili Taha Efendi konudan haberdar olmuş ve ebced hesabına uygun olmasa da bebeğe kendi adını armağan etmiştir.

Önceleri müzik ve karikatürle ilgilenen Taha Toros, Adana Lisesi'nde birinci sınıfta okurken ünlü edebiyat tarihçisi İsmail Habib Sevük`ün teşvikiyle edebiyatla da ilgilenmeye başladı. Hayat mecmuasında şiirlerinin yayımlanmasıyla şiire iyiden iyiye merak sardı. Bir yandan da folklor çalışmalarına katılıyordu. 1929-1930 ders yılında Adana Lisesi`nden mezun oldu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kayıt yaptırdı. 1 Eylül 1933 tarihinde mezun oldu ve maliye teşkilatında çalışmaya başladı. 1937'de Adana Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreterliği`ne atanarak Adana`ya geri döndü.

1937 ve 1940 yılları arasında Adana Ticaret ve Sanayi Odası'nda genel sekreter olarak çalıştı. Bu dönemde Çukurova ve Toroslar`da geniş kapsamlı folklor araştırmaları yaptı. 1941`de Ticaret Bakanlığı bünyesinde başmüfettiş olarak çalışmaya başladı. Görevi gereği birkaç kez gönderildiği Paris'te Türk kültür tarihiyle ilgili araştırmalar yaptı. Vatikan arşivlerinde Osmanlı Devleti ile Papalık arasındaki ilişkileri inceledi. Polonya'da konferanslar verdi. 1975'te emekli olana dek Türkiye`nin bütün illerini dolaşarak, gittiği her yerin folklor ve edebiyatıyla ilgilenmeyi sürdürdü. Türk kültür tarihi ile ilgili zengin bir arşive sahiptir. Yayımlanmış birçok kitabının yanısıra gazetelerde ve dergilerde de çok sayıda yazısı yayımlanmıştır. İstanbul'da Etiler semtinde zengin arşivini barındıran evinde yaşamını sürdürmektedir.
70 yılı aşkın bir süredir araştıran Taha Toros, arşiv sevdasını Mazi Cenneti I adlı kitabında şu cümlelerle özetler: "Arşiv oluşturmak, özellikle ülkemizde nadir yetişen biyograf olmak, bibliyografyada uzmanlık kazanabilmek, yararına yürekten inandığım, kültür zenginliklerindendir. Yaşamım boyunca bunu yapmaya çalıştım. Aslında bu konularla ölesiye uğraşmak, tedavisi mümkün olmayan bir hastalık gibidir. Bugün kanserin bile tedavisi mümkün. Ama "arşiv" hastalığının tedavisi yok!. Ne diyelim, Tanrı, bu türden hastalığa yakalananları kurtarmasın!"

ESERLERİ
•Toros Demetleri (1929)
•İki Ses Geliyor (şiirler, 1934)
•Türk Kadın Şairleri (antoloji, 1934)
•Seyhan Efsanesi (1935)
•Toroslarda Tahtacı Oymakları (1938)
•Köy İktisadiyatı (1938)
•Şair Ziya Paşa'nın Adana Valiliği (1940)
•Dadaloğlu (1940)
•Türk Hatipleri (1949)
•Geçmişte Türkiye-Polonya İlişkileri (1983)
•Fikret Mualla (1986)
•İlk Kadın Ressamlarımız (1988)
•Mazi Cenneti 1 (1992)
•Kahvenin Öyküsü (1998)
•Türk Edebiyatından Altı Renkli Portre (1998)
•Nazım Hikmet (2005)

•Ali Münif Bey'in Hatıraları / İsis Yayınları

Taha Toros (d. 1912), Türkiye'nin ender biografi uzmanlarındandır. Kendisi de Adanalı olup Ali Münif Bey'in yakını idi. Taha Toros'un son dönem tarihimizle ilgili yayınlanmış 29 kitabı vardır...

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:46
Tahsin Banguoğlu ( 1904)- (1989) </B>
1904 yılında Drama’da doğdu. MEB (1948-1950) , Milletvekili (1943-1950), Senatör (1961-1968) YTP Genel Başkanı (1966), TDK Başkanı, dil profesörü, yazar.1989 yılında İstanbul’da öldü.

Tahsin Banguoğlu; Drama eşrafından merhum Ahmet Cevdet Efendi ile merhume Rukiye Hanım'ın sevgili oğulları Fazıl Salih, Tahsin Banguoğulları Züleyha Serdaroğlu, Nezihe Onbaşıoğlu Bedra Üçok'un kardeşidir

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:46
Tahsin Yücel ( 1933) </B>
Elbistan'da doğdu (1933); Galatasaray Lisesi'ni (1953), İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1960). XIX. ve XX. Yüzyıl Fransız yazını ve göstergebilim alanında uzmanlaştı. Şimdi aynı bölümde profesör.

ESERLERİ
Araştırmaları: L'Imaginaire de Bernanos, 1969; Figures et Messages dans la Comédie Humaine, 1973; Anlatı Yerlemleri, 1979; Dil Devrimi ve Sonuçları, 1982; Yapısalcılık, 1982; deneme ve eleştirileri: Yazın ve Yaşam, 1976; Yazının Sınırları, 1982; Eleştirinin Abecesi, 1991; Tartışmalar, 1993; Yazın, Gene Yazın, 1995; Söylemlerin İçinden, 1999; romanları: Mutfak Çıkmazı, 1960; Vatandaş, 1975; Peygamberin Son Beş Günü, 1992; Bıyık Söylencesi, 1995; masalları: Anadolu Masalları, 1957; öyküleri: Haney Yaşamalı, 1955; Düşlerin Ölümü, 1958; Ben ve Öteki, 1983; Aykırı Öyküler, 1989. Birçok da çeviri yaptı. Tahsin Yücel'e Haney Yaşamalı için 1956 Sait Faik Hikâye Armağanı, Düşlerin Ölümü için 1959 TDK Öykü Ödülü, Peygamberin Son Beş Günü icin 1993 Orhan Kemal Roman Ödülü, çevirileri için de 1984 Azra Erhat Çeviri Yazını Üstün Hizmet Ödülü verildi. Tahsin Yücel, Mayıs 1999'da 3. Ankara Öykü Günleri'nin Onur Konuğu olarak plaket aldı. Kısa zaman önce de, Dünya Gazetesi tarafından 1999'da Yılın Yazarı seçildi. Komşular adlı son öykü kitabı da, Can Yayınları tarafından yayınlandı

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:47
Tali Çalbatur ( 1924) </B>
Emekli Tümamiral Doktor
1924 Ankara doğumludur.1948 yılında istanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, aynı sene Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde staj görmüş ve donanmaya katılımıştır.Türk Deniz Kuvvetlerinin bir çok birliklerinde görev yapmıştır.
1954 Fizik Tedavi Uzmanlığı için Gülhane Askeri Tıp Akademisi'ne atanmıştır.1957'de uzman olmuş ve aynı Hastane'nin Fizik Tedavi Kliniğine Baş Asistan olmuştur. 2 yıl sonra 1959'da Amerika'ya San Fransisco Oakland Vaval Hospıtal 'da Fizik Tedavi Rehabilitasyon Kursuna gönderilmiştir.
1960 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi Fizik Tedavi Rehabilitasyon Uzmanı olarak Tayin edilmiştir.
1971'de aynı hastaneye 2.Tabip olarak,1973 yılında Tuğamiralliğe yükselmiştir.
1977'de Tümamiral olmuş, 1979'da Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Daire Başkanlığı'na tayin edilmiştir.Daha sonra Özel Kliniği'nde çalışmaya devam etmektedir.
1995 yılında Türkiye Jokey Kulübü Başkanlığı yapmıştır.Halen Jokey Kulübü Asli Üyesi ve Haysiyet Divan Başkanı'dır.Beşiktaş Klübü Divan Üyesidir.Evli, bir çocuk babasıdır.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:47
Tamer Karadağlı </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Mason mahkemesi dul kadın kesesi-2
Akşam 11 Mayıs 2006

'Çocuklar Duymasın' dizisinin 'Taşfırın Erkeği' Tamer Karadağlı, mason olmak için başvurduğu Loca'yı karıştırdı. İddiaya göre, Zafer Ergin ve Aykut Oray'ın başını çektiği sanatçı lobisi karşı çıktı. Karadağlı, vazgeçti. Ancak üyeler arasındaki gerilim sürüyor

Mason sanatcılar Loca'ya sokmadı

Tamer Karadağlı, çocukluktan beri ilgi duyduğu masonluğa, bir dostu aracılığıyla başvurur. Zaten çok meşhurdur ve iyi para kazanmaktadır. Kariyer kaygısından ziyade, masonluğun felsefesi ile ilgilidir. Başvurusu alınır ve sınav süreci başlar. İlk tahkikatlar olumlu sonuçlanır. 3 ayrı Loca görevlisi, birbirinden bağımsız olarak Tamer Karadağlı'yı araştırmış, iş oylamaya kalmıştır.

Konuyu yakından takip eden bir Loca mensubu, ünlü oyuncunun adaylık sürecinin olumlu seyretmesini saklamıyor: 'Tahkikatları başarıyla geçti. Bu da bizi kızdırdı. Özellikle Zafer Ergin, Aykut Oray, Zeki Alasya gibi sanatçılar Tamer Karadağlı'ya tepkiliydi. Çok para kazandığı ve kendi içlerinden sıyrılıp büyük şöhret olduğu için çekememezlik vardı. Kıskandılar, istemediler.'

FUHUŞ BASKINI

Tamer Karadağlı tam da bu sırada, büyük bir fuhuş skandalının ortasında buldu kendini. Bazı mankenlerle para karşılığı İstanbul Movenpick otelinde buluştuğu belgelendi. Evliliği ve kariyeri büyük yara aldı. 'Çocuklar Duymasın' dizisinden ayrılmak zorunda kaldı. Basın toplantısıyla eşinden ve kamuoyundan özür diledi ama bu onu kurtarmaya yetmedi. Mason Locası'ndaki karşıtlarının eline büyük bir koz verdi.

Loca'da rahatsızlık arttı, mail gruplarında Tamer Karadağlı'ya yönelik kampanya başlatıldı. Binlerce şikayet mektubu ve mail elden ele dolaştı. Ancak hem referans olanlar hem de Büyük Loca, Karadağlı'nın arkasında durdu. Bu durum, mason sanatçıları daha da sinirlendirdi.

Tepkiler genele yayılınca ortamı daha fazla germek istemeyen Karadağlı, başvurusunu geri çekti. Loca Üstadı da onun bu kararını destekledi. Aradan bir yıl geçmesine rağmen Loca'da sular durulmadı. Bir üye, 'Onu Loca'ya teklif edenlerle aramızdaki sürtüşme bitmedi. Teklif edenler gerekli cezayı alana kadar da sürecek' diyor.

HİÇ ÇAPKIN MASON YOK MU?

TAMER Karadağlı olayı, masonları kendi içlerinde sorgulamaya yöneltti. Çünkü evli olduğu halde kaçamak yapanlar vardı. Kimse sütten çıkmış ak kaşık değildi. Karadağlı'nın reddedilmesine tepki gösterenler, Zeki Alasya'nın Loca'ya kabul edildiğinde yaşam tarzının ondan farklı olmadığını ileri sürdüler. Ancak Alasya'nın kıskanılacak tarafı yoktu ve ekonomik durumu iyi değildi. Karadağlı'yı ondan ayıran nokta da buydu.

Loca'nın örtülü ödeneği: Dul Kadının Kesesi

Locaların kayıtdışı iki tür geliri var.

İlki, 'Dul Kadının Kesesi'nde toplanan paralar. İkincisi, devlete düşük gösterilen aidatlar. Üstadın tasarrufunda olan bu paralar örtülü ödenekte birikiyor, makbuz kesilmiyor.

Asıl sorun da bu. Kaydı tutulmadığı için, yolsuzluklara davetiye çıkarıyor.

HİRAM Usta'nın dul annesinden esinlenerek masonların temel simgelerinden biri haline gelen 'Dul Kadının Kesesi' yardım toplanan kese anlamına geliyor.

Türkiye genelinde 300'e yaklaşan localar, 14 günde bir kendi aralarında toplanır. Her locanın sayıları 50-100 arasındaki üyesi bu toplantılarda dolaştırılan keseye para atar.

ÖRTÜLÜ ÖDENEK

Kesede biriken ortalama 500-1000 YTL para, üstadın arzusuyla okul yaptırmak, bursiyer öğrencilerin ihtiyacı gibi yardım amacı güden projelere tahsis edilir. Fakat kayıtdışı olduğu için suiistimale açıktır.

Bunun dışında locaların en önemli gelir kalemi aidatlardır. Yeni girenlerden 2-3 bin YTL giriş harcı alınır. Yıllık aidat ise 350-500 YTL arasındadır. Fakat bu miktarların küçük bir bölümü makbuzla kayıt altına alınır. Gerisi, tıpkı 'Dul Kadının Kesesi'nde toplanan paralarda olduğu gibi Loca'nın örtülü ödeneğidir. Türkiye genelinde 14 bin masonun Büyük Loca'ya kayıtlı olduğu düşünülürse, kasadaki para milyonlarca YTL'yi buluyor. İşte bu paranın şahsi amaçlarla kullanılması veya kayıtlı paranın naylon faturalarla harcanması yolsuzluklara yol açar. Localar bu tür 'açıkları' kendi aralarında para toplayarak giderir.

Eski Büyük Üstat Kaya Paşakay olayında da bu yöntem izlenebilirdi ama hem açık çok büyüktü hem de yaşanan iç çekişme, konuyu basının gündemine taşıdı.

DEVLET TAKİP ETMELİ

Örtülü ödenekten yapılan yolsuzluklardan çok rahatsız olan çevreler, devletin mutlaka bu gelirleri takip etmesi gerektiği üzerinde duruyor. Bu durum üyeler arasındaki çek-senet davalarına bakan Mason Mahkemesi için de geçerliliğini koruyor.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:47
Tan Oral ( 1937) </B>
1937 yılında Merzifon'da doğdu. Öğrenimini kent kent dolaşarak tamamladı. Güzel Sanatlar Akademisi'ni Mimar olarak bitirdi. Aynı okulda üç yıl Yapı ve Meslek kürsüsü asistanı olarak çalıştı. Daha sonra mimarlık ve eğitimi ile ilişkisini keserek tümü ile karikatür, film, çizgi film uğraşlarına yöneldi. Kısa film dalında "Cumartesi Pazar" adlı çalışma ile 1969'da ve "Sansür" adlı film ile de 1970'de çizgi film dalında Büyük Ödül kazandı. 1978 ve 1984'de Üsküp'te, 1983'te Tokyo'da ödül aldı. 1980-85 yılları arasında Çağdaş Gazeticiler Derneği tarafından beş kez "Yılın Gazetecisi" seçildi. Türkiye Sanatçılar Birliği'nde ve yedi yıl da Karikatürcüler Derneği'nde yazman ve başkan olarak yöneticilik görevinde bulundu. Mimar Sinan Üniversitesi UESYO'da 1980-84 yılları arasında çizgi film dersleri verdi.Yurt içinde açtığı çok sayıdaki karikatür sergisinin yanısıra, Almanya Darmstad ile Münih'te, Yunanistan'da Rodos ile Atina'da ve Kıbrıs'ta eserlerini sergiledi. Karikatürleri çeşitli dergilerde ve günlük olarak da Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanmaktadır.

ESERLERİ
"Böyük Türkiye", "Sansür", "İki Minik Kentli", "Gözağrısı", "Sus ve Dinle" adlı kitapları vardır.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:50
Taner Sağır </B>
GÜNDEM

Bebek yüzlü Herkül
İlyas Namoğlu Hürriyet 20.08.2004

Halterde pırıl pırıl bir Türk genci Taner Sağır’ın, Olimpiyat Şampiyonluğu’yla sevindik. 19 yaşındaki sporcumuz, toplamda 375 kilo ile şampiyonluk kürsüsüne çıktı. Türkiye’nin oyunlar tarihinde halterde ilk kez 3 altın madalya kazanmasını sağlayan Sağır, aynı zamanda 5 dünya gençler, 4 de olimpiyat rekoru kırdı.

HALTERDE sıkıntılı başlayan günü Taner Sağır kurtardı. 77 kilo sporcumuz, Atina Olimpiyat Oyunları’nda, koparmada 172.5, silkmede 202.5 kilo kaldırarak, toplamda 375 kilo ile altın madalya kazanırken, aynı zamanda 5 dünya gençler, 4 de olimpiyat rekoru kırdı. Bu sıkletteki diğer sporcumuz Reyhan Arabacıoğlu ise koparmada 165, silkmede de 195 kilo kaldırarak, toplamda 360 kiloya ulaştı ve dördüncülüğü elde etti.

Yakışıklılığıyla, oyunları izleyen genç kızların sevgilisi haline gelen 19 yaşındaki Taner Sağır, Nikaia Spor Salonu’ndaki müsabakada koparmaya 165 kilo ile başladı. Bu kiloda ilk hakkında başarılı olan Sağır, ikinci denemesinde 170, üçüncü hakkında da 172.5 kilo kaldırarak ikinci sıraya yerleşti.

Silkmede ilk hakkında 200 kilo yapan sporcumuz, ikinci hakkında 202.5 kilo kaldırınca altın madalyayı garantiledi ve üçüncü hakkına çıkmadı. Taner Sağır’ın ardından, koparmada 172.5, silkmede de 200 kilo kaldıran Kazak Sergei Filimonov toplamda 372.5 kilo ile gümüş, Rus Oleg Perepitchenov, koparmada 170, silkmede de 195 kilo ile toplamda 365 kg ulaşıp bronz madalya aldı. Türkiye böylece, oyunlar tarihinde ilk kez halterde 3 altın madalya elde etti.

Şaşkınım, çok hızlı oldu

OLİMPİYAT şampiyonu olan en genç Türk halterci unvanını alan Taner Sağır, daha ikinci müsabakasında olimpiyat şampiyonluğuna ulaştığını ifade ederek, ‘‘Şaşkınım, çok hızlı oldu. Haltere neden başladığımı hatırlamıyorum. Sadece arkadaşlarımın fazlasıyla ısrarcı olduğunu biliyorum. Burada olmamın nedeni Naim ve Halil Ağabeylerimin rekorunu kırmaktır’ dedi.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:50
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1729.jpg
Tanju Okan ( 1938)- (23.05.1996) </B>
Pop Müzik
Doğum Yeri : İzmir
Doğum Tarihi : 1938
Kariyeri : Balıkesir Lisesi´nden mezun olduktan sonra İtalya´ya giderek şan eğitimi aldı. Profesyonel müzik yaşamına 1961 yılında Ankara´da başladı. Ertesi yıl İstanbul´a yerleşti ve Müfit Kiper Orkestrası´nda solist olarak çalışmaya başladı. 1963 yılında Amerika´da konserler verdi. Tanju Okan, Milli Orkestra´yla birlikte Türkiye´yi, Balkan Müzik Festivali´nde temsil etti. İlk evliliğini yirmidokuz yaşında Nur Erbay´la yaptı. Sekiz ay süren bu birliktelikten Tansu adında bir oğlu oldu. 1964 yılında 'İbibikler Öter Ötmez Ordayım' adını taşıyan ilk kırkbeşliğini çıkardı. Fransız Barclay firmasıyla dört plak çalışması yapan Okan, 'Hasret' adlı çalışmasıyla geniş kitlelerce tanındı. Ardından görkemli sesiyle yorumladığı 'Kadınım', 'Bir Falcı Vardı', 'Ayyaş', 'Öyle Sarhoş Olsam Ki', 'Kemancı', 'Bu Benim Halkım', 'Dostlarım', 'Yıldönümü' ve 'Kaderim' gibi bir çok parçasıyla şöhret buldu. Bu arada ikinci evliliğini 1976 yılında Zerrin Erdoğan´la yaptı ve bu evliliği de ondört ay sürdü. Tanju Okan´ın son albümü 1995 yılında Marş Müzik´ten çıkan 'İşte Tanju Okan ´95' oldu. Yılların sırtına yüklediği yorgunluğa rağmen Başak Başer ve Reha Erdir´in söz ve müziğini yazdığı 'Yağmurla Gelen Düşler', 'Artık Yoruldum', 'Mavi Gözler', 'Sevdiğimi Söyle', 'Bil Ki', 'Sensiz Esen Rüzgarlar', 'Kalbi Kırık Serseri', 'Anılarım', 'Bir Zamanlar' ve 'Son Güller' adlı şarkıları seslendirdi.

Uyuşturucu kültürünü meşrulaştırdı
İçki sigara, benim tek dostum ve Öyle sarhoş olsam ki adlı şarkıları başta olmak üzere şarkılarında alkol ve uyuşturucu kültürünün yaygınlaşmasına katkıda bulundu.Alkole olan düşkünlüğüyle bilinen Tanju Okan, Urla´ya yerleşerek bu alışkanlığından kurtuldu. 22 Nisan 1995´ta aşırı kilo kaybı ve kalp yetmezliği şikayeti ile hastaneye kaldırılan Tanju Okan´a siroz teşhisi kondu ve bundan sonra acılı günleri başladı. Ve yaklaşık bir yıl sonra, 23 Mayıs 1996 tarihinde öldü.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:50
Tarhan Erdem ( 1933) </B>
1933 yılında Kurucaşile’de doğdu.İlk öğrenimini Bartın’da bitirdi. Kayseri Lisesi’nde orta öğretimini bitirdikten sonra İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. Şeker Şirketi ve Milli Savunma Bakanlığı’nda mühendislik, Cam Elyaf Sanayi Genel Müdürlüğü, Milliyet Genel Koordinatörlüğü ve Doğan Şirketler Grubu’nda yöneticilik yaptı. 1988 yılında KONDA Şirketi’ni kurdu. 1953 yılında CHP’ye kaydoldu. İstanbul Örgütü’nün ocak, ilçe, il yönetim kurulu üyeliklerinde bulundu. 1978’de Genel Yönetim Kurulu üyesi oldu. 1977’de İstanbul Milletvekili seçildi. Güvenoyu alamayan Ecevit hükümetinin sanayi bakanıydı. Öğrenci derneklerinde yöneticilik Türk Devrim Ocakları Genel Başkanlığı yaptı (1967-68) Halkevleri, Nisbi Temsil Nedir? 80’leri Karşılarken, Anayasa ve Seçim Kanunları, CHP İstanbul 1969 İl Kongresi Tutanağı, CHP’de Üye Kayıtları’nın Birleştirilmesi adlı kitapları yayımlandı. Bir grup arkadaşıyla birlikte 1992’den beri Demokratik Cumhuriyet Programı’nın oluşmasında çalıştı. Radikal Gazetesi yazarlarından olan Tarhan Erdem CHP Genel Sekreterliği yaptı. Evli, 2 çocuk sahibidir.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:50
Tarık Dursun </B>
1931 yılında İzmir’de doğdu.Ortaokul öğrenimiyle yetindi (1950), gazetelerde çalıştı, senaryo yazarlığı ve rejisörlük yaptı. Kurul Kitapevi’ni açtı (1969), Milliyet gazetesinde kitap tanıtma yazıları yazdı, Milliyet Yayınları’nı yönetti. Koza Yayınları kurucularından biri oldu (1975).

Sanata şiirle başlamış (Kaynak Dergisi, 1949), Cengiz Tuncer ile ortak bir de şiir kitabı yayınlamıştı: Devrialem (1951). Aynı yılda hikayeye geçen ve konularını önce gençlik serüvenlerinden, zamanla fabrika, yapı ve deniz işçilerinin, esnaf ve küçük memur sınıfının hayat savaşlarından alan ve bu hayat kesitlerini şiirli bir dil ve yoğun bir duyarlılıkla işleyen

ESERLERİ

Tarık Dursun, hikayelerini Hasangiller (1955), Vezir Düşü (1957), Güzel Avrat Otu (1960), Sevmek Diye Bir Şey (1965), Yabanın Adamları (1966), 36 Kısım Tekmili Birden (1970),
Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep (1972), Bahriyeli Çocuk (1976), İmbatla Dol Kalbim (1982), Ona Sevdiğimi Söyle (1983), Ömrüm Ömrüm (1987), Aşk Allahaısmarladık (1993) kitaplarında topladı.

Hikayeciliğine paralel yürüyen romancılığının ürünleri, kitap halinde basılmış eserlerdir: Rıza Bey Aile-Evi (1957), İnsan Kurdu (1959), Sabah Olmasın (1967), Denizin Kanı (1968; televizyona uyarlanıp dizi olarak yayınlandı, 1980), Kopuk Takımı (1969), Gün Döndü (1974), Kayabaşı Uygarlığının Yükselişi ve Birdenbire Çöküşü (1980), Alçaktan
Uçan Güvercin (1980; televizyona uyarlanıp dizi olarak yayınlandı), Kurşun Ata Ata Biter (1983), İnsan Kurdu (1983), İyi Geceler Dünya (1986), Bağışla Onları (1989), Ağaçlar Gibi Ayakta (1990), Bizimkisi Zor Zanaat (1990). Ayrıca, Deve Tellal, Pire Berber İken (1970) ve Bir Küçücük Aslancık Varmış (1975) adlı masal kitapları ve Hoşça Kal
Küçük (1979) adlı bir çocuk romanı yayımlandı.

Günümüzde Kitaplar adında aylık bir dergi çıkarmıştı (on sayı, Nisan 1973-Şubat 1974). Düzyazılarını Edebiyat Üstüne Narin (1993) ve Ben Unutmadan (1994)’da topladı.

Güzel Avrat Otu ile Türk Dil Kurumu 1961, Yabanın Adamları ile Sait Faik 1967 ve Ona Sevdiğimi Söyle ile de Sait Faik 1985 Hikaye Armağanlarını, Kurşun Ata Ata Biter romanıyla Orhan Kemal 1984 Roman Armağanı’nı, Ömrüm Ömrüm ile İş Bankası 1987 Büyük Edebiyat Ödülü’nü, Ağaçlar Gibi Ayakta ile de 1991 Yunus Nadi Yayımlanmış Roman
Armağanı’nı aldı.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:51
Tarık Zafer Tunaya </B>
Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya

Ülkemizde Anayasa Hukukunun önde gelen fikir babalarındandır. İ.Ü Hukuk Fakültesinde öğrencilik ve hocalık yapan Tunaya üretken bir hukuk adamıdır. “Bilgin Hukukçu” diye adlandırdığı Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’ in öğrencisi olduğunu her zaman vurgulayan Sn Tunaya ölümüne kadar ülkemiz, dünya anayasal hareketi için çalışmıştır. Hukuk alanında olduğu kadar kültür alanında da üstün yetenekleri olan Tunaya’ nın “Türkiye’ de Siyasal Partiler”, “Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku” gibi daha pek çok, demokrasi, toplum bilim ve anayasa hukuku dallarında kitap ve makaleleri vardır

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:51
Tarkan </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

MHP'li Mehmet Gül bir gol daha yedi
Sabah 20 Nisan 2001

Tarkan'a eşcinsel dediği için parti yönetimine şikayet edilen Gül, baltayı taşa vurmuş: Tarkan ülkücü aydın Dr. Fethi Tevetoğlu'nun kardeşinin torunu çıktı.MHP İstanbul milletvekili Mehmet Gül'ün, "Eşcinsel olmasaydı da başka türlü olsaydı, daha çok severdim" dediği ünlü şarkıcı Tarkan (Tevetoğlu), "ırkçı ve turancı" olduğu iddiasıyla 1944 yılında Alparslan Türkeş ve Nihal Atsız'la birlikte yargılanan eylemci ve radikal ülkücü Doktor Üsteğmen Fethi Tevetoğlu'nun akrabası çıktı. Tarkan, Fethi Bey'in erkek kardeşinin torunu.

SAZAK'A ŞİKAYET
İlk golü Tarkan'ın eşcinsel olduğunu iddia ederek Gül atmıştı. Bu sözlere öfkelenen Tarkan, "Mehmet Gül ismindeki vekili nefretle kınıyorum. Onunla yargı önünde hesaplaşacağım" demişti. Bu arada MHP'nin Eskişehir Merkez İlçe Başkanı Muhammet Tevetoğlu'nun Tarkan'ın amcasının oğlu olduğu ortaya çıkmıştı. M. Tevetoğlu, "Tarkan bunu haketmedi" demiş ve soluğu Ankara'da alarak, Gül'ü, MHP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Sazak'a şikayet etmişti.
Böylece durum 1-1 olmuştu. Derken bir bomba daha gündeme düştü: Tarkan, eski tüfek ülkücülerden Fethi Tevetoğlu'nun yakın akrabasıydı.

Fethi Tevetoğlu 1944 yılında 'ırkçı ve turancı' olduğu iddiasıyla yargılanan ve 11 ay da hapis yatmış bir ülkücüydü. Alparslan Türkeş'in kızı Prof.Dr. Umay Türkeş, Tevetoğlu'nu yakından tanıyan isimlerin başında geliyor. "Fethi Bey, Türk milliyetçi hareketinin çok önemli bir simasıydı" diyen Prof.Türkeş, Fethi Tevetoğlu hakkında şunları söyledi:

BİLİM ADAMI
"Çok kibar biriydi. Türkçe'yi kusursuz kullanırdı. Cumhuriyet aydınıydı. 1944'te hapse girene kadar 'Kopuz' adında bir dergi çıkartmıştı. Hekimdi. Hatta tıbbi tedavi yöntemleriyle ilgili buluşları da bulunuyordu. 1960'larda Adalet Partisi'nden hem Samsun milletvekili, hem de Samsun Senatörü seçilmişti. 'Türkiye'de Sosyalist ve Komunist Akımlar' ve 'Atatürk'le Samsun'a Çıkanlar' adında önemli kitapları vardı."

TORUNU DEĞİL
Tarkan'la Fethi Tevetoğlu arasındaki akraba bağına da açıklık getirdi: "Fethi Bey'in Samsun'daki akrabalarıyla da konuştum. Tarkan, Fethi Tevetoğlu'nun torunu değil; Fethi Beyin kardeşinin torunu."
Sonuç olarak sık sık töreden ve büyüklere saygıdan söz açan Mehmet Gül bu kez de tarihten bir gol yiyor ve 2-1 yenik duruma düşüyordu.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:51
Taşköprülüzade . </B>
Taşköprülüzâde Usameddin Ahmed bin Mustafa, 2 Aralık 1494’de Bursa’da doğdu. Dedesi Hayreddin Halil’in Taşköprüdeki Muzafferiye Medresesinde müderrislik yapmış olması nedeniyle ailesi Taşköprülüler olarak tanınmıştı. Taşköprülülerin babası Muslihüddin Mustafa Efendi ise Fatih Medreselerinde müderrislik yapmış bilgin bir kişiydi.

Taşköprülüzâde ilk eğitimini babasından ve amcası Kemaleddin Kasım’dan aldı. Çeşitli bilim dalları hakkında bilgi edindikten sonra İstanbul’da eğitimini tamamlayarak l525’de müderris oldu ve Dimetoka’daki Oruç Paşa Medresesi’ne tayin edildi. Daha sonra İstanbul, Üsküp ve Edirne’de çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. 1545’te Bursa kadısı oldu. 1551’de İstanbul kadılığına tayin edildi. Bu görevi sırasında gözleri kör oldu ve hayatının geri kalan kısmını kitap yazmakla geçirdi. 16 Nisan 1561’de öldü.

Taşköprülüzâde. Kendisi, Kanuni Sultan Süleyman devri ulemasından olduğu halde, Osmanlı devletinin kuruluşundan itibaren her padişahın dönemini bir “tabaka” olarak ele alarak, Osmanlı uleması ve eserleri ile ilgili ulaşıp kaydedebildiği bütün bilgileri on tabakadan oluşan bu eserinde derlemeyi başarmıştır. Fatih devri ulemasıyla ilgili bilgiler esas itibarıyla ona ayırdığı yedinci tabakada bulunmakla beraber, daha önceki ve sonraki tabakalarda da onlarla ilgili önemli bilgiler verilmektedir.

Taşköprülüzâde Fatih döneminden bir asır sonra yaşamış olmasına rağmen, o dönem hakkında ve özellikle kendisinin de iki defa müderrislik yapttığı (1539-1544 ile 1547-1551) Sahn Medreseleri hocalarıyla ilgili, başka bir kaynakta bulunmayan ve daha sonra yazılan Osmanlı kaynaklarında sıkça tekrarlanan ayrıntılı bilgiler vermektedir.

Taşköprülüzâde’nin anne tarafından dedesinden, baba tarafından dedesi Hayrettin Halil b. Kasım (Öl: 1474-75)(Molla Hüsrev’in kardeşinin talebesi) ile babasının dayısı ve hocası Muhammed b. İbrahim el- Niksari (öl: 1495-96) den naklettiği haberler arasında, Fatih’in Taşköprülüzâde’nin dedesini Sahn medreselerine atamak istediğini, ancak onun bunu kabul etmediğini; babası ve hocası Muslihiddin Mustafa b. Halil’in ( 1453-1528-29) Semaniye Medreselerinden birisinde müderrislik yaptığını, amcası Kasım b. Halil ‘in (1463-1513) Sahn müderrislerinden Tokatlı Molla Lütfi, Molla ibn el- Müeyyed’in ve Molla el-İzari’den ders gördüğünü kaydeder.(s:54)

Taşköprülü-zade’nin kendi hocaları ile babasının hocalarının biyografilerine dikkatle bakıldığı zaman, kendisinin Sahn Medreseleri konusunda birçok bilgiye ulaşma imkanına sahip olduğu anlaşılır.Ulema muhitinde doğup büyüyen ve ulema tarikinin içinde küçük yaştan itibaren bütün hayatını geçiren Taşköprülüzâde, Şakayık adlı eserinde Sahn medreselerinin “Programı” ve “Tedrisat Nizamnamesi”nin hazırlayıcıları olarak ileri sürülen molla Hüsrev ile Ali Kuşçu’nun biyografilerini verir.

Taşköprülüzâde Osmanlı Türklerinin ilk bilim tarihçisidir.Taşköprülüzâde’nin 25 kadar eserinden ikisi, bilim tarihi bakımından çok önemlidir.

1- “Miftah-üs-saade ve misbah-üs siyade” adlı eseri, o dönemdeki bilimlerden ve her bilim dalıyla ilgili eserlerden ve yazarlarından söz eder. 1500 sayfa tutan ve Arapça yazılan bu kitap, yazarın oğlu Kemaleddin Mehmet tarafından “Mevzuat-ül-ulum” adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir. Kitapta, tıp, kimya, botanik, zooloji, matematik ve fizik gibi bilimlerin o günkü durumları hakkında çok değerli ve aydınlatıcı bilgiler bulunmaktadır. Dr. Adıvar, bu eseri, Osmanlı Türklerindeki ansiklopedilerin en önemlilerinden biri olarak nitelendirmektedir.

2- “Şakaik-ı Numaniye”, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 16. yüzyıl ortalarına kadar olan dönemdeki Osmanlı bilginlerinin hayat hikayelerinden söz eder. Fatih devri ilim hayatı ve uleması ile ilgili en çok bilgi veren kaynaktır.
Yazan: ABDURRAHMAN AKDÜZEN
x
Osmanlı Bilginleri
eş-Şakâiku’n-Nu'mâniyye fi ulemâi’d-Devleti’l-Osmâniyye
Taşköprülüzâde Ahmet Efendi,
Arapçadan Çeviren: Muharrem Tan
İz Yayınları

Kanuni döneminin ünlü bilginlerinden Taşköprülüzâde (Taşköprîzâde) Ahmet Efendi Arapça olarak kaleme aldığı Şakâyık’ta Osmanlı bilim dünyasından 502 seçkin simanın entelektüel biyografilerini bir araya getiriyor. İslam tabakat literatürüne Osmanlı-Türk ilim tarihi açısından özgün bir katkı niteliğindeki eser, alim, müderris, tasavvuf büyüğü ve tabipleri, kısacası hem naklî hem de aklî ilim erbabını içeriyor. Bu önemli eseri, klasik bir Türkçe tercümesinde yer alan Nakşî Ahmed’e ait 48 özgün minyatürle birlikte okuyucuya sunuyoruz.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:52
Tayfun Talipoğlu ( 1962) </B>
1962 yılında Kars'ta doğdu. İlkokulu Malatya Şeker İlkokulu ve Eskişehir Yunus Emre İlkokulu'nda okudu. Ortaokulu Eskişehir'de, liseyi Ankara Atatürk Lisesi'nde tamamladı. Ankara Üniversitesi SBF Kamu Yönetimi Bölümün'nden 1983'de mezun oldu. Milliyet Gazetesi'nde muhabir olarak başladığı gazetecilik yaşamına önce Star1'de, sonra ATV'de haber muhabiri olarak devam etti. 1995 yılından itibaren önce ATV'de son üç yıldır da NTV'de Bam Teli programını hazırlayıp sunarak mesleğine devam eden Talipoğlu yedi yılı aşkın sürede 930 bin kilometre yol ve yüzlerce dosya yaptı. Takvim, Yeni Yüzyıl, Cumhuriyet ve Sabah gazetelerinde köşe yazarlığı da yapan Talipoğlu evli ve bir çocuk babası.


ESERLERİ

1.Benim Yolum
Tayfun Taliboğlu
İmge Kitabevi Yayınları

“Başındayız biliyorum, sonu da yok bu yolculuğun. Nöbet sırası bizdeymiş gibi geldi bana. Çünkü gördüm ki en çorak toprakta biten ayrıkotu bile bir şeyler aktarmakta kuşağına... "Dane" vermeden gitmek bize yakışmaz, haksızlık olurdu ustalara... Boşuna mı çekilmişti bunca emek, bunca hasret? "Danelerden biri"ysek, kendi çapımızda bir tomurcuk da biz vermeliydik... Öykülerimizi anlatırken sizi sıkmadan mesajlar iletmeliydik satır aralarında. Çünkü "gökten düşen elma" kalmadı. Hepsini bölüştüler çoktan... Yaşadığımız hiç bir olay yeni değil. Nedenleri, sonuçlarından daha eski. O gün anlattıklarımızı duymazlıktan, görmezlikten gelenler, sorumluluklarını çoktan unuttular. Onlar şimdi şikayetçi. Benim Yolum, '80 kuşağından bir kesit aslında. Yolun, sadece adı benim. Hepimiz aynı yoldaydık oysa...”

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:52
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1288.jpg
Taymi Biybuolt ( 1779)- (14.07.1832) </B>
Taymi Biybuolt Çeçenlerin hem ulusal tarihi hem de efsanevi kahramanıdır. Çeçen halk destanlarında anlatılmaktan başka, ünlü şair M.Y. Lermantov`un "Hacı Abek"inde baş kahraman olmuştur. Biyboult mukaddes cihadını 1824 yılında başlatmıştır. Kendisinin en yakın yardımcıları arasında Germançuklu Molla Abdülkadir ile Yandırgaelalı Cieçoyn (Tisieçoyn) Dcambulat bulunmaktaydı. Çeçen ve Rus tarihinde Mayra (yiğit) Beybulat diye de anılan bu ünlü lider 1824 yılında etrafına topladığı Çeçen mücahitleriyle, Rus istihkamı olan Amiri-Adjiyort`u fethetti. Başlarında General Gerekof`un bulunduğu bir Rus tümeni harekata başlayınca Biybuolt gerila savaşını seçti. Mayrtüp`te gazavat bayrağını açtı.

Çeçen birlikleri Bnb.Pantelyev`in komutasındaki Gerzelevla istihkamını kuşattılar. Ancak General Grekof`la General Lisanoviç`in imdada yetişmesi sonucunda Biybuolt kuvvetleri geri çekildi.Ertesi gün Gergefevla istihkamına davet edilen komşu Çeçenler ağır hakaretlerle karşılaşınca Molla Uçar Hacı kamasını çekip her iki generali de ağır yaraladı. General Grekof hemen General Lisanoviç ise 16 Temmuz`da savaşta vurulup öldü. Yerine General Yermelof getirildi.Gaddar ve zalim bir general olarak anılan Yermelov Çeçen düşmanı ve Rus megalomanı olarak bir avuç Çeçen saşçısının önünde hırpalana hırpalana itibar kaybetti. Yerine gönderilen Kont Pavel Paskiyeviç hile yolu ile Biybolt`u tutsak etmek istemiş, bunu anlayan Çeçen literi Çar ordusunda general rütbesindeki Şahmal Tarkovski`nin oğlunu rehin almıştır. Bunun üzerine Çeçen-Rus barışı sağlanmıştır. Ama Çeçenlerin bu yiğit evladı, ulusal önderi, Çan yanlısı olan Gazikumuk Hanı Kinyaz Girey tarafından, babası Prens Mehti Girey`in öldürülmesi sebep gösterilerek, 14 Temmuz 1832 günü katledilmiştir.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:53
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/718.jpg
Tayyibe Gülek ( 1968) </B>
Adana Milletvekili-DSP
ADANA - 1968, Kasım, Nilüfer Şakire - Harvard Üniversitesi Ekonomi Bölümü, London School of Economics Ekonomi Bölümü Yüksek Lisans - İngilizce, Fransızca - İktisatçı - Başbakanlık Danışmanı - Bekar.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:53
Temel Atay ( 1940) </B>
Koç Holding A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili
Chif Executi ve Officer
Yönetim Komitesi Üyesi(Uygulamadan Sorumlu)

Doğum 1940
Öğrenim İTÜ Makina Mühendisliği
Wayne State University
İşletme (Detroit U.S.A) Evli ve bir çocuk babasıdır.
2000-Koç Holding A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili
Chief Executive Officer
Yönetim Komitesi Üyesi (Uygulamadan Sorumlu)
1998-2000 Koç Holding A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yönetim Komitesi Üyesi (Uygulamadan Sorumlu)
1994-1996 Koç Holding A.Ş.Tofaş Grubu Başkanı
1992-1994 Koç Holding A.Ş.Teknik Projeler Başkan Yardımcısı Tofaş Türk Otomobil Fab. A.Ş.Genel Müdür
1981-1992 Tofaş Türk Otomobil Fab. A.Ş.Genel Müdür
1974-1981 Otoyol Sanayi A.Ş.Genel Müdür
1972-1974 Koç Holding A.Ş.Otomotiv Koordinatör Yardımcısı
1969-1972 Ford Motor Co. U.S.A.Mamul Geliştirme Mühendisliği
1966-1969 Otosan A.Ş.Mamul Geliştirme Müdürü
1965-1966 Crysler Sanayi - İstanbul Ürün Geliştirme Mühendisi

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:53
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1683.jpg
Teoman ( 20.11.1967) </B>
20 Kasım 1967’de İstanbul’da dünyaya gelen Teoman Yakupoğlu,Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun.İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları bölümünde masterını tamamlayan Teoman,ilk müzik grubu Indians’ı 1986 yılında arkadaşlarıyla birlikte kurdu ve uzun yıllar grubun solistliğini yaptı.Bir çok konser ve kayıt çalışmalarının ardından,grubun dağılması ile birlikte çeşitli sanatçıların albümlerinde ve bir çok grupta solist olarak yer aldı.1996 yılında Roxy’de gerçekleştirilen Roxy Müzik Yarışması’nda,ilk solo albümünde yer alan Ne Ekmek Ne de Su ve Yollar isimli parçalarıyla en iyi beste ve en iyi söz ödüllerini aldı.Teoman 1996 yılında ilk albümü Teoman’ı İstanbul Plak’dan çıkardı.1998 yılında piyasaya çıkan O isimli ikinci albümünde NR1 Müzik ile çalışmaya başlayan Teoman,üçüncü albümü Onyedi de yine NR1 Müzik etiketini taşıdı.

Albümlerinde yer alan şarkıların birçoğunu kendi yazıp besteleyen Teoman, O ve Onyedi isimli albümlerinde prodüktör olarak Rıza Erekli ile çalıştı.O isimli albümde Orhan Atasoy ve Ercüment Vural’ın unutulmaz bestesi Gemiler’i ve üçüncü albümü Onyedi’de yer alan Ajda Pekkan’ın klasikleşmiş şarkısı Uykusuz Her Gece’yi ve Bora Ayanoğlu’nun O Yaz’ı ,Gönülçelen albümünde Barış Manço’nun Anlıyorsun Değil Mi? isimli eserini,Teoman albümünde yine Barış Manço’nun Kol Düğmeleri ve Mehmet Soyarslan’ın Resimdeki Gözyaşları şarkılarını yeniden yorumladı ve dinleyicilere tekrar sevdirdi.İstanbul’da Sonbahar isimli remix albümünü de NR1 ile yapan Teoman,Teoman isimli albümü ile birlikte Avrupa Müzik ile çalışmaya başladı ve son albümü En Güzel Hikayem dahil albümlerini Avrupa Müzik ile çıkardı.

Teoman’ın senaryosunu yazıp,rol alıp ,yönetmenliğini üstlendiği,müziklerini hazırladığı Balans ve Manevra isimli ilk sinema filmi 11 Mart 2005’te vizyona girdi ve filmin soundtrack albümü film ile eş zamanlı olarak müzik marketlerde yerini aldı.
Sanatçı kendi jenerasyonunda geniş kitleler tarafından en iyi şarkıcı,söz yazarı olarak kabul edilir ve En İyi Şarkıcı,En İyi Söz Yazarı,En İyi Albüm gibi çeşitli ödülleri vardır.

DİSKOGRAFİ

Teoman(1997)
O (1998)
17 (2000)
Rüzgar Gülü,Uykusuz Her Gece, İki Yabancı (remixler) (2003)
Gönülçelen (2001)
İstanbul’da Sonbahar (remixler) (2001)
Teoman (2003)
Kupa Kızı Sinek Valesi (remixler) (2003)
Duş (radyo remixler) (2004)
Balans ve Manevra (soundtrack) (2005)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:53
Teoman Koman ( 1936) </B>
1936 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1956 yılında Asteğmen olarak katıldığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra 1981'de Tuğgeneralliğe terfi etmiştir. 1981-1985 yılları arasında Tuğgeneral, 1985-1989 yılları arasında Tümgeneral olarak görev yapmış ve 29.08.1988 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine getirilmiştir. Müsteşar olarak görevde bulunduğu 1989 yılında Korgeneral olmuş, 27.08.1992 tarihine kadar bu görevi sürdürmüş, daha sonra Kolordu Komutanı olarak Gelibolu'ya tayin edilmiş, 1993 yılında Orgeneralliğe yükselerek 3. Ordu Komutanlığı'na getirilmiştir. 1995 yılında Jandarma Genel Komutanı olarak atanmış ve 1997 yılında bu görevden emekli olmuştur.

Evli ve iki çocuk babası.Cavit Çağlar’ın sahibi olduğu Nergis Holding’in Yönetim Kurulu Üyeliği’nde bulundu.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:54
Tepedelenli Ali Paşa </B>
Tepedelenli Ali Paşa
Osmanlı vâlilerinden. 1744 yılında Yanya’da doğdu. Dedeleri Arnavutluk’ta muhtelif vazifelerde tanınmış olup, babası Tepedelen mütesellimi Veli Paşadır. Küçük yaşta babası öldüğünden gençliği mücâdelelerle geçti. Kurd Ahmed ve Kaplan Paşalara hizmet edip, himâyelerine girdi. Kaplan Paşaya dâmât oldu. Yanya, Delvina ve Tırhala mutasarrıflıklarıyla Derbentler-Başbuğluğu gibi vazifelerde kendini tanıttı. Oğulları Muhtar, Veli Veliyüddîn ve Sâlih Paşalar, çeşitli vazifelerle Kuzey Arnavutluk’la Yunanistan’a hâkim olunca buralar Tepedelenli âilesinin mâlikânesi hâline geldi.
Osmanlı-Rusya-Avusturya Savaşında 1787’de Avusturya cephesinde Pançova Harekâtına katıldı. Sırbistan’da çıkan isyânı bastırmada hizmetleri oldu. Rus cephesinde de savaştı. Rütbesi 1795’te mirmiranlığa yükseldi. Yanya bölgesindeki yerli halkın çıkardığı isyanların bastırılmasında, Napolyon’un Mısır’a saldırısı sırasında Fransızlarla yaptıkları mücâdelelerde zaferler kazandı. 1798’de Preveze yakınında Fransızları bozguna uğratınca kendisine Sultan Üçüncü Selim Han tarafından vezirlik verildi. Rumeli vâlisi olarak dağlı eşkıyânın cezâlandırılması için bir sene kadar bu vazifede bulundu. On dokuzuncu yüzyılın başında Osmanlı Devletiyle İngiltere, Fransa ve Rusya arasındaki siyasî olaylardan da istifâde ederek Makedonya bölgesinin en güçlü adamı hâline geldi. Bu bölgenin tanınmış vâlilerinden İbrâhim Paşayı hileyle getirterek, ölünceye kadar Yanya’da hapsetti. Oğlunu yerine göndererek Arnavutluk’un Toskalık bölgesinde hâkimiyet kurdurdu.

Ali Paşanın Arnavutluk’ta ve hâkim olduğu yerlerdeki tutumu, hâdiseleri istismar etmesi, onu devlet içinde devlet gibi hareket ettiriyordu. Mora ahâlisinin ve Rumların ayaklanarak devletin başına yeni bir gâile açılmasını istemeyen Sultan Mahmud Han, Tepedelenli Ali Paşanın yaşlı olmasını düşünerek üzerine gitmiyordu.

Ancak, İngilizlerle gizli muhâberelerde bulunan Nişancı Halet Efendinin çevirdiği entrikalar üzerine, Ali Paşa ve oğulları memuriyetlerinin bir kısmından azledildiler. Fakat dinlemedikleri için, üzerlerine karadan ve denizden kuvvet gönderildi. Yanya kalesinde bir sene 4 ay 25 gün muhâsaradan sonra, serasker Hurşid Paşanın, hayâtına dokunulmayacağına dâir teminat vermesi üzerine Ali Paşa, Yanya Gölündeki Pandeleimon Manastırına çekildi. Hurşid Paşanın yazılı bildirisini kabul etmeyen, kindar Halet Efendi, îdâm fermanını birkaç kişiyle gönderdi. Bunun üzerine kendisini müdâfaa eden Tepedelenli, kurşunla vurularak öldürüldü (1822). Tepedelenli Ali Paşanın ölümüyle Rumlar, üzerlerindeki en büyük tehlike ve baskıdan kurtulmuş oldular. Etniki Eterya da bunu fırsat bilerek isyânın başlama zamânının geldiğine kanaat getirip harekete geçti. Böylece Eflak-Boğdan ve Mora’da yıllarca sürecek olan Rum isyanı başlamış oldu.

Hakkında Yazılan Eserler

1.Yanya Sultanı
Tepedelenli Ali Paşa
William Plomer
Milliyet Yayınları / Tarih Dizisi

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:54
Tevfik Arutay </B>
M. Tevfik Arutay Galatasaray Lisesi 1929 mezunu M.Tevfik Arutay; Çerkeşşeyhizade Mehmet Bahabey, ile Behire hanımın oğlu, Nedret Atav, Ayşe Önge, Saffet Tanman ve Şahika Turan'ın kardeşi, Nili Arutay, Ayşe Ünal ve Ali Kahyaoğlu'nu babası, İnci Kıraç, Yılmaz Önge, Lale Önge, Hulusi Tanma ve Baha Tanman'ın dayısı, Fahri Tanman'ın kayınbiraderi, Bülent Ünal ve Semra Kahyaoğlu'nun kayınpederi ve Belkıs Arutay'ın eşidir.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:54
Tevfik İsmailov ( 1939) </B>
1939 yilinda Bakü'de dünyaya gelen Tevfik Ismailov 1962 yilinda Azerbaycan Devlet Tiyatro Enstitüsü Oyunculuk Fakültesi'nden mezun oldu. Ayni okulun yönetmenlik fakültesinde egitimine devam eden Ismailov, 1964-70 yillari arasinda Azerbaycan Film Stüdyosu'nda yönetmen olarak çalismaya basladi. Yine ayni yillarda Moskova Yüksek Yönetmenlik ve Senaryo Enstitüsü'nde lisansüstü egitimini tamamlayan Ismailov, bugüne kadar 22'si uzun 4'ü kisa metrajli olmak üzere 26 sinema filmine imza atti, pek çok belgesel ve TV filmleri hazirladi. Yurt içi ve yurt disinda Azerbaycan sinemasini temsil eden Ismailov, bugüne kadar sayisiz ödüle layik görüldü. Ülkesinde akademik düzeyde çalismalar yapan Ismailov, 1994 yiilnda Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde misafir ögretim üyesi olarak göreve basladi. Çesitli toplantilarda, seminer ve sempozyumlarda Türk Cumhuriyetleri ve Sovyet Sinemasi üzerine konusmalar yapan yönetmen, ayni zamanda Azerbaycan Yazarlar Birligi üyesi. Tevfik Ismailov'un daha önce yayinlanmis bes kitabi daha bulunuyor.

'Türkî' sinemanin tarihi
Kalici isler yapilmasi gerektigini söyleyen Azeri yönetmen Tevfik Ismailov'un, bes yil süren titiz çalismasi "Türk Cumhuriyetleri Sinema Tarihi" yayinlandi.
Azeri yönetmen Tevfik Ismailov uzun ve titiz bir çalismanin neticesinde tamamlanan 'Türk Cumhuriyetleri Sinema Tarihi' adli çalismasini yayinladi. Ilk ciltte Azerbaycan Cumhuriyeti'nin sinema tarihini konu eden Ismailov, ikinci ciltte Kazakistan ve Kirgizistan Cumhuriyetleri'nin, üçüncü ciltte ise Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri'nin sinema tarihini ele aliyor.
Özverili ve özgün bir çalisma
Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-Tv Merkezi ve Türk Güzel Sanatlar Vakfi'nin sponsorlugunda gerçeklestirilen bu çalisma, Tevfik Hoca'nin bes yilini almis. Kitaplarda Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nde sinemanin nasil gelistigi, Sovyetler zamaninda bu ülkelerde sinemanin katettigi mesafe ve bugün sinemanin her bir ülkedeki durumu konu aliniyor. Yaklasik 2100 resimden olusan eserde, sadece bu ülkelerin salt sinema tarihi bulunmuyor, dönemsel önem tasiyan tarihi gelismelere, toplumsal olaylara da yer veriliyor. Bu ülkelerin her birisine en az beser defa gidip arastirmalar yapan Ismailov'un üç ciltlik eserinin bir diger özelligi de kitaplarin Türkçe yazilmis olmasi.
Gezdi, gördü ve yazdi
"1995 yilinda Mimar Sinan Üniversitesi'nde dünyada sinemanin 100. yilini doldurmasi nedeniyle yapilan toplantida, Türk Cumhuriyetleri ve Rus sinemasi üzerine de bir konusma gerçeklesmisti. O zaman bana Sami Sekeroglu Türk dünyasi sinemasi hakkinda bir çalisma yapilmasi gerektigini ve benim böyle bir çalismanin öncülügünü yapabilecegimi söylemisti. Böylece bu çalismanin tohumlari atildi." diyerek üç ciltlik arastirmasinin çikis öyküsünü özetleyen Ismailov, kitap üzerinde arastirmalar yaparken üniversitenin Sinema-TV Merkezi'nden ve Halit Refig'den büyük katkilar görmüs.
Refig'in ilk defa 1963'de Azerbeycan'da gördügünü ancak yillar sonra 1990'larda tanisma firsati buldugunu söyleyen Ismailov, Türk sinemasiyla tanismasinin da bu yillara rastgeldigini belirtiyor: "Sovyetler zamaninda Türk Cumhuriyetleri'nde "Al Yazmalim, Selvi Boylum" ve "Serçe" gibi filmler izleniyordu." Bütün Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'ni en az bes kere gezdigini ve kitabinda kulanmak için bu cumhuriyetlerin sinemasini temsil eden yönetmen, film ve oyuncular hakkinda bilgiler içeren dökümanlar topladigini söylüyor.
Necip Fazil, Puskin'den büyük
Arastirmalarin 1995 yilina gelindiginde duraganlasmasinin nedeni ise Sovyetler Birligi'nin dagilmasinin ardindan bu cumhuriyetlerde sinemasinin kabuk degistirmesi ve gerekli ödenekten yoksun kaldigi için kan kaybetmeye baslamasi.
Türk'ün Türk'ten baska düsmaninin olmadigini kaydeden Ismailov, Türk Cumhuriyetleri arasinda kültürel alisveris yerine sadece ekonomik alisverise agirlik verilmesinden sikayetçi. Türk dünyasi Edebiyat Tarihi, Tiyatro Tarihi gibi baska ortak çalismalarin da yapilmasini temenni eden Ismailov, bugüne kadar Türk Cumhuriyetleri'nin yaptigi ortak toplantilarin protokol gezileri, yemek davetleri ve daha sonra unutulacak konusmalarla sinirili kaldigini, gelecek nesillere faydali olabilmek için daha kalici çalismalar yapilmasi gerektigini söylüyor.
Necip Fazil Kisakürek gibi büyük bir sairin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin hiçbirisinin taninmadigini, oysa herkesin Puskin'in siirlerini çok iyi bildigini, Kisakürek'in bir sair olarak Puskin'den çok daha yetenekli bir sair oldugunu belirten Ismailov, "Kisakürek sadece Azerbeycan'da taniniyor. Ne bir Kazak, ne bir Türkmen ne de bir Özbek onu taniyor, bu bir faciadir. Türk halklari ancak ortak kültürel çalismalarla birbirine yakinlasabilir" diyor.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:54
Tevfik Fikret Sılay ( 1890)- (20.04.1959) </B>
Tevfik Fikret Sılay 1890 yılında Konya'nın Sille kasabasında doğdu. Babası Ali Efendi,annesi Mümüne Adviye Hanımdır. İlk ve orta okulu Konya'da bitirdi.23 haziran 1905'de Konya Mülkiye İdadisi'nden mezun olduktan sonra İstanbul'a gitti. Darülfünun Hukuk (İstanbul Üniversitesi) Mektebine kaydoldu. 25 Eylül 1914'de 'ALA" derece ile şehadetname (diploma) aldı.

Konya İstinaf Mahkemesi Mukayyetliği görevinde 1909 tarihinde işe başladı. 8 Mayıs 1911 tarihine kadar bu görevde kaldı. 8 Mayıs 1911'de terfien Karaman Bidayet hukuk Mahkemesi zabit Kitabetliği ve 1913 yılına kadar Karaman icra memurluğu görevlerinde bulundu. 1. Dünya savaşı'nın hemen başında 2 Ağustos 1914 tarihinde talimgaha geldi. 9 aylık bir eğitimden sonra 10 Nisan 1915 tarihinde eğitimini tamamlayarak ayrıldı ,daha sonra zabit vekilliğine ve 16 temmuz 1916 tarihinde mülazımlığa (Subaylığa)terfi etti. Çanakkale savaşlarında bilfiil savaştı. 1.Dünya savaşında İttifak Devletleriyle birlikte savaştığımız Balkanlar da özellikle Galiçya Cephesinde destan yazan Osmanlı askerlerinin içinde harbin sonuna kadar silahlı olarak hizmette bulundu. Bu arada Mustafa Kemal Paşa ile tanıştı.

Mütareke imzalanınca Konya'ya dönen Tevfik Fikret Sılay Bey Akşehir mahkeme Reisliğine atandı. Akşehir'de Hacı Bekir Efendi (Sümer) ile Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin şubesini açarak faal olarak çalıştı. Akşehir Mahkeme Reisi iken askere çağrılan Tevfik Fikret Sılay, 11 Ağustos 1921 tarihinde tekrar orduya katıldı. Mustafa Kemal Paşa'nın Yaveri olarak görev yaptı ve Batı Cephesinde yapılan bütün savaşlara iştirak etti. 9 Eylül 1922 İzmir'in düşmandan kurtulduğu gün; şehre Mustafa Kemal Paşa ile birlikte girdi. 1.Dünya savaşı ve Milli Mücadele'de silahlı olarak bizzat cephelerde yer alan Tevfik Fikret Sılay; hizmetinden dolayı İstiklal Madalyası ile taltıf edildi.

12 temmuz 1923'te yapılan seçimlerde 871 oy alarak Konya'dan Milletvekili seçildi,başarılı görevlerde bulunduktan sonra 1927 yılında üçüncü dönemde CHP'den tekrar Konya Milletvekili seçildi. Konya'dan II,III.IV,V,VI,VII, ve VIII. dönemlerde de Milletvekili seçilen Tevfik Fikret Sılay'ın; genç yaşında ölen Konya Milletvekili Musa Kazım (Onar) Efendi'nin,öksüz çocukları için Konya Milletvekili Kazım Hüsnü Bey ile verdiği "Türkiye'nin bütün okullarında meccanen okusunlar" kanun teklifi Türkiye'de çıkan ilk özel kanundur. Meclis'te kabul edilen kanun, Sılay tarafından Onar ailesine İstanbul'da bizzat bildirildi. Milletvekili iken 6 Temmuz 1932 yılında CHP Genel başkanlık divanınca, Balıkesir parti başkanlığı'na getirilen Tevfik Fikret Sılay 1 mart 1935 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan vekilliğine seçilmesiyle ayrıldı.

Belli bir süre Celal Bayar ve Refik Saydam kabinesinde Adalet Bakanı oldu. 1945 yılında tekrar TBMM Başkan vekilliği görevine seçildi, 1947 tarihinde Divan tarafından CHP Genel sekreterliğine getirildi. Sağlık sorunları nedeni ile 1950 yılında siyasi hayattan çekildi. 20 Nisan 1959 yılında Ankara'da kalp yetmezliğinden vefat eden Tevfik Fikret Sılay'ın naşı, Asri Mezarlıkta toprağa verildi.

Kaynak:Milli Mücadele'de Konya Kuvay-i Milliyecileri (Ahmet Atalay)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:55
Thedor Herzl </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

1.Siyonizmin Kurucusu Theodor Herzl'in Hatıraları ve Sultan Abdülhamid
Ergun Göze
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:55
Thomas Garrigue Masaryk ( 1850)- (1937) </B>
(1850-1937) Üniversite profesörü, filozof, sosyolog, politikacı , diğer bir deyişle "Ulusun babası". Birinci Dünya savası sırasında, Avrupalı güçlerce tanınan Çekoslovakya devletini kurmuş ve bağımsız Çekoslovakya'nın temellerini atmıştır. 1918 ve 1935
yılları arasında Çekoslovakya'da başkanlık görevini ifa eden ilk kişi olmuştur

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:55
Tınaz Titiz ( 18.04.1942) </B>
M. Tınaz Titiz

1942 18 Nisan da doğdu.
1963 İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi, Elektrik Mühendisliği Bölümü

1969 Correspondance Course from Education for Career Advancement, New York University Extention College, on "Logic Design of Digital Computers"

1995' den bu yana:
Yönetim danışmanlığı (Sistem Mühendisliği, Arama Konferansı moderatörlüğü, Değişim Yönetimi ve http://www.tinaztitiz.com adresinde açıklanan diğer hizmet ürünleri)

1981-'84 Elektro-Akustik A.Ş. Genel Müdürü

1963-'81 Ereğli Kömürleri İşletmesi (E.K.İ.) Müessesesinde çeşitli görevler

31.12.2004 İşsizlik
12.11.2004 Çoğu "Okul"lar Kapatılmalıdır
27.10.2004 Ağ Tipi Yapılanma
12.10.2004 Dondurmacı Kız
15.09.2004 Çizgi Filmlere Dikkat Ediniz...
03.09.2004 Cankurtaranlar Niçin Gecikiyor
19.08.2004 Kadrolaşma
29.07.2004 Yaşamın Nasıl Bil-leri (Know-How)
16.07.2004 Şort ve Kep'in Misyonu Var da...
09.07.2004 "Toplu Öğrenme Modeli" Başarı Hikayesi
29.06.2004 Okul-Veli-Öğrenci Sözleşmesi
10.03.2004 Süreç Parçalanması
19.02.2004 Çocuklarımız ve Sorumluluklarımız
05.02.2004 Eğitim Sistemimiz Başarılıdır...
15.01.2004 E-Devlet
07.01.2004 Trilyon Dolarlık Doğal Kaynaklar: Eyvah!
25.12.2003 Bilim Yandaşlarına Açık Mektup
09.12.2003 İstanbul'da Neler Oldu?
03.10.2003 Milyarda Bir Risk Olsa Çocuğumu Yollamam
24.09.2003 En Sevilen Dizilerimiz ve "Saklı İçerikleri"
03.09.2003 Yabancı Dil Kargaşası
23.08.2003 İş'in Yeni Paradigması
29.07.2003 Çuval = Dayak Yiyen Polis
06.05.2003 Bu Sarmalı Kırabilmeliyiz
25.02.2003 Bir "Saklı İçerik": Kar Tatili
28.01.2003 Bilim için "Başlıca Yol Göstericiler " Şunlar Olabilir mi?
24.11.2002 Çağdaş Eğitim

POLİTİK GEÇMİŞİ

1991-'95 Ankara Milletvekili
1989-'91 Zonguldak Milletvekili
1988-'89 Kültür ve Turizm Bakanı
1985-'88 Devlet Bakanı (İstihdam, Bilim ve Teknoloji)
1984-'85 İstanbul Milletvekili

YAYINLARI
Elekrik Mühendisliği, Alevsızdırmazlık, otomatik kontrol konularında çeşitli çeviri kitapları
Sorun Nasıl Çözülmez?, 1990, Say Yayınları, Ankara
Farzedin ki Hindiyiz, 1991, V Yayınları, Ankara
Alternatif Siyaset Anlayışı, 1992, V Yayınları, Ankara
Eko-Liberal Hareket, 1993, İnkılap Kitabevi, İstanbul
Evet-Hayır Demokrasisi, 1994, İnkılap Kitabevi, İstanbul
Girişimcilik, 1995, İnkılap Kitabevi, İstanbul
Özelleştirme Bağlamında Taşkömürü, 1995, İnkılap Kitabevi, İstanbul
Ezbere Hayır, 1996, İnkılap Kitabevi, İstanbul
İnsan Ne Yerse Odur, 1997, İnkılap Kitabevi, İstanbul
Ezbersiz Eğitim İçin Yol Haritası, 1998, Beyaz yayınları, İstanbul
Genç Girişimcilere Öneriler, 1998, İnkılap Kitabevi, İstanbul
Okulda Yeni Eğitim, 2000, Beyaz yayınları, İstanbul
Girişimcilik Rehberi, 2002, Beyaz Yayınları, İstanbul

1991, 1992 ve 1995 yıllarında O.D.T.Ü.'de, Systems Thinking adı altında dersler vermiştir.

SİVİL TOPLUM KARİYERİ
Beyaz Nokta Vakfı Kurucu Üyesi
Dünya Verimlilik Akademisi Üyesi -WAPS
Bilimsel ve Teknik Araştırma Vakfı Üyesi
Türkiye Bilişim Vakfı Kurucu Üyesi
İstanbul Bilim Merkezi Vakfı Kurucu Üyesi
İş Vakfı Kurucu Üyesi
Bedensel Engellileri Güçlendirme Vakfı Kurucu Üyesi
Müteşebbisler Klübü Kurucu Üyesi
Türkiye Bilişim Derneği Üyesi
Melvin Jones Fellow

İLETİŞİM BİLGİLERİ
faks+telesekreter : (216) 380-2471
tinaz@ultratv.com
PK23, Sahrayıcedit, 81090 Erenköy- İSTANBUL
İnönü Cad., SÜMKO Sitesi, M3A

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:55
Timur Kocaoğlu ( 1947) </B>
Görevleri: Koç Üniversitesi Türkçe dersleri koordinatörü

Müdür, Stratejik Araştırmalar Merkezi (Koç Üniversitesi)

Öğretim:Fen İnsani Bilimler ve Ederbiyat Fakültesi, Koç Üniversitesi

İş Adresi:Koç Üniversitesi, Fen-İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi, Rumeli Feneri Yolu, Sarıyer 34450, İstanbul

İş Telefonu:0212 338-1422,İş Faksı: 0212 3381559

E-posta: tkocaoglu@ku.edu.tr

Doğum Yeri ve Tarihi: İstanbul, 1947

Medeni Durumu:Evli, üç çocuk babası

AKADEMİK DERECELERİ

Mezuniyet (B.A.), 1971, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

Master, 1977, Columbia University ( New York ), Graduate School of Arts & Sciences

Department of Middle East Languages Cultures (MELAC)

M.Phil. (Siyasal Bilgiler), 1979, Columbia University , School of International Studies

Problems of Soviet Nationalities

Doktora (Ph.D), 1982, Columbia University , GSAS

MELAC

Doçent, 1988, Marmara Üniversitesi (İstanbul), Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü; 1999 Koç Üniversitesi

YABANCI DİLLERİ

Anadil: Türkçe, Özbekçe

İyi derecede: İngilizce, Farsça

Araştırma düzeyinde: Almanca, Rusça

Ders verme düzeyinde: Çeşitli Türk Yazı Dilleri

DOKTORA TEZİ

“National Identity in Soviet Central Asian Prose Fiction of the Post-Stalin Period: 1953-1982” Tez Hocası: Prof. Edward Allworth, Columbia University , New York

DENEYİMLERİ
Akademik: 1994-sürüyor

Koç Üniversitesi, Fen İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi,

Çeşitli sömestirlerde verdiği kurslar:

TURK100 Turkish Speech & Composition,

TRKC201, 301, 401Uzbek (Elementary, Intermediate, Advance)

HIST313 History of the Turkic Peoples,

HIST350 Modern Central Asian Republics & Azerbaijan ,

LITR401 Republican Turkish Poetry,

LITR402 Republican Turkish Prose (Story & Novel)

HIST/TURK300 Introduction to Ottoman Turkish (Arabic Script)

LITR/HIST312 Biography Writing & Oral History

1985-1988

Öğretim Üyesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

Fen-Edebiyat Fakültesi, Marmara Üniversitesi, İstanbul

Verdiği Dersler: 1) Eski Türkçe (Göktürkçe, Eski Uygurca)

2) Orta Türkçe (Karahan, Harezm, Kıpçak, Çağatay dönemleri)

3) Modern Türk Dili (Özbekçe)

Tez Yönetmenliği:

(1986-1988): Marmara Üniversitesi

Bir doktora ve iki master tezi yönetti

Araştırma:

1983-1985

Radio Free Europe/Radio Liberty, Inc., Munih, Almanya

Orta Asya Uzmanı, Research Department

Kıdemli Araştırma Analisti olarak 35 araştırma yazısı yayımladı ve çok sayıda araştırmayı yönlendirdi

1982-1983

Centre National de la Recherce Scientific

Prof. Alexandre Bennigsen’in yönettiği araştırma grubunda

Sovyetlerdeki Müslümanlar üzerine olan projede çalıştı

Radyo Jurnalizmi:

1977-1982 ve 1988-1994

Milletler Bölümü, Özbek Şubesi

Radio Free Europe/Radio Liberty, Inc., Munih, Almanya

Editör (1977-1979), Kıdemli Editör (1980-1982), Baş Editör (1989-1994)

Orta Asya ile ilgili kültürel, siyasi ve edebi program hazırladı, yönetti

ÖDÜLLER:

“Şapkalar” adlı hikayesiyle Mart 1996’da Ömer Seyfettin İkincilik Ödülünü kazandı

ÜYELİKLERİ:

Bilim Kurulu Üyesi : Türk Dil Kurumu ( Ankara ), 1995-2001.

Bilim Kuruu Üyesi:Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü ( Ankara ), 1979’dan beri.

Yönetim Kurulu Üyesi:Ayaz-Tahir Türkistan İdil-Ural Vakfı (Ankara-İstanbul), 1988’den beri.

BİYOGRAFİSİ:
“Kocaoğlu, Timur” Günümüz Türkiyesinde Kim Kimdir (Who’s Who in Turkey ) ,1986’dan beri (en son 2003/2004) İstanbul: Profesyonel.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:57
Tomris Özden </B>
Şark Çıbanı
Tomris Özden
Çivi Yazıları / Kamera Dizisi

Yamaçtan minicik kartopu yuvarlanıyor, büyüyor. Beni de beraberinde sürüklüyor. Gözkapaklarım ağırlaşıyor, yaşam-ölüm sürecinde gidip-geliyorum..."Şizofren! Katil! İntihar! Tahkikat!", "Barış-Savaş" çığlıklarıyla uykuya dalıyorum. Çığ büyüyor, içinde yok oluyorum. Morg... Pamuklarla gizlenmiş bir yüz. Sır dolu, sımsıkı kapanmış bir ağız. Pamukları
açıyorum. Nöbetçi ikaz ediyor. Açtıkça üşüyorum. Ellerim tanıdık yüzünde dolaşıyor. Soğumuş yanaklarını öpüyorum. Beni ondan koparamıyorlar. Peşisıra yolculuklara gitmeye söz veriyorum. Ölüme ya da inançları(m) ile yaşamaya... Zamandan ve mekandan kopuyorum... Sıcacık, güvenceli bir iklim arıyorum. Bulamıyorum... Yalnızlık ya da kimsesizlik. Toplumun gözaltına aldığı bedenim, hissetiklerimin güvencesi ile dinlenceye dalıyor. Düşlerim, ardısıra birbirini kovalıyor. Yorulmak bilmeden... Arka arkaya silah gibi patlayan flaşların kör edici ışığı bile beni uyandıramıyor... Hayattan kopuyorum... Yaşamak gerçekten zorlaşıyor...Yaşam savaşının son günü. 14 Ağustos... En kalabalık, en yalnız, an acılı son gün... Onun sonsuza dek yalnızlığı... Benimse... bilemiyorum... Riskli terör oyunları bitmediği sürece, acılı ve yalnız olacağız... İnsan bitecek...

Bu olanlara bir isim koymalıyız artık... Her bahar ayında "kökü kazındı" diyerek, yani baharları beklemiyor muyuz? Dipsiz kuyuya taş atmayı bırakalım... Savaş, insanın kendi içindeki özgürlüğü ve insanı taşlamasıdır. Barış zahmettir... Kini, nefreti unutmaktır... Barış yüzünü güneşe dönmektir... Bizim sorunlarımızı, sorularımızı, kuşkularımızı anlamak
istemiyorlar... Bizi küçültmek isteyenlere karşı güç toplamaktan ve barış için hep birlikte büyümekten başka seçeneğimiz var mı?

Barış için örgütlenmeliyiz...

Sessiz tanıklar olmak istemiyorsak... İnsanı yardıma çağırmak gerekir... İnsanı çağırmak gerekir... İnsanı çağırmak... İnsanı...

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:57
Tosun Terzioğlu </B>
Sabancı Üniversitesi Rektörü.
Lisans derecesini Newcastle-upon-Tyne Üniversitesi'nden (Ingiltere) 1965 yılında aldı. Doktora derecesini Matematik dalında Frankfurt Üniversitesi'nden 1968 yılında aldı. Daha önce çalıştığı üniversiteler Wuppertal Üniversitesi, Michigan Üniversitesi ve ODTÜ'dür. Michigan Üniversitesi ve Wuppertal Üniversitesi'nde araştırmacı olarak bulundu. 1992-1997 yılları arasında TÜBİTAK Başkanlığı, 1993-1997 yıllarında NATO Bilim Komitesi Türkiye temsilciliği, 1996-1997 yıllarında Bilimsel ve Teknik Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. 1997 yılından beri TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı ve 1989 yılından itibaren Türk Matematik Derneği Başkanlığı'nı yapmaktadır. TÜBİTAK Bilim Ödülü sahibidir. Araştırma alanı fonksiyonel analizdir. Türkiye Bilimler Akademisi, Türk Matematik Derneği, TESEV, Türkiye Bilişim Vakfı, Tarih Vakfı, Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Vakfı, BITAV ve Türkiye Zeka Vakfı üyesidir.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 11:58
Tufan Türenç </B>
HAKKINDA YAZILANLAR
‘Ahmet Necdet’ abisi ile futbol oynadı
YALÇIN BAYER
Hürportreler Hürriyet 2002 İlavesi

Osmanlı'dan beri bugün de pehlivanları ile ünlüdür Deliorman... Havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez biraz iri kıyımdırlar. Türenç de öyledir.


İÇ dünyasını çözememişimdir Tufan Türenç'in... Gaddar mıdır, sevecen midir. Ya da inatçı mıdır, uyumlu mudur?

Bu sıfatların etkisini benliğinde sezmişimdir Türenç'in... Bir gazetecinin çalışmasında ya da ikili ilişkilerinde bunların önemi de vardır ama en önemlisi şudur:

‘‘Herşeyi Bilen Adam.’’

Yakın çalışma arkadaşlarının dilinde tanımı budur.

‘‘HBA yine fetva verdi.’’

Onun ailesinin de ‘‘Suyun ötesi’’nden, Bulgaristan'ın Deliorman bölgesinden olduğunu çok sonra öğrendim. O Tırnovalı, ben Pazarcıklı (Dobriç)... Osmanlı'dan beri bugün de pehlivanları ile ünlüdür Deliorman... Havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez biraz iri-kıyımdırlar. Türenç de öyledir. Bazen ‘‘N'aptı be!‘‘ diye takılırsam ‘‘Hepten iyiyim be’’ der. Milliyet Yazı İşleri Müdürü iken aynı gazetenin İzmir Bürosu'ndan, aslen Karadenizli Pınar Türenç'le evliliğinden sonra basın dünyasında tanınmaya başlandığını anımsıyorum. Bizim tanışıklığımız Hürriyet'te başlamıştır. O'nu, gazetecilik dilinde ‘‘mutfak adamı’’ olarak izledim.

Kimse gazeteci olarak doğmaz. Doktor babasının ‘‘sakin yapılısın oğlum, haksızlığa uğradığında beklenmeyen tepkiler gösteriyorsun, memur olamazsın’’ uyarısı üzerine SBF'yi kazanmasına karşın Eczacılık'a yazılır. Bir yıl okuduktan sonra vazgeçer; bu kez ‘‘Gazeteci olacağım’’ der. Fındıkzade'de Gazetecilik Okulu'na girdikten sonra babasının doktor arkadaşı eski GS Başkanı Ali Tanrıyar'ın, ‘‘torpili’’ ile Milliyet'te mesleğe adımını atar. Tanrıyar, İpekçi'nin de arkadaşıdır. Türenç de, Saint Benoit'lı olarak Fransız ekolünden sayılır.

Daha iki yıllık gazeteci iken ailesinin ‘‘yurtsever ve dürüst bir insan’’ olduğu gerekçesiyle kendisine ‘‘ajanlık’’ teklif eden bir MİT görevlisini ‘‘suratı asık’’ bir şekilde gönderdiğini bir söyleşisinde açıklaması hálá yıllardır bu konunun etkisinde olduğunu göstermektedir.

Nitelikli gazetecilik donanımını Abdi İpekçi'den almıştır Türenç... Nitekim, merhum arkadaşımız Erhan Akyıldız'la yazdığı ‘‘Gazeteci’’ kitabı, bugün İpekçi ile ilgili en önemli belge sayılmaktadır. Birikim ve deneyimleri ile sosyal demokrat dünya görüşünü Milliyet'te kazanmıştır. Belki de bu düşünce kalıpları nedeniyle CHP'nin son Kurultayı'nda PM'ye seçilmiş; ancak aynaya baktığında kendisinin hep gazeteci olarak gördüğünü farkedince, ‘‘şimdilik’’ siyasetten dönüş yapmıştır. Ancak bir süre sonra eşi Pınar Türenç'in, ANAP MKYK üyeliğine seçilmesi şaşırtıcı olmuşsa da, ailenin ‘‘politika hevesi’’ni bir ölçüde gidermiştir.

Son iki yıldan beri kendisine yeni bir yaşam düzeni kurmuştur. 50 yaşından sonra spor yapmayı ‘‘keşfetmiştir.’’ Özellikle Bulgaristan'a kayak yapmaya gittiğini duyarım. Üyesi olduğu Fenerbahçe sevdasının, yakın zamanda ‘‘depreşmesiyle’’ maçlarını da kaçırmaz olmuştur. Bu arada en ilginçi de ‘‘kötü huylarını’’ bırakmıştır. Gazetenin ilk kalıpları gittikten sonra ‘‘bulmaca’’ çözerek beyin jimnastiği yaptığını farkedebilirsiniz.

Çok cimri olduğunu duymuşumdur. Belki bu nedenle ya da Pınar'dan çekinmiş olacağından gazetenin barına pek inmez. Daha çok aylık ‘‘geyik yemekleri’’ni tercih eder. Yemek dostlarının Doğan, Doğaner, Reha, Arif, Mahir ve Nejat olduğu bilinir. Nedense bu ekibe fazlaca davetli çağrılmaz.

Taslak manşetlerini ‘‘inci’’ gibi yazısıyla atmaktan hoşlanır. Beğenilmezse yırtar atar. Pek sinirlenmez; koridora çıktığında ince bir ıslıkla ‘‘Mihriban’’ türküsünü söyler. Ama bilinir ki, mezardan geçenler de korkmamak için stresli ve gergin anlarında ıslık çalarlar.

Pek anlatmadığı bir tarafını da burada açıklıyorum. Türenç'in çocukluğu Afyon'da geçmiştir. ‘‘Ahmet Necdet’’ abisi de o sırada lisede okumaktadır. Sık sık mahalle maçı yaparlar. Abi'si bir gün büyük adam olur ve Cumhurbaşkanı seçilir. Abi'si, belki de ilk kez tanıdığı bir gazeteciye telefon açar:

‘‘Tufan Bey beni hatırladın mı? Daha önce aramak isterdim ama şimdi kısmetmiş. Beni her zaman arayabilirsiniz.’’

Türenç Sezer'i kutlar ama bugüne kadar bu ayrıcalığı hiç kullanmaz.

‘‘Çankaya Gazetecisi’’ kimliğine bürünmekten çekindiğinden yazılarında Sezer'e en ağır eleştirilerde bulunmaktan kaçınmaz.

Çünkü o bir ‘‘haber hamalı’’dır, gazetecilik de onun için bir sevdadır.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:50
Tuğrul Bey ( 30.06.992)- (21.03.1063) </B>
Selçuklu Devletinin kurucusu. Oğuzların Kınık boyundan Selçuk Beyin torunudur. Babasının adı Mikail’dir. Muhtemelen 993 yılında doğdu. Babası Mikail, gazâ akınında şehit düşünce, dedesi Selçuk’un yanında büyüdü. Çocukluğu Cend’de geçti. Büyük bir îtinâ ile yetiştirildi. Âilesinden dînî ve millî terbiye alıp, mükemmel silâh kullanmasını öğrendi.

Selçuk Beyin vefâtıyla amcası Arslan Yabgu’nun Selçuklu âilesinin reisliğini almasına, kardeşi Çağrı Bey ile itiraz etmedi. Ancak dedelerinin vefâtından sonra iki kardeş Cend şehrini terk ederek batıya göç ettiler. Burada Mâverâünnehr hükümdarı İlek Nasr’ın kendilerine karşı düşmanca siyâseti üzerine Çağrı Bey ile Karahanlı hükümdarı Buğra Hanın ülkesine gittiler. Tuğrul Bey , Karahanlılar ülkesinde haps edildiyse de, Çağrı Bey, Buğra Han ordusunu yenip pekçok esir aldı. Alınan esirler karşılığı Tuğrul Bey serbest bırakıldı. Tekrar Mâverâünnehr’e döndüler. Buhara hâkimi Karahanlı Ali Tegin’in aleyhlerine faaliyeti ve yeni durum üzerine Tuğrul Bey çöle çekildi. Çağrı Bey de yeni vatan keşfi için Rum Gazâsına çıktı. İki kardeş, Rum Gazâsından alınan ganîmetlerle çok zenginleştiler.

Arslan Yabgu, 1205’te Gaznelilerce esir alınıp, Hindistan’da haps edilince, iki kardeş ortak iktidar sistemiyle Selçuklu âilesinin lideri oldu. Liderliği Karahanlı Ali Tegin tarafından şüpheyle karşılanınca, ikili liderlik sistemi yerine amcaları Musa’yı Yabgu yapıp, üçlü iktidar sistemine geçtiler. 1034 sonbaharında, Gaznelilerin müttefiki Oğuzlardan Şah Melik, Selçuklulara âni bir baskın yapınca, zayıfladılarsa da, tekrar toplandılar. On bin kişilik kuvvet toplayarak Gaznelilere âit Horasan’a girdiler. Gazneli Mes’ûd’un ordusunu 20 Haziran 1035’te Mesâ’da yendiler. Gaznelilerle antlaşma yapıp; Nesâ, Ferâve ve Dihistan’ı aldılar. Ayrıca TuğrulBeye GazneliMes’ûd tarafından hâkimiyet alâmetlerinden olan hil’at, at, menşur ve sancak gönderildi. Tuğrul Bey antlaşmayla Nesâ’da Gaznelilere tâbi federal bir devlet kurmuş olmasına rağmen, resmî îlânı yoktur.

Tuğrul Bey ve diğer Selçuklu hânedan mensupları toprak sâhibi olunca, Oğuz boyları ve kabile reisleri yanlarına akın edip, toplandılar. Tuğrul Bey , çok güçlenip, bölgenin nüfûsu artınca; Gazneli Mes’ûd’a önceki üç şehrin dar geldiğini bildirip, 1037’de Merv, Serahs ve Bâverd’iyi de istedi. Bu şehirlere karşılık da Gaznelilerin maaşlı askeri olma ve Horasan’daki asâyişi temin etme taahhütünde bulundular. Teklifleri oyalamaya alınınca, Tuğrul Bey küçük gruplar hâlinde akın harekâtı yaptırdı. Çağrı Beyin idâre ettiği akınlarda Selçuklular Cüzcan, Tâlekan ve Faryâb’dan Rey’e kadar harekâtta bulundular. Selçuklu akınlarını durdurmak için Gazneli Mes’ûd’un gönderdiği ordu Serahs yakınında 1038 Haziranında yenildi. Zafer sonrasında toplanan kurultayda Tuğrul Bey , hükümdar îlân edildi. Bu kurultay kararı ve 1038 târihi Selçuklu Devletinin kuruluşu olarak kabul edilir.

Tuğrul Bey Nişapur’da kalıp, Çağrı Bey Merv’de melikler meliki olarak, askerî harekâtları idâre ederek ordu kumandanlığı yaptı. Tuğrul Beyin Nişapur’da istiklâlini îlân etmesi, Gazne’de hoş karşılanmadı. Çağrı Bey , 1039 yılında Gaznelilerle iki kere muhârebe yapıp, yenildi. Tuğrul Bey ve diğer Selçuklu hânedanları, Gazneli Mes’ûd’un düzenli ordusuna karşı gerilla harpleri yapıp, onları yıprattılar. Gazneli Mes’ûd, antlaşma istedi. Tuğrul Bey , Gaznelilerin türlü metodlarla Selçukluları Horasan’dan çıkarabileceklerini tahmin ederek, zaman kazanmak ve hazırlıkları tamamlamak için çöle çekildi. Sultan Gazneli Mes’ûd’un 1040 Baharındaki Tûs ve Serahs istikâmetindeki harekâtı üzerine Selçuklular, Tuğrul Beye başvurup, harekete geçmesini istediler.

Tuğrul Bey , 1040 Mayısında çölden çıkıp, Serhas’ta Gazneli ordusuyla karşılaştı. Gazneliler ot ve yiyecek sıkıntısı çektiğinden Merv’e hareket edince, Tuğrul Beyin kumandasındaki Selçuklular, sağdan ve soldan taarruzla Gaznelileri tâciz ettiler. Dandanakan Kalesi önünde yapılan asıl muhârebede Gazneliler bozuldular. 23 Mayıs 1040 târihinde kazanılan Dandanakan Zaferiyle, Tuğrul Bey tekrar tahta oturdu. Tuğrul Bey zafer sonrasında ele geçen ganimetle zenginleşip, kumandanlara pekçok ihsanlarda bulundu. Kurultay toplandı. Kurultayda devletin temel stratejisi tespit edilip, plânlar yapıldı. Bağdat’taki Abbasî Halifeliğine bağlılık ve hürmet ifâde eden mektup gönderildi.

Çağrı Beyin 1060’ta vefâtına kadar ortak iktidar sistemine göre hareket edilmesine rağmen, devleti temsil yetkisi Tuğrul Beye âitti. Tuğrul Bey hükümdarlığını ve Selçukluları maddî güçlerle kuvvetlendirdiği gibi mânevî olarak da Halîfe, âlim ve tasavvuf ehlinden destek alıyordu. Tebaasının refah seviyesini yükseltip, orduyu askerî sisteme göre teşkilâtlandırıyordu. 1040 Dandanakan Zaferi ve 1043’te devlet merkezini Rey’e taşıması sebebiyle Bağdat’taki Abbâsi Halîfesi El-Kaim’e tekrar bağlılığını arz etti. Tuğrul Beyin Abbasî Halîfesiyle münâsebeti Sünnî İslâm dünyasında büyük îtibâr kazanmasına sebep oldu. Halîfe El-Kaim, Tuğrul Beyin yanına; büyük İslâm âlimlerinden olup, sosyal ve devlet idâresi hakkında Ahkâm-üs-Sultâniye isimli eserin sâhibi olan Maverdî’yi gönderdi. Tuğrul Bey , ülkesinde hutbeyi Abbasî Halîfesi adına okuttu; halîfenin zâlim Büveyhîler ve âsîlere karşı yardım talebini kabul etti. Halîfeye bildirdiği arz; samimiyetinin ve temiz itikadının ifâdesi olup, şunları ihtivâ ediyordu: Halîfeye hizmet etmek şerefine kavuşmak, Mekke’de Hac yapmak ve Hac yollarını Bedevîlerin taarruzundan korumak, Suriye ve Mısır’da Fâtimîlerle harp etmektir. 1055’te Bağdat’a gelip, hutbede adı okundu.

Selçuklu Hânedanı ile Abbasîler arasında evlenmeler münâsebetiyle akrabalık kuruldu. Halîfe, Çağrı Beyin kızı Hatice Arslan Hatun ile 1056’da evlendi. Tuğrul Bey de Halîfe’nin kızı ile 1062’de muhteşem bir düğün merâsimiyle evlendi. Bağdat’tayken zâlim Büveyhîler ve sapık Fâtimîlere karşı mücâdele edip, Musul ve bölgede Selçuklu hâkimiyetini tesis etti. Büveyhli hükümdarını öldürerek, Bağdat ve sünnî âlemini katliam ve tahripten korudu. Selçukluların batısındaki Bizans ülkelerine fetih harekâtı ve akınlarında bulundu. Erzurum Hasankale’ye gelip, Malazgirt’i fethetmek istediyse de kışın yaklaşması üzerine, baharda gelmek üzere kuşatmayı kaldırdı. Tuğrul Bey , hâkimiyet ve tahrik sebebiyle kendine âsî olan üvey kardeşi İbrâhim Yınal’ın isyânını 1058’de bastırıp, onu cezâlandırdı.

Tuğrul Bey , devâmlı mücâdeleyle geçen uzun yıllar sonunda çok büyük işler başardı. Dünyânın en büyük devletlerinden birini kurup, Türk İslâm âlemine çok hizmeti geçti. Mâverâünnehr’den Anadolu’ya, Irak’tan Âzerbaycan ve Kafkasya’ya kadar olan ülkede huzur ve emniyet tesis etti. Yirmi sekiz ülkeye kendi hâkimiyetini kabul ettirdi. Zirâî, ticârî faaliyet neticesinde iktisâdî hayat gelişip, refah seviyesi yükseltildi. Bizans akınlarında çok ganimet alınıp, büyük gelir elde edildi. Devlet teşkilâtı muazzam şekilde tesis edilip, kuvvetli temeller üzerine oturtuldu. Selçuklu Devlet Teşkilâtı, devrinde ve sonra kurulan Türk ve İslâm devletlerine nümûne oldu. Tuğrul Bey , yirmi beş yıl adâlet, ihsan ve gazâlarla geçen hükümdârlıktan sonra, hastalandı. Yetmiş yaşlarında Rey yakınlarındaki yazlığında 5 Eylül 1063 târihinde vefât etti.

Tuğrul Beyden sonra Selçuklu tahtına yeğeni Alparslan geçti. Tuğrul Bey âdil, vakur, cömert, samimi, iyi ve yumuşak huylu bir şahsiyetti. Halkı tarafından sevilen bir hükümdar ve ordusunca tam bağlanılan kuvvetli bir kumandandı. “Kendime bir saray yapıp da yanında bir câmi inşâ etmezsem, Allahü teâlâdan utanırım.” sözü Tuğrul Beyin dînî duygularını çok güzel ifâde etmektedir.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:51
Tuna Bekleviç </B>
İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu olan Tuna BEKLEVİÇ, 2000 yılında siyasetten ve sermayeden bağımsız olarak tasarladığı Ekonomistler Platformu'nun 2006 yılına kadar Genel Koordinatörlüğünü sürdürmüştür. İnternet üzerinde başladığı örgütlenme çalışmalarını ABD'de Aspen Institute, NED, CIPE, Cato Ins., Heritage Ins., El Centrino De la Raza, Dünya Bankası, MIT ve Layola Üniversitesi gibi kurumlarda "yeni sivil toplum modeli ve örgütlenme anlayışı" olarak anlatmıştır. Ekonomistler Platformu 6 yıllık dönem içerisinde yurt içinde ve yurt dışında birçok kamu kuruluşu, özel kuruluş ve sivil toplum örgütü ile ortak faaliyetler düzenlemiş; projeler gerçekleştirmiştir.

Bekleviç, Ekonomistler Platformu yanı sıra Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılı olan 2023 yılında Türkiye'yi yönetecek gençleri keşfetmek ve ülke yönetimine katılımı sağlamak amacıyla kurulan Anadolu'nun Genç Liderleri (AGL) Hareketi'nin öncüsü olmuş, 2005 yılında ekibi ile Anadolu'da tüm şehirleri ziyaret ederek 20 binden fazla genç ve bölgedeki kamu yöneticileri ile görüşmeler gerçekleştirmiştir. 2006 yılına kadar Genel Koordinatörlüğünü üstlenmiştir.

Bekleviç aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgililer Derneği'nin 2003-2005 döneminde kurucu başkanı olmuştur.

ABD Dış İşleri Bakanlığı'nın konuğu

2005 yılında ABD Dış İşleri Bakanlığı'nın konuğu olarak "International Visitor Leadership Program"a iştirak etmiştir. ABD'de New York, Washington D.C., Seattle, Chicago, Minneapolis, Austin, Dallas, Los Angeles, Cincinnatti, Atlanta, Iowa City, Boston, Miami şehirlerinde seminerler vermiştir.

Kuzey Irak’ta ilişkiler

2005 yılında bölgede barış ve sivil toplum örgütlerinin etkinliği üzerine çalışmalar gerçekleştirmek için Irak seyahati yapmış, Erbil, Kerkük, Süleymaniye ve Musul'da çeşitli toplantılar düzenlemiş, sivil toplum örgütlerinin yöneticileri ve devlet adamları ile görüşmüştür.

Bekleviç'in siyaset, kamu yönetimi ve hukuk alanında Türkiye'nin en başarılı genci (JCI tarafından TOYP 2003) başta olmak üzere aldığı ödüllerinin yanı sıra, tenis, atletizm ve satranç dallarında da çeşitli ödülleri bulunmaktadır.

Bekleviç, ulusal gazetelerde yayınlanan yazıları yanı sıra İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından 2004 yılında basılan "Kağızman Modeli" isimli kitabın da yazarıdır.

HAKKINDA YAZILANLAR

Büyükanıt’a suç duyurusu
ANKA
15 Aralık 2006

Güçlü Türkiye Partisi (GTP) Genel Başkanı Tuna Bekleviç, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt hakkında, suç duyurusunda bulundu.
GTP’den yapılan açıklamada, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın 8 Aralık 2006 tarihinde siyasi amaçlı demeç verdiği ve telkinde bulunduğunu, bu suretle Askeri Ceza Kanunu’nun 148’inci maddesi’ne göre suç işlediği belirtildi.

Şişli Cuhuriyet Başsavcılığı’na Büyükanıt hakkında suç duyurusunda bulunan Bekleviç şunları söyledi: “Bugün bir askerin, Askeri Ceza Kanunu’nu ihlal etmeye imtiyazı olursa yarın bir sivil de Türk Ceza Kanunu’nu hiçe sayma cürretini kendinde göreblir. Bu da Anayasamızda belirtilen hukuk devletinin sonu olur ve Türkiyemize büyük zarar verir. Bizler demokrat siviller olarak görevimizi yapıyoruz ve bu durumu teşhir ediyoruz. Mevcut sistemimizde generallerin pratikte yargılanamayacağını biliyoruz, ama bu suçu duyurmak da görevimizdir.
Bundan sonraki sorumluluk hükümetindir. Biz bu suç duyurusuyla hem adli mekanizmaları uyarıyoruz, hem de hükümeti bu konuda artık tavır almaya davet ediyoruz. Eğer hükümet sivilleşme konusunda samimi ise yasalarda ve uygulamada gerekli değişimi gerçekleştirerek Türkiye’de atanmışlarla seçilmişler arasındaki ilişkinin niteliğini çağdaş Batı demokrasilerindeki yerine oturtur. Aksi halde, hem Türkiye demokrasisi, hem de hükümetin samimiyeti tarih önünde tartışılır duruma düşer.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:51
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/86.jpg
Tunca Toskay ( 1939) </B>
İSTANBUL - 1939, Vahit, Bedriye - İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, Aynı Fakültede Doktora - Almanca, İngilizce - İktisat Prof.Dr., Öğretim Üyesi - Uluslararası Turizm Uzmanlar Birliği Üyesi, TRT Genel Müdürü, Asya Pasifik Yayın Birliği Başkan Yardımcısı, Başbakan Başmüşaviri ve Özel Çevre Koruma Bölgeleri Kurumu Kurucu Başkanı - XIX uncu Dönem İstanbul Milletvekili - Devlet Bakanı - Evli, 1 Çocuk.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:51
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2070.jpg
Tuncay Özkan ( 1966) </B>
1966 yılında Ankara'da doğdu.Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda okudu.Gazeteciliğe 1985 yılında Hürgün gazetesinde başladı.Cumhuriyet gazetetesinin Ankara bürosunda parlamento muhabiri olarak çalıştı.Hürriyet Produktion'un Ankara temsilcisi oldu.Kanal D Haber Müdürlüğü yaptı. Milliyet gazetesinde yazdı. Kanal D'de yayınlanan Politika Durağı programının Cüneyt Arcayürek ile sunucusu ve yapımcısı oldu. Doğan Medya Grubu ve Çukurova Medya Grup Başkanı olarak görev yaptı.Kanal Türk yöneticisi.

ESERLERİ

Operasyon
Tuncay Özkan
Doğan Kitapçılık İstanbul 2000

Günlerden perşembeydi. 4 Şubat 1999 akşamı, olağan gibi gözüken her şey, az sonra gerçekleşecek randevuyla, bambaşka bir boyuta taşınacaktı. Amerikan gizli servisi CİA'nın Ankara temsilcisi, Yenimahalle'de bulunan, Türk gizli servisi Mit'in resmi konutundaki randevusuna tam saatinde geldi. Uçak Türkiye'den Öcalan'ı almakla görevlendirilen ekiple birlikte havalandı. İlk rota mısır üzerinden Uganda'ya göre çizilmişti. Uçakta yolculuğu belgeleyecek video çekimleri yapıldı.

Kıyamet Mahkemesi
Duydunuz Mu? 50 Trilyonunuz Çalındı
Tuncay Özkan
Ümit Yayıncılık / Ufuk Dizisi Ankara Güz 1993


Öldürün O Gazeteciyi
Tuncay Özkan
Ümit Yayıncılık / Ufuk Dizisi
Ankara Ağustos 1994

1993 Çetin Emeç ve Uğur Mumcu Ödülleri

Suikast Raporu 93/96
Uğur Mumcu Cinayeti Soruşturması Sorgulanıyor
Tuncay Özkan , Evren Değer
um:ag Yayınları Ankara Nisan 1996

"Devletin görevi, bu gibi cinayetlerin kanıtlarını bulmak değil midir? Devlet, islami hareket adına, uçlarına susturucu takılmış silahlarla cinayet işleyen çetelere karşı bu kadar çaresiz midir? Yoksa devlet dediğimiz şu büyük aygıta takılan başka susturucular var da biz mi bu susturucuları bilemiyoruz?!"
-Uğur Mumcu-
(Arka Kapak)

Bir Gizli Servisin Tarihi
Milli İstihbarat Teşkilatı
Tuncay Özkan
Milliyet Yayınları / Tarih Dizisi
İstanbul Aralık 1996
xxxx

Parsadan Hikayesi
Cumhuriyet Tarihindeki Örtülü Ödenek Yolsuzlukları
Tuncay Özkan
AD Yayıncılık

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:52
Tunç Okan ( 1942) </B>
1942 yılında İstanbul’da doğdu. Diş hekimliği yaptı. Sinemaya oyuncu olarak
girdi. Veda Busesi'yle başladı (1964). Bir süre yurtdışında kaldı. Otobüs adlı
filmle yönetmenliğe başladı (1974).

Önemli filmleri (oyuncu): Prenses (Sinan Çetin)- Yönetmen: Cumartesi Cumartesi
(1984), Arabam, Fikrimin İncegülü (1987).

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:52
Turan Dursun ( 1934)- (06.09.1990) </B>
1934 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Yapaltın köyünde doğdu. Turan Dursun, imam olan babası tarafından beş yaşındayken Ağrı’nın Tutak ilçesinde, kendisine Arapça okutacak hocaların yanına verildi. 8-9 yaşlarında Kürt mollalarının ve şeyhlerinin yanına bırakıldı. Bu arada Arapça okurken Kürtçe’yi de öğrendi. Daha sonra Erzurum ve Muş illerine bağlı köylerde Kürt ve Çerkez hocalarda eğitim gördü.
Okuma-yazmayı ancak 1955-57 yıllarında askerlik yaptığı sırada öğrendi. İlkokul diplomasını ise terhis olduktan sonra, dışarıdan sınava girerek aldı. Bir süre İstanbul’da yüksek dereceli öğrencilere ve hocalara İslami ders dallarında Arapça eğitim verdi. Müftülük sınavını kazanan Turan Dursun, sırasıyla Tekirdağ, Sivas, Tokat, Manisa, Sinop illerinde ve ilçelerinde vaizlik ve müftülük yaptı.

Komünist Müftü

1960’lı yılların başında görev yaptığı yerlerde dikkati çeken Dursun, komünist müftü yakıştırmasıyla anıldı.1966 yılında TRT’ye geçen Dursun, dini birçok program hazırladı. TRT’de hazırladığı programlar, halkımız tarafından eleştirilerek, Evrim Teorisi’ne yer verdiği ve dinsizlik yaptığı gerekçesiyle yayından kaldırıldı. Arkasından TRT’deki prodüktörlük görevi elinden alınarak uzman olarak çalıştırıldı. Yayınladığı kitap ve yazılarda dine karşı çıkan Dursun, 6 Eylül 1990’da faili meçhul bir suikastle öldürüldü.


ESERLERİ

1.Ünlülere Mektuplar
Turan Dursun
Kaynak Yayınları / Turan Dursun ve Aydınlanma Dizisi

O'nu tanıyanlar ideolojik mücadelede nasıl coşkulu olduğunu bilirler. İşte bu mektuplar insanlığa seslenişlerin birer parçasıdır. Turan Dursun hiçbir insandan umudunu kesmemiştir. Her insana dürüsttür, açıktır, yalındır. İnsan ilişkilerinden ikiyüzlülüğü kovmuştur. "Dine, hele İslam'a dayanılarak politika olmaz." "İslam'da özgürlük var mıdır?" "En büyük halk değil; en büyük Allah" dedin. Dediğini basın yazdı, sen de yalanlamadın." Demirel'e, İnönü'ye, Ecevit'e... Turan Dursun soruyor.

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Babam Turan Dursun
Abit Dursun
Kaynak Yayınları / Turan Dursun ve Aydınlanma Dizisi

... Öldürülmesinin üzerinden 1900 gün geçmesine rağmen babamın katlinin üzerindeki esrar perdesi kaldırılmamış, cinayet çözülememişti. Cinayet çözülemediği ya da çözülmek istenmediği gibi, vurulduğu gün evinden alınan sayısız çalışma ve özel eşyası da, yazılı ve sözlü tüm başvurularımıza karşın iade edilmemişti. Bu nedenle de, babam bizim gözümüzde ikinci kez öldürülmüştü ne yazık ki!..
Turan Dursun kimdi? Bilim adamı, Aydınlanmacı kimliğinin dışında nasıl biriydi? Nasıl bir eş... Nasıl bir arkadaş... Nasıl bir baba... Onun doğa sevgisini, onun insan sevgisini yaşadığı topluma anlatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak bir borçtu, bir görevdi. Bu görevi, onunla otuz yılı birlikte geçirmiş olan benim yerine getirmem gerekiyordu."
Abit Dursun böyle anlatıyor kitabın öyküsünü. Kitapta, Turan Dursun'un kendi kaleminden yaşamöyküsünü, yazılarını, iki şiirini ve mektuplarını; ölümünden sonraki günlerde hakkında yazılanları da bulacaksınız.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:52
Turgut Balkaş </B>
GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Fatih Üniversitesi öğrenci alacak
Zaman 30 Mayıs 2001

Ankara Bölge İdare Mahkemesi, YÖK'ün Fatih Üniversitesi aleyhine yaptığı itirazı reddetti. Bu kararla Fatih Üniversitesi, bu yıl ÖSS kılavuzuna girecek ve öğrenci alabilecek.

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK)'nun Fatih Üniversitesi'ne bir yıl öğrenci alınmaması kararı ikinci kez mahkemeden döndü. Fatih Üniversitesi'nin Ankara 3. İdare Mahkemesi'nde açtığı davada mahkeme heyeti, geçen hafta yürütmeyi durdurma kararı almıştı. Bu kararın ardından YÖK'ün, Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne "iptalin durdurulması" için yaptığı başvuru da reddedildi.

Mahkeme kararında, YÖK'ün iddialarının somut belge ve delillere dayanmadığı ve üniversiteye öğrenci almama cezası verilmesini gerektirecek nitelikte olmadığı vurgulandı. Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin bu kararıyla Fatih Üniversitesi'nin bu yıl öğrenci almaması için hiçbir engel kalmamış oldu.

YÖK, Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne başvuruda bulunarak ÖSS kılavuzlarının basım tarihinin daha fazla gecikmemesi için kararın ivedilikle verilmesini istemişti. Karara göre Fatih Üniversitesi, ÖSS kılavuzlarında yer alacak. Üniversite, YÖK'ten 1539 öğrenci kontenjanı istemişti.

Demokrasi sınavı

İstanbul Hilton Oteli'nde bir basın toplantısı düzenleyerek, mahkemenin kararını değerlendiren Fatih Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, bütün kurumlarda yaşanabilecek bir demokrasi sınavından başarıyla çıktıklarını belirterek, bu süreçte Fatih Üniversitesi öğrencileri ve mensuplarının hiçbir taşkınlığa sebebiyet vermeden, bir hukuk devletinde haklı olanın mutlaka ortaya çıkacağını ve neticede adaletin tecelli edeceğini bilerek ağırbaşlı ve makul bir anlayışla hareket ettiklerini söyledi. Tekalan, bu kararın FÜ hakkındaki peşin hükümlerin ve önyargıların son bulmasına vesile olmasını temenni ettiklerini vurgulayarak, "Üniversitemiz öğrencilerine, öğretim elemanlarına ve diğer bütün mensuplarına geçmiş olsun dileklerimi iletirken, 2001-2002 eğitim-öğretim yılında aramıza katılacak yeni öğrenci adaylarımıza da ÖSS sınavında başarılar diliyorum." şeklinde konuştu.

'Fatih, sisteminin parçası'

Fatih Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Turgut Balkaş ise "Fatih Üniversitesi YÖK sisteminin bir parçasıdır. Bu sistemin bir parçası olup da onunla mücadele etme yoluna asla girmedik. Kılık-kıyafet konusunda da diğer üniversitelerden daha titiz davrandık. Bir imaj sorunumuz yok. Üniversitenin imajı, yetiştirdiği öğrencilerin başarısıyla belirlenecektir." dedi. Balkaş, 346 öğretim üyesine ve 3 bin 566 öğrenciye sahip Fatih Üniversitesi'nin dinamiklerini kaybetmeden yakın gelecekte büyük bir üniversite konumuna ulaşmayı hedeflediğini ifade etti.

'İddialar temelsiz'

Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin kararında YÖK tarafından Fatih Üniversitesi'ne yöneltilen iddiaların temelsiz olduğu vurgulandı. Mahkemenin kararında iddiaların gerçeklik payının kesin ve net bir biçimde ortaya konulamadığı, objektif ve somut kanıtlarla desteklenmediği ifade edildi. ( Murat Toprak / İSTANBUL (cha))

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:52
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/383.jpg
Turgut Demirağ ( 1920)- (1987) </B>
1920 yılında Sivas’ta doğdu, 1987 yılında İstanbul’da öldü. Amerika'da
Southern California Üniversitesi'nin sinemacılık bölümünde okudu (1939). And
Film şirketini kurdu (1945). Bir Dağ Masalı'yla yönetmenliğe başladı (1946).
Bir süre Türk Film Prodüktörleri Cemiyeti Başkanlığı yaptı. Melike Demirağ'ın
babasıdır.

Yönetmen-yapımcı olarak önemli filmleri: Fato- Ya İstiklal Ya Ölüm (1950),
Aşk ve Kin (1964), Çanakkale Aslanları (1965), Abbase Sultan (1968), Ayrı
Dünyalar (1969).

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:53
Turgut Özatay ( 1927) </B>
1927 yılında İzmir’de doğdu. Kahraman Denizciler filmiyle sinemaya girdi
(1955).

Önemli filmleri: Ateşten Damla, Kırık Çanaklar (Memduh Ün), Yangın Var (Lütfi
Ö. Akad), Hızlı Yaşayanlar (Nevzat Pesen)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:53
Turgut Uyar ( 1927)- (1985) </B>
1927 yılında Ankara'da doğdu. Bursa Askeri Lisesi'ni bitirdikten sonra, yüksek oğrenimini Askeri Memurlar Okulu'nda tamamladı. Anadolu'nun çeşitli yörelerinde subay olarak çalıştı. Ordu'dan ayrıldı, sivil görevler aldı. Emekliye ayrılınca İstanbul'a yerleşti. 1985 yılında vefat etti.

Şiir Kitapları:
Arz-i Hal (1949), Türkiyem (1952), Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959),
Tütünler Islak (1962), Her Pazartesi (1968), Divan (1970), Toplandılar
(1974), Kayayı Delen Zincir (1981), Büyük Saat (Bütün Şiirleri, 1984).


UZAK KADERLER İÇİN

Birgün, bir yağmurla garip garip
-Çoluğu çocuğu terk edeceğim.-
Bir sevgiyle doymayacak kalbim, anladım
Alıp başımı gideceğim.

Asır yirminci asırdır, amenna
Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım
Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi
Uzaklar daha uzaklaşır
Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri
Sımsıcak sevgilere muhtacım.

Bir gün alıp başımı gideceğim
-Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar...-
Belimi bir ılık şal sarsın, mavi
Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız
Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin
Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.

Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm
Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde
Diyarı gurbette kanlı bir aşk
Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde
En uzak beyazlar,
En yakın ikindilerde, duygulu
Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam
İçip içip ağlasam...

Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum?
Herkesin derdinden pay isterken.
Uzak kaderlerin suları çağlar simdi
Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.

Birgün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma
Bir çift göz, bir davet, bir kalp
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak

Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla,
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:53
Turhan Feyizoğlu ( 09.09.1958) </B>
9 Eylül 1958, İspir/Erzurum doğumlu.
İspir Lisesi (1980) mezunu.
İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda okudu (1980/1983)
Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nde okudu (1983-1987).
Çeşitli işlerde çalıştı.
Basında ilk yazısı 28.1.1979 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı.
Yazıları ve yazı dizilerin yayınlandığı bazı gazeteler: Cumhuriyet, Bizim Gazete, Çağdaş Marmara, Devrim, Alternatif Süreç
Yazıları ve yazı dizilerinin yayınlandığı bazı dergiler: Yarın, Yazın, Berfin Bahar, Özgürlük, İks, Devrimci Gençlik, Sosyal Demokrat, Mustafa Kemal, 68’liler Birliği Vakfı Bülteni, Güney, İleri, Türk Solu, Eski, Dünyada Türk Haber.
Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), PEN Yazarlar Derneği, Edebiyatçılar Derneği, 68’liler Birliği Vakfı ve daha birçok demokratik kitle örgütünün yönetim kurullarında çalıştı, üyesi oldu.

YAYINLANMIŞ KİTAPLARI
Deniz/ Bir İsyancının İzleri, Ozan Yayıncılık, İstanbul, 21. Baskı, Ağustos 2004
Türkiye'de Devrimci Gençlik Hareketleri Tarihi (1960-68), birinci cilt, Belge Yayınları, İstanbul, Nisan 1993
Mahir/ On’ların Öyküsü, Ozan Yayıncılık, İstanbul, sekizinci baskı, Mart 2004
İbo/ İbrahim Kaypakkaya, Ozan Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2000
Sinan/ Nurhak Dağlarından Sonsuzluğa, Ozan Yayıncılık, İstanbul, , üçüncü baskı Kasım 2004
Fırtınalı Yıllarda Ülkücü Hareket, Ozan Yayıncılık, İstanbul, ikinci baskı, Ekim 2003
Fikir Kulüpleri Federasyonu/ Demokrasi Mücadelesinde Sosyalist Bir Öğrenci Hareketi, Ozan Yayıncılık, İstanbul, ikinci baskı, Kasım 2004
Fırtınalı Yılların Gençlik Liderleri Konuşuyor, Ozan Yayıncılık, İstanbul, ikinci baskı, Kasım 2004
Yılmaz Güney/ Bir Çirkin Kral, Ozan Yayıncılık, İstanbul, ikinci baskı, Ekim 2003

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 12:54
Turhan Kirankaya ( 07.10.1945) </B>
Turhan KİRANKAYA
-07/10/1945 tarihinde Sivas'da doğdu.
-Sanayici bir ailenin oğlu
-Endüstri Meslek Lisesi sinden sonra MSB Tef.D.Bşk.Lv.Tef.Krl. da askerlik görevini tamamladı.
-Baba mesleği olan Zirai alet imalatı işi ile işe başladı.
-Daha sonra İzmit'de 1969 yılında kardeşleri ile birlikte Semi Treyler imalatı işi yaptı.Çok ortaklı bir şirkete ortak oldu. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğünü yaptı.

1999 depreminden sonra 2004 yılına kadar araştırmalarını sürdürerek "Harika Metal TİTANYUM" Çelik kadar sağlam,çeliğin yarı ağırlığındaki Tıbbi ve Endüstriyel Titanyum ithalatını yapmaya başladı.Bu işin Ülkemizdeki İlklerindendir. Halen İngiltere, Lüksenburg, Fransa, Hollanda başta olmak üzere Ortopedi Diz,Kalça Protezi ve Kemik Grefti üretici firmalarla işbirliği yapmaktadır.Birçok Firmanın Türkiye Tek Distribütörüdür, işortakları ve yabancı yatırımcıların Ülkemize yönlenmeleri için üstün çaba göstermektedir.
Evli ve üç çocukludur.

Serbes Ticarete İlk gün başladığındaki heyacanından bir şey kaybetmemiş ve Ülkenin üretimle kalkınacağına inancını muhafaza etmektedir.Titanyum ve Tıbbi Malzemelerle ilgili Dünyadaki belli başlı firmalarla temas kurmuş,bizzat üreticilerin neler yaptığını yerinde görmüş, değişik ülkelerin üreticilerinin farklılıklarını kavramış, diyalogu sürdürmek ve Globalleşen dünyada sektörle ilgili yeniden keşfetmek yerine keşfedilmişleri daha mükemmel hale getirip ülkemize adapte etmeye, rekabetci dünyada en iyiye ulaşmak noktasında genç kadro ile uyum içinde çalışmalarını sürdürmektedir. Halen TİMED Endüstriyel Titanyum Alaşımları ve Tıbbi Malzemeler Ticaret ve Sanayi Limited Şirketinin Müdürlüğünü yapmakta ve firmanın kurumlaşması için çaba sarf etmektedir.KİT'ler gibi hantal, aile şirketleri gibi patronun iki dudağı arasındaki yönetim biçimine karşı Genç/Yaşlı Yöneticilerin uyum içerisinde tartışarak, konuşarak,diyalogla,saygı ve sevgi ile oluşan yeni modellerin uygulanmasının da öncülerinden,fikir ve projelere açık ;"Öğrenmenin yaşı yok.Gençlere de öğrendiklerimizi aktarmak zorundayız" diyen bir işadamı.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 13:00
Tümer Metin ( 1974) </B>
Futbolcu
Pozisyonu Ortasaha
Doğum Tarihi 1974
Doğum Yeri Zonguldak Boyu(cm) 1.76
Kilosu(kg) 68
Önceki Kulübü Samsunspor, Zonguldakspor
Yabancı Dil İngilizce
Eğitim Durumu Üniversite öğr.
Hobileri Tenis, bowling
Ayakkabı No. 40

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 13:00
Türkan Saylan </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

ÇYDD'ye bölücülük davası
Zaman 29 Nisan 2001

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) yöneticileri hakkında bölücülük yaptıkları gerekçesiyle dava açıldı.
Türkiye'nin en çok okunan haftalık haber dergisi Aksiyon'un son sayısında yer alan habere göre; İl Emniyet Müdürlüğü, Defterdarlık ve Vergi Dairesi yetkilileri, İstanbul Valisi Erol Çakır'ın izni ile bir soruşturma yaptı. Soruşturma sonucunda 18 ayrı nedenden dolayı Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu, yöneticilerle ilgili dava açıldı. Beyoğlu 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davada, ÇYDD yöneticilerine yönelik en büyük suçlama ise 'bölücülük' suçlaması. Bölücülük dışında ÇYDD hakkında, eksik mal bildirimi, depremden toplanan paraları borsaya ve repoya yatırmak, yurtdışından izinsiz para transferi ve gayrimenkul bildiriminde usulsüzlük suçlamaları var. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği hakkında düzenlenen raporla ilgili daha geniş bilgilere Aksiyon'dan ulaşabilirsiniz.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 13:01
Türker İnanoğlu ( 1936) </B>
1936 yılında Safranbolu’da doğdu. Sinemaya reji asistanlığı yaparak başladı
(1958). Senden Ayrı Yaşayamam adlı filmiyle yönetmenlik yaptı (1960).Erler
Film şirketini kurdu (1962).Oyuncu Filiz Akın'la evlenip ayrıldı. İkinci
evliliğini ise oyuncu Gülşen Bubikoğlu ile yaptı. Ve 1984 yılından sonra
yapımcı olarak büyük ticari başarılara ulaştı. FİYAP ve SESAM kuruluşlarının
başkanlığını yaptı.

Önemli filmleri: İhtiras Fırtınası, Leyla ile Mecnun, Alev Alev, Kurtar Beni
(Halit Refiğ); Kayıp Kızlar (Orhan Elmas), Yarınsız Adam (Ümit Efekan).

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 13:01
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1187.jpg
Taha Akyol ( 1946) </B>
1946 yılında Yozgat’ta doğdu.Fatma ve Mustafa Akyol’un oğlu.Yozgat Lisese ve İÜ Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.1977 yılında Hergün gezetesinde yazar olarak mesleğe başladı.MHP yönetiminde bulundu.12 Eylül 1980’den sonra yargılandı ve beraat etti.Yankı dergisinde Tercüman, Meydan ve Milliyet gazetelerinde çalıştı.Evli ve iki çocuk babası.Halen CNN Türk Genel Müdürü.

ESERLERİ
Politika’da Şiddet, Tarihten Geleceğe, Sovyet Yayılma Stratejisi, Azerbaycan, Sovyetler ve Ötesi,Haricilk ve Şia.

GÜNDEM

Sokak ve siyaset
Taha Akyol
Milliyet 12 Nisan 2001

SOKAKLARDAKİ öfkenin sebebi belli: Ekmek kavgası... Demek ki, "birinci tehlike ekmeğin küçülmesi" imiş!
Türkiye'yi içeride huzurlu ve barışık tutacak birinci faktör de "ekmeği büyütmek"tir.
Halbuki Türkiye yıllardan beri siyasi kavgalar yaparak, bütçeden kişilere ve kitlelere ulufeler dağıtarak, irtica paranoyasıyla yatıp kalkarak ekonomiyi göz ardı etti, ülkeyi yönetebilir bir siyasi yapının oluşturulmasını bir türlü gündemine alamadı.
Bir yargı organı başkanının, özelleştirmeye karşı, "Atatürk ülkeyi satıp savarak kurtarmadı!" diye konuşması, kafa karışıklığının vecizesi idi adeta!
Siyasi sistem de, ekonomik sistem de karışık bir halde uzun süre devam edebilir miydi? Ve işte ekonomi çöktü, siyaset perişan!
* * *
HÜKÜMETİN istifasını haykıran kitleler, mağduriyetlerinden dolayı "haklı"dır, ama rasyonel açıdan "isabetli" değildir.
TOBB'un toplantısında "Parti ve Seçim yasalarının değiştirilmesi" de istendi. Bu da haklı... Ama yeterli mi?
"Lider sultası kırılsın!" doğru... Ama, "tercih" sistemi ya da "dar bölge" sistemi ile her milletvekili başına buyruk hale gelirse, Meclis'te yasa çıkarmak için gereken çoğunluğu nasıl bulacağız?! Bugün "liderler Meclis'te otursun, yasaları çıkartsın" demiyor muyuz?!
Hem bize çok benzeyen Fransa'da da bu "özgür milletvekili" sistemi denenmiş, çok kötü sonuçlar verdiği için vazgeçilmişti.
Kavgalı 6 tane parti yerine, milletvekili öbeklerinden oluşan 'anarşik' ve çalışamayan bir Meclis ortaya çıkmıştı.
Ekonomide Kemal Derviş'e programını uygulaması için avans verilmelidir. Ondan sonra, siyasi reform için, disiplinli büyük partiler çıkarmanın yolunu bulmalıyız.
* * *
TEK başına iktidara gelebilecek büyük bir karizmatik lider çıkmayacaksa, bugünkü hangi lider gitse onun yerine gelecek olanı da "sistem" kendine benzetir! Düşünün, sağda solda kaç 'yeni' lider geldi, geçti?
Sağı ve solu toparlayacak bir sistemi kurmak zorundayız. Çünkü temel siyasi sorunumuz, 1925'ten, hele de 1960'tan beri partileri kapattığımız için, siyasetimizin parçalanmış, kurumlaşamamış, aşiret düzeyinde kalmış olmasıdır.
Fransa'da da böyle idi ve 1958'de iç savaşın eşiğine gelmişti. Herkes görmüştü ki, "yeni bir sistem" lazım! Bunu biz de görmeliyiz artık!
Fransa'yı kurtaran "Yarı Başkanlık" sistemi ve ona bağlı "partiler arası ittifak" oldu. Önemli icra yetkileri olan cumhurbaşkanını halkın seçmesi için, sağ sağda, sol solda "ittifak"lar oluşturdu; parçalanmışlık ortadan kalktı. Fransa düzlüğe çıktı!
Başkanlık sistemi de düşünülebilir ama çok köklü bir değişiklik anlamına geleceği için zordur.
Ülkemizin iyi yönetilmesini istiyorsak, "yöneten demokrasi" sistemlerinden birine geçmeliyiz... Tabii önce ekonomi...


YORUM
Küreselleşme, İslam, Kemalizm
Taha Akyol
Milliyet 6 Haziran 2001

BİLGİ Üniversitesi'nde Thomas Friedman konferansından bir anekdot...
Friedman Mısır'a gittiğinde önde gelen işadamı, gazeteci ve bürokratlarla konuşmuş, küreselleşmeyi anlatmış...
Bazıları "anladık" demişler:
- Evet, küreselleşme çok önemli, dışında kalmamalıyız. Ama çok hızlı gidiyor. Bizim gibi ülkelerin yetişmesi için biraz yavaşlatın!
Friedman diyor ki:
- Ama küreselleşmenin bir şoförü yok ki! Küreselleşme bir yerden yönetilmiyor. Başta teknoloji olmak üzere, kendiliğinden dinamiklerle gelişiyor...
Bilgisayarı, laboratuvarı, iletişim ve ulaşım araçlarını yavaşlatabilir misiniz?!
Mısırlıların sorusu, toplumsal dinamikleri birtakım 'odaklar'ın planlayıp yönettiği düşüncesine dayanıyor... İsterseniz buna 'emperyalizm' diyebilirsiniz!
* * *
FRİEDMAN ise, insanların önceden planlamadığı, hatta öngörmediği sosyo ekonomik ve özellikle teknolojik faktörleri vurguluyor.
Gerçekten, sanayi devrimini kimse planlamamıştı! Yirmi yıl öncesinde kimse küreselleşmeden bahsetmiyordu!
Gerçi Bolşevik devrimi önceden planlanmış, militan bir örgüt zorla topluma egemen olmuştu. Ama teknoloji ve iletişim gibi 'kendiliğinden' dinamiklere yenik düştü.
Onun için, "toplum mühendisliği" denilen devlet zoruyla toplumu zoraki bir kalıba dökmeyi amaçlayan bütün sağ ve sol Jakoben ideolojiler, bu kendiliğinden toplumsal dinamikler karşısında gerilemektedir.
Ekmeğimiz artık devlet kapısından ve doğal yağmurdan ziyade kafaya bağlı hale geliyor. İletişim devrimi sayesinde değişik kültürlerin ve özgürlüklerin farkına varıyoruz. Böylece "birey" kendine özgü zevklerin, dini, felsefi, kültürel etnik aidiyetlerin farkına varıyor.
* * *
HALBUKİ, eskiden sadece devletlerin verdiği "tek resmi aidiyet" tanınırdı. Farklı ara kademe aidiyetler ve onların dernekleri, vakıfları, cemaatleri yasaktı.
Bir "devlet", bir de "devlete ait vatandaş" vardı. Onun için, "cumhuriyetçilik" vatandaşların "vazifeler"ini vurgulayan bir felsefedir. Demokrasi ise vatandaşların haklarını vurgular... (David Miller, Citizenship and National Idendity, sf. 53 vd.)
İşte İran'da "İslam Cumhuriyeti"nin tarif ettiği vatandaş tipinden farklı, 'küresel' tipler ve talepler ortaya çıkıyor: Vitrinler renkleniyor, pop müziği ve feminizm yayılıyor. Abdülkerim Suruş gibi büyük bir liberal İslamcı düşünür "İslam'da hep vazifeler vurgulandı, artık haklar vurgulanmalı" diye yeni bir açılım getiriyor. (R. Wright, The Last Great Revolution, sf. 32 vd.)
Çok daha gelişmiş bir ülke olan Kemalist Türkiye'de ise, sosyolojik anlamda ara kademe aidiyetleri olan Kürt, Alevi ve İslam kimliklerini eskisi gibi yok sayamıyoruz ama ne yapacağımızı da bir türlü formüle edemiyoruz!
Dev bir soru: Milli devletin gereği olan "vazifeler"le küreselleşme çağının getirdiği "haklar"ı nasıl yeni bir sentezle mecz edeceğiz?
Bu dev soruna bir formül bulmadan milli gelirimizi 30 bin dolara çıkarmak gibi 'teknik' bir işimiz bile çok zordur.

XXXXXXXXXXXX


YORUM YORUM YORUM

Zayıf partiler
Taha Akyol
7 Haziran 2001

STRATEJİ MORİ adlı araştırma şirketinin bulguları önceki gün CNN TÜRK'te Mehmet Ali Birand'ın "Manşet" programında yayımlandı: Partilerimiz sadece ufalanmış değil, mevcut seçmen tabanları da çok kaygan.
Bir kısım seçmenler yine geçen seçimlerde oy verdikleri partiye oy verecekler, bunlara "sadık seçmen" diyorum. Diğerleri ise oylarını değiştirmeye niyetliler, bunlara da "değişken seçmen" diyorum.
İşte tablo:

PARTİLERİN OY TABANI (%)
Parti Sadık Değişken
DSP 24 76
ANAP 40 60
MHP 40 60
CHP 56 43
DYP 58 42
FP 66 35

* * *
TABLO gösteriyor ki, DSP ve ANAP gibi yeni partiler henüz yeterince kökleşememiş. Hele de DSP, cam bir vazo gibi, kırılırsa toparlanması çok zor olur.
DYP ve CHP köklü partilerdir. Derinlere giden ortak hatıraları, duyarlıkları, gelenekleri güçlüdür. Çok yükseklerden düşmüş olsalar da, sadık bir tabana sahipler.
En dayanıklı taban, FP'de... Hem 1970'lere giden bir derinliğe, hem ideolojik dayanıklılığa sahiptir, iyi örgütlüdür. Bu tür partiler dayanıklıdır ama zor büyürler.
MHP de 1960'lara uzanan bir derinliğe sahiptir, iyi örgütlüdür. FP kadar olmasa da ideolojik dayanıklılığı vardır. Buna rağmen, tabloya göre, yüzde 60 seçmeni 'değişken'dir!
Çünkü, MHP'nin son seçimlerde aldığı yüksek oyların hepsi "ülkücü" (sadık seçmen) değildi. ANAP'tan, DYP'den ve FP'den çeşitli sebeplerle kopmuş, 28 Şubat'a da tepki duyan 'yeni gelme' seçmenlerdi. Bunların "değişken" olması normaldir.
* * *
TABLO siyasi hastalığımızın tam bir röntgenidir. Köklü, gelenekli kitle partileri darbelerle ufalanmış, kurumsal kültürleri, CHP'lilik ve DP'lilik kültürleri yok edilmiştir. Siyaset bilimci LaPalombara'nın öngörüsü Türkiye'nin de başına gelmiş, büyük kitleleri toplayan kitle partileri tahrip edilince, küçük yerel etnik ve dini kimlikler politize olmuştur!
İşte askeri darbelerin Türkiye'ye 'milli birlik' armağanı!
Yeni kitle partileri kökleşememiştir.
Ve işte, seçmenlerin yüzde 50'si "yüzer gezer"dir.
Böylesine kaygan bir zeminde partilerin kısa vadeli çatışmaları artar, koalisyonlar zorlaşır, koalisyonlarda sık sık çatışmalar çıkar. Çünkü partilerin "uzun vadeli" politikalar için güvenecekleri dayanıklı geniş tabanlar kalmamıştır: 10 milyon oy alan büyük bir parti için 50 bin oy önemsizdir, ama birkaç milyon oy alan bir parti için çok önemlidir! Böylece küçük zümre çıkarları ülke siyasetine yön verir, yolsuzluk artar! Ülke yıllarca kötü yönetilir, ekonomi krizlere düşer!
Büyük kitleler siyasetten soğur... Ardından yeni arayışlar başlar. Ve bir türlü büyük kitlelere dayalı "yöneten demokrasi" sistemlerinden birine geçiş kaçınılmaz olur!


X

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 13:01
Tahir Abacı ( 1951) </B>
1951 yılında İstanbul'da doğdu. Orta öğrenimini Malatya Turan Emeksiz ve Elazığ liselerinde sürdürdükten sonra Malatya Özel Fırat Koleji'nde tamamladı. Yüksek öğrenime Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde başladı, İstanbul Üniversitesi'nde sürdürerek Gazetecilik Enstitüsü'nü ve Hukuk Fakültesini bitirdi. İktisat Fakültesi'nde Siyaset Bilimi dalında "Türk Şiirinde Siyasallaşma" teziyle master yaptı. İstanbul'da serbest avukat olarak çalıştı. İlk ürünleri Malatya dergi ve gazetelerinde çıktı. Orada on sayılık Çağ dergisini çıkardı. 1969'dan başlayarak Papirüs, Yeni Dergi, Yarına Doğru, Birikim, Yazko Edebiyat, Varlık, Sanat Olayı, Adam Sanat, Defter, kuram, Yeni Biçem, Adam Öykü, Ludingirra gibi çok sayıda dergide şiir, hikaye, eleştiri ve incelemesi yayınlandı. On sekiz sayı çıkan Yarına Doğru dergisini yönetti. Radikal gazetesinin haftalık pazar eki "Radikal İki"de haftalık yazılar yazdı.

ESERLERİ
Odaları Utandıran Dağlar (şiir, 1976),Gelin Ömrümüz (hikaye, 1976), Basit Şeyler (şiir, 1980), Nasreddin Hoca (çocuk şiiri,1980), Ağır Akan Su (roman, 1990), Sıcak Hayat (şiir, 1994), Aynada Bir Yüz (roman, 1995), ikinci Adım (roman, 1999), Bir Zamanlar Anadolu'da (deneme, 1999), Harput-Elazığ Türküleri (inceleme, 2000)

Harput - Elazığ Türküleri
Pan Yayınları
Birinci Basım: Ağustos 2000
Kapak Grafiği: Fatih Durmuş

Kitaptan Bir Bölüm "Harput - Elazığ Türküleri", Tahir Abacı'nın halk müziğinde özgün bir ada oluşturan bir yörenin, Harput'un müzik geleneğini inceleyen bir çalışması. Yöre müziğini oluşturan tarihsel ve toplumsal ortamı betimleyen bir bölümle başlayan kitap, Klasik Türk Müziği ile halk müziğini kaynaştıran Harput müziğinin kaynaklarını, enstrümanlarını, icra ortamını, icracılarını tanıtan bir bölümle sürüyor. Sonraki bölümde yöre müziğindeki ezgisel yapı inceleniyor, makam özellikleri ve fasıl düzeni, gazel, divan, tatvan, müstezad, hoyrat, maya, tecnis, şıkıltım gibi ezgisel biçimler ele alınıyor. "Harput-Elazığ Müziğinde İçerik" bölümü, yöre ezgilerindeki sözel içerik ve temaların ayrıntılı bir çözümlemesini yapıyor, çeşitli motiflerden örnekler veriyor. İzleyen bölüm, yöre müziğindeki sözlü örneklerin şiirsel yapılarını inceliyor. Son bölüm ise, yöredeki geleneksel dansları ve seyirlik oyunları tanıtıyor. Kitabın kaynakları arasında ise, çok sayıda kitabın yanı sıra, çeşitli sanatçılara ait plaklar ve kasetler de yer alıyor, yani çalışma aynı zamanda bir arşiv bilgisine dayanıyor.

Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar'da Müzik
Pan Yayınları
Birinci Basım: Ağustos 2000
Kapak Grafiği: Fatih Durmuş
Fiyatı:
Kitaptan Bir Bölüm

Tahir Abacı, "Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar'da Müzik" adlı kitabına yazdığı Peşrev'de, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, eserlerinde müziğe verdikleri yerin, sadece bizim edebiyatımız açısından değil, Dünya Edebiyatı açısından da benzersiz bir durum oluşturduğunu vurguluyor. Kitap, üç ana bölümden oluşuyor. "Yahya Kemal'in Sentezi" bölümünde şairin şiir dünyasının oluşumu, genel olarak yönelişleri ve temaları üstünde duran Abacı, "Yahya Kemal: Şiir ve Müziğin Birkaç Hali" bölümünde ise müziğin şiirin bir iç sorunu olarak hemen her şair tarafından önemsendiğini, ancak Yahya Kemal'de müziğin bir tema olarak öne çıkması, dahası bir uygarlık temsilini üstlenmesi nedeniyle bu durumun büsbütün özgül bir nitelik kazandığını vurguluyor. Yahya Kemal'in yakın çevresinde bulunmuş yazarlardan da ilginç gözlemler aktaran bölümü bitirirken, Yahya Kemal'in şiirlerinde yer alan müzikle ilgili temellendirmeleri, Tanpınar'ın romanlarında izlemek gerektiğini belirtiyor. "Güzel, Derin ve İmkânsız: Tanpınar'da Müzik" başlığını taşıyan bölümde, Tanpınar'ın romanlarında müziğin yeri, Tanpınar'a çeşitli yaklaşımlar, onun birkaç romanına birden konu olan ÒMahur BesteÓnin hikâyesi, rüya ile müzik arasında kurduğu özdeşlik ve daha pek çok ayrıntı inceleniyor. Kitapta sadece edebiyata değil, müziğe dair de pek çok saptama ve gözlem yer alıyor. Hem edebiyatla ilginenlere, hem müzik severlere seslenen bir kitap.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 13:01
Tahsin Ertuğruloğlu ( 1953) </B>
1953 yılında Lefkoşada doğdu. 1981 yılında ABD ‘nin Arizona Üniversitesi Siyasi Bilgiler Fakültesi, Uluslararası ilişkiler bölümünden mezun oldu.1983 yılında Dışişleri ve Savunma Bakanlığı’na girdi ve 1986 - 1991 yılları arasında K.K.T.C. Londra Temsilciliğin’de 2. ve 1. Sekreter olarak görev yaptı . 1991 yılında başbakanlık Müşteşarı oldu . 1994 yılına kadar bu görevi yürüttü .

1994 - 1996 DP - CTP ikdidarı döneminde müşavir oldu ve bu sürede 1994 - 1995 yılları arasında , Yenicami Ağdelen Kulubü Başkanlığını yaptı. 1995 - 1996 akademik yılında ise ABD ‘nin Minnesota Üniversitesi’nde Kamu yönetimi üzerine bir yılık Humphrey Fellowship Eğitim Programına katıldı. 1996 yılında yeniden Başbakanlık Müsteşarlığına atandı.

1998 Genel seçimlerine kadar bu görevi yürüttü. BRTK Yönetim Kurulu üyeliği ve Başkanlığı görevlerini de yaptı . 6 Aralık 1998 Genel Seçimlerinde Ulusal Birlik Partisinden , Lefkoşa Milletvekili seçildi. Ocak 1999’da kurulan Hükümette Dışişleri ve Savunma Bakanı olduİngilizce bilmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 13:02
Tahsin Paşa </B>
Tahsin Paşa'nın Yıldız Hatıraları
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Dizisi

Şahsiyet ve rolü çok münakaşa edilmiş kişilerin başında Sultan Abdülhamid gelir. Kimine göre "Kızıl", kimine göre "Gök" Sultan. Münakaşa hala sürüp gitmekte ve padişahın kusurları da ortaya dökülmektedir. Tarihin hesabı ise kronolojiktir. Şöyle ki "33" yıl hükümdarlık yapan sultanı ittihatçılar "biz senden daha iyi idare ederiz", iddiasıyla 1908'de tahttan indirdiler. 1919'da yani 10 sene sonra ise, Yunanlılar İzmir'i işgal ediyorlardı.

TAHSİN PAŞA'NIN YILDIZ HATIRALARI
SULTAN ABDÜLHAMİD
Boğaziçi Yayınları s.117-118

Sultan Abdülhamid'in en büyük emeli devletin borçlarını ödemek idi. Bir zamanlar Avrupa devletleri borçlar meselisinden dolayı umur-ı maliyemize müdahaleye kalkmışlardı. Sultan Hamid buna meydan vermemek ve alacaklılara emniyet- bahş bir çare olmak üzere Düyun-u Umumiye İdaresi, mahiyeti itibariya az çok bir müdahale demek idiyse de bundan daha fenasına nisbetle gene bir çare-i salah sayılabilirdi.

Cumhuriyet Hükümetinin çok meşkur bir gayretle meydandan kaldırdığı bu Düyun-ı Umumiye, o devirde devletlerin fiili müdahalelerine kısmen mani olduğu için memlekete ifa olunmuş bir hizmet demekti. İtaraf etmeli ki, bunun husulüne Sultan Hamid'in azim ve iradesi sebeb-i yegane olmuştur. Böyle iken Said Paşa bunu kendisinin muvaffakiyeti olmak üzere tasvir etmektedir

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 13:02
Talat Paşa ( 1874)- (1921) </B>
Talat Paşa, 1874 yılında Edirne'de doğdu. İlk öğrenimini Vize ilçesinde yaptı. Edirne Askeri Rüştiyesini bitirdikten sonra Edirne Posta ve Telgraf idaresinde katiplik, Alyans İsrail Mektebi'nde Türkçe öğretmenliği görevlerinde bulundu. Çok genç yaşlarda siyasetle ilgilenmeye başladı, Sultan İkinci Abdülhamid Han’a karşı mücadele eden jöntürklerin çalışmalarına katıldı. Bir süre sonra tutuklandı. Selanik'te Posta ve Telgraf Müdürlüğünde memurluk ve başkatiplik yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası adını alan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu.Selanik’te mason locasına girdi.Masonların ve onlar arasındaki yahudi ve Sabetaycı dönmelerin etkisini İttihad ve Terakki örgütlenmesi için kullandı.İttihad ve Terakki kışkırtıcılığını geniş alanlara yaydı. İki defa İstanbul'a giderek İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin şubesini kurdu ve teşkilatlandırdı. İkinci Meşrutiyet'in ilanında milletvekili oldu. Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinde İçişleri Bakanlığı’na getirildi, Babıali Baskını’nı düzenleyenler arasında yer aldı. Edirne'nin Bulgarlar tarafından ele geçirilmesinden sonra ordunun harekete geçerek şehri geri almasından sonra Bulgarlarla İstanbul'da yapılan barış görüşmesini birinci delege olarak katıldı.1917 yılında sadrazamlığa yani başbakanlığa getirildi. Birinci Dünya Savaşı'ndan çekilen Rusya ile Breslitowsk'da yapılan barış antlaşmasına Osmanlı Devleti adına katıldı. Temmuz 1918'de sadrazamlıktan ayrıldı. Birinci Dünya Savaşı'nın Osmanlı Devleti için büyük bir yenilgi ile sonuçlanmasından sonra Ahmed İzzet Paşa'ya bıraktığı mektupta, millete karşı hesap vermek üzere geri geleceğini, gerekirse mahkemeye de çıkacağını bildirerek Almanya'ya kaçtı. Talat Paşa, 1921 yılında bir ermeni komitacısı tarafından öldürüldü.

ESERLERİ
1.Talat Paşa'nın Anıları
Alpay Kabacalı
T.İş Bankası Kültür Yayınları / Edebiyat Dizisi

Talat Paşa, küçük bir posta memuruyken İttihat ve Terakkii örgütü içinde yükseldi, örgütün sivil kanadının lideri oldu. Türkiye, tarihinin en çalkantılı ve bunalımlı dönemini onun iktidarda bulunduğu yıllarda yaşadı. Ve O, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar uzanan bir dizi siyasal gelişmenin merkezinde yer aldı... Talat Paşa'nın son yıllarında Berlin'de kaleme aldığı,
günümüz Türkçesiyle sunduğumuz anıları çok yakın tarihin -serpintileri bugüne kadar uzanan- en önemli olaylarına ışık tutuyor. Kitapta ayrıca, Talat Paşa'yla ölümünden kısa bir süre önce üç gün boyunca görüşen İngiltere Gizli Haberalma Servisi elemanlarından Aubrey Herbert'in bu görüşmeyle ilgili anı ve notları yer alıyor.

HAKKINDA YAZILANLAR

İstiklal Harbimizde Enver Paşa ve İttihat Terakki Erkanı
Kazım Karabekir
Tekin Yayınevi

Kurtuluş Savaşımızın başlıca kahramanlarından biri olan rahmetli General Kazım Karabekir'in (1882-1948) bu eseri, 1. Dünya Savaşında Osmanlı ordularının başkomutanı olarak yenilgiye düşüp Avrupa'ya kaçmış olan Enver Paşa ile Cemal ve Talat Paşalar gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti (Fırkası) kurucuları ve erkanının özellikle Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında yaptıklarını -belgelere dayanarak- anlatır. Önemli belgeler arasında Halk Şuralar Fırkası programı ile İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı nizamnamesi de vardır. 1920-23 yıllarını kapsayan bu değerli anılar, Enver Paşa'nın Kafkaslar'dan Orta Asya'daki feci öldürülüşüne kadar geçen bütün yaşamını anlattığı gibi, Onun ve yandaşlarının Kurtuluş Savaşındaki olumsuz etkinliklerini de belirtmektedir.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 13:03
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/345.jpg
Talip Özkan ( 02.08.1939) </B>
Türk Halk müziği denince Anadolu'nun ve Trakya'nın ses kültürü akla gelir. Bu kültürün kaynakları, çeşitli doğal ve sosyal olaylar çerçevesinde ezgi üretimini sürdürürler ve ses kültürümüze katkıda bulunurlar, bitmek tükenmek bilmeyen gayretle... Bir de bunları toplayan, kendine özgü yorumlarıyla uygulayan ikinci kuşak halk sanatçıları vardır. Çileli bir kuşağın sanat emekçileri diyebileceğimiz bu insanlar arasında halk müziğimize bir çok yönden hizmet etmiş olan Talip Özkan ismi kuşkusuz önemli bir yer tutar. Talip Özkan, halk kültürünü yaşayarak yaşatmaya gayret etmiş bir sanatçı.... Çocukluk yıllarından itibaren halk kültürünün dolayısıyla müziğinin içinde yoğrulmuş, daha sonraları ülkenin dört bir yanına sazı ve sesiyle ulaşmış Talip Özkan.... Talip Özkan'ın yaşam öyküsünü kısaca şöyle aktarabiliriz.
2 Ağustos 1939'da Denizli'de doğan Özkan, ilk ve orta öğrenimini Acıpayam'da Lise öğrenimini ise Denizli'de tamamlar. 1957-58 öğretim yılında Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Fransız Filoloji Bölümü'nü kazanır; böylece yüksek öğrenim yapma isteğinin ilk basamağına adım atmış olur. Türk Halk müziğinin önemli simalarından olan Muzaffer Sarısözen ile lise yıllarında Acıpayam'da tanışır... Sarısözen genç Talip Özkan'ın bağlamadaki icra tekniğini ve performansını göz önünde bulundurarak radyo emisyonlarına çağırır. Özkan yüksek öğrenim için Ankara'ya geldiğinde Ankara Radyosu'nun halk müziği programlarıa katılmaya başlar. Kısa zamanda kendini kabul ettirir ve radyo sınavlarını kazanarak profesyonel yaşamına ilk adımı atmış olur.
1960 askeri müdahalesi sonrası, İstanbul Radyosu'nda sanatçılığa devam eden Özkan, aynı dönemde yüksek öğrenimini de ihmal etmez. İstanbul'a geldiği yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'ne kaydolur. Bir süre fakülte ve radyo çalışmalarını birlikte götürür. İzmir Radyo'suna naklen atanmasından sonra Özkan'ın özel yaşamında ve meslek yaşamındaki sorumluluklarının ağırlaştığı görülür. Bu dönemde "koro şefliği" ve "öğretmenliği" birlikte sürdürür.
Türkiye Radyoları'nda, sanatçılığın yanısıra korist, koro şefi, öğretmen, derlemeci ve müfettiş olarak görev yapan nadir simalardan biridir.
Meslek yaşamının her aşamasında derleme faliyetlerine büyük önem veren Talip Özkan, Türkiye'nin bir kaç kenti hariç hemen her kentin, ilçe ve köylerinden halk ezgileri derlemiştir. Bu derlemelerin çoğunu kişisel çabalarla gerçekleştiren Özkan, 1967 yılında TRT kurumunun görevlendirmesiyle ilk resmi derlemesini gerçekleş tirir. TRT'nin düzenlediği 1. Folklor Derleme Gezişi için İzmir ve çevresinde yapılan çalışmalarda Veysel Arseven, Işıl Duygu Gülöksüz ve Talip Özkan görev yapmıştır. 100 kadar halk ezgisi, 8 tane masal, ramazan manisi ve çeşitli ninniler bu derlemede elde edilen malzemelerdendir.
Talip Özkan'ın her dönemde kendini geliştirme isteği onun yaşamı boyu müzik öğrenciliğini sürdürmesi gibi bir sonuç doğurmuştur. İzmir Radyosu'nda sanatçı ve şeflik görevlerini sürdürürken aynı zamanda Armoni, orkestrasyon, enstrumantasyon, kontrpuan gibi Batı müziği disiplinlerini de öğrenerek müzik donanımını geliştirmeyi bilmiştir.
1976-77 yıllarında Fransa'ya (Paris'e) yerleşerek halk müziği çalışmalarına Avrupa'da devam etmiştir. Avrupa'daki konser ve Türk müziği tanıtım çalışmalarını sürdürürken aynı zamanda Paris 8. Üniversitelerinde önce müzikoloji, sonra etnomüzikoloji doktorası yapan Özkan bu eğitimim 1988 yılın da tamamlamıştır. Halen Paris'te yaşamaktadır....
Bağlamada kendine özgü üslup ve icrasıyla bir ekol oluşturan Talip Özkan'ın bağlama çalışındaki, tarama tezeneli icra ve seri parmak hareketleri en belirgin özellikleridir. Sesini de aynı ölçüde dengeli ve tavrıyla kullanabilmektedir.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 13:03
Tamer Korkmaz ( 1964) </B>
1964 Bafra Samsun doğumlu. İlk ve ortaöğrenimini burada yaptı. 1986'da Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'ndan mezun oldu. Aynı yıl çıkış hazırlıkları yapan ZAMAN Gazetesi'ne girdi. 5 (beş) yıl Parlamento muhabirliği yaptı. 1997 kasımından itibaren 1 yıl Amerika'da bulundu. 1991 yılından itibaren köşe yazarlığı yapmaktadır.

Eseri: "Yalan Haber Dosyası"(1988)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:01
Raffi Kebabcıyan ( 1945)



--------------------------------------------------------------------------------
RAFFİ KEBABCIYAN: 1945 İstanbul doğumlu olan yazar ilköğrenimini Bezazyan Ermeni Okulu'nda aldı. Ortaokul ve liseyi Alman Lisesi'nde tamamladı. 1964'te Batı Alman Devleti'nin verdiği bir bursla, Göttingen Üniversitesi'nde kimya eğitimi almak üzere bu ülkeye gitti. Hala Hannver'de yaşıyor. 1976'da öykü yazmaya başlayan yazarın ilk öyküsü İstanbul'da Marmara gazetesinde yayımlandı. Beyrut, Tahran, Montreal, Paris ve Ermenistan'da çeşitli gazete ve dergilerde öyküleri yayımlandı.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:01
Ragıp Karcı ( 1945) </B>
1945 yılında Şanlıurfa-Siverek’te doğdu.Erzincan'da Askerî Lisede okudu. Ziya Gökalp Lisesi ve A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Devlet memuru olarak çalıştı. TRT'ye kameraman olarak girdi. Halen TRT'de yapımcı-yönetmen olarak çalıştı ve buradan emekli oldu.

ESERLERİ
Yeni Bir Sevda Süleymanı ve Bir Başkasının Kitabı adlı iki şiir kitabı bulunmaktadır

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:01
Rahimov Murtaza Gubaydulloviç ( 07.02.1934) </B>
Doğum Tarihi 7 Şubat 1934
Doğum Yeri Tavakanovo, Başkırdistan
Medeni Durumu:Evli
Eğitim Durumu Ufa Petrol Fakültesi
Bulunduğu Görevler 1956-1990 Petrol Kuruluşlarında çeşitli görevler, 1990 Başkırdistan SSC Milletvekili, Başkırdistan Cumhurbaşkanı 1996.
Halen Bulunduğu Görev Başkırdistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Aralık 2003)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:02
Rahmi Erdem </B>
ESERLERİ

1.Davam
A.Rahmi Erdem
Timaş Yayınalrı / Alternatif Düşünce Dizisi

Bu kitapta, Türkiye'de yarım asırdır bütün şiddetiyle devam eden iman ve küfür mücadelesine mührünü vuran, Hakikatin hakimiyeti için mağdur ve mazlum olmuş, dünya menfaalerini dine feda eden aziz ve bahadır insanların ibretli ve düşündürücü hayatlarını ve öze dönüş mücadelesini bulacaksınız.

2.Beyaz Gölgeler
A.Rahmi Erdem
Timaş Yayınları / Hatıra Dizisi

Bu kitapta; maddi mahrumiyet senelerinde, manevi varlığın sırrına ve zevkine erişmiş, meçhul asker hükmündeki bahadır insanların fazilet ve şerefle dolu ibretli hayat sahnelerini bulacaksınız.Bu kitapta, yeniden yetişmiş bir Alp Erenler kuşağıyla tanışacaksınız. O esaret sıkıntısı altında, Anadolu insanına sırrını bulacaksınız.

Bu kitapta, Hz. Bediüzzaman'ın köylüsüyle, askeriyle, subayıyla, polisiyle her kesimi kucaklayan ve bağrına basan, selamını almayan ve arkasını dönenlere bile selamını yenileyen İslami şefkat ve asaletini göreceksiniz.Bu kitapta, tarihi şeref ve fazilet mücadelesinde maziye mührünü vuran namsız ve nişansız kahramanların hayat hikayelerinden çarpıcı dersler çıkaracaksınız. Hülasa, bu kitapta kaybettiklerimizle tekrar kucaklaşmanın saadet ve sevincini yaşayacaksınız.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:02
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1558.jpg
Rahşan Ecevit </B>
BURSA - 1923, Namık Zeki Aral, Zahide - Robert Kolej - İngilizce - DSP Kurucu Genel Başkanı, DSP Genel Başkan Yardımcısı ve Örgüt Kurulu Başkanı - Evli.

HAKKINDA YAZILANLAR

TEYZE İLE PRENSES
Mahmut Çetin
Biyografi Net Yayınları

Teyze ile Prenses, Mahmut Çetin, Araştırmacı-yazar Mahmut Çetin’in yazdığı Teyze ile Prenses kitabı Biyografi Net Yayınları tarafından neşredildi. Daha önce Boğaz’daki Aşiret, X İlişkiler, Perinçek ve Aydınlık Hareketi ve Kart Kurt Sesleri gibi eserlere imza atan Mahmut Çetin, son kitabı Teyze ile Prenses’i eğlenceli bir eser olarak sunuyor. Kitapta Sultan Vahdettin ile Bülent Ecevit’in, Rahşan Ecevit’le Atatürk’ün sosyal doku beraberliğine şahit oluyoruz. Doğrudan bir akrabalık ilişkisi olmasa da birbirine zıt kişilikler olarak düşündüğümüz bu ünlülerin birbiriyle dolaylı şekilde irtibatı okuyucuya hoşça vakit geçirtecek gibi görünüyor. Kitaptaki olaylar, Sultan Vahdettin’in kızı Prenses Ulviye ile Bülent Ecevit’in teyzesi Ferhande Okday etrafında gelişiyor.

Teyze ile Prenses bağlantı örgüsü

Teyze; Bülent Ecevit’in annesi Nazlı Ecevit’in büyük teyzesi Ferhande Okday.
Prenses; Sultan Vahdettin’in kızı Prenses Ulviye.
* Son sadrazam Tevfik Paşa’nın oğlu İsmail Hakkı Okday’ın birinci eşi Prenses Ulviye, ikinci eşi Nazlı Ecevit’in annesinin teyzesi Ferhande Hanım. Yani Bülent Ecevit; Sultan Vahdettin’in üvey kuzeni.
* Refik Halid Karay, Bülent Ecevit, Engin Noyan… Üç farklı kuşaktan üç meşhur insan. Bu üç kişinin bağlantıları şöyle: Engin Noyan’ın annesinin dedesi Niyazi Halid, Refik Halid’in ağabeyi. Refik Halid’in teyzesi İsmet Hanım, Bülent Ecevit’in babaannesi.
* Rahşan Ecevit ile Aydın Boysan kuzen. Boysan Ailesi’nden Mecdi Boysan, Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan’ın kocası.
* İsmail Hakkı Okday’ın kardeşi Şefik Okday’ın torunu Aylin Okday, Alp Yalman’ın yeğeni Ahmet Yalman’la evlenir.
* İsmail Hakkı Okday’dan boşanan (Sultan Vahdettin’in kızı) Prenses Ulviye, Ali Haydar Germiyanoğlu ile ikinci evliliğini yapar.
* Ali Haydar Germiyanoğlu’nun ikiz kardeşi Celalettin Germiyanoğlu’dur. Manken Billur Kalkavan, Celalettin Germiyanoğlu’nun torunu.

Rahşan hanıma aşina olmak
Perihan Mağden
Radikal 11/08/2002

AF'la ilgili de bu yapıldı. Akla
havsalaya sığmayacak bir 'Rahşan Bashing.'
Evet, medyacılığımızda sıkça 'Rahşan' diye çağrılıyor, manşetleniyor Rahşan Ecevit. Tansu Çiller de öyle; zamanında her birinin arzu objesiydi, onlara en aşina kadın tipi o zira, kıymetten düştüğünde 'Tansu'lanıveriyor. Bir de Recep Tayyip Erdoğan. Ondan da sıkça 'Tayyip' diye söz edildiğine tanık oluyoruz.

Siz hiç manşetlerde, haberlerde, orda burda Mesut Yılmaz'dan 'Mesut', Bülent Ecevit'ten 'Bülent', Kemal Derviş'ten 'Kemal' diye bahsedildiğine tanık oldunuz mu?

Herkesin isim ve soyadıyla ya da yalnızca soyadıyla anıldığı bu topraklarda, demek yalnızca küçümsemek/aşağılamak/istihzayla da dolu haddini bildirmek üzere uygulanan bir yöntem bu: Politikaya soyunmuş kadınlara ve Kemalist azgınları köpürten dincilere karşı.

Rahşan hanım, Bülent beyin hastalığının en kritik günlerinde öyle bir kadın düşmanlığı taarruzuna maruz bırakıldı ki... Medyalamacılığımızın misojinist tugayları, her taze güne yepyeni ve edepsizliği ayyuka varan saldırılarla başlamaktaydı. Rahşan hanım bir kere, evine, son zamanlarda siyaseten doğrucu 'yardımcı' sıfatıyla taçlandırılan hizmetçi/temizlikçi/ahçı/uşak/kölelerden sokmayı kabul etmiyordu. Yemekleri O yapıyor, telefonları
O açıyor, kocasının bakımını O üstleniyor, çayı
O demliyor, ikisiyle ilgili özel kararları -en fenası buydu işte- O alıyordu.

Rezaletti! Üst sınıftan bir kadın nasıl olur da her işe kendi koşturur, aylığı 200-300 milyondan birkaç ev kölesini bütün işlere koşmaz, kocasını kuru pasta ve çayla besleyeceğine kol böreği açtırtıp hünkârbeğendili/misafirli/şenlikli sofralar kurdurtmazdı?

Özellikle 'kuru pastalar'a sardırdılar da sardırdılar. 78 yaşındaki Başbakanımızın sağlık sorunlarının müsebbibi nerdeyse bu kuru pastalar haline geldi. Çayla yenilen tümmm o 'kuru' pastalar.
Ben Ecevit çiftinin bundan en az iki-iki buçuk yıl önce politika sahnelerimize veda etmesi taraftarıydım. Kendilerine mandalina bahçeleri içinde, elceğizlerimle bir taş ev inşa etmeyi önermişliğim vardır. (Girin: arşivden bakın.) Ecevit'in başbakanlığında Tantan+Türk ikilisince düzenlenen operasyonun vebali ve ölüm oruçlarındaki giden canların acısı, benim onları siyaseten sonsuza dek affedebilemeyecek olmama yeter de artar bile.
Ama misojinist basınlama tugayları tarafından bu yaşlı çifte yapılan muameleler, insani değildi. Dahası benim gibi hisseden bir sürü, bir sürü insanın yüreğini sızlattı. Ne Türklere, ne de kimseciklere yakışmaktaydı.

Rahşan Ecevit'in kız kardeşi beyaz kabarık saçları uzun etekleri ve ayağında çizmeleriyle kendini adadığı hayvan barınağından -nerdeyse- çıkıp onlara geldiğinde; düşmanlık, yabancılama, alışık olmadığını nefretle karşılama hisleri, tam anlamıyla tavan yaptı.

Evet bu köşe yazarları, bu basın mensupları, bu misojinist (kadın düşmanı) tugaylar Rahşan hanıma, kız kardeşine; böyle bakımsız, sosyal statüsünü bağırmayan, makyajsız, süssüz püzsüz, adanmış, bir nevi misyoner kadın tipine aşina değillerdi. Ve aşina olmadıkları bu figürler onlarda denetimsiz bir öfke ve nerdeyse kin yaratmaktaydı.

Rahşan Ecevit'in bej eteği, gömleği, kahverengi kemeri, çantası, dümdüz ayakkabılarına bakıp, ince telli düz saçlarına, boyasız, kemikli yüzüne bakıp içim sızlarken; bende yarattığı aşinalık hissini fotoğraflamadan edemedim. Rahşan hanım ve kız kardeşi anneme, annemin arkadaşlarına, benim etrafında büyüdüğüm kadın kabilesinin üyelerine benziyorlardı.

Ben eve 'yardımcı' sokmanın bir nevi travma nedeni olduğu bir evde büyütülmüştüm. Annem iki haftada bir kere filan rimel sürerdi, gümüş takılar takardı; ama kuaförsüzdü, makyajsızdı, saçlarını boyatmazdı. Bize hemen hemen hiç misafir çağrılmazdı. Ben bu 'tarz' kadınlara aşinaydım.

Benim cinimi tepeme çıkaran kadınlar; kat kat tayyörler, fondötenler, köleler, fiskos masaları, farbelalı örtüler, pırlantalar, altınlar, ince topuklu vahşi ayakkabılar içindeki bütün o sarıya boyanmış saçlı, kat kat gerdanlı, vicdandan ve her nevi empati hissinden muaf PASTA KADINLAR'dı. Tırmanıcı ve Tırmalayıcı yaratıklar.

Ben onların arasında, onlar tarafından, onların tavsiyeleri ve muhteşem kafalama taktikleriyle büyütülmemiştim. Görüntüleriyle dahi sinirden başımı döndürüyor, midemi bulandırıyorlardı. Ağızlarını açıp cevherlerini saçmaya başladıkları anda, korkuyla büzülüyordum.

Evet, onlar benim için YABANCI'ydı. Düşmandı. Gaddardı. Katlanılmazdı. Yaralayıcı ve zararlıydı. Müthiş bir ideoloji değirmeninin başında, nefret ettiğim 'değerlerini', 'görüşlerini' ve dahası 'yavrularını' öğütüyorlardı.

'Rahşan Karalama' kampanyalarının asli tugaylarının aşina oldukları kadın tiplerini: yani onların karılarını, kızlarını, sevgililerini, teyzelerini, arzu nesnelerini, annelerini şöyle bir gözümün önünden uçuru uçuruverdim. Sonra onları kötülük bulutlarındaki yerlerine koyverdim: Bugünlük bu kadar yeterdi.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:02
Raif Vırmiça </B>
HABER
Gostivar Konserinde “Doğru Yol” Derneğinin Sanat Dehası Sergilendi
www.makturk.com 11.11.2005

Gostivar’da hasretle beklenen Doğru Yol Derneği sanatçıları büyük ilgiyle ve sevgiyle karşılandı. - “Namık Efendi” Eğitim, Kültür, Sanat ve Spor Derneği üyelerinin unutulmaz misafirperverliği. - Heyecan dolu konserle 20 yıllık hasret giderildi.

Daha önceki yazımızda “Doğru Yol” derneğinin kısa bir zamanda Makedonya turnuvasına çıkacağını bildirmiştik. Ramazan ayı dolayısıyla bu derneğin Tasavvuf Müziği kolu, Yukarı Banisa’da yeni kurulan “Namik Efendi” derneği daveti üzere, 1 Kasım 2005 tarihinde Gostivar’ın Kültür Evi salonunda muhteşem sanatçı kadrosuyla heyecan dolu ve hasretle beklenen konserle Gostivar seyircisinin karşısına çıktı. Sanatçı Sayın İrfan Şekerci başkanlığında Gostivar konserine 26 kişilik bir ses ve saz kadrosu katılmıştır. Tasavvuf Müziği Kolu Başkanı, Sayın Başkim Çabrat’ın teveccühündeki orkestrayı: Kemanlar: Reşit İsmet, Daşni Veşal, Kanunlar Başkim Çabrat, Raif Vırmiça, Ut: Zekeriya Vırşevça, Akordiyon: Fikret Menekşe, Orglar: Ali Babayonos, Besim Müdüt, Bas Gitar: Tahir Luma, Ritimler: İbrahim Etek, Bayram Dobroş. Solistler: Fadıl Şalyan, Agim Fişar, Nevzat Şundo, Reyhan Kantarci, Vahit Ergin, Ramadan Uka, Krenar Çoça, İlir Temay.

Hoş bir hava içinde geçen yolculuktan sonra Gostivar’a varan “Doğru Yol” derneği sanatçıları, Gostivar girişinde “Namik Efendi” Eğitim, Kültür, Sanat ve Spor derneğinin mümtaz üyeleri ve genç başkanı Sayın Hayati Şaban tarafından karşılanmıştır. Müteakiben Yukarı Banisa’da bulunan dernek binasına konuk edilen sanatçılarımız, bura vatandaşlar tarafından büyük bir hevesle ve saygıyla karşılanmıştır. İki dernek arasında yapılan konuşmalardan sonra, dernekler arası “Kardeş Kurulu Protokolü” imzalanmıştır ve mukabil plaket ve hediyeler dağıtılmıştır. Yukarı Banisa’nın çok güzel camiinde namazlarını kıldıktan sonra, her iki dernek üyeleri kısa Gostivar gezisine çıkmıştır, akabinde ev sahipliği yapan dernek tarafından çok meşhur tertiplenen zengin iftar yemeği de yenilmiştir.

Bütün hafta boyunca halk arasında konuşulan ve sabırsızlıkla beklenen konsere 600 kadar seyirci katılmıştır. Konser öncesi eski dost ve arkadaşlarıyla karşılaşan üyelerimizin çoğunda heyecanın olduğu hissedilmiştir, çünkü 20 sene kadar geçen bir zamandan sonra yeniden eski arkadaşları görmek ve onlara kavuşmak, hepimiz için heyecan dolu bir andı. “Namik Efendi” derneğinin genç temsilcisi tarafından yapılan sunuş konuşmasıyla, Pakistanlı depremzedelere yardım meramlı tertiplenen Gostivar konserinin ilk bölümünde tasavvuf müziği, ikinci bölümü de Türk halk ve sanat müziğine adanmıştı. Sayın Başkim Çabrat teveccühünde tertiplenen bu konser de çok azimli bir çalışma ve ahenk içinde akıp gitmiştir. Tam anlamıyla Gostivar seyircisine bir tasavvuf ziyafeti sergilenen konserde, birbirinden çok güzel 20 kadar ilahi ve kaside okunmuştur. Gostivar konseri için hususi yapılan yeni düzenlemelerde de yeniden bütün ses ve saz sanatçısının ustalık ve kabiliyetleri dile getirilmiştir. Konuk sanatçı olarak konsere Kalkandelen’den birkaç ilahi ile katılan tasavvuf müziği hocası Sayın Abbas Yahya da seyirci tarafından büyük ilgi görmüştür ve hoş sesiyle konsere apayrı bir renk katmıştır. Sabah makamındaki keman taksimiyle ve Elveda ey Şehri Ramazan ilahi ile başlayan konserlerin ilk bölümü hemen seyircinin büyük ilgisini çekmişti. Muayyen Kürdi, Kürdili Hicazkâr, Uşak ve Hicaz makamında birbirinden güzel ilahilerle devam eden konserin son bölümü, Segâh ve Hüzzam makamına ayrılmıştı. Segâh peşrevinden sonra tekbirin müteakiben de salâvatların ve ezanın okunması seyircideki heyecanı doruğa ulaştırmıştır. Sanatçılarımız alkış yağmuruna tutulmuştur. Konserin ikinci bölümünde genç solistlerimiz tarafından icra edilen şarkı ve türküler hem genç hem de diğer seyircinin büyük ilgisini çekmiştir alkış yağmuruna uğramıştır. Konserin bitmesine rağmen seyircinin salonu uzun bir süre terk etmemesi ve alkışlaması bu konserin ne kadar başarılı olduğunun en büyük kanıtını oluşturmaktadır. Müzik bölümünün bitmesinden sonra sahneye çıkan her iki dernek başkanı tarafından yapılan konuşmalarda bu tür konserlerin mukabil olarak her iki dernek tarafından ileride de yapılması ve dernekler arası işbirliğin her yönde devam etmesi, imzalanan protokolün gerçekleşmesi istenmiştir. Konser sonrası düzenlenen kahve molasında iki dernek üyeleri ve “Doğru Yol” derneğinin eski dostları bir araya gelip hasretlik duyguları giderilmiştir. Ramazan ayında sırasıyla altıncı temsili oluşturan Gostivar konseriyle, Ramazan faaliyetlerine son veren “Doğru Yol” derneği, bir daha oradaki seyircisine, bu derneğin yalnız Prizren'de ve Kosova'da değil, bütün Balkanlar’da Türkçenin övüncü, Türklüğün ve Türkçenin bayrağını dalgalandıran, bu amaçta hizmeti en kutsal ve onurlu bir görev olarak bilen ve soydaşlarımız arasında kültürel köprülerin kurulmasında bu görevinin hala devam ettiğini bir daha kanıtlamıştır. Aynı zamanda bu yörelerdeki Türk kültürünü, sanatını, müziğini ve halk danslarını teşhir etmekle çok yönlü bir kültürel misyonuyla da üstlenmiş olduğunu ve bu soylu vazifesini başarıyla gerçekleştirdiğini ispatlamıştır. Yapılan yeni örgütlenmeyle, hususiyetle de İrfan Şekercinin başkan seçilmesiyle, dernekte yeniden sanatın geniş yararlı olma niteliği göz önünde tutulmaya başlanmıştır, Türk musikisinin estetik değerleri teşhir edilmeye çalışılmıştır, dolayısıyla dernekte yeniden Türk musikisinin sanat dehası güncelleşmeye başlanmıştır. “Doğru Yol” derneği son yapılan faaliyetler sayesinde Türk sanatçının insancıl görüşünü, ahlakını, yaşam tarzını, zevkini, estetik anlayışını, dinini, dilini geniş bir çevreye yayarak, bu sahadaki Türk damgasının nasıl korunduğunu göstermiştir. Bugün Kosova Türk musikisinin bir ekolü olarak bilinen "Doğru Yol" derneği ta baştan beri yalnız üyelerine değil, genelde bura Türk insanına kültür ve sanat eğitimini verip, diğer derneklere ve kuruluşlara tek örnek olduğunu, dolayısıyla bu yörelerde biz Türklerin sayıca az olmamıza rağmen, sanat alanında bir dev olduğunu kanıtlamıştır.

Gostivar turnesinde ev sahipliği yapan “Namik Efendi” Eğitim, Kültür, Sanat ve Spor Derneği, 2002 yılında Gostivar -Yukarı Banisa’da kurulmuştur. Kendisi gibi çok genç bir kadroya sahip olan dernek, kuruluşundan günümüze kadar yapmış olduğu faaliyetlerinde Gostivar ve yöresinde Türk kültürünün, yazının, örf, adet, gelenek ve göreneklerinin yaşatılmasında ve muhafaza edilmesinde önemli adımlar atmıştır. Artı dernek çerçevesinde 2003 yılından itibaren “Dere” adında Mevsimlik Edebiyat, Kültür, Sanat ve İrfan dergisi de yayınlanmaktadır. Gostivar ziyareti esnasında “Doğru Yol” derneği üyelerine, başta “Namik Efendi” dernek başkanı Sayın Hayati Şaban’a ve diğer dernek üyelerine göstermiş oldukları misafirperverlik ve sundukları üstün saygı ve samimiyet için, bütün Doğru Yol derneği camiası adına teşekkür eder çalışmalarında başarılar dileriz.

Not: Raif Vırmiça
http://www.makturk.com

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:04
Ramazan Balcı </B>
1963 yılında Konya’da doğdu. İlk tahsilini doğduğu köyde, lise tahsilini Konya İmam Hatip Lisesinde tamamladı. Bir süre imam hatiplik görevinde bulunduktan sonra Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden mezun oldu.
Anadolu’daki öğretmenlik yıllarının ardından İstanbul’a geldi. Uzun bir süre “Osmanlı Arşivleri”nde çalışan yazar, aynı dönemde İstanbul Üniversitesinde “Sarıkamış Harekatı” adlı doktora çalışmasını tamamladı.
x

Dr. Ramazan Balcı iletişim:
ramazanblc@yahoo.com
x

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:04
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/3921.jpg
Ramazan Özey </B>

Prof. Dr.Ramazan ÖZEY
Doğum Yeri:Akseki Köyü, Bozdoğan-AYDIN
Doğum Tarihi: 1955
Yabancı Dili: İngilizce

Uzmanlık Alanları: Coğrafya Eğitimi, Beşeri Coğrafya, Siyasi Coğrafya, Bölgesel Coğrafya, Türkiye Coğrafyası

İLETİŞİM

Elektronik Posta (Email) Adresi
rozey@marmara.edu.tr
rozey@ramazanozey.net
ramozey@hotmail.com

Web Sayfası
http://www.ramazanozey.net

AKADEMİK UNVANLARI (Üniversitesi ve Tarihi)

Lisans: Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü’nden 5.7.1979 tarihinde mezun oldu.

Yüksek Lisans: Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü’nde, “Güzelyayla Köyü’nün Coğrafi Etüdü” adlı tez ile 19.11.1982 tarihinde tamamladı.

Doktora: Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde, “Dumlu ve Çevresi- Bölgesel Coğrafya Açısından Bir Araştırma” adlı tez ile 29.10.1985 tarihinde doktorasını verdi.

Doçentlik: Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi’nde iken, 4 Ekim 1993’de doçent oldu.

Profesörlük: Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi’de iken, 17 Haziran 1999’da Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalında profesör oldu.

Halen: Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Orta Öğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölümü, Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalı’da Profesör olarak görev yapıyor.

MESLEKİ DENEYİM

1. Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Araştırma Görevlisi ve Yrd.Doç. Dr. (1981/1991),

2. Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Türkiye Coğrafyası Anabilim Dalı Başkanlığı-(1987-1991),

3. Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölümü Başkan Yardımcısı (1995-1999),

4. Marmara Üniversitesi, Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı (1995-1999) ve Coğrafya ve Demografi Anabilim Dalı Programı Başkanı (1995-1999),

5. Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Orta Öğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölümü, Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalı’nda Profesör olarak görev yapıyor.

6. Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalı Başkanlığı (201- devam ediyor),

7. Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Orta Öğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölüm Başkanlığı (2001- Devam ediyor)

ARAŞTIRMA İLGİ ALANLARI

1. Coğrafya Öğretiminin Standartları ve Kalite Geliştirme
2. Farklı Ülkelerde Coğrafya Dersi Müfredatı Karşılaştırılması
3. Konu Alanı ve Ders Kitabı İncemesi
4. Coğrafyada Kalkınma Modellerinin Analizi
5. Coğrafi bilgi Sistemleri
6. Coğrafya Eğitimi
7. Bölge Planlama ve Kalkınma
8. Şehir Coğrafyası ve Sorunları
9. Jeopolitik
10. Nüfus Coğrafyası
11. Siyasi Coğrafya
12. Türk Dünyası ve Sorunları
13. Ortadoğu ve Sorunları
14. Doğal Afetler
15. Sosyal Afetler
16. Teknolojik Afetler
17. Günümüz Dünya Sorunları
18. Dünyadaki Doğal Sorunların Coğrafi Analizi
19. Coğrafya Eğitiminin Tarihsel ve Çağdaş Kaynakları
20. Coğrafya Eğitimi Düşüncesinin Temelleri
21. Dünyadaki Beşeri Sorunların Coğrafi Analizi
22. Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme

OKUTTUĞU DERSLER

Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme (Tezsiz Yüksek lisans)
Konu Alanı ve Ders Kitabı İncelemesi (Tezsiz Yüksek Lisans)
Dünyadaki Doğal Sorunların Coğrafi Analizi (Tezsiz Yüksek lisans)
Coğrafya Eğitiminin Tarihsel ve Çağdaş Kaynakları (Tezli Yüksek Lisans)
Coğrafya Eğitimi Düşüncesinin Temelleri (Tezli Yüksek Lisans)
Ortadoğu Ülkeleri Siyasi Coğrafyası (Tezli Yüksek Lisans)
Ortadoğu Ülkeleri Beşeri Coğrafyası (Tezli Yüksek Lisans)
Coğrafyada Kalkınma Modellerinin Analizi (Doktora)
Farklı Ülkelerde Coğrafya Dersi Müfredatı Karşılaştırılması (Doktora)
Coğrafya Öğretiminin Standartları ve Kalite Geliştirme (Doktora)
Coğrafya Eğitimi seminerleri (Doktora)
Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) (Doktora)

ALDIĞI ÖDÜLLERİ

1. Çağdaş Bilgiler Merkezi’nin 1995 Yılı Onur Ödülü.
2. Gökkuşağı Fikir Ocağı’nın 1995 Yılı Yılın Altın Bilimadamı Ödülü.
3. Çağdaş Bilgiler Merkezi’nin 1997 Yılı Bilim Ödülü.
4. Biruni Bilgi Uzayı (İnternet) Merkezi’nin 1998 Yılı Gold Bilişim Ödülü.
5. Gökkuşağı Fikir Ocağı’nın 1998 Yılı Altın Bilimadamı Ödülü.
6. İbni Sina Web Tasarım Merkezi’nin International Gold Design-1998 Ödülü.
7. Gökkuşağı Fikir Ocağı’nın 1998 Yılı Altın Fikir Ödülü.
8. Tarih ve Medeniyet Dergisi’nin 1999 Yılı Bilim Ödülü.
9. Yesevi 8. Yıl Sevgi ve Hoşgörü Ödülü, Türk Dünyası Araştırmaları Ödülü, 2001.


ÜYESİ OLDUĞU, GÖREV ÜSTLENDİĞİ ULUSAL VE ULUSLAR ARASI KURULUŞLAR

1. Türk Coğrafya, Marmara Coğrafya, Doğu Coğrafya, Fırat Coğrafya, Gazi Kastamonu Eğitim Coğrafya, Kocatepe Uşak Eğitim Coğrafya Dergilerinde Bilimsel Hakemlik.
2. Yesevi Dergisi Yayın Kurulu Üyesi
3. Tarih ve Düşünce Dergisi Yazı Kurulu Üyesi.

PROJELER-UYGULAMALAR

1. Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü, 1985/21 karar no ve 1985/16 no proje ile “Dumlu ve Çevresinde Kalkınmayı Güçleştiren Başlıca Sosyo Ekonomik Sorunları.” Konulu proje iki yılda (1985-1986) tamamlanmıştır.

2. Devlet Planlama Teşkilatı, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Bölgesel Gelişme Politikaları Komisyonunda Uzman olarak çalıştı ve 1993 yılında II. Alt Komisyonu için bilimsel rapor hazırladı

BİLİMSEL ÇALIŞMALARI

Yayınlanmış Kitapları

1. 1985, Bölgesel Coğrafya Açısından Bir Etüd-Dumlu ve Çevresi. Atatürk. Ü. Fen-Ed. Fak. Coğrafya Bölümü,Doktora Tezi, Erzurum.
2. 1993, Serçeme Havzasının Coğrafi Etüdü. Marmara Üniv. Atatürk Eğitim Fak.Coğrafya Eğitimi Bölümü, Teksir baskı, İstanbul.
3. 1994, Ülkeler Coğrafyası. Liseler İçin Ders Kitabı. Öz Eğit-Der Yay- No.9., İstanbul
4. 1996, 21.Asrın Ufkunda Türkiye Marifet Yay., İstanbul.
5. 1996, İslam Dünyası. Erkam yayınları, İstanbul.
6. 2004, Dünya Denkleminde Ortadoğu (Ülkeler-İnsanlar-Sorunlar). Aktif Yayınları, (3.Baskı), İstanbul.
7. 1998, Jeopolitik ve Jeostratejik Açıdan Türkiye Marifet yay., İstanbul
8. 1998, Sosyal Bilgiler Ders Kitabı. İlköğretim 6. (Deliorman, A., Efe, R., ile birlikte), Bayrak Yayınları. İstanbul.
9. 1998, Sosyal Bilgiler Ders Kitabı. İlköğretim 7. (Deliorman, A., Efe, R., ile birlikte), Bayrak Yayınları. İstanbul.
10. 1998, Türkiye Üniversitelerinde Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi. Özeğitim Yayınları No.33, İstanbul.
11. 12. 1999, Dünya Platformunda Türk Dünyası. Aktif Yayınları, 3. Baskı, İstanbul.
12. 2004, Dünya ve Türkiye Ölçeğinde Siyasi Coğrafya. Aktif Yay. (3.Baskı),İstanbul.
13. 1999, Siyasal ve Sosyal Açıdan Türkiye. Marifet yay., İstanbul
14. 2000, Depremle Uyanmak. Ekev yay., İstanbul.
15. 2000, Dünya Hâkimiyet Teorileri ve Merkezi Hâkimiyet Teorisi. Marifet Yay., İstanbul
16. 2000, Yaşadığımız Dünya. Ekev Yay., İstanbul
17. 2001, Çevre Sorunları. Aktif Yayınları, İstanbul
18. 2002, Türkiye Coğrafyası ve Jeopolitiği. Aktif yayınları, İstanbul..
19. 2003, Avmerikalılaşmak. Aktif yayınları, İstanbul.
20. 2003, Küresel İşgal. Aktif yayınları, İstanbul.
21. 2004, Günümüz Dünya Sorunları. Aktif Yayınları (2.Baskı) İstanbul.
22. 2004 Dünya ve Ülkeler Coğrafyası. Aktif Yayınları (5.Baskı), İstanbul


Ders veya Kurs Notları

1. 1986, Amerika Coğrafyası’na giriş. Atatürk Üniv. Fen-Ed. Fak. Coğrafya Bölümü, Basılmış Teksir Baskı Ders Notları, Erzurum.
2. 1986, Okyanusya Coğrafyası. Atatürk Üniv. Fen-Ed. Fak. Coğrafya Bölümü, Basılmış Teksir Baskı Ders Notları, Erzurum.


Uluslar arası Hakemli Dergilerdeki Yayınlar

1. 1996, “Tourism and Tourist Evaluation of Turkish People.” United Nations Conference on Human Settlements, Habitat II City Summit, The Global Busines Agenda of Müsiad, 30 May-2 June, 1996, İstanbul.
2. 1998, “A Scientific Assessment in terms of Historical Geography of the Qatar, Bahrain and Hawar Islands.” Katar Devleti, Uluslar Arası Adalet Divanı, Date of report;November 1998, İstanbul.
3. 2000, “Kafkasya ve Kafkasya Ülkeleri.” Başbakanlık TİKA, Avrasya Etüdleri Sayı 17, s.21-40. Ankara
4. 2000, Caucasia and The Caucasian Countries.” T.R. Primeministry TICA, Eurasian Studies. 17 Spring-Summer 2000, p. 21-40, Ankara/Turkey
5. 2000, “Türkiye’nin Sınırları ve Sınır Problemleri.” Başbakanlık TİKA, Avrasya Etüdleri Sayı 18, Ankara
6. 2000, “Turkey’s Borders And Border Disputes” T.R. Primeministry TICA, Eurasian Studies., 18, Ankara/Turkey
7. 2001, “Türk Dünyası’nın Jeopolitik Önemi ve Başlıca Problemleri.” Başbakanlık TİKA, Avrasya Etüdleri Sayı 20, Ankara


Uluslar arası Kitap ve Dergilerde Basılı Yayınlar

1. 1985,“Güzelyayla Köyü Yaylası.” Türk Dünyası Araş. Derg. Sayı.34, S.204-215, İstanbul.
2. 1987,“Dumlu Ve Çevresi’nde Kom Yerleşmeleri.” Türk Dünyası Araş. Derg. Sayı.49, S.119-126, İstanbul.
3. 1990,“Olukbaşı, Kızılca Ve Dutaağaç (Bozdoğan-Aydın) Köylerinde Kıl Çadır Dokumacılığı.” Türk Dünyası Araş. Derg. Sayı.68, S.163-190, İstanbul.
4. 1991,“Bozdoğan Ve Çevresinde Bahçe Evleri.” Türk Dünyası Araş.Derg.Sayı.71, S.121-143, İstanbul
5. 1995, “Türkler ve Türk Dünyası.” Yesevi Dergisi. Sayı 24, s.15, İstanbul.
6. 1996, “Gökoğuz (Gagauz) Yeri Türk Cumhuriyeti.” Yesevi Dergisi. Sayı 29, s.39, İstanbul.
7. 1996, “Sibirya Türkleri.” Yesevi dergisi. Sayı 36, s.6, İstanbul.
8. 1996, “Türk Dünyası (Sosyo-Ekonomik Yapısı).” Tarih ve Medeniyet Dergisi. Sayı 33, s.57-61, İstanbul.
9. 1996, “Türkler ve Türk Dünyası.” Yesevi Dergisi. Sayı 27, s.29-31, İstanbul.
10. 1996, “Uluğ Türkistan ve Güney Türkistan.” Yesevi Dergisi. Sayı 31, s.38-39, İstanbul.
11. 1997, “Çeçenistan’ın Yeni Düşmanları; İşsizlik, Açlık ve Soğuk.” Çeçenistan Dosyası, İhlas.Net, Web Factory, İstanbul.
12. 1997, “Özbekistan.” Tarih ve Medeniyet Dergisi. Sayı 42, s.8-15, İstanbul.
13. 1997, “Saha Eli (Yakutistan).” Yesevi Dergisi. Sayı 41, s44, İstanbul.
14. 1997, “Türkmenistan.” Tarih ve Medeniyet Dergisi. Sayı 35, s.8-13, İstanbul.
15. 1998, “Tarihte Türk Devletleri.” Yesevi Dergisi, Yıl 5, sayı 59, s.25-27, İstanbul.
16. 1998, “Türkiye Aksırsa, Kıbrıs nezle Olur (Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Dünü, Bugünü Ve Geleceği).” Tarih ve Medeniyet Dergisi. Sayı 55, Ekim, 1998, İstanbul.
17. 1999, “Dünyaya Nasıl Hükmedilir? (Dünya Hakimiyet Teorileri Ve Merkezi Türk Hakimiyet Teorisi).” Tarih ve Medeniyet Dergisi. Yıl.5, Sayı.59, İstanbul.
18. 1999, “The Lands Under The Rule of The Ottomans.” The Great Ottaman-Türkish Civilisation 1 Politics, p. 221-226, Yeni Türkiye, Ankara
19. 2001, “Eksen Ülkeler Hakimiyet Teorisi ve Türkiye.” Yesevi Dergisi, Yıl 8, sayı 87, s.24-25, İstanbul.


Uluslar arası Konferanslarda Sunulan Tebliğler

1. 1996, “Tourism and tourist evaluation of Turkish People.” United Nations Conference on Human Settlements, Habitat II City Summit, The Global Busines Agenda of Müsiad, 30 May-2 June, 1996, İstanbul.
2. 1996, “Türk Halkının Turist ve Turizm Değerlendirmesi. United Nations Conference on Human Settlements, Habitat II, TGV, İstanbul.
3. 1998, “Kafkasya’nın Etnik ve Coğrafi Yapısı.” Fatih’ten Atatürk’e Türk Dünyası Sempozyumu, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı, 18-31 Mayıs 1998, İstanbul.


Ulusal Dergilerdeki Yayınlar

1. 1986,“Fin Destanı Kalevala’da Coğrafi Görüşler I.” Atatürk. Ü. Fen-Ed. Fak. Araş. Derg. Sayı.14, S.215-223, Erzurum.
2. 1987,“ Turizm Bakımından Değerlendirilememiş Bir Yöremiz;-Dumlu (Erzurum) Ve Çevresi.” Turizm Yıllığı-1987, Türkiye Kalkınma Bank. Yay. S.66-74, Ankara.
3. 1987,“Bölgesel Coğrafya Açısından Köy Coğrafya Etüdü Hakkında.” Atatürk Ü. Fen-Ed .Fak. Araş. Derg. Cilt.15, S.65-72, Erzurum.
4. 1988,“Bayburt Ve Çevresinin Coğrafi Özelliklerine Genel Bir Bakış.” Türk Tarihinde Ve Kültüründe Bayburt Sempozyumu, 22-25 Mayıs 1988, Sempozyum Kitabı, Bayburt.
5. 1988,“Fin Destanı Kalevala’da Coğrafi Görüşler Iı.” Atatürk Ü. Fen-Ed. Fak. Araş. Derg. Sayı.16, S.183-199, Erzurum.
6. 1988-89,“Turizm Coğrafyası Açısından Bir Araştırma; Bayburt İli.” Turizm Yıllığı-1988-89, Türkiye Kalkınma Bank. Yay. S.120-131, Ankara.
7. 1990,“Fırat-Karasu Kaynakları Çevresinde Köy Yerleşmeleri; Dumlu Ve Çevresi.” Fırat Ü. Coğrafya Sempozyumu, 14-15 Nisan 1986, S.213-234, Elazığ.
8. 1990,“Gümüşhane Ve Çevresindeki Kırsal Yerleşmelerin Başlıca Coğrafi Sorunları Ve Çözüm Yolları.” Geçmişte Ve Günümüzde Gümüşhane Sempozyumu. 13-17 Haziran 1990, S.307-383, Gümüşhane.
9. 1991,“Rekreasyon Amaçlı Bir Turizm Yöremiz; Serçeme Vadisi.” Turizm Yıllığı-1991, Kalkınma Bank. Yay. S.40-52, Ankara.
10. 1992,“Fırat-Karasu Kaynakları Çevresindeki Kırsal Yerleşmelerin Başlıca Sosyoekonomik Sorunları Ve Çözüm Yolları-Erzurum Merkez İlçesi Ve Çevresi.” Fırat.Ü. Fırat Havzası Sosyal,Kültürel Ve Ekonomik Kalkınması Sempozyumu Kitabı, 7-9 Nisan 1988, S.517-549, Elazığ.
11. 1993,“D.P.T. Çalışmalarına Coğrafi Açıdan Bir Yaklaşım.” Türk Coğrafya Kurumu, Araş. Derg. S.28, İstanbul.
12. 1994,“Coğrafi Bölgeler Perspektifinde Kalkınma Modelleri.” Türk Coğrafya Kurumu, Araş. Derg. S.29, İstanbul.
13. 1994,“Serçeme Çayı Havzasının Yerleşme Özellikleri.” Atatürk Üniv. K. K. Eğitim Fak. Doğu Coğrafya Derg. Sayı.1, Erzurum.
14. 1996, “1913’de İstanbul Vilayeti.” Türk Coğrafya Kurumu, Araş. Derg. S.31, İstanbul.
15. 1996, “Fildişi Sahili.” TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 13, s.75-76, İstanbul.
16. 1996, “Osmanlı Döneminden Bugüne Orta Öğretimde Coğrafya Eğitimi Ve Öğretimi.” 2. Ulusal Eğitim Sempozyumu Kitabı, 18-20 Eylül 1996. Marmara Üniv. Atatürk Eğt. Fak. 1996. İstanbul.
17. 1996,“Osmanlı Döneminden Bugüne Coğrafya.” Ankara Üniv. D.T.C.F. 3. Ulusal Coğrafya Sempozyumu, Kitabı Baskıda, Ankara.
18. 1997, Türkiye’nin Sınıraşan Suları ve Sorunları.” Doğu Coğrafya Dergisi, Sayı 2, s.49-68, Erzurum.
19. 1998, “1897’de İstanbul.” Marmara Coğrafya Derg., Sayı 1, İstanbul.
20. 1998, “19.Asırda Edirne Vilayeti Coğrafyası.” Geçmişi, Bugünü ve Geleceği ile Trakya Sempozyumu, Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Merkezi, 10-12 Haziran 1998, Kitabı Baskıda, Edirne.
21. 1998, “Kalpi” TDV İslâm Ansiklopedisi, baskıda, İstanbul.
22. 1998, “Kampala” TDV İslâm Ansiklopedisi, baskıda, İstanbul.
23. 1999, “Eğitim Fakülteleri, Coğrafya Eğitimi Anabilim Dallarında Eğitim Ve Öğretim Gören Öğrencilerin Sosyo-Kültürel Yapıları.” Marmara Üniv. Atatürk Eğitim Fakültesi, Cumhuriyetimizin 75.Yılında ilk ve Orta Öğretimde Coğrafya Eğitimi Sempozyumu kitabı , Baskıda, İstanbul.
24. 1999, “Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalında Eğitim Ve Öğrenim Gören Öğrencilere Yönelik Sosyo-Kültürel Bir Araştırma” Marmara Üniv. Atatürk Eğitim Fakültesi, Cumhuriyetimizin 75.Yılında ilk ve Orta Öğretimde Coğrafya Eğitimi Sempozyumu Kitabı, Baskıda, İstanbul.
25. 1999, “Osmanlı Devleti Hakimiyet Sahası” Osmanlı, Yeni Türkiye yayınları, Cilt.1, Ankara
26. 1999, “Osmanlı Devleti Döneminde Coğrafya ve Öğretimi.” Osmanlı, Yeni Türkiye yayınları, Cilt.8, s.326-333, Ankara
27. 2000, “1913’de Erzurum vilayeti.” Doğu Coğrafya Dergisi, Sayı 3, s.149-154, Erzurum.
28. 2000, “1897’de Erzurum.” Doğu Coğrafya Dergisi, Sayı 3, s.143-148 Erzurum.


Ulusal Konferanslarda Sunulan Tebliğler

1. 1986,“Fırat-Karasu Kaynakları Çevresinde Köy Yerleşmeleri; Dumlu Ve Çevresi.” Fırat Ü. Coğrafya Sempozyumu, 14-15 Nisan 1986, S.213-234, Elazığ.
2. 1988,“Bayburt Ve Çevresinin Coğrafi Özelliklerine Genel Bir Bakış.” Türk Tarihinde Ve Kültüründe Bayburt Sempozyumu, 22-25 Mayıs 1988, Bayburt.
3. 1988,“Fırat-Karasu Kaynakları Çevresindeki Kırsal Yerleşmelerin Başlıca Sosyoekonomik Sorunları Ve Çözüm Yolları-Erzurum Merkez İlçesi Ve Çevresi.” Fırat.Ü. Fırat Havzası Sosyal,Kültürel Ve Ekonomik Kalkınması Sempozyumu, 7-9 Nisan 1988, S.517-549, Elazığ.
4. 1990,“Gümüşhane Ve Çevresindeki Kırsal Yerleşmelerin Başlıca Coğrafi Sorunları Ve Çözüm Yolları.” Geçmişte Ve Günümüzde Gümüşhane Sempozyumu. 13-17 Haziran 1990, S.307-383, Gümüşhane.
5. 1991,“Nazilli Şehri’nde Sanayi Faaliyetleri.” Atatürk Kültür,Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu-Ege Ü. Ed. Fak. Coğrafya Meslek Haftası, 20-24 Kasım 1991, İzmir.
6. 1996, “Osmanlı Döneminden Bugüne Orta Öğretimde Coğrafya Eğitimi Ve Öğretimi.” 2. Ulusal Eğitim Sempozyumu, 18-20 Eylül 1996. Marmara Üniv. Atatürk Eğt. Fak. 1996. İstanbul.
7. 1996,“Osmanlı Döneminden Bugüne Coğrafya.” Ankara Üniv. D.T.C.F. 3. Ulusal Coğrafya Sempozyumu, Ankara.
8. 1998, “19.Asırda Edirne Vilayeti Coğrafyası.” Geçmişi, Bugünü ve Geleceği ile Trakya Sempozyumu, İ.Ü. Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Merkezi, 10-12 Haziran 1998, Edirne.
9. 1999, “Eğitim Fakülteleri, Coğrafya Eğitimi Anabilim Dallarında Eğitim Ve Öğretim Gören Öğrencilerin Sosyo-Kültürel Yapıları.” Marmara Üniv. Atatürk Eğitim Fakültesi, Cumhuriyetimizin 75.Yılında ilk ve Orta Öğretimde Coğrafya Eğitimi Sempozyumu, 4 mart 1999, İstanbul.
10. 1999, “Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalında Eğitim Ve Öğrenim Gören Öğrencilere Yönelik Sosyo-Kültürel Bir Araştırma” Marmara Üniv. Atatürk Eğitim Fakültesi, Cumhuriyetimizin 75.Yılında ilk ve Orta Öğretimde Coğrafya Eğitimi Sempozyumu, 4 mart 1999, İstanbul.
11.2002 “20.Yüzyılın Başlarında Afyon’un Tarihi Coğrafyası” VI. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu, Afyon Belediyesi, 10-11 Ekim 2002, Grand Özer Otel, Afyonkarahisar.
12.2003“Yoksulluk Coğrafyası.” Yoksulluk Sempozyumu, 31 Mayıs -1 Haziran 2003,İstanbul Grand Cevahir Hotel, İstanbul.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:05
Rasem Rüşdü - (1986) </B>
Büyük Çerkes sürgününde (1864) önce Anadolu'ya oradan da Ürdün yöresine göç eden bir Adige ailesinin çocuğu olup daha sonra Mısır'da yerleşmiştir. Mühendislik öğrenimi gördü. 1932 yılında Kahire'de oluşturularak Mısır, Ürdün, Suriye, Türkiye ve Avrupa ülkelerindeki Kafkas göçmenlerinin ilişkilerinin güçlendirilmesinde önemli bir rol oynayan "Çerkes Kardeşlik Cemiyeti"nin kurucu ve üyeleri arasında aktif rol oynadı. Bu gayeyle bu ülkelere geziler yaptı. Yakındoğu ülkelerinde faaliyet gösteren petrol şirketlerinde mühendis olarak çalıştı. Kafkasya ve Çerkes halklarının tarih ve kültürüyle ilgili Arap ve İngiliz dillerinde çeşitli eserlerin sahibidir. 1986 yılında ABD'nde öldü.

ESERLERİ
"Eladıge kadimen ve hadisen" (Eski Çağlarda ve Bugün Adigeler, Kahire 1946), "Şerkesi yetehaddes an kavmihi" Bir Çerkes Milletini Anlatıyor, Kahire 1947), "Masr veşşerakise" (Mısır ve Çerkesler, Kahire 1948),"Jan" (Uzun Hikaye, Kahire 1949; Amman 1988), "The Tragedy of a Nation" (Bir Milletin Trajedisi, Kudüs 1939), "Eto Moya Natsiya" (Şerkesi yetehaddes... adlı Arapça eserinin Rusça çevirisidir, Nalçik 1993).

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:06
Rasim Özdenören ( 1940) </B>
1940’ta Maraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesini ve İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. Bir ara araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971’de iki yıl kadar kaldı. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi. Aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yaptı. 1978’de istifa ederek ayrıldığı devlet memurluğuna bir süre sonra tekrar döndü. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikayeleri ayrıca TV filmi yapılmış, bunlardan ilki, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır.

ESERLERİ:Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler,Kafa Karıştıran Kelimeler,Müslümanca Yaşamak, Yaşadığımız Günler, Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı, Çarpılmışlar, Çözülme, Çok Seseli Bir Ölüm, Gül Yetiştiren Adam, Hastalar ve Işıklar, Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti, Ruhun Malzemeleri, Ben ve Hayat ve Ölüm, Yeniden İnanmak, Denize Açılan Kapı, Red Yazıları, Acemi Yolcu,İpin Ucu, Çapraz İlişkiler, Kent İlişkileri, Kuyu, Yüzler, Köpekçe Düşünceler.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:06
Raşidhan Kaplanov - (1937) </B>
Raşidhan Kaplanov (Reşit Kaplan)

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Hükümeti'nde Ulaştırma Bakanlığı yaptı. Sonrasında Azerbaycan Musavat Hükümeti İçişleri ve Maliye Bakanlığı görevinde bulundu. Sorbon Üniversitesi bitirip bir süre orada çalıştı. 1920 yılında tutuklandı. Kısa bir süre sonra serbest bırakıldı.

Sovyet Hükümeti tarafından 1937 yılında tutuklanıp kurşuna dizildi.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:06
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/648.jpg
Rauf Denktaş ( 27.01.1924) </B>
Rauf Raif Denktaş 27 Ocak 1924 tarihinde Kıbrıs’ın Baf bölgesinde doğdu.Rauf Denktaş 1,5 yaşındayken annesini kaybetti.Babası hakim Raif Bey’dir.Anneannesi ve babaannesi tarafından büyütülen Denktaş, 1930 yılında eğitim için İstanbul’a gönderildi.Arnavutköy’de ilkokuldan liseye kadar eğitim veren Fevziati Lisesi’nde yatılı okumaya başladı.Ortaokuldan sonra Kıbrıs’a döndü ve liseyi Kıbrıs’ta bitirdi.II.Dünya Savaşı’ndan sonra hukuk tahsili için İngiltere’ye gitti.Mezun olduktan sonra avukatlığa başladı.1949 yılı yaz aylarında savcılık yapmaya başladı.Yine aynı yıl Aydın Hanım’la evlendi.27 Kasım 1948 tarihinde Kıbrıs Türklerinin düzenlediği ilk mitingte Dr.Fazıl Küçük ile beraber hatiplik yaptı.Türk Cemaatının iki önemli ismi Faiz Kaymak ve Dr.Fazıl Küçük arasında ara bulucu rolünü üslenip, toplumun çıkarlarının takipçisi oldu.Faiz Kaymak’ın teklifi ve Dr.Fazıl Küçük’ün tasvibiyle Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu kongresinde başkanlığa seçildi.Savcılık görevinden İngiliz yönetimini zorlukla ikna ederek istifa etti ve Cemaat sorunlarıyla uğraşmaya başladı.1958 yılına gelindiğinde Rum tedhişçiler, Türk köylerine saldırınca, Türkler de bu olayları protesto etti.Zürih-Londra anlaşmaları öncesinde Dr.Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş, Ankara’ya Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile görüşmeye gitti.Bu görüşmede Denktaş adaya Türk askeri gönderilmesi teklifini dile getirdi.16 Ağustos 1960 tarihinde 650 kişilik Türk Alayı Magosa Limanı’na ayak bastı.1963 olaylarından sonra Denktaş temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya gitti.Temaslarını tamamlayan Denktaş bir sandalla Kıbrıs’a geçti ve Türk direnişini örgütlemeye başladı.Bu dönemden sonra Kıbrıs Türklerinin temsilcisi olarak görev yaptı.1974 Barış Harekatından sonra da Kuzey Kıbrıs Türk Federasyonu ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dönemlerinde cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.

ESERLERİ

Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 1
1964-1974 Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R. Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

Güzide devlet adamı Rauf Denktaş, Kıbrısı milli dava haline getirmiş insandır. Bu, elbette netameli bir iş. Şimdi de, o heyecan ve şeref dolu günleri, günlük notlarına ve vesikalara dayanarak yazdığı hatıraları ile milli hafızaya emanet etti. Tarihi yapmak ve yazmak; bu, Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı'nın nasibi... Tarihi yapanın kaleminden okumak da Boğaziçi okuyucularının...

Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 2
1965
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R. Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

"1965 yılının bu ilk gününde Tanrı'ma yalvarıyorum: "Tanrım! Kıbrıs Türk'ünü koru, acılarımız son bulsun, çocuklarımız özgür ve mutlu yaşasınlar, esaret zincirleri bizden uzak olsun." 1965 yılının son günü. "Özgürlük mücadelemizin ikinci yılındayız ve sürgünlüğümüzün de ikinci yılını
doldurduk. Bin bir ızdırap ve çile içinde geçen koskoca iki yıl. Geçmişi, dünü ve bugünü düşünüyorum: Enosis Olmaz."

Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 4
1967
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R.Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

"Ada'dan uzak kalışın baskısı ve tatsızlığı ile bir yıl daha geçti. Kıbrıstan gelen haberler daha da tatsızlaştı... Ankara'dan geçerken uğrayıp hal hatır
soranlar da iyice azaldı. Benimle temas edenler "ikbalden" düşüyorlarmış. Aydın "iş bul artık" diyor sık sık."


Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 5
1963
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R.Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

1968 yılının son günü. Asırlar kadar uzun gelen sürgün yıllarından sonra ilk defa yeni bir yıla halkımla, halkımın çocukları ile birlikte giriyorum.
Halkımla olmak, Mücahitlerle omuz omuza mücadele etmek benim için en büyük mutluluk... Acılarımı yüreğime gömdüm... Geriye bakacak zamanımız yok... Önümüzde zorlu ve çetin bir yol, başarıya ulaştırılması gereken soylu bir mücadele var... 1968 yılının bu son gününde Tanrımdan yine tek bir dileğim var; "Şehitlerimizden emanet aldığımız mücadelemizde bize güç ver... bu küçük vatan parçasında bayrağımız inmesin, ezan sesleri dinmesin..."

Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 6
1969
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R.Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

Emin Dırvana geliyor gözlerimin önüne: "Makarios bu anlaşmaları bozacak, ortaklık binasını başımıza yıkacak, enkazın altında kalmayalım" demiştim adaya geldiği ilk gün. Çok kızmıştı!... "Kimsenin bu anlaşmaları bozmaya gücü yetmez" diye haykırmıştı ve o günden sonra da bizim verdiğimiz her raporu" geçersizdir inanmayınız" diyerek Ankara'ya intikal ettirmişti. Acaba şimdi ne diyor, ne yapıyor? "Makarios'un anlaşmaları bozmak niyeti yoktur, bu düşünceler Denktaş ve kafadarlarının vesvesesidir" diyerek Türkiye'yi uyutmuş olmasının kefaretini şimdi hem biz, hem de Türkiye ödemektedir. Büyükelçi'lik önemli, hayati bir görev!... Emin Dırvana ise "asker ve Kıbrıs kökenli, güçlü bir Büyükelçi" olarak Mayıs 1960 ihtilal hükümetinin hediyesi olmuştu bize!.. -12 Şubat 1969, Rauf Denktaş-


Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 7
1970
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R.Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

1970 günlüğünün ilk sayfasında Francis Tompson'dan şu dörtlük var: Ölümsüz bir güçle, uzak veya yakın her şey gizlice birbirine bağlantılıdırlar. Öyleki, yıldızları rahatsız etmeden bir çiçeğe dokunamazsınız."
Ölümsüz güç... Yüce Allah... 1970'te bu halkı sen koru. O'na dayanma gücü ver. İmanını gevşetme. 1 Ocak 1970-
Bir yıl daha geçti. Makarios'un en çok 24 saatte halledilmesini istediği Kıbrıs Türk'ü hala ayakta, inançla mukavemetini sürdürüyor... 31 Aralık 1970-

Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 8
1971-1972
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R.Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

27 Ocak 1972: Doğum günüm. Kaç yıldır yaşıyor muyum? Azap içinde gece gündüz mücadele ve sorumluluk altında hergün bunalıma girmek yaşamak ise "evet yaşıyorum" diyebilirim. Kurban Bayramı. Sana kurban olayım Allah'ın bizi şu Makariostan kurtar artık.


Rauf Denktaş'a Armağan
Yakan Cumalıoğlu/Erol Cihangir
TURAN KÜLTÜR VAKFI

İÇİNDEKİLER
Rasim Ekşi Dentaş'ın Misyonu ve Kıbrıs'ın Geleceği 1
Erol Cihangir Gittiler Ama Bir Gün Gelecekler 8
Metin Akar Ahmet Vefik Paşa Hakkında İki Belge 28
Zeki Akçam 1974 Barış Harekâtı Sırasında Gazimağusa Baykal Bölgesi'nden Kale İçine Geçişi Sağlayan Tünel... 31
Aydın Akkurt Ulusal Direniş, TMT'den Kesitler 36
Mustafa G. Aksaygun Kıbrıs Türk Milli Mücadele Tarihinde Kanlı Nobel 44
Çiğdem Arkan Kıbrıs Türk Mücadelesinde Bayrak Radyosu 60
Ali Fikret Atun Kıbrıs Meselesi ve Rauf Denktaş 64
Hakkı Atun KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş 73
Yakan Cumalıoğlu KKTC'nin Temelindeki Harç TMT 78
Kemal Çapraz Vatandaş Denktaş İle Mülâkat 87
Özkul Çobanoğlu Osmanlı İskân Siyasetiyle Adalar Türklüğü'nün Akıbeti Bağlamında Dağ Köyleri ve Kıbrıs Türklerinin.. 91
Özge Eliz KKTC Milli Mücadele Tarihinde Katliamlar 106
Mehmet S. Emircan Türk Kıbrıs ve Kıbrıs Türkü 112
Necati Münir Ertegün KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş 127
Cumhur Evcil Kıbrıs'ta Barış ve Özgürlük Yolu 130
Harid Fedai Kıbrıs'ta Namık Kemal Kültü 136
Ahmet C. Gazioğlu Kıbrıs'ta Federasyon Fikrinin Doğuşu 144
Gönül Gökdemir Mücahid Yemini 165
Necat Gültepe Kıbrıs'ın Tapusu 171
M. Arif Erdoğru Kıbrıs'ın Alınmasından Sonra Ada'ya Yapılan İksânlar 208
Yusuf Halaçoğlu Kıbrıs'ın Alınmasından Sonra Ada'ya Yapılan İksânlar 208
Cristhine Hainze KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 220
Sebahattin İsmail Kıbrıs'ta İki Ulusal Kongre 222
Yaşar Kalafat İkinci Uluslar Arası Kıbrıs Araştırmaları Kongresi 236
Nejat Konuk Başkan Denktaş 253
İsmet Koltak Kurtlar Sofrasında Denktaş 257
Hasan Köni Kıbrıs, Stratejiler ve Yanlışlıklar, Çözümler 259
Kıymet Mahirel Namık Kemal Lisesi'nin Kuruluş ve Misyonu 266
Erol Manisalı Türkiye, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs 274
Erol Mütercimler Türkiye'nin Jeopolitiğinde Kıbrıs 277
Gökçin Orundalı Bereketçiler 281
Ahmet Ötüken Kıbrıs Türk Sendikal Hareketi 285
Ersin Özarslan Toroslar'dan Beşparmaklar'a Uzanan Şiir Köprüsü 288
Metin Özarslan Şükrü Elçin'in Şiirinde Adalar ve Kıbrıs 301
Muzaffer Özdağ Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Önemi 313
Halil M. Paşa Barış... Ama Nasıl? 320
Filiz Pehlivanoğulları Kıbrıs İnönü Köyündeki Panayırlar 324
Behiye Saltkaya Erenköy Mücadelesi ve Erenköy Şehidleri 328
Michael Stephen Cumhurbaşkanı Denktaş Hakkında Şahsi Düşünceler 333
İlke Susuz Kıbrıs Türk Mücadelesinde Tiyatro 336
Ahmet Tolgay Kıbrıs'ta TMT, Atatürkçülük ve Karşıt Kültür Virüsleri 353
Dursun Yıldırım Tarihin İçinde Yürürken Tarih Yapmak 362

Yayın Yılı: 2000; 369 sayfa; 3.HAMUR; 16x23,5 cm; KARTON KAPAK; Dili:TÜRKÇE


GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Kıbrıs Türkü Rum Vatandaşı oluyor

KKTC'DE DENKTAŞ'IN ''ALTI BOŞALTILIYOR''... RUM KESİMİ KKTC TÜRKLERİNE RUM VATANDAŞI VE DOLAYISIYLA AB VATANDAŞI OLMA HAKKI TANIDI !!!


Büyükelçi Yalım Eralp'in yazısı:
Kıbrıs’da Kritik Seçim ya da “Ayaklarıyla Oy Vermek” Ayaklarıyla oy vermek tabiri soğuk harp döneminde Doğu Berlin’den Batı’ya kaçanlar için kullanılırdı.Batı Berlin refah içinde iken Doğu dökülürdü. Acaba KKTC’de benzer bir olgu yaşanacak mı?Rum kesimi AB’ye girmek üzere ve kişi başına gelir 15.000 dolar iken KKTC’de ise 3000 dolar civarında.Türkiye’nin ve toplumun bütün kötü taraflarını ve ekonomik sıkıntılarını KKTC’ye maalesef başarı ile ihraç ettik ve kendimize benzettik. Rumlar bugün artık pek siyasal çözüm ile ilgili değil.AB üyeliği yolu ile KKTC’yi içeriden çözmeye ve çökertmeye çalışıyor.Ne yazık ki diplomasimiz buna sadece seyirci değil adeta yardımcı:Çözümsüzlükten yana tutum alarak… Rum kesiminde seçimler yapılacak.Rumlar KKTC vatandaşlarının rum vatandaşı olabilmelerine,seçimlerde oy verebilmelerine ve rum pasaportu almalarına imkan tanıyor.Böylece Kıbrıs’lı Türkler AB’de serbestçe dolaşabilecek ve AB’den yararlanabilecek. Sıkıntı içindeki Kıbrıs’lı Türkler bakımından cazip..Londra’da yaşayanlar bakımından ise belki de hayati..Rumlar adeta KKTC’nin içini boşaltabilecek bir yöntem bulmuş gibi gözüküyor.Türk diplomasisi ise adeta çaresiz..Tehdit etmekle yetiniyor..Evet,zaman içinde göreceğiz ayaklarıyla kaç kişi oy verecek! Strasburg’daki Mahkeme Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi tehlikeli bir yol açtı.Siyasal bir sorun olan Kıbrıs’a hukuk yoluyla çözüm bulmak gibi.Bunda bizim hatalarımızın da rolü var.”Kıbrıs meselesi çözülmüştür” söylemi önemli bir menfi unsur oldu.Bir de kendimizi savunmaktan kaçınmamız.Akla gelen bir husus acaba Azeriler bir milyona yakın müracaatla rumların başarısından örnek alarak Ermenistan’ı Divan’a şikayet etse Divan ne yapacak? Dile kolay bir milyona yakın başvuru..Biz bir çok konuda hatalıyız da Divan hatasız mı? yalime@cnnturk.com.tr

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:07
Rauf Parfı ( 1943) </B>
RAUF PARFI: 1943 yılı Eylül ayında Özbekistan 'ın Taşkent vilayetinde doğdu. Taşkent Devlet Üniversitesi 'ni bitirdi. Çeşitli yayınevlerinde çalıştı. İlk şiirleri 1950 'li yılların sonlarında yayınlanmaya başladı. 1960 'lı yıllarda tanındı. 60 'lı yılların başında klasik Sovyet şiirinden ayrılan, sonraki yıllarda daha da belirginleşen özgürlük düşüncesini içinde taşıyan, sembolizme kısmi dönüşü hissettiren ve suskunluk devrinden sonraki Yeni Özbek Şiiri diye adlandırılan modern Özbek şiirinin üç büyük öncüsünden biri olarak kabul edilir. Şairin, Kervan Yolu (Karvon yo'li, 1968), Tasvir (Tasvir, 1973), Hatırat (Xotirot, 1975), Sabır Ağacı (Sabr daraxti, 1986), Tevbe (Tavba, 2000) şiir kitaplarından en bilinenleridir. Güçlü bir çevirmen sıfatıyla Byron, Şehriyar ve Nazım Hikmet 'i Özbek okuyuculara tanıtan şair bir çok ödülün de sahibi. Bunlardan en önemlileri Uluslararası Mahmud Kaşgari Ödülü (1989) ve Türkiye Diyanet Vakfı Türk Dünyası Münacat Yarışması Büyük Ödülü (1996) 'dür.

Zerafet Rauf Parfi Nehir dalgasına gazel yazılmış, Otlar eğilmiş de kitap okuyor. Bir lahza neşeyle gülüyor güneş Diğer bir an ah çekiyor duruyor. Kamışlar fısıldar ırmak yanında, Gökte ak bulutlar gezer mecalsiz. Varlık diri bir zerafet, cihanda, Birine yalvarır, sığınır halsiz. Bu kadar güzellik hangi mekanda, Bu hangi kitaptır, kimin defteri, Kimin dünyasıdır kılıç ucunda? Titreyip parlıyor bir lamba, garip, Bir küçük kuş öter ruhum içinde, Bir kuş beni arar, ağlar acayip. Zarofat Daryo mavjlariga yozilmish g'azal, Maysalar egilib o'qiydir kitob. Shodlanib xandalar otar bir lahza, Bir lahza oh tortib qo'yadir oftob. Qamishlar shivirlar daryo tomonda, Ko'kda oq bulutlar kezar bemajol. Bir tirik nafosat borliq, jahonda, Kimgadir elanar, qilar iltijo. Bu qadar go'zallik qaysi ochunda, Bu qaysi kitobdir, kimning daftari, Kimning olamidir qilich uchinda? Qaltirab porlaydir bir chiroq g'arib, Bir qushcha sayraydir ruhim ichinda, Bir qushcha yig'laydir meni axtarib.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:07
Ray Bradbury ( 1920) </B>
1920'de Waukegan, Illinois'de doğdu. 1934'te ailesiyle Los Angelas'a taşındı. 1947'de Marguerite McClure'la evlendi.Dört kızları var ve Los Angeles'ta yaşıyorlar. Dünya'nın en büyük bilimkurgu ve fantezi yazarlarından biri olan Ray Bradbury, yirmi yaşındayken Weird Tales'de yayınlanan ilk öyküsünden bu yana, 500'e yakın öykü, roman, oyun ve şiir kaleme
aldı. John Houston'ın 1956 yapımı Moby Dick'inin televizyon senaryosunu yazdı. Sonraları, Alfred Hitchcock Şov ve Rod Sterling'in
Alacakaranlık kuşağı için senaryolar yazdı. Apollo astronot grubundan biri Ay'a indiğinde, Bradbury'nin romanı
Dandelion Wine onuruna, bir kratere Dandelion Crater adını verdiler.Bradbury'den, Tokyo yakınlarında bir 21. yüzyıl kentinin tasarımıkonusunda yardımcı olması istendi. En ünlü eserlerinden Fahrenheit 451'in operası 1988 Sonbahar'ında
sahnelendi. Eserde kitap okumanın yasaklandığı, itfaiye teşkilatının görevinin yangın söndürmek yerine; kitap yakalamak ve bunları yakmak olduğu bir zaman anlatılır. Bu eserin film versiyonu da, 1966 yılında François Truffaut tarafından yönetilmişti

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:07
Recep Akdağ </B>
58. VE 59. HÜKÜMET SAĞLIK BAKANI

1960 Erzurum doğumlu. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. 1999'da profesör oldu. 3 Kasım 2002 seçiminde Erzurum'dan Meclis'e girdi. Evli ve 5 çocuk babası. İngilizce biliyor.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:08
Recep Çelik ( 1966) </B>
Dr. Recep ÇELİK, 1966 yılında Afyon’da doğdu. İlk tahsili Derbent köyünde, Orta dereceli tahsilini Afyon ve Isparta’da tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne kaydoldu.Bu bölümden 1989 yılında mezun oldu. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Bölümü’nde Yüksek Lisans çalışmasına başladı.Bu bölümde ‘Balkan Savaşında Şark Ordusu Komutanı Abdullah Paşa’nın Hatıratı’ adlı tezini hazırladı. 1991 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde aynı bölümde Doktora programına kaydoldu.Bu bölümden ‘Milli Mücadelede Din Adamlarının Rolü’ isimli teziyle bilim Doktoru oldu.Sahasıyla ilgili birçok inceleme ve araştırmaları bulunan Çelik, İngilizce bilmekte olup evli ve iki çocuk babasıdır.

Emre Yayınları'nda Çıkan Eserleri :

1- Milli Mücadelede Din Adamları (2 Cilt)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:08
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1876.jpg
Recep Yazıcıoğlu ( 02.06.1948) </B>
2 Haziran 1948’de Trabzon'un Sürmene ilçesinde doğdu. A.Ü.Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Aydın'da maiyet memuru olarak göreve başladı. 1971-1984 yılları arasında sırasıyla Kalkandere, Bahçe, Hamur, Ayvacık, Kırıkhan, Alaca, Akçakoca kaymakamlıkları yaptı. 1984 yılında Tokat Valiliğine sonra da Erzincan Valiliğine atandı.Bilahare Merkez’e alındı. Evli olan Recep Yazıcıoğlu, 3 çocuk sahibi.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:08
Refet Yinanç ( 1939) </B>
Prof. Dr. Refet YİNANÇ
1939 Yılında Elbistan'da doğdu.
1963'de Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu.
1967-1973 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı'nın burslusu olarak Paris, Sorbon Üniversitesi'nde doktorasını yaptı.
1974'te Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde asistan olarak göreve başladı. 1980'de doçent ünvanını kazandı.
I986'da Profesör olarak Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Siyasi Tarih Anabilim Dalı başkanlığına atandı.
1994'de G.Ü. Mesleki Eğitim Fakültesi Dekanlığına seçildi.
1983'den beri Türk Tarih Kurumu aslî üyesidir. Aynı zamanda Üniversite Kanunu'nun 38.maddesi uyarınca Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nde Osmanlı Arşivleri "İlmi Değerlendirme Komisyonu Üyesi” olarak görev yapmaktadır.Hâlen Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesinde öğretim üyesi olrak çalışmaya devam etmektedir.

Üyesi olduğu kuruluşlar: Türk Tarih Kurumu
Bildiği yabancı diller: Fransızca
Kitapları:
Malatya Tahrir Defteri (M.Elibüyük ile).Ankara:Gazi Üniversitesi,1983.
Maraş Tahrir Defteri (M.Elibüyük ile). Ankara: Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi, 1988.
Dulkadir Beyliği. Ankara: TTK,1988.
Iraklı Sığınmacılar ve Türkiye (ekip çalışması).Ankara 1992.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:09
Refik Aras </B>
Refik Aras, Doğan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu üyesi, Alternatif Bank Murahhas azası. Meydan Gazetesi sahibi ve İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkanıdır. Yurdanur Aras'la evlidir. Kızı İngilizce öğretmeni Müge Aras, işadamı Tayfun Ararat ile evlidir.Tayfun Ararat; Ahmet ve Suzan Ararat'ın oğludur. Ünilever pazarlama müdürüdür.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:10
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2708.jpg
Refik Erduran </B>
İstanbul’da doğdu. Robert Kolej’den Lisans (B. A.) derecesini aldıktan sonra Master eğitimini Cornell Üniversitesi’nde, askerliğini Kore Savaşı sırasında Türk Tugayı’nda yedek subay olarak yaptı. Bir süre yayıncılık ve filmcilikle uğraştı. Milliyet gazetesinde başladığı köşe yazarlığını başka gazetelerde sürdürdü. Sırp faşistlerine karşı sembolik direniş göstermek amacıyla 1995 yılında Bosna’ya giderek Kara Kuğular adlı seçkin birliğe katıldı, gördükleri Milliyet’te dizi olarak yayımlandı. Ardından Bosnalı Samuraylar başlığıyla kitaplaştırıldı. Erduran kısa adı ITI (UNESCO) olan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü Türkiye Merkezi’nin 1986 yılından beri başkanıdır. Aynı örgütün 1989’da Helsinki’de yapılan Dünya Kongresi’nde Uluslararası Yazarlar Komitesi Başkanlığı’na seçildi. Gençlik anılarını Gülerek adlı kitabında topladı. Yurtiçinde ve dışında sinema, televizyon senaryoları yazdı. Atatürk’ün toplumu yeniden yapılandırmada kırdığı sürat rekorunu anlatan Metamorfoz senaryosu da filme çekildi. Devlet Tiyatroları, ıstanbul şehir Tiyatroları, Sururi-Cezzar Tiyatrosu, Ulvi Uraz Tiyatrosu, Haldun Dormen Tiyatrosu, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Kenter Tiyatrosu, Yunus Emre Tiyatrosu, Tiyatro ıstanbul, Yeditepe Tiyatrosu, yerli ve yabancı başka topluluklar tarafından otuzdan fazla oyunu sahnelendi. Gazete, TV ve tiyatro oyunu yazarlığı alanlarında yerli ve yabancı ödüller aldı. Erduran’ın değişik evliliklerden dört çocuğu vardır.

BAZI ESERLERİ
Domuz
Er Oyunu
Kavşak
Neşe'nin şarkıları
Sabiha

HAKKINDA YAZILANLAR

‘Herkes ben olsa anarşi çıkar!..’
ELİF KORAP İstanbul
28 Mart 2002 Milliyet


74 yaşındaki Refik Erduran, eski eşinin kızıyla evlendikten sonra ikiz çocuk sahibi oldu. Erduran’la aşk, sanat ve hayat üzerine konuştuk

Karısının kızıyla evlenen oyun yazarı ve gazeteci Refik Erduran 74 yaşında, ikiz çocuk sahibi oldu. 37 yaşındaki dördüncü eşi Pınar Hanım’ın dünyaya getirdiği ikiz bebeklere Kerem ve İpek adlarını verdi Erduran çifti. İkizleriyle Milliyet’e poz verirken yüzünde güller açan 74’lük baba, insanın yaşadığı sürece aşık olabileceği iddiasında da...

İkizler sürpriz mi oldu?
- Eşim oğlumuza kardeş istiyordu. İkiz olması ölçüyü kaçırmak gibi oldu ama ölçüyü ben kaçırmadım, ölçü kaçtı.

Eşiniz Pınar, eski eşiniz Tülay Hanım’ın kızı. Tülay Hanım bebekleri ziyaret etti mi?
- Aramızda hiçbir sorun yok. Kendisi şu an Kıbrıs’ta, ama doğumdan sonra telefon üstüne telefon ederek bizi kutladı.

Pınar Hanım’la evlenmeye nasıl karar verdiniz?
- Eski eşim Tülay beni çeşitli nedenlerle bırakdığında kızı, ‘ben seviyorum bu adamı, kocam olmasını istiyorum’ dedi. Diyeceksiniz ki, o demiş olabilir, sen niye kabul ediyorsun. Pınar’ı insan olarak o kadar sevmiştim ki, bu bana onur verdi. Kaldı ki Pınar, gözü açılmamış sığırcık yavrusu değil. Birisini ayartmak, iğfal etmekten söz edilemez. Boğaziçi Üniversitesi’ni onur listesinde bitirmiş, 30’unu geçmiş biriydi Pınar. İlk görüşte aşk hayvansı bir dürtüdür. Ben bunun yüceliğini göremiyorum. Önemli olan zamanla oluşan sevgidir. Bizimki de böyle.

Yaşamınızı sıradışı buluyor musunuz?
- Çok şükür sıradan bir yaşamım yok. Yine de herkes benim yaptıklarımı yapsa anarşi olur. Her yaptığımı da onaylamıyorum. Bizim durumumuz insanların hoşuna gitmeyebilir, ama bu ahlaksızlıktır dediğiniz zaman saçma oluyor. Ahlaksızlık başkalarına zarar vermektir. Moliere, karısını bırakıp onun kızıyla evlenmiştir. Ama onunki, yaşlı bir kadını bırakıp genç ve güzel bir kadını almak olarak tanımlanabilir. Woody Allen da bu örneklerden.

Nâzım’ı kaçıran kişi olarak da tanınıyorsunuz. Nâzım’ın özel yaşamının konuşulması çok tartışıldı. Ne düşünüyorsunuz?
- Nâzım’ın özel hayatının açıklanmasına karşı değilim. Böyle büyük bir ozanın yaşamının her ayrıntısı çok önemlidir, diye düşünüyorum.

Nâzım, oğlu Mehmet ve karısı Münevver’i terk etti. Mehmet Bey’le görüşüyor musunuz?
- Nâzım’ın Münevver’den olan oğlu Mehmet’i anlayabiliyorum, ama annesini kınamak zorundayım. Mehmet’i Nâzım’a düşman etti. Bir kadın kendisini ve çocuğunu terk eden adama kızabilir, ama çocuğu ona karşı zehirlemek haksızlıktır. Mehmet şu an Fransa’da yaşıyor. Ben hiç görüşmüyorum. Mehmet "Benim babam Rusya’da ruble için şiir yazıyor", "paragöz" diyecek kadar kışkırtılmış durumda. Bana iyi babalık etmedi, dese haklı ama bunlar çok çirkin.

Bazı şeyleri yazarken çekinmiyor musunuz? Örneğin Yahya Kemal’le ilgili anılarınız çok ilginç...
- İnsanlar birini tanırken, onun gerçek kişiliğini de öğrenmeli. Yahya Kemal kızkardeşimi taciz etti. Daha iğrenç şeyler de yapıyordu. Nâzım’ın annesiyle sevişiyordu. Nâzım açlık grevinde ölmek üzereyken, annesi imza topluyordu. Yahya Kemal, bunu görüp bir imza vermemek için yolunu değiştirdi. Kedi pisliğini örter gibi örtelim mi her şeyi.

Devlet Tiyatroları Edebi Kurulu’nda görev yapıyorsunuz. Kuruldaki yazarların kendi oyunlarını seçip oynattıkları iddia ediliyor. Böyle bir şey var mı?
- Bunlar çok saçma. Zaten Edebi Kurul’un oyun oynatma yetkisi yok. Son yıllarda hep benim istemediğim oyunlarımı sahnelediler. DT’de sürekli bir huzursuzluk var. Kültür Bakanı İstemihan Talay da, çok iyi bir seyirci!

‘Bazı tiyatrocular Amerika’da temsil izleyip onu Türkiye’de oynayarak Türk tiyatrosuna katkı yaptıklarını zannediyorlar’, demiştiniz. Kimler?
- "Türkiye Yabancı Oyun İthalatçıları Ödülü" verilse bunu alacak çok kişi var. Örneğin Zuhal Olcay ve Haluk Bilginer çok iyi oyuncular, ama ödleri kopuyor yerli oyun oynayacaklar diye.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:10
Refik Saydam </B>
1881 yılında İstanbul’da doğdu. Askeri Tıbbiyeyi doktor yüzbaşı olarak bitiren Refik Bey Almanya’da Berlin Askeri Tıp Akademisi’nde Brandenburg, Danzig, Spandou ve Scharite’de eğitim gördü.

Balkan Savaşı’nda Antalya’da ve Çatalca cephesinde kolera hastalığını önleyici çalışmalar yaptı. 1914 yılında atandığı Sahra Genel Sağlık Müfettiş Muavinliği sırasında Bakteriyoloji Enstitüsünü örgütleyerek tifo, dizanteri, veba ve kolera aşılarının, tetanos ve dizanteri serumlarının burada üretilmesini ve I. Dünya Savaşı boyunca ordu ihtiyacının karşılanmasını sağladı. Salgın hastalıklarla mücadelesini Hasankale’de cephe hizmetinde sürdürdü.

Tifüse karşı hazırladığı aşı, tıp literatürüne geçti ve I. Dünya Savaşında Alman ordusunda ve Kurtuluş Savaşı’nda kullanıldı. 1919’da 9. Kolordu Sağlık Müfettişi Muavinliği görevi ile Mustafa Kemal’in yanında Samsun’a çıkan Refik Bey, Erzurum’da Mustafa Kemal’in karargâhı dağıtıldıktan sonra Erzurum askeri hastanesi bulaşıcı hastalıklar servisi şefliğine atandı. Fakat bu görevi kabul etmeyerek ordudan ayrıldı. Erzurum ve Sivas Kongresi çalışmalarına katıldı.

1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Beyazıt Milletvekili olarak girdi. İkinci dönemden başlayarak üyeliğini İstanbul Milletvekili olarak sürdürdü. Aynı yıl Sağlık ve Sosyal Yardım (Sıhhat ve İçtimai Muavenet) Bakanı seçildi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Sağlık Bakanı olan Refik Saydam, 14 yıl sürecek olan bu görevinde sağlık hizmetlerinin temellerini attı. 1924 yılında Ankara’da ve daha sonra Erzurum, Diyarbakır, Sivas ve diğer birçok ilde memleket hastaneleri, doğum ve çocuk bakımevleri açtı. Ayrıca bu konuda eleman yetişti­rilmesine önem vererek sağlık kursları, tıp öğrenci yurtları, 1928 yılında Hıfzıssıhha Enstitüsünü ve Mektebini, İstanbul ve Ankara’da verem savaş dispanserlerini kurdu.

1938’den sonra İçişleri Bakanlığı, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterliği ve 15 yıl Kızılay Başkanlığı yaptı. Almanca ve Fransızca bilen Refik Saydam, 1942 yılında İstanbul’da vefat etti.

Başbakanı Olduğu Hükûmetler ve Görev Zamanları
11. T.C. Hükûmeti 25.01.1939 03.04.1939

12. T.C. Hükûmeti 03.04.1939 09.07.1942

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:11
Refik Şevket İnce </B>
(d. 1885, Midilli - ö. 24 Nisan 1955, İstanbul), hukukçu ve devlet adamı. Türk Hukuk Kurumu'nun kurucularındandır. İlköğrenimini Eşme'de, ortaöğrenimini İzmir'de, yükseköğrenimini 1911'de Selanik Hukuk Mektebi'nde tamamladı. Beylerbeyi İhtiyat Zabit Mektebi'ni mülazım (teğmen)rütbesiyle bitirdi. Balkan Savaşların' a (1912-1913) katıldı. Bir tren kazası sonucu kolundan sakatlanınca askerlikten ayrıldı. I.Dünya Savaşı sırasında kolordu hukuk danışmanlığı yaptı birinci dönem (1920 - 23) Saruhan (Manisa) Milletvekili olarak TBMM de bulundu. 22 Mayıs 1950 - 8 Mart 1951 arasında I Menderes Hükümetinde Milli savunma Bakanlığı 9 Mart 1951 - 18 Haziran 1951 arasında da II Menderes Hükümeti'nde devlet bakanlığı yaptı.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:11
Reha Erdem ( 1960) </B>
Reha ERDEM
Doğum Tarihi : 1960 / İstanbul
Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde 3 yıl tarih okudu. Sinema okumak üzere Fransa'ya giderek Paris VIII Üniversitesi'nde Sinema ve Plastik Sanatlar Bölmü'nü bitirdi. Fransa'da üç kısa film çekti. 1990'dan bu yana reklam filmi yönetmenliği yapıyor. 8. ve 10. Kristal Elma Türkiye Reklam Ödülleri yarışmalarında "En İyi Yönetmen" Ödüllerini aldı.

FİLMLERİ
Kaç Para Kaç - 1999

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:11
Remzi Bengi </B>
Remzi Kitabevi 1927 yılında Remzi Bengi (1907-1978) tarafından kuruldu. Kitabevi önce İstanbul Beyazıt’ta açtığı bir dükkanla faaliyete geçti. Yayınevi olarak ilk kitabı Ömer Seyfettin’in “Yüksek Ökçeler” adlı eseridir. 1929 sonlarında Ankara Caddesi 93 numarada Babıali Şubesine geçildi.

Ardından edebiyat dünyasının bir çok ismi Remzi Kitabevi çevresinde toplandı ve çoğunun ilk kitabı Remzi Kitabevi tarafından yayınlandı:

Remzi Kitabevi yayınladığı telif eserler dışında, latin alfabesine geçtikten sonra dünya yazarlarından çeviri dizisi oluşturan ilk yayınevidir. 1937 yılında ‘Milli Eğitim Bakanlığı Klasiklerinden 3 yıl önce’ “Dünya Muharrirlerinden Tercümeler Serisi” ne başlamış ve bu dizide 250’ye yakın kitap yayınlanmıştır.

Kuruluşundan bu yana yaklaşık 4000 kitap yayınlamış olan Remzi Kitabevi bugün, Remzi Bengi’nin, 1965 yılında yayıncılığa başlayan damadı Erol Erduran ve torunları Ömer ve Ahmet Erduran tarafından yönetilmektedir.

Yayınevinin günümüzde, Türk Yazarlarının edebiyat yapıtlarından başlayıp Sanat kitapları, Felsefe ve Düşünce yapıtları, Çeviri Bestseller, İş ve Yönetim Kitapları, Yemek kitapları, Kişisel Gelişim ve Psikoloji kitapları, çeşitli çocuk kitapları ve çizgi kitaplara kadar uzanan geniş bir yayın yelpazesi bulunmaktadır.

Remzi Kitabevi 1993 yılında perakende kitap satışı konusunda, yeni girişimlere başlamış ve 1994 yılının başında Akmerkez şubesi (Etiler, İstanbul), 1995 Eylül ayında Rumeli şubesi (Rumeli Cad. 44, Nişantaşı), 1998 yılı Şubat ayında Carrefour (İçerenköy) şubesi, yine 1998 yılı Eylül ayında Mayadrom (Akatlar) şubesi, 2000 yılı Aralık ayında Profilo (Mecidiyeköy) şubesi, 2001 yılı Nisan ayında Suadiye şubesi (Bağdat Cad. 452, Suadiye), 2002 yılı Eylül ayında Armada (Ankara), 2002 yılı Ekim ayında Konak Pier (İzmir), 2004 yılı Aralık ayında Laura (Antalya) şubesi açılmıştır. Suadiye şubesinde her türlü müzik ürünleri (cd,mc,vcd,dvd) satılmaktadır. Ayrıca Akmerkez, Suadiye, Rumeli ve Armada şubelerinde kafe mevcuttur. Bu satış noktalarında çeşitli Türkçe yayınlar dışında, özellikle İngilizce ağırlıklı pek çok çeşit yabancı yayın satılmaktadır.

Remzi Kitabevi, bugün 77 yılı aşkın bir süredir yayın dünyasında kültür ve yayıncılığının öncülüğünü yapmış bir yayınevi ve aynı zamanda Türkiye’de genel okura yönelik en geniş yayın çeşidi ithalatçısı ve satıcısı konumundadır.

İLETİŞIM
Remzi Kitabevi A.Ş.

Selvili Mescit sok. No:3 34440 Cağaloğlu/İstanbul
Tel : (0212) 520 00 52
Fax : (0212) 522 90 55
www.remzi.com.tr
E-Mail : post@remzi.com.tr

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:12
Remzi Kartal </B>
1991 yılında DEP milletvekili olarak Parlamento'ya giren Remzi Kartal, tutuklanmamak için 1994 yılında yurtdışına kaçtı. Yurtdışındakı diğer DEP'lilerle "DEP ile Dayanışma Bürosu"nu kuran Kartal, 1995 yılında Sürgünde Kürdistan Parlamentosu'nun (PKDW) kuruluş çalışmalarında yeraldı. PKDW'nin Yürütme Kurulu'nda yeralan Kartal, 1999 yılında parlamentonun kendisini feshi ardından Kürdistan Ulusal Kongresi'nin (KNK) kuruluş çalışmalarında yeraldı. KNK Yürütme Konseyi'nde görev yapan Kartal, KONGRA-GEL Başkan yardımcıları arasında yerini alıyor.

GÜNDEM

Remzi Kartal gözaltına alındı
MHA/NÜRNBERG

KONGRA-GEL Başkan yardımcı Remzi Kartal Almanya'nın Nürnberg kentinde gözaltına alındı. Kartal'ın Türkiye'nin iade talebi üzerine gözaltına alındığı belirtildi. KONGRA-GEL Başkanı Zübeyir Aydar, Almanya'yı antikürt ittifakına ortak olmamaya ve Kartal'ı serbest bırakmaya çağırdı.

MHA'ya konuşan Aydar, "Remzi Kartal'a yönelik saldırı, Kürdistan özgürlük hareketine yönelik geliştirilmek istenen bir komplodur. Türk devleti menşelidir, AB ülkeleri özellikle Almanya buna alet olmamalıdır" diye konuştu.

Kartal, kültürel bir etkinliğe katılmak üzere geldiği Nürnberg'de gözaltına alındı. Dün yerel mahkeme nöbetçi hakimin karşısına çıkartılan Kartal'ın gözaltı süresinin uzatılmasına karar verildi. KONGRA-GEL Başkan yardımcısının bugün ya da yarın tekrar hakim karşısına çıkması bekleniyor.

Belçika'nın başkenti Brüksel'de yaşayan Kartal'ın, Nürnberg tren istasyonunda önceki gün polisler tarafından gözaltına alındığı öğrenildi. Kartal'ın bu kente geleceğine dair Stuttgart polisinin Nürnberg polisini 20 Ocak'ta bilgilendirdiği ve gözaltına alınmasını istediği de öğrenildi. Edinilen bilgiye göre Kartal Türkiye'nin istemi üzerine Kırmızı Bülten'le aranıyordu.

KONGRA-GEL Başkan yardımcısı olduğu gerekçesiyle Türkiye'ye iadesi talep edilen Kartal, aynı zamanda İstanbul'da gerçekleştirilen bir bombalı eylemin emrini vermekle de suçlanıyor. "Bunlar gülünç iddialardır" diyen KONGRA-GEL Başkanı Zübeyir Aydar, "Ne Remzi Kartal ne de KONGRA-GEL yönetiminin Türk devletinin söylediği bu iddialarla ilgisi yoktur. Kendilerine göre ifadeler düzenleyip insanları mahkum etmeye çalışıyorlar" dedi.

'Anti-Kürt ittifaka alet olmayın'

Türkiye'nin anti-Kürt ittifaklar kurma çabası içinde olduğunu belirten Aydar, "Biz sorunun diyalog yoluyla çözümünü, Avrupa Birliği sürecinde çözüm için diyalog yollarının açılmasını beklerken, Türkiye farklı güçlerle ittifaklar yaparak, Kürdistan Özgürlük Hareketini tasfiye etmeye çalışıyor" diye konuştu.

Aydar şöyle konuştu: "Türkiye bir taraftan bölgede İran ve Suriye ile ittifak kurarken, bir taraftan da Amerika ve Irak'la ortak toplantılar yapıyor. Avrupa'da ise yanlış belgelerlerle Kürt siyasetçileri haksız suçlamalarla karşı karşıya bırakıyor. Bunlar kabul edilecek tutumlar değildir. Tüm ilgili tarafları uyarıyoruz, bu konuda haklıyız, haklı olduğumuz yolda da sonuna kadar yürüyeceğiz."

'Haksız gözaltı sona ermeli'

Remzi Kartal'ın tüm siyasi hayatı boyunca meşru zeminde politika yaptığını belirten Aydar, "O bir Kürt politikacısıdır, Kürt halkının seçtiği bir milletvekilidir" diyerek, derhal serbest bırakılmasını istedi. Aydar, "Almanya'nın bu tutumunu anlamak mümkün değil, ne yapmak isteniyor, ne tür mesajlar verilmek isteniyor. Temennimiz bir an önce Kartal'ın serbest bırakılmasıdır" diye konuştu.

"Olayın yakın takipçisi olacağız" diyen Aydar, "Bir an önce haksız gözaltının sona erdirilmeli. Halkımızı da bu konuda gerekli duyarlılığı göstermeye çağırıyoruz" dedi

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:12
Resul Akay </B>
Türkiye Kamu Sen Eski Başkanı.. Memur kökenli.. Ali Işıklar'dan devraldığı başkanlık koltuğunda önemli başarılara imza attı.. Mücadele ettiği bütün hükümetlere yönelttiği sert fakat düzeyli eleştirileriyle tanındı. Memurlara sendika hakkı tanıyan yasal düzenlemede büyük etkisi oldu. Her kesimle diyaloğu olan, uzlaşmacıbir isim

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:12
Reşat Doğru ( 1955) </B>
Reşat Doğru Devlet Bakanı

ERBAA - 1955, İbrahim, Ayşe - İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Ankara SSK Dışkapı Hastanesi Genel Cerrahi İhtisası - İngilizce - Uzman Tıp Doktoru - Almus Sağlık Ocağı Tabibi, Kayseri Tıp Fakültesi Anestezi Asistanı, SSK Ankara Hastanesi, Yozgat Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı ve Başhekimi, Tokat Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı - Evli, 2 Çocuk.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:13
Reşat Mendan Ömer </B>
Reşat Mendan Ömer
/Bilim ve Teknolojiden Sorumlu Bakan/
Geçici Irak kabinesindeki tek Türk üye.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:13
Reşide Bayar </B>
Türkiye Cumhuriyeti'nin üçüncü cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın eşi Reşide Bayar, Çankaya Köşkü'ne orta yaşın üzerinde bir büyükanne iken yerleşti. Köşk'e çıktığında Atatürk'ün odasının eski halini muhafaza ederek bir müze gibi koruyan Reşide Hanım'ı köşk çalışanları "sakin, sessiz ve çok dindar bir hanımefendi" olarak tanımlardı.
Yolculuklarda bile Kur'an'ı elinde bırakmadığı belirtilen Reşide Hanım, gündüzleri de odasında okurdu. Her salı günü 15.00-20.00 arasında Reşide Hanım'ın kabul günleri yapılırdı. Gelenler arasında eski Ankaralılar, bakan eşleri ve bazen de Reşide Hanım'ın hiç tanımadıkları olurdu.

Bayan Bayar giyime fazla meraklı bir değildi. Evde rahat ve pamuklu kıyafetleri tercih eden Reşide Hanım, davetlerde ise sade ve yünlü takımlar giyerdi. Köşk personeline, "Benim için siyasi fikirleriniz önemli değil. Hepiniz evladımsınız" diyen Reşide Hanım, köşkteki eğlencelere de pek katılmazdı. Redişe Bayar, 22 Mayıs 1950 - 27 Mayıs 1960 tarihleri arasında Çankaya Köşkü'nün evsahibeliğini yaptı.
Xxxxx

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:13
Reşit Ali Dakuklu </B>
Reşit Ali Dakuklu
/şair/
1918 yılında Dakuk’ta doğdu. Çok sade bir insan olup, harika bir ahlaka sahipti. Milli Türkmen kıyafeti olan salt zubun ile dolaşmayı severdi. Aynı zamanda başını Türkmen usulü başlardı. Şiiri El-Teheci üslubu ile yazıyordu.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:13
Reşit Safvet Atabinen ( 1884)- (1965) </B>
Tarihçi, yazar, gazeteci, hariciyeci ve milletvekilidir.1884 yılında İstanbul'da doğdu. Besteci Miralay Safvet Atabinen'in oğludur. Özel öğrenim gördü. 1900 yılında Kadıköy Saint-Joseph Lisesinden, 1902 yılında Paris Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu. Sadrazam Avlonyalı Ferid Paşa'ya Fransızca özel katip, 1908 yılında Bükreş, 1909 yılında Washington ve Madrid, 1911 yılında Tahran Büyükelçiliklerinde başkatip ve müsteşar, 1912 yılında Maliye Bakanlığı özel kalem müdürü, 1917 yılında Devlet Şurası üyesi oldu.1918-1920 yılları arasını İsviçre'de geçirdi.1922 yılında Lozan anlaşmasında genel katiplik, 1923 yılında Memaliki Şarkiye Fransız Bankası Müşavirliği, 1927-1934 yılları arasında Kocaeli Milletvekilliği yaptı.Türk Tarih Kurumu kurucu üyesi oldu.Milletvekiliyken Rakam İnkılabını 24 Mayıs 1828 tarihli önergesiyle mecliste kabul ettirmişti.Otomobil ve Turing Kulübünü 1923 yılında kurup başkanlığına getirildi.Uzun yıllar bu görevde bulundu.1932 yılında I.Tarih Kongresine katıldı.Türkçe eserleri dışında üç Fransızca eseri vardır."Ekonomiste D'Orient" adlı bir dergi çıkardı. 70 kez Avrupa'ya gidip geldi. 1965 yılında 81 yaşında iken İstanbul'da vefat etti.

Eserlerinden bazıları:Osmanlı Tarih’I Mali Dersleri, Harbi Umumi’de Türkiye, Türkiye ve Sosyalizm.

Kaynak:Osmanlı Tarihi Yazarları M.Orhan Bayrak İstanbul 1982 sf.55

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:13
Reyman Eray </B>
Besteci, söz yazarı ve gazeteci…

Eserleri 200’ü aşkın plakta, 50’yi aşkın kasette yer alan Eray’ın 50 şarkısı TRT hafif müzik repertuvarına alındı. Devlet ve Şehir tiyatrolarında sahnelenen oyunlar için bine yakın şarkı yazan Eray’ın, gazete ve dergilerde müzik, sanat ve tiyatro eleştirileri de yayınlandı. Reyman Eray, Ufuk Ötesi Gazetesi’nde tiyatro yazıları yazıyordu. Eray 64 yaşında vefat etti.

VEFAT-HABER
Gazeteci Eray vefat etti
28 Kasım 2006

Reyman Eray İstanbul’da vefat etti. Bir süredir İstanbul’da Balıklı Rum Hastanesi’nde akciğer kanseri nedeniyle tedavi görüyordu.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:15
Rıfat Emin </B>

Makedonya Türk Edebiyatı

1950 yılından sonra aylık Sevinç ve Tomurcuk çocuk dergilerinin, Türkçe kitapların da yayımlanmaya başlaması, şiir çalışmalarının hız kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak araya giren 1953 göçü, Makedonya Türk şiirinin bu hızlı gelişimini sekteye uğratmıştır. Göçün hız kestiği 60’lı yılların ortalarında, Sesler Aylık Toplum-Sanat Dergisi’nin de yayın hayatına girmesiyle, slogancılıktan uzaklaşma, gerçek şiiri arama çabaları daha da güçlenmiştir. Önce, söyleyeceklerini somut bir tarzda iletmek için düşünce ve duygularını gereksiz sözcüklerden arındırarak kurduğu kusursuz dizelerde ortaya koyduğu ince lirizm tonlarıyla dikkatleri çeken , yazdıklarıyla okuru düşünmeye iten Avni Engüllü ile birlikte Mustafa Yaşar, Yusuf Edip, Sabahattin Sezair, Fahri Ali, Suat Engüllü, İrfan Bellür; daha sonraları da Esat Bayram, Sabit Yusuf gibi şairlerin yer aldığı, Makedonya şiirine güç veren, yeni bir yazar kuşağı ortaya çıkmıştır. Makedonya Türk şiirinin yaşatılması misyonuna son katılanlar arasında, Melâhat Engüllü, Biba İsmail, Oktay Ahmed, Rıfat Emin, Tülay İbrahim, Leylâ Süleyman, Meral Kain, Arzu Abdullah gibi değerli genç şairleri de anmak gerekir.

Tito Yugoslavyası’nın resmî siyasetî, 1951 yılına kadar Kosova’da Türk varlığını tanımıyordu. Bu nedenle Kosova Türkleri, ilk başta Makedonya Türklerine tanınan olanaklardan yararlanamadılar. Bu nedenle birçok alanda olduğu gibi, edebiyatta da ortaya çıkan alt yapı eksikliğini, 1969 yılına kadar Makedonya Türklerinin sahip oldukları olanaklardan yararlanarak giderdiler.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:15
Rıfat Serdaroğlu ( 1948) </B>
1948 yılında İzmir Bergama’da doğdu. Ege Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Maliye Bölümü mezunu. Adalet Partisi Bergama İlçe Başkanlığı ile 1977'de aynı ilçenin belediye başkanlığı görevlerinde bulundu. 1984'te DYP İzmir il teşkilatının kurucuları arasında yer aldı ve 1985'te ilk kongrede il başkanı seçildi. Parlamento öncesinde serbest çiftçilik yaptı.

1991 Genel Seçimlerinde İzmir 3. bölgeden milletvekili oldu. 1993'te Tansu Çiller kabinesinde Sağlık Bakanı olarak görev yaptı. DYP'de yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcılığı ve teşkilatlanmadan sorumlu genel başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. ANAP’a geçti.Yeniden İzmir milletvekili seçildi.Evli iki çocuk babası. İngilizce biliyor.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:16
Rıza Bekin ( 1925) </B>
Asker ve cemiyet adamı olan M. Rıza Bekin, 1925'te bugün Çin esareti altında bulunan Doğu Türkistan 'ın Hoten şehrinde doğmuştur. Uygur Türklerinden olan M.Rıza Bekin, dokuz yaşında iken ailece yurtlarından ayrılıp , Afganistan'da Kabil'e yerleşmişlerdir. O yıllarda oldukça yüksek seviyede seyreden Türkiye-Afganistan münasebetleriyle, eniştesi Mehmet Emin Buğra'nın girişimi, Türkiye'nin Kabil Büyükelçisi Memduh Şevket Esendal'ın tavassutuyla, yeğeni Niyaz Mehmet 'le birlikte askeri okulda okumak için Türkiye'ye gönderilen M.Rıza Bekin, 1938'de Maltepe Askeri Lisesi'nin orta kısmında öğrenime başlamıştır. 1944'de Askeri Liseyi bitiren M. Rıza Bekin, 1944-1946'da Kara Harp okulunu, 1946-1948'de Topçu okulunu bitirerek Topçu subayı olarak Türk ordusuna katılmıştır. Görev yaptığı esnada (1950) Uzak-doğuda patlayan Kore savaşına Birinci Türk Tugayı Topçu Taburuna teğmen rütbesiyle katılarak, gazilik madalyası almıştır.

1963-1965'te Kara Harp Akademisi ,1966'da Yüksek Komuta Akademisi'ni bitiren M. Rıza Bekin, 1949'da Almanya'da Askeri İstihbarat, 1953'te ABD'de Subay Muharebe, 1959'da Stratejik istihbarat, 1963'te Topçu tekamül kurslarına katılarak kariyerine; Edremit ve Bornova'da Tugay Komutanlığı, Topçu okulu ve Muharebe istihbarat okulunda öğretmenlik (1954-1959) ,Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'nda Şube Müdür Vekilliği (1965-1967), Van Jandarma Tugay Kurmay Başkanlığı(1967-1968), Doğu Menzil K. Plan Şube Müdürlüğü (1968-1969) , 5.Kolordu Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü (1969-1971) , K.K.K Harekat Başk. Eğitim Şube Müdürlüğü (1971-1973) ile devam etmiş, 1973'te Tuğgeneral rütbesiyle, CENTO Askeri Planlama Karargah Harekât Başkanlığıyla, 19.Piyade Tugay ve 57. Topçu Eğitim Tugay Komutanlığı (1975-1977) ile kadrosuzluk sebebiyle 1977'de Tuğgeneral rütbesiyle emekli olarak tamamlamıştır.

General, M. Rıza Bekin, askeri kariyeri içinde, Birinci Kore Tugayı Topçu Tabur Takım Komutanlığından (1950-1951) başka, 1959-1961 arası Türkiye'nin Tahran Askeri Ataşe Muavinliği görevini ifa etmiş, emekli olduktan sonra bir müddet Başbakanlıkta uzman olarak çalışırken Afganistan meselesinin patlak vermesi üzerine 1989-1990 yılları arasında BM'lerin Afganistan'a insani yardım programı çerçevesinde Pakistan'da kurmuş olduğu Mayın Temizleme Eğitim Merkezinde (İslâmabad) Başdanışmanlık görevini yürütmüştür.

1986'da kurulan Doğu Türkistan Vakfı Başkanlığına seçilen M.Rıza Bekin, halen Çin esareti altında yaşayan Doğu Türkistan (Uygur Türkleri) meselesinin insani ve siyasi boyutta dünya kamuoyuna duyurulması yolunda Doğu Türkistan vakfı bünyesinde çalışmalarına devam etmektedir.

Merkezi Münih'te bulunan "Doğu Türkistan Milli Kongresi'nin şeref Başkanı'da olan M.Rıza Bekin, evli ve iki çocuk babası olup, İngilizce ve Farsça bilmektedir.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:16
Rıza Müftüoğlu </B>
1949 yılında Ardeşen’de doğdu. İlk ve ortaokulu Ardeşen’de bitirdi. Lise tahsilini Trabzon Lisesi’nde tamamladı. Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Etibank Genel Müdürlüğü’nde göreve başladı. Etibank Kastamonu/Küre Bakırlı Pirit İşletmesi, Etibank Elazığ/Keban Simli Kurşun İşletmelerinde memur ve yönetici olarak çalıştı. Ticaret Bakanlığı Teşkilatlandırma Genel Müdür Yardımcılığı görevini yaptı. Çelik-İş Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünü yürüttü. 12 Eylül 1980 ihtilalinde MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında yargılandı ve 27 ay Mamak cezaevinde yattıktan sonra tahliye oldu ve beraat etti. Halen Büyük Hedef Derneği Genel Başkanı ve Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı kurucu üyesi ve başkanıdır. Gazeteci ve yazar olan Rıza Müftüoğlu, gazeteci ve yazar Semahat Müftüoğlu ile evli olup Elif Bilgehan, Tuba Işıkhan, Mehmet Alphan isimli üç çocuk babasıdır.

Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi Talebe Cemiyeti Başkanlığı, Ülkücü Maliyeci ve İktisatçılar Derneği Genel Başkanlığı, Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkan Yardımcılığı, 19. Dönem MHP Erzurum Milletvekilliği görevlerinde bulunan Rıza Müftüoğlu, Yeni Düşünce Gazetesi ve Dergisi’nin de sahibidir.

ESERLERİ

Çok sayıda makalesi bulunan Rıza Müftüoğlu’nun; Meclis Çalışmaları I ve II, Siyasette Yeni Boyut: Milliyetçilik, Küreselleşme ve Türkiye, Ekonomik Milliyetçilik, Copların Askerleri, Kur’an Devrimi Üzerine Bir İnceleme adlarını taşıyan yedi adet eseri mevcuttur.

xxxxxxxxx
Copların Askerleri
Rıza Müftüoğlu
Ocak Yayınları

Olağanüstü dönemler, yaşanılan anda insanlara kendinisini tam hissettirir. arkasından geçen yıllar acı ve zulümleri büyük ölçüde unutturur. Çünkü "Hafızay-ı beşer nisyan ile malüldür." Bu nedenle Rıza Müftüoğlu "Tarihe not düşmek" ve 12 Eylül 1980'den sonra yaşanılan acılardan gelecek nesilleri haberdar etmek için bu kitabı kaleme aldı. Acaba bu yazılanlar, Mamak Cezaevi'nde yaşanılanların ne kadarını yansıtıyordu? Şüphesiz o Cehennem'de yaşanılanların hepsini kaleme dökmek mümkün değil. Copların Askerleri bir döneme ışık tutması, o dönemin acılarını yaşayan bir insanın hislerini dile getirmesi bakımından, bir çırpıda okuyacağınız bir kitap.
(Arka Kapak)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:16
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1559.jpg
Rıza Tevfik Bölükbaşı ( 1869)- (1949) </B>
1869 yılnda Edirne'de doğdu. İlköğrenimini İstanbul'da bir Musevî okulunda tamamladı. Galatasaray Lisesi ve Mülkiye Mektebi'nde okudu. Tıbbiye Mektebi'ni bitirdi. Hekimlik yaptı. ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne katıldı. Edirne Mebusu seçildi. ittihatçılarla anlaşamadı, partiden ayrıldı. Bakanlık ve meclis başkanlığı yaptı. Sevr antlaşmasını imzalayan delegeler arasında yeraldığı için 'yüzellilikler'le birlikte yurtdışına sürgün edildi. Yirmi yıl kadar Hicaz, Amerika ve Ürdün'de yaşadı. 1939'da yurda döndü. Önce aruz, sonra heceyle yazdı. Âşık ve Tekke şiiri geleneğinden yararlandı. Felsefeye ilgisi, eğitim sistemimizde felsefenin yer alması çabaları, Darülfünûn'da felsefe hocalığı yapması nedeniyle "Feylesof Rıza Tevfik" olarak anılmıştır. 1949 yılnda öldü.

ESERLERİ
Serâb-ı Ömrüm adlı bir şiir kitabıyla birlikte, felsefe ve estetik üzerine yazdığı eserleri bulunmaktadır.

Biraz da Ben Konuşayım
Rıza Tevfik (Bölükbaşı)
İletişim Yayınevi / Anı Dizisi

...Elinizdeki kitapta Rıza Tevfik, başta Sevr olmak üzere II. Abdülhamid, II. Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde içinde yaşadığı, doğrudan ya da dolaylı olarak karıştığı siyasi nitelikli olayları anlatıyor. Yazarın yer yer bizzat kendiyle, 80 yıllık hayatıyla, doğru veya yanlış yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla bir tür hesaplaşması niteliğindeki bu hatırat, çok büyük eksik gedikler ve çarpıtmalarla malul yakın tarihimiz için önemli bir "birinci elden" belgedir

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:17
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/918.jpg
Rifat Serdaroğlu ( 1948) </B>
İzmir Milletvekili-ANAP
BERGAMA - 1948, Kemal Fikri, Nusret - İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Maliye Bölümü - İngilizce - İktisatçı - Bergama Belediye Başkanı, Serbest Ticaret, Çiftçi - XIX ve XX nci Dönem İzmir Milletvekili - Sağlık, Devlet Eski Bakanı - Evli, 2 Çocuk.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:17
Rober Koçaryan ( 1954) </B>
1954 yılında doğdu.Ermenistan Devlet Başkanı. Dağlık Karabağ’ın başkenti Stepanakert’te doğdu. 1972-1974 yılları arasında Sovyet ordusunda görev aldı. 1982’de Erivan Politeknik Enstitüsü’nün elektronik ve teknoloji bölümünden mezun oldu. Siyasi hareketlere katıldı. Karabağ’ın Ermenistan’a katılması yolunda yürütülen eylemler de rol aldı.
1992’de Dağlık Karabağ Başbakanı olarak atandı. Ermeni milliyetçilerinin gözünde adeta bir ‘Savaş Kahramanı’ olan Rober Koçaryan, Ermenistan’da 30 Mart 1998 Pazartesi günü yapılan ikinci tur seçimlerde, oyların yüzde 60’ını alarak Ermenistan Devlet Başkanı seçildi.

Koçaryan’ın yönetime seçilmesiyle Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yeni bir dönem başlamış oldu. Koçaryan, Dağlık Karabağ’a ilişkin siyasetinde ise ‘paket çözüm’ talebinden yana oldu. Dağlık Karabağ’ın statüsü belirlenmeden işgal ettikleri topraklardan çekilmeyeceklerini açıklayan Koçaryan’ın ‘barış sürecini zora sokabileceği’ ileri sürülüyordu.Koçaryan, Milli Opera Tiyatrosunda düzenlenen törende yemin ederek göreve başlarken, Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı İvan Rıbkin, sabık cumhurbaşkanı Ter Petrosyan, Karabağ'ın sözde cumhurbaşkanı Arkadi Gugasyan da yemin töreninde hazır bulundu. Koçaryan, yaptığı konuşmada, "Ermenistan ordusu, güvenliğimizin güvencesidir. Bölgedeki kuvvetler dengesi lehimizedir. Karabağ ihtilafı barışçı yolla çözümlenmelidir. Karabağ'ın sınırlarında güvenlik sağlanmalı, Ermenistan'a coğrafi olarak bağlanmalıdır" dedi.

1998 yılında, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan’ı, Cumhuriyet’in 75’nci yıldönümü törenleri için Türkiye’ye davet etmişti. Koçaryan, bu davet üzerine yaptığı açıklamada, “Türkiye’ye bir zirve için davet edilseydim, devlet başkanlarının katılacağı önemli bir toplantı, uluslararası bir konferans olsaydı sorun kalmazdı. Şimdi Türkiye’de sadece törenlere katılmak sözkonusu. Bu siyasi bir konu değil ve ben muhtemelen gitmeyeceğim” diyordu. Koçaryan, bu açıklaması üzerine, gazetecilerin, “Yerinize kimi göndereceksiniz” sorusuna da, “Hiç kimseyi” diye cevap veriyordu. Koçaryan’ın bu sözlerinden birkaç gün sonra ise İran’ın başkenti Tahran’da önemli bir toplantı yapıldı. Radikal gazetesinde yer alan habere göre; “Bu toplantıya Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos, Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanian ve İran Dışişleri Bakanı Kemal Harazi katılmıştı. Toplantının ardından yapılan açıklamada, Türkiye ile İsrail arasındaki askeri işbirliğinin ele alındığı bildiriliyordu.

Kaynak:
Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları 2000 İstanbul

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:18
Rona Aybay ( 1935) </B>
Rona Aybay, 1935’te İstanbul’da doğdu. İÜ Hukuk Fakültesi’ni 1959’da bitirdikten sonra aynı fakültede doktorasını yaptı. 1964’te Columbia Üniversitesi’nde mukayeseli hukuk masterini tamamladı. 1973’te doçent, 1980’de profesör oldu. ODTÜ’de Kamu Yönetimi bölüm başkanlığı, ODTÜ İdari İlimler Fakültesi dekanlığı ve AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi dekan yardımcılığında bulundu. 12 Eylül 1980’deki askerî darbeden sonra üniversiteden uzaklaştırıldı; 7 yıl sonra Danıştay kararıyla üniversiteye döndü. Avrupa Konseyi Irçılık ve Hoşgörüsüzlükle Savaşım Komisyonu ile Bosna-Hersek’teki insan hakları ihlallerini incelemekle görevli AGİT komisyonu üyeliklerinde, Bosna-Hersek İnsan Hakları Mahkemesi’nin kurulduğu 1996’dan kapandığı 2003’e kadar Avrupa Konseyi tarafından seçilmiş uluslararası yargıçlık görevlerinde bulundu. Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi.

ESERLERİ
Faşizm (Murat Sarıca ile birlikte, 1962), Karşılaştırmalı 1961 Anayasası (1963), Robert Owen (1970), Yurttaşlık (Vatandaşlık) Hukuku (1982, yeni basım 2004), Yasa Çatışması Hukuku Dersleri (1998), Yasaların Uluslararası Düzeyde Çatışması (Kanunlar İhtilafı) (Esra Dardağan ile birlikte, 2001 ve 2005) ve Hukuka Giriş (Aydın Aybay ile birlikte 2003 ve 2005)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:18
Rona Aybay ( 1935) </B>
Rona Aybay, 1935’te İstanbul’da doğdu. İÜ Hukuk Fakültesi’ni 1959’da bitirdikten sonra aynı fakültede doktorasını yaptı. 1964’te Columbia Üniversitesi’nde mukayeseli hukuk masterini tamamladı. 1973’te doçent, 1980’de profesör oldu. ODTÜ’de Kamu Yönetimi bölüm başkanlığı, ODTÜ İdari İlimler Fakültesi dekanlığı ve AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi dekan yardımcılığında bulundu. 12 Eylül 1980’deki askerî darbeden sonra üniversiteden uzaklaştırıldı; 7 yıl sonra Danıştay kararıyla üniversiteye döndü. Avrupa Konseyi Irçılık ve Hoşgörüsüzlükle Savaşım Komisyonu ile Bosna-Hersek’teki insan hakları ihlallerini incelemekle görevli AGİT komisyonu üyeliklerinde, Bosna-Hersek İnsan Hakları Mahkemesi’nin kurulduğu 1996’dan kapandığı 2003’e kadar Avrupa Konseyi tarafından seçilmiş uluslararası yargıçlık görevlerinde bulundu. Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi.

ESERLERİ
Faşizm (Murat Sarıca ile birlikte, 1962), Karşılaştırmalı 1961 Anayasası (1963), Robert Owen (1970), Yurttaşlık (Vatandaşlık) Hukuku (1982, yeni basım 2004), Yasa Çatışması Hukuku Dersleri (1998), Yasaların Uluslararası Düzeyde Çatışması (Kanunlar İhtilafı) (Esra Dardağan ile birlikte, 2001 ve 2005) ve Hukuka Giriş (Aydın Aybay ile birlikte 2003 ve 2005)

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:18
Rosa Luxemburg </B>
Hakkında yazılanlar

1.Rosa Luxemburg
Leo Jogiches Maria Seidemann
İletişim Yayınları / Aşklar – Çiftler Dizisi

“Büyük bir deha, sosyalist düşüncenin dünya çapında bir kuramcısı ile sıkı bir "teşkilatçı"nın belalı aşkı... Kendini her şeyiyle aşkına adamaya hazır duygulu bir kadınla soğuk, hesaplı ama bir yandan da öldüresiye kıskanç bir adamın eziyetli beraberliği... Rosa ile Leo'nun trajik ilişkisinin arka planında, dünyanın -ve özellikle Avrupa'nın, Orta ve Doğu'sunun- 19./20. yüzyıl dönümünde geçirdiği müthiş altüst oluş var; tabii bu süreçte sosyalist hareketin yaşadığı olağanüstü altüst oluş ve altüst ediliş var! En basit demokratik ve insani talepleri bile bastırılan sosyalistlerin, işçilerin, Yahudilerin, kadınların zor hayatı var. Bu mihnetin bilediği "yeni bir dünya kurma coşkusu içinde, yeraltında yürütülen gizli siyasal çalışma ile açık kitlesel sosyalist partilerin kurumlaşması arasındaki gerilim var. Devrimci bir hayat tarzı kurma arayışları ve bunun insan hayatları üstündeki, "aşk ahlakı" üstündeki sarsıcı etkileri var. Leo Jogiches ve hele Rosa Luxemburg gibi müstesna iki insanın müstesna bir zaman kesitindeki hayatları ve ilişkileri, hem çok fazla tarih, hem çok fazla dram anlatılıyor. Aşklar ve Çiftler, ünlü şahsiyetler arasında yaşanmış aşk hikayelerine dair bir dizi: İkisi de "ünlü", ikisi de birer "karakter" olan iki insanın, sıradışılıklarını, "deliliklerini" yansıtan ilişkilerine dair. Şöhret ve masalın ardındaki gerçek insanlara dair.”

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:18
Ruhi Su </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Ruhi Su anısına türkü gecesi
Sabah 12 Ocak 2004

Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı'nın yarın gerçekleştireceği etkinlikte Yavuz Bingöl sevilen türkülerini seslendirecek.

Halk Müziği'nin ustalarından Ruhi Su, pazartesi günü Yeni Melek Gösteri Merkezi'nde saat 20.00'de anılıyor. Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı'nın her yıl belirli aralıklarla düzenlediği geleneksel büyük dinletilerden ilki olan bu etkinlikte, Yavuz Bingöl sahne alıyor. Ruhi Su Sanat Gecesi'nde açılış, Ruhi Su'nun kendi sesinden "Merhaba" ezgisiyle başlayap Ruhi Su Dostlar Korosu'nun dinletisiyle devam edecek. Daha sonra ise Yavuz Bingöl'le birlikte annesi Şahsenem Bacı, söyledikleri türkülerle unutulmaz bir gece yaşatacaklar. Kısa bir aradan sonra ikinci bölümün başında koreografisini Merih Çimenler'in yaptığı, Hülya Aksular ile Oktay Keresteci'lerin danslarıyla geleneksel Türk Halk Müziği eşliğinde canlandırılan "Fırat'a Ağıt" gösterisi yapılacak. Yavuz Bingöl gecenin finalinde de kendi orkestrasıyla birlikte sahne alacak. Orhan Alkaya'nın sanat yönetmenliğini ve sunuculuğunu yaptığı gecede, toplumsal içerikli anlatılar geceye ayrı bir renk katacak. Ruhi Su Sanat Gecesi davetiyelerini gerek Ruhi Su Kültür ve Sanat Merkezi'nden gerekse Yeni Melek Gösteri Merkezi'nden edinebilirsiniz.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:19
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1933.jpg
Rüşdü Saracoğlu ( 1948) </B>
1948 Ankara doğumlu. ODTÜ mezunu. Yurt dışında doktora yaptı. 1979 yılında ekonomist olarak IMF'ye geçti. 1984 yılında Ankara'ya gelerek Merkez Bankası'nda görev aldı. Başkan Yardımcılığı'na kadar geldikten sonra, 1987 yılında Merkez Bankası Başkanı olarak atandı. Bu görevi 1993 yılına kadar sürdüren Saracoğlu bazı uygulamalar nedeniyle mahkemeye çıkarıldı.Anap’tan milletvekili seçilen Rüştü Saracoğlu, Devlet Bakanlığı görevinde bulundu.Egebank’tan 500 bin dolar usulsüz kredi almak ve kitap yazmak için 50 bin dolar para aldığı halde kitabı teslim etmediğinden dolayı yurtdışına çıkmak üzereyken 2 Kasım 2000 tarihinde hava alanında yurtdışına çıkmaya çalışırken, pasaportuna el konuldu.

Sevda_Rapcisi
28-07-07, 15:19
Rüştü Tahsin </B>
Rüştü Tahsin
/avukat/
15 Haziran 1994 tarihinde Irak Milli Türkmen Partisi (IMTP) Erbil Komite Üyesi ve Türkmen İnsan Hakları Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Rüştü Tahsin bir saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:30
Ladikli Ahmet Ağa </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Ladikli Hacı Ahmet Ağa
Hüseyin Öztürk
Vakit 15.03.2006

O bir Allah dostu…
Adını duyan, kendisini tanıyan, hayatını bilen herkesin söylediği tek bir ifade şekli var. “O bir Allah dostu…”

Allah dostu Ladikli Hacı Ahmet Ağa ile ilgili en uzun malumatı Denizli’de Ömer Lütfi Tekinkaya’dan almıştım. Konya’ya gittiğimde bana mihmandarlık yapan dostum bir diğer dostum Ömer beyin; “Cuma Namazını Ladikli Ahmet Ağa’nın memleketinde kılalım mı” teklifini havada kaptım.
Ladik kasabası, Konya’nın Sarayönü ilçesine bağlı şirin bir belde. Ladikli Ahmet Ağa’da bu şirin beldenin gönüllere taht kurmuş bir sevgilisi. Ama önce Allah ve Rasulünün sevgilisi.
Ladikli Ahmet Ağa’nın yaşadıkları ve kerametleri anlatılmakla bitecek gibi değil. O yüzden bu sefer kısa bir bilgi verip, İnşallah; “Hüseyin Çelebi Seyahatnamesi”nde uzun uzun anlatacağım.
Ladik’te Allah dostu ile ilgili bilgi ararken, kendimizi Allah dostunun adına kurulan dernekte bulduk. Dernek başkanı Mustafa Doğan ve Ahmet Ağa’nın oğlundan torunu Ahmet Elma ve kızından torunu İsmet Eser’le tanışıp uzun uzun konuştuk.
Türkiye’nin gavurunu, münafığını, fitnecisini, fesatçısını, bilmem ama “Elhamdülillah Müslümanım” diyen herkesin böyle zatları tanımasına ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Doğru adam olmak ve doğru inanmak için böyle yakın örnekler çok önemli.

Konya’nın ileri gelenlerinden ve kanaat önderlerinden, benim de kendisini çok sevdiğim Tahir Büyükkörükçü hocam, Ahmet Ağa’nın canlı şahitlerindendir. Hocamın kendisiyle görüşmek istedim ama rahatsız olduğu için görüşmedim. Allah şifalar versin.

Ladikli Ahmet Ağa hakkında kısa bir bilgi vermek üzere Tahir Büyükkörükçü hocamızdan alıntı yapmayı daha uygun buldum. Tahir hocamdan aktaran da oğlu Abdurrahman Büyükkörükçü’dür.
Ladikli Ahmet Ağa, Ladik’te dünyaya teşrif eder. Babası Mehmet Efendi’dir. 1897 seferberliğine iki ağabeyi ile katılan üstad, yıllarca cephede kalır. Balkanlar’da cereyan eden harplerin hepsinde, 1. Cihan Harbi’nde, İstiklâl Harbi’nde kahramanca, yiğitçe düşmana karşı koyar. Bir ağabeyini Çanakkale Savaşı’nda, diğerini Kırkgaziler’de şehid verir.

Yıllarca Batı cephelerinde koşturan üstada, “Gazilik” şerefini bahşeden kader, bu defa onu meşhur Kanal harekâtında Filistin’in mahzun Gazze civarına sevk eder. Üstadın da aralarında bulunduğu birlik, kahpe İngiliz’in pususuna düşer ve yiğitlerimizin hemen hepsi şehid olur.

Üstad Ahmet Ağa, çok az kalan yaralıların arasındadır. Ne kalkmaya, ne de üç günlük mesafedeki karargâha ulaşmaya hâli vardır. Sabahın serinliğinde azıcık gözü açılır. Sonrasını dostlarına hep şöyle anlatırdı:
“Valla gardaşım, yattığım yerde Şehadet şerbetini içmeyi beklerken, karşıdan beyaz bir atın üzerinde bir zat çıkageldi. Bana; ‘Ahmed ne oldu, yaralandın mı,’ diyerek atından inip matarasından ab-ı hayat misali bir su verdi. Beni yerimden kaldırıp yaramı tedavi etti, sonra arkasına bindirip karargâha kadar getirdi. Askerler sana inanmayabilirler, nöbetçi subayına hadiseyi anlat ve selamımı söyle. Memlekete döndüğün zaman bazı değişik hâllerle karşılaşacaksın, endişelenme, beni bekle” dedi.
Sonra Ladik’te geçen nurlu nice yıllar. Kalıbıyla halkın içinde, onlardan biri. Ama kalbiyle hep Allah ile beraber. Bir büyük insan, bir hak dostu, bir Peygamber aşığı, bir velî. Yurdun dört bir yanından gelen ziyaretçilerin himmetini rica ettiği bir Allah eri.
-“Ne olur Ahmet Ağa, bizi şefaatten unutma” diye rica eden babama; “Vallahi hocam. Rabbim imkân verirse dostlara bir mendil sallayacağız” buyurmuşlardır.
Ve öyle bir mendil sallar ki, Ahmet Ağa…. Yarına İnşallah.
xxx

Gayb Aleminin Askerleri Ve Ladikli Ahmet Ağa
Hakan Yılmaz Çebi
haycebi@mynet.com
www.netpano.com

Gayb; göz önünde olmayan; alamet ve emmare ile bilinemeyen, hakkında delil bulunmayan, gizli olan manalarının yanında; His ve aklın ötesinde kalan, insan tarafından kavranamayan ve manevi alem manalarında açıklanır. Bir de GAYB ERENLERİ vardır ki Cenab-ı Hakk’ın kudretinden ikrama layık görülmüş bu kişiler; özel bir ordu disipliniyle hareket ederler. Anadolu kültüründe adları ÇARIKLI ERKAN-I HARP’tir.

Bu çarıklı erkanı harbin kurucusu ve baş kumandanı Hz. HIZIR Alehisselamdır.

‘’HIZIR GİBİ YETİŞMEK’’ deyimi halk kültürümüzde önemli bir deyimdir. Çok sıkıntılı bir zamanımızda geliveren, sıkışık-darlık zamanlarında yardımda bulunan insanlar için bu nitelemeyi kullanırız.

Deyimin aslı ise tabi yine Hz. Hızır’ın misyonuna-vazifesine dayanıyor…

ESRAR İLMİNİN BAŞKUMANDANI HZ. HIZIR

Biz Hz. Hızır’ı Kuran’daki ayetlerden tanıyoruz. Bu ilmin sırrı da çilingiri de KEHF SURESİ’nde. 60 ve 82. ayetlerde (KEHF SURESİ) anlatılan Hz. Musa ve HIZIR arasında geçen seyahat esnasında yaşananlar bu ilmi - İLM-İ LEDUN, İLM-İ BATIN, HAVAS’ÜL HAVAS -tarif eder.

Yaşananlar bu ilmi; yaşatan ( HZ. HIZIR) bu ilmin adamlarının vazifesini ve maiyetini bizlere açıklamaya kafidir.

LEDUN İLMİ – SU – GİBİ AKAR GÖNÜLE…

Bu ilmin lütfedildiği kişiler MURAD’lardır. Yani bir irşad edicinin talebesi olmakla bu ilim elde edilemez. Alim olmak, mürşid olmak ayrı bir san’at.

MÜRİT Allah’ı arayan ve bulan kişidir. MURAD ise Cenabı Mevla’nın bulduğu-seçtiği. Mürit iradesine bağlı olarak gevşek davranabilir, yapamayacağım diyebilir ancak MURAD’ın böyle bir hakkı yoktur. Zira vazifelendirme padişahtan geliyor, reddedilemez.Son derece zahir ve batın ilimlerde yüksek derece yetişmiş birisi bu ilmin mümessili olduğu gibi, hiç okumamış hatta birkaç surenin dışında sure bilmeyen insanlar bile bu gayb ordusunun neferi olarak vazifelendirilebilir. Yani MUHYİDDİN-İ ARABİ gibi bir ilim zirvesi yanında az sonra değineceğimiz LADİKLİ AHMET AĞA gibi bir ümmi zat-ı muhterem de olabilir. Bu lütuf sahibinin tasarrufu cevahirini yaratanı bilir.Bu ilim çoğunlukla tanımadığınız bir PİR-İ FANİNİN sekerat halindeyken size içirdiği bir tas SU’yla bazen de yedirdiği herhangi bir yiyecekle açığa çıkar. (Nitekim Ladikli Ahmet Ağa da 1. Dünya Savaşı’nda Kanal Harekatı sırasında vurulup öldü diye bırakıldığı bir sırada bir atlı tarafından SU içirilerek tayyi mekan yaptırılır.)

Bu suyu içtikten sonra gelenin rüyada mı yaşadığınız hayatta mı olduğunu analiz etmeniz ne kadar zamanınızı alıyorsa; içtiğiniz suyun su mu başka bir şey mi somut mu soyut mu olduğunu da anlamanız o kadar vaktinizi alacaktır. Ancak susuzluktan çatladığınız bir anda suya kandığınızı bilmeniz işin bu maiyetini daha fazla kurcalamanıza gerek olmadığını cevaplamanıza yetecektir.

Size yedirilen şeyle bu ilim verilecekse; bu yiyecek bazen en bilinen meyve hatta markalı bir çubuk kraker, bisküvi de olabilir. Nitekim LADİKLİ Ahmet Ağa rahmeti rahmana kavuştuktan sonra bu ilmi oğluna devretmek isteyen gayb aleminden gelen üç kişinin verdiği yiyeceği onların yanında önce bir lokmacık yemiş olan Zekeriya; daha sonra tadını beğenmediğinden bu yiyeceği sözde onlara çaktırmadan hasıraltı etmiştir. Ancak bu yiyeceği yemesinin akabinde ne olacağını öğrenince bu yiyeceği hasıraltından çıkarmak istemiş lakin yiyeceğin ortadan yok olmasıyla ancak ısırdığı kadar bir miktar gayb ilmine vakıf olabilmiştir. Anlayacağımız ortada bir de böyle bir durum var.

Sonrası…

Sonrası istidadınıza, gayretinize kalmış…

Ancak ikram bir kere yağmaya başlamışlar için ziyaretler belli bir süreden sonra sıklaşmaya başlayacaktır.

Taki; 300’ler 70’ler 40’lar 7’ler, 3’ler (Büdela, Nüceba, Nükeba… vs.) KUTUPLAR - KUTB-U İRŞAD- ilim nurunun zirvesi/ KUTB-U VELAYET – insan benliğinin zirve terbiyedarı - ve GAVS-I AZAM makamlarına doğru bir seyir başlayacaktır. (Not: 40’lar makamı iki kısımdır ki her dönem 40 Hanımsultan Evliya’da bu makamdadır)

Ancak bu yolun yolcusu olmak bile en yüce payedir. Bu yolun yolcusunun gözünde dünya hayatının makamları üç-beş yaşındaki çocukların oyuncaklarıyla oynarken kendilerine verdikleri payeler gibi ‘’komik ve çocukça’’ kalmaktadır ki işin aslı da budur!!!

Hz. HIZIR ÜNİVERSİTESİ

Kendiside Hz. Hızır’ın TALEBELERİNDEN OLAN Bediüzzaman Said Nursi - hatta bir defasında ellerinde kelepçe olduğu halde Ladik’e tayyi mekan yaparak Ahmet Ağa’ya Hz. Hızır’a çok sıkıntı çektiğini iletmesini söylemiş daha sonra sabretmesi söylenmesi üzerine çıkardığı kelepçelerini bizzat yeniden bileklerine takarak geri dönmüştür- Hızır Aleyhisselam ve ondan ders alanlar için güzel bir izahı vardır.

-Hızır Aleyhisselam hayatta mıdır? Eğer hayattaysa niye bazı alimler hayatta olduğunu kabul etmiyorlar? Sorusuna şu cevabı veriyor.

-Hayatın 5 MERTEBESİ vardır ve her mertebenin farklı şarları bulunmaktadır.

Birinci mertebesi, bildiğimiz, şu içinde bulunduğumuz hayattır ki pek çok kayıtla mukayyettir. Hızır Aleyhisselam hayatın ikinci mertebesinde yer aldığı için, bazı alimler hayatta olup olmadığı konusunda şüpheye düşmüşlerdir.

İkinci mertebe Hazreti Hızır ve İlyas Aleyhisselam’ın hayatlarıdır ki bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimi mukayyet değillerdir. Bazen istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.

Tevatür derecesinde ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın, Hz. Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Hatta makamı velayette bir makam vardır ki; MAKAM-I HIZIR tabir edilir. O makama gelen bir Veli, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazen o makam sahibi yanlış olarak ayn-ı Hızır telakki edilir olunur.’’ (Birinci Mektup)

HAVASSIN TEKNOLOJİSİ…

Havassın teknolojisi ESMAYI İLAHİYE’ye bağlı sırlar!.. Onlar kendilerine verilen, kendilerine bildirilen ESMAYI üç/beş defa ya da her ne kadar tekrarlanması gerekiyorsa, onu söyleyip sır olup gidiyorlar. Bize garip gelen, imkansız görünen şeyler maddeden beri o alemde öylesine sıradan ki…

O muazzam görünmeyen mücerret teknolojiden geriye sadece avam olan bizlere kalan miras sadece şu üçüdür:

ŞECERE (SOYAĞACI)- HIRKA-MÜHÜR!!!

Lakin Ladikli Ahmet Ağa vefat ettikten sonra oğlu Zekeriya’ya gelen GAYB ALEMİNİN ÜÇ ATLISI da bu görünür mirası istiyorlar kendilerinden. Zira Zekeriya daha işin başında hikmeti anlayamamış mirastan olmuştur. Ehhh bunların da artık ehline verilmesi gerekiyordur… Yani bayrak teslimi gibi bir ritüel var ortada..

HAVASSIN TOPLANMA YERLERİ

Kutsi gecelerde MEKKE-MEDİNE-KUDÜS-SEMERKANT-BUHARA-ŞAM-ROMA VE İSTANBUL’DAKİ muhtelif yerler buluşma noktalarıdır Kİ –aynı zamanda- dünya hayatında tarihten bu yana azami ehemmiyete sahip yukarıdaki 8 şehrin 4’ünün Cennet’te bu mekana yakışır tezahürlerinin olduğu ifade edilir.

Ancak tabiri uygunsa bir de içtima merkezleri vardır bu Uluların.

MEKKE-İ MÜKERREME’DEKİ ZEMZEM SUYU’NUN BAŞI BERAT GECELERİNDE TOPLANMA YERİDİR DENİR…

Nitekim Ladikli Ahmet Ağamız da bir Berat gecesi evinde toplanan misafirlerinin ‘’Eee Ahmet Ağa bugün nereye gideceksiniz sorusu üzerine; Bu gece Mekke-i Mükerreme’de bir toplantı olacak. Harem-i Şerif’te Zemzem kuyusunun başında Her sene bu gece Zemzem kuyusunun suyu coşar kabarır, ağzına kadar gelir. Resulallah Efendimizin ruhaniyeti ve bütün peygamberler Evliyaullah orada toplanırlar. Orada hep birlikte dua yapılır. Sonra o kuyudan bir su içilir, artanı da oraya dökülür, ondan sonra su normale çekilir. Zemzem kuyusunun suyunun bitmeyişinin hikmeti bu… Her sene bu merasim yapılır’’ şeklinde verdiği cevapla bu durumu açıklamaktan çekinmemiştir. Başka birisi bu ve benzeri sırları verse belki boynu kırılır ancak o izinlidir…

HAVAS MÜCADELESİNİN YETKİ SINIRI

Avamdan zaman zaman çok kişi sormuştur. Cenabı Allah’ın kudretinden nüveler taşıyan bu seçkinler o halde niye nükleer başlıklı füzeleri kilitlemiyor, süpersonik uçakları düşürmüyor, zalim başbakanları, komutanları merdivenden yuvarlayarak kafasını gözünü patlatıp zulmün önünü kesmiyorlar vs.

Dilerseniz safça ifade edilen bu durumu da bu tarz bir sorularla karşılaşan Ladikli Ahmet Ağa’nın verdiği cevapla açıklayalım:

Şahıs soruyor: ‘’Hacı Baba ne olacak bu dünyanın hali? Nasıl düzelir ?..’

Evlat dedi şöyle sakin sakin, bu Çoban Ahmed var ya (kendisine hitabı öyle idi)

‘’Eğer müsaade etseler, iki üç saatte dünyayı düzeltirim amma, hikmeti ilahidir onu biz düzeltemeyiz… Emirsiz hareket edemeyiz… Bu hadiseler böyle olacak, HERKESİN İMAN ÖLÇÜSÜ, CİHAD ÖLÇÜSÜ ORTAYA ÇIKACAK! MÜMİNİ, MÜNAFIĞI; MÜŞRİĞİ KAFİRİ ORTAYA ÇIKACAK!!! VE HADİSELER GELİŞE GELİŞE ORTAYA ÇIKACAK’’.

Nitekim yetki ve izin meselesi bu. Milyonlarca adamı kendisini korumaları için besleyen FİRAVUN’u bir üfürüklük canı olan sivrisinekle telef eden Cenab’ı Allah; dilese bütün insanlığı secde vaziyetinde toplamaz mı?.. Toplar elbet!

Lakin müddet ve imtihan meselesi…

HAVAS VE ASKERİ HİZMET

Tüm havas adamlarında olduğu gibi Peygamber Ocağı olarak görülen orduya karşı özel bir ihtimam ve sevgi vardır.

Sırf bizim milli tarihimiz ve bu milli tarihimizdeki yakın tarihte bile binlerce gayb adamının yardımı vardır ordumuz neferlerine. Bırakınız Kıbrıs harbini Güneydoğu Anadolu’daki terör belasında dahi bu mikyasta bir çok olay yaşamışızdır. Halen daha nöbette uyuyan bir çok asker gerekirse tokatlanarak uyandırılır. Hatta hastalanıp devriyeye çıkamayan bir çok komutanın gece devriye de görüldüğü çok olmuştur.

Ladikli Ahmet Ağa’da da azami bir ordu ve asker sevgisi vardır. Bu yüzden dışarıdan kendisini ziyarete gelenlerin ve istişare edenlerin çoğu asker. Zira yukarıda da değindiğimiz gibi o Türk Ordusunun çarıklı erkanı harbindendir.

Bu yüzden adı çevresinde ‘’GAYB RİCALİNİN ASKERİYE KOLUNDA GÖREVLİ’’ şeklinde çıkmıştır. Mesela Albay Necmi Sami Bey Ladikli Ahmet Ağa’nın en sevdiği dostudur.

O her an göreve hazır diplomat bir asker gibi Küba –Amerika arasında Küba’ya konuşlandırılan Rus füzelerinin Amerikan casus uyduları tarafından tesbit edilmesi üzerine 3. Dünya savaşını engellemek için Cezayir dağlarında toplantıya tayyi mekan yaparken; bir gün aldığı emrin pusula kağıdını dostlarına gösterdikten sonra LADİK’TEN WAŞİNGTON’A ‘’4 DAKİKA’’ DA GİDECEK KADAR HIZLI GÖREV ADAMIDIR.

ASKERİ İSTİHBARATA HAİNLİK EDEN YANAR…

Bir Ziyaretçisine Hacı Ahmed Ağa Anlatmışlardı:

“Edirne’de askerlik yapan bir Türk Çavuşu, iki Bulgar subayına, Edirne’nin Askeriye’ye ait planlarını ağır bir para karşılığı satmış, kimsenin haberi yok. Manevi emir aldık, yine iki arkadaş görevlendirildik.

Bulgar Subayları planları alıp Kumandanlarına teslim etmek üzere merdivenlerden çıkarlarken bir anda arkalarından yetişerek birine ben birine arkadaşım tepelerine vurduk. İkisi de merdivenlerden aşağı yuvarlandılar. Hemen ceplerinden planları alarak yerlerimize döndük.

Sıra Çavuş’a geldi; Vatan haini olduğundan, o da öldürülecekti. Terhis oluncaya kadar dokunmadık, manevi emir öyle idi.Nihayet terhis oldu, külfetli bir para ile sevinerek binmiş, memleketine dönüyordu. Memleketine gelip, tam trenden inerken; Onun da tepesine vurduk, sanki trenden düşüp ölmüştü. Böylece vazife yapılmış oldu.”

KORE HARBİ VE YARILAN KUŞATMA

Kore harbinin olduğu devre, yine bir ziyaretimde;Hacı Baba’yı ziyaret için Ladik’e gitmiştim, gece odasında kalıp odasında misafir olduk. Yatsı namazına kadar beraber kaldıktan sonra, Hacı Baba namazı kıldı ve sonra bizden müsaade alıp gitti.Sabah namazında geldi ve bize:“ Bugün Kore’de idik; Türk askeri çember içine girmiş, imha edilmek üzere idi. Kurtarılmak için Mevla’dan izin çıktı, manevi arkadaşlarımla Kore’ye yetiştik. Bizim askerin önüne düştük. Kafir askerleri bizi görürler ;lakin bizim askerler göremezler.Kılıçları çektik, küffar askerini kılıçtan geçirerek bizim askere yol verdik. Bakın sabah radyo haberleri verirken duyacaksınız..!” dedi.

Sabahleyin bir radyo getirdiler, ilk haberleri açtılar;“Kore’de bulunan, Albay Tahsin Yazıcı oğlu komutasındaki Türk çember içine alınmış. İnanılmaz bir kahramanlık örneği vererek çemberi yarmış, kafirleri perişan etmişler..” diye radyo haber veriyordu..!Çemberi yaranın kimler olduğundan onların haberleri yoktu. İşte Allah’ın manevi ordularının vazifeleri..!

AHMET AĞA VE PİLOT TEĞMEN…

“Bir gün, pilot Teğmen uçağı ile eğitim uçuşu sırasında, uçağı arıza yapıyor ve bir tarlaya mecburi iniş yapmak durumunda kalıyor. Her ne kadar yerde arızayı gidermiş ise de, uçağın bu tarla üzerinden kalkmasının imkanı yok. Bulunduğu yer öyle ıssız ki çevrede canlı yok. Hocam emir verdi...;

-Ahmed, git şu pilot Teğmen’e yardım et,uçağını kaldır..dedi.

Hemen geldim, pilot çaresizlik içerisinde bocalamakta, ne yapacağını bilememekte idi. Selam verdim;

-Ne yapıyorsun delikanlı?.. dedim.

O da durumunu anlattı. Ben dedim ki:
-Oğlum sen uçağı çalıştır, kalkış için ben sana yardım edeyim!

Şaşırmış bir halde:

-Nasıl yardım edeceksin? dedi.

-Sen çalıştır. ben uçağı kaldırayım.! dedim.

-Hacı Baba kaç tonluk dört motorlu bir uçak. Nasıl kaldıracaksın..? dedi.

-Yavrum! Sen çalıştır bakalım.! dedim.

-Neyse çalıştırayım bakalım.. dedi ve uçağı çalıştırdı.

Allah’ın izniyle:

-Bismillah.. Ya Allah..! deyip yardım edip uçağı kaldırdık ve uçup gitti.”

Pilot der ki:

“Hacı Baba uçağı kaldırıpta, uçak havalanınca; uçağın kuyruk tarafına oturduğunu gördüm ve..

-Eyvah, Hacı Baba düşecek.. dedim.

Bir müddet sonra, Hacı Baba bulunduğu yerden kayboldu.

Ben yine;

-Eyvah, Hacı Baba düştü!!.. diye müteessir olmuştum.

Mensup olduğum karargaha varıp durumu ve başımdan geçenleri kumandanıma anlattım. Kumandanım bana;

-Maneviyat adamlarından biri sana yardım etmiş..! dedi.”

Pilot Teğmen bu maneviyat adamları nerede bulunur acaba, diye araştırma yapıyor. Şarkta filan yerde var diyorlar, tarif edilen kimseyi buluyor; fakat aradığı ve gördüğü değil. Böyle bir çok yerleri geziyor. Nihayet bir gün Konya’da Ladikli Hacı Ahmed Ağa’yı haber veriyorlar.

Konya’ya gelip Hacı Ahmed Ağa’yı soruşturuyor, kendisine Ladik kasabasını tarif ediyorlar. Bir arkadaşı ile taksiye binip Ladik’e geliyorlar. Hacı Ahmed Ağa’yı sorarak odasını öğreniyorlar. Pilot, Hacı Baba’nın odasına giripte, kendisini görünce..

-Hah.. işte bu amca..! deyip, eline ayağına sarılıyor.

Hacı Ahmed Ağa.:

-Oğlum benzetmiş olabilirsin.. diye gizlenmeye çalışırsa da.

Pilot.:
-Hayır yanılmıyorum, o sendin..! diyordu.

Beraberce camiye gidip geldikten sonra, o gün orada misafir kalıyorlar. Ertesi gün veda ederek yerlerine dönüyorlar.”

Genelde bedenen Ladik’in dışına çıkmayan bu zatı muhterem, iş vazifelendirilmeye gelince tayyi mekanla Avrupa-Amerika-Amerika demeden kaşla göz arasında yok oluyordu. Bu yüzden döndüğünde üzerine bazen kar bazen çöl toprağı bulanmış olmasına kimse şaşırmıyordu. Hatta gideceği yeri önceden öğrenenler gitti yerlerinden özel masum siparişler bile veriyorlardı kendisine. Hurma, muz gibi.

En iyisi daha fazla bu meselede kelam etmek yerine gelin siz Araştırmacı-Yazar Mustafa Özdamar’ın kaleme aldığı Kırk Kandil yayınlarından çıkan ‘’LADİKLİ AHMET AĞA’’ kitabını okuyunuz. Eminim benim söylemek istediklerimden daha iyisini kalbiniz size yorumlayacaktır. Hele birde meselenin fevki üzerine ruhi zekanızda çalışmaya başlamışsa belki hayatınızın bir yerlerinde Hz. Hızır’la veya Hızır ordusundan birileriyle karşılaştığınızı hatırlayacaksınızdır.

KALBİNİ AYNA YAPANLARIN İSE ARAMASINA GEREK YOK! BİR KAŞ AYNASI BİLE GÜNEŞİ İÇİNE ALMIYOR MU?..

Sözün yine onun gönlüne sığdıramadığı halini şiirle anlattığı mısralardan sadece şu ikisiyle kemale taşıyıp ‘’Hz. Noktayı’’ koyalım yerine.

BİR ÜSTADDAN OKUMADIM YOL NEDİR ERKÂN NEDİR
İLMİ ZAHİR OKUMADIM KALPDEKİ BÜRHAN NEDİR

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:31
Latif Ali </B>
Bulgaristan Türk Edebiyatı

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, Selim Bilâl, Mülâzim Çavuş, Osman Sungur gibi şairler, Bulgaristan Türk şiiri geleneğini sürdürmeye devam etmişlerdir. Ancak 1950-51 göçünün, her şeyi alt üst ettiği malûmdur. Buna rağmen, Bulgaristan’da kalabalık bir Türk toplumunun olması, kısa sürede yeni şairlerin yetişmesini sağlamıştır. Bu genç ve yetenekli şairler, bura Türk şiirinin gelişimine büyük bir hız kazandırmışlardır. Selim Bilâl, Mehmet Çavuş, Mefküre Mollova, Lâtif Ali, Hasan Karahüseyin, İsmail Çavuş, Arzu Tahirova bu misyonu gerçekleştiren değerli şairlerden birkaçıdır sadece.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:31
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2420.jpg
Lawrence </B>
LAWRENCE, THOMAS EDWARD (1888 - 1935)
Arap Lawrence olarak da bilinir. 15 Ağustos 1888'de Tremadoc, Caernarvonshire, Galler'de doğdu. I. Dünya Savaşı sırasında Orta Doğu'da yürüttüğü istihbarat etkinlikleriyle tanınan İngiliz asker, arkeoloji uzmanı ve yazar. Savaş Anılarını, "Seven Pillars of Wisdom" (1926) "Aklın Yedi Dayanağı" adlı yapıtta topladı.

Osmanlı sınırında yer alan Sina'nın kuzey kesimini keşfe çıktı. I. Dünya Savaşı'nın hemen başında Sina'nın askeri haritasını çıkarmak üzere Savaş Bakanlığı Harita Dairesi'nde sivil memur olarak çalışmaya başlayan Lawrence, Aralık 1914'te üsteğmen rütbesiyle Kahire'ye gönderildi. Araplar ve Osmanlıların elindeki Arap toprakları konusunda uzman olduğundan istihbaratta görevlendirildi.

Lawrence, savaş anılarının üçüncü düzeltmelerini yaparken, Mart 1921'de Sömürgeler Bakanı Winston Churchill'in Arap işleri danışmanı olarak Ortadoğu'ya gitti.

İlk ticari baskısı 1935'te Lawrence'in ölümünden sonra yapılan "Seven Pillars of Wisdom" 20. yüzyıl İngiliz Edebiyatında çağdaş kişileri destan kahramanlarına dönüştüren az sayıda yapıttan biridir.

Kraliyet Hava Kuvvetlerinden 26 Şubat 1935'te terhis edildikten sonra Clouds Hill'e yerleşti. Boşluk duygusuna karşın, yeni projelerinden dolayı iyimserlikle dolu olduğu bir dönemde, 19 Mayıs 1935 günü Clouds Dorset-İngiltere'de bir motosiklet kazasında öldü.

HAKKINDA YAZILANLAR

Lawrence
İngiliz-Arap İlişkilerinde Lawrence'nin Gizli Yüzü
Mehmet Zeki
IQ Kültür-Sanat Yayıncılık / Araştırma-İnceleme
176 s.; İstanbul Ağustos 2001

Ortadoğu'da yirmi milyon Arab'ı bir araya toplayıp yeni bir millet yaratmak istemişti. Hayal dünyasında bunu düşünürken, yirmi milyon Arab'ın kendi aralarında anlaşıp anlaşamayacaklarını, anlaşsalar bile, siyasi menfaat için kimsenin gözyaşına bakmadan Avrupa devletleri, buna izin verecekmiydi. İngilizler, Fransızlar, Ortadoğu'yu bölmüş, meydana yeni devletler, yeni menfeatler çıkmıştı. Savaş bitmişti...

"Yaş ilerledi sanırım...itiraf edeyim ki içimde kendim için korku hissediyorum. Bu his yenidir şimdiye kadar hiçbir işte sonuna kadar gelmiş bulmamıştım kendimi. Nerede yaşayacağım, ne yapacağım, yeni adım ne olacak bilmiyorum..."

Arap dostları birer birer göçüp gitmişlerdi. İhtiyar Şerif Hüseyin, Faysal, Şerif Ali, Dahum, Auda ve diğerleri ölmüşlerdi.

Ona ne kalıyordu. Hemen hiçbir şey Christina Rosetti adlı şairin mısraları onun kırkyedi yıllık yaşantısını anlatıyordu:

...............Aradım
Bir sığınak bulamadım
Harcadım bir şey alamadım
Acı çektim bir şey elde etmeden
Gururum çok yükseklere baktı
Fakat en derinlere alçalttı.
Sevgim karşılık arıyordu, ne yazık
tacını bulamadı...
(Arka Kapak)

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:31
Lemi Atlı ( 1870)- (1945) </B>
Halit Lemi Atlı (1870-1945). Tanburi Mustafa Çavuş'la başlayan ve hocası Hacı Arif Bey'le kişilik bulan şarkı bestekârlığı zincirinin en önemli halkalarından biri olarak kabul ediliyor.Saz Semaisi formunda bestelediği bir eser ve bir İstiklal Marşı dışında bütün eserlerini şarkı formunda veren Lemi Atlı, bir ses sanatkarı olarak da mu*****izde önemli bir yere sahiptir.168 bestesi var.Mezarı, Erenköy Sahrayı Cedit Mezarlığındadır.

Kaynak:Lemi Atlı Tercüman 22 Ocak 1991

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:31
Lerzan Bengisu ( 1906)- (1978) </B>
1906 yılında İstanbul’da doğdu. Heykeltraş, tahta yontucusu, Porf. Dr. Naci Bengisu'nun eşi, Prof. Dr. Ünal Bengisu'nun annesidir.1978 yılında İstanbul’daöldü. Mezarı Zincirlikuyu mezarlığındadır.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:32
Levon Panos Dabağyan </B>
Dabağyan, 1933 yılında İstanbul’da doğdu. Levon Panos Dabağyan, ailesini şöyle tanıtıyor; “Krikor ve Siranuş adında Ermeni asıllı bir ailenin evladı olarak 11 Kasım 1933’de İstanbul’un Aksaray-Yenikapı’ semtinde, büyük devlet adamı Harutyun Amira Bezciyan’ın meşhur yalısında dünyaya geldim. Baba tarafım Van vilayetinden Kastamonu’nun Kadınsaray Köyü’ne yerleşmiş bir sülaleye (Karacıyanlar), ana tarafı ise Erzurum ve Van dolaylarından İstanbul’a takriben bir asır evvel göçüp Yenikapı semtine yerleşen Dabağyan’lardır. Ailevi bir sebepten dolayı Dabağyan soyadını alan Krikor Efendi, evlatlarına da aynı soyadını vermiştir.”

HAKKINDA YAZILANLAR

İzlenmesi gereken bir yazar: Levon Panos Dabağyan
Mahmut Çetin mcetin@biyografi.net

Levon Panos Dabağyan, eskilerin nev-i şahsına münhasır dediği bir kişilik. O, Türk Milletini, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetini seven bir kalem. Dabağyan, adından anlaşılacağı gibi Ermeni kökenli. Adını bildiğim, yazılarından istifade ettiğim bu güzel insana Tarih ve Düşünce dergisinde tanıma fırsatı buldum, sohbetinden istifade ettim.

Kimdir Dabağyan ?

Dabağyan, 1933 yılında İstanbul’da doğdu. Levon Panos Dabağyan, ailesini şöyle tanıtıyor; “Krikor ve Siranuş adında Ermeni asıllı bir ailenin evladı olarak 11 Kasım 1933’de İstanbul’un Aksaray-Yenikapı’ semtinde, büyük devlet adamı Harutyun Amira Bezciyan’ın meşhur yalısında dünyaya geldim. Baba tarafım Van vilayetinden Kastamonu’nun Kadınsaray Köyü’ne yerleşmiş bir sülaleye (Karacıyanlar), ana tarafı ise Erzurum ve Van dolaylarından İstanbul’a takriben bir asır evvel göçüp Yenikapı semtine yerleşen Dabağyan’lardır. Ailevi bir sebepten dolayı Dabağyan soyadını alan Krikor Efendi, evlatlarına da aynı soyadını vermiştir.” Dabağyan ailesi; Ermeni mezhebi olan Lusavoriçağan mezhebindendir.(1)

O bir milliyetçi

Dabağyan’ın bir başka yönü de CKMP’den MHP’ye Milliyetçi Hareket içinde görev alan bir vatansever olması. 1969 seçimlerinde Dündar Taşer’le birlikte MHP İstanbul milletvekili (ya da senatör) adayı olur. MHP’nin parti ampleminin seçilmesi sırasında “biz İslam milletiyiz hilal isteriz” diye üç hilalden yana görüş bildirir.

1967’de C.K.M.P’ye girmiştir. 1970’li yıllarda, MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in isteğiyle Ortadoğu gazetesinde yazı yazmıştır. Levon Panos Dabağyan’ın, Yeni İstanbul, Babıali’de Sabah, Bugün, Hakikat, Yeşil Belde ve Tercüman gazetelerinde makale ve tefrikaları yayınlanmıştır. Dabağyan’ın 12 Eylül öncesinde Hergün gazetesinde ve Türk Edebiyatı gibi kültür ve sanat dergilerde de yazıları yayınlanmıştır.

Türkiye Ermenileri
Dabağyan, bir yazısında Türkiye’deki Ermeniler’i anlatırken, “Bütün Ermenileri düşman görmek tamamen yanlıştır ve de haksızlığın ta kendisidir. Zira, Türk vatanını en az bizler kadar seven ve dış ülkelere giden Türk insanına adeta kardeş gibi davranarak onları başı üstünde ağırlayan nice Ermeni mevcuttur” diyor.

Ermeni Meselesinin özü ya da “bir ölüme çare yok, anlatacağız”

Ermeni Meselesinin özünü Dabağyan’ın ağzından dinliyoruz: “Ermeni ve Türk masonları Türk tarihini, Osmanlı Ermenilerini tanıtmak istemezler. Bunu tanımayınca Ermeni gençler, Taşnak Partisini tanıyor.” Ermeni cemaatının Türkiye’deki durumunu anlatıyor: “Buradaki Ermeni’nin Türk düşmanlığı ile bir alakası yoktur.” Ermeni meselesini protesto etmek için Taksim’de kendini yakan Türk dostu Ermeni’yi hatırlatıyor. Milli Mücadele sırasında Anadolu’ya silah sevk eden ve bilahare Afyon milletvekili seçilen Berc Keresteciyan’dan Osman Gazi’ye uzanıyor: “Osman Gazi nur içinde yatsın. Ermeni kullarımı içinize alın, yoksa Bizans bunları bitirir. Ermeni Piskoposluğu Bursa’dadır. İstanbul’un fethinden sonra patriklik olur.” Dabağyan, Ermeni Meselesinin çözümsüz olduğuna inanmıyor “bir ölüme çare yok, anlatacağız.”

Dabağyan gayretlerini anlamayanlar ve kendisini eleştirenler için de bir çift sözü var: “Ya Rabbi sana şükürler olsun. Demek ki, bir değerim varmış ki, bana saldırıyorlar.” Levon Panos Dabağyan, değeri bilinmesi gereken bir yazar, bir araştırmacı, bir dost. O artık yazılarını Tarih ve Düşünce dergisinde neşrediyor.

Sinema yazıları

Dabağyan, Osmanlı Tarihi ve Ermeniler’le ilgili yazılarının yanında Türk Sineması ile de ilgileniyor. Onun bu yazılarından biri “Kültür Emperyalizminde Sinemanın Yeri”(2) başlığını taşır ki, bu yazı üst düzeyde bir milli şuurun ifadesidir.

Papalığa sızan gizli el !
Levon Panos Dabağyan derin tarih bilgisiyle gündemdeki olaylar arasında bağlantı kurarak, Türkiye Ermenileri içinde tarihi bir misyonu yerine getirmektedir. Onun İsrail ve Filistin arasındaki çatışmalar sırasında gündeme gelen olaylara da değişik bakış açısı getirir: “Vatikan 1962-1965 Sen Sinot Meclisi’nde alınan kararların dışına çıkmaya asla ve asla yanaşmamıştır. Bu inadındaki asıl sebep ise mezkur mecliste alınmış olan gizli kararlardı. Bunlardan bir tanesini aynen geçiyoruz ki, Vatikan’ın Siyonizm’e vermiş olduğu en büyük ödünlerden başlıcasıdır:
*Hristiyanlık dininde reform yapılacak ve böylece Hristiyanlık dini günün şartlarına uygun şekle getirilecek.
*Hz. İsa Museviler tarafından değil, Romalılar tarafından çarmıha gerilmiştir.
Bu madde gizli olarak kabul edilmiştir.”(3) Dabağyan, Papalık otoritesi içine Yahudi işbirlikçisi bir bakışın sızmasına dikkat çeker.

Azerbaycan-Ermenistan Çatışması ve Türkiye

Başta Karabağ olmak üzere Azerbaycan’daki Türk illerinin Ermenistan tarafından işgal edilmesi, bütün dünya Türklüğü açısından üzüntü verici bir durumdur. Türk-Ermeni ilişkilerinde Ermeni saldırganlığına karşı durulamadığı gibi, sonraki dönemde Türkiye ile diyalog kurmaya çalışan Levon der Petrosyan’ın uzlaşmacı yaklaşımı da boşlukta bırakılmıştır. Uzlaşmacı Petrosyan çözüm üretemeyince, sertlik yanlısı Rober Koçaryan’ın Ermenistan’ın başına geçmesine fırsat verilmiştir. Levon Panos Dabağyan, Türkiye’nin Pedrosyan’la diyalog kurarak, Ermenistan’ı kendi tarafına çekebilecekken bunu yapamadığını söyler.(4)

Bu çerçevede Ermenistan Eski Devlet Başkanı Levon der Petrosyan’ın, Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş ile de görüştüğünü hatırlayalım. Asıl problemin Türkiye Ermenileri ve Ermenistan ile ilgisi olmayan, Ermeni diasporasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Biz sorunlarımızı diyalogla aşmanın yolunu bulmalıyız. Bu minvalde Levon Panos Dabağyan’ın uyarıcı çalışmalarını, saygıyla karşılıyoruz.

KAYNAKLAR
(1)Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Y. İstanbul 1999 sf.49-50
(2)Kültür Emperyalizminde Sinemanın Yeri Levon Panos Dabağyan Türk Edebiyatı Mayıs 1981 s.91 sf.27-27
(3)Papa ve Siyonizm Levon Panos dabağyan Tarih ve Düşünce Haziran 2002 s.6 sf.54-55
(4)Ermeniler nasıl mesele yapılmaz Levon Panos Dabağyan Tarih ve Düşünce Mayıs 2002 s.5 sf34-36

xxx

Dabağyan’ın Eserleri
Mahmut Çetin mcetin@biyografi.net

Fatih ve Fetih Olayı

Levon Panos Dabağyan’ın ‘Fatih ve Fetih Olayı’, ‘Pearl-Harbor’dan Hiroşima’ya 1941-1945’ ve ‘Türkiye Ermenileri Tarihi’ adlı eserleri vardır. Dabağyan, İstanbul’un fethini anlatan ‘Fatih ve Fetih Olayı’ isimli eseri önsözde şöyle takdim ediyor: “.. bütün cihanın çehresini bir anda değiştirmiş olan, cihanşümul bir hadisenin özetini meydana getirmiş oldum.” Yazar kitabın yankılarını da şöyle anlatıyor: “1973’te pek yakın dostum, hatta manevi kardeşim olan, Aykurt Neşriyat sahibi Attila Atilhan Bey, Çağ Açan Hükümdar Fatih adlı eserimi tetkik etti ve derhal 5000 adet olarak bastı. Nihayet arzuma kavuştum. Lakin kitabım satılmaz diye düşünüyordum. Çünkü diğer yayınevleri tüm cesaretimi kırmışlardı. Daha evvel Attila Bey’e başvurmamamın tek sebebi ise, Attila Bey’in İstanbul’da olmayışındandı. Attila Bey bu hususta da bana cesaret verdi ve : ‘Ağabey hiç endişelenme. Allah’ın izniyle senin eserin satılacaktır. Sen merhum pederimin, ailemize yadigarısın. Kitabın satılması için elimden geleni yapacağım. Hiç merak etme Allah büyüktür’ dedi. Nitekim kısa bir zamanda umduğumun fevkinde satış oldu ve kitabın mevcudu tükendi.”

Levon Panos Dabağyan, İstanbul’un fethini küçültmek ve fethin muhteşem etkisini yıpratmak isteyenlere tepkili. O, gemilerin karadan çekilmediği vs. gibi fethin bilinen sembollerinin özellikle yıpratıldığını iddia ediyor. Dabağyan fethin tanımlanmasında yapılan önemli bir yanlışlığa da dikkat çekiyor: “Bizans’ın fethi hakkında yazılmış olan bazı eserlerde; Bizans’ın tamamen çürümüş, yıpranmış kof bir ağaç gibi gösterilmektedir. Halbuki, bu gibi yazarlar aslında ne gibi bir hataya düşmüş olduklarının farkında değillerdir veya maksatlı hareket etmektedirler. Zira Bizans, onların eserlerinde belirtmiş oldukları şekilde olsaydı; eşsiz Cihangir’in o dev başarısını gölgelenirdi. Daha doğrusu, önemini tamamen kaybederdi. Bu tamamen yanlış bir görüş ve yanlış bir tutumdur.... Büyük Cihangir Fatih Sultan Mehmed han, gayet kuvvetli bir düşmanı haklamış ve koca bir imparatorluğu tarihten silip atmıştır. Dev Bizans’ı tarih sahifelerine göçerten tek sebep, Muhteşem Fatih’in eşsiz dehası, yüce Türk Ordusunun iman gücünün üstünlüğü ve çelikten bileğidir.”

Türk-Ermeni İlişkilerinin Gelişmesi

Dabağyan ‘Fatih ve Fetih Olayı’ adlı eserinde Bizans’ın yıkılmasına Türkler kadar Ermeniler’in de sevindiğini söyler. Bunda en büyük tesir, Türklerin himayesine geçen Ermeniler’in Türklerden gördüğü dostluk ve himayedir: “Osman Gazi’nin 1326’da Bursa’yı zaptederek payitaht ilan etmesinden sonra, Türkler himayesinde bulunan Ermenilerin Ruhani Reislik Merkezi Bursa’ya nakledilmişti. Bursa’da bulunan Ermeniler, ekseriyetle İç Anadolu’dan gelme sanatkar, mimar, kalfa ve küçük zanaat erbapları idi. Sultan Fatih, Rumeli Hisarı’nın inşaasında bu zanaatkarlardan da faydalanmıştı.”

Dabağyan bir başka bağlantının daha altını çizer: “Ermenilerin Urartular, Sümerler ve Subarlar’la birlikte Gurlar yurdundan ilk gelen Türkler olduğunu açıklayan kaynaklar vardır. Ermeniler asırlarca Türklere her dalda şerefli hizmetlerde bulunmuşlardır. Ne var ki Türkiye üzerinde gizli emeller peşinde olan İngiltere, Fransa, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi bir takım Batılı devletler, kendi menhus gayelerine erişebilmek maksadı ile din kardeşliği efsunu ile Ermenilerin fikrini çelip, mezheplere bölmüş ve zamanla kendi hakimiyetleri altına alarak Türkiye’ye karşı ayaklandırmışlardır. Ermenilerin bu hataları çok pahalıya mal olmuş ve perişan Ermeniler, göçebe gibi dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmışlardır.”

Pearl-Harbor’dan Hiroşima’ya 1941-1945

Levon Panos Dabağyan’ın eserlerinden biri de 2.Dünya Savaşı’nda Amerika’nın yaptığı bir katliamı anlatan ‘Pearl-Harbor’dan Hiroşima’ya 1941-1945’ adlı eseridir. Dabağyan eseri şöyle takdim eder: “Dünyayı kan ve göz yaşına boğan 2. Dünya Harbinin üzerinden bunca zaman geçti. Yeni Dünya Düzeninin haritasını çizen ve tarihini yazan galiplerdi. İnsanlığa, kırım ve katliamın tarihi galipler tarafından öğretildi. Galipler, beynelminel sermaye çevreleri ile onun jandarmalığını yapan ABD ve yandaşlarıydı. İnsanlar, 2. Dünya Harbinde aynı zamanda büyük bir insanlık ayıbı olan soykırımla tanıştı. Hemen herkes, soykırım dendiğinde Yahudileri hatırlamakta hemfikirdir. Oysa, 2. Dünya Harbi'nin tek ve gerçek soykırım kurbanları Asyalı kahraman bir millet olan Japonlar olmuştur. Ne var ki, tarihi hakikatleri ters yüz etmekte usta olan Yahudi ve Yahudi sermaye çevreleri Yeni Dünya Düzenin mimarı olabilmek için Asya'nın bu milli gücünü kırmak zorundaydı. Bunun için insanlık tarihinin bugüne kadar gördüğü en korkunç silahı olan atomu Japonlar üzerinde kullanmakta tereddüt etmemişlerdir.”

İnsanlık için son derece utanç verici olan atom bombası denemesiyle, Japonlar teslim olduğunda, Asya'nın bu şerefli milletinin şerefine uygun hareket etmekten başka çaresi kalmamıştı. Amiral Ugaki'nin 24 Kamikaze uçağıyla yaptığı intihar dalışları bunlardan sadece biridir. Bugüne kadar yazılan ve bilinen 2. Dünya Harp tarihlerinin tam tersine, Dabağyan’ın eserinde hakikatler apaçık ortaya çıkmaktadır. Kum Saati Yayınları’ndan neşredilen eseri, Erol Cihangir yayına hazırlamış.

Xxx

ESERLERİ

Pearl-Harbor'dan Hiroşima'ya 1941-1945
Levon Panos Dabağyan
Erol Cihangir
KUM SAATİ YAYINLARI

Dünyayı kan ve göz yaşına boğan 2. Dünya Harbinin üzerinden bunca zaman geçti. Yeni Dünya Düzeninin haritasını çizen ve tarihini yazan galiplerdi. İnsanlığa, kırım ve katliamın tarihi galipler tarfından öğretildi. Galipler, beynelminel sermaye çevreleri ile, onun jandarmalığını yapan ABD ve yandaşlarıydı. İnsanlar, 2. Dünya Harbinde aynı zamanda büyük bir insanlık ayıbı olan soykırımla tanıştı. Hemen herkes, soykırım dendiğinde Yahudileri hatırlamakta hemfikirdir. Oysa, 2. Dünya Harbi'nin tek ve gerçek soykırım kurbanları Asyalı kahraman bir millet olan Japonlar olmuştur. Ne varki, tarihi hakikatleri ters yüz etmekte usta olan Yahudi ve Yahudi sermaye çevreleri yeni Dünya Düzenin mimarı olabilmek için Asya'nın bu milli gücünü kırmak zorundaydı. Bunun için insanlık tarihinin bugüne kadar gördüğü en korkunç silâhı olan Atom'u Japonlar üzerinde denemekte tereddüt etmemiştir. İnsanlık için son derece utanç verici olan Atom Bombası denemesiyle, Japonlar teslim olduğunda, Asya'nın bu şerefli milletinin şerefine uygun hareket etmekten başka çaresi kalmamıştı. Pek çok ibret verici şeref sahnelerinden biri olan Amiral Ugaki'nin 24 Kamikaze uçağıyla yaptığı intihar dalışları bunlardan sadece biridir. İşte bu dalışlardan birisi: "Filo komutanı Amiral Ugaki, bir an Pasifik Okyanusunun uçsuz bucaksız enginliklerine baktıktan sonra, uçaklar arası telsizle hüzünlü fakat metin bir ifadeyle şu emri verdi:- Dikkat! Filo komutanından Filoya. Son görevinizi yapmaya hazır olun... Emrim: topyekün taarruz dalışıdır. Yaşasın İmparator. Başta Amiral Ugaki'nin uçağı olmak üzere, mesajı alan 24 uçaktan kurulu Kamikaze filosu, Pasifik'in sonsuz derinliklerine doğru pike yaptı. Vatanına ve geleneklerine son derece bağlı olan bu kahraman asker, emrindeki filo ile hayatına tam bir Kamikaze pilotu olarak son verdi. Bugüne kadar yazılan ve bilinen 2. Dünya Harp tarihlerinin tam tersine, fakat hakikatlerin çiğ parıltısını bu kitapta bulacaksınız.
Yayın Yılı: 2001; 375 sayfa; 3.HAMUR; 13,5x21 cm; KARTON KAPAK; ISBN:9758414089; Dili:TÜRKÇE

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:32
Leyla Bekiz ( 1929) </B>

Abaza yazarı Bekiz Leyla, 1929 yılında Kuzey Kafkasya'da, Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesinde bulunan Psevuç'e Dakhe adlı Abaza köyünde doğdu. Babasının adı Bekiz Abubekir'dir. 1950 yılında, yörenin ulusal okullarında orta eğitimini tamamladıktan sonra Leningrad Üniversitesi'ne giderek Filoloji Fakültesi'nden mezun oldu.

1957 yılında Kafkasya'ya dönerek Karaçay-Çerkes Bilimler Araştırma Enstitüsü'nde dil ve edebiyat tarihi üzerinde çalışmaya başladı. Çerkes edebiyatının bu bölgedeki kurucuları arasında bulunan Abıko Halid, Dışek Muhammed, Ghoşeko Husin, Vohute Abdullah ve eserleriyle ilgili monografiler hazırladı. Yöresel Çerkes edebiyatıyla ilgili olan "Sovyet Devrindeki Çerkes (Karaçay-Çerkes Yöresi) Edebiyatı" adlı incelemesini yayımladı. Çeşitli dergi ve gazetelerde de Adige ve Abaza edebiyatlarının gelişmesi ve sorunları ile ilgili birçok makaleleri ve eleştiri yazıları yayınlandı.

1961 yılından beri S.S.C.B. Yazarlar Birliği'nin üyesi olan Leyla Bekiz, Kuzey Kafkasya edebiyatının ilk kadın eleştirmenlerinden birisi sayılmaktadır.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:32
Leyla Gencer </B>
Hakkında Yazılanlar
1.Tutkunun Romanı Leyla Gencer
Zeynep Oral
Doğan Kitapçılık

Tutkunun Romanı Leyla Gencer, içinin ateşiyle yeryüzünü tutuşturmaya hazır; acıyı ve sevinci, korkuyu ve öfkeyi, dostlukları ve ihaneti, aşkı ve nefreti, kendi özel bahçesinde yeşerten; güçlüklere, engellere, baskılara meydan okuyarak savaşmaktan yılmayan; yeryüzü uçurumlarını sınayan Leyla Gencer'in "La Diva Turca"nın romanıdır. Onu, hep uçurumların kıyısına götüren tutkusu ve sesi... Onu, hep uçuruma, boşluğa, hiçliğe, yokluğa düşmekten kurtaran tutkusu ve sesi... Tutkusu, var olma nedeni şarkı söylemek... İnançla, inatla, hırsla, aşkla tutkusunun ardından koşuyor... İnançla, inatla, hırsla, aşkla, ülkeden ülkeye, sahneden sahneye, dipsiz kuyuların en dibiyle, gökyüzündeki bulutların en yükseği arasında gidip gelirken cenneti ve cehennemi yaşıyor... Zeynep Oral'ın ustalıklı anlatımı, sıcak biçimiyle soluk soluğa okunan Tutkunun Romanı Leyla Gencer'i, Doğan Kitapçılık yeniden yayımlarken okurlara yeni belgeler sunuyor. Bugün birçoğu aramızdan ayrılmış ünlü yazarların, 1950'li yıllarda Leyla Gencer'e ilişkin yazılarından bir seçki, kitabın sonuna eklenen "Ülkem beni hatırladı" bölümünde yer alıyor. Bu yazılar yalnız Türkiye'nin onuru Leyla Gencer üzerine düşünceleri açıklamakla kalmıyor, ülkemizdeki ve sanat dünyamızdaki "Bizans Oyunları"na da ışık tutuyor.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:32
Leyla Saz </B>
ESERLERİ

Anılar
19. Yüzyılda Saray Haremi
Leyla Saz
Cumhuriyet Kitapları

"Yaslı gittim şen geldim" dizesiyle başlayan ünlü marşın ve "Seni sevda çiçeğim, tac-ı serim (hicaz), "Nerdesin, nerde acep, gamla bıraktın beni (hicazkar)", "Mani oluyor halimi takrire hicabım (hicazkar)", "Ey sabah-ı hüs-i anın aftab-ı enveri (hüzzam)", "Harab-ı intizar oldum, aman gel (hüzzam)", "Etmedim asla terahhum pek çok üzdün (mahur)", "Dilberim terk-i
sebata her zaman amadedir (*********gah)" gibi şarkıların bestekarı olmasının yanı sıra, "Solmuş Çiçekler" (1928), başlıklı şiir kitabıyla da tanınan ve yirmi yıldan uzun bir süre Saray yaşamının içinde bulunmuş Şair Leyla Hanım'ın anılarının yer aldığı elinizdeki bu kitabı, bir çırpıda okuyacağınıza inanıyoruz.

Çocukluğunun ve gençliğinin en güzel yıllarını Çırağan Sarayı'nda geçiren Şair Leyla Hanım, son derece ince, zarif ve eşsiz zenginlikteki ortamı betimlerken, görkemli oldukları kadar kibar da olan sultanların ve saray'da yaşayan kızların, yani kısacası saraylıların yaşamlarını mükemmel akıcı bir dille aktarıyor

Hakkında Yazılanlar
1.Boğaz'daki Aşiret
Mahmut Çetin
Edille Yayınları

"Boğaz'daki Aşiret" başlığı ister istemez "Boğaz Neresi" ve "Aşiret Kim" sorularını akla getiriyor. Evet Boğaz, bildiğimiz Boğaziçi. Genelde kırsal kesimle alakalı bir kavram olan aşiret kelimesi ise Boğaziçi"nde bir kast oluşturan büyükçe bir ailenin tarihini anlatırken hassaten seçildi. Bir sülale tarihi diyebileceğimiz Boğaz'daki Aşiret yer yer Türk Solu tarihi, yer yer de
Batılılaşma Tarihi'nin belirli dönemlerini resmediyor. Aileler arasında evliliklerle kurulan bağların, sanata, ticarete, eğitime, bürokrasiye ve giderek bir yabancılaşma zihniyeti şeklinde hayata nasıl yansıdığı eserdeki ipuçları yardımıyla daha iyi görülecektir zannediyoruz.

Boğaz'daki Aşiret, dört büyük ailenin birbirleriyle irtibatından oluşur. Eser bu sebeple dört bölüm olmuştur. Aile büyüklerinin asıl isimleri seçilerek de Konstantin'in Çocukarı, Detrois'in Çocukları, Sotori'nin Çocukları, Topal Osman Paşa - Namık Kemal kanadı bölümleri ortaya çıktı. Boğaz'daki Aşiret! şenlikli bir kitap. Ali Fuat Cebesoy'dan Nazım Hikmet'e, Oktay Rifat'tan Refik Erduran'a, Rasih Nuri İleri'den Ali Ekrem Bolayır'a, Zeki Baştımar'dan Sabahattin Ali'ye, Numan Menemencioğlu'ndan Abidin Dino'ya uzanan ilginç akrabalık zinciri.
Polonez, Hırvat, Alman, Macar ve Rum kökenli meşhurların, yerlilerle evliliklerinden oluşan "Boğaz'daki Aşiret"in, batılılaşma tarihinde oynadığı roller... Kimlerin kimlikleri, Çıldırtan çizelgelerle soyağaçları. Ve dipnotlar! Onlar hiç bu kadar sevimli olmamışlardır.
.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:33
Leyla Zana </B>

HAKKINDA YAZILANLAR

‘Ya ideoloji, ya aile’ dediler, ailesini tercih etti
Habip Güler Zaman 23.03.2006


Bir süredir aktif siyaset ile ailesi arasında tercih yapmak durumunda bırakılan eski DEP Milletvekili Leyla Zana, ailesinden yana tavır koydu.

Siyasi yasaklı olduğu için Demokratik Toplum Partisi’ne (DTP) üye olamayan Zana, 30 yıllık evliliğinin 25 senesini ayrı yaşadığı eşi Mehdi Zana’yla birlikte sakin bir hayat yaşamaya başladı. Avrupa’da bulunduğu dönemde terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan aleyhindeki açıklamalarıyla gündeme gelen Mehdi Zana’yı dışlayan PKK ve DTP çevreleri, kocasının yanına giden Zana’yı da gözden çıkardı. Milletvekilliği ve 11 yıllık cezaevi sürecinde ünlenen Leyla Zana, siyaseti bırakarak kocası Mehdi Zana ve çocuklarıyla köyüne döndü. İki yıl önce cezaevinden tahliye olan Zana, diğer 3 eski DEP’li arkadaşıyla yoğun bir çalışma yürütmüş, DTP’nin kuruluşunda aktif rol oynamıştı. Ancak eşinin Avrupa’dan dönüş yapması, Zana’nın partiyle yollarını ayırmasına sebep oldu. Mehdi Zana’yla sorunlu olan PKK ve DTP’lilerin Leyla Zana’ya “Ya parti çalışmalarına aktif olarak katıl, ideolojin için çalış ya da git kocanla yaşa” şeklinde teklifte bulunduğu, bunun üzerine Zana’nın kocasıyla yaşamaya başladığı belirtiliyor. Diyarbakır Silvan’a bağlı bir köyde yaşayan Zana ailesinin, çocuklarını da yanlarına aldığı ifade ediliyor. Önceki gün Diyarbakır’da gerçekleştirilen Nevruz kutlamalarına davet edilmeyen Zana, bayramı vatandaşlarla birlikte kutladı.

30 yılın 5’i birlikte geçti

Leyla ve Mehdi Zana, 1975’te evlendi. Mehdi’nin 14, Leyla’nın da 11 yıl cezaevinde kalması dolayısıyla çift, 30 yıllık evlilik hayatlarının sadece 5 yılını birlikte geçirdi. 14 yaşında gelin olan Leyla Zana, 15 yaşında eşi Mehdi Zana ile Diyarbakır’a yerleşti. 12 Eylül darbesinde tutuklanan eşi için yıllarca Diyarbakır, Aydın, Afyon ve Akşehir cezaevlerine gidip geldi. Okuma yazmayı bu sırada öğrendi. Leyla Zana 1991 seçimlerinde, Diyarbakır’da 45 bin oy alarak milletvekili oldu. 1993’te TBMM’de yaptığı Kürtçe yemin sebebiyle cezaevine konuldu.

Bu arada, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, Diyarbakır İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında Leyla Zana’nın sağlık sorunları sebebiyle bir süre dinlenmeye ihtiyacı olduğunu söyledi.

X

1.Sevgili Leyla
Uzun Bir Sürgündü O Gece
Mehdi Zana
Belge Yayınları / Yaşam ve Anılar Dizisi

Bugün benim açlığımın 17'si, diğer arkadaşlarımınsa 32. günü. Yani 2 Ağustos'u 3'e bağlayan gecenin saat 01.00'indeyiz. Yatağımdan yorgun ve bitkin bir şekilde kaldırıldım. Vücudum da öyle bir ağırlaşmış ki!.. Açlığın ölüm sınırına vardığı, insanların büyük ölçüde takatten düştüğü bir sıra da bir nakil, ya da diğer adıyla sürgün nasıl olacak diye düşünüyorum.

Sanırım herkesin gözlerinde bu soru var. Arkadaşlarla göz göze geldiğimizde bunu daha açık görüyorum. Evet, nereye ve nasıl?..

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:33
Liz Behmoaras </B>
İstanbul’da doğdu. Çeşitli yayınevlerinde edebi eser çevirmenliği, çeşitli yerli ve yabancı yayın kuruluşlarında serbest gazetecilik yaptı.


ESERLERİ
Türkiye’de Aydınların Gözüyle Yahudiler, Kimsin Jak Samanon?, Yüzyıl Sonu Tanıklıkları, Mazhar Osman, Bir Kimlik Arayışının Hikâyesi.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:33
Lord El-Faruk Headley ( 1855) </B>
İngiliz Hacı Lord El-Faruk Headley

Bir lord olan Headley Asaletmeab ünvanına sahipdir. Sir George Allanson, 1855 tarihinde doğmuş olup, İngiltere’nin en eski ailelerinden birinden gelmiştir. İngiltere’de bir çok mühim siyasi vazifelerde bulunmuş, aynı zamanda yazar olarak da şöhret yapmıştır. Cambridge Üniversitesinden mezundur. 1877 senesinde lord payesini kazanmıştır. İngiliz ordusunda yarbay olarak vazife yapmıştır. Asıl mesleği mühendislik olmasına rağmen, kuvvetli bir kaleme sahipdir. “Bir Avrupalının gözü açılıp müslüman oluyor” adlı eseri, neşrettiği kitaplar arasında en meşhurudur. Lord Headley, 1913 senesinde müslüman olmuş, Hacca gitmiş, Şeyh Rahmetullah-ı Faruk adını almıştır. 1928 senesinde Hindistan’ı da ziyaret etmiştir.

Niçin müslüman oldum?

Belki bazı dostlarım ve arkadaşlarım, benim müslüman dostlarımın etkisi altında kalarak, müslüman olduğumu zannederler. Halbuki mesele hiç de böyle değildir.Müslümanlığı kabul etmem, uzun seneler süren tetkik ve tefekkür neticesidir. Ben, İslam dinini, ancak çok iyi inceledikden ve onun hakkında tam bir kanaat sahibi oldukdan sonra, müslümanlarla temas ettim ve onların da kendi dinleri hakkında tıpkı benim gibi iman ettiklerini görerek, iyi bir dine girdiğimi anladım ve çok sevindim.

Kuran-ı Kerim, bir insanın bütün kalbi ile iman ederek, İslamiyeti kabul etmesini emreder ve istemeyerek zorla dine girmeği reddeder. İsa aleyhisselam da, kendi havarilerine, “Her hangi bir yere gitdiğiniz zaman oradakiler sizi kabul etmez ve dinlemezlerse, siz hemen oradan ayrılın, onları zorlamayın” demişdir. (St. Mark, 6-11)

Ben hayatda bir çok mutaassıp protestanlar gördüm ki, katolik talebe yurtlarına giderek, katolik talebeleri zorla protestan yapmağa çalışıyorlardı. Bu lüzumsuz gayretler ve zorlamalar, birçok kavgalara, dargınlıklara, anlaşmazlıklara sebep oluyor, insanları birbirine düşman yapıyordu. Aynı manasız işleri, hıristiyan misyonerler, müslümanlara karşı tatbik ettiler. Müslümanları hıristiyan yapmak için, her şeyi göze aldılar. Onları türlü türlü vasıtalarla aldatmağa çalıştılar.

Para, iş, mevki vaad ettiler. Halbuki, bu zavallı gafiller bilmiyorlardı ki, İsa aleyhisselamın hakiki emirlerini en iyi tatbik ve tasdik eden din, İslamiyettir.Hıristiyanlık o kadar bozulmuştur ki, İsa aleyhisselamın telkin ettiği hakiki nasraniyet ortadan kaybolmuş, onun telkin ettiği bütün insani hususlar unutulmuştur. Bunlar, bugün ancak İslamiyetde vardır. O halde, ben müslüman olmakla hakiki, temiz nasraniyete de kavuştum. Çünkü İsa aleyhisselamın emrettiği kardeşlik, birbirine bağlılık, merhamet, hüsn-i zan, eli açıklık, bugünkü hıristiyanlarda değil, ancak müslümanlarda vardır. Size ufak bir misal vereyim.Hıristiyan Atnasyan “athnasian” fırkası, hıristiyanlığın esasının üç tanrıya “teslise” inanmak olduğunu ve her hangi bir kimse aklından buna karşı ufacık bir şüphe bile geçirse, derhal mahvolacağını ve eğer bir kimse dünya ve ahiretde selamete kavuşmak isterse, muhakkak “Tanrı, Tanrının oğlu ve Ruh-ul-kuds” gibi üç ilaha inanmak mecburiyetinde bulunduğunu tekrarlayıp durmakdadır.

Başka bir misal daha... Müslüman olduğum zaman, bana birisi bir mektup yazdı. Bu mektupta, “Siz, müslüman olmakla mahvoldunuz artık. Sizi kimse kurtaramaz. Çünkü, Allahın ilahlığına inanmıyorsunuz” diyordu. Bu zavallı adam, benim artık Allahu tealaya inanmadığımı sanıyordu. Çünkü, onun kanaatine göre, Allahu tealanın ilah olabilmesi için, muhakkak üçlü olması lazımdı.Halbuki bu ahmak bilmiyordu ki, İsa aleyhisselam da, temiz nasraniyeti tebliğe başladığı zaman, Allahu tealanın bir olduğundan bahsetmiş, hiç bir zaman, Onun oğlu olduğunu iddia etmemişti. İslamiyet, “Ancak bir tek Allah vardır” demekle saf nasraniyetin esas kaidesini ortaya koymuştu. Bugün, aklı başında olan bir insanın, bir tek Allahın varlığına inanması kadar mantıki bir şey yoktur. Ben, müslüman olmakla hakiki tek Allaha inanıyorum ve İsa aleyhisselamdan sonra, onun temiz dinine eklenen birçok yalanları reddediyorum. Bu mektubu yazan ve onun gibi düşünen insanlara, ancak acımak lazımdır. Bugün hıristiyanlar, günden güne dinlerini terk ederek ateist “dinsiz” olmaktadırlar. Zira bugünkü hıristiyanlık, normal, kültürlü bir insanı artık tatmin edememektedir. İnsanlar, körü körüne efsanelere inanmamakta, hıristiyanlık akidelerini şüphe ile karşılamaktadır. Buna karşılık, ben bütün hayatım müddetince, hakiki bir müslümanın, dininden şüphe ettiğini duymadım. Zira İslam dini, insanların bütün ruhi ve bedeni ihtiyaçlarını, en mükemmel ve mantıki tarzda tatmin etmektedir.

Şuna eminim ki, binlerce hıristiyan erkek ve kadın, İslam dinini incelemiş ve onu tamamiyle benimsemiştir. Fakat, resmen müslüman olunca, işlerini, memuriyetlerini kaybedecekleri ve ahbapları tarafından alaya alınacaklar korkusuyla bir türlü müslüman olmağa cesaret edememektedirler. Bizim mekteplerimizde, hala İslamiyet, Allahu tealaya inanmıyanların dini olarak öğretilmektedir.Ben bütün arkadaşlarımın, ahbaplarımın beni “Ruhu mahvolmuş bir insan” olarak lanet edeceklerini göze alarak müslüman oldum ve yirmi senedir İslamiyete iki elle sarılmış bulunmakdayım.

Müslümanlığı neden kabul ettiğimi böylece kısaca anlatdıkdan sonra, tekrar edeyim ki, ben müslüman olmakla, aynı zamanda, çok daha doğru ve temiz bir İsevi olmağı da başardım. Diğer hıristiyanlara da bir misal olmak isterim.Müslüman olmak, onları hıristiyanlığa düşman yapmaz, aksine onlara hakiki İseviliğin ne olduğunu öğretir ve onları yükseltir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:33
Lütfi Akad ( 1916) </B>
1916 yılında İstanbul’da doğdu.Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden
biridir. Seyfi Havaeri'nin yarım bıraktığı Damga'yla yönetmenliğe başladı
(1948).

Önemli filmleri: Kanun Namına (1952), Beyaz Mendil (1955), Üç Tekerlekli
Bisiklet (1962), Hudutların Kanunu (1966), Kızılırmak-Karakoyun (1967), Irmak
(1972), Gökçe Çiçek (1972), Gelin;Düğün (1973).

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:33
Lütfi Doğan ( 1930) </B>

Gümüşhane Milletvekili-SP
GÜMÜŞHANE - 1930, Mehmet Fehmi, Pullu - A.Ü. İlahiyat Fakültesi - Arapça, Fransızca, Farsça - Dini İlimler, İslam Fıkhı - İlahiyatçı - Diyanet İşleri Başkanı - C.S. Erzurum Üyesi (1973- 1980), XIX, XX nci Dönem Gümüşhane Milletvekili - Evli, 8 Çocuk.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:33
Lütfi Yenel </B>
Vestel'de Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Japonya'daki Sansui'nin Yönetim Kurulu Üyeliği'nde bulundu. Yenel, Alcatel Teletaş Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü.

HAKKINDA YAZILANLAR

Dört Sabancı gitti üç profesyonel geldi
Hürriyet 28 Mart 2001

Sabancı Holding, McKinsey'in ‘yeniden yapılanma’ kapsamındaki önerisine uyarak, sürpriz değişiklikler yaptı. Yönetim kurulunda üye sayısı 12'den 9'a indi. Sabancılar'ın üçüncü kuşağından dört kişi yönetimden gitti. Yerlerine Can Paker, Aldo Kaslowski ve Lütfi Yenel'den oluşan üç profesyonel geldi.

Hacı Ömer Sabancı Holding, dün yapılan genel kurulunda yönetim kurulunda radikal değişikliklere giderek sürpriz bir çıkış yaptı. Holding Yönetim Kurulu'na, Topluluk dışından üç yeni profesyonel üye atanırken, üye sayısı da 12'den 9'a düşürüldü. Genel Kurul'da Yönetim Kurulu'na, Türk Henkel Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü TESEV Başkanı Can Paker, TÜSİAD Başkan Yardımcısı, Organik Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Aldo Kaslowski ile TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi, Alcatel Teletaş Yönetim Kurulu Başkanı ve Alcatel Bölge Başkan Yardımcısı Lütfi Yenel de girdi.

Bir önceki dönemde Yönetim Kurulu'nda görev alan aile bireylerinden Güler Sabancı, Emine Kamışlı, Suzan Dinçer Sabancı ve Sevil Sabancı ile profesyonel yöneticiler Ayduk Çelenk ile Oğuz Karahan yeni Yönetim Kurulu'nda yer almadı. Sabancı Holding'in yeni Yönetim Kurulu Sakıp Sabancı Başkanlığı'nda, Sakıp Sabancı, Şevket Sabancı, Erol Sabancı, Ömer Sabancı, Demir Sabancı, Hazım Kantarcı, Nafiz Can Paker, Aldo Kaslowski ve Lütfi Yenel'den oluştu. Görev bölümü yapan Yönetim Kurulu, Başkanlık ve Murahhas Üyeliğe Sakıp Sabancı'yı, Başkan Vekilliklerine Şevket Sabancı ve Erol Sabancı'yı getirdi.

BAĞIMSIZ ÜYELER
Sakıp Sabancı, ‘‘McKinsey'le bir yıldır yürüttüğümüz yeniden yapılanma çalışmalarının neticesinde, herbiri vizyonu ve yönetim bilgisiyle uluslararası işdünyasında kendilerini kanıtlamış bulunan Paker, Kaslowski ve Yenel bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak seçildi’’ dedi. Paker, Kaslowski ve Yenel, Sabancı Grubu dışındaki asli görevlerini bırakmayacak. Bu üç profesyonel, birikim ve tecrübelerini Sabancı Grubu'na da yönetim kurulunda aktaracak. Sakıp Sabancı, gazetecilerin Yönetim Kurulu'ndan çıkanlar arasında Sabancı Ailesi'nden isimler olduğunu hatırlatması üzerine, onların zaten dolu dolu görevleri olan insanlar olduğunu söyledi. Sabancı, ‘‘Mesela Güler Sabancı... Dolu dolu koşması lazım. Arjantin'den Brezilya'ya, Kuzey Amerika'dan Almanya'ya dolu dolu işleri var’’ dedi.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:34
Lütfü Esengün ( 1947) </B>

Erzurum Milletvekili-SP
ERZURUM - 1947, Yusuf, Dürdane - Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi - Serbest Avukat - Erzurum Belediye Meclis Üyesi, Abdurrahmangazi Vakfı Başkanı, Erzurum Barosu Sayman ve Sekreteri, Ergaz A.Ş. Yönetim ve Denetim Kurulu Üyesi - XIX ve XX nci Dönem Erzurum Milletvekili - TBMM Başkanlık Divanı Eski Katip Üyesi - Devlet Eski Bakanı - Evli, 4 Çocuk

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:34
Bosna'nın Sokol kasabasında doğdu. Vezir olan büyük kardeşinin yardımı ile Yavuz Sultan Selim zamanında Enderun'a girdi. Berber olarak çalışırken, Kanuni Sultan Süleyman'ın dikkatini çekti. Daha sonra çeşnigir ve mirahorluk yaptı. Manisa'da sancakbeyi olarak bulunan Şehzade Selim'in (Sultan İkinci Selim) lalalığına atandı. Bu görev sırasında Şehzade Selim'in kardeşi Bayezid ile arasının açılmasına sebep oldu. Lala Mustafa Paşa önce Van, sonra Erzurum, Halep ve Şam valiliklerine atandı. Ardından İstanbul'a gelerek Vezir oldu ve divana girdi.

Bu sırada padişaha Kıbrıs'ın fethedilmesi gerektiğini kabul ettirdi. Kendisi de Serdar-ı Ekremliğe atandı. Bir yıl süren savaş sonunda Kıbrıs, 1570 yılında fethedildi. Açılan İran seferi dolayısıyla Erzurum kuvvetleri serdarlığına atandı. 1578 yılında İran ordusunu bozarak Tiflis'e girdi. Gürcistan ve Şirvan'ı aldı. 1580 yılına kadar doğuda kalan Lala Mustafa Paşa, Sokullu Mehmed Paşa'nın ölümü üzerine azledilerek İstanbul'a çağrıldı. İkinci Vezir olarak görevlendirilen Lala Mustafa Paşa, padişaha fikir vermek bakımından yardımcı oluyordu. Aynı yıl İstanbul'da vefat etti.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:34
Latif Demirci </B>
HAKKINDA YAZILANLAR
Karakutudur, Ne kadar anlatırsa o kadarını tanırsınız
KANAT ATKAYA
Hürportreler Hürriyet 2002 İlavesi

O'nu tanımak için yanında 10 dakika oturmanız yeterli. Emin olun, ondan sonraki 10 dakikada da aynı olacaktır, sonrakinde de, sonrakinde de... Hayatı minimum düzeyde kelime kullanarak idare edebilmek gibi bir yeteneği var adamın.


LATİF Demirci'yi tanımış olan herkes bilir ki; Latif pek konuşmaz. Hayatı minimum düzeyde kelime kullanarak idare edebilmek gibi inanılmaz bir yeteneği var adamın.

Mesela bir yerde oturmuş biralanıyoruz. Ben konulardan konu beğeniyorum ve yarım saat kadar doğaçlama şeklinde anlatıyorum. Latif o kendine özgü gülümsemesiyle dinliyor, dinliyor, dinliyor ve sonunda ‘‘Öyle mi?’’ diyor.

Yaz sonu filan. Şifo Mehmet'in jübile maçı var. Beşiktaş, Milan'la oynayacak. Ben Galatasaraylıyım, Latif Beşiktaşlı. Bu, jübileden iki ay kadar önce ‘‘Şifo'nun jübilesine gidelim’’ dedi. Ben de olur dedim. Latif inanılmaz bir şey yaparak ikinci cümleyi de kurdu: ‘‘Biletleri ben ayarlarım.’’

Maç gününe kadar Latif'ten ses yok. Maç günü aradı ve ‘‘Benim evde buluşalım’’ dedi. Bana yakın oturuyor. Kalktım gittim. Latif'in bir arkadaşı ve bir de ortak arkadaşımız Riko da gelecek maça.

Televizyonlar bangır bangır ‘‘Maçın biletleri bitti’’ anonsu yaparken ve maçın başlamasına iki saat kadar kalmışken Latif büyük bir soğukkanlılıkla, ‘‘Bilet buluruz nasıl olsa’’ dedi.

Haliyle inanamadık. ‘‘Usta sen hakikaten bilet almadın mı?’’ dedik. ‘‘Rahat gireriz’’ cevabını verdi. Çıldırmamak işten değil.

Haydaaa, kalktık İnönü'ye gittik. Maçın başlamasına yarım saat kadar kalmış. Biletix gişesinin önünde, ciğerci kedisi gibi dolanıp duruyoruz. Bu esnada yanımıza bir gözü Şam'a, bir gözü Fizan'a bakan bir bıçkın geldi.

Kapalı tribün modeli giyinmiş bu arkadaş (Yaz sıcağında deri mont, kot pantolon, atkı burnun üstünden dolanmış vs), her haliyle karaborsacıyım diye bağırıyor. Ve belli ki haplanmış. Çünkü insanın iki gözünün ayrı taraflara bakması pek mümkün değil.

*

Her neyse, karaborsacı arkadaş, ‘‘Sen sakallı, gel iki dakika’’ dedi. Ekipte sakalsız olan tek kişi, Latif'in arkadaşı olan hanımefendi. Bıçkının odaklanma problemi de olduğundan nereye baktığı da anlaşılmıyor. Üçümüz birden ‘‘Ben mi’’ dedik.

Bıçkın, ‘‘Hayır sen’’ dedi ama nereye baktığı yine anlaşılamıyor. Biz yine ‘‘Ben mi?’’ diye atıldık. Meğer bizim Riko nereden bulduysa bu bıçkınla daha önce kapışmış. Böyle bir bela paratoneri durumu vardır zaten. Onu çağırıyormuş. Baktık durum sakat, ortam gergin. Bıçkının elemanları da etrafta toplandı.

Ortamı yumuşatacak laf Latif'ten çıktı. Malum, maçın geliri Eğitim Gönüllüleri Vakfı'na aktarılacaktı. Latif ortamın keman teli gibi gerildiği anda bıçkına dönüp son derece kendinden emin bir tavırla ‘‘Biz aslında eğitim gönüllüsüyüz’’ dedi. Bıçkın da ‘‘Tabii canım, tabii’’ dedi ve biz koptuk. Hayatımda bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Herif de bizimle gülmeye başladı. Sonra turşu gibi 4 milyon liralık bileti 40 milyon liraya alıp maça girdik.

Latif'in ‘‘Biz aslında eğitim gönüllüsüyüz’’ esprisi, (bana düşmez ama) espri anlayışını özetliyor. Ortamı bu kadar iyi tahlil eden ve sayfalarca yazıyla anlatılamayacak bir konuyu tek karede özetleyebilen Latif, en umulmadık yerden çakıyor hep.

Çizgisinin muhteşemliğinden, tip yaratmaktaki ustalığından (Muhlis Bey'den Press Bey'e kadar sayın işte) bahsetmenin lüzumu yok. Latif'in Türk karikatüründeki etkisi, ünikliği vesaire de biliniyor.

Fakat Latif'i insan olarak tanımak için (dikkat edin çözmek için demiyorum) yanında 10 dakika kadar oturmanız yeterli olacaktır. Emin olun, ondan sonraki 10 dakikada da aynı olacaktır, sonrakinde de, sonrakinde de, sonrakinde de...

Ortak bir arkadaşımız Latif için ‘‘Kara kutu’’ benzetmesi yapmıştı. Doğru. Latif'i izin verdiği kadarıyla tanıyabilirsiniz. Onu tanıdığım için kendimi çok ama çok şanslı hissediyorum.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:35
Lefter </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

1.Deniz Gezmiş'ten Yaşar Kemal'e
Portreler
Oral Çalışlar
Çağdaş Yayınları
Deniz Gezmiş, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Yılmaz Güney, Mehmet Ali Aybar, Sabahattin Ali, Fikret Otyam, Panayot Abacı, Lefter ve... Bu kitapta onların öykülerini okuyacaksınız. Bütün bu portrelerin, bir dönemin güzel bir resini vereceğine inanıyoruz. Bazılarını yakından tanıdınız, bazılarının adını ise hiç duymadınız. Onlar bizi bize anlatıyor. Bir dönemin tanıklığını da içeren bu portreleri beğeneceğinizi umuyoruz

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:35
Lenin ( 1870)- (1924) </B>

Vıladimir İliç Uliyanof Lenin 1870 tarihinde doğdu. Rusya'da büyük Bolşevik ihtilalini yapanlardan biri olan Lenin, bugünkü Sovyet idaresini kurarak, o rejimin diktatörlüğünü ve hükümet başkanlığını yaptı. Asıl adı Viladimir İliç Ulyanof'dur. Cihan harbi sırasında yazdığı "Halk Dostları Kimlerdir ve Sosyal Demokratlar Nasıl Çarpışırlar" adlı kitabını Lenin diye imzalamıştır. Lenin, 1918'de fabrika işçilerine konferans verip çıkarken dört kurşunla yaralandı. 1922'de sağ tarafına bir felç geldi ve dili tutuldu. 1924 yılında Gorki'de öldü.

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Her Yönüyle Lenin 1. Cilt
David Shub
Ceylan Yayıncılık

David Shub 1887'de Rusya'da doğdu. 1903'te Lenin'in başında bulunduğu Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisine girdi. 1905 Devrimine katıldı. 1906'da Sibirya'ya sürgün edidi. 1908'de kaçmayı başardı ve Birleşik Amerika'ya yerleşti. David Shub, Lenin, Troçki, Buharin vb. Birçok Bolşevik Lideri yakından tanıdı. Her yönüyle Lenin adlı bu kitap, Lenin üstüne bugüne kadar yazılan yapıtların en yetkini olarak tanınmaktadır. Bu elinizdeki kitap, 1887-1914 dönemini kapsamaktadır. Büyük Devrim'e hazırlanan, büyüğünden küçüğüne, bütün yurtsever insanların ibret dersleriyle dolu yaşamını, iç kavgalarını, düşünce serüvenlerini okuyacaksınız bu kitapta.

2.İşte Lenin!
Nadejda Krupskaya
İnter Yayınları

Bu kitap Dietz-Verlag tarafından "Das Ist LENİN" adıyla yayınlanan 2.baskısından Türkçe'ye çevrilmiştir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:35
Leslie Ayvazyan </B>
Tiyatro yazarı. Ermeni asıllı bazı Amerikalılar, Boston’da gerçekleşecek Türk festivaline gölge düşürmek amacıyla Leslie Ayvazyan’ın ‘Dokuz Ermeni’ isimli piyesini sahneye koydular. Ayvazyan, büyükanne ve babasının, sözde soykırım esnasında ABD’ye kaçan bir milyon ermeni arasında yer aldığını iddia etmektedir. ( )

Kaynak:Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:35
Levon Ter Petrosyan </B>
Ermenistan eski Cumhurbaşkanı. 1988 yılında Karabağ'la ilgili faaliyetleri sebebiyle tutuklandı, serbest bırakıldıktan sonra siyasi hayatta rol aldı. Ermeni Ulusal Hareketi'nin liderliğine seçildi. 1991’de yapılan seçimlerde devlet başkanı oldu.

Karabağ'da barış istediği için eleştiri oklarına hedef oldu. 1998 yılı Şubat ayı başlarında istifa etti. "Devlet Başkanlığını vekaleten alması gereken Parlamento Başkanı Babken Ararktsyan'ın da Petrosyan'la dayanışma amacıyla verdiği istifası da kabul edildi Böylece meydan sertlik yanlısı Rober Koçaryan'a kaldı."
Petrosyan, Kafkasya'da bir Kürt devleti kurma, PKK'yı destekleme, (sözde) soykırımı gündeme getirme tekliflerini reddettiği gerekçesiyle muhalifleri tarafından hain ilan edilmişti. Saray darbesi ve ölümle tehdit edilerek Koçaryan tarafından istifaya zorlandığı iddia ediliyor.

16 Mart'ta ilk tur ve 30 Mart'ta ikinci tur seçim yapıldı. 1 milyon 564 bin 582 geçerli oyun yüzde 59.48'ini aldı. Seçime katılma oranı yüzde 68’di. Siyasi çevreler, Türkiye Petrosyan’a destek vermiş olsaydı kesinlikle Koçaryan kaybederdi demişlerdir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:35
Leyla Erbil ( 1931) </B>
1931 yılında İstanbul'da doğdu. Beyoğlu Kız Lisesi ve Kadıköy Kız Lisesi'nde okudu. İst. Ünv. Edb. Fak. İng. Edb. Bölümü'nde eğitim gördü. Çeşitli yerlerde sekreter çevirmenlik yaptı. 1956'da ilk öyküsü yayımlandı ("Uğraşsız", Seçilmiş Hikâyeler Dergisi). Giderek, Dost, Yeni Ufuklar, Yeditepe, Papirüs, Ataç, Yelken gibi edebiyat dergilerinde yazdı. Kendinden önce yerleşmiş bir okula bağlı kalmadı. Yazınsal niteliklerden ödün vermeden toplum tabularıyla, baskı gruplarıyla sürekli mücadele etmek zorunda bırakıldı. Dilin oturmuş kelime hazinesini değiştirerek yazınımıza yeni bir bakış açısı getirdi. Leylâ Erbil, 1970 Türkiye Sanatçılar Birliği, 1974 Türkiye Yazarlar Sendikası kurucularından olup PEN Yazarlar Derneği üyesidir. 1979 yılında ABD Iowa Üniversitesi yazara onur üyeliği verdi.

Erbil'in Hallaç (1959), Gecede (1968), Eski Sevgili (1977) adlı öykü kitapları, Tuhaf Bir Kadın (1971), Karanlığın Günü (1985), Mektup Aşkları (1988) adlı romanları ve Zihin Kuşları (1998) adlı "metinler"i bulunuyor. Tezer Özlü'den Leylâ Erbil'e Mektuplar'ı da (1995) yayına hazırlayan yazar, edebiyat ödüllerine katılmıyor.




Leyla Erbil ( 1931) </B>
1931 yılında İstanbul'da doğdu. Beyoğlu Kız Lisesi ve Kadıköy Kız Lisesi'nde okudu. İst. Ünv. Edb. Fak. İng. Edb. Bölümü'nde eğitim gördü. Çeşitli yerlerde sekreter çevirmenlik yaptı. 1956'da ilk öyküsü yayımlandı ("Uğraşsız", Seçilmiş Hikâyeler Dergisi). Giderek, Dost, Yeni Ufuklar, Yeditepe, Papirüs, Ataç, Yelken gibi edebiyat dergilerinde yazdı. Kendinden önce yerleşmiş bir okula bağlı kalmadı. Yazınsal niteliklerden ödün vermeden toplum tabularıyla, baskı gruplarıyla sürekli mücadele etmek zorunda bırakıldı. Dilin oturmuş kelime hazinesini değiştirerek yazınımıza yeni bir bakış açısı getirdi. Leylâ Erbil, 1970 Türkiye Sanatçılar Birliği, 1974 Türkiye Yazarlar Sendikası kurucularından olup PEN Yazarlar Derneği üyesidir. 1979 yılında ABD Iowa Üniversitesi yazara onur üyeliği verdi.

Erbil'in Hallaç (1959), Gecede (1968), Eski Sevgili (1977) adlı öykü kitapları, Tuhaf Bir Kadın (1971), Karanlığın Günü (1985), Mektup Aşkları (1988) adlı romanları ve Zihin Kuşları (1998) adlı "metinler"i bulunuyor. Tezer Özlü'den Leylâ Erbil'e Mektuplar'ı da (1995) yayına hazırlayan yazar, edebiyat ödüllerine katılmıyor.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:36
Leyla Neyzi </B>
Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi
Lisans derecesini Antropoloji dalında 1982 yılında Stanford Üniversitesi'nden, doktora derecesini Gelişme Sosyolojisi dalında 1991 yılında Cornell Üniversitesi'nden aldı. 1992-1994 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi olarak görev yaptı. 1995-1996 yıllarında Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfi'nin Sözlü Tarih Projesi'ni yönetti. Araştırma alanları kültürel kimlik, aile tarihi ve sözlü tarih olarak sıralanabilir. American Anthropology Association ve International Oral History Association üyesidir.

ESERLERİ
İstanbul'da Hatırlamak ve Unutmak: Birey, Bellek ve Aidiyet (Istanbul: Tarih Vakfi Yurt yayınları, 1999), Küçük Hanım'dan Rubu Asırlık Adama: Nezihe Neyzi'den Oğlu Nezih Neyzi'ye Mektuplar (İstanbul: Sel Yayıncılık) ve "Gülümser's Story: Life History Narratives, Memory and Belonging in Turkey (New Perspectives on Turkey 20 Spring 1999: 1-26

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:36
Leyla Süleyman </B>
Makedonya Türk Edebiyatı

1950 yılından sonra aylık Sevinç ve Tomurcuk çocuk dergilerinin, Türkçe kitapların da yayımlanmaya başlaması, şiir çalışmalarının hız kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak araya giren 1953 göçü, Makedonya Türk şiirinin bu hızlı gelişimini sekteye uğratmıştır. Göçün hız kestiği 60’lı yılların ortalarında, Sesler Aylık Toplum-Sanat Dergisi’nin de yayın hayatına girmesiyle, slogancılıktan uzaklaşma, gerçek şiiri arama çabaları daha da güçlenmiştir. Önce, söyleyeceklerini somut bir tarzda iletmek için düşünce ve duygularını gereksiz sözcüklerden arındırarak kurduğu kusursuz dizelerde ortaya koyduğu ince lirizm tonlarıyla dikkatleri çeken , yazdıklarıyla okuru düşünmeye iten Avni Engüllü ile birlikte Mustafa Yaşar, Yusuf Edip, Sabahattin Sezair, Fahri Ali, Suat Engüllü, İrfan Bellür; daha sonraları da Esat Bayram, Sabit Yusuf gibi şairlerin yer aldığı, Makedonya şiirine güç veren, yeni bir yazar kuşağı ortaya çıkmıştır. Makedonya Türk şiirinin yaşatılması misyonuna son katılanlar arasında, Melâhat Engüllü, Biba İsmail, Oktay Ahmed, Rıfat Emin, Tülay İbrahim, Leylâ Süleyman, Meral Kain, Arzu Abdullah gibi değerli genç şairleri de anmak gerekir.

Tito Yugoslavyası’nın resmî siyasetî, 1951 yılına kadar Kosova’da Türk varlığını tanımıyordu. Bu nedenle Kosova Türkleri, ilk başta Makedonya Türklerine tanınan olanaklardan yararlanamadılar. Bu nedenle birçok alanda olduğu gibi, edebiyatta da ortaya çıkan alt yapı eksikliğini, 1969 yılına kadar Makedonya Türklerinin sahip oldukları olanaklardan yararlanarak giderdiler.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:36
Liceli Fehmi </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Fehmi Bilal (Liceli Fehmi)
Yaşar Kaya Özgür Politika 20/3/2001


Elbetteki Kürt Ulusal Hareketi içinde yer almış, Kürtlük vadisinde iz bırakmış portrelerden bir tanesi de, Liceli Fehmi Efendi'dir. Fehmi Efendi, öncelikle Kürt ulusal kültürünün üniversiteleri olan medreselerden ta batının aydınlıkçı-aydınlanmacı kültürüne kadar kulaç atmış geniş ufuklu, gniş kültürlü bir Kürt aydını bir Kürt yurtseveri ve de bir Kürt direnişçisidir. Ne yazık ki, bazı değerlerimiz, kalemlerimiz ve kültür adamlarımız var ki, ya idam edildikten yada da vahşice katledildikten sonra biz onların farkına varıyoruz ve ismini duyuyoruz. Toplum kendi değerlerine sahip olmadığı için idamdan, sürgünden ve ölümden önceki yaşamını bilemiyoruz. Ancak bazı dergi sayfalarında veya yaşamış veya görmüş olanların anlatımlarına dayanarak bazı bölük pörçük bilgilerle tamamlamak mümkün.

Denilebilirnir ki, Liceli Fehmi Efendi, 1925'teki Şex Sait önderliğindeki Kürt Ulusal Hareketi ile tarih sahnesine çıkar. Şex Sait efeni'nin özel kalem müdürü ve de müşaviridir. Kalkışma boyunca Fehmi Efeninin bir çok bildiriyi kaleme aldığı ve bir çok mektup yazdığı bilinen bir gerçektir, Liceli Fehmi Bilal, Kürt dil ve edebiyatına hakim, şair ruhlu seçkin bir aydındır. Liceli Fehmi Efendi'nin bir yönü de, ilerici ve progresif fikirler taşıması, hurafeye inanmaması ve aydınlıkçı felsefeyi benimsemesidir. Bir çok gerici ve hurafeci söyleme karşı çıkmış ve münakaşalar da yapmıştır. Şex Sait ve arkadaşlarını bir Divani Harp olarak katleden Şark İstiklal mahmemesi sanığıdır. Oda bir çok Kürt aydını gibi bin xette=hatın altına gerçer. Yani Suriye'ye geçen Kürt aydınları boş durmazlar. Politik çalışmalara devam ederler. Gündemde olan konu Xoybun'un kurulmasıdır. Bunun için bir çok görüşme ve temas yapılır. Liceli Fehmi Efendi'ye bakın kimlerle ve nerelerde görüyoruz; Milli Emniyet (bu günkü MİT)'in 1931 yıllarında Ankara'da yayınladığı bir broşürde şunlar var:

"Şex Sait isyanından sonra memleketimizden kaçan bazı hainler, İngilizlerin Revanduz kaymakamlığında kullandıkları Seyit Taha vasıtası ile hak fevkalede komiser muavini (genel vali muavini) Edmons (Kürt Türk ve Arap) adlı kitabı yazaz Y.K)'a takdim edildiler. Edmons İntelijans Servisin önemli bir rüknü (köşesi) idi. Edmons bunları aynı gizli servis erkanından Mod-Fold refekatinde Revanduz'a gönderdi. 1927 senesinde (Şubat'ında) Revanduz'da Seyit Taha'nın evinde ilk toplantı yapıldı. Toplantıda şunlar vardı: Seyit Taha, kardesi Muslahattin, Balik aşiret reisi Memmet Ağa, Mumkuri aşireti reisi Süvar Ağa, namına katibi Şex Sait'in adamlarından Hınıslı Mehmet Emin(diğer ismi Broski).

Kapitan Mod-Fold, bu toplantıda ingiliz isteklerini dikte ettirir ama bu maddeler içinde en önemlisi bir cemiyetin kurulması gerektiğidir. İkinci toplantı 1927'de Mart'ta tekrar Seyit Taha'nın evinde yapılır. Bu toplantıda Şex Sait'in oğlu Şex Ali Rıza, firari subaylaran İhsan Nuri, Rasim, Hınıslı Mehmet Emin, Seyit Taha'nın kardeşi Seyit Seyit Muslahattin, Şemdinan mıntıkasından Herki aşireti reisinin oğlu, Balik aşireti reisi Mehmet Ağa Mumkuri aşireti reisi, namına katibi. Bu toplantıda da bazı kararlar alındı.

Kurulacak cemiyetin üstün de duruldu. Xoybun adı üzerinde mutabakata varıldı. İlk toplantı Irak'ta oldu. Toplantıda şunlar vardı: Ermeniler'den Leon Paşa, Urfalı Emir Ziyan, Bağdat'ta Londra Oteli'ni çalıştıran Sultanyan ve Muşlu Aris. Kürtler'den: Şex Sait'in oğlu Ali Rıza, Doktor Mehmet Şükrü ve Sekban firari zabitlerden Hurşit, İhsan Nuri, Hınıslı Mehmet Emin (Brüsk, Broski) Liceli Fehmi Efendi, Süleymaniyeli topcu yüzbaşısı Abdül-Abdülkerim Şallul.

Beyrut'ta yapılan kongrede de Liceli Fehmi Efendi vardır. Biz Xoybun'da Kürtler ve Ermeniler arasında cemiyet başkanının kim olacağı konusunda ki itilafi buraya aktarmak niyetinde değiliz. Beyrut kongresinde yapılan seçmde Kürtler adına Celadet Ali Bedirhan, Şahinzade Mustafa, Abdülkerim Şallül ve Memduh Selim Bey üyeliğe seçildiler. Fevkalede murahhas aza ünvanını taşımak üzere Umum Reis olarakta Papazyan intihap edildi. Kürtler buna itiraz ettiler, Ermeniler'e verilen hakimiyet gözlerini açtı, Abdulkerim atıldı. Reis bir Kürt olmalı ve Tercihan Ali Rıza olmalı. Papazyan alevlenmeye başlayan kıvılcımı bastırmak istedi. "Cemiyette reislik yoktur. Benimkisi idari bir ünvandır" dediyse de ikna edemedi. Ali Rıza'nın amcası Şeyh Mehdi ayağa kalkarak elindeki haritayı masanın üstüne fırlattı ve dediki; "Buraya kadar oynanan oyunun mahiyeti artık anlaşılmıştır. Şu şekle bakınız iki Ermenistan ve ortada iki yumruk arasında kalmış bir Kürdistan... Bunu hangi akıl kabul eder? Sonra kurulan cemiyet, bir Kürt cemiyeti olduğu halde reis Ermeni oluyor. Kürtler gizli bir planla ortadan kaldırılmak isteniyor. Ben Ali Rıza ve taraflarımız adına şimdiye kadar verilen kararların hiçbirini kabul etmiyorum."

Ermeniler ve Bedirhaniler, Ali Rıza taraftarlarının cemiyetten çıkarılmalarını istediler.

Liceli Fehmi, idare heyetine Kürtler'den kimsenin seçilmediğini ileri sürerek bu işte çok alçakça bir maksadın gizlendiğini haykırdı. Bu grup Hoybun'dan ayrılarak muhalif bir cemiyet kurdular. Bir beyanname ile maksatlarını ve oynanan oyunların mahiyetini anlattılar. Bu muhalif cemiyeti kuranlar ise şunlardır: Abulkerim Şallul, Şex Mehdi, Ali Rıza, Liceli Fehmi, Fakih Abdullah Erbak (emekli) Şeyhülislam Haydarizade İbrahim ve oğlu Davut.

Ve diyebiliriz ki, her müzakerede bulunan Liceli Fehmi Efendi, Ali Rıza taraftarları ile birlikte Xoybundan tasviye edilirler. Mustafa Kemal'in cumhuriyetin onüçüncü yıldönümü dolayısı ile çıkarığı af kanunu ile yurda dönenlerden birisidir.

Sürgün hayatı yaşadığı Isparta'da uzun yıllar dava vekili olarak, dilekçe yazarak hayatını devam ettirdi. Hasta olduğu zaman devlet hastanelerinde tedavi edilmeyi hep reddetti.

Liceli Fehmi Efendi'nin iki oğlu vardı. Birisi Bitlis'te avukatlık yapan Sırrı Fırat, diğeri de Zerdüşt Fırat'tı. Sırrı FIrat o dönemin Bitlis Emniyet Müdürü (adı bizde saklı) bir geçe içkiler içildikten sonra Sırrı Fırat'ı cipine aldı, götürüp sarp bir kayadan aşağı attı. Ertesi gün öldüğü tahmin edilen Sırrı Fırat ağır yaralı olarak bulundu. Hastaneye yetiştirildiğinde yeğeni Dara'ya bu adam tarafından öldürülmek istediğini Dara'ya anlattı. Dara'da olayı aynen bana atlattı. Katil belliydi. Sırrı bir kaç saat sonra kurtarılmayarak öldü. Sonra her terfi eden Emniyet Müdürü gibi, İstanbul'a Emniyet Mürdürü oldu. CHP'den milletvekili olan bu katil Cumhurbaşkanlığı adayları arasında ismi geçti. Sırrı'nın öldürme olayı 1959'dur.

Kore'de askerliğini yapan Zerdüşt Japonya'da bir banka soygununa karıştı. Sonra Türkiye'ye geldi, sonra ne oldu bilemiyorum. Bu son dönemde felçli olan ve Diyarbakır'da bir otel odasında kalan Fehmi Bilal, kendisine dostluk ve yardımlarını esirgemeyen rahmetli Sait Elçi'ye bir parti kurmayı önerir, gelin bir parti kuralım der, yıl yetmişli yıllardır. Ve Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi'ni kurarlar, sonradan ele geçen partinin sanıkları olarak Antalya'da mahkeme önüne çıktılar. Yıllar sonrada anlaşıldı ki parti kurulduktan sonra, Rahmetli Faik Bucak'ı çağırırlar ve parti başkanı yaparlar. Partiye sızan mitçiler ile Barzani ailesininde MİT'i bu konuda bilgilendirmesi, bir tuzak kurularak Faik Bucak'ın ortadan kaldırılması devlet güçleri taraından sahneye konulur.

Info@yasarkaya.de

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:36
Lokman Kondakçı ( 1952) </B>
1952 yılında Trabzon’da doğdu. İhracatçı Birlikleri Başkanlığını yaptı (1981).
Varlık Film şirketini kurdu (1985).

Önemli filmleri: Merdoğlu Ömer Bey (Yusuf Kurçenli), İpekçe (Ümit Elçi),
Zincir (Korhan Yurtsever), Aşkın İlk Yarısı (Hüseyin Karakaş).

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:37
Louıs Armstrong ( 04.08.1901)- (06.07.1971) </B>
Müzik/Caz
Doğum Yeri : New Orleans, Louisiana, ABD
Doğum Tarihi : 4 Ağustos 1901

Kişisel Bilgiler : Armstrong’un çocukluğu, annesi ve küçük kızkardeşine bakarak geçti. Babası Armstrong küçük yaştayken onları terk etmişti. Resmi bir eğitim almadı ancak zeki bir çocuktu ve hayatta kalmak için gerekli “sokak bilgisini” hemen edindi. Normal işlerin yanı sıra sokaklarda şarkı söyleyerek de para kazanmaya başladı. Ancak on’lu yaşlarının başında yaşamında çok önemli bir değişiklik oldu: yılbaşı gecesi kendine ait olmayan bir silahla sokakta rastgele ateş açmak suçuyla bir ıslahevine gönderildi. Aslında müzik yaşamında profesyonelliğe burada adım attığı söylenebilir.

Kariyeri : Islahevi korosunda önce şarkıcı, sonra perküsyoncu ve kornetçi olarak yer aldı. Yaşamının anlamı haline gelecek olan müzikteki yeteneği iyice gün ışığına çıkmıştı. Birkaç yıl sonra ıslahevinden çıktığında tek hedefi kendine bir enstrüman alarak müziğe devam etmekti. Para kazanmak için bir at arabasıyla kömür dağıttı. Bu arada da ödünç aldığı kornetlerle bulabildiği her grupla müzik yapıyordu. Daha yirmi yaşına gelmeden bu çabaları karşılığını buldu ve şehrin en iyi gruplarıyla çalmaya başladı. Armstrong’un müzikle ıslahevinde tanışmasının müziği üzerinde de büyük bir etkisi oldu; o zamanın caz müzisyenleri arasında yaygınlaşan tarzlardan farklı bir tarzı vardı. Bu tarzını caza kattığında ortaya çok daha süslü ve kişisel bir müzik çıkıyordu. Bu farklı genç, çok geçmeden şehrin en önemli cazcılarından biri olan Joe “King” Oliver’in dikkatini çekti ve Oliver onu müziksel bir himaye altına aldı. Oliver’la olan ortaklığı Armstrong’a birçok kapı açtı. Önce reddetse de Oliver’ın ikinci daveti üzerine Chicago’ya, onun orkestrasında çalışmaya gitti.

Armstrong’un Chicago’ya gelişiyle Oliver’ın popülerliği de artmaya başladı çünkü dinleyiciler onun müziğindeki farklılığı yaratının kim olduğunu bilmeseler de dinledikleri şeyin özel olduğunu biliyorlardı. Bir süre sonra Armstrong’la grubun piyanisti Lillian Hardin arasında bir yakınlaşma oldu ve 1924’te evlendiler. Hardin, Armstrong’un yaşamındaki ikinci büyük müziksel etki oldu ve onu Oliver’ın orkestrasını bırakarak New York’a gitmeye ikna etti. Armstrong New York’ta Fletcher Henderson’ın orkestrasına katıldı ve New York’luları hayran bırakan müziğini orada da sergiledi. Birkaç yıl New York’ta kaldıktan sonra Chicago’ya geri dönerek karısının orkestrasında “Dünyanın En İyi Trompetçisi” adı altında çalmaya başladı. Takip eden bir iki yıl boyunca aralarında ünlü Hot Five ve Hot Seven session’larının da bulunduğu kayıtlar yaptı. Bessie Smith, Clara Smith ve Trixie Smith gibi zamanın en iyi blues şarkıcılarına da kayıtlarda eşlik etti.

1926’da Carroll Dickerson ve Erskine Tate’in orkestralarına katılarak iki müzisyen arkadaşıyla ortak bir klüp işletmeye başladı. 30’lara gelindiğinde artık ülkenin en aranan cazcılarından biriydi, tüm büyük şehirlerde konserler veriyordu. Bu yıllarda korneti bırakarak tamamen trompete yöneldi. Bazen orksetralarla, çoğu zaman da tek başına konser veriyordu. Los Angeles’ta Les Hite’ın, New York’ta da Chick Webb’in orkstrasıyla çalıştı. 1932 ve 33 yıllarında Avrupa’ya ilk ziyaretlerini yaptı. Sanatçıyı sadece plaklarından dinlemiş olan elit Avrupalı cazseverler onun sahnedeki fazla samimi tavırlarına ve terlemesine pek alışamadılar. 1935 yılından itibaren Armstrong, Luis Russell orkestrasına liderlik etmeye başladı. 1938’de karısından boşanarak Alpha Smith’le evlendi. 1942’de yeniden boşanıp geri kalan yaşamını birlikte geçireceği Lucille Wilson’la evlendi. Swing’in ortalığı kasıp kavurmaya başladığı 30’lu ve 40’lı yıllarda Armstrong’un kariyeri düşüş göstermeye başladıysa da sanatçı müziğindeki ustalığını doruklara taşımaya devam etti. Bu dönemde Armstrong’un yaşamına menajer Joe Glaser girdi. Müşterilerini zengin ve ünlü yapmak için her yolu deneyen bu hırslı adam Armstrong için de yoğun promosyon çalışmaları yaptı ve Armstrong için caz yıldızlarından oluşan bir orkestra kurdu. “Louis Armstrong and His All Satrs” adıyla anılacak olan bu ekiple Armstrong aralıksız dünya turneleri yapmaya başladı. Salonları istekli dinleyicilerle doldurmaya başlayan Armstrong ve orkestrası bu dönemde birçok kayıt da yaptı. Ancak geçen zaman içinde Armstrong’un dudağı zayıfladı ve sanatçı daha az bilinen yönünü, şarkıcılığını öne çıkarmaya başladı. Armstrong’un gırtlaktan gelen sesi, rahat sunumu ve mükemmel zamanlaması tüm şarkılara eşsiz bir kişilik kazandırıyordu. Sanatçının eşsiz yorumunun en güzel örnekleri “(I Want) A Butter and Egg Mn”, “Black and Blue”, “Do You Know What it Means to Miss New Orleans” gibi şarkılardır. Armstrong 1968’de “What A Wonderful World” şarkısıyla İngiltere’de 1 numaraya yerleşti.

Armstrong şarkılara, kendi yazarlarını bile hayrete düşüren bir derinlik ve anlam yükleyebiliyordu. Ayrıca “scat” (sözsüz vokal seslerinin şarkı sözlerinin yerini alması) stilini başarıyla sergileyen ilk sanatçılardan biriydi Armstrong. Her ne kadar bu stili 1926’da bir kayıt sırasında söz kağıdının yere düşmesi üzerine sözleri uydurmak zorunda kalmasıyla bulduğunu söylese de, bu teknikteki ustalığı tesadüften daha fazla birşeyler olduğunu gösteriyordu. Böylece Armstrong ilerleyen yaşlarında trompetçi değil, bir şarkıcı olarak uluslararası bir star olmayı başardı. Armstrong’un dünya çapında ünlü olması ona birez eleştiri de getirdi. Amerikalı zenciler onun kendi insanları için daha fazla şey yapmasını istiyor, tavırlarını eleştiriyorlardı. Hatta sanatçı, insan hakları için yapılan gösterilere yeterince destek vermemekle suçlandı. O sıralarda 60 yaşında olan Armstrong, politikaya ayıracağı zamanı müziğe vermeyi tercih etti ve kalp rahatsızlığını basından saklayarak konserler vermeyi sürdürdü.
Ölüm Tarihi : 6 Temmuz 1971

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:37
Lütfi Akdoğan </B>
24 Temmuz 1930’da o sıralarda Fransız işgali altında olan Hatay’ın Samandağ ilçesinde doğdu. İlkokulu Samandağ’da Fransızca ve Arapça okuyarak bitirdi.

1943 yılında 6 yıl yatılı öğrenim göreceği Haydarpaşa Lisesi’ne, İstanbul’a geldi. Gazeteciliğe olan ilgisini daha o yıllarda okul gazetesini çıkartanlar arasında yer alarak belli etmişti.

Lise mezuniyetinden sonra Hukuk Fakültesi'ne kayıt oldu ve bir taraftan da SON SAAT gazetesinde gazetecilik mesleğine ilk adımını attı.

Daha sonra YENİ SABAH’ta polis-adliye ve savaş muhabiri olarak çalışmaya başladı. Bu gazetede çok başarılı röportaj ve bir hayli ses getiren yazıları ile dikkat çeken Akdoğan, bir süre sonra Bâb-ı Âli’nin o günkü transfer modasına uyarak yeni çıkan TERCÜMAN’a geçti.

Bu arada yoğun iş temposu nedeniyle devam edemediği Hukuk Fakültesi'nden ayrılmak zorunda kaldı. Sonraki yıllarda Basın Yayın Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi.

Tüm dünya basınını atlatarak TERCÜMAN gazetesinde yayınlanan inanılması imkânsız röportajları ile dikkatleri üzerine çeken Akdoğan, 1957 yılında bir yazısı nedeniyle 2,5 ay hapis yattı.

TERCÜMAN ile de yolları ayrılan Lütfü Akdoğan bu defa AKŞAM gazetesinde de hayli başarılı geçen bir dönemden sonra YENİ İSTANBUL gazetesine istihbarat şefi oldu. YENİ İSTANBUL’da da yine aynı hızla son derece ilginç yazı ve röportajlara devam etti.

Bundan sonra ise ilk gazete çıkarma deneyimini Kasım Gülek’in önderlik ettiği bir gurupla TANİN gazetesini çıkartarak yaşadı. Bu girişim o dönemdeki politik şartların elverişsiz olması nedeniyle uzun sürmedi.

En son TERCÜMAN gazetesinin yeniden yapılandırılarak çıkartılmasında büyük bir rol oynadı; ülkenin dış politikasına yön veren yazılar, röportajları ve o güne kadar yapılmayan yenilikleri uygulamasıyla gazeteyi dönemin en yüksek tirajlı gazetelerinden biri haline getirdi.

Bu çok başarılı çalışmaları ile İsmet İnönü’nün özel temsilcisi oldu. Verilen bu görev dolayısıyla Türkiye ile Arap ülkeleri arasında siyasi, ticari, kültürel münasebetlerin gelişmesinde büyük katkılarda bulundu ve bu konuda önder oldu.

Lütfü Akdoğan, aynı dönemde 1965–1969 yılları arası Adalet Partisi Konya Milletvekilliği yaptı. Parlamento'da bulunduğu dönemde Dışişleri Komisyonu ile Basın ve Turizm Komisyonu üyelikleri görevlerinde bulundu.
Milletvekilliği esnasında dahi mesleğinden kopmadı ve 1967 ile 1973 Arap-İsrail Savaşları'nda harp muhabirliği yaptı: çok önemli röportajlar gerçekleştirdi.

Bab-ı Âli’den ayrılmış olmasına rağmen 1992 yılında HÜRRİYET gazetesinde yayınlanan ropörtajı ve çok daha sonraları kimi zaman konuşmacı olarak katıldığı, kimi zaman da kendisi ile röportaj yapıldığı KANAL 6, NTV, ATV, HABER TÜRK, FLASH TV, ULUSAL KANAL gibi televizyon kanallarındaki programlarla da bu mesleğe olan sevgisini saygısını ve muhabirliğe başladığı ilk günkü heyecanını hiç kaybetmediğini tüm genç meslektaşlarına örnek olacak şekilde gösterdi ve aynı şevkle çalışmalarına devam ediyor.

Gerçekleştirdiği ilkler:

• O güne kadar konuşmaya dahi cesaret edilemeyen konularla ilgili röportajlar,
• Hac ve Kâbe’ye özel izinle ilk kamera ve fotoğraf makinesi nin getirilmesi ve sinemalarda uzun süre oynayan HAC ve KÂBE filminin gerçekleştirilmesi,
• Türkiye’deki gazete promosyonları,
• Halk konserleri,
• Hediye çekilişleri,
• Ofset baskı makineleri,
• Arap TV’lerinde Arapça canlı yayın programları,
• Orta Doğu ve Körfez Ülkeleri'nde binlerce insana iş imkânı,
• Almanya’ya çalışmaya gidenlere liderlik etme,
• Ağrı Dağı'na çıkan ilk gazeteci olması.

ESERLERİ
- Kurşun Yağmuru Altında Kaçakçılık

- Musa Dağı’ndan Geliyorum

- Ağrı Dağı’nda Ayılar Ve İnsanlar

- 1957 Arap-İsrail Savaşı

- 17 Numaralı Koğuş

- Dikiz Aynası

- Eritre’de Somali Fedaileri Arasında

- Hartum Konferansı

- Leylâ Halit

- Sayda Kalesi

- Çad (OCAM)

- Kuveyt’te Bağımsızlık

- Milyarderler Körfezi

- 1967 Arap-İsrail Savaşı

- Orta Doğu’da Çanlar Kimin İçin Çalıyor?

- Barzani

- Cezayir İhtilâli 1965

- Kerbelâ Vakası

- İmam-ı Azam Ebu Hanife

- Hz. Muhammed’in Annesi Amine Hatun

- Hz. Muhammed’in Hanımları

- Hz. Muhammed’in Veda Haccı

- Hac Yazıları

- Yemen’den Geliyorum

- Süveyş Kanalı’nı Herkesten Önce Geçtik

- Barlev Hattı’nı nasıl Geçtik?

- Kudüs

- Hindistan-Pakistan Savaşı’ndayım

- Cihan Sedat’ın Hayatı

- Saddam Hüseyin

- İmparatorluğu Yıkan Kadın: Sara

- Krallar Ve Başkanlarla 50 Yıl

HAKKINDA YAZILANLAR

ORTADOĞU UZMANI GAZETECİ LÜTFÜ AKDOĞAN
AYDINLIK dergisi
7 Nisan 2002
Sayı: 768 sayfa: 18/19

Ortadoğu’da Kralların, Cumhurbaşkanları’nın sıradışı, arkadaşı olan gazeteci Lütfü Akdoğan, orta yaş üstündeki gazete okurlarının yakından tanıdığı bir isim. Ortadoğu’da çalmadığı, açamadığı kapı kalmadı. Kralların, Cumhurbaşkanları’nın sırdaşı, arkadaşı oldu. Akdoğan’ın “Krallar ve Başkanlarla 50 Yıl” adlı kitabının 1. cildi yayımlandı.

Lütfü Akdoğan, Ulusal Kanal’da yayınlanan Büyüteç programına 20 Mart’ta konuk oldu. Rafet Ballı’nın sorularını yanıtlayan Akdoğan, Türk-Arap ilişkilerini değerlendirdi. Görüşmelerini özetleyerek yayımlıyoruz:

MENDERES, SURİYE SINIRINA ASKER YIĞDI

1956 Süveyş Krizi sırasında Suriye’ye gittim. Başbakan’la görüştüm. “Ne istiyorsunuz bizden; Menderes, sınırımıza niye asker yığıyor?” dedi. Benim haberim yoktu. Ben bir polis-adliye muhabiriyim. Sonra Reis-i Cumhur’la görüştüm. Bana yalvardı: “Yapmayın, Ruslarn ve Nâsır’ın kucağına atmayın.”

BAĞDAT PAKTI’NIN KURULUŞU

Yıl 1955. Bizimkiler ısrarla Suriye’nin, Ürdün’ün, Mısır’ın girmesini arzuladı. Fakat şimdi anladım ki, gerek rahmetli Menderes, gerekse Nuri Said Paşa (Irak Başbakanı) tamamen İngilizler ve Amerika’nın güdümünde bir pakt kurmuşlar.

NÂSIR HAKLIYDI

Nâsır’ın, Bağdat Paktı’na karşı çıkışı tamamen doğruydu. Diyordu ki, “Evet Ortadoğu’da bir savunma paktı gerekli. Ortadoğu’yu kim savunur? Ortadoğu’nun kendi ülkeleri, bölge ülkeleri. İngiltere’nin, Amerika’nın, burada işi ne? Bu bir. İkincisi, dün Süveyş Kanalı’nı gelip bombardıman eden bu İngiliz uçakları değil mi, İncirlik’ten, Kıbrıs’tan kalkıp? Şimdi bana diyorsunuz ki gel bunlarla aynı masada otur.”

NÂSIR’IN KEHANETİ

1956’da İngilizler ve Fransızlar, Nâsır Süveyş Kanalını millileştirdiği için Mısır’ı bombaladılar. Mısır’dayım. Nâsır, bombalanmış bir caminin enkazında şöyle seslendi: “Camilerimiz, evlerimiz yıkılıyor. Birtakım Müslüman ülkelerden ses seda yok.” Yardım bekliyorlar. Şu anda, Filistin’de olduğu gibi. Nuri Said Irak Başbakanı o dönemde. “Menderes de, Nuri Said de bir gün kendi halkı tarafından asılacak.”dedi. Nuri Said 1958’de ihtilalde öldürüldü, rahmetli Menderes ise, 1961’de idam edildi.

BİN YILLIK DEVLETİZ

Ortadoğu ile olan siyasi münasebetlerimizde aksamaların yüzde yetmişinde Türkiye’nin, yüzde otuzunda Arapların hatası vardır. 1960’lara kadar son derece kötü bir politika izlediğimiz ortada. Arapların zaten bir kısmı İngilizlerim, bir kısmı Fransızların sömügesiydi. Biz en az bin yıllık bir devletiz.

MENDERES POLİTİKASININ İFLASI

Adnan Menderes’in Ortadoğu politikası iflas etmiştir. (1955) Bandung Zirvesi’ne gidiyoruz, Amerikalıları müdaafa ediyoruz. Amerikalıları müdafaa edeceğine sen kendini müdafaa et.Bu politikamız yüzündene Kıbrıs’ta yalnız kaldık. Makarios kimdir? Aslında hiçbir gücü olmayan, Türkiye’deki herhangi bir ilçenin kaymakamıdır, bir köyün muhtarıdır. On beş yıl Makarios’u yenmesini beceremedik.

İSMET PAŞA BENİ NÂSIR’A GÖNDERDİ

İsmet Paşa, beni, Metin Toker’i, bir takım kişileri özel olarak gönderdi. Gittim, Nâsır’ın söylediği tek şey şu: “Kıbrıs’ta İngiliz üslerin avukatlığını yapmayın. Türkiye ile halledilmesi mümkün olmayan hiçbir durum yoktur”, dedi. Kamuoyunun bunlar bilmesi icab eder.

NÂSIR’IN İNÖNÜ’YE MESAJI

Nâsır. “Ben Atatürk hayaliyle. Atatürk’ün laflarıyla büyüdüm”. Dedi. “ kuzeyde Türkiye, güneyde en güçlü Arap ülkesi olarak Mısır. Bu iki ülke arasında sıı bir dostluk, sıkı bir siyasi, kültürel, ticari anlaşma olduğu azaman çok şey olur...” Hiçbir savaşta muvaffak olmadı, ama Arap âleminin yetiştirdiği en büyük lider Nâsır’dır, Abbasilerden beri.

JHONSON’UN İNÖNÜ’YE 1964 MEKTUBU

Amerikan Başkanı, bu mektupla yalnız Kıbrıs’ta benim silahlarımı kullanamazsın demiyor. Ayrıca karşına ben çıkarım, diyor.

6. filo yolumuzu kesiyordu. İnönü dahilde ve hariçte büyük bvir sıkıntı içinde. Bir dost arıyor. Rusya ile münasebetler malûm. Amerika durmadan hırpalıyor. İngiltere Amerika’nın gözüne bakıyor. Avrupa, Yunanistan’ın yanında. Çaresiz, elindeki silahı kullanmaktan aciz bir Türkiye var.

İsmet Paşa’nın Yunanistan’la savaş ihtimalinde ilk düşündüğü şey, petroldü. Çünkü hiçbir Arap ülkesinin, Nâsır’dan yeşil ışık almadan herhangi bir yardımda bulunması mümkün değil. Nâsır bana dedi ki; ne Rusya ne de Amerika’dan bize de size de hayır yok. Batılılar beni oyaladılar. Beni zorla Ruslar’ın kucağına attılar.

İKİLİ ANLAŞMALAR YANLIŞTI

Rahmetli İsmet Paşa bana dedi ki, Ahh, Adnan Bey ahh! İkili anlaşmalar’dan Genelkurmay’ın bile haberi yok.” Ama bu İkili Anlaşmalar’a kapıyı ilk açan da rahmetli İsmet Paşa olmuştur.
1965’te AP’den milletvekili seçildim. Meclis’te Dışişleri Komisyon’unda görevliyim. Komisyon’da Mehmet Ali Aybar, Çetin Altan, Behice Boran da vardı. Onların, komisyona girer girmez ilk işleri üsler, NATO, ikili anlaşmalar oldu. Tabii bizim grup da bunların karşısındaydı. “Haydi Moskova’ya!”

Ben bugün değerlendiriyorum da sosyalistler haklıydı, ancak eksik anlatıyorlardı. Bizim arkadaşlar da hiçbir şey bilmiyorlardı. Batıyla düşman olalım demiyorum. Ama eşit ilişki kurmalıydık.

İLETİŞİM
www.lutfiakdogan.com

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:37
Lütfi Kırdar ( 1889)- (17.02.1961) </B>

1889 yılında Kerkük'te doğan Lütfi Kırdar, bu şehrin "Kırdarzâdeler" diye tanınan köklü bir ailesindendir.ilk ve orta öğrenimini Kerkük'te, lise öğrenimini Bağdat'ta tamamlayan Kırdar, 1908'de İstanbul'a gelerek Tıp Fakültesine girdi.

Balkan Harbi patlayınca gönüllü olarak savaşa katılan Kırdar, savaştan sonra Tıp Fakültesinden (1913) mezun oldu. Meslek hayatına Necef Belediyesi Tabibi olarak başlayan Lütfi Kırdar, I.Dünya Savaşının başlamasıyla orduya katıldı.

Savaştan sonra Aşiretler ve Muhacirler Genel Sağlık Hizmetleri Müdürlüğü yapan Kırdar, Erzurum Kongresinin toplandığı günlerde Kızılay Sağlık Heyeti Reisi olarak Atatürk'ün emrinde Erzurum'da görev aldı. Millî Mücadelenin her safhasına katıldı ve istiklal madalyası aldı.

Lütfi Kırdar, Kurtuluş Savaşından sonra 1923'te Viyana ve Münih'te göz hastalıkları ihtisası yaptı. 1924'te Türkiye'ye döndü ve İzmir Sıhhat Müdürlüğüne tayin edildi.

Kendi isteğiyle 1933'te İzmir Memleket Hastanesi göz kliniğine atandı. 1935'te Kütahya'dan milletvekili oldu. 1936'da Manisa, 1938'de İstanbul valiliğine ve belediye başkanlığına atanan Kırdar, bu görevi 12 yıl sürdürdü. 1949'da İstanbul valiliği ve belediye başkanlığından alınıp, elçiliğe tayin edilmek istenen Kırdar, bu teklifi kabul etmedi. o sırada yapılan seçimlerde Manisa milletvekili seçildi, ancak 14 mayıs 1950'deki milletvekili seçiminde kaybetti.

1954 seçimlerinde DP'den İstanbul bağımsız milletvekili oldu. 1957'de yeniden milletvekili olan Kırdar, kabinede Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı olarak görev aldı. 27 Mayıs 1960 askerî ihtilaline kadar bu görevde kalan Kırdar, ihtilalden sonra Yassıada'da idamla yargılandı. 17 Şubat 1961'de Yassıada'da ölen Lütfi Kırdar'ın Erdem (doğumu: 1925) ve Üner (doğumu:1933) isimli iki oğlu vardır.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:37
Lütfullah Karaman ( 1958) </B>
1958’de Konya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini çeşitli şehirlerde tamamladı. Daha sonra bir süre ODTÜ’de okudu. Yüksek öğrenimini İÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamlayarak, 1983’de mezun oldu. Daha sonra lisansüstü çalışmalarına Boğaziçi Üniversitesi’nde başladı. Halen, aynı üniversitenin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Evli ve bir çocuklu olan yazarın, siyaset bilimi ve Türk siyasî tarihi çerçevesinde, Türk Yurdu, Risale-Dış Politika ve Türkiye Günlüğü gibi dergilerde yayınlanmış makaleleri ve çeviri ağırlıklı diğer çalışmaları bulunmaktadır.


ESERLERİ
1.Milli Mücadele Dönemi'nde Yemen-Türkiye İlişkileri
İmam Yahya-Mustafa Kemal Paşa Yazışmaları
Mim Kemal Öke, M.Lütfullah Karaman
Arba Yayınları / Tarih-Anı Dizisi

Bu kitapta, belgelerin diliyle, aktaracağımız öykü Yemen'de geçiyor. Hemen Birinci Dünya Savaşının ertesinde... Mütareke ile başlayan barışın, hatta yeni bir dünya düzeninin kurulduğu yıllar içinde. Ama, bu dönem bazıları için tarih daha doğrusu genel trendlerin ekseni dışında sapa kalmış bir konjoktürdür. Açıkçası kayda geçirilen tarihin yanında
kronolojinin unutulan cebidir! Oysa ki, resmi yazışmalarda izleyeceğiniz Türkiye-Yemen ilişkileri bir zamanlar aynı sınırlar ve anayasal başlık altında yaşanmış merkezle çevrenin, vasi ile
mahminin keza savaş düşünülürse iki müttefiğin birbirlerinden kopuşunun hikayesidir. Daha da önemlisi Türkiye açısından bırakılan sadece mahalli sahibine tevdi
edilen "emanet" toprak değildir. O toprakları savunmaya gönderilen anavatan çocuklarıdır. Mütareke'den sonra ülkesine dönemeyen, ortada kalmış gazilerin "yarını" üzerine yazılanlar, bu kitabın ana temalarından birini oluşturuyor. Aslında arşiv vesikalarıyla ortaya çıkan, kıtalar arası çok uluslu imparatorluğun çözülüşünde yaşanan dramın bir parçasıydı.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:38
Lütfü Seyfullah </B>
1923 yılında Üsküp’te doğdu. Üsküp Halklar Tiyatrosu Türk Dramında profesyönel aktör olarak çalıştı. 1980 yılında “ Okul Tiyatrosu” ; 1983 “Küçük Nasrettin”; 1984 yılında “ Üç Arkadaş” ve 1989 yılında da “Aynada Varsan Sahnede de Varsın” şiir kitapları yayınlandı.En son eserleri “Küçüklere şiirler” ve “ Küçük Balıkçı” kitaplarıdır.

HAKKINDA YAZILANLAR
Tiyatro Sahnemiz Öksüz Kaldı
http://www.makturk.com 28.06.2005

Rumeli'nin, Balkanlar'ın yetirştirdiği; ömrünü Türkçe'yi sahnede yaşatmaya adayan; birçok Rumelili Türk tiyatro sanatçısına ağabeylik, ustalık hocalık yapmış olan Üsküplü büyük Türk Tiyatro sanatçısı Lütfü Seyfullah, geçirdiği kısa bir hastalıktan sonra, vefat etmiştir. Bu büyük insana Allah'tan rahmet, acılı yakınlarına ve vefalı dostlarına sabırlar dileriz.


–Vefat eden Üsküplü Türk tiyatro sanatçısı Lütfi Seyfullah’ın anısına –

Anamın dili, ana dilim Türkçe’min, can çekişmeye terk edildiği,
o azılı şehir kundakçısı Piccolomini’yi bile güzelliğiyle çıldırtan
Üsküp’te, tiyatro sahnesinde Türkçe’mi yaşatarak devleşendi o.

Sahne tozunu yutmuşlardanım, gençliğimin uzun bir döneminde,
bilirim seyircinin bakışlarının omuzlara yüklediği yükün ağırlığını
ve doğum sancısından çetin ama haz veren sancısını oyunculuğun.

Sen ki hayat sarrafısın bilirsin, hüner ister, kudret ister, sevda ister,
yüreklerinin cümle kapılarını merhamete kapatmışları ağlatabilmek,
güldürebilmek kim bilir ne zamandan ruhları gülmeyi unutmuşları.

Sanatın nankörlüğü altında ezilmedi, heyecana, tutkuya yenilmedi,
aynı sahneyi paylaştığı dostlarının sadakatsizliğine de; direndi. Heyhat,
yıktı onu amansız incitmebeni, bir umut dolu yaza daha yelken açarken.

25 Haziran 2005, İstanbul

Suat ENGÜLLÜ


X

Türk Tiyatro Sanatçısı Üsküp'lü Lütfü Seyfullah Vefat Etti
27/06/2005
http://www.gostivarlilar.com

Rumeli'nin, Makedonya’nın yetiştirdiği; Türkçe'yi sahnede yaşatan ve Rumelili Türk tiyatro sanatçı camiasının duayeni Üsküp’lü Türk Tiyatro sanatçısı Lütfü Seyfullah, vefat etti. Kendilerine Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına da sabır dileriz.

Gostivarlılar Kültür ve Dayanışma Derneği
Yönetim Kurulu
x

Rumeli'nin, Makedonya’nın yetiştirdiği; Türkçe'yi sahnede yaşatan ve Rumelili Türk tiyatro sanatçı camiasının duayeni Üsküp’lü Türk Tiyatro sanatçısı Lütfü Seyfullah, vefat etti. Kendilerine Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına da sabır dileriz.

Saygı ve sevgilerimle.

Gostivarlılar Kültür ve Dayanışma Derneği
Yönetim Kurulu

x

Oyun ve Sahne

– Gece vefat eden Üsküplü Türk tiyatro sanatçısı
Lütfi Seyfullah’ın anısına –

Anamın dili, ana dilim Türkçe’min, can çekişmeye terk edildiği,

o azılı şehir kundakçısı Piccolomini’yi bile güzelliğiyle çıldırtan

Üsküp’te, tiyatro sahnesinde Türkçe’mi yaşatarak devleşendi o.

Sahne tozunu yutmuşlardanım, gençliğimin uzun bir döneminde,

bilirim seyircinin bakışlarının omuzlara yüklediği yükün ağırlığını

ve doğum sancısından çetin ama haz veren sancısını oyunculuğun.

Sen ki hayat sarrafısın bilirsin, hüner ister, kudret ister,sevda iter,

yüreklerinin cümle kapılarını merhamete kapatmışları ağlatabilmek,

güldürebilmek kim bilir ne zamandan ruhları gülmeyi unutmuşları.

Sanatın nankörlüğü altında ezilmedi, heyecana, tutkuya yenilmedi,

aynı sahneyi paylaştığı dostlarının sadakatsizliğine de;direndi. Heyhat, yıktı onu amansız incitmebeni, bir umut dolu yaza daha yelken açarken.

25 Haziran 2005, Istanbul
Suat Engüllü

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:38
Lale Müldür </B>
Lale Müldür 1956'da Aydın'da doğdu. Liseyi Robert Kolej'de bitirdi. Şiir bursu alarak Floransa'ya gitti. Türkiye'ye geri dönerek birer yıl ODTÜ Elektronik ve Ekonomi bölümlerine devam etti. 1977'de İngiltere'ye giderek Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden lisansını; Essex Üniversitesi Edebiyat Sosyolojisi Bölümü'nden master derecesini aldı. 1983-1987 yılları arasında Brüksel'de yaşadı.

İlk şiirleri 1980'de Yazı ve Yeni İnsan dergilerinde çıktı. Gösteri, Defter, Şiir Atı, Oluşum, Mor Köpük, Yönelişler, Sombahar dergilerinde birçok şiir ve yazısı yayımlandı; şiirlerinden bazıları bestelendi ve filmlerde kullanıldı.

ESERLERİ

Voyıcır II (Ahmet Güntan'la birlikte, 1990), Kuzey Defterleri (1992), Buhurumeryem (1993), Uzak Fırtına (1988), Seriler Kitabı (1991) ile Divanü lügat-it-Türk (1998) adlı kitapları bulunuyor.

Şiirlerinden bir seçki 'Water Music' adıyla Dublin'de yayımlandı (Poetry Ireland, 1998). Fransız ressam Colette Deblé'nin resimleri üzerine yazdığı şiirlerse Fransız Enstitüsü'nden 'Yağmur Kızı Böyle Diyor' adıyla Fransızca olarak yayımlandı. Bir dönem Radikal gazetesinde yazdı; yurt dışındaki birçok toplantıya Türkiye'yi temsilen katıldı.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:38
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1141.jpg
Latife Uşaklıgil ( 1898)- (1976) </B>
1898 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Lisesini bitirdi, Paris ve Londra'da Hukuk okudu (1921). Türkiye'ye döndüğünde Kurtuluş Savaşı henüz bitmemişti. Türk Ordusunun İzmir'e girişinin ikinci günü Başkumandan Mustafa Kemal'in şehre geldiğini duydu (11 Eylül 1922). Bunun üzerine Latife Hanım Kumandanlık karargahına giderek Atatürk'ten güvenlik gerekçesiyle Göztepe'deki konaklarında kalmasını istedi. Atatürk bu çağrıyı memnunlukla karşıladı. Bu tanışma taraflar arasında devamlı haberleşmenin başlangıcı oldu. Mustafa Kemal 1923'te annesinin ölümü dolayısıyla gittiği İzmir'de Latife Hanım'la evlendi (29 Ocak 1923). 1925 yazında Doğu Anadolu gezisinde aralarında geçen tatsız bir tartışmadan sonra 5 Ağustos 1925 tarihinde boşandılar. Öldüğü 1976 yılına kadar İzmir'de ve İstanbul'da yaşayan Latife Hanım, tüm ısrarlara rağmen anılarını anlatmamıştır.

Atatürk'ün yaklaşık olarak iki yıl evli kaldığı Latife Hanım, Kuleli Köşk'ün hanımefendisiydi. Atatürk eşinden ayrıldıktan sonra bir süre daha eski köşkte kaldıktan sonra 1932 yılında yeni yapılan Çankaya Köşkü'ne taşındı. Latife Hanım, eski köşk girişindeki odayı Şam işi takımlarla kaplattı. Misafir salonuna mavi koltuklar yerleştirdi. Kısa süren evliliğin ardından kendi getirdiği eşyalarıyla İstanbul'a döndü.

Mustafa Kemal, daha Latife Hanım zamanında Köşk'e hem ona yardım, hem de yetiştirmek amacıyla küçük kızlar aldı. Ancak onların ve köşkün bakıma ihtiyacı olduğunu görünce eve İsviçreli bir kahya kadın getirtti. Fransızca konuşan orta yaşlı Madame Bauer, gelir gelmez köşke kendine göre bir düzen getirmeye çalıştı.

Fransızca konuşan orta yaşlı Madame Bauer, gelir gelmez köşke kendine göre bir düzen getirmeye çalıştı.Garsonlara eldiven ve frak giydirdi. Sıkı bir disiplin koydu. Fakat bu düzen fazla uzun sürmedi. Zira Atatürk sıkılmıştı.Madame Bauer bir ev hanımı gibi ziyaretlere gidip kendi misafir kabul etmeye başlayınca hemen ona yol verdi. Çankaya Köşkü'nün düzeninde bir ev sahibesine artık yer yoktu. Ata'ya ve köşke hakim olmaya çalışan Latife Hanım bunda hiçbir zaman başarılı olamadı.




HAKKINDA YAZILANLAR

1.Gazi ve Latife
İsmet Bozdağ
Tekin Yayınevi

Atatürk, "Gazi Mustafa Kemal" günlerinde, İzmir'de bir genç kızla tanıştı ve evlendi. 2 yıl, 6 ay, 4 gün birlikte yaşadılar. 25 Ağustos 1925 günü, Latife Hanım: "Latife Gazi Mustafa Kemal" olarak çıktığı İzmir'den; sadece "Latife" olarak yine İzmir'e dönüyordu.Nasıl tanıştılar, nasıl yaşadılar, niçin ayrıldtılar?

Bu konuyu çok insan yazmaya heveslendi. Başaramadılar. Çünkü Latife Hanım: "Özel hayatımdır, yayınlayamazsınız" diye girişimleri, mahkeme kararı ile durduruyordu. Biz, bütün kaynakları kullanarak bu kitabı yazdık ve Hürriyet Gazetesinde yayınladık. Latife Uşaklıgil yayını durdurma girişiminde bulundu:"Biz, sizin hayatınızı değil, Atatürk'ün evlilik hikayesini yazdık ve yayınladık" savunusu ile yayını sürdürdük ve bu yayın -kitap olarak- bugün elinizdedir.Bu kitabın bir başka özelliği daha var. Kitap, Atatürk'ün bütün özelliklerini: Tutalım, sigara içerken, ne zaman halka yaptığını, ne zaman yapmadığını; yatağına pijama ile mi, gecelikle mi girdiğine varıncaya kadar titiz bir gerçekçilikle saptanmış ve işlenmiştir.Bu kitapta: İnsan Mustafa Kemal var.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:39
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1141.jpg
Latife Uşaklıgil ( 1898)- (1976) </B>
1898 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Lisesini bitirdi, Paris ve Londra'da Hukuk okudu (1921). Türkiye'ye döndüğünde Kurtuluş Savaşı henüz bitmemişti. Türk Ordusunun İzmir'e girişinin ikinci günü Başkumandan Mustafa Kemal'in şehre geldiğini duydu (11 Eylül 1922). Bunun üzerine Latife Hanım Kumandanlık karargahına giderek Atatürk'ten güvenlik gerekçesiyle Göztepe'deki konaklarında kalmasını istedi. Atatürk bu çağrıyı memnunlukla karşıladı. Bu tanışma taraflar arasında devamlı haberleşmenin başlangıcı oldu. Mustafa Kemal 1923'te annesinin ölümü dolayısıyla gittiği İzmir'de Latife Hanım'la evlendi (29 Ocak 1923). 1925 yazında Doğu Anadolu gezisinde aralarında geçen tatsız bir tartışmadan sonra 5 Ağustos 1925 tarihinde boşandılar. Öldüğü 1976 yılına kadar İzmir'de ve İstanbul'da yaşayan Latife Hanım, tüm ısrarlara rağmen anılarını anlatmamıştır.

Atatürk'ün yaklaşık olarak iki yıl evli kaldığı Latife Hanım, Kuleli Köşk'ün hanımefendisiydi. Atatürk eşinden ayrıldıktan sonra bir süre daha eski köşkte kaldıktan sonra 1932 yılında yeni yapılan Çankaya Köşkü'ne taşındı. Latife Hanım, eski köşk girişindeki odayı Şam işi takımlarla kaplattı. Misafir salonuna mavi koltuklar yerleştirdi. Kısa süren evliliğin ardından kendi getirdiği eşyalarıyla İstanbul'a döndü.

Mustafa Kemal, daha Latife Hanım zamanında Köşk'e hem ona yardım, hem de yetiştirmek amacıyla küçük kızlar aldı. Ancak onların ve köşkün bakıma ihtiyacı olduğunu görünce eve İsviçreli bir kahya kadın getirtti. Fransızca konuşan orta yaşlı Madame Bauer, gelir gelmez köşke kendine göre bir düzen getirmeye çalıştı.

Fransızca konuşan orta yaşlı Madame Bauer, gelir gelmez köşke kendine göre bir düzen getirmeye çalıştı.Garsonlara eldiven ve frak giydirdi. Sıkı bir disiplin koydu. Fakat bu düzen fazla uzun sürmedi. Zira Atatürk sıkılmıştı.Madame Bauer bir ev hanımı gibi ziyaretlere gidip kendi misafir kabul etmeye başlayınca hemen ona yol verdi. Çankaya Köşkü'nün düzeninde bir ev sahibesine artık yer yoktu. Ata'ya ve köşke hakim olmaya çalışan Latife Hanım bunda hiçbir zaman başarılı olamadı.




HAKKINDA YAZILANLAR

1.Gazi ve Latife
İsmet Bozdağ
Tekin Yayınevi

Atatürk, "Gazi Mustafa Kemal" günlerinde, İzmir'de bir genç kızla tanıştı ve evlendi. 2 yıl, 6 ay, 4 gün birlikte yaşadılar. 25 Ağustos 1925 günü, Latife Hanım: "Latife Gazi Mustafa Kemal" olarak çıktığı İzmir'den; sadece "Latife" olarak yine İzmir'e dönüyordu.Nasıl tanıştılar, nasıl yaşadılar, niçin ayrıldtılar?

Bu konuyu çok insan yazmaya heveslendi. Başaramadılar. Çünkü Latife Hanım: "Özel hayatımdır, yayınlayamazsınız" diye girişimleri, mahkeme kararı ile durduruyordu. Biz, bütün kaynakları kullanarak bu kitabı yazdık ve Hürriyet Gazetesinde yayınladık. Latife Uşaklıgil yayını durdurma girişiminde bulundu:"Biz, sizin hayatınızı değil, Atatürk'ün evlilik hikayesini yazdık ve yayınladık" savunusu ile yayını sürdürdük ve bu yayın -kitap olarak- bugün elinizdedir.Bu kitabın bir başka özelliği daha var. Kitap, Atatürk'ün bütün özelliklerini: Tutalım, sigara içerken, ne zaman halka yaptığını, ne zaman yapmadığını; yatağına pijama ile mi, gecelikle mi girdiğine varıncaya kadar titiz bir gerçekçilikle saptanmış ve işlenmiştir.Bu kitapta: İnsan Mustafa Kemal var.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:39
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2915.jpg
Leh Walesa </B>
Lech Walesa; "Dayanışma" sendikasının başkanı. Sıkıyönetim döneminde gözaltına alınır. 1982 Kasım ayında serbest bırakılır, yer altına çekilen "Dayanışma" hareketinin liderliğini üstlenir. 1983 yılında Nobel Barış Ödülü ile ödüllendirilmiştir. 1988 yılı grevlerinin ardından, hükümetle sonunda Yuvarlak Masa'da görüşmelerine kadar ulaşacak ilk görüşmeleri başlatır. 22 Aralık 1990 tarihinde Polonya Cumhuriyeti'nin ilk demokrat cumhurbaşkanı olur. Cumhurbaşkanlığı nişanını, komünizm öncesi hükümetin devamı olarak sürgündeki Polonya hükümetinden alır.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:39
Leo Janácek ( 1854)- (1928) </B>
(1854-1928) Modern Avrupa müziginin en önemli bestekarlarından biridir.Janácek calışmalarında daha çok Çek Halk ezgilerinden esinlenmiş ve aynı zamanda geleneksel major-minor sistemini kullanmayan ilk besteci olma unvanını elde etmiştir. "Jenufa" ve "Katya Kabanova" isimli operalari en önemli eserlerinden sayilabilir. ünlü eserlerinden biri de "Taras Bulba" isimli orkestral rapsodisidir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:39
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2017.jpg
Levent İnanır ( 1962) </B>
Doğum Tarihi 1962
Boy 176
Kilo 82
Göz Rengi Ela
Yabancı Dil İngilizce (Orta)

Sinema Filmleri ve Yönetmenleri
Ah Gardaşım (Kadir İnanır)
Eskici ve Oğulları (Şahin Gök)
Sürü (Zeki Ökten)
Drejan (Şahin Gök)
Arabacı ( Tülay Eratalay )
Balkan Balkan (Gyula Maar)

TV Yapımları ve Yönetmenleri
İlişkiler (Avni Kütükoğlu)
Savcı (Kadir İnanır)
Acı Günler (Oğuz Yalçın)
Fırat (İbrahim Tatlıses)

Yabancı Ortak Yapımlar
Balkan Balkan (Gyula Maar)

Özgeçmiş
Sinemaya 1973''de çocuk yıldız olarak başladı. Yaklaşık 7-8 filmde starların çocukluğunu oynadı. TRT''ye çocuk filmleri yaptı. İlk belirgin Levent İnanır filmi "Sürü". Daha sonra yaklaşık on sinema, bir o kadar TV filmi ve 7 adet dizide başrol oynadı.

Özel Beceriler
Yaklaşık tüm sporlar, tüm kara ve deniz araçlarını kullanmak, ata binmek

Ödüller
Ankara Film Festivali En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülü (Ah Gardaşım)

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:40
Leyla Alaton ( 1961) </B>
işkadını

Leyla Alaton 1961 doğumlu.İsveçli bir anne ve Türk asıllı musevi bir babanın ilk çocuğu.İlkokulu Şişli Terakki, ortaokulu Saint Pulcheire,liseyi Ntre Dame de Sion'da okudu.ABD'de New Jersey Fair Laigh Dickinson Univercity'nin İşletme bölümünü tamamladıktan sonra Newyork Unıvercity'de Sosyal Bilimler Endüstri psikolojisi dalında master yaptı.1989'da Alarko Şirketler Topluluğu Tanıtım Koordinatörü oldu.TÜGİAD ve Doğal Hayatı Koruma Derneği başta olmak üzere çok sayıda derneğin üyesi.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:40
Leyla Ergun ( 01.06.1959) </B>
Kahramanmaraş'ta doğdu (01. 06. 1959).
Eğitimi: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih, Kahramanmaraş Lisesi, Kahramanmaraş Ortaokulu, Atatürk İlkokulu.
Mesleki Kariyeri:
GAZETE
İstanbul Esnaf-Sanatkârlar gazetesi (1979-1980),
Bulvar, Tercüman (1983-1991);
İHA , Türkiye (1993-1997),
Yeni Ufuk (1997);
Akşam (1998).
TV
BRT televizyonu: Siyâsetin İçinden, Karizma, Ne Olacak Bu Memleketin Hâli isimli programların editörlüğünü yaptı (1999-2000).

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC); Sinema Yazarları Derneği (SİYAD); Basın Birliği Derneği gibi mesleki kuruluşların üyesi, Kahramanmaraş Okutma ve Yardım Derneği Yönetim Kurulu üyesidir.
1987,1988 ve 1999 yıllarında TGC Yılın Başarılı Gazetecileri Güncel Yazı Dalı mansiyon ödüllerini aldı. Gitmesen Olmaz mı isimli yayınlanmış bir şiir kitabı bulunmaktadır. Ayrıca Yabancılaşma Estetiği ve Sanat isimli kitabı üzerinde çalışmaktadır.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:40
Leyla Sayar ( 1939) </B>
1939 yılında İstanbul’da doğdu. Bir derginin açtığı yarışmayla sinemaya girdi.
Duvaklı Göl'le ilk filmini çevirdi (1958).
Önemli filmleri: Ölüm Perdesi (Atıf Yılmaz), Suçlular Aramızda (Metin Erksan),
Şehrazat, Şafak Bekçileri (Halit Refiğ), Aşk ve Kin (Turgut Demirağ).

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:41
Leyla Umar </B>
HAKKINDA YAZILANLAR


Uluslararası gazeteci
Cemal A. Kalyoncu
Aksiyon 21 Nisan 2001 Sayı: 333

Leyla Umar ismini hemen herkes bir şekilde duymuştur Türkiye'de. Hatta onun tanınmışlığı Türkiye ile de sınırlı değildir. Umar, Türk basınının yanında, yaptığı uluslararası haber ve röportajlar sayesinde yurtdışında da bilinen bir isimdir.
Türkiye'de, birkaç yıl önce Küba lideri Fidel Castro ile görüşen tek kişi olarak getirdiği sesin yanında İdi Amin'le yaptığı ve Time dahil dünya medyasında yer alan haberleriyle de Türkiye'nin yetiştirdiği uluslararası kadın gazetecilerden biri, belki de ilki olmuş birisidir. Fidel Castro ve İdi Amin dışında Nelson Mandela, Carlos Menem, Arafat, Raissa Gorbaçov, Felipe Gonzales gibi siyasilerden başka Julio Iglesias, Kirk Douglas, Diana Ross, Lisa Minelli gibi sanat dünyasının en ünlü temsilcileri ile ilgili yaptığı haber ve röportajlara da imza atan Umar, GAMMA ve SIPA ajansları vasıtasıyla tam 42 ülkede okur ve izleyici karşısına çıkmıştır ve halen de çıkmaktadır.

Leyla Umar, o zamanlar ıssız bir yer olan Çankaya'ya Atatürk'le beraber yerleşen Mithat Alam'ın (Alam soyadını da Atatürk vermiştir Mithat Bey'e) torunudur. Mithat Alam, Şam, Halep gibi büyük vilayetlerin de bağlı bulunduğu Kudüs'ün son mutasarrıfıdır: "Büyükbabam Kudüs'te Atatürk, Talat Paşa ve diğerleri ile gizlice sürekli buluşurmuş. Atatürk büyükbabamı Samsun'daki Fransız Tütün Rejisi'ni Türkleştirmekle görevlendirmiş." Verilen görevi tamamladıktan sonra Mithat Alam, Atatürk tarafından 2. Dönem Maraş Milletvekili olmak üzere Ankara'ya çağrılır. Bunun üzerine Alam, kızı Mihriban'ı (Mithat Bey'in ikinci eşi Leyla Hanım, Mihriban'ı dünyaya getirirken vefat eder. Şamlı Keylani ailesine mensup olan Alam, üçüncü evliliğini ise Atatürk'ün kıydığı ilk medeni nikahla Kılıç Ali'nin kızkardeşi Naime Hanım'la yapar), televizyoncu Nuri Çolakoğlu'nun amcası olan yardımcısı Rüşdü Çolakoğlu'na emanet eder ve Ankara'ya taşınır. Alam, şimdi İsrail Büyükelçiliği olan evini inşa edip yabancı devlet adamlarını Atatürk'ün arzusu üzerine burada ağırlar. Çünkü o yıllarda Pembe Köşk henüz hazır değildir.

Kayınpederinin teklifi
Bu arada, tüm ailesini yitirip oturduğu Selanik'ten Samsun'a gelip yerleşen İhsan Umar adındaki bir genç de o sıralar Rusya ile tütün ticareti yapmaktadır. İhsan Umar, ikamet yeri olarak kendisine Mithat Alam'ın köşkünün yanındaki bir Rum madamın pansiyonunu seçmiştir. Aradan geçen zamanda Sami İhsan Umar, Mithat Alam'ın kızı Ayşe Mihriban Hanım'la tanışır. Bu tanışıklık evlilikle noktalanır. Cumhuriyet kurulalı henüz dört—beş yıl olmuştur: "Büyükbabam anneme, tanımadığı bir adamla evlendiği için kırılmış. Ama babamla tanışınca onu çok beğenmiş. Çünkü babam kendisini iyi yetiştirmiş; Fransızca, İngilizce ve Rusça bilen bir aydındı. Mithat Alam, babama ısrarla İş Bankası'nda önemli bir iş teklif etmiş. Ancak babam kayınpederinin vasıtasıyla gelen hiç bir işi kabul etmemiş. Zonguldak Kömür Şirketi'nde Kazım Taşkent'in yardımcısı olarak dört yıl çalıştıktan sonra İstanbul'a gelip Yapı Kredi, Doğan Sigorta ile Şeker Şirketleri gibi kuruluşlara emek vermiş." İhsan Umar, kayınpederinin teklifini geri çevirir ama Mihriban Umar, Atatürk'ün isteği ile Türkiye'nin ilk kadın belediye meclis üyesi olur. (1960 öncesi Adnan Menderes tarafından oluşturulan Vatan Cephesi'ne katılması için iktidar partisi tarafından çağrıda bulunulan İhsan Umar, bunu kabul etmeyince, İstanbul Ticaret Odası Başkanı seçtirilmez ve Tünel'deki Kağıtçılık ve Matbaacılık A.Ş. adındaki işyeri istimlak edilir. Leyla Hanım, bu sıkıntılar sonucu o gece yaşamını kaybeden babası İhsan Umar için şunları anlatmaktadır bugün: "Yaşamımın en büyük acısını o gece tattım. Babamın son nefesini verirken benden istediği şey şuydu: 'Cebimden defterimi al; adları yazılı olan dokuz öğrencinin eğitim masraflarını yollamayı ihmal etme.' Babasının şirketinden kendisine 35 bin lira kalan Leyla Umar, o parayla gazeteci Feyyaz Tokar'la birlikte Bosfor Turizm'e ortak olur. Daha sonra Londra'da BBC'de çalışmaya başlayınca ortaklıktan ayrılır.)
Aile önce Samsun, ardından Zonguldak, daha sonra da İstanbul'a yerleşmiştir. Leyla Umar, Zonguldak'ta geçen günlerinden bugün keyifle bahsetmektedir: "Çocukluğum işçi çocukları ile, dağlarda çilek toplayarak geçti. Atatürk, İnönü, Celal Bayar sık sık Zonguldak'a gelirlerdi. Ben tabii Atatürk'ü görmedim ama onun için çok şiir yazdım."

İlk eğitimine Nişantaşı Nilüfer Hatun İlkokulu'nda başlayan Leyla, ardından Üsküdar'daki Amerikan Kız Koleji'ne gider. Burada yedi yıl yatılı okuyan Umar'ın okul hayatı oldukça sıkıcıdır: "En iyi dersim İngilizce'ydi. Matematik ve fizikten son sene sınıfta kalınca da okulu bıraktım. Sonra Arnavutköy Kız Koleji'ne geçtim. Orada da nefret ettiğim matematik gibi derslerden kurtulmak için okulu bu sefer tamamen bıraktım."

Okulun ardından babası Leyla Hanım'ı daktilo kursuna gönderir. Umar, Amerikan Konsolosluğu'ndaki görevlilere 1950'den 1955'e kadar Türkçe dersleri vermeye başlar.Yazları Büyükada'da yaşadıkları için, Leyla Umar'ın, çok değişik yerlerden çok sayıda arkadaşı olur. Umar, 1950 senesinde mühendis Mehmet Ali Ekşigil'le evlenmiş ve Adnan adını verdiği tek çocuğunu dünyaya getirmiştir. (Adnan Ekşigil, İstanbul Üniversitesi Siyasal İlimler Fakültesi'nde asistanlık yaptıktan sonra kazandığı doktora bursuyla Sorbonne Üniversitesi'de 6 yıl kalır. Halen daha çok dış ülkelerde konferanslar veren Adnan Ekşigil, röportajları ile ünlü Hülya Ekşigil'le evlidir, 11 yaşında Arda adında bir oğulları vardır.) Umar'ın bu ilk evliliği 1955'te noktalanır. Leyla Umar, 1958'de de gazeteci—oyun yazarı Refik Erduran'la ikinci evliliğini yapar.

Milliyet'teki ilan
Leyla Umar, 1955'te, kendisinin gazeteci olarak işe başlamasına sebep olacak bir ilan görür Milliyet gazetesinde: "İlk eşimden boşandığım zaman iş arıyordum. 'İngilizce bilen muhabir aranıyor' diye bir ilan gördüm. Abdi İpekçi'nin orada olduğunu bilmiyordum tabii." Milliyet'in o zamanki sahibi Ercüment Karacan'dır. Leyla Umar'ı, zamanın popüler muhabirliklerinden biri olan Beyoğlu muhabirliği ile görevlendirir. Tam o sırada odaya Abdi İpekçi girer ve Umar'a 'Leyla sen burada ne arıyorsun?' diye sorar. Umar da ona 'Asıl sen ne arıyorsun' der. Ercüment Karacan 'Leyla Hanımı aramıza aldık' deyince Abdi İpekçi kahkahayı basar: 'Yapma Ercüment, Leyla çok iyi dans eder, gazetecilik yapamaz' der. Abdi Leyla'yı o gün Hilton'a yollar. Umar, Hilton'da Time dergisinin sahibesi ile görüşür ve haberi manşet olur.

Leyla Umar, aslında küçüklükten beri gazeteci olmak istemektedir. Kendisi şimdi hatırlamamaktadır ama, arkadaşlarının hatırlattığına göre Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde çıkardıkları gazetenin baş yazarı odur. Daha geriye gittiğimizde yedi yaşlarında iken Yedi Cüce adını verdiği bir gazete bile çıkarmıştır Umar: "7—8 nüsha yaptığım o gazeteleri 5'er kuruşa satar, kazandığım para ile dondurmalarımı alırdım. Babam vefat ettiğinde —ki ben 30 küsür yaşında idim; babamın kasasından benim yaptığım gazetenin bir nüshası çıktı. Hani hep sorarlar çocuklara 'Büyüyünce ne olacaksın?' diye... Ben 'Gazeteci olacağım' dermişim."
Uzun yıllar Milliyet Gazetesinde tek kadın gazeteci olarak çalışır Umar. Babıali'de onun gibi bir de Vasfiye Özkoçak vardır: "Meşhur Cevat Refi Ulunay ve Peyami Safa da Milliyet'te idi. Bana ikinci sayfada yer verdiklerinde Peyami Safa, 'Bu kadının sütunu sayfada neden benden evvel' diyerek Karacan'a sürekli serzenişte bulunurdu. O yaşlı erkeklerin hiç biri bana iyi davranmadı." Ercüment Karacan, Umar'a, 'Cemiyet Haberleri' adı altında bir sütun açmayı teklif eder. Umar, önce kabul etmez. Ancak, Umar, yazı başına verilen paranın maaşından çok daha iyi bir meblağ tuttuğunu hesaplayınca yazmaya başlar. Leyla Hanım, bu arada Şevket Rado'nun Hayat, Metin Toker'in ünlü Akis, Yusuf Ziya Ortaç'ın Akbaba dergilerinde de yazılar yazmaya başlar. Umar, Babıali'de iyi para kazananlardan biri olur.

Londra ve Amerika'da uzun yıllar yaşarken Milliyet'e bağlılığı devam eden Leyla Umar, 1977 yılında Türkiye'ye döndüğünde ikinci eşi Refik Erduran'dan ayrılır. Aynı yıl 22 yıl boyunca çalıştığı Milliyet'ten de emekli olur. Artık bağımsız gazetecilik yapacaktır. Umar, kimi zaman yüzüğünü satıp yol parası yaparak dünyanın ünlü isimleri ile röportajlar yapar. Haberler GAMMA ve SIPA ajansları sayesinde dünyanın 42 ülkesinde yayınlanır. Dünyanın önde gelen isimleri ile yaptığı röportajlardan iyi de para kazanır. Ortaköy'de oturduğu evi Idi Amin röportajından edindiği para ile satın almıştır. Umar, bugün Türk medyasının en önde gelenlerinden biri olduğu halde basın camiasında en az kazananlardan biridir.

Refika Leyla Umar'ın röportaj yaptığı kişiler arasında Fidel Castro ile 20 yıla varan randevu macerasını herkes bilmektedir artık. Umar, uzun yıllar boyunca Ankara'daki bütün Küba büyükelçileri ile temas halinde olur. Castro Habitat toplantısı için İstanbul'a gelince birçok gazeteci gibi Mehmet Ali Birand ve Güneri Civaoğlu da onunla görüşmek ister. Onlar zamanın cumhurbaşkanı Demirel'i araya sokarlar. Ancak Umar, o zaman başbakan olan Mesut Yılmaz'dan, Castro'dan randevu almasını rica eder. Leyla Umar'ın sayısız ünlü isimden randevu alma konusunda ilginç bir diğer anısı daha vardır. Umar; Amerikalı, İngiliz ve dünyanın daha başka birçok yerinden gelen gazeteciler arasında Humeyni ile görüşebilen tek gazeteci olur. Umar, Humeyni ile görüşebilmek için bakın nelere katlanmıştır: "Fransa'da sıfırın altında 18 derece soğuk. Eldivenlerimi ayağıma geçirdim. 4,5 saattir bekliyoruz... Humeyni'nin bütün yakınlarından görüştürmeleri için yardım istedim; sonuç alamadım. Namaz çadırında torunlarına bile rica ettim." Leyla Umar, sonunda Humeyni'nin oğlunu araya sokarak randevuyu alır ve bütün yabancı gazetecilerin 'haksızlık bu' bağrışmaları arasında Hümeyni'nin evine girer. Umar'ın yeni hedeflerinden biri Putin'dir: "Ayrıca Bill ve Hillary Clinton'la röportajdan vazgeçmedim."

Gazeteciler Cemiyeti üyesi olan, yüzmenin dışında yürümeyi ve klasik müzik dinlemeyi seven, aşırı duygusal yanını beğenmeyen, vefalı olmasından memnun olan Leyla Umar, anılarını yazmaya değil de yazdırmaya hazırlanmaktadır. Halen aktif gazetecilik hayatını sürdüren Umar'ın yıllardanberi uğraş alanı sokak çocuklarıdır. Sokak Çocukları Derneği Başkanı Yusuf Kulca ile birlikte çalışmalar yapan Umar, Ortaköy'deki evi hariç elindeki mal varlığını bağışlayacağı sokak çocukları için Taksim Cihangir'de yıllar önce bir ev almıştır. Sahibi tarafından birkaç kişiye daha satılmış olan evi geri alabilirse 37 sahipsiz çocuk burada barınabilecektir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:41
Limasollu Naci </B>
LİMASOLLU NACİ
Kıbrıs-Limasol, 1920 - 1992, İstanbul
Dört yaşında göçmen olarak dedesi tarafından Antalya’ya getirildi. Antalya’da Fikri Göksay’ın fotoğraf atölyesınde çalıştı. 1939-40 yıllarında Afyon Lisesi’nde İngilizce öğretmenliği yaptı. 1940 yılında İstanbul’da ilk kez seyyar fotoğrafçılığı, halk arasındaki deyimle "şıpşakcılık" ı denedi. İlk sergisini 1947 de Edebiyat Fakültesi’nde, ikinci sergisini 1948 de Beyoğlu Halkevi’nde açtı. Paris ve Londra’da sergi açan Naci, 1948 yılında İtalya’nın Turin şehrinde düzenlenen Uluslararası fotoğraf yarışmasında birincilik ödülü aldı. Foto röportajlar gerçekleştirdi, gazete ve dergilerde yazı ve fotoğrafları yayınlandı. Türkiye’de Mektupla yabancı dil eğitimini başlatan kişidir.

x

Kuruluşumuzun Tarihçesi

Limasollu Naci Öğretim Yayınları, kurucumuz Sayın, Naci Limasollu tarafından 1953 yılında faaliyete başlatıldı.
O zamanlar Mektupla Öğretim adı verilen sistem, Türkiye için büyük bir yenilikti. Ders üniteleri, fasiküller halinde her hafta öğrencilere postalanıyordu. Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde yaygın olan bu sistemi, o günkü teknik zorluklar içinde gerçekleştirmek ve başarılı olmak büyük bir maceraydı ama, yöntem çok başarılı oldu ve 5-10 aboneyle başlayan mektupla öğretim, birkaç yıl içinde onbinlerce aboneye ulaştı. Yakınlarınıza sorarsanız, şu anda yaşı 40'ın üstünde olan herkes, öğrencilik yıllarında mutlaka kuruluşumuzun mektupla öğretim yayınları ile tanışmıştır.
1954 senesinde, Beyoğlu İstiklal Caddesinde, Türkiye'nin ilk yabancı dil dershanesi, kuruluşumuz tarafından açılmıştır. Bunu ileriki yıllarda, Cihangir ve Şişli'de açılan dershanelerimiz izlemiştir.
1956 yılında kuruluşumuz, yine o zamanki adı İngilizce Konuşma Kampı olan, yaz okulları faaliyetlerine başladı. Karadeniz Bölgesinin güzellikler içindeki sahil kasabası Abana'da başlayan faaliyetlere, daha sonra Bodrum-Karatoprak (şimdiki ismi ile Turgut Reis), Akbük ve Antalya'da da 1991 yılına kadar devam edildi. Bugün hemen hemen her il ve ilçede çok çeşitli kuruluşlar tarafından uygulanan bu modelin, Türkiye'deki ilk yaratıcısı ve uygulayıcısı kuruluşumuz olmuştur. Yine şu anda yaşı 40'ın üstünde binlerce kişi, gençlik yıllarında kuruluşumuzun yaz okullarında mutlu anılara sahiptirler.

1973-1991 yılları arasında yaz okulu organizasyonlarımıza İngiltere'deki Kessingland yaz okulu da eklendi.
1991 yılından sonra kuruluşumuz, tüm öğretim faaliyetlerini, yayıncılık alanına toplamıştır.
Bugün adı Uzaktan Öğretim olarak değişen mektupla öğretim sistemini, günümüz şartlarına göre devamlı geliştiren kuruluşumuz, bugün bu alandaki 53 yıllık tecrübesini, yurtdışında aynı alanda faaliyet gösteren öğretim kurumları ile olan bağlantıları ile güçlendirmekte ve tüm dünyadaki yenilikleri anında Türkiye'ye getirerek öğrencilerimizin hizmetine sunmaktadır.
Öyle gözüküyor ki, gelişen internet ağı ve teknolojik imkanlar, yakın gelecekte uzaktan öğretim alanında pek çok yeniliği görmemizi sağlayacaktır. Artık günümüzde uzaktan öğretim, en önde gelen öğretim sistemi olmaktadır ve tüm sistemlerin içinde en başarılısıdır, Kuruluşumuz da, her dönemde olduğu gibi, gelecekte de tüm yenilikleri, Türkiye'ye getirerek sizlerin hizmetinize sunmaya devam edecektir.
Nice başarılı yıllara.
Saygılarımızla.
X

PANGALTI, ERGENEKON CD. NO:42 ŞİŞLİ 34380 -İSTANBUL
TEL: (0212) 230 89 09 (0212) 233 43 00
FAKS: (0212) 230 18 49

1940 yıllarında ise, siyasal hareketleri topluma yansıtan basın fotoğrafçılığının oluştuğı sırada belgesel fotoğrafçılık da kendini kanıtlamıştır. Bu dönemdeki basın fotoğrafçıları ise, Namık Görgüç, Cemal Göral, Faik Şenol, Hilmi Şahenk’dir. Bu isimlerin basın fotoğrafçılığı alanındaki etkinlikleri önemlidir. Yine bu dönemde daha çok bireysel olarak fotoğraf çalışmalarına değer verenler ise, Limasollu Naci, Baha Gelenbevi, İhsan Erkılıç, Sabit Karamani, Haluk Konyalı, Fikret Minisker, Cafer Türkmen’dir.

X
Demokrasi gazisi
05 Ağustos 2005

O yıllarda turizm hizmeti vermeyi öğrenmiş koca ilçe, köy olunca oturup karaları bağlamadı. Abanalılar, Abana’yı Kalkındırma, Tanıtma ve Güzelleştirme Derneği kurdular. Türkiye’nin ilk yaz dil okulu olan “Limasollu Naci İngilizce Kampı” burada açıldı.
x

"Benim Sevgili Taşram"
Hasan Pulur
Milliyet 11 Ocak 2004

YIL 1953, Nedret Gürcan, Dinar'dan İstanbul'a gelir, Maya Sanat Galerisi sahibi Adalet Cimcoz'a uğrar, birlikte Limasollu Naci'nin fotoğraf stüdyosuna giderler; Adalet Hanım "Bir gün lazım olur!" diye Nedret Gürcan'ın fotoğrafını çektirmek istemektedir; tam fotoğraf çekilirken kapı açılır içeriye üç kişi girer: Sait Faik, Orhan Kemal ve Metin Eloğlu...
X

Maya Sanat Galerisi'nden Geriye Kalanlar –
Levent Çalıkoğlu
http://www.sanalmuze.org/paneller/Mtskm/11msg.htm
Bugün bile birçok galerinin cesaret edemeyeceği disiplinler arası ilişkiyi Cimcoz o tarihte İstanbul izleyicisine kabul ettirmiş. Örneğin 1953 yılında Nevzat Üstün'ün düzenlediği fotoğraflı şiir sergisinden sonra Yunan asıllı sanatçı Pindaros Platonidis'in mozaik işleri sergilenmiş, ardından "Paralel Plastik-Müzik" adlı konsept bir sergide Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Ferruh Başağa, Kuzgun Acar ve Aliye Berger, Ali Bütün, M.Cem, İvi ve Nurseli adlı sanatçılarla birlikte yer almışlar. Hemen bu serginin ardından ise Güngör Kabakçıoğlu'nun çocuk karikatürleri ve Limasollu Naci'nin fotoğraf çalışmalarına yer verilmiş.
X

CUMHURİYET DÖNEMİ FOTOGRAFÇILIĞIMIZIN GELİŞİMİ
1948 yılında gelişmiş bir teknikle yayın hayatına başlayan Yeni İstanbul gazetesi geniş bir fotomuhabir kadrosu oluşturmuştur. Zeki Bükey, Mehmet Biber, Limasollu Naci ve Ara Güler ilk fotomuhabirleri arasında bulunmaktadır.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:41
Lorans Tanatar Baruh ( 1967) </B>
1967'de doğdu. 1990'da Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nü; 1993'te aynı üniversitede Tarih yüksek lisansını tamamladı. 1997'den itibaren, Prof. Dr. Edhem Eldem'in asistanı olarak, Tarih Vakfı'nın Osmanlı Bankası Tarihi Projeleri'nde çalışmaya başladı. Temel olarak arşivlerin düzenlenmesinde ve iki serginin çalışmalarında görev almıştır : 1997'de "Tarihten İzler, Osmanlı Bankası Arşivleri" sergisinin düzenlenmesinde ve dokümantasyonun sağlanmasında görev almıştır. 1998'de Osmanlı'dan günümüze kâğıt paranın hikâyesini konu alan "Nakden Tarih" sergisinin yapım kurulunda yer aldı. 1998 Eylülü'nden bu yana Osmanlı Bankası Tarihi Araştırma Merkezi'nde bilimsel yönetici olarak görev yapmaktadır.Yayınlanan makaleleri "At the Turn of the Century, Textile Dealers in an International Port City, Istanbul", Boğaziçi Journal, vol.11, no: 1-2, İstanbul, 1997, pp. 33-52 ve Laurence Ammour ile birlikte, "Çalışan Kadından Bir Kesit: Osmanlı Bankası Kadın Personeli (1911-1934)", Tarih ve Toplum, no: 183, İstanbul, Mart 1999, s. 15-22.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:41
Louis Farrakhan ( 11.05.1933) </B>
11 Mayıs 1933'de doğdu. Kalipso şarkıcısı olarak sahneye çıktı. Chicago'da bir gece klübünde çalıştığı sırada "İslam Milleti" hareketinin lideri Elijah Muhammed ile tanıştı. Ondan etkilenen Kalipso Kralı adını ve dinini değiştirip müslüman oldu. Farrakhan Boston'da 11 numaralı camide, daha sonra New York'ta Harlem'in önde gelen 7 numaralı camisinde Malcolm X'in yerini aldı. Malcolm X "İslam Milleti" hareketini ırkçılıkla suçlayarak ayrılınca, Muhammed'e sadık kalmayı tercih eden Farrakhan, Malcolm X'e ait olan milli konuşmacı yerini de aldı. Bu arada Malcolm X'e "köpek" diyen Farrakhan onun "ölüme mahkum olduğunu" ilan etti. Açıklamadan kısa süre sonra Malcolm X öldürüldü. Farrakhan, her yere düzenli bir orduyu andıran, yağmurluklu, papyonlu, fötr şapkalı adamları ile gider.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:42
Lütfi Deveci </B>

HAKKINDA YAZILANLAR

Meyvelerin şehinşâhı’ Lütfi Deveci
Zafer Özcan Aksiyon Sayı: 613 - 04.09.2006

Aşılama yoluyla elde ettiği Deveci armutlarıyla, dünyaca ün kazanan bu tarım bilgesi Lütfi Deveci’nin Cumhuriyet Türkiyesi’nin özeti gibi hayatı Aksiyon’da.

‘1960 yılıydı. Ava meraklı bir insandım. Bir gün av dönüşü, yoldaki hayvan izine düşmüş armut dikkatimi çekti. Normalde o mevsime kadar bu meyve yaşamaz. Bu sebeple o tek meyve çok dikkatimi çekti ve çevrede araştırarak, armudun ağacını buldum. Ağaçtan aşı kalemleri aldım ve daha sonra bunları İtalyan ve Fransız armutları ile evlendirdim. Yaklaşık üç yıl sonra bu evlilikten, ağırlığı bir buçuk kiloyu bulan armutlar ortaya çıktı. Onlara Deveci armudu adını verdim.”

Günümüzde, Türkiye’nin tarımdaki ihraç kalemlerinden olan; lezzeti, dayanıklılığı ve büyüklüğü ile ünlü Deveci armutlarının ortaya çıkış hikâyesini, bu sözleriyle özetliyor Lütfi Deveci. Armudun öyküsü elbette ilginç ama ondan daha ilginci, hayatını Türkiye tarımına adamış bu ‘tarım bilgesinin’, adeta bir romanı andıran 95 yıllık yaşamı. 1912 doğumlu Deveci, Cumhuriyettin kuruluş sürecinin şahitlerinden. Halen Çeşme Alaçatı’da yaşamını sürdürüyor.

Deveci armutlarının serüvenini dinlemeye gittiğimiz Alaçatı’da, adeta asırlık bir çınar karşılıyor bizi. 83 yıllık Cumhuriyet’in neredeyse bütün aşamalarının izini sürebileceğiniz; Atatürk’ten İsmet İnönü’ye Şükrü Saraçoğlu’ndan Celal Bayar’a kadar kurucu kadroyla olan anılarını dinleyebileceğiniz ‘son isimler’den biri aslında o. Bu anılara geçmeden önce, röportaja vesile olan armudun hikâyesine tekrar dönelim. Armudu bulduğu dönemin ilkbahar olduğunu hatırlıyor Deveci. Yani eski hasadın çoktan kalktığı ve meyvelerin tekrar çiçek açtığı dönem. “Bu kadar uzun süre bu meyvenin bozulmadan kalması beni araştırmaya teşvik etti. Onun özel bir ürün olduğuna inandım ve neticesini aldım. Dünya’daki armut çeşitlerinin ağırlığı 300 - 400 gramı geçmez. Deveci armudu ise 1,5 kiloya ulaşıyor. Türk Patent Enstitüsü’ne müracaat ettim ama meyvecilik maddesi olmadığı için tescil edilemedi. Oysa Deveci armudu bir dünya rekoruydu.”

BABAM, ATATÜRK’ÜN YAKIN ARKADAŞIYDI

Fransızlar tarafından, 1963 yılında dünyadaki meyvecilik alanında ekol olmuş 22 isimden biri seçilen Lütfi Deveci’nin ziraat alanındaki mücadelesi, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar gidiyor. Babası Arif Aslan Deveci, Atatürk’ün emriyle Çerkez Ethem ile birlikte Kuvva-i Seyyare’yi kuran iki isimden biri ve Gazi’nin yakın dostlarından. Çerkez Ethem’in Atatürk’le arasının açılması ve ülkeyi terk etmesinden sonra, onunla birlikte çalışanlar İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanır. Onlar arasında Arif Aslan Bey de vardır. Ceza almaktan Atatürk’ün talimatıyla son anda kurtulur. Atatürk’le yakın dostluğu Cumhuriyet döneminde de devam eder. Çocukluğunda kendi evlerinde genç kızların sigara sardıklarını ve bunların Gazi’ye gönderildiğini hatırlıyor Lütfi Deveci. Babasının asıl işi deve tüccarlığıdır. Atatürk’ün evlerine misafir geldiği gün de onun geniş hatıratının önemli ayrıntılarından.

Arif Aslan Bey, deve tüccarlığının yanı sıra, çiftlikleri olan ve ziraat işiyle de uğraşan, devrin önemli zenginleri arasındadır. Ancak servetinin önemli bir kısmını, Kuvva-i Seyyare’nin masrafları için kullanır, Kurtuluş Savaşı yıllarında. Babasının millî mücadeledeki özverisi bugün bile duygulandırıyor Lütfi Bey’i. O günleri anarken, yaşadığı gururu gözlerinden okumak mümkün. Lütfi Deveci’nin tarıma olan ilgisi de babasının çiftliklerinde geçen çocukluğundan miras. “Ziraat sevdası o çiftliklerde geçirdiğim güzel günlerde yüreğime düştü.” diyor.

SAMSUN’DA HAYATIM DEĞİŞTİ

Lütfi Deveci’nin yaşamında ve ziraat alanında kendini göstermesinde Samsun’un özel bir yeri var. Manastır’ın Bitola şehrinde doğan Deveci’nin ailesi, birinci Dünya Savaşı sonrası önce Ankara’ya, ardından da Samsun’a göç eder. Çocukluğu Karadeniz’in en güzel bölgelerinde geçer. 1929’da Samsun Ticaret Okulu’nu bitirir ancak ticaretten hoşlanmaz. Gözü hep kırda ve tarımdadır. 1929’da yaşanan Dünya Ekonomik Krizi’nden babası da etkilendiği için, çok istediği Avrupa’da tarım tahsilini yapma hayalini gerçekleştiremez. Onun asıl hedefi tarım konusunda Almanya’da eğitim almaktır. Bu gerçekleşmeyince tarıma olan ilgisi onu Bursa Ziraat Mektebi’ne yönlendirir. Atatürk’ün o dönem ülkedeki bütün ziraat mekteplerini kapatarak, sadece Bursa’yı bıraktığını ve oraya büyük yatırım yapıldığını anlatıyor. Zaten o yıllarda ziraat alanında eğitim veren yüksek okul da yoktur. Yurtdışından hocaların geldiği, Cumhuriyet’in tarım politikalarının şekillenmesinde önemli bir merkez haline gelen Bursa Ziraat Okulu’ndan birincilikle mezun olur Deveci. Yıl 1932’dir. Bursa’daki okulda teorik derslerle pratik uygulamaların birlikte yürütülmesi onun maharetlerinin gelişmesine de yardımcı olur. Çok istediği Almanya’ya gidemez ama okula ders vermek için gelen Alman hocalardan fazlasıyla faydalanır.

Mezuniyet sonrası Samsun Tarım Müdürlüğü’ne ataması yapılır ve bir buçuk yıl orada çalışır. O dönem kendini göstermek için karşısına bir fırsat çıkar. Samsun belediye başkanı, lavanta bahçesinde başlayan hastalığı durdurması için ondan yardım ister. Hastalığın durdurulmasına olan katkısına karşılık belediye başkanından 4-5 dekarlık bir araziyi oldukça ucuz fiyata satın alır. İlk meyve çiftliğinin temelini de bu arazide atar. Bu olayı, ‘hayatını değiştiren gelişme’ olarak anlatıyor Deveci. Çünkü bildiklerini uygulamak için eline geçen ilk fırsattır bu, ancak heyecanı yarıda kalır. Üzerinde titizlikle çalıştığı meyve bahçesini sele kurban verince, memuriyet hayatına döner.

Yaşadığı bu olumsuzluğa rağmen tarımdaki hayallerinden vazgeçmek niyetinde değildir. 1936’da, yörede bir ilk olan Büyükdere Fidanlığı’nı kurar. Ayrıca beş dekarlık bir arsayı da satın alır. Bir yıl sonra ticari manada ilk çilek ziraatını bu arsada başlatan Deveci, 1938’de tarlasını genişleterek, ilk meyve fidanlarını diker. Bu atılımın önemi büyüktür, çünkü o yıllarda çok verimli ovalara sahip olmasına rağmen Samsun ve çevresinde ticari manada meyve fidanlığı yoktur. Kürtün Deresi’ndeki fidanlıkta bu işe ticari olarak başlayan Deveci, yöredeki ilk model olur. İlk olmak bütün zorlukları göğüslemek demektir. Yaptığı işlere insanların gülüp geçmesi onu daha da hırslandırır. Başlangıçta bu işten para kazanılacağına kimseyi ikna edemez. “Sel baskınları, hırsızlıklar ve maddi zorluklar içerisinde çok zor yıllar geçirdim. Herkes boş hayallerin peşinde koştuğumu söylüyordu. Ancak neticede ben haklı çıktım, emeklerim boşa gitmedi.” diyor Deveci, o günleri anlatırken.

ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU’DAN ŞEFTALİ DAVETİ

Bu zor yılların ilk ürünleri 3 yıl içinde alınmaya başlar. Yetiştirdiği çilek ve şeftaliler çok beğenilir. Deveci işinde o kadar iyidir ki, onu gören bütün Kürtün Vadisi sakinleri, diğer işlerini bırakıp, meyve ziraatına başlar. Cumhuriyet döneminde Ziraat Bankası ilk meyvecilik kredilerini bu vadide yaşayan çiftçilere verir. Krediler yörenin kalkınma sürecini hızlandırır. Buna vesile olmaktan duyduğu memnuniyeti özellikle vurguluyor Deveci. Kürtün Vadisi, günümüzde bile Karadeniz sahilinin önemli bir bölümünün meyve ihtiyacını karşılamaya devam ediyor.

Lütfi Deveci, 1946’da Tarım Bakanı Şevket Raşit Hatipoğlu’nun isteğiyle Samsun Gelemen Devlet Çiftliği’nin kuruluşunda görev alır. Burada ürettiği yarım kilo ağırlığındaki ‘J.H. Hale’ cinsi şeftalilerin ünü Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na kadar ulaşınca Ankara’ya davet edilir. Başbakan, yapılan bu işten neden haberi olmadığı ve bu güzel meyvelerin Ankara’ya neden ulaşmadığı konusunda kendisine sitem eder. Bu olaydan sonra Gelemen Çiftliği’nde üretilen şeftaliler, o dönem Ankara - Samsun hattında çalışan altı kişilik uçaklarla başkente gönderilmeye başlanır. Bu işe bizzat Başbakan Saraçoğlu ön ayak olur. Hatta Ankara’da, o dönemin seçkin lokantalarından olan Kar**** de, Başbakanlıktan aldığı özel izinle Samsun’daki çiftlikten aynı uçakla şeftali getirterek, müşterilerine ikram etmeye başlar. Samsun yıllarından sonra onun hayatındaki ikinci önemli merkez Gebze’dir. 1949’da Gebze’de arazi satın alan Deveci, burada modern bir meyve çiftliği kurabilmek için Avrupa turuna çıkarak İtalya, Fransa, Belçika ve Hollanda’daki modern üretim alanlarını inceler. Bu işin o dönemdeki üstatları ile tanışır ve Floransa Meyvecilik Fakültesi’nde melezleme araştırmalarında bulunur; budama seminerlerine katılır. Bu araştırmalar sonucu kurulan Gebze’nin Tavşanlı köyündeki çiftlik kısa sürede bölgenin kalkınmasına öncülük eder. O döneme ait en ilginç hatırası ise Ziraat Bankası’yla ilgili. Gebze Ziraat Bankası müdürü, çiftliğe gelerek kendisine bölgenin kalkınmasına olan katkılarından dolayı teşekkür ederek, “Tavşanlı köyü sakinlerinin banka hesaplarında, başka hiçbir köye nasip olmayan miktarda para birikti.” der. Deveci’nin çalışmaları Tavşanlı köyünü zengin etmiştir. Lütfi Deveci’nin Avrupa’daki meyvecilik üstatları ve çeşitli enstitülerle olan ilişkileri bundan sonra da devam eder. Dönemin en ünlü meyve uzmanları ile uzun yıllar devam edecek dostluklar kurar.

CELAL BAYAR VE İSMET İNÖNÜ’NÜN İLGİSİ

O dönemde yine Samsun’da, meşhur ‘Star King’ marka elmalardan da yetiştirmektedir Deveci. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a, bir Samsun ziyaretinde bu elmalardan ikram edilir. Tattığı ürünün lezzetinden çok etkilenen Cumhurbaşkanı, aynen Saraçoğlu gibi bunları üreten Deveci’yi Ankara’ya davet eder. Deveci, “Celal Bayar bana, bu elmaların Amerika’da yediği Star King’lerden çok daha lezzetli olduğunu ifade etti.” diyor. Bayar, hayatını tarıma adamış bu idealist insana büyük ilgi gösterir ve görevi süresince her türlü yardımı yapar. Bayar’ın meyveciliğe çok meraklı bir devlet adamı olduğunu söylüyor Deveci ve Ankara’daki görüşmenin uzun yıllar devam edecek bir dostluğa dönüştüğünü belirtiyor. Bayar’ın o dönemler kendisine, ‘meyvelerin şehinşahı’ diye hitap ettiğini de ekliyor Deveci.

Aynı ilgiyi eski cumhurbaşkanı ve CHP lideri İsmet İnönü’den de görür. CHP’nin efsanevi lideri, 1966’da eşi Mevhibe İnönü ve çocukları ile Gebze’deki çiftliği ziyaret eder. Bir gününü çiftlikte geçirir. Bu ziyarette oluşan samimi ortam, Deveci’nin hâlâ hatırında. İnönü’nün kendisini öpmesi ve bunun fotoğraf karesine yansıması üzerine, “Paşam bu görüntü olmadı.” der. Onun, “Sende mi kendini öptürmekten hoşlanmıyorsun” demesi üzerine, espriyi patlatır: “Hayır paşam ama bir gün karşı partiden adaylığımı koyarsam bu resim beni yakabilir.” Tecrübeli devlet adamının, bu sözüne kahkahalarla güldüğünü anlatıyor. Tarıma adadığı ömrüne çilek, şeftali ve elma ziraatını anlatan üç de kitap sığdıran Deveci, 1988’de çiftliklerini satarak emekli olur. “Şimdilerde dostlarıma amatörce yardımlarda bulunarak mesleki sevgimi tatmin etmeye çalışıyorum.” diyor.

Deveci armutları bugün meyve meraklılarının favorisi olmaya devam ediyor. Sırf bu cinsi kullanarak kalkınan yöreler bile var. Bunlardan biri de Bursa’nın Ağaköy’ü. Bugün Türkiye’nin en zengin köylerinden olan ve evlerin yüzde 70’inin kaloriferli ve güneş enerjili olduğu Ağaköy’ün kazancı Deveci armutlarının ihracatından geliyor. Lütfi Deveci, köy hakkındaki haberleri basından okuyunca bir arkadaşıyla köyü ziyarete gider. Ağaköylüler, verimli arazinin de yardımıyla 2 kilo 867 gramlık armut yetiştirmeyi bile başarmıştır. Deveci, “Dünyanın en verimli ovalarını gezdim ama Ağaköy’deki toprak yapısını hiçbir yerde görmedim. Orası bir tabiat harikası.” diyor. Hatta köylülere, bu işi yaparken kendisini hiç aramamaları sebebiyle sitem etmiş. Buna rağmen yapılan işi beğendiğini ve kendi ürettiği armutla insanlara bir kez daha faydalı olmanın gururunu yaşadığını belirtiyor.

Başlangıçta da belirttiğimiz gibi Lütfi Deveci halen Alaçatı’da günlerini geçiriyor. Yörede tarıma meraklı girişimcilere tecrübesiyle destek veriyor, önerilerde bulunuyor. En büyük hayali, çok emek verdiği Samsun ve Gebze gibi yerleri tekrar ziyaret etmek, kuruluşuna öncülük ettiği çiftlikleri tekrar görmek. Ancak yaşı ve sağlığı buna müsaade etmiyor. Cumhuriyet döneminin bu büyük emektarı ve tarım gönüllüsü aslında ömrünün sonbaharında bir kenarda unutulmayı değil, daha fazla hatırlanmayı ve daha fazla vefayı hak ediyor! Hem tarım sektöründen, hem de devletten…

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:42
Lütfi Şehsuvaroğlu ( 1957) </B>
1957 yılında Erzincan’da doğdu.Ankara Sincan Lisesini,AÜ Ziraat Fakültesi’ni bitirdi.Tarım ekonomisi konusunda doktora yaptı.Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı, Sincan Belediye başkan Yardımcılığı, Türkiye yazarlar Birliği genel sekreterliği ve genel başkanlığı yaptı.Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Yayın Dairesi başkanlığında bulundu.Genç Arkadaş,Hasret, Nizam-ı Alem ve Divan dergilerini çıkardı.Hergün ve Millet gazetelerinde yazdı.Haftalık Yeni Düşünce gazetesini yönetti.Şiir ve yazılarında Muhip Alp ve Derviş Edip takma adlarını kullandı.

ESERLERİ
Şiirleri:Eylül seneleri, Münzevi Pürtelaş
Roman:Kafes
İnceleme:Esir Türkler

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:42
Lütfullah Kayalar ( 1952) </B>

Yozgat Milletvekili-ANAP

YOZGAT - 1952, Ramiz, İsmet - Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi - İngilizce - Şirketler Hukuku - Serbest Avukat, Okçuluk Federasyonu Başkanı - XVII, XVIII, XIX, XX nci Dönem Yozgat Milletvekili - TBMM Başkanlık Divanı Eski İdare Amiri - TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu Eski Başkanı - Tarım Orman ve Köyişleri, Maliye Eski Bakanı - Evli, 2 Çocuk.

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM 5 AĞUSTOS 2001

ANAP aynen devam
Türkiye 5 ağustos 2001

ANKARA - ANAP 7. Olağan Büyük Kongresi’nde Mesut Yılmaz, oy kullanan 1210 delegeden 921’inin oyunu alarak 5. kez genel başkanlığa seçilerek en iddialı rakibi Lütfullah Kayalar’ı geride bıraktı. Yapılan sayımlar sonucunda , diğer genel başkan adaylarından Yozgaz Milletvekili Lütfullah Kayalar 260, Trabzon Milletvekili Eyüp Aşık 19, Vehbi Dinçerler 4 ve Necla Akben de 1 oy aldı. Oylamada 5 oy da geçersiz sayıldı. Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Yılmaz teşekkür konuşması yaptı. Yılmaz’ın konuşmasından sonra söz alan Lütfullah Kayalar ve Eyüp Aşık, yeniden genel başkanlığa seçilen Yılmaz’ı tebrik etti. Kayalar partideki görevine devam edeceğini söylerken Aşık delegelerin tercihlerine saygılı olduğunu söylemekle yetindi.
İktidar ortağı ANAP’ın 7. Olağan Kongresi, renkli sahnelerin yaşanmasına yol açtı. 1210 delegenin oy kullandığı kongre için yoğun güvenlik tedbirleri alındı.
Delegelerden sadece 1 oy alan Necla Akben, salonda yerini alan ilk genel başkan adayı oldu. İzleyici, delege ve basın mensupları ise saat 08.30’dan itibaren üç ayrı noktadan arama yapılarak manyetik kartlarla salona alındılar. Öte yandan, delege olmayan konukların protokol kapısından içeri girmek istemeleri, zaman zaman tartışmaların yaşanmasına sebep oldu. Kongrede ilk konuşmayı Yılmaz yaparken, hemen ardından Lütfullah Kayalar kürsüye geldi. Kayalar’dan sonra Dinçerler, daha sonra Aşık ve son olarak Akben konuştu.

Gergin anlar yaşandı
Genel Başkan Adayı Yozgat Milletvekili Lütfullah Kayalar’ı destekleyen grubun tezahüratı kısa süreli gerginlik oluşturdu. Divan Başkanı Ülkü Güney, tribünlerdeki davetlileri, adaylar aleyhine tezahürat yapılmaması konusunda uyardı. Güney, bunun ANAP’a yakışmadığını belirterek, “Bu durum devam ederse, başka önlemlere başvuracağım, güvenlik görevlilerinden yardım isteyeceğim” dedi. ANAP 7. Olağan Büyük Kongresi, Divan Başkanlığı’nın oluşturulmasıyla çalışmalarına başladı. Taşar’ın konuşmasının ardından Divan’ın oluşturulmasına geçildi. Divan Başkanlığı’na, ANAP Genel Başkan Yardımcısı Ersin Taranoğlu ve arkadaşlarının verdiği önergeyle, eski İçişleri Bakanı Ülkü Gökalp Güney seçildi. Divan Başkan yardımcılıklarına Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz ve Siirt İl Başkanı Ömer Faruk Sevgili getirildi.

Coşkulu karşılama
ANAP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, partisinin 7. Olağan Büyük Kongresi’nin yapıldığı ASKİ Spor Salonu’na eşi Berna Yılmaz ile birlikte saat 11.15’te geldi. Yılmaz ve eşi, saat 11.20’de de salona girdi. Bej rengi bir elbise ve üzerinde aynı renkten ceket giyen Berna Yılmaz ile lacivert takım elbise giyen Mesut Yılmaz, kongre için hazırlanan “giriş müziği” eşliğinde salona girdi. ANAP selamı veren Yılmaz’a, büyük tezahürat yapıldı. Konuşmaların ardından yapılan seçimde Yılmaz bir kez daha ANAP Genel Başkanı olarak salondan ayrıldı.

Lütfullah Kayalar: ANAP, hükümette lokomotif değil
ANKARA - ANAP’ın 7. Olağan Kongresi’nde kura sonucunda ilk konuşmayı yapma hakkını elde eden ANAP Yozgat Milletvekili Kayalar, ANAP’ın bugün lider bir parti ve hükümetin lokomotifi olan bir parti konumunda olmadığını vurguladı. Kayalar, “Eğer ilk seçimde Anavatan Partisi’ni tek başına iktidar yapamazsam emaneti gelir size teslim ederim’’ dedi. 1996 yılında dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın ABD ziyaretinde ABD Başkanı’na “Sizden para istemeye gelmedim, sizinle ticaret yapmaya geldim” dediğini hatırlatan Kayalar, “Bu milliyetçiliktir” diye konuştu. Türkiye’nin ANAP döneminde başka ülkelere kredi açan bir ülke konumuna geldiğine dikkat çeken Kayalar, bugün ise IMF’nin dayattığını ve şirket yönetim kurullarını atadığını söyledi. “Bu ülkede Başbakan’ın sözlerine inanılmıyor ama IMF’nin bir memurunun sözlerine inanılıyor” diye konuşan Kayalar, bunun milliyetçilik olmadığını vurguladı. Kayalar konuşmasının ardından Mesut Yılmaz ile tokalaştı.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:42
Lütfü Fikret Tuncel ( 01.10.1934) </B>
1 Ekim 1934 yılında Niğde'nin Bor ilçesinde doğdu. İlk ve ortaokulu bu ilçede okuduktan sonra Lise'yi Niğde ve Afyon illerinde okudu. 1953 yılında Afyon lisesini bitirdikten sonra 1956-1967 döneminde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi.1957 yılında Niğde Kaymakam Yardımcılığı görevinde bulundu. 1959-1960 yıllarında yedeksubaylık hizmetini yaptıktan sonra 1960 yılında Ankara Maiyet Memurluğu'na atandı. Aynı yıl içinde Pozantı kaymakam vekilliğine, 1961 yılında Küre Kaymakamlığına, 1962'de İkizdere Kaymakamlığına, 1966 yılında Hadim Kaymakamlığına ve 1968 yılında Mülkiye Müfettişliğine atandı.

1975 yılına kadar İçişleri Bakanlığı'nın çeşitli birimlerinde görev yapan Lütfü Tuncel, aynı yıl içinde Adana Valiliği, 1978 yılında Tokat Valiliğine, 1979 yılında Konya Valiliğine, 1984'de Sivas valiliğine, 1990'da Tekirdağ Valiliğine ve 1991 yılında Aydın Valiliğine atandı.1993 yılında Anayasa Mahkemesi üyesi seçildi.İki çocuk babası.

ESERLERİ

Lütfü Tuncel'in "1965-1969 yılı İçişleri Bakanlığı'nın Çalışmaları" ve "Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa ve Tenbihnameleri" isimli iki eseri bulunuyor.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:43
Sabahattin Çakmakoğlu ( 1930) </B>

İNCESU - 1930, Mehmet Kemal, Bedriye - Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, A.Ü.Hukuk Fakültesi, Milli Güvenlik Akademisi - Mülki İdare Amiri, Vali - Kaymakam, Ankara Vali Yardımcısı, Gümüşhane, Isparta, Edirne, Gaziantep, İçel Valisi, Emniyet Genel Müdürü, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı - İçişleri Eski Bakanı, Milli Savunma Bakanı - Evli, 2 Çocuk.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:43
Sabahattin Sezair </B>
Makedonya Türk Edebiyatı

1950 yılından sonra aylık Sevinç ve Tomurcuk çocuk dergilerinin, Türkçe kitapların da yayımlanmaya başlaması, şiir çalışmalarının hız kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak araya giren 1953 göçü, Makedonya Türk şiirinin bu hızlı gelişimini sekteye uğratmıştır. Göçün hız kestiği 60’lı yılların ortalarında, Sesler Aylık Toplum-Sanat Dergisi’nin de yayın hayatına girmesiyle, slogancılıktan uzaklaşma, gerçek şiiri arama çabaları daha da güçlenmiştir. Önce, söyleyeceklerini somut bir tarzda iletmek için düşünce ve duygularını gereksiz sözcüklerden arındırarak kurduğu kusursuz dizelerde ortaya koyduğu ince lirizm tonlarıyla dikkatleri çeken , yazdıklarıyla okuru düşünmeye iten Avni Engüllü ile birlikte Mustafa Yaşar, Yusuf Edip, Sabahattin Sezair, Fahri Ali, Suat Engüllü, İrfan Bellür; daha sonraları da Esat Bayram, Sabit Yusuf gibi şairlerin yer aldığı, Makedonya şiirine güç veren, yeni bir yazar kuşağı ortaya çıkmıştır. Makedonya Türk şiirinin yaşatılması misyonuna son katılanlar arasında, Melâhat Engüllü, Biba İsmail, Oktay Ahmed, Rıfat Emin, Tülay İbrahim, Leylâ Süleyman, Meral Kain, Arzu Abdullah gibi değerli genç şairleri de anmak gerekir.

Tito Yugoslavyası’nın resmî siyasetî, 1951 yılına kadar Kosova’da Türk varlığını tanımıyordu. Bu nedenle Kosova Türkleri, ilk başta Makedonya Türklerine tanınan olanaklardan yararlanamadılar. Bu nedenle birçok alanda olduğu gibi, edebiyatta da ortaya çıkan alt yapı eksikliğini, 1969 yılına kadar Makedonya Türklerinin sahip oldukları olanaklardan yararlanarak giderdiler.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:44
Sabetay Sevi </B>
Sabetay Sevi 23 Temmuz 1626’da Sığacık’ta doğdu. 1676’da Yugoslavya’nın Ulcini kentinde öldü. Ailesi Mora’dan gelip İzmir’e yerleşmişti.Mesihliğini ilan ederek müslüman olduktan sonra Dönmeler (Sabetaycılar) mezhebinin doğmasına neden olan yahudi önder. İzmir kadısı tarafından yakalanarak İstanbul’a getirildi. Yapılan sorgulamasından sonra önce zindana atıldı. Bu arada müslümanlığı kabul ettiğini söyledi. Mehmed Aziz Efendi adını aldı.

Bu olay yahudiler arasında büyük bir etki yaptı. Ona inananlar müslüman olduğunu söylemeye başladı. Bu akım sonraları Dönmelik veya Sabetaycılık

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:44
Sabiha Sertel ( 1895)- (02.09.1968) </B>
1895’te Selanik’te doğan Sabiha Sertel ortaöğrenimini Selanik Terakki İnas İdaresi’nde ve bir Fransız okulunda tamamladı. Selanik’in Yunanlıların eline geçmesinden sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti (1912) ve 1915’te gazeteci Zekeriya Sertel’le evlendi.

Sabiha Sertel, yazı yaşamına eşiyle birlikte çıkardıkları haftalık Büyük Mecmua (1919) dergisiyle adım attı. Derginin ilk sayısından itibaren kadın sorununa değinen Sabiha Sertel, “Türk feminizmi”nin öncüleri arasında yer aldı. Aynı yıl eşiyle birlikte ABD’ye giden Sabiha Sertel burada sosyoloji okudu; kadın sorunu üzerinde daha ayrıntılı düşünmeye başladı. Yurda döndüğünde eşiyle birlikte Resimli Ay dergisini çıkardı (1924-1931). Dergide yazdığı makalelerde işçi sınıfını savundu; sosyal ve politik düzeni eleştiren yazılar yazdı. Bu arada eşi ve F.Sabri Duran’la Çocuk Ansiklopedisi’ni (1927-1928, 4 cilt) hazırladı ve Cumhuriyet gazetesinin çıkardığı Hayat Ansiklopedisi’nde çalıştı (1932).

Serteller’in ismiyle özdeşleyen Tan gazetesi (1936) özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında geniş yankı uyandırdı. 1945’te Tan gazetesi bir kışkırtma sonucu basılıp yakıldı. Bu olaydan ve sonraki davalardan oldukça yıpranan çift, 1950’de yurtdışına çıktı. Sabiha Sertel Paris, Budapeşte, Moskova ve Bakü’de yaşadı. Türkiye Komünist Partisi’nin çalışmalarına katıldı. Budapeşte Radyosu’nun Türkçe yayınlar servisinde çalıştı. Son yıllarında Türkiye’ye dönme talebi reddedildi.

Gazeteciliği meslek olarak benimsemiş ilk kadın yazarlardan Sabiha Sertel 2 Eylül 1968’de Bakü’de öldü.

Gazeteciliğinin yanı sıra Tevfik Fikret-Mehmet Akif Kavgası (1940), Tevfik Fikret İdeolojisi ve Felsefesi (1946) isimli inceleme kitaplarıyla da dikkati çeken Sabiha Sertel’in anılarını topladığı Roman Gibi ölümünden sonra 1969’da yayımlandı.


ESERLERİ

Roman Gibi
Demokrasi Mücadelesinde Bir Kadın
Sabiha Sertel
Belge Yayınları / Yaşam ve Anılar Dizisi

Türkiye'nin basın hayatında unutturulamayacak bir yere sahip olan Sabiha Sertel, anılarında, bir kadın ve bir toplumcu olarak, gerçek bir demokrasinin kurulması için verdiği mücadelelerin dökümünü yapıyor. 1910'lardan 1950'lere dek uzanan yoğun ve çalkantılı bir dönemin bir röportaj canlılığı ve bir roman akıcılığı ile belgelendirilmiş anlatımı... Ülkemizde çağdaş basının temelini
atanlardan biri olan Sabiha Sertel'in anılarından bugün için de çıkarılacak hayli dersler var.

Sertel'lerin Anılarında
Nazım Hikmet ve Babıali
Zekeriya Sertel , Sabiha Sertel , Yıldız Sertel
Adam Yayınları / Anı Dizisi
İstanbul 1993

"Annem Sabiha Sertel, babam Zekeriya Sertel ve ben ömrümüzün önemli ve uzun yıllarını Nazım Hikmet'le geçirdik. (...) Nazım Hikmet hakkında pek çok orijinal, bilinmeyen bilgiler verdiğimizi, onu gençliğinden ölümüne kadar, bütün yönleriyle ele alıp tam bir portresini çizdiğimizi sanıyorum."
-Yıldız Sertel-
Elinizdeki kitap üç bölümden oluşuyor: Birinci bölümde Sabiha Sertel, Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali ile ilgili anılarını; ikinci bölümde Yıldız Sertel, Nazım Hikmet ile ilgili anılarını; üçüncü bölümde ise Zekeriya Sertel, aralarında Nazım Hikmet de olmak üzere Babıali'de tanıdığı kişileri anlatıyorlar. İlginç anılarla yüklü, Nazım Hikmet'in çok az bilinen yönlerine ışık tutan bir kitap.
(Arka Kapak)

Resimli Ay
Kolektif
Broy Yayınları / Deneme-İnceleme-Eleştiri Dizisi

Nazım Hikmet'in Putları Yıkıyoruz kampanyası ve dönemin sanat-kültür sorunlarının tartışıldığı fevkalade nüshalardan seçilmiş tıpkıbasım sayfalar.
(Ön Kapak'tan)


HAKKINDA YAZILANLAR

Annem
Sabiha Sertel Kimdi, Neler Yazdı?
Yıldız Sertel
Belge Yayınları / Yaşam ve Anılar Dizisi
İstanbul 2001

Cumhuriyet döneminin ilk kadın gazetecilerinden Sabiha Sertel'in yaşamı yakın tarihimizin bir özeti:

Sürgünler, tutuklanmalar, düş kırıklıkları ve bunlara direnen bir çalışma azmi, özgürlük uğruna onurlu bir mücadele...

Kızı, araştırmacı-yazar Yıldız Sertel'in, kişisel yönleri ve toplumsal-siyasal çağrışımlarıyla "roman gibi" kaleme aldığı bir yaşam öyküsü.

Yakın tarihizimizin bilinmeyen yönlerini bu "çok özel" yaşam çerçevesinde keşfetmemiz, bireysel deneyimler aracılığıyla kolektif belleğimize sahip çıkmamız için...
(Arka Kapak)

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:44
Sabit İnce ( 1954) </B>
1954 yilinda NEVSEHIR ili KOZAKLI ilçesi Gerce köyünde dogdu. Ilkokulu köyünde, ortaokulu Kozakli'da, liseyi KAYSERI Ticaret lisesinde okudu. 1976 yilinda ISTANBUL Iktisadi ve Ticari Ilimler Akademisinden mezun oldu. Özel
sektörde çesitli görevlerde, Toprak Reformu Kayseri Bölge Müdürlügünde Uzman, Toprak Mahsulleri Ofisi Kayseri Bölge müdürlügü ve Urfa bölge müdürlügünde uzman olarak çalisti. 1999 yilinda özel bir kurulusun Genel Müdürlügünden
emekli oldu. Vizyon Dis Ticaret A.S.’nin kurulusunda görev aldi ve Genel müdürlügünü yapti. BIZIM ANADOLU, TERCÜMAN, HERGÜN ve TÜRKIYE gazetelerinde Yazar, muhabir, istihbarat sefi olarak çalisti. Töre ve Devlet
dergilerinde yazilar yazdi. Kayseri de yayinlanan "Kayseri sairler antolojisi"ne ve Adana da yayinlanan " Ozanlar güldeste sairler" antolojisine katildi. Kayseri de yayin yapan Erciyes, elif, Basak televizyonlarinda, mahalli radyolarda siir ve edebiyatla ve "Bizim asiklarimiz" adli Halk asiklari ile ilgili programlar yapti konuk olarak bu programlara katildi. Kayseri de yayinlanan Yeni Kayseri, Kayseri olay, Kayseri Anadolu Haber, Star haber, Kayseri gündem ve KAYSERI HAKIMIYET gazetesi INCE ZIMBALAR KÖSESINDE yazi ve siirleri yayinlanmaktadir. Gülpinar, Yesevi, Ozan, Bizim Kusak, Kayseri Çagdas, Sevgi Yolu, Ana, Erciyes, Çemen, Simav Anadolu, Yalaka gibi dergilerde siirleri halen yayinlanmaktadir.

VE AYNI RÜZGARLA SAVRULDUK adli
ortak siir kitabindan sonra ASKIN ATESI adli ikinci siir kitabi temmuz 1996 da yayinlandi. SIRLI SÖZ adli siir kitabi, Anadolu Hececileri-1, ANADOLU HECECILERI -2 ANADOLU HECECILERI -3 ANADOLU HECECILERI -4, ANADOLU HECECILERI
-5, ANASAM SIIR ANTOLOJISI-1 , ANASAM SIIR ANTOLOJISI-2 Siir kitaplarini 2000 -2001yillarinda yayinladi. Siir dalinda Ozan Dergisinden mansiyon, Bizim Kusak dergisinden mansiyon, makale dalinda üçüncülük ödülleri aldi. Türk Halk Müzigi
ile amatör olarak ilgilenmekte, asik türünde sözlerini yazip besteledigi 40 dan fazla türküsü vardir. Halen genel merkezi Kayseri de bulunan ANASAM Anadolu ilim ve edebiyat eseri sahipleri meslek birligini kurdu ve Genel baskanligini ve Nevsehirliler Derneginin baskanligini yapmaktadir. TBMM de fikir ve sanat eserleri kanununda meclis alt komisyonunda ve Devlet Planlama
teskilatinca hazirlanan 8. Bes yillik plan çerçevesinde fikri ve sinai haklar özel ihtisas komisyonunda üye olarak görev yapti, Anasam bülteni adli bir yayin organinin sahipligini yapmakta, ANASAM yayinlari tarafindan yayinlanan 45 kitabin editörlügünü de yürütmektedir. NURCAN hanimla Evli, MUHAMMED ve ÇAGRI adli iki oglu, NAZENDE isimli bir kiz çocuk babasidir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:44
Sabri Ülker ( 1920) </B>
1920 yılında Kırım'da doğdu. 1929 Ağustos'unda ailesiyle birlikte Türkiye'ye göç etti. Sabri Ülker Kadırga İlkokulu'nu bitirdikten sonra sırasıyla İstanbul Erkek Lisesi, Bilecik Lisesi ve Kütahya Lisesi'nde okudu. Mühendis olmayı istedi ancak koşullar buna elvermedi. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ni bitirdi. Yaz tatillerinde Besler Bisküvi Fabrikası'nda çalıştı. Bu hayatının en belirleyici olayı oldu. Okul bitince, işçilikten tanıdığı bir usta ile bisküvi yapmaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bisküvi, çörek, börek gibi unlu maddelerin yasaklanan üretimi o yıllarda serbest bırakılıyordu. Eski bir fabrikayı satın aldı. Tamamen borç para ile işe başladı. Gece gündüz çalışarak gerçek bir hurdayı çalışır hale getirdi. Daha sonra bisküvilerini yurdun dört bir yanına dağıtma projesini gerçekleştirdi.
Sabri Ülker böylece bisküvi lezzetini Türk insanı ile tanıştırmış oldu. Ülker grubunun temelini atan Sabri Ülker 80 yaşında ve 60 yıldır çalışıyor.

HAKKINDA YAZILANLAR

Çocukların Bisküvici Dedesi
Ülker'in kurucusu ve bugünlere gelmesinde en büyük paya sahip olan Sabri Ülker, 1920 yılında Kırım'da doğdu. Aile, Balkan Harbi öncesi Çorlu'nun Karamehmet Köyü'nde yaşıyordu. Ancak Balkan Harbi'nin zor koşullarında, çocukları kucaklarında büyük göçmen seli ile İstanbul'a geldiler. Bir yıl İstanbul'da kaldıktan sonra baba memleketi olan Kırım'a döndüler. 1890'larda 16 yaşında İstanbul'a tahsile gelen Sabri Ülker'in babası, Fatih Medreseleri'nde öğretmen ve imam hatip olarak eğitim görmüş, komşu köyü Büyükyoncalı öğretmeninin kızı ile evlenmişti. Bu evlilikten 1920 yılı sonbaharında da Sabri Ülker doğdu. Ülker, 1929 yılı Ağustos'unda Türkiye'ye geldiğinde 9 yaşındaydı ve ilkokulun ikinci sınıfına gidiyordu. O yıllar zor yıllardı. Dünya büyük bir siyasi değişimden geçiyordu. Mahrumiyet ve sıkıntı yıllarında Ülker ailesinin hemen hepsi çalıştı. Sabri Ülker derslerden sonra satıcılık yapıyor, yaz tatillerinde Besler Bisküvi Fabrikası'nda çalışıyordu. İlkokulu Kadırga 3. İlkokulu'nda bitirdi. İstanbul Erkek Lisesi'ne kaydoldu. Orta ikinci sınıfta iken parasız yatılı sınavını kazanarak Bilecik Lisesi'ne gitti. Ortaokulu Bilecik'te, liseyi Kütahya'da okudu. Mühendis olmayı istedi, ancak koşullar buna elvermedi.

Bu idealinden vazgeçmesini şöyle anlatıyor Sabri Ülker : "Mühendis olmaktan başka bir şey düşünmüyordum. Liseyi bitirdiğim yıl ağabeyim yedek askerliğe alındı, onun işlerine bakmak için bir yıl kaybettim. Ağabeyim ikinci yıl kayıtlar kapandıktan sonra döndü ancak. Bir yıl kaybetmemek için Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Mekteb-i Âli'sine kaydoldum." 1943-1944 yıllarında mezun olduktan sonra, iş bulma konusunda hiçbir yakını hatta danışacak kimsesi bile olmayan Sabri Ülker için ekonomik hayat neredeyse okulla eşdeğer gibiydi. Çivi çakılmayan, taş üstüne taş konulmayan bir dönemdi ve rakamlar inanılmaz derecede küçüktü. Yaz tatillerinde Besler Bisküvi Fabrikası'nda çalışması hayatının en belirleyici olayı olmuştu. Ülker grubunun temelini atan, çocukların ona taktığı isimle "Bisküvici Dede" Sabri Ülker, bugün 80 yaşında ve 60 yıldır çalışıyor. Gençliğinde 16-17 saat çalışan Sabri Ülker, iki yıldan beri çalışmasını 8 saate indirmiş bulunuyor. Sabri Ülker hayatta en kuvvetli sermayenin çalışmak olduğuna inanıyor. En önemli özelliklerinden biri 'iş takibi' olan Sabri Ülker, kalite ve araştırmayı en mütevazı koşullarda bile hep ön planda tuttu. Bu ilke onun dünyaya açılmasını sağladı. Ülker bugün 78 ülkeye 150 milyon dolar ihracatı ve 1 milyar doları aşan cirosuyla Türkiye'nin bisküvi ve çikolata pazarında bir numara olmayı sürdürüyor.


GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Faisal, Family Finans oldu
Milliyet 12 Mayıs 2001

Sabri Ülker ve bir ABD’li grubun aldığı Faisal Finans’ın adı değiştirildi

Faizsiz bankacılık alanında faaliyet gösteren Faisal Finans Kurumu’nun hem sahibi hem de adı değişti. Dün yapılan Olağanüstü Genel Kurulu’nda şirketin yeni sahiplerinin Ülker Grubu’nun sahibi Sabri Ülker ile adı belirtilmeyen bir ABD’li bir firma olduğu açıklandı. Kombassan Grubu’ndan satın alınan şirketin adı da "Family (aile) Finans" olarak değiştirildi.

Yurtiçinde biri merkez, toplam 12 şubesi bulunan şirketin sermayesi de 2 trilyondan 20 trilyon liraya çıkarılacak. Faisal Finans Kurumu’ndan yapılan açıklamaya göre, şirketin dünkü genel kurulunda yeni ortaklık yapısı belli olurken, Sabri Ülker’in de tamamen kendi tasarruflarıyla ortak olduğu belirtildi. Ülker, genel kurulda yaptığı konuşmada, yapılacak sermaye artırımına önemli miktarda katılacağını ifade ederek, "Mudilerinin anlayış, güven ve desteklerini bir süre daha sabırla sürdürmeleri halinde, kurum sektörde önemli bir yere gelecek" dedi.

Yurtdışında 33 ülkede, 72 uluslararası banka ile muhabirlik anlaşması olan şirketin diğer ortağı ABD’li firmanın yetkilileri de alım izni için BDDK’ya başvuru hazırlıklarını bitirdiklerini kaydetti.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:44
Saddam Hüseyin ( 1937) </B>
1937'de Tikrit kasabasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Babasının ölümü nedeniyle annesi ve akrabaları tarafından büyütülen Saddam Hüseyin, 1955'te Bağdat'a gelerek muhalafetteki Arap miliyetçisi bir hareket olan Baas partisine katıldı ve politikaya ilk adımını attı. Kısa sürede partide önemli mevkilere gelen Saddam Hüseyin, 1959'da Irak'ın asker kökenli Devlet Başkanı Abdülkerim Kasım'a bir suikast girişimini organize etti. Çıkan çatışmada Kasım da Saddam Hüseyin de yaralandı.

Bu başarısız denemenin ardından Mısır'ın başkenti Kahire'ye kaçan Saddam Hüseyin, burada parti faaliyetlerini sürdürürken hukuk eğitimi aldı. 1963'de Bağdat'a dönen Hüseyin, önce evlendi ardından da Baas Partisi'nde Genel Sekreter Asistanı konumuna yükseldi.

1968'e kadar muhalafette kalan Baas, bu yıl düzenlediği bir darbeyle iktidarı ele geçirdi. Darbenin ardından Baas Partisi'nin kurduğu Devrim Komuta Konseyi ülkedeki tek yetkili, Saddam Hüseyin'de 1969'da Konsey'in Başkan Yardımcısı oldu.

Ülkenin önemli iç problemlerinin çözümüne yönelik bir hamle başlatan Saddam Hüseyin, 1970'de Kürt ayrılıkçılara otonomi verdi ancak bir süre sonra anlaşma bozuldu, Irak rejimi ile Kürt gruplar arasında savaş çıktı. Ülkesinin İran ile dokuz yıl süren savaşını yönetti.

Kuveyt'i işgal kararı aldı. Bunun ardından birinci Körfez Savaşı başladı.

Saddam Hüseyin yönetimi, 12 yıl süren BM ambargosunun ardından, 2003 yılının Mart ayında bu kez yalnızca ABD ve İngiltere tarafından oluşturulan koalisyonun başlattığı operasyonun ardından 9 Nisan 2003'te devrildi.

13 Aralık gecesi Tikrit yakınlarında yakalandığını açıkladı.

VE İDAM KARARI

Irak'ın devrik Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, yargılandığı Duceyl davasında insanlığa karşı suç işlemekten 05 Ekim 2006 günü ölüm cezasına çarptırıldı. Saddam'ın savunma ekibi, kararın ve yargılama sürecinin meşru olmadığını savunurken, Iraklı Başsavcı Cafer El Musavi, Saddam'ın kurşuna dizilmeyeceğini, asılacağını açıkladı.

Saddam, mahkemenin hakkında ölüm cezası kararını vermesinden sonra duruşma salonunda tekbir getirdi ve "vatan sağolsun" diye bağırdı.

Saddam Hüseyin ve davada kendisiyle birlikte yargılanan diğer yedi sanık, 1982 yılında Duceyl kasabasında 143 Şii'nin öldürülmesi talimatını vermekle suçlandı. Saddam Hüseyin ölüm cezasına çarptırıldı.

SADDAM İDAM EDİLDİ

Irak'ın idam cezasına çarptırılan devrik lideri Saddam Hüseyin, şafaktan az önce asılarak idam edildi. (30 Aralık 2006) İdam kararını, İran, İngiltere, ABD ve İsrail olumlu karşıladı.

ESERİ

SADDAM ''YAZAR'' ÇIKTI!
haberturk 13 Haziran 2001

SADDAM HÜSEYİN'NİN ROMAN YAZDIĞI ORTAYA ÇIKTI.. BİR KRALIN EVLİ VE YOKSUL OLAN KADINA AŞKININ ANLATILDIĞI ROMAN ''ZABİBAH VE KRAL'' IRAK'TA BEST SELLER OLDU.. ROMANDA SADDAM’IN KRAL, ZABİBAH'NİN İSE IRAK HALKINI TEMSİL ETTİĞİ BELİRTİLİYOR..

Irak lideri Saddam Hüseyin tarafından yazıldığı düşünülen "Zabibah ve Kral" adlı roman televizyon dizisi oluyor. El Tavra gazetesinin haberine göre, yazarı belirtilmeden yayımlanan roman televizyona uyarlanacak. Dizinin 20 bölümden oluşacağını belirtilirken, yayın tarihi açıklanmadı. Bir kralın evli ve yoksul olan Zabibah'a aşkının anlatıldığı ve geçen yıl yayımlanan roman, Irak'ta en çok satan kitapların başında bulunuyor. Romanda Saddam Hüseyin'in kral, Zabibah'nin ise Irak halkını temsil ettiği belirtiliyor.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:45
Sadettin Ergeç </B>

ITC' NİN YENİ BAŞKANI Dr. SAADETTİN ERGEÇ
www.kerkuk.net
ITC Basın Bürosu 17.06.2005

4.Türkmen Kurultayı sona erdi. Irak Türkmen Cephesi Başkanlığı'na, daha önce Türkmen Meclisi Başkanlığı’ nı yürüten Dr. Saadettin Ergeç seçildi.

8 Haziran'da 71 kişilik Türkmen Meclisi tarafından belirlenen 9 kişilik Yürütme Kurulu çalışmalarını (17 Haziran) tamamladı. 20 Maddelik Kurultay Sonuç Bildirisi'nin okunmasının ardından, Yürütme Kurulu'nca, Cephe Başkanlığı için varılan mutabakat, Milletvekili Dr. Faruk Abdullah tarafından açıklandı.

Faruk Abdullah, bundan böyle kendisinin siyasi saha olan Bağdat'ta ve Irak Meclisinde faaliyetlerini sürdüreceğini, mücadele sahası Kerkük'te ise Türkmen Cephesi Başkanlığını Dr. Saadettin Ergeç' in üstleneceğini söyledi. Türkmeneli Televizyonundan da naklen yayınlanan kurultayda; Dr. Faruk Abdullah, ITC Başkanlığı’nı törenle Dr. Saadettin Ergeç'e devretti. Eski ve yeni başkanların kol kola girerek Türkmen Milli Marşı’nı okuması takdirle karşılandı.

Kurultay, Dr. Faruk Abdullah'ın veda, Dr. Saadettin Ergeç'in teşekkür konuşmasında, birlik ve beraberlik mesajları vermesiyle son buldu.

Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilciliği olarak, hizmetlerinden dolayı Dr. Faruk Abdullah'a takdir ederken, yeni Cephe Başkanı Dr. Saadettin Ergeç'i de kutluyor, bu sonucun Türkmen camiasına hayırlara vesile olmasını diliyoruz..

X
Sadettin Ergeç, bir önceki kurultayda da Türkmen Meclisi Başkanı seçilmişti.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:45
Sadettin Tantan ( 1941) </B>
SAPANCA - 1941, Şükrü, Nazire - Polis Enstitüsü, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, Bursa İş İdaresi Enstitüsü Master - İngilizce - Emniyet Müdürü - Giresun ve Tekirdağ İl Emniyet Müdürü, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu İstanbul Bölge Başkanı, Fatih Belediye Başkanı, İstanbul Güreş İhtisas Klübü Başkanı, Güreş Federasyonu Başkanı- İçişleri Bakanı - Evli, 6 Çocuk.

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM 5 HAZİRAN 2001

Tantan, kapanan işyerlerini saydırdı
Milliyet 5 Haziran 2001

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, İçişleri Bakanlığı olarak "düşük kapasiteyle çalışan ve kapanan işyerleriyle ilgili bir envanter çalışması yaptıklarını" bildirdi.
Tantan, Bölge Valiler Toplantısı'nın ilk oturumundan sonra, gazetecilere yaptığı açıklamada, il gelişim planları doğrultusunda valilikler tarafından çalışmalar yapıldığını belirtti. İl gelişim planlarıyla birlikte, il ve ilçelerin özelliklerinin de yapılan çalışmalarda yer aldığını kaydeden Tantan, şöyle devam etti:

‘Bilimsel çalışma şart’
"İl gelişim planlarıyla birlikte kapanan ve eksik kapasiteyle çalışan işyerlerinin güçlü konuma gelebilmesi, gerek ulus içinde gerekse uluslararası arenada rekabet edebilecek güce ulaşabilmesi için bilimsel çalışmalara ihtiyaç olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır.

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM 5 HAZİRAN 2001

Tantan’ı götüren süreç
Bardağı Beyaz Enerji taşırdı
Milliyet 5 Haziran 2001

İçişleri Bakanı Tantan, Gümrüklerden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na kaydırıldı

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ile Sadettin Tantan arasındaki soğukluk, Cumhur Ersümer’in Enerji Bakanlığı’ndan istifasıyla sonuçlanan Jandarma’nın Beyaz Enerji operasyonuyla doruk noktaya ulaştı.
İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan jandarmanın belge ve bilgi toplamak üzere yaptığı operasyonlara karşı Yılmaz, ANAP Grubu’nda "gestapo" ve "polis devleti" benzetmeleri içeren bir konuşma yaptı. Jandarma Genel Komutanlığı’nın Yılmaz’ı hedef alan yanıtı üzerine ipler gerildi.
Beyaz Enerji soruşturması sırasında jandarmanın ANAP’lı Cavit Kavak’ı dinlemek için DGM’den izin aldığının ortaya çıkması Yılmaz ile Tantan’ı bir kez daha karşı karşıya getirdi. Beyaz Enerji operasyonunda düğmeye kendilerinin bastığını öne süren askeri bir yetkilinin "O bakanın üstünü çizin" diye söz konusu ettiği Ersümer için istifa süreci başladı. Yılmaz’ın soruşturmayı ve Ankara DGM Savcısı Talat Şalk’ı doğrudan eleştirdiği bu sırada Tantan partisinin grup toplantılarına katılmadı.
Yılmaz, partisinin İstanbul İl Kongresi’nde "Yolsuzlukla mücadeleden halk kahramanı olarak çıkmak isteyenler var. ANAP’ı kendi reklamını yapmak için kullananlar yakamızdan düşsün. Düşmezlerse düşürürüz" dedi.
Yılmaz’ın bu sözlerine yanıt vermekte gecikmeyen Tantan, "Yürüyüşümüze bakıp aptal olduğumuzu sanmasınlar" dedi. Tantan, istifasının beklendiği mesajlarına, "Bu göreve halk getirdi halk götürür" içerikli yanıtlar verirken, Yılmaz’ın reaksiyonu, "Milletvekillerini halk seçer, bakanları ise ben" biçiminde oldu.


NOTLAR...
Tantan: Habersiz geldim habersiz gidiyorum
GÜNSELİ ÖNAL, TOLGA ŞARDAN, HAKAN ŞANLITÜRK - Ankara

İçişleri’nden alındığını televizyondan öğrenen Sadettin Tantan’ın ilk tepkisi, özel kalemine "Eşyalarımı toplayın, Meclis’te oda bakın" talimatını vermek oldu.
Haberin duyulmasının ardından bakanlık müsteşarı Saim Çotur ile Emniyet Genel Müdürü Turan Genç, Tantan’ın özel kalemine geldi. Yanında bulunan MHP’li TBMM İdare Amiri Ahmet Çakar, Tantan izlenimlerini şöyle aktardı:
"TV’den haberler geçti. Yani konuyu asli muhatabından değil, haberlerden öğrendi. O sırada bir telefonla Başbakan’ın açıklama yaptığı söylendi. Hiç tepki göstermedi, sakindi. Köşk’e onaya sunulduğunu öğrenince, futbol oynamaya gideceğini söyledi. Makam aracıyla Polis Akademisi spor salonuna birlikte gittik."
Tantan maçtan sonra, "Olay çok taze ve bana yapılan resmi bir tebliğ yok. Konuşmak için erken" diyerek gazetecileri atlatmak için bir polisi bindirdiği makam aracını gönderdi.
Tantan, telefonla arayanlara "Devlet hizmetinde göreve gelinir, gidilir, normaldir. Göreve gelirken sorulmadı, alınırken sorulmadı. Olur böyle şeyler" dedi.

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM 7 HAZİRAN 2001

Tantan bakanlık görevinden ve ANAP'tan istifa etti
Milliyet 7 Haziran 2001


Devlet Bakanlığı görevine atanan Sadettin Tantan yeni görevinden ve üyesi olduğu ANAP'tan istifa ettiğini açıkladı.
Tantan, İçişleri Bakanlığı'ndaki veda törenin ardından, istifasını yazılı açıklamayla duyurdu.
Açıklamasında, iki yıldır İçişleri Bakanlığı görevini sürdürdüğünü belirterek, bu görevden başka bir bakanlığa atanmasını, ''kişisel ilkeleri ve siyaset anlayışıyla bağdaştıramadığını'' ifade eden Tantan, kabinedeki yeni görevinden ayrıldığını, ayrıca ANAP'tan da istifa ettiğini belirtti.
Makamların geçici, ancak vatan ve halka hizmet idealinin kalıcı olduğunu vurgulayan Tantan, şunları kaydetti:
''Hayatım boyunca, bu bilinç ve görev anlayışıyla hareket ettim. Her türlü haksızlıkla olan mücadelemde, hakimiyet odaklarına karşı, halkımın, ülkemin ve devletimin menfaatleri doğrultusunda yaptığım hizmetlerin, makamı, yeri ve zamanı hiç önemli değildir. Yaşadığım sürece, bu mücadeledeki kararlılığımda, hiçbir eksiklik olmayacağını özellikle vurgulamak isterim. Bu çalışmalarımızda, halkımızın, kamuoyumuzun ve basınımızın büyük desteğini gördüğümü ifade ediyor ve kendilerine teşekkür ediyorum.''
Tantan, görevi sırasında, kendisine destek olan, İçişleri Bakanlığı personeline de teşekkür ederek, şükranlarını sundu.
Bu arada, Tantan'ı uğurlamaya gelen İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz, kendisine sorulan sorular üzerine, devlet görevinin, devamlılık esasına dayandığını bildirdi.
''Siz de istifa edecek misiniz?'' sorusuna Abanoz, ''Sonra görüşürüz'' yanıtını verdi.
Xxx

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:46
Sadık Söztutan ( 1961) </B>
1961 Kars doğumlu. Çok sayıda şiir, fıkra ve hikâye yazdı. Ben Senin Yerinde Olsaydım Bunları Kitap Yapardım, Gol Olmasa da Hareket Güzeldi, Sıra Bana Geldiğinde Bilet Bitmişti, Spor Bir Hikayedir, Faili Meçhul Spor Öyküleri ve Sana Gözyaşı Vâdediyorum isimli altı kitabı vardır. Birinci kitabına 1999 Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi Fair-Play Büyük Ödülü verildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Spor Yazarları Derneği ve Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi üyesi. Sürekli Basın Kartı sahibi. Halen spor müdürlüğünün yanı sıra spor edebiyatına dönük kalem ürünleri vermeye devam etmektedir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:46
Sadık Yalsızuçanlar ( 1962) </B>
1962 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu burada, ortaokulu ve liseyi Dörtyol'da okudu. 1983 yılında Hacettepe Üniversitesi Türkoloji Bölümü'nden mezun oldu. Bir süre öğretmenlik ve yayıncılık yaptı. İlk öyküsü, Yeni Asya gazetesinin sanat ekinde yayımlandı. 1988 yılında girdiği TRT'de yapımcı olarak çalışıyor. Rüya Sineması kitabıyla, TYB deneme, Şehirleri Süsleyen Yolcu ile TYB öykü, Ozanın Kopuzu Aşığın Sazı ve Kırkambar yapımlarıyla TMKV ve TYB televizyon programları ödüllerini kazandı. İki öykü kitabı, Almanca’ya çevrildi. Çizgi film senaryoları yazdı, Şark masallarından bazılarını yayıma hazırladı.

ESERLERİ: Öykü: Şehirleri Süsleyen Yolcu, Gerçeği İnciten Papağan, Kuş Uykusu, Güzeran, Malvet Der Ercümen. Roman: Yakaza. Deneme: Rüya Sineması, Düş Gerçekleri ve Sinema, Korku ve Ümit ve Aşk, Düşkırığı, Geçen Gün Ömürdendir, Tarafsızlık Masalı, Televizyon ve Kutsal. Masal: Mavi Kanatlı Bir Kuş, Düş Bahçesi. Şeçki: Yeni Şiir Anteolojisi.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:46
Sadi Kazancı </B>
Sadi Kazancı, Türk hukuk hayatının editörü olarak adını altın harflerle yazdırmıştır. Bilim adamlarını desteklediği yayınevleri aracılığıyla basılan kitap ve araştırmalar ülkemize önemli hizmetler etmiştir. “Türk Hukuk Ansiklopedisi” ni 1962 yılında yayına sokan Kazancı, ayrıca mevzuatımızın yayınlandığı “Türkiye Cumhuriyeti Kanunları” adlı temel kaynağın yayınlanmasını tüm güçlüklere rağmen başarmıştır. Adını sürdürüldüğü Kazancı Yayınları hala hizmete devam etmektedir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:46
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2551.jpg
Sadi Tekelioğlu ( 1955) </B>
Görev : Teknik Direktör
D. Tarihi : 1955 Trabzon
Medeni Durum : Evli ve 2 çocuk babası
Kariyeri : Trabzonspor (Amatör) Sebatspor (Profesyonel) Antrenörlük Kariyeri : Trabzonspor Altyapı Gençlerbirliği Konyaspor Rizespor Bafraspor Kastamonuspor Türkiye Futbol Federasyonu Erzurumspor Trabzonspor Başarılar : Trabzonspor Genç Takımı ile 3 defa Türkiye Şampiyonluğu, Trabzonspor Ümit Takımı ile 1 defa Türkiye Şampiyonluğu, Trabzonspor 3. lig takımı ile 1 defa şampiyonluk, Bafraspor ile 3 lig şampiyonluğu (2.lige terfi), Gençlerbirliği ile 1. ligde Türkiye Kupası finali, Erzurumspor ile Türkiye 2. ligi şampiyonluğu ile 1. lige terfi (Erzurumspor'u 33 yıl aradan sonra 1. lige çıkartmıştır)

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:47
Sadrettin Yüksel ( 1920)- (25.12.2004) </B>
Aslen Bitlisli olan Sadrettin Yüksel, 1920 yılında Konya'da dünyaya geldi. 11 yaşında medresede eğitime başlayan Yüksel, memuriyet hayatına Siirt'in Baykan ilçesinde müftü olarak başladı. Yüksel, müftülüğü sırasında Said Nursi'nin talimatıyla, İşaratu'l-İ'caz tefsirini yayına hazırlayıp bir takriz ile birlikte Ankara'da yayınlattı. Yüksel, daha sonra müftülük görevinden istifa edip Norşin'e dönüp ders vermeye devam eder. 1964 yılında Diyanet tarafından Kur'an-ı Kerim meâl ve tefsiri hazırlamakla görevlendirilir. Fakat bu proje sonradan yarım kalır. 1966 yılı sonunda ise ailesiyle birlikte İstanbul'a taşınır. Sultanahmet Camii imamı merhum Gönenli Mehmed Efendi'nin kurslarında ve İsmail Ağa Kur'an Kursu'nda talebelere Arapça İslâmî ilimler okutur. 1968 yılında ise Diyanet tarafından İstanbul merkez vaizliğine atanır. 1972 yılında, evinde Risale-i Nur Külliyatı bulundurmaktan takibata uğrar. 1975 yılında İstanbul merkez vaizliğinden istifa etmek zorunda kalır. 7 çocuk babası olan Yüksel, Arapça ve Farsça biliyordu. 25 Aralık 2004 tarihinde 84 yaşında vefat eden Yüksel'in medrese eğitiminde önemli bir yeri vardı. Uzun süredir evinde hasta yatan Yüksel'in cenazesi, Fatih camii'nden kaldırıldı.


HAKKINDA YAZILANLAR

Sadrettin Yüksel dualarla uğurlandı
Mükremin Albayrak Zaman 27.12.2004

Ömrünü Kur'an hizmetine adayan ve binlerce talebe yetiştiren din adamı Sadrettin Yüksel, önceki gün evinde vefat etti. 84 yaşında vefat eden Yüksel'in cenaze namazına binlerce seveni katıldı.

Sadrettin Yüksel, halen ABD'de yaşayan ve Kur'an-ı Kerim'i 19 rakamına bağlı mucizelerle açıklamaya çalışan Edip Yüksel'in de babasıydı. Baba Yüksel'in, Kur'an-ı Kerim'e olan yaklaşımı ve hadisleri hafife alan açıklamaları nedeniyle uzun süreden beri oğluyla arasının açık olduğu belirtildi.
X

Sadrettin Hoca dua ve gözyaşlarıyla uğurlandı
Yeni Şafak 27 Aralık 2004

Ömrünü İslami ilimlerin öğretilmesine adayan son devrin önemli alimlerinden Sadrettin Yüksel (84), son yolculuğuna Fatih Camii'nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Edirnekapı şehitliğinde uğurlandı. Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazına Sadrettin Yüksel hocanın oğulları Nedim ve Müfit Yüksel, arkadaşları, öğrencileri Tacettin Hoca, Kul Sadi, Arap Mahfuz, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Yüksel'in kayınbiraderi Siirt eski milletvekili ve Saadet Partisi Kurucu üyelerinden Abdulhaluk Mutlu, kapatılan Refah Partisi Van Milletvekili Fetullah Erbaş, Yazar Mehmet Şevket Eygi gibi isimler başta olmak üzere onbinlerce seveni katıldı. Tekbir, dua ve gözyaşlarının birbirine karıştığı cenaze töreninde Türkiye'nin dört bir yanında gelen islam alimleri de hazır bulundular.

Şeyh Masum Efendi'nin oğlu ve aynı zamanda Sadrettin hocanın kayınbiraderi Şıh Nurettin Mutlu Efendi tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından, cenaze duasını Ömer Öncül hoca okudu. Namaza katılan onbinlerden hocaefendiye hüsnü şehadetle haklarını helal etmesini isteyen Ömer Öncül, Sadrettin Yüksel'in 84 yıllık ömrünü İlme, Kur'an ve Sünnete adadığı dünyanın dört bir yanındaki müslümanların dertleriyle dertlendiğini söyledi.

'Sıkıntılar karşısında eğilip bükülmedi'

Öncül, Sadrettin Hoca'nın hayatı boyunca öğrendiği ilimle yaşadığını, hiçbir zaman küçük dünya menfaatleri için kimsenin karşısında eğilip bükülmediğini söyledi. Öncül, Molla Sadrettin'in İslam'ı öğrenme ve öğretmek için çektiği sıkıntılardan örnekler verdiği konuşmasını Necip Fazıl Kısakürek'in ölüm hakkındaki şiirleriyle süsledi.

Arınç: Ömrünü İslam'a adadı

TBMM Başkanı Bülent Arınç, İslam alimi Sadrettin Yüksel'in vefatı nedeniyle bir mesaj yayımladı. Arınç'ın mesajı şöyle: "Son devrin İslam alimlerinden Sadrettin Yüksel Hocaefendi'nin Hakkın rahmetine kavuştuğunu büyük üzüntü içinde öğrendim. Hayatını İslama adayan, İstanbul Merkez Vaizliği görevinde bulunan ve İstanbul Müftülüğü ile Yüksek İslam Enstitüsü'nde tefsir dersleri veren Sadrettin Yüksel, ilahiyat alanında ortaya koyduğu eserleri ile birikimlerini gelecek kuşaklara nakletmiştir. Merhuma Allah'tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve tüm İslam alemine başsağlığı dilerim."

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:47
Sadun Aksüt </B>
ESERLERİ

1.Alkışlarla Geçen Yıllar
"Hatırat"
Sadun Aksüt
Aksoy Yayıncılık

Müziğin bir yolcusu vardır.Müzikle uğraşan sanatçıların yaşamları bu yolda geçer. Ve bu yolculuk, her ülkede kendi "edebiyat"ını oluşturur. Müzik yolculuğu uzun, zor, tüketici, ama
bir o kadar da bir yaşam kaynağıdır... Bu yüzden, gerçekten müziğe gönül vermiş bir insan asla onu başka bir şeyle paylaşamaz. Yaşamı pahasına da
olsa...

Sadun Aksüt tam 50 yıldır Türk Sanat Müziğini düstlarıyla paylaşıyor. 50 yıldır müziğin devleriyle birlikte çalıp söylüyor. Radyoevi, gazino ve konser salonlarındaki müzisyenlerin, müziğin ve yankılarının tanıklığını yapıor. 1940'lı yıllardan günümüze uzanan bir Türk Sanat Müziği şöleni yer alıyor bu kitapta. Sanatçıların taş plaklardan dışarı çıkıp, seyircisiyle yüz yüze, göz
göze, ruh ruha olabildiği, sahnelerin tozunu yuttuğu yılların bir tarihi bu kitap.

Sadun Aksüt'ün anılar derlemesi, belge, bilgi ve titiz bir arşiv çalışmasından oluşuyor.

İlk gazinolar, sahneye çıkan ilk kadın ve erkekler, sahnede ilkleri gerçekleştirenler; azmin yücelttiği isimler, yaşamın sillesini yemiş Türk Sanat Müziği sanatçıları vs... hepsi bu kitapta sahne alıyor...

"Alkışlarla Geçen Yıllar / Hatırat"ta, Türk Sanat Müziğinin 50 yıl içerisinde nereden nereye geldiğini ve sanatçıların yaşamöykülerini bulacaksınız. Kitap,
Türk Sanat Müziğimizin olduğu kadar, müziğe emek vermiş bütün emekçilerin de "duygusal" tarihini içeriyor...

Yükselen ve düşen sanatçılar... ve sahnelerden kimler geldi kimler geçti...

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:47
Safet Kaçar </B>
HABER

Alt kimlik-üst kimlik tartışmasına en güzel cevap Makedonya Boşnaklarından
www.makturk.com 02.01.2006

Geçtiğimiz hafta içerisinde Toplumsal Gelişim Derneği ve Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ile beraber hazırladıkları konferansa katılmak üzere Makedonya ve Kosova’ya yaşayan Boşnak azınlık temsilcileri Türkiye’yi ziyaret etti. Makedonya’dan “Makedonya Boşnak Kültür Derneği” başkanı Safet Kaçar ile Makedonya Boşnak Üniversite Öğrencileri Topluluğu başkanı ressam Esad Haydarpaşiç ve Kosova’dan “Kosova Boşnak Öğretmenler Derneği” başkanı Nebiya Alili’nden oluşan Boşnak kafilesi 13.12.2005 Salı günü Ankara’ya vardılar.

Misafirlerin uçaktan indikleri zaman söyledikleri ilk şey: “Bizi başka yerde bırakmış annemize ( Türkiye’ye) kavuştuk! O bizi bırakmış olsa da, o bizim anamız olduğu için biz asla onu sevmekten vazgeçmedik” sözleriydi. Kafile 14.12.2005 Çarşamba günü Ankara’yı gezdiler. Anıtkabir’i ziyaretleri sırasında duygularını gizleyemeyen misafirler defalarca Atatürk’ün ister Türk tarihinde ister dünya tarihinde olsun ne kadar önemli bir şahsiyet olduğunu yinelediler.

Kendilerinin de Türk olduğunu ve gördükleri her tarih parçasının kendi tarihleri olduğunu da söylemekten kaçınmadılar. 15.12.2005 Perşembe günü Konya’yı ziyaret eden Boşnak temsilciler burada Konya kültür merkezinde ki tasavvuf konserine katılıp Mevlana müzesini ziyaret ettiler. Konya dönüşünde Türkiye insanının Boşnak olarak kendilerine gösterdikleri büyük ilgiden ne kadar memnun kaldıklarını dile getirdiler.

Uydu üzerinden yayın yapan ve merkezi Almanya’da bulunan TD1 kanalının program çekimlerine de katılan misafirlerle çekimler sırasında ilginç diyaloglar geçti. Her fırsatta Türk olduklarını dile getiren misafirlerden Esad Haydarpaşıç:”Ankara biz Boşnakların vücudunda kalbi temsil ediyor, kalpsiz yaşamamız mümkün değil” sözleriyle Balkanlardaki Boşnakların durumunu gayet net bir şekilde gözler önüne serdi.

Makedonya Boşnak Kültür Merkezi Başkanı Safet Kaçar merkezlerinin faaliyetleri hakkında bilgi verip yaşadıkları zorlukları anlattı. Kosova’da yaşayan Boşnakların temsilcisi olarak projeye katılan Nebiya Alili de program çekimleri sırasında Kosova Boşnaklarının şu andaki durumu ve Kosova’nın bağımsızlığını kazanması halinde gelebilecekleri konum hakkında bilgi verdi. Balkanlarda Osmanlının mirasçısı olmanın ne kadar zor ama aynı zamanda ne kadar gurur verici bir olay olduğunu da dile getiren katılımcılar Türkiye’den kendilerine sahip çıkmasını beklediklerini ifade ettiler. Türkiye’nin AB’ye girme süreci hakkında yöneltilen soruya Safet Kaçar “Türkiye tek başına güçlü bir ülke, o Hıristiyan kulübüne girmek için zorlanmasına gerek yok, biz Türkiye’nin gözüne bakıyoruz Türkiye nereye bakıyor” diye cevap verdi.

Gazi Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslar arası ilişkiler bölüm başkanlığı ve Toplumsal Gelişim Derneği tarafından düzenlenen “Makedonya ve Kosova Boşnakları” isimli konferans 16.12.005 tarihi saat 15.00’te Gazi Üniversitesi 100.yıl konferans salonunda düzenlendi. Oturum başkanlığını Uluslar arası İlişkiler bölümü başkanı Sayın Refet Yinanç’ın yaptığı konferansa konuşmacı olarak Boşnak misafirler yanında ASAM Balkan Masası Temsilcisi Erhan Türbedar da katıldı.

Oturum başkanı Sayın Yinanç, Boşnakların Osmanlı öncesi dönemiyle konferansın açılışını yaptı. Daha sonra söz alan ASAM temsilcisi Erhan Türbedar Boşnakların Tarihi geçmişine ve Balkanlardaki konumunu genel olarak değerlendirdi. Makedonya’da yaşayan Boşnakların tarihi süreci, siyasi temsilcilikleri ve hakları hakkında bilgi veren Sayın Kaçar’ın ardından, Makedonya Boşnak gençlerinin eğitimi hakkında Boşnak Öğrenci Topluluğu Başkanı Esad Haydarpaşiç bilgi verdi. Son olarak Kosova Boşnakları temsilcisi Nebiya Alili Kosova Boşnaklarının tarihi geçmişleri, ülke içerisinde ki sayıları, konumları hakkında bilgi verirken Kosova’nın bağımsızlığına hazır olduklarını Arnavut kardeşlerimizin dün şikayet ettiği haksızlıklara kendilerinin de başkalarına saygı duymaları gerektiğini ifade etti.

Konferansın ardından Ankara’da okuyan Balkanlı öğrencilerle bir araya gelen misafirler bu projeden duydukları mutluluğu anlattılar. İstanbul’u kültür başkenti olarak ziyaret eden konuklar Türkiye’den ayrıldılar. Toplumsal Gelişim Derneği Başkan Yardımcısı Tugay Sait Seyhan konuyla ilgi yaptığı değerlendirmede dernek olarak özellikle Balkanlarda insan hakları üzerine faaliyet gösteren derneğimiz son üç ayda Yunanistan Gökkuşağı Partisi başkanı ile Romanya Macarlarının temsilcilerini misafir eden parti en son Sancak Milli Meclis Başkanı Dr Süleymen Ugljanin’i misafir ettiğini ifade söyledi. Ugljanin şu anda Sancak’ın ana kenti Yenipazar’ın belediye başkanlığını yapıyor.

Seyhan, 2006 yılı Şubat ayı sonunda dünyadaki tüm Gagavuz önderlerini Ankara’da toplamayı düşündüklerini ifade etti.

Not: Filiz NEZİR'in yazısı
http://www.makturk.com

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:47
Saffet Arıkan Bedük ( 1944) </B>
Ankara Milletvekili-DYP
SİİRT - 1944, Mehmet Zeki, Faize - İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi - Fransızca - Vali, Mülki İdare Amiri - Kaymakam, Başbakanlık Plan ve Prensipler Genel Müdürü, YÖK Üyesi, Emniyet Genel Müdürü, Ankara, Antalya, Malatya ve Kayseri Valisi, TPAO Yönetim Kurulu Üyesi, Basın İlan Kurulu Üyesi - XX nci Dönem Ankara Milletvekili - Evli, 2 Çocuk.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:47
Sahip Molla </B>
SAHİP MOLLA, Pirizade Mehmet (1838 – 1910)

Osmanlı İmparotorluğunun son Şeyhülislamlarındandır. Pirizadeler ismi ile maruf eski bir ailedendir. Babası Kazasker İbrahim İsmet Beydi. İstanbul’ da doğdu.O zamanın tanınmış ilim adamlarından hususi dersler aldı. Meşihat ve Adliyede muhtelif memurluklarda bulunduktan sonra uzun zaman Şurayı Devlet Azalığı yaptı. 1908 Meşruiyet İnkilabından sonra ilkin Ayan azası oldu. Bir yıl sonra da Şeyhülislamlığa getirildi. Sekiz buçuk ay kadar bu mevkide kaldıktan sonra kendi arzusu ile çekilmiş ve kısa bir müddet sonra da ölerek dedesi eski Şeyhülislamlardan Pirizade Mehmet Sahip Efendinin mezarına gömülmüştür..

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:48
Sait Bilgiç ( 1920)- (13.08.1988) </B>
1920'de Isparta'nın Şarkikaraağaç ilçesinde doğdu. İlkokul ve ortaokul öğrenimini müteakip 1939'da Afyon Lisesi'nden mezun oldu. 1940'ta Küpeler nahiyesi müdürlüğü yaptı. 1940-41'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girerek başladığı yüksek öğrenim hayatını 1944'te tamamladı. Yedek subay olarak askerlik görevini ifa ettikten sonra, Gümüşhane'de hâkim yardımcılığına tayin edildi. Bilahare istifa ederek siyasî hayata atıldı. 1950 ve 1954 seçimlerinde Isparta milletvekili seçildi. 27 Mayıs 1960'a kadar Demokrat Parti milletvekilliğini sürdürdü. Yassıada Mahkemesi'nde idamla yargılandı ve beş yıl ağır hapse mahkum edildi. 1962'de tahliye olduktan sonra İstanbul'a yerleşti. Pek çok günlük gazetede sayısız makaleleri yayımlandı. Bir hukukçu ve fikir adamı olarak kendisini vatanına ve milletine faydalı olmaya adayan Sait Bilgiç, aynı zamanda iki kız çocuğu babası olup örnek bir aile yapısına sahipti. Geçirdiği ağır hastalıklar neticesinde, 13 Ağustos 1988'de 68 yaşında vefat etti.

ESERİ
Anne ve Çocuk Sait Bilgiç

Türk siyasi tarihinin önemli simalarından Sait Bilgiç’in, anne gönlünü fethedemeyen insanın başarılı olamayacağı inancıyla kaleme aldığı günlüğü, BKY tarafından kitap dünyamıza yeniden kazandırıldı.
"Anne gönlünü fethedemeyen insan fezaya tırmanamaz. Milletlerin yükselişinde birinci hedef, anaların gönlünü fetihtir. Ne mutlu bu yolun yolcularına. Sevgi, her faziletin, sevgi, her büyük eserin doğurucusudur."

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:48
Sait Öztürk ( 1964) </B>
1964 yılnda Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ilçesie bağlı Düzbağ (Helete) kasabasında doğdu. İlk ve ortaokulu Düzbağ’da, liseyi Kahramanmaraş’da üniversiteyi Ankara’da bitirdi. 1987 yılında Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ne uzman yardımcısı olarak giren Öztürk, burada 1993’e kadar Araştırma Hizmetleri Bölümünde çalıştı. 1993 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal bilgiler Enstitüsü’ne bağlı olarak hazırladığı XVII. Yüzyıl Askeri Kassam Defterleri’nin Sosyo-Ekonomik Tahlili adlı teziyle İktisat Tarihi bilim dalında doktorasını tamamladı. Ekim 1996'da doçent oldu. 1993-1999 yılları arasında Dumlupınar Üniversitesi Bilecik İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapan Öztürk, Osmanlı Devleti’nin sosyal ve ekonomik tarihi sahasında çalışmalarına devam etmektedir.

ESERLERİ
Osmanlı Arşiv Belgelerinde Siyakat Yazısı ve Tarihi Gelişimi
Askeri Kassama Ait Onyedinci Asır İstanbul Tereke Defterleri
Tanzimat Döneminde Bir Anadolu Şehri olan Bilecik
Osmanlı Belgelerinde Siyakat Yazısı
Türklerin Ulum ve Fununa Hizmetleri (Bursalı Mehmed Tahir’den sadeleştirme)
Kitabu’s-sabun,Osmanlı Devleti’nde Sabunculuk, SabunHaneler Ve Sabun Sanayii

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:48
Sakıp Sabancı ( 07.04.1933)- (10.04.2004) </B>
Hacı Ömer Sabancı Holding'in Yönetim Kurulu Eski Başkanı
Sakıp Sabancı, 7 Nisan 1933 tarihinde Kayseri'nin Akçakaya köyünde fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.Çok genç yaşlarda, Bossa Un Fabrikası'nda veznedarlıkla iş hayatına başladı. Sırasıyla, çiftlik müdürü ve Bossa Tekstil İşletmesi Müdürü oldu. Babasının 1966 yılında vefatından sonra kurulan Sabancı Holding'in yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildi. Halen bu görevi yanında Holding'e bağlı çok sayıda kuruluşun Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı ve Murahhas Üyeliklerini yapmaktadır.1964 yılından itibaren, 25 yıl müddetle Adana ve Kocaeli Sanayi Odaları, Türkiye Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği üyeliği ve başkanlığı yaptı. Muhtelif vakıflarda çeşitli zamanlarda görevler üstlendi.1986 yılında Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği TÜSİAD'ın Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı üstlenen Sakıp Sabancı, 1987-1990 yılları arasında Yüksek İştişare Konseyi Başkanlığını yaptı. Son dönemlerde sosyal ve kültürel içerikli çalışmalara yoğun zaman ayıran Sabancı, Türkiye'nin 52 yerleşim merkezinde 111 kalıcı eğitim, sağlık,spor ve kültür tesisi meydana getiren Hacı Ömer Sabancı Vakfı'nın başkanıdır.Sakıp Sabancı evli ve üç çocuk babasıdır..

1933 - 7 Nisan 1933 tarihinde Hacı Ömer Sabancı (1906-1966) ve Sadıka Sabancı (1910-1988)'nın ikinci çocuğu olarak Kayseri'nin Akçakaya köyünde doğdu. Kardeşleri İhsan (1931-1979), Hacı (1935-1998), Şevket, Erol ve Özdemir (1941-1996) Sabancı'dır.


1948 - AKBANK'da 25 lira aylıkla "stajyer memur" olarak çalışmaya başladı. Bankada yazı makinesi, hesap makinesi kullanmayı, tahsil fişi, tediye fişi ve makbuz kesmeyi öğrendi.
İlk kez İstanbul'a geldi, Sirkeci'deki Özipek Palas Oteli'nde kaldı.

1950 - Üç yıl üstüste zatürre hastalığı geçirmesi nedeni ile liseyi bitiremeden okuldan ayrıldı ve aynı yıl kurulan BOSSA Un Fabrikası'nda veznedar oldu, maaşı 50 liraya çıktı.

1955 - BOSSA Un Fabrikası'na ticaret müdürü oldu. Aynı yıl ikinci el Pontiac marka beyaz spor bir otomobil satın aldı.

1957 - Teyzesinin kızı Türkan Civelek ile BOSSA fabrikasının bahçesinde yapılan bir düğün töreni ile evlendi. BOSSA tekstil fabrikasında Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaya başladı.

1964 - Büyük kızı Dilek dünyaya geldi. Adana Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı oldu.

1966 - Babası Hacı Ömer Sabancı İstanbul'da vefat etti. Aynı yıl Türkiye'deki ilk poliester elyaf ve iplik fabrikası SASA kuruldu.

1967 - Kardeşleriyle birlikte HACI ÖMER SABANCI HOLDİNG A.Ş.'yi kurarak Yönetim Kurulu Başkanı oldu.
Topluluk şirketlerinden ilk olarak Akçimento hisse senetleri halka arz edildi.

1970 - İkinci çocuğu Metin dünyaya geldi.Zihinsel özürlü olarak dünyaya gelen Metin Sabancı'nın tedavisi için Amerika ve Avrupa'da pekçok hastane ve doktora başvuruldu. Tamamen iyileşme olanağı olmayan bu hastalıktan muzdarip pekçok gence yardım için 1976 yılında Erol Sabancı Spastik Çocuklar Tedavi ve Eğitim Merkezi ile 1996 yılında Metin Sabancı Spastik Çocuklar ve Gençler Eğitim Üretim ve Rehabilitasyon Merkezi kuruldu.

1973 - Küçük kızı Sevil dünyaya geldi.

1974 - O dönemler Sabancı Holding Genel Koordinatörü olarak görev yapan Türkiye Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ısrarı üzerine Sabancı Holding İstanbul'a taşındı. Anne Sadıka Sabancı'nın bütün malvarlığını bağışlaması ve Sabancı kardeşlerin katkılarıyla Hacı Ömer Sabancı Vakfı VAKSA kuruldu. Vakıf bugün, toplam 53 yerleşim merkezinde 112 kalıcı esere sahip, Türkiye'nin en büyük aile vakfıdır.
İzmit Köseköy'de LASSA (BRİSA) kuruldu.

1981 - Türk sermayesi ile yurtdışındaki ilk banka AKINTERNATIONAL BANK ( Sabancı Bank Plc.) Londra'da kuruldu.
Amerika'da Houston'da ilk kez kalp kapakçığı ameliyatı oldu.

1984 - İlk onursal doktorası Eskişehir Anadolu Universitesi tarafından verildi.
İsveç'te, Stockholm'de Uluslararası Ticaret Odası Kongresi'nde Türkiye'yi temsil etti.

1985 - ABD eski Başkanı Jimmy Carter ve eşi, Sakıp ve Türkan Sabancı'yı Emirgan'daki evlerinde ziyaret etti.
Türk ekonomisindeki gelişmeleri, Avrupa'daki uluslararası firmaların ve bankaların temsilcileri ile Türkiye ile iş yapan İsviçre bankaları ve İsviçre firmalarının temsilcilerine aktarmak amacıyla İsviçre-Türk Derneği'nin Cenevre'de düzenlediği toplantıya konuşmacı olarak katıldı.
"İşte Hayatım" isimli ilk kitabı yayınlandı.
Mimar Sinan konusunda Fransa'nın ünlü Sorbonne Üniversitesi'nde konferans verdi.

1986 - TÜSİAD'ın Yönetim Kurulu Başkanı oldu.

1987 - Şimdi Belçika Kralı olan Prens Albert İstanbul'a gelerek, Sakıp Sabancı'ya Emirgan'daki evi Atlı Köşk'te "Belçika Kraliyet Nişanı" takdim etti.
Sabancı ve DuPont ortaklığıyla ilk yüzde 50/50 "joint venture" şirket DUSA kuruldu.
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı oldu.
Sakıp Sabancı ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşini Beyaz Saray'da ziyaret etti.

1988 - Sakıp Sabancı ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşini Beyaz Saray'da ikinci kez ziyaret etti.

1989 - Babası Hacı Ömer Sabancı zamanında toplanmaya başlanan Resim ve Hat koleksiyonlarının sergilenmesi için SSCB Kültür Bakanlığı'nın daveti üzerine Moskova'da bir sergi açıldı. Bu sergi, sonraki yıllarda dünyanın en önemli müzelerinde segilenecek "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" için bir mihenk taşı oldu.
Amerika'da Houston'da ikinci kez kalp ameliyatı oldu.

1992 - Japon hükümeti tarafından Sakıp Sabancı'ya "Kutsal Hazine Altın ve Gümüş Yıldız Nişanı" takdim edildi.

1993 - 1988 yılında temeli atılan SABANCI CENTER açıldı.

1994 -Japon Toyota ve Mitsui ile yüzde 50/50 ortak olarak Türk otomotiv sanayiine yeni bir pencere açacak TOYOTASA fabrikası Adapazarı'nda açıldı.

1996 - Kardeşi Özdemir Sabancı elim bir saldırıda hayatını kaybetti.

1997 - Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından "Devlet Üstün Hizmet Madalyası" ile onurlandırıldı.
Dünyaca ünlü gıda devi Fransız Danone ile yüzde 50-50 ortaklıkla DANONESA kuruldu. Fransız Hipermarket zinciri Carrefour ve Sabancı ortaklığı ile CARREFOURSA Hipermarket Zinciri kuruldu.

1998 - "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" New York'ta Metropolitan Müzesi'nde sergilendi. Böylece Metropolitan Müzesi'nde sergilenen ilk özel koleksiyon ünvanına sahip oldu.
Du Pont firması ile ortaklaşa Arjantin ve Brezilya'daki endüstriyel iplik ve kord bezi fabrikaları satın alındı.
Kardeşi Hacı Sabancı vefat etti.

1999 - 170 Milyon dolarlık yatırımla, Türk eğitimine yeni bir soluk getirmesi hedeflenen SABANCI ÜNİVERSİTESİ İstanbul'da açıldı.
Çukurova Üniversitesi tarafından onbirinci onursal doktorası takdim edildi.

2000 - "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" Paris'te Louvre Müzesi'nde sergilendi.

2001 - Sabancı ve DuPont'un yüzde 50-50 ortaklığıyla 4 kıtada toplam 16 fabrika ile faaliyet gösteren DUPONTSA ve DUSA INTERNATIONAL şirketleri kuruldu.

Sakıp Sabancı ve ailesi ABD Başkanı Bill Clinton'ın davetlisi olarak Beyaz Saray'a gittiler.

Fransız Hükümeti,"Altın Harfler" koleksiyonunun Louvre Müzesi'nde sergilenmesini gerçekleştirerek Fransız-Türk kültür ilişkilerine yaptığı katkılar ve Fransa'nın önde gelen şirketlerinden Danone, Carrefour ve BNP ile sürdürdüğü başarılı ortaklıklarından dolayı, Elysée Sarayı'nda yapılan törenle, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından Sakıp Sabancı'ya "Légion d'honneur" şeref nişanı takdim edildi.

Sakıp Sabancı öldü

Hacı Ömer Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı, 10 Nisan 2004 tarihinde tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. 12 Nisan 2004 tarihinde Devlet töreniyle defnedilen Sakıp Sabancı'nın cenazesine, iş, siyaset ve sanat dünyasının temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:48
Salih Bozok ( 1881)- (1941) </B>
1881'de Selanik'te doğdu. Mustafa Kemal ile önce mahalle, daha sonra da okul arkadaşlığı daha başlangıçta kaderini çizmiş oldu. İkisi de aynı okullarda okuduktan sonra aynı yıl Harp Okulunu bitirdiler. Salih Efendi jandarma sınıfına seçilmişti. Mustafa Kemal ise Akademiye devam edecek, kurmay olacaktı. Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi başlatmak üzere Anadolu'ya geçmeden önce ve Suriye Cephesi'nde bulunduğu sırada Salih Efendi'yi başyaver olarak yanına getirtti. Sürekli beraberlik böyle başladı ve Salih Bey yarbaylıktan emekliye ayrıldıktan sonra bile Mustafa Kemal'in yakınında kaldı.

Yüzbaşı Salih, Mustafa Kemal'in yanında, Heyeti Temsiliye'de görevli olarak Ankara'ya gitti. Mustafa Kemal Meclis Başkanı iken o da Meclis Başkanı başyaveriydi. Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı seçilince yarbay Salih de Cumhurbaşkanlığı başyaveri oldu. Yarbay rütbesinde ordudan istifa ettiğinde önce, o zamanki adı Bozok olan Yozgat'tan milletvekili seçildi; milletvekilliği 1939 seçimlerine kadar her dönemde yenilendi; bu arada Mustafa Kemal'in sofrasındaki yerini ve çevresindeki görevini de muhafaza ediyordu. Salih Bey bu dönemde İş Bankası'nın kurucuları ve hissedarları arasında yer aldı. Mustafa Kemal'in ölümüyle Salih Bozok'un dünyası da yıkılmış oldu. Milletvekilliği sürdüğü halde sağlık durumundan şikayet ederek Yalova'ya çekildi ve 1941 yılında öldü.

ESERLERİ

Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor
Salih Bozok
Doğan Kitapcılık İstanbul 2001

"Atatürk'le birlikte yaptığım seyahetlere dair bazı defterde notlarım olduğu gibi, Atatürk'ün bana gönderdiği çok kıymetli mektupları vardır. Bunları neşretmek için benden satın almak isteyenler olmuştur, fakat Atatürk buna müsaade etmedi ve 'Bunları biz öldükten sonra neşretmek üzere çocuklarına miras bırak' dedi. Ben de onun için hepsini muhafaza ederek size miras bıraktım".
İşte Salih Bozok'un bu mirası, ölümünün 60. yıldönümünde oğlu Muzaffer Bozok tarafından yayımlıyor.
Esir aldığı Trikopis'e Napolyon'u örnek gösteren...
İzmirde kendisine diklenen İngiliz konsolosu odasından kovan...
Annesinin mezarının başında ulusal egemenlik yemini eden bir Mustafa Kemal bulacaksınız.
Tabiî Latife Hanım'la evlenmelerinin ve boşanmalarının öyküsü,
İnönü ile küslüklerinin içyüzünü,
sofrada kopan kimi kavgaların ilginç ayrıntılarını
ve Atatürk'ün hastalığının perde arkasını da...

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:49
Salih Murat </B>
Yücel Hepimizin Davası
http://www.makturk.com
22.01.2005

Okuyacağınız yazı, bundan yaklaşık dokuz yıl önce yazılıp gönderildiği Birlik gazetesinde yayımlanmadı. Yayımlanmamasının haklı gerekçeleri vardı belki. Belki cesaretten yoksun beyinlerin gereksiz sansürüne uğradı. Bugün bunun için kimseyi suçlamıyorum. İnsan dediğimiz taştan değil ki. Her nasıl olursa olsun yayımlanmaması iyi olmadı ama.

19 - 25 Ocak 1948 tarihleri arasında, Üsküp’te, dönemin Yugoslavya Federatif Halk cumhhuriyetinde yaşayan Türklere kurulan komplonun sahnelenmesi anlamına gelen Yücel duruşması yapıldı. 25 Ocak 1948de okunan kararla dört kişi idama, onlarca kişi ağır hapis cezasına gönderildi.

O zamandan 57 yıl geçmiş olmasına rağmen, olayın perde arkası henüz aydınlatılamadı. Yücelcilerin itibarlarının iadesi girişimi maalesef sonuçsuz kaldı. Olayın kahramanları hakkında ciddî bir çalışma maalesef yapılamadı. Yücel başlattığı haklı davayı sahiplenen çıkmadı. Sonuçta Makedonya ve Kosovada yaşayan Türkler, Makedon ve Arnavut milliyetçiliğinin kıskacında, olmak ya da olmamak noktasına geldiler.

Böyle olmakla birlikte hâlâ hiçbir şey için geç değildir. Her nerede olursak olalım bu yüce dava etrafında birleşelim, kenetlenelim; belli mihrakların bizi birbirimize düşürmek için öne çıkardıkları, aslında doğal görülmesi gereken aramızdaki mevcut fikir ayrılıklarına yenik düşmeyelim; aklın yolunun bir olduğunu göz ardı etmeksizin asgari müştereklerde buluşup hareket edelim.
Suat ENGÜLLÜ'nün yazısı

Yücel Hepimizin Davası

Yazılmamış, yazdırılmamış olmasına bakmayın siz. Bu da, zaaflarımızdan yararlanarak bizi oyuna getirenlerin, yıllar yılı başımıza ördükleri onca çoraptan biridir sadece. Oysa gerçek olan, Makedonya Türklerinin, her şeye rağmen, her zaman, her yerde gurur duyabilecekleri bir tarihe sahip olduklarıdır.Ne yazık ki verdikleri ulusal ve kültürel kimlik mücadelesinde tarihin (tabiî ki genel tarihimizi değil, Makedonya Türkleri Tarihini kastediyorum) öneminin bilincine maalesef vâkıf olamayan aydınlarımız, küçük hesaplar peşinden koşma telâşı içinde, Makedonya Türkleri için böylesine hayatî önem taşıyan büyük meselelerle uğraşmaya vakit ayıramamaktadırlar. Böyle olunca da, bir an önce aydınlatılmayı bekleyen önemli tarihi olaylarımız üst üste yığılmaya devam etmektedir.

Kesinlikle itirazım yok! Totaliter rejim yıllarında Makedonya Türklerinin Tarihinin yazılmasını gündeme getirmek, tıpkı ateşle oynamak anlamına gelirdi. Fakat bugün öyle değil artık. Görülen bütün olumsuzluklara rağmen, demokrasi sürecinde önemli sayılabilecek bir yolun kat edildiğini görmezlikten gelen, bu yüzden de hâlâ olaylara yasakçılık merceğinden bakan totaliter zihniyet sahipleri feryadı basmaya kalksalar bile, hiç kimse Makedonya Türklerinin Tarihi ile ilgili çalışmalara engel olamaz. Yeter ki aydın geçinen Makedonya Türkleri böylesine önemli ve hayırlı bir işe soyunmayı akıl etsinler. Akıl etsinler de, hâlâ karanlığın ötesinde aydınlatılmayı bekleyen olaylar, birer birer aydınlığa kavuşabilsinler. Muhakkak ki bi sayısı bir hayli kabarık olan olaylardan biri, totaliter rejimin, özellikle Makedonya’da yaşayan Türklere karşı düzenlediği bir komplo olduğunu hiç tereddüt etmeden iddia edebileceğimiz Yücel Olayıdır.

Hiç kuşkusuz yakın tarihlerinde yedikleri en büyük darbe olan Balkan Savaşları yıllarında maruz kaldıkları, o dehşet verici mezalimden bu yana, Makedonya Türklerinin cansiperane verdikleri ve bütün zorluklarına rağmen, bugün de saygılanası bir özveriyle sürdürdükleri ulusal ve kültürel kimlik mücadelesinde, son yıllarda tanık olduğumuz (şimdilik sadece kıyısından köşesinden söz açma şeklinde olsa bile) Yücel Olayını deşme çabaları, özellikle bu mücadelenin geleceği bakımından, son derece büyük önem taşımaktadır. Hatta öyle sanıyorum ki bu hiç aralıksız devam edip günümüze ulaşan mücadelenin, önümüzdeki yıllarda yeni aşamalar kaydedip daha başarılı olabilmesi, totaliter rejim tarafından sözün tam anlamıyla öcü hâline getirilmiş bulunan Yücel Teşkilâtı ve Yücelcilikin, bütün doğruları ve yanlışları, sevapları ve günahlarıyla, mümkün olduğunca ayrıntılara varana kadar aydınlatılmasına; bu, esas itibarıyla barışçıl ve demokratik olduğu kesinlikle yadsınamayacak ulusal ve kültürel davanın özünün doğru dürüst algılanmasına; tarih içinde bayrak ve devlet kompleksi görmemiş Türklüğe has hoşgörü temeline dayalı Yücelcilik coşkusu içinde ulusal ve kültürel değerlerimize sahip çıkılmasına önemli ölçüde bağlıdır.

Bugüne kadar, konuyla ilgili, ister Türkiye’de yapılan (maalesef öznel yorumların ağır bastığı ve değerlendirmelerin çoğu zaman yüzeysel olduğu gözden kaçmayan) yayınlar; ister Kosova ve Makedonya’da, daha çok Yücel Gerçeği?nin rahatça konuşulabilmesi zamanının gelip gelmediğinin bir bakıma yoklanması amacıyla kaleme alınanlar, örgütlenme sürecini henüz tamamlayamadan meydana çıkarılan Yücel Teşkilâtı hakkında tatmin edici bilgiler vermekten uzak şeylerdir. Hatta bu yazılanlardan bazıları, öylesine yanlış bilgiler ve yanıltıcı iddialar içermektedir ki Yücel Teşkilâtının asıl amacına gölge düşürmek niyetiyle kaleme alındıkları kanısını uyandırmaktadır. Bunun en bariz örneği, Mehmet Ardıcı imzasıyla yayımlanan Yücelciler 1947 kitabıdır kuşkusuz.

Bazı kaynaklarda bir hareket olarak gösterilen, oysa henüz yolun başındayken önünün kesildiğini bildiğimiz Yücel Teşkilâtından söz açmaya kalkarken, ayrı ayrı dönemlerde bu teşkilâtla ilgili ortaya atılan asılsız iddia ve suçlamaları daha baştan çürütebilecek yorumların daha sağlıklı olmasını sağlayacak, kanımca çok önemli bir tespitin yapılması gerekir. Bu da, Yücel Teşkilâtının, aslında Balkan Savaşlarından, özellikle de Birinci Dünya Savaşından sonra, Makedonyada başlatılan ve Kosova ile Sancak bölgelerini de içine alan daha geniş bir coğrafyada, Türk ulusal ve kültürel kimliğine sahip çıkmak, bununla birlikte, bu coğrafyada yaşayan Türk-Müslüman ahalinin hak ve özgürlüklerini savunmak amacıyla yürütülen barışçıl mücadelenin devamını getiren; farklı koşullar altında ortaya çıkan, fakat ne hikmetse hep aynı kaderi yaşayan (daha yolun başında önlerine set çekilen) İslâm Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti, Cenubî Sırbistan Müslüman Teşkilâtı ve Yardım Cemiyetinin doğal uzantısı olduğudur.

Yücel Teşkilâtının ortaya çıktığı dönem, rejim değişikliğinin beraberinde getirdiği yeni koşullar ve tabiî yeni olanaklar bakımından da, İslâm Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti, Cenubî Sırbistan Müslüman Teşkilâtı ve Yardım Cemiyeti?nin ortaya çıkıp faaliyet gösterdikleri dönemlerden çok farklıdır. Azınlıklara, o zamana kadar görülmemiş ölçüde geniş hak ve özgürlüklerin tanınacağının taahhüt edildiği bu dönemde, vaat edilenlerle gerçekleştirilenler arasında tam bir uçurumun söz konusu olmasına rağmen, azınlıklardan herhalde eski durumlarını hatırlayıp yeni durumlarına şükretmelerini bekleyen zihniyetin hakim olduğu bir ortamda, vaat edilenlerle gerçekleştirilenler arasındaki uçurumun kaldırılmasını sağlamak amacıyla, aslında henüz verilmeden alınan kimi hak ve özgürlüklerin elde edilmesi mücadelesine soyunan Yücel Teşkilâtı, bilinçli olarak çok ağır bir yükün altına girmiştir.

Stalinizmin keyfince at oynattığı yıllarda illegal faaliyete başlayan Yücel Teşkilâtının kurucu ve yöneticileri, yakayı ele verdikleri takdirde, kendilerini ağır cezaların beklediğini bilerek yola çıkmışlardı. Bunu, 1948 yılının ocak ayı sonlarında yapılan ve hepi topu altı gün süren Yücel Duruşmasında on üç yıl hapis cezasına mahkûm edilen, 1911 yılının Ramazan Bayramında İstanbul’da görüştüğüm matematik profesörü, rahmetli Muzaffer Ahmed Süleyman (Hocaoğlu) bizzat söylemişti. Fakat Yücelcilerin hiçbiri, terör ve casusluk suçundan yargılanabileceklerini, kendilerinden eşkıya olarak bahsedilebileceğini; mahkeme salonu ve mitinglerde, dostları ve yakınları tarafından faşist ve vatan haini ilân edilebileceklerini, hele hele aralarından bazılarının idama gidebileceklerini tahmin bile etmiş değillerdi. Nedir ki o uzak, çalkantılı, tehlike çanlarının ayyuka çıktığı 1948 yılında hiç tahmin edilmeyenler oldu ve birkaç yıl sonra patlak veren, Balkan Savaşlarından sonraki en büyük Türk göçü ile son bulan o müthiş senaryo gereği, Yücel Teşkilâtı ve Yücelciler en umulmadık suçlamaların hedefi Hâline geldiler. Sonuç, Makedonya Türkleri için tam bir trajediydi.

Ne hazindir ki 1955 yılında ilân edilen aftan yararlanarak özgürlüklerine kavuşan Yücelcilerin dört dava arkadaşlarının haksız idamını, kendilerine yöneltilen haksız suçlamaları sineye çekip haklı davalarından vazgeçip Türkiyeye göç etmeyi seçmişlerdir. Bundan daha acı olan da, Türkiyeye yerleştikten sonra, uygar bir düzeyde Yücel davasının haklılığını dünya kamuoyuna duyurabilecek herhangi bir etkinliğe teşebbüs bile etmemiş olmalarıdır. En kötüsü ise ölen dava arkadaşlarının anısını gelecek kuşaklara taşıyacak bir monografi hazırlatmayı bugüne kadar akıl etmemeleridir. Hatta 1992 yılında, Makedonya devleti nezdinde Yücelcilerin itibarlarının iadesi için gündeme getirdiğim imza toplama kampanyasında da pasif kalmaları beni gerçekten de hayrete düşürmüştür. Fakat bütün bunları kişisel zaaflar olarak görmek ve kesinlikle 1948 Yücel Ruhuna mal etmemek gerekir. Bütün bunları yapmanın artık bizlere kaldığını unutmamak da tabiî ki.

Birçokları henüz erkendir diyebilir ama ben hiç öyle düşünmüyorum ve ekliyorum:

1998 Ocağında Yücel Olayının 50. yılı doldu. Bu nedenle, mahkeme kararının Mareşal Tito Meydanına yerleştirilen hoparlörlerden dinletildiği Üsküpte, acımasız bir komploya kurban giden Yücel Teşkilâtı ve Yücelcilerin aklanmaları sürecini de başlatmış sayılabilecek bir bilimsel toplantı pek âlâ yapılabilir kanısındayım. Umarım böylesine anlamlı ve değerli bir toplantı, totaliter rejimin o ünlü gözdağı verme zihniyetine özenen birileri tarafından, bir zamanlar düzenlenmesi girişiminde bulunulan edebiyat toplantılarının bile önlenmesi için başvurulan ?Ne o, yoksa Türk kurultayı mı yapıyorsunuz lâkırdısıyla engellenmeye kalkışılmaz.
X
TUTUKLANMALARININ YIL DÖNEMİ
19.09.2004

Bu yıl , Yücelcilerin tutuklanmalarından ve hüküm giymelerinden tam 57 yıl ( tutuklamalar 19/09/1947 yıl. gerçekleşmiştir) geçti. Bazı gerçekler hala sırrını koruyor. Bu günlerde tam 57 yıl önce Makedonya?da yaşayan Müslümanlar yasa boğuldular. Yüzlerce aydın tutuklandı, zindanlarda ölüme mahkûm oldular. Bunlara karşı büyük insanlık suçu işlenmiştir. Düzmece Muhakemelerden çıkan sonuç: 4 ölüm cezası , yüzlerce insana hapis cezası, vatandaşlıkları ellerinden alınması , mal mülklerine el konulması, her türlü içkence ve sürgünler uygulanmıştır. Şuayip efendi ve arkadaşları bütün hayatlarında eğilmek nedir bilmediler, inandıkları davadan sonuna kadar dönmediler ve bu dava için şehit edildiler .

Salih MURAT
ADEKSAM Genel Sekreteri ve MATÜSİTEB Hukuk Baş Danışmanı

Bir Milletin, tarihi yıkıldığı yerden başlar. Biz Makedonya?da yaşayan Müslüman Türkler, buralarda ne zaman yıkıldığımızın yollarını ararken, bu yollar bizi hep Yücelciler dönemine götürüyor.

1950-den sonra birileri dediler ki:??Onların buralarda hiçbir umutları kalmadı . Her şeylerini yok ettik, mahvoldular??. Aldandılar: inanç , azim ve sabır bütün ümitlerin bittiği yerde bir ümit kaynağıdır. İşte 50 yıldan sonra, bizler için Makedonya?da yeni ümit ve bundan sonra toparlanma süreci başlamış bulunmaktadır .

Osmanlının çekilişinden sonra Balkanlarda çok düzenler gelmiş geçmiş, ancak hepsinin ortak özelliği soykırım ve zulüm olmuştur. Bunlar, var olan her şeyi yıkıp , altüst eden zihniyetlerdir. Bize karşı yapılan bütün bu katliamları ve zulümleri kamuoyuna ve tarihe yansıtacak insanımız maalesef kalmadı (Bize karşı akıl almaz soykırımlar yapılmıştır). Diğer yandan, bizlere zülüm edenler kendi bilim akademilerini bizim yıkılan temellerimiz üzerine kurmaya başladılar .

Bir Yücelci bir hatırasında şunu söylüyor : ?Bizleri memlekete türlü mübalağalar ile de olsa hatırlayabilecek kaç kişi olacaktır ? Memlekete yeni nesil bizleri tanımadan gelip çağını yaşamaya başladı bile? Hayır, Sizleri Makedonya?da yaşayan ve yaşayacak Müslüman Türkler rahmet ve dualarla ebediyen anacaklardır. Yeni nesil insanları, sizleri o zamanın yiğit ve kahraman insanları olarak kalplerinden hiçbir zaman silmeyecektir. Sizlere destanlar yazacak. Makamınız Cennet Olsun. Sizleri Rahmetle anmamız boynumuzun borcu sayılmaktadır. Yücelciler ve o zamanda buralarda yaşayan Türkler seslerini duyurabilmiş olsalardı, Türk insanına şunları söyleyeceklerdi:?Biz buralarda hep sizin hiçin vurulduk, aşağılandık, yuhalandık, sözlerin en kötüsüne maruz kaldık ve içimize gömdük. Zindan olduk, öldürüldük. Bunları sizlere, sizi kırmamak, üzmemek ve üzülmemeniz için yıllarca açığa çıkarmadık. Birileri sizi unutmamızı istediler. Biz, sizi tanımadan, görmeden sevdik?. Üzülerek kaydetmek istiyorum ki bugün tarih adına Yücelciler hakkında yazılanların, pek azı hariç, gerçek tarihle alakası yoktur. Mutlaka bir gün hakikatlar ve gerçekler ortaya çıkacak. Çünkü mutlaka hakikatları ve gerçekleri bilen biri var. İmam Rabbanînin dediği gibi: ''Allah ötelerin ötesi , ötelerin ötesinden da ötesi, ondan daha ötesi, her ötenin ötesini biler''. Bu hakikatlar ve gerçekler aydınlatıldıktan sonra Makedonya?da ki soykırımı, buralarda yaşayan Müslüman Türklerin gerçekten çok yiğit ve mert oldukların ve büyük destanlar yazdıkları ortaya çıkacak .

Not : Uzun zamandır Yücelcilerin hukuku boyutunu araştırıyoruz. Geçen yılda BİRLİK Gazetesinde tefrika halinde ??Yücelcilere Nasıl Kıydılar?? başlığı altında 12 yazımız çıktı. Yakın bir zamanda çok şeylerin aydınlanacağını umuyoruz. Bu çalışmamız hepimiz için hayırlara, faydalı kılmasını ve cümlemizi rızasına erdirmesini Cenabu-ı Hak'tan niyaz ederim.

Salih MURAT
ADEKSAM Genel Sekreteri ve MATÜSİTEB Hukuk Baş Danışmanı
http://www.makturk.com

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:49
Salih Paşa ( 1813)- (26.07.1861) </B>
İstanbul Şehremini (Belediye Başkanı)

10 Zilkade 1271-4 Rebiülevvel 1272
25 Temmuz 1855 - 14 Kasım 1855
Emanet Müddeti: 3 ay 23 gün.

1229 (1813/14) İstanbul doğumludur. Zabtiye Müşiri Pepe Mehmed Paşa’nın büyük oğludur. Tahsilini Enderûn-i Hümayun’da tamamlamış, askerlik mesleğinde suvari miralaylığına kadar yükselmiştir. Daha sonra askeri rütbesi mülkiyeye dönüştürülerek Mir-i Miran olmuş, bir süre sonra da Bingazi Mutasarrıflığına tayin edilmiştir. Beyoğlu ve Canik Mutasarrıflıkları görevlerinden sonra, yeni kurulmuş olan İstanbul Şehremaneti görevine getirilmiştir.

Kısa bir süre bu görevde kaldıktan sonra azledilen Salih Paşa, Filibe, Tırnova, Varna ve Gümülcine’de kaymakamlık yapmıştır. Ardından 4 yıl süreyle Amasya’da görev yapan Salih Paşa gözleri rahatsız olduğu için görevden çekilmiştir.

Babası Mehmed Paşa’nın vefatından sonra Sultan Abdülaziz tarafından babasının yerine Zabtiye Müşirliği’ne tayin edilmek istenmişse de gözlerinden muzdarip bulunduğu ve hiç maaş ve memuriyeti olmadığı arzedilmiş, bunun üzerine mutfak masrafı adıyla maliye nezaretinden kendisine 4000 kuruş maaş tahsis edilmiştir.

Son zamanlarında rütbesi Rumeli Beylerbeyiliği’ne terfi olunan Salih Paşa 18 Muharrem 1278 (26 Temmuz 1861) tarihinde 58 yaşında vefat etmiş ve Süleymaniye Camii haziresine defnedilmiştir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:49
Salim Şengil - (28.06.2005) </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Edebiyatımız ‘Amca’sız kaldı
Zaman 30.06.2005

Yayınladığı ‘Seçilmiş Hikayeler’ ve ‘Dost’ dergileriyle Türk edebiyatında derin iz bırakan yayıncı ve öykücü Salim Şengil önceki gün hayatını kaybetti.

Bir süre önce kalp yetmezliği sebebiyle hastaneye yatırılan Şengil, vefatından üç gün önce evine dönmüştü. Öykücü Nezihe Meriç’in eşi olan Salim Şengil, özellikle 1957-1967 yılları arasında Ankara’da çıkardığı ‘Seçilmiş Hikayeler’ dergisiyle Türk edebiyatının nabzını tutmuştu. Bu dergide, Vüs’at O. Bener, Orhan Duru, Erhan Bener gibi isimleri Türk öykücülüğümüze kazandırdı. Ardından, 102 sayı çıkaracağı Dost dergisini ve Dost Yayınları’nı kurup yönetti. Salim Şengil, 1950 kuşağı öykücülerinin ve İkinci Yeni şairlerinin öne çıkmasında etkili olmuştu. Edebiyat çevrelerinde ‘Salim Amca’ diye anılan Şengil’in öykü kitaplarından başka Anılarda Kalan Portreler adlı bir anı kitabı ve Bir Rüzgar Esti adlı bir oyunu bulunuyor. Salim Şengil’in cenazesi bugün öğleyin Bebek Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilecek. Kültür-Sanat

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:49
Samet Ağaoğlu ( 1919)- (06.08.1982) </B>
1919 yılında Bakü'de doğdu. Türkiye'ye göç eden, Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinin ünlü siyasetçisi Ağaoğlu Ahmed Bey'in oğludur. İlk ve orta öğretimini Beyazıt Lisesi (1926) ve Ankara Lisesi'nde yaptı (1929). Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdi (1931), İhtisas yapmak üzere Strassburg Üniversitesi'nde bulundu ancak doktorasını tamamlamadan yurda dönmek zorunda kaldı (1932). Yurda dönünce İktisat Bakanlığı İş ve İşçiler Bürosu Tetkik Memurluğu'nda memuriyete başladı.. Aynı Bakanlıkta İç Ticaret Genel Müdürü iken devlet hizmetinden ayrılıp (1946) avukatlığa geçti ve Demokrat Parti'nin kurucuları arasında yeraldı. 1950, 1954, 1957 seçimlerinde Manisa'dan Milletvekili seçildi, Başbakan Yardımcılığı, Çalışma, İşletmeler, Sanayi ve Devlet Bakanlığı yaptı. 27 Mayıs askeri darbesinde diğer Demokrat Partili'ler gibi o da tutuklandı ve Yassıada'ya sürüldü. Müebbet hapis cezasıyla İmralı ve Kayseri cezaevlerinde yattı. 7 Ekim 1964'te çıkarılan aftan yararlanarak serbest kaldı. Aftan sonra kendini tümüyle yazılarına veren Samet Ağaoğlu, 6 Ağustos 1982 tarihinde öldü.

ESERLERİ
Hikaye Kitapları:Strasburg Hatıraları, Zürriyet, Öğretmen Gafur, Büyük Aile, Hücredeki Adam, Katırın Ölümü
Hatıra:Babamdan Hatıralar, Babamın Arkadaşları, Aşina Yüzler, Arkadaşım Menderes, Marmara’da Bir Ada, Demokrat Parti’nin Doğuş ve Yükseliş Sebepleri, İlk Köşe.
İnceleme:Kuva-yı Milliye Destanı
Gezi : Sovyet Rusya İmparatorluğu

Siyasi Günlük
Demokrat Parti'nin Kuruluşu
Samet Ağaoğlu
İletişim Yayınevi / Anı Dizisi

Samet Ağaoğlu, sadece siyaset sahnemizin değil siyasi literatürümüzün de en özgün ve en önemli isimlerinden. Ağaoğlu'nun ilk kez günışığına çıkan siyasi günlüğü, yakın tarihimizin önemli bir dönemine ilişkin çok zengin bir eser niteliğinde.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:50
Sami Güçlü ( 1950) </B>
58. VE 59. HÜKÜMET TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ

Sami Güçlü, 1950 yılında Konya'da dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden mezun olan Güçlü, iki yıl özel sektörde çalıştıktan sonra, Türkiye Zirai Donatım Kurumu Teftiş Heyeti'nde görev yaptı.
Güçlü, 1976 yılında Sakarya D.M.M. Akademisi'ne asistan olarak girdi. 1980 yılında İ.Ü. İktisat Fakültesinde doktorasını tamamlayan Güçlü, 1985-86 döneminde Leicester Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. Güçlü, 1995 yılında profesör oldu

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:50
Sami Şebek </B>
Sami Şebek
Türkmen Liberal Demokratik Topluluğu Başkanı
Kürt grupların kurduğu kukla Türkmen partilerinden biri olduğu iddia ediliyor.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:50
Samiha Ayverdi ( 25.11.1905)- (22.03.1993) </B>
Sâmiha Ayverdi, 1905 Ramazan’ının Kadir Gecesi’ne rastlayan 25 Kasım günü, İstanbul Şehzadebaşı’nda dünyaya gelmiştir. Babası Piyade Kaymakamı (Yarbay) İsmail Hakkı Bey’dir. Ayverdi, babasına atfen, dedesinin soy kütüğünün Ramazanoğullar’ına kadar uzandığını nakleder. Annesi Fatma Meliha Hanım’ın ataları Kanuni’nin Budin seferinde şehit olmuş (1541) ve oraya defnedilmiş Gül Baba’ya kadar uzanır.Sâmiha Ayverdi, Kubbealtı Akademi’sinin kurucu üyesidir. Ayrıca, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul ve Yahya Kemal Enstitülerinde faal üyeliklerde bulunmuş, Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi’nin kurucu üyeliğini yapmıştır.

Ayverdi, hizmetlerinden dolayı, 1978’de Türkiye Millî Kültür Vakfı Armağanı ile taltif edilmiş; 1984’te kendisine, Millî Kültür Vakfı Tarafından Türk Millî Kültürüne Hizmet Şeref Armağanı takdim edilmiş, 1985’de Yeryüzünde Birkaç Adım isimli eseri münasebetiyle Boğaziçi Yayınları tarafından Boğaziçi Başarı Ödülü verilmiş; 26 Nisan 1986’da, Türk Edebiyat Vakfı tarafından Millî Sanata Hizmetlerinden ötürü bir plaket sunulmuştur.

Bunların yanısıra, Türk Edebiyat Dergisinin 127inci sayısında (1984), Sâmiha Ayverdi için özel bir bölüm ayrılmıştır. Yazı hayatının 50inci yılı dolayısıyla, Aydınlar Ocağı Genel Merkezi’nde 5 Mart 1988 tarihinde kendisine plaket verilmiş, aynı münasebetle Kubbealtı Akademi Mecmuası Ekim 1988 Sayısını kendisine ayırmıştır. Türk Edebiyatı Dergisinin Ekim 1988 tarihli 180inci sayısının bir bölümü de Sâmiha Ayverdi’nin 50inci Sanat yılına ayrılmıştır.

1988 yılında yayınlanan Hey Gidi Günler Hey isimli eseri üzerine, Türkiye Yazarlar Birliğince kendisine Yılın Dil Ödülü verilmiştir.

13 Mayıs 1990 tarihinde, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, bir şükran beratı ile teşekkürlerini bildirmiştir.

1992 yılında Türkiye İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliğince (İLESAM), kendisine Üstün Hizmet Ödülü takdim edilmiştir.

Ayverdi son olarak, kurucu üyeliğini yaptığı Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi tarafından, 28 Şubat 1992 günü Minnet ve Şükranlarının ifadesi olan bir plaket sunulmuştur.

Sâmiha Ayverdi, 22 Mart 1993 günü Hakk’ın rahmetine yürümüş cenaze namazı Ramazan Bayramı’nın ilk günü (24) Mart öğle namazından sonra Merkez Efendi camiinde kılınmış, Merkez Efendi Camii haziresinde medfun bulunan hocasını ayak ucu tarafındaki kabrine defnedilmiştir.

Ayverdi 88 senelik hayatında roman, hikâye, biyografik tetkik, deneme, kültür-medeniyet-içtimai-siyasi tarih, hatırat, seyahat notları, mensur şiir türlerinde otuzdan fazla kitaba imza atmış, birçok tebliğler ve konferanslar vermiş, birçok dergi ve mecmua’da yazıları yayınlanmış, ve birçok gazete, dergi, yıllık ve antolojide Onun hakkında yazılar yazılmış ve yazılarından alıntılar yapılmıştır.

(Bu yazı Sâmiha Ayverdi Bibliyografyası, İsmet Binark, kitabından kısaltılarak alınmıştır.)

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:50
Samizade Süreyya </B>
ESERLERİ

Büyük Japonya
Samizade Süreyya
Ali Ergun Çınar
Kitabevi Y. İstanbul 2001

Osmanlı Devleti 1839 tarihli Tanzimat Fermanı'ndan sonra eğitim, maliye ve ekonomi alanlarında Avrupa ile arasındaki farkı kapatmak için birtakım düzenlemelere başvururken, Uzakdoğu'da Japonya Meiji yönetimiyle birlikte büyük ekonomik ve sosyal ilerlemeye girmiş ve 1890'lı yılların başında bir güç hâlini almıştı. Japonya'nın yeni ve güçlü bir dünya ülkesi konumuna yükselmesi Osmanlı aydınlarının dikkatinden kaçmamıştı. Böylece Japonya ve Japonlara karşı Osmanlı basın edebiyatında yakın bir ilgi doğmuştu.

Japonların her alanda katettikleri ilerleme Osmanlı Devleti'nde hayranlık uyandırıyor ve Japonlarla daha yakın ilişkiler kurulması arsuzusuna yol açıyordu. Bu yüzden 1875'den sonra, Osmanlı gazete ve dergilerinde Japonya ve Japonlar üzerine önceleri Batı dillerinden çevrilen daha sonra da bizzat Türk gazeteci ve yazarları tarafından kaleme alınan haber gazeteci ve yazarları tarafından kaleme alınan haber ve yazıları yayınlanmaya başlamıştı.

1904-1905 ylında Rus-Japon Savaşı'nda Japonya'nın yenmesi Osmanlı aydınları kimi kitap, kimi makale olmak üzere aydınları Japonlarla ilgili pek çok değerlendirmeyi içine alan eser kaleme alıyorlardı. Japonya'nın zaferi üzerine Sultan II. Abdülhamid de harekete geçmiş ve Japon İmparatoru'na Ertuğrul Gemisi ile bir heyet göndermişti.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:51
Samuel Huntington </B>
Harvard Üniversitesi Politik Bilimler Akademisi Profesörü olan Samuel Huntington, aynı üniversitede Uluslar arası İlişkiler Direktörü, Harvard Uluslararası ve Alan Çalışmaları Başkanı, 1986-1987 yıllarında Amerikan Politik Bilimler Birliği'nin başkanlığını, 1977-78 yıllarında Beyaz Saray'da Ulusal Güvenlik Konseyi ve Güvenlik Planlama bölümünün koordinatörlüğü görevlerini üstlendi.

Dış Politika dergisinin kurucusu olan Huntington'un Asker ve Devlet (The Soldier and The State), Asker-Sivil İlişkileri Politikaları ve Teorileri (The Theory and Politics of Civil-Military Relations, Ortak Savunma: Ulusal Politikalarda Stratejik Programlar, Değişen toplumlarda politik sistem (Political Order in Changing Societies), Amerikan Politikaları: Uyumsuzluk sözü (American Politics: The Promise of Disharmony), Üçüncü Dalga: 20. Yüzyılın Sonlarında Demokratikleşme ( The Third Wave: Democratization in the Late Twentieth Century), Medeniyetler Çatışması ve Yeni Dünya Düzeni (The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order) ve Biz kimiz? Amerika'nın Ulusal Kimlik Arayışı (Who are we? The Challenges to America's National Identity) adlı kitapları bulunuyor.

x

Huntington'un özel ilgi alanları; ulusal güvenlik, strateji ve sivil-asker ilişkileri, az gelişmiş ülkelerdeki demokratikleşme ve politik - ekonomik gelişim, dünya politikasındaki kültürel faktörler ve Amerikan ulusal kimliği olarak tanımlanıyor.


HAKKINDA YAZILANLAR

Huntington haklı mı çıkıyor
Sefa KAPLAN

ABD'ye yönelik terör saldırıları, Amerikalı ünlü siyaset bilimci Samuel Huntington'un 21. yüzyıl için öngördüğü ‘‘medeniyetler çatışması’’ tezini yeniden gündeme getirdi. Ölümlere üzülmek yerine helva dağıtmayı tercih eden Filistinli kadınlar da, Amerika'da sokaklara ‘‘Araplar'a ölüm’’ diye yazanlar da Huntington'un haklı çıkabileceği endişelerini güçlendiriyor.

Amerika’nın New York ve Washington kentlerini hedef alan terörün gerisinde müslüman kimliğine mensup insanların bulunduğu iddiası, gözlerin yeniden ‘‘Medeniyetler Çatışması’’ tezine çevrilmesine sebep oldu. Ünlü Amerikalı siyaset bilimci ve Harvard Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Samuel Huntington, 1996 yılında kaleme aldığı ‘‘Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması’’ başlıklı kitabında, bu tezi ilk kez gündeme getirmiş ve dünya çapında büyük tartışmalara neden olmuştu. Öyle ki, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton bile duruma müdahale edip tehlikeli sularda dolaştığı için Huntington'u eleştirmek gereğini hissetmişti.

HİLÁL HAÇ KAVGASI

Huntington, SSCB ve Doğu Bloku'nun yıkılmasından sonra başgösteren bölgesel çatışmaları da aynı perspektiften değerlendiriyordu. Saraybosna'da, Kosova'da veya Çeçenistan'da yaşananlar ‘‘medeniyet çatışması’’nın somut göstergeleriydi. İslam medeniyeti ile Ortodoks-Slav medeniyetini birbirini boğazlıyordu ve bunun engellenmesi de mümkün değildi.

NEFRET BESLENİYOR

12. ve 13. yüzyılın ‘‘hilál-haç’’ savaşlarını anlatan bu tezlere karşı çıkılırken, sık sık, globalleşen dünyanın bu türden çatışmalara izin vermeyeceği vurgulanmıştı. Bu nedenle, New York ve Washinton'a yapılan terörist saldırıların ardından akla Samuel Huntington'un tezlerinin gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. Bilhassa, başta yeni Başkan George W. Bush, eski Başkan Bill Clinton ve aklı başında hemen herkesin yaptığı ‘‘sükûnet’’ çağrılarının çok fazla rağbet görmemesi, ‘‘medeniyetler çatışması’’ tezine yönelik endişeleri besliyor.

ABD'de başlayıp Kanada, İngiltere, Almanya, İtalya ve Fransa'ya sıçrayan ve giderek genişleme eğilimi gösteren müslüman aleyhtarı eylemler, bu nedenle insanları tedirgin ediyor. Aynı şekilde, ikiz kuleler yanarken ve bütün dünya acı içindeyken, Filistin, Irak, Afganistan gibi ülkelerde sergilenen sevinç gösterileri de Huntington'ın tezlerini doğrulayan görüntüler olarak zihinlere yerleşiyor. Burada önemli olan ve dikkat edilmesi gereken nokta, silahlı eylemcilerin değil, sivil halkın nefretini gösterme biçimiydi. Helva dağıtan Filistinli kadın görüntülerinin Batılı başkentlerde ve özellikle ABD'deki kurbanların yakınları arasında ne türden bir infiale sebep olacağını tahayyül etmek zor değil. Benzer bir biçimde, Amerika ve Avrupa'da camilere atılan bombalar, sokaklara yazılan ‘‘Araplar'a ölüm’’ sloganları, kimliğinde müslüman yazanlara yönelik saldırılar da nefretin karşılıksız olmadığının ipuçlarını veriyor. Ne yazık ki, Samuel Huntington'un söylediği de bundan farklı bir şey değildi zaten.

Amerika’nın en ünlü stratejisti

Harvard Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı, Amerikan Milli Güvenlik Kurulu Strateji Direktörü, Amerikan Siyasal Bilimler Derneği Başkanı, Foreign Affairs Dergisi'nin kurucusu ve editörü. Bunlar, Amerikalı ünlü bilim adamı Prof. Samuel Huntington'un uluslararası kamuoyuna malomuş sıfatlarından yalnızca birkaçı. Ancak, Huntington asıl ününü 1993 yılında Foreign Affairs'te yayımladığı ‘‘Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması’’ makalesi ile kazandı. Huntington, daha sonra makalesini genişleterek kitap haline getirdi.

KİTAPTA YER ALAN TEZLERDEN BAZILARI

Huntington, ‘‘Medeniyetler Çatışması’’ adlı kitabında bütün dünyayı kızdıran şu görüşleri savundu:

21’inci yüzyılda medeniyetler çatışacak

Dünya tarihini farklı bir gözle okumak gerekir. 19. yüzyıl, ulus-devletlerin birbiriyle yaptığı savaşlara sahne oldu, bu da imparatorlukların yıkılmasıyla sonuçlandı. 20. yüzyıl ise ideolojiler çağıydı. 20. yüzyıl boyunca, SSCB ve Çin'in temsil ettiği komünizm ile ABD ve Batılı ülkelerin temsil ettiği kapitalizmin ‘‘soğuk savaşı’’na tanık olundu. 21. yüzyıl ise artık ulus-devletlerin veya ideolojilerin değil, bunlardan daha kapsamlı bir şemsiye oluşturan medeniyetlerin çatışmasına sahne olacak.

Dünya globalleşmiyor, bölgeselleşiyor

Dünya Batı, Konfüçyüs, Japon, İslam, Hindu, Slav-Ortodoks, Latin Amerika ve Afrika medeniyet bölgelerinden oluşuyor. Asıl çatışma ise Batı ve İslam medeniyeti ile Çin'de anlamını bulan Konfüçyüs uygarlığı arasında patlayacak. Sanılanın aksine dünya globalleşmeyip bölgeselleşiyor. Aynı medeniyeti paylaşan ülkelerin oluşturacağı bölgesel güçler arasında medeniyet savaşları çıkacak.

Türkiye’nin yeri İslam dünyası, Batı’da işi yok

Huntington'un söz konusu kitabında Türkiye'nin de özel bir yeri ve önemi var. Türkiye'ye İslam dünyasının liderliğini uygun gören Huntington, İslam ve Batı medeniyeti arasında bocalayan bir ülke olduğumuzu ifade ediyor. Hatırlanacağı gibi, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nde yeri olmadığına ilişkin tezler, Huntington'un Türkiye'yi Batı Bloku'ndan dışlamasından sonra gündeme getirilmişti.

Müslüman Türkiye, NATO’da olmamalı

Türkiye'nin NATO üyesi olması tarihsel bir hata. Bir başka tarihsel hata da, Ortodoks-Slav kültürünün temsilcisi olan Yunanistan'ın NATO üyesi olması. Zaten 18 Nisan 1994'de Saraybosna'ya giren müttefik güçler, Birleşmiş Milletler, NATO veya ABD bayrakları yerine Suudi Arabistan ve Türkiye bayrakları ile karşılandılar. Dolayısıyla, Boşnaklar ‘‘Müslüman kardeşleriyle’’ aynı safta olduklarını vurguladılar.
X

Ya biz kimiz?
Güneri Civaoğlu
Milliyet 25 Mayıs 2005

Kürsüdeki tarihçi, "Ermeni olan karım da benim gibi İstanbul'da olmanın heyecanını hissediyor" dedi.
Medeniyetler çatışması" teorisiyle küresel çapta tartışmayı başlatan Profesör Samuel P. Huntington, böyle bir girişe neden gerek duymuştu?
Dün İstanbul Swissotel'in Fuji Salonu'nu onu dinlemek için dolduranlar, bu sorunun cevabı için çeşitli olasılıkları konuştular.
Galiba en doğrusu şuydu:
"Eşinin Ermeni olduğunu kendisi dile getirmeseydi, ilerleyen dakikalarda, soru/cevap bölümünde bu gerçek zaten önüne konulacaktı. İslamla Batı arasında uygarlıklar çatışması tezi oluşumunda eşinin Ermeni olduğu gerçeğinin katkısı sorgulanacaktı. Huntington bu özelliği, kendisi vitrinine koydu."
Diplomaside bir söylem vardır: "İtiraf edilen şey, yarı yarıya hoşgörülmüş sayılır..." (Faute avouÈe est ç demi pardonnÈ.) Huntington da bunu yaptı.
Her neyse... Böyle ilişkiler gene de etkili olabiliyor.
..........................
Dünyanın en saygın üniversitelerinden biri olan Harvard'da tarih bölümü başkanlığı önemlidir. Teorileri ve görüşleri "eşi Ermeni'dir" söylemiyle devalüe edilemez.
Ama... Onun, konuşmasına başlarken uyguladığı yöntemi, ben de yazımın başında uyguladım. Nedeni sonraki satırlarda...
..........................
Huntington, bundan önceki kitabında "uygarlıklar çatışmasının kaçınılmaz olduğunu ve 21. yüzyılı belirleyeceğini" savunuyordu.
11 Eylül İkiz Kuleler saldırısı, kimilerine göre Profesör Huntington'ın öngörüsünü doğrulayan kanıt oldu. Onlar, "Bunu diğer dramatik örnekler izleyecek" görüşündeler.
"Eksilerden artı üretmek isteyen iyi niyetliler" ise, 11 Eylül'ü bir uyarı, Huntington'ı ise provokatör olarak gördüler.
Huntington'ın "medeniyetler çatışması" etkisinden "medeniyetler uzlaşması zorunluğu" tepkisini ürettiler.
Türkiye bundan kazançlı çıktı.
Özellikle AB yolunda Türkiye'nin üyeliği "medeniyetler uzlaşması zorunluğu" için bir "simge" gibi görüldü.
İslam nüfusu, dünya nüfusunun sadece beşte biri ama son 5 yılda savaşan toplumların dörtte üçünde İslam, bir şekilde taraf. Sözgelişi... 2000 yılında 32 büyük çatışma sürmekteymiş, bunlardan 23'ü -kabaca üçte ikisi- Müslümanları içeriyormuş. Terör olaylarında da İslam kökenliler açık arayla önde.
11 Eylül'den sonra bu verilerin ışığında dünya, bir kavşakta bulmuştur kendini:
"Ya Huntington'ın öngördüğü gibi medeniyetler arası çatışma... Ya da İslam toplumlarıyla medeniyetler arası uzlaşma..."
Aklın yolu ikincisini göstermiştir.
Türkiye'nin Soğuk Savaş sürecinden sonra ABD ve Batı nezdinde hızla yitirdiği değeri, revalüe edilmiştir. Türkiye, kendine özgü demokrasilere dönüştürülmek istenen İslam toplumları ve ülkeleri için örnek olarak seçilmiştir.
Tıpkı II. Dünya Savaşı sonrası Güney Kore ve Batı Almanya'nın ışığını yitirmiş komünist bloklara karşı parlatılması gibi bir projenin taslağı çizilmiştir.
ABD ve Batı, desteğini bu iki ülkeye yoğunlaştırmış, demokrasi ve ekonomi boyutlarında Avrupa'da Batı Almanya, Asya'da ise Güney Kore komünist rejimlere karşı "cazibe ve mesaj coğrafyaları" oluşturmuştur.
Türkiye'ye de ansızın AB'ye tam üyelik adaylığı için yıllardır kapalı duran kapıların aralanması, bu projenin bir uzantısıydı.
.........................
Küresel pandül, 11 Eylül'le birlikte "medeniyetler çatışması"ndan kopup "medeniyetler uzlaşması"na doğru yol aldı.
Ama... Kendine özgü demokratikleşmenin ilk denemesi olan Irak'ta, her gün oluk oluk kan akıyor. Yeni örneklere heves azaldı. Pandül yeniden geriye dönüş yapmakta.
Dün kürsüden izlediğim ince yapılı, gözlüklü Harvard'lı yaşlı Profesör, biraz da haklı çıkmak keyfiyle bunu anlatmaya çalışıyordu.
Ve Türkiye'ye de AB üyeliğini unutmasını, zaten bunun bir hayal olduğunu, Atatürk'ün laisizm ilkelerini iyice gevşetmesini, İslam dünyasının ihtiyacı olduğu liderliğe oynamasını öneriyordu.
Bir de yorumu vardı:
"Atatürk sağ olsaymış iradesi bu doğrultuda olurmuş."
Bence yanlış.
Satır aralarında da "zaten gidişin bu olduğu" mesajı okunuyordu. Bence ne tam doğru ne tam yanlış.
...........................
Huntington'ın son kitabının adı "Biz Kimiz?" ABD'yi böyle sorguluyor. 2005 yılı Türkiye'sinde bu sorgulama bizim için de yaşamsal önemde.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:52
M. Metin Kaplan </B>
Yazar M. Metin Kaplan'ın biyografisi:

Babaannesi Kafkas göçmeni (Çerkes), dedesi Kosova/Pıriştina muhaciri (Arnavut), anneannesi Girit göçmeni, diğer dedesi ise Trabzon Sürmeneli olan M. Metin Kaplan, tam bir 'Devlet-i Âli Osman' bakiyesi Türk olarak, 1954 yılı Şubat ayının çok soğuk bir kış günü, Samsun'un Bafra ilçesi Lengerli köyünde doğdu. Aile büyükleri, "O sene, Türkiye'de kış mevsimi öyle soğuk geçmişti ki, İstanbul Boğazı tamamen donmuştu" derler.

M. Metin Kaplan yarı köylü, yarı kentli; kış mevsimini şehirde, yaz mevsimini ise köyde geçiren bir aileye mensup olarak ilk öğrenimini Mithat Paşa İlkokulu'nda, orta ve lise tahsilini ise Bafra Lisesi'nde tamamladıktan sonra, 1973/74 döneminde Bursa İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi'ne girdi. Muhasebe ve Vergi Uzmanlığı eğitimi almaya başladı.

Akademi öğrencisiyken, müthiş bir iftiraya uğrayarak, 1975 yılının 21 Temmuz günü, siyasî-ideolojik sebeplerle bir kişiyi öldürmek ve bir kişiyi yaralamak iddiasıyla Bursa'da tutuklandı. Ve Akademi öğrenimini tamamlayamadan bırakmak zorunda kaldı... M. Metin Kaplan Bursa-İstanbul DGM-Bursa Mahkemeleri'nde yargılandı ve toplam 19 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bursa, Üsküdar-Paşakapısı, Eskişehir, Afyonkarahisar, Bartın hapishanelerinde 10 yıl 5 ay 22 gün "çile" çektikten sonra, 1986 yılının 13 Ocak günü tahliye edildi... Ve kısa bir süre Bafra'da "takıldıktan" sonra Bursa'ya yerleşti. Başta kantincilik ve kitapçılık olmak üzere çeşitli işler yaptıktan sonra, ömrü boyunca ve özellikle cezaevinde okuduklarını toplumla paylaşmak için yazmaya karar verdi.

1988'de Uludağ Üniversitesi/İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü'ne başladı. 1994 yılında mezun oldu... O arada Ortadoğu Gazetesi'nde aralıklarla toplam üç buçuk yıl köşe yazıları yazdı... Teşkilat ve İdare (1992), Ülkücü Dünya Görüşü 1 (1996), Ülkücü Dünya Görüşü 2 (2000), Matruşka/Kurşun Adres Sormaz (2002), Corps/Sarı-Kırmızı-Yeşil (2004), Desise/ Abdi İpekçi Suikastı (2005) isimli kitapları yayınlandı.

Uz. Dr. Ayşe Girgin ile evli olan M. Metin Kaplan; Başak İdikut isimli bir kız ve Ahmedyesevi adlı bir erkek, iki çocuk babasıdır. Yazı hayatına, çok sevdiği Bursa'da devam etmektedir.

E Posta Adresi: mmkaplan@ttnet.net.tr

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:52
Macit Gökberk ( 1908) </B>
PROF. MACıT GÖKBERK, 1908’de Selanik’te doğdu. 1932’de ıstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü Platon’un Theaitetos Diyalogu üzerindeki bir çalışmasıyla bitirdi ve aynı yıl bu bölüme asistan oldu. 1940’ta Berlin Üniversitesinde Hegel ve Auguste Comte’da toplum kavramı adlı teziyle doktorasını verdi. Almanya dönüşünde Hegel’in devlet anlayışı konulu çalışması ile doçentlik sınavını verip ıstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümüne doçent olarak atandı. 1949’da profesörlüğe yükseldi. 1978 yılında emekli oldu. On yılı aşkın bir süre de Türk Dil Kurumu Başkanlığı yaptı.

ESERİ

Felsefe Tarihi

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:52
Magellan </B>
Magellan ve Güney Amerika
Colin Hynson
Alkım Yayınları

Bu kitap, uzun yıllar boyunca süregelen Asya'ya batıdan giden yeni bir yol bulma hayalini gerçekleştirmek ümidiyle harekete geçen Ferdinand Magellan'ın cesur yolculuğunu adım adım izliyor. 16. yüzyıldan günümüze kadar gelen resimlerle Magellan'ın neler yaptığını öğrenin.

- Yolculuk için hazırlıklar
- Güney Amerika'nın alt ucunda bulunan Ateşeli'ni (Tierra del Fuego) geçişi
- Büyük Okyanus'tan geçerken facialarla karşılaşması
- Yolculuğu bitmeden önce ölümü

Magellan dünya etrafındaki bu tarihi yolculuğunu yaparken Güney Amerika'nın keşfi de devam ediyordu.

Bu kitapta:
- Hernando Cortes'in yolculuğunu
- Büyük Aztek ve İnka İmparatorluklarının nasıl yok edildiğini
- Diğer kaşiflerin başarılarını
- Avrupa'nın ve Güney Amerika'nın birbirleri üzerindeki etkilerini bulacaksınız.
(Arka Kapak)

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:52
Mahfi Eğilmez ( 1950) </B>
1950 İstanbul doğumlu. SBF mezunu. Çalışma hayatına Maliye Bakanlığı'nda Müfettiş Yardımcısı olarak başladı. Gelirler Genel Müdür Yardımcısı'yken, yurt dışına çıktı. Dönüşte Hazine, KİT Dairesi Başkanlığı'na getirildi. Washington'da, Türk Büyükelçiliği'nde Müşavir Yardımcısı olarak görev yaptı. Dönüşünde Hazine Müsteşar Yardımcılığı'na getirildi. Daha sonra Başmüşavir olarak tekrar ABD'ye gitti. Hazine, IMF ve Dünya Bankası ile ilgili iki çalışması var.NTV'de Asaf Savaş Akat ve Deniz Gökçe ile ekonomi sohbetleri yapıyor.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:53
Mahir Kaynak ( 1934) </B>
1934 yılında Gaziantep’te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini burada tamamladıktan sonra 1948’de Kuleli Askeri Lisesi’ne gitti. 1953’te Harp Okulu’nu bitirdi. 1967’de askerlikten ayrıldı. 1961’de mezun olduğu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde asistanlık yaptı. 1965’te doktor, 1971’de doçent oldu.Mahir Kaynak, o dönemlerde gizlice Milli İstihbarat Teşkilatı'na (MİT) girdi. Kaynak, 1980 yılında da MİT'ten emekli oldu. 1989’da iktisat profesörü oldu. 1971 yılında MİT’e tayin edilen Mahir Kaynak, 1993 yılında Gazi Üniversitesi’nden emekliye ayrıldı. Yayımlanmış dört kitabı ve makaleleri bulunan Kaynak evli ve üç çocuk babası.

ESERLERİ
Kaynak'ın 1996'da yayımlanan "Olaylar ve Çözümlemeler", "Osiyero Nero Öldü" ve 1999'da yayımlanan "Komplo Yok" 2001 yılında yayınlanan Yel Üfürdü sel Götürdü adlı kitapları bulunuyor.


Komplo Yok
Mahir Kaynak
Timaş Yayınları; Şubat 1999

Gerçekler sadece gördüklerimizden ibaret değildir. Bizim gördüklerimiz, gerçeklerin sahneye vuran gölgeleri de olabilir. Öyleyse repliklere takılıp kalmak yerine -en azından zihnen- perdeyi aralamak için sorular sormuk ve düşünmek gerekiyor. Bir dönem, medya tarafından yoğun ilgi gören ve söyledikleriyle farklı bir çizgi sunan Mahir Kaynak'ın suskunluk dönemi bu kitapla bozuluyor. Bir kenarda kalmasına ve unutulup gitmesine razı olmadığımız, 1994'den 1998'e kadar olan dönemde Türkiye'nin seyrine ve Türkiye gerçeklerinin perde arkasına ışık tutan yazılardan oluşan bu kitabı, zevkle okuyacaksınız.
( Arka Kapak)


Osiero Nero Öldü
Mahir Kaynak
Dergâh Yayınları; Temmuz 1995,

... Elinizdeki denemelerin yazarı Mahir Kaynak'ın hayatı da askeri darbelerle yakından alakalı. 12 Mart'ın zorlu yolları onu bir şekilde kenara itip yalnızlığa sürüklerken 12 Eylül sonrasının daha da zor şartları ona yeni bir yaşama ve mücadele alanı açtı. Mücadeleden çekilmediğini, memleketinin meseleleri üzerine kafa yormaktan, dünyayı takip etmekten, mesleklerine uygun olarak kısa ve uzun vadeli çözümler üretmekten ve bunları küçümsenemeyecek bir cesaretle açıklamaktan uzaklaşmadığını gösterdi. Paylaşırsınız veya paylaşmazsınız, o ayrı. Ama müstağni kalamazsınız. Ayrı ayrı yayınlanmış bu yazıları bir kitap haline getirerek okuyuculara sunuyoruz.
(Önsöz)

HAKKINDA YAZILANLAR

Keskin anılar
Mahir Kaynak
Türkiye 15 mart 2001

Mahir Kaynak... Türk siyasi tarihinin son yıllardaki en renkli simalarından. Sadece siyasi yorumlarıyla değil, istihbarat ve stratejik konulardaki uzmanlığı ile de gündemde kalan Kaynak, bilgilerini, birikimlerini ve fikirlerini ülke için kullanmaya çalışan eski bir MİT mensubu...
Daha önce “Olaylar ve Çözümler”, “Osiero Nero Öldü”, “Komplo Yok” ve “Bir.. İki.. Üç..” isimli kitaplarıyla gündeme gelen Mahir Kaynak’ın, “Yel Üfürdü Su Götürdü” isimli eseri Babıali Kültür Yayıncılık tarafından piyasaya çıkarıldı.

Çocuktu, büyüdü
Kitap, Mahir Kaynak’ın daha önce ele aldığı konulardan farklı bir anlayışla hazırlanmış. Ülkenin stratejik önemi, tarihi geçmişi ve karşı karşıya bulunduğu tehlikelerden çok, tipik bir Türk insanı; yani Mahir Kaynak otobiyografisi ile karşı karşıyayız. Anne-babası, çocukluğu, aldığı eğitim, görevleri, evliliği, çocukları, MİT’e intisabı da bu cümleden olarak sunulan Kaynak’ın, bugüne kadar bilinmeyen özellikleri yine kendi ağzından yansıtılıyor. Zaten konuları da “Çocukluğum”, “Askerlik Hayatım”, “Akademik Hayatım”, “Mit’çi Kimliğim”, “Teşkilattaki Günlerim” ve “Teşkilat Sonrası” başlıklarıyla ayırıyor.

İronik ve objektif
Kitaptaki otobiyografik hatıralar, bir insanın kendi hayatına ironik ve objektif bir yaklaşımda bulunma denemesi. Hatıralarında üniversite, MİT ve siyaset kurumu hakkında tecrübeli bir istihbaratçı olarak önemli açıklamalarda da bulunuyor. Özetle, 1971’de Madanoğlu cuntasının nasıl çökertildiği, MİT’in yanılgı ve iç çekişmeleri, 70’li yıllarda ABD-Türkiye rekabeti, Hiram Abas’la birlikte MİT’teki teşkilatı nasıl ortaya çıkardıkları, Aydın Menderes’in kurduğu Büyük Değişim Partisi Genel Başkan Yardımcılığı’nı neden bıraktığı, üniversitenin bilimi kalkan yapan siyasi bir kurum kimliğine nasıl büründüğü sebep-sonuç ilişkisini de göz önünde bulundurularak sunuluyor.
Mahir Kaynak’ı kırılganlıkları, hayal kırıklıkları ve sevinçleri ile de ele alan kitapla ilgili söyleyecek çok şey var elbette, ama en iyisi alıp okumak, bir okuyucu olarak kendi yorumunuzu yapmak...

Kitaptan alıntılar
*Uysal ve uslu bir çocuktum. Sorun çıkarmaz ve gücümün yettiğince ev işlerine yardımcı olurdum. Tek kusurum kesin yasakları arada bir delmekti. Kopan fırtınayı sinerek ve sessiz kalarak atlatırdım.
* Teşkilat’ın benden istediği ilk iş, ülkede solun sebebiyet verdiği kargaşada TKP’yi, dolayısıyla Rusya’yı bulmaktı. Benim TKP için uygun bir yem olduğumu, günün birinde mutlaka çengel atacaklarını düşünüyorlardı. Bu nedenle solun bütün cephe örgütlerine girdim. Beni daha aşırı solcu iken, MİT tarafından avlanmış sananlara şunu söylemek isterim: Ben komünist cephe örgütlerine, verilen görev gereği girdim.
* Ölüm büyük bir korkudur. Bunu herkes duyar. Önemli olan bunun altında ezilmemektir. Şu satırları yazarken, ilginç bir rastlantı, telefon çaldı ve tanıdık teröristlerin hedefi haline geldiğimi, dikkat etmemi söyledi. Her insan korkar ama korkuya teslim olmak ölmekten de kötüdür.
* Hayatımın geneline baktığımda şunu söyleyebilirim: Bir şeyler yapmaya çalıştım ama “yel üfürdü, su götürdü” ve geriye pek bir şey kalmadı.

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Yel Üfürdü Mit Köpürdü !

MİT, Mahir Kaynak'a "sırları ifşa etmek"ten dava açtı
haberline.com 25 mayıs 2001

İstanbul - Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) eski mensubu Mustafa Mahir Kaynak ve yayıncı Rahim Er hakkında, ``Yer Üfürdü Su Götürdü`` adlı kitapta ``MİT`in görev ve faaliyetlerine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri ifşa ettikleri`` iddiasıyla dava açıldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı`nca hazırlanan iddianamede, MİT Müsteşarlığı`nın 23 Mart 2001 tarihli suç duyurusunda, eski MİT mensubu Mustafa Mahir Kaynak`ın kaleme aldığı ve Yönetim Kurulu Başkanlığı ile Genel Müdürlüğü`nü Rahim Er`in yaptığı Babıali Kültür Yayıncılığı A.Ş. tarafından ilk baskısı gerçekleştirilen ``Yel Üfürdü Su Götürdü`` adlı 142 sayfalık kitabın, ``Çocukluğum``, ``Askerlik hayatım``, ``Akademik hayatım``, ``MİT`çi kimliğim``, ``Teşkilattaki günlerim`` ve ``Teşkilat sonrası`` başlıklı 6 bölümden oluştuğunun belirtildiği kaydedildi. Suç duyurusunda, bunlardan ``Mitçi kimliğim`` ve ``Teşkilattaki günlerim`` başlıklı bölümlerde yer alan bilgilerin, MİT`in görev ve faaliyetlerine ilişkin olduğunun öne sürüldüğü anlatılan iddianamede, MİT`in aynı suç duyurusuyla birlikte Kaynak`ın 16 Aralık 1971 tarihinde imzaladığı ``Ant İçme Belgesi`` ve 2 Aralık 1980 tarihli ``Ayrılış Andı``nın da savcılığa gönderildiği belirtildi. İddianamede, bu belgelerde gizliliğe riayet edilmesi, yazılı hususlara titizlikle uyulması gerektiği belirtilmesine rağmen bunlara uyulmayarak MİT`e ait gizli bilgileri ifşa edildiğinin öne sürüldüğü kaydedildi.

İddianamede, Kaynak`ın savcılıkca alınan ifadesinde ise kitapta yer alan bilgilerin daha önceden basın organlarında yayınlanan ve kamuoyunca bilinen hususlar olduğunu, gizliliğe riayet ettiğini ve kamuoyunca bilinen bilgilerin ``Gizli bilgileri ifşa etmek`` olarak yorumlanamayacağını söylediği ve çeşitli gazetelerde yer alan yazıların fotokopilerini de örnek olarak sunduğu ifade edildi. Kitapta yer alan bilgilerle Kaynak tarafından verilen dokümanların karşılaştırıldığı anlatılan iddianamede, bir kısım bilgilerin daha önceden basın organlarında yayınlandığının görüldüğü, ancak kitap ile bu dokümanlarda yer alan bilgilerin tam olarak örtüşmediği ve kamuoyunca bilinmeyen bazı olaylara da bu kitapta yer verildiği öne sürüldü.

İddianamede, bu nedenle Kaynak ve Er`in, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu`nun 27. maddesi uyarınca ``MİT`in görev ve faaliyetlerine ilişkin olup gizli kalması gereken malumatları ifşa etmek`` suçundan 7.5`ar yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezalarına çarptırılmaları talep edildi.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:53
Mahmud Celaleddin Paşa ( 1839)- (1899) </B>
1839 İstanbul'da doğdu. Bayezid Rüştiyesi ve Dârülma'ârif'te okudu. Arapça öğrendi. On beş yaşında iken Bâbıâli Kalemi'ne girdi. Dahiliye Nazırlığı Müsteşarlığı, Ticaret ve Nafia Nazırlığı yaptı. Daha çok Mir'at-ı Hakîkat adlı tarih kitabıyla tanındı. Şairliği yanında bestekârlığı da vardır. Bestelediği şarkıların güfteleri de kendisine aittir. 1899 yılında öldü.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:53
Mahmut Cuda ( 1904) </B>
Mahmut Celalettin Cuda 1904 yılında Fethiye'de doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul'da Darüşşafaka'da yaptı. 1918 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi'ne girerek Hikmet Onat ve İbrahim Çallı atölyelerinde resim öğrenimi gördü. 1923 yılında gittiği Münih'te Ali Çelebi ve Zeki Kocamemi ile birlikte Hans Hoffman atölyesine devam etti. 1925 yılında yurda döndü. Yurda döndükten sonra burs kazanarak Paris'e gitti ve burada Lucien Simon'un öğrencisi oldu. Mahmut Cuda, yurda döndükten sonra sanatçıların bir araya gelmesini amaçlayan çalışmalarıyla tanındı. Deformasyona hiç rağbet etmeyen bir biçimlendirme ilkesini sonuna kadar denemiş ve bundan yeniliklerle rekabet eden eserler üretmesini bilmiş çok önemli bir ressamımızdır.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:53
Mahmut İslamoğlu </B>
Kıbrıs’ın Limasol kenti’nde, 1 Mart 1934 yılında dünyaya gelen İslamoğlu, ilk tahsilini doğduğu kentte tamamladıktan sonra orta ve lise sınıflarını Larnaka’daki “Amerikan Akademi” adlı kolejde okudu. Yüksek tahsilini ise Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamlayan İslamoğlu, Kıbrıs’taki muhtelif lise, kolej, ve yüksek öğrenim kurumlarında Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmıştır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde İngiliz dilinde eğitim veren ilk kolej olan ve 1964 yılında kurulan Türk Maarif Koleji’nin üç kurucu üyesinden biri olan İslamoğlu, 1976 yılından sonra Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığında Türk Dili ve Edebiyatı Müfettişliği ile Gençlik ve Kültür Dairesi Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1984 yılından sonra Turizm ve Sosyal Yardım Bakanlığında Turizm Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürlüğü görevinde bulunmuş ve 1986 yılında emekliye ayrılmıştır. Bilahare Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde yabancı öğrencilere Türk Dili öğretmiş, Yakın Doğu Koleji’nde de Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmıştır.

1969 yılından bu yana halkbilim alanında kaleme alıp kitap halinde yayımladığı eserleri yanında çeşitli şiir yarışmalarında dereceye giren eserleri de bulunmaktadır. 1981 senesinden beri gerek ulusal gerekse uluslar arası kongre, seminer ve sempozyumlara çoğu zaman ülkesini temsilen katılmakta olan yazarın elde ettiği ödülleri mevcuttur. Evli ve bir çocuk sahibi olan İslamoğlu, İngilizce ve Yunanca bilmektedir.

ESERİ
Kıbrıs Türk Folkloru

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:54
Mahmut Ustaosmanoğlu </B>
Mahmut Ustaosmanoğlu, 1929 yılında Trabzon'un Of ilçesinin Tavşanlı köyünde doğdu. 10 yaşında, köyün imamlığını yapan babası Ali Efendi ve annesi Fatma Hanım'ın hocalığında hafızlığını tamamladı. Mehmet Rüştü Âşık Kutlu Hoca'dan talim dersleri aldı. Balaban köyünde Hoca Abdülvehhab Efendi'den Arapça okudu. Devrin tanınmış hocalarından ve dersiamlarından Süleymaniye Medresesi mezunu Hacı Dursun Feyzi Güven Hocaefendi'den fıkıh, tefsir, hadis gibi dini ilimleri okuyarak 16 yaşında icazet aldı. Köyünde ders vermeye başlayan Ustaosmanoğlu, askerlik çağına gelmeden talebelerine icazet verdi.

1951'de Ramazan ayı için Sivas'ın Divriği ilçesine vaiz olarak gönderildi. Sohbetleriyle etrafındakileri kendisine hayran bırakan Ustaosmanoğlu, 16 yaşındayken teyzesinin kızı Zehra Hanım'la evlendi. Ahmet, Abdullah ve Fatıma isminde üç çocuğu oldu. 1952 yılının sonlarında tanıştığı M. Haydar Efendi'yle tanışması hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Askerlik sonrası şeyhi Ali Haydar Efendi (ks) onu İsmailağa Camii'ne imam tayin etmek için davet etti. 1954'te İsmailağa'da imamlığa başladı. 1996'da 65 yaşını doldurduğu için aynı camiden emekli oldu. Ruhu'l-Furkan isimli tefsirini kaleme almaya başladı. Şu ana kadar 12. cildini tamamladı. Sohbetleri 4 cilt halinde, Yanyalı Mustafa İsmet Garibullah'ın Risale-i Kudsiyye isimli kitabının tercüme ve izahı da iki cilt olarak yayınlandı.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:54
Mahmut Esat Bozkurt ( 1892) </B>

1892'de Kuşadası'nda doğdu.Türkiye'den sonra İsviçre'de de hukuk öğrenimi gördü.Bozkurt, Fribourg Üniversitesi'nden "Hukuk Doktoru" ünvanını aldı. Anadolu işgale uğradığında, hemen yurda döndü ve Milli Mücadele'ye katıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne birinci dönemde girdi. Hayatının sonuna dek İzmir'den Milletvekili seçildi.Aralıksız 7 dönem milletvekilliği yaptı.

Londra Konferansı Heyeti'nde görevlendirildi. Adalet ve İktisat Bakanlıkları yaptı. Türk bandralı Bozkurt Vapuru ile Fransız bandralı Lotus Vapuru'nun Adalar Denizi'nde çarpışması olayından sonra Türkiye-Fransa uyuşmazlığını Milletlerarası Lahey Adalet Divanı'nda Türkiye'yi temsil ederek, ihtilafı gidermede başarı kazandı. Ankara ve İstanbul Üniversiteleri'nde Türk Devrim Tarihi ve Devletler Hukuku okuttu. Türk Medeni Kanunu'nun mimarı olarak nitelendirilen bir hukukçudur.

ESERİ
Atatürk İhtilali

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:54
Mahmut Esat Bozkurt ( 1892) </B>

1892'de Kuşadası'nda doğdu.Türkiye'den sonra İsviçre'de de hukuk öğrenimi gördü.Bozkurt, Fribourg Üniversitesi'nden "Hukuk Doktoru" ünvanını aldı. Anadolu işgale uğradığında, hemen yurda döndü ve Milli Mücadele'ye katıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne birinci dönemde girdi. Hayatının sonuna dek İzmir'den Milletvekili seçildi.Aralıksız 7 dönem milletvekilliği yaptı.

Londra Konferansı Heyeti'nde görevlendirildi. Adalet ve İktisat Bakanlıkları yaptı. Türk bandralı Bozkurt Vapuru ile Fransız bandralı Lotus Vapuru'nun Adalar Denizi'nde çarpışması olayından sonra Türkiye-Fransa uyuşmazlığını Milletlerarası Lahey Adalet Divanı'nda Türkiye'yi temsil ederek, ihtilafı gidermede başarı kazandı. Ankara ve İstanbul Üniversiteleri'nde Türk Devrim Tarihi ve Devletler Hukuku okuttu. Türk Medeni Kanunu'nun mimarı olarak nitelendirilen bir hukukçudur.

ESERİ
Atatürk İhtilali

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:54
Mahmut Şevket Paşa



--------------------------------------------------------------------------------
HARBİYE NAZIRI SADRAZAM MAHMUT ŞEVKET PAŞA'NIN GÜNLÜĞÜ
Adem Sarıgül-IQ Yayınları

FİLİPİNLİ MÜSLÜMANLARA OSMANLI YARDIMI (s.106)
26 mart salı 1913 günü harbiye Nezaretinden Bab-ıali'ye geldim Hüseyin Cahit Bey'i kabul ettim Bir müddet konuştuk. Sonra Hariciye nazırı Prens Sait Halim Paşa geldi. Sulh işlerini bir an evvel ele almamız icap ettiğini söyledi. Hükümet toplantısına girdim. Filipin Adaları Müslümanlarının geçenlerde halifeleri sıfatıyla Zatı Şahaneye gönderdikleri heyet hakkında konuştuk. Amerika Birleşik Devletleri Filipin müslümanlarının ayaklanmalarından şikayetçiydi. Filipinler'e bazı din adamları ve din kitapları göndermeye, Amerikalılarla iyi geçinmek nasihatinde bulunmaya karar verdik. Buna karşılık Amerika'dan da bazı meselelerde bizi desteklenmesini isteyecektik. Bu hususta Amerikan Sefiri ile görüşmek üzere sadaret müsteşarı Adil bey'i vazifelendirdim..........

1 Mayıs 1913 (s. 186)
Saat beşte hükümet toplantısı başladı. Nahiyeler kanununu, 36. Maddesine kadar müzakere ettik. Filipin Adalarına dört din adamımızı göndermeye karar verdik. Eski Hakan Sultan Hamit zamanında Filipinlere din adamaları göndermiş iyi neticeler almıştık...............

DÜYUN-I UMUMİYE'NİN DURUMU (s. 168)
24 Nisan çarşamba sabahı Harbiye Nezareti Düyun-ı Umumiye ve reji işleriyle uğraştım. Düyun-ı Umumiye memleketimizin en iyi müessesiydi. Hiçbir müessesemizi bu derece muntazam bir hale sokamamıştık. Meşrutiyet'ten sonra Düyun-ı Umumiye teşkilatında bazı aksaklıklar olmuşsa da, gene de iyi işliyordu. ( Burada Paşa Hazretleri aslında bir itirafta bulunuyor. 1908'in Temmuzuna kadar gayet iyi işleyen Devleti Osman-i Meşrutiyet'le birlikte tam bir enkaza dönüşmenin sinyallerini vermeye başlamıştır. Bir devlet idaresinin nasıl hercü merç olduğunu Ahmet Şerif’in Anadolu'da Tanin adlı kitabında, Mehmet Tevfik Biren’in hatıralarında detaylı bir şekilde görülebilir.)

DÜYUNU UMUMİYE'nin LAĞVEDİLMESİ (s.248)

Alman Büyükelçisi Baron Von Wangenheim, çok kuvvetli bir Yunanistan'ın veya Bulgaristan'ın Türkiye'nin başına bela kesileceğini, her iki devlet arasında muvazene bulunmasının şart olduğunu, Avusturya'nın , Sırbistan'a olan düşmanlığından dolayı Bulgaristan'ı kayıtsız şartsız tutması hususunda Berlin'in ayrı fikir beslemediğini söyledi. Fransa Sefiri girdi:
- Yarın Paris'e gidiyorum, dedi; arzı vedaa geldim. Borçlarınız bir müddet sonra ödenecek ve duyunu umumiye idaresi lağvedilecektir. Fakat bu çok mükemmel bir idaredir. Onu örnek alarak maliyenizi ıslah etmenizi, bir dost sıfatıyla söylemeye cüret ediyorum.
Mösyö Bompard'ın son mütaalası yerindeydi. Fakat bir şey söylemedim

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:54
Mail Büyükerman ( 1928) </B>

Eskişehir Milletvekili-Bağımsız
GEBZE - 1928, Ahmet, Dursune - İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi - Fransızca - Serbest Avukat - Araştırmacı, Yazar - Evli.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:55
Malcolm X ( 1925)- (1965) </B>
Amerikalı Siyahların önde gelen ismi olan Malcolm X 1925 yılında Nebraska eyaletinin Omaha şehrinde dünyaya geldi.Önceleri Harlem'desıradan bir adi suçlu gibi yaşayan Malcolm X 1952'de Black Muslimshareketine girerek İslamiyetle tanıştı.Fakat o dönemde Siyahlara karşıuygulanan ayrımcı politikalar onu ırkçı bir çizgiye soktu.Mensubu bu-lunduğu cemaatin çizgiside tamamiyle Beyaz Amerikalılara düşmandı.Malcolm X önceleri cemaatinin toplantılarını ve propaganda çalışmalarını yürütürdü.Malcolm X cemaatinin lideri Elijah Muhammed'le dahasonraki yıllarda ters düştü.1964 Martında Elijah Muhammed'le yollarını ayırdı.1964'de Afrika-Amerika Birliği örgütünü kurdu.Aynı yıl Afrika ve Ortadoğuya birtakım geziler düzenledi, Mekke'de Hac görevini yerine getiren Malcolm X artık evrensel bir çizgide mücadelesini vermeye başladı. 1965'de failleri günümüzde de bulunamayan New York'da bir suikas te kurban gitti. Hala adından söz ettiren Malcolm X'in hayatı yönetmenliğini Spike Lee'nin yaptığı ve kendisini Denzel Washington'un canlandırdığı 1992 yapımı bir sinema filmine konu olmuştur.

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Malcolm X
Alex Haley
İnsan Yayınları / Anlatı Dizisi

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:55
Manfred Pohl ( 1944) </B>
1944'te doğdu. Frankfurt'ta Deutsche Bank'ın Tarih Enstitüsü'nün müdürüdür. 1972'de, Saarbrücken Üniversitesi'nde Tarih doktorasını tamamladı ve 1992'de, Frankfurt Üniversitesi'nden fahri profesörlük unvanını aldı. Halen yürütmekte olduğu görevler ve fahri görevler arasında, 1976'dan bu yana Gesellschaft für Unternehmensgeschichte (Şirket Tarihleri Derneği) Yönetim Kurulu Üyeliği ve 1996'dan bu yana International Archive Council (Uluslararası Arşiv Komitesi) İcra Heyeti Üyeliği yer almaktadır.

ESERLERİ(bazıları)
Das Bayernwerk 1921 bis 1996, Piper Verlag, 1996; VIAG Aktiengesellschaft 1923-1998 (A. Schneider ile birlikte), Piper Verlag, 1998; Die Strabag. 1923 bis 1998, Piper Verlag, 1998; Die Lombardkasse 1923-1998, Piper Verlag, 1998.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:55
Mao Ze Tung ( 1893)- (1976) </B>
1893 yılında doğdu.Çin Devrimi’ne önderlik etti.Sol düşüncelerle üniversite öğrenimi sırasında tanıştı. 1921 yılında kurulan ÇKP (Çin Komünist Partisi)’nin 12 kişilik kurucu delegesinden biriydi.
ÇKP’nin kurulduğu dönem, onbinlerce köylünün toprak ağalarına karşı ayağa kalktığı, işçi ve öğrenci hareketlerinin yükseldiği bir süreçti. ÇKP, bu dönemde, büyük bir etki sağladı.

ÇKP, emperyalist işgale karşı, burjuvazi ile Komintang içerisinde ittifak kurdu. 1924-1927 yıllarında başlattığı silahlı ayaklanma bastırıldı. ÇKP 6. kongresinde, “Halk Savaşı Stratejisi” olarak ifade edilen, kırın kenti kuşatması devrimci savaş stratejisini kabul etti. Yoğunlaşan yerli direnişler karşısında geriye çekilmeye mecbur kaldı ve Mao’nun öncülüğünde büyük Uzun Yürüyüş başladı. Eylül 1934’ten Ekim 1935’e kadar süren yürüyüşte Çin’in bir ucundan diğer ucuna yürüyen komünistler, onbinlerce kayıp verdi. Mao, 1935’te ÇKP’nin liderliğine getirildi. Çin’in özgün koşullarından dolayı kır çalışmasına ağırlık veren Mao liderliğindeki ÇKP, Kızıl Ordu’yu kurarak, mücadeleyi gerilla savaşı biçiminde başlatıp, kurtarılmış alanlar yaratarak ilerledi. Çin Halk Devrimi 1949’da zafere ulaştı; Mao devlet başkanlığına seçildi. 1949’dan ölümüne kadar, Çin Halk Cumhuriyeti’nin tartışılmaz lideri oldu.

1956’ya kadar geleneksel Sovyet ekonomi ve devlet modelini yakından izleyen iktisadi ve politik dönüşümler; 1956-1957’de “yüz çiçek açsın, yüz düşünce yarışsın” sloganı ile yürütülen liberal dönem; 1958’de “büyük sıçrayış ve halk komünleri” kampanyası; “Kültür Devrimi”, 1960’lardan sonra Çin-SSCB arasındaki çekişme ve anlaşmazlıklar, ABD’ye yakınlaşma politikaları ve dış politikada ulaşılan bu son noktanın “Üç Dünya Teorisi” ile sistematikleştirilmesi, bu önemli dönemeçlerden başlıcalarıdır. Dünyanın pekçok yerinde komünist hareketleri etkilemiş olan Mao, 1976 yılında öldü.




HAKKINDA YAZILANLAR

1.Sabah Tufanı-1 Mao Zedung ve Çin Devrimi, 1893-1954
Han Suvin
Berfin Yayınları

Sabah Tufanı (The Morning Deluge) onbeş yıllık araştırmanın yolculuğunun ve Çin'in önde gelen yöneticileriyle yapılan konuşmaların ürünü. Mao'nun yaşamı çevresinde Çin Devrimi'nin tarihini dile getiren Sabah Tufanı bu konuda yazılmış en iyi kitaplardan biridir.

Sevda_Rapcisi
29-07-07, 23:55
Marlon Brando ( 1924) </B>
(1924 Omaha- )

ABD'li sinema ve tiyatro oyuncusu.

Mesleği hakkında hiç de olumlu konuşmayan ama birçok seyirci ve eleştirmen tarafından yüzyılın oyuncusu olarak kabul edilen; "metod oyunculuk" tarzını doruğa ulaştıran bir aktör. Robert De Niro, Al Pacino gibi ustaları derinden etkileyen bir simge.

Ama son yıllarda kendini oyunculuktan çok şişmanlamaya verip, izleyicilerini kızdıran bir yıldız.

1944 yılında tiyatro oyunculuğuna başladı.Birçok oyunda rol aldıktan sonra 1947 yılında Tennessee Williams'ın "Arzu Tramvayı" oyunundaki serseri ve maço bir genç karakteri olan 'Stanley Kowalski' tiplemesiyle tüm tiyatro camiasında adını duyurdu.

Daha sonra Elia Kazan ve Lee Strasberg'in kurduğu "Actors's Studio"ya katılıp burada uygulanan "Metod" oyunculuk tarzının ilk ve en önemli uygulamacılarından ve oluşumuna katkıda bulunanlardan biri oldu.

1950 yılında Fred Zinnemann'ın "Men(Erkekler)" filmiyle sinema dünyasına etkileyici bir adım attı.Daha sonra 1951-1954 yılları arasında sırasıyla;tiyatroda da oynadığı Elia Kazan'ın"Arzu Tramvayı"(1951), yine Elia Kazan'ın "Viva Zapata"filminde ünlü meksikalı gerilla lideri Emiliano Zapata'yı canlandırdı(1952).Joseph Mankiewicz filmi "Jul Sezar"da Marcus Antonius rolündeydi(1953).Bu üç filme üst üste üç kez 'En İyi Erkek Oyuncu'oscarına aday oldu ama kazanamadı.Oscarına,1954 yılında sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olan Elia Kazan'ın yönettiği "Rıhtımlar Üzerinde" filmindeki sendika ağalarına karşı koymaya çalışan dok işçisi 'Terry Malloy" rolüyle ulaştı.Brando artık tam anlamıyla zirvedeydi."Vahşi Hücum(The Wild One)"filminde canlandırdığı,bir motorsiklet çetesinin asi lideri rolüyle genç kuşağın idolü haline geldi.Kurulu düzeni sorgulayanların sembollerinden biri oldu.

50'li yılların ikinci yarısı,ilk yarısındaki kadar görkemli olmasa da oyuncu için başarılı geçti.Bu dönemdeki başlıca filmleri olarak; "Çayhane", oscar adayı olduğu "Sayonara" ve "Genç Aslanlar" sayılabilir.

1961 yılında Stanley Kubrick'in yarıda bırakmasıyla yönetmenliğini de üstlendiği psikolojik western "Tek Gözlü Jack"i çevirdi."Yatak Hikayesi" ve Charlie Chaplin'in yönettiği "Hong Kong'lu Kontes" filmlerinde komedi oyunculuğunu denedi.

Arthur Penn'in ırkçılık karşıtı "Kaçaklar(The Chase)" ve eşcinsel bir subayı canlandırdığı John Huston imzalı "Pırıltılı Gözler" gibi sistemi ve toplumsal yapıyı sorgulayan filmlerde rol aldı.Ama eski parlak dönemi geride kalmış gibi gözüküyordu.Özellikle 60'ların sonunda oynadığı "Candy", "Gece Gelen Adam" gibi hem eleştirmenler hem de seyirciler tarafından berbat bulunan filmlerle karizmasını bir hayli sarstı.

Bu kötü dönem,1972 yılında Francis Ford Coppola'nın sinema tarihinde unutulmaz bir yeri olan "Baba(The Godfather)" filmine kadar sürdü.Bu filmdeki mafya babası "Don Vito Corleone" rolündeki unutulmaz oyunculuğuyla eşsiz bir oyuncu olduğunu bir kez daha ispatladı ve tam anlamıyla bir sinema efsanesi haline geldi.Bu rolüyle "En İyi Erkek Oyuncu Oscarı"nı ikinci kez kazandı.Ama,ABD yönetiminin ve Hollywood sinemasının kızılderililere yaptıkları haksızlıklara dikkat çekmek için,ödül törenine kendi yerine kızılderili bir kadını gönderip ödülü almayarak protesto etti.

Böylece,uzun bir süredir desteklediği "kızılderililerin medeni hakları hareketine" en büyük desteği vermiş oldu.

1973 yılında Bernardo Bertolucci'nin erotizmin sınırlarını zorlayan filmi "Paris'te Son Tango"da tüm vücuduyla(!) oynadığı karakterle seyircileri tam anlamıyla şok edip, bir kez daha oscara aday gösterildi.

1978 yılında bilimkurgu filmi "Superman"deki sadece 10 dakika süren rolü için (Superman'in babası rolündeydi) sinemadaki efsanevi kişiliği sayesinde astronomik bir ücret aldı.Yapımcılar onun küçük rolleri için bile inanılmaz paralar ödemeye razı oluyorlardı.

Francis Ford Coppola'nın,sinema tarihinin en başarılı savaş karşıtı filmlerinden olan "Kıyamet(Apocalypse Now)" filmindeki kendini yarı tanrı sanan Albay Kurtz rolündeki emprovize oyunculuğuyla yine göz doldurdu.(Dedikodulara göre bu film için sete geldiğinde kendisine verilen senaryoyu okumamıştı ve rolü hakkında hiçbir bilgisi ve hazırlığı yoktu!!)

1980 yılındaki "Formül" filminden sonra sinemaya dokuz yıllık bir ara verdi.Bu süre zarfında bazı televizyon dizilerinde konuk oyuncu rollerinde oynadı.1989 yılındaki "Kuru Beyaz Bir Mevsim" filmindeki oyunculuğuyla "en iyi yardımcı erkek oyuncu" dalında oscar adayı olarak sinemaya parlak bir dönüş yaptı.

90'larda "Keşif", "Dr.Moreau'nun Adası", "Don Juan de Marco" başlıca filmleri oldu.

Son olarak 2001 yılında henüz gösterime girmeyen ve başrollerini Robert De Niro ve Edward Norton ile paylaştığı "The Score" filminde rol alıyor.

Munky
30-07-07, 08:34
Abdurrahman Şeref ( 1853)- (1925)
Devlet adamı, tarihçi ve Osmanlı Devletinin son vak�anüvisti. 1853'te İstanbul�da doğdu. 1925'te öldü. İlk tahsiline Eyüp mahalle mektebinde başladı. Eyüp Rüşdiyesinde okudu. Bundan sonra 1873�te Mekteb-i Sultaniyi yani Galatasaray Lisesini bitirdi. Mahrec-i Aklam adlı mektebe umumi tarih hocası oldu. Bu vazifesinden sonra da Mekteb-i Sultanide daha sonra da, Muallim Mektebinde umumi tarih hocalığı yaptı.Daha sonra Mülkiye Mektebine müdür oldu. Burada genel coğrafya, Osmanlı tarihi, İslam tarihi, istatistik ve ahlak dersleri okuttu. Sonra da Darülfünuna devletler tarihi hocası oldu. Pekçok yerde hocalık ve müdürlük vazifeleri yaptıktan sonra, Defter-i Hakani Nezaretine, A�yan meclisi üyeliğine, Maarif Nazırlığına tayin edildi. İki defa Maarif Nazırı oldu. Bu vazifesinin yanında telif edilen eserleri tetkik komisyonu üyeliği, vak�anüvistlik, Tarih-i Osmani Encümeni Reisliği ve A�yan Heyeti ikinci reisliği gibi vazifeler verildi.

Birinci Dünya Savaşından sonra İttihat ve Terakki hükumeti iktidardan çekilince yeni kurulan Müşir İzzet Paşa kabinesinde önce Posta ve Telgraf Nazırı sonra da Devlet Şurası başkanı oldu. Salih Paşa kabinesinde önce vekaleten sonra da asaleten Maarif Nazılırlığı yaptı. Salih Paşa istifa edince açıkta kaldı. Kuvay-ı Milliye İstanbul�a gelip A�yan Heyeti kaldırılınca, Abdurrahman Şeref�in a�yan üyeliği sona erdi. Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin ikinci seçim devresinde, 1923�te İstanbul Milletvekili oldu. Ankara�ya gidip Kızılay�a başkan seçildi. Milletvekilliği sırasında hastalandı ve İstanbul�a döndü. 1925�te öldü. Mezarı Edirnekapı�dadır.
Devlet adamlığından ziyade tarihçiliği ile meşhur olan Abdurrahman Şeref, saliseden balaya kadar bütün rütbeleri kazanmıştı.

ESERLERİ

Fezleke-i Tarihi Düvel-i İslamiye (İslam Devletleri tarih özeti), Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Fezleke-i Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Zübdet-ül-Kısas, Tarih-i Asr-ı Hazır (Yaşadığımız asrın tarihi), Harb-i Hazırın Menşei (Birinci Dünya Harbinin sebeplerine dairdir), Sultan Abdülhamid-i Sani�ye Dair, Tarih Muhasebeleri, Umumi Coğrafya-yı Umrani, İlm-i Ahlak ve İstatistik, Lütfi Tarihi�nin sekizinci cildini hazırlamış ve Tarih-i Osmani Encümeni ve Türk Tarih Encümeni mecmualarında pekçok makaleleri neşredilmiştir.

Munky
30-07-07, 08:34
Ahmed Davudoğlu
1912 yılında Bulgaristan'ın Şumnu şehrinin Kalaycı köyünde doğdu. İlköğrenim'ini doğduğu köyde , ortaöğrenimini Ekizce'de Medresetü�l-Aliye�de, medrese öğrenimini ise Şumnu'da yaptı. İhtisas için Mısır'a gönderildi (1936). Ezher'deki öğreniminden sonra, bir süre okuduğu Nüvvab Medresesi'ne hoca olarak atandı.

Bulgaristan'da Rus işgali ve komünist yönetimin işbaşına geçmesinden sonra tutuklanarak toplama kamplarına gönderildi (1944). Baraj inşaatında amele olarak çalıştıktan sonra, hastalanması üzerine serbest bırakıldı. Varna'daki Türk Konsolosluğu'na iltica talebiyle başvurdu. Aradan yıllar geçtikten sonra iltica talebi kabul edilerek Türkiye'ye göç etti (1949).

Önce Yedikule Küçükefendi Camii�ne İmam Hatip olarak atandı. Bir süre de gezici vaizlik ve 3 yıl Bursa Orhangazi Müftülüğü yaptı. Bundan sonra İstanbul Fatih Camii Kütüphanesi memurluğuna nakledildi.

Bir süre İmam Hatip Lisesi�nde öğretmenlik yaptıktan sonra, İstanbul Yüksek İslam Enstütüsü'nün açılması üzerine, buraya öğretim üyesi ve müdür yardımcısı olarak tayin edildi (1950). Yüksek İslam Enstitüsü'nde müdürlük de yaptı. 7 Nisan 1983 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

ESERLERİ:
Buluğul-Meram Tercümesi, Selamet Yolları, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Tibyan Tefsisi Tercümesi, Mevkufat Tercümesi, Reddül-Muhtar Tercümesi, Ölüm Daha Güzeldi,
Dini Tamir Davası'nda Din Takripcileri, Kur'an'ı-Kerim Meali

Vasıyeti:
Herşey'den evvel imanınızı korumaya çalışınız! Allah�a iman, bize bahşedilen nimetlerin en büyüğüdür. O öyle baha biçilmez bir pırlantadır ki; kazanılması kolay, fakat muhafazası son derece müşkildir. Çünkü ins ve cin şeytanlarından onun pek çok düşmanları vardır. Bunlar gece gündüz onu sizden çalmak, sizi ondan ebediyen mahrum etmek isterler. Bu sebepledir ki merhum üstadım Adıyamanlı Mustafa Hayri Efendi hazretleri ömrü boyunca iman-ı kamil ile çene kapamayı niyaz etmiş; talebesine ve dostlarına bu hususta vasiyetlerde bulunmuş; dualarını rica etmiştir. Allah rahmetini gani eylesin. Sair esatize-i kiramımızın, aba ve ecdadımızın ümmehat ve ceddadımızın dahi ruhlarını şad, makamlarını cennat-ı aliyat kılsın..
...Şunu hiç bir zaman unutmayın! Peygamber Efendimiz Hazretleri'nin bundan 14 asır evvel haber verdiği kıyamet alametlerinin küçükleri bugün tamamen zuhur etmiştir. Bundan sonra, sıra büyüklerindedir. Bugün vicdan sarsıntısı, iman buhranı o dereceye varmıştır ki, müslüman aileleri içinde dinle alakası olmadığını açık açık ilan edebilen fertlere ve onların bu küstahlığını hazmederek; gençliklerine, çocukluklarına bağışlayabilen ana-babalara her yerde rastlamak mümkündür.

...La Havle vela Kuvvete illa billah! Bu azim cinayetler karşısında insanın kanı donacak gibi oluyor. Müslüman bir ana-baba, evladının küfrüne nasıl razı olur Yarabbi!

...O anneler o babalar ki, çocuklarımız elemsiz kedersiz büyüsünler, yetişsinler diye; gece uykularını terk etmiş, hayatlarını feda kılmışlardır.

...Şimdi ergenlik çağına yetişen çocukları onların gözleri önünde Allah�ı inkar ediyorlar da akıllarınca evlat sevgisi saikasıyla bunu hoş görüyor; gençliklerine bağışlıyorlar. Allah aşkına düşünsünler! Bu yaptıkları sevgi midir, yoksa düşmanlıkların en büyüğü müdür? Dünya'dan imansız giden bu çocukların ahırette yerleri ne olacaktır? Cennet mi cehennem mi? Bunu düşündükleri gün, şüphesiz cevabını bulacak ve evet cehennemdir diyeceklerdir. Öyle ise, neden çocuklarını kurtarmaya çalışmıyorlar, neden ağızlarını bıçak açmıyor? Bunun sebebi, bizzat kendilerinin iman zaafı illetine mübtela olmalarıdır. Gayri müslim memleketlere yaptığımız ihracat meyanında, tonlarca Türk kızının bulunması yine bu sebeptendir. Müslüman anne babalar! Unutmayın, kendinizden mesul olduğunuz gibi evlatlarınızdan da mes�ulsünüz! Ahiret'te müslüman olarak göçmek istiyorsanız, çocuklarınızı da, müslüman yetiştirininiz! Ahirete imansız gidenlerin yeri ebedi cehennem azabıdır. Cehennem azabının dünyadaki basit misali ateştir. Hangi anne baba, yavrusunun ateşte yanmasına tahammül edebilir? Bu mümkün olmadığına göre, şiddet derecesini hayal etmekten bile aciz kaldığımız cehennem ateşinde ebedi yanmalarına nasıl razı oluyorsunuz? Aklı selim sahibi bir insan değil kendisinin veya evladının; düşmanının bile ateşte yanmasına razı olamaz. İşte İslam'da cihad ve bu hikmete mebni meşru kılınmıştır. Küffar, bize dinimizden dolayı düşmandırlar. Halbuki Dinimiz, onlara karşı cihadı emretmekle onlar hakkında en büyük iyiliği emretmiştir. Çünkü cihad, onları da müslüman yaparak ebedi cehennem azabından, kurtulmalarını sağlamak için farz kılınmıştır. Ama küffarın Akıl almaz hamakatları, bu inceliği anlamaya mani'dir.

...Hülasa: ilk vazifemiz imanımızı ve çoluk çocuğumuzun imanlarını temin ve muhafaza olmalıdır. Ondan sonra onun icaplarını birer birer yerine getirmeğe gayret ediniz. Müslüman, kulluk edeceğine Allah�ına söz veren insandır, bu sözü verip de ona kulluk etmeyen yalan söylemiş, hilebazlık etmiş olur ki, karşılığında cezayı hakeder. Çocuklarınıza dinlerini mutlaka öğretin! İbadetlerini yerli yerince bilerek tatbik etsinler! Onları İslam adab ve terbiyesi üzerine yetiştirin! Bu vazifeleriniz, ta çocuk dünyaya geldiği andan başlar ve hayatınız müddetince devam eder. İlk yapacağınız iş, ona bir müslüman adı koymaktır. 5-6 yaşlarına girince namaz'a alıştırın! Kur�an okumayı asla ihmal etmeyin. Zira Kur�an müslümanın herşeyidir. Yediğimiz ve yedirdiğimiz lokmaların haram mı helal mi olduğuna dikkat ediniz! Helale helal, haram'a haram deyin, çünkü bunun aksini iddia, maazallah küfür olur.

...Kız çocukların terbiyesine, tesettürüne hususi İtina gösterin! Kıyamete yakın �Giyinmiş Çıplak� kadınlar zuhur edeceğini Peygamberimiz Efendimiz bundan 14 asır evvel haber vermiştir. Bugün bu mucize aynen zuhur etmiş ve hadis-i şerifin manası herkesçe anlaşılmıştır. Avrupa taklitçiliği çok tehlikeli bir hal almıştır. Buna dikkat edin! Bugün adette, giyimde vesair hususta küffarı taklit moda olmuştur.

...Müslüman bilinen bir çok aileler, Noel Baba, yılbaşı ve salon düğünü gibi şeylerde gayri müslimlerden aşağı kalmıyorlar. Halbuki Peygamber Efendimiz: �Her kim bir kavm'e benzerse, o da onlardandır!� buyurmuşlardır.

...Tedrisat sıralarında, talebeye yaptığım tavsiyeleri burada da tekrarlıyorum. Sakın Ehl-i Sünnet ve Cemaat Yolu'ndan ayrılmasınlar! Zira bu taktirde kendilerine hakkımı helal etmem! Talebe ve diğer ihvan-ı dinime şahsi vasiyetim şudur ki: hayatımda Cenab-ı Hakk'tan benim için hüsnü hatime, mematımda da af ve mağfiret dilesinler, beni hayır duadan unutmasınlar, vefatımı duyanlar cenaze namazıma koşsunlar. Buralarda ölürsem Hz.Eba Eyyubu�l-Ensari (R.A) kabristanına defn olunmamı vasiyet ederim. Cenazemde bid�atlara yer verilmemesini isterim. Varislerim imkan bulurlar da, devrimi yaptırırlarsa memnun olırum. Bütün din kardeşlerim ahiret haklarını bana helal etsinler! Allah cümlesinden razı olsun.

Munky
30-07-07, 08:36
Ahmet Kutsi Tecer ( 04.09.1901)- (23.07.1967)
4 Eylül 1901'de Kudüs'te doğdu. 1929'da İstanbul Darülfünunu Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Bir süre edebiyat öğretmenliği yaptıktan ve Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi üyeliğinde bulunduktan sonra 1942-1946 döneminde milletvekili seçildi. 1949-1951 arasında öğrenci müfettişi olarak Fransa'da bulundu. 1950'de Unesco Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine getirildi. Türkiye'ye döndükten sonra, emekli olduğu 1966 yılına kadar İstanbul'da öğretmenlik yaptı.Tecer edebiyata şiirle başladı.

Şiirleri 1921'den sonra Dergâh ve Milli Mecmua gibi dergilerde çıktı. Daha sonra Varlık, Oluş, Yücel ve Ankara Halkevi'nin çıkardığı, kısa bir süre de kendisinin yönettiği Ülkü gibi dergilerde şiirlerini yayınladı.Şiirlerini 1932'de Şiirler adlı kitabında topladı.Bu kitabın yayınından sonra yazdıkları yalnızca dergilerde kaldı.Şiirlerini hece ölçüsüyle yazdı.Daha sonra başladığı oyun yazarlığında da milli değerlere önem vermiştir. İlk ve en önemli oyunu Köşebaşı'nda Batı'ya özenenleri eleştirir. 1961'de sahnelenen son oyunu Satılık Ev yayımlanmamıştır. Çoğunluğu dergilerde olmak üzere Halk edebiyatı ve folklor konularında çeşitli incelemeleri de vardır. 23 Temmuz 1967'de İstanbul'da öldü.

ESERLERİ Şiir: Şiirler, 1932. İnceleme: Köylü Temsilleri, 1940.

Oyun: Yazılan Bozulmaz, 1947; Köşebaşı, 1948; Köroğlu, 1949; Bir Pazar Günü, 1959; Satılık Ev, 1961.

Munky
30-07-07, 08:36
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2274.jpg
Akif Dığun ( 1883)
Büyük Çerkes sürgününde (1864), Kafkasya�nın Soçi yöresinden Anadolu'ya sürülen bir Vubıh ailesinin çocuğudur. 1883 yılında Düzce'de doğdu. Mısır'da din öğrenimi gördü. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Türkiye'deki "Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti" tarafından Kafkasya'ya gönderilen aydınlardan biriydi. Kuban yöresindeki Adige köylerinde öğretmenlik yaptı. Kafkasya�da Sovyet iktidarının kurulmasından sonra Türkiye'ye döndü. Düzce'de dini görevlerde bulundu. 1920 yılı başlarında Düzce yöresinde oluşan karşı ihtilâl hareketinde adı geçti.

ESERLERİ

Adige dilinde kaleme almış olduğu şiir ve ilahi denemeleri yayınlanamamıştır. Basılmış tek eseri Adige-Çerkes dilinde kaleme aldığı "Mevlid" (İstanbul 1916) adlı kitabıdır. 1962 yılında Düzce'de ölmüştür.

Munky
30-07-07, 08:36
Askar Akaev ( 10.11.1944)
Askar Akaev, 10 Kasım 1944'te Kemindey Bölgesi'ndeki Kızılbayrak köyünde dünyaya geldi. Babası bir kolhoz işçisidir.
1961 yılında Fdurzemash fabrikasında metal işçisi olarak çalışmaya başladı. 1968'de Leningrad Hassas Mekanik ve Optik Enstitüsü'nden mezun oldu.

1972'den 1973'e kadar Frunze Politeknik Enstitüsü'nde, sonra da Leningrad Hassas Mekanik ve Optik Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı ve öğretmen olarak çalıştı.

Askar Akaev 1976'da Kırgızistan Cumhuriyetinin başşehrine dönüp Politik Enstitüsü'nde kıdemli öğretmen, doçent ve nihayet bölüm başkanı olarak çalıştı.

1986-1987 yıllarında Kırgızistan Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin İlim ve Eğitim Müesseseleri Bölümü Başkanı'ydı. 1987'de İlimler Akademisi başkan yardımcılığına ve iki yıl sonra da başkanlığına seçildi. Aynı yıl içinde Askar Akaev S.S.C.B. halk temsilciliğine seçildi.

Askar Akaev bilimsel doktor, profesör, Kırgızistan Cumhuriyeti İlimler Akademisi akademisyeni ve aynı zamanda beynelmilel ilim dünyasında tanınmış bir fizikçidir. Bilgi İşlem Mühendisliği ve kuantum radyofiziğinin problemlerinin çözümüne uzmanlığı ile büyük katkılarda bulunmuştur. Aynı zamanda optik bilgi işlem mühendisliğini geliştirenlerdendir.

1990 yılı Ekim ayında Askar Akaev, Kırgızistan Cumhurbaşkanlığı'na seçildi. Kırgızistan Cumhurbaşkanı olarak 1991 Ağustosu'nda yapılan darbe teşebbüsüne aktif bir şekilde karşı çıktı.

Askar Akaev 12 Ekim 1991'de Kırgızistan'ın millet tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.
1993 yılı Mayıs ayında Kırgızistan'ın yeni anayasası kabul edilince Askar Akaev'e olan güven derecesini tespit için bir referandum yapma ihtiyacı doğdu. 1994 Ocak ayında Kırgızistan halkı Kırgızistan Cumhurbaşkanının yetkilerini onayladı.
Askar Akaev, Kırgızistan'ı tarihin en zor döneminde yönetti. Onunla birlikte cumhuriyet bağımsızlığına kavuştu. Dünya cemiyetinin tam üyesi oldu ve onun yaptığı demokratik değişiklikler dünyada anlayışla karşılanarak kabul gördü.

X

Akayev son kez halkına seslendi
CNN Türk 7 Nisan 2005

Akayev'in konuşması parlamentoda da yayınlandı

Kırgızistan'ın devrik lideri Askar Akayev, Kırgız halkına son seslenişinde, her şeyi halkı ve ülkesi için yaptığını söyledi.
Kaydı Moskova�da yapılan ve Meclis�te de yayınlanan Akayev'in konuşması, televizyonda canlı yayınlandı.

Her zaman şiddete karşı olduğunu belirten Askar Akayev, ''özellikle dış güçlerin içimizdeki krize karışmasını istemedim. Son emrim 'ateş etmeyin' oldu. Böylece kan dökülmesini, halk ihtilalinin olmasını engelledim'' dedi.

Halkının kendisini affedeceğini umduğunu da söyleyen Akayev, tüm işleri halkının refahı ve iyiliği için yaptığını savundu.

Kırgızistan�da 24 marttaki yönetim değişikliğini anladığını ve kabul ettiğini ifade eden Akayev, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana geçen sürede Kırgızistan'ın geldiği konum hakkında bilgi verdi.

Sovyetlerin dağılmasının ardından Kırgızistan'ın zor şartlarla karşı karşıya kaldığını dile getiren Akayev, ülkenin doğal kaynakları bulunmadığını, bu nedenle her şeye yeniden başlamak zorunda kaldıklarını söyledi.

İktidarda bulunduğu süre içinde Asya ülkelerinin yanı sıra batılı ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yaptıklarını belirten Akayev, özellikle son beş yılda ülkenin ekonomik açıdan ilerlediğini savundu. Kamuda şeffaflık için altyapı oluşturduklarını anlatan Akayev, sosyal ve ekonomik alanlarda atılımlar yapıldığını da ifade etti.

Akayev istifasını halka verdi

Kırgızistan Meclis Başkanı Ömürbek Tekebayev de, meclis olarak amaçlarının devrik lider Askar Akayev'i cezalandırmak değil, ülkede düzen ve istikrarı sağlamak olduğunu söyledi.

Tekebayev, devlet başkanını halkın seçtiğini ve Akayev'in de istifasını halka verdiğini ifade ederek, ''ülkede şu anda devlet başkanı yok. Biz geçici devlet başkanı seçtik, asıl devlet başkanını halk seçecek'' dedi. Tekebayev, bunun gecikmeden olabilmesi için de öncelikle Akayev'in istifasının mecliste onaylanması gerektiğini belirtti.

Munky
30-07-07, 08:37
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2282.jpg
Aziz Meker ( 1877)- (1941)
Bilim ve toplum adamı, diplomat ve yazar. 1877 yılında Kafkasya�da, bugünkü Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti�nin sınırları içinde bulunan Biberdkuace köyünde doğdu. Anadili Abazaca ve Adıgeceydi. Köyünde ve Batalpaşinsk (Çerkesk) kasabasında öğrenim gördü. Ailesinin Türkiye'ye hicret ederek Eskişehir yöresinde yerleşmesi üzerine öğrenimini İstanbul'da sürdürdü. Daha sonra Fransa'ya gönderilerek Tarım konusunda yüksek öğrenim gördü. İstanbul'da Halkalı Ziraat Okulu'nda öğretmenlik yaptı (1907).

Kafkas sürgünleri tarafından oluşturulan ve başka yerlerde de şubeler açan "Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti", "Şimali Kafkas Cemiyeti", "Kafkasya İstiklal Komitesi", "Türkiye'de Kuzey Kafkasya Siyasi Göçmenleri Komitesi" gibi örgütlerde aktif görevler üstlendi. İdeal arkadaşlarından Hüseyin Tosun (Vubıh) Beyle birlikte "Köylü Bilgi Cemiyeti"nin de kurucu ve yöneticileri arasında yer aldı (1914) ve bu derneğin yayınlarında rol oynadı. Tüm bu derneklerde konferanslar verdi, broşürler yayınladı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Mareşal Fuad Paşa'nın başkanlığındaki bir Kafkas delegasyonuna dahil olarak Viyana, Berlin, Lozan vb. Avrupa merkezlerinde Kafkasya bağımsızlık davası lehinde görüşmelere katıldı. Bu konuda broşürler ve çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yayınladı. Çeşitli devlet adamlarıyla, Cenevre'de sürgünde yaşamakta olan V. İ. Lenin'le görüştü. Mütareke döneminde yine İsmail Hakkı Berkok, Mustafa Butbay vb. kişilerin de yer aldığı bir kurul içinde Kafkasya'ya gönderilerek Dağıstan-Çeçenistan yörelerinde Kafkasya bağımsızlığı lehinde siyasi çalışmalar yaptı (1920).

Türkiye'ye dönüşünde Anadolu�daki kurtuluş hareketine katıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Sovyet Rusya'ya gönderilen elçilik kurulunda Başkatip olarak görevlendirildi. Moskova'da Lenin, Çiçerin, Stalin ve diğer Sovyet devlet adamlarıyla yapılan politik görüşmelere katıldı (1922). Aynı kurulda görevli bulunan Mehmed Fuad Carım, Tahsin Rüştü ve diğer Kafkasyalı arkadaşlarıyla birlikte, bağımsız bir Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin kurulması ve sürdürülmesi yolundaki çabalara destek verdi. 1923 yılında Ankara�ya dönerek Ziraat Okulu'nda (Fakülte) profesör ve öğretim üyesi, Ziraat Enstitüsü'nde başkanlık, Tarım Bakanlığı'nda müsteşarlık görevlerinde bulundu. Adigece, Abhaz-Abazaca ve Türkçe'den başka Rusça, Fransızca ve Almanca'yı da iyi biliyordu. 1941 yılında Ankara'da öldü.

Profesör Aziz Meker'in, İstanbul'da, İsviçre, Almanya ve başka Avrupa ülkelerinde çıkan birçok gazetede Kafkasya'yı tanıtan ve Kafkas bağımsızlığını savunan makaleleri yayınlanmıştır. Tarım konusundaki eserleri ve bilimsel makalelerinden başka Kafkasya konusunda çeşitli dillerde yayınlanmış broşürleri de bulunmaktadır: "Kafkasya'nın Ahval-i İçtimaiye ve İktisadiyesine Dair Konferans" (İstanbul 1918), "Les Russes en Circassie, 1760-1864" (Ruslar Çerkesya'da 1760-1864, Fransızca, Berne 1919).

Munky
30-07-07, 08:37
Behzat Bilgin ( 1898)- (1973)
1898 Selanik doğdu. Bir süre İzmir Atatürk Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Yeni Asır gazetesinin başyazarıydı.DP lideri Celal Bayar'ın isteğiyle DP listesine girdi. Bayar, Bilgin Ailesini tanıyor, Selanik'ten bu yana çalışmalarını izliyordu. Şevket Bilgin'e mektup yazarak, "Yeni Asır"dan bir aday istedi. Şevket Bilgin, Yeni Asır'ın başında kalacağından Behzat Bilgin uygun görüldü.

Behzat Bilgin, dokuz, on ve onbirinci dönem İzmir Milletvekili seçildi.Bazı kanunların çıkmasında, kendisine Bayar ve Menderes tarafından özel görevler verilmişti. Behzat Bilgin, 1973 yılında vefat etti.

Munky
30-07-07, 08:37
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/209.jpg
Beşir Ayvazoğlu ( 11.02.1953)
11 Şubat 1953 tarihinde Sivas'ın Zara ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta, yüksek öğrenimini Bursa'da tamamladı. Çeşitli liselerde Türkçe ve edebiyat öğretmeni olarak, TRT'de de uzman olarak çalıştı. Mahalli gazetelerde başladığı gazetecilik hayatını Hergün, Tercüman, Türkiye, Yeni Ufuk ve Zaman gazeteleriyle, haftalık Aksiyon dergisinde yönetici ve köşe yazarı olarak sürdürdü. Hisar, Türk Edebiyatı, Hareket, Dergâh, Kubbealtı Akademi, Türkiye Günlüğü, Yeni Türkiye, İzlenim vb. gibi dergilerde çok sayıda makale ve denemesi yayımlandı. Halen TDV İslam Ansiklopedisi Türk Dili ve Edebiyatı Merkez İlim ve Redaksiyon Kurulu Üyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda da repertuvar kurulu üyesidir.


ESERLERi:

GÜLLER KiTABI

Beşir Ayvazoğlu'nun Türk zevk tarihinin çiçeklerle ilgili tarhlarında dolaştığı ve okuyucuyu dolaştırdığı şahane bir eserdir.

AŞK ESTETiĞi

Türk-İslam sanatlarının ardındaki dünya görüşünü anlama çabasından doğan Aşk Estetiği, kendi estetik dünyamıza kendi gözümüzle bakma denemesidir.

YAHYA KEMAL (EVE DÖNEN ADAM)

Yazar bu kitapta, büyük şairin "eve nasıl döndüğünü" ve "evin şiirini" nasıl yazdığını anlatıyor.

TARIK BUĞRA (GÜNEŞ RENGi BiR YIĞIN YAPRAK)

Sanat anlayışının, dilinin ve üslûbunun farklılığı dolayısıyla ister istemez kendi neslinden koparak modaların dışında bir yazarlık macerası yaşayan Tarık Buğra, aslında yalnız bir adamdı, fakat yalnızlığını bereketli bir kaynak haline getirebilmişti. Beşir Ayvazoğlu, elinizdeki kitapta onun bu yazarlık ve yalnızlık macerasını anlatıyor.

GELENEĞiN DiRENiŞi

Bu kitapta, gelenek kavramı, bir kültürün kendisini devam ettirme, değişirken bile kendisi olarak kalma refleksi olarak yorumlanmış ve Türkiye'de, iki yüz yıllık Batılılaşma döneminde, varlığını korumaya çalışırken yaşadığı heyecan verici maceralar anlatılmıştır.

ŞiiRLER

Ayvazoğlu, şiiri, bir davayı anlatma aracı olarak değil, dilin asırlar içinde biriktirerek bünyesinde gizlediği zenginlikleri ve beşeriyi keşfetme çabası olarak görüyor. Yazar diğer şiir kitaplarında yer alan şiirlerin büyük bir kısmını bu kitaplara girmeyen şiirlerle buluşturdu.

DEFTERiMDE 40 SURET

Eskiden, insan için âlem-i sugra, yani küçük âlem derlermiş, ne kadar doğru. Bana sorarsanız, her insan ayrı bir âleme açılan bir kapı; o kapıdan içeri girdikten sonra, labirentlerinde kaybolmak işten bile değil, Freud'ların mroydların başlarına gelen nedir? Sıradan zannettiğimiz insanların bile uçsuz bucaksız iç dünyaları varsa, bilim, sanat ve hareket adamlarının dünyalarının büyüklüğünü varın siz hesap edin. Doğru söylüyorum, onları derinliğine anlamaya çalışmak, galaksiler arası yolculuğa çıkmak gibi bir şey olmalı.

ŞEHiR FOTOĞRAFLARI

Eski şehir fotoğraflarına bakarken, ucundan kıyısından yaşadığımız, fakat anlamaya fırsat bulamadan kaybettiğimiz hayatın dimağımda kalan tadını yeniden yaşıyorum. Bize gelinceye kadar yavaş yavaş incelen ip birdenbire kopmuş, kendimizi alabildiğine farklı bir dünyada buluvermiştik. Asıl kopuşu benim de mensup olduğum neslin yaşadığını söylemek istiyorum. Eskiden usul usul ve kendiliğinden yok olan evlerin buldozorlerle yıkılıp yerlerine bilmem kaçar katlı apartmanların dikildiğini gördük. Radyonun bile lüks sayıldığı evlerden çıkıp borç harç renkli televizyonlar, videolar, bilgisayarlar edinen garip bir nesiliz. Kaçınılmaz bir şeydi bu. Dünya kaç bucakmış öğrendik. Şimdi içinden çıkıp geldiğimiz hayata o kadar uzaklardan bakıyoruz ki! Başka hiç bir nesil bizim yaşadığımız âni değişmeyi yaşamamıştır. Bu, büyük bir şok olduğu kadar, şüphesiz, bulunmaz bir tecrübedir de.

Munky
30-07-07, 08:38
Cemal Nar ( 1955)
1955 yılında Kahramanmaraş/Hartlap'ta doğdu. İlkokulu Şehrinde (1966), İmam Hatip Okulunu Diyarbakır'da (1973), Yüksek İslam Enstitüsü'nü Kayseride bitirdi. (1977). Aynı yılda öğretmen olarak atandı. 1980 yılında Kahramanmaraş İmam Hatip Lisesi'ne atandı ve oradan emekli oldu.(2003.) Kahramanmaraş'ta İslâmî ilimlerde özel çalışmalar yaptı. Öğretmenliği yanında uzun yıllar çeşitli ortamlarda dersler, seminerler, konferanslar ve camilerde va'zlar vererek halk eğitimine katkı sağladı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayınladı.

İlk kitabı 1994 yılında"Ukde" yayınlarından çıkan "Anılar ve İbretler" dir. Daha sonra aynı yayınevinden 1996 yılında "Bu
sistemden İslama", "İslamlaşma Bilinci", 1997 de "İslam Sancısı", 1998 de "Arş Gölgesi", ve "Tasavvufun Anahtarı" yayınlandı.
Yazarın "Alimin Önderliği", "İlim ve İktidar", "İnançta Arınma", Aydınlanma Yolu Tasavvuf", "Bir Avuç Armağan" isimli kitapları
bitmiş olup baskıya hazırlanmaktadır. Bir gurup arkadaşıyla okuma, yazma ve irşad çalışmalarını
sürdüren yazar evli ve dört çocuk babasıdır.

Munky
30-07-07, 08:38
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/213.jpg
Dilaver Cebeci ( 1943)
Edebiyatımızda 27 senedenberi Seyyâh-ı Fakîr Evliyâ Çelebi müstear adı ile yer alan ve yeni bir mizahi tarzın öncüsü olan, Dilâver Cebeci 1943 Kelkit doğumludur. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 1970 mezunu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde master ve doktora yaptı. Çeşitli liselerde ve enstitülerde öğretmen olarak çalıştı. Halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğretim üyesi. Evli, 2 çocuk sahibi. İstanbul'da oturuyor.Çok yönlü bir sanatçı olan Cebeci'nin, Hun Aşkı (Şiir, 1973), Mavi Türkü (Mensure, 1983), Devranname (Mizah, 1984), Şafağa Çekilenler (Şiir, 1984), Büyü (Oyun, 1984), ... Ve Sığınırım İçime (Şiir, 1992), Kandehar Dağlarında Sabah Namazı (Kaset, 1993), Sitâre (Şiir, 1997), Tanzimat ve Türk Ailesi (İlmî Araştırma, 1993), Seyrânnâme (Mizah, 1997) gibi eserleri neşredildi.
xxxxxxxx

Dilaver Cebeci'nin İngilizce biyografisi:

Dilaver Cebeci, who has been known as Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi in literature for twenty seven years,was born in Kelkit, in 1943. He graduated from the Theology Faculty of Ankara University in 1970. He had his Master and Ph.D in İstanbul University, Faculty of Economics. He worked as a teacher in various high schools and institutes. He is still an instructor in Marmara University,Faculty of Theology.He is married and has two children. He lives in İstanbul.As a qualified artist,his works such as Hun Aşkı (Poem,1973), Mavi Türkü (Ballad,1983), Devranname(Humour,1984), Şafağa Çekilenler (Poem,1984) , Büyü (Play,1984)�Ve Sığınırım İçime (Poem,1992) , Kandehar Dağlarında Sabah Namazı (Cassette,1993) , Sitare (Poem,1997) , Tanzimat ve Türk Ailesi (Scientific Research,1993) , Seyranname (Humour,1997) were published.
xxx

ESERLERi:

SEYRANNAME
Evliyâ Çelebi dilimizin ve kültürümüzün mizahla renklenmiş en canlı simasıdır ve 17. yüzyıldan beri güler yüzlü üslûbun timsalidir. O'nun üçyüz yıldır yaktığı meşaleyi Seyyah-ı Fakîr Evliyâ Çelebi de otuz yıldan beridir aktüel hayatımıza tuttuğu ışıkla canlandırmaktadır. Aralarındaki fark Osmanlı ve Cumhuriyet farkıdır. Yoksa bakış tarzı, dili, mantığı ve dünya görüşüyle hemen hemen aynıdır. Otuz yıldan beri Türk toplumunda cereyan eden sosyal, siyasal, ve kültürel hadiseleri farklı bir Osmanlı bakışıyla yorumlayarak mizah edebiyatımıza yeni bir tarz kazandıran Seyyah-ı Fakîr Evliyâ Çelebi, Devrannâme (1986) adlı ilk kitabından sonraki yazdıklarını bir araya getiren Seyrânnâme ile okuyucusunun önüne yeniden geliyor. Çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandığında büyük alâka gören yeni seyahatnâme parçaları, bu türe ilgi duyanların zevkle okuyabileceği metinlerdir.Bu kitaptaki yazılar, son on yıl içindeki Türk toplumunda vuku bulan çeşitli olayların bir Osmanlı çelebisi gözüyle yapılmış mizâhî ve tasviri yorumudur. Hatta bir dönemin mizâhî belgeleri olarak da nitelendirmek mümkündür. Okurken gülecek, düşünecek ve elinizden bırakamayacaksınız inancındayız.

SİTARE
Sitâre... Dilâver Cebeci'nin bu unutulmaz şiiri için hep birşeyler söylemek gelmiştir içimden. Çünkü onu bir şiir şöleninde, kendi sesinden ilk defa dinlediğim zaman mest olmuş, şâir bir kalbin, beden hücre hücre yaşlansa bile, hiçbir zaman yaşlanmayacağını bir kez daha bütün çarpıcılığı ile hissetmiştim. Maddenin değişik şekillerde hâkimiyetini kurduğu, pek çok insanda görüntü bağımlılığı meydana getirdiği bir çağda, içine sığınan bir şâirin, Kandehar Dağları'nda yeşeren çiçeklerin kokusunu ruhumuza taşıdıktan sonra, bizi göklere, sitâreye götürmesi öylesine güzel ki! Ey okuyucu! Ey şiirin toplar damarı, candamarı! Sitâre'yi damla damla akıt kalbine. Akıt ki kalbin, beyaz bir güvercin gibi kanatlansın şiirin mavi göklerine. Senin de pırıl pırıl bir sitâren olsun karanlıkta ışıldayan! Senin de yaşlanmayan bir kalbin olsun. Cebeci'yi, sitâreyi ve seni bütün ruhumla selamlıyorum.

Munky
30-07-07, 08:38
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2299.jpg
Emin Semsuğ ( 1900)
1900 yılında, Suriye'nin halen İsrail işgali altında bulunan Golan yöresinde, Mansure köyünde doğdu. Büyük Çerkes, sürgününde (1864) önce Balkanlar'a, sonra da Suriye'ye göçetmek zorunda kalan dedesi, Mansure köyünün ileri gelenlerinden biri ve köy muhtarıydı. Babası Semguğ Eyüp�de Trablusgarb'ı (Libya) İtalyan saldırısına karşı savunan Osmanlı güçlerine katılarak orada savaşmıştı (1911).

İlk öğrenimini köyünde ve Kuneytra kasabasında Arapça, orta öğrenimini ise Şam ve Beyrut'da Türkçe olarak yaptı. Beyrut'ta kaldığı iki yıl içinde Fransızca'yı da öğrendi. Daha sonra Fransa'ya giderek "L'ecole National de Grignon" ve "L'ecole des Sciences Politique" de okudu. Genel tarım ve uluslararası siyaset konularında iki diploma aldı. Bu yıllarda, Paris, Berlin, Prag, Varşova gibi Avrupa başkentlerinde bulunan Kafkasya'lı göçmenlerin örgütleri ve yayınlarıyla sürekli ilişki içinde bulundu. Onlarla Arap ülkelerindeki ve Türkiye'deki Kafkas göçmenleri arasında ilişkiler kurulmasında hizmeti geçti. "Kafkasya Dağlıları Halk Partisi" (Narodnaya Partiya Gortsev Kavkaza) adlı örgüt içinde yer ve görevler aldı. Bu çalışmalarını ve ilişkilerini Suriye�ye döndükten sonra da sürdürdü. Bazı idari görevlerde ve Kuneytra Belediye Başkanlığı'nda bulundu. Kuneytra'da kız ve erkek öğrencilerin bir arada öğrenim gördüğü ortaokul düzeyinde bir Çerkes Okulu'nun açılmasını sağladı. Bu okulun ilerde özellikle tarım konusunda bir meslek okulu olarak geliştirilmesini tasarlıyordu. Antakya Reyhaniye'de, Kuneytra'daki Hışniye ve Adnaniye köylerinde de bu okulun şubelerinin açılması için çalıştı. Suriye'deki Çerkes göçmenlerini sömürgeci Fransız yönetiminin etkilerinden biraz olsun uzaklaştırmak, memurluk ve askerlik yerine tarım ve ticaret alanlarına yöneltmek gayesiyle 1937 yılında yerel sermayeyle "Şirketiccevlan-etticariyye" adlı şirketin kurulmasını sağladı.

Kuneytra'da Çerkesce-Fransızca-Arapça-Türkçe olarak yayınlanan "Marg" (1928-31) gazetesinin yayınında emeği geçti ve bu gazetede yazılar ve şiirler de yazdı. Adigece, Fransızca, Arapça ve Türkçe'yi çok iyi bilir, boş zamanlarında armonik çalarak Çerkesce ağıtlar okumaktan hoşlanırdı. Edebi ve sosyal yönleri yanında son derece mütevazı bir kişiliğe de sahipti. Herkesin derdini dinler ve çare arardı. Suriye'deki Çerkes göçmenlerinin sosyo-politik ve kültürel gelişmesine önemli katkıları olan bir kişidir. Bunun yanında Çerkes ve Dürzi halkları arasında meydana gelen anlaşmazlıklar ve çatışmaların yatıştırılmasında da olumlu katkıları olmuştu. 1952 yılında öldü.

ESERLERİ

Eserlerinden bazıları: "Elifba Şerkesiyye" (Çerkes Alfabesi), "Eş'ar Şerkesiyye" (Çerkes Şiirleri), "Tarih-i Şerakise minzulkadim ve haddel asrel hadis" (Geçmişten Günümüze Kadar Çerkes Tarihi), "Eşşerakise fı hurubihim dıdal kayasera" (Çerkeslerin Çar'lara Karşı Savaşları, Humus 1948), "Medhal ile tarih-i Şerakise" (Çerkes Tarihine Giriş. Ölümünden sonra 1980'li yıllarda yayınlanmıştır.)

Munky
30-07-07, 08:38
Eşref Üren ( 1897)
İstanbul 1897 doğumlu olan Eşref Üren, Bursa Ziraat Mektebi'ni bitirdikten sonra Sanayi-i Nefise Mektebi'ne girdi ve burada önce İbrahim Çallı'nın daha sonra da Hikmet Onat'ın öğrencisi oldu. Buradaki eğitimini tamamladıktan sonra Paris'e giderek Andre Lhote atölyesinde çalıştı. Paris'ten döndükten sonra Erzurum ve Sivas'ta resim öğretmenliği yaptı. 1940'lı yıllardan sonra Ankara'ya yerleşti. Ankara'da Cebeci ve Kurtuluş semtlerinin resimlerini çizdi. Türkiye'de ve yurtdışında birçok kişisel sergi açtı ve ödüller kazandı.

Genellikle açık hava ressamı olarak tanınan Eşref Üren, birçok yayınlarda çıkan yazılarıyla ve halkla kurduğu iletişim sayesinde sanat konuları üzerinde düşünmeye özendirme çabalarında bulundu. 1960'lı yıllar sonunda "lirik soyutlamalar" içeren çalışmalara yönelmesine rağmen, yaşamı boyunca "doğa sanatçısı" olarak tanınmıştır. Duygulu, şiirsel peyzaj resminin ustaları arasında görülen ressam, esnek, yumuşak ve uyumlu çizgi ve renk uygulayıcısıdır. Eşref Üren 1984 yılında Ankara'da ölmüştür.

Munky
30-07-07, 08:38
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/63.jpg
Fikret Ünlü ( 1943)
KARGARA - 1943, Ali, Feride - Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü - Az İngilizce - Eğitimci - Öğretmen, Konya Milli Eğitim Müdür Yardımcısı, Beden Terbiyesi Genel Müdürü, Başbakan Başdanışmanı - SHP Kurucu Üyesi - XX nci Dönem Karaman Milletvekili - Devlet Bakanı - Evli, 2 Çocuk.

Munky
30-07-07, 08:39
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1618.jpg
Faruk Nafiz Çamlıbel ( 1898)- (1973)
1898 yılında İstanbul'da doğdu. Bir süre Tıp Fakültesi'nde okudu. Ankara ve İstanbul'da liselerde ve öğretmen okullarında çalıştı. İstanbul'dan milletvekili seçildi. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra bir süre Yassıada'da tutuklu kaldı. 1973 yılında öldü.

ESERLERİ
Başlıca şiir kitapları arasında; Şarkın Sultanları, Gönülden Gönüle, Dinle Neyden, Çoban Çeşmesi, Suda Halkalar, Bir Ömür Böyle Geçti, Akarsu, Heyecan ve Sükûn, Zindan Duvarları, Han Duvarları sayılabilir.

Munky
30-07-07, 08:39
Göktürk Mehmet Uytun ( 27.09.1935)
27 Eylül 1935 tarihinde Tunceli�nin Çemişgezek ilçesinde doğan Uytun, Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü�nü 1957 yılında bitirmişti. Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Talim Terbiye Kurulu�nda uzman (1964- 74), okul müdürü (1974-1979), Başbakanlık Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü�nde Personel ve Eğitim Şube Müdürü (1980-1990) görevlerinde bulunmuştu. Son görev yaptığı yerden emekli oldu. Emeklilikten sonra Ankara�da eşiyle birlikte bir çocuk yuvası kurup yöneten Uytun, hayata çocuk gözüyle bakan bir yapıya sahipti.2001 yılında vefat etti.

ESERLERİ

Önemli kitaplar
Göktürk Mehmet Uytun�un edebiyatın değişik türlerinde ama ağırlıklı olarak çocuk edebiyatına yönelik kitapları vardı. İşte Mehmet Uytun�un ardından kalan şiir kitapları:
Okul Şiirleri (1960), Yıllardan sonra (1964), Bir Yağmur Sonrası (1969), Sanadır Şarkılarım (1974), Türkiyem (1976), Kader (1994); Diğer Eserleri: Boş Yuva (1964), Vatan Sağolsun (1964), Kaplumbağa ile Kurbağa (1967), Öksüz Ali (1967), Resimli Malazgirt Şiirleri Antolojisi (1971), Ayşecik ve Minik Kuş (1974), Kır Gezisi (1991), Osman Gazi�nin Rüyası (1991), Zeynep Öğretmen (1991), Arif Nihat Asya (1993), Tekerlemeler (1993), Çocuk ve Tabiat (1993), Şiirimizde Çocuk (1994),Göynük ve Akşemseddin (1993), Şiirimizde Öğretmen (1996), Şiirimizde Bayrak (1996), Şiirimizde Çevre (1996), At Hırsızları (1997)


HAKKINDA YAZILANLAR

Çocuk yüreği durdu
Mehmet Nuri Yardım
Türkiye 10 Temmuz 2001

Ölüm mutlak ve herkes için muhakkak. Ne var ki, toplumu için çırpınan, iz bırakan ve eser veren yazarların ölümü daha acı oluyor. Son kaybımız çocuk edebiyatımızın günümüz temsilcilerinden Göktürk Mehmet Uytun oldu. Yakalandığı amansız hastalığa 66 yaşında yenik düşerek bizlere veda eden Uytun, Ankara Gazi Hastanesi�nde bir kaç aydan beri tedavi görüyordu.

Bir milli ses
Göktürk Mehmet Uytun, oldukça bâkir olan çocuk edebiyatı alanında eserler verdi. İlk yazısı Elazığ gazetesinde, ilk şiiri 1957�de Toprak dergisinde yer aldı. Yazı çalışmalarını Toprak, Orkun, Türk Yurdu, Serdengeçti, büyük Doğu, Hareket, sahipliğini yaptığı Çemişgezek, Tohum, Türk Edebiyatı, Doğuş Edebiyat, Diyanet, Güneysu ile bunların dışındaki 70 cıvarındaki dergide yayınladı. Oldukça üretken bir kimliğe sahip olan Uytun, Çocuk Gazetesi�ni çıkardı, Şeker Çocuk dergisinin de ilk sayılarını yayına hazırladı. Bunların dışındaki şiir ve yazıları 60 civarındaki gazetede yer aldı. 1973�te Son Havadis gazetesinin, 1981�de Gülpınar dergisinin, 1984�te Türkiye Şairler ve Şiirseverler Derneği�nin, 1986�da Eskişehir Valiliği�nin, 1978�de Kandil Çocuk dergisinin, 1989�da İLESAM ve Keçiören Polikiliniği gazetesinin yarışmalarında çeşitli ödüller kazandı.

Göktürk Mehmet Uytun, çocuk yazarlarının Ankara ayağını temsil ediyordu. Başkentteki çocuk edebiyatına yüreğini adayan şair ve yazarlarla birlikte Çocuk Edebiyatçıları Birliği�ni kurmuştu. Bu birliğin kurucuları arasında Mahir Adıbeş, Rıfkı Kaymaz, Erbay Kücet, Fahrettin Bozdağ, Asuman Bozdağ, Yılmaz Erdoğan, Zeki Gürel ve Üzeyir Gündüz de bulunuyordu. Uytun, bu topluluğun ağabeyi konumundaydı. Topluluk her ne kadar basın yayın organlarının lakayt tutumu ile adını duyuramadıysa da adı geçen her yazar ve şair ferdî çalışmalarla çocuk edebiyatımızın zenginleşmesine katkıda bulundular ve yeni ürünlerle renklenmesine büyük bir gayret gösterdiler.

Uytun ve Sayın; iki fikir işçisi
Ayhan Katırcıkara
Türkiye 6 Temmuz 2001

Göktürk Mehmet Uytun prostat kanserine yenildi. 66 yaşında hayata gözlerini kapadı bu şairimiz, yazarımız. Gazi Hastanesi�nde tedavi görüyordu bir kaç aydır. Hastalık bütün vücudu kaplamış meğer. Hacıbayram�da kılındı cenaze namazı.
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları, yeğeni Ankara Milletvekili Cihan Paçacı, çok sayıda gönüldaşı ve ülküdaşı vardı sanatçının cenazesinde. Mütevazı biriydi. Sağ�ın ve merkezin her türlü yayın organında yazdı, şiirini aktardı. Siyasi görüşü de öyleydi. Çemişgezekli Göktürk Mehmet Uytun öğretmendi. Müdürlük yaptı. Meteorolojiden emekli olunca çocuk yuvası kurdu. Kendini çocuklara verdi eşi Yıldız Uytun Çay Hanımla birlikte. Okul şiirlerinde ve çocuk dramasında başarılıydı. Bir Yağmur Sonrası, Sanadır Şarkılarım, Türkiyem, Vatan Sağ Olsun aklıma gelen kitapları. Mekanı cennet olsun.

Munky
30-07-07, 08:39
Hakkı Tarık Us ( 1889)
1889�da Gördes�de doğdu.Hakkı Tarık, kardeşi Mehmet Asım ile Ahmet Emin Yalman�ın 1917�de çıkarttıkları Vakit gazetesindeki yazıları ve Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul�dan Anadolu�ya silah ve mühimmat kaçıran gizli örgüt �Mim Mim Grubu�ndaki çalışmalarıyla tanınmıştı. Hakkı Tarık, İstanbul Hukuk Mektebi�nde okuduktan sonra Tanin, Tercüman-ı Hakikat ve Tasvir-i Efkar gazetelerinde yazmaya başladı. Bir süre liselerde hukuk ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1923-1939 yıllarında Giresun milletvekili olan Us, Matbuat Cemiyeti ve Basın Birliği�nin kurucuları arasında yer aldı. İlk Osmanlı Meclis-i Mebusanı�nın tutanaklarını Meclis-i Mebusan 1877 (1940-1954, 2 cilt) adlı kitapta toplayan Us, Namık Kemal�in Kanije Muhasarası ve Nabizade Nazım�ın Kara Bibik kitaplarını sadeleştirerek yeniden yayımlamıştı. Hakkı Tarık�ın Vakit gazetesi, pek çok gazeteci, edebiyatçı ve politakacı için okul işlevi görmüştü. Elindeki kitap ve süreli yayın koleksiyonuyla Beyazıt�ta Hakkı Tarık Us Kütüphanesi kuruldu.

Kütüphanesi Kültür Bakanlığı'na Bağlı Beyazıt Devlet Kütüphanesi içerisindedir. Kitap ve Dergilerinin kotalağu Selahattin Öztürk hazırlanmaktadır.

Vakit gazetesi sahiplerinden Hakkı Tarık Us, tedavi gördüğü Gureba Hastanesinde 21 Ekim 1956 tarihinde öldü.

Munky
30-07-07, 08:39
Halit Şengül ( 1946)- (08.01.1981)
Halit ŞENGÜL 1946 yılında Kerkük�ün mücadeleci sarıkahya mahallesinde çiniçiler sokağında dünyaya geldi. İlk okulu Ali hikmet
gece okulunda orta okulu ise Musalla okulunda bitirdi. Musalla okulunda çağımızın en büyük şairi ve Irak Türkmenlerinin milli
mücadele sembolu olan rahmetli Mehmet İZZET HATTAT�ın öğrencisiydi ve daha sonra Eğitim Enistütüsünü bitirdi. Öğretmen olarak Türkmen olmayan köylere tain edildi O tarihlerde Türkmenlerin kendi yerlerinde görev almaları imkansızdı. Rahmetli ŞENGÜL derdi ki (BİR GÜN OLURDA TÜRKMEN YAVRULARINI KENDİ YURDUNDA OKUTAYIM) işte bu arzuyu ne yazıkki mezara götürdü ........Şehit ŞENGÜL şair eğitimci hemde siyaset adamıydı, Rahmetli ŞENGÜL ahlaklı ağırbaşlı alçak gönüllü
yardım sever milletine ve davasına cani gönülden bağlıydı. Daha orta okul çağında iken Kerkük�ün diğer okullarındaki milliyetci
öğrencileri toplayıp milli geziler düzenlerdi. 1970 yılında Kerkük korya yakasında MİLLİYETCİ TÜRKMENLER TOPLULUĞUNU kurdu. 1980 yılında ise ŞENGÜL saddam gücleri tarafından tutuklandı sorgulamada cok işkence gördü ancak hic kimseyi ele vermedi teşkilatı kendi kurduğunda arkadaşları ile ant etmiştir kim tutuklanırsa diğer arkadaşlarını ele vermesin diye. Şehidimiz bu andını yerine canı pahasına getirmiştir. Buna göre rahmetli Mehmet İZZET HATTAT şengül den beni sormuşlar bana bağlı olduğunu inkar etmiştir kendini ipe verip en az 100 kişiyi kurtarmıştır. Mücadeleci ŞENGÜL her zaman derdi ki (BEN BU YOLDA ÖLECEĞİMİ BİLİYORUM ) ŞENGÜL hiç bir zaman hesaplar peşinde olmadı milliti icin ölmeyi arzu etti. ŞENGÜL idam
edilmeden üç ay önce arkadaşlarının zoru ile evlenmeye kara vermiş ve bir TÜRKMEN kizı ile nişanlanmıştır, ne yazık ki evlenme arzusu gönlünde kaldı.

MEN GİTTİM ANAM KALDI
ODUMA YANAN KALDI
NE DÜNYADA HAYIR GÖRDÜM
NE BİR NİŞANAM KALDI.

08.01.1981 tarihinde zalim baas rejimi tarafından idam edilip hakkın rahmetine kavuşmuştur. Adı HALİT zaten hatıralarımızda HALİT kalacak RUHU ŞAD MEKANI CENNET OLSUN.

Munky
30-07-07, 08:40
Hasan İzzet Zeynel Çardağlı ( 1934)
Hasan İzzet Zeynel Çardağlı
/öğretmen/yazar/
1934 yılında Kerkük'e bağlı Çardağlı köyünde doğdu . 1953-1954 Öğrenim yılında Bağdat İlköğretim Okulundan mezun olmuş. 1972-1973 yılında Şam Üniversitesi Hukuk fakültesinden lisans diplomasını almış, 29 yıl öğretmenlikten sonra emekliye ayrılmıştır. Yazarımız Hasan İzzet Çardağlı, yazıya ilk kez Arapça olarak başlamıştır. 1956 yılında (El- Mualimul Cadit, EI-Aklam, EI-Turas Sabi, Kardeşlik, Birlik Sesi, Yurt, Irak, Kulu Şey, Kerkük, Afak, Beşir) ve başka gazete ve dergilerde sayısız yazılar yazmıştır.

Munky
30-07-07, 08:40
Hatice Bilen Buğra ( 1951)
1951'de Adapazarı'nda doğdu. İlk, orta ve liseyi aynı kentte, yüksek öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Bir süre öğretmenlik yaptı. Daha sonra Tarık Buğra'yla evlendi

ESERLERi:

AYIN UYSAL IŞIĞI

Hatice Bilen'in bu hikâyeleri her kesimden kadınlarımızın meselelerini başarıyla anlatıyor.

AYNADAKİ BOŞLUK

Tanıtım Yazıları: Bir kasaba çevresindeki insanların aile ilişkilerini, iç dünyalarındaki çarpıklıklarını güzel türkçesi ve akıcı üslubuyla el almakta.

UMURSANMAYAN KADINLAR

Tanıtım Yazıları: Umursanmayan Kadınlar, adından da anlaşılacağı gibi, kadınları konu alan öykülerden oluşuyor. Kırsal kesimde ya da kentte Umursanmayan Kadınlar'ın topluma, toplumun da onlara bakışı yirmi öyküde ele alınıyor. Günümüzde kadın; en canlı, en sıcak tartışma konularından biri. Çalışan, üreten, seven, paylaşan, ya da yaşamı olduğu gibi kabul eden bir varlık olarak sürekli gündemde. Hatice Bilen de eğitim ve yaşam düzeyleri farklı her kesimden birçok kadının öyküsünü yazdı

Munky
30-07-07, 08:40
Hikmet Onat ( 1882)
1882 yılında İstanbul'da doğan Hikmet Onat, ilk öğreniminden sonra, Heybeliada Deniz Harp Okulu'nu 1903 yılında bitirdi. Bahriye'den ayrılarak İstanbul Sanayi-i Nefise Mektebi'ne girdi. 1910 yılında mezun olup, resim üzerine açılan bir yarışmaya katılarak Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nde Fernaed Cormon Atölyesi'nde dört yıl çalıştı. I. Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine yurda döndü ve Nişantaşı *********si'nde öğretmenlik yapmaya başladı.

Öğretmenliğine Güzel Sanatlar Akademisi'nde de devam eden Hikmet Onat, 1922 yılında Güzel Sanatlar Cemiyeti'ne kurucu üye olarak katıldı. Hikmet Onat, ilk dönemlerinde İstanbul'un deniz ve kır görünümlerini renk ve ışık parlaklığıyla canlandıran resimleriyle tanındı. Eserleri Resim ve Heykel Müzesi ile özel koleksiyonlarda bulunan sanatçının başlıca yapıtları şunlardır: "Kandilli Sırtlarından", "Siperde Mektup Okuyan Askerler", "Savaşa Giderken Veda", "Kabataş'tan Manzara", "Dikiş Diken Kadın", "Derede Sandal", "Salacak", "Topkapı Sarayı", "Kıyıda Gemi" vb.
Xxxxxx

Munky
30-07-07, 08:41
Hüseyin Goncagül ( 1955)
Üsküdar 1955 doğumludur.
Okul yıllarında tiyatroyla tanıştı.1970�de Devlet Tiyatroları oyunculuk sınavını kazanarak 3 yıl özellikle çocuk oyunlarında çeşitli roller aldı.
Zamanın Kültür bakanı Talat Sait Halman ilk kez Devlet Tiyatroları bünyesinde Çocuk Oyunları birimi açarak sınavla oyuncu alıyordu.

O yıllar İstanbul İ.H.O.İmam Hatip okulu Lise 1.sınıf öğrencisiydi.Yatılı okuduğu o senelerde zaten arkadaşlarla sınıfta ve gece etüdlerinde hayatı tiyatroydu.

İki fakülte bitiren Goncagül,Temel Eğitim öğretmenliği ve İngilizce öğretmenliği dallarında 13 sene çeşitli okullarda hizmet etti.

Öğretmenlik yıllarında da okullarda kurduğu Drama Club�larda öğrencilere tiyatro çalışmaları yaparken bir yandan da dışarda çeşitli sahne etkinliklerinde yer almayı ihmal etmedi...

90�lı yıllardan sonra özel radyo ve televizyonların açılmasıyla birlikte 93 senesinde bir yıl radyo program ve sunuculuğundan sonra 94�ün Kasımında girdiği Kanal 7�de �Halk Meclisi�, �İstanbul Bülteni�, �İstanbul Kazan Ben Kepçe�, �Sahuru Beklerken�, �Goncagül�ün Kepçesi�, �Tatil Eğlencesi�, �Aileler Yarışıyor� ve �Teneffüs� adlı çeşitli stüdyo ve aktüel programlar hazırlayıp sundu...

Son üç yıldır yurtdışında gurbetçilerimize, özellikle çocuk programları yapmak üzere başta Almanya,Fransa,İsviçre,Hollanda ve Avusturya gibi çeşitli Avrupa ülkelerine seyahat etmekte..
97 Ekiminden beri de haftalık gezi ve anı yazılarını Milli Gazetede �Goncagülle Seyahat� başlığıyla yazmakta.

Halen moral FM radyosunda canlı şov programı yapan Goncagül�ün Osmanlının 700.yıl anısına 1999 başında çıkardığı bir müzik albümü ve klibi var.
Hüseyin Goncagül evli ve iki çocuk babası...

Munky
30-07-07, 08:41
Hüseyin Özbek ( 1952)
1952 yılında Kastamonu Araç Yukarı Yazı Köyü�nde doğdu. Çorum Öğretmen Okulu�nu, Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü�nü bitirdi. Türkçe-edebiyat öğretmenliği yaptı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi�ni bitirdi. Serbest avukat olarak çalışmakta Yeni Hayat, Ufuk Ötesi dergilerinde yazmaktadır.

Eserleri

Türk Kalesi Yıkılırken
Hüseyin Özbek
Toplumsal Dönüşüm Yayınları İstanbul 2004

Eser Türk Kalesi Yıkılırken Hüseyin Özbek�in Yeni Hayat ve Ufuk Ötesi dergilerinde yayınlanan yazılarından oluşmaktadır. Esere ismini veren yazı Mekke�de bulunan Ecyad Kalesi�nin Suud yönetimi tarafından yıkılması üzerine yazılmıştır.
x
İNGİLİZCE NİNNİLERLE
Uyutayım Seni
Büyüteyim Seni
Eğiteyim Seni
Kum Saati Yayınları
İstanbul 2007

15 Eylül 2006 tarihli Yeniçağ Gazetesi�nin haberine göre, Çukurova Üniversitesi Dış İlişkiler Birimi Başkanı Prof. Dr. Erbuğ Keskin�in geliştirdiği �Ninni İle Dil Eğitimi Projesi� iyle bebekler uykuları gelince ninnileri CD�lerden başka bir dilde dinleyerek, önce yabancı dil öğreneceklermiş. Yabancı dil kavramını beşikte geliştirmek amaçlı çalışmaya Kıbrıs Rum kesiminin de ortak olduğu, AB�nin 320.000 Euro ile projeyi desteklediği belirtiliyor.

İlginç habere devam edelim: � Prof. Dr. Erbuğ Keskin Türkiye�nin diğer ülkeler gibi AB fonlarına parasal katkı sağlamasına rağmen, havuzda biriken fonlardan proje yetersizliği nedeniyle yeterince yararlanamadığını, birim bünyesinde yapılan çalışmalarla bu sorunu aşmaya çalıştıklarını söyledi. Keskin projedeki amacın, yabancı dil öğretmekten ziyade bu kavramı beşikten itibaren geliştirmek olduğunu, bu nedenle çalışmanın olumlu sonuçlar vereceğine inandığını belirtti.

Proje koordinatörü Dr. Figen Yılmaz ise AB� nin �Lingua-(Dil Öğrenimi ve Öğretimi)� programı kapsamında hazırladıkları projede amaçlarının ninniler sayesinde bebekler ve küçük çocukların yabancı dillerle tanıştırılması olduğunu söyledi. AB Komisyonuna sunulan 139 proje arasında ilk etapta �tam teklif� hakkını kazanan 30 proje arasında yer alan ve ardından �en iyi ilk 8 �arasına giren çalışmaya İngiltere, Danimarka, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi, Çek Cumhuriyeti ve Romanya� nın ortak olduğunu ifade etti.

Proje kapsamında, çalışmalara ortak ülkelerin ninnilerinin derleneceğini ve veri tabanı oluşturulacağını ifade eden Yılmaz �Bunun yanı sıra bir de web sayfası hazırlayacağız. Bu proje, çocuklarda yabancı dil kavramının erken başlamasını sağlayacağı gibi yetişkinleri de dil öğrenmeye teşvik edecek� dedi.�

Bilimsel araştırmalar bebeğin doğumdan önce ana karnındaki gelişme süreciyle birlikte kişiliğinin, kimliğinin, psikolojik, psişik yapısının da şekillendiğini ortaya koymuştur. Ana- babanın genetik özelliklerinin, kişilik yapılarının yanında, doğum öncesi süreçte ananın beslenmesinden, aile içi, çevresel, toplumsal yaşantısına kadar pek çok nedenin bebeğin kişilik oluşumunu etkilediği belirtilmektedir.

Bebeğin bu süreçteki kişilik oluşumunu; ana baba arasındaki sevgi, kavga, iletişim, yaşanılan çevre, mevsim, toplumsal ortamın belli oranda etkileyeceğini araştırmacılar doğrulamaktadır. Konuşulan dil, dinlenen müzik, karşılıklı konuşmalarda sese yansıyan söz titreşimleri, yine ana karnındaki bebenin ruhsal oluşumunun etkenleridir. Doğum öncesinde anayı fiziksel, duyusal, ruhsal olarak tanıyan bebek, dünyaya geliş sonrası süreçte ten kokusu, ter kokusu, beden sıcaklığı, ses özelliği, psikolojik boyutuyla ana algılamasını geliştirir.

Anaya özgü sevgi yüklü ninniler kulaktan beyne, bilinçaltına uzanır. Bebek ana dilinin büyülü titreşimini, ana sütünün doyumsuz hazzını, öz dilinin unutulmayacak kimyasını süt kokan hücrelerine, beynine, bilinçaltına nakşeder. Büyüdüğünde ana dilini konuşurken, dinlerken, bir sözün, bilinçaltındaki bir sesin tetiklemesiyle, saf özgürlüğün, masumiyetin altın çağına, ninni yıllarına, iç dünyasında doyumsuz yolculuklara çıkabilir. Bebe kulağının bir kez duyduğu söz, sonraki dönemde hiç kullanılmayıp unutulsa bile, yıllar sonra dile gelmesiyle, o sözün ilk olarak beynimize, belleğimize nakşedildiği dönem ayrıntılarıyla gözümüzde canlanıverir. Bazen bir ses, bir koku, bir esinti, bir ezgi, yaşadığınız anla çocukluk dönemleriniz arasında hayali cihan değer gelgitlere yol açabilir.

Kişiliğin mayasını oluşturan ana dilin yanında, yaşanılan coğrafyayı vatan yapan gizemli ruh, ülkenin doğasının, havasının , suyunun, kısacası bize özgü her şeyin sihirli kimyası da bu süreçte yavruya geçer.

Milletiyle ortay paydayı oluşturan aidiyet duygusu, ulusal kodlar da yukarıda anlatılan süreçte gelişir. Ana babadan geçen genetik özelliklerin yanında kişiliğin gelişim sürecinde yukarıda bahsettiğimiz etkileşim çevresel ve toplumsal boyutta sürerek sonuçta bireysel ve toplumsal özellikleriyle kişilik tamamlanmış olur.

Yukarıda anlatılan süreç doğal seyrinde sürmüşse, kişi çok uzun bir süre ailesinden, çevresinden, ulusundan ülkesinden ayrı düşse bile; derin bilinçaltına kazınan esas kişiliği, ulusal aidiyet duygusu asla kaybolmaz, en ufak bir etkenle ortaya çıkıverir.

Nasıl mı ? Ünlü Kazak Türk�ü, düşünür, şair Muhtar ŞAHANOV ile Kırgız Türk�ü yazar Cengiz AYTMATOV �un söyleşilerinden oluşan �ŞAFAK SANCISI� ndan bir alıntı yapalım:

�ŞAHANOV: İnsanoğlu dünyaya geldiği andan sağını solunu tanıyıp ayaklarını sağlam basacağı ana kadar onu eğiten de eleştirerek doğru istikamete yönlendiren de ortamdır.

Kızılkum Çölünde deve dikeni denen bir bitki var. Bu bitki kavurucu sıcaklarda bile yemyeşil renkte, kökünü kırk kulaç derinliklere, toprağın altına saldığı gibi çölleri süsler.Tam tersine kanbak ise- kökü toprağın yüzeyinde olduğu için- esen rüzgarın, göçen kumun istikametinde yuvarlanmaya devam eder. Köklülük ( soyluluk )ile köksüzlüğün farkı işte bu kadar

AYTMATOV: İnsanlar da aynen bu misalde olduğu gibi. Tanrıdan gelecek kuşaklara devedikeninin derin köklerinin kaderini vermesini, yolu, yönü belirsiz kanbak�ın anlamsız hayatından uzak etmesini dileyelim. Kanbak gibiler toplum için her zaman tehlikelidir.

Halk arasında, düşmana tutsak düşen çocuk hakkında bir efsane anlatılırdı. Aradan uzun yıllar geçer, çocuk büyür, bu arada doğduğu yeri ( göbek kanının damladığı yeri) ana babasını, tek kelimeyle özünü unutmaya başlar. Kendi benliğinden sıyrılarak yabancı ülkenin her şeyini özümser. Aklını ve iradesini kullanarak tutsak olduğu ülkenin yöneticiliğine yükselir. Günlerden bir gün, doğduğu köyden gelen kervan ata yurdun toprağında yetişen bir deste jusanı ( hoş kokulu kara iklim şartlarında bozkırda yetişen bir bitki ) yaşlı yöneticiye sunar. Jusanı kokladığı anda gözünün önüne çocukluk yılları ve kırlarda lale topladığı günlerin tatlı anıları gelir. Gönlünün derinliklerine gömdüğü anıları canlanır, gözyaşlarını tutamaz. Artık onu hiçbir kuvvet durduramazdı. Çoğu insanın hayalini süsleyen tahtını anında terk eder. Devlete, servete dönüp bakmadan atına atladığı gibi ata yurduna doğru dörtnal sürer.�

Prof. Dr. Keskin� in projesi, bebeğin kişiliğinin, kimliğinin oluşma çağlarında, henüz konuşamadığı, ama her şeyi algıladığı bir dönemde kişisel ve ulusal özelliklerinin oluşmasına insanlık dışı bir müdahaledir. Ana dilinin sıcaklığıyla benliğine sinecek, belleğine yerleşecek ve içselleşecek bir algı bütünlüğü yerine, kişilik parçalanmasına yol açacak, insanlık dışı, bilim dışı, ülke ve ulusuyla kültürel ve duyusal paydayı yok edecek bir cinayet girişimidir.

Genetik özelliklerine, ulusal kimyasına, bilinçaltına yapılacak bu insanlık dışı müdahale sonucu en başta ailesine, ulusuna karşı yakınlık duygusu kaybolmuş çağdaş mankurtlar yaratılacaktır. Ana diliyle birlikte şırınga edilen yabancı dilin zehirli karışımı ortaya çağdaş Robinsonların gönüllü köleleleri Çağdaş Cumalar çıkaracaktır.

Prof. Dr. Erbuğ�un projesiyle yabancı ninni ve yabancı müzikle uyutulacak Türk bebeleri yabancı dil mi öğrenecekler; yoksa Ashabi Kehf� misali ebedi uykuya mı yatırılacaklar ? Bir diğer söylemle Türk olarak uykuya yatıp İngiliz olarak mı uyanacaklar ? Adları Ayşe, Fatma, Hasan, Hüseyin, ruhları, kişilikleri George, Susanna, Angela, Michael� a dönüşmüş; karnında yattığı, sütün emdiği anasına, atasına, İngilizce ninniden nasiplenmemiş birkaç yaş büyük kardeşine tamamen yabancılaşmış yaratıklar mı ortaya çıkacak?

Nevropsikoloğlar İnsan bilinçaltının inanılmaz bir hızla gürültü, ritim ve saldırgan sesleri benimsediğini belirtiyorlar. Bu tür uyku seanslarıyla, bebeğe verilecek hipno seslerle, tamamen yabancılaşmış kişilikler oluşturulmak amaçlanmaktadır.

Cengiz Aytmatov�un GÜN OLUR ASRA BEDEL romanında;� savaş tutsaklarının kafasına geçirilen yaş deve derisinin sıcağın etkisiyle giderek daralıp, beyne yapılan baskı sonucu tutsağın ilini, obasını,boyunu, kişiliğini, kimliğini unutması ve mankurt haline gelen kölenin efendisine ölesiye hizmeti� anlatılıyordu.

Çağdaş mankurtlaştırmada deve derisine gerek kalmadığı anlaşılıyor. Deve derisinin yerini �Sömürge İngilizcesi� alıyor !

Osman Nuri Koçtürk SESSİZ SAVAŞ adlı eserinde 1960� lı yılların Irak�ında tanık olduğu bir olay anlatır: �Halk sinemada İngiliz filmi izlemektedir. Filmin bir sahnesinde İngiliz Ulusal Marşı söylenmektedir. İstisnasız tüm seyirciler emir almışçasına hep birden ayağa kalkarlar ve marşı sonuna kadar esas duruşta dinlerler !� Manda idaresi altında tuttuğu Irak�tan resmen çekildikten yıllar sonra bile, dilini ve kültürünü şırıngalayarak oluşturduğu kölelik ruhunun yaşaması İngiliz emperyalizminin başarısıdır.

Yabancı orduların fiili işgalinde bulunmayan ülkemizde, ABD ve AB�nin ekonomik, finansal, kültürel işgalini ebedileştirecek, İngilizce ninnilerle büyüyen gönüllü kölelerin yetiştirilmesine sıranın geldiği anlaşılıyor.

Analarımızın ninnileri ulusumuzun geçmişten geleceğe süren tarihsel yolculuğunun her türlü birikiminin bilinçaltımıza saklanan, bizi millet yapan değerler toplamıydı. Ulusal bilincimizi oluşturan, Yemen�den Tuna�ya, Kafkasya�dan Cezayir�e salınan gönül coğrafyamızın, iç zenginliğimizin, hüznümüzün, sevincimizin, kaygımızın, umudumuzun bileşkesiydi ninnilerimiz. Yine ninnilerimiz allı gelinliğini, kendince en mahrem şeyleri, doğan çocuklarının ilk zıbınlarını, soraklarını, askere giden oğlun göyneğini, hanesinden telli duvaklı gelin çıkardığı kızının saçını saklayan anamızın çeyiz sandığıydı.

İngilizce ninnilerle yok edilmek istenenin bir ulusun toplumsal hafızası ve geleceği olduğu unutulmamalıdır.
9 Aralık 2006
Av.Hüseyin Özbek

1)Cengiz AYTMATOV:GÜN OLUR ASRA BEDEL-CEM Yayınevi
2)C. AYTMATOV - M. ŞAHANOV: ŞAFAK SANCISI-DA Yayınları
3)O. Nuri KOÇTÜRK: SESSİZ SAVAŞ

Munky
30-07-07, 08:41
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2490.jpg
Hüseyin Hilmi Işık ( 1911)- (26.10.2001)
1911 de Eyüp Sultan da doğdu. İlk öğrenimini Eyüp Sultan Reşadiye Numune Okulu nda yaparak birincilikle bitirdi. Halıcıoğlu Askeri Lisesi giriş imtihanlarını pekiyi alarak kazandı. 1929 da Askeri Liseyi birincilikle bitirdi. Eczacılık Fakültesi ne girerek askeri eczacı oldu. Gülhane Hastanesi nde bir senelik stajını birincilikle bitirip üsteğmen olarak Askeri Tıbbiye Okulu na müzakereci tayin edildi. Bu sırada Kimya Fakültesi ne kaydolarak, yüksek matematikçi Von Mises den, mekanik profesörü Prager den, fizikçi Dem Ber den, teknik kimyayı Goss dan okudu. Kimya Profesörü Arnd ın yanında çalıştı. Takdirlerini kazandı.

Arnd ın yanında 6 ay travay yapıp Penylciyan - Nitromethan - Methyl esteri cisminin sentezini yaptı ve formülünü keşfetti. Dünyada ilk olan bu başarılı çalışması İngilizce olarak Fen Fakültesi Dergisi nde ve Almanya da çıkan (Zentral Blatt) kimya kitabının 1937 tarih 2519 sayısında Hüseyin Hilmi Işık isminde yazılıdır.

Hüseyin Hilmi Işık, 1936 senesi sonunda 1-1 sayılı Türkiye nin ilk kimya yüksek mühendisi diplomasını aldı. O sene Türkiye de ilk ve tek kimya yüksek mühendisi olduğu günlük gazetelerde yazıldı. Bu başarısından dolayı askeri kimya sınıfına geçirildi. Ankara da Mamak ta zehirli gazlar kimyageri yapıldı. Burada 11 sene kaldı. Auver Fabrikası Genel Direktörü Mer Zbached ve kimya doktoru Goldstein ve optik mütehassısı Neumann ile yıllarca çalıştı. Onlardan Almanca da öğrendi. Harp gazları mütehassısı oldu.
1947 de Bursa Askeri Lisesi nde kimya öğretmeni, sonra eğitim müdürü oldu. Burada ve sonra Kuleli ve Erzincan Askeri Liseleri nde uzun seneler kimya öğretmenliği yaparak yüzlerce subay yetiştirmiştir. Kıdemli albayken 1960 yılında emekli olmuştur.
Sonra Vefa, Çağaloğlu, Bakırköy Sanat Enstitüleri gibi çeşitli okullarda matematik, kimya öğretmenlikleri yapmıştır. Hayatı boyunca siyasete hiç karışmamıştır.

Çeşitli din, fen, tarih ve kültürel yayınları vardır. Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsça dillerini çok iyi bilirdi.
Bir kızı, bir oğlu olup, Damadı Enver Ören ve torunu A. Mücahid Ören dir. Rahmetli oğlundan Ferruh Işık isminde bir torunu daha vardır. Muhterem eşi hayattadır.

Hüseyin Hilmi Işık hayatı boyunca insanlarla iyi geçinmeyi, güzel ahlak sahibi olmayı, fitnelere karışmamayı tavsiye etmiştir.
Yetiştirdiği binlerce öğrencisi ülkeye hep faydalı hizmetlerde bulunmuştur. 26 10 2001 günü vefat etmiştir. Yüce Allah tan kendisine rahmet ve geride kalanlara başsağlığı dileriz.

HAKKINDA YAZILANLAR

Allah rahmet eylesin
Türkiye 27 Ekim 2001

Zamanımızın büyük mütefekkiri, binlerce seveninin dua ve gözyaşlarıyla defnedildi.

Eyüp Sultan Camii, dün tarihinin en kalabalık günlerinden birini yaşadı. Cenaze namazını Beylerbeyi Camii eski imamlarından Mustafa Güneş kıldırdı. Törene damadı ve İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Enver Ören, torunu Ferruh Işık, aile fertleri, milletvekilleri, çok sayıda işadamı, belediye başkanları, sanatçılar, gazeteciler ve Türkiye�nin dört bir yanından gelen binlerce seveni katıldı.

Oğlunun yanına defnedildi
Cenaze namazını müteakip merhum Hüseyin Hilmi Işık�ın naaşı omuzlara alınarak cami avlusunda medfun bulunan Eyyub el Ensari Hazretlerinin türbesinin önüne getirildi. Ruhuna fatihalar okunduktan sonra omuzlara alınarak Eyüp Sultan Mezarlığı�ndaki aile kabristanına getirilen merhum Hüseyin Hilmi Işık�ın naaşı bir süre önce vefat eden oğlu Ahmet Işık�ın yanına defnedildi.

Allah rahmet eylesin
İSTANBUL- Büyük mütefekkir, Gazetemizin sahibi ve İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Enver Ören�in kayınpederi Hüseyin Hilmi Işık ahirete irtihal etti.Türkiye�nin ilk kimya yüksek mühendisi, eczacı, emekli öğretmen albay olan merhum Hüseyin Hilmi Işık�ın naaşı dün Eyüp Sultan Camii�nde ikindiyi müteakip kılınan cenaze namazının ardından Eyüp Sultan�daki aile kabristanına defnedildi.
Türkiye Gazetesi Hastanesi�nde tedavi gördüğü sırada 90 yaşında ebediyete intikal eden merhum Hüseyin Hilmi Işık�ın naaşı buradan alınarak Eyüp Sultan Camii�ne getirildi.Türkiye�nin dört bir tarafından gelerek cami avlusu ve Eyüp Meydanı�nı tıklım tıklım dolduran sevenleri tarafından karşılanan merhum Hüseyin Hilmi Işık�ın naaşı cenaze aracından alınarak adeta parmaklar üzerinde musalla taşına kadar taşındı.

Eyüp�te tarihi kalabalık
Ona karşı son görevlerini yerine getirmek için Eyüp Sultan Camii�ne akın eden sevenleri Eyüp�te bayram namazını aratmayacak şekilde izdiham meydana getirdiler. İkindi namazını müteakip Beylerbeyi Camii eski imamlarından Mustafa Güneş tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından Merhumun naaşı eller üstünde Cami avlusunda medfun bulunan Sahabe-i Kiram�dan Eba Eyyüb El Ensari Hazretlerinin türbesinin önüne getirildi. Burada imamın, �Merhum için hüsnü şehadette bulunur musunuz?� sorusuna cemaat hep birlikte, �Bulunuruz� dediler. İmamın , �Hakkınızı helal ettiniz mi?� sözü üzerine de üç kez, �Helal ettik� dediler. Merhumun ruhuna hep birlikte dua edilirken en önde bulunan Dr. Enver Ören�in gözyaşlarını tutamadığı görüldü. Ruhuna fatihalar okunduktan sonra merhum Işık�ın naaşı eller değil adeta parmakların ucunda Eyüp Sultan Kabristanı�ndaki aile mezarlığına götürülerek bir süre önce vefat eden oğlu Abdülhakim Işık�ın yanına defnedildi.

Kimler katıldı?
Cenaze namazına damadı ve İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr Enver Ören, torunu Ferruh Işık, diğer aile fertleri; ünlü işadamları Ulusoy Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Ulusoy, Erdem Holding Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Abidin Erdem ve Yönetim Kurulu Üyesi Nezih Erdem, milletvekilleri Ali Coşkun, Celal Adan,İsmail Kahraman, DYP İl Başkanı Süleyman Soylu, Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç, Eminönü Belediye Başkanı Lütfi Kibiroğlu, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hüseyin Bürge, sanatçılar, gazeteciler ve Türkiye�nin dört bir yanından gelen binlerce seveni katıldı.

İlk Kimya Yüksek Mühendisimiz
1911�de İstanbul Eyüpsultan�da doğan Işık, ilk öğrenimini Eyüp Sultan Reşadiye Numune Okulu�nda yaparak birincilikle bitirdi. Halıcıoğlu Askeri Lisesi giriş imtihanlarını pekiyi dereceyle kazandı. 1929�da askerî liseyi birincilikle bitirdi. Eczacılık Fakültesine girerek askerî eczacı oldu. Gülhane Hastahanesi�nde bir senelik stajını birincilikle bitirip üsteğmen olarak Askerî Tıbbiye Okulu�na müzakereci tayin edildi. Bu arada Kimya Fakültesi�ne kaydolarak, yüksek matematikçi Von Mises�den mekanik profesörü Prager�den, fizikçi Dem Ber�den, teknik kimyacı Goss�dan ders aldı. Kimya profesörü Arnd�ın yanında çalıştı, takdirlerini kazandı.
Arnd�ın yanında 6 ay travay yapıp Phenyciyan-Nitromethan-Methyl esteri cisminin sentezini yaptı ve formülünü keşfetti. Dünyada ilk olan bu başarılı çalışması İngilizce olarak fen fakültesi dergisinde ve Almanya�da çıkan (Zentral Blatt) kimya kitabının 1937 tarih 2519 sayısında Hüseyin Hilmi Işık isminde yazılıdır.

Hüseyin Hilmi Işık 1936 senesi sonunda 1/1 sayılı Türkiye�nin ilk kimya yüksek mühendisi diplomasını aldı. O sene Türkiye�de ilk ve tek yüksek kimya mühendisi olduğu günlük gazetelerde yazıldı. Bu başarısından dolayı askerî kimya sınıfına geçirildi. Ankara Mamak�ta zehirli gazlar kimyageri yapıldı. Burada 11 sene kaldı. Auver Fabrikası Genel Direktörü Mer Zbached ve kimya doktoru Goldstein ve optik mütehassısı Neumann ile yıllarca çalıştı onlardan Almanca da öğrendi. Harp gazları mütehassısı oldu.
1947�de Bursa Askerî Lisesi�nde kimya öğretmeni, sonra öğretim müdürü oldu. Burada ve sonra Kuleli, Erzincan askerî liselerinde uzun seneler kimya öğretmenliği yaparak yüzlerce subay yetiştirmiştir. Kıdemli albay iken 1960 yılında emekli olmuştur.
Sonra İstanbul�da Vefa, Cağaloğlu, Bakırköy sanat enstitüleri gibi çeşitli okullarda matematik, kimya öğretmenlikleri yapmıştır. Hayatı boyunca siyasete hiç karışmamıştır.

Çeşitli din, fen, tarihî ve kültürel yayınları vardır. Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsça dillerini çok iyi bilirdi.
Bir kızı, bir oğlu olup, oğlu 7 ay önce Hakk�ın rahmetine kavuşmuştur. Damadı Enver Ören ve torunu Mücahit Ören�dir. Rahmetli oğlundan Ferruh Işık isminde bir torunu daha vardır. Muhterem eşi hayattadır.

Hüseyin Hilmi Işık hayatı boyunca insanlarla iyi geçinmeyi, güzel ahlak sahibi olmayı, fitnelere karışmamayı tavsiye etmiştir.
Yetiştirdiği binlerce öğrencisi ülkeye hep faydalı hizmetlerde bulunmuştur. Yüce Allah�tan kendisine rahmet geride kalanlara başsağlığı dileriz.

Xxxxxxxxxxx

Bir yıldız daha kaydı
Zaman 27 Ekim 2001

Ülkemizin sevilen simalarından Hüseyin Hilmi Işık, kalp yetmezliği sonucu 90 yaşında hayatını kaybetti. Bir yıldır kalp yetmezliği çeken ve son 6 aydır durumu ağırlaşan Işık, dün Eyüp Sultan Camii'nde ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Eyüp Sultan Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Eyüp Sultan Camii avlusunu cenaze namazından önce dolduran binlerce seveni, Hüseyin Hilmi Işık için dua etti. Cenaze namazından sonra Işık'ın naaşı eller üzerinde Eyüp Sultan Türbesi'nin önüne kadar getirildi. Burada yapılan duayı müteakip cemaatten merhum için helallik istendi. Tabut, cemaatin elleri üzerinde mezarlığa taşınarak toprağa verildi.
Hüseyin Hilmi Işık'ın damadı İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Enver Ören'in cenaze töreninde bitkin olduğu ve ayakta güçlükle durduğu gözlendi. Törene, Kültür eski Bakanı İsmail Kahraman, AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı Ali Coşkun, Erdem Holding Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Abidin Erdem, Yılmaz Ulusoy, DYP İstanbul İl Başkanı Süleyman Soylu, DYP Milletvekili Celal Adan gibi isimler de katıldı.

Işık hakkında ne dediler?
Cenazeye katılanlar, merhum Hüseyin Hilmi Işık hakkında şunları söylediler:

Ali Coşkun:
Ülkede milli ve manevi değerlerin bozulduğu imani esasların tehlike altında olduğu bir dönemde büyük gayretler sarf eden bir zatın cenazesinde bulunuyoruz. İslami hayatın müdafii ve yeniden öğretilmesinde örnek bir öğretmen ve önemli bir insandı. Yetiştirdiği talebelerin de onun bu örnek kişiliğini devam ettireceğine inanıyorum.

İsmail Kahraman:
Alim zatın ebediyete irtihali dolayısıyla üzüntümüz büyük. Çok zor şartlarda insanımızın gelişmesi için gayretler vermiştir. Kendisi rahmetli olan böyle zatlar ceset olarak aramızdan ayrılırlar; ama eserleriyle ebediyete kadar yaşarlar.

Hüseyin Hilmi Işık kimdir?
1911 yılında Eyüp'te doğdu. İlköğrenimini Eyüp Sultan Reşadiye Numune Okulu'nda yaptıktan sonra Halıcıoğlu Askeri Lisesi'ne girdi. Liseyi 1929' da bitiren Işık, eczacılık fakültesine girerek askeri eczacı oldu. Gülhane'deki stajını bitirmesinin ardından teğmen olan Işık, Albaylık rütbesine kadar yükseldi.

1947 yılında Bursa Askeri Lisesi'nde kimya öğretmeni, sonra müdür oldu. Burada ve daha sonra görev aldığı Erzincan askeri lisesinde yüzlerce subay yetiştirdi. Kıdemli albay iken 1960 yılında emekli oldu. Emekliliğinden sonra da eğitimden kopmayan Işık, Vefa, Cağaloğlu, Bakırköy sanat enstitüleri gibi çeşitli okullarda matematik, kimya öğretmenliği yaptı. Hayatı boyunca siyasetten uzak kalan ve dîn, fen, tarih ile kültürel alanlarda yayınları olan Işık, Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsca dillerini biliyordu. Oğlu yedi ay önce vefat eden Işık'ın kızı İhlas Holding Başkanı Dr. Enver Ören'le evli. H. Hilmi Işık, hayatı boyunca insanlarla iyi geçinmeyi, güzel ahlak sahibi olmayı, fitnelere karışmamayı tavsiye etti. Ülkeye faydalı binlerce öğrenci yetişmesine önderlik etti.

Xxxxxxx

Hüseyin Hilmi Işık vefat etti
Yeni Şafak 27 Ekim 2001
Son devrin büyük alimlerinden Hüseyin Hilmi Işık önceki gece vefat etti. Kimya yüksek mühendisi, eczacı, emekli öğretmen albay olan merhum Hüseyin Hilmi Işık'ın naaşı Eyüp Sultan Camii'nde ikindiyi müteakip kılınan cenaze namazının ardından Eyüp'teki aile kabristanına defnedildi.

Cenaze namazı dolayısıyla dün ikindi vakti Eyüp Sultan Camii bayram ve cuma namazlarından daha kalabalıktı. Cami avlusu ve Eyüp Meydanı tıklım tıklım dolduran sevenleri ona karşı son görevini yerine getirdiler. Cenaze namazını Beylerbeyi Camii eski imamlarından Mustafa Güneş kıldırdı.

Enver Ören'in acı günü
Cenaze namazına damadı ve İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Enver Ören, torunu Ferruh Işık, diğer aile fertleri, ünlü işadamları Ulusoy Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Ulusoy, Erdem Holding Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Abidin Erdem ve Yönetim Kurulu Üyesi Nezih Erdem, milletvekilleri Ali Coşkun, Celal Adan, İsmail Kahraman, DYP İl Başkanı Süleyman Soylu, Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç, Eminönü Belediye Başkanı Lütfi Kibiroğlu, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hüseyin Bürge, sanatçılar, gazeteciler ve Türkiye'nin dört bir yanından gelen binlerce talebesi katıldı.

Cenaze namazını müteakip merhum Hüseyin Hilmi Işık'ın naaşı eller üstünde cami avlusunda medfun bulunan Sahabe-i Kiram'dan Eba Eyyüp el Ensari Hazretlerinin türbesinin önüne getirildi. Burada imamın, "Hocamız için hüsnü şehadette bulunur musunuz?" sorusuna cemaat hep birlikte, "Bulunuruz" dediler. İmamın, "Hakkınızı helal ettiniz mi?" sözü üzerinede üç kez, "Helal ettik" dediler.

Merhumun ruhuna için hep birlikte dua edilirken en önde bulunan Dr. Enver Ören'in gözyaşlarının tutamadığı görüldü. Ruhuna fatihalar okunduktan sonra merhum Işık'ın naaşı eller üstünde Eyüp Sultan kabristanındaki aile mezarlığına götürülerek bir süre önce vefat eden oğlu Abdulhakim Işık'ın yanına defnedildi.

İLME VAKFEDİLEN BİR ÖMÜR
Kimya yüksek mühendisi ve eczacı, emekli öğretmen albay Hüseyin Hilmi Işık, 1911'de Eyüp Sultan'da doğdu. Işık, ilk öğrenimini Eyüp Sultan Reşadiye Numune Okulu'nda yaparak birincilikle bitirdi. Halıcıoğlu Askeri Lisesi giriş imtihanlarını pekiyi alarak kazanan Işık, 1929'da Askeri Liseyi birincilikle bitirdi. Eczacılık Fakültesi'ne girerek askeri eczacı olan Işık daha sonra Gülhane Hastanesi'nde bir senelik stajını birincilikle bitirip üsteğmen olarak Askeri Tıbbiye Okulu'na müzakereci tayin edildi. Hüseyin Hilmi Işık, 1936 senesi sonunda 1-1 sayılı Türkiye'nin ilk kimya yüksek mühendisi diplomasını aldı. O sene Türkiye'de ilk ve tek kimya yüksek mühendisi olduğu günlük gazetelerde yazıldı. 1947'de Bursa Askeri Lisesi'nde kimya öğretmeni, sonra eğitim müdürü oldu. Burada ve sonra Kuleli ve Erzincan Askeri Liseleri'nde uzun seneler kimya öğretmenliği yaparak yüzlerce subay yetiştirdi. Kıdemli albayken 1960 yılında emekli oldu. Sonra Vefa, Çağaloğlu, Bakırköy Sanat Enstitüleri gibi çeşitli okullarda matematik, kimya öğretmenlikleri yaptır.

Hayatı boyunca siyasete hiç karışmayan Işık'ın çeşitli konularda (din, fen, tarih ve kültürel) yayınları bulunuyor. Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilen Işık iki çocuk babasıydı. Muhterem eşi hayatta olan Işık'ın, oğlu Ahmet Işık 7 ay önce vefat etmişti. Kızı ise İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Enver Ören ile evli. Hüseyin Hilmi Işık hayatı boyunca insanlarla iyi geçinmeyi, güzel ahlak sahibi olmayı, fitnelere karışmamayı tavsiye etmişti.

Hüseyin Hilmi Işık vefat etti
Milli Gazete 27 Ekim 2001

Büyük mütefekkir ve İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Enver Ören'in kayınpederi Hüseyin Hilmi Işık ahirete irtihal etti.
Türkiye'nin ilk kimya yüksek mühendisi, eczacı, emekli öğretmen albay olan merhum Hüseyin Hilmi Işık'ın naaşı Eyüp Sultan Camii'nde ikindiye müteakip kılınan cenaze namazının ardından Eyüp Sultan'daki aile kabristanına defnedildi.
Türkiye Gazetesi Hastanesi'nde tedavi gördüğü sırada 90 yaşında ebediyete irtihal eden merhum Hüseyin Hilmi Işık'ın naaşı buradan alınarak Eyüp Sultan Camii'ne getirildi.Türkiye'nin dört bir tarafından gelerek camii avlusu ve Eyüp Meydanı'nı dolduran sevenleri tarafından karşılandı.

İkindi namazını müteakip Beylerbeyi Camii eski imamlarından Mustafa Güneş tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından merhumun naaşı eller üstünde cami avlusunda medfun bulunan Sahabe-i Kiram'dan Eba Eyyüb El Ensari Hazretleri'nin türbesinin önüne getirildi.

Ruhuna fatihalar okunduktan sonra merhum Işık'ın naaşı Eyüp Sultan Kabristanı'ndaki aile mezarlığına götürülerek bir süre önce vefat eden oğlu Abdulhakim Işık'ın yanına defnedildi.

HÜSEYİN HİLMİ IŞIK KİMDİR ?
Kimya yüksek mühendisi ve eczacı, emekli öğretmen albay Hüseyin Hilmi Işık, 1911'de Eyüp Sultan'da doğdu.
İlk öğrenimini Eyüp Sultan Reşadiye Numune Okulu'nda yaparak birincilikle bitirdi. Halıcıoğlu Askeri Lisesi giriş imtihanlarını pekiyi alarak kazandı. 1929'da Askeri Liseyi birincilikle bitirdi. Eczacılık Fakültesi'ne girerek askeri eczacı oldu. Gülhane Hastanesi'nde bir senelik stajını birincilikle bitirip üsteğmen olarak Askeri Tıbbiye Okulu'na müzakereci tayin edildi. Bu sırada Kimya Fakültesi'ne kaydolarak, yüksek matematikçi Von Mises'den, mekanik profesörü Prager'den, fizikçi Dem Ber'den, teknik kimyayı Goss'dan okudu. Kimya Profesörü Arnd'ın yanında çalıştı. Takdirlerini kazandı.

Arnd'ın yanında 6 ay travay yapıp Penylciyan - Nitromethan - Methyl esteri cisminin sentezini yaptı ve formülünü keşfetti. Dünyada ilk olan bu başarılı çalışması İngilizce olarak Fen Fakültesi Dergisi'nde ve Almanya'da çıkan (Zentral Blatt) kimya kitabının 1937 tarih 2519 sayısında Hüseyin Hilmi Işık isminde yazılıdır.

Hüseyin Hilmi Işık, 1936 senesi sonunda 1-1 sayılı Türkiye'nin ilk kimya yüksek mühendisi diplomasını aldı. O sene Türkiye'de ilk ve tek kimya yüksek mühendisi olduğu günlük gazetelerde yazıldı. Bu başarısından dolayı askeri kimya sınıfına geçirildi. Ankara'da Mamak'ta zehirli gazlar kimyageri yapıldı. Burada 11 sene kaldı. Auver Fabrikası Genel Direktörü Mer Zbached ve kimya doktoru Goldstein ve optik mütehassısı Neumann ile yıllarca çalıştı. Onlardan Almanca da öğrendi. Harp gazları mütehassısı oldu.
1947'de Bursa Askeri Lisesi'nde kimya öğretmeni, sonra eğitim müdürü oldu. Burada ve sonra Kuleli ve Erzincan Askeri Liseleri'nde uzun seneler kimya öğretmenliği yaparak yüzlerce subay yetiştirmiştir. Kıdemli albayken 1960 yılında emekli olmuştur.
Sonra Vefa, Çağaloğlu, Bakırköy Sanat Enstitüleri gibi çeşitli okullarda matematik, kimya öğretmenlikleri yapmıştır. Hayatı boyunca siyasete hiç karışmamıştır.

Çeşitli din, fen, tarih ve kültürel yayınları vardır. Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsça dillerini çok iyi bilirdi.
Bir kızı, bir oğlu olup, oğlu 7 ay önce Hakk'ın rahmtine kavuşmuştur. Damadı Enver Ören ve torunu A. Mücahid Ören'dir. Rahmetli oğlundan Ferruh Işık isminde bir torunu daha vardır. Muhterem eşi hayattadır.

Hüseyin Hilmi Işık hayatı boyunca insanlarla iyi geçinmeyi, güzel ahlak sahibi olmayı, fitnelere karışmamayı tavsiye etmiştir.
Yetiştirdiği binlerce öğrencisi ülkeye hep faydalı hizmetlerde bulunmuştur. (İHA)
Xxxxxxxxxxxxx

Sadık Albayrak
Milli Gazete 30 10 2001

Not: Hüseyin Hilmi Işık: Mekânı cennet olsun!.. O da Abdülhakim Aravasî ve diğer evliyaullah'ın yolunda, iki cihan serverine kavuşmakta, çok acele etti!.. 90 yıllık ömründe, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat yolundan ayrılmadı, hem de bir "asker" olarak!.. Sevenlerine, dost ve akrabasına baş sağlığı diliyorum!

Munky
30-07-07, 08:42
İhsan Kurt ( 1956)
Şair, Yazar ve Eğitimci İhsan Kurt:

Yozgat ili Akdağmadeni ilçesinde doğdu. 1.1. 1956 (Tashih: 1.1.1953). İlk ve orta öğrenimimi doğduğu ilçede tamamladı. İlk nesir yazısı OrtaDoğu Gazetesi�nde, şiirleri ise Millet ve Hergün Gazeteleri, Çağdaş Genç Şairler ve Şiirleri Antolojisi�nde yayınlandı. Sivas Eğitim Enstitüsü�nü (1976), Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesini (1981) bitirdi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü�nde �Eğitimde Psikolojik Hizmetler� alanında Yüksek Lisans yapdı (1989). Hazırlamış olduğu Bilim Uzmanlığı Tezi �Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım� adı altında Kültür Bakanlığı tarafından yayınlandı.

İhsan Kurt yazılarını, şiirlerini Pusat, Millî Eğitim ve Kültür, Zafer, Erciyes, Millî Kültür, Kültür ve Sanat, Yeni Düşünce, Türk Kültürü, Türk Edebiyatı, Konevî, Bizim Ocak, Bizim Dergâh, Sabır, Dolunay, Dergâh, Birliğe Çağrı, Akdağmadeni�nin Sesi, Bozok, Çağdaş Eğitim, Diyanet Çocuk, MEB. Din Öğretimi, Millî Eğitim, Yitik Düşler, Yozgat Divanı, Kaınca, Karınca Çocuk gibi dergilerde yayınladı.

Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu�nun çıkardığı üç ciltlik �Sosyo-Kültürel Değişim Sürecinde Türk Ailesi� adındaki ansiklopedinin 2.cildine �Aile ve Atasözleri� konusunda bir madde yazdı.

Millî Eğitim Bakanlığı Yozgat Akdağmadeni ilçesi Kuşlukaçağı Köyü öğretmen vekilliği (1973), Yaylalık Köyü ilkokulu öğretmen vekilliği (1974), Erzurum Karayazı Temel Eğitim Yatılı Bölge Okulu öğretmenliği (1976-1977)yaptı. Yedek Subay olarak 18 ay süren askerlik görevinden (1977-1979) sonra Tokat ili Artova ilçesi Alpudere Köyü ilkokulu öğretmenliği (1980-1983), Keskin ilçesi Haydardede Köyü İlkokulu öğretmenliği (1983), Keskin ilçesi Yenialibudak Köyü İlkokulu müdür yetkili öğretmenliği (1983-1987), Ankara İli Sincan ilçesi Saraycık İlkokulu öğretmenliği ve müdürlüğü (1987-1989), Sincan İlçesi Semiha İsen İlköğretim Okulu öğretmenliği (1990), M. E. Bakanlığı Çıraklık Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü Yaygın Eğitim Enstitüsü öğretmenliği ve bölüm başkanlığı (1990-1992) görevlerinde bulundu. 1992 Haziranında Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi�ne öğretim görevlisi olarak atandı, beş yıl burada çalıştı. 1 Temmuz 1997 tarihinde Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümüne atandı. 15 Ekim 2002 tarihinde bu üniversiteden emekli oldu. Halen Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi�nde derslere girmekte olan yazar evli, Kürşat ve Furkan�ın babasıdır. Yazı hayatına yoğun bir şekilde devam etmektedir.
Ayrıca http://www.ihsankurt.go.to adresindeki kişisel Web sitesinde internet üzerinden yayınlar da yapmaktadır.

Yazarın katıldığı Bilimsel Toplantılar, Kongreler, Projeler:
· MEB - UNICEF İşbirliği içinde gerçekleştirilen �Okuryazarlık Eğitimi ve Temel Öğrenme İhtiyaçları Toplantısı�. (19-23 Kasım 1990, Ankara).
· MEB - UNICEF İşbirliği içinde gerçekleştirilen �Sağlığa Ulaştıran Gerçekler Kitabında Yer Alan Mesajların Yaygın Eğitim Programlarına Entegrasyonu Toplantısı�. (21-22 Şubat 1991, Ankara).
· MEB- UNICEF -HACETTEPE Üniversitesi İşbirliği ile gerçekleştirilen �Yetişkinler İçin Fonksiyonel Temel Eğitim program ve Materyallerinin Geliştirilmesi Projesi�. 1990-1991.
· II. Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı (8-9-10 Aralık 1994, Ankara). Sunulan Bildirinin Konusu:�Türk Edebiyatlarında (Destanlar ve Halk Hikayelerinde) Ortak �Karakter� ve �Tiplerin Psikolojik Tahlilleri (Oğuz Kağan, Dede Korkut, Manas ve Köroğlu Destanlarındaki �Tip� ve �Karakter�lerin Psikolojik Tahlilleri). Hazırlayanlar: Zeki Gürel, Hasan Avni Yüksel. İlesam Yayınları:3. Ankara 1998. ss.332-364.
· Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi VII. Ulusal Eğitim Bilimleri Kongresi (9-11 Eylül 1998)� ne sunulan bildirinin konusu: � Gençlere Rehberlik Yapmak Açısından Sıraüstü Yazılarının Psikolojik Analizi�. C.1, ss.
Çeşitli alanlarda, değişik yayın organlarında 250�nin üzerinde yazısı yayınlanan yazar, şimdilik 20 kitaba imza atmıştır.
Eserleri ve Hakkında Yazılanlar:
· H.Fethi Gözler. Erciyes Dergisi. Eylül 1992.
· Gıyasettin Aytaç. MEB.Din Öğretimi Dergisi. Sayı.29.Temmuz-Ağustos 1991
· İhsan Işık. Yazarlar Sözlüğü.2.Baskı. ve Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi.
· Durali Doğan. Yozgat Şair ve Yazarları. Yozgat Valiliği. Özel İd.Kültür Y.1988, Ankara.
· Hakkı Yurtlu. Geçmişten Günümüze Akdağmadeni .Anıl Matbaa. Ocak 2001, Ankara.
· Abdurrahim Karakoç , Can Dostu Kitaplar. Anadoluda VAKİT, 20 OCAK 2002.
· Yrd.Doç.Dr.Ali Yakıcı ve Dr.Hasan Avni Yüksel. İHSAN KURT�TAN İKİ ESER .İLESAM Sayı:45, Nisan-Haziran 1998.
· Dr.Hasan Avni Yüksel. BİLİM TARİHİNDE KEŞİFLERİN İÇ YÜZÜ, İLESAM, Sayı 46-47, Temmuz-Aralık 1998.
· Dr.H.Avni Yüksel. ÇİLEDEKİ İNSAN NECİP FAZIL İLESAM. Sayı:52, Ocak-Mart 2000
· İsa Kayacan. BİR YÜREĞİN TÜRKÜLERİ. (Devrek Postası, 10 Nisan 2002; Hamle 5 Nisan 2002; Burdur Yeni gün, 20 Mart 2002; Tekirdağ Yeni İnan, 29 Mart 2002; Ankara Anayurt, 26 Nisan 2002)
· Memduh Şenol BİR YÜREĞİN TÜRKÜLERİ Yozgat İleri Gazetesi, 21 Şubat 2002

Munky
30-07-07, 08:42
İlhan Başgöz ( 1921)
İlhan Başgöz, Gemerek'te arpalar biçilirken doğmuş; yılı kesin değil. 1921 veya 1923 olabilir. Babası ilkokul öğretmeni Hasan efendi, annesi Cadoğlu Türkmenleri'nden Zeycan hanımdır. İlkokulu ve liseyi Sivas'ta bitiren Başgöz, 1940 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne girer ve 1944 yılında Pertev Nail Boratav'ın asistanı olur. 1949'da "Türk Folkloru ve Halk Edebiyatı" dalında doktorasını verir. Fakültenin Folklor kürsüsü politikaya kurban verilip kapatılınca, Başgöz Tokat Lisesi'ne edebiyat öğretmeni atanır. İki yıl sonra öğretmenlikten çıkarılır. 1960 yılında bir Ford Vakfı bursu ile Amerika'ya davet edilir. Dört yıl Kaliforniya Üniversitesi'nde çalıştıktan sonra Indiana Üniversitesi'nde görev alır. Şimdi bu üniversitenin Ural-Altay Dilleri ve Folklor Enstitüsü'nde profesör ve üniversite Türkçe programının direktörüdür.

Amerikan Folklor Cemiyeti'ne onur üyesi seçilen İlhan Başgöz, Türk Folkloru ve Halk Edebiyatı dalındaki araştırmaları ile tanınmaktadır.

Munky
30-07-07, 08:42
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1856.jpg
İsa Kocakaplan ( 1956)
1956 yılında Karabük�ün Eskipazar ilçesinde doğdu. İlk ve ortaokulu İstanbul�da okudu. İstanbul, Tunceli ve Kırşehir İlköğretmen okullarında sürdürdüğü lise öğrenimini Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulunda tamamladı (1974). Siirt ili Eruh ilçesinde ilkokul öğretmenliği yaptı (1974-75). İ.Ü. Edebiyat Fakültesi ile Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerini bitirdi (1979). Çeşitli ortaokul ve liselerde Türkçe/Edebiyat öğretmenliği yaptı. 1990 yılından itibaren Kültür Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başladı. Aynı yıl �Yahya Kemal�in Şiirlerinde Edebî Sanatlar� isimli tezi ile İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisansını bitirdi. 1979 yılından itibaren Hareket, Divan, Türk Edebiyatı, Orkun, Türk Dili vb. dergilerde çok sayıda makale, inceleme ve röportajları yayınlandı. 1984-1994 yılları arasında Türk Edebiyatı dergisinin editörlüğünü yürüttü. Araştırma inceleme türünde eserler verdi. Mart 2001 tarihinden itibaren Türk Edebiyatı Dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendi.

ESERLERİ

1. Türklük Mücahidi İsa Yusuf ( 1991, Altan Deliorman ve Abdülkadir Donuk�la birlikte)
2. Açıklamalı Edebî Sanatlar ( 1992 MEB Yayınları, 1998 Damla Yayınları),
3. Cengiz Dağcı�nın Dört Romanı (1992, 1998 MEB Yayınları),
4. Gök Kubbemizin Şairi Yahya Kemal ( 1998 Damla Yayınları),
5. Kırım�dan Londra�ya Cengiz Dağcı (1998 Damla Yayınları-Bu eserin ikinci bölümünü Cengiz Dağcı�nın Dört Romanı oluşturmaktadır.)
6. Namık Kemal (1999, Timaş Yayınları)
7. İstiklâl Marşımız ve Mehmet Âkif Ersoy (Mart 1999, Eylül 1999 Bayrak Dağıtım)
8. Ziya Gökalp (2001, Timaş Yayınları)
9. Ahmet Hasim (2001, Timaş Yayınları)
10. Yahya Kemal'in Şiirlerinde Edebi Sanatlar
11. Türkü Söyleyen Şehirler ( Nisan 2005, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları)

isakocakaplan@superonline.com

Munky
30-07-07, 08:43
Kemal Burkay
1937 yılında Tunceli�nin Mazgirt İlçesi�nin Kızılkale Köyü�nde doğdu. Babası köy eğitmeniydi. İlkokulu babasının eğitmenlik yaptığı çevre köylerde ve kendi köyünde okudu. 1949 yılında Akçadağ Köy Enstitüsü�ne girdi. Orada ve Diyarbakır-Ergani�de köy enstitüsünü tamamladı, 1955 yılında öğretmen oldu. 1956 yılında Elazığ Lisesi�nde sınavlara girerek lise diploması da aldı ve aynı yıl Ankara Hukuk Fakültesi�ne kaydoldu, 1960 yılında bitirdi. Erzurum�da askerlik, Elazığ�da kaymakamlık stajı ve Osmaniye�de kısa bir süre kaymakamlık yaptı. Ancak merkeze alındı ve ayrılarak 1964 yılında Elazığ�da serbest avukatlığa başladı. Daha sonra Tunceli�ye geçti. Köy öğretmenliği yıllarında şiirler ve hikayeler yazdı. 1964 yılında ilk romanı �Yaşamanın Ötesinde� Vatan gazetesinde tefrika edildi. İlk şiir kitabı �Prangalar� 1967 yılında basıldı. 1965 yılında Elazığ�da �Çıra� adlı edebiyat dergisini çıkarıp yönetti. Edebi ve siyasi çok sayıda kitabı var.

Kemal Burkay, 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi�ne üye oldu ve partinin Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Erzincan illerinde örgütlenmesinde rol aldı. 1965 seçimlerinde yaşını büyüterek TİP�in Bingöl adayı oldu. 1968 yılında TİP Genel Yönetim Kurulu�na, bir yıl sonra ise Merkez Yürütme Kurulu�na seçildi. 1969 yılında TİP�in Tunceli adayı oldu. 12 Mart döneminde 1972 yılında yurt dışına çıktı. 1974 yılında çıkan af yasasının ardından ülkeye döndü, Ankara�da yine serbest avukatlığa başladı. Aynı yılın sonunda bir grup arkadaşıyla birlikte illegal Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi�ni (PSK) kurdu ve genel sekreterliğe seçildi. Burkay ve arkadaşları 1975 yılında Özgürlük Yolu dergisini, 1977 yılında ise, 15 günlük Roja Welat gazetesini çıkardılar. PSK, bağımsız aday göstererek 1977 yılında (Mehdi Zana) Diyarbakır, 1979 yılında ise Ağrı belediye başkanlıklarını kazandı. Mart 1980�de yurt dışına çıktı. İsveç�ten politik iltica alan Burkay, çalışmalarını yurt dışında sürdürüyor. Siyasi Kürtçülüğün önemli isimlerinden olan Kemal Burkay, silahlı mücadeleyi reddeden yanıyla PKK�dan ayrılıyor. İki defa evlenen Kemal Burkay, dördü kız, biri erkek beş çocuk babası. Kemal Burkay, halk müziği sanatçısı Seher Dilovan�ın da dayısı.

ESERLERİ

1- Yaşamanın Ötesinde; roman, Türkçe, 1964 yılında, Vatan gazetesinde tefrika edildi.
2- Prangalar; şiirler, Türkçe, 1967 yılında Ankara�da, Memleket Yayınları arasında basıldı.
3- Helbestên Kurdî (Kürtçe Şiirler); şiir, marş ve manzum fabller. 1974 yılında Almanya�da, �Ronahi Yayınları� arasında basıldı.
4- Dersim; şiirler, Türkçe, 1975 yılında Ankara�da Toplum Yayınları arasında basıldı.
5- Dehak�ın Sonu (Dawiya Dehak); manzum piyes, iki dilde (Kürtçe ve Türkçe). Önce Özgürlük Yolu dergisinde (1978, sayı: 37-38) yayınlandı. Daha sonra 1991 yılında İstanbul�da, Deng Yayınları arasında, Kürtçe ve Türkçesi birarada basıldı.
6- Alıko û Baz; Kürtçe, çocuk kitabı, öykü; 1988 yılında Stokholm�de, Roja Nu Yayınları arasında basıldı. Daha sonra Almanya�da Komkar Yayınları arasında �Aliko und Bussard� adıyla Almanca çevirisi yayınlandı.
7- Kürtçe Dil Dersleri (Dersên Zmanê Kurdî); �Baran� adıyla 1988 yılında Roja Nu Yayınları arasında basıldı. Daha sonra İstanbul�da Deng Yayınları arasında yeni baskıları yapıldı.
8- Özgürlük ve Yaşam (Azadî û Jîyan); Türkçe ve Kürtçe; Prangalar ve Dersim şiir kitaplarından yapılan bir seçme, Kürtçe çevirisiyle birlikte 1988 yılında Roja Nu Yayınları arasında basıldı. 1993 yılında İstanbul�da, Deng Yayınları arasında ikinci baskısı yapıldı.
9- Çarin (Rubailer); Kürtçe; 1992 yılında, Roja Nu Yayınları arasında basıldı. Daha sonra yenileri eklenerek ve Türkçeye de çevrilerek 1996 yılında İstanbul�da, Deng Yayınları arasında iki dilde ve birarada yayınlandı.
10- Geçmişten Bugüne Kürtler ve Kürdistan, Cilt-1; Kürdistan tarihi, coğrafyası ve Kürt edebiyatı ile ilgili araştırma, 544 sayfa, Türkçe, 1992 yılında İstanbul�da, Deng Yayınları arasında basıldı. Engellemelere rağmen şimdiye kadar dört baskı yaptı. Ayrıca Bulgarca ve Rumca�ya çevrilerek Bulgaristan�da ve Atina�da yayınlandı.
11- Yakılan Şiirin Türküsü; şiirler, Türkçe, 1993 yılında İstanbul�da Deng Yayınları arasında basıldı.
12- Berf Fedi Dıke (Kar Utanır); şiirler, Kürtçe, 1995 yılında İstanbul�da Deng Yayınları arasında basıldı.
13- Can Taşır Dicle; şiirler, Türkçe, 1998 yılında İstanbul�da, Deng Yayınları arasında basıldı.
Burkay�ın Türkçe ya da Kürtçeye çevirdiği bazı eserler:
1- Kürt Çoban (Şıvanê Kurd); yazarı Ereb Şemo, Kürtçe Roman. Burkay bu eseri Kürtçe orijinalinden Türkçeye çevirdi, 1977 yılında İstanbul�da Özgürlük Yolu Yayınları arasında basıldı.
2- Memê Alan Destanı; Kürtçe destan, Roger Loscot�nun derlemesi. Burkay�ın Kürtçe orijinalinden çevirdiği bu eser 1977 yılında İstanbul�da, Özgürlük Yolu Yayınları arasında basıldı.
3- Dağ Çiçekleri (Kulîlkên Çiya); Eskerê Boyik�in şiirleri. Burkay�ın Kürtçeden Türkçeye çevirdiği bu şiirler 1979 yılında İstanbul�da, Özgürlük Yolu Yayınları arasında basıldı.
4- William Tell; Katharina Scherman�ın eseri. Burkay�ın İngilizcesinden Kürtçeye çevirdiği bu çocuk kitabı 1993 yılında Roja Nu Yayınları arasında basıldı.
Burkay geçmişte Türk edebiyat dergilerinde ve gazetelerde (Varlık, Dost, Papirüs, Yarına Doğru, Sesimiz, Yeni Toplum vb.) yine Kürt sol ve yurtsever kesimlerince çıkarılan, bazısını da kendisinin yönettiği dergi ve gazetelerde ( Çıra, Yeni Akış, Ezilenler, Ronahi, Özgürlük Yolu (Riya Azadi), Roja Welat, Roja Nu, Dengê Komkar, Sol Birlik, Tevger, Özgür Gelecek, Deng, haftalık Azadi, Ronahi, Hêvi, Roja Teze, 15 günlük Dema Nu vb) -bir bölümü değişik isimlerle- edebi, siyasi ve teorik nitelikte yazılar yazdı. Bu yazıların bir bölümü yine değişik isimlerle kitap halinde de yayınlandı, ki Burkay bunların bazısını �sözkonusu isimleri hala kullandığı için- şu anda açıklamayı uygun bulmuyor.
Burkay�ın eserlerinin bazısı ise, ne yazık ki, kaç-göç arasında kayboldu. Bunlar arasında bir piyes, bir radyofonik oyun, antoloji olarak yayınlanmak üzere 20 kadar Türk şairinden Kürtçeye yapılmış çeviriler, yine La Fontaine�den Kürtçeye çevrilmiş 60 kadar şiir vardı.
Burkay�ın şiirlerinin bazıları İngilizce, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Bulgarca, Rumca, Arapça ve Farsça dillerine çevrilip dergilerde yayınlandı, ya da antolojilerde yer aldı. Prangalar ve Dersim�den yapılan bir seçme ise Almanca�ya çevrilerek �Helin� adıyla, 1993 yılında Almanya�da, Komkar Yayınları arasında basıldı.
Burkay�ın kimi teorik ve siyasal nitelikteki eserleri:
1- Türkiye Şartlarında Kürt Halkının Kurtuluş Mücadelesi; inceleme-araştırma, Türkçe, 1973 yılında Almanya�da, Ronahi yayınları arasında, �Hıdır Murat� adıyla yayınlandı. Burkay�ın Kürt sorununa ilişkin temel görüşlerinin derli-toplu biçimde ilk ifade edildiği eser.
2- Milli Demokratik Devrim; teorik çalışma, Türkçe, Ronahi Yayınları, 1973, Almanya.
3- Sosyal Emperyalizm Sorunu ve Türkiye�de Maocu Akım; teorik çalışma, Özgürlük Yolu Yayınları, 1976, Ankara.
4- Milli Mesele ve Doğu�da Feodalite-Aşiret; inceleme, Türkçe, 1976 yılında Ankara�da Özgürlük Yolu Yayınları arasında, yazar adı �C. Aladağ� olarak basıldı. Daha sonra yurt dışında Komkar yayınları arasında ve adında �Doğu� yerine Kürdistan kullanılarak ikinci kez basıldı.
5- Kürdistan�ın Sömürgeleşmesi ve Kürt Ulusal Hareketleri; inceleme, Türkçe, 1978�de Ankara�da, Özgürlük Yolu Yayınları arasında, yazar adı C. Aladağ olarak basıldı. Daha sonra yurt dışında Burkay�ın kendi adıyla yeni baskısı yapıldı.
6- Emperyalizm ve Kültür; teorik çalışma, 1978 yılında Ankara�da, TÖB-DER Yayınları arasında basıldı.
7- Devrimcilik mi Terörizm mi? PKK Üzerine bir inceleme, Türkçe, Özgürlük Yolu Yayınları, 1984, Avrupa.
8- Kürt Sorunu, Barış, Demokrasi; Deng dergisinde ve Azadi gazetesinde Ali Dicleli adıyla yayınlanan yazılar. Yine aynı isimle, 1995 yılında Deng Yayınları arasında basıldı.
9- Seçme Yazılar, Cilt-1; Deng Yayınları, 1995-İstanbul.
10- Seçme Yazılar, Cilt-2; Deng Yayınları, 1996-İstanbul.
Burkay�ın broşür halinde yayınlanan ürünlerinin bir bölümü ise şunlar:
1- Küçük Burjuva Sapmaları ve Tutarlı Sosyalist Politika; 1979, Roj Yayınları.
2- 14 Ekim Seçimlerinde Kitlelere Gerçek Kurtuluş Yolunu Gösterelim; 1979, Roj yayınları.
3- Sosyalist Ahlak Üzerine; 1988, TKSP Yayınları.
4- Devrimci Demokratlar Üzerine ve UDG Neden Hayata Geçmedi; 1981, Özgürlük Yolu Yayınları;
5- İran ve İran Kürdistanı devrimi, 1982, TKSP Yayınları;
6- Parti Üzerine; 1982, TKSP Yayınları;
7- Parti Militani İçin, 1988, TKSP Yayınları;
8- TKSP - İlkeleri, Mücadele Anlayışı; 1988, TKSP Yayınları.
9- TKSP Yurt Dışı Konferansı Tezleri; 1989, TKSP Yayınları.
10- Kadın Sorunu; 1996, Deng Yayınları, İstanbul.
11- Din ve Siyaset; 1996, Deng Yayınları, İstanbul.
12- 25 Yıl - İlkeli, Uzun Soluklu Bir Mücadele, 1999-Köln, PSK Yayınları
Bunlardan ayrı olarak Burkay anılarını da yazdı. Ekleriyle birlikte yaklaşık dört cilt tutan anıların birinci cildi �Anılar-Belgeler, Cilt-1� adıyla, Kasım 2001�de, Roja Nu yayınları arasında basıldı.

Munky
30-07-07, 08:43
Abbas bin Abdülmuttalib - (08.04.651)
Eshab-ı kiramdan ve Peygamber efendimizin amcalarından. Abdülmuttalib'in en küçük oğlu. Peygamber efendimizin doğumundan iki veya üç yıl önce Mekke'de doğdu. 652 (H. 32) senesinde Medine-i münevverede vefat etti.

Peygamber Efendimiz, annesinin vefatından sonra dedesi Abdülmuttalib'in yanında kaldığı sırada, hazret-i Abbas ile birlikte büyüdü. Gençliğinde ticaretle uğraşan Abbas bin Abdülmuttalib, Peygamber efendimiz İslamiyeti anlatmaya başlayınca, karşı çıkmayıp, akrabalık gayretiyle O�na yardımda bulundu. Müslüman olmadığı halde Akabe biatinde Peygamber efendimizin yanında bulunup, orada te�sirli konuşmalar yaptı. Müslüman olmadan önce Kabe�yi ziyarete gelen hacılara su dağıtma "sikaye" ve onlara yemek verme "rifade" ve Kabe'nin tamiri vazifelerini yapardı. Müslüman olduktan sonra da bu vazifeleri devam ettirdi. Bedr Savaşına istemiyerek, Mekke�den kafirlerle birlikte geldi. Savaşta müslümanlar zafer kazanınca esir edilip, Medine'ye götürüldü. Kendisi ve kardeşinin oğulları için para verip kurtuldu. O yıl iman etmekle şereflendi. Müslüman olunca, Peygamber efendimiz onu Mekke'de vazifelendirdi. Mekke'de Müslümanlar onun himayesinde rahat ettiler. Mekke fethi hazırlıklarının tamamlandığı sırada Medine'ye hicret yani göç etmek için yola çıktı. Zülhuleyfe denilen yerde Resulullah'a kavuştu. Ailesini Medine'ye gönderip, Mekke�nin fethinde Peygamber efendimizin yanında bulundu. Peygamber efendimiz ona; "Ey Abbas! Ben peygamberlerin sonuncusu olduğum gibi sen de muhacirlerin sonuncususun." buyurdu.

Mekke'nin fethinden sonra yapılan Huneyn Gazasında da bulunan hazret-i Abbas, Peygamber efendimiz vefat edinceye kadar O�nun yanından ayrılmadı. Peygamber efendimiz vefat edince, cenaze tekfin ve gasl (yıkama) işleriyle ilgilendi. Hazret-i Ali yıkadı, hazret-i Abbas ve oğulları su döktüler. Kefenledikten sonra, hazret-i Aişe'nin odasına defnettiler. Hazret-i Ebu Bekr, Ömer ve Osman, halifelik zamanlarında hazret-i Abbas'a büyük ilgi ve hürmet gösterdiler. Hazret-i Ömer fetihlerden elde edilen ganimetlerden hazret-i Abbas'a hisse ayırdı. Hazret-i Ömer, Mescid-i Nebevi'yi genişletmek isteyince, Abbas genişletme sahasında olan evini ve yerini hediye etti. Hazret-i Ömer'in halifeliği zamanında Medine'de kuraklık olunca, hazret-i Ömer; "Ya Rabbi! Resulullah'ın amcası hürmetine sana yalvarıyor ve onun hürmeti için senden mağfiret ve ihsan diliyoruz.� diye Abbas bin Abdülmuttalib'i vesile ederek dua etti. Halifenin emriyle o da dua edip, duası bereketiyle, daha duası bitmeden yağmur yağdı. Yağmur neticesinde meydana gelen seller sebebiyle Medine sokaklarından geçilemez oldu.

Abbas radıyallahü anh ömrünün sonuna doğru göremez oldu. Hazret-i Osman'ın şehid edilmesinden evvel Medine-i münevverede vefat etti. Cenaze namazını hazret-i Osman kıldırdı. Cennet-ül-Baki Kabristanına defnedildi.

Hazret-i Abbas, beyaz tenli, güzel yüzlü, yakışıklı, iri yapılı ve uzunca boylu idi. Sesi pek kuvvetli ve gür idi. Peygamber efendimize yakınlığı ve faziletlerinin çokluğundan dolayı herkes tarafından sevilir, sayılır ve hürmet edilirdi. Çok zengin ve cömert olup, ikram ve ihsanları boldu. Köleleri satın alıp hürriyetine kavuştururdu. Yakın akrabayı ziyaret etmeğe dikkat eder, muhtac olanlara yardımda bulunurdu. Kızlarından başka on erkek evladı vardı. Bunlardan Abdullah bin Abbas ilimde çok yüksekti. Abbasi halifeleri hazret-i Abbas'ın soyundandır.

Peygamber Efendimiz onun üstünlüğüyle ilgili olarak buyurdu ki:Abbas bendendir. Ben Abbas'danım.Abbas amcamdır. Beni korumuştur. Ona eziyet eden, bana eziyet etmiş olur.
Bu, Abdülmuttalib oğlu Abbas'tır. Kureyş'te en cömerd ve akrabalık bağlarına en saygılı olandır.
Abbasoğullarından melikler olacak, ümmetimin başına geçecekler, Allahü teala dini onlarla aziz ve hakim kılacak.
Abbas radıyallahü anh buyurdu ki:
"Kendisine iyilik yaptığım hiç kimsenin kötülüğünü görmedim. Kendisine kötülük yaptığım hiç kimsenin de iyiliğini görmedim. Onun için herkese iyilik ve ihsanda bulunun. Çünkü bunlar sizi kötülüğün zararlarından korur."
Hazret-i Abbas, Peygamber efendimizden otuz beş hadis-i şerif rivayet etti. Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
Rab olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı, peygamber olarak da Muhammed'i (aleyhisselam) kabul eden, imanın tadını tadar.
Allah korkusundan mü'minin kalbi ürperdiği vakit, ağacın yaprakları düşer gibi günahları dökülür.