PDA

View Full Version : Biyografiler



Sayfalar : 1 [2] 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24

Munky
20-07-07, 09:05
Hacı Taşan ( 1930)
"Türkü Yozgat'da doğar, Kırşehir'de oyun havası olur, Keskin'de elenir."

Keskin'deki folklorik oluşum ve Keskin türkülerinin anonimleşme sürecindeki farklı ve ağırlıklı yerini vurgulayan bu söz, bir bakıma birbiriyle komşu bu üç yörenin karekteristik özelliklerine de işaret eder. Gerçekten de merhum Nida Tüfekçi ile en güçlü temsilcisine kavuşan "Sürmeliler" diyarı Yozgat'ın kültürel kaynak zenginliğine, Neşet Ertaş'la en rafine yorumcusuna kavuşan Kırşehir türkülerinin canlı ve dinamik yapısına biraz yakından baktığımızda, Keskin türkülerindeki durulmuş lirizmi hemen farkederiz.

İcra tavır ve üslubu yönünden Yozgat türkülerine, müzikal yapı ve form itibariyle Kırşehir türkülerine yakın duran Keskin havalarının, her iki yöre türkülerinin elekten geçirilerek adeta yeni bir senteze tabi tutulduğu ağırbaşlı, klasik ezgiler olduğunu söylemek mümkün.
İşte Hacı Taşan bu seçkin türküleri, halayları çalıp okuyan bir sanatçı olarak Keskin folklor musikisinde büyük ağırlığa sahip hemen hemen tek sanatçıdır. Tabii Keskin havaları üzerine yapılacak tüm estetik ve yapısal açıklamalar,bir anlamda Hacı Taşan'ın sanatını tahlil anlamına da gelecektir. Çünkü Keskin türküleri onunla gelmiş geçmiş en usta yorumcusuna kavuştuğu gibi, Hacı Taşan'ın ismi, sanatçı yeteneklerini sonunda kadar kullandığı o güzelim Keskin türküleriyle adeta özdeşleşmiştir.

Evet "Keskinli mahalli sanatçı Hacı Taşan"ı ülke genelinde tanınan bir sanatçı yapan kültürel ve müzikal ortama şimdi biraz yakından bakalım.
Hecelobası'nı engin mi sandın?
Halk arasında Hacelobası olarak söylenen ve asıl adı "Hacıali Obası" olan bu güzelim türkünün derlendiği köy, aynı zamanda Hacı Taşan'ın da köyü... Keskin'e bağlı bu köyde 1930'da doğan Taşan, aslen Kırtıllar köyünden. Kırtıllar o yıllarda "abdal" aşiretinin en yoğun olarak yaşadığı köylerden biri. Büyük bozlak ustası Muharrem Ertaş da buralı ve Neşet Ertaş'ın da doğum yeri Kırtıllar. Bu yoksul köyün toprakları hiçbir zaman insanlarını varlıklı kılmaz, fakat dünyanın en zengin nağmelerini içeren, en içli, en yanık türkülere can verir. Bozkırın ortasındaki bu fukara köy, Anadolu halk müzikleri içerisinde en orjinal renk ve anlatıma sahip bir tür "Anadolu blues"u olarak nitelendirilebilecek bir müziğe, abdal/aşiret müziğine kaynaklık eder.

Bugün artık terkedilmiş metruk bir köy görünümündeki Kırtıllar'ı, başta ekmek parası derdi olmak üzere, çeşitli sebeplerle zaman içinde herkes terk eder. Hacı Taşan'ın babası Abdullah Çavuş'da o yıllarda Hacelobası'ndan evlendiği için oraya göçer. Bağlamayı çok seven bir ana ile, yörenin ünlü davulcularından olan Abdullah Çavuş'un dört çocuğundan biri olan Hacı Taşan, oniki yaşlarında başlar saz çalmaya. Babası, o zamanlar yörenin en namlı ustalarından olan Yusuf Usta'ya iyi bir saz yaptırır ve tutar elinden küçük Hacı'nın, o günlerde Seyfeli(daha sonra Barak) köyünde oturan üstad Muharrem Ertaş'a çırak verir. Ve böylece Hacı Taşan, bu müziğin tek ve en etkili eğitim/öğretim şekli olan bir ustanın yanında çıraklığa başlar.

Muharrem Ertaş'ın çırağı

Muharrem Ertaş, Hacı Taşan'ı yanına alarak bugün hala bu müziğin hem öğrenildiği hem de en çok icra edildiği mekanlar olan düğünlere götürür. "Düğün çalgıcılığı" onlar için çoğu zaman tek ve en önemli meslektir. Yeri gelmişken önemli bir konuyu bir cümleye vurgulamakta yarar var: Çoğu zaman bu düğünlerdeki aşırı içki ve sefahat ortamı bu insanların ruhen ve bedenen hızla yıpranmalarına ve dolayısıyla genç yaşlarda ölüme sebep olmakta. Merhum Hacı Taşan 1983'te vefat ettiğinde 53 yaşında idi. Bu geleneğin bir başka usta sanatçısı merhum Çekiç Ali 39 yaşında vefat etti. Bunun özellikle "ustalar" arasında adeta bir kader gibi benimsendiğini tesbit ettiğimizi belirtelim. (Abdal aşireti ve bozlaklar konusunda daha geniş için Kalan Müzik'in "Arşiv Serisi"nde yayınlanan "Kalktı göç eyledi"adlı Muharrem Ertaş albümünün kitapçığına bakılabilir.)
1970 'lerden sonra önce radyo ve plak, daha sonra da televizyon ve kaset gibi kitle iletişim araçlarını kullanarak daha geniş bir pazara seslenme imkanına kavuşan yöre sanatçıları, yine de düğünlerde çalmayı hiçbir zaman bırakmamışlardır. Bu, şüphesiz aynı zamanda arz -talep konusu.
Ve böylece zaman içinde kendiliğinden oluşan o çok büyük mahalli şöhretin dar kalıplarını kırarak geniş kitlelere ulaşan, hatta tüm Türkiye'ye seslenen, o yöreye mensup ilk mahalli sanatçı merhum Hacı Taşan olmuştur. Bunun hikayesini kendisinden dinleyelim: " Askerliğimi 1950'de İstanbul Maçka'da yaptım. Askere gitmeden önce çalıp söylemede bir hayli ustalaşmıştım. O sıralar rahmetli Muzaffer Sarısözen yurdun her tarafını gezip türkü derliyordu. Bir gün çıkıp Keskin'e geldi. Bizi Halkevi binasında topladı, o günlerde yayınladığı Folklor Saati'nde yer vermek üzere seçme yapacağını söyledi. Keskin'de bir hafta kalarak birçok mahalli sanatçıdan derlemeler yaptı. Daha sonra seslerimizi radyoda yayınladı. Radyo ile ilişkim ilk böyle başladı. Sarısözen bizi daha sonra zaman zaman Ankara'ya radyoya davet ederek çalıp söyletti. Sarısözen'den sonra Nida Tüfekçi, Mustaf Geceyatmaz ve Ali Can'larla tanıştım ve radyoda programlar yaptım."

Neşet Ertaş'ın elinde sazı ile "radyoevine çıkmak" için ilk defa Ankara'ya gelişi de bu olaydan sonradır: "Baktım bir gün radyoda Hacı emmim türkü söylüyor. Babam Muharrem ustadan bellediği bir bozlak bu: 'Aman aşağıdan Yusuf Paşam gelirken gelirken / Düşmanına karşı koyan merd olur...' öyle bir heyecanlandım ki, yerimde duramadım. 'Ben de gidip radyoya çıkacağım' dedim. 'Madem Hacı emmimin söyledikleri radyoda çalınacak kadar kıymetli, o zaman benim okuyacaklarımı da yayınlarlar' diyerek elimde saz, Ankara'ya, Sarısözen'in yanına geldim..."tabii Neşet Ertaş daha sonra, Hacı Taşan'la birlikte, radyoda en sık program yapan mahalli sanatçılardan biridir artık.

Eserleri
Hacı Taşan'ın repertuar itibarıyla yöresinin dışına pek çıkmadığını görüyoruz. Başta Keskin olmak üzere, Yozgat, Kırıkkale, Kırşehir, Kaman ve Şereflikoçhisar gibi yerlerde dolaşmış, buraların bozlak ve halay havalarını, türkülerini kendine has bir üslupla çalıp söylemiştir.
Son yıllarında, Pir Sultan Abdal, Deli Boran, Seyit Süleyman, Derviş Ali ve Dertli gibi halk şairlerinin şiirlerini çeşitli formlarda ezgilendiğini görüyoruz. Gerek sözleri bu ünlü halk şairlerinin şiirlerine ait eserler, gerekse anonim karakterdeki diğer eserlerine baktığımız zaman Hacı Taşan'ın repertuarını form ve içerik yönünden üç ana grupta toplamak mümkün:
1.Türküler/Samahlar
2.Halaylar/Oyun havaları
3.Bozlaklar/Ağıtlar

Birinci kategoriye giren pek çok türkünün yanında, Keskin Samahı olarak da anılan "Döndün mü benden yüzü dönesi" sözleriyle başlayan eser, Hacı Taşan'ın repertuarında bir istisna teşkil etmekte. İkinci grupta değerlendirilebilecek eserlerin en bilinenleri şüphesiz "Arzu Kamber halayı" ile "Bugün ayın ışığı" adlı halay türküleridir. Başta hocası Muharrem Ertaş'tan öğrendikleri olmak üzere, Hacı Taşan'ın repertuarının bozlak yönünden hayli zengin olduğu söylenebilir. "Ankara'da yedim taze meyvayı" sözleriyle başlayan Keskin'li Sefer'in ağıtı başta olmak üzere "Akşamdan mı geçtin", "Erciyes'ten duman kalktı" ve "Giyindim kuşandım gittim düğüne" benzeri ağıt türünde de hayli eser olduğu söyenebilir. Bunlardan sözleri kendisine ait olan var mıdır, tam olarak bilemiyoruz ancak ünlü "Açtım perdeyi de turnamı gördüm" bozlağı için kendisi şöyle bir hatırasını naklediyor:
"Necati adında çok sevdiğim bir dostum vardı. Kırıkkale'de hapse düştü. Ziyaretine gider gelirdim. Bir gidişimde 'Hacı, içerde dolaşırken pencereden baktım ki bir turna kafilesi gidiyor, duygulandım, bir dörtlük yazdım. Şunun sonunu da sen getir' dedi. Bunun üzerine oturup şiiri tamamladım ve sazımla da çalıp okumaya başladım".

Tavır ve üslubu

Merhum Hacı Taşan'ın, bir Muharrem Ertaş gibi tiz perdelerde de aynı gücü ve parlaklığı koruyan tiz bir sesi olmamasına rağmen, kendi rengi ve sınırları içinde güçlü bir sese sahip olduğunu söylemek gerekir. Önemli olan daha ziyade bu sesi kullanma tavır ve şeklinden doğan üsluptur ki, bu konuda ismi, "üslup sahibi mahalli sanatçılar" ın başında anılsa yeridir. Gür ve dolu bir ses, sesi bazen öne, bazen geriye atan bir ağız ve nefes kullanımı, özellikle tizlerde başarıyla uyguladığı kafa sesi, bazen sert, bazen yumuşak trillerden oluşan gırtlak nağmeleri ve doğal vibrasyonlarla zenginleşen renkli bir okuyuş tarzı... Ve hemen hemen bütün bu tekniklerin ya da benzerlerinin bağlamaya adaptasyonu ile ortaya çıkan lirik ve canlı bir bağlama çalma üslubu...

Orta Anadolu müzik geleneğinde kendine has bir çizginin temsilcisi olan Hacı Taşan'ın sanatı ile ilgili elbette çok şey söylenebilir. Kendisiyle beraber Çekiç Ali ve Neşet Ertaş gibi sanatçıların da ustası olan Muharrem Ertaş'ın Hacı Taşan üzerindeki bariz etkisini belirtmek gerekir. Fakat Hacı Taşan'ın hiç bir zaman taklide düşmediğini, kendi tavır ve üslubunu kısa zamanda bulduğunu ve kendi ustalığını konuşturduğunu biliyoruz. Hacı Taşan'ın bu "nevi şahsına münhasır" sanatçı kişiliği üzerinde Keskinli olmasının ağırlıklı yönünü vurgulamak gerekir. Çünkü Keskin Orta Anadolu'nunen zengin halay bölgelerinden biri olduğu kadar, bu halayların eşlik sazı olan davul zurnanın da en iyi icra edildiği yörelerden biridir. Hacı Taşan'ın saz çalma ve türkü söyleme üslubunda bariz bir davul zurna tesiri vardır. Öte yandan Keskin, yazının başında vurguladığımız coğrafi konumu bu konumdan kaynaklanan kültürel zenginliğini müzikal zenginliğe dönüştürebilecek bir sanat potansiyeline her zaman sahip olmuştur. Yöredeki Alevi-Bektaşi kültür birikimini de kendi kültürel potasında eriterek başarılı sentezlerin ortaya konulduğu Keskin musıki folkloru, Hacı Taşan'la en güçlü yorumcularından birine kavuşmuştur.

Ailesi

Aslen Yozgat/ Yerköy'ün "teflek" abdallarından olan karısı Naile Taşan, en küçük oğlu Sondur Taşan'la birlikte, Akdere'de, metruk bir gecekonduda kendi tabiri ile "çile doldurmaya devam ediyor". Fethi, Seyfettin, ve Sondur adında üç erkek, Bahalı, Nazlı, Güler, Sevda ve Sevdur adlı beş kızı olan Taşan ailesinin erkek evlatları, atalarından, dedelerinden görüp öğrendikleri şekilde düğünlerde çalarak ekmek paralarını kazanmaya çalışıyorlar. Taşan soyadı ile bugün Keskin'de aktif sanat hayatını sürdürenlerden Kudret Taşan ve kardeşleri ise Hacı Taşan'ın yeğenleri...

Repertuarındaki bozlaklar arasında göçebe Türkmen aşiretlerinden biri olan Cerit aşiretinin göç ve iskan meseleleri ile ilgili bozlaklar da bulunan Taşan'ın Cerit Türkmenlerinden olma ihtimali hayli kuvvetli. Öte yandan bizzat karısının ifadesine göre, kendisi Ceritlerden olduğunu söylermiş. Cerit aşiretiyle ilgili kaynaklardaki mevcut bilgi de Taşan'ın Cerit olma ihtimalini güçlendiriyor:
"Bozulus'un Orta Anadolu'ya gelmesinden sonra ikiye ayrılarak bir kısmının Yeni İl Türkmenlerinin içine karıştığı tesbit olunan Ceritlerin diğer bir bölümü ise Keskin havalisindeki Bozulus içinde yer almakta idi.(...) Hükümetin Keskin havalisindeki Bozulus Türkmenlerini Rakka bölgesine yapılan iskana tabi tutmasının yanında, Beliç nehri boylarına yerleştirilen Cerit aşireti bir müddet sonra yavaş yavaş iskan mahallini terk ederek Çiçekdağı, Kırşehir ve Bozok(Yozgat)tarafına dağıldılar. Geride kalanlar ise 'giden evlerimiz gelmedi' diyerek üçer beşer kaçıp onlara katıldı. "Sözlerinin Dadaloğlu'na ait olduğu sanılan Hacı Taşan'ın söylediği pek çok bozlaktan biri olan şu bozlak özellikle bunu anlatır:

Cerit Irakka'dan sökün edince
Açılsın Urum'un yolu Cerid'in
Silsüpür oğlu Fettah beyim ölünce
Kırıldı kanadı kolu Cerid'in
Tanpınar ve "Billur Piyale"

Hacı Taşan'ın çalıp okuduğu türküler arasında, farklı kaynaklardan geldiği ve bir başka kültürel zenginliğe dayandığı belli olan öyle türküler var ki, bunlardan biri de elinizdeki albümde de yer alan "Billur Piyale" adlı eserdir. Folklor ve türküler üzerine henüz aşılamamış titiz ve dikkatli yorumlar, bakış açıları getiren ünlü kültür ve edebiyat adamı Tanpınar, bu türkünün Erzurum'da karşılaştığı varyantı ile ilgili, "Beş şehir" adlı eserinde ilginç yorumlarda bulunur: "Bin türlü acemiliği, saflığı, içinde bu küçük parça baştan aşağı incelik, zevk, lezzettir. Gerçekten billur bir kadeh...Belki büyük bin geleneğin son tezgahında yapıldığı için küçük bir çatlaklığı, tadını artıran bir donukluğu var... Fakat mesela Behzad'ın elinden çıkmış bir minyatür kopyası gibi bütün bir tarz, bütün bir edadır. Asıl güzel tarafı bu küçük billurdan bütün zevki, hayatı, düşünceyi, zaman telakkisini fışkırtan bestedir. Esnaf sıra gezmelerinde söylendiği tahmin edilen bu türküye Orta Anadolu'da da rastlanıyor.(...) "Billur Piyale" bizi "mahalle klasik" adını verebileceğimiz orta sınıf musikisine götürür.. "Tanpınar'ın işaret ettiği Orta Anadolu varyantının, bizzat Hacı Taşan'ın çalıp okuduğu eser olma ihtimali oldukça yüksek. Çünkü bu türkünün derlendiği kaynak kişi de Hacı Taşan'ın kendisidir.

Kalan Müzik'in "Arşiv Serisi"nden daha önce yayınlanan Muharrem Ertaş albümü ve bundan sonra yayınlanması planlanan Çekiç Ali albümü ile, Türk halk müziği coğrafyası içerisinde her yönüyle farklı ve güçlü bir çizgiyi temsil eden Orta Anadolu abdal/aşiret müziğinin en özgün ve rafine örnekleri yayınlanmış oluyor. Müzikoloji tarihi açısından olduğu kadar Anadolu halk müziği tarihi ve genel musıki kültürümüz açısından da büyük önem arz eden bu "üç bozlak ustası" ile ilgili çalışmayı büyük bir zevk ve heyecanla yaptığımı belirtmek istiyorum. Benimle aynı heyecanı paylaşan Kalan Müzik sahibi ve yapımcı sevgili Hasan Saltık'a, müziğimiz ve kültürümüz adına teşekkür borcumuz vardır.

9 Mart 1983 tarihinde, geçirdiği üçüncü kalp krizinde 53 yaşında kaybettiğimiz Hacı Taşan'ı bir kez daha rahmetle anarken, aynı zamanda karısıyla teyze çocuğu olan üstad Neşet Ertaş'ın Hacı Taşan'a söylediği ağıtın içli sözleri ile noktalamak istiyorum:
Bütün ahbaplar ansın adını
Anlayan alırdı onun tadını
Emmisi, dayısı, garip kadını
Döşeyin evleri Hacı geliyor
Bir garip ölümü acı geliyor
Hizmet için nice dağlar aşanı
Keskin'li bilirler Hacı Taşan'ı
Bunca hizmetleri hani, boşa mı
Açılsın meydanlar Taşan geliyor
İnsan hizmetine koşan geliyor
Var mıdır insandan daha üstünü
Bir bilirdi düşmanını dostunu
Diksinler Keskin'e onun büstünü
Açılsın meydanlar Hacı geliyor
Bir garip ölümü acı geliyor
Anam Keskinlidir, babam Kırşehir
Gönülden geldi de eyledim kahır
Saygım var insana evveli ahir
Açılsın meydanlar taşan geliyor
İnsan hizmetine koşan geliyor.

Bayram Bilge Tokel

Munky
20-07-07, 09:05
Hasan Sağındık ( 1963)
1963 Adana Ceyhan doğumlu. İzmir'de, 9 Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi MALİYE bölümünde okudu. Okul futbol takımının 9 numarasıydı.Bu dönemde, Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği korolarında çalıştı. Aynı zamanda yurt orkestrasının solistliğini yaptı.

91-92 yıllarında "beni bu şehirden al götür anne.." adli eseriyle, Star ve Teleon'da en çok klibi yayınlananlardan biriydi. Bu güne kadar 10 eserine klip çekmiş, bunlardan 4 ü Orta Asya Türk Devlet Televizyonlarinda da yayınlanmıştır. Ayrıca 1994 Ankara konseri TRT aracılğıyla Avrasya'ya yayınlanmıştır. Anadolu'yu baştan sona 8 kez dolaşmış ve yüzlerce konser vermiştir.
Besteci yönü tamamen şiirin etkisiyle ortaya çıkmıştır. Bunda o dönemin şiirlerinin etkisi büyüktür. Varolan müzik türleri onu tatmin etmediğinden, 1982 yılından sonra kendi müziğini yapmaya karar verir. Müziğinin adına da :"asyasentez" der.
Sırasıyla,
1989 YUSUF YÜZLÜLER
1990 AĞLA KARANFİL
1991 BENİ YAŞARKEN ANLA
1992 DOSTA DOĞRU-IRGALANIS
1993 ZİNDAN ŞEHİRLER
1996 SİYAH AĞIT
1998 ADAMLAR
2001 BİTSİN SENİNLE
albümleri çıktı.

Gazete köşe yazarlığı, radyo programcılığı, aranjörlük ve yönetmenlik de yapan sanatçı Hasan SAĞINDIK evli ve iki kız babasıdır.

*SAĞINDIK: Kırgız Sözlüğünde "Özlemek" demektir.

Munky
20-07-07, 09:05
Hayri Mumcu - (16.02.2001)
Eski Dostlar şarkısı başta olmak üzere birçok eserin söz yazarı olan ünlü şair Mehmet Hayri Mumcu, bir avuç seveni tarafından Side Mezarlığı'nda 16 Şubat 2001 tarihinde toprağa verildi. Side aşığı olan ve yaşamının son 30 yılını Side'de geçiren Mumcu'nun cenaze törenine yakın dostlarının yanı sıra Eski Dostlar Şarkısı'nın bestecisi Gültekin Çeki, şair Mehmet Süzer ve birkaç akrabası katıldı.

Çarşamba gecesinden Cuma sabahına kadar Manavgat Devlet Hastanesi Side Rehabilitasyon Merkezi morgunda kalan Hayri Mumcu'nun cenazesi, Cuma sabahı
benim üç tane yakınım var diye ev sahibine bıraktığı notta adı geçen dostlarından biri olan turizmci Halil Yıldırım tarafından yıkattırıldı. Belediye tarafından gerçekleştirilen mezar hazırlanması işlemiyle de yakından ilgilenildi. Hastane morgundaki cenaze Halil Yıldırım, besteci Gültekin Çeki, şair Mehmet Süzen, Mumcu'nun yeğeni Salih ve birkaç akrabası tarafından alınarak Side Fatih Mezarlığı'na götürüldü. Fatih Camii'ndeki cenaze namazına Cuma namazı için gelen vatandaşlar ve Side Belediye Başkanı Abdulkadir Uçar da katıldı. Omuzlara alınan Mumcu'nun cenazesi Side Mezarlığı'na götürülerek burada toprağa verildi. Hayri Mumcu'yu anlatan Sideliler onun Side ve şiiri ne kadar çok sevdiğini, değerli bir insan ve değerli bir şair olduğunu dile getirdiler. Side Belediyesi'nde Olağanüstü Meclis toplantısında Hayri Mumcu'nun ölümü gündeme getirildi. Hayri Mumcu'nun değerli bir şair ve insan olduğu, Side'ye aşık olduğu belirtilerek Side Köy Meydanı'na 'Hayri Mumcu' ismi verilmesi kararlaştırıldı.



Çarşamba gecesinden Cuma sabahına kadar Manavgat Devlet Hastanesi Side Rehabilitasyon Merkezi morgunda kalan Hayri Mumcu'nun cenazesi, Cuma sabahı
benim üç tane yakınım var diye ev sahibine bıraktığı notta adı geçen dostlarından biri olan turizmci Halil Yıldırım tarafından yıkattırıldı. Belediye tarafından gerçekleştirilen mezar hazırlanması işlemiyle de yakından ilgilenildi. Hastane morgundaki cenaze Halil Yıldırım, besteci Gültekin Çeki, şair Mehmet Süzen, Mumcu'nun yeğeni Salih ve birkaç akrabası tarafından alınarak Side Fatih Mezarlığı'na götürüldü. Fatih Camii'ndeki cenaze namazına Cuma namazı için gelen vatandaşlar ve Side Belediye Başkanı Abdulkadir Uçar da katıldı. Omuzlara alınan Mumcu'nun cenazesi Side Mezarlığı'na götürülerek burada toprağa verildi. Hayri Mumcu'yu anlatan Sideliler onun Side ve şiiri ne kadar çok sevdiğini, değerli bir insan ve değerli bir şair olduğunu dile getirdiler. Side Belediyesi'nde Olağanüstü Meclis toplantısında Hayri Mumcu'nun ölümü gündeme getirildi. Hayri Mumcu'nun değerli bir şair ve insan olduğu, Side'ye aşık olduğu belirtilerek Side Köy Meydanı'na 'Hayri Mumcu' ismi verilmesi kararlaştırıldı.

Munky
20-07-07, 09:06
Kategoriler (http://www.biyografi.net/meslekler.asp) Ana Sayfa (http://www.biyografi.net/default.asp) http://www.biyografi.net/biyografi/resim/genel/toolbar.gif Hızlı Menü ------------------------- Kategoriler Biyografik Takvim Meslekler Yeni Çıkan Kitaplar Biyografi Kitapları Peygamberler Ünlülerin Takma Adları Müstear İsimler Basında Biyografi.net Sizin Biyografiniz Hakkımızda Editör Bize Ulaşın Reklam

Hulki Saner ( 1921)- (20.07.2005)
İstanbul�da 1921 yılında doğan Hulki Saner, kimya fakültesinden mezun olduktan sonra 1944�te ABD�ye giderek kimya ve müzik eğitimi aldı. 1952�de İstanbul Operası�na giren ve bas-bariton olarak Tosca�� operasıyla başrole çıkan Saner, İstanbul Radyosu�nda Melodi Kervanı�� adlı programı hazırladı. Caz Topluluğu adıyla bir ekip oluşturduktan sonra 1956 yılında fon müzikleri hazırlayarak sinemaya adım attı. Aynı yıl kendi adına film şirketi kurup yapımcılığa, 1958 yılında ise yönetmenliğe başlayan Saner, Sadri Alışık�ın başrolünde oynadığı �Turist Ömer� dizisiyle ün yaptı. Emel Sayın, Erol Büyükburç gibi şarkıcıların başrol oynadığı filmlere de yönetmen olarak imza atan Saner, bir süre plak yapımcılığı ve besteler yaptı, şarkı sözü yazdı. 1990�lı yıllarda TV dizileri için müzik hazırlayan Saner, SESAM başkanlığı görevinde de bulundu.

70�ten fazla filme imza atan Hulki Saner�in yönettiği bazı filmler şöyle: Bak Yeşil Yeşil (1975), Turist Ömer Uzay Yolunda (1973), Gülizar (1972), Bir Damat Aranıyor (1968), Sus Sus Kimseler Duymasın (1968), Gecekondu Peşinde (1967), Kızılcıklar Oldu mu? (1967), Marko Paşa (1967), Gurbet Türküsü (1966), Cibali Karakolu (1966), Turist Ömer Almanya�da (1966), Soytarı (1965), Ayşecik - Boş Beşik (1965), Nazar Değmez İnşallah (1965), Turist Ömer (1964), Acı Aşk (1963), Helal Olsun Ali Abi (1963), Küçük Beyin Kısmeti (1963), Maceralar Kralı (1963), Şaşkın Baba (1963), Çifte Nikah (1962), Aşka Karşı Gelinmez (1962), Gol Kralı Cafer (1962), Zorlu Damat (1962), Yavru Kuş (1961), Bir Demet Yasemen (1961), Düğün Alayı (1961), Aslan Yavrusu (1960), Gece Kuşu (1960), Taş Bebek (1960), Sevmek Günah mı? (1958).


HAKKINDA YAZILANLAR

Hulki Saner öldü �Ayşecik� babasız kaldı
Zaman 22.07.2005

�Ayşecik�, �Turist Ömer�, �Cibali Karakolu� gibi ünlü filmlerin yönetmeni, müzik yapımcısı ve besteci Hulki Saner (84) vefat etti.

Yaklaşık 3 yıl önce felç geçiren ve solunum yetmezliği sorunu olan Saner, 20 Temmuz 2005 tarihinde Bebek�teki evinde yaşamını yitirdi. 2002 yılında 39. Antalya Uluslararası Altın Portakal Film Festivali�nde �Onur Ödülü� alan Saner�in cenazesi, bugün Bebek Camii�nde öğleyin kılınacak namazın ardından Sahrayıcedid Mezarlığı�nda toprağa verilecek.

Munky
20-07-07, 09:06
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1284.jpg
İbrahim Tatlıses ( 1952)
1952 yılında Şanlıurfa`da doğdu.İnşaatlarda soğuk demir ustası olarak çalıştı.1977 yılında Ayağında Kundura türküsüyle sesini duyurdu.1980'li yıllarda bütün Avrupa ve Ortadoğuya sesini
duyurdu.Kasetleri ve posterleri bazı ülkelerde milyonlarca satarken, yurtiçinde ve yurtdışında sayısız ödülün sahibi oldu. Bugün sadece sanatçı kisiliğiyle degil, insanlara iş alanları açan bir iş adamı olarak tanınıyor. Yönetmen, oyuncu, senarist, ve yorumcu İbrahim Tatlıses'in sahip olduğu şirketler grubu, gıda, film, prodüksiyon, turizm, havacılık, radyo, plak şirketi dallarında faaliyetini sürdürüyor.

Munky
20-07-07, 09:06
İsmail Doğanay
Kızılcahamam, Salın köyü, Kasımlar Mahallesinde 1953'de dünyaya geldi.

ilkokulu Salın Köyü�nde bitirdikten sonra köyde ne iş yapılabilirse yaptı. Müziğe olan sevgisi küçük yaşta başladı. Sesine güvenen Doganay, Ankara�ya hem çalışıp hem okumaya gitti. Bir hemşerisinin hediye ettiği saz ile müzik hayatı başlamış oldu.

Askerden sonra düğünlerde çalıp söylemeye devam etti. 1978 yılında Rıfat Özsaraç�ın tavsiyesiyle İstanbul�a gitti. Özdeş Müzik ile anlaşma yaptı. Özdeş Müzik ile dört kaset çıkarttıktan sonra Ankara�ya döndü. 1988 ve 1989 yılında Alpdoğan etiketi ile iki kaset daha çıkarttı. Bu kasetllerle patlama yapan İsmail Doğanay, müzik kariyerinin zirvesine ulaştı.

1990 yılında Ozanlar Derneği Başkan Yardımcılıgı görevini üstlendi. 1996 yılında emekliliğin tadını çıkarmak için köyüne döndü. Müzik�ten kopamayan İsmail köyünde Ozanlar Kahvesi�ni açarak hem çalıp söylemeye, hem de hemşerilerini eğlendirmeye devam ediyor.

İLETİŞİM:
ismaildoganay06@mynet.com

Munky
20-07-07, 09:06
Kantemiroğlu ( 12.12.1672)- (24.12.1722)
1673 yılında doğdu. Rumen tarihçi ve besteci. Gençliğinde Latin, Yunan ve İslav dillerinin yanı sıra, din bilgisi ve silah kullanmayı da öğrendi. 1684�te Osmanlı Devleti babasını Boğdan beyliğine atayınca, geleneğe göre 1678�de rehin olarak İstanbul�a gönderildi. Öğrenimini İstanbul�da sürdürerek, patrikhanedeki akademide eski Yunan ve Latin kültürüyle Bizans ağırlıklı Ortodoks kültürünü, enderunda ise Osmanlıca, Farsça ve Arapça öğrendi. Osmanlı siyaset ve kültür çevreleriyle yakın ilişki kurdu. Osmanlı Devleti�nin siyaseti, kurumları, etnik durumu, İslam dini ve sanatına ilişkin köklü bilgiler edindiği gibi Batı�daki hareketleri izlemeyi de ihmal etmedi. Kantemiroğlu�nun besteci olarak önemi, oluşturduğu nota sistemiyle pek çok eseri notaya almış olmasındadır.

Çağdaş Rumen yazarlarının araştırmalarına göre, ilk müzik zevkini, flütle Boğdan havaları çalan babasından almıştır. Boğdan�dayken müziğin temel kurallarını da öğrenmiştir. Türk müziği öğrenimi ise, 14 yaşında geldiği İstanbul�da başlar. Kemani Edirneli Ahmed Çelebi�den bu müziğe ait bilgileri, Tamburi Angeliki�den tambur öğrenir. II. Ahmed zamanında enderuna alınır.
Ney üflediği de söylenen Kantemiroğlu, saz çalmış olmasının kazandırdığı bilgilerle, Türk müziğinin kuramsal temelini kısa zamanda öğrendi. O dönemde, kuramsal konuları en iyi bilenlerden biri sayılıyordu. Müzik meraklısı bir kimse olan Hazine-i Hümayün müdürü İsmail Efendi ile saray hazinedarı Latif Çelebi�nin ısrarlarıyla ünlü kitabını yazdı. Kısaca �Kantemirloğlu Edvarı� diye anılan, Kitab-ı İlmü�l-Müsiki ala Vechi�l-Hurüfat adlı bu kitap iki ana bölümden oluşur. Birinci bölümde makamlar, perdeler, usuller üstüne bilgiler, ikinci bölümde ise, 16.-17. yüzyıla ait toplam 349 parça eserin notasını verir. O dönemin Osmanlıca�sı ile düzgün bir üslupla kaleme alınan Edvar, II. Ahmed�e sunulmuştur. Kantemiroğlu 1723 yılında öldü.

Türkiye�deki çağdaş müzikoloji çalışmalarında, onun önemine ilk kez dikkati çeken kişi Rauf Yekta Bey oldu. 1912�de Şehbal dergisinde yayınladığı iki yazıda, biyografisini sunduktan sonra Hüseyin Sadettin Arel aynı dergide hem bu edvarı yayınladı, hem de eser üstüne açıklamalarda bulundu.

Munky
20-07-07, 09:07
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/98.jpg
Lemi Atlı ( 1870)- (1945)
Halit Lemi Atlı (1870-1945). Tanburi Mustafa Çavuş'la başlayan ve hocası Hacı Arif Bey'le kişilik bulan şarkı bestekârlığı zincirinin en önemli halkalarından biri olarak kabul ediliyor.Saz Semaisi formunda bestelediği bir eser ve bir İstiklal Marşı dışında bütün eserlerini şarkı formunda veren Lemi Atlı, bir ses sanatkarı olarak da mu*****izde önemli bir yere sahiptir.168 bestesi var.Mezarı, Erenköy Sahrayı Cedit Mezarlığındadır.

Kaynak:Lemi Atlı Tercüman 22 Ocak 1991

Munky
20-07-07, 09:07
Leyla Saz
ESERLERİ

Anılar
19. Yüzyılda Saray Haremi
Leyla Saz
Cumhuriyet Kitapları

"Yaslı gittim şen geldim" dizesiyle başlayan ünlü marşın ve "Seni sevda çiçeğim, tac-ı serim (hicaz), "Nerdesin, nerde acep, gamla bıraktın beni (hicazkar)", "Mani oluyor halimi takrire hicabım (hicazkar)", "Ey sabah-ı hüs-i anın aftab-ı enveri (hüzzam)", "Harab-ı intizar oldum, aman gel (hüzzam)", "Etmedim asla terahhum pek çok üzdün (mahur)", "Dilberim terk-i
sebata her zaman amadedir (*********gah)" gibi şarkıların bestekarı olmasının yanı sıra, "Solmuş Çiçekler" (1928), başlıklı şiir kitabıyla da tanınan ve yirmi yıldan uzun bir süre Saray yaşamının içinde bulunmuş Şair Leyla Hanım'ın anılarının yer aldığı elinizdeki bu kitabı, bir çırpıda okuyacağınıza inanıyoruz.

Çocukluğunun ve gençliğinin en güzel yıllarını Çırağan Sarayı'nda geçiren Şair Leyla Hanım, son derece ince, zarif ve eşsiz zenginlikteki ortamı betimlerken, görkemli oldukları kadar kibar da olan sultanların ve saray'da yaşayan kızların, yani kısacası saraylıların yaşamlarını mükemmel akıcı bir dille aktarıyor

Hakkında Yazılanlar
1.Boğaz'daki Aşiret
Mahmut Çetin
Edille Yayınları

"Boğaz'daki Aşiret" başlığı ister istemez "Boğaz Neresi" ve "Aşiret Kim" sorularını akla getiriyor. Evet Boğaz, bildiğimiz Boğaziçi. Genelde kırsal kesimle alakalı bir kavram olan aşiret kelimesi ise Boğaziçi"nde bir kast oluşturan büyükçe bir ailenin tarihini anlatırken hassaten seçildi. Bir sülale tarihi diyebileceğimiz Boğaz'daki Aşiret yer yer Türk Solu tarihi, yer yer de
Batılılaşma Tarihi'nin belirli dönemlerini resmediyor. Aileler arasında evliliklerle kurulan bağların, sanata, ticarete, eğitime, bürokrasiye ve giderek bir yabancılaşma zihniyeti şeklinde hayata nasıl yansıdığı eserdeki ipuçları yardımıyla daha iyi görülecektir zannediyoruz.

Boğaz'daki Aşiret, dört büyük ailenin birbirleriyle irtibatından oluşur. Eser bu sebeple dört bölüm olmuştur. Aile büyüklerinin asıl isimleri seçilerek de Konstantin'in Çocukarı, Detrois'in Çocukları, Sotori'nin Çocukları, Topal Osman Paşa - Namık Kemal kanadı bölümleri ortaya çıktı. Boğaz'daki Aşiret! şenlikli bir kitap. Ali Fuat Cebesoy'dan Nazım Hikmet'e, Oktay Rifat'tan Refik Erduran'a, Rasih Nuri İleri'den Ali Ekrem Bolayır'a, Zeki Baştımar'dan Sabahattin Ali'ye, Numan Menemencioğlu'ndan Abidin Dino'ya uzanan ilginç akrabalık zinciri.
Polonez, Hırvat, Alman, Macar ve Rum kökenli meşhurların, yerlilerle evliliklerinden oluşan "Boğaz'daki Aşiret"in, batılılaşma tarihinde oynadığı roller... Kimlerin kimlikleri, Çıldırtan çizelgelerle soyağaçları. Ve dipnotlar! Onlar hiç bu kadar sevimli olmamışlardır.

Munky
20-07-07, 09:07
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2254.jpg
Mahsun Kırmızıgül ( 26.03.1969)
26 Mart 1969 yılında Bingöl'de doğdu. İlk ve Orta dereceli okulları bu şehirde tamamladı. 22 çocuklu bir ailenin ferdi olan Mahsun Kırmızıgül İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı' nda müzik öğrenimi gördü. 1980 yılında müzik çalışmalarına başlayan sanatçı amatörce 8 albüm yaptı. Profesyonel anlamda ilk albümü "Alem Buysa Kral Sensin" le 1993' te yayınlandı.Daha sonra "Bebeğim" ,"İnsan Hakları" ve "Sevdalıyım Hemşerim" adlı çalışmalarını yayınladı.

1994' ün ikinci yarısında Prestij Müzik şirketine Hilmi Topaloğlu ve Burhan Aydemir' den sonra üçüncü ortak olarak giren Kırmızıgül, sanatçı kişiliğinin yanı sıra yapımcı olarakta müzik sektörü içindeki yerini aldı.

Mahsun Kırmızıgül'ün ortağı ve aynı zamanda sanatçısı olduğu Prestij Müzik etiketi ile çıkan albümleri ise şöyle sıralanıyor: "Nilüfer", "Alem Buysa Kral Benim", "12'den Vuracağım", "İnsan Hakları", "Sevdalıyım Hemşerim", "Yıkılmadım". Bu albümler için çekilip gösterime giren klipler ise, "Hemşerim", "Ağlama Sen", "Bebeğim", "Mavi Göz", "Bende Sizdenim", "İnsan Hakları","Alem Buysa Kral Benim", "Herşeyim Sensin", "Belalım", "Taşralı", "Bu Sevda Bitmez", "Sevdalıyım", "Kardeşlik Türküsü","Yıkılmadım"

Munky
20-07-07, 09:07
Mehmet Erenler ( 26.01.1946)
26.1.1946 yılında Ankara'da doğdum. 7-8 yaşlarında bağlama ile tanıştım. Hiç kimseden ders almadan tamamen Allah vergisi olarak kendi kendime bağlama çalmayı öğrenip geliştirerek müzik yaşantıma başladım. Türk halk müziğine aşırı düşkünlüğüm nedeni ile bağlamamla yatıp uyuduğum günler çok olmuştur.
8-9 yaşlarında sahne hayatına atılıp tek resitaller verdim. 13 yaşımda zamanın en büyük THM hocası yurttan sesler koro şefi rahmetli büyüğümüz muzaffer Sarısözen'in yönettiği TRT Ankara Radyosu Yurttan Sesler korosunda ve canlı yayında konuk sanatçı olarak bir türkü çalıp söyledim. o yıllarda neonlara ve afişlere "sihirli bağlama küçük mehmet" olarak ismim yazılırdı. THM ye ve bağlamaya aşırı düşkünlüğüm nedeni ile tahsilime maalesef lise 2. sınıfta iken ara vermek zorunda kaldım. İdealim Ankara radyosuna yetişmiş sanatçı olarak girmekti ve Allah'a şükürler olsun, tamamen kendi özveri ve çabamla bu idealimi gerçekleştirdim. 1966 yılında gerçekleşen bu önemli başlangıçtan sonra müstakil olarak çalıp söylemede başarılı oldum.
Daha sonra koro şefliği sınavında başarı gösterip bu görevi yürütmeye başladım.Ayrıca icra denetim, nota tahsis, merkez repertuar kurullarında yer aldım. 1980 yılında kendi isteğim ile trt istanbul radyosuna atandım.Bu süreç içinde yurt içi ve yurt dışında birçok resital verdim...
Ömrüm oldukça THM'ye hizmet etmekten ve onun bir neferi olmaktan övünç ve kıvanç duyacağım. Hepinizden isteğim;dünyanın en zengin müziği olan thm ye sahip çıkmanız ve onu layık olduğu yere yüceltmeniz için gereken ilgiyi esirgememenizdir...

Munky
20-07-07, 09:08
Mercan Dede
Mercan Dede (nam-ı diğer DJ Arkın Allen), doğuya özgü Sufi müziğinin ilahi geleneğini çağdaş müziğin tınılarıyla incelikli bir biçimde harmanlayarak, eski ile yeniyi, Doğu ile Batı'yı birleştirdiği bir müziğe imzasını atıyor.
Topluluğun kurucusu ve lideri Arkın Ilıcalı olarak 1966 yılında Türkiye'de dünyaya geldi. Ney, bendir, davul ve vokal sanatçısı olma yolunda müzik eğitimini geleneksel yollardan tasavvuf müzik ustalarından aldı. Öğretmenleri arasında Usta Nezih Uzel ve ney sanatçısı Ömer Erdoğdular sayılabilir. Ayrıca sanatçı, ebru sanatını öğrendiği büyük ney üstadı Niyazi Sayın'dan da fazlasıyla etkilendi.

Ebru sanatını eğitmen olarak Concordia Üniversitesi'nin Studio Arts programında devam ettiren Mercan Dede, 1998 yılında Kanada'ya göç etti. O yıldan bu yana değişik Sufi gruplar ile Avrupa, Kanada, ABD ve Türkiye'de müzik çalışmalarına devam eden sanatçı, The University of Saskatchewan'da Profesör David Kaplan ile Dünya Müziği üzerine çalıştı.
Mercan Dede Topluluğu, Dede'nin son on yıl içindeki kapsamlı müzik birikiminin bir sonucu olarak, 1997 yılında kuruldu. İlk albümleri "Sufi Dreams" gerek Kuzey Amerika, gerekse Avrupa'da yoğun bir ilgi gördü. Alman televizyonu Saarlandischer Rundfunk'un yapımcıları Sufi Müziği ile ilgili hazırladıkları belgeselde başrolü Mercan Dede'nin üstlenmesine karar verdiler ve belgeselin müziğinin de aynı sanatçı tarafından yapılmasını istediler. Belgesel 1999 Şubat'ında Alman televizyonunda yayınlandı ve büyük bir yankı uyandırdı.
Sanatçının ikinci albümü "Journeys of a Dervish", 1999 yılında yayınlandı. Mercan Dede'nin bir sonraki albümü "Seyahatname", 2001 yılında yayınlandı. Albüm reji ve koreografisini Beyhan Murphy'nin gerçekleştirdiği ve Modern Dans Tiyatrosu tarafından sergilenen Seyahatname 2001 adlı gösteri için bestelenen müziklerden oluşmakta.
Temmuz 2001'de dünyanın en önemli festivallerinden biri olarak kabul edilen Uluslararası Montreal Jazz Festivali'nin General Motors Big Event gecesinde, 'Doğu ile Batı Buluşuyor' başlıklı konserde, Burhan Öçal ve Jamaaladeen Tacuma ile Mercan Dede Trio olarak 100.000 kişiyi aşan bir izleyici karşısına çıktı. 2002'de çıkardığı "Nar" albümünde klasik Türk müziğinin önemli isimleriyle çalışan Mercan Dede, bu albümle daha önceki albümlerine göre çok daha büyük kitlelere ulaştı.

Munky
20-07-07, 09:08
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/338.jpg
Muharrem Ertaş ( 1913)
1913 yılında Yağmurlubüyükoba Köyü'nde doğdu. Annesi Ayşe Hanım, babası zurnacı Kara Ahmet'tir. Anadolu'nun bir çok yerinde profesyonel müzisyen olarak karşımıza çıkan Abdal Aşiretlerinin Orta Anadolu'daki en büyük koluna bağlı olan Muharrem Ertaş'ın ataları Ala Kilise'lidir. Abdalların göçer bir aşiret olmalarından ötürü daha sonraları Kırşehir havalisine yerleşmişlerdir.

Ertaş'ın ilk ustaları dayısı Bulduk Usta ve Yusuf Ustadır. Küçük yaşlardan itibaren eline aldığı sazı ile köy köy dolaşır Muharrem Ertaş. Bazen sünnetçilerle, "düğün çalmaya" gider; bazen köy odasındaki muhabbetlere katılır sazıyla ve sesiyle...Her ne kadar "bozlak ustası" diye ün yaptıysa da, Orta Anadolu'nun yöresel melodilerini de repertuarında bulundurur. Özellikle çalıp söylediği halaylar şaheser niteliğindedir.
Muharrem Usta'nın avazı açık havaların ve meydanların sazları davul-zurna ile yarış edecek kadar gür ve yüksektir. Sazından çıkan pırıl pırıl nağmeler ve sesinin tınısı coşkulu akan bir çağlayan gibidir. Aşiretinden aldığı yeteneği kendi kişiliğinde bütünleştirerek bir deha haline gelmiştir Muharrem Usta... 1984 yılında yaşama veda ettiğinde bizlere türkülerini ve o hoş avazını bıraktı. Ruhu şad olsun...

Munky
20-07-07, 09:08
Murat Çobanoğlu ( 1940)
1940 yılında Kars�ta doğdu. İlkokul mezunu olan âşık evli ve dört çocuk babasıdır. Geçimini âşıklık geleneğini sürdürerek temin etmektedir. Saz çalmaya ve şiir söylemeye gördüğü bir rüyada bade içtikten sonra başlamıştır. Ustası, babası Gülistan Çobanoğludur. 1968-1987 yılları arasında çıkardığı yirmiye yakın plak ve kaseti vardır.

İnsan dedikleri duvara benzer
Hele suvakları dökülsünde gör
Gördüğün her güzele aldanma
Saç ağarsın beli bükülsünde gör

Kara toprak insanları yoğurur
Vedası geleni bir bir çağırır
Arkası kuvvetli fazla bağırır
Dostları yanından çekilsin de gör

Demek ki dünyada olur dermanın
Birgün uyanırsın geçmiş zamanın
Bazı insan der ki ben bir aslanım
Ezrayıl peşine dakılsın da gör

Çobanoğlu kulak versen sözüne
Yazılanlar mutlak gelir yüzüne
Evde bile karı bakmaz yüzüne
Hele sırtın yere yıkılsında gör

Munky
20-07-07, 09:08
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2243.jpg
Mustafa Yıldızdoğan ( 1966)
1966 Konya Kadınhanı Örnekköy doğumluyum. Çiftçi bir ailenin 7 çocuğunun ortancısıyım. Tahsilim lise terk. Askerliğimi 1986-1988'de Eğirdir ve Adıyaman'da tamamladım. 1990'da evlendim. Ahmet, Gülsüm ve İrem adlarında üç can parçam var.
Sanata 1982 yılında hayalini kurduğum bağlama ile başladım. Hiç kimseden ders almadan, kendi kendime ama bıkmadan usanmadan çok çalışarak, gece uykularını yüreğime ve sevdama hapsederek bu günün temelini attım. Gerçi bir gün sanatçı olacağım diyerek değil. O günkü haşin, hırçın, deli dolu duygularımı Karacaoğlan gibi Yunus gibi şifresi yalnız bana ait olmak üzere ruhumdaki kara bulutları dağıtmak içindi. Meğer Yüce Mevlam rızkımızı sanatla verecekmiş de haberimiz yokmuş. Çok küçük yaşlarda ağabeylerimin ve arkadaşlarının Vatan ve Millet için ne kafa yorduklarını, bazı zaman göz yaşı döktüklerini unutamam. Beni önce Allah'a iyi bir kul, ana-babaya iyi bir evlat, yüce Milletime de iyi bir fert olarak yetiştiren anamdan, babamdan ve ağabeylerimden Allah razı olsun.
1989 yılında Kadınhanı Ülkü Ocağı'nın konseri ile başlayan ve bu günlere gelen zor ama güzel bir serüven. 1990 yılında Pendik Ülkü Ocağı'nın konserinde sahne alan Alperen ile tanışmamız ve kaset teklifi.....
Doğuyoruz Ufuklardan, Üşüyorum ve Türkiyem
Unkapanı müzik piyasasında bir yere gelmenin zorluğunu hatta imkansızlığını biliyordum. Ama neden olmasın. Alperen umutluydu benden. Yakalayacaktık. Bir türkü lazımdı. İşte o türkü: Şiirin yazarı, ömür boyu vatan hainleriyle, kalemi ile savaşan, yılmayan, yıkılmayan ve şu an hastalıkla savaşan saygıdeğer büyüğümüz Dilaver Cebeci. Bestesi kendime ait olan Türkiyem türküsü.
Bize kapanan demir kapıları, yüreğimizden kopan fırtına ile yıkıyorduk. 7'den 70'e herkes sağcısı solcusu istemeseler bile mecbur kalıyorlardı, millî günlerde, millî maçlarda, hemen hemen her siyasi parti seçim zamanlarında devlet protokolünde Türkiyem'i çalıyorlardı. Başarmıştık.
Yön vermeliydik sanata. Sevdalı gençlerimiz şifresini çözmeliydi aşkın, bizim türkülerimizle.
Han Duvarları albümünden sonra Selçuklu Müzik'ten yani Alperen'den ayrılmak zorunda kaldım. Bu yere gelmemde çok büyük emeği olan sevgili ağabeyim Alperen'e sonsuz teşekkürler...

Akbaş Müzik'in sahibi Yılmaz Akbaş ile başlayan yeni bir dönem..
Yıl 1995. Kasetimiz bitmişti. Sonradan bir hafta içinde besteleyip aranjesini yapıp, okuyup kasete dahil ettiğimiz, Başbuğum'a yaktığım ağıt ve Yandı Yürekler Yandı. O nasıl duygu idi anlatamam. Mekanın cennet olsun Başbuğum.
Bu Vatan Kimin, Mektup ve İnsanlar ...
Bu Vatan Kimin albümünde, Saçların türküsü ile daha geniş kitlelere ulaştık. Mektup albümü ile Türkiye'de en çok satan 5 kaset arasına girdik. Çıkmadığımız tv kanalı kalmadı.1990 yılındaki hayallerimizi çoktan aştık. Gelen her başarı bizi çıtamızı yükseltmeye mecbur kıldı. Geldiğimiz nokta mükemmel ve güzel ama yeterli değil.
Fikrimden, düşüncemden, taşıdığım bütün değerlerden taviz vermeden , buralara gelebilmenin güzelliği ve sevincini yaşıyorum.
Sözün kısası değerli gönüldaşlarım; hiç bir eğitim almadan, hiç bir kimseden yardım görmeden, gece uykusuna hasret, evime hasret, eşime, çocuklarıma hasret, öte yandan da en güzel vuslat. Sabrın, şükrün ve azmin neticesi.
İyi günde, kötü günde her konserde, cebinizdeki son kuruşu ile bilet alarak bize güç veren salonları, statları tıklım tıklım dolduran gençler, kendi evlatlarından bizi ayırt etmeyen, namazlarının ardında bize de dua eden analarım, bacılarım, ağabeylerim sizin duygularınıza tercüman olabilmek için uğraştık. Eğer zerre kadar başarılı olabildiysek ne mutlu bize.. Bütün gaye ve çabamız gençlerimiz. Onlar bizden kabiliyetli , daha cesur, daha sabırlı, daha inançlı, daha azimli ve her şeyi ilimle ve en önemlisi sevgiyle başaracaklar. Onlara deryada bir katre, küçücük bir ışık olabildi isek ne mutlu bize. Ve ne mutlu aynı dilek, aynı umut ,aynı ülküde paylaşmasını bilen ,sevdiğini riyasız seven gönüllere ve Ne Mutlu Türküm Diyene.
Hakkınız Helal Edin.
Saygılarımla

Munky
20-07-07, 09:09
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/340.jpg
Münir Nurettin Selçuk ( 1901)- (27.04.1981)
1901'de İstanbul'un Sarıyer semtinde doğdu. Doğum tarihi için çeşitli kaynaklarda 1899, 1900, 1902 tarihleri de gösterilmiştir. Divanı Hümayun muavini ve Darülfünun ilahiyat Şubesi muallimlerindcn Mehmed Nuri Bey ile Fatma Hanife Hanımın oğludur. On beş yaşında Darü'lFeyzi Musiki Cemiyeti'ne öğrenci olarak girdi; üç yıl sonra da, hanendelerinden biri olduğu bu topluluğun konserlerine çıktı. 1907'de Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi'ni bitirip Kadıköy Sultanî'sine yazıldı. Aynı yıl Darülelhan'a da girdi, Zekaizade Ahmed Efendi'den dört yıl ders aldı. Daha sonra Ali Rıfat Bey'in (Çağatay) başkanlığındaki Şark Musiki Cemiyeti'ne girdi; kurucuları arasında da yer aldığı bu dernekteyken Bestenigar Ziya Bey'dcn birçok fasıl meşk etti. Genç Münir Nurettin ilk kez Şark Musiki Cemiyeti'nin konserlerinde solist olarak parladı. Askerlik görevi sırasında, 1923'te mülazım (teğmen) rütbesiyle Muzikai Hümayun'a girdi; Cumhuriyet'in ilanından sonra da Riyaseti Cumhur Heyeti'nde üç yıl görev aldıktan sonra ayrıldı. Aynı yıl Sahibinin Sesi plak şirketi adına Paris'e giderek iki yıl ses tekniği dersleri aldı. Dönüşünde, 22 Şubat 1930 gecesi, Beyoğlu'ndaki Fransız Tiyatrosu'nda kemanî Nubar Tekyay, kemençeci Ruşen Kam, tanburî Mesut Cemil ve kanunî Artaki Candan'ın sazları eşliğinde yepyeni bir anlayışla ilk sahne konserini verdi. Bunu öteki konserleri izledi. Mikrofon kullanmadan, ayakta okuyarak verdiği bu konserlerde ortaya koyduğu icra üslubu ve tekniği solo icrada bir dönüm noktası oldu, yeni ufuklar açtı. O zamana kadar bu tür bir okuyuşla modern bir konser salonu düzeni içinde konser veren olmamıştı. Türk musıkisi daha önce hep küçük mekanlarda, özel musiki meclislerinde oturan hanendelerce icra edilirdi.

Münir Nurettin 1920'lerin ilk yıllarından başlayarak uzun yıllar düzenli olarak plak doldurdu. Sahibinin Sesi, Orfeon Record, Polydor, Odeon, Pathe şirketleri için doldurduğu plaklar onun zamanla çok geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmasını sağladı. Selçuk 1953'te İstanbul Belediye Konservatuvarı'na üslup ve teganni öğretmeni olarak atandı. Ertesi yıl konservatuvarın icra heyeti şefliğine getirildi. Bu tarihten 1976'ya kadar, yirmi iki yıl boyunca üç yüz civarında konser yönetti. Çok geniş bir ilgi gören bu konserlerin verildiği yıllar icra heyetinin en parlak dönemidir. Selçuk icra heyeti şefliğine getirildiği yıl, İstanbul radyosunda müşavirlik görevi de üstlendi. Üç yıl süren bu görevi sırasında stajyerlere ders verdi; gerek konservatuvarda, gerekse radyoda hoca olarak pek çok okuyucunun yetişmesinde emeği geçti. Bir eğitmen ve öğretmen olarak da kendisinden sonraki kuşaklar üzerinde derin izler bıraktı, İstanbul Radyosu ve İcra Heyeti için yazdığı notalarla da musiki kütüphanesini zenginleştirdi. Selçuk, Mısır, Irak, Suriye, Macaristan, Avusturya ve İngiltere'de konserler verdi. Mısır'da bulunduğu sıralarda Ümmü Gülsüm ve Abdülvahap ile dostluklar kurdu, bu çok ünlü sanatçıların takdirlerini kazandı. Münir Nurettin Selçuk 27 Nisan 1981'de öldü; mezarı Bebek'teki Aşiyan Mezarlığı'ndadır.

Selçuk yirminci yüzyıl Türk musikisinin en önde gelen birkaç sanatçısından biridir. Türk musikisinin konserler, taş plaklar ve radyo yayınları ile izlenebilen icra tarihi içinde onun kadar etkili olmuş bir başka hanende daha gösterilemez. Öyle ki, bu yüzyılın icra tarzları "Münir Nurettin'den önce" ve "Münir Nurettin'den sonra" ayırımıyla değerlendirilebilir ancak. İcraya en önemli katkısı, daha çok hafızlara özgü olan "gaygaylı" okuyuş tarzını büyük ölçüde temizleyerek yerine daha sade, daha "düz" bir okuyuş getirmesidir. Gerçi gırtlak nağmelerini o da kullanmıştır; ama bunlar eski hanendelerinkine göre çok sade ve düz nağmelerdir. Selçuk eski geleneğe özgü bu gırtlak süslemelerini yeni bir anlayış, zevk ve teknikle, büyük bir ustalık göstererek kullanmıştır. Sözgelimi, sazlara özgü çarpmaları çok güzeldir. Selçuk özellikle Paris'te ses tekniği eğitimi görüp yurda döndükten sonra üslubunu gitgide olgunlaştırıp mükemmelleştirdi. Nefesini, sesinin tiz ve pest bölgelerini çok iyi kullandı; göğüs ve kafa seslerinden birbirine geçişleri ustaca, belli etmeden gerçekleştirdi. Nefes hareketlerini ezgi cümlelerinin gerektirdiği biçimde ayarladı; sesinin rengini, tınısını da icra şekline çok iyi yansıttı. Hiç zorluk çekmeden, birbirinden farklı akortlarla da aynı güzellikte okuyabiliyordu. Gerek Osmanlı Türk musikisinin yapısını, gerekse eski icrayı çok iyi bilen bir sanatçı olarak, getirdiği bütün yenilikleri bu musikinin aslından uzaklaşmadan gerçekleştirdi; eski ile yeniyi kaynaştırdı, böylece yeni bir üslup geliştirdi. Selçuk inanılmaz derecede geniş bir repertuarı olan bir musiki adamıydı. Sadece doldurduğu plaklara bakmak bile repertuar bilgisi hakkında yeterli bir fikir verir, repertuarındaki eserlerin de en asil şekillerini öğrenmiş, hatta bunlardan bir kısmım notaya almıştı. Yönettiği korolara da, klasik eserlerin en sağlam kaynaklardan öğrendiği şekillerini okuturdu. Onun gibi bir ses üstadının repertuar bilgisini icrasına yansıtması da pek tabiîydi. Selçuk hemen hemen bütün beste şekillerindeki eserleri okuyabilen bir yorumcuydu. Kar, karçe, murabba beste, nakış, ağır semai, yürük semai, şarkı, türkü, koşma, gazel gibi dindışı; mevlevî ayini, durak, tevşih, ilahi gibi dinî beste şekillerindeki pek çok eseri konserlerinde ve plaklarında okumuştur. Birbirinden farklı bütün bu musiki şekillerindeki klasik eserleri; o beste şekillerinin gerektirdiği biçimde, son derece sanatkarane bir üslup, tavır ve eda ile yorumlamıştır. Örneğin, kendisinden önceki birçok gazelhan, mevlid gibi gazel okur, dinî musikiye özgü üsluptan pek kurtulamazdı. Selçuk ise, gazel ile mevlidi üslup yönünden ayırt etme kaygısını duymuş, böylece gazeli dindışı bir üsluba kavuşturmuş, bu üslubuyla da çok değerli bir gazelhan olarak kendini kabul ettirmiştir. Selçuk getirdiği bütün bu yeniliklerle musikinin icrasına bir yorum derinliği de getirmiş oluyordu. Onun yorumundan hiç etkilenmemiş solist yok gibidir. Selçuk'un musiki başarılarından söz ederken, onun yetişmesinde payı olan iki değerli musıkişinasın bu başarıdaki payını vurgulamak gerekir. Üstadın hocalarından biri Üsküdarlı Bestenigar Ziya Bey'di. Ziya Bey geleneğin icra üslubunu çok iyi özümlemiş gerçek bir "femi muhsin", yani eski musikinin güzelliklerini bilen ve öğretebilen "ihsan edici, güzel bir ağız"dı. Nitekim, Selçuk'tan başka pek çok değerli mu******inasın da yetişmesinde büyük emeği geçmiştir onun. İcranın bu yüzyılda büyük bir atılım göstermesini sağlayan, musıki zevki çok gelişmiş bir sanat adamıydı Üsküdarlı Ziya Bey. Selçuk'un öteki hocası olan Zekaizade Ahmet Efendi ise klasik repertuar bilgisi yönünden erişilmesi güç bir musiki adamıydı. Selçuk ondan geçtiği fasıllarla hem repertuarını genişletmiş, hem de eski eserlerin en asil şekillerini öğrenmiştir. Selçuk sesinin güzelliğini uzun süre muhafaza edebilmiş bir sanatçıdır. Sesinin lezzeti altmışlı yaşlarında iken bile kaybolmamıştı. Yetmiş yaşını geçtikten sonra bile konserler vermiş, plaklar doldurmuştur. Sesine ve sağlığına çok özen göstermesi, ses tekniği bilgisi, sanat heyecanını hiçbir zaman yitirmemesi ve sağlığı elverdiği sürece musıkiden kopmaması onun uzun bir musıki ömrü olmasını sağlamıştır. Selçuk sesini bir saz gibi kullanabilen eşsiz bir hanendeydi. Yirminci yüzyılda icra açısından büyük bir atılım gösteren Türk musıkisinde bu başarının ilk doruk noktası Tanburî Cemil Bey, ikincisi ise Münir Nurettin Selçuk'tur. Yahya Kemal'in dediği gibi, Tanburî Cemil'in sazla ifade ettiğini Selçuk sözle ifade etmiştir. Kısacası, Cemil Bey'in plakları gibi Münir Bey'in plakları da tekrar tekrar dinlemekle, incelemekle, taşıdığı musıki nitelikleri üzerinde uzun uzadıya durmakla değerlendirilebilecek zenginlikler sunuyor. Bülent Aksoy

Munky
20-07-07, 09:09
Necdet Tokatlıoğlu ( 30.01.1933)
30 Ocak 1933 tarihinde İzmir Yelki�de dünyaya geldi. Müziğe 1948 yılında İzmir Türk Musıkisi Cemiyeti�nde başladı. Burada Ahmet Aksoy ve İlyas Tonguç�dan yararlandı. 1951 yılında Mehmet Kasabalı�dan ud ve nota dersleri almaya başladı. 1952 yılında İzmir Radyosu�na girdi. 1954 yılında Ankara Radyosu�nda hem ud hem de ses sanatçısı olarak çalışmaya başladı. Ankara Radyosu�nda Fahri Kopuz, Ruşen Kam, Suphi Ziya Özbekkan�dan nazariyat, Refik Ahmet Sevengil�den edebiyat, Mesude Çağlayan ve Saadet İkesus�dan şan dersleri aldı. 07 Ekim 1960�ta Ankara Radyosu Müzik Yayınları Müdürü oldu. 1961 yılı Aralık ayında ise solistlik görevine geri döndü. Kendi isteğiyle emekliye ayrıldığı 1981 yılına kadar radyoda solist, korist ve program şefi olarak görev yaptı.

Ankara Radyosu�nda iken; 1968 yılında Mısır ve Tunus, 1969 yılında İran, Pakistan, Bangladeş ve Irak, 1972 yılında Mısır, Tunus ve Cezayir�de konserler verdi; 1979 yılında �Libya Destanı�nı besteledi ve Libya�da konser verdi. 1980 yılında Libya Devrimi�nin yıldönümü nedeniyle Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi�nin daveti ile tekrar Libya�da konser verdi. 1983 yılında Cumhuriyetimizin 60. yıl kutlamaları için Türk Federasyonu�nun daveti ile ABD�nin New York Hilton Oteli�nde yapılan Balo�ya katıldı. 1988 yılında istek üzerine yine ABD�de New York ve New Jersey�de konserler verdi.

Tokatlıoğlu�nun ilk bestesi, 1954 yılında bestelediği sözleri Hüseyin Rıfat Işıl�a ait olan �Gördüm O Yeşil Gözleri Bir Lahzada Yandım� mısrasıyla başlayan Kürdili Hicazkar şarkıdır. Sanatçı kendi bestelerinden oluşan 5 adet LP ve pek çok 45 devirli plak doldurmuştur. Besteleri başka sanatçılar tarafından da okunan Necdet Tokatlıoğlu�nun 95 kadar bestesinden 68 tanesi TRT Repertuarı�ndadır. Sanatçı, 1975 ve 1983 yılları arasında Milliyet Gazetesi tarafından düzenlenen yılın şarkısı anketlerinde pek çok kere ödüle layık görülmüştür.

Ud ve piyano çalan Necdet Tokatlıoğlu; halen İstanbul Musıki ve Kültür Derneği TSM Korosu�nun şefliğini yapmaktadır.

Munky
20-07-07, 09:09
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/342.jpg
Neşet Ertaş ( 1938)
Muzaffer Sarısözen'in tabiri ile bir zamanlar sadece ve sadece "Kırşehirli Mahalli Sanatçı" olarak bilinen Neşet Ertaş'ı binlerce, hatta milyonlarca saz çalıp türkü söyleyen diğerlerinden ayıran nedir? Onun sazımn ve sesinin insanı büyüleyen sırrı nereden gelmektedir? Neredeyse yarım asra varan bir süreden beri gerçek anlamda gönül telimizi titreten, ruhumuzu ürperten bu esrarlı sesin, sazın ve yorumun arka planında neler ve kimler vardır? Sazı gümbür gümbür ses veren, adeta davula eslik edercesine sazının göğsünde pençesiyle sesler çıkaran, hep samimi ve kendi halinde yüreğinin acılarını ve kendi iç gurbetlerini seslendiren; hiç bir medyatik tutumu olmayan, kalabalıklardan ve şöhretten adeta köşe bucak kaçarak pek ortalıklarda görünmeyen; mezhep, parti ve etnik kimlik çağnsımlanna pirim vermeyen, sazından, sözünden ve sesinden gayri hiç bir şeyden medet ummayan bu "Garip" insanı tanımak kadar tanımlamak da gerçekten zor.
Ayaklarının altındaki toprağın renginden, kokusundan haberdar olan, bastıkları yeri az çok tanıyan, yürekleri hep türkülerle birlikte atanlar için Neşet Ertaş, belki de tam bir "yaşayan efsane"; meçhul, uzak, esatiri ve sırlarla dolu...

Neşet Ertaş'ın bir iki cümlede özetlenebilecek resmi biyografisi bize belki sadece ipuçları verebilir. Onun "1938 yılında Kırtıllar Köyü'nde Döne'den doğma Muharrem Ertaş'ın oğlu" olduğunu; Kırşehir, Yozgat ve Keskin'in çeşitli köylerinde geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarının ardından, 15 yaşında çıktığı gurbet hayatinin hala devam etmekte olduğunu bilmenin fazla bir anlamı olmayabilir. Neşet Ertaş'ı tanımak, asıl onun ruh ve gönül macerasım bilmeyi gerektirir ki burada hemen karşımıza, Neşet Ertaş'la en rafine üslubuna kavuşan Orta Anadolu Abdal Müziği geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalanndan olan babası Muharrem Ertas karşımıza çıkar.

İşte Neşet Ertaş, babası Muharrem Usta ile adeta Anadolu'daki en olgun seviyesine erişen bu Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasım sağlamıştır.
1960'lardan itibaren binlerce yıllık sazımız bağlama ile birlikte anılan; sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi musiki çevreleninin ve gerçek türkü dostlarının da gündeminden hiç düşmeyen Neşet Ertaş'ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor- Çünkü o aslında bir anlamda tam bir yöre sanatçısı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak, hem babası Muharrem Ertaş'tan, hem de bu geleneğin diğer usta isimleri olan Hacı Taşan ve Çekiç Ali'den de ayrılır. Bir başka söyleyişle onun sanatı için, başta Muharrem Usta olmak üzere. Hacı Taşan, Çekiç Ali ve Abdal/Türkmen Müziği geleneğinin çeşitli yörelerde farklı tavır ve üsluplarda karşımıza çıkan diğer ustaları da dahil olmak üzere hepsinin üst seviyede bir sentezi ve esrarlı bir bileşkesi denilebilir.

Neşet Ertaş'ın sanatı hayatı ile hayatı sanatı i1e o kadar içice ki, çalıp çığırdığı türkü ve bozlaklarında bütün bir hayat hikayesini bulmak mümkün olduğu gibi, hayatına yakından baktığımızda da o içli türkülerin, acılı bozlakların nelerden nasıl doğduğunun ipuçlarını elde ederiz hemen. Onun yokluk, yoksulluk ve acılarla dolu hayatım "Garip" mahlasıyla yazdığı koşma tarzında usta işi şiirlerle anlattığı ozan yönünü yıllarca kimse farketmedi bile. Babasından tevarüs ettiği geleneksel ve anonim türkülerin, bozlakların dışında, sözleri kendisine ait türküler, bozlaklar söylediğini de farkeden olmadı yıllarca. Sözü ve müziği ile, anonim türkülerdeki erişilmez sadeliği ve estetik seviyeyi yakalayan sayısız türkünün, bozlağın altına attığı mütevazı imzasını kimselere söylemedi bile.
Neşet Ertaş o büyük yaratıcı yeteneği ile okuduğu her eseri yeni baştan öyle bir yorumlar, ona öyle bir ruh ve hava verir ki, adeta yeni bir beste ile karşı karşıya olduğunuzu dahi sanabilirsiniz. Bu durumu, yeteneği, kültürü ve birikimi oldukça sınırlı sığ ve sıradan sanatçıların yorum adına yaptıkları "dejenerasyon" ile karıştırmamak gerekir. Çünkü Neşet Ertaş kendisine ait olmayan bir türküyü bi1e öyle bir okur ve yorumlar ki, o türkü o şekliyle yıllar öncesine ait bir Neşet Ertaş türküsü gibidir artık.
Olağanüstü denilebilecek yeteneği, geleneğe hakimiyeti, gelenekten kopmadan yeniye bağlılığı, yeni zamanların modern zevk ve eğilimlerini gözeten diri ve uyanık tecessüsü ile Neşet Ertaş, hep gündemde kalmış bir sanatçıdır. O, ismi bağlama ile özdeşmiş ve adeta bu dünyaya türkü söylemek için gelmiş gerçek bir türkü ustası... Türküyü bağlamaya, bağlamayı türküye bu kadar yakınlaştıran ve yaklaştıran, adeta birbirlerinin içinde -kendisi ile birlikte- eritip yok eden ikinci bir sanatçı bulmak öyle sanıldığı kadar kolay olmasa gerek.
Neşet Ertaş'ın sanatı; müziğin özünü, ruhunu kavrayan birinin, hiç bir yapmacıklığa tevessül etmeden, olduğu gibi kendini, kendi özünü ve hissettiklerini saza, söze dökmesidir.
Bayram Bilge Tokel

Munky
20-07-07, 09:09
Nida Tüfekçi ( 01.03.1929)- (18.09.1993)
Mehmet Nida Tüfekçi 1 Mart 1929'da Yozgat�ın Akdağmadeni ilçesinde doğdu. Annesi Zeynep Tüfekçi, Babası Hamdi Tüfekçi �dir. İlk müzik eğitimini babası Hamdi Tüfekçi den aldı. Müziği seven ve müziğin içindeki bir ailenin çocuğu olan Nida Tüfekçi , bağlama çalmaya başlamasını şöyle anlatırdı: �7-8 yaşlarındaydım her halde. Sazla benim boyumu ölçtüklerinde saz 1,5 karış uzun gelirdi benden. Sazın sapına kolum yetişmezdi de teknesini bir duvara dayayıp öyle çalmaya çalışırdım...� Nida Tüfekçi ilkokul çağlarında bazen derslerde bazen müsamerelerde saz çalmasını sürdürmüş ve küçük yaşlarda yeteneğini ortaya koymuştur. İlköğrenimini Akdağmadeni�nde bitiren Nida Tüfekçi ortaokula Akdağmadeni�nde başlamış üçüncü sınıfı Boğazlıyan�da tamamlamıştır. Yaşadığı ilçede lise olmadığından öğrenimine çevre illerden birinde devam etmek zorunda kalır. Liseye Ankara Maliye Okulu�nda bitirir.

Nida Tüfekçi Maliye Okulu�nda öğrenci iken Muzaffer Sarısözen�le tanışır. Sarısözen�le tanışması belki de yaşamının dönüm noktasıdır. Hem okuluna devam eder hem de 1947'den itibaren Ankara Radyosu�nun Yurttan Sesler emisyonlarına ses ve saz sanatçısı olarak katılır. O zamana kadar gerek radyo sanatçılarının gerekse Muzaffer Sarısözen�in bilmediği bir tavır ve tezene ile (Sürmeli Tavrı) saz çalıp türkü söyleyen Tüfekçi, radyonun en parlak simaları arsında yer almıştır.

1953 yılında Ankara Radyosunda açılan sınavda başarı göstererek Yurttan Seslerin daimi korosunda çalmaya başlar. 1959 yılında İstanbul radyosuna naklen atanır. 1964 yılında Türk Halk Müziğinden sorumlu Türk Müziği şube müdür yardımcılığına, 1972 yılında ise TRT Müzik Dairesi Türk Halk Müziği Müdürlüğü�ne atanır. 1974 yılında ise TRT Müzik Dairesi Başkanlığına (vekaleten) getirilir. 1976�da bu görevden istifa eder. Aynı yıl İstanbul Türk Müziği Devlet Konservatuarı�nın kurucu üyeliğini yapan Tüfekçi bu okulda, yönetim kurulu üyeliği, başkan yardımcılığı, bölüm başkanlığı ve danışma birimi üyeliğinde bulunur. Yine aynı okulda Bağlama, THM Solfeji, THM Bilgileri ve Bölge Tavırları derslerini okutur.

Türk folklorunun müzik ve oyun dallarında yurt içinde ve yurt dışında seçkin bir yer edinmiş, kültürümüze yapmış olduğu katkılarla halk müziği dünyasına damgasını vurmuş olan Mehmet Nida Tüfekçi 18 Eylül 1993 Cumartesi günü yaşama veda etmiştir

Munky
20-07-07, 09:10
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1439.jpg
Okay Temiz ( 1939)
1939 yılında İstanbul�da doğan sanatçı Türk müziği ile ilgili ilk tınıları musiki eğitimi almış annesi Naciye Temiz�den aldı. Yine annesinin desteği ile Ankara Klasik Müzik Devlet Konservatuarında vurmalı çalgılar ve timpani eğitimi aldı. 1955�te profesyonel müzik yaşantısına adım attı. 1957-1959 yıllarında tophane sanat enstitüsünde eğitim çalışmalarını sürdürmüş ve buradaki eğitimi sayesinde kendine has karakterleri ve tınıları olan davulunu kendisi yapmıştır.

1959-1967 yıllarında Türkiye�de Dans müziği orkestralarında çeşitli programlar ve şovlar sergiledi.
1967 yılında Ulvi Temel orkestrasına katılıp Avrupa'da büyük dans lokallerinde çalıştı. Aynı yıllarda İsveç macerası başladı. Orada doğaçlama alanında büyük etkisi olan trompetçi Maffy Falay ile tanışır ve birlikte Türk folklör melodilerindeki kıvraklık ve ritmi farklı bir platformda açığa çıkardıkları Sevda grubunu kurdular. Sonraki yıllarda Stockholm radyoları ve senfoni orkestrasına perküsyoncu olarak değişik renkler katar.

İsveçte yaşayan Amerikalı ünlü trompet ustası Don Cherry ile tanışır. Jazz'ın önde gelen bu büyük ismi ile Temiz, senelerce beraber olur festivaller, konserler ve plaklar yapar. Afrikalı Basscı Johnny Dyani'nin de gruba katılmasıyla üçlü Amerika'nın en popüler müzik okullarından biri olan New Hemsher kolejinde dersler verirler. (1971) Aynı sene Türkiye'yi de ziyaret eden grubun Ankara'da verdikleri konser Sonet plak şirketi tarafından çıkarılır.

Danimarka ve İsveç'te beraber çalıştığı Dexter Gorden, George Russel, Clark Teery gibi Jazz'ın en önemli kişilerinden edindiği tecrübeler eşsizdir.

Bir yıl sonra Temiz, albümünü güçlü basçı Dyani ve Güney Afrikalı trampetçi Mongezi Feza ile birlikte Xaba grubunu oluşturdular. Xaba grubu Temiz'in en önemli çalışmalarının başında gelir. Yapmış oldukları üç plak Sonet plak şirketi tarafından Skandinavya, Amerika ve İngiltere'de basılarak, bu çok özel grubun kısa bir sürede tanınması ve Jazz tarihinde ilgi ve saygı görmesi önemlidir. Avangart jazz olarak tanımlayacağımız bir sitilin çok değişik bir modelidir.
1974 yılında kurduğu İsveç Türk caz grubu Oriental Wind ile keman, saksafon, fülüt, klarnet, bas ve piano gibi batı kökenli enstrümanların yanı sıra zurna, ney, kaval, ud, saz, gayda ve sipsi gibi Türk enstrümanlarını bir araya getirerek ilginç bir senteze ulaştı. Bir dönem annesi Naciye Temiz de grubun içine katıldı ve İsveç�te bazı konserlere eşlik etti.
Oriental Wind grubunun ilk kurucuları piyanist Bobo Stensson, Bass'cı Palle Danielson, saksafoncu Lennart Aberg, Gayda ve Neyde Hacı Tekbilek gibi ünlü müzisyenler idi
Temiz 1990 yılına kadar İsveç�teki kültürel çalışmalarını sürdürdü. Makam müziğini jazz'a uygulama amaçlı çalışmaları sırasında Türkiye�den pek çok müzisyeni keşfedip onları dünya standartlarına taşıdı. Avrupa, Hindistan ve Amerika turları, konserler, albüm çalışmaları, seminerler birbirlerini takip etti.

Fis Fis Tziganes adlı albümü fransa'da 3000 albüm içinde ilk 3 sıraya girdi. (1991)

Türkiye'de gerçekleştirdiği Green Wave albümü World Music DJ'lerinin her sene gerçekleştirdikleri ilk on içerisinde yer aldı.(1992)
Temiz 1993 yılından sonra çalışmalarını Finlandiya�da sürdürdü ve orada kendisini ve çalışmalarını çok farklı boyutta etkileyen eşi Anna Temiz�le beraber oğlu Tomi�nin hayatına girişi gerçekleşti.

Aynı yıllarda Finlandiya�da Magnetic Band isimli albümü kaydetti. Jazz'ın doğaçlama ruhunu Afrika, Güney Amerika ritmi ile renklendirip geleneksel Türk ezgileri ile birlikte yorumlayan bir albüm çalışması oldu. Bu çalışma Yunanistan'da CD olarak basıldı. Ayın albümü seçildi ve aynı sene plak Down Beat isimli jazz dergisinde beş yıldız aldı.
Okay Temiz 30 senelik Scandinavia'daki aktivitelerini İsveç Kültür Bakanlığı desteğiyle tüm dünyaya İsveç üzerinden dünya müzisyenleriyle ortak çalışmalar yaparak yaydı. Türk motiflerinin jazzcılar tarafından keşfedilmemiş örneklerini büyük bir heyecan ve ilgiyle jazz ailesinin tınılarına katmak için ciddi bir çalışma içerisine girmişlerdir. Elde edilen bu tarz Scandinavia'da kısa sürede kendini kabul ettirip Avrupa turnelerindeki festivaller, plak çalışmaları, kültürel konserlerle 1998 yılına kadar gelmiştir. Tüm bu çalışmaları Türkiye'den dünyaya yaymak ve daha çok Türk müzisyeni ile beraber olmak amacıyla 1998 yılında uzun süreli kalamadığı Türkiye�ye Kültür Bakanlığının desteği ile yerleşti ve buradaki çalışmalarına başlamıştır.
Bitmek bilmeyen enerjisi ve sürekli kendini aşma tutkusuyla edinmiş olduğu tecrübeleri peş peşe yeni projeler için devreye sokar. Bunlar arasında Kültür Bakanlığı ve Banvit sponsorluğunda, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile kaydettiği Kendi bestelerinden oluşan "Kuzeyden Güneye Yansımalar" adlı albüm, T.C. 75.yıl anısına "Kutlama" isimli CD ve Banvit firmasının 30. yıldönümü anısına "Yaşamın Ritmi" CD çalışması yer almaktadır.

Okay Temiz'in Başarı Elektronik'in 2000 yılı kültür etkinlikleri kapsamında tanıtım amaçlı 5 Cd'si hazırlanmıştır.
Selanik, Atina, Barselona, Budabeşte, Zürih, Ljubliana, Amsterdam, Roterdam, Lahey, Lizbon gibi Avrupa�nın önemli sanat merkezlerinde Türk ve dünya ritimleri tanıtım programları, seminerleri düzenlemiştir. Ayrıca Kültür Bakanlığı Türk Müziği topluluğunda kadrolu sanatçısı olarak İstanbul, Ankara ve İzmir'de çeşitli konserler verdi.
Okay Temiz yıllar boyunca topladığı ve yaptığı bir çok farklı enstrüman dahil tüm vurmalı çalgıları kendine özgü bir biçimde yorumlamakta ve en basit ritimleri bile çarpıcı bir anlatıma dönüştürebilmektedir.
Okay Temiz Avrupa, Amerika ve Hindistan�da yaklaşık 3300 konser verdi ve 350 festivale katıldı. Afrika�nın, Güney Amerika'nın ve Hindistan'ın ritimlerini en iyi çalanlarıyla tanışıp görerek, dinleyerek, beraber çalarak ve onların çaldıkları aletleri quicca, berimbau, parmak piyano, konuşan davulu yapabilmesini ve çalabilmesini öğrenmiştir. Kendi el yapımı olan bakır davullar, "Elektrikli Sihirli Piramiti", deve ve koyun çanlarında yaptığı "Artemiz" isimli metal aleti de içeren geniş bir etnik ve elektronik çalgılar koleksiyonu var.
34 senelik caz ve dünya müzikleri kapsamındaki tecrübelerini Türkiye�de bir bir hayata geçirmek için çalışmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Okay Temiz New York'ta yaşayan ilginç gitarcı "Nicky Skopelitis " Selanik'li jazz saksafoncu ve klarnetçisi "Floros Florides " ile birlikte Contemporary tarzda gerçekleştirdikleri CD önümüzdeki kış sezonu Amerikan plak şirketi "Be last world action record" tarafından piyasaya çıkarılacaktır.

Munky
20-07-07, 09:11
Orhan Hakalmaz ( 10.11.1964)
Aslen Bayburt kökenli olan sanatçi 10.11.1964 yilinda Samsun�da dogdu. Müzige olan ilgisi çok küçük yaslarda baslamisti. Babasinin da müzige karsi olan ilgisi sanatçinin müzige olan tutkusunu daha da çok artirmisti. Sanatin o büyük deryasina babasinin da destegiyle alti yasinda baglama çalmayi ögrenerek basladi. Egitimine Samsun�da baslayip Istanbul�da
bitirdi. Ilkoklulu Samsun �Otuz Agustos Ilkokulunda okudu. 8 Yasinda Karadeniz Altinses Yarismasi�nda birinci oldu. 12 Yasinda Istanbul Radyosu amatör ses sanatçisi imtihanini kazandi ve bant yapma izni verildi.

Bir çok kez TRT Istanbul Radyosunda �Çocuk Saat� adli programa katilip türkü söyleyip saz çaldi. 1977 Yilinda I.T.Ü. Türk Müzikisi Devlet Konservatuari giris imtihanlarini kazanarak, ögremine basladi. Konservatuarda degerli hocalarimizdan rahmetli Nida
Tüfekçi�nin ögrencisiydi. Bu arada TRT Istanbul Radyosunda akitli saz sanatçisi olarak göreve basladi. Yaklasik iki sene çalisti.

1988 Yilinda 11 senelik bitirip mezun oldu. Ayni yil I.T.Ü. Devlet Konservatuarin�da ögretim görevlisi olarak göreve basladi. Halen bu görevi yürütmektedir. 1991 Yilinda I.T.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü T.H.M. Alanin�da mastirini yapip �Ege Bölgesi Agir
Zeybeklerin incelemesi� adli tezini savundu. 1994 Yilinda I.T.Ü. Türk Müzikisi Devlet Konservatuari korosunda sef yardimciligi daha sonra seflik yapti. TRT Radyosunun ve Devlet Konservatuari�nin T.H.M. konserlerinde solis, korist ve baglama sanatçisi
olarak yer aldi.

Munky
20-07-07, 09:11
Özdemir Erdoğan ( 17.06.1940)
17 Haziran 1940 tarihinde İstanbul�da dünyaya geldi. Annesi batı klasik müziği piyanisti ve dayısı keman ve piyano çalan klasik müzik sanatçısıydı. İlk eğitim bu küçük yaşlardan itibaren bu kanallarla alınmıştır. 1940 - 50 arası yıllarının kendine özgü koşulları Özdemir Erdoğan�ın resmi bir sanat eğitimi almasını engelleyen önemli faktörlerden biridir. Diğer bir hususta, baba tarafının yine o tarihlerin koşullanmalarıyla mutlak bir temel eğitimi öngörmesi. 15-16 yaşına kadar süren bu eğitim sürecinde Özdemir Erdoğan�ın sanatsal konulara daha yatkın belirlenmiş ve bu durum okullardaki öğretmenlerce de desteklenmiştir.

Özdemir Erdoğan 1960 yılında ticaret lisesinden mezun oldu ve askerliğini yedek subay öğretmen olarak Adıyaman, Besni Araplar köyünde başöğretmen olarak tamamladı. Bu arada yedek subay eğitimi gördüğü Denizli�de bass�çı Eray Turgay ile tanıştı ve onun teşvik ve tavsiyeleri ile jazz sever bir ortamla ve jazz müziği ile tanışıp kaynaştı. Arif Mardin, İsmet Sıral, Emin Fındıkoğlu, Süheyl Denizci, Nejat Cendeli, Erol Pekcan akla gelen ilk isimlerdendir. 1962 - 64 yılları arasında dünyanın tanınmış gitar hocalarından Andreas�tan klasik gitar dersleri aldı daha sonra İsmet Sıral orkestrası ile kuzey ülkeleri ve daha çok İsveç�te profesyonel müzik kariyerini geliştirdi ve dünya jazzcılarıyla tanışma ve çalışma fırsatını bulmudu.

Eylül 1968 yılında İsmet Sıral orkestrasının dağılmasından sonra bu orkestranın ağırlıklı üyelerinden oluşan ilk profesyonel orkestrasını 14 Ekim 1968 yılında kurdu. Bu orkestrada yer alan üyeler arasında bass�çı Günnur Perin, piyanist Ayhan Yünkuş, 5 yıl önce 10 yıl sonra gurubundan Atakan Ünüvar (tenor sax, flüt), Fatih Erkoç (trambon ve flüt), Uğur Dikmen klavyeli çalgılar daha sonra aranjör ve bass�çı Onno Tunç akla gelen ilk isimlerdendir. Özdemir Erdoğan 1968 yılının en iyi gitaristi ödülünü aldıktan sonra 1969 yılındaki çalışmalar sonucu ilk altın plak ödülü geldi. �Duyduk duymadık demeyin.� Daha sonra 1971 - 72 yıllarında çeşitli uluslar arası ödüller geldi 1972 Atina Olimpia ve İskenderiye festivallerine iştirak etti, 1973�te sanatçının hazırladığı jazz LP si Amerika�nın sesi (Voice of America) jazz saatinde dünyanın en büyük jazz otoritelerinden Willies Connover tarafından dikkate değer bir çalışma değerlendirmesiyle çeşitli kereler yayınlandı.

1974�ten itibaren sanatçı Özdemir Erdoğan Türk Müziği, Türk Halk Müziği ve diğer etnik müziklerle ilgili çalışmalara başladı, o günlerin tek yayın organı TRT ve bu kurumun en önemli müzik otoritelerinden Nida Tüfekçi�nin teşviklerini gördü, TRT yayın yönetmenliğindeki katı (İktisas) maddesine rağmen sanatçının Halk Müziği tarzındaki �Gurbet� adlı bestesi ve Aşık Veysel Şatıroğlu�ndan alınan �Uzun ince bir yoldayım� düzenlemesi TRT repertuarına giren türlerinin ilk örnekleridir.

1975 yılı sanatçının bestecilik yıllarının başlangıcıdır. 1976 �Canım senle olmak istiyor� albümü Milliyet gazetesince yılın albümü seçildi. 1977�den itibaren Türk Müziği çalışmaları daha ağırlık kazandı. 1979�da TRT hafif müziği ödülü geldi 1984�de sanatçı kendine ait bir plak şirketi kurdu. Bu şirketi kurmaktaki amaç müziği sadece ticari endişelerle kullanan şirketlere örnek olabilecek çalışmalarla ufuklarını açmak ve müzik sanatımızın daha ileriye gitmesine vesile olmaktır.

1984 yılında plakçıların arabeskten başka bir şey satmaz dedikleri bir ortamda �Bahar şarkıları� ve �Aşkımız şarkılarda yaşasın� kasetleriyle büyük ilgi gören sanatçı müziğimizde yeni bir kulvar açtı. 1990 yılında TRT Altın Anten yarışmasında birincilik ödülü, 1991 yılında Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda, Almanya, İsviçre ve Fransa�da çeşitli festivallerde Özdemir Erdoğan sentezi ile başarılı çalışmalar yapılmış konserler, konferanslar ve çeşitli panellerde kültür ve sanatımıza mütevazi hizmetler yapılmaya çalışıldı.

1994 yılında; Türk Müziği öldü, ticari niteliğini kaybetti denilen bir ortamda �Türk Müziği Yorumları� ve 1996�da Halk Müziği öldü denilen bir ortamda �Türk Halk Müziği Yorumları� kaset ve CD lerini çıkartarak gençliğin kendi kültür değerlerinin farkına varması ve diğer plak şirketleri ve sanatçıların bu yolda çalışmalara özendirilmesi işlevi yerine getirildi. Yukarıda bahsi geçen her iki kasetin 1997 itibariyle tirajları 100.000 kaset ve 250 CD�nin üzerindedir. Bu trajı yakalayabilmek için klip çalışması ve promosyon yapılmamış, başta medya olmak üzere hiçbir merciden yardım talep edilmemiş ve alınmamıştır. Özdemir Erdoğan�a Aralık 1998�de T.C. Devlet Sanatçısı ünvanı verildi.

Munky
20-07-07, 09:11
Rahmi Saltuk ( 1945)
Doğum Tarihi 1945
Boy 175
Kilo 80
Göz Rengi Ela

Sinema Filmleri ve Yönetmenleri
Bebek (Güneş Karabuda)
Almanya Acı Vatan (Şerif Gören)

Özgeçmiş
Tunceli''de doğdu. İstanbul Hukuk Fakültesinde öğrenime başladı; 12 Mart 1971 darbesinden sonra yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Bir süre Berlin''deki Hür Üniversiteye devam etti. Döndükten sonra Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi. İstanbul Barosuna kayıtlı; buna rağmen hiç avukatlık yapmadı. 1968 yılında Halk Oyuncuları tiyatro topluluğuna girdi ve "Pir Sultan Abdal" oyununda oynadı. Bu oyunla kitleler tarafından tanındı ve benimsendi. 1970 yılında Halk Oyuncuları topluluğundan ayrıldı; tek başına çalışmaya başladı. Avrupa''da ve Türkiye''de sayısız resitaller verdi. Sinema ile ilişkisi 1973 yılında Güneş Karabuda''nın yönettiği, Cezayir''de çekilen "Bebek" adlı filmle başladı. 1979 yılında Berlin''de çekilen, Şerif Gören''in yönettiği "Almanya Acı Vatan"da oynadı.

Özel Beceriler

Munky
20-07-07, 09:12
Reyman Eray
Besteci, söz yazarı ve gazeteci�

Eserleri 200�ü aşkın plakta, 50�yi aşkın kasette yer alan Eray�ın 50 şarkısı TRT hafif müzik repertuvarına alındı. Devlet ve Şehir tiyatrolarında sahnelenen oyunlar için bine yakın şarkı yazan Eray�ın, gazete ve dergilerde müzik, sanat ve tiyatro eleştirileri de yayınlandı. Reyman Eray, Ufuk Ötesi Gazetesi�nde tiyatro yazıları yazıyordu. Eray 64 yaşında vefat etti.

VEFAT-HABER
Gazeteci Eray vefat etti
28 Kasım 2006

Reyman Eray İstanbul�da vefat etti. Bir süredir İstanbul�da Balıklı Rum Hastanesi�nde akciğer kanseri nedeniyle tedavi görüyordu.

Munky
20-07-07, 09:12
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/344.jpg
Sadettin Kaynak ( 1895)- (03.02.1961)
Hoş Sadâ "Son Asır Türk Mu******inasları" yazarı İbnülemin Mahmut Kemal İnal kitabında Sadettin Kaynak'ın özgeçmişini, sanatçının göndermiş olduğu mektubu aynen koyarak yayınlamıştır. Hafız Hacı Sadettin Kaynak, Fatih Camii Müderrislerinden Ali Alâüddin Efendi' nin oğludur. Taşkasap semtinde Lütfipaşa Mahallesinde doğmuştur. İbnülemin doğum tarihini 1885 olarak vermiştir.

Mustafa Rona ve Yılmaz Öztuna doğum tarihini 1895 olarak belirtmişlerdir. 12 Ekim 1950 tarihli Resimli Radyo Dünyası dergisinin 17 nci sayısında ki bir söyleşide S.Kaynak doğum tarihini; "Çapa' da Lütfüpaşa' da 311 tarihinde [1893] dünyaya gelmişim" diye açıklar. Aynı söyleşide anne ve babasının Karadeniz kökenli olduklarını da belirtir. Sanatçının ölümünden 12 gün sonra yayınlanan 16 Şubat 1961 tarihli Hayat Mecmuası'nda Orhan Tahsin , S.Kaynak'ın vasiyetini açıklar. 16 aralık 1958 günü hazırlanan vasiyetin son bölümünde şunlar yazılıdır: " Peygamber 63 sene yaşadı. Ben de 63 yaşındayım. Allah' dan diliyorum ki bu sene öleyim. Tamam altı yıl oldu felç geleli. Bu senenin sonunda altı sene dolacak". Sadettin Kaynak bu belgenin hazırlanışından 3 yıl sonra ölmüştür. Kendi beyanındaki iki yıllık 311 (1893) fark, büyük bir olasılıkla, Hicri takvimin Miladi takvime hatalı çevrilmesinden doğmaktadır.

Sesinin güzelliği ve musikiye olan yakınlığı küçük yaşlarda dikkati çekmiş, Hafız Melek Efendi' den dini musiki , ilahiler öğrenmiş, Darüşşafaka muallimlerinden Kazım Bey' den (Kazım Uz) ve Kasımpaşa Küçükpiyalê Camii imamı Hafız Cemal Efendi' den ve Neyzen Emin Dede' den (Yazıcı) faydalanmıştır. Aldığı yoğun dini eğitim sonunda Hafız olmuş ve İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi' ni bitirmiştir. Sultanselim ve Sultanahmet Camii başimamlığı ve hatipliği de yapan besteci yaşamını, İbnülemin' e yazmış olduğu mektupta şöyle anlatmaktadır.

Hafız Melek Efendi beni tatmin etmiyordu. Kasımpaşa'da Küçükpiyale Camii imamı olan Hafız Cemal Efendi' ye devama başladım. Bu zattan da müteaddit [çeşitli] duraklar, ilahiler ve dört beş fasıl meşk ettim. İlk geçtiği eser Tab'i Mustafa Efendi' nin Beyati Semaisi "Çıkmaz deruni dilden efendim mehabbetin" dir. Bu zat da beni tatmin etmemeğe başladı. Zekai Dede'nin çıraklarından Darüşşafaka'lı Kazım Bey'e intisap ettim; bu zattan çok nadide eserler meşk ettim. İlk meşk ettiğim eser sâbâ kâr-ı natığıdır. O esnada Sultanselim başimamlığına tâyin olundum. Artık hocalara devamın güç olacağına kanaat getirerek kendi kendime notayı öğrenmeye başladım. Evvela bildiğim eserlerin üzerinden notasını okumaya çalıştım, müteakiben [sonradan] bilmediğim eserlerin notasını çözmeğe, daha sonraları bestelediğim eserlerin notasını yazmaya başladım. 1926 tarihinde Berlin'e gittim. Yolda avukat Ali Şevket namında bir zata rastladım. Bana kendisine ait olan " Hicranı elem sinei pürhunumu dağlar" mısraiyle başlayan güfteyi verdi. Bunu aynı yolculuk sırasında Hüzzam makamında besteledim.* Pathe, Columbia, Odeon firmalarına plak doldurdum. Balkan Muharebesi sıralarında Darülfünun Ulûm-i Şer'iyye şubesine bilimtihat [sınavla] girdim. Mektebi ikmal etmeden [bitirmeden] askere gittim. Diyarbakır' a ihtiyat zâbiti [yedek subay] olarak gönderildim. Mardin'de, Diyarıbakır'da, Mamuretülaziz "Elazığ"da ve Harput' da bulundum. Buralarda halk musikisini esas kaynaklarından tetkik ettim. Müteaddit vesilelerle [çeşitli nedenlerden dolayı] Milano'ya, Viyana'ya ve Paris'e seyahatler ettim. Buralarda da Garp [Batı] musikisiyle yakından temas ettim. Paris'te konser verdim [1930].
İstanbul'a döndükten sonra film musikisi bestelemeye heves ettim. Mısır'dan getirilen 85 adet filmi musikilendirdim. Her filmde 10 ila 20 tane eser mevcut idi. 5 sene müddetle İpekçi Kardeşler film şirketine bağlı kaldım. Bu esnada yerli filmler için eserler de besteledim. Yerli filmlerden Allahın Cenneti'nde, Arap filmlerinden Leyla İle Mecnun da film sahasında ilk bestelerimi verdim. Bu esnada rahmetli Atatürk beni çağırttı. Bir Kur'anı kerim verdi. İmzasını koydu. Kur'anı Kerimde muharebeye müteallik [savaşa dair] ayetlerin tercümelerini tesbit ederek, ordu kumandanlarına bir nutuk vermemi emretti. Hazırlandım. Atatürk'ün karşısında, Ordu kumandanlarının hazır bulunduğu bir mecliste bu emri yerine getirdim. Atatürk "Yahu, Kur'anda neler varmış da bizim haberimiz yok" dedi. Müteaddit defalar birçok vesilelerle Atatürk'ün huzuruna kabul olundum. Feridun Fazıl Tülbentçi' nin yaptığı Yavuz Sultan Selim Ağlıyor filminin bestesi esnasında nezf-i dimağiye duçar olarak [ beyin kanaması geçirip] felç oldum. 2 sene evvel 1953 tarihinde Sultanahmet Camiine ikinci imam tayin olunmuştum.
Hafız Sadeddin Kaynak, uzun süren hastalığı sonunda 3 Şubat 1961 günü vefat etti. Vasiyeti üzerine Merkezefendi mezarlığına gömüldü. Vasiyetinin son bölümü şöyledir. Bu evde benim bir pardesüm, iki kat elbisem, bir bavulum, bir radyom, bir buzdolabım var. Bunları Gülfiye' ye [eşi] bırakıyorum. Benim evimde birikmiş param yoktur. Emri hak vaki olduğu zaman Sıraserviler'de ki apartmanımın* 1, 3, 9 numaralı dairelerinden kiralar alınıp cenazemin teçhiz ve tekfinine [kefenleme işlemi] sarf edilsin. Cenaze namazım Nuruosmaniye Camii Şerifinde kılınsın. Merkezefendi' de kabrim hazırdır. Kabir taşımı Gülfiye yaptırır. Yazılacak şey şudur : Sultanselim Camii Şerifi Başimamı ve Sultanahmet Camii Şerifi İkinci İmamı ve hâtibi meşhur bestekâr Hacı Hafız Sadettin Kaynak'ın ruhuna fatiha.
*Bu yazının taslakları okuyan Muammer Karabey, sayfanın arkasına şöyle bir not koymuş. Aynen yayınlıyorum. C.Ünlü... "Dostum Ayhan Atakan merhum, bu apartmanda Hafız Sadettin Bey'in kiracısı imiş. Ondan öğrendiğime göre Hafız S. Kaynak bu binayı varlık vergisi sırasında zor duruma düşen Rum asıllı bir şahıstan satın almış. Eski sahibini kiracı olarak kabul etmiş ve ölünceye kadar kira almamış. M. K."

Munky
20-07-07, 09:13
Sümmani ( 1861)- (05.02.1915)
Sümmani'nin gerçek adı Hüseyin olup, babası Kasımoğulları'ndan Hasan'dır 1861 yılında Erzurum ili, Narman ilçesi, Samikale Köyünde doğmuştur. Kendileri bu köye Kafkaslar' dan gelmişlerdir, Babası köyde çobanlıkla geçimini sağlamakta idi Hüseyin 10-11 yaşlarına geldiğinde, babasıyla birlikte çobanlık yapmaya başladı Hüseyin ' in genellikle danalarını otlattığı yer Ablaktaş' tır: Bir gün Şekerli Düzü ' ne hayvanlarını otlatmaya tek başına gider. Hüseyin, kendisine doğru bir atlının geldiğini görür. Atlı, Hüseyin'e selam verir ve adını öğrenmek ister. Çok aç olduğunu söyleyip ondan ekmek ister. Köylerinde nerede misafir olabileceğini sorar. Hüseyin üç arpa ekmeğinin yarısını atlıya verir. O' nun bu cömertliği hoşuna gider ve der ki

-Oğul, sana bir dua öğreteyim. Bu duayı kırk gün okuyacaksın. Yalnız yüz tane taş say, cebine koy. Her okuyuşta bir taş atarsın. Duayı kırk gün okur ve son gün Ablaktaş'a gider. Babası ise Cuma namazını kılmak için köyde kalır. Ablaktaş'taki çeşmenin yanında hayvanlarını otlatmaya bırakır. O da namaz kılmaya niyetlenir. Daha önce babasıyla burada namaz kılarlarmış Namaz vaktini anlamak için de kendilerine bir taş tespit etmişler. Güneş taşa isabet ettiği zaman öğle vakti olduğunu anlarlarmış, O gün de babasıyla yaptığı gibi kendisine taşı nişan eder ve Güneşe bakarken uykuya dalar.

Uykusunda, çeşmenin başında kırk yeşil güvercin görür Güvercinler birden kaybolur ve karşısında üç derviş belirir. Dervişler Hüseyin'e abdest aldırırlar ve birlikte namaza dururlar, Hatta bir dörtlüğünde der ki:

Vardım saf saf olup durmuş divana
Ben de el bağlayıp geçtim bir yana
Meylimi bağladım gari sübhana
O güzel Allah'ı gözler gözlerim

Daha sonra Hüseyin'i ortalarına alıyorlar. Hüseyin bakıyor ki. dervişlerden birinin elinde bir tabla, üç dolu bardak var. Derviş, bunları Hüseyin ' in önüne getiriyor ve

-Hüseyin, bu şerbetlerden bir tanesini iç bakalım.
diyor. Hüseyin bardakların içindekileri şerbete benzetemiyor. Kendisini kandırdıklarını. Ona içki içireceklerini sanıyor. Ne kadar zorluyorlarsa da içmiyor Bunun üzerine birisi Hüseyin'in ellerini tutuyor. birisi de parmağını bardağa batırıp Hüseyin'in ağzına sürüyor. Tam bu esnada Hüseyin uykudan uyanıyor. Bakıyor ki. ne derviş var ne de şerbet. Fakat ağzında İnanılmaz bir lezzet hissediyor- Öylece bir daha uykuya dalıyor. Uykuda yine karşısına dervişler çıkıyor Tam eline bardağı alıp içmeye hazırlanıyor ki. dervişler şôyle diyor:

-Oğul. buna aşk badesi derler. Sevdiğin kız aşkınadır. Kızın adı Gülperi'dir. Bedahşan kentinde Şah Abbas'ın kızıdır. Sen Onun. O da senindir. Birbirinize aşık maşuk ' sunuz. Dervişlerden biri Gülperi'nin cemalini gösterir. Üç bardak Hüseyin'e. üç bardak ta Gülperi 'ye verirler. Yeşil mürekkeple yazılı bir kitap okuturlar.

Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek.....

Hüseyin uykudan uyanır ki, ne Gülperi Han var ne de dervişler. Danaları da göremeyince köyün yolunu tutar. Köye varmaya yakın bir atlıyla karşılaşır,
-Hüseyin, korkma oğlum, sen ereceğine erdin. Bundan sonra senin mahlasın Sümman, dünyada kavuşmak senin için haram.
der. Sümmani, anlam olarak "Sonuncu, sona ait" demektir.

Hüseyin köye varınca annesini,. babasını uyandırır. Babası da ertesi sabah. köylülere, çobanlığı bıraktıklarını söyler. Aradan otuz kırk gün geçer, günler geçtikçe aşkı da ziyadeleşir. Herkes. Onun hastalandığını. cin'e; peri'ye karıştığını sanır. O zamanlar sıra geceleri düzenlenirmiş. Bir akşam babasına yalvarır. gece!:e katılmak İstediğini söyler. Babası da dayanamayıp götürür. Sıra Sümmani'ye gelince. bazı kimseler, O'nun çocuk olduğunu söyleyerek atlamak İsterler. Köylülerin teklifini kabul etmeyerek, türkü söylemek istediğini belirtir ve söze başlar:

Uyandım gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu alemler oldu ürüşan
Selam verdi geldi üç-beş dervişan
Lisanları bir hoş sedasın tek tek

Lisanları bir hoş eyler avazı
Onlarda mevcuttur ilm-ü el fazı
Dediler: Vaktidir kılak namazı
Aldılar abdestin edasın tek tek

Aldılar abdesti uyandım habran
Aslımız yapılmış hak ü turabtan
Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek

Okudum harfini zihnim bu!andı
Yalelerim göz göz oldu sulandı
Baktım çar etrafa kadeh dolandı
Nuş ettim kırkların mahlesin tek tek

Nuş ettim badesin gördüm rengini
Tam on sekiz saat sürdüm cengini
Yar yüzünde saydım üç beş bengini
Halhalın altında hırdasın tek tek

Dediler: Sümmani gel etme meram
Adamı çürütür dert ile verem
Sen içün dünyada kavuşmak haram
Hüdam böyle salmış kalemin tek tek

Koşma bitince köylüler şaşırır. Onun badeli Aşık olduğu anlaşılır. Fakat henüz saz çalmasını bilmemektedir. Babası ile bir gün Erzurum ' a giderler. Burada aşık kahvelerine devam eder. Sazın perdelerini ve tezene tutmasını öğrenir. Her akşam köylüyü toplayıp saz çalar. Günler ayları, aylar yılları kovalar Sümmani köyde duramaz ve sevdiğini aramaya karar verir. Önce KatKaslar'a. oradan İran'a gider. İran- Turan illerini dolaşır. Bedahşah'ı tanıyan, Gülperi'nin adını duyan bir Allah kuluna rastlayamaz Hint, Afgan topraklarına gider. Onun bir gurbeti yaklaşık beş yıl sürmüştür. Günlerden bir gün rüyasında pirini görür. Piri O'na Kırım'a bir geziye çıkmasını söyler. Sümmani yanına sofusunu alıp Kırım yolculuğuna çıkar Kışı Kırımda geçirir. Yaz gelince tekrar köyüne döner. Artık şair, hareket kabiliyetini yavaş yavaş kaybederek duraklama dönemine girmektedir.

Devrin büyük şairlerinden Erbabi'yi mat eder. Başarıları Erzurum Valisinin kulağına kadar gider. Bir süre sonra. Sümmani Pasof' a gider. Aşığı oradan Suskap köyüne Zülali'nin yanına götürürler. O sırada ünü Kars'ı, Ardahan'ı, Erzurum'u kaplamış olan Aşık Şenlik'te oradadır. Üçünden bir atışma İsterler. İlk sözü Sümmani söyler:

Adem Sefiyullah makam-ı peder
Cennet' te ihvan bir kere düştü
"Sürün'' dedi, mollam takdir-i kader
Cennetten dünyaya bir kere düştü


Şenlik:

Hışm-ı nar içinde gülüstan gözü
İbrahim Safa'ya bir kere düştü
İsmail' e gelen koç kurban kuzu
Cennet'ten Mina 'ya bir kere düştü

Zülali:
Türaptan bir avuç hak aldı kaddes
Bu zemin Ierzeye bir kere düştü
Beytullah yerine Beytü'l Mukaddes
Kuruldu Kabe'ye bir yere düştü

Sümmani'nin esas amacı, Şenlik ile meydan edilmekti. Günün birinde yine Samikale köyünden, Sefili isminde birisi, Aşık Şenlik'in yaşadığı. Kars'ın Çıldır ilçesinin Suhara Köyü'ne gider. Kendisini Aşık Sümmani olarak tanıtır. Fakat mat olup, sazını bırakarak köyüne geri döner. Bu olaydan hemen sonra Aşık Şenlik, Ardahan'a gider. Aşık Sümmani ile Ahmet Onbaşı da Şenlik'İn köyüne gelirler Orada. yöre İçinde önemli bir konuma sahip olan, Haşimoğulları 'ndan Celal Bey ve Şerif Bey'le karşılaşırlar. Her ikisi de, bir süre önce köye gelip kendisini Sümmani olarak tanıtan aşıktan, Onun Şenlik'le yaptığı karşılaşmadan bahsederler. 0 zaman, Sümmani, kendi şanını kurtarmak için Aşık Şenlik'le karşılaşmak istediğini söyler. Şenlik, Ardahan ' dan köye çağrılır. Neticede bir araya gelirler. Hem tatlı tatlı sohbetler ederler hem de atışırlar. Sonunda yenişemeyip, kardeş olduklarım ilan ederler. Birkaç gün sonra köyüne geri döner. Fakat zaman Gülperi'yi unutturamamıştır. Köylüleri ona rastlayıp konuşturdukları zaman, 0, şu şiirini söyler:

Ervah-ı ezelden Ievh ü kalemden
Bu benim bahtımı kara yazdılar
Gönül perişandır alev-i alemde
Bir günümü yüz bin zara yazdılar

Gönül gülşeninde har oldu deyu
Hasretlik ismimde var oldu deyu
Sevdiğim, sevdiğin pır oldu deyu
Erbab-ı garezler yare yazdılar

Dünyayı sevenler veli değildir
Canı terk edenler deli değildir
İnsanoğlu gamdan hali değildir
Her birini bir efkara yazdılar

Nedir bu sevdanın nihayetinde
yadlar gezer yarin vilayetinde
Herkes diyarında muhabbetinde
Bilmem bizi ne civara yazdılar

Döner mi kavlinden sıdk-ı adıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydine geçti bunlar aşıklar
Sümmani'yi ''Derkenara'' yazdılar

Aşık artık gerileme dönemine girmiştir. Bir gece rüyasında Gülperi. işaret almadan gurbete çıkmaması yolunda tembih eder. Bu duruma çok üzülür. Zaman zaman Erzurum'a gidip gelmektedir. Erzurum. da bulunduğu günler kahvede otururken arkadaş ve dostları sözü eski günlerden açıp. Sümmani'ye Gülperi ile olan aşkını anlattırmak isterler. Artık ihtiyardır. Sazını eline alıp şu şiirini söyler.

Tarih seksen dokuz on bir yaşımda
Cem başımda iş birer birer
On sekiz yıl sürdü yarin peşinde
Akıttım gözümden yaş birer birer


Görmedim dünyada bir şadlık demi
Geçti civan ömrüm, gülmem encamı
Her boyun sistemi, feleğin kahrı
Vurdu her taraftan taş birer birer

Sümmani'yim hani benim otağım?
Gün be gün, bulandı dalım, budağım
Devroldu devranım, çevrildi çağım
Döküldü dihenden diş birer birer

Bir gün gençliğini hatırlayıp aşk badesini içtiği Ablaktaş'a gider. Çobanlığı bıraktığından beri buraya hiç gitmemiştir. Orada oturur, uzun uzun düşünür, çalar, söyler. Artık, sadece kahvelerde çalıp söylemektedir. Bu sıralarda, Gülperi de Sümmani'den haber alamadığına üzülmektedir. Bir gün Bedahşah 'tan tellal çağırttırır. Sümmani'yi aratmak için iki kardeş görevlendirir Sümmani'yi bunlara iyice tarif eder. Aradan günler, ay!ar geçer İki kardeş Kafkas taraflarına gelirler. Birden gözlerine bir adam ilişir. Adamlara Sümmani adında birisi aradıklarını söylerler. Adamlar:

-Biz Onun akrabalarındanız. Sümmani yakında öldü. Gülperi adında bir kızı sevmişti. Bu kızın aşkı için pir elinden bade verilmişti. İşte o vakitten beri. Sümmani Gülperi'nin aşığı olmuştur. Daha ölmeden bir kaç gün evvel rüyasını görmüştü. Günlerce ağladı, son dakikasına kadar Gülperi'nin acılarını çekti. Sonunda Ona hasret gitti.

İki kardeş, Sümmani'nin ölümüne çok üzülürler. Köye dönerler ve doğruyu Gülperi'ye söylemeye karar verirler. Şah'ın sarayına yaklaşırlar, bakarlar ki bir cenaze kalkmaktadır. Bu Gülperi'nin cenazesidir.

Sümmani, Samikale Köyü'nde, 5 Şubat 1915 tarihinde vefat etmiştir.

Der Sümmani tamam oldu muhabbet
Biz varalım, siz olasız selamet
Kalktı bu karyeden çekildi kısmet
Göründü gözüme yol yavaş yavaş

XXXXXXX

El ele vermiş de gelen güzeller
Bir Tanrı selamı vermez misiniz?
Mevlam sizi süs için mi yaratmış
Biz gel demeyince gelmez misiniz?

Karadır kaşınız yaydan nic�olur,
Bugün dünya yarın ahret nic�olur
Bir gönül yapması yüzbin hac olur
Siz gönül yapmasın bilmez misiniz?

Sümmani�yem ey dilyare niderim
Başım alıp diyar diyar giderim
Yarın mahşer günü dava ederim
Siz mahşer yerine gelmez misiniz?

HAKKINDA YAZILANLAR
Sümmani nin Hayatı ve Eserleri-Emsal Günaydın

Munky
20-07-07, 09:13
Şivan Perver
HAKKINDA YAZILANLAR

Kürt halkına sevgi götürmeliyiz
CEMAL TURAN

Müziğiyle birçok ilke imza atan sanatçı Şivan Perwer, doğduğu topraklarda artık şarkılarını söylemek istediğini belirtti. Kimsenin ismini anarak eleştiri, hakaret yapmadığını belirten Perwer, "Kürt halkına sevgi götürmeliyiz" diyor.

Kürt müziğinin yaşayan önemli sesi Şivan Perwer, Kürt halkının içinde olduğu durumdan dolayı isyankar olduğunu belirtiyor. Müziğinin yanı sıra çeşitli demeçleriyle de zaman zaman gündeme gelen Perwer, "ben kimsenin ismini anarak eleştiri, hakaret yapmadım. Bunu söyleyenler rantçılardır" diyor. Her insan gibi kendisinin de hataları olduğunu söyleyen Perwer, "Bazı hatalar yaptığım için bazen ağlıyorum, niye bu hataları yaptım diye. Toplumsal olsun, şahsi olsun diyorum keşke çok temiz bir insan olsaydım" diyor. "Hatalarım varsa, birini incittiysem ve insanlar bundan dolayı benden hesap soruyorsa, beni bağışlamıyorsa ve gerçekten suçluysam özür dilemeye herzaman hazırım. Özür dilemeyi de kendim için bir insani vazife görüyorum" dedi. Ülkesini, halkını, dostlarını herzaman sevdiğini belirten Perwer, "Hele bu konularda, bizim için insanlık için mücadele edenlere daha fazla saygı ve sevgi duyduğunu belirterek, "hatasız insan olmaz" dedi.

Doğduğu topraklarda artık şarkılarını söylemek istediğini belirten Perwer, "gidince bir değer bırakmalıyım, yoksa gitmem" diyor. Şivan Perwer ile Frankfurt'ta yakında açılışını yapacağı "Şivan Perwer Sanat ve Müzik Vakfı"nda müziği, kendisine yönelik tartışmalar ve ülkeye dönme istemi üzerine konuştuk.

- Uzun yıllar müzik dünyasından kendisinden söz ettiren Şivan Perwer'in, son yıllarda yeterince sesi çıkmıyor, bunun nedeni nedir?

Herşeyden önce, Şivan bir zamanın Şivan'ı değil. Halkımı, ülkemi çok seviyorum. Bende çok derin bir Kürt ruhu vardır. Ayrıca halkımın da yoğun, büyük sevgisi var. Son üç dört yılda yaptığım albümlerimden biri dinlenirse, ki son albümlerimde daha çok otantik, klasik halk müziklerine yer verdiğimiz için öyle görünüyor. Mesela benim 'Heviya tê' albümümde, bugüne kadar kullanılmamış son derece mükemmel harmonili orkestralar vardır. Başka müzikleri, halkları taklit etmeyen özgün yönler görülür. Kürtçe, Türkçe, İngilizce, Arapça içinde olan mesela, "lo bavo, lo keko, lo mamo, lo apo, lo xalo" burada bütün Kürt liderlerine sesleniyorum, Kürt halkına sesleniyorum. Onların birliğini anlatıyorum. Tabii benim baştaki şarkılarıma benzemiyor. Kürt müziğini sadece saz alanında çıkarıp orkestraya uygulama, insanları bu yöne doğru sevk, alıştırma olayı var. Bazı nedenlerde var ki, toplum içinde karşı karşıya kaldığımız zararlı şeylere neden oluyor. Bazı kesimlerin eleştirilerimden dolayı benden küsme durumları da oluyor.

-Pekala siz de bu kesimlerden küstünüz mü?

Ben geniş bir toleransa sahip bir insanım. Ama her insan hata yapabilir, kimse melek değil. Melekler de hata yapabilir. Ben demiyorum herşeyde ben haklıyım, herkesin haklılığı ve haksızlığı vardır. Ama insan diyalogla herşeyi çözebilir. Benden küsen insanları herzaman da aramaya çalışırım, aramışımda. Güzellikler, sevgi varken, biz niye küsüyoruz? Ben bazı şeyleri doğru bulduğum için söylüyorum, ama belki de burada eleştirinin metodu, zamanı doğru değildir. Belki de imge doğru değildir.

-Kürtlerin ülkesinin parçalanması beyinlere de yansımıştır. Burada siyasi hareketlerin yanı sıra sanatçıların da bütünleştirici fonksiyonu olması gerekmiyor mu?

Gerekiyor, ama bizim toplum Ortadoğu toplumundan geldiği için bazı durumlara karşı çok bağnazdır. Ortadoğu'nun sahip olduğu mubalağa, karışıklık, ister istemez sanatçıya da bulaşmıştır. Aslında hertarafa bulaşmıştır. Ortadoğu insanı çok karmaşık yapıya sahiptir. Açık ve berrak değildir. Dünyanın en zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olmasına rağmen, en uzun ömürlü kültüre sahip olduğu ve dünyanın en büyük medeniyetlerini yarattığı halde kendi değerlerini koruyamayarak bugün zayıf düşmüştür. Başkaları tarafından talan ediliyor. Ne yapıyorsa bir türlü özgürleşemiyor. Öte yandan bir de sanatçı bu durumu protesto ettiği zaman, protestosu sadece siyasette değildir, protestosu aynı zamanda hayata karşıdır. Bağnaz, tutucu hayata karşıda bir protestodur. Benim protestolarım da biraz bu çerçevededir.

-Bu protestoların etkileri neler oldu?

Az önceki soruda olduğu gibi, bazı olumlulukların yanında olumsuzluklar da getirdi, getiriyorda. Ayrıca birçok sanatçı ya devletler tarafından ya da kendi toplumlarının bağnaz tutumları yüzünden aforoz ediliyor. Böyle bir durumda ister istemez sanatçıyı da etkiliyor. Sanatçı öyle bir döngü içerisinde dolaştırılıyor ki bazen cevap verememe durumunda kalıyor. Yine siyasi çevreler, sanatçıya belli destekler de verdiler, ama siyasetler arasındaki katı parçalanma sanatçıyı da parçaladı. Yani sanatçı eleştirse bir yana eleştirmese bir yana. Geldiğimiz toplumun karmaşıklığından dolayı, kendim de dahil olmak üzere sanatçı berrak bir düşünceye sahip değildir.

-Burada sanatçının kaygısı nedir?

Mesela birçok sanatçı var, Türkçe, Farsça veya Arapça söylüyor ve müthiş bir olanak sağlanıyor. Kasetleri satışa sunuluyor. Ama Kürt sanatçısının bir pazarı yok. Kürt sanatçısı sadece fedakarlığıyla halkının sevgisiyle, ülkesinin sevgisiyle bir şeyler yaratmaya çalışıyor. Sanatçı belki değer yaratıyor, ama değerler toplumsallaştırılmayana kadar özünü bulamıyor, gerçeğine kavuşamıyor. Siyasi hareketlerin bu anlamda çok büyük vazifeleri var. Siyasi hareketler ne kadar birleştirici ve ulusal temeller üzerinde toleransla birbirlerine yaklaşırsa sanatçı da o kadar güçlenir ve sanat üretmesi için güçlü olanaklar ortaya çıkar.

-Siyasi hareketlerin görevleri var bu biliniyor, ama burada Şivan gibi sanatçıların görevi...

Ben eskiden birçok şarkıyı kardeş kavgasıyla ilgili söyledim. Bunların birçoğu biliniyor. Siyasi hareketlerin birbirlerine barış eli uzatması sevindircidir. Ki herkesten önce Kürt siyasetçileri birbirlerine barış ellerini uzatmalılar. Bazı aksaklıklar var veya olabilir. Bunlar zorla olmamalı, diyalogla çözülmeli. Ben de bu anlamda yeni şarkılarımda buna hizmet ediyorum. Halkı daha fazla çalışmaya çağırıyorum. Diyorum, emek üretmekle hayat güzelleşir. Çalışmakla toplumlar bir sisteme kavuşur, devlet olur. Yani çok çalışmalıyız. Bunun içinde birleşme konusu da vardır. İkincisi de, eskiden biz kardeş kavgasını söylerken, şimdi ise yeni şarkımda, "biratî biratî xoştur ji her tiştî / biratî bingaha azadî û aşitî, devleta netevî / biratî xoşture ji her tiştî /..." söylüyorum. Şimdi de şarkılarımı o alanda söylüyorum. Siyasetler ulusal temelde birbirleşirse, biz bu konuda onlara sevgi güllerini yollarız.

-Şivan daha çok Kürt halkının diriliş dönemi dediğimiz bir dönemde kitlelere mal oldu. Oysa son zamanlarda yaptığınız müziklerde çok enstrümanlı ve klasik tarzı deniyorsunuz. Bu müzikte bir arayış mı, yoksa bir tıkanma mı?

Bende tıkanma hiçbir zaman sözkonusu değildir. Çünkü bütün damarlarım müzikle yoğrulmuştur. Ben müziksiz yaşayamam. Müziği insan hakları, özgürlükler, güzellikler, düşünceler için kullanmazsam rahat edemem. Hiçbir şey olmasa da negatif bir kriteri ortaya çıkarıp onun üzerine şarkı söylerim.

-Müzik tarzınıza ilişkin tartışmalara ne diyorsunuz..?

Yeni besteler yapıyorum, konserlere çıkıyorum ve her döneme uygun şarkılar yapıyorum. Başta çok militan başlarsın, çünkü olay başkadır. Sonrada bir zaman gelirki ona göre derin bir felsefeye düşersin. Artık romantik melodiler söylersin. Sanatçı yaşlandıkça ona uygun da şeyler getirmeye çalışır. Dikkat ederseniz bazıları bana diyor; Şivan'ın stili nedir? Bende diyorum ki genel bir tarzım vardır. Ben tekste göre bir melodi hazırlarım ve ona göre de şarkı söylerim. Bazen bas, bazen bariton, bazen tenor. Yani "Kinem" bir uzun hava şeklinde söylenmez. Mecburi rap şeklinde söyleyeceksin. Rap müziği dünyada 80'lerden sonra ortaya çıktı. Halbuki ben 1977'de rap söyledim. Bir Amerikalı müzisyen olsaydım, şimdi rap babası olarak anılırdım. Ama bir Kürt olduğum için değerimiz sayılmadı. Herşeyimiz inkar edildiği için sanatçısı da görmezlikten geliniyor. Yani olayların gelişimine göre söylüyorum. Yani Şivan stili durumlara uygun biçimde geneldir.

-Yeni albümler yine klasik tarzda mı olacak?

Yok yok, sadece kendi şarkılarım ve stilim olacak. Tabi eskisi gibi keskin olmayacak, bu bir. İkincisi, siyasetlere eleştiriler de değil. Daha çok insanlara direnç veren, işe sevk eden, teşvik eden, düşündürebilen felsefik eserlerdir. Yani içinde siyasette taşıyan, ama edebi ve sanatsal imgelerle meseleleri anlatan şeylerdir.

-Bunlarla siyaset de yapıyorsunuz...

Herşey siyasettir, siyasetsiz yaşam olmaz, siyasetsiz toplumlar sistemleşmez, ama ben kendim için yapmıyorum. Şarkılarımda genel siyasi konular işleniyor. Ayrıca her siyasi harekete katkım olmuştur. Ben müziğe başladığımda PKK düşüncesi olabilir ama parti yoktu. Yalnız sayın Abdullah Öcalan'ı duymuştum. Unutmayayım, bir de rahmetli merhum Mazlum Doğan'ı görmüştüm. Okuluma gelmişti, gerilla mücadelesi vereceklerini anlatmıştı. O zaman tanıştık. Bir o iki kişiyi tanımıştım. Sonra ben Mazlum Doğan'a nerden getirdin bu fikirleri diye sorduğumda; bana, 'sen Apo'yu tanıyor musun?' demişti. Ben sadece bunları görmüştüm. Sonra faaliyetleşti, gelişti, ulusallaştı ve ben de en büyük hizmetleri yapanlardan biriyim. Birçok siyasete hizmet ettim ve birçok değişik siyasettimiz de olsun istedim. Biliyorum işler kolay değil. Evet sanat Kürt toplumu gibi bir halk içinde siyaset taşır ve taşımalıdır. Bizde o toplumun bir ferdi olduğumuz için elbetteki her partiye destek ve hizmetimiz olmalıdır. Fakat kültür toplumun malıdır. Belki siyaseti herkes benimsemez, ama Ahmedê Xanî'yi, ævdalê Zeynîkê'yi herkes benimser. Burada ben asla ve asla siyasetti küçümsemiyorum. Toplumsal bir vazifedir diyorum. Ve zorlukları ençok olan çalışma biçimidir. Yürekli bir biçimde hizmet vermeye çalışıyordum. Keşke hiçbir siyasi hareketle böyle bir hoşnutsuzluk olmasaydı, PKK ile de olmasaydı.

-Sesinizle, duygularınızla hizmet yaptınız tabiki, peki bu hareketler size hizmet etmedi mi? Örneğin Şivan'ı onbinlerle buluşturan siyasettin gücü değil miydi?

Tabiki bu güzel bir şeydi. Toplumsal çalışmada bu iyi bir şey. İfadesi de çok güzel. Ama bu beni Şivan yapıyor, büyütüyor anlamını bu şekilde ifade etmemelidir. Sanatçı ben büyütüleyim, büyüyeyim derse sanatçı olamaz. Sanatçıda derin bir düşünce, hayat çelişkileri, hayatı güzelleştirme istemi, amaç olmazsa sanat üretemez. Çelişkiler sanatçının sanat ruhunu etkileyip derin düşündürmeye ve o düşünceyle konularla ilgili eserler yaratmaya yöneltiyor. Çünkü sanat sürreal bir olaydır, siyaset ise somut bir şeydir.

-27, 28 yıldır ülkenize uzaksınız...

Tabii bu kadar uzun süre uzak kalmak, birgün döndüğümde nelerle karşılaşacağım? Bu beni çok düşündürüyor. Yani umut ve direnç kırmadan, sevgi eksiltmeden yapacaklarımı yapmalıyım. İnsanın yaşamında bazı öyle olaylar oluyor ki çok kırıcı oluyor. Bazen bir şeylere özlem duyuyor. Bunda da kırıcı olduğum için çok üzülüyorum. Kendi hatalarım için bazen oturup ağlıyorum, niye yaptım bunları diye.

-Söz hataya gelmişken; çeşitli konserlerde, televizyonlarda sayın Abdullah Öcalan'a ilişkin sarf ettiğin sözler var ve insanların büyük bir kısmı size kırgın, bu anlamıyla bir mesajınız yok mu?

Siyasetle ilgili çeşitli kırılmalar oldu. Bana karşı da büyük kırılmalar oldu. Bazen saldırılar oldu. Acaba gerçekten hatalı mıydık, yoksa birbirimizi mi iyi anlamıyorduk? Bunların değerlendirmesi yapılmadan birbirimizi kırıyorduk. Az önce sizin ağzınızda duyduğum gibi, meseleler sanatsal bir biçimde imgelerle anlatılmalıydı. Yoksa hep yanlış anlatılıp kurbanlar hazırlanıyordu. Direkt eleştiriler bazen kırıcı oluyor. Ben eleştirirken aslında kendi kendimi de eleştiriyorum. Yani sadece karşımdakini değil.

-Eleştiri farklı, ithamlar farklı. Farklı yerlerde ağır ithamlar var...

Ben sayın Öcalan Roma'ya geldiğinde yanına gittim. Ve bana "yanımdan gitme" diyordu. Benimle çok açık ve güzel konuşuyordu. Saygı duyuyorum. Ben asla söylendiği gibi küfür falan söylememişim, hakarette bulunmamışım, bunlar benim terbiyemin dışındadır. Ben ne kimseye küfür ne de keskin bir biçimde saldırırım, öyle bir olay yoktur. Bazı rantçılar vardır, durumdan yararlanmak istiyorlar. Onlarda herhalde bu konuda, beni sevenlerle karşı karşıya getirip yararlandılar.

-Fransa'da, Türkiye'de, Kürdistan'da çeşitli Tv ve gazetelerde çıkan bazı haberler var, bunları tekzip ettiniz mi?

Bazı durumlarda bana olan hakaretleri anlattım, bu yalan değil, ama hiç kimseye saldırmadım hiçbir zaman. Bazıları bunları kasti olarak kullanıyor. Türkiye'den birçok gazeteci ve Tv benimle görüşmek istedi, ama kimseyle görüşmek istemedim. Söyleşilerden çoğu zaman kaçtım. Hiçbir zaman bir kimseye sayın Öcalan'ın ismini anarak eleştiri yapmamışım, bunlar benim işim değil.

-Sayın Öcalan'a ilişkin farklı yerlerde belirtilen sözleri söylemediğinizi belirtiyorsunuz, ama o dönemden bugüne tekzip etmediniz...

Bazen kişiler, kızgın anlarına denk gelip, yanındaki eşe-dosta bazı sözler söyleyebilir. Ama toplum içerisinde ben hiçbir zaman böyle şeyler yapmadım, yapmam. Tv'lerde, gazetelerde olsun çok dikkatli, düşünerek konuşurum. Halk içinde bir prestije sahip olduğum için, insanlar benden çok şey bekliyor. Tabi ben çok sağlamım, çok doğruyum, çok yapıcıyım demiyorum. Ama bazı şeyler varki belki olmasaydı, ben Şivan Perwer olmazdım. Bir sanatçı olmazdım. Kürt halkının içinde olduğu durumdan dolayı da isyankarım. Benim eleştirilerim var, bu sadece sayın Öcalan'a yönelik değil, genel olarak Kürt siyasetinedir. Ben Kürt liderlerini bazen överim, bazen de eleştiririm. Ne gereği var özel uğraşayım. Sadece bazı çevreler aramızı bozmak istiyorlar. Kürtlerin doğru dürüst yaklaşımını istemiyorlar. Düşünüyorum, ben nerede ne söylemişim, kötü bir şey aklıma gelmiyor. Kürt halkının düşmanlarına karşı konuşmuşumdur. Ama sayın Öcalan'a karşı nerede, ne konuşmuşum, bir belge varsa getirsinler, ama yok. Öcalan bir liderdir insanlar onu seviyorsa, ben kimsenin kalbini kırmak istemem. İnsanlar hala O'nun için kendini yakıyor. O'na bir şey söylenmesi veya benim söylemem tabiki insanları üzer. Ben bunu biliyorum. Ben bu halkın sanatçısıyım. Ben sanatla uğraşmalıyım, hayatın derinliğinden, düşüncenin derinliğinden sanatı getirip sergilemeliyim.

Fakat, bazen ben farklı kompozisyonlar içerisine sokuluyorum ki, özellikle belirtiyorum, maalesef bunu rantçılar yapıyor. Detone olmuş notalar gibi beni sağa sola çeviriyorlar. Bu sanata sanatçıya zulümdür. Sanatıma değer verilmesini ve bütün Kürtlerin beni dinlemesini de istiyorum. Eğer bir Kürt müziğimi dinlemiyorsa bu beni üzüyor. Çünkü ben ulusal müzik yapıyorum. Bu hepimize zarar verir. Bundan dolayı yanlışlarımdan dolayı herkesten özür dilerim, bunda sorun yok. Lütfen bunları yazın. Özürüm farklı amaçlarla kullanılırsa da bu kötüdür, yurtseverliğe de zarar verir.

-Sanatınıza değer veriliyor, sorunun orada olmadığını düşünüyorum...

Düşman her tarafta seni sarmış boğmaya çalışıyor. Ben bunu şarkılarımda dile getiriyorum. Bunlar genel durumun anlatımıdır, herhangi bir liderin eleştirisi de değildir. Herkes yanlış yapabilir, ben de yanlış yapabilirim. Ben tümden doğruyum da demiyorum. Şahsıma yönelik yapılan eleştirileri önemsiyorum, çoğu da doğrudur. Bunlar olmazsa kendimi düzeltemem. Özel yaşamıma yönelik birçok söz söyleniyor, bunlar da doğru değil. Bununla evlendi, bundan boşandı vb...

-Bunlar bizim gazetede yazılmadı. Başkaları yazmışsa bir şey diyemem...

Tabiki. Ben kimseye sormadım, evlenirken de, boşanırken de sormam. Bu kimseyi ilgilendirmemeli. Yıpratmak için kullanılıyor. Öne çıkanlar yıpratılıyor. Sayın Öcalan da yıpratılıyor. Bunlara izin vermemek gerekir. Bizi sürekli karşı karşıya getirmesinler. O bir lider ben bir sanatçıyım. Amacım da Kürt halkına güzel bir müzik arşivi oluşturmak. Kürt haklına ve insanlara sanatla sevgi götürmektir. Sanatımızı dünyaya ifade etmektir. İnsanlığa yararlı olabilecek bir sanat bırakmaktır.

'Gidince bir değer bırakmalıyım orada'

-Sürgündeki birçok sanatçı son yıllarda döndü. Bu konuda sizin de çalışmalarınız var. Ne zaman dönmeyi düşünüyorsunuz?

Sanatçı arkadaşların gitmesi güzel bir şey, onları tebrik ediyorum. Onlar gidip konser verip dönüyorlar. Oysa ben başka bir anlamda gitmek istiyorum. Ben herzaman Kürdistan'a gitmek istedim ve istiyorum, ama gidişim bir yarar getirsin diyorum. Diyarbakır'a gidince bir konserle haydi by by'la dönmek istemiyorum. Yıllarca sevgi, umut, direniş, isyani fedakarca yaşamış insanların o güzel değerlerini sadece bir konserle ifade etmek istemiyorum. Gittiğimde konser bu güzel değerlerin başlangıcı olmalıdır. Diyarbakırlıların, Urfalıların, Vanlıların herzaman görebileceği bir değer verebilmeliyim. Örneğin bir Diyarbakır'da konser verince, belediyeyle veya başka organisazyonla, ben buraya para için gelmedim, halkımla bütünleşmek için geldim diyebilmeliyim. Yıllardır beni dinleyen, o şarkılara ağlayan, mücadele eden, hapislere giren, acı çeken, sevinen insanlar vardır. Merciler bana bu konuda, bazı önemli şeylerin yapılmasında söz vermeliler. Bu her taraf için geçerlidir. Dünyanın her tarafından konserler veriyorum. Bütün halklara şarkı söylüyorum, ama Kürdistan'da ve Türkiye'de şarkı söylemek benim için apayrı bir durumdur. Çünkü benim ülkemdir, benim halkımdır. Yıllarca sürgünde yaşamamın sebebi oranın gerçek yaşama kavuşmasıdır. İşte o ülkede şarkı söylemek arzu ve hayalimdir.

-Yani şartlı mı gitmek istiyorsunuz?

Kimsenin önüne şart koymak istemiyorum, ama kendi ağırlığım ve durumum kadar faydalı gitmek istiyorum. Bu halk yıllarca şarkılarımı dinledi, ismimi çocuklarına verdi, çok acı çekti. Ben dönünüce birileri sevinsin, birileri üzülsün istemem. Bunlar olursa giderim, yoksa yirmi yıl daha kalsam gitmem.

-Yani diyorsunuz; 'vereceğim konserlerin gelirleri, örneğin bir komisyon tarafından toplanarak, vakıflaştırılsın'...

Evet. Ben para mara istemiyorum. Vakıf, okul, enstitü... istiyorum.

İki albüm yolda

-Yeni albüm ne zaman çıkacak, adını belirlediniz mi?

Adları belirlenmedi. Adları dedim çünkü, iki albüm çıkarmak istiyorum. Biri resital, biri orkestrasal. Örneğin 10 parça sadece sazımla eski ifademle olacak diğeri de orkestra olacak. Yani bir pakette iki albüm olacak. Aynı şarkılar değil bunlar değişik olacak. Burada amacım, albüm yapıp kazanmak değil, albüm yapıp verebilmektir. Zaman veremeyeceğim ama yakında çıkacak.

-Almanya'nın Frankfurt kentinde de bir vakıf çalışmanız var, uzun süreli bir hazırlığınız var. Şivan Perwer Sanat ve Müzik Vakfı'nın amacı nedir?

Bu da ülkeye dönme ile bağlantılı bir durum aslında. Kurulmuş bulunuyoruz. Bu çalışmayı biraz uzun anlatmaka gerek, başka bir zaman daha detaylı cevaplayayım�

Munky
20-07-07, 09:13
Tatyos Efendi
Klasik Türk Müziği'nin ünlü bestecilerindendir.İstanbul'da doğdu.Halka konserler zinciri veren bir saz topluluğunun başında bulundu.Şekerci Udi Cemil Efendi ile birlikte Türkiye'deki ilk konservatuarı "Fevziye Kıraathanesi"nde kurdu.Türk Müziğine 46 şarkı,7 peşrev,1 beste,6 saz semaisi ve 1 taksim kazandırmıştır.Şah eseri Kürdili Hicazkar Saz Semaisi'dir.Tatyos Efendi Bimen
Şen'le birlikte, Klasik Türk Müziği'nin Ermeni asıllı en büyük bestecilerindendir.

Munky
20-07-07, 09:14
Türkman Souljah
HAKKINDA YAZILANLAR

MÜZİĞİN MİX DALINDA DÜNYADA ÖNDE GELEN BEŞ BİRİNCİDEN BİRİSİ ( DJ TÜRKMAN SOULJAH ) ADIYLA KERKÜKLÜ TÜRKMEN GENCİ.
M-Samad

Bu genç genellikle Kerkükte özelliklede sporcular arasında tanılan ve çok sevilen üstat Adnan Şükür ün oğludur. Danimarka da yaşayan gençle evinde görüştük

Mix müziği dalında dünyanın beş birincisi arasına girdiğiniz için ve bu büyük başarıyı elde ettiğinizden dolayı sizi kutluyoruz ve sizin gibi Türkmen genciyle gurur duyuyoruz.

Sanırım pek çok Irak Türkmenleri sizi yakından tanımaya fırsatları olmamıştır, yalnız bazıları medya aracıyla sizi duymuşlardır, lütfen kendini tanıtır mısınız ?
Onların beni değil, benim onları yakından tanımaya fırsatım olmamıştır, maalesef buna o kadar zaman bulamadım, üzgünüm....
Adım Levent 19 yaşımdayım 16 seneden beri Danimarka�da yaşıyorum.

Mix müzik dalını bizlere açıklar mısınız ?
Mix müziği aşağı yukarı 40 sene önce ABD�nde başlayan bir müzik dalıdır, müziğin en yeni dalı sayılabilir. Mix müziği ile uğraşan bir müzisyene DJ yani ( Disk Jokey) denilir, profesyonel DJ ise ( DJ�lik yapmak demektir ). Müziğin diğer dallarıyla uğraşmaktan biraz daha zordur olduğunu diyebilirim, çünkü iki aleti birden kollanmak zorlukları vardır, en küçük yanlışlık her şeyi bozabilir o yüzden sanırım Keman ve Piyano gibi aletlerle uğraşmak daha kolaydır.

Ne zaman ve nasıl bu enteresan müziğe başladınız ?
Biz Türkmenler güzel şeylerle uğraşmayı severiz, bunlardan biriside müziktir, müziğe olan �aşkım� çocukluğumdan beri başlamıştır fakat Mix müziğine 4 seneden beri.

Ne zaman kendini profesyonel gördünüz ?
İsmimi TURKMAN SOULJAH ilan ettiğim günden itibaren, anlamı da ( Türkmen askeri ) demektir müzik dilimizde.

Bu başarınıza Babanızın katkısı veya yardımı oldu mu ?
Evet hem de çok, çünkü Babam bana sportmenliği öğretti, ayrıca bütün ailemin katkısı olmuştur özellikle de Annem.

İki defa Danimarka ve İskandinav ülkeleri şampiyonu oldunuz artı iki defa Londra da dünya şampiyonasına katıldınız, bu maratonun öyküsünü açıklar mısınız ?
Evet, Öncelikle cenabı Allah�a sonsuz şükür ediyorum bu başarımda bana yardım ettiği için, şampiyonluğum hiç de kolay olmadı bence Danimarka şampiyonasında daha fazla haya canlıydım İskandinav şampiyonasından, çünkü dünya şampiyonasına katılmam için Danimarka şampiyonasında çok başarılı olmam gerekiyordu hanı söylemiştim en küçük yanlış yapmak her şeyi bozabilir, dolayısıyla gece gündüz çalışmamın karşılığını hak etmiş oldum.

Son Londra şampiyonasında neler olduğunu bizlere aktara bilir misiniz?
Çok büyük bir haksızlığa uğradım, son dünya şampiyonunu yenmem lazımdı fakat hakemlerin pek çoğu İngiliz olmaları benim birinci olmamama sebep oldu, hatta geçen senelerin dünya şampiyonları benim birinci olmamı istemişlerdi lakin hakemlerin yeteneksiz ve taraf tutmaları birinci olmamama neden olmuştur. Biliyor musunuz kazananların birinci, ikinci ve üçüncüsü İngiliz dili konuşanlardan olmuştur, ama ben hiç üzgün değilim çünkü O muhteşem akşam kameraların önünde bütün dünyaya Türkmenlerin ne kadar sportmen ve yetenekli olduklarını göstermiş oldum.
Biz Türkmenler kazanmak için doğmuşuz yalnız aşamayacağımız bir sınır vardır oda Terbiye, Ahlak ve usul sınırıdır.... Türkmen�im Ya, bu bana yeter.

Yaşadığınız müzik yıllarının en mutlu anını anlatabilir misiniz ?
Türkmen ve Türk marşlarını duyduğum zaman, çünkü Türk marşlarını büyük bir zevkle dinlerim.

Bu kadar Danimarka ve Avrupalı gençler arasından nasıl bu başarıya olaştınız, ayrıca sizi kıskanan oldu mu bir Türkmen olduğunuz için ?
Kendime güvenerek ve çalışarak buralara geldim, hiç kimse başarı merdivenlerine elleri cebinde tırmanmamıştır, eğer beni kıskanan varsa başarılarımdan değil Türkmen olduğumdandır.

Sizce dünya şampiyonluğunu gelecekte elde edebilir misiniz ?
Ben cenabı Allah�tan hiçbir zaman ümit kesmedim ve kesemem, eğer haksızlık olmazsa inşallah kazanırım çünkü biz Türkmenler tuttuğumuzu koparırız .

Bu müziğe en çok kızlar mı erkekler mi ilgi gösteriyor ?
Erekler biraz daha fazla ilgi gösteriyorlar.

Günde kaç saat müzikle uğraşıyorsunuz bunun dışında spor yapıyor musunuz ?
Çok çalışıyorum bazen 10 saat bile oluyor, evet zaman buldukça spor yapıyorum bir zamanlar Atletizm ve dövüşçülükle uğraştım.

Ortadoğu ülkeleri bu müziği ne kadar tanıyorlar ?
Henüz çok tanımıyorlar.

Bu şöhret ve başarınız Türkmen milletini tanıtmaya vesile oldu mu ?
Evet oldu, bunun için çok çalıştım, tüm Danimarka TV kanallarında Türkmenlerin ne olduklarını ve nerede yaşadıklarını anlatmaya çalıştım ayrıca takma ismimin neden Türkman Souljah olduğunu açıkladım, Türkmen milletini zaten dünya tanıyor bizi tanımayan varsa oda geri zekalı olmalıdır.

Irak�ın durumu iyileşirse bu müziği Kerkük�e tanıtır mısınız ?
Seve seve tanıtırım memnuniyetle.

Kuşkusuz Danimarka�nın önde gelen TV ve Gazetelerinde görüştünüz, başka hangi dünya Gazete ve Televizyonlarında görüşme yaptınız ?
İngiltere, İsveç, Norveç TV ve gazetelerinde yer almıştım, ayrıca içinde yer aldığım yeni yapılan Video filimi dünyanın dört bir yanına dağılmıştır.

son sözünüzü alabilir miyiz ?
Size çok teşekkür ediyorum, dünyada yaşayan tüm Türk ve Türkmen kardeşlerime saygılarımı iletiyorum ayrıca Kerkükte yaşayan tüm aileme selamımı gönderiyorum.
Türkmen�in mikrogramlık ağırlığı benim için altından kıymetlidir. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

Şüphesiz sizin gibi başarılı Türkmen genciyle görüşmek bizim için gurur verici ve göğüs kabartıcı bir olaydır, size grubum adına teşekkür ediyorum ve başarılarınızın devamını cenabı Allah�tan diliyorum, bizi ağırladığınız için ayrıca teşekkür ediyoruz.

Biz Türkmeniz grup koordinatörü
Muhammed Samad / Danimarka

Munky
20-07-07, 09:14
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/3186.jpg
Volkan Konak ( 1967)
1967 yılında Trabzon�un Maçka ilçesinde doğdu. İlk orta ve Lise Eğitimini Maçka �da tamamladıktan sonra, İstanbul Teknik Ünüversitesi Türk Müsikisi Devlet Konservatuarına girdi. 1988 yılında Konservatuarı bitirip aynı yıl İstanbul Teknik Ünüversitesinde Sosyal Bilimler Master Eğitimine başladı. Karadeniz Müziğini Evrensel Müzik formlarıyla buluşturarak, özgün bir yapıda yeniden şekillendiren Volkan Konak, İlk albümü Efulim�i 1993 yılında yaptı. Albüm başta Karadeniz halkının ve müzikseverlerin beğenizini ve ilgisini kazandı daha sonra 1994 yılının Ekim ayında Gelirmisin Benimle adlı albümünü hazırladı.ve askerlik görevi nedeniyle bir süre çalışmalarına ara verdi.

Askerlik görevini tamamladıktan sonra hemen üçüncü albümü Volkanik Parçalar�ın çalışmasına başladı. Üç aylık çalışmadan sonrada bu albüm Müzikseverlerin beğenisine sunuldu. Volkan konak 1998 yılının Nisan ayında kendisi tarafından kurduğu Kuzey Müzik Prodüksiyon isimli firmasından Pedaliza isimli Albümünü Müzikseverlerin beğenisine sundu. 1993 yılından bu yana Albüm çalışmalarında yaklaşık elli adet bestesini sergilemiş ve bu çalışmalar sonunda Gazeteciler Cemiyeti, çeşitli vakıf ve dernekler tarafından yılın sanatçısı seçildi.1997 yılınıda Politika dergisi tarafından yılın en iyi Müzik sanatçısı seçildi. Volkan Konak�ın 1993 yılında ürettiği bir bestesinin tüm dünya hakları Kuzey Müzik Prodüksiyon ile Fransız prodüktör Alain Finet tarafından yapılan sözleşme sonucunda Alain Finet tarafından satın alındı. Bu beste İspanyolca olarak tüm dünyada yayınlanmak üzere single olarak çıkarılacaktır.

2000 yılında Şimal Rüzgarı adlı albümünü DMC� den çıkararak dinleyicilerine ulaştırdı. 2003 yılı Aralık ayında 3.5 yıl aradan sonra yine DMC etiketiyle yayınlanan Maranda isimli albümü ise büyük beğeni toplayarak 2004 e müzik dünyasının iddiaları yapımlarından biri olarak girdi.

Cerrahpaşa

Ah gurbet zalim gurbet
Ağlatırsın adami
Gözümde yaş kalmadi
Biraksana yakami

Vay seni Cerrahpaşa suyundan içmem
Bi dahaki seneye
Yolcu da gelup geçmem

Yaş akar gözüm sızlar
Ne kalur gerisine
Herkesun bir derdi var
Durur içerisinde

Doktorlara böyle dediler
Ayrılık defterini
Elimize verdiler

Doktorlar da ne bilir
Ciğerun acisini
Cerrahpaşa'ya koydum
Canumun yarisini

Munky
20-07-07, 09:14
Yener Yılmazoğlu ( 1958)
Yener Yılmazoğlu
1958 yılında Ardahan�ın Çıldır ilçesinde dünyaya geldi. 6 çocuklu çiftçi bir ailenin 4. Çocuğu olan Yılmazoğlu, ilk orta ve lise tahsilini Çıldır�da tamamladı. Ortaokul öğrencisi iken şiirle haşır neşir olan Yener Yılmazoğlu, liseyi bitirdikten sonra Kars�a yolu düşer. Hayatının akışı da işte burada değişir. Kars�ta halk aşıklarının uğrak yeri olan ve bir çok halk aşığının ocağı olan Murat Çobanoğlu�dan sazı öğrenerek çıraklığını yaptı. Kısa sürede bütün bölgede tanınan ve girdiği bir çok yarışmada derece alan Yılmazoğlu, daha sonra soluğu İstanbul�da alır. Yılmazoğlu bir anda Anadolu�dan göç eden gurbetçilerin aranan ozanı olur.
Ozanlıktan beyaz perdeye de geçen Yener Yılmazoğlu, doksanlı yıllarda Anadolu kültürünü ve ozanlık geleneğini beyaz perdeye yansıtır. Kars ve Ardahan da �Bitmeyen Kin� ve �Güneşe Merdiven� filmlerinde baş rol oynayan Yılmazoğlu, bu başarısından sonra senaryosunu kendisinin yazdığı �Ozan� filminde Anadolu ozanlarının yaşantısını en güzel şekilde yansıttı. Şu ana kadar ozanlık geleneğinde, gelmiş geçmiş ozanlarımızdan farklı olarak değişik makamları bozmadan alt yapılı �Ah çekerim� adlı müzik albümünü yaptı ve birde yönetmenliğini üstlendiği bir klip çekti.

Kendini sürekli geliştirerek yenileyen ozanımız; Ben Anadolu`yum, Anama Layla, Köyde Galdı gibi büyük halk kitleleri tarafından bilinen ve sevilen eserlerede imza attı. Yaklaşık beş seneden beri Meltem Tv`de `Sarı Tel` programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenen ozanımız, değim yerindeyse Kars, Ardahan ve Iğdır`ın sesi olmuştur. Girdiği her toplumda Ardahanlı ve Çıldırlı olduğunu ifade etmekten onur duyan Yener Yılmazoğlu, kuşkusuz ki bölgemize büyük katkıları olan değerli bir isimdir.
Televizyon programı: Sarı Tel
Anadolumuzun, özellikle de Doğu Anadolu'muzun yüzyıllardır vazgeçilmez köklü bir geleneğidir ozanlık. Yener Yılmazoğlu'nun sunduğu �Sarı Tel� sazıyla, sözüyle, atışmalarıyla aşıklarımızı ve aşıklık geleneğini ekranlara taşıyor.Bu programda aşıkların, düşüncelerini doğaçlamayla saz ve söze nasıl döktüklerini heyecanla ve hayranlıkla seyredeceksiniz.
Türk insanı, bölgemiz ve güncel konular, atışmalarla, taşlamalarla, güzellemelerle aşıkların dilinden Sarı Tel'de

FİLİM: Çileli Aşık

Oyuncular: Yener Yılmazoğlu, İncilay Özdemir, Filiz Özen, Cesur Yılmaz, Nusret Özkaya, Ali Güney, Kemal Başnamlı, Mehmet Yiğit, Sultan Demir
Rejisör: Oğuz Gözen

Munky
20-07-07, 09:15
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/555.gif
Zeki Müren
6 Aralık 1931 tarihinde Bursa�da doğdu. Bursa'da başladığı orta öğrenimini İstanbul'da Boğaziçi Lisesi'nde tamamladı. İstanbul'da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pekçok kez sergiledi.

Zeki Müren, Bursa'da tamburi İzzet Gerçeker'den aldığı solfej ve usul dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949'da, Boğaziçi Lisesi'nde okurken Agopos Efendi (sinema yönetmeni ve senaryo yazan Arşavir Alyanak'ın babası) ile udi Kirkor'dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdü. Daha sonra, fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli'den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan'dan, Sadi Işılay'dan, Kadri Şençalar'dan yararlandı.

1950'de sınavla İstanbul Radyosu'na girdi. İstanbul Radyosu�nda 1951'de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bundan sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak okumaya başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi.

Zeki Müren 600'ü aşkın plak, kaset, CD doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar'ın "Bir muhabbet kuşu" güfteli şarkısıdır. Müren 1955'te, "Manolyam" adlı şarkısıyla Türkiye'de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü'nü kazandı. Zeki Müren Türkiye'de en çok konser veren ses sanatçısıdır. Bir yılda yüz konser verdiği dönemler olmuştur.
İki yüz dolayında şarkı besteledi. On yedi yaşındayken bestelediği "Zehretme hayatı bana cânânım" mısraıyla başlayan acemkürdi şarkı bestelediği ilk şarkıdır. "Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu" (suzinâk), "Manolyam" (kürdilihicazkâr), "Bir demet yasemen" (nihavend), "Gözlerinin içine başka hayal girmesin" (nihavend) güfteli şarkıları sık sık okunan, en sevilen şarkılarıdır.

Zeki Müren 1954'te Beklenen Şarkı adlı filmde sinema oyunculuğuna başladı. Büyük bir ticari başarı kazanan bu filmden sonra şarkılarının çoğunu kendisinin bestelediği on sekiz filmde daha oynadı. 1955'te de Arena Tiyatrosu'nca sahneye koyulan Çay ve Sempati adlı oyunda da baş roldeki oyuncuydu. Ayrıca 'Bıldırcın Yağmuru' isimli bir şiir kitabı da vardır.

Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı yüzünden 1980'den sonra sahne hayatından ve musikiden uzaklaştı. Bodrum'daki evine kapandı, münzevi bir hayat yaşadı. 24 Eylül 1996 Çarşamba günü, TRT İzmir Televizyonu'nda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Mezarı, doğum yeri olan Bursa'da Emir Sultan Mezarlığındadır.

Hakkında yazılanlar

1.Zeki Müren
Nalan Seçkin
Bilgi Yayınevi

�Zeki Müren'in ölüm haberi Türkiye gündemine bomba gibi düştü. İlk aşamada kimse inanamadı, fakat gerçekti. Her faniyi bekleyen son onu da 24 Eylül 1996 Çarşamba günü saat 20.59'da TRT İzmir Televizyonu'nun makyaj odasında yakalamıştı. Aslında Azrail'le, bant çekimi yapılan stüdyoda, yüze yakın medya temsilcisinin gözleri önünde selamlaşmıştı ama, kuvvetle olası ki, kendine özgü nezaketi ve tane tane sözcükleriyle can alıcıya yalvardı: "Burada olmasın n'olur!�

Munky
20-07-07, 18:20
Abdurrahman Kızılay ( 1940)
Abdurrahman Kızılay
Türk Halk Müziği sanatçısı
1940'da Kerkük'ün Musalla semtinde dünyaya gelen Abdurrahman Kızılay, ilk ve orta eğitimini Kerkük'te tamamladı. Çocuk yaşlarda halk müziğine ilgi duyan Kızılay, başta Abduvahit Küzecioğlu, İzzettin Nimet, Reşit Küle Rıza olmak üzere Kerkük'lü ünlü ustalardan ders aldı. Türkiye'de Kerkük hoyrat ve türküleriyle özdeşleşen Kızılay, ilk türkülerini 1959'da Bağdat Radyosu'nun günde yarım saatlik Türkmen programında okudu. 1950'lerin ortalarından itibaren Kerkük Kızılay'ında gönüllü olarak çalıştı. Kerkük Kızılay'ındaki dostları, kuruma verdiği hizmetler nedeniyle Türkiye'-de Kızılay soyadını almasını teklif ettiler ona, o da kabul etti. Türkiye'de "Altun hızma Mülayim" türküsü ile tanınan sanatçı, 1960 yılında 6 yıl Ankara Devlet Konservatuvarı Kontrbas Bölümü'nde eğitim aldı. Eğitimini tamamladıktan sonra 1966'da Kerkük'e dö-nen Kızılay, Baas Partisi'nin iktidara gelmesinden bir ay önce tekrar Türkiye'ye geldi ve geliş o geliş. Ancak seneler sonra 2003 Eylül'ünde baba toprağına adım atabildi. Asıl adı Abdurrahman Ömer İbrahim olan Abdurrahman Kızılay, 1974'de Türk vatandaşlığına kabul edildi. Türkiye'de evlenen Kızılay'ın iki kız çocuğu var.

Munky
20-07-07, 18:21
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/3013.jpg
Alaattin Yavaşça ( 01.03.1926)
1 Mart 1926'da Kilis'te doğdu. Babası Kilis'li Şair Yavaşça Zâda Sezâi Efendi'nin oğlu Hacı Cemil Efendi, annesi Kınoğlu Kadri Efendi'nin kızı Enver hanımdır.

Kilis Kemaliye İlkokulu ve Kilis Ortaokulunu bitirdikten sonra lise birinci sınıfı yatılı olarak Konya Lisesi'nde başlayıp, 2 ve 3. Sınıfları İstanbul Erkek Lisesi'nde tamamlayıp 1945'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'ne giriş imtihanını kazanarak Tıp Fakültesine başladı.

1951 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olan Yavaşça, İstanbul Üniversitesi 1. Kadın Doğum Kliniğinde, Ord. Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil'in yanında Haseki Hastanesinde ihtisasını yaptı ve 1955 yılında Kadın-Doğum Mütahassısı oldu. Askeri hizmetini Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde yapan Yavaşça, sırasıyla, Zeyneb Kâmil Doğumevi, Taksim İlk Yardım Hastanesi, Şişli Etfal Hastanesi'nde Başasistanlık ve Şef Muavinliği görevlerini yapmış, 1969 yılında açılan Vakıf Gureba Hastanesi Şeflik imtihanına girmiş, imtihanı kazanıp o tarihten 1976 yılına kadar adı geçen Hastanede Kadın-Doğum Kliniği Şefliği yaparak, bu hastanede olmayan Doğum Bölümünü kurmuştur. 1976 yılında da, boşalmış olan Haseki Hastanesi Kadın-Doğum Kliniği Şefliğine naklen atanmıştır. Bu süreler içinde birçok Kadın-Doğum Mütehassısları yetiştirmiştir. 1985 yılı 1 Ekim tarihinde aynı hastanenin Başhekimi olmuştur.

Dr. Yavaşça 1980 yılında Birleşik Amerika Baltimor şehrindeki Johns Hopkins Üniversitesi Hastanesi'nde "İdarecilik ve Aile Plânlama Kurslarını" bitirmiştir.

Dr. Yavaşça'nın mesleki hayatı esnasında Tıp Dünyası, Şişli Hastanesi Bülteni, Zeynep Kâmil Hastanesi Bülteni, Vakıf Gureba Bülteni, Haseki Tıp Bülteni, Sağlık Bakanlığı Bülteninde yayınlanmış 54 bilimsel neşriyatı bulunmaktadır. Birçok Ulusal ve Uluslararası sempozyumlara katılmış ve bildiriler sunmuştur.

Dr. Alâeddin Yavaşça'nın mûsiki hayatı, doğduğu ve âilece bağlı bulunduğu Kilis'te küçük yaşlarda başlamış, daha 8 yaşındayken o sıralarda Ortaokulda hoca olan Zihni Çelikalp'ten Batı Mûsikisi keman dersleri almış, İstanbul'a gittikten sonra, Saadeddin Kaynak, Münir Nureddin Selçuk, Dr. Subhi Ezgi, Hüseyin Sâdeddin Arel, Zeki Arif Ataergin, Nuri Halil Poyraz, Refik Fersan, Mes'ud Cemil, Ekrem Karadeniz, Süleyman Erguner, Dr. Selahâddin Tanur gibi üstadlardan istifadeler sağlamış, İstanbul Belediye Konservatuarı, İleri Türk Mûsikisi Konservatuarı, İstanbul Üniversitesi Korosu gibi kuruluşlarda icra kabiliyetini ve mûsiki bilgisini geliştirdikten sonra 1950 yılında açılan imtihanı kazanarak İstanbul Radyosunda solist icracı olmuş, zamanla Türkiye Radyolarında ve TRT Bünyesinde Danışma, Denetleme ve Repertuar Kurullarında önemli görevler almış. 1967'den bu yana solistliği yanında Koro Yöneticiliği de yapmıştır. Ayrıca belirli zaman aralıklarıyla Türkiye Radyolarına alınan stajyerlerin hocalığını yapmış ve onların san'atçı olmalarını sağlamıştır. Halen Solist ve İstanbul Radyosu Klâsik Türk Mûsikisi Erkekler Korosu'nun şefi olarak icracılığa devam ederken, TRT Repertuar Kurulu Başkanlığını da sürdürmektedir. Bu faaliyetlerinin dışında Milli Eğitim Bakanlığının "Türk Mûsikisi İnceleme Kurulunda, ve Devlet Plânlama'nın 5. Beş yıllık Türk Musikisi Eğitimi Komisyonunda üyelik hizmeti vermiştir.

Dr. Alâeddin Yavaşça, Türk mûsikisinde Devlete Bağlı ilk Konservatuarın kurucuları arasında yer almış, 1976'dan itibaren Türk Mûsikisi Devlet Konservatuarının Yönetim Kurulunda ve Öğretim Kadrosunda çalışmıştır. Konservatuar YÖK yasasıyla İstanbul Teknik Üniversitesine bağlandıktan sonra, teşkil edilen "Danışma Biriminde" yer almıştır.

Dr. Alâeddin Yavaşça, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığının 19/03/1990 tarihli yazısıyla İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Mûsikisi Devlet Konservatuarı Profesörlüğüne atanmış olup, sözü geçen konservatuarın Ses Eğitimi Bölüm Başkanlığı'nı sürdürmüştür.

Dr. Alâeddin Yavaşça'nın icracılığı yanında 470 civarında Beste Simâi, Şarkı, Çeşitli Saz Eserleri (Peşrev, Saz Semai, Methal, Etüd), dini sahada da Mevlevi Ayini Çocuk Şarkısı Marş ve İlâhi formunda besteleri vardır. Bestelerinin birçoğu radyo repertuarında yer almış, plâk ve kasetlere okunmuştur.

- Ümitsiz bir aşka düştüm
- Ne günah etse açılmaz iki gönlüm arası
- Nerde o günler nerde
- Kız sen ne güzelsin sana gençler tapacaklar
- Boğaziçi sen gönüller yatağ
- Gönlümü aldın güzel
- Ağlar Gezerim Sahili
- Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok
- Kimseyi böyle perişan etme Allahım yeter
- Rûhum su gelen yılda bile mâziyi andı
- Şen gözlerinle yüzüme bir baktın
- Sarı mimozamsın sen benim
- Gülen gözlerinin mânası derin
- Kimdir bu kadın saçları ak beni sararmış
- Saçlarını yüzüne dökerek
- Gölümün bülbülüsün aşk bahçemin gülüsün
- Mavi gök mavi deniz
- Ne bildin kıymetin, ne bildin kıymetim
- Geçmesin günümüz sevgilim yasla
- Bu şarkı sana ait sevgili dinle
- Senden uzak günlerim zindan oluyor
- Şimdi bahara erdim
- Sevgi deli gönülden gönüle bir akıştır
- Bana nasıl vazgeç dersin, bir garip âşığım ben (güneşin kavurduğu)
- Gözlerini gördüğüm an
- Bu tatsız akşam saatinde (hatıralar)

v.b. tanınan şarkılardan bazılarıdır.

Dr. Alâeddin Yavaşça, 1950'li yıllardan bu yana yurtiçi ve yurtdışı birçok konserler vermiş olup her yıl İstanbul Sanat Festivali Programlarında da muntazaman yer almakta ve konserler vermektedir. Yurtdışı verdiği konserler arasında iki defa Amerika Birleşik Devletleri'ne bazı kuruluşlarca davet edilmiş, bu iki davette 5 konser vermiştir. Bir kere de BBC'nin 1988'de Londra'da Quean Elizabeth Hall'de tertiplediği "Mûsiki Festivali"ne davet edilmiş, orada 3 konser vermiştir. Ayrıca Berlin'de, Köln'de, Hamburg'ta ve Aachen'da müteaddit konserler vermiştir.

Dr. Alâeddin Yavaşça'nın bir Uzun Çaları (L.P.) 25 adet 78'lik taş plağı, 15 adet 45'lik plağı mevcuttur. Cinuçen Tanrıkorur'la beraber yaptığı CD'ler, Yapı Kredi Bankasının Kültür Bölümünün çıkarttığı solo ve yönettiği korolara ait CD'leri vardır.

DR.ALÂEDDİN YAVAŞÇA'NIN ALDIĞI ÖDÜLLER

1. Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi Hizmet Karşılığı 04/05/1973
2. Pamukkale Altın Horoz Beste yarışmasında Altın Horoz 21/06/1973
3. Milliyet Gazetesi Beste Yarışması "Ağlar Gezerim" 1974
4. Ankara Jinekoloji Derneği (ihtisasta 25 Yılı Doldurma nedeniyle)
5. Yıldız Üniversitesi San'at Bayramı Münasebetiyle 1980
(Sempozyumdaki Bildiri için) 1983
6. Ehl-i Kur'an Cemiyeti yararına verilen Konser dolayısıyla 1984
7. Bezm-i Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi
(6.5 Yıllık Hizmet Karşılığı) 1985
8. Konya Selçuk Üniversitesi Sempozyum Bildirisi
(Konu: Türk Mûsikisi) 1986
9. Bakırköy Meslek Lisesi (Konferans Dolayısıyla) 23/05/1987
10. TRT'ye yapmış olduğu 37 yıllık hizmet karşılığı 17/01/1987
11. Konya Selçuk Üniversitesi (Musikiye Katkıdan Dolayı) 03/05/1987
12. Boğaziçi Mûsîki Vakfı Şeref Kurulu Üyesi Olarak 19/12/1987
13. İzmir Tabibler Odası Hizmet Karşılığı 02/03/1988
14. Bursa Mûsîki Cemiyeti tarafından 1990
15. İTÜ. Türk Mûsîkisi Devlet Konservatuarı
(1975- 1990 Kurucu üye olmak nedeniyle) 1990
16. Milliyet Gazetesi Sevilen Şarkılar Yarışması (Bir Garip Aşığım Ben) 1990
17. Haseki Hastanesi Başhekimlik Hizmeti nedeniyle 1990
18. Siirt İli Kültür Derneği Siirt Valisi Eliyle 1990
Veysel Karani Beste Ödülü 24/05/1990
19. Samsun Mûsîki Cemiyeti (Mûsîkiye Hizmet) 17/11/1990
20. Bursa Belediyesi Konservatuarı (Mûsîkiye Hizmet) 1990
21. Kilis Belediyesi (Bir Park'a isminin verilmesi) 1990
Dr. Alâeddin Yavaşça Yök tarafından İ.T.Ü. TSM.
Devlet Konservatuarına Profesörlüğe atandı.
Bunlar dışında, çeşitli Lions ve Lioness Dernekleriyle,
Rotary Kulüplerinde, Türk- Alman Dostluk Derneğinde,
Türk- Amerikan Üniversiteliler Derneğinin yapmış olduğu
Konuşmalardan aldığı ödüller, vb... 1990

Yavaşça, 10 Ekim 1991'de Devlet Sanatçısı olarak ödüllendirildi. 1990'DAN İTİBAREN ALDIĞI ÖDÜLLER

22. Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğünce Fahri Doktora 26/05/1992
23. Samsun Kültür ve San'at Derneği onur üyeliği 1992
24. Türk Hekimleri Dayanışma Vakfı Katkı Ödülü 1992
25. Bursa Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Koruma ve
Yaşatma Derneği, Katkı Ödülü 1993
26. TRT Genel Müdürlüğü, Türk Müziğine Katkı ve Hizmet Ödülü
27. Kilis Eğitim Vakfı, Üstün Hizmet ve Yardım Ödülü 1994
28. Mersin Bahçelievler Mûsîki Derneği Onur Üyeliği 1994
29. Cerrahpaşa Tıp Fak. Türk Mûsîkisi Korosu Hizmet ve
Şükran Ödülü 1994
30. Aachen, Türk- Alman Dostluk Cemiyeti Onur Belgesi 1994
31. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hizmet Belgesi 1995
32. Hacettepe Üniversitesi Gönül Dostları Kulübü
Hizmet ve Onur Ödülü 1995
33. İstanbul Erkek Lisesi Mezuniyeti 50. Yıl Ödülü 1995
34. Kilis Kültür Derneği Genel Merkezi (Ankara) Onur Üyeliği 1995
35. Eskişehir Halk Eğit. Merk. TSM. Korosu Şükran ve Onur Üyeliği 1995
36. Trabzon Müzik ve Halk Oyunları Derneği Katkı ve Onur Ödülü 1995
37. Hacettepe Üniversitesi Takdir ve Şükran Ödülü 1996
38. Hacettepe Üni. Dede Efendi'nin 150. Ölüm Yıldönümü münasebetiyle
yapılan müzikli söyleşiye katkı ve şükran ödülü 1996
39. İskenderun Mûsîki Derneği Katkı ve Onur Ödülü 1997
40. Lions Derneği Katkı ve Onur Ödülü 1997
41. Malatya Mûsîki Cemiyeti (İlgi ve Katkı Ödülü) 1997
42. Dede Efendi'nin 150'nci ölüm yıldönümü münasebetiyle Samanyolu
TV'den naklen verilen konser için ödül 1997
43. YOYAV "Yoksullara Yardım Vakfı" (Kilisteki Baba Evini
yoksul çocukların yetiştirilmesi için Vakfa hibe etmesi dolayısıyla) 1997
44. MÜZDAK "Hayat Boyu Başarı Ödülü" 1997
45. İstanbul Musiki ve Kültür Derneği "Üstün Hizmet Ödülü" 1998
46. Kartal Belediyesi "Türk Kültürüne Hizmet ve Katkı Ödülü" 1998
47. Konya Valiliği ve Selçuk Üni. Rektörlüğü "Cumhuriyetin 75. Yılı
münasebetiyle 1998 Türk Müziği Etkinliklerine Katkıdan" 1998
48. YOYAV Hizmetlerime Katkıdan 1998
49. Türk Mûsikisi Vakfı "Türk Musikisine 50 yılı aşan Hizmet ve Katkı" 1998
50. YOYAV için bestelediğim marş dolayısıyla ödül 1998
51. Cumhuriyetin 5'inci yılı dolayısıyla Cumhuriyetle yetişen ve
besteleriyle Türk Kültürüne hizmetten dolayı Balıkesir Vilayetince
verilen ödül 1998
52. Kilis iline sosyal ve Kültürel kalkınması yolunda katkıdan dolayı
Kilis Valiliğince verilen ödül 1998
53. Kilis Vakfına gösterilen ilgiden dolayı Kilis Vakfı Başkanlığı'nın
verdiği ödül. 1998
54. SAMDER "Sağlık Mensupları Derneği" "Hizmet Ödülü" 1999
55. Kayseri Erciyes Üniv. Rektörlüğünce verilen San'ata Hizmet Plâketi 1999
56. Nazilli Belediyesi "Türk Musikisine Hizmet Ödülü" 1999
57. Samsun Valiliği Türk Mûsikisi
58. Lions İnternasyonal "Türk Kültür ve Üstün Hizmet Ödülü" 1999
59. Türk Tabipler Odasından (Tıp Fakültesinden Mezuniyetimin
50. Yılı münasebetiyle) 1999
60. Kıbrıs Girne Belediyesi "Türk Sanat Musikisine Hizmet Ödülü 2000
61. Mersin Rotarien'lerden "Türk Kültürüne Hizmet Ödülü" 2001
62. Gaziantep Üniversitesi'nden "Türk Musikisine Hizmet Ödülü" 2001
63. Kilis Üniversitesi Temel Atmaya Katkıdan dolayı "Kilis Belediye
Başkanlığından" 2001
64. Kilis Üniversitesi Temel Atmaya Kuruluşuna katkı "Kilis Valiliğinden" 2001
65. Fevziye Mektepleri Vakfı, Okul Aile Birliği Ödülü 2001
66. Türk Edebiyat Vakfı'ndan "Türk Kültürüne Katkı Ödülü" 2001
67. Beşiktaş Musiki Derneği "Yavaşça Gecesi" "Vesile Ödülü" 2001
68. Girne Belediyesi'nden "Unutulmayan Bestekârlar Anısı Ödülü" 2001
69. Kültür Bakanlığı "Konya Kült. Ve Turizm Derneği"nden Ödülü" 2001
70. Gaziantep Türk Mûsikisi Derneğine Onursal Üyelik 2001
71. TKHV- Türk Kültürüne Hizmet Ödülü 2001

Munky
20-07-07, 18:21
Ali Ufki ( 27.11.1609)
Asıl adı Wojciech Bobowski/Albertus Bobowius. Lembergli (Lvow) bir ailenin çocuğu.Lemberg, Polonya�nın bir şehri.Muhtemelen Tatar akıncılar tarafından esir edilp İstanbul�a getirilmiş.1610�da doğan bu Polanyalı asilin ömrünün kalan kısmı İstanbul�da geçmiştir.Türk kültürünü batı�ya, batı kültürünü bize tanıtmak için değişik eserler yazmıştır.Kitab-ı Mukaddes�i Türkçe�ye çevirdi, İslamiyet�i anlatan latince bir kitap yazdı.Türk musıkisi hakkında eser yazacak bilgiye kavuştu, Türk musıkisi formlarıyla mezmurlar besteledi.Türkçe�nin yanı sıra yunanca, latince, arapça, lehçe, almanca, italyanca, fransızca bilirdi.Divan-ı Hümayun ikinci tercümanıdır.

Hakkında Yazılanlar

1.Ali Ufki ve Mezmurlar
Cem Behar
Pan Yayıncılık

Ali Ufki'nin (Wojciech Bobowski) müziğe ilişkin eserleri 16. ve 17. yüzyıl Klasik Türk Müziğinin en önemli kaynaklarıdır. Yüzlerce saz ve söz eserini notaya alan Ali Ufki (1610?-1675) İstanbul'da çalınıp okunan eserlerin kimliklerini tesbit eder. Ali Ufki'nin ardında bıraktığı üç müzik elyazmasından biri de "Mezmurlar"dır. Bu elyazması bu kitapta bir bütün olarak değerlendirilmiş, metin ve nota transkripsiyonları yapılmıştır. Ayrıca Ufki'nin hayatı, kişiliği ve eserlerine ilişkin kapsamlı bir biyografi denemesi de veriliyor.

Munky
20-07-07, 18:22
Aram Dikyan
HAKKINDA YAZILANLAR

'Aram Dîkran'a Vefa borcu'/ Erdal Alıçpınar
Özgür Politika 8 Mart 2005

Kürt sanatçılardan, Kürt halkının mücadelesine emek veren ve geçtiğimiz yıl 50. sanat yılı kutlanan Ermeni asıllı "Aram Dîkran'a Vefa borcu". Albüm, Kürt sanat camiasında bir ilk olma özelliğini taşıyor.

Kürt sanatçılar, "Aram Dîkran'a Vefa borcu" adıyla başlattıkları albüm çalışmasını sonuçlandırdı.

Kürt sanatçılar, Kürt halkının verdiği mücadeleye yaptığı sanatsal çalışmalar ile katkıda bulunan Ermeni asıllı Aram Dîkran'a olan vefa borçlarını ödemek amacıyla başlattıkları 6 aylık müzik çalışmasını tamamladı. "Evîna Aram" adıyla Newroz'da çıkacak olan albümde, Aram Dîkran'a ait 260 besteden 14'ü, değişik Kürt sanatçısı tarafından seslendirildi. Projesini sanatçı Serhat'ın (ÇarNewa) ve müzik yönetmenliğini Mehmet Gül'ün (Memo) yaptığı albüm çalışması, aynı zamanda Kürt sanat camiasında bir ilk olma özelliğini taşıyor.

Kürt sanatçılar, Kürt halkının mücadelesinde emeği olan böylesi değerli insanlara hayattayken kendi vefa borcunu ödemeleri gerektiğini belirtiyorlar.

Mîr ve Kom müziğin katkıları ile sonlandırılan çalışmada yer alan sanatçılar ve seslendirdikleri parçalar ise şöyle: Beser Şahîn (Ey Welato), Fate (Siya Dare), Rotinda (Yerîvan), Seyîtxan (Leylane), Gülîstan (Sebra Dila), Serhat-ÇarNewa (Yaramina Bedêw), Harun, Koma Rewşên (Hatîn), Dîyar (Leyla), Xelîl Xemgîn (Xemillî Zozan), Kawa (Zerîyamin), Delîl (Zar Buma), Şemdîn (Şeva Tarî), Xêro Abbas (Şev çû), Xemgîn Bîrhat (Gul Firoş)

Yaşamını Kürt müziğine adadı

"Aram Dîkran'a Vefa Borcu" adıyla yapılan çalışmada sesleri ve yorumları ile yer alan sanatçılar, Aram Dîkran'ın kendileri ve Kürt sanatı açışından hangi duyguları ifade ettiklerini gazetemize değerlendirdiler:

Xêro Abbas: Aram Dîkran'ın Kürtler için yaptıkları karşısında böyle bir çalışma azdır.

Böyle bir projeyi hazırlamak, çok iyi ve güzel bir adım. Aram Dîkran, tüm yaşamını Kürt müziğine adayan bir insan. Beni en çok sevindiren Aram hala yaşıyor ve müzik yapıyor. Kürtlerin, Aram Dîkran'ın hayatını belgeselleştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Umarım aramızda yıllarca kalır ve Kürt sanatına hizmet eder.

Gülîstan: Kürt sanatının öncülerinden ve doğru anlamda emek veren bir sanatçı. Müzikte, birçok sanatçıda bazı yönler eksiktir. İyi söyler ama enstrümantalleri çalamaz ya da beste yapamaz. Oysa Aram Dîkran bir orkestra gibidir. Tek kişidir ama çok yönlüdür. Küçük yaştan itibaren bu yorum tarzıyla büyüdüm. Tabi şimdi onun parçalarını yorumlamak inanılmaz bir haz veriyor.

Dîyar: Kürt halkının değerli dostu, sanat çınarımız Aram Dîkran'ın 50. sanat yılını kutlamak için sanatçı arkadaşlarımla bu büyük ustanın eserlerini seslendirmekten büyük onur duyuyorum. Kendisini sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

'Sanat ideollerimdendir'

Besêr Şahîn: Kürt müziğinin temel duygularından biri olan, Mamostê Aram adına yapılan albüm çalışmasında ben de, değerli hocamızın bir öğrencisi olarak, kendisinin çok sevdiğim bir eserini seslendiriyorum. Bir ömür boyu Kürt müziğine hizmet etmiş duygularımızı, sanatımızı yaşatmış değerli Aram hocamıza Kürt sanatçılarının sahip çıkması çok anlamlı bir projedir. Aram Dîkran, benim sanat ideollerimdendir. Aram Hocam'ı sahne yaşamımın bir parçası olarak hep yaşıyorum. Kürt toplumu ve Kürt kültürü kendisine minnettardır. Ve iyiki varsın diyorum.

Kawa: Annemin ve babamın severek dinlediği Aram Dîkran'ı, küçük yaştan itibaren severek ve büyük bir beğeni ile takip ediyor ve dinliyorum. Kürt müziğinde değerli eserler ile yaptığı katkılarla, Kürt sanat camiasında sanatçıların yetişmesinde esin kaynağı olmuştur. 'Aram Dîkran'a Vefa Borcu' adıyla yapılan bu projede benim de şarkı okumam önerisi geldiğinde çok sevindim. Onun bize kazandırdıkları elbetteki böylesi bir proje ile ödenemez. Önemli olan onun mirasını yaşatmak ve dahada ileri götürmek gerekir.

Şemdîn: Benim ve çevremizin sürekli Erivan radyosunda kendine has tarzıyla severek dinlediğimiz Aram Dîkran'ı ilkin 1989 yılında Heftêye Çanda Kurdistan ile Hollanda'da gördüm. Önceleri sesini Erivan radyosunda dinliyorduk. Fakat canlı gördüğümde çok sevindim. Aram Dîkran kendisi Ermeni halkından olduğu halde Kürt müziğine yeni bir tarz yeni bir stil katmıştır, nasıl ki M.Arif Cizrawi'nin tarzı Mehmet Şexo'nun tarzı varsa Arma Dîkran'ında kendine has tarzı vardır. Sade yumuşak ve dinlenebilir bir tarzdır. Aram Dîkran, Karapete Xaço, Dawide Xılo Pirani Gevork, bunların hepsinin Kürt müziğinde büyük katkıları vardır. Böyle bir albümde sanatçı arkadaşlarım ile Aramê Dîkran için okumam bana büyük sevinç ve moral vermiştir.

Seyîtxan: Arame Dîkran, 60'lı yıllardan sonra Kürtçe'nin Kurmancî lehçesiyle seslendirdiği ve kendi tarzıyla yeni Kürtçe halk şarkılarıyla Kürtler arasında tanınan ve sevilen Ermeni asıllı halk sanatçısıdır. Ermeni katliamı sonrası Aram ve babası, Kürt çevreleri ile içine girdiği iyi ilişkilerden ötürü melodi ve halk türkülerine olan ilgisiyle Kürtler arasında hem sevilir ve hem de özel bir konumdadır. Bu sevgiyi ve ilgiyi bıkmadan uzun bir solukla günümüze kadar şarkılarıyla karşılığını verir. Ben Arame Dîkrani ilk kez Erivan radyosunda dinledim. Sesinden ve berak Kurmancısından etkilendim. Bıkmadan eserlerini dinledim. Zamanla onun eserlerinden kendime özgü bulduklarımı sahnelerde seslendirdim. Arame Dîkran salt Kürt halk şarkılarını seslendirmedi. Aynı zamanda 20 yıllık Kürt mücadelesini eserlerine konu edindi. Kürtlerin ve sevenlerin gönlünde taht kurmuş bir halk sanatçısıdır.

'Tüm zamanlarda güncelliğini korudu'

Memo: Öncelikle şunu belirtmeliyim, Aram Dîkran gibi ki kendisi Ermeni olduğu halde yaşamını Kürt müziğine adayan bir sanatçıya bir albümle elbette vefa borcumuzu ödeyemeyiz. Ama bu albümle azda olsa ona olan saygımızı iletmeye çalıştık. Ben Aram Dîkran'ın son iki albümünü de yönettim, ama bu projenin yeri çok farklı benim yanımda. Onun tüm şarkıları tüm zamanlarda güncelliğini korudu ve koruyacaktır. Tüm içtenliğimle söylüyorum, bu albümde var olmak bana büyük heyecan verdi. Umarım Kürt sanatına emek vermiş tüm sanatçılar zamanında hatırlanılır.

X.Xemgîn: Aram Dîkran'ın Kürt sanatındaki yerini bir çınar ağacına benzetiyorum. Aram yaşamda saygıyla örnek gösterilecek biridir. Bu nedenle Aram stranları ve folklorün ustası ve aşk şarkısıdır. Aram'ın türküsünü Aram'a okuduğum için kendimi çok mutlu hissediyorum. Onun işlediği tema onu bizde yaşatacaktır.

Rotînda: Aram Dîkran bir ekol ve Kürt müziği için de, Kaniya stranan diyebiliriz. Aram Dîkran, binlerce yıldır kardeşçe yaşayan Ermeni ve Kürtler arasında nadide bir sanat köprüsü gibidir. Böylesi bir çalışma sanat ve Kürt müziğinin arşivi adına çok yerinde ve de anlamlıdır. Bu bir ilktir ama devamı gelecek, bu anlamda böyle bir çalışmada yer almak benim için de sevindiricidir. İnanıyorum ki halkımız bu çalışmaya gereken önem ve değeri verecektir.

Delîl: Bu projede yer almam benim için onur verici. Kürt müziğine ve kültürüne büyük katkısı olan Aram Dîkran için ne yapsak az. Vefa borcumuzu ödememiz mümkün değil. Bir de ilk defa bizim camiada bir sanatçı hayattayken böylesi bir projeyle onurlandırılıyor. Buda herkese nasip olmaz. Benim için Arame Dîkran, Kürt ve Ermeni halkının kardeşliğinin simgesidir.

'Kürt müziğinin tuzu biberidir'

Serhat (ÇarNewa): Bu çalışmanın sadece müzikal bir çerçevede düşünülmüş bir proje olmadığı belirtemek lazım. Aram Dîkran bu topraklarda yaşayıp oradaki kültürü birikimi şarkılarına yansıtmış. Onları değiştirip yok saymak yerine bu topraklarda yaşayan hakların kültürel zenginliğine bir miras olarak alıp günümüze bütün güzelliği ile taşımış ender sanatçılardan biridir. Bu projeyi onun Kürt müziğine olan katkılarını düşündüğüzde küçük bir başlangıç olarak kabul etmek gerekiyor.

X.Bîrhat: Aram Dîkran'ın tarzı, sesi kullandığı enstürmanteli Kürt müziğinde ayrı bir yeri var. Kürt müziğinin tuzu biberidir. Aram Dîkran, çocukluğumda Erivan radyosunda dinlediğim o melodiler ile büyüdük. Yaşamımda ve sanatsal hayatımda ilgi ile takip ettiğim bir sanatçıdır. Böyle bir yapıtta yer almaktan dolayı kendimi şanslı görüyorum.

Fatê: Çocukluğumda hep anlatılırdı, Ermeni katliamının nasıl yapıldığı. Aram Dîkran Ermeni halkından olmasına rağmen Kürt sanatı ve halkı için hizmet verdi. Hiç bir sanatçının yapamadığını yapan Aram Dîkran, benim sanatsal yaşamımda özel bir yeri var. Bu kasette okuduğum parçayı ilk kasetimde de okumuştum. Böylesi bir çalışmada yer almak gurur vericidir benim için.

Munky
20-07-07, 18:22
Artemi Ayvazyan
Ermenistan�daki caz müzisyenlerinin öncülerinden olan Artemi Ayvazyan, bir de caz orkestrası kurdu. Caz müziği, komünist idareciler tarafından �Burjuva Müziği� olarak görüldüğünden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde yasaklanmıştı. Sovyetler birliği dağıldıktan sonra yeniden serbest oldu.

Kaynak:Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000

Munky
20-07-07, 18:23
Aşık Erbabi ( 1805)- (1884)
Aşık Erbabi.Asıl adı Hüseyin Farki olan bu saz şairimiz Erzurum'un Kara-Ars köyünden olup 1220-1300 (1805-1884) yılları arasında yaşamıştır. Konyalı Veli Efendi'nin oğlu olan Hüseyin Farki kendisine şeyhi tarafından Erbab denildiği için Erbabi takma adını kullanmıştır, Abdülmecit zamanında bir ara İstanbul'da bulunan, hatta Huzur'a da kabul edilen Erbabi, askerlik hizmetini bitirince memleketi Erzurum'a dönerek, çardaklı kahvehanelerde curasıyla şiirler terennüm etmiştir.

Çağdaşlarından Erzurumlu Emrah, Tokatlı Nuri, Aşık Dertli gibi Erbabi'nin de şiirlerinden, yaşadığı devrin temayüllerine uygun olarak Divan edebiyatına yabancı olmadığı yabancı kelimeye terkipler, Divan teşbihleri, kullanarak hem aruz hem hece vezniyle yazdığı anlaşılmaktadır:

Şiirlerinden örnekler :


Zibadır sevdiğim kadd-ü kametin
Nice vasfedeyin civanım seni
Beni Mecnun etti çeşm-i afetin
Leyla'ya benzettim a canım seni

Kaşların kemandır, müjganın oktur
Arz-ı halin çeker müşterin çoktur
Dünyayı verseler gönlümde yoktur
Vermezen ey hüsn-i fettanım seni

Erbabı aşıkım ey dil güvendim
Hasretinle yandım canım efendim
Hakikat eyle gel sen de levendim
Gönlümün tahtında sultatım seni

xxxx
Hatadan saklasın İslam'ı Allah
Münacat'ım budur Ulu Subhan'a
Gelip geçer ömrümüzün kervanı
Bir gün de Azrail sunar bu cana

Dinleyin kelamı ahbab-ü yaran
Bakındi kalmadı Mühr-i Süleyman
Azrail bu canı aldığı zaman
Götürürler anı mezaristana

Ne ettiyse bulur anın içinde
Fayda yoktur asla anın içinde
İmam talkın verir başı ucunda
Ol vakitte mevta kalkıp uyana

Munky
20-07-07, 18:23
Aşık Şem'i ( 1783)- (1839)
Asıl adı Ahmet olan Aşık Şem'i 1783 yılında Konya'da Piresat mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Konya'nın tanınmış helvacılarından Mehmet Ağa isminde bir zattır.

İrticalen şiir söyleme yatkın ve düşkün olması, belirli, bir tahsil görmemesine, hatta yirmi, yirmi beş yaşlarına kadar okur yazar olmamasına rağmen, ince düşüncesi, zekası, akranları arasında hazırcevaplığı, esprileri her konuda onları aydınlatması ve örnek davranışlarıyla kendisine büyükleri tarafından "Şem'i" mahlası verilmesine sebep olmuştur.

Onun yetişmesinde Konya'da o tarihlerde birisi türbe önünde, diğeri de' Buğday Pazarında bulunan kahvelerin önemi büyüktür. Her gece genç ve acemi aşıkların devam ettikleri ve yetiştirildikleri bir ocak, bir okul olarak hizmet veren bu kahvelerden Şem'i de payına düşeni almıştır.

Şem'i bade içen bir halk şairi olarak sadece hece ile değil aruzla da irticalen şiir söylemekte yetenekli biridir. 1839 Konya'da vefat eden Şem'i nin mezarı Mevlana Müzesinin hemen yanı başındadır.

Şiirlerinden örnekler :

Aceb kande gezer ol yüzü mahım
Anı görmiyeli çok zaman oldu
Enderundan çerağ olunca ahım
Yedi katgöklere dirahşan oldu

Uftade olalı bir afitaba
Hasret oldu iki dideler haba
Eşk-i çeşmim dökülünce türaba
Rüy-i zemin lal-i bedehşan oldu

Bana çok cevr-itti Haktan utanmaz
Kişi sevdiğine kem sanı sanmaz
Gözüm görmeyince gönlüm inanmaz
Bazı ahbab dir ki müslüman oldu

Kocaldın çeşmimin nüru döküldü
Ah-ide ah-ide ömrüm söküldü
Sakalım pir oldu kaddim büküldü
Sarardı gül benzim zağferan oldu

Ana dil vireli bu Şem'i kemter
İder lisanında ismini ezber
Bir kerre almadı vuslat müyesser
Bevhude dillere dasitan oldu


xxxx
Benden selam eylen nazlı dilbere
Gelip de karşımda dönüp durmasın
Ben güzel sevmeden doydum usandım
Anında hayali gelip durmasın

Benim güzel ile yoktur pazarım
Kaşların arası benim nazarım
Yol üstüne koyun benim mezarım
Yar gelip geçtikçe dönüp durmasın

Gelindi hüsnüne sitemin çoktur
Aradım cihanda akranın yoktur
Nazlı dilber göğsün düğmeler takdır
Esen rüzgar açıp açıp durmasın

Duyun da düşmanlar siz de sevinin
Dostlarım vah diyip varın yerinin
Şem'i ye, mahbublar düşte görünün
İntizarı sizde kalıp durmasın

Munky
20-07-07, 18:24
Barış Manço ( 02.01.1943)- (31.01.1999)
2 Ocak 1943 yılında İstanbul´da dünyaya geldi.Sahnelerle ilk kez 1958 yılında Galatasaray Lisesi´nde öğrenciyken tanıştı.Galatasaray Lisesi´ni bitirdikten sonra yüksek öğrenimini tamamlamak için Belçika´daki 'Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi´ne gitti.

Grubu 'Kurtalan Ekspres' ile beraber Türkiye´de ve yurtdışında birçok ülkede konserler verdi.Yaptığı 200´den fazla beste sayesinde 12 altın ve 1 platin albüm kazandı. Ayrıca bu besteler Arapça, Japonca, Farsça, İngilizce ve Fransızca gibi birçok dile çevrilerek farklı sanatçılar tarafından yorumlandı.

Manço´nun şarkıcı ve besteci kişiliği, sunucu ve program yapımcısı kişiliğiyle de birleşerek ortaya herkesin çok sevdiği 'Barış Manço' çıktı.Ekranların en sevilen eğlence ve kültür programlarından biri olan '7´den 77´ye', ilk olarak 1988 yılında TRT1´de yayınlanmaya başladı.
'Türkiye´nin Evliyası' lakabını da kazanan sanatçının, 'Barış Manço Live In Japan' (1996) adlı albümü, Japonya´daki konserinin canlı kayıtlarının olduğu bir albüm . Bu albümün özelliği, Manço´nun bizlere veda etmeden önce yayınladığı son albüm olmasıydı.Ancak ne yazık kı, 40 yıllık sanat hayatının en sevilen parçalarını yeniden düzenlediği 'Mançoloji ' adlı albümünün piyasaya çıkışını kendisi göremedi. 311 Ocak 1999 tarihinde İstanbul'da öldü.

DİSKOGRAFİ:
Dünden Bugüne (1971)
Barış Manço 2023 (1975)
Ben Bilirim (Sakla Samanı Gelir Zamanı) (1976)
Barış Mancho (1976)
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa (Yeni Bir Gün) (1979)
20. Sanat Yılı Disco Manço (1980)
Sözüm Meclisten Dışarı (1981)
Estağfurullah Ne Haddimize (1983)
24 Ayar Manço (1985)
Değmesin Yağlı Boya (1986)
Sahibinden İhtiyaç (1988)
Darısı Başınıza (1989)
Mega Manço (1992)
Müsadenizle Çocuklar (1995)
Live In Japan (1996)
Mançoloji (1999)
Barış Manço 2000 (2000)


Devlet sanatçiligindan seref madalyasina ünvanlari sunlardir:

Türkiye Cumhuriyeti: Devlet Sanatçisi - Ankara (1991)
Hacettepe Üniversitesi: Onursal Doktora- Ankara (1991)
Soka Üniversitesi: Uluslararasi Kültür ve Baris Ödülü- Tokyo, Japonya (1991)
Belçika Kralligi: Leopold II Sövalyesi Nisani Brüksel- Belçika (1992)
Fransiz Kültür Bakanligi: Edebiyat ve Sanat sövalyesi Nisani Paris, Fransa (1992)
Türkmenistan Cumhurbaskanligi: Türkmen Vatandasligi Askabat, Türkmenistan (1995)
Pamukkale Universitesi: Onursal Doktora- Denizli (1995)
Min-On Vakfi: Yüksek Seref Madalyasi Tokyo, Japonya (1995)

Munky
20-07-07, 18:25
Bora Ayanoğlu ( 1946)
1946 yılında istanbul'da doğdu.Babası tiyatro, sinema oyuncusu yönetmeni Sami Ayanoğlu, annesi tiyatro oyuncusu ve ilk kadın tiyatro sahibesi Şayeste Ayanoğlu'dur.Galatasaray lisesinde okuduktan sonra, 1963 yılında İst.Bel.şehir tiyatrosuna
stajer oyuncu olarak girdi. Otuzdan fazla oyunda rol aldı, oyun müziklerini yazdı. Aynı yıl sinema oyunculuğuna ve besteciliğe
başladı. Bir müddet sonra yorumculuğa da katarak, şarkılarını kendi seslendirmeye ve şarkılarının sözlerini kendisi yazmaya
basladı.

Bora Ayanoğlu'nun tanınmış şarkıları şunlardır:

Fabrika kızı , Yunus, Güller ve Dudaklar, Kırık Aynalar, O yaz, Gurur duyarım, Aklım sende, Canım seni istiyor (1993 altın
güvercin yarışması 4 dalda birincisi) , Reddediyorum, Rose-Marie , kaset, CD, LP olmuş bestesi bulunmaktadır. Bir çok müzikale
imza atan Bora Ayanoğlu'nun " Çiçekli saksı sokağı "adlı bir müzikali vardır. 80 film müziğine imza atmış, oyuncu olarak 25
filmde oynamış, halen İst.Bel.Şehir Tiyatrolarında halen oyun müziği yazarı olarak görev yapmaktadır

1973 doğumlu Sami Bolkan Ayanoğlu adında bir oğlu vardır.

Munky
20-07-07, 18:25
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2621.jpg
Cahit Atasoy ( 01.03.1927)
İlk Türk Musikisi Konservatuarı'nın Kurucularından Doç. M. CAHİT ATASOY 3 Nisan 2002 çarşamba günü vefat etti.

1 Mart 1927'de Trabzon'da doğdu.İstanbul Erkek Lisesi'nde orta ve liseyi bitirdi. İktisat Fakültesi'nden mezun oldu. İstanbul Konservatuarı'na girdi. Orada Batı Müziği okudu.1947'den başlayarak önce Haydar Sanal'ın, sonra Hüseyin Saadettin
Arel'in talebesi oldu. 1949'dan itibaren Arel'den özel dersler de almaya başladı. Annoniden sonra kontrpuan, füg, enstrümantasyon ve yüksek solfej öğrendi. Arel'in hocası Edgar Manas'a devam etti. Dr. Suphi Ezgi ile bir müddet klasik Türk Musikisi üzerindede çalıştı.Chant ve yüksek chant dersleri aldı . İstanbul Opera Stüdyosu'nda opera derslerine devam
etti. Keman dersleri aldı. Daha önce tanbur dersi de almıştı. Bariton ve hânende olarak çalıştı. Üniversite Korosu'nda Ercümend
Berker'in de talebesi oldu. İleri Türk Musikisi Cemiyeti'nde nazariyat, solfej ve armoni okuttu. Başta yeni İstanbul olmak üzere gazete ve dergilere yüzlerce Batı ve Türk Musikisi kritiği, makalesi yazdı. Film müziği de yapmıştı.Atasoy, Arel ekolünün önemli bir bestekârı kabul edilir. Türk Musikisi nazariyatını Arel'den ilk öğrenenlerden biriydi.

İTÜ TMDK'nın kurucularından olan ATASOY İTÜ TMDK'da lisans ve yüksek lisansta Türk Musikisi Solfej ve Nazariyat, Terminoloji dersleri verdi.03-Nisan 2002 tarihinde Hakkın rahmetine kavuştu.

05 Nisan 2002 Tarihinde İ.T.Ü. Taşkışla Binasında Saat 10:30'da tören yapıldı. Öğle Namazını mütakip Fatih Camii'nde Cenaze Namazı kılındı ve Edirnekapı Şehitliğine defnedildi.

Munky
20-07-07, 18:25
Cemal Ünlü ( 1949)
1949'da Üsküdar'da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdi. 1966 yılında Üsküdar Halkevi'nde çalışmaya başladı. 1969'da LCC tiyatro okuluna girdi. 1973'te AÇOK (Anadolu Halk Oyunları Kolu) girişiminin içinde yönetici, oyuncu ve yönetmen olarak yer aldı. 1979 yılında girdiği İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda günümüze kadar pek çok oyunda görev aldı. Aynı zamanda geleneksel gölge oyunu Karagöz konusunda geleneklere bağlı bir anlayışla çalışmalar yaptı. Açık Radyo'da dört buçuk yıl süren "Taş Plaklarda Saz ve Söz" ve "Sadanüvis" gibi eski kayıtları tanıtan programlar yaptı.

HAKKINDA YAZILANLAR

Cemal Ünlü'nün "Git Zaman Gel Zaman" Kitabı ARSC Ödülü'nü Kazandı.

ARSC (Association for Recorded Sound Collections/Ses Kayıt Koleksiyonları Birliği) 1991 yılından başlayarak tarihsel ses kayıtları ile ilgili çeşitli dallarda ödüller vermektedir. 2005 Dünya Müziği Kayıtları konusundaki en iyi araştırma ödülü Cemal Ünlü'nün yazdığı ve Pan Yayıncılık tarafından 2004 yılında yayımlanmış olan "Git Zaman Gel Zaman" adlı kitaba verildi.

İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı ve taş plak koleksiyoncusu Cemal Ünlü'nün bu kitabı Türk Kayıt Tarihi konusunda yapılmış en kapsamlı çalışmadır. Kitabın ilk bölümünde fonograf, gramofonun icadı dünyadaki gelişimi belgelerle anlatılmakta, ikinci bölümde ise Türk Kayıt tarihinin başlangıcı ve gelişimi okura sunulmaktadır. Kitabın ekler bölümünde taş plaklarda yer alan bir cok sanatçının özgeçmişleri ve Tanburi Cemil Bey'in Orfeon Record plaklarının değerlendirmelerini kapsayan defterinin tıpkıbasımı yer almaktadır.

Ayrıca kitaba eklenen CD-ROM'da 1905 -1965 yılları arasında yayımlanmış taş plak kataloglarında yer alan 15.000'i aşkın plağın katalog bilgileri bulunmaktadır. Okura bu kayıtları firma, eser, makam ve yorumcu ismine göre arama imkânı da sunulmuştur.

ARSC, 1966'ta kurulmuş, 23 ülkede 1000'den fazla üyesi olan, kâr amacı gütmeden her türlü ses kaydına ilişkin araştırma, inceleme, yayın ve bilgi paylaşımını amaçlayan bir kurumdur (www.arsc-audio.org).

2006 yılında 20. yılını kutlayacak olan Pan Yayıncılık 1986 yılından beri Türk müzik kültürü için çok önemli kaynak kitaplar yayımlamıştır (www.pankitap.com).

Munky
20-07-07, 18:26
Chopin
Frederic Francois Chopin

(Zelazowa Wola,1810-Paris, 1849)

Chopin müzik tarihinin gelmiş geçmiş en iyi piyano müziği bestecisi olarak kabul edilir. Tek bir enstrümanı kullanarak, Mozart, Beethoven, Bach gibi en büyükler arasında yerini almıştır. Piyano konçertolarının dışında, alışılagelmiş formları pek kullanmayan Chopin, 39 yıllık kısa yaşamına 55 Mazurka, 24 prelüd, 27 etüd, 19 noktürn, 13 polonez, 4 balad ve 4 scherzo sığdırmıştır.

Chopin 1810 yılında Polonya�da doğdu. Fransız asıllı babası, aristokrat ailelerin çocuklarına özel Fransızca dersi veriyordu, daha sonra Varşova Lisesi�ne öğretmen oldu. Chopin ilk müzik derslerini Polonyalı annesinden aldı. 6 yaşına geldiğinde, dehası ortaya çıkan besteci oldukça yaratıcı düzenlemeler yapmaya başladı. Bunun üzerine Zvyny�den ders almaya başladı. Bach, Mozart ve Beethoven�ın eserlerini inceledi.

1822�de Varşova Konservatuarı�na yazılan Chopin, Joseph Elsner�den, kontrpuan dersi aldı. Constantia Gladkowska�ya aşık olan besteci, 16 yaşında ilk bestelerini sevgilisi için yaptı. Bu arada, öğrencisinin dehasını anlayan Elsner bir tavsiye mektubu yazarak, Chopin�in Avusturya�ya gitmesini sağlamıştır. Besteci Viyana�da birinci piyano konçertosunu çaldı. Ardından 1829 ile 1830 yılları arasında çeşitli kentleri gezen Chopin bir dizi konser verdi. Ancak Viyana klasik akımın merkeziydi, Chopin�in kullandığı serbest formlar burarda pek ilgi çekmedi. Bunun üzerine Chopin, 1831 yılında sadece Lizst, Berlioz gibi müzisyenleri değil aynı zamanda Hugo, Balzac gibi yazarları, Delacroix gibi ressamları buluşturan, Romantik Dönemin sanat başkenti Paris�e yerleşmeye karar verdi. Tam bu arada Polonya ve Rusya arasında bir savaşın başlamak üzere olduğunu öğrendi. Paris�e gitmeden önce, evine eşyalarını toplamaya giden Chopin�den, çocuklarının güvenliğini düşünen ailesi, bir daha Polonya�ya gelmeyeceğine dair söz vermesini istedi. Sözünü tutan Chopin, 1831�de Paris�e yerleştikten sonra, bir daha geri dönmedi, ancak Polonya�yı çok seven Chopin, bir arkadaşının hediye ettiği, Polonya toprağıyla doldurulmuş gümüş kupayı, yanından ömrü boyunca ayırmadı, hatta bu kupa vasiyeti üzerine, öldükten sonra da vasiyeti üzerine mezarına gömüldü.

Babası Fransız olduğu için, Chopin Fransa�ya alışmakta çok zorluk çekmedi. Zengin ailelerin çocuklarına piyano dersleri vererek geçimini rahatlıkla sağlayabiliyordu. Maddi sıkıntısı olmayınca, Chopin çok iyi bir piyano virtüözü olmasına karşın, büyük konser salonlarında çok az çalmış, daha çok küçük topluluklara ev konserleri vermeyi yeğlemiştir.

Maria ve daha sonra Potozhka�yla yaşadığı, hayal kırıklığıyla sonuçlanan ilişkilerinin ardından Chopin�i Lizst, ünlü yazar George Sand ile (Aurore Dudevant) tanıştırdı. Chopin, Sand�i gördüğünde aşık olmaktan çok şaşırmıştı. 3 çocuk annesi ve kendisinden 6 yaş büyük olan bu kadın, toplumun genel kurallarını küçümsüyor, tepkisini erkek kıyafetleri giyerek gösteriyordu. Ancak zamanla aralarında oldukça tutkulu bir aşk başladı. 1839�da çift birlikte Mallorca�ya gitti. Chopin 24 prelüdünün büyük kısmını bu dönemde tamamladı. 1847 yılına kadar Sand�in Nohant�taki evinde birlikte yaşadılar. George Sand, sağlığı oldukça bozulan Chopin�e bir çeşit annelik yapıyordu. Sağlığına rağmen, bu yıllar Chopin�in en verimli olduğu, en güzel eserlerini yazdığı yıllardır. 1847 yılında Sand çocukları çiftin ilişkisinin sona ermesine yol açtı.

Ayrılığın ardından İngiltere�ye giden Chopin, bu seyahatten oldukça zayıf düşmüş olarak döndü. Aradan bir yıl geçmeden, 1849 yılında, genç yaşta veremden öldü.

Chopin�in müziği oldukça yenilikçidir. Karmaşık kromatik armoniyi Polonya halk ezgileriyle mükemmel bir uyum içinde kaynaştırmıştır. En iyi eserleri olarak Etude Revolutionaire (Devrimci Etüd), Fantasie İmpromptus, Nocturne No.20 ve Cenaze Marşı (2. Piyano Sonatı) gösterilebilir. Besteciliğinin yanında Lizst�den sonra belki de gelmiş geçmiş en iyi virtüözdür. Çalış tekniği olarak Mozartçı geleneği devam ettirmiş, piyanonun kullanım imkânlarının gelişimine katkıda bulunmuştur.

Munky
20-07-07, 18:26
Civan Haco
1957 yılında Suriye�nin Kamışlı şehrinde doğdu. Lise öğreniminden sonra Almanya�nın Bochum Üniversitesi�nin müzik fakültesinde 3 yıl öğrenim gördü. Avrupalı müzik guruplarıyla çalışmalar yapan Civan Haco�nun Türkiye�de,"Sî û sê Gule","Durî","Bilura mîn","Gula sor","Leyla" isimleri albümleri çıktı. Ayrıca Avrupa�da da "Peşmerge","Serhildan" "Diyarbekîr","Girtîyên Azadîyê" isimli albümleri çıkmıştır. Otantik müziği, Pop-Folk ve Rock ağırlıklı kalıplar içerisinde düzenlemiştir.

Munky
20-07-07, 18:26
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1675.jpg
Çelik ( 1966)
Çelik Erişçi, 1966 yılında İstanbul´da doğdu.İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi´nden mezun oldu.Müzik yaşamına İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikîsi Devlet Konservatuar´ında başladı.1991 senesinde Ercan Saatçi ve İzel Çeliköz´le biraraya gelerek 'İzel, Çelik, Ercan' adını verdikleri toplulukla 'Özledim' adlı bir albüme imza attılar.

Kariyerine tek başına devam etmeye karar veren Çelik, gruptan ayrılarak solo albümünün çalışmalarına başladı.1994 yılında 'Ateşteyim' isimli ilk albümünü çıkardı.1995´te ikinci albümü 'Benimle Kal'ı çıkardı.'Hercai' adlı şarkısı 1995 Kral TV Video Müzik Ödülleri´nde ´En İyi Beste´ ödülüne layık görüldü.'Sevemem' adlı parçasıyla Makedonya´da ödül aldı.1996 yılında piyasaya sürülen 'Yaman Sevda' albümünde, alışılagelen Çelik sound´undan farklı olarak rock etkileri göze çarptı.

1997 yılında 'Sevdan Gözümün Bebeği' albümünü yayınladı. Akdeniz ezgilerinin tüttüğü 'Ayrılık Deme Bana', sancılı bir hasretin dile getirildiği 'Sevdan Gözümün Bebeği' gibi parçalarla aşk, özlem, ayrılık ve ´insana dair güzel olan herşey´ ses ve notalara büründü.

Dört yılda çıkardığı dört albümden seçtiği hit parçaları 'Sevgilerimle' adını verdiği bir ´Best Of´ albümle 1998 yılında müzikseverlere sundu.1998 yılı Çelik için tam bir 'yenilenme yılı' oldu. Hem görüntüsü hem de 'O´nu Düşünürken' adlı yeni çalışmasındaki müzikal yaklaşımıyla daha olgun bir çizgi çizdi sanatçı.

Yorumculuğu yanında bir çok parçanın söz ve müzik yazarlığını da yapan sanatçı, İzel tarafından seslendirilen ve büyük başarılara imza atan 'Kızımız Olacaktı' dışında, parçalarını başkalarına satmamayı ilke edindiğini söylüyor.Okumak, sinema, tiyatro, konserler, Çin yemekleri ve mangal partileri ise en gözde hobileri arasında yer alıyor.

DİSKOGRAFİ
Ateşteyim (1994)
Benimle Kal (1995)
Yaman Sevda (1996)
Sevdan Gözümün Bebeği (1997)
Sevgilerimle (Best Of) (1998)
O´nu Düşünürken (1998)
Unutamam (2000)

Munky
20-07-07, 18:27
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1781.jpg
Davut Sulari ( 1926)- (27.12.1984)
Davut Sulari 17 yaşında mana aleminde bade içen güçlü bir aşık. 45 yılı aşkın bir zaman aşıklık geleneğini sazıyla sözüyle başarıyla yürütmüş, adını yurt içinde ve yurt dışında duyurmuş bir aşık. Erzincan' ın Çayırlı ilçesinde 1926 yılında doğdu. Büyükannesinin çocuğu olmadığı için babası Veli çocuğunu nenesine vermiştir. Nüfus kaydı Rindi Hanım'ın üzerine yapılmıştır. Dedesi Kaltık Mehmet Ağa tasavvuf şairiydi. Dedesi genç Davut'a saz çalma şiir söyleme ve türkü yakma zevkini aşıladı.

Aşıklık geleniğinin halk şiirinin her türünde başarılı örnekler vermiştir. Davut Sulari nin yaktığı türküler bugün dahi usta halk türküsü sanatçıları tarafından TV de ve kasetlerde okunmaktadır. Ankara ve İstanbul radyolarında 4 yıl bölge sanatçısı olarak çalıştı. Davut Sulari 1955 yılından itibaren Konya'ya gelir özel şiirli türkülü programlar sunardı.

Aşıklar bayramının Konya'da yapılmasında emeği geçmiştir. Usta aşık türkü atışma güzelleme dallarında büyük bir yetenek sahibiydi. Doğu Anadolu da asırlardan beri dilden dile anlatılan efsaneleri menkibeleri şiirleştirir sazıyla etkili bir makam ve deyişle dost meclislerinde sunardı. Bütün ömrünü aşıklık geleniğne sadık kalarak sürdürdü. Sulari yi sazından sazını Sulari den hiçbir zaman ayrı düşünmek mümkün değildi. 27 Aralık 1984 tarihinde Davut Sulari bir aşıklar meclisinde Erzurum'da yanık yanık türkü yakarken bu dünyadan göçtü.

Siyah Perçemlerin

Siyah Perçemini Yar Yar Dökmüş Yüzüne,
Salınarak Gelen Hümaya Bakın.
Kimden Söz İşitmiş Yar Yar Düşmüş Hüzüne,
Kader Yakışmayan Simaya Bakin.
Yar Yar Yar Eylemem Men.

Yaktın Yandırdın Beni,
Zalım Aldattın Beni.
Ne Dedim De Darıldın,
Bir Pula Sattın Beni.

A Göksün Üstüne Yar Yar Bir Bağ Dikilmiş,
Bin bir Çeşit Çiçeklerden Ekilmiş.
Dün Uğradım Bir Ücraya Çekilmiş,
Bulut Mu Gaplamış şu Aya Bakın.
Yar Yar Yar Eylemem Men.

Elin Sitemini Yar Yar Ağlarken Gördüm,
Gül Dibinde Kâh gül Sararken Gördüm,
Bir Seher Akşamı Çağlarken Gördüm,
Davut Sulari'deki Sevdaya Bakin.

Yeter
Şu havayı gönül payedarından
Yarana elveda edelim yeter
Yedi nar sunanlar yandı narından
Cehennemde çıkıp gidelim yeter
..........................................
Ben dervişem hoşça kervan düzmüşem,
Gönlüm bahar yeli gibi sezmişem
Dalgıcım aşk deryasında yüzmüşem
Naz etme ey bülbül sedalım yeter

Davut Sulari'yim mana-yı natık,
Biz araf ehline uymuşuz artık
İlm-i cavidandan mücevher sattık
Gönül kervanını güdelim yeter


Kipriğin Gaşına Değdiği Zaman

Kipriğin Gaşına Da Değdiği Zaman,
Bekleme Sevdiğim De Vur Beni Beni.
Sevdanın Şafağı Da Söktüğü Zaman,
Diyardan Diyara Da Sür Beni Beni.

Saçların Rüzgarı Da Tel Tel Biçende,
Dudağın Dilinden De Şerbet İçende.
Gönlümde Duygular Ateş Saçan Da,
Alevden Gömleğe Sar Beni Beni.

Çek Katarı

Çek Katarı Ben Gelirim Peşine
Ali Meydanına Varalım Hele
Merhametin Yok Mu Gözüm Yaşına
Pire Bağlı Olup Duralım Hele

Ey Müminler Gerçek Erler Merhaba
Ey Rehberler Gerçek Pirler Merhaba
Hazır Dostlar Hazır Yerler Merhaba
Sakiler Sazları Kuralım Hele

Davut Suları'yım Gördüm Didarı
Muhabbeti Baldır Kendisi Arı
Hazreti Ali'nin Sır Zülfikarı
İnkarın Boynuna Vuralım Hele

Munky
20-07-07, 18:27
Dertli
Gerede yakınındaki Çağa (Reşadiye) nahiyesinin Şahneler köyünde doğmuştur. Asıl adı İbrahim ve mahlası Lütfidir. Geçimini âşık kahvelerinde saz çalıp şiir söyleyerek sağlamıştır. Önce halveti tarikatine girdiği daha sonra bektaşiliğe yöneldiği söylenen Dertli 1846 yılında Ankara�da ölmüştür.

Havalanma telli turnam
Uçup gitme yele karşı
Zülüflerin tel tel olmuş
Döküp gitme yele karşı

Davlumbaza vur turayı
Dünden avladık burayı
Getir oğlan boz kulayı
Binem gidem yare karşı

Şahinim var bazlarım var
Ördeğim var kazlarım var
Yare tenha sözlerim var
Diyemem agyâra karşı

Dertli der ki dünya fani
Seni seven n�eyler malı
Yakışmazsa öldür beni
Yeşil giyin ala karşı

Munky
20-07-07, 18:27
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2255.jpg
Edip Akbayram ( 29.12.1950)
29 Aralık 1950'de Gaziantep'te doğdu. 1968 yılında İstanbul'a gelip profesyonel müzik çalışmalarına başlayan sanatçı, 1972 yılında çıkardığı, ilk bestesi olan "Kükredi Çimenler" adlı 45'liğiyle "Altın Mikrofon Ödülü"nü kazandı. "Aldırma Gönül" ve "Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz" adlı parçalarıyla satış rekorları kıran ve altın plak kazanan sanatçının çeşitli kuruluşlar tarafından veilen 250 kadar ödülü mevcut...

1979 yılında Ayten Akbayram ile evlenen sanatçının bu evliliğinden Ozan ve Türkü adlarında bir oğlu, bir kızı var... 30 yıllık sanat yaşamının 28. albümünü Dün ve Bugün adlı albümünü Prestij Müzik'ten, 1998'in Mart ayı başında çıkaran sanatçı, yılların birikimini yansıtan bu çalışmasında, geçmişte hit olmuş parçalarını topladı.

Munky
20-07-07, 18:28
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/3891.jpg
Erkan Ocaklı
1949 yılında Trabzon�da doğdu. Aslen Artvin Arhavi�li. Çocukluğu Maçka�da geçti. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi mezunu. Kırka yakın albüm yaptı. Altı tane de filmde oynadı, yönetmenlik yaptı. Televizyon programları yaptı. İki kere evlendi, iki çocuğu var.
XXXXXX

ROPÖRTAJ

Erkan Ocaklı, otuz beşinci sanat yılında
Söyleşi: Aytekin Akay
www.karalahana.com

Yaş Otuz beş, yolun yarısı demek
�Misiri kuruttun mi, Ula Ula Niyazi� gibi Karadeniz klasiklerine imza atan Erkan Ocaklı, derin bir inzivadan �Kurtlar Sofrası� adlı albümle uyandı. 1970�li yılların başında, elinde bağlamasıyla Karadeniz�in hiç de alışık olmadığı bir yoldan müzik dünyasına girdi, hit parçalar üretti. Yaptığı plak ve albümlerin sayısını unuttuğunu söylese de, kırka yakın albüm, üç yüz elli civarında besteye imza attı. Taş plaktan, cdli albüme kadar her dönemde söyleyecek bir türküsü mutlaka oldu. Ocaklı bu günlerde, daha da olgunlaşmanın verdiği birikimle, daha çok evrensel mesajlar veriyor ve
�İki tane yavrum olsun, biri Sevda, biri Barış
Özgürlüğün yollarında yarış Ocaklı yarış.
Denizlerden karalara ulaş sevdam, ulaş sevdam
Barış dolu bir dünyada, dolaş sevdam, dolaş sevdam� diyor.
Türk Halk Müziği�ne verdikleri ve vermedikleriyle her dönemde adında söz ettirdi. Son dönemlerde, yeni çıkan seslerin ve yüzlerin gölgesinde unutulmuşluğu yaşadı. Bu bir anlamda, o piyasanın ve hızlı tüketimin bir sonucuydu. Ocaklı ile söyleşimiz, daha çok müzik yolculuğu üzerine. Futbola girmek istedik ancak, Türk Halk Müziği�nin köklü isimlerinden Ocaklı, notalı geçişlerle, konuyu müziğe getirmeyi başardı.
Doktor olmak istedim
- Sondan başlayalım isterseniz, Erkan Ocaklı neler yapıyor?
Türkücü Erkan Ocaklı, 56 yaşına girmesine rağmen hala türkü imal etmeye çalışıyor. Türkü okumakla kalmıyor, yazıyor, besteliyor, velhasıl görüntüsünü veriyorum.
- Çok bilindik bir hikaye ama müzikle yolunuz nasıl kesişti? Babanız ormancıydı, siz müzik adamı oldunuz...
Ben bir bağlama sanatçısıyım aslında. On üç-on dört yaşlarında sevdalıklara başladım. Köyde bağlama çaldığım sıralarda eğitim için önce Trabzon�a, ardından da üniversite okumaya İstanbul�a geldim. Galatasaray Üniversitesi Kimya Mühendisliği�ne girdim. Ardından orayı bırakıp İstanbul Üniversitesi Zoobotanik Bölümü�ne girdim. Tıp okumak istedim. Puanım da yetmesine rağmen bu bölümü yazmadığımdan başka bir bölüme girdim. Ancak İstanbul�a gelmek müzik hayatımı çok etkiledi. Cemiyetlerde, müzikle ilgili yerlerde çalmaya başladım. 1970�li yılların hemen başında Mine Koşan�a bağlama bile çaldım. Müzik piyasasında tanınmaya başlayınca, yolum Harika Plak�a düştü. Ayhan Güçlücan adlı Oflu bir hemşehrimiz. Yirmi sene ondan ayrılmadım. Harika Plak�tan çok para kazandım diyemeyeceğim. Çünkü bir Oflu�dan ne kadar para kazanabilirsiniz? Bu laf bir espiri olduğu kadar, gerçektir de...
- Hangi yıllar arası Harika Plak�tan albümleriniz çıktı?
1971-91 arası... Hit olan tüm albümlerim bu firmadan çıktı.
- Plaktan cdye geçiş döneminden sonraki değişiklikler, müzik piyasasını nasıl etkiledi?
Plakta ancak iki eser okuyabiliyordunuz. Kaset, ya da cdye on beş eser sığıyordu. Tabii, iş daha yorucu ama hızlı olmaya başladı. Çıkardığım tüm plaklar tuttu. Hatta Trabzonspor türkülerim de çok sevilmişti.
80�lerde Karadeniz pop!
- Trabzonspor�a plak mı yaptınız?
Evet, 1975�te� Trabzonspor 1.Lig�e çıktığında yaptım. Bir eserin sözlerinde,
�Yeşil sahaları yıktık uşaklar yıktık.
Yaşasın Trabzonspor, 1.Lig�e çıktık� dedik.
Ardından 80�li yıllar ve radyo günlerim. Radyo�dan sonra, o formatta türküler yapmaya başladım. Mesela, �Maçka yolları taşli, geluyi sarı saçlı.� Ula ula Niyazi, Misir�i kuruttun mi� gibi eserleri yaptık. Bu dönemde tekno tarzı Karadeniz müzikleri de yaptım�
- Yani kemençenin yanına bas formatı dediğimiz diğer enstrümanlarla o yıllarda müzikler yaptınız yani�
Evet, en az yirmi sene önce biz Karadeniz-pop yaptık ve o zaman da tutmuştu. 85�ten sonra disko tarzı müziklere devam ettik. Çünkü, gençlik bu tür müzikleri seviyordu. Hayatın akışını iyi takip ediyordum, sokaktaki insanların ne istediğini biliyordum. Lahana disko, mısır disko formatları denedik. 90�lardan sonra pop soundlu Karadeniz tekrar çıkmaya başladı. Oysa ben bu müziği daha önce denemiştim.
- 90�lı yılların ikinci yarısından itibaren yeni yüzler ortaya çıktı. Bu dönemde siz Karadeniz-pop, Karadeniz tekno ile karşımıza çıkabilirdiniz.
Plak şirketi� İyi bir plak şirketiyle çalışmak, üreteceklerinizden daha önemlidir. 1990�dan sonra da iyi şeyler ürettim. Ki bu ürettiklerim, yirmi sene önceki eserlerimden kat kat daha iyi. Ama birileri benim önüme set çekti.
- Kim onlar ve sizi nasıl engellediler?
Buna cevap veremem. Benim yapımda suskunluk var. Suskun yapım nedeniyle ilk hanımımdan ayrılmak zorunda kaldım.
- Kim ayırdı sizi ve bunun sanat camiasında dışarıda tutulmanızla ne ilgisi var?
Çok ilgisi var. Tüm sanatçılar için bu geçerlidir. Bağırmak, çığırmak asaletime yakışmazdı, sustum.
Plak şirketim, korsan
- Erkan Bey, anlamadığım noktalar var. Şimdi siz eskiye göre kat kat iyi eserler ortaya koyuyorsunuz ve ama birileri sizin bu camiada olmanızı istemiyor. Yani kasetiniz iyiyse halk alır zaten ve o birileri neden sizle uğraşsın?
İsim veremem ama bu mafya grupları MESAM ve Kültür Bakanlığı�ndan 40 bin kasetimi alıp, �Erkan Ocaklı 40 bin sattı� dedirtiyorlar. Yani gizli satış. Bu gizli satışla ne İbrahim Tatlıses, ne de Orhan Gencebay uğraşabildi.
- Gizli satış nedir?
Korsan�
- Korsan, bir ülke gerçeği efendim�
Benim firmam yaptırtıyordu korsanı.
- Hangi firma?
İsim vermek istemiyorum.
- Efendim, buna mecbur değilsiniz ama, insanların haber alma hakkını da görmezden gelemezsiniz�
Karadeniz Müzik Üretim� Adnan Yilmaz�in şirketi�Babam yıllar önce bana, �Oğlum, malını hırsıza emanet et, çalınmaz� demişti. Bu laf beni çok düşündürmüştü. Anladım ki, hırsız malı yesin de, beni yemesin.
- Sizin geri plana itilmenizde, bizim anlamadığımız, sizin de anlatmak istemediğiniz çok değişik şeyler var.
Bir misyonum vardı ve o birilerini rahatsız etti. �Ezanlar Bizim İçin�i yaptım, bazıları bu eserden çok rahatsız oldu. Trabzonspor�un kuruluşundan bu yana varım, ama sonradan buradan da dışlandım.
- Trabzonspor�dan da dışlandığınızı söylüyorsunuz. Peki, bunda kimin suçu var?
Nedenini ve kimler olduğunu siz bulursanız, bana da söyleyin�
- Efendim, biz böyle bir şey var demiyoruz. Siz diyorsunuz. Nedenini söyleyin diyoruz sadece�
İlk çıktığımdan bu yana, planlı bir şekilde benim üzerime oyunlar oynandı. Cebime para koydular, şöhretimi aldılar.
- Dediğiniz gibi sizin bu camiadan silinmenize karar verilmişse, yerinize birilerini ikame etmiş olmaları lazım�
O kişinin kim olduğu bellidir.
- Yakın zamanda size, �Erkan abi, gel seni eski günlere döndürelim� diye bir teklif geldi mi?
Yoo, bana böyle bir teklifle gelemezler. Ben, ezilirim, yatarım, sürünürüm ama idealim bir gün gerçekleşir. Maddi bir yönden sıkıntım yok, çok şükür. Hafta sonlarım doludur, eğer hafta sonu randevu isteseydin, sana randevu veremezdim.
Hesap vaktim gelecek
- Siz, planlı bir şekilde arka plana itildiğinizi ifade ediyorsunuz. Karadeniz�de klasik türkülerde hep sizin imzanız var. . Yanılıyor olabilirim ancak, buna rağmen, halktan sizi tekrar istediğine dair bir işaret gelmedi.
Hayır, yanılıyorsunuz. Her hangi bir gecede, davette, insanlar benimle fotoğraf çektirmek için sıraya giriyor. Halkın sevgisi bitmez�
- Bu sevgi elbette vardır ama kaç kişinin bundan haberi var�
O tür gecelerde medya temsilcileri olsa, herkesin haberi olurdu.
- Şimdilerde, daha çok Volkan Konak, Kazım Koyuncu, Fuat Saka gibi Karadeniz müziğini batı enstrümanlarıyla başarıyla uygulayan sanatçılar ön planda�
Ben, bu dediğin sanatçıların yaptığını, on beş sene önce yapıyordum. �Burun disko� adlı bir eser yaptım, yıllarca dinlendi.
- Bundan sonra, kendiniz adına bir yol haritanız var mı?
Allah, bedenime, sesime zeval vermesin. Kimse, bu saatten sonra susturamayacak beni. Benim hesap vaktim de gelecek.
- Sanatçıya yakışır üreterek bir hesaplaşma olacak sanırım�
Tabii, dediğiniz gibi sanatçıya nasıl yakışıyorsa öyle olacak�
- Bir dönem Kanal 7�ye de program yapıyordunuz. Neden bıraktınız?
Bıraktırdılar�
- Kim onlar?
İsim veremem. Planın devamı bir süreçtir o... Daha sonra bana bıraktırıp, başkalarını başlatanları da bıraktırttılar. Kanal 7 televizyonuna çıkabiliyorum, ancak mesela ATV, Kanal D gibi kanallarda yokum.
- En son hangi albümü çıkardınız?
İki ay kadar önce Kurtlar Sofrası adlı albümüm piyasaya çıktı.
- Hangi plak şirketinden?
Karadeniz Müzik...
- İsmail Türüt bir zaman, İbrahim Tatlıses ile birliktelik yapınca asıl sıçramayı yapmış ve halkın zihnine kazınmıştı. Siz de İbrahim Tatlıses�in plak şirketinden albümünüzü çıkarmayı deneyebilirdiniz...
Olabilirdi aslında. Belki ileriki günlerde bu birliktelik sağlanabilir.
- Sizin hakkınızda, �yaşı ilerledi, artık kenara çekilsin� diye bir düşüncenin sadır olduğunu düşünüyor musunuz?
Bu tür düşünceler, basit insanların düşüncesi. Benim ne eksiğim var. Sanatım hepsinden ileride ve de daha yakışıklıyım.
- Sahne sanatlarını tümünü düşünün; eskile bugün arasında ne farklar var.
Eskiyle kıyaslanmayacak şekilde imkanlar çok rahat. Bu imkanlarla eskiden olsa çok daha iyi işler çıkardı.
- Karadeniz müziğinin geldiği noktada, iyi ya da kötü emeği olanlar kimler?
En büyük katkıyı Meltem Tv yaptı. Kemençenin kırsaldan kente inişinde bu televizyonun katkısı yadsınamaz. Şahıs olarak da ben...
- Sizin katkınız nedir?
Yumuşak geçişle kemençeyi geniş halk kitlelerine sevdirdim. Kemençeyi önce bağlamayla, daha sonra org gibi diğer enstrümanlarla buluşturdum. Davut Güloğlu, sahneye çıkmadan bana, �Nasıl yapayım abi?� dedi. Ona, �sakın takım elbise giyme, kravat takma; yırtık bir tişört ve pantolonla sahneye çık� dedim. Sonuçlarını gördünüz...
- Karadeniz�in geleneksel çalgısı kemençe; daha doğuda tulum var. Bağlama, özellikle sahilde hiç yok. Ancak iç kesimlerde ve yüksek yerlerde çalındığını biliyoruz. Siz bağlamayla Karadeniz�i temsil etmeye başladığınızda, tepki aldınız mı?
Erkan Ocaklı, kemençeyi sildi� diye çok üzerime gelinmişti. Bağlamasız türkü mü söyleniyor? Şimdi Karadeniz müziğinde her bir enstürüman var. Bağlama Türk müziğinin ana çalgısı. Kemençe ile bağlamayı yan yana getirebilmek başarıdır.
- Kemençenin Karadeniz�den başka mesela Yunanistan�da çokça çalınıp dinlenmesini nasıl açıklayacaksınız?
Yunanlılar�ın çalıp dinlediği kemençe değil, buzukidir. Kemençe, Karadeniz�den oraya gidenlerin çalgısıdır.
- Sizinle karşılaşınca mutlaka soracağım dediğim bir soru var aklımda: �Ula ula Niyazi� türkünüzdeki Niyazi, gerçek biri mi?
Evet, gerçek biridir, öldü tabii... Kokoş Niyazi, Maçka�da yaşayan Kapıköylü Kokoş Niyazi derlerdi ona... Onlar ilk gençlik zamanlarımızın tip adamlarıydı.
Kara kedi Şenol
- Bir gün her şeyi bırakıp Maçka�ya dönmeyi düşünüyor musun?
Hayır, asla! Gerek Maçka�da, gerekse asıl vatanım olan Artvin Arhavi�de yerimiz yurdumuz var ancak oralara dönme gibi bir niyetim yok.
- Aslen Artvinli�siniz? Laz�mısınız?
Evet. Annem de babam da mohdi idi. Ben de Lazca bilirim.
- Kazım Koyuncu da mohdi?
Evet, tanıyorum ama daha tanışmadık.
- Futbol ve Trabzonspor hiç konuşmadık. Halbuki sizin parladığınız yıllarda, Trabzonspor da ligin tozunu atıyordu. O yılları bir sanatçı olarak nasıl hatırlıyorsunuz?
Bak, o zamanın Trabzonspor�unun, ona buna yol vereyim diye bir düşüncesi olmazdı. Herkesi yenmek için sahaya çıkardı; ama içerde ama dışarda... Arafilboyu�nda rahmetli Cemil�e, �Naber he? Dün o golü nasıl yazamadun?� denmesinden korkardı. Futbolun son noktas neyse, Trabzonspor onu oynuyordu. Ne zamanki menfaatlerin çarpışma alanı haline geldi, işte bu bizi bitirdi...
- O dönemden hangi futbolcular yakın arkadaşınızdı?
Hüseyin Tok, Ali Kemal Denizci, Şenol Güneş... Şenol�a �Kara Kedi� derlerdi. Öyle karayağız bir panterdi.
- Mevcut Trabzonspor ne yapar?
Başkanı çok beğeniyorum, Trabzonspor�u yakışır biçimde temsil ediyor. Şenol Güneş�in dönüşü muhteşem bir olaydır. Kulüp, kendi çocuklarıyla birlik-bütünlük içinde hedefe ulaşacaktır.
- Kaçıncı sanat yılınız?
Otuz beş...
- Kırkıncı sanat yılınızda görkemli bir gala yapayım diye bir düşünceniz var mı?
Yok, gala dilencilik gibi geliyor bana. Halk kıymetimi bilsin yeter.
- Teşekkür ederim, bize vakit ayırdınız...
Ben teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar dilerim...
Spt- Erkan Ocaklı, Trabzonspor 1.Lig�e çıktığında Trabzonspor plağı yaptı. Trabzonspor adına yazılan ve bestelenen bu plak, bir anlamda ilklerden. Çünkü, Erkan Ocaklı�nın Trabzonspor plağı, ulusal anlamda seslendirilen ilk Trabzonspor türkülerini içeriyordu. İşte o plaktan:
�Yeşil sahaları yıktık uşaklar yıktık.
Yaşasın Trabzonspor, 1.Lig�e çıktık� dedik.
x
EZANLAR BİZİM İÇİN

Kara kara topraklar seni elimden aldı
Şimdi bana hatıra yırtık bir resmin kaldı
Bu kadar genç yaşında toprak olmayacaktın
Gönlüme doğan güneş ah sen batmayacaktın

Ezanlar bizim için okunuyor sevdiğim
Göz yaşım mezarıma dökülüyor sevdiğim

Bu kara topraklarda ah senmi yatacaktın
Sen benim tek gülümdün hani solmayacaktın
x
HAPİSHANE İÇİNDE

Hapishane içinde
Volta vuramıyorum
Aç kapıyı gardiyan
Burda duramıyorum

Hapishane içinde
Kara kara günlerim
Ne oldu bana dostlar
Niye böyle inlerim

Görüyorsun gardiyan
Dertlerim bini aştı
Aç kapıyı gardiyan
Ölüm vakti yaklaştı

Bırakın şu dünyada
Seven seveni alsın
Elveda kardeşlerim
Dünya sizlere kalsın

Munky
20-07-07, 18:28
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/94.gif
Evin İlyasoğlu
İstanbul'da doğdu.Yedi yaşında Marie Çobangil ile piyano derslerine başladı.1957-1963 yılları arasında İstanbul Belediye Konservatuvarı piyano bölümünde Özen Veziroğlu, Şerif Yüzbaşıoğlu ve Raşit Abet'in öğrencileri oldu. Öğrenciliği boyunca ve konservatuvardan ayrıldıktan sonra da özel olarak Ferdi Ştatzer ile piyano çalışmalarını sürdürdü.

1966 da Arnavutköy Amerikan Kız (Robert) Kolejinden Halide Edip Adıvar Edebiyat Ödülü ile mezun oldu. 1968 yılında, seçici kurul üyelerini Asım Bezirci, Berna Moran ve Mehmet Fuat'ın oluşturduğu Yeni Dergi Eleştiri Yarışmasında, Nazım Hikmet'in şiirini müziksel yönden incelediği Salkımsöğütün Türküsü başlıklı denemesi ile birincilik aldı. 1969 ile 1971 yılları arasında ABD Michigan Devlet Üniversitesinde Müzik Eleştirisi ve Karşılaştırmalı Müzik Tarihi seminerlerine katıldı. 1973 ile 1993 yılları arasında İstanbul Radyosunda açıklamalı Klasik Batı Müziği programları hazırlayıp sundu. Bu haftalık programlardan bazıları, Çağdaş müziğin Öncüleri, Yeni Tını Yeni Müzik, Mitolojiden Müziğe, Müzikte Etkileşim ve Bestecilerimizle Söyleşiler başlıklarını taşır. Çağdaş Müzikte Folklor adlı Radyo programları dizisi ile 1978 yılının Türk Dil Kurumu Radyo ve TV Dil Ödülü Õnü kazandı. 1982 ile 1992 yılları arasında TRT televizyonunda Müzikte Arayışlar, Müzik Söyleşileri, Müzik Dünyamızdan, Dünden Yarına Müzik gibi televizyon dizilerini hazırlayıp sundu. 1997 Habitat II Kapsamında İstanbul'un Müziği sergisini hazırladı.

1968'den bu yana Milliyet Sanat, Soyut, Somut, Türk Dili, Yeni Gündem, Sanat Dünyamız, Söz, Güneş, Cumhuriyet, Skylife, Vizyon, Kapris, Çalıntı, Albüm gibi birçok dergi ve gazetede eleştiri, inceleme ve söyleşi yazıları yer aldı. Halen Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlisi ve Cumhuriyet gazetesinin sürekli müzik yazarıdır. Prof. Dr. Eyüp İlyasoğlu ile evlidir ve Ekin adında bir kızı vardır

Diğer Kitapları

Yirmibeş Türk Bestecisi - Twentyfive Turkish Composers (Pan Yayıncılık, 1989) Müziğin Kanatlarında Söyleşiler (Pan Yayıncılık,1992) - İlhan Usmanbaş'a Armağan (Sevda Cenap And Vakfı Yayınları, 1994) - Zaman İçinde Müzik-kitaba ekli 10 adet kompakt disk ve kaset örnekleriyle-(Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık 1994, beşinci baskı 1998) - Cemal Reşit Rey Müzikten İbaret Bir Dünyada Gezintiler - kitaba ekli iki kompakt disk-(Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık,1997) - Galatasaraylı Besteciler -kompakt disk ile- (İyi Şeyler/ Müzikotek, 1997) - Necil Kazım Akses Minyatürden Destana Bir Yolculuk - kitaba ekli iki kompakt disk-(Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, 1998) - Çağdaş Türk Bestecileri - Contemporary Turkish Composers (Pan Yayıncılık, 1998)

Basında Evin İlyasoğlu

Ulaşılması her açıdan zor olan bir müziğin gazeteciliğini yapmak, konuyu incelemek, kitapları yayımlamak da bir o kadar zor olsa gerek. Evin İlyasoğlu, bu konuda gerçek bir misyoner.Konuyu müthiş bir titizlikle incelediği gibi, inanılmaz bir çalışkanlıkla sık sayılabilecek aralıklarla eserler yayımlıyor. Metin Solmaz, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki. (8/10/1998)

İlyasoğlu'nun kitapları, cumhuriyet döneminde müzikte yapmaya çalıştığımız kalkınmanın aşamalarını ve yetiştirdiğimiz sanatçıları gün ışığına çıkarmaktadır... Önder Kütahyalı, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki. (8/10/1998)

Evin İlyasoğlu, bestecilerin sadece müzik dünyalarıyla ilgilenmiyor, onları toplum içinde herhangi bir kültür savaşçısı olarak görüyor.Yeşim Nur, Yeni Yüzyıl Gazetesi (7/10/1998)

Munky
20-07-07, 18:29
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1780.jpg
Feyzullah Çınar ( 1937)- (1983)
Feyzullah Çınar 1937 yılında Sivas Çamşıhı'nın Çamağa Köyü'nde doğmuş; tam beş yaşındayken almış eline bağlamayı... Şeyh Ahmet Yasevi'nin soyundan gelen ozan. Pir Sultan Abdal'ı, Kaygusuz'u, Virani'yi dinleyerek büyür; 14-15 yaşlarında ise iyi saz çalip, türkü söyleyen bir kişidir artık.

Anadolu'nun o aman vermez çileli yaşamından büyük kente, İstanbul'a gelmesiyle başlayan zorlu yaşam öyküsü O'nu sazıyla daha da yakınlaştırmıştır. İstanbul'da girdiği işler doyurmaz aşığı, O gönlündeki aşkı. toplumsal çelişkileri paylaşmak ister diğer insanlarla. Tam da bu sırada birlikte olduğu dostları Feyzullah Çınar'a bir plak yapmak isterler.

Plağın bir yüzü Agahî Baba'nın "Fazilet" adlı deyişi, diğer yüzü Malatyalı Esirî'nin Şah Hüseyin'e mersiyesi... Yıl 1966; o yıllarda Alevi deyişlerini çalıp söylemek pek çok açıdan zor. Ama koca Çınar durur mu? Aldı mı sazı eline, vurdu mu sazın teline söyler Pir Sultan'dan, Viranî'den, Kul Himmet'ten... işte o gün bu gündür ait olduğu kültürün o güzel ürünlerini altmıştan fazla plağa okumuştur ozan.

İrene Melikof ile Fransa
1969 yılında Fransa'ya giden Çınar, Alevi-Bektaşi kültürü ve müziği üzerine Irene Melikoff'la birlikte konferanslara katılır, konserler verir. Bir çok Avrupa ülkesinde radyo programlarına katılır. Ozanın Fransa Radyo Televizyoncu ve Unesco tarafından iki long-play'i yayınlanır.

Feyzullah Çınar, Alevi-Bektaşi ozanlarının içinde kırsaldan kente göçmüş, ancak geleneksel kültüründen hiç bir şey yitirmeden sanatını uygulamış ender kişilerden biridir. O geleneksel kültürünü yaşatarak içinde bulunduğu toplumun sorunlarını dile getiren bir ozandır. O'nun sanat yaşamına baktığımızda koca Çınar'ın yine bir başka çınarın izinden gittiğini görürüz...
Pir Sultan Çizgisinde

Bu kişi Pir Sultan Abdal'dan başkası değildir. Pir Sultan'ı ve Pir Sultan geleneğini kendine kılavuz seçmiştir. O sazının telinden dökülen melodiler bin yıllık geleneğin sözcüsü gibidir.

Pir Sultan deyişlerini sanki Çınar seslendirsin diye yazmıştır. Çınar deyişleri, öylesine yüksek bir sanat gücüyle icra eder, ve dilinden dökülen her sözün anlamı müzikle öylesine bütünleşir ki, yüzlerce yıllık Alevi kültürü ile binlerce yıllık Anadolu kültürlerinin sentezinden doğan bir ses çakılır kulaklarımıza. Feyzullah Çınar usta malı söyler deyişlerini. Yedi kutuplardan en çok Pir Sultan Abdal, Virani, Kul Himmet ve Hatayi'nin deyişlerini çalar ve okur. Geçmişle günümüz arasındaki köprü görevini üstlenmiş o ozanların işlevini Çınar'da da görürüz. Bu bakımdan günümüz ozanlarının deyişleri de O'nun için diğerleri kadar önemli, hatta kutsaldır. Kul Ahmet, Sefil İbrahim, Celalî kendi döneminin toplumcu ozanlarıdır ve bunların deyişleri Çınar'ın dilinde ve telinde ustaca yorumlanır. Feyzullah Çınar 1960'lı ve 70'li yılların toplumsal açıdan çileli, karamsar, tehlikeli ortamı içinde ozanlık yapmaya çabalar. Türkiye'yi bir uçtan diğer uca dört kez dolaşır. Halkına umut verir, yüreklendirir onları. Toplumcu deyişleri seslendirdiği için hapse atılır. Ancak yine söyler, yine çalar sazım...

1983 yılında daha 46 yaşındayken Çınar yaşama gözlerini kapatır. Ancak onun sesi bu toprağa gönül vermiş dostlarının kulağında yaşamaya devam ediyor.

Bazı türküleri : Siyah saçlarından hatem yüzlerin, Bu yıl bu dağların karı erimez, Geldim şu alemi ıslah edeyim....

Munky
20-07-07, 18:29
Gül Ahmet Yiğit ( 1955)
Gül Ahmet Yiğit (Aşık Gül Ahmet)
1955 yılında Gaziantep İlimizin İslahiye İlçesi'ne bağlı Feyzi Paşa bucağında doğdu.İlk ve orta okulu Fevzi Paşa'da, tamamlayan Gül Ahmet İskenderun Ticaret Lisesi öğrencisi iken aşık olur. İlk şiirlerini Lise öğrencisiyken söyler. Daha sonra aldığı saz ile arkadaş olur. Soyu Kayseri Pınarbaşı Afşarlarından Kerimoğlu adıyla tanınan aşirettir. Derviş Paşa iskanında Gavurdağı'nı yurt tutmuşlar, burada aynı adla anılırlar. Bu arkadaşlık sürerken liseyi bitirir. Hatay Eğitim Enstitüsüne kayıt olur. Mezun olduktan sonra öğretmenlik mesleğine atılır.

Aşıklıkta ilk sesini 1975 yılında Konya'da yapılan Türkiye Aşıklar Bayramında duyuran Gül Ahmet, halk edebiyatının her dalında usta bir aşık olduğunu ispatlamıştır. Gül Ahmet Konya'da çeşitli dallarda birincilikler almış bir olarak 1981 yılında katıldığı Atatürk'ün 100. doğum yılı adına T.R.T nin yarışmada ikinci olmuştur. Yurdumuzu Almanya ve Hollanda'da temsil etmiş ayrıca Kıbrıs Harekatının 10. yıl kutlamalarında Nuri Şahinoğlu ile birlikte ülkemizi temsil etmiştir. Mizahi Türkü dalında da şöhret yapan Gül Ahmet cidden güzel sazı ve sesi ile beğenilen bir aşığımız olarak yurdun çeşitli yörelerinde yapılan festival ve törenlere katılmaktadır. Evli, bir oğul ve bir kız sahibi olan aşığımız halen İskenderun Karayılan kasabası Canova İlkokulu Müdürlüğü görevini sürdürmektedir.

Munky
20-07-07, 18:30
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/226.jpg
Hacı Arif Bey ( 1831)- (1885)
1831 yılında İstanbul'da Eyüp semtinde doğdu. Eyüp Şeri'ye Mahkemesi Başkâtibi Bekir Efendi'nin oğludur. Daha ilköğrenimi sırasında güzel sesiyle dikkati çekti. Kendisiyle önce Zekâi Dede ilgilendi ve onu besteci Eyyubî Mehmed Bey'e götürdü. Arif Bey ilk musiki zevkini, bilgisini Mehmed Bey'den aldı. Altı yaş büyüğü olan, geleceğin değerli bestecisi Zekâî Efendi, onu hocası Dede Efendi'yle tanıştırdı; musikiye karşı büyük yeteneği olduğunu Dede Efendi de görmüştü. Arif Bey 1844'te Mehmed Bey'in yardımıyla Bab-ı Seraskeri'ye memur olarak girdi. Bir yandan çalışıyor, bir yandan da musikiye vakit ayırıyordu. Bir süre Mehmed Bey'in Muzika-yı Hümayun'daki derslerine dışardan devam etti. Çok geçmeden sesinin güzelliğini haber alan Sultan Abdülmecid Han onu Muzika-yı Hümayun'a aldırdı. Saray'daki musiki hocası besteci Haşim Bey'dir. Haşim Bey'den çok yararlandı, ondan yüzlerce eser öğrendi. Okuyuş üslubunu da ondan aldığı söylenir.

Abdülmecid Han, Arif Bey'e Saray'da büyük yakınlık gösterdi; onu "kurena"lık (mabeynci) rütbesine kadar yükseltti, dördüncü Mecidî nişanıyla ödüllendirdi. Arif Bey haremdeki cariyelerin musiki hocalığı görevini de yürütüyordu. Bu dersler sırasında Çeşm-i Dilber adlı bir cariyeye âşık oldu. Padişahın izniyle Çeşm-i Dilber'le evlenerek Saray'dan ayrıldı. İki çocukları oldu. Ama bu evlilik yürümedi Çeşm-i Dilber, çocuklarını Arif Bey'e bırakarak bir tüccarla evlendi. Arif Bey, "Niçin terk eyleyip gittin a zalim", "Düşer mi şanına ey şeh-i hûban" dizeleriyle başlayan kürdilihicazkâr şarkılarını terkedilmenin acısı üzerine besteledi.

Bir süre sonra Abdülmecid Han tarafından "serhanende" olarak yeniden Saray'a alındı, gene haremdeki musiki dersleri hocalığıyla görevlendirildi. Besteci bu kez gene bir cariyeye, Zülf-i Nigâr Hanım'a âşık oldu. Bu olay Saray'da duyulur duyulmaz, Abdülmecid Han onları evlendirdi. Zülf-i Nigâr'ın kısa bir süre sonra veremden ölmesi, besteciye yeni bir acı kaynağı oldu. "Olmaz ilaç sine-i sadpareme" ve "Kemer çehre peri rû tende cânımsın-Nigârım dilberim ruh-i revanım" şarkıları bu acının ürünleridir.

İkinci kez evlenirken de Saray'dan ayrılan besteci, yeniden Saray'a dönmek istiyordu. 1861'de Abdülmecid Han ölmüş, yerine kardeşi Abdülaziz Han tahta çıkmıştı. Arif Bey, besteci Rıfat Bey'in yönetimindeki Saray Fasıl Topluluğu'na "serhanende" olarak alındı; ayrıca gene cariyelerin musiki hocalığıyla görevlendirmişti. Onu iki kez evliliğe götüren bu görev, üçüncü kez de aynı sonucu verdi. Arif Bey bu kez Pertevniyal Valide Sultan'ın nedimelerinden Nigârnik Hanım'a âşık oldu. Musiki dersleri sırasında doğan bu ilişki de, padişah ile valide sultanın uygun görmesiyle, evlilikle sonuçlandırıldı.

Ömrünün sonuna kadar Nigârnik Hanım'la evli kalan Arif Bey'in Saray'daki bu üçüncü görevi on yıl sürdü. Ününün artık doruğundaydı. İstanbul'un musiki çevrelerinde, konaklarda, özel meşkhanelerde yapılan musiki toplantılarında en çok aranan sanatçıydı. 1871'de tekrar Saray'dan ayrıldı. Şura-yı Devlet'te, Beykoz Aşar müdürlüğünde beş yıl memur olarak çalıştı. Sultan Abdülaziz'in ölümünden sonra Muzika-yı Hümayun'da girişilen tasfiye sonucu Arif Bey de açığa alındı. V. Murad'ın üç aylık padişahlığından sonra Sultan II. Abdülhamid Han tahta çıktı. Besteci uzun bir süre işsiz kaldı, geçim derdine düştü. Zincirlikuyu'da bir çiftlik evine çekilip çevreden koptu. Bu sırada 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı (93 Harbi) patlak verdi. Arif Bey savaş yıllarını çiftlikte geçim sıkıntısı içinde geçirdi.

Savaş bittikten sonra Osmanlı Sarayı bestecinin yokluğunu yeniden hissetmeye başladı. Arif Bey'in içinde bulunduğu durum Abdülhamid Han�a iletildi. Bunun üzerine besteci yeniden Saray'da görevlendirildi. Hacı Arif Bey'in öğrencilerinden besteci Levon Hancıyan'ın anlattığına göre, Saray'a alınışı şöyle olmuştu: İran şahı Nasıreddin, eserlerini çok beğendiği Arif Bey'i İran Sarayı'na davet eder, padişahtan da besteciye izin verilmesini rica eder. Türk musikisinden öteki padişahlar kadar zevk duymamakla birlikte, Arif Bey'in şarkılarını seven Abdülhamid, şaha bestecinin Saray'dan ayrıldığından haberi olmadığını söyler ve onu yeniden Saray'a aldırır. Arif Bey bu arada Şirazlı Hafız'ın bir gazelini besteleyerek, İstanbul'a gelen şaha sunar. Eseri çok beğenen şah, besteciyi bir nişanla ödüllendirir.

Muzika-yı Hümayun'da dördüncü kez görevlendirilen Arif Bey'e kolağası rütbesi verilir, ama bu ona göre küçük bir rütbedir. Arif Bey önceki padişahlardan gördüğü ilgiyi Abdülhamid Han�dan göremediği vehmiyle huzursuz olur. Sarayın eski canlı havası da kaybolmuştu; siyasi durum gittikçe gerginleşmekteydi. Abdülhamid'den umduğu yakınlığı görmeyen besteci, kimi zaman Zincirlikuyu'daki eve çekilerek sade bir yaşayışın verebileceği mutluluğu aradı, kimi zaman da padişahla çatışmayı göze alan davranışlarda bulundu. Abdülhamid'in "Şu şarkıyı oku", diye verdiği bir emre karşı, mabeynciye, "ben onun babasından çok saygı gördüm." Bana, "Şu şarkıyı oku" diye emir veremez. Sanatta padişah iradesi geçerli değildir. Cevabını vermesi üzerine, Saray'da hapsedildi. Elli gün sonra, nihavent makamındaki "Ahteri düşkün garibim, âşık-ı avareyim" şarkısını besteledi. İlk dizedeki "yıldız" anlamına gelen Farsça "ahter" kelimesi "talii düşkün" biçimine dönüştürülerek şarkı Abdülhümid Han�ın huzurunda okundu. Eseri çok beğenen padişah, besteciyi bağışladı.

Arif Bey ölünceye kadar Muzika-yı Hümayun'daki derslerine devam etti. 1885 İstanbul'da öldü. Yahya Efendi Dergâhı mezarlığına gömüldü.

Şarkı formuna yenilik getirdi

Hacı Arif Bey Türk musikisinin en büyük bestecilerinden biridir. Klasik dönem bestecilerinin pek kullanmadıkları şarkı formuna yepyeni bir kimlik kazandırmış, bir şarkı bestecisi olarak yeni bir çığır açmıştır. Arif Bey'den sonra "şarkı", bestecilerin en çok işledikleri form olmuştur. Arif Bey klasik formlarda birkaç eser besteledikten sonra başarılı olamadığını görerek doğrudan doğruya şarkı besteciliğine yönelmiştir.

Eski şarkılar arasında, şarkı formuna ya da formun farklı türlerine örnek gösterilebilecek kuruluşta eserlerin sayısı az değildi, ama şarkı formlarının kesin kurallara bağlanması ilk kez Arif Bey'in eserleriyle gerçekleşebilmiştir. Arif Bey kendisinden sonraki şarkı bestecilerini bu yolda etkilemiş, böylece şarkı kesin biçimini almıştır.

Kürdilihicazkâr makamı

Hacı Arif Bey hiçbir zaman tekdüzeliğe düşmez; hemen her şarkısına yeni bir renk katmasını bilir, kullandığı makamın o zaman kadar işlenmemiş bir yönünü yakalar. Sekiz zamanlı üç vuruşlu "müsemmen" usulü onun buluşudur. Türk aksağını çok başarılı bir biçimde kullanır. Şarkılarında beste ile güfte tam bir bütünlük içindedir. Kürdilihicazkâr makamını da Arif Bey oluşturmuştur.

Nota bilmezdi ama

Hacı Arif Bey bütünüyle Türk musikisinin sözlü öğrenim geleneği içinde yetişmiş bir besteciydi. Nota bilmiyordu, herhangi bir saz da çalmazdı. Ama çok güçlü bir hafızası vardı, bini aşkın eser ezberindeydi. Çok iyi bir okuyucuydu. Şevki Bey, Levon Hancıyan, Zati Arca gibi öğrenciler yetiştirdi.

Arif Bey Mecmua-i Arifi adlı bir de güfte derlemesi yayınladı; bu derlemede sanatçının kendi şarkıları da vardır.

Bine yakın eser bestelediği söylenir, ancak 337 parçası notalarıyla günümüze kalmıştır. Bunun 327'si şarkı, 10'u öteki formlardaki eserlerdir. Bu 10 eserin de altısı ilahi, biri tevşih, biri durak, biri beste, biri de yürük semaidir.

Munky
20-07-07, 18:30
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/95.gif
Hasan Cihat Örter ( 1958)
Gitarist, kompozitör ve aranjör Hasan Cihat Örter 1958 yılında İstanbul'da doğdu. Enstrüman çalmaya keman ile başladı. Daha sonra mandolin, piyano ve bas gitar çalmayı öğrendi. Amcası (Buzuki Erol) sayesinde buzuki ile de tanışan Örter'in bütün bu enstrümanları çalabilmesi, başarılı kompozisyonlara imza atmasını sağladı.

İlk gitar derslerini 1968-1973 yılları arasında Antonio Doumezitch'den alan Örter, ilk orkestrasını ortaokulda kurdu. Bir süre düğün salonları ve gece kulüplerinde standart jazz çaldı. Yurt dışında birçok orkestrada lead gitar çalan ve bu gruplarda live müzik yapan Örter bu deneyimlerinden çok şey öğrendi.

1976 yılında Correspondance of Scolarship ile imtihanı kazanıp Amerikaya Boston Üniversitesi Berkle Music Academi ye gitti. Kompozisyon ve Bestecilik bölümünü 4 yıllık okulu 2 yılda üstün derece ile bitirdi.

1979 yılında Belcika Kraliyet Liege Müzik Okuluda Türk Müziği üstüne Mastır ve Doktora yaptı.

Eurovision ve festival orkestraları ile stüdyo kayıtlarında uzun süre çalışan Hasan Cihat Örter, beşyüze yakın resital verdi ve çeşitli ödüller aldı.

Hasan Cihat Örter, kurulduğundan beri (1989) İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kent Orkestrasının üyesidir. 1995 yılı başlarında Modern Folk Üçlüsü ile tanışmış ve birlikte ilk konserlerini Amerika'da Houston Festivali'nde vermişlerdir.

Bine yakın kompozisyona imza atan Hasan Cihat Örter 1994'te Anatolian Folk Music adıyla ilk albümünü çıkarmış, bu albümde Uzun İnce Bir Yoldayım, Hekimoğlu, Burası Muştur gibi Anadolu ezgilerini klasik gitara uyarlamıştır. Bu albüm klasik ve akademik anlamda çok sesli Türk müziğinin son yıllardaki en önemli eserlerinden biri kabul edilmiştir.

1995'te yaptığı ikinci albümü "Kadının Senfonileri" son derece farklı ve özgün bir çalışmadır. "Kadını erkek daha iyi anlatır" tezinden yola çıkarak hazırladığı "Kadının Senfonileri"; çoluğunu çocuğunu sabah evde bırakıp işine koşan, kendini yetiştirmiş çalışan-üreten kentli kadının yaşamını yansıtan temalardan oluşuyor. Örter, albümde new age tarzının içinde jazz, pop, hard rock ve klasik kullanarak tüm bu türleri içeren bir fusion yapmıştır.





Bugüne kadar Uluslararası bir Müzik Sanatçısı olarak 14 Albüm ve 6 kitabı var.

Munky
20-07-07, 18:31
Hikmet Şimşek ( 1924)- (12.10.2001)
1924'te Siirt'in Pervari ilçesinde doğdu. Müziğe ilgisi nedeniyle 1946 yılında Harbokulu'ndan ayrılarak Ankara Devlet Konservatuvarı'nın kompozisyon bölümüne giren Hikmet Şimşek, E. Zuckmayer ve Ferit Alnar ile çalıştıktan sonra Adnan Saygun'un öğrencisi oldu. 1953'te mezun olan ünlü sanatçı aynı konservatuvara öğretmen olarak atandı. Konservatuvar orkestra ve korosunu yöneterek şefliğe ilk adımını atan Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nı (CSO) başarılı bir şekilde yönetince dikkatleri üzerine çekti ve yurt dışına kursa gönderildi. 1959 yılında yurda dönünce de CSO'ya yardımcı şef olarak atandı. 25 yıla yakın bir süre boyunca CSO'daki şeflik görevinin yanı sıra, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda öğretmenliğe de devam etti.

Türkiye'de büyük çoğunluk onu pazar günleri TRT 1 ekranında yönettiği 'Pazar Konseri' ile tanıyordu. Şimşek'in bu konserlerinin en önemli özelliklerinden biri de çalacağı parçaları seyircilere anlatmasıydı. Bu onun kişiliğinin adeta bir göstergesiydi. Yaşamı boyunca çocuklardan büyüklere kadar her yaş grubuna müziği anlattı, icra etti.

Hikmet Şimşek sadece klasik müziğin Türkiye'de yerleşmesine katkıda bulunmamış, Türk besteci ve sanatçılarının yurt dışında da tanınmalarını sağlamıştı. Onların eserlerini yurt dışındaki orkestralarla icra etmiş ve plak kayıtlarını yapmıştı.12 Ekim 2001 tarihinde öldü.

HAKKINDA YAZILANLAR

Efsane Şef Veda Etti
Hürriyet 13 Ekim 2001

1924 yılında Siirt'te doğan, tüm Türkiye'ye klasik müziği sevdiren Şimşek, yurtdışında plak kaydı yapan ilk Türk orkestra şefiydi.
Ünlü orkestra şefi, Devlet Sanatçısı Hikmet Şimşek dün yaşamını yitirdi. Beynindeki tümör nedeniyle bir süredir rahatsız olan sanatçı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi'nde tedavi görüyordu.


SANAT SERVİSİ

Ölümü, herkesi üzdü hizmetleri unutulmaz

Gürer Aykal (Şef):


Türkiye'ye her alanda yaptığı hizmetler hiçbir zaman unutulmaz. Özellikle müzik eğitimine genç yaşından son günlerine kadar sürekli yaptığı katkılar ileride meyvesini verip onun huzur içinde yatmasını sağlayacaktır. Bütün müzikseverlere, müzisyenlere baş sağlığı diler, ailesine üzüntülerimi içtenlikle paylaştığımı bildirmek isterim.

Bestecilerimizi yüreklendirdi

Cem Mansur (Şef): Türk bestecilerinin dünyaya duyrulmasında çok önemli bir yeri vardı. Onların eserlerini yurt dışında seslendirdi, plak yaptı. Şu an Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile konser vermek üzere Bandırma'da bulunuyoruz. Bütün orkestra büyük bir üzüntü içinde. Kendisini çok fazla tanıma fırsatım olmamıştı ama yaptıklarını yakından izliyordum. Çok büyük bir kayıp.

Plak yapan ilk şef

Hikmet Şimşek klasik müzik alanında bir çok ilki başaran müzikçilerden biriydi. Türkiye'deki ilk müzik festivallerini yönetti. Evrensel müziğin yurt alanına yayılmasında öncülük ederek Ankara Radyosu Oda Orkestrası ile Çoksesli Korosu'nun ve televizyon müzik bölümünün kurulmasına hizmet etti. Bu kuruluşlarda iki yıl süreyle yöneticilik yaptı.

Hikmet Şimşek, İzmir, Çukurova ve Bursa Devlet Senfoni Orkestraları'nın da kuruculuğunu üstlendi. Sanatçı, çağdaş, evrensel Türk müziğinin gönüllü misyoneri olarak yurtiçinde sunduğu bini aşkın konser, radyo ve televizyon programlarının yanı sıra, yurtdışında yönettiği 200 kadar konserin büyük çoğunluğunda bu eserlerin tanınmalarını sağladı. Şimşek, Türkiye'deki birçok ilk etkinliğin yanı sıra, yurtdışında plak kaydı yapan ilk Türk orkestra şefiydi. Hikmet Şimşek, ressam Nihal Şimşek ile evliydi.

Munky
20-07-07, 18:31
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/96.jpg
Hüseyin Saadettin Arel ( 1880)- (06.05.1955)
1880 yılında İstanbul'da doğdu.Besteci, yazar, avukat, Osmanlı Devlet Şurası Başkanı, Türk Filarmoni ve Türk Hukukçuları Derneklerinin kurucusudur. H.Sadettin Arel; Kazasker Mehmet Emin'in oğlu, Sadrazam N.Abdurrahman Paşa'nın damadıdır.1906 tarihinde Hukuk Fakültesi�ni birincilikle bitirdi.Şehbal dergisini çıkardı(1908).Şurayı Devlet Tanzimat Dairesi Reisliği ve Adliye müsteşarlığı�nda bulundu.Uzun süre avukat olarak çalıştı.Türk Musiksine ait bir çok ders kitabı yazdı.3 binden fazla eser besteledi.6 Mayıs 1955 yılında İstanbul'da öldü.

Kaynak:

1)Bütün Dünya Yıllığı 1957

2)İstanbul�da Gömülü Meşhur Adamlar M.Orhan Bayrak

Munky
20-07-07, 18:31
İbrahim Rauf Terzi
HAKKINDA YAZILANLAR

BİR TÜRKMEN SANATÇISI

Sayın İbrahim bey sizi tanıyabilir miyiz ?
Adım İbrahim Rauf TERZİ, 1945 Kerkük Avcılar mahallesinde doğdum, evli iki oğlan bir kız babasıyım, büyük oğlum TURAN küçük oğlum MURAT ve kızım GÜNEŞ.
Şuanda Danimarka Arhus şehrinde yaşıyorum.

Sanat hayatınıza ne zaman ve nasıl başladınız ?
1962 senesinde amatör olarak Kerkük şehrinde şarkı söylemeye başladım sonra 1966�da Bağdat Türkmence Radyosunun sınavunu kazanarak resmen sanatçı kimliğine sahip oldum, ilk okuduğum şarkıysa YAKAR BENİ BU AYRILIK KÜL EDER olmuştur.

Ne zaman Kerkük�ü terk ettiniz ?
21.4.1981 tarihinde Kerkük�ten Kıbrıs�a gittim oraya yerleşemeyince Türkiye�ye yerleştim, 10 sene sonra 13.9.1991�de Danimarka�ya yerleştim.

Şimdiye kadar kaç şarkı okudunuz ?
100�ün üstünde şarkı okudum.

Okuduğunuz şarkıların sözleri kime aittir ?
Şimdiye kadar 46 şairin yazdıkları şiirleri okudum bunlardan bir kaçının isimlerini sayabilirim :
Esat Naip, Salah Nevres, Mehmet İzzet Hattat, Felek Oğlu, Reşit Ali Dakuklu, Nesrin Er bil, Necmettin Esin, Fahri Er savaş, Mehmet Hulusi, Cemil Oğuz yücel, Yavuz Türk can.............

Seve seve okuduğunuz ve sizi etkileyen şarkınız hangisidir ?
SENİ DUŞMANLARA TERKETTİK DİYE KALBİM YILLAR YILI KAN AĞLAR KERKÜK.

Hangi şarkınız en fazla tutuldu ?
YAR ADINA sözü Salah Nevrese bestesi Muhammed Rauf�a aittir.

Okuduğunuz şarkıların arasında söz ve müziği size ait olan var mı ?
Evet, söz ve müziği bana ait olan yaklaşık 10 şarkım var en son eserimde IRAK TÜRKMEN CEPHESİ adlı marş türüdür.

Kerkük�ten sonra sanat hayatınızı nasıl devam ettirdiniz ?
Kıbrıs Bayrak Radyosu ve Türkiye radyolarında pek çok şarkı ve hoyratlar okumuşum, ayrıca özel Türkiye ziyaretlerimde bir kaç mani kayıt etmiştim örneğin : 1975 senesinde TRT Ankara radyosunda 6 şarkı, 1977�de Ankara radyosunda 4 mani, 1978�de İstanbul Radyosunda 5 mani, 1981�de Kıbrıs radyosunda 12 şarkı ve 1981�den bugüne kadar İstanbul radyosunda 24 mani kayıt etmişim.

Türkiye televizyonlarında şarkı okudunuz mu ?
Evet, 8 çeşitli Türk TV kanallarında şarkı okudum.

Türkiye�de kaset yaptınız mı ?
Evet, 2 kaset

Kaset ve Radyo dışında Türkiye�de başka faaliyetler yaptınız mı ?
Evet, özel geceler yaptım ve bir çok önde gelen Türk şarkıcılarla bazı gecelere katıldım, isimlerinden bir kaç tane sayabilirim : Nuri Sesi güzel, İbrahim Tatlı ses, İclal Ak kaplan, Eyüp Oyanıkoğlu, Hüsamettin Subaşı, Mehmet Özbek, Abdurahman Kızılay, İzzet Altınmeşe, Yıldız Tezcan ve bir çok mahalli şarkıcılar.

Peki Danimarka�da sanat hayatınız nasıl devam ediyor ?
1991 senesinden beri müzikle meşgulüm, yaklaşık 60 Mani ve Hoyrat yaptım, ayrıca oğlum Turan�ı iyi bir müzisyen ve şarkıcı olmasına yardımcı oldum.

Danimarka Radyo ve televizyonlarında faaliyetiniz oldu mu ?
Evet, bir kaç defa.

Şimdi neyle meşgulsünüz ?
1998 Mart ayından beri Arhus Türkmen Radyosunun hazırlayıp ve sunucusuyum , kızım ve oğlanlarımın yardımlar ile Haftada 3 saat yayın yapıyoruz.

Son soru, bir sanatçı olarak hayatınızdan razımısınız ayrıca tekrar hayata gelirseniz ne olmak istersiniz ?
Evet razıyım, tekrar hayata gelirsem Terzi olduğuma rağmen yine Türkmen ses sanatçısı olmak isterim çünkü Türkmen milletine hizmet etmekten doymamışım.

Muhammed Samad
Danimarka / 20.04.2003

Munky
20-07-07, 18:32
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/97.gif
İlhan Kemal Mimaroğlu ( 11.03.1926)
(d. 11 Mart 1926, İstanbul ), ABD' de gerçekleştirdiği elektronik ve somut müzik yapıtlarıyla ünlenen besteci. Mimar Kemaleddin Bey'in oğludur. 1949'da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Öğrenimi sırasında Ulus gazetesinde müzik yazıları yazdı. (1946-47); 1955'te ABD'deki Columbia Üniversitesi'nin lisansüstü bölümüne girerek elektronik müziğin öncülerinden Vladimir Ussachevsky ile Edgard Varese'den ders aldı. Ayrıca müzikoloji, müzik tarihi ve opera yönetimi derslerini izledi. 1959'da ABD'ye yerleşerek Amerika'nın Sesi radyosunda çeşitli programlar hazırladı. Bu arada zaman zaman Türkiye'de de konferanslar verdi. 1963'te Columbia-Princeton Elektronik Müzik Merkezi'ne bağlı besteciler arasına girdi ve burada ders vermeye başladı. Yalnızca elektronik aygıtlarla üretilmiş sesleri değil, doğadan kaydedilmiş sesleri de işleyen Mimaroğlu, bu yeni müzik türünün yaygınlaşabilmesi için konserlerde yalnızca son bir yıl içinde bestelenmiş yapıtların sunulmasını ve belli çevreler dışında geleneksel orkestra müziğinin çalınmamasını savunmaktadır. Birçok bestesinde ünlü çağdaş ressamların tablolarını "seslerle yorumlamaya" çalışmıştır. Müzik eleştirmenlerince dramatik elektronik müziğin yaratıcısı olarak gösterilen Mimaroğlu'nun besteleri arasında Pieces sentimentales (1957; Duygusal Parçalar), Le tombeau d'Edgar Poe (1964, Edgar Allan Poe' nun Mezarı), Intermezzo (1964), Bowery Bum (1964), Agony (1964; Can Çekişme), White Cocokatoo (1966; Beyaz Kakadu), Preludes for magnetic tape (1966; Magnetik Bant için Prelüdler), Anacolutha: Encounter and Episode II (1966; Anlam kopukluğu: Karşılaşmak ve Epizod II), Piano Music for Performer and Composer (1967; Seslendirici ve Besteci için Piyano Müziği), Wings of the Delirious Demon (1969; Çılgın Şeytanın Kanatları),Music Plus One (1970; Müzik Artı Bir), Sing Me a Song of Songmy (1970; Bana Şarkının Bir Şarkısını Söyle), Hyperboles (1971; Hiperboller), Provocations (1971; Kışkırtmalar), Tract (1972), Music for Jean Dubuffet's " Coucou Bazar" (1973; Jean Dubuffet'nin "Coucou Bazar'ı İçin Müzik), To Kill a Sunrise (1974; Gündoğumunu Öldürmek) sayılabilir. Ayrıca Caz Sanatı (1958), Onbir Çağdaş Besteci (1961), Müzik Tarihi (1961, 1990) ve Günsüz Günce (1989) gibi Türkçe kitapları vardır. (AnaBritannica, c. 23

Munky
20-07-07, 18:32
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1896.jpg
İsmail Türüt
GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

İsmail Türüt'e silahlı saldırı
Hürriyet 14 Mayıs 2001

Türkücü İsmail Türüt, tavernada programı sırasında, silahla ayağından vuruldu. Saldırıyı gerçekleştiren Tolga Bilgi adlı kişi daha sonra yakalandı.

Tarabya'da bulunan ''Sevillanas'' adlı tavernada sahneye çıkan İsmail Türüt, saat 01.30 sıralarında tavernaya gelen sir kişinin tek el ateş etmesi sonucu ayağından yaralandı.

Olay sonrası İstinye Devlet Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi edilen Türüt, yakınları tarafından basın mensuplarına gösterilmeden hastaneden götürüldü.

Polis saldırganı bugün öğleden sonra yakalandı. Saldırganın, 'Arto' takma adını kullanan Harutyun Dalga'yı yaralamak suçundan tutuklu yargılanırken kısa süre önce tahliye olan Tolga Bilgi olduğu belirlendi.

Soruşturmayı yürüten Asayiş Şubesi Cinayet Büro Amirliği ekipleri, Bilgi'yi silahıyla birlikte yakalayarak gözlem altına aldı.

Gayrettepe'deki Cinayet Büro Amirliği'ne getirilen Bilgi gazetecilerin, ''İsmail Türüt'ü neden vurdun'' sorusunu, ''Sanatçılar fazla konuşmamalı'' diye yanıtladı.

Polis yetkilileri, Bilgi'nin olayı tek başına yaptığının belirlendiğini kaydettiler.

'ARTO'NUN VURULMASI

Sahnede 'Arto' takma adını kullanan şarkıcı Harutyun Dalga, 24 Eylül 2000 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu bacağından yaralanmıştı.

Olaydan sonra yakalanan ve ''Ateşli silahla adam yaralamak'' suçundan 5 ile 11 yıl 3 ay arasında hapis cezası istemiyle İstanbul 1.Asliye Ceza Mahkemesi'nde tutuklu olarak yargılanan Tolga Bilgi, 27 Mart 2001 tarihli duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmişti.

Munky
20-07-07, 18:33
Karacaoğlan
(17. Yy.)Türk halk şairi. Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açmıştır. 1606' doğduğu, 1679'da ya da 1689'da öldüğü sanılmaktadır. Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur. Bugüne değin yapılan inceleme ve araştırmalara göre 17.yy'da yaşamıştır. Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür. Bazıları Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğunu söylerler. Gaziantep'in Barak Türkmenleri de, Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendi aşiretlerinden sayarlar. Bir başka söylentiye göre Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir. Batı Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşireti onu kendinden sayar. Mersin'in Silifke, Mut, Gülnar ilçelerinin köylerinde, o yöreden olduğu ileri sürülür. Bir menkıbeye göre de Belgradlı olduğu söylenir. Bu kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova'da doğup, yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır. Adı bazı kaynaklarda Simayil, kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer. Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova'da derebeyi olan Kozanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı. İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü, Bursa'ya, hatta İstanbul'a gittiğini belirten şiirleri vardır. Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına göre, Bursa'da ev bark sahibi oldu, evlat acısı gördü. Anadolu'nun çeşitli illerini gezdiği, Rumeli'ye geçtiği, Mısır ve Trablus'a gittiği de sanılıyor. Yaşamının büyük bir bölümünü Çukurova, Maraş, Gaziantep yörelerinde geçirdi. Doğum yeri gibi, ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir. Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır. Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Maraş'taki Cezel Yaylası'nda doksan altı yaşında ölmüştür. En son bulgulara göre ise mezarının İçel'in Mut ilçesinin Çukur köyündeki Karacaoğlan Tepesi denilen yerde olduğu sanılmaktadır.

Karacaoğlan Osmanlı Devleti'nin iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır. Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir. Anadolu halkının 17.yy'da çektiği acılar, göçebe yaşantısının yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz. Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır. Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir. Düşündüklerini açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Acı, ayrılık, ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar. Düşten çok gerçeğe yaslanır. Çıkış noktası yaşanmışlıktır. Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir. Yaşama sevincinin kaynağı güzele, sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur. Güzelleri, yiğitleri över, dert ortağı bildiği dağlara seslenir. Lirik söyleyişinin özünde, halkının duyuş ve düşünüş özellikleri görülür. Göçebe yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan doğa, onun şirinin başlıca temalarından biridir. Yaşadığı, gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde dile getirir. Dost, kardeş bildiği, sevgilisiyle eş gördüğü, iç içe yaşadığı bu doğa, onun için sadece bir mekan olmaktan ötedir. Şiirinin başka önemli bir teması olan aşkın varoluşu, doğadaki benzetmelerle güzelleşir. Onunla yaşanan sevinç, onun getirdiği acı doğa ile paylaşılır. Sevgili, şiirinde doğanın ayrılmaz bir parçasıdır. Şiirlerinde yer yer sıla özlemi ve ölüm temasına da rastlanır. Sevdiğinden, ilinden, obasından ayrı düşüşü özlemle dile getirir, yakınır. Ölüm de, ayrılık ve yoksullukla eş tuttuğu bir derttir. Doğa temasının yanı sıra şirinin asıl odak noktasını oluşturan aşk/sevgili kavramını, âşık şiirinin geleneksel kalıpları dışında bir söyleyişle ele alır. Onun için sevgili, düşlenen, bin bir hayal ile var edilen, ulaşılmazlığın umutsuzluğuyla adına türküler yakılan bir varlık değildir; doğa ve insan ilişkileri içindedir. Onu, yaşamdan ve bu ilişkilerden soyutlamadan verir. İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Anşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice...Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken, kimine helkeleri omuzunda suya giderken, kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur. Gönlü bir güzel ile eylenmez, bir kişiye bağlanmaz. Uçarılık, onun duygu dünyasının şiirsel söyleyişine yansıyan en belirgin yanıdır. Erotizm, şiirine sevmek ve sevişmek olgusuyla yansır. Kanlı-canlı sevgili, cinsellik motifleriyle daha da belirginleşir, şiirinde etkileyici bir biçimde yer eder. Onun sevgiye ve kadına bakış açısı, âşık şiirine yenilik getirir ve bu gelenek içinde etkileyici bir özellik taşır. Tanrı kavramı ve din teması şiirinde önemlice bir yer tutmasa bile, bu konudaki yaklaşımıyla da kendi şiir geleneğine yine değişik bir bakış açısı getirmiş ve sonraki kuşaklar üzerinde etkileyici yönlendirici olmuştur.

Karacaoğlan yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı'nın etkisinden uzak kalmıştır. Güneydoğu Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle yazmıştır. Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır. Yöresel sözcükleri ise yoğun bir biçimde kullanır. Deyimler ve benzetmelerle halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur. Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar. Bu sözcüklerin bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle, söylenişlerini bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanır. Karacaoğlan, halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır. Hece ölçüsünün 11'li (6+5) ve 8'li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır. Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür. Mecaz ve mazmûnlara çokca başvurması, söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir. Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de, halk şiiri türü olan mani söylemeye yakın oluşudur. Koşmalar, semailer, varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer tutar. Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde, içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur. Pir Sultan Abdal, Âşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul Mehmet'ten etkilenmiş, şiirleriyle Âşık Ömer, Âşık Hasan, Âşık İsmail, Katibî, Kuloğlu, Gevheri gibi çağdaşı şairleri olduğu kadar 18.yy ve şairlerinden Dadaloğlu, Gündeşlioğlu, Beyoğlu, Deliboran'ı, 19.yy şairlerinden de Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyranî, Zileli Talibî, Ruhsatî, Şem'î ve Yeşilabdal'ı etkilemiştir. Daha sonra da gerek Meşrutiyet, gerek Cumhuriyet dönemlerinde, halk edebiyatı geleneğinden yararlanan şairlerden R.T. Bölükbaşı, F.N. Çamlıbel, K.B. Çağlar, ****. Tecer ve C. Külebi, Karacaoğlan'dan esinlenmişlerdir. Şiirleri 1920'den beri araştırılan, derlenip yayımlanan Karacaoğlan'ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün üzerinde şiiri geçmiştir.

Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

*************
Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeye dermanım mı var

Dirilirler dirilirler gelirler
Huzur-ı mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var

Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevlâ'm noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var

Karac'oğlan der ki ismim öğerler
Ağı oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever diye isnad ederler
Benim Hakk'dan özge sevdiğim mi var

Munky
20-07-07, 18:33
Leo Janácek ( 1854)- (1928)
(1854-1928) Modern Avrupa müziginin en önemli bestekarlarından biridir.Janácek calışmalarında daha çok Çek Halk ezgilerinden esinlenmiş ve aynı zamanda geleneksel major-minor sistemini kullanmayan ilk besteci olma unvanını elde etmiştir. "Jenufa" ve "Katya Kabanova" isimli operalari en önemli eserlerinden sayilabilir. ünlü eserlerinden biri de "Taras Bulba" isimli orkestral rapsodisidir.

Munky
20-07-07, 18:33
Louıs Armstrong ( 04.08.1901)- (06.07.1971)
Müzik/Caz
Doğum Yeri : New Orleans, Louisiana, ABD
Doğum Tarihi : 4 Ağustos 1901

Kişisel Bilgiler : Armstrong�un çocukluğu, annesi ve küçük kızkardeşine bakarak geçti. Babası Armstrong küçük yaştayken onları terk etmişti. Resmi bir eğitim almadı ancak zeki bir çocuktu ve hayatta kalmak için gerekli �sokak bilgisini� hemen edindi. Normal işlerin yanı sıra sokaklarda şarkı söyleyerek de para kazanmaya başladı. Ancak on�lu yaşlarının başında yaşamında çok önemli bir değişiklik oldu: yılbaşı gecesi kendine ait olmayan bir silahla sokakta rastgele ateş açmak suçuyla bir ıslahevine gönderildi. Aslında müzik yaşamında profesyonelliğe burada adım attığı söylenebilir.

Kariyeri : Islahevi korosunda önce şarkıcı, sonra perküsyoncu ve kornetçi olarak yer aldı. Yaşamının anlamı haline gelecek olan müzikteki yeteneği iyice gün ışığına çıkmıştı. Birkaç yıl sonra ıslahevinden çıktığında tek hedefi kendine bir enstrüman alarak müziğe devam etmekti. Para kazanmak için bir at arabasıyla kömür dağıttı. Bu arada da ödünç aldığı kornetlerle bulabildiği her grupla müzik yapıyordu. Daha yirmi yaşına gelmeden bu çabaları karşılığını buldu ve şehrin en iyi gruplarıyla çalmaya başladı. Armstrong�un müzikle ıslahevinde tanışmasının müziği üzerinde de büyük bir etkisi oldu; o zamanın caz müzisyenleri arasında yaygınlaşan tarzlardan farklı bir tarzı vardı. Bu tarzını caza kattığında ortaya çok daha süslü ve kişisel bir müzik çıkıyordu. Bu farklı genç, çok geçmeden şehrin en önemli cazcılarından biri olan Joe �King� Oliver�in dikkatini çekti ve Oliver onu müziksel bir himaye altına aldı. Oliver�la olan ortaklığı Armstrong�a birçok kapı açtı. Önce reddetse de Oliver�ın ikinci daveti üzerine Chicago�ya, onun orkestrasında çalışmaya gitti.

Armstrong�un Chicago�ya gelişiyle Oliver�ın popülerliği de artmaya başladı çünkü dinleyiciler onun müziğindeki farklılığı yaratının kim olduğunu bilmeseler de dinledikleri şeyin özel olduğunu biliyorlardı. Bir süre sonra Armstrong�la grubun piyanisti Lillian Hardin arasında bir yakınlaşma oldu ve 1924�te evlendiler. Hardin, Armstrong�un yaşamındaki ikinci büyük müziksel etki oldu ve onu Oliver�ın orkestrasını bırakarak New York�a gitmeye ikna etti. Armstrong New York�ta Fletcher Henderson�ın orkestrasına katıldı ve New York�luları hayran bırakan müziğini orada da sergiledi. Birkaç yıl New York�ta kaldıktan sonra Chicago�ya geri dönerek karısının orkestrasında �Dünyanın En İyi Trompetçisi� adı altında çalmaya başladı. Takip eden bir iki yıl boyunca aralarında ünlü Hot Five ve Hot Seven session�larının da bulunduğu kayıtlar yaptı. Bessie Smith, Clara Smith ve Trixie Smith gibi zamanın en iyi blues şarkıcılarına da kayıtlarda eşlik etti.

1926�da Carroll Dickerson ve Erskine Tate�in orkestralarına katılarak iki müzisyen arkadaşıyla ortak bir klüp işletmeye başladı. 30�lara gelindiğinde artık ülkenin en aranan cazcılarından biriydi, tüm büyük şehirlerde konserler veriyordu. Bu yıllarda korneti bırakarak tamamen trompete yöneldi. Bazen orksetralarla, çoğu zaman da tek başına konser veriyordu. Los Angeles�ta Les Hite�ın, New York�ta da Chick Webb�in orkstrasıyla çalıştı. 1932 ve 33 yıllarında Avrupa�ya ilk ziyaretlerini yaptı. Sanatçıyı sadece plaklarından dinlemiş olan elit Avrupalı cazseverler onun sahnedeki fazla samimi tavırlarına ve terlemesine pek alışamadılar. 1935 yılından itibaren Armstrong, Luis Russell orkestrasına liderlik etmeye başladı. 1938�de karısından boşanarak Alpha Smith�le evlendi. 1942�de yeniden boşanıp geri kalan yaşamını birlikte geçireceği Lucille Wilson�la evlendi. Swing�in ortalığı kasıp kavurmaya başladığı 30�lu ve 40�lı yıllarda Armstrong�un kariyeri düşüş göstermeye başladıysa da sanatçı müziğindeki ustalığını doruklara taşımaya devam etti. Bu dönemde Armstrong�un yaşamına menajer Joe Glaser girdi. Müşterilerini zengin ve ünlü yapmak için her yolu deneyen bu hırslı adam Armstrong için de yoğun promosyon çalışmaları yaptı ve Armstrong için caz yıldızlarından oluşan bir orkestra kurdu. �Louis Armstrong and His All Satrs� adıyla anılacak olan bu ekiple Armstrong aralıksız dünya turneleri yapmaya başladı. Salonları istekli dinleyicilerle doldurmaya başlayan Armstrong ve orkestrası bu dönemde birçok kayıt da yaptı. Ancak geçen zaman içinde Armstrong�un dudağı zayıfladı ve sanatçı daha az bilinen yönünü, şarkıcılığını öne çıkarmaya başladı. Armstrong�un gırtlaktan gelen sesi, rahat sunumu ve mükemmel zamanlaması tüm şarkılara eşsiz bir kişilik kazandırıyordu. Sanatçının eşsiz yorumunun en güzel örnekleri �(I Want) A Butter and Egg Mn�, �Black and Blue�, �Do You Know What it Means to Miss New Orleans� gibi şarkılardır. Armstrong 1968�de �What A Wonderful World� şarkısıyla İngiltere�de 1 numaraya yerleşti.

Armstrong şarkılara, kendi yazarlarını bile hayrete düşüren bir derinlik ve anlam yükleyebiliyordu. Ayrıca �scat� (sözsüz vokal seslerinin şarkı sözlerinin yerini alması) stilini başarıyla sergileyen ilk sanatçılardan biriydi Armstrong. Her ne kadar bu stili 1926�da bir kayıt sırasında söz kağıdının yere düşmesi üzerine sözleri uydurmak zorunda kalmasıyla bulduğunu söylese de, bu teknikteki ustalığı tesadüften daha fazla birşeyler olduğunu gösteriyordu. Böylece Armstrong ilerleyen yaşlarında trompetçi değil, bir şarkıcı olarak uluslararası bir star olmayı başardı. Armstrong�un dünya çapında ünlü olması ona birez eleştiri de getirdi. Amerikalı zenciler onun kendi insanları için daha fazla şey yapmasını istiyor, tavırlarını eleştiriyorlardı. Hatta sanatçı, insan hakları için yapılan gösterilere yeterince destek vermemekle suçlandı. O sıralarda 60 yaşında olan Armstrong, politikaya ayıracağı zamanı müziğe vermeyi tercih etti ve kalp rahatsızlığını basından saklayarak konserler vermeyi sürdürdü.
Ölüm Tarihi : 6 Temmuz 1971

Munky
20-07-07, 18:33
Mahzuni Şerif
1940�lı yılların başında doğmuştur. Oniki yaşından bu yana halk ozanlığı geleneğini devam ettirmektedir. Toplumsal sorunları sorgulayan, toplumsal hemen her konuyu eserlerinde dile getiren günümüz halk ozanlarındandır.

Sora Sora

Divane ettin aklımı
Taştan taşa vura vura
Aradım can yoldaşımı
Baştan başa sora sora

Kimi yanar kimi söner
Kimi iner kimi biner
Saraylar virana döner
Baştan başa dura dura

Gir Mahzuni dost bağına
Kar yamış dostluk dağına
Gençliğim ömrüm çağına
Baştan başa yara yara

*
Şu Dünyanın Aleni

Kolay değil şu dünyanın aleni
Kuru lafla sürülmez ki süreyim
Tutupta nefsime idam kararı
Vicdan vardır verilmez ki vereyim

İçime akıyor gözümün yaşı
Ne kadar zor olur ahbalan taşı
Erciyes Dağı�nda uçan bir kuşu
Kör gözünen görülmezki göreyim

Kalkmadı dizimin gayrı dermanı
Ekin ektim yapamadım harmanı
Suçum yokken beyler vermiş fermanı
Dost Mahzuni verilmez ki vereyim

Munky
20-07-07, 18:34
Mehmet Özbek ( 1945)
1945 yılında Şanlıurfa'da doğdu. İlk ve orta tahsilini burada tamamladıktan sonra, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girerek Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. Aynı yıllar, İstanbul Belediye Konservatuarının Türk Müziği Nazariyatı Bölümü'ne de devam eden Özbek, 1966 yılında TRT kurumunun açmış olduğu sınavı kazandı ve İstanbul Radyosu'nda Türk Halk Müziği Stajyer Sanatçı, 1969 yılından sonra da sanatçısı olarak çalışmalarını sürdürdü. 1977 yılında aynı radyonun Türk Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürlüğü, 1982 yılında da TRT Müzik Dairesi Türk Halk Müziği ve Oyunları Müdürlüğü görevlerine atandı. 1983-1995 yılları arasında Hacettepe Üniversite Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Halk Bilimi Anabilim Dalında Türk Halk Müziği dersleri verdi. 1996 yılından beri Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Bilim Kurulu Üyesi ve Müzik Perde ve Sahne Sanatları Kolu Başkanı olan Mehmet Özbek, Haziran 1986 tarihinden beri kuruluşunu gerçekleştirdiği Kültür Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu'nun şefi olarak görevini sürdürmektedir.

1966 yılından başlayarak profesyonelce Türk Halk Müziği ses sanatçısı olarak hizmet vermekte olan Mehmet Özbek 22 Mart 1974 günü İstanbul Şan Konser salonunda verdiği iki buçuk saatlik resitalle Türkiye' de ilk defa uzun havalarıyla ve kırık havalarıyla zengin bir tür olan Türk Halk Müziği'yle de bir solist konseri verilebileceğini örnekledi. 22 Mart 1982'de aynı yerde yaptığı ikinci resital ise daha büyük ilgi gördü ve iki akşam tekrarlandı.

1977-1986 yılları arasında TRT Türk Halk Müziği Denetleme ve Repertuar Kurullarında da görev yapan Özbek, Anadolu' da birçok yörenin, yurtdışında ise başta Kerkük olmak üzere, Irak, Azerbaycan, Yugoslavya ve Bulgaristan Türklerinin halk ezgilerini derledi. Sözlü ve sözsüz olmak üzere bunların 300 kadarını TRT repertuarına kazandırdı. TRT kurumunda bulunduğu dönemlerde radyoda hazırladığı: ''Aşıklık Geleneği'', ''Türk Halk Çalgıları'' (Bu programla TRT Genel Müdürlüğü'nden Takdirname aldı), ''Türküler ne der'', ''Türkülerin dünü bugünü''; televizyonda hazırladığı: ''Yurdun Sesi'' programıyla o güne kadar radyo bünyesinde kullanılmayan Tar, Kaval, Zurna, Tulum gibi çalgıları ilk defa bir orkestra disiplini içinde kullanarak Türk Halk Müziğinin çalgı ve repertuar bakımından temel değerlerini ortaya koyup alışılagelmişin dışında yaptığı icralarla bu müziğin zenginliğini ve evrenselleşmeye açık olduğunu vurguladı. ''Elimizden obamızdan'', ''Kervan'' adlı programlarla yine o güne kadar yabancısı bulunduğumuz, Kazak, Kırgız, Özbek ve Türkmenlerin oyun ve müziklerinden örnekler vererek Türk dünyasının genişliğini ve bu alan içindeki kültür birliğini vurgulamaya çalıştı.

Başta Japonya, Suudi Arabistan, Yugoslavya, Irak, Federal Almanya olmak üzere yurt dışında ve yurt içinde konserler vererek Türk Halk Müziği'ni tanıttı. Japonya'nın en büyük kültür kurumu olan MİN-ON'un davetlisi olarak 1980 yılında gittiği Japonya'nın 10 şehrinde, Prof. Koizumi yönetiminde Arif Sağ ve Ümit Tokcan'la verdikleri açıklamalı konserlerle Türk halk müziğinin zengin ve orijinal değerlerini tanıttı. (Konserlerin bazı ezgileri Sony şirketi tarafından plak haline getirildi) Yaptığı basın toplantısıyla Türkleri ve onların kültürlerinin tanıtılmasını ve sevilmesini sağladı. 1987 yılında Babil Festivali'nde gerek yönettiği koro, gerekse yaptığı solo dinleyicilerde büyük ilgi ve heyecan yarattı. Arap ve Türkmen gazeteleri kendisinden ve korosundan büyük bir övgüyle bahsetti. Bağdat televizyonu 90 dakikalık programı olduğu gibi yayınladı.

Munky
20-07-07, 18:34
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/99.jpg
Muhittin Şerif Targan ( 1892)- (1967)
1892-1967 yılları arasında yaşamıştır.Muhittin Şerif Targan besteci, virtiöz, profesör, portre ressamı, Irak Konservatuarı kurucusudur.(1934)Targan, son Mekke emiri Şerif Ali Haydar Paşa'nın oğlu ve şarkıcı Safiye Ayla'nın kocasıdır.

Kaynak:İstanbul�da Gömülü Meşhur Adamlar M.Orhan Bayrak sf.219

Munky
20-07-07, 18:35
Mustafa İzzet Efendi ( 1801)- (1876)
1801 Tosya' da doğdu. Türk hattat ve bestecisidir. Fatih Medresesi'nde öğrenime başladı ve Kömürcüzade Hafız Efendi' den ders aldı. Sesinin güzelliğiyle Sultan İkinci Mahmud' un ilgisini çekerek Enderun' a alındı. Burada altı yıl musiki, hat, dil ve edebiyat öğrenimi gördü.

Abdülmecid' in tahta çıkışına kadar sarayda kaldı. Daha sonra Eyüp camii hatibi ve padişahın ikinci imamı oldu. Anadolu ve Rumeli kazaskerliği, şehzadelere hat hocalığı ve saray başimamlığı görevlerinde bulundu.1852 yılında Saraydan ayrıldı. 1 Kur'an, 30 enam, 200 hilye ve yüzlerce levha yazdı. Hırka-i şerif, Kasımpaşa'daki Büyük Cami, Ayasofya camiindeki ve İstanbul Üniversitesi giriş kapısının bahçe tarafındaki yazılar da Mustafa İzzet Efendi'nindir.

Kendi bulduğu tarzı cedir makamında bir peşrev ile 20 şarkısı vardır. Mustafa İzzet Efendi 1876' da İstanbul' da vefat etmiştir

Munky
20-07-07, 18:35
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/102.jpg
Nazan İpşiroğlu
Cumhuriyetin kuruluş yılında doğan Nazan İpşiroğlu, İstanbul Üniversitesi'nde felsefe ve sanat tarihi okudu. İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda piyano, Freiburg Yüksek Müzik Okulu'nda çembalo ve oda müziği eğitimi gördü. Çalışmalarını eşi Mazhar Şevket İpşiroğlu ile birlikte sürdürdü. 70'li yıllarda, bizde daha pek tanınmayan bir çalgı çalan çembaloyu ve barok müziğini tanıtmak için, kendisinin de kurucuları arasında bulunduğu "İstanbul Barok Müzik Topluluğu"nda çalışmaya başladı ve yirmi yılı aşkın bir süre oda müziği konserleri verdi.

Son yıllarda çağımızın önemli sorunlarından biri olan sanatların sınırlaraşırılığı ve sanatlararası etkileşim üzerinde çalışmakta.

Munky
20-07-07, 18:35
Neco
NECO
TAHİR NEJAT ÖZYILMAZEL

1964 yılında Altınparmaklar orkestrası ile müzik hayatı başladı.
1965 - 6 da Çizgiler Orkestrası.
1967 de Silüetler orkestralarında çalıştı.
1967 yaz sonunda Murat Ses � Aziz Azmet ve Aydın Daruga ile birlikte Silüetler Orkestrasından ayrılıp � Moğollar � gurubunu kurdular.

* Sanatçı açısından kısa bir beraberlik sonrasında guruptan ayrıldı ve aynı yılın kış sezonunda ( 1967 ) Aydemir Mete orkestrası ile çalışmaya başladı.( 1968 ) o günlerin ünlü orkestralarından İlhan Feyman �a katıldı.ilk radyo emisyon programını bu gurup ile gerçekleştirdi. ( 2.02.1968 )

NECO adı İlhan Feyman tarafından ilk defa bu programda gündeme getirilmiştir.

1969 da Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrasına katıldı ve Atilla Özdemiroğlu Salim Ağırbaş ( Sonradan Asım Ekren ) Selçuk Başar Uğur Başar Şenay Rober ve İhsan Kayral ile çalıştı.

* 1970 yılı sonlarında Şerif Yüzbaşıoğlundan ayrılan gurup ile İstanbul Gelişim Orkestrasını kuruluşunda yer aldı.

* 1971 yılında ünlü müzikal � HAİR � SAÇ � de başrollerden biri olan Berger ile yer aldı.

1974 yılı ortalarında müzik yaşamına geri döndü ve NECO adı ile yanlız çalışmaya başladı.
( 1974 / Kasım ) İlk 45 devirli plağı piyasaya sürüldü.
( Ne bu Halimiz Böyle / Gülmeyi Unutan Adam )

* 1975 de ( Kızmayın Bana / Permbe Panter eserin dünya da ilk sözlü yayını -

Bir yıl sonra sanatçının yurtdışı festival ,yarışma ve konserleri başladı.
Türk Müziğin gelişiminde çok önemli gördüğü ve değerlendirdiği bu tarz ilişki ve tanıtıma böylelikle başladı.
Sırası ile ;
1 1976 Sopot Uluslararası Müzik Festivali ( Polonya )
En iyi şarkıcı ve 2.lik ödülü.
2 1976 İstanbul 1.Uluslararası Müzik Festivali
1-Lik ödülü
3-1977 Bratislava Müzik Festivali misafir sanatçı.
4-1978 Altın Orfe Müzik Festivali
En iyi şarkıcı ve 2.lik ödülü
5-1982 Eurovision Şarkı Yarışması / Hani adlı eser ile.
İngiltere / Haregate 19 puan ile 15 sırada yer aldı.
6-1982 Haziran / Seul Müzik Festivali
En değerli şarkıcı ve 3.lük ödülü.
7-1986 1.Çeşme Uluslararası Müzik Festivali/ 1.lik ödülü.

* Sanatçının katıldığı tüm yurtiçi ve yurtdışı ; yarışma,konser,temsil,konferans,panel,tv programları,yardım içerikli konserler ile kulüp ve dernek çalışmaları kendisine 150 nin üzerinde ödül kazandırmıştır.

38.yıllık sanat yaşamı içersinde ;
7 adet 45 devirli palk.

1 - Gülmeyi Unutan Adam / Ne Bu halimiz Böyle ..1974/KASIM
2 - Onlar / Pam Pam 1975
3 - Pembe Panter / Kızmayın Bana 1976
4 - O Sabah / Nefret 1976
5 - Seni Bana Katsam / Kıyamet Günü 1977
6 - Artist / Sen Kimsin 1978
7- Vay Vay / Vatanım 1979

3 adet LP ( Uzunçalar )

1 Neco � Mucizesi 1977
2 Dört Mevsim 1979
3 Bugün ve Yarınlara..1984

1 adet KASET albüm :

HAYALLERİMİ BIRAK / 1989

1 adet maksi kaset ( 4 şarkılık)

HAFİF HAFİF / 1991
1 Hafif Hafif
2 Sen Olmasanda
3 Vay Halim Vay
4 İyimisin

* 1989 yılında dünyaca ünlü EVİTA müzikalinde Che rolü ile büyük başarı kazanmıştır.

* Bunun yanı sıra sanatçının ilklerini de hatırlayalım

� 1967 yılında ilk canlı TV yayını ( Silüetler ile TRT Stüdyoları )
� 1975 yılında TRT caz orkestrası ile tv de ilk canlı yayın./ Neco adı ile.
� Türkiyeyi dış ülkelerde en çok temsil etmiş sanatçı.
� Üç ünlü dünya klasiğinde başrol oynamış ilk ve tek sanatçı.�Hair�-�Evita�-
�Sefiller�

* Dünya Olimpiyat Komitesinden ( IOC ) ödül kazanan ilk sanatçı.
-1992- / Türkiye de yılın sanatçı / sporadamı ödülü �

* Sanatçı,TMOK / Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi üyesidir.
Beşiktaş Spor Kulübü üyesi olup bir çok kez yöneticilik yapmıştır.

2000 yılı sonlarında başladığı � SEFİLLER � müzikali � Levent Kırca ile -sanat yaşantısına bir büyük sayfa daha açan NECO müzikale beste ve sözleriyle de katkıda bulundu.

1975.Ocak 20 / Oya Germen ile evlendi.
1978 Ağustos 15 / Zeynep Özyılmazel doğdu.
1979 Ekim 24 / Ayşe Özyılmazel doğdu.

2002-2004 tarihleri arasında 3 sezon TATLI HAYAT tv dizisinde Türkan Şoray,Haluk Bilginer ve Çolpan İlhanla oynayan sanatçının ayrıca 2 filmi de vardır.

Köşe ve spor yazarlığı yapan NECO son günlerde kitaplarını yazmada�

Munky
20-07-07, 18:36
Neveser Kökdeş ( 1904)- (1962)
1904 yılında doğdu.Küçük yaşta ağabeyi Muhlis Sabahattin'den eğitim alan sanatçı, gitar ve piyanoda usta olmuş, konserler vererek besteler yapmıştır. Bestelerinde kendine özgü bir tarzı olan sanatçının en çok sevilen besteleri: "Ruhumda neş'e hayale daldım" "Sevmek seni bir suç ise", "Gül olsam ya sümbül olsam","Canandan uzak kaldım", "Bir emele bir ah çeksem","Hüsranla gönül hep inler", "Gül Dalında Öten Bülbülün Olsam". 1962 yılında öldü.

Munky
20-07-07, 18:36
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/343.jpg
Nida Tüfekçi ( 01.03.1929)- (18.09.1993)
Mehmet Nida Tüfekçi, 1 Mart 1929'da Yozgat'ın Akdağmadeni ilçesinde doğdu. Annesi Zeynep Tüfekçi, babası Hamdi Tüfekçi'dir ilk müzik eğitimini babası Hamdi Tüfekçi'den aldı.
Müziği seven ve müziğin içindeki bir ailenin çocuğu olan Nida Tüfekçi, bağlama çalmaya başlamasını şöyle anlatırdı: "7, 8 yaşlarındaydım her halde. Sazla benim boyumu ölçtüklerinde saz 1.5 karış uzun gelirdi benden. Sazın sapına kolum yetişmezdi de teknesini bir duvara daya-yıp öyle çalmaya çalışırdım..." Nida Tüfekçi ilkokul çağlarında bazen derslerde bazen müsamerelerde saz çalmasını sürdürmüş ve küçük yaşlarda yeteneğini ortaya koymuştur.
İlk öğrenimini Akdağmağdeni'nde bitiren Tüfekçi ortaokula Akdağmağdeni'nde başlamış üçüncü sınıfı Boğazlayan'da tamamlamıştır. Yaşadığı ilçede lise olmadığından öğrenimine çevre illerden birinde devam etmek zorunda kalır. Liseyi Ankara Maliye Okulu'nda bitirir.
Tüfekçi Maliye Okulu'nda öğrenci iken Muzaffer Sarısözen'le tanışır. Sarısözen'le tanışması belki de yaşamının dönüm noktasıdır. Hem okuluna devam eder hem de 1947'den itibaren Ankara Radyosu'nun Yurttan Sesler emisyonlarına ses ve saz sanatçısı olarak katılır. O zamana kadar gerek radyo sanatçılarının gerekse Muzaffer Sarısözen'in bilmediği bir tavır ve tezene ile (Sürmeli Tavrı) saz çalıp türkü söyleyen Nida Tüfekçi, radyonun en parlak simaları arasında yer almıştır. 1953 yılında Ankara Radyosu'nda açılan sınavda başarı göstererek Yurttan Sesler'in daimi korosunda çalmaya başlar. 1959' yılında İstanbul Radyosu'na naklen atanır. 1964 yılında Türk halk müziğinden sorumlu Türk Müziği şube müdür yardımcılığına 1972 yılında ise TRT Müzik Dairesi Türk Halk Müziği Müdürlüğü'ne atanır. 1974 yılında ise TRT Müzik Dairesi Başkanlığına (vekaleten) getirilir.1976'da bu görevden istifa eder. Aynı yıl istanbul Türk Muskisi Devlet Konservatuarı'nın kurucu üyeliğini yapan Tüfekçi bu okulda, yönetim kurulu üyeliği, başkan yardımcılığı bölüm başkanlığı ve danışma birimi üyeliği görevlerinde bulunur. Yine aynı okulda Bağlama, THM Solfeji, THM Bilgileri ve Bölge Tavırları derslerini okutur.
TRT Kurumu'nun çeşitli kademelerinde görev yapmış olan Nida Tüfekçi, "Ezgilerin Getirdiği". "Deyişler ve Ezgiler". "Halk Ozanları Geçiyor". "Ozanlar ve Bölge Sanatçıları". "Bağlama Ailesi" (Belçika Radyosu için) adlı radyo programları ile "Türküler ve Oyunlar", "Türkülerin Dili" adlı TV programlarını da hazırlayıp sunmuştur. Ayrıca çeşitli halk müziği programlarında şeflik de yapan Nida Tüfekçi'nin yönettiği bazı radyo programları ise şunlardır: "Dört Ses Dört Saz". "Divan-Bağlama-Cura". "Erkekler Topluluğu-Bağlama Takımı", "Beraber ve Solo Türküler". "Yurttan Sesler".
Yurt içinde ve yurt dışında düzenlenen folklor ve müzik içerikli kongre, panel ve sempozyumlara katılarak Türk halk müziğinin tanıtımına büyük katkılarda bulunmuştur. 1974 yılında Yugoslavya'da. 1976 yılında Japonya'da açıklamalı halk müziği konserleri verir.
Nida Tüfekçi'nin çeşitli kurum ve derneklerden aldığı pek çok başarı ödülü vardır. Başarılı çalışmalarından ve üstün hizmetlerinden dolayı 1991 yılında T.C. Kültür Bakanlığı tarafından kendisine "Devlet Sanatçısı" unvanı verilmiştir.
Eşi Neriman Tüfekçi ile yayınladığı "Memleket Türküleri" (ist. 1964 Hakan Yayınevi) adlı bir de kitabı vardır.
Türk folklorunun müzik ve oyun dal-larında yurt içinde ve dışında seçkin bir yer edinmiş, kültürümüze yapmış olduğu katkılarla halk müziği dünyasına damgasını vurmuş olan M. Nida Tüfekçi 18 Eylül 1993 Cumartesi günü hayata veda etmiştir.

Munky
20-07-07, 18:36
Onno Tunç ( 1948)- (15.01.1996)
Onno Tunç Müzisyen.
Asıl adı Ohannes Tunçboyacı...
Onno Tunç, isminin kısaltılmışı...

Türk pop müziğine besteci ve aranjör olarak eserler kazandırdı.

1996 yılında Bursa�dan Yalova�ya dönerken, bindiği özel uçağın Selimiye köyü yakınlarına düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

Annesi Valentin Tunç Boyacı, kardeşi Arto Tunç, kızları Ayda ve Selin�dir.
Sanatçının ilk eşi, Canan Ateş�tir.

Munky
20-07-07, 18:37
Oruç Güvenç
Rahmi Oruç Güvenç, 1948 yılında Tavşanlı�da doğdu. Ahmet Kamil Güvenç ve Urkiye Güvenç�in ikinci çocuğudur. İlk öğrenimini İstiklal İlkokulunda, orta öğrenimini Tavşanlı orta okulunda yaptı. Lise öğrenimini Kütahya lisesinde yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. Cerrahpaşa tıp fakültesi Psikiyatri kliniğinde, Prof. Dr. Ayhan Songar�ın yanında Müzikle tedavi konusunda klinik psikoloji doktorası yaptı ve bu konuda tek uzman oldu. Daha sonra Cerrahpaşa tıp fakültesinde Türk Musikisini araştırma ve uygulama merkezini kurdu. Ayhan Songar�ın emekli olmasından sonra Cerrahpaşa tıp fakültesinden ayrılarak Marmara Üniversitesi Türkiyat araştırmaları enstitüsünde Türk Musikisini araştırma ve tanıtma biriminde öğretim üyesi olarak görev aldı. Halen bu görevi devam etmektedir.

İstanbul Üniversitesi, Avusturya�daki okul ( Schule für Altorientalische musik und kunsstherapie A-3924 Schloss Rosenau Niederneustift 66), Viyana Üniversitesi ortak çabası olarak üç kere müzikterapi ve etnomüzikoloji sempozyumu ile iki kere etnomüzikoloji müzik festivali düzenlemesine katkıda bulunmuş ve faaliyetlerin teori ve uygulama safhalarında aktif rol almıştır. 1992 yılında Özbekistan Bilim heyeti tarafından kendisine Fergana üniversitesi fahri Profesörlük payesi verilmiştir. Aynı yıl Arjantin Academia de las Naciones, Güvenç�i şeref ödülüne layık görmüştür. Merkezi Münih�te olan � İnternasyonal Dinamik Psikiatri kuruluşu (WADP) Türkiye temsilcisi olan Güvenç�e ayrıca ABD Boston Massachusetts Üniversitesinden teşekkür ve başarı sertifikası verilmiştir (1993). Motif Halk Oyunları Eğitim Derneğinin 1996 Musiki araştırma dalında üstün hizmet ödülünü kazanmıştır.

Marmara Üniversitesi, Avusturya Rosenau Müzikterapi okulu ve Münih Üniversitesi Yüksek Müzik Akademisi işbirliği ile bu Üniversiteninin Türk Müziği ile terapi pilot projesi başlatılmıştır. Ayrıca Almanya�da Berlin ve Manhaym, İsviçre�de Zürih, İspanya�da Barselona ve Madrit�te müzikterapi okullarını açmış ve öğretime devam etmektedir.

Samanyolu Televizyonunda, �Mu*****izin Perde Arkası� isimli 13 bölümlük bir seri program hazırlamış, bu seri programlar pek çok kereler yayınlanmıştır. Ayrıca hemen bütün yeri ve pekçok yabancı TV kanallarına canlı ve paket programları yayınlanmaktadır. Pek çok yerli ve yabancı basında çalışmaları ile ilgili yazılar çıkmıştır.

1998 yılı 24-28 şubat tarihleri arasında Başkurtistan Neftekamsk kentinde yapılan �Dostluk Şarkısı Festivali� ne Rahmi Oruç Güvenç başkanlığında katılan TÜMATA (Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma ) grubuna üçüncülük ödülü verilmiştir.

Müzik hayatına ortaokulda Fethi Bey�den Keman dersleri alarak başladı. Üniversite yıllarında ud, rebab, ney ve tambur öğrendi. 1975 yılında TÜMATA (Türk Musikisini araştırma ve tanıtma) grubunu kurdu. Bu grupta orta Asya kaynaklı Türk Musikisinin kökenini ve terapi değerlerini araştırmalara başladı. Bu arada Almanya�da üç, Avusturya�da bir, İsviçre�de bir ve İspanya�da iki adet olmak üzere yedi adet Türk Müziği ile Tedavi okulu kurarak öğrenci yetiştirmeye başladı. (Allah�ın Sevdikleri � Hz. Mevlâna) isimli İngilizce de yayınlanan bir eseri, müzikterapi konusunda bir kitabı vardır. Klasik Türk Musikisi ve Tasavvuf musikisi olarak, güfte ve bestesi kendisine ait eserler vardır. Tarz-ı vefa isimli bir makam icat etmiş, bu makamda bir saz semaisi ve bir peşrev bestelemiştir.

Süyümbike ve Kanikey isimlerinde iki kız çocuğu vardır.
x

TÜMATA, 1976 yılında, Türk Musikisi'nin doğuşunu, gelişmesini, tedavi değerini, repertuar ve enstrüman zenginliğini araştırmak ve tanıtmak amacı ile Yard. Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç tarafından kurulmuştur. 1991-1995 tarihlerinde 'İstanbul Üniversitesi Etno müzkoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi'ne bağlı olarak faaliyet gösterdikten sonra, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma ve Tanıtma Birimi olarak faaliyetine devam etmiştir.
En az 6.000 yıllık bir geçmişi olduğu ileri sürülen Türk Musikisi'nin günümüze ulaşabilmiş repertuar, icra şekilleri, dansları kıyafet ve dekorları, sosyo kültürel ve psikolojik kaynakları, moderm tıpta yeniden keşfedilen müzikterapinin uygulama malzemeleri TÜMATA'nın genel faaliyet konularıdır. Bu maksatla Almatı�dan Barcelona'ya sekiz tane merkez kurulmuş (Almatı, Rosenau, Mannheim, Münih, Berlin, Zürih, Madrit, Barselona), ayrıca Avusturya Rosenau'da müzik terapist yetiştiren bir okul açılmış, bu okuldan mezun olan ilk öğrenciler 1995 yılı Ekim ayında Edime'deki Sultan 2. Bayezid Şifahânesi�nde verdikleri Türk musikisi konserinden sonra diplomalarını almışlardır. İkinci bir akademik müzik-terapi yüksek okulu 1997 yılında yine Avusturya'da eğitime başlamıştır.
Avrupa bağlantıları, Avrupa ülkelerindeki okul-kurs çalışmaları, konserler ve seminerlerin genel koordinatörlüğünü 1986 yılından beri magister ve doktor Gerhard Kadir Tuçek yürütmektedir. 1986 yılında, Viyana'da Etnomüzikoloji Vakfı kurulmuştur. 1989 yılında okul çalışmaları başlamıştır. 1999 yılında Etnomüzikterapi enstitüsü G. Kadir Tuçek tarafından kurulmuş olup bu enstitüye bağlı olarak Rosenau, Zurih, Madrit, Barselona, Berlin ve Mannheim'da müzikterapi eğitim çalışmaları devam etmektedir.

İlmi açıdan çalışmaların klinik bağlantıları ise 1993 yılına varan bir geçmişe dayanmaktadır. Viyana'da Meidling klinikte başlayan proje ve uygulama çalışmaları arasında en eskisi nöroloji dalındadır (1995 yılından beri sürmektedir). Bunun dışında 2000 yılından beri kardiyoloji ve 2001'den beri de onkoloji çalışmaları da yapılmaktadır. Ayrıca engelliler konusundaki çalışmalar da 1993 yılından beri sürmektedir.

TÜMATA; Türk Musikisi'nin tarih ve coğrafya bakımından devamlılık ve bütünlük gösterdiği inancı ile, Türk'ün bulunduğu her yerin musikisini detayı ile incelemek ve yaşatmak çabasındadır. İkiyüzden fazla otantik Türk musikisi âleti bu gaye ile toplanmış ve bir müze oluşturulmuştur. Plâk, kaset, video, nota, arşiv çalışmaları ile musiki değerlerimiz toplanmakta ve sayıları otuzu bulan grup üyeleri tarafından etnomüzikoloji konserleri ile meraklılara ve ilim -sanat topluluklarına sunulmaktadır. Yurt İçinde ve dışında seminer, sempozyum ve festival faaliyetleri de TÜMATA'nın önemli çalışma alanıdır. Geçtiğimiz yıllarda Avusturya'daki okul ile birlikte, üç sempozyum, iki festival ve çeşitli ülkelerde pek çok seminer düzenlenmişdir. 1997 yılında Münih Müzik Üniversitesi ile Avusturya Rosenau Müzikterapi Okulu ve TÜMATA arasında bir eğitim protokolü oluşmuştur.

Adı geçen Sempozyum ve Festivallerde, Türk musikisine Etnomüzikoloji ve tıp açısından bakılmış ve EEG, EKG, Galvanometre gibi parametrelerle değerlendirilen laboratuvar bulguları gündeme getirilmiş, Türk musikisinin tedavi değeri psikiyatri, pedagoji, fizik tedavi ve rehabilitasyon konularında bu sempozyumlarda kabul görmüştür.

TÜMATA'nın idealleri ve çabaları yurt içinde ve dışında Radyo, TV programları, çeşitli basın organları tarafından kamuoyuna duyurulmaktadır.

Munky
20-07-07, 18:37
Radife Erten ( 1923)
İstanbul Beşiktaş'da 1923 yılında dünyaya gelmiştir. Babası Mahmut Bey, annesi Hidayet Hanım�dır. Beşiktaş 19. Okul'da öğrenci iken sesinin güzelliği ile çevresinin beğenisini kazanan Radife Erten, öğretmeni Hikmet Koptagel ve Hafiz Burhan Bey�in teşvikiyle kanuni Necmiyar'dan ilk müzik eğitimini almıştır. 1938 yılında Ankara Radyosu'nda çalışmalarını sürdürmüştür. Daha sonra klasik Koro öğretmenliğine kadar yükselmiş ve uzun yıllar, Mesut Cemil Bey�in yardımcılığında bulunmuştur. 1941 yılında askerlik görevini yapmakta olan eşine duyduğu hasret ile yazdığı "Saçına taktığım güller solmadan" eserini bestelemiştir.

Saçına taktığım güller solmadan
Bırakıp gitti de çilem dolmadan
Ağlayan gözlerime yar olmadan
Bırakıp gitti de çilem dolmadan

Munky
20-07-07, 18:37
(1871-1935), Türk müziğinin ünlü isimlerini konu alan bir dizi risale yazmış, bunlardan Zekai Dede, Abdülkadir Meragi ve Dede Efendi'ye ilişkin olanlarını yayımlayabilmiştir.

ESERLERİ
1.Esatiz-ı Elhan I.cüz: Hoca Zekai Dede Efendi, İstanbul 1318 (1902)
Türk müziğinin ünlü adı Zekai Dede'nin (1825-1897) hayatını konu alan bir risaledir. Bestecinin ölümünden beş yıl sonra ve onun en yakın öğrencilerinden biri tarafından kaleme alındığından, oldukça sağlam bir kaynaktır.

2.Esatiz-i Elhan II.cüz: Hoca Abdülkadir-I Meragi, İstanbul 1318 (1902)
135?-1435 yılları arasında yaşamış olan müzik bilgini ve besteci Maragalı Abdülkadir hakkında yapılmış ilk çalışmadır. Abdülkadir'in hayat hikayesin karanlıklar içerisinden çıkartan ilk kaynak bu risalenin 100. Sahifeye kadarki bölümü, konuyla ilgili olarak gazetelerde çıkmış polemiklere ayrılmış, daha sonra müzik adamının hayat hikayesi ve sanatı incelenerek, son kısma eserlerinin listesi eklenmiştir.

3.Esatiz-i Elhan III.cüz: Dede Efendi, İstanbul 1341 (1925)
Hammamizade İsmail Dede'nin (1778-1846) hayatı ve sanatı üzerine yapılmış ilk ve bugüne kadarki en değerli çalışma olma kimliği taşıyan bu kitapta, Dede Efendi'yle ilgili olarak onu tanımış kimselerin anılarının yanısıra hakkındaki menkabevi söylentilere de yer verilmiştir ve son kısmında yine bir eser listesi vardır.

Rauf Yekta Bey, " Esatiz-I Elhan" serisini sürdürerek, Türk müziğinin en tanınmış bestecilerinin hayat hikayelerini müzikoloji literatürüne kazandırmayı amaçlamış,bu maksatla Urmiyeli Safiyüddin ve Hacı Arif Bey'le ilgili bölümleri de kaleme almış, ancak bunlar maddi imkansızlıklar nedeniyle basılamamıştır."

HAKKINDA YAZILANLAR
(Murat Bardakçı, " Rauf Yekta Bey'in Hayatı ve Eserleri", Türk Musikisi içinde, İstanbul,1986)

Munky
20-07-07, 18:38
Ruhi Su
HAKKINDA YAZILANLAR

Ruhi Su anısına türkü gecesi
Sabah 12 Ocak 2004

Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı'nın yarın gerçekleştireceği etkinlikte Yavuz Bingöl sevilen türkülerini seslendirecek.

Halk Müziği'nin ustalarından Ruhi Su, pazartesi günü Yeni Melek Gösteri Merkezi'nde saat 20.00'de anılıyor. Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı'nın her yıl belirli aralıklarla düzenlediği geleneksel büyük dinletilerden ilki olan bu etkinlikte, Yavuz Bingöl sahne alıyor. Ruhi Su Sanat Gecesi'nde açılış, Ruhi Su'nun kendi sesinden "Merhaba" ezgisiyle başlayap Ruhi Su Dostlar Korosu'nun dinletisiyle devam edecek. Daha sonra ise Yavuz Bingöl'le birlikte annesi Şahsenem Bacı, söyledikleri türkülerle unutulmaz bir gece yaşatacaklar. Kısa bir aradan sonra ikinci bölümün başında koreografisini Merih Çimenler'in yaptığı, Hülya Aksular ile Oktay Keresteci'lerin danslarıyla geleneksel Türk Halk Müziği eşliğinde canlandırılan "Fırat'a Ağıt" gösterisi yapılacak. Yavuz Bingöl gecenin finalinde de kendi orkestrasıyla birlikte sahne alacak. Orhan Alkaya'nın sanat yönetmenliğini ve sunuculuğunu yaptığı gecede, toplumsal içerikli anlatılar geceye ayrı bir renk katacak. Ruhi Su Sanat Gecesi davetiyelerini gerek Ruhi Su Kültür ve Sanat Merkezi'nden gerekse Yeni Melek Gösteri Merkezi'nden edinebilirsiniz.

Munky
20-07-07, 18:38
Sadun Aksüt
ESERLERİ

1.Alkışlarla Geçen Yıllar
"Hatırat"
Sadun Aksüt
Aksoy Yayıncılık

Müziğin bir yolcusu vardır.Müzikle uğraşan sanatçıların yaşamları bu yolda geçer. Ve bu yolculuk, her ülkede kendi "edebiyat"ını oluşturur. Müzik yolculuğu uzun, zor, tüketici, ama
bir o kadar da bir yaşam kaynağıdır... Bu yüzden, gerçekten müziğe gönül vermiş bir insan asla onu başka bir şeyle paylaşamaz. Yaşamı pahasına da
olsa...

Sadun Aksüt tam 50 yıldır Türk Sanat Müziğini düstlarıyla paylaşıyor. 50 yıldır müziğin devleriyle birlikte çalıp söylüyor. Radyoevi, gazino ve konser salonlarındaki müzisyenlerin, müziğin ve yankılarının tanıklığını yapıor. 1940'lı yıllardan günümüze uzanan bir Türk Sanat Müziği şöleni yer alıyor bu kitapta. Sanatçıların taş plaklardan dışarı çıkıp, seyircisiyle yüz yüze, göz
göze, ruh ruha olabildiği, sahnelerin tozunu yuttuğu yılların bir tarihi bu kitap.

Sadun Aksüt'ün anılar derlemesi, belge, bilgi ve titiz bir arşiv çalışmasından oluşuyor.

İlk gazinolar, sahneye çıkan ilk kadın ve erkekler, sahnede ilkleri gerçekleştirenler; azmin yücelttiği isimler, yaşamın sillesini yemiş Türk Sanat Müziği sanatçıları vs... hepsi bu kitapta sahne alıyor...

"Alkışlarla Geçen Yıllar / Hatırat"ta, Türk Sanat Müziğinin 50 yıl içerisinde nereden nereye geldiğini ve sanatçıların yaşamöykülerini bulacaksınız. Kitap,
Türk Sanat Müziğimizin olduğu kadar, müziğe emek vermiş bütün emekçilerin de "duygusal" tarihini içeriyor...

Yükselen ve düşen sanatçılar... ve sahnelerden kimler geldi kimler geçti...

Munky
20-07-07, 18:38
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1666.jpg
Suat Suna ( 25.05.1975)
Suat Suna, 26 Mayıs 1975, İstanbul. Saint Benoit Fransız Koleji´ni bitirdi. Daha sonra İ.Ü Konservatuarı Keman Bölümü´nden mezun olan şarkıcı halen Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi birinci sınıf öğrencisi.. Profesyonel müzik yaşamına 1993 yılında başladı.

Suat Suna´nın 1993´de Pop Show yarışmasında 1, 2 ve 4.´lükleri, 1992´de Beyaz Güvercin Şarkı Yarışmasında 2´ncilik ödülü, 1993´de İstanbul 4´ncülük ödülleri ile Milliyet Gazetesi´nin Liselerarası müzik yarışmalarında çok sayıda birincilikleri var..
Suna´nın şimdiye kadar sözü ve müziği kendisine ait olan 75 şarkısı bulunuyor. Bu şarkılardan bazıları Asya, Yıldız Tilbe, Fatih Erkoç, Hülya Avşar, Aşkın Nur Yengi başta olmak üzere bir çok sanatçı tarafından seslendirildi.

Suat Suna 6´ncı albümü 'Yolun Açık Olsun' u Prestij Group Kuruluşlarından olan Orjin Müzik etiketiyle müzikseverlere sundu ..
Suat Suna´nın kendi stüdyosunda gerçekleştirilen yapımda yer alan şarkıların söz ve müzikleri ile düzenlemelerinin tamamı kendisine ait.

DİSKOGRAFİ
Ansızın Çektin Gittin
Sözüne Kanmam
Hasret Fenerleri
Rüyam ve Sen
Yapamam Sensiz
Yolun Açık Olsun

Munky
20-07-07, 18:39
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/346.jpg
Tanburi Cemil Bey ( 1873)- (29.07.1916)
1873 yılında İstanbul'da doğmuştur. İlk müzik bilgilerini, orta okul sıralarında ağabeyi, Ahmet Bey ve Kemani Aleksan' dan almıştır. Enstrüman çalmaya karşı ilgisi on yaşlarında keman ve kanun ile başlayan Cemil Bey, daha sonra başladığı ve ismi ile bütünleşen tanbur sazı ile virtüozluk derecesine ulaşmıştır. Tanburdan başka, kemençe, lavta ve viyolonsel gibi sazları aynı ustalıkla icra ederek başlıbaşına bir ekol sahibi olmuştur. Enstrüman çalmakta erişilmez mertebeye yükselmiş olan Cemil Bey, aynı zamanda iyi bir bestekardır. Yaptığı eserlerle, Türk Müziği saz icrasına yepyeni ve modern bir tarz, değişik bir yorum getirerek icracılığın mükemmelleşmesinde en büyük rolü oynamıştır. Özellikle, taş plaklara yapmış olduğu taksim kayıtları, makam, uslüp ve tavır açısından bir ders niteliği taşımaktadır. 29 Temmuz 1916 yılında İstanbul'da ölen Cemil Bey sözlü eserlerin yanında birçok saz eseri bestelemiştir. Ayrıca taksimlerinin yanında pek çok eserini de yaş plaklara çalmıştır.

Munky
20-07-07, 18:39
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1683.jpg
Teoman ( 20.11.1967)
20 Kasım 1967�de İstanbul�da dünyaya gelen Teoman Yakupoğlu,Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun.İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları bölümünde masterını tamamlayan Teoman,ilk müzik grubu Indians�ı 1986 yılında arkadaşlarıyla birlikte kurdu ve uzun yıllar grubun solistliğini yaptı.Bir çok konser ve kayıt çalışmalarının ardından,grubun dağılması ile birlikte çeşitli sanatçıların albümlerinde ve bir çok grupta solist olarak yer aldı.1996 yılında Roxy�de gerçekleştirilen Roxy Müzik Yarışması�nda,ilk solo albümünde yer alan Ne Ekmek Ne de Su ve Yollar isimli parçalarıyla en iyi beste ve en iyi söz ödüllerini aldı.Teoman 1996 yılında ilk albümü Teoman�ı İstanbul Plak�dan çıkardı.1998 yılında piyasaya çıkan O isimli ikinci albümünde NR1 Müzik ile çalışmaya başlayan Teoman,üçüncü albümü Onyedi de yine NR1 Müzik etiketini taşıdı.

Albümlerinde yer alan şarkıların birçoğunu kendi yazıp besteleyen Teoman, O ve Onyedi isimli albümlerinde prodüktör olarak Rıza Erekli ile çalıştı.O isimli albümde Orhan Atasoy ve Ercüment Vural�ın unutulmaz bestesi Gemiler�i ve üçüncü albümü Onyedi�de yer alan Ajda Pekkan�ın klasikleşmiş şarkısı Uykusuz Her Gece�yi ve Bora Ayanoğlu�nun O Yaz�ı ,Gönülçelen albümünde Barış Manço�nun Anlıyorsun Değil Mi? isimli eserini,Teoman albümünde yine Barış Manço�nun Kol Düğmeleri ve Mehmet Soyarslan�ın Resimdeki Gözyaşları şarkılarını yeniden yorumladı ve dinleyicilere tekrar sevdirdi.İstanbul�da Sonbahar isimli remix albümünü de NR1 ile yapan Teoman,Teoman isimli albümü ile birlikte Avrupa Müzik ile çalışmaya başladı ve son albümü En Güzel Hikayem dahil albümlerini Avrupa Müzik ile çıkardı.

Teoman�ın senaryosunu yazıp,rol alıp ,yönetmenliğini üstlendiği,müziklerini hazırladığı Balans ve Manevra isimli ilk sinema filmi 11 Mart 2005�te vizyona girdi ve filmin soundtrack albümü film ile eş zamanlı olarak müzik marketlerde yerini aldı.
Sanatçı kendi jenerasyonunda geniş kitleler tarafından en iyi şarkıcı,söz yazarı olarak kabul edilir ve En İyi Şarkıcı,En İyi Söz Yazarı,En İyi Albüm gibi çeşitli ödülleri vardır.

DİSKOGRAFİ

Teoman(1997)
O (1998)
17 (2000)
Rüzgar Gülü,Uykusuz Her Gece, İki Yabancı (remixler) (2003)
Gönülçelen (2001)
İstanbul�da Sonbahar (remixler) (2001)
Teoman (2003)
Kupa Kızı Sinek Valesi (remixler) (2003)
Duş (radyo remixler) (2004)
Balans ve Manevra (soundtrack) (2005)

Munky
20-07-07, 18:40
Ulvi Cemal Erkin ( 1906)- (1973)
1906 yılında İstanbul'da doğdu.İlk müzik eğitimini çok küçük yaşta annesinden alan Ulvi Cemal yedi yaşındayken Adinolfi'nin yanında piyano derslerine başladı. Galatasaray Lisesini bitirince burs kazanarak, devlet hesabına Paris'te müzik öğrenimine gönderildi. Paris Konservatuarında Gallon Baulanger gibi hocalardan kompozisyon dersleri aldı. 1930'da yurda dönünce Ankara Musiki ve Muallim Mektebi'ne armoni ve piyano öğretmeni olarak tayin edildi.1936'da Devlet Konservatuarı kuruluncaya kadar bu görevini sürdüren Ulvi Cemal Erkin o tarihte yine piyano öğretmeni olarak Konservatuar'ta çalışmaya başladı.Piyano ve konser çalışmalarını ikinci plana atan sanatçı, artık besteciliğe yönelmişti.

Beste çalışmalarından dolayı ilk konserini 1946 yılında veren Ulvi Cemal Erkin Riyaseticumhur Filârmoni Orkestrasına 1942'de Cumhuriyet Halk Partisi büyük ödülünü alan büyük orkestra için bestelenmiş Piyano konçertosunun 1942 ve I. Senfonisini ( 1944-1946 ) ilk kez çaldırdı. 1949'dan 1951'e kadar devlet konservatuarının müdür olarak yöneten besteci, ölümüne kadar piyano bölümü şefi ve piyano öğretmeni olarak aynı yerde görevini sürdürdü.1973 yılnda Ankara'da öldü.

Munky
20-07-07, 18:40
Veysel Arseven ( 16.09.1919)- (1977)
(1919-1977), 16 Eylül 1919 tarihinde Romanya'da Basarapya'nın Kahul ili Baymaklı İlçesi, Baurçi köyünde doğdu. Romanya'da yaşayan Gökoğuz Türklerinden olan babasının adı Nikola, anasının adı ise Ekaterina'dır. İlk öğrenimini, Basarapya'da, Bauçi köyü İkinci İlkokulu'nda (1929-1934), Orta öğrenimini, Orta Basarapya'da Vasien Teknik Ortaokulu'nda (1934-1938) ve İstanbul Öğretmen Okulu'nda (1938-1943) yaptıktan sonra yüksek öğrenimini de Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünü 1946 yılında bitirerek tamamlamış oldu.

Veysel Arseven, müzik öğretmeni olduktan sonra ilk önce Beşikdüzü Köy Enstitüsüne tayin edildi. (1946-1948). Burada iki yıl öğretmenlik yaptı ve Gölköy Enstitüsüne tayin edildi (1948-1949). Burada da bir yıl çalıştıktan sonra vatani görevini yapmak üzere yedek subay olarak askere alındı (1949-1950). Askerlik dönüşü bir ay Pulus Köy Enstitüsü Müzik Öğretmeni 1950-1952 yılları arasında da Pazarören Köy Enstitüsü Müzik Öğretmeni olarak görev yaptı. Daha sonra, Kırşehir Lisesi Müzik Öğretmenliği (1952-1954), Sivas Lisesi Müzik Öğretmenliği ve Müdür yardımcılığı görevinde bulundu (1954-1960).

Arseven, 1960-1962 yılları arasında Afyon Lisesi'nde, 1962-1974 yılları arasında da Ankara Kurtuluş Lisesi'nde Müzik Öğretmenliği yaptıktan sonra 1974 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü'ne Müzik Tarihi ve Genel Müzik Bilgileri öğretmeni olarak tayin edildi.

Veysel Arseven'in ölümü üzerine Hasan Toraganlı bir yazısında şöyle diyor;
''... Veysel son derece çalışkan, yorulmak bilmez, kötü giden işlerden bile usanç getirmez bir enerji küpüydü. Ufak tefek gövdesinde sanki yedi devin gücünü taşırdı. Arkadaş canlısı, sevimli ve güler yüzlü idi.

Yaşamı boyunca günlerini dolduran müzik öğretmenliği yanında, çeşitli konulardaki yüzlerce makaleye, basılmış basılmamış onca kitaba, orkestra ve koro yapıtlarına, türkü çok seslendirmelerine nasıl zaman ayırabildiğine hala şaşarım.

...Folklor araştırma ve incelemeleri onu yurdun sayılı folklorcuları arasına sokmuştu. 23-30 Haziran 1975'de İstanbul'da toplanan l. Uluslararası Türk Folklor Kongresi 'ne katılmış ve ''Türk Halk Müziğinin Ezgisel Yapısı Üzerine'' adlı bir bildiri sunmuştu.

35.000'in üzerinde dergiyi tarayarak hazırladığı ''Genel Müzik Kitapları ve Makaleler Bibliyografyası'' adlı ve ne yazık ki henüz bastırılamamış olan 1365 sayfalık dev yapıt, Veysel'in ne yorulmak bilmez ve araştırmacı bir yazar olduğunu ortaya koymaktadır.

Öğretmenliği sırasında halk müziğine ilgi duyarak derlemeler yaptı. Bu arada halk müziğinin ezgisel, tartısal (ritmik) metrik ve tonal özelliklerini inceleyen çalışmalarını çeşitli dergilerde yayınladı.

Bunların dışında, ülkenin genel ve eğitsel müzik sorunlarını ele alan 500'ün üstünde makale yazdı. Meydan Larousse ansiklopedisinin müzik ve folklor maddelerini yazdı.

Veysel Arseven, bestecilik denemelerini halk türkülerini kendine özgü bir yöntemle çok seslendirmeye çalışmakla başladı..."

Rahmetli Arseven, tarifi mümkün olmayan bir halk müziği aşığı idi. Çok seslendirdiği halk türkülerinin bir çoğu TRT Ankara Radyosu çok sesli korosu tarafından seslendirdi. Bu türküler radyolardan ve televizyonlardan yayınlanmaktadır.

Mansur KAYMAK
Türk Halk Müziği ve Oyunları Dergisi

Munky
20-07-07, 18:40
Yasemin Kumral ( 1952)
Yasemin Kumral Şimşek, 1952 yılında İstanbul'da doğdu. Önce babasından sonra da Prof. Fuat Koray'dan müzik eğitimi aldı. İtalya'nın başkenti Roma'da gitar, piyano ve şan okudu. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik bölümünden mezun oldu.

Kendi alanında Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde ilk eğitim kurumu ünvanına sahip Spikerlik ve Güzel Konuşma Okulu'nu açtı. Yurt çapında konserler verdi, sayısız plak yayınladı. Yaptığı şarkılarla çeşitli ödüller aldı. 1980'den beri Mevlana'nın beyitleri üzerine besteler yapmaktadır.

Halen bir özel televizyonda sunuculuk yapıyor. Yayınlanmış bir çok kaseti ve CD'si bulunmaktadır.

Munky
20-07-07, 18:41
Yıldıray Çınar
1940 yılında Samsun�da doğmuştur. Babası, halk tarzında güfte yazarı imiş, oğlunun da müzikle uğraşmasını istermiş, en büyük ideali de oğlunun, oturdukları Samsun 19 Mayıs Mahallesinin camiinden ezan okumasıymış.

Yıldıray ÇINAR, İlkokul 2. sınıfta saz çalmaya başlar, ilk konserini ilkokul bitiminde verir. Daha sonra sanat enstitüsüne başlar. Okuldaki müsamerelerde konserler verir. Bu arada da saz yapmaya başlar okulun marangozhanesinde. İkinci sınıfta ilk sazını yapar. Samsunlu saz yapım ustası Ömer SİNOP'un yanında bir süre çalışır

Bu sıralarda her delikanlı gibi aşık olur Yıldıray ÇINAR ve sevdiği bu kız yüzünden Samsun�dan ayrılarak İstanbul�a gelir İstanbul'a geldiği tarih 1957'dir ve ilk işi yaşını büyütmek olur. O yıllarda devre kaybı gidenleri ''ceza olsun'' diye en uzun süreli vatani görev olan bahriye sınıfına vermektedirler.

Yıldıray ÇINAR da yaşını büyütünce devre kaybı gider ve askerliğini bahriyeli olarak yapar. Kendini çok sevdirir. Bu sıralarda görev yaptığı Gölcük'te Deniz Fabrikaları Genel Müdürlüğünü Erkut TAÇKIN�ın babası Namık TAÇKIN Paşa yapmaktadır. Namık TAÇKIN Paşa çok sever bu türkücü genci. Zaten bu sıralarda Erkut TAÇKIN'da yeni yeni müziğe merak sarmıştır. Yıldıray ÇINAR'la birlikte müzik çalışmaları yaparlar. Çalıştıkları müzik türleri ayrıdır fakat ikisi kafa kafaya vererek Orduevinde konserler düzenlerler. Namık Paşanın da yardımları çok büyüktür. Bir seferinde, zamanın Demokrat Parti Milletvekili Ethem MENDERES, SEKA Kağıt Fabrikasına ziyarette bulununca, Namık Paşa, burada bir gece tertipleme görevini Yıldıray ÇINAR'a verir.

Bu Yıldıray Çınar için büyük bir başarı olur. Daha sonra, Başbakan Adnan MENDERES İspanya gezisine çıkar. Geziye çıktığı Giresun ve Gemlik adlı muhriplerden birinde de Yıldıray ÇINAR bulunmaktadır.Bu göreve özel izinle getirilmiştir. Görevi ise, aralarında telsiz-hoparlör bağlantısı bulunan iki muhripteki erlere moral vermektir. Bu gezi sırasında. Başbakan ona ''hiç radyoyu denedin mi'' diye sorar. Denememiştir, fakat askerde bulunduğu üç yıl içinde kendini radyo imtihanlarına hazırlamıştır. Vatani görev biter ve Yıldıray ÇINAR tekrar Samsun'a döner.1959 yılının Mayıs ayında Atatürk�ün Samsun'a çıkışı dolayısıyla Samsun�dan Ankara'ya gönderilir saz çalmak için. Burada. kendi yaptığı sazla kendi bestesini okur.. �Yare Pazen Biçemedim� adlı beste çok tutulur. Samsun'a döner ancak bir iş kurması gerektiğine karar verir. Mandolin.gitar bağlama tamir ve satışı yapan bir dükkan açar, ayrıca saz dersleri de verir.

Yıl 1960, İstanbul radyosunda imtihan açılmıştır. Fakat bu imtihan profesyoneller için olduğundan ÇINAR bazı eksiklikleri olduğunu görür. Zaten sınavı da kazanamamıştır. Tekrar dükkanına döner. Profesyonel olabilmek için, 1962 yılına kadar Osman ÖZDENKÇİ�den ders almaya devam eder. 1962 yılında Ankara Radyosu�nda açılan sınavı kazanır. Ankara Radyosu�nun ve Türkiye�nin en sevilen sanatçılarından biri olur. Hayalleri gerçek olmuştur. İlk sahneye 1965 yılında Güney Park Gazinosunda çıkar. İlk turnesini de aynı yıl yapar. Radyo programları ve gazino çalışmalarının yanı sıra 'Aman Dünya Ne Dar İmiş' filmini çevirir. Film çalışmalarına aralıksız devam eder. Radyo programları, yurtdışı turneleri, plak ve film çalışmalarını bir arada 1980-85�lere kadar devam ettirir. 1985-1990�lardan itibaren yalnızca film çalışmalarına ağırlık verir ve son yıllarda ise hiçbir faaliyet ve çalışma içerinde olmadığı görülür. Bu güne kadar yaklaşık 40�a yakın film çevirmiştir. 1969 yılında Şirvan ve Sarı Kurdelem Sarı, 1970 yılında Cemo, Çarşambayı Sel Aldı, 1971 yılında Elvan ve Allı Turnam, l974-Emrah, 1977-Eşref, 1983-Çoban Yıldızı, 1986-Suçlu Kim, 1989-Tecelli çevirdiği filmlerinin bazılarıdır. İlk TV programına 1968 yılında çıkar. Seyrek de olsa sonraki yıllarda TV programlarına çıkmıştır. Kendi halinde ve sessizlikten hoşlanan bir yapıya sahip olduğundan, genellikle medyada yer almamış,ortalıkta pek görünmemiştir. Tüm sevenlerinden ve hayranlarından uzaklaşmış ve hayallerde bir ünlü Yıldıray ÇINAR olarak yaşamını sürdürmektedir.

Derleyen: Ahmet Ören
http://www.carsambarehber.com

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

VEFAT-HABER

Türk Halk Müziği sanatçısı Yıldıray Çınar öldü...
Milliyet 29 Mayıs 2007

Türk Halk Müziği (THM) sanatçısı Yıldıray Çınar, tedavi gördüğü hastanede öldü.

Edinilen bilgiye göre, yaklaşık 1.5 aydan bu yana Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesinde ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olan ALS (Amyotrophic Lateral Sclerosis) tedavisi gören Yıldıray Çınar (68), sabaha karşı hayatını kaybetti.

YARIN SAMSUN'DA TOPRAĞA VERİLECEK

Yıldıray Çınar�ın cenazesi, yarın Samsun�da toprağa verilecek.

Edinilen bilgiye göre, yaklaşık 1.5 aydır tedavi gördüğü Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesinde sabaha karşı hayatını kaybeden Yıldıray Çınar (68) için yarın cenaze töreni düzenlenecek.

Sanatçının Atakent beldesindeki evinden alınacak cenazesi, Büyük Cami�de kılınacak öğle namazının ardından asri mezarlıkta defnedilecek.

Bugüne kadar 50 dolayında filmde başrol oynayan, 12 altın plak ödülü bulunan 1960-1980�li yılların ünlü sanatçısı Çınar, 1940 yılında Samsun�da doğdu.

Uzun yıllar TRT�de Türk Halk Müziği sanatçısı olarak görev yapan sanatçının seslendirdiği eserler arasında "Çarşambayı Sel Aldı", "Sarmaşık Bülbülleri", "Aman dünya ne dar imiş", "Arzu ederdiniz bir yol görmeye", "Şen ola düğün" gibi parçalar bulunuyor.

80�li yılların ortalarına kadar faal olarak sanat ve sinema dünyasının
içinde yer alan sanatçının baş rolünde oynadığı "Zaloğlu Rüstem", "Arzu ile Kamber", "Eşref", "Kardeş Kurşunu" ve "Kahpe Felek" gibi filmler ise zamanın hasılat yapmış filmleri arasında gösteriliyor.

Munky
20-07-07, 18:41
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/367.jpg
Zülfü Livaneli ( 1946)
Ömer Zülfü Livaneli 1946 yılında Konya Ilgın�da doğdu. Sinemaya ilgisi özgün film müzikleri yapmakla başladı. Hikaye kitapları yazdı. Çeşitli ülkelerde konserler verdi. Yorumuyla uluslararası üne sahip oldu. Yer Demir Gök Bakır'la yönetmenliğe başladı (1987).

Önemli filmleri (besteci):Otobüs (Tunç Okan), Sürü (Zeki Ökten), Hazal (Ali Özgentürk), Yılanı Öldürseler (Türkan Şoray), Yol (Şerif Gören)-Yönetmen: Sis (1988).

HAKKINDA YAZILANLAR

Zülfü Livaneli:�Hayatımı kültüre adadım
Ünal Bolat
Türkiye 2 Aralık 2000

Dünya Değişirken
Gazetedeki köşemin adı da Dünya Değişirken... Ben değişime çok açık bir insanım ve dünya değişiminin rotasını çizen insanlarla da arkadaşım. Gorbaçov�la da çok yakın arkadaşlığım var. Bunlar dünyayı değiştirmiş insanlar. Bunlarla yıllardan beri görüş alış verişi içerisindeyim. Benim söylediğim şey şu. Ben gerek gençliğimde gerek politik yaşamla ilgilendiğimden beri hiçbir zaman Sovyetler Birliği hayranı olmadım. Oradaki sistemi tasvip etmedim. Komünist partililerin dikta rejimiyle yönettiği ülkelere hiçbir yakınlık duymadım. Ben ilk başta düşündüğümü şimdi yine savunuyorum. Neydi bu: �Bu dünyada sömürü alçakça bir şeydir. İnsanların sömürülmemesi lazımdır. Çalışan insan emeğini alması lazımdır. Ülkelerin birtakım zenginler tarafından soyulmaması lazımdır. Bir de kültürün insan yaşamında çok seviyeli bir şekilde yer tutması gerekir.� Ben hayatını buna adamış bir insanım. Ben kültür adına mücadele verdim. Kültürün insanlar tarafından gündelik hayatlarında yudumlanması gerekir. Benim görüşlerim buydu yine aynı görüşleri savunuyorum.

21. yüzyılı da ıskalayacağız
1920�lerde çok umutlu başlamıştı Türkiye Cumhuriyeti. Bugün geldiğiniz noktaya bakın. Yunanistan�ın yaşam kalitesi bakımından 65 basamak altındayız. Ama bütün zihinler hâlâ devleti ele geçirip kamu kaynaklarını soymak, yandaşlarına paylaştırmakla meşgul. Bundan başka bir şey yok. İşte bunlar, bizi geleceğe umutlu bakamayacak hale getiriyor. Biz 20. yüzyılı ıskaladığımız gibi, 21. yüzyılı da daha fazla ıskalamaya aday haldeyiz. Çünkü aradaki farklar açılıyor. Bugün İngiltere önümüzdeki 20 yıl içinde Hindistan�dan 75 bin bilgisayar mühendisi alacak. Bunun anlaşmasını yapıyor. Hindistan bütün okullarında eğitimini bu bilgisayara göre yönlendirdi. Büyük bir insan gücü oluşturuyor. Bu bakımdan, Toffler benim çok yakın arkadaşımdır. Bütün dünya bu beyinden, bu fikirden yararlanır. Onu zamanın Başbakanı Demirel�le de görüştürmüştüm. On yıl önce bize çok güzel bir teklif yapmıştı. �Slikon vadisi kapsamında Türk şirketleri girişimde bulunsun. Belki şirketler belli bir para kaybedebilir ama hiç olmazsa bu teknolojiyi ülkenize transfer edebilirsiniz� demişti. Bunu o zaman Demirel�e iletmiştik. Ama ne yazık ki aile fotoğraflarından bu gibi işlere vakit yoktu. Olmadı da...

Sanatçı mı afyon mu?
Sanatçı denilen, bilmem bir gecede kırk milyar alan, toplumu eğlendiren oyalayan kimselere sanatçı deniliyorsa ben öyle sanatçı değilim. Türkiye�de son yıllarda göze çarpan bir gelişme var. Bu toplumun sorunları çok ağır, giderek de ağırlaşıyor. Devlet kaynakları soyuluyor.Yurttaşların bu devlette hiçbir söz hakkı yok. Dört yılda bir onlardan oy alıp bırakılıyor. Onların fikirlerine sözlerine hiç önem verilmiyor.Sağlık sistemimiz çöküyor, eğitim sistemimiz çöküyor. Ülkenin geleceğine ait kaygılar yoğunlaşıyor. İnsanlar yaşam güçlüğü içinde. Bu durumda bir ülkede insanların siyasete ağırlıklarını koymaları ve zengini daha zengin fakiri daha fakir yapan bu sisteme katlanamamaları gerekir. Ama bu insanlara afyon gibi bir eğlence sistemi sunuyor özel televizyonlar. Birtakım üç dört tane mankenin aşk ilişkilerine, o gece kiminle yatıp kalktığına, hangi arabayla nereye gittiğine kilitlenmiş bir eğlence şekli var. Bunu da sanat dünyası diye adlandırıyorlar.

Sanat dünyasına girenler
İşte böyle, gece aleminde barlarda dolaşan, çapraşık ilişkiler içinde olan, cinsel kimlikleri de tartışmalı tuhaf tuhaf insanlar giriyor. Ve bunların maceralarını oturup 60 milyon insana gece gündüz seyrettiriyorlar, okutuyorlar. Bundan başka insanların bir şey düşünmesini imkânsız hale getiriyorlar. Çocukları böyle yetiştiriyorlar artık. Bu açıdan bakıldığında Türkiye�de çok hazin bir manzara var gerçekten. İnsanlar kendi sorunlarıyla ilgilenemiyorlar. Onun bedeli olarak da o görevi üstlenenlere, işte ayda kırk milyar falan veriyorlar. Ayda kırk milyar lira kazanan, otellerin kral dairelerinde kalan, ne iş yaptığı hangi kabiliyeti olduğu, topluma ne gibi katkısı olduğu şüpheli birtakım yaratıklar; onun dışında kendi inim inim inlediği halde, kendi derdini unutup bunlara bakıp avunan bir halk; buna da sanat dünyası diyen bir medya. Bu bir tesadüf değildir. Bir model oluşturuluyor. Bu toplum modeli içinde bazıları öne çıkartılıyor ve toplum uyuşturuluyor. Bugün toplumun temelini oluşturan milyonlarca memuru işçiyi köylüyü esnafı emekliyi açlık sınırının altına iteceksin, bir avuç insanı daha zengin hale getireceksin. Bunun bir mekanizması olması lazım. Yoksa süpapları patlar bu ülkenin. Bunun patlamamasının bedelini de biz enayilik vergisi olarak o mankenlere, o tırnak içinde �sanatçı� dediğimiz kişilere ödüyoruz.

Kimseye özentim yok
Eğer Türkiye�de gerçekten sanatla uğraşıyorsanız para kazanamazsınız. Benim eğer sömürülmemiş olsaydım, altınım teriyle kazandığım çok param olması lazımdı. Türkiye�de otuz yıldır benim kasetlerimin girmediği ev yok gibidir. Ya da benim parçalarımı Zeki Müren�den İbrahim Tatlıses�e Sezen Aksu�dan Bülent Ersoy�a kadar okumayan insan kalmamıştır. En azından o bestelerimden kazanmam lazımdı. Ama hayatımız korsan kasetle uğraşmakla geçti. Korsan kasetçiler sattılar. Bir yandan telif hakları yayası çıkmadı. Bu arada benim bir tek para kazanma yolum vardı. O da neydi? Gazinolara çıkmak, içkili yerlerde şarkı söylemek. Ben de hayatım boyunca bunu reddettim. Bir tek kere bile öyle böyle yerlerde bulunmadım. Ücretsiz halk konserleri yaptım. Hiçbirinden para almadım. Sonunda işte geçinmek için çalışmak zorundayım. Ayrıca bir özentim falan da yok. Öyle insanın değerini kullandığı arabanın ya da oturduğu semtin ya da üstündeki giysinin kalitesinin oluşturmadığını düşünüyordum. Kalitesini başka değerler belirler. O bakımdan da benim bir zenginlik merakım zaten yok.

UNESCO�dan büyükelçilik
1996 yılında Paris�te merkezi bulunan UNESCO yani Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu bana bir büyükelçilik verdi. Bir de Genel Direktör danışmanlığı görevi verdi. 1996�dan beri Birleşmiş Milletlerin kırmızı pasaportum var. Bu günlerde bu seyahatlerin çok
olmasının bir nedeni de bu görevim.

Böyle bir affa karşıyım
Af yasası kamuoyunda tasvip görmüyor. Eğer bir ülkede demokrasi varsa yani halkın egemenliği varsa, beğenmediği yasaları tekrar gözden geçirirsiniz. Halk, bu af yasasının bazı bölümlerinden memnun değil. Bir kere şöyle bir yanlışlık var. Devlet kendisine karşı işlenen ve adına düşünce suçu denilen suçları af kapsamına almıyor. Onun dışında trafik kazası suçundan tutun da her türlü şeyi içine koyuyor. Hatta af konusuna banka soygunlarında adı geçenleri de ilave etmek istediler. Oysa kamuoyunun en hassas olduğu konular bunlar. Sonra herkes kendi adamını affettirmeye çalışıyor. Dolayısıyla bence bu af Türkiye�ye huzur getirmeyecek. Tam tersine zaten yitirilmiş olan adalet duygusunu daha da yitirmeye sebep olacak. Zaten kendileri de öyle bir çıkmazın içindeki hükümet ortakları dahi bu konuda ne yapacağını bilmiyor. Bu af adil bir af değil. Ben buna karşıyım.

Livaneli�den bir an
Gorbaçov�un odasındaki resim
Gorbaçov�la biz 1986 yılında tanışmıştık. O zaman Perestroyka ve Glasnost politikasını başlatmış olan kudretli bir devlet başkanıydı. Ve perestroykanın tarihi adlı kitabında bizimle görüşmesi �Perestroykanın ikinci önemli olayı� olarak yer aldı. O zamandan beri tanırım. Fikirlerini bilirim. Çeşitli ülkelerde görüştük, buluştuk. Amerika�da, Sovyetler Birliği�nde, İspanya�da Türkiye�de falan. Fakat en son Gorbaçov�u ben bundan bir ay önce Kırgızistan�da sıcak göl anlamına gelen Isık Göl�ün kıyılarında gördüm. Orada bir toplantımız vardı. Sonra da Isık Göl üzerinde bir gemi gezintimiz vardı. Orada bir sohbetimiz oldu. Dedi ki bana:
-Benim evimde, çalışma masamda bir resim durur. Bu resmin kim olduğunu tahmin edersin?
-Aile resmi mi?
-Yok. Bir devlet adamı.
-Lenin mi?
-Hayır.
-Stalin olmaz zaten, Karl Marks mı?
-Hayır
-Ne resmi peki?
-Atatürk.
Ve onun o �daça�sındaki çalışma odasında, ta gençlik yıllarından beri Atatürk resminin durduğunu kendi ağzından duydum.

GÜNDEM

Bir ülkenin ruhunu yaraladığınız zaman...
Zülfü Livaneli
Sabah 12 Nisan 2001

Bernard Shaw, "Gazetecilik, dünya savaşı başlangıcıyla, bisiklet kazasını birbirinden ayıramayan bir alandır" der.
Sivri dilli Shaw böyle diyerek gazetecileri kızdırabilir ama benim asla böyle bir niyetim yok.
Sadece gazete-televizyon haberlerini art arda izlemenin, günü anlamaya yetmeyeceğini belirtmekle yetineyim.
Birbirinden kopuk gibi görünen birçok olay, aslında yaşadığımız günün ruhunu oluşturuyor ve bu da gazetecilikten çok edebiyatın, yani daha derin bir kavrayışın alanına giriyor.
***
Bugünlerde sık sık Anton Çehov geliyor aklıma; büyük Çehov! Onun dahice örülmüş oyunlarında da her şey olağan gibidir. Gündelik yaşam, tembel bir nehir gibi ağır ağır akmakta ve insanlar kendilerini bu nehrin akıntılarına bırakmaktadırlar.
Yaz bahçelerindeki beyaz giysili insanlar; piyano konserleri, yemekler, fıkralar ve entellektüel tartışmalarla vakit geçirirler.
Ama oyun biraz ilerleyince anlarız ki, bu insancıkların hepsi derin bir huzursuzluğun pençesindedir.
Durup durup ağlama krizlerine giren kadınlar, ölesiye sarhoş bir doktor, ona umutsuzca sevdalanmış bir genç kız, ölümü bekleyen bir ihtiyar... Hepsi de huzursuz ve her an isteri krizlerine açık bir kırılganlıkta yaşamaktadır ama dış görünüşte bunu farketmeye imkân yoktur.
İç huzursuzluğu anlayabilmek için Çehov çapında dahi bir yazarın, insan ruhlarını, sandıktan çıkarılmış gizli bir çeyiz bohçası gibi kat kat açması gerekmektedir.
İhtilale, yani büyük değişime akan bir toplumdaki derin huzursuzluktur bu.
Taşlar yerinden oynamış ve insan ruhları onulmaz biçimde yaralanmıştır.
***
Türkiye'de de ekonomik krizden daha yoğun olarak yaşanan kriz bence bu. Amacını yitirmiş, hayallerini tüketmiş ve yarınına umutla bakamayan bir toplum.
Büyük değişimin sancılarıyla kıvranan ve ne olduğunu bir türlü anlayamayan huzursuz insanlar.
Yerleşik değerlerin çöktüğü ama bir türlü yeni değerler sistemine geçemeyen insanların iki cami arasında bînamaz kalmış hali.
Beni en çok bu durum korkutuyor biliyor musunuz!
Bir ülkenin ruhunu yaraladığınız zaman, ekonominin ve siyasetin bu yarayı iyileştirmesi çok zor oluyor.
Her akşam televizyon ekranında dinlediğimiz kur, makas, çapa çıpa, para kurulu formüllerinin ulaşamayacağı derinlikteki bir yara bu.
Ve için için kanıyor.

Munky
21-07-07, 08:38
Abdülkadir Meragi
Türk besteci ve müzik teorisyenidir.
1360 yılında Meraga�da doğdu. İslam dünyasının müzik alanında en büyük isimlerinden olan Abdülkadir Meragi (Hace İbn ül-Gaybi de denir), Sultan Ahmet Celayir, Timur, Şahruh ve 2. Murat'ın saraylarında yaşamış, dokuz kadar kâr, beste ve semaisi günümüze kalmıştır. Yüzlerce parçayı bir araya getiren Kenz ül-Elhân (Sesler Hazinesi) adlı kitabıyla kaybolmuştur. 1435 yılında Herat�ta vefat etmiştir.

ESERLERİ
�Câmi ül-Elhân (Nağmeler Derlemesi-1405)
�Mekâsıd ül-Elhan (Nağmelerin Maksadı-1421)
�Şerh ül Edvâr (Musiki Makamları Şerhi)
�Kitab ül-Edvâr (Makamlar Kitabı)
X

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Maragalı Abdülkadir
Murat Bardakçı
Pan Yayıncılık

... Biz, bu kitapta eski çalışmalardan yararlanan, ancak şimdiye dek gözden kaçmış bazı kayıt ve belgeleri ön plana çıkartan bir inceleme sunuyoruz. İncelemenin temeli Abdülkadir'in biyografisine dayandırıldığından, ses sitemi, diziler, ika' formlar ve çalgılar gibi teknik konularda yüzeysel kalınarak bahislerin şerhine girilmemesi tercih edilmiştir...

Munky
21-07-07, 08:38
Ali Ercan
1931 yılında Niğde'ye bağlı eski adı Ferbenk yeni adı İçmeli köyünde doğdu. Altı yaşında annesi Fatma'yı, yedi yaşında babası Ahmet'i kaybetti. Sekiz yaşından itibaren çalıp söylemeye başladı. Zamanla çevresindeki saz ve halk şairlerinden öğrendikleriyle beste yapmaya, bağlamasını daha iyi çalmaya başlıyor.

Onsekiz yaşında İstanbul Radyosunun açtığı sınavı kazanır ve burada çalışmaya başlar. Bir süre sonra ücretinin azlığı nedeniyle bu görevinden ayrılır ve serbest olarak çalışmaya başlar. Asker ocağında yurdun farklı yerlerinden gelen, bağlama çalan ve türkü söyleyen insanlarla tanışma imkanı bulur. Dolayısıyla askerde iken ufkunu genişletir ve bilgisini oldukça artırır.

1951 yılında evlenir ve daha sonra Mustafa, Ahmet adında iki erkek ve Feza adında bir kızı olur.

1962 yılında "Karakaş Gözlerin Elmas" türküsü ile tüm yurtta tanındı. 1964 yılında ilk plağı olan "Adana'ya bir kız geldi gördün mü" yü çıkardı. 1965 yılında hazırlamış olduğu "Karakaş Gözlerin Elmas ve Niğde Türküleri" kitabı Niğde il basımevi tarafından basıldı. Aralarında "Karakaş Gözlerin Elmas" ve "Adaletin Bu Mu Dünya" nın da olduğu 300 kadar eseri mevcuttur.

Kaynaklar:
1-"Karakaş Gözlerin Elmas ve Niğde Türküleri"-Ali Ercan, 1965 Niğde.
2-"Notalarıyla Niğde Türküleri"-Uğur Türkmen, 1996 Niğde.

ali onur
mayıs 2003

X

Karakaş Gözlerin Elmas
Bu Güzellik Sen De Kalmaz
Pişman Olun Kimseler Almaz
Annene Bak Gör Halini

Ercan Söyler Hakiki Sözü
Geçti Bahar Getirdik Yazı
Bir Gün Ölür O Zalimin Kızı
Annene Bak Gör Halini

Munky
21-07-07, 08:38
Ali İzzet Özkan ( 1902)- (1981)
Şarkışla�lı Ali İzzet Özkan adından çokça söz edilen bir halk ozanımızdır. 1902 yılında Şarkışla�nın Üğük köyünde doğdu. Belli bir öğrenim görmedi. Aşık Sabri den saz dersleri aldı. Ve küçük yaşlarda aşık oldu. 22 yaşlarında Adana'ya giderek Çukurovalı aşıklarla karşılaşmalar yaptı. Uzun yıllar yurdun çeşitli yerlerinde gezip dolaştı. Pek çok şiir söyledi. 500'ü aşkın şiiri vardır ve şiirlerini zaman zaman çıkardığı kitaplarda toplamıştır. Bazı türküleri de sanatçılar tarafından plağa okundu. Bunlar arasında �Mecnunum Leylamı Gördüm, Şu Sazıma Düzen Ver, Mühür Gözlüm" . Ali İzzet Özkan Konya da yapılan Türkiye aşıklar bayramına katılmıştır. Aşık 1981 yılında bu dünyadan göçüp gider.

BAKTI GEÇTİ (MECNUNUM LEYLAMI GÖRDÜM)

Mecnun'um Leyla'mı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordum ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıdır gün müdür yüzü
Sandım ki Zöhre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti

Ataşından duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamze oku bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti

İzzeti bu ne hikmet iş
Uyur iken gördüm bir düş
Yar zülfünü kemend etmiş
Boynumuza taktı geçti

4. kıta ustası Aşık Ali tarafından eklenmiştir. Şiir 5 kıtaya tamamlanmıştır. Şiir aslen 4 kıtadır.

HAKKINDA YAZILANLAR
Ali İzzet hakkında yazılmış en iyi kaynaklardan biri İlhan Başgöz tarafından yazlan "AŞIK ALİ İZZET ÖZKAN" (İndiana Üniversitesi Türkçe Programı Yayınları-4) adlı kitaptır.

Munky
21-07-07, 08:43
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/327.jpg
Arif Sağ ( 1945)
1945 yılında Erzurum'un Aşkale ilçesi Dağlı köyünde dünyaya gelen Sağ, küçük yaşlarından itibaren saz çalmaya başlar... İstanbul'a gelir ve Aksaray Musiki Cemiyeti'nde Nida Tüfekçi' nin öğrencisi olur. Müzikal altyapısını kısa zamanda oluşturmayı başarır. 1960 ve 70'li yıllar Arif Sağ için müzikte arayış yıllarıdır. (Bu arayış bugünde devam etmekte...) Arif Sağ'ın , bu dönemin toplumsal hareketlerinin müzikle bağdaşan yanlarından çok, piyasadaki ve resmi kurumlardaki müzik uygulamalarına ağırlık verdiği söylenebilir. 60'lı yılların sonunda TRT Kurumuna (İstanbul Radyosu) bağlama sanatçısı olarak başladığı yıllarda Sağ'ın piyasadaki faaliyetleri de devam etmektedir. 45'lik plak dönemi olarak adlandırılan ve yaklaşık 20 yıl devam eden bu sürecin en parlak simalarındandır Arif Sağ... Çeşitli sanatçılara bağlamasıyla eşlik etmesinin yanında, - yine bu dönemde- bestelerini de pek çok sanatçıya okutur. Bununla birlikte kendi çalıp okuduğu plakları da vardır. Yapılan müzik bugünkü terminolojiyle bir tür arabesk- fantazi benzeridir; bestelerinde ise yerel motifleri ( yer yer pasajları) çok sık kullanır. Bu da onun halk müziğinden kopamadığı gerçeğinin bir başka göstergesidir.

1976 yılından itibaren Türk Müziği Devlet Konservatuarı'nda (İTÜ) öğretim görevlisi olarak çalışamaya başlayan Sağ, bu görevinden 1982 yılında ayrılarak özel çalışmalara ağırlık verdi. Bir çok ünlü sanatçıya kaset çalışmalarında yardımcı olur. Bu özelliğinin yanında 10'dan fazla kasette sanatçı olarak da ayrıca yer alır. "Muhabbet" serisi, "Resital 1 ve II", "İnsan Olmaya Geldim", "Halay", "Duygular Dönüştü Söze" albümlerinden bazılarıdır.

Yukarıda belirttiğimiz gibi halk sanatçılarının tümü anonim bir karakter taşır. Özellikle müzik alanında kişisel renklere ve üstün yeteneklere çok rastlanmasına rağmen, bağlama çalgısında bir ekol yaratan sanatçı sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. İşte bunlardan birisi ve -şimdilik - sonuncusu Arif Sağ'dır. Bağlamaya teknik bakımdan hakim olduğu kadar Arif Sağ'ın icrası yerel tavırlar, repertuar ve duygu bakımından da zenginliklerle doludur.

Munky
21-07-07, 08:43
Arto Tunç Boyacıyan
Arto Tunç Boyacıyan Onno Tunç�un kardeşidir. Amerika�da yaşıyor. Küçük yaşlarda müziğe ilgi duydu. New York�ta Miles Davis, Jeff Baker, Al di Meola gibi müzisyenlerle çalıştı. Sezen Aksu ile kaset çalışması yaptı.

Bütün vurmalı çalgıları rahatlıkla çalabilen Arto Tunç, �Ermeniliğimden değil, insan olduğumdan dolayı gurur duyuyorum� diyor.� Sezen�in �Işık Doğu�dan Yükselir� albümünde de iki bestesiyle yer almış, diğerlerine de katkı da bulunmuştu. (Onu Alma Beni Al ve Yeniliğe Doğru)

Arto Tunç Boyacıyan, bir uçak kazasında ölen ağabeyi 'Onno' için söyledikleri şarkıları, Ara Dinkciyan ile birlikte hazırladığı 'Onno' albümü adıyla 1998 yılı Haziran ayında piyasaya sundu.

Kaynak:Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000

Munky
21-07-07, 08:43
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1789.jpg
Aşık Ferrahi ( 1934)- (22.04.1969)
Ferrahi bir uğrak verdik dünyaya
Bazı atlı gezdik bazı da yaya
Elveda etmeye helallaşmaya
Sabah sabah hoşgeldiniz haneme

Mızrabını sazının tellerine, hoyratça gezindiren adam her nağmede ömründen bir zaman dilimini cömertçe önümüze seriyordu ve diyordu ki,

Neler geldi girdi benim düşüme
Felek bu dertleri taktı peşime
Bir yazı yazın ki mezar taşıma
Ferrahi dünyada gülmemiş deyin

Evet, kimdir Ferrahi, kimdir? Aşık Ferrahi'nin babası Mustafa Ergat, Siirt'in Eruh Kazası'nın Kever Köyü'ndendir. 1914-1918 yılları arasında memleketinden göç ederek Adana'nın Ceyhan Kazası'nın Kurtkulağı Köyü'ne yerleştiği bilinmektedir.

Bu köyde hayatını kazanmaya çalışan Mustafa Ergat, çok kısa zamanda kendisini köy ahalisine kabul ettirir ve sevilen biri olur. Hele zamanın şöhretli zenginlerinden hemşehrisi İbrahim Koruklu'yla tanışınca yıldızı iyice parlar. İbrahim Koruklu onu Ceyhan'da mahalle bekçiliği görevine getirtir, ardından da Ceyhan'ın Küçük Mangıt Köyü'nden bir kızla evlendirir.

Hemşehrisi İbrahim Ağa'nın gözüne girmeyi başaran Mustafa Ergat, onun sayesinde Ceyhan'ın sevilen ve sayılan bir siması olur. Fakat, bu arada Küçük Mangıt Köyü'nden evlendiği karısı ölür. Karısını kaybeden Mustafa Ergat yine İbrahim Koruklu tarafından, bu sefer de Ceyhan'ın Kıvrıklı Köyü'nden Osman Metin (Çingil Osman) in bacısı Emine ile evlendirilir. Mustafa Ergat'ın bu hanımdan 1934 yılında Mehmet Ali, (Aşık Ferrahi) sonra da Sabiha olmak üzere iki çocuğu dünyaya gelir.

Mustafa Ergat'ın hayat çizgisi İbrahim Ağa'nın ellerinde yükselmeye devam etmektedir. Artık Mustafa Ergat Ceyhan'ın tütün kolcusudur. Bu görev ona daha büyük bir çevre ve ün kazandırır.

Ancak, Mustafa Ergat görevinin şuurunda bir tütün kolculuğu sevdasına kalkışınca işler tersine döner ve bir gün, bilerek ya da bilmeyerek, zamanın tanınmış zengini İbrahim Koruklu'nun adamlarını, kaçak tütün satarlarken yakalatır. Böylelikle Ağa'ya ihanet etmek gibi büyük bir çılgınlığa düşen Mustafa Ergat, feci şekilde dövülür. Yediği dayak sonucu aklını oynatır ve bir gün evini barkını terk ederek, çeker gider. Ceyhan'a bir daha da dönmez. Onun için nerede, ne zaman öldüğü dahi bilinmemektedir.
Babasının gidişinden çok kısa bir süre sonra annesini de kaybeden Mehmet Ali'yi ve kız kardeşini, dayısı Osman Metin yanına alır.
Daha 7-8 yaşlarındayken hayatın cilvesi ona başka bir dünyanın kapısını aralar. Mehmet Ali, köy tarafından Halil Turan'a besleme olarak verilir. Halil Turan'ın kapısında uzun bir zaman çobanlık yapan Mehmet Ali'nin işe yatkın olduğunu anlayan dayısı onu tekrar yanına alır. Bu sırada kız kardeşi de evlenir. Artık tamamen yalnızdır. Köyün sığırlarını güderek, traktör sürerek ekmeğini kazanmaya çalışır.

Derler ki; Çoban Mehmet Ali on iki yaşındayken bir gün, bir rüya görür. Rüyasında bir kıza aşık olur. Bu aşk onu aşık yapar; sığır gütmeye yarayan değneğini saz yapar, dilini açar, gönlünü kanatlandırır ve onu ''AŞIK FERRAHi'' yapar.

Aşığımız, bir yandan yaşamaya, ekmeğini kazanmaya çalışırken; bir yandan da dağda, bayırda, kumda bir başına alfabenin hem eskisini hem de yenisini sökmeye çalışır. Başkaları için zor olan, onun için hiç de zor olmamıştır. Gayretleri sonunda Karacaoğlan'ın, Kerem'in, Aşık Garip'in kitaplarını okuyabilecek duruma gelir. Hatla sadece aşk hikayeleri, şiirleri okumakla kalmaz, yazmaya da başlar. iık şiirlerini bir defterde toplar ve ''Mahsun Çocuk'' adını verir. Fakat ne yazık ki, bu defter günümüze kadar ulaşamaz.

1954 senesinde Aşık Ferrahi İstanbul'dadır. Ayazağa ve Zeytinburnu Süvari Bölüğü'nde askerdir. Ancak askerliği sırasında tüberküloz hastalığına yakalanır. Hava değişimi için köyüne gönderilir . Fakat hastalık geçmediğinden, tekrar asker ocağına dönemez.

Bu hastalık Ferrahi'nin hayatında adeta yeni bir dönemin başlangıcı sayılır. Asker ocağına bir daha dönemeyen Ferrahi'nin verem olduğunu anlayan dayısı, çocuklarını bu bulaşıcı hastalıktan korumak için, onu evinden uzaklaştırır. Bu yüzden Ferrahi de köyünü terk eder , ya da terk etmek zorunda kalır.

İlk gittiği yer Ceyhan'dır. İlk gördüğü dostu Hamit Zorba. Hamit Zorba, çalıştığı çiftlikte ona da bir iş ayarlar. Ferrahi, bir müddet burada çalışsa da traktör sürmek pek işine gelmez. Çünkü O; ''Mahsun Çocuk''una yeni şiirler ekleyecektir, yeni türküler çığıracaktır.

Sene 1958'dir; elinde Kayserili Ömer Usta'nın yadigarı sazı ile varır gider Ceyhan'daki Şevket Eser'in saz evine. Saz çalmadaki ilk marifetini, yani Şevket Eser'in tabiriyle ''Gam yapmasını'' öğrenir. Bu çalışmalar yavaş yavaş, ama daha bilgili ve şuurlu bir şekilde Ferrahi'nin rotasını Aşıklar Dergahı'na yöneltir.

Artık aşığımız sazıyla, sözüyle ve korkunç kaderi ile bir başına ömür sürmeye başlar. Nereye, ne zaman gideceği; kime, nasıl uğrayacağı belli değildir. Çünkü O;

Neyleyim serveti, neyleyim malı
Şimdi bir serseri Ferrahi'yim ben der...

Aşık Ferrahi'nin hayatının bundan sonraki dönemlerine baktığımızda, onu türlü dertlerle, hastalıklarla, sevinçlerle iç içe bir hayat kavgasında görürüz.

Zaman zaman tıpkı diğer aşıklar gibi o da kendisini ispat etmek için ''Aşıklar meydanı''na çıkmaya başlar. Düzenlenen şenliklerde, sazıyla sözü dost olunca, Aşık Ferrahi'nin bütün yurt köşelerine yayılan haklı şöhreti ortaya çıkar.

Bu sırada Adana'nın Kürkçüler Köyü'nde bir düğün gecesi, görüp tanıştığı akrabadan bir kıza gönül verir. Kısa bir süre sonra alıp kaçırır kızı, getirir köyüne, 1959'da onunla evlenir. Sırasıyla biri kız, ikisi erkek üç çocuğu olur. Kızına anasının adını (Emine), ikinci çocuğuna babasının adını (Mustafa), son çocuğuna ise, Konya Aşıklar Bayramı'nda tanıştığı Fevzi Halıcı'nın isteği üzerine, Mevlana'nın Türbesi yakınında mezarı bulunan Konya'lı şair Şem'in adını verir.

1960-1961 yıllan arasında dayısından kalan 35 dönümlük tarlasını satarak Kıvrıklı Köyü'nden Adana'ya göç eder. Sinanpaşa Mahallesi Kışla Caddesinde bir saz evi açar. Burada bir yandan bu işin meraklılarına saz dersi vermeye çalışır, bir yandan da plak satarak geçimini sağlar.

Bu çalışmalar Adana'daki sanat çevresi tarafından ilgiyle takip edilir. Hatta başta Adana Radyosu olmak üzere İzmir ve İstanbul Radyolarında programlar yapar. Yaptığı programlarda okuduğu ''Ela gözlü nazlı yari'', ''Ah neyleyim gönül senin elinden'' ve ''Hasta gönlüm divanedir durmuyor'' türküleri çok popüler olur.

Ancak Ferrahi'nin mutluluk yıldızı pek fazla ömürlü olmaz. Çünkü askerdeyken yakalandığı verem hastalığı günbegün kendisini iyice hissettirmeye başlar. Her gün biraz daha artan dertlerinin acısıyla yalvarır Allah'a,

Der Ferrahi takat kalmadı bende
Her türlü yareler açıldı tende
Yarab bu derdimin dermanı sende
Bu derdime çare çare Allah'ım''

Bu çaresizlikler içerisinde biricik kızı Emine'ye beş yaşındayken hem okuma-yazmayı, hem de saz çalıp türkü söylemeyi öğretir Ferrahi.

Ama dertler daha gaddar , daha acımasız olmuştur artık. Kötünün kötüsü, beterin beteri; gırtlak veremi.

Der Ferrahi kime diyem halimi
Konuşurken sakat ettin dilimi
Yara açtın göğsüme büktün belimi
Vücudumu delik delik eyledin

Evet, çalıp söyleyen, konuşan, minarelerden ezan okuyan bir Ferrahi yok artık. Sakat olan bir dilin bedeni var. Sessiz ve işaretlerle konuşan bir beden.

Buna rağmen Ferrahi yine metanetini yitirmez. Zira kendisinin sazı ve Emine'sinin sesi vardır. Var olanları değerlendirir aşığımız. Kendisi çalar, Emine okur türkülerini. Artık Ferrahi bir ama, kızı onun değneği olmuştur.

Bu beraberlik alır götürür onları, ilden ile, dilden dile ve 1967'de ikincisi yapılan Konya Aşıklar Bayramı'na. Kendisinin çalıp kızının okuduğu ''Ela gözlü nazlı yari'' türküsüyle türkü dalında birinci olarak Mihri Hatun, 1968'de ise yine kızıyla beraber türkü dalında Köroğlu birincilik ödülünü almaya hak kazanırlar .

Şanına şan katan birincilikleri onun daha da geniş kitlelere sesini duyurmasına sebep olur. Ama ne yazık ki dertler bir türlü bırakmaz yakasını ''Bahtı kara Ferrahi'nin''. 1969 senesinin 22 Nisan'ında, hayatının en verimli çağında, göçer gider bu dünyadan. Geriye otuz beş yılın bela dolu bir hayat hikayesinin kahramanı olan çilekeş Ferrahi'yi bırakır.
Yazan: Halil Atılgan

Aşık Ferrahi'nin bazı türküleri : Ah neyleyim gönül, Bir yare gönül verince, Ela gözlü nazlı yari, Vücudum şehrini seyran eylerken...

Munky
21-07-07, 08:44
Aşık Şenlik ( 1850)
Asıl adı Hasan olup 1850'de Çıldır'ın Suhara (Yakınsu) köyünde doğmuştur. Aşık Şenlik Terekeme (Karapapak) boyundandır. Karapapak ağzını en yetkin biçimde kullanan Şenlik, 14 yaşında kuş avcılığı yaparken dere boyunda uyuya kalmış, düşünde aşk badesini içmiş. Kalkınca şiir söylemeye başlamış. 19 yaşında iken Ahılkelek'in Lebis köyünden Aşık Nuri'den saz çalmayı öğrenmiştir. Kars, Ahıska, Borçalı, Tiflis, Gürü ve Revan'ı , dolaşmış, çağının birçok aşığıyla karşılaşmalar yapmıştır.

Şenlik vefadan yakınır. Toplumdan şikayetçi değildir. Toplum içerisinde bir insan düşmüşse bu toplumun değil kişinin suçudur. Kişi, Sakınarak gezmeli ve konuşmalıdır.

Manasız mantıksız sözü bilmenin faydası ne?
Az anlayıp çok söyleyip gülmenin faydası ne?
İtibar dediğin elde bir muhalif şişedir
Boş yere kaldırıp taşa çalmanın faydası ne?

Şenlik çağı, halk ozanları bakımından geniş ve güçlü bir çağdır. Ozanımız bu ozanlardan Feryadi, Mazlumi, Sümmani, Aşık Abbas ve İzani ile karşılaşmıştır. Sümmani, ile bütün hayatları boyunca bir kardeş gibi yaşamışlardır. Söylentiye göre bir karşılaşmalarında uzun boylu çaba sarf edip, yorulunca Şenlik'in annesi içeri girerek her ikisine de kardeşsiniz anlamına gelmesi için göğüslerini göstermiş ve ozanları ayırmıştır.

Dil olarak ağdalı bir dil kullandığı görülse de, çağının ozanlarında genel olarak görülen bu durum, salt Şenlik için eleştiri konusu edilebilecek bir özellik değildir.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının olduğu dönemde Şenlik kahramanlık destanlarıyla, koçaklamalarıyla yöredeki milis kuvvetlerin direnç kaynağı olmuştur.

Kars'ın Ermenilerle dolu olduğu günlerde, Çıldır'dan Kars'a gelen Aşık Şenlik, durumun kötü olmasından, geri döner. Dönerken yolda arkasında süvarileriyle, bir Rus Generali rastlar. Kendisinden vaziyet hakkında ve Rus Çarlığını mı, yoksa Osmanlıların yanında mı yer alacağını soran Rus generaline şu yanıtı verir:

Al'osmanı isterem

Hulusi gabilden bilsen fikrimi
Men Allah'tan Al'osmanı isterem.
Merhamet sahibi ol rahmi gani
Nesli mürsel hökmü hanı isterem.

Süleyman mülkünde bergarar duran
Muhammet vekili makamı nuran
Hıfsının ezberi ayeti Kur'an
Selavatl, o Sulfanım isterem.

Al'osman şahım var şahlar serveri
Dilinde salavat zikri ezberi
Kaftan kafa zirü zeminden beri
Hükmetmağa bir tek onu isterem.

Emri Hak yedinden çekilip kalem
Var imiş ettiğim yetişti belam
Mülkünde saltanat hükmünde alem
Divanında Şevket Şam isterem.

Gam günlü Şenlik'in gönlünün şadı
Çıkmaz hatırımdan Al'osman adı,
Gidipti dünyanın lezzeti tadı
Mahşer günü bir mekanı isterem.

Bunu dinleyen Çarlık Rusyası nın generali bu büyük ozanımızı kutlayarak "Eğer Çarlık Rusyasını istiyorum deseydin, hemen boynunu vurduracaktım. Tam dinine sadıkmışsın." diyerek, yirmi beş lira da mükafat verir. Zamanın tanınmış bir çok aşıklarıyla karşılaşmalarda bulunan Şenlik, istilacılarla mücadele veren en güçlü aşık olarak bilinir.

1913 yılında, Revan'da hanlar arasında yapılan bir düğünde, toy babası seçimi için bilinmedik bir hikaye yarışı başlar. "Latif Şah" hikayesi Revan'lı Bala Mehmet tarafından, okununca, aldığı birincilikle, başını belaya sokar. Toy babası seçimini kazanan Bala Mehmet, bazı hanlar tarafından sıkıştırılarak, hikayenin ustasının gelmemesi halinde başının vurulacağını belirtirler. Hanların baskısı üzerine Şenlik'e gelen aşık, onu da alıp, Revan'a giderler. Oradaki aşıklar Şenlik'in atışmalarda yendiği, bağladığı kişiler olup, Aşık Şenlik'e kin besleyenlerdir. Revan'da yapılan atışmalarda da yenilirler. Zaten kinli olana bu aşıklar, Şenlik'e bir tuzak kurarak, yemeğine zehir katarlar. Hastalanan Aşık Şenlik, trenle Arpaçay'a kadar gelir, Dilaver köyünde iyice hastalanır ve ölür. Cenazesi Akbaba'nın Hozu köyüne ve oradan Çıldır'ın Suhara köyüne getirilir. Mezarı buradadır.


Ehl-i islam olan işitsin bilsin,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
İsterse Uruset ne ki var gelsin
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.

Guşanın kılıcı geyinin donu
Gavga bulutları sardı her yanı
Dağda goç yiğidin şan alma günü
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

Gavga günü namert sapa yer arar
Er olan göğsünü düşmana gerer
Cemi ervah bizden meydana girer
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

Asker olan bölük bölük bölünür
Sandınız mı Kars kalası galınır
Boz atlar üstünde gılıç çalınır
Can sağ iken yurt vermeniz

Hele Alosrnan'ın görmemiş zorun
Din gayreti olan tedarik görün
Al tepip baş kesin Kazak'ı kırın
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

Benesferdir bilin Urus'un aslı
Orman yabanisi balıkçı nesli
Nınzır sürüsüne dalıp kurt misli
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana


Şenlik durursuz atlara minin
Sıyra gılıç düşman üstüne sürün
Artacaktır şanı bu Al'osmanın
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

Munky
21-07-07, 08:44
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1615.jpg
Bayram Bilge Tokel ( 1956)
1956 yılında Yozgat-Boğazlıyan'da doğdu. G.Ü. Teknik Eğitim Fakültesi'ni bitirdi. Milli Eğitim Bakanlığı ve TRT'de çalıştı. Halen Kültür Bakanlığı Ankara Devlet Halk Müziği Topluluğu'nda sanatçı olarak çalışmaktadır. Şiirleri çeşitli dergilerde yayımlandı. Türkü derlemeleri yaptı. CD ve kaset çalışmaları yaptı.

ESERLERİ
Müzik çalışmaları devam eden şairin Bir Yer Üşür adlı bir şiir kitabı bulunmaktadır.

Munky
21-07-07, 08:44
Buzuki Erol ( 18.06.1938)
HAKKINDA YAZILANLAR

1.Buzuki Erol Erol Örter Pan Yayıncılık

�Erol Örter, 1938 yılı 18 Haziran'ında Kasımpaşa'da doğdu. Babası Osmanlı sarayının yorgancıbaşısı Mustafa'nın oğlu Ahmet Kemal, annesi Sisam Rumlarından Maria'dır.Bir tesadüf eseri eline aldığı buzuki; Erol Örter'in hayatını tersane işçiliğinden, bir rembetika ustası olarak İngiltere'den İsrail'e, Yunanistan'dan Kıbrıs'a, dünyanın çeşitli yerlerindeki tavernalara, gazinolara taşınır. Elinizdeki kitapta onun, kah Buzuki Erol, kah Kosta olarak eşi Despina ile birlikte sürdürdüğü renkli sahne hayatından kesitler bulacak, bir rembetin gözünden dünyanın çeşitli yerlerini ve oradaki insanları tanıyacaksınız. rol Örter'in yedi bestesinin notasının da yer aldığı kitaptan, buzuki hakkında bilgiler de edinebileceksiniz.�

Munky
21-07-07, 08:44
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/92.gif
Cem Behar ( 1946)
Prof. Dr. Cem Behar 1946 yılında İstanbul'da doğdu. Yüksek öğrenimini Paris'te tamamladı. Müzik çalışmalarına Fikret Bertuğ ile başladı. Daha sonra Emin Ongan ve Niyazi Sayın ile çalıştı. Klasik Türk Müziğine ilişkin çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri yayımlandı. Klasik Türk Müziği Üzerine Denemeler (Bağlam Yayınları, 1987), 18. Yüzyılda Türk Müziği (Pan Yayıncılık, 1987) ve Ali Ufkî ve Mezmurlar (Pan Yayıncılık, 1990) adlı üç kitabı yayımlandı. Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyesidir.

Munky
21-07-07, 08:45
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/91.jpg
Cemal Reşit Rey ( 1904)- (07.10.1985)
Cemal Reşit Rey 25 Eylül 1904'te Kudüs�te doğdu. O sırada babasının görevi nedeniyle ailesi burada kalıyordu. İlk piyano derslerini annesinden aldı ve sekiz yaşında ilk valsini besteledi. İstanbul Galatasaray Lisesi�nde ilköğrenimine başlayan Cemal Reşit Rey burada iki yıl okudu. Daha sonra 1913�te babası ��Babıali Olayı�� nedeniyle ülkeden ayrılmak zorunda kalınca ailesi ile birlikte Fransa�ya yerleşti. Burada Marguerite Longu adlı piyano eğitbilimcisinin öğrencisi oldu. I. Dünya Savaşı�nın çıkması nedeniyle aile Fransa�dan ayrıldı ve İsviçre�de Cenevre�ye yerleşti. Cemal Reşit Rey burada St. Antoine Koleji ile Cenevre Konservatuarında eğitimini sürdürdü. Altı yıl burada kaldıktan sonra aile 1920 yılında Paris�e döndü. Eski öğretmeni Marguerite Longu ile piyano çalışmalarını sürdüren Cemal Reşit Rey burada ayrıca Raoul Lappara ile kompozisyon, Gabriel Fauré ile müzik estetiği ve Henri Defosse ile de orkestra şefliği çalıştı. Buradaki üçüncü yılında Türkiye�de Cumhuriyetin kurulması üzerine Cemal Reşit Rey ülkesine geri döndü ve o sıralar Darülelhan olarak bilinen İstanbul Konservatuarında öğretmen olarak çalışmaya başladı. Burada kompozisyon ve piyano dersleri verdi. Cemal Reşit Rey, Türkiye�ye geldikten üç yıl sonra önce bir koro ve daha sonra da 1934 yılında bugünkü İstanbul Kent Orkestrasının temeli olan yaylı sazlar bölümünü kurdu. Bu yaylı sazlar topluluğuna onbir yıl sonra üflemeli çalgıları da ekleyerek bunu bir orkestraya genişletti ve 1968 yılına kadar yönetti. Bu orkestranın dışında 1946-60 yılları arasında başka ülkelerde yabancı orkestralar yönetti. İstanbul Filarmoni Derneğinin kurulmasına da önayak olan Cemal Reşit Rey 1938-40 yılları arasında ayrıca Ankara Radyosunda ��Batı Müziği Yayınları�� programının şefi olmuştur. Bunun dışında İstanbul Radyosunda kendi hazırladığı ��Piyano Dünyasında Gezintiler�� adlı programında kendi parçaları ile birlikte Türk ve yabancı yapıtlar seslendirdi.

Çeşitli türlerde parçalar besteleyen Cemal Reşit Rey, melodik ve tonal olan bu yapıtlarının birkaç ayrı döneme ayrılarak incelenebileceğini belirtmiştir.

1. Bunların ilki 1919 ile 1926 yılları arasındaki öğrencilik dönemi diye bilinen dönemdir. Bu dönemde Fransız halk şarkıları bestelemiştir.

2. Daha sonra 1926�dan 1931�e kadar Türk halk şarkılarını armonize ettiği dönem gelir. Bu şarkılardan 12 Anadolu Türküsü adı altında toplanmış olanların ilk seslendirilişi Paris�te Pleyel salonunda gerçekleştirilmiştir.

3. 1931 ile 1950 yılları arasındaki dönemi ise kontrpuan uygulayımına yöneldiği dönemidir. Bu dönemdeki besteleri �gizemli� olarak tanımlanır.

4. 1950�den sonraki yılları kapsayan bu son dönemde ise büyük orkestralar için senfonik şiirler bestelemiş ve Türk makamlarından yararlanmıştır.

Türk müziğine dayanan birçok yapıt besteleyen Cemal Reşit Rey 7 Ekim 1985 yılında İstanbul�da öldü.

Hakkında yazılanlar
1.Bir Usta, Bir Dünya: Cemal Reşit Rey
Fatma Türe
Yapı Kredi Yayınları

�Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi Bir Usta Bir Dünya Arşiv sergilerinin bahar ayı konuğu çok sesli Türk Müziği'nin kurucusu Cemal Reşit Rey. Paris'te başlayan müzik serüvenini Cenevre'de virtüöz sıfatı ile devam ettiren ve daha ondokuz yaşında iken Darü'l elhan'ın piyano ve kompozisyon öğretmenliğine atanan Rey, sadece solistliği ve kompozitörlüğü ile değil, orkestra şefliği ve öğretmenliği ile de büyük bir usta. Operaları, konçertoları, halk türküleri, operetleri ve marşları ile Türk müzik tarihinin köşetaşlarından biri olan Cemal Reşit Rey'i, fotoğrafları, elyazıları, notaları, kitapları ve kişisel eşyası ile selamlıyoruz.�

Munky
21-07-07, 08:45
Ciguli .
Ciguli, Bulgaristan doğumlu bir Türk pop şarkıcısı. 1990'ların sonunda Binnaz adlı parçayla uzun süre gündemde kalmıştır. Horozum albümünü 2000 yılında çıkartmıştır. Aziz İzzet Binici ile "Ciguli" dizisinde rol almışlardır. Asıl adı Ahmet'tir. Ciguli, bir Lada modeli olan arabanın isminden gelen bir lakaptır.

Munky
21-07-07, 08:45
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/93.gif
Cüneyt Sermet
Cüneyt Sermet, Türkiye'de cazın kilometre taşlarının dikilmeye başlandığı yerdeki, ağır bir-iki taştan biridir. Doğumu, aşağı yukarı Duke Ellington Orkestrası'nın kuruluşu ile aynı yıla rastladığı için, "Ben cazla aynı yaştayım" diyor. Babası Tahsin Sermet, Cumhuriyet döneminin ilk mimarlarından, Ankara'da bakanlık binalarının bir kısmı, Kız Teknik Öğretim Enstitüsü, İzmir Milli Kütüphanesi ve Elhamra Sineması hep onun elinden çıkmış. Oğlunu zaten tanımayan kalmadı. Monako Konservatuvarı Öğretim Üyesi ünlü piyanistimiz Hüseyin Sermet. Cüneyt Sermet sapasağlam bir köprüdür bu iki kuşak arasında.

Cazla Robert Kolej'de okuduğu yıllarda lambalı radyolar vasıtasıyla tanışan Cüneyt Sermet konservatuvara da gitmekle beraber daha ziyade kendi kendini yetiştirmek ve bir "autodidact" olmakla övünmektedir. 1945-52 arası kurduğu küçük gruplar ve büyük orkestra ile Türkiye'de modern caz müziğinin temellerini atan ve pek çok müzisyen yetiştiren Cüneyt Sermet, 1954'de evlenince çok sevdiği kontrbasını bir kenara bırakarak kendini hocalığa ve müzik tenkitçiliğine vermiştir.

1943 yılında Amerika'daki ünlü "Metronome" dergisine yazdığı yazılarla Shelly Manne ve Ed Safranski gibi müzisyenlerin tanınmasını sağlayan ve 1947 yılında Jimmie Lunceford Orkestrası'na bir nevi danışmanlık yapan Cüneyt Sermet, 1959'dan itibaren Boston'daki ünlü Berklee Konservatuvarı'nın da Türkiye temsilcisi olarak bazı Türk müzisyenlerinin orada okumasına yardımcı olmuştur.

1950'lerin ortasından itibaren başta "Milliyet" olmak üzere pek çok gazetede devamlı yazıları çıkmış ve seminerler düzenlemiş olan Cüneyt Sermet, 1965'de Ankara Radyosu caz kısmı şefi olarak ilgiyle izlenen ve ders mahiyetinde olan caz programları yapmıştır. 1968'de Paris'e yerleşmesine rağmen, 1976 yılına kadar Ankara Radyosu'na yine adeta ders mahiyetinde caz ve klasik müzik programları yollamaya devam etmiştir.

Munky
21-07-07, 08:46
Dadaloğlu
Dadaloğlunun doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber eldeki kaynaklardan 1785-1868 olarak belirlenmiştir.Yani Dadaloğlu�nun 18.yy�ın son çeyreğinde doğup 19.yy�ın ortalarında öldüğü bilinmektedir. Güney illerinde dolaşan Türkmen topluluklarının Avşar boyundandır.Yaşamı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımız Dadaloğlu�nun şiirleri yazılı kaynaklar aracılığıyla değil sözlü gelenek sayesinde bugüne ulaşmıştır.

Kalktı göç eyledi Avşar illeri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eder ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Belimizde kılıcımız
Kirmani Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir

Dadaloğlu yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice Koçyiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir

*
Avşar içinde ben güzel gördüm
Kozar arasından çeker göçünü
Kınalamış ayağını başını
Sırma ile örmüş sümbül saçını

Her sabah her sabah kendini över
Altın saç bağları topuğu döver
Sâde kaşı ile gözleri değer
Acem ülkesinin tâc-ı tahtını

Dadaloğlu al yanağın gülünden
Misk kokuyor saçlarının telinden
İnce belli nazlı yarin dilinden
Birkaç sene bekleyelim Hacın�ı

Munky
21-07-07, 08:46
Dede Efendi ( 1777)

İstanbul'da (1777 ya da 1778) doğdu. Babası Filistin, Lübnan gibi ülkelerde görev yaptıktan sonra İstanbul'a yerleşti ve Şehzadebaşı'ndaki Acemoğlu hamamını işletti.Bu yüzden İsmail Dede'ye"Hammamizade" denilmiştir.Mahalle mektebindeyken sesinin güzelliği ve müzik yeteneği anlaşılınca Uncuzade Mehmet Emin Efendi'den ders almaya başladı. Okul bittikten sonra 7 yıl daha Uncuzade'den "meşk eden" İsmail onun aracılığıyla Başdeftarlıkta memurluğa atandı, bir yandan da Yenikapı Mevlevihanesindeki dersleri izledi. 1799'da "çile"sini tamamlayarak "dede" oldu. İlk bestesi "Zülfündedir benim baht-ı siyahım"çok geçmeden Selim III'ün kulağına ulaştı ve Yenikapı mevlevihanesinde ders vermeye başladı.1802'de evlendi.Selim III'den sonra Mahmut II ve Abdülmecit I Dede Efendi'ye destek oldular.1846'da en iyi öğrencisi Dellalzade İsmail Efendi ve Mutafzade Ahmet Efendi'yle birlikte hacca gitti.Orada koleraya yakalandı ve öldü.Mezarı Hazret-i Hatice'nin kabrine bitişiktir.

Munky
21-07-07, 08:46
Dikran Çuhacıyan ( 1836)- (25.02.1898)
Dikran Çuhacıyan, Operetleriyle ünlü ermeni asıllı Osmanlı bestecisi. 1836�da İstanbul�da doğdu. 25 Şubat 1898�de İzmir�de öldü. 1872�de Beyazıt�ta kurduğu tiyatroda sahnelenen ilk Osmanlı opereti olan �Arif�in Hilesi� büyük ün kazandırdı. Bu sıralarda Gedikpaşa Tiyatrosu�nda temsiller sahneleyen Güllü Agop�un ekibiyle kendi ekibini Güllü Agop�un isteği üzerine birleştirdi. Kışın Gedikpaşa�da yazın Üsküdar�daki Aziziye Tiyatrosu�nda temsiller verdiler. 1874�te bu kez �Köse Yahya� opereti sergilendi. 1875�te ise en ünlü yapıtı olan �Leblebici Horhor Ağa� yı besteledi. Bu oyun ilk kez Ocak 1876�da Beyoğlu Fransız Tiyatrosu�nda oynandı.

Munky
21-07-07, 08:46
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1730.gif
Elvis Presley ( 08.01.1935)- (16.08.1977)
Elvis Aaron Presley, 8 Ocak 1935�de Tupelo, Missisippi�de doğdu. Çocukluğu boyunca Pentecostal kilise korosunda şarkı söyledi. 1948 yılında ailesi Memphis�e yerleşti. Blues ve caz müzikle tanışması ve bu müzik türlerine ilgi duyması onu şarkı söylemeye itti. 1953 yılında Lise�den mezun olduğunda daha 18 yaşındayken müzik firmalarının kapısını aşındırmaya başlamıştı. �My Happiness� ve �That�s When Your Heartaches Begin� parçalarını annesine doğum günü armağanı olarak yazmıştı. Memphis Recording ve Sun Recording�e giderek sesini dinlemelerini istedi. Plak yapımcısı ve müzik şirketi sahibi Sam Phillips Elvis�in ses tonundan ve müzik tarzından çok etkilendi.

1954 yılında Gitarda Scotty Moore, bas gitarda Bill Black ile birlikte üçlü ilk stüdyo kayıtlarını yaptılar. "That's All Right" ve "Blue Moon of Kentucky" country, blues tarzında hareketli rock�n roll parçalarıydı. Sun Records�la yaptığı kontrat RCA Record firmasına satılınca yavaş yavaş kariyer basamaklarını tırmanmaya başlamıştı. Bu sıralarda çıkardıkları 5 single gençlerin ilgisini çekerek müzik listelerinde ilk On�a girmeye başlamıştı. Bu 5 single içinde en ilgi çeken parça ise "I Forgot to Remember to Forget" ti ve Country listelerine 1 numaradan girmişti.

Televizyon ekranları
"Heartbreak Hotel" parçası ise Elvis Presley�in tekrar müzik listelerine girip 8 hafta boyunca listelerde kalmasıyla son buldu. Ed Sullivan�ın televizyon programına çıkan Elvis Presley, hareketleri ve konuşmasıyla ilgi çekti. Bu ilginin farkına varan ve onların direk kalplerinde son bulan parçalarla karşılık veren Elvis bu dönemde "Don't Be Cruel," "Hound Dog," "Love Me Tender," "All Shook Up" ve "Jailhouse Rock." parçalarını yaptı.

I Want You, I Need You, I Love You parçasıyla 11 hafta boyunca listerde kalan Elvis hızla yükseliyordu. 1956 Kasım�ında Love Me Tender filmyle kamera karşısına geçti, böylece ileride 31 filmde yer alacağı Hollywood stüdyolarıyla tanışmıştı. Bu filmden iki ay once Ed Sullivan�ın televizyon programında �Love Me Tender�ı televizyon ekranlarında onu izleyen 54 milyon izleyici önünde söyleyerek ününe ün katmıştı, artık Amerika onu konuşmaya, onu dinlemeye başlayacaktı.

Elvis Presley öldü
1973 yılında eşinden boşanan Elvis Presley, 1977 yılında Indianapolis�deki son konserinden sonra 16 Ağustos 1977 tarihinde öldü.Ölümünden sonra açıklama yapan Doktor Jerry Francisco ölümüne kalp yetmezliğinin neden olduğunu söyledi. Tüm dünyada büyük üzüntü yaşayan hayranları Elvis Presley�i Rock�n Roll müziğin öncüsü, kralı ve babası olarak ilan ettiler.

Munky
21-07-07, 08:47
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/516.jpg
Erkin Koray ( 25.06.1941)
25 Haziran 1941 İstanbul doğumludur.
Annesi İstanbul Belediye Konservatuarı'nda Klasik Batı Müziği piyano öğretmeni olduğundan dolayı ilk enstrümanı piyano oldu. Hatta kendisine sorulduğu zaman:
- "Ben piyano çalmaya nasıl başlamış olduğumu bile bilmiyorum. Bu enstrümanı doğal olarak çalıyorum.Ben gitarcıyım!", der.
Alman Lisesi'nde okurken aynı zamanda konservatuara da devam etti. Gitara başlama tarihi 1956, ilk konser ise (piyanoyla) 29 Aralık 1957 Galatasaray Lisesi'ndedir. O konserdeki repertuarı veriyoruz:
1) Ain't That a Shame - Fats Domino
2) Whole Lotta Shakin' Goin' On - Jerry Lee Lewis
3) Hound Dog - Elvis Presley
4) I'm Walkin' - Fats Domino
5) Don't Be Cruel - Elvis Presley
Bu konser Erkin Koray'ın hayatının büyük bir dönüm noktasını teşkil etmiştir. O güne kadar Elektronik ve Atom Mühendisi olmak isteyen Erkin, belki kaderin cilvesi, belki de normal netice olarak, kendi tabiri ile "Elektronik Müzik Mühendisi" olur.
O konseri, tam bir ay sonra 25 Ocak 1958 de Eminönü Halkevi, 20 gün sonra Alman ve arkasından Avusturya Lisesi konserleri izler. Ve artık önüne geçilemeyen bir konserler zinciri birbirini takip eder. Gazeteler kendisinden "Rock'n'Roll Kralı" diye bahsediyorlardır artık...
1963 - 65 yılları arası askerlik yıllarıdır. Hava Kuvvetleri Caz orkestrası'nda Gitarist - Solist olarak görevini yapar. Söylediği şarkıların notalarını 14 kişilik orkestraya yazar. "Rock şarkılarını büyük orkestra ile söylemek çok şahane bir olaydı. Neredeyse askere tekrar gideceğim geliyor", diye bahseder o yıllardan...
Askerden sonra "olayı yerinde incelemek" amacıyla doğru Almanya'ya gider. O sırada Beatles'ın da oradan şöhret olmuş olduğu, müziğin kalbinin attığı yer sayılan Hamburg'daki Star Club'da alır soluğu... Her gün en az üç İngiliz grubu çalmaktadır Star Club'da... Onları yakından izler. Bir çoğuyla da tanışır. Amaç Türkiye'de yapılacak olan şeyin hakkını vermektir. Bu arada Hiccups adlı bir Alman Grubu'yla da sahneye çıkmayı ihmal etmez. Ki, daha sonra o grubun basçısı Bernhard Weber'i yanına alarak dönecek ve bu olay Türkiye'de Hard Rock döneminin başlangıcı olacaktır.
Diğer yandan ilk Elektro - Bağlamayı da Şemsi Yastıman'a tarifini vererek yaptırıp, o konuda da bir ilk olur. "Ben sazcı değilim. Saz çalanlara örnek olsun diye yaptım", der ama, sahnede kullanmayı da ihmal etmez.İki yıl sonra, askerden önce yaptığı "Bir Eylül Akşamı" adlı plak (kendi öyle diyor) sayılmazsa, ilk plağını dolduruyor: "Kızları Da Alın Askere - Aşk Oyunu". Onu "Anma Arkadaş, Sana Birşeyler Olmuş, Kendim Ettim Kendim Buldum" gibi 45'lik plaklar takibediyor. (Diskografi bölümünde, çıkmış olan plakların tam listesini bulabilirsiniz)
1971'de Fransa'ya gider, döndüğünde "Yağmur" piyasaya çıkar. 1974'te ise "Şaşkın, Fesuphanallah, Estarabim, Arap Saçı" ile bu sefer başka bir döneme imzasını atar. Sonra uzunca bir yurtdışı seyahati 1975 -1984 yılları arasına rastlar. 1983 yılında Kanada'da bir kız çocuğu sahibi olur. Bu onun dönüş sinyalidir. Çünkü: "Ben çocuğumu en az 18 yaşına kadar Türkiye'de büyütmek isterim", der.
Dönüşten sonra özel durumları yüzünden, "kızı ayağa kalkacak yaşa gelinceye kadar" bir aradan sonra, yine bir İLK'e adını yazdırır: İstanbul Beyoğlu'nda BİLSAK (Bilim, Sanat, Kültür Merkezi) nde ilk Rock Bar açılır.
"Bu da Elli'sinden sonraki ilk ...", diyor kendisi bu işe... Şimdi yüzlerce Rock Bar var Beyoğlu'nda... Orada eşine rastlanmayacak değişik bir formasyonla sahneye çıkar. Önünde klavye ve sırtında gitar...
Her babayiğidin harcı olmayacak bir gösteri yapıyor Erkin Koray sahnede...

HAKKINDA YAZILANLAR

Bir Erkin Koray Kitabı
Münir Tireli, Gökhan Aya
Ada Müzik Kitapları

..varlık yokluk derdini şu kafandan sil bırak densiz işleri de kendini bilgerin şöyle, bir derin nefes al.kaç nefes alacağın var ya, hiç belli değil .-Ömer Hayyam

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


erkin koray'ın hayatı
Yazan: Önder Ergun

Doğu ile batının en "cilveli" buluşma noktalarından biri olan şehri İstanbul da, 1941 yılının 24 Haziran gününde dünyaya gözlerin açtı. Babası Enver, annesi Vecihe *Koray*'dı. Vecihe hanım; *Erkin*' i, İstanbul belediye Konservatuarında sanat hayatına başlamasının bir yıl sonrasında, otuz dört yaşında dünyaya getirdi. Piyanistliği *ilk* zamanlarda icracı olarak sürdürmekteydi. İstanbul şehir orkestrasındaki müzisyenliği dışında solo konserleri de olmuştur. Nedeni meçhul, bu tür çalışmalarını aza indirgedi ve
hayatını konservatuarda öğretmenlik yaparak devam ettirmeye karar verdi.

İşte bu vakitlerde 1943'te *Erkin*' in, Korkut adını verdikleri kardeşi dünyaya geldi. *Erkin*, beşinci yaşını bitirirken annesinden piyano dersleri almaya başlamıştır. Müzikle beraber büyüyen *Erkin*, Alman Lisesinde okumaya başladı. 1955/1956 yıllarında rock müzikle tanıştı. İki arkadaşıyla beraber rock şarkılarını kendi zevklerine göre çalmaya başlayan *Erkin **Koray* bir tanıdıkları sayesinde konser verme imkanı buldular. 1957'nin 29 Aralık günü Galatasaray Lisesinde *ilk* konserini verdi. Bu konser; hem *Erkin **Koray*' ın sahne hayatına start vermiş, hem de Türkiye' deki rock müziğinin miladını belirlemiştir. *Erkin **Koray*' ın Amerikalı bir asker sayesinde *ilk*elektro gitara sahip olması görüşleri arası ihtilaf olsa da "bir rock müzisyeni" olarak elektrikli gitara sahip *ilk* Türkiye Cumhuriyeti müzisyeni olduğunu söyleyebiliriz.

Mühendislik okumayı düşünen *Koray*, müzikle uğraşmaktan daha çok hoşlanıyor ve git gide okuyacağı okulla ilgili düşünceleri değişiyordu. Büyük bir ihtimalle bu yüzden ailesi ile girdiği tartışma sonucu on yedi yaşında evi terk etti. Birkaç konser daha veren *Koray*, 1958 senesinde yoğun iş teklifi almaya başladı.

*İlk* düzenli programına Moda Rainbow Otelinde çıkmaya başladı. Kısa süre sonra Cadde Bostan Gazinosuna transfer oldu. 1959 yılında 18 yaşındaki * Koray*, klüplerden aldığı cazip teklifleri daha iyi değerlendirmek amacı ile *"Erkin Koray Ve Ritimcileri" *adındaki *ilk* grubunu kurdu.*1962* yılında İstanbul, İzmir ve Ankara klüp çevrelerinde popüler bir hale gelmişti ve *
1962*'nin sonlarına doğru *ilk* plağı *"Bir Eylül Akşamı"* adı altında piyasaya çıktı. O dönemde kentli dinleyicinin hiç hoş gözle bakmadığı Türkçe sözlü şarkı formatıyla marjinal bir çalışma olarak karşımıza çıktı ve bu plak Türkiye'nin *ilk* ciddi rock plağı olarak tarihteki yerini almıştır.

1963'ün baharına doğru askere giden *Koray*, askerliğini 1965 yılının sonbaharında Hava Kuvvetleri Caz Orkestrasında gitarist olarak tamamladı. Kendi deyimiyle Avrupa ülkelerine "felsefe ziyafeti" için çıktı. *Koray*, Aralık 1965'deki dönüşünde karşılaştığı önemli bir durum ise Almanya günlerinden beri makas vurdurmamış olduğu saçlarıydı.

*Koray*, 1966 yılına gelindiğinde iki başarısız hamlede bulundu: Bunlardan biri; "Altın Mikrofon" yarışmasıydı, bir diğeri ise; *"Balla Balla"* adında çıkardığı ikinci plağı oldu. Tekrar klüp çalışmalarına dönen *Koray*, Ocak 1967'de *"Erkin Koray Dörtlüsü"* adındaki yeni grubunu kurdu. İstanbul Plak tarafından fark edilen *Koray* 1967 yılında çok tutulan 45'liği "Kızları da
Alın Askere" yi çıkarttı. Bu çıkışı 1967'de piyasaya sürdüğü "Anma Arkadaş" 45'liği ile devam ettirdi. 1968 yılında artık ülke çapında tanınan biri olmuştur.

1968'de tekrar Altın Mikrofon yarışmasına katıldı. *"Çiçek Dağı"* adlı türküyü düzenleyen "*Koray* dörtlüsü" bu yarışmada dördüncü oldu. Bir süre sonra bu grubu dağıtan *Koray* 1969'un yazında, *"YER ALTI DÖRTLÜSÜ" *adı altında yeni bir grup kurdu ve 1969 yılında bu grubuyla *ilk* plağını* "Aşka Dönüyorum" *adıyla çıkarttı. 1970 yılına yaklaştığında grup ikinci plağını
"Yine Yalnızım" gibi aranjman mantığıyla yaptı. Bir sonraki 45'liği ise "Nihansın Dideden" ile artık kimliğini oturtturmuştu. Bu yıllarda kısa zamanda sesini duyuran Orhan Gencebay ile tanıştı. Sentezleme girişimini benimseyen "Senden Ayrı" adlı 45'liğini, daha sonrada "Kıskanırım" adlı 45'liğini çıkarttı. Bu plakta, en çok ilgiyi plağın arka yüzündeki "ilahi Morluk" adlı parça gördü. *Koray* 1971'in Mayıs ayında dönemin ünlü müzik muhabir Arda Uskan ile Fransa'ya gitti.

Fransa'dan dönen *Koray*, *"Erkin Koray Süper Group" *adında yeni bir grup kurduğunu ilan etti. 1971'in Aralık ayında bu grup *ilk* plağını "Yağmur" olarak piyasaya sürdü. *Koray*, bu plakla arabesk tavrını sürdürüyordu. Arka yüzdeki *"aşka inanmıyorum"* parçası bir hayli ilgi görmüştür ve bu albüm 1972 yılının en çok satan 45'liklerinden biri olmuştur. 1972 yılının Şubat
ayında ise "Sen Yoksun Diye" adlı ikinci 45'liği çıkartmıştır. Plağın arka yüzünde dönemin en çok sevilen parçası *"Goca Dünya"* yer alıyordu. 1972 yılında *Erkin **Koray* Süper Group' un tarihe karıştığını açıkladı. Aynı müzikten hoşlanan bas gitaristçisi Özkan Uğur'u alarak *"TER"* adında yeni bir grup kurdu. Bir Orhan Gencebay bestesi olan *"Hor Görme Garibi"* ile grup 45'liğini dinleyicilere sundu, plağın arka yüzünde* "Züleyha" *adında nefis bir sentez parça kaydetmişlerdi.

TER topluluğu 1973'ün sonlarında sessizce dağıldı. Para sıkıntısı çeken *Erkin **Koray* Mayıs 1973'de "Mesafeler" adlı plağını çıkartmıştır ve bu plaktan üç ay sonra *"STOP! ERKİN KORAY"* adlı yeni grubunu kurmuştur.

1974 yılında çocukluk arkadaşı olan Müge ile evlenen *Koray*, *ilk* kez kendi başına çıkıyor ve istediklerini rahatça ortaya çıkartmak istiyordu. 1974'ün Mart ayında çıkarttığı "Şaşkın" 45'liği ile büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu plak *Erkin*'in ikinci büyük çıkışı olmuştur. Elektro sazında mucidinin *Erkin **Koray* olduğuna dair yaygın bir kanaat var. 1974'de yapmak istediği bir çalışma ile çıkışı devam etti. *"Elektronik Türküler","Karlı Dağlar","Sır","Hele Yar".* Kısa bir kayıt molasında yaptıkları ilginç *"Korkulu Rüya*"nın ardından *"Fesupanallah*" ve "*Yalnızlar Rıhtımı*" plağın *ilk* yüzünü oluşturuyordu. Plağın arka yüzünde ise Ürgüplü
Refik Başaran'ın ünlü türküsü "Cemalim" yer alıyordu.

1975 senesinde arabesk tarzında çalışmaya yönelen *Koray*, *"Estarabim*" 45'liğiyle devam etti. 1975 hitleri arasına girdi. Avrupa seyahatine devam eden *Koray* 1976 yılının Mayıs ayında "Arap Saçı" adında bir 45'lik daha çıkarttı.

1976 Temmuzunda *Koray*, "*The Great Error*" adı altında bir grup kurdu. Kervan plakla mukavele imzalayan grup *ilk* 45'liğini Ekim 1976'da "Cümbür Cemaat" adıyla çıkardı. Avrupa turnesine giden grup tutunamadı. *Koray*, Haziran 1977'de *"Erkin Koray Tutkusu" *adı altında bir 45'lik daha çıkardı. Eski dostlarının yardımıyla çıkan bu albümde iki güzel parça, enerjisi ve gitar sololarıyla dikkat çekiyordu. İlki *"Allah Aşkına",* ikincisiise *"Varsın Ekmeğimde, Varsın Suyumda, Yalnız Sen Varsın Hasta Ruhumda".* Politik çatışmaların had safhaya ulaşması, can güvenliğinin tehlikede olması nedeni ve ailevi sebeplerden 1977'de eşinden boşandı ve Almanya'ya gitti. 12 Eylül darbesini yurt dışında öğrenen *Koray*, 1981'in sonlarına doğru ülkeye geri
döndü. Temmuz 1982'de *"Benden Sana"* adlı albümünü çıkarttı. Bu albümünün tutulmamasıyla maddi sıkıntıya düşen *Koray*, Kanada'ya gitti. 1983'ün yazında tekrar ülkeye dönen *Koray*, yeni kaset çalışmalarına başladı. Kayıtları iyi bir stüdyoda yapmak için Almanya'ya giden *Koray*, orada beyin kanaması geçirmiştir. Köln'de tedavisi sürerken 1983 Aralığında yeni *albümü
* "illa ki" piyasaya çıkmıştır. Bu albümde dikkat çeken; *"Deli Kadın","Tek Başına"* gibi iki güzel parça vardı. 1984'de *Koray*, artık TRT ekranlarında görülmeye başladı. 1985'in sonbaharında *"Ceylan"* *albümü* ve*albümü*ayakta tutan *"Çöpçüler"* şarkısı vardı. Bu albümün tutulmasına rağmen korsan kasetçilerden dolayı para sıkıntısı çeken *Koray* H. C. Restaurant adında
bir pizzacıda çalışmaya başladı. 1986 yılının sonbaharında "Gaddar"ı piyasaya sürdü. 1990'lara yaklaşırken gençliğin belirli bir kısmı rock dinlemeye başlıyordu. 1989 yazında *Koray*, en enerjik çalışmalarından biri olan *"Hay Yam Yam*" adlı albümünü çıkarttı. Bu albümünde *"Hayat Katarı*"da *"Hay Yam Yam"* kadar ilgi görmüştür. 1990 yılında "Müzik beni bırakmadıkça,
benim müziği bırakmam söz konusu olamaz" diyen *Koray*, bu yılda manası üzerinde *"Tamam Artık*" adlı albümünü piyasaya sürdü. Bu albümde eski parçaları da bulunuyordu."Öyle Bir Geçer" ve yeni parçası "Hare Krisha" doğu felsefesinin derin etkisi altında kaldığını gösteriyordu. 1991 senesinde Gülhane Parkında verdiği ateşli konserle, genç dinleyicilerini büyülemişti.
Bu konser *"Tek Başına Konser"* adıyla albüm halinde piyasaya sürüldü. Bu arada 1980'lerin ortalarında söylenmeye başlanan *"Rockın Babası Erkin Koray", "Erkin Baba*" gibi tanımlamalar git gide çoğalıyordu. Bundan sonra dinlenmeye çekilen *Koray*, Haziran 1996'da tekrar döndü. *"Gün Ola Harman Ola"* adıyla bir albüm çıkardı, bu *albümü* kaset ve CD formatında piyasaya
sürüldü. *"Akrebin Gözleri","Öfke","Mezarlık Gülleri"* gibi sert rock parçalarının yanı sıra "*Melek misin?", "Mermer gibi*" hoş ve duygusal parçaları toplamıştı. Bu güzel albümün ardından 1998 yılında *"Devlerin Nefesi"* adlı albümünü çıkarttı. Bu *albümü* çıkartmayı düşünmeyen *Koray*'ın son *albümü* (şimdilik) olmuş oldu.

60 yıllık bir dev. Türkiye rock'ının tartışılmaz ismi *Erkin **Koray*, hala bar programlarına ve zaman zamanda konserlerine devam etmektedir.

Munky
21-07-07, 08:47
Faize Engin ( 1894)- (1954)
1894 yılında İstanbul'da doğmuştur. Kocası Ruhi Bey'in gösterdigi anlayış, bu değerli yeteneğin kaybolmamasını sağlamıştır.O devrin müzik ustaları genç kadındaki yeteneği farketmekte gecikmediklerinden, gelişmesinde yardımcı olmakta geri kalmamışlardır. Böylece, tamburu öğrenen Faize Engin, kısa zamanda elde ettiği ustalıkla dikkati çekmiştir. Sadaraban makamındaki ilk eseriyle beste dünyasına da girmiş ve "Bade-i vuslat içilsin kase-i fağfurdan" güfteli ilk bestesi, mükemmellik örneği olarak gösterilmeye hak kazanmıştır. Hatta, bunu bir şaheser olarak kabul eden ustaların sayıları da az değildir. Tambur icracısı olarak tavrı ve yorumlarıyla dikkati çekmiştir.Sanatçının devrinde hemen bütün çevrelerin hayranlığını kazandıran "Kız sen geldin Çerkeş'den" diye başlayan Nihavend makamındaki bestesi hala sık sık tekrarlanmaktadır. 1954 yılında İstanbul'da ölmüştür.

Munky
21-07-07, 08:47
Ferid Alnar
Türk besteci,orkestra şefi kanun virtuozü.
Çocuk yaşında Kanuni olarak ün yaptı ve Türk Musıkisi tarihinin en büyük Kanun virtuozü olarak tanındı.Onaltı yaşında besteciliğe başadı.Saadettin Arel'den armoni ve Türk Musikisi öğrendi.l917-1932 yıllarında Viyana Konservatuarı'nda okudu,orkestra şefliği ve kompozisyon dallarından diploma aldı.Cumhurbaşkanlığı Filarmoni orkestrası Şef yardımcısı (1936) ve şefi (1946) oldu.İstanbul Belediye Konservatuarı'nda Musıki tarihi okuttu ve Şehir Tiyatrosu Orkestrası'nı yönetti(1972-1936).Ankara Devlet Konservatuvarı'nda kompozisyan (1937-1946),armoni ve orkestrasyon okuttu.l952'de orkestra şefliği'nden ayrıldı.Bir süre Viyana,Münih ve Stuttgart'ta oturdu.Daha sonra CSO ve Devtet Operası Orkestralarında da şef olarak çalıştı. 1922'de yazdığı ilk eseri,Türk makamları ile bestelenmiş bir operettir bu eserin tekniği, geleneksel Türk Müziği çerçevesindeydi.l926'da on saz semaisi 1927'de iki peşrev va bir saz semaisi,kanun için birçok taksim besteledi.l930'dan başlayarak,Türk makamlarını kullandığı batı tarzında birçok parça,bu arada orkestra için Türk süiti (1930) piyano için beş oyun havası(1932) yaylı sazlar dörtlemesi (l933),sekiz parça (Arel'e ithaf l935), viyolonsel konçertosu(1943) , kanun konçertosu (1951) besteledi.Avrupa da çeşitli orkestraları yöneten ALNAR'ın birçok bestesi de Avrupa'da seslendirildi, ALNAR,geleneksel Türk Müziği açısından da önemli bir icracı ve bestecidir.Kanun icrasında çığır açtı.Erişilmesi güç bir virtuozlük düzeyine ulaştı.Kanuni Hacı Arif Bey'in uyguladığı mızrap tekniğinin yanısıra hafif tunak darbeleri ile sütsledigi bol tremololu icra tekniğini geliştirdi , ustalıklı bir geçki tekniğini bu çalgıda başarıyla kullandı.Kanun,kemençe,piyano, viyolonsel çalan ALNAR , gençlik yıllarında geleneksel Türk Müziği alanında birçok eser besteledi.

KANUN KONÇERTOSU :
Ferid ALNAR daha önce tasarladığı bu konçertoyu 1946 yılında Roma'da bulundugu sıralarda yazmaya başlamış ve ertesi yıl Ankara da tamamlamıştır.Kanun Konçertosu ilk defa 1951 yılında Viyana Radyosu'nda Viyana Senfonicileri Orkestrası işliğinde yayınlanmıştır. ALNAR,daha sonraları konçertonun 3 ,bölümünü beğenmeyerek bu bölümü yeniden yazmayı denemiş,l958 ilkbaharında Hazreti Mevlanâ'yı ziyareti sonrasında Ankara'ya dönüşündebir şaheser olan 3. bölümü birkaç gün içinde yazıvermiştir.ilk bölümü teması Giriftzen Asım Bey'in "Rast Peşrev"inden esintilidir Kadansta Kanun taksimi sergilendikten sonra,ana temanın tekrarlanmasıyle bölüm biter.lkinci bölüm Kanun ve orkestranınm diyaloğunu "Saba makamı"nın etkisinde mistik bir hava ile sürdürür.Hareketli üçüncü bölümde ana tema kanun ve orkestra tarafından birlikte işlenerek "Rast Peşrevi'ne ulaşan çizgilerle sona erer. Eser bestecisinin dışında Ruhi AYANGiL ( 1988, Ankara) ve Tahir AYDOĞDU (1997,İstanbul,CRR Senfoni Ork.),2O-21 Kasım I998 Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şef:T.Strugala tarafından seslendirilmiştir.7.12.1998'de de SCA Vakfının düzenlediği ödül töreni ile 1998 yılı en büyük ödülü Sn.Cumhurbaşkanımız tarafından F.ALNAR'a verilmiş,bu ödül töreni sonrası konçerto Anadolu Yaylı Çalgılar Dörtlüsü ve Tahir AYDOĞDU tarafından tekrar seslendirilmiştir.Aynca 26-27 Şubat I999'da İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile şef Hikmet ŞİMŞEK yönetiminde Kanun Konçertosu Tahir AYDOĞDU'nun solistliğinde tekrar seslendirilmiştir.

Munky
21-07-07, 08:48
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/4077.jpg
Gökhan Şen ( 1967)
1967 yılında Ankara�da doğan Gökhan ŞEN. Ankara Deneme Lisesi�ni bitirdikten sonra. Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F İktisat bölümü�nde okudu ve ardından Gazi Eğitim Fakültesi Müzik bölümü piyano ana dalından 1991 yılında mezun oldu. 1992 yılında, Ankara�da kurduğu Müzikent isimli müzik yapım şirketi bünyesinde Türkiye�nin yerel, bölgesel ve ulusal radyolarına bugüne kadar 4000�in üzerinde radyo reklamı seslendirdi ve jıngle�lar hazırladı. Piyanist olarak başladığı ve sonradan solist olarak sürdürdüğü sahne hayatında bir çok sanatçıya eşlik etti ve Türkiye�nin her bölgesinde sahne alarak konserler verdi.

Türkiye�de hep yapılmamışı ve ilk olanı gerçekleştirmek üzere uğraş verdi. Bazı çalışmaları , kitapları albüm ve prodüksiyonları şunlardır.

� Spikerlerin duayeni Jülide Gülizar ile birlikte Radyo Televizyon Spikerliği - Etkili ve Güzel Konuşma Eğitim Seminerleri düzenledi. Radyo TV�ler için hazırladığı yüzlerce reklam ve prodüksiyonlardan bazıları şunlardır.
� Praktiker Yapı Marketi
� Yimpaş mağazalar Zinciri
� Devlet Hava Meydanları Tanıtım Filmi
� Termikel Grubu
� İşbir Holding
� Toyota Toyan
� Dünya Radyo - TRT FM � Ekin Radyo Jingle �ları
� Flash TV Kurdela Programı Müzik Eğitimi Köşesi
� Türkiye Anne Çocuk Eğitimi Belgesel Filmi ( Ek: Basın haber )
� BRT TV Teber Muteber Programı jenerikleri
� Radyo TV spikerleri için Etkili ve Güzel Konuşma Filmi
� Flash TV Sabah Kahvesi Programı jenerikleri
� Cumhuriyet Marşı video klibi
� Gökhan ŞEN � Sabah Oluyor� � �Kurtuluşum �� Gülyüzüm �
Şarkıları video klipleri
� Bir çok çocuk eğitim şarkısı video klipleri

� 1994 yılında Türkiye�de ilk defa VIP CLUP adıyla özel şoför temininden özel sekreterliğe, pazar alışverişinden sinema tiyatro restaurant rezervasyonuna kadar bir çok hizmeti bir arada verebilen Türkiye�nin en kapsamlı hizmet kulübü ve VIPCARD projesini hayata geçirdi.

� 1995 yılında Türkiye�de ilk defa internet aracılığı ile bütün Emlakçıları birbirine baðlayan ve emlak sektöründen ulusal bir pazarlama bağı oluşturan ONLINE EMLAK BİLGİ BANKASI projesini hayata geçirdi.

� TELEVİZYONDA MÜZİK KURSU
1997 yılında Flash TV�de Kurdela programının, Ankara yayınında canlı olarak
müzik kursları verdi ve bu program dilimi büyük beğeni topladı.

� GÖRÜNTÜLÜ MÜZİK EĞİTİMİ KİTABI
Kurslara gidemeyen yada evinde kendi kendi bir müzik enstrumanı öğrenmek
isteyenler için, Türkiye�nin ilk ve tek görüntülü müzik eğitimi kitabını hazırladı.
Yazdığı MÜZİKOLAY isimli �Temel Müzik Eğitimi Kitabı� ve hazırladığı �Temel
Müzik Eğitimi Filmi � T.C Kültür Bakanlığı tarafından desteklendi.








� TAKSİ SÜRÜCÜLERİ İÇİN İNGİLİZCE EĞİTİM KASETİ
Türkiye�deki 115.000 ticari takside yaklaşık 300.000 şoförün dinleyerek İngilizce
öğreneceği eğitim kasetini hazırladı. ( TŞOF tarafından onaylandı)

� ÇOCUK ÖLÜMLERİNİ ÖNLEMEK ÜZERE AİLELERE EĞİTİM FİLMİ
Çocuk ve anne sağlığına yönelik hazırladığı �Çocuk Ne Zaman Doktora
Götürülmeli� isimli film, T.C Sağlık Bakanlığı tarafından onaylandı ve desteklendi.

� TÜRKÇE�Yİ ETKİLİ VE GÜZEL KONUŞMA VCD�si
Spikerlerin duayeni Jülide Gülizar ile birlikte Radyo Televizyon Spikerliği - Etkili ve
Güzel Konuşma Eğitim Seminerleri düzenledi. Bu seminerlerin VCD�sini hazırladı.


� GÖRME ENGELLİLER İÇİN ÜNİVERSİTE HAZIRLIK VE YEMEK TARİFLERİ CD�LERİ
Türkiye�deki 2.500.000 görme özürlünün yararlanacağı ilk ve tek özel eğitim ürünlerini hazırladı.

� ÇOCUKLARI ŞİDDETTEN UZAK TUTMAK VE DOĞRU DAVRANIŞLARI ÖĞRETMEK İÇİN MEB TARAFINDAN DA ONAYLANAN TÜRKİYE�NİN İLK VE TEK ÇOCUK EĞİTİM ŞARKILARI
Bu albümü hazırlamak için 100�ün üzerinde dünya ülkesinde dünya çocuk şarkıları üzerine araştırmalar yaptı ve geniş bir müzik arşivi oluşturdu. El yıkama �beslenme �ders çalışma � diş fırçalama vb. doğru alışkanlıkları öğreten Türkiye�nin ilk eğitim şarkılarını besteledi ve seslendirdi.

� OKULLARDA İSTİKLAL MARŞI VE TÜM MARŞLARIMIZIN ORKESTRA EŞLİĞİNDE SÖYLENMESİ İÇİN � MARŞLARIN SÖZSÜZ MÜZİKLERİ � ALBÜMÜ Ortalama 50.000 okulumuz ve 100.000�lerce öğretmenimizin tören ve kutlamaları müzik eşliğinde yapması için tanınmış milli marşlarımızın sözsüz müziklerini hazırladı.

� OKUL ÖNCESİ ÇOCUKLARI İÇİN DÜNYA KLASİKLERİ MASALLAR
Bu masalları bizzat kendisi özel müzikler ve ses efektleri hazırlayarak seslendirdi.

� OKUMA YAZMAYI ÖĞRETEN SESLERİN ŞARKILARI
Milli Eğitim Bakanlığı, 57 yıllık okuma yazma sistemi 2005 � 2006 öğretim yılında değiştirmiştir. Bu uygulama ile, A� da başlayıp Z�de biten ve fişlerle öğretilen klasik okuma yazma öğreti metodu son bulmuştur. Bunun yerine E harfinden başlayıp J harfinde biten, el yazısı ve seslerle ( şarkı örneklemeleri ile) okuma yazma öğreten yeni sistem uygulamaya kondu. Ancak bu sistemin en önemli ihyacı olan sesleri öğreten şarkılar MEB tarafından yapılmadı. 600.000 sınıf öğretmenini ve 2.000.000 İlköğretim 1. sınıf öğrencisini, direk ilgilendiren ve her anne babanın mutlaka sahip olması gereken, Türkiye�deki ilk ve tek okuma yazma ( eski sistemde alfabe, yeni sistemde sesleri ) öğreten şarkılar albümünü ve bestelerini hazırladı.

� BAŞKAN AMCANIN EĞİTİM ŞARKILARI

Belediye başkanlarının ilköğretim öğrencilerine armağan etmesi için çocuklara doğru davranışları öğreten şarkılar albümünü belediye başkanlarına uyarladı ve onların kendi seslerini de ekleyerek çocukları şiddetten uzaklaştıran bu albümü tüm belediyelere hazırladı.










� TÜRKİYENİN İLK SEÇİM ŞARKISINI HAZIRLADI YÜZLERDE SİYASETÇİYİ TBMM�YE ŞARKILARLA TAŞIDI
1980�li yıllardan başlayarak seçim dönemlerinde hazırladığı propaganda bestelerini www.secimmuzikleri.com internet sitesinde sergiledi. Hazırladığı seçim müzikleri medyada sürekli haber konusu oldu. Türkiye�nin ilk adaya özel seçim şarkısı ŞEN tarafından besteledi. Seçim şarkıları nı bestelediği isimler arasında, Murat KARAYALÇIN, Rauf DENKTAŞ, Mehmet AĞAR gibi bir çok tanınmış siyasetçi de bulunuyor. Öyle ki ATO�nun 2004 seçim müziği verileri GÖKHAN ŞEN tarafından hazırlandı Cumhuriyetimizin 80. yılında Mustafa Kemal Gençlik Marşı söz ve beste ve video klibi�ni hazırladı. Seçim şarkılarını ve video tanıtımlarını yaptığı bazı siyasetçiler şunlardır.
� AK Parti Adaya Özel Yerel Seçim Şarkıları
� DYP Beyaz Bant Yoksullukla Mücadele Marşı
� SHP Parti Marşı
� CHP Mustafa Kemal Gençlik Marşı
BİREYSEL ADAYLAR
ANKARA SN. SERHAT KEMAL YILMAZ ..........................



AK PARTİ
ANKARA SN. HASAN COŞKUN .................................... AK PARTİ
ANKARA SN. ADEM TUĞLUCA ..................................... AK PARTİ
ANKARA SN. ADİL AŞIRIM.......................................... GENÇ PARTİ
ANKARA SN. YÜCEL SEÇKİNER.................................... DYP
ANTAKYA SN. MEHMET YELOĞLU................................ AK PARTİ
İST./PENDİK SN. SALİH USTA .................................... CHP
DİYARBAKIR SN. MÜCAHİT CAN .................................. AK PARTİ
BANDIRMA SN. DURSUN MİRZA .................................. CHP
İZMİR/ÇEŞME SN. ALİ VEFA TAYLAN ........................... AK PARTİ
AYDIN/SÖKE SN. İBRAHİM ADALI ................................ ANAP
ŞIRNAK SN. MEHMET YARKA....................................... AK PARTİ
ANKARA SN. MURAT KARAYALÇIN .............................. SHP
RİZE/PAZAR SN. NACİ ATABEY ................................... ANAP
KIRIKKALE SN.MAHİR YILMAZ ..................................... DYP
SİNOP/DURAĞAN SN. ALİ DALKILIÇ ............................. DYP
BALIKESİR SN. HÜSEYİN SARI .................................... AK PARTİ
AMASYA SN. HASAN YARIŞÇI ..................................... CHP
KOZAKLI SN. ERDOĞAN ÇELİK .................................... AK PARTİ
MUĞLA SN. ALPER ATABEY ........................................ GENÇ PARTİ
ERZURUM SN. ALİ EREN ............................................. AK PARTİ
HATAY SN. HÜSEYİN ŞANVERDİ .................................. AK PARTİ
TURHAL SN. ALİ GÖZEN ............................................. AK PARTİ
ARTVİN SN. VASFİ KURDOĞLU .................................... ANAP
ANKARA SN. YUSUF FİDANTEK ................................... MHP
ARDAHAN SN. ERDAL BAKİ ......................................... AK PARTİ
ELBİSTAN SN. HAMZA AKBAŞ ..................................... AK PARTİ
YOZGAT SN. SUPHİ DAŞDAN ...................................... AK PARTİ
ISPARTA SN. MEHMET GÜVEN .................................... MHP
K.K.T.C. SN. RAUF DENKTAŞ....................................... CUMHURBAŞKANI
ADANA SN. EŞREF ÖZEN ............................................ DYP
AMASYA SN. MUSTAFA KORKMAZ .............................. DYP
ANKARA SN. CELALETTİN KOÇ .................................... CHP
ANKARA SN. YILDIRIM AK ........................................... ANAP
ANKARA SN. HACI ŞAHİN ........................................... DYP
ANKARA SN. FEDAİ YAĞCI .......................................... ANAP
ANKARA SN. AHMET ÖZTÜRK ..................................... ANAP
ANKARA SN. MUAMMER TİMURKAYNAK ....................... ANAP
ANKARA SN. MESUT ARSLAN ..................................... DYP
ANKARA SN. ABDULKADİR YILDIRIM ............................. CHP
ANKARA SN. OSMAN ÇİFTÇİ ....................................... DYP
ANKARA SN. MAHMUT KARATEKİN .............................. CHP
ARDAHAN SN. FİKRET KÜPELİ ..................................... DTP
ARDAHAN SN. BÜLENT ULUTAŞ .................................. MHP
ARTVİN SN. SÜLEYMAN HATİNOĞLU ............................ ANAP
BALIKESİR SN. İSMAİL BABACAN ................................. MHP
BALIKESİR SN. HÜSEYİN SARI ..................................... ANAP
BİTLİS SN. YAŞAR BUHAN .......................................... FAZİLET
BURDUR SN. KEMAL KART .......................................... DYP
BURSA SN. CEMAL ARIK ............................................. DYP
BURSA SN. RAMİS YİĞİT ............................................ ANAP
BURSA SN. MÜNÜR GÜLTEKİN .................................... ANAP
BURSA SN. HİKMET ŞAHİN ......................................... FAZİLET
BOLU SN. NEVZAT ANLITAN ....................................... DYP
DENZLİ SN. AHMET ATEŞ ........................................... DYP
ERZİNCAN SN. CEMİL TANGUROĞLU ............................ CHP
GAZİANTEP SN. COŞKUN ÖZKAYA ............................... DYP
K.MARAŞ SN. YALÇIN DEMİR ...................................... DYP
KAYSERİ SN. MESUT AY ............................................. CHP
KAYSERİ SN.ALİ AYDIN .............................................. CHP
KIRIKKALE SN. MUSTAFA YILMAZ ............................... CHP
KONYA SN.KAMİL UĞURLU .......................................... MHP
NEVŞEHİR SN.METİN ÇENGEL ..................................... ÖDP
RİZE SN.GÜRHAN SÜLEYMANAĞAOĞLU ........................ ANAP
SAMSUN SN. MUSTAFA ÇAKIR .................................... FAZİLET
SİNOP SN. MUSTAFA ÖZCAN ...................................... DYP
SİVAS SN. ÖZDEN ÖZBİLUN ........................................ DYP
ŞANLIURFA SN. KADİR YÜKSEL ................................... DYP
YOZGAT SN.. MUSTAFA KARADAVUT........................... ANAP
ZONGULDAK SN. NADİR SARAÇ .................................. CHP


� BİR ÇOK SOSYAL SORUMLULUK BESTELERİ HAZIRLADI.
Hazırladığı � ÇOCUK PORNOSUNA VE İSTİSMARINA HAYIR� - �ENGELLİLER İÇİN ENGELSİZ ŞARKI� � Türkçe ve Fransız�ca sözlerle hazırladığı � ERMENİ SOYKIRIMI YOKTUR� ve diğer bir çok toplumsal şarkıları youtube vb. sitelerde milyonlarca kez internet ortamında izlendi.

� 2004 YILINDA �SABAH OLUYOR� İSİMLİ SOLO ALBÜMÜNÜ ÇIKARDI
İlk albümünde sıra dışı yorumuyla besteleriyle hayatın gün batımını özetledi ve müzik dünyasına unutulmayacak bir klasik sundu. Gökhan ŞEN�in albümündeki 11 parçanın tamamının sözü ve bestesi kendisine ait. Greek esintilerinin hissedildiği bu albüm akdeniz melodileri ile dolu bir hüzün albümü. ŞEN, davudi sesi ve besteci kişiliği ile taverna ve slow pop severlere yıllarca saklayacakları çok farklı bir albüm sundu.

Albümdeki 12. parça ise sözleri büyük üstad Halil SOYUER�e müziği Gökhan ŞEN�e ait �Sabah Oluyor� isimli eser. �Hançeri aşkınla derbeder� � �Gideceğin yere beni de götür� gibi yüzlerce klasiğin güftecisi Halil SOYUER�e 85 yaşındaki onur gecesinde Gökhan ŞEN tarafından armağan olarak bestelenen bu eser, maalesef SOYUER�in bu dünyada aldığı son armağan olmuştur. Bu albüme �Kurtuluşum� adı ile bandrol alan ŞEN bu gelişmeden sonra adını �Sabah Oluyor / Kurtuluşum� olarak değiştirmiş ve Sabah Oluyor�a klip çekmiştir.

Sabah Oluyor klibi kilyos�da çekildi ve yönetmenliğini Salih ÇETİN yaptı. Sahibi olduğu Start prodüksiyon tarafından yüzlerce klibin montajını ve sanat danışmanlığını yapan Çetin, bu kliple ilk kez yönetmen koltuğuna oturdu. Doğuşun Tünel kibinin sanat danışmanlığını ve montajını bitirir bitirmez aynı ekiple bu kez yönetmen olarak Sabah Oluyor klibini çekti.Ayrıca albümdeki şarkılardan �Kurtuluşum� TRT tarafından yayınlanacak olan ve Avrupa�da yaşayan Türk�lerin hayatını ve mahkumiyeti konu alan �Dört Duvar Avrupa� isimli belgeselde de jenerik olarak kullanıldı.

GÖKHAN ŞEN�in resmi internet sitesi www.muzikent.com da
basın haberleri ve audio � video prodüksiyon örnekleri sergilenmektedir.

Munky
21-07-07, 08:48
Gülden Karaböcek
Gülden Karaböcek'e ilk albümünde 17 yaşındayken bağlamasıyla Sayın Orhan Gencebay eşlik etmiştir. "Dilek Taşı" adlı ilk özgün bestesini yaptıktan sonra, Sürünüyorum, Kırılsın Ellerim, Ben Olmalıydım, Boşuna Kazma Mezarcı Aşkımızı Gömemezsin, Mum Işığında, Sen Evlisin, Bir Mucize Allahım, Sevmez Olaydım, Duyar mısın Feryadımı, Ağlıyorsam Yaşıyorum, Mutluluk Sen Nerdesin, Son Yemin, Affetmem Seni Yar, Otel Odaları gibi çok sayıda esere yorumcu ve besteci olarak imza atan Gülden Karaböcek 7 tane de sinema filmi çevirmiştir. 45'lik, LP, CD ve kasetler dahil 35 albüme imza atan, Almanya'daki albümler dahil 50'nin üzerinde albüme imza atan sanatçı yüzlerce eser yorumlamış olup, son olarak Murathan Mungan'ın albümünde Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nükhet Duru, Müslüm Gürses, Göksel, Athena, Mor ve Ötesi, Cem Karaca, Ayten Alpman, Candan Erçetin gibi çok özel isimlerin olduğu albümde "Otel Odaları" adlı eseri yorumlamıştır

Munky
21-07-07, 08:48
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2249.jpg
Haluk Levent ( 26.11.1968)
26 Kasım 1968 yılında Adana'da doğdu. İlk ve ortaokulu Sabancı İlk Öğretim Okulu'nda okudu. Ortaokul sıralarındaki taklit yeteneği onu tiyatro çalışmalarına yöneltti. Liseyi Adana Atatürk Lisesi'nde okudu. Haluk Levent'in tiyatro faaliyetleri lise yıllarında da devam etti. Liseden sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Mühendisliği'ni kazandı, bir yıl okudu fakat devam etmedi. Sonra Ankara Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı'nı kazandı ancak yine bir yıl devam etti. İkinci yılında Orta Doğu Üniversitesi Fizik Bölümü'nü kazandı yine devam etmedi. Bu kez Ankara Üniversitesi Muhasebe Bölümü'nü kazandı ancak ısrarla yine devam etmedi ve son olarak Bilkent Üniversitesi Dil Öğretim'e kaydını yaptırdı.

Bu arada ticaretle de uğraşan Haluk Levent işlerinin iyi gitmemesi üzerine İstanbul'a geldi. Özellikle Ortaköy'de barlarda çalışarak geçimini sağlamaya çalışan Haluk Levent 1992 yılının sonlarına doğru ilk albümü "Yollarda Bulurum Seni" yi Nokta Müzik''e yaptı ve o albüm 600,000 adet sattı. Bu albümle birlikte tanınan Haluk Levent sayısız hayır konserine çıktı. Buradan elde edilen gelirlerle yüzlerce insana dializ ve solunum makinesi aldı.1989 yılında çekte tahrifat suçu işlediği gerekçesiyle 9 ay 15 gün cezaevinde yattı. Cezaevi günlerinde kendisini sevenlerin yalnız bırakmadığını söyleyen Haluk Levent cezaevi çıkışından sonra konserlerine devam etti. Albümleri satış rekorları kıran Haluk Levent son olarak askere giderken "Yine Ayrılık" adlı albümünü çıkardı. Bu arada çevreci özellikleri ile de bilinen genç sanatçı destek amacıyla 11 saat sahnede şarkı söyleyerek kırılması güç bir rekor denemesinde de bulundu.

Munky
21-07-07, 08:49
Hasan Ferid Alnar ( 11.03.1906)- (30.07.1978)
Ferit Alnar, "Türk Beşleri" içerisinde ihmal edilmiş ve haksızlıklara uğramış bir besteci. Türk sanat müziği öğrenimiyle başladığı müzik hayatında büyük sıçramalar başardı.. Eserlerinin büyük kısmının ilk seslendirilmesi beş yıl kaldığı Viyana'da yapıldı. Ama yaşamı sırasında lâyık olduğu ilgiyi Türkiye'de yeterince görebildiği söylenemez.

Alnar, Türk musikisinin makam ve usulleri ile çoksesli Batı müziği kurallarını bir arada çok iyi uygulayan, yapıtlarında yaratıcılığın ışıdığı bir bestecimiz. Viyolonsel Konçertosu, bu özellikleri çok iyi yansıtan bir yapıt. Kanun Konçertosu da, Alnar�ın son yıllarda giderek daha çok tanınan ve kanunî Tahir Aydoğdu�nun çabalarıyla sıkça seslendirilmeye başlanan önemli bir yapıtı.
Armoni zenginliğine, eski-yeni sentezinde geliştirdiği özgün yola ve düzeyli orkestralama tekniğine karşın, Alnar�ın Avrupa'da da zaman zaman seslendirilen "Prelüd ve İki Dans" adlı yapıtı dışındaki yapıtları çok fazla tanınmıyor. Kanun Konçertosu�ndan sonra, Viyolonsel Konçertosunu içeren bu CD, Alnar'ın ve Çoksesli ÇağdaşTürk Sanat Müziği'nin tanıtılmasına önemli bir katkı sağlıyor.

11 Mart 1906'da İstanbul'da doğan Ferid Alnar'ın müzik ve matematiğe olan yeteneği beş yaşındayken anlaşıldı. Sekiz yaşında girdiği Alman Okulu'nda üç sesli koroda söyleyerek Batı müziğini tanımaya başladı. Evde annesi ud, amcası kanun çaldığı için kulakları Türk makamsal müziğine alışıktı. On yaşında kanun çalmaya başladı. Hocası Vitali Efendi kısa sürede "Benden öğreneceğin bir şey kalmadı" diyerek ders vermeyi bıraktı.

Kısa sürede kanun virtüözü olarak tanındı. 16 yaşında Kelebek Zabit adlı opereti besteledi. 1922'de Hüseyin Saadettin Arel'den armoni, Edgar Manas'tan armoni, kontrpuant ve füg dersleri aldı. Atatürk devrimleri çerçevesinde yüksek müzik öğrenimi için Avrupa'ya gönderilmek üzere seçilen genç müzikçiler arasında o da yer aldı. 1923'de başladığı mimarlık öğrenimini bırakarak gittiği Viyana'da müzik akademisinin 5. sınıfına kabul edildi. İki yılda bitirdiği akademi sonrası 1932'de Yüksek Müzik Okulu kompozisyon ve orkestra şefliği bölümlerinden mezun oldu. Yapıtlarının çoğunun ilk seslendirilmeleri Viyana ve Prag'da yapıldı.

İstanbul Şehir Tiyatrosu müzik direktörlüğü, konservatuvarda öğretmenlik görevlerinden sonra 1936'da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ikinci şefliğine atanarak Ankara'ya yerleşti. Devlet Konservatuvarı'nda kompozisyon öğretmenliği yaptı. 1941-46 yılları arasında Karl Ebert'in sahnelediği operalarda orkestrayı yönetti. Devlet Operası genel müzik direktörlüğüne kadar yükseldi. Türkiye'de o dönemde mevcut tüm orkestraları konuk şef olarak yönetti. Yurtdışında Atina Devlet, Sofya Radyo-Televizyon, Viyana Radyo, Viyana Senfoni ve Münih Filarmoni orkestralarını yönetti.

Besteci olarak "Türk Beşleri" diye adlandırılan, Cumhuriyetin ilk kuşak önde gelen isimleri arasında yer aldı. Ancak kendisine sağlığında "Devlet Sanatçılığı" unvanı verilmedi ve gereken ilgi gösterilmedi. 30 Temmuz 1978'de İstanbul'da öldü. Türkiye'nin en önemli müzik ödülü olan Sevda Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyası "postmortem" olarak 1998'de eşi Sevin Alnar'a sunuldu.

Bizler, Kanun Konçertosu�ndan sonra, ağırlığını Viyolonsel Konçertosu�nun oluşturduğu bu ikinci CD'yle, Ferid Alnar'ın hiç tanınmayan veya az tanınan yapıtlarını Türk müzik arşivine kazandırmaya ve bu toplumun kendisine borçlarından bir bölümünü ödemeye çalışıyoruz.
Yazan Şefik Kahramankaptan

Munky
21-07-07, 08:49
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/genel/GenelSecimOrg.gif (http://www.genelsecim.org/) Kategoriler (http://www.biyografi.net/meslekler.asp) Ana Sayfa (http://www.biyografi.net/default.asp) http://www.biyografi.net/biyografi/resim/genel/toolbar.gif Hızlı Menü ------------------------- Kategoriler Biyografik Takvim Meslekler Yeni Çıkan Kitaplar Biyografi Kitapları Peygamberler Ünlülerin Takma Adları Müstear İsimler Basında Biyografi.net Sizin Biyografiniz Hakkımızda Editör Bize Ulaşın Reklam

Hilmi Şahballı ( 01.10.1953)
01.10.1953 tarihinde Kahramanmaraş'ın Türkoğlu kazasında dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Kahramanmaraş'ta tamamladı. Şiir yazmaya 1972 yılında başladı. 1973 yılında Dengin Plak şirketinin düzenlemiş olduğu Aşıklar Yarışması'nda 1.nci seçilerek kendisine "ŞAH" unvanı verilir ve o günden sonra "Hilmi Şahballı" olarak tanınır. Sonrada Mahkeme kararı ile soyadını "Şahballı" olarak değiştirir.

Yıllarca yurtdışında bir çok ülkeyi gezmiş, Türkülerimizi okuyarak Türk kültürünün yayılmasına yardımcı olmuştur. 750'nin üzerinde şiiri bulunmaktadır. Bu şiirlerin 300 ünü bestelemiştir. Bunlardan bazıları "Yürüyorum, Esmerin adı Oya, Kızılırmak, Yoruldum, Volkan gibiyim, Doğ güneş, Aman Dokunmayın çok fenayım, Takatım mı var, Bir yudum su, Bahar gelmiş bizim ele, Zım zım, Mahkumların Türküsü, Neden bana gönül verdin, Unutuldum, Oda yandı bende yandım, Ay Kızım Kınalı kuzum, Belki gelirim Ana, Bebeğim vs. gibi�

Etkilendiği şair ve aşıklar ise: Hayati Vasfi Taşyürek, Aşık Mahzuni Şerif, Abdurrahim Karakoç, Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Halit Araboğlu, Yusuf Polatoğlu'dur.

Çalışmaları arasında ayrıca 55 adet plağı, 5 adet filmi vardır. Filmlerinin isimleri : Gurbet Ölümleri, Bayram Türküsü, Beklenmeyen misafir, Gülelim eğlenelim, İbrahim Hakkı Hazretleridir�

Ayrıca : Kanal 6'da 50 bölüm Türkü Pınarı Programı; TGRT'de 100 bölüm Ozanların Dilinden Programı; 3 Yıl Merhum Sn. Turgut Özal'ın Müzik Danışmanlığı; 5 Yıl Ankara Radyosunda sözleşmeli olarak görev yapmıştır.

Meclis Başkanı Ömer İzgi'nin vermiş olduğu "2001 yılının Altın Adamları" ödülüne layık görülmüştür.

Sanat hayatına 35 senesini vermiş 30. uncu kasetinin çalışmalarına devam etmektedir.
Evli ve 5 çocuk babasıdır.

Karlı dağların ardından
Yare doğru yürüyorum
Yunus'un feyiz aldığı
Yere doğru yürüyorum

Şahballı'm konan göçecek
Dünya fani ölüm gerçek
Kula şefaat edecek

Munky
21-07-07, 08:49
İhsani ( 1928)
Mevlüt Şafak (İhsani), Erzurum�un Şenkaya ilçesi Bardız bucağı Çermik köyünde 1928 yılında doğdu. Yedi yaşında bir oyun sırasında gözlerini kaybetmiştir. Evli ve yedi çocuk babasıdır. Geçimini âşıklık geleneğini devam ettirerek sağlayan şafak kendi deyişlerini söylemektedir. Şiirleri çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmaktadır.

ESERİ
Çağlayan Dere adlı bir kitabı vardır.

Göz yaşımla mektup yazdım rüzgara
Yellere sana ne söyledi bilemem
Seni hatırlarım günde yüz kere
Eller sana ne söyledi bilemem

Lalelerin rengi ayvalaştı mı
Muhannet dikene gül dolaştı mı
Bülbül menekşeye fısıldaştı mı
Güller sana ne söyledi bilemem

Hayat geçidine taşlar dökülmüş
Gönül pınarına yaşlar dökülmüş
Ah çeke ah çeke saçlar dökülmüş
Yıllar sana ne söyledi bilemem

Her gelen dünyada bir dava yapmış
Ne yapsa insana masiva yapmış
İnsanlar ne saray kuş yuva yapmış
Dallar sana ne söyledi bilemem

Mevlüt ihsanî de yandıkça yandı
Hayatından bıktı candan usandı
Gönül yaylasını gezdi dolandı
Çöller sana ne söyledi bilemem

Munky
21-07-07, 08:49
İlker Dölek
HABER

Türkü Akşamı, KKTC kanalı BRT�de yayınlanıyor.

Program, cumartesi akşamları BRT ana haber bülteni sonrası yayına giriyor.

Türkü Akşamı�nı KKTC'nin başarılı kültür adamı İlker Dölek hazırlayıp sunuyor.

Programda Kıbrıs Türkülerinin yanı sıra Anadolu�nun çeşitli yörelerinden türküler de icra ediliyor. Programın saz heyeti Ahmet Cengiz Öktem, Artuna Tural, Hakan Aşık, Ayhan Dölen, Nafiz Dölek ve Erhan Birinci�den oluşuyor.
X

KIBRIS TÜRK HALK MÜZİĞİ

Bahçelerde Altın Top

Derleyen: Fatih Dölek
Kaynak Kişi: Bekir Kara
Notaya Alan: İlker Dölek
Yöresi: Kıbrıs

Bahçelerde Altın Top

Bahçelerde Altın Top
Severim İnkarım Yok
Yüzbin Yemin Ederim
Senden Başka Yârim Yok

Mendil Oldum Dür Beni
İşte Geldim Gör Beni
İstemezsen Görmeye
Al Silahı Vur Beni

Ay Doğar Sini Gibi
Sallanır Selvi Gibi
Bütün Kıbrıs�ı Gezdim
Bulamadım Sen Gibi

Gökte Yıldız Al Kaldı
Teller Koptu Saz Kaldı
Merak Etme Güzelim
Kavuşmamız Az Kaldı
XXX

KİTAP

Kıbrıs Türk Halk Müziği, Fatih Dölek-İlker Dölek,
KKTC Milli Eğitim Ve Kültür Bakanlığı Yayınları, KKTC 1992

Munky
21-07-07, 08:50
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2253.jpg
İzzet Altınmeşe ( 1945)
1945 yılında Diyarbakır�ın Çüngüş ilçesi Arpadere köyünde dünyaya geldi. Ailesi, kendisi 5 aylık iken ekonomik nedenlerden ötürü Adana�ya göç etti. 6 kardeşten 3.cüsü olan İzzet Altınmeşe ilkokul mezunudur. Bir süre baba mesleği olan erkek kuaförlüğü yapmıştır. Ancak; sanatçılık yönü ağır basınca kuaförlüğü bırakmıştır. 1963 yılında Adana Halk Eğitim Merkezinde T.H.M. nota ve şan dersleri almaya ve amatörce sahne çalışmaları yapmaya başladı. 1965 yılında ilk plak çalışmasını müzik severlerin beğenisine sundu.

1966-1968 yılları arasında vatani görevini yerine getirdi. Askerlik dönüşü Adana�da 2 yıl çalışmalarını sürdürdü. 1970 yılında Ankara�ya yerleşti.1971 yılında eşi Müzeyyen hanımla evlendi. 1972�de ilk çocuğu Fatoş isimli kızı dünyaya geldi. 1972 yılında söz ve müziği kendisine ait olan �Biraz da Bana Gül Kader� isimli bestesiyle Türkiye genelinde ismini duyurdu. 1976 yılında Ankara Radyosu Sanatçılık Sınavını kazandı. Bu dönemde Nida Tüfekçi, Coşkun Güla, İhsan Öztürk ve Musa Eroğlu gibi Türk Halk Müziğinin ustaları ile çalışmalarını sürdürdü. 1977�de kendi derlediği �Maden Dağı� adlı türküyle bugünkü şöhretinin temelini atmış oldu. 1978 yılında �Esmerim� türküsü yılın hit parçası oldu. İzzet Altınmeşe�nin hit olan parçalarından bazıları şunlardır; Nazey,De Get Bayburt, Kınayı Getir Aney, Saza Niye Gelmedin, Sevdiğime Pişman Ettin, Fırat� Altınmeşe�nin 100 civarında derleme, sözü ve müziği kendisine ait olan parçalar mevcuttur. İzzet Altınmeşe�nin 7 tane filmi vardır.
Xx

Munky
21-07-07, 08:50
Kazım Koyuncu
HAKKINDA YAZILANLAR

Tulum ve gözyaşlarıyla
Muhammet Kaçar, Hürriyet 28.06.2005

İstanbul�da kanser tedavisi gördüğü Amerikan Hastanesi�nde yaşamını yitiren etnik rock�ın ve Karadeniz müziğinin önemli temsilcilerinden Kazım Koyuncu son yolculuğuna uğurlandı.

İstanbul�da kanser tedavisi gördüğü Amerikan Hastanesi�nde yaşamını yitiren etnik rock�ın ve Karadeniz müziğinin önemli temsilcilerinden Kazım Koyuncu, memleketi Artvin�in Hopa İlçesi�nde, binlerce kişinin katılımıyla, gözyaşları ve çok sevdiği �tulum� çalınarak son yolculuğuna uğurlandı. Sanatçı arkadaşları Volkan Konak, Gökhan Birben, radyo programcısı Nihat Sırdar, Almanya�dan Selma Kociva ve Grup Yorum elemanları da gözyaşlarını tutamadı. Törene Trabzon Belediye Başkanı Volkan Canalioğlu, Trabzonspor Başkanı Atay Aktuğ ve Hopa Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu da katıldı. Koyuncu�nun cenazesi, önce ilçe merkezinde Sugörün Mahallesi�ndeki evine götürüldü. Koyuncu daha sonra, sevenlerinin omuzunda, 1 saat süren yolu yürüyen yaklaşık 1000 kişilik grup tarafından tören alanına getirildi. Yoldan insanların da katılımı ile çoğalan grubun önünde sanatçı Birol Topaloğlu tulum çalarak yürüdü. Tabutunun başında babası Cavit Koyuncu, nişanlısı Gönül Bozoğlu ve annesi Hüsniye Koyuncu yer aldı. Merkez Camii�nde kılınan namazdan sonra Koyuncu�nun cenazesi Hopa�nın Yeşilköy Köyü�ne götürülerek toprağa verildi. Koyuncu�nun mezarına bir konserde çekilen fotoğrafı konuldu.

Munky
21-07-07, 08:50
Leyla Gencer
Hakkında Yazılanlar
1.Tutkunun Romanı Leyla Gencer
Zeynep Oral
Doğan Kitapçılık

Tutkunun Romanı Leyla Gencer, içinin ateşiyle yeryüzünü tutuşturmaya hazır; acıyı ve sevinci, korkuyu ve öfkeyi, dostlukları ve ihaneti, aşkı ve nefreti, kendi özel bahçesinde yeşerten; güçlüklere, engellere, baskılara meydan okuyarak savaşmaktan yılmayan; yeryüzü uçurumlarını sınayan Leyla Gencer'in "La Diva Turca"nın romanıdır. Onu, hep uçurumların kıyısına götüren tutkusu ve sesi... Onu, hep uçuruma, boşluğa, hiçliğe, yokluğa düşmekten kurtaran tutkusu ve sesi... Tutkusu, var olma nedeni şarkı söylemek... İnançla, inatla, hırsla, aşkla tutkusunun ardından koşuyor... İnançla, inatla, hırsla, aşkla, ülkeden ülkeye, sahneden sahneye, dipsiz kuyuların en dibiyle, gökyüzündeki bulutların en yükseği arasında gidip gelirken cenneti ve cehennemi yaşıyor... Zeynep Oral'ın ustalıklı anlatımı, sıcak biçimiyle soluk soluğa okunan Tutkunun Romanı Leyla Gencer'i, Doğan Kitapçılık yeniden yayımlarken okurlara yeni belgeler sunuyor. Bugün birçoğu aramızdan ayrılmış ünlü yazarların, 1950'li yıllarda Leyla Gencer'e ilişkin yazılarından bir seçki, kitabın sonuna eklenen "Ülkem beni hatırladı" bölümünde yer alıyor. Bu yazılar yalnız Türkiye'nin onuru Leyla Gencer üzerine düşünceleri açıklamakla kalmıyor, ülkemizdeki ve sanat dünyamızdaki "Bizans Oyunları"na da ışık tutuyor.

Munky
21-07-07, 08:50
Mahmud Celaleddin Paşa ( 1839)- (1899)
1839 İstanbul'da doğdu. Bayezid Rüştiyesi ve Dârülma'ârif'te okudu. Arapça öğrendi. On beş yaşında iken Bâbıâli Kalemi'ne girdi. Dahiliye Nazırlığı Müsteşarlığı, Ticaret ve Nafia Nazırlığı yaptı. Daha çok Mir'at-ı Hakîkat adlı tarih kitabıyla tanındı. Şairliği yanında bestekârlığı da vardır. Bestelediği şarkıların güfteleri de kendisine aittir. 1899 yılında öldü.

Munky
21-07-07, 08:51
Mehmed(6.) Vahdettin
Otuzaltıncı ve son Osmanlı padişahı, yüzbirinci İslam halifesi.

Saltanatı: 1918-1922
Babası:Sultan Abdülmecid Han - Annesi: Gülistu Kadın Efendi
Doğumu: 2 Şubat 1861 Vefatı: 16 Mayıs 1926

Sultan Abdülmecid Han'ın en küçük oğludur. Küçük yaşta anne ve babasını kaybettiğinden, ağabeyi II. Abdülhamid'in himayesinde yetişti. Çok zeki olup fıkıh bilgisinde pek ileriydi. 4 Temmuz 1918'de ağabeyi Sultan Reşad'ın vefat ettiği gün padişah ve halife oldu. Saltanata geçtiğinde I. Dünya Savaşı'nın korkunç neticeleri alınmak üzereydi. Nitekim 30 Ekim 1918'de Mondros mütarekesi imza edilerek, Birinci Dünya Harbi mağlubiyetimizle bitti. Vahideddin Han bu mütarekeye imza koyan delegeleri kabul etmedi. Mütarekeden hemen sonra Osmanlı Devleti'ni sebepsiz yere savaşa sokan, milyonlarca vatan evladını cephelerde eriten Talat, Enver ve Cemal paşalar yurt dışına kaçtılar.

İttihatçı liderlerin baskısından kurtulan Sultan Vahideddin'in elinde ancak düşmanlara teslim edilmiş bir milleti idare etmek kaldı. İstanbul, 16 Mart 1920'de İtilaf devletleri tarafından işgal edildi. Yunanlılar İzmir'e, İtalyanlar güney batıya, Fransızlar da Güney Anadolu'ya girdiler. Vahideddin Han 11 Mayıs 1920'de düşmanların hazırladığı ve Anadolu'nun işgalini ihtiva eden Sevr antlaşmasını bütün baskılara rağmen imzalamadı. Osmanlı ordusu tamamen lağvedildi. Medine muhafızı Fahri Paşa, on ikinci ordu kumandanı Ali İhsan Paşa ve harbiye nazırı Mersinli Cemal Paşa gibi değerli kumandanlar Malta'ya sürüldüler. Padişah'ın şahsını korumak için yalnız yedi yüz kişilik maiyyet-i seniyye kıtası bırakıldı. Sultan bu taburu, Ayasofya etrafındaki sipere sokup camiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş etmeleri emrini verdi.

İşgal altındaki İstanbul'dan vatanın kurtarılmayacağını anlayan Vahideddin Han, güvendiği kumandanları Anadolu'ya göndermek istedi. Ancak bunlar; "Dış dünyaya karşı harp edilmez. Bu iş olmaz." diyerek gitmeyi reddettiler. Sultan'ın kurtuluşun Anadolu'dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı. Bir ara kendisi gitmeyi düşündü ise de, İngilizler "Eğer Anadolu'ya geçersen İstanbul'u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız." diyerek engellediler. Bunun üzerine bir gün saraya çağırdığı Mustafa Kemal'i; "Paşa paşa şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunları unutun. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin!" sözlerinden sonra, büyük yetkilerle Anadolu'ya gönderdi. Böylece İstiklal mücadelesi başlamış oldu.

İstiklal harbi zafer ile neticelendikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti 1 Kasım 1922'de hilafet ile saltanatın ayrıldığını ve saltanatın kaldırıldığını bir kanun ile ilan etti. Vahideddin Han'ın adı hutbelerden kaldırıldı. İstanbul ve Anadolu basınında aleyhinde yazılar çıkmaya başladı.

17 Kasım 1922 Cuma günü Dolmabahçe Sarayı'ndan Malaya harp gemisi tarafından alınıp Malta adasına götürüldü. Oradan Melik Hüseyin'in daveti üzerine Mekke'ye gitti. Oradan da İtalya'daki Sen Remo şehrine giderek orada ikamet etti. Vahideddin Han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün hayatından sonra, 16 Mayıs 1926'da İtalya'da vefat etti. Cenazesi Şam'a getirilerek Sultan Selim Camii kabristanına defnedildi.

Vahideddin Han, çok akıllı ve çabuk kavrayışlı idi. Arada Sultan Reşad olmayıp da, II. Abdülhamid Han'dan sonra tahta çıksaydı, belki devletin başına böyle bir bela gelmezdi. Çünkü O, İttihat ve Terakki hükümetinin hatalarını önleyip, felaketlerin önüne geçebilecek kudret ve irade sahibi bir kimseydi. Çok sevdiği vatanından koparken yanında şahsi ve pek cüzî mal varlığından başka bir şey götürmediği, ülkesinden ayrılmasının üzerinden henüz dört yıl geçmeden vefatında kasaba, bakkala ve fırına olan borçlarından dolayı 15 gün tabutunun kaldırılmamış olmasından da anlaşılmaktadır.

Vahideddin Han'ın vatanının ve milletinin uğradığı felaketler karşısında neler düşündüğü ve neler hissettiği kayıtlara geçmiş şu hadiseden çıkarılabilir. 1919 senesi Ramazanında bir sabah Yıldız Sarayı'nda yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, Sultan'ın geceleri kaldığı daireyi de sarar. O geceyi tesadüfen Cihannüma Köşkü'nde geçirmiş olan Vahideddin, yangını haber alınca, üzerine pardesüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak; "Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var." demekten kendini alamaz.

Munky
21-07-07, 08:51
Melahat Pars ( 1918)
İstanbul Fatih semtinde 1918 yılında dünyaya gelmiştir. Babası İsmail Hakkı Bey, annesi Zehra Hanım�dır. İlkokul çağlarında müziğe olan ilgisini fark eden ailesi tarafından kanuni Mustafa Bey�den iki yıl nota ve usul dersleri aldırılmıştır. Sonradan Darutta'lim-i Musiki�ye devam ederek, udi Fahri Kopuz'dan ud ve makam dersleri almıştır. 1944 yılında Ankara Radyosu'nun açtığı sınavda başarı göstererek, solist olarak çalışmıştır. 1948 yılında hüzzam makamında aşağıdaki eseri bestelemiştir:

Avare gönül yine sensiz hicrana daldı
Bilmem ki neden o siyah gözlere kandı
Hasta kalbim yaşamaktan bıktı, usandı
Bilmem ki neden o siyah gözlere kandı

Munky
21-07-07, 08:51
Mozart
Wolfgang Amadeus Mozart

(Salzburg, 1756 - Viyana, 1791)

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük müzik dehalarından biri olarak kabul edilen Wolfgang Amadeus Mozart, 27 Ocak 1756�da Salzburg Başpiskoposu�nun Yardımcı Müzik Direktörlüğü görevini yapan, kemancı ve besteci Leopold Mozart�ın oğlu olarak dünyaya geldi.

Müzikte çok erken bir gelişme göstererek 3 yaşında piyano çalmaya ve 5 yaşında beste yapmaya başladı. Ablası Maria Anna da (1751�1829) başarılı bir yorumcuydu. Leopold yetenekli çocuklarını Avrupa�ya tanıtmaya karar verdi. İlk olarak 1762�de Münih ve Viyana�ya gittiler. Mozart bu tarihte ciddi bir eğitim almamasına karşın keman çalmaya da başlamıştı. 1763�ten 1766�ya değin süren ilk uzun turnede Münih, Augsburg, Frankfurt, Cologne, Brüksel, Paris ve Londra�ya gittiler. Paris�te Versailles Sarayı�nda 15. Louis ve Londra�da III. George tarafından kabul edildiler. Mozart Londra�da J.C Bach, Abel ve Manzuoli ile çalışma imkânı buldu. Hollanda ve Avusturya ziyaretlerinin ardından, Mozart ailesi 1766�da Salzburg�a geri döndü. 1767�de ikinci kez Viyana�ya gitti. 1769�a değin Bastien und Bastienne ve La Finita Semplice adlı iki opera besteledi. 1769�da, babası Mozart�ı İtalya�ya götürdü. Artık Mozart�ın dehası herkes tarafından kabul ediliyordu. Martini, Nardini ve Jomelli ile çalışma imkanı buldu. Allegri�nin Miserere adlı eserini ilk kez dinledikten sonra eksiksiz olarak yazması İtalya�da Mozart�a olan hayranlığı daha da artırdı. Aralık 1770�te Mitiridate, re di Ponto operası Milano�da gösterildi ve büyük başarı kazandı.

1777�de babasının sağlığı el vermediği için, Mozart turnelerine annesi ile devam etti. Münih, Augsburg ve Mannheim�in ardından 1778�te Paris�e geldiler. Annesi aynı yılın Temmuz ayında öldü. Paris o dönemde Piccini ile Gluck arasındaki çekişmeye odaklanmış olduğu için, Mozart�a fazla ilgi gösterilmedi.

Mannheim�da bulunduğu sırada 18 yaşındaki Aloysia Weber�e aşık oldu. Aloysia ile İtalya�ya gitmek istedi; ancak reddedildi. Morali bozuk ve sinirli bir şekilde Salzburg�a dönen Mozart artık keman çalmayacağını, sadece klavyeli enstrümanlar ve aryalar üzerinde çalışacağını söyler; ancak Sinfonia Concertante isimli keman ve viyola için konçertoyu besteler.

1781 yılında Salzburg Başpiskoposu�nun oyunları sonucu görevden alınır. Buna çok sinirlenen Mozart, hakarete uğradığını ve intikamını alacağını söyler; ama böyle bir durum olmaz. Viyana�ya yerleşen Mozart bu kez Weber ailesinin ortanca kızı Constanze�ye aşık olur ve evlenir. Weber ailesi Bohem tarzı yaşamaktadır. Constanze de aynı Mozart gibi elinde para tutmayı beceremez. Yine de bu evlilik Mozart�ı babasının baskısından kurtardığı için iyi olmuştur. Evliliğinin ardından Mozart verimli bir döneme girer. Her türde şaheser eserler verir. Le Nozze di Figaro (1786), Don Giovanni(1787) ve Cosi fan tutte (1790) operalarını besteler. Bu dönemde iyi gelir elde etmesine rağmen parayı elinde tutmayı bilemez. 9 yılda 11 kez ev değiştirir. Ayrıca mason olur. Müziğinin en güzel örneklerinden biri olan The Magic Flute operasını besteler.

Mozart ömrünün son dönemlerinde yine sıkıntılı günler geçiriyordu. Requiem üzerinde çalıştığı sıralarda böbrek yetmezliğinden 5 Aralık 1791�de öldü. Mezarının üzerine herhangi bir yazı yazılmadığı için tam olarak nereye gömülü olduğu bilinmemektedir. Requiem ise, öğrencisi Franz Xavier Sussmayr tarafından tamamlandı.

Mozart çok küçük yaşlardan itibaren saraylarda konserler vermiş, normal bir çocukluk yaşayamamıştır. Müzikte çok erken olgunluğa ulaşmasına karşın diğer konular göz önüne alındığında çocuk kalmıştır. Bunda yeteneklerini sömüren babasının da büyük payı vardır. Herkesten daha yetenekli olduğu için, diğer müzisyenler tarafından pek sevilmemiş, ömrünün büyük bölümünü iyi maaşlı bir iş arayarak geçirmiştir. Disiplinden uzak bir şekilde büyüyen Mozart�ın elindeki para da su gibi akıp gitmiştir.

Mozart�ın müziğinde mükemmel bir denge, berraklık ve duygusal yoğunluk vardır. Özellikle sonatlarında başka hiçbir bestecinin eserlerinde bulunmayan düzeyde tema bolluğu görülür.

Mozart eşsiz yeteneğiyle bütün müzik formlarında eserler verdi. 41 senfonisi, 27 piyano, 5 keman, 2 flüt, 4 korno, 1 klarinet konçertosu, 20 piyano sonatı vardır. Buna karşın Mozart�ın en başarılı eserleri operalarıdır. Canlı opera kişileri oluşturmakta başarısını ise ondan sonra yalnızca Verdi yakalayabilmiştir.

Munky
21-07-07, 08:52
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/339.jpg
Muhlis Akarsu ( 1948)
Özellikle 19.yüzyılın sonlarıyla 20 .yüzyılın başlarından itibaren değişen bir karakterle karşımıza çıkan aşıklar, "aşık edebiyatı ve "aşık müziği" adıyla anılan kendilerine özgü müzik ve edebiyat türlerini oluşturabilmişlerdir. Türklerin en eski halk şairleri olan ozanlar( bugünkü aşıklar) ve onların kopuzla söyledikleri ezgiler her dönemde geniş halk kitleleri tarafından beğeniyle karşılanmıştır. Günümüzde de aşıklar mezhebi ve etnik farklılaşmaya rağmen aynı işlevleri sürdürüyorlar
Bugün için köy-kasaba-kent üçgeninde sıkışmış, kimlik arayışında olan aşıklar sosyal, siyasal ve ticari oluşumlara karşı bir direniş içinde olamıyorlar. Çoğu köylü olan günümüz aşıklarının büyük bir bölümü kentlerde yaşıyor. Bu nedenle üretim tarzlarından, bunları tüketiş biçimlerine kadar hızlı bir değişim geçiriyorlar. Yakın geçmişten beri bu durumda olan aşıklardan Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Davut Sulari, Muhlis Akarsu, Aşık Emrah bunlardan yanlızca birkaçıdır. 1960'lı yılların sonlarından itibaren daha geniş kitlelere seslenmek üzere çaba sarfeden aşıklar yoğun bir biçimde plak piyasasına girdiler. Söylediği deyişlerle ve yumuşak ses karakterleriyle hemen dikkat çeken bu aşıklardan biri Muhlis Akarsu'ydu...

Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas'ın Kangal ilçesi Minarekaya köyünde doğdu. Küçük yaşlardan itibaren katıldığı muhabbetlerde ve cemlerde Alevi-Bektaşi kültürünü öğrendi;saz çalıp türkü söylemeye başladı. Kısa zamanda sesinin güzelliği ile fark edildi. Gençlik yıllarında geldiği İstanbul'da Mahzuni Şerif'in, Davut Sulari'nin deyişleriyle tanıştı. İlk söylediği deyişlerde gerek saz çalış gerekse okuyuş itibarıyla Davut Sulari'nin etkisi görülür. Davut Sulari'nin kendine özgü bol hançere hareketlerini içeren tavrından uzun süre kurtulamayan Akarsu, kendi deyişlerinde de bu tavrı-kısa bir süre de olsa- denemiştir. Daha sonraları deyişlerinde ve deyiş söyleme tavrında Sulari'nin etkisinden kurtulduğu görülür. 1970'lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif'in izleri belirir Akasu'da...Uzunca bir süre Mahzuni'nin deyişlerini çalar, okur. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmaz. Pir Sultan, Kul Himmet gibi büyük ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirir.

1980'li yıllarda ise Akarsu, artık kendi kimliğini bulur. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Akarsu, 80'lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir. Bu yıllar adeta parladığı yıllardır Akarsu'nun... "Muhabbet" serisinin her yapıtında yer alır. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okunur. Ancak sanatının en verimli ve olgun döneminde yaşama veda eder( 2 Temmuz 1993, Sivas Madımak Oteli yangını) Ardında ise milyonlarca seveni ile birlikte 100'den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakır.
Muhlis Akarsu'nun yapıtlarına şöyle bir bakıldığında, tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği hemen fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu'nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz;ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu'nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür.

Bu seçkide aşığın ses dokusunu, müzikal tavrını en iyi ifade eden örneklere yer vermeye çalıştık. Muhlis Akarsu'nun eserlerini dinledikçe gerçekten de akarsu gibi çağlayan sesini hissedecek ve onu sevgiyle anacağız. Ruhu şad olsun. Melih Duygulu

Munky
21-07-07, 08:52
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/4040.jpg
Nazan Öncel
Nazan Öncel 6 Şubat 1956'da İzmir, Karşıyaka'da öğretmen bir anne ve memur bir babanın evliliklerinin ikinci yıldönümlerinde dünyaya gelmiştir. Kameralarla ilk defa 1961 senesinde ilk ve tek sinema filmi olan �Acı Tesadüf�te çocuk yıldız olarak tanışmıştır. Altı yaşındayken annesi Raziye hanımdan nota öğrenmiş olması, ortaokul yıllarında gitar çalıp, şarkı söylemesinde büyük yardımı olmuştur. Ortaokul eğitimini sürdürürken mezun olduğu Zafer İlkokul�unun sene sonu kutlamalarında kara önlüğünü giyerek mandolin çalmıştır.

İlk sahne tecrübelerini, 1969'da Kervanlar Orkestrası'yla, üç yıl süren beraberliğinde yaşarken, 1971'de 15 yaşında kurduğu Çılgınlar grubuyla birlikte düğün salonlarında ve festivallerde şarkı söylemiştir.1976'da İzmir Radyosu'nun düzenlediği bir şarkı yarışmasında �Annem� isimli bestesiyle katılarak birincilik elde etmiştir. 1978'de İstanbul'da ilk 45'lik kaydını gerçekleştirmiştir. Necdet Koyutürk Orkestrası eşliğinde söylediği �Sana Kul Köle Olmuştum� (söz: Erdener Koyutürk, müzik: Özdener Koyutürk) şarkısı radyo ve televizyonda ilgi toplamıştır. Artık televizyona eskisinden daha çok çıkabiliyor, basında adından övgüyle söz ediliyordur. O günlerde pop müzikten piyanist şarkıcılar dönemine geçiş sırasında çıkardığı ilk Long Play'i olan �Yağmur Duası� 1982'de yayınlanmıştır. Bu plakta, dönemin sevilen arabesk ve alaturka şarkılarının yanında, özgün bestelerine de yer vermiştir. Öncel, 80'li yıllar boyunca çeşitli kentlerin otel ve Lokallerinde program yaparken hem bu plağın acemiliğini üstünden atmış, hem de kendi şarkılarını yazmaya giden yolda mesafe katetmiştir. Nazan Öncel tümü kendi kaleminden çıkan şarkılardan oluşan �Bir Hadise Var� albümü, Türkiye'de pop müziğin iyiden iyiye yaygınlaştığı 1992'de çıkmıştır. İstanbul�da bir şirkette muhasebeci olarak sekiz yıl çalıştığı dönemde Kurtuluşta bodrum katındaki evinde bir şarkı yazmıştır: �Gitme Kal Bu şehirde.� İşte bizi hüzün duvarlarına çarptıran müptelası olacağımızı anladığımız şarkıdır bu. Aynı nakarat�la yarısı bayat yarısı hayat diyerek mizah gücünün zenginliğinin farkına varmışızdır hep beraber. Artık sahiden �Bir Hadise Var�dır ve hadisenin adı Nazan Öncel�dir. �Aynı Nakarat�, �Gitme Kal Bu Şehirde, �Âşık Değilim Olabilirim� gibi şarkılar 90'lı yılların önemli pop klasikleri arasında yerini alırken, popüler müzik ilk defa kendi dilini oluşturmuş önemli bir şarkı yazarıyla tanışmıştır. Sonrasında 1994'te �Aşk Beklemez� (Börekler Açarım), �Geceler Kara Tren�, �Ben Böyle Aşk Görmedim�, �Dillere Düşeceğiz Seninle� gibi şarkılarla dinleyicisinin kalbini bir kere daha kazandığı �Ben Böyle Aşk Görmedim� albümü yayınlayan sanatçının �Börekler Açarım� şarkısı radyocular tarafından Türkiye�nin ilk anonim pop şarkısı olarak kabul edilmiştir.

Unplugged bir folk-rock albümü olan ve 1995'te çıkan �Göç�, Nazan Öncel'i pop dünyasından biraz uzaklaştırarak �şarkı yazarlığı� geleneğinin bir temsilcisi haline getirmiştir. �Gidelim Buralardan�, �Sen Beni Öldürüyorsun�, �Bir Şarkı Tut�, �Çocuk Kalbim�, ve elbette �Göç� sözlerdeki lirik ve sade yapıyla albümün en sevilen şarkıları olmuştur. Çek Cumhuriyetlerine kadar uzanan �Göç� günlerce Çek radyolarında terennüm etmiş yegâne güzelliğimizdir bize yaşattığı. Yegâne diye adlandırılan albümdür bu kara parçasında. Ve ıssız adaya giderken yanımıza alacağımız üç önemli şeyden biri bile ilan edilir dinleyicisi tarafından. �Göç� artık ıssız adaların albümüdür.

1996'daki �Sokak Kızı� elektrogitar ve elektro bağlamanın başrolde olduğu bir rock albümüydü. Şarkılarını sokak ağzıyla, hikâyelerle temellendirerek anlatan ilk kadın sanatçımız olan Nazan Öncel bu albümle birlikte uzun yıllardan sonra elektro bağlamayı yeni kuşaklarla tanıştırandı. �Erkekler de Yanar�, �Bırak Seveyim Rahat Edeyim�, �Ben Sokak Kızıyım� ve �A Bu Hayat�ın başarısı yapımcıların pop rock müziğinde güven tazelemelerini sağlamış, genç rock müzisyenlere kapıları açtırmıştır. 1999 ürünü olan �Demir Leblebi� albümüyse �Âşıklar Parkı�, �Bu Havada Gidilmez�, �Zor Dünya� şarkıları video klipleriyle sevilirken, �Sokarım Politikana� ve �Demirden Leblebi� medyanın tutucu kesimlerinin tepkisini çekmiştir. Zaman içinde gelmiş geçmiş en sert, en cesur ve memlekete eşik atlatan albüm olarak nitelenmiştir. Sırasıyla çıkan bu üç albüm dinleyicisinin başucu albümleri olmuş ve kült albümler listesinde yerini almakta gecikmemiştir. Ne var ki bu üç albüm piyasada bulunamadığından. 2005 yılında �Bir Şarkı Tut� adı altında orijinal halleriyle Seyhan Müzik tarafından yeniden piyasaya sürülmüştür. Kendisi her ne kadar �ödevimi yerine getirdim,� dese de dinleyicisine gerçek bir iyilik yapmış olduğu çeşitli köşe yazarları tarafından yazılarak, teşekkür edilirken adının yanına Sokak Kızı�nın yanı sıra kent ozanı, çağdaş filozof ve bilge gibi sıfatlar eklenmiştir. 67 ülkede Türkiye�yi temsil eden �Hüp�ün düzenlemelerinde kullandığı el zilleriyle pop müzik sound�unu bir kere daha yönlendirmiş olan Nazan Öncel�in müzikal yapısı bakımından bu minvalden hareketle hazırladığı �Yan Yana Fotoğraf Çektirelim� 2004 yılının en sevilen albümlerinden biri olmuştur. �Hay Hay� ve �Nereye Böyle� dışında �Hokka�, �Gül Pansiyon�, �Ukala Dümbeleği� ve �Otomobil� radyoların gözdesi olurken beraberinde besteleriyle sanatçı dostlarını listelerin en tepesine taşımıştır. Özellikle �Of Of� Avrupa�da ve Orta Doğuda haftalarca fırtınalar estirmiştir. Onu tanıdığımız günden bu yana sadece kendi yazdığı şarkıları yorumlayan tek kadın sanatçımız olan Nazan Öncel bir istisna olarak, 2003 yılında Ahmet Kaya hatırasına yayınlanan �Dinle Sevgili Ülkem� albümünde, Attila İlhan / Ahmet Kaya eseri �Mahur� u yorumlamıştır

Discografisi:
Canın İsterse /1976 TRT Televizyonlarına çıkmaya hak kazandığı ilk şarkı
Sana Kul Köle Olmuştum /1978 (45�lik)
Neden /1981 Eurovision Yarışma bandı (ilk on beş)
Hırçın Kız /1982 Eurovision Yarışma bandı (ilk on beş)
Bir Zamanlar /1981 TRT için hazırlanan bant
Bizden Sesler /1981 (Complation Kaset)
Yağmur Duası /1982 (L.P. uzun çalar)
Bir Hadise Var /1992 (Albüm)
Ben Böyle Aşk Görmedim /1994 (Albüm)
Göç / 1995 (Albüm)
Sokak Kızı /1996 (Albüm)
Demir Leblebi /1999 (Albüm)
Yan Yana Fotoğraf Çektirelim /2004 (Albüm)
7'n Bitirdin /2006 (Albüm)

Diğer sanatçılara verdiği eserlerden bazıları: Tarkan: Hüp, Her Nerdeysen, Dudu, Bu Şarkılar da Olmasa, Gülşen: Of Of, Kaiti Garbi: Of Of (Yunanistan) Nelly Mackdessy: Of Of (Lübnan), Özcan Deniz: Canım, İbrahim Tatlıses: Tamam Aşkım, Sibel Can: Yalnızlar Treni, Aşkın Nur Yengi: Yıldız Yıldız, Gökhan Özen: Benim İçin N�apardın, Gülben Ergen: Gencecik Bir Delikanlı, Olta ve niceleri.

Munky
21-07-07, 08:52
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2329.jpg
Mustafa Sandal
Mustafa Sandal'ın müzik kariyeri : Onno Tunç, Selçuk Başar, Uğur Başar, Garo Mafyan, gibi Türkiye'nin önemli müzik adamlarına asistanlık yaptığı dönemlerde başladı. Kendi müzik ruhunu öğrendikleriyle birleştirerek belki de asıl müzikal kimliği olan bestecilik ve söz yazarlığı yönünü ortaya çıkardı. Zerrin Özer, Hakan Peker, Yonca Evcimik, Ayşegül Aldinç gibi pop müzik yıldızlarına verdiği şarkılar Mustafa Sandal'ı aranan ve gerçek anlamda peşinden koşulan bir besteci ve söz yazarı konumuna getirdi. Düşünülecek olursa yüzü tanınmayan ve pek ortalarda görünmeyen bir şarkı yazarının bu derece popüler olabilmesi için Türkiye yeni ve alışılmamış bir durumdu. Yaptığı şarkıları müzik piyasasına verirken kendi adına bir albüm çıkartmak için daha fazla öğrenmeyi, daha iyi bilmeyi, daha çok biriktirmeyi bekledi. Bu süre zarfında müziği akademik yönüyle incelemeyi ve müzik teknolojisini yakından takip etmeyi ihmal etmedi.

Uzun çalışmalar sonucu artık kendi yaptığı şarkıları kendi söyleme kararı aldı ve 1994 yılında ilk albümü "Suç Bende"yi çıkardı. Bu albüm 1,5 Milyon MC ve 200 Bin CD tirajıyla, pop müzik albümlerinin ulaşabildiği satışların çok ötesine geçti ve Mustafa Sandal'ı tartışmasız bir star yaptı. Suç Bende isimli albüm piyasaya verildikten üç ay sonra Mustafa Sandal Türkiye turnesine başladı. Bir seneden çok daha kısa bir süre içinde Türkiye'de 140, Avrupa'da 30 konser vererek kırılması güç bir rekora imza attı. İlk albümün başarısından sonra Sandal bestecilik ve söz yazarlığıyla yetinmek istemedi. İlgi duyduğu başka bir alan olan ve asistanlık yaptığı dönemlerde öğrenmeye başladığı şarkı aranjörlüğü yönünü geliştirmeye karar verdi. Bu yüzden evine bir HomeStudio kurarak oldukça uzun bir zaman bu dalda çalışmalar yaptı.

Klavye, gitar, bilgisayar, müzik programcılığı konularında bu işin ustalarıyla çalıştı. 1995 yılında diğer sanatçı arkadaşlarına verdiği şarkıların yanı sıra ilk kez bir albümün aranjörlüğünü ve müzik direktörlüğünü üstlendi. Sibel Alaş'ın Adam adlı albümüne aranjör ve müzik direktörü olarak imza attı. 1996'da Londra'ya yerleşti ve müzik çalışmalarını orada sürdürmeye karar verdi. Yaklaşık iki yıl aradan sonra ikinci albümü "Gölgede Aynı" adlı albümünü hazırladı. Satışları ise rekor düzeye ulaştı. 2 Milyon MC ve 600 bin CD ile zirveye oturdu. Bu albümde de tam 140 konser vererek rekor üstüne rekor kırdı. Bu albümün ilk albümünden farkı tam anlamıyla bir Mustafa Sandal Prodüksiyonu olmasıydı. ilk albümdeki bestecilik ve söz yazarlığı perfonmasına albümün aranjörlüğü ve süpervizörlüğünü de ekledi. Gölgede Aynı yüzlerce yurtiçi ve yurtdışı konserleriyle örneğine az rastlanır bir Mustafa Sandal fanatizimini de beraberinde getirdi.

Bir zamanlar hayal edilmesi bile güç olan stadyum konserlerinin serisini her konserde en az 20 bin kişiye seslenerek başarıyla tamamladı. Mustafa Sandal albümleri ve konserlerindeki başarıyla yetinmeyerek müziğin görsel yanı diyeceğimiz müzik videolarında daha önce denenmemiş temalar kullandı. Bir Anda'ya action tarzında çektiği klip gösterime girdiği ilk gün büyük dikkat çekti. Ve en istek alıp yayınlana klip olarak listelerin üst sıralarında kendine yer buldu. Bütün bunlar olup biterken Mustafa Sandal başkaları içinde çalışmayı ihmal etmedi. Son çalışmalarına Türkiye'nin önemli kadın vokallerinden İzel ve Reyhan Karaca örnek gösterilebilir. Halen konser ve beste çalışmalarına devam eden Mustafa Sandal'ın merakla beklenen üçüncü albümü piyasaya çıktı.
Xxxxxx

Munky
21-07-07, 08:53
Münir Nurettin Beken ( 1964)
1964'de İstanbul'da doğdu.1976 yılında Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nda müzik eğitimine başladı.Öğrenimi boyunca Mutlu Torun'la ud; Faris Akarsu ile piyano; Yalçın Tura ile armoni ve fon bilgisi; Demirhan Altuğ ile orkestrasyon çalıştı.Kompozisyon dersleri gördüğü Cemal Reşit Rey'in son öğrencilerindendir. Konservatuvar lisans eğitimini tamamladıktan sonra İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde hazırladığı, Türk Müziği'nde Polifoni adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı.Konservatuvar öğrenimi sırasında Konservatuvar Öğrenci Orkestrası'nı da yöneten Beken, şef, besteci ve ud sanatçısı olarak birçok televizyon programı yaptı.Kültür Bakanlığı'na bağlı olarak kurulan İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu'nun kurucu üyelerinden olan Beken, Avrupa'da Türk İzleri, Küçük Dünya gibi TV dizilerinin müziklerini yaptı.Ahmet Hamdi Tanpınar'ın aynı adlı eserinden televizyona uyarlanan Huzur filminin müziklerini hazırladı.Yüksek lisans eğitiminden sonra Maryland Üniversitesi'nin sağladığı bursla doktora çalışması için ABD'ye gitti.ABD'de bulunduğu zaman zarfında tanbur ve ud resitalleri veren sanatçı, müzikolojiyle ilgili konferanslara da konuşmacı olarak katıldı.Münir Nurettin Beken'in Çoksesli Türk Müziği'ne örnek niteliğinde eserleri bulunmaktadır.

Kaynak:Münir Nurettin Beken Kimdir? Tercüman 23 Temmuz 1991

Munky
21-07-07, 08:53
Nefise Özses ( 1908)
1908 yılında İstanbul�da doğmuştur. Babası Şeyh Mustafa Efendi, annesi Şefika Hanım'dır. Ağabeyinden ud eğitimi almış olan sanatçı, daha sonra Darutta'lim-i Musiki Cemiyeti'nde eğitimine devam etmiştir. 1960 yılında güftesi Bedri Ziya Bey'in olan "Severim her güzeli senden eserdir diyerek" eseri Hicazkar makamında ve Devrihindi usulünde bestelemiştir.

Severim her güzeli senden eserdir diyerek
Koklarım goncaları sen gibi terdir diyerek
Çekerim sineye her cevri kaderdir diyerek
Yanarım ömrüme vallahi hederdir diyerek

Munky
21-07-07, 08:53
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/252.jpg
Neyzen Tevfik ( 24.03.1897)- (28.01.1953)
24 Mart 1879'da Bodrum'da doğdu. Babasının görevli bulunduğu Urla kasabasında amatör bir neyzenden nota ve usul bilgileri öğrenerek başladığı ney çalışmalarını kendi kendine ilerletti. İzmir İdadisi'ne girdiyse de bitirmeden ayrıldı. Bu arada gene kendi kendine Farsça öğrendi. İzmir Mevlevihanesi'ne girdi. Daha sonra İstanbul'a yerleşerek Galata ve Kasımpaşa Mevlevihanelerine devam etti. Bir yandan da şiirle ilgileniyordu. Eşref'le ve Mehmet Akif'le tanıştı ve şiir konusunda her ikisinden de etkilendi. 1908'den sonra bir süre Mısır'da bulundu 1913'te İstanbul'a döndü.

Neyzen Tevfik genellikle toplum kurallarına uymadan yaşamını sürdürmüştür. Sazını bir geçim kapısı haline geçirmemek için direnmiş, yalnızca içinden geldiği zaman ney üflemiştir. Neyzenliğini geliştirmek kaygısı duymamış, sanat değeri kalıcı bir müzikçi olmak için uğraşmamıştır. Neydeki başlıca ustalığı sazı iyi üflemesiydi. Belirli müzik kurallarının dışına çıkar, ama hep duyarak çalar ve dinleyenleri etkilerdi. Kendi açıklamasına göre yüze yakın plak doldurmuştur. Neyzenliğinin yanı sıra adını yergi ve taşlamaları ile de duyurmuştur. Bazı eleştirmenlere göre bu türün Nef'î ve Eşref'ten sonra üçüncü önemli temsilcisi sayılır. 28 Ocak 1953 'de İstanbul'da öldü.

ESERLERİ Şiir Kitabı: Hiç, Azab-ı Mukaddes. Beste: Nihavent Saz Semaisi; Şehnazbuselik Saz Semaisi; Taksimler, taş plak.

Hakkında Yazılanlar

1.Müzik Yönüyle Neyzen Tevfik
Onur Akdoğu
Akademi Kitabevi

Bugüne değin, hakkında çok şey yazılan Neyzen Tevfik'in müzik yönü, hep, sıradan laflarla geçiştirilmiştir. Ney çalışındaki özelliğinin yanısıra, Tanburi Cemil Bey, Refik Talat Alpman ve Refik Fersan'ın sazsemai türünde açmış oldukları ezgisel çığırın içinde, pırıl pırıl iki sazsemaisi ile yer alması, üstelik, halk müziğiyle de çok yakın ilgisi benim, Neyzen Tevfik'in müzik yönünü araştırmamın başlıca nedenleri oldu.
-Onur Akdoğu-

Munky
21-07-07, 08:53
Oğuz Abadan ( 1950)
12 Haziran 1950'de Ankara'da doğdu. Müziğe, ilkokul sıralarında mandolin çalarak başladı. 12 yaşında gitar öğrenmeye başladı. İlk gençlik yıllarında
çeşitli amatör gruplarda çaldıktan sonra, müziğe profesyonel olarak devam etti.

Yüksek öğrenimine konulan engel üzerine Urfa'nın köylerinde 4 sene öğretmenlik yaptı.1974 affıyla üniversite öğrenimine geri döndü ve Gazi
Üniversitesi Müzik Bölümü'ndeki eğitimini keman öğrencisi olarak tamamladı.Daha sonra yurt dışına giderek Berklee College'de armoni eğitimi aldı. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde müzik yaptı. Almanya'da profesyonel müzik yaşamını elektrik bas çalarak sürdürdükten sonra, Fransa'ya geçerek, o dönem Paris'te müzik yapan Moğollar'a gitarist olarak katıldı.

Türkiye'ye döndükten sonra, Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası'nda aranjör/basçı olarak görev aldı. Ayrıca, kendi adına kurduğu orkestrası ile sahne çalışmalarına devam etti. 1981'de İstanbul'a yerleşerek, bir süre Ritm 69 Orkestrası'nda çaldı ve sonra kendi adına Oğuz Abadan Orkestrası'nı kurdu ve de müzik hayatını günümüze kadar bu şekilde sürdürdü. Dünyanın birçok
ülkesinde konser yönetti. Son 25 senenin yetiştirdiği yorumcuların birçoğu ile çeşitli konser ve studio çalışmaları yaptı.

Ayşegül ve Yağız isimlerinde, -kendisi gibi müzik yapan- iki çocuğu vardır. Eğitimci, yazar, orkestra şefi ve aranjör olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Yayınlanmış iki kitabı vardır. Sinema ve TV dizilerine müzik yapar.

Albümünde besteci, aranjör ve yönetmen olarak yer aldığı yorumcuların bazıları: Cem Karaca (Töre), Ahmet Kaya (Şafak Türküsü), Zerrin Özer
(Dayanamıyorum), Yoshitaka Minami-Japonya (Lovely Girl), Ferhat Tunç (Yaşamak Direnmektir- İstanbul Konserleri), Fatih Kısaparmak (Tomurcuk),
Banu Kırbağ (Gün Kavuşurken), Şiwan Perver (Zembilfros, Naze, Le Daye, Me Çıkır), Neşe Karaböcek (Çiçekdağ), Kawa, Ümit Besen (5 album), Kurtuluş (6album), Hasret Gültekin (Geceyle Gündüz Arasında)..vs...

*Filmografisi:*

- Suna
- Penceremde Sardunyalar (Belgesel)
- Su Sinekleri (Dizi)
- Nefes Alamıyorum
- Geceler(Dizi)
- Dönüş Yemini
- Şovalye, Pamuk Prenses ve Hain
- Zamanda Yolculuk (Dizi)
- Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey
- Yer Çekimli Aşklar
- Suçlu Kim (Dizi)
- Oy Deposu
- Köstekli Saat
- Prensesin Böylesi
- Bir Yanımız Bahar Bahçe
- Sekizinci Saat
- Sessiz Çığlık
- Karşı Show (Dizi)
- Kadere 45 Var
- Günah Tohumu
- Cumhuriyete Kanat Gerenler (Belgesel)
- Işığın Peşinde Anadolu (Belgesel)
- Bizim Mahalle (Dizi)
- Kederli Yıllar (Dizi)
- Üçüzler (Dizi)
- Ateş Üstünde Yürümek
- At Kestanesi (Dizi)
- Kara Elmas (Dizi)
- Devlerin Ölümü
- Aşk Üçgeni
- Acılar Paylaşılmaz
- Fotoğraflar
- Yağmur Başladı
- 077 Hızır - Acil Servis (Dizi)
- Uğurlugil Ailesi (Dizi) **

Kitapları:

- Notasyon ve Diziler
- Aralıklar ve Akorlar

Munky
21-07-07, 08:54
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1717.jpg
Orhan Gencebay ( 04.08.1944)
Orhan Gencebay'ın yaşamında iki doğum tarihi vardır... Birincisi 1944 yılının 4 Ağustos'unda sıcak bir öğle vakti ilk soluk. İkincisi ise müziği kanında, duygularında solukladığı an. Müzik yaşantısına altı yaşlarında babasının "eğlensin" diye aldığı mandolin ve kemanı çalarak başladı. Bunlar daha çok batı aletleriydi. Hocası viyolanistti, çok iyi öğrenim yapmış birisiydi... Kırım Türklerindendi ama Samsun'da berberlik yapıyordu. Küçük Gencebay yetenekliydi, kısa zamanda notayı öğrendi.

Ancak gözü Halk müziğindeydi. Yedi yaşında iken bağlama ile tanıştı. 12 yaşına geldiğinde artık tamburda çalıyordu. Şarkı söylemiyordu ama müziğin felsefesini tanımaya çalışıyordu. Konservatuar sınavlarına girdi, kazandı ve bir süre devam etti. Ancak aradığı ve düşlediği müziği bulamadığı gerekçesiyle ayrıldı. Ardından Ankara Radyosu sınavlarına girdi 20 yaşındaydı. Sınavları iftiharla kazandı, Halk Müziği'ni tercih etmişti.

Müzik aletleri içinde ona bağlama kadar yakın gelen yoktu. Sınavları kazandığı halde usulsüzlük yapıldı diye radyoya girmedi. İki yıl sonra İstanbul Radyosu'nun sınavlarına girdi, onu da iftiharla kazandı, 10 ay TRT'de çalışıp ayrıldı. O sıralar çeşitli arayışlar içindeydi ve bütün sorunda buydu zaten. Var olan müziğin yapısından tatmin olmuyordu. Türk müziğin'de çok iyi malzeme vardı, çok iyi yerlere gelmesi mümkündü. O yıllarda böyle düşünüyordu.

TRT'den ayrıldıktan sonra babasının da işlerinin bozulması üzerine yeniden Samsun'a dönen, ne var ki içindeki müzik tutkusu her geçen gün biraz daha yoğunlaşan Orhan Gencebay çalışmalarını bu kez İstanbul Plakçılar Çarşısın'da yoğunlaştırdı. Söz yazarı, besteci, yorumcu, bağlama sanatçısı olarak zirveye doğru uzanan bir maratona başladı. Sanatçı henüz şarkıcı olarak tanınmadan önce de bir çok bestesiyle şöhret olmuştu. "Sevemedim Kara Gözlüm ", "Koca Dünya", "Sabır Taşı" adlı besteleri, besteci Orhan Gencebay'ın tanınmasına yetmişte artmıştı bile. Hatta "Sevemedim Kar Gözlüm " adlı bestesi rekor kırmış 45 sanatçı tarafından plak yapılmıştı.

Orhan Gencebay ses sanatçısı olarak adını ilk kez "Başa Gelen Çekilirmiş" adlı 45'lik plağı ile duyurdu ve hemen ardından "Derdim Dünyadan Büyük" adlı plağı geldi. 1969 yılında "Bir Teselli Ver"'in satışını katlayarak kırdığı rekor nedeniyle çalıştığı plak şirketş tarafından "Altın Taç" ile ödüllendirildi. 1978 yılında yaptığı "Yarabbim" adlı plağı yurt içinde ve dışında yaptığı satışlarla rekor kırdı.

Orhan Gencebay 1971 yılında İstanbul Plak'a ortak olmuş ve ilk plaklarının büyük çoğunluğu bu firmadan çıkmıştı. Sanatçı daha sonra merhum Yaşar Kekeva ile ortak olarak Kervan Plak şirketini kurdu ve kardeşi Burhan Gencebay ile birlikte çalışmalarını burada sürdürmeye başladı. Yaşar Kekeva Kervan Plak'tan ayrılıp kendi adını verdiği plak şirketini kurunca Kervan Plak Orhan ve Burhan kardeşlerin ortaklığı ile bugünlere geldi.

Orhan Gencebay'ın ilk evliliğini yaptığı Azize Gencebay'dan Altan adını verdiği bir oğlu dünyaya geldi. Daha sonra oğlunun annesinden boşanan sanatçı "Tanrı katında eşimdir" dediği Sevim Emre'yi kendine hayat arkadaşı olarak seçti. 1974 yılından bu yana birlikte olan ünlü çift çeyrek yüzyıla yakın bir zamandır beraberliklerini büyük bir uyum ve mutluluk içinde sürdürüyorlar.

Ünlü sanatçı şimdiye karar 35 tane Yeşilçam filmi çevirdi. Sayısız filme müzik direktörü olarak imza atan Orhan Gencebay'ın kendi firmasından çıkan 25 albümü bulunuyor. 28 yıllık sanat hayatında plak ve kaset olarak 50 milyonu aşkın bir sayı ile erişilmesi güç bir rekoru elinde bulunduruyor.

Munky
21-07-07, 08:54
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/855.jpg
Özay Gönlüm ( 1940)- (01.03.2000)
BİR YÂREN: ÖZAY GÖNLÜM

Türk dinleyicisi onu peruk saçı, şık takım elbisesi ve yeleği, kolunda tesbihi, sazının altında bacağına serili mendili, ayağında çizmesi ile Ege yöresinden derlediği türküleri ama illa ki de "Ninenin Mektupları" ile tanıdı. Teatral yeteneği, yöresel icra tekniği, vokal yorumu ve "yâren"i ile Türk Halk Müziğinde bir ekoldu Özay Gönlüm.

Özay Gönlüm baba tarafından Denizliliydi. Babasının askeri görev aldığı Erzincan'da 1940 yılında doğdu. Küçük yaşta ağız armonikası çalarak müziğe
başladı, ortaokul yıllarında keman çaldı. Bağlama çalmaya başladıktan sonra, 1965 yılında köy köy dolaşıp derlemeler yapmaya başladı. Özellikle Ege
yöresinden pek çok türkü derledi. Yurttan Sesler'in kurucusu Muzaffer Sarısözen'in davetiyle Ankara Radyosu Yurttan Sesler programına misafir sanatçı olarak katılmaya başladı. Kısa bir süre M.E.B. Film ve Radyo Telavizyon Merkezi'nde çalıştıktan sonra Yurttan Sesler'de "yetişmiş saz sanatçısı" olarak çalışmaya başladı.

1973'ten sonra on yıl kadar İzmir Fuarı'nda sahne aldı. Özellikle bu yıllarda şöhreti yayıldı. Pek çok 45'lik ve uzunçalara imzasını attı. Kendi derlediği ve TRT repertuarına kazandırdığı yüzlerce türküden "Çöz de al Mustafa Ali", "Sobalarında kuru meşe", "Denizli'nin horozları", "Evlerinin önü bulgur kazanı", "Avşar Beyleri", "Cemilemin gezdiği dağlar meşeli", "Tepsi
tepsi fındıklar", "Şu dağlar tepe tepe"yi bu dönemde plaklara okudu. Ama asıl satış rekorlarını "Ninenin Mektubu" plaklarıyla kırdı. Onlarca mektubu plaklara okudu. Denizli şivesi ile anlattığı bu hikayeler ve fıkralar çok sevildi. Saz çalıp söylemenin yanına şovmenlik ve taklit yeteneğini de katmıştı.

Gönlüm, radyo programlarında bağlama çalmasına rağmen cura ve "şelpe" tekniğine de çok önem vermiştir. Ege yöresinde Ramazan Güngör'den Hamit
Çine'ye kadar bir çok cura çalanla çalışmış, katıldığı programlarda her boydan cura çalmıştır.

70'li yılların sonunda esprili kişiliği ve türkülerinin yanı sıra bağlama yapımcısı Cafer Açın'e yaptırdığı "yâren"i ile de ünlendi. Cura, bağlama ve çöğürü içeren bu sazla televizyon, radyo ve konserlerde şovlar yaptı.

TRT için pek çok alanda çalışan Gönlüm, 80'li yıllarda Maliye Bakanlığı'nın televizyon için hazırladığı KDV reklamlarında oynadı. Ayrıca bazı radyo tiyatrolarında, tarıma ve çocuklara yönelik televizyon programlarında yer aldı.

"Yâren"ini yanına katıp 42 ülkede konserler veren Özay Gönlüm, Kültür Bakanlığı Hagem'de Repertuar Kurulu üyeliği, TRT Türk Halk Müziği Repertuar
Kurulu üyeliği ve birçok sınavda jüri üyeliği görevlerinde de bulundu. Son süreli yayını olan TRT 1'deki "THM İstekler Programın"da dinleyicileriyle
buluşan Gönlüm, yâreni, boy boy curası ve söylediği türkülerle Türk dinleyicisine yine doyumsuz geceler yaşatıyordu.

Özay Gönlüm, 1 Mart 2000 Çarşamba günü, birkaç gündür tedavi gördüğü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nde geceyarısına doğru solunum yetmezliğinden vefat etti. Hiç kimsenin beklemediği bir anda neşeli simasını ve türkülerini sevenlerinin anılarında bırakan Gönlüm, Türk Halk Müziği repertuarına da derlediği 1000 kadar ezgiyi bırakmıştı.

NİNENİN MEKTUBU
Amanın yavrım,
Ben öyle duyuyom, o gocuman memleketlerde cicili bicili, boyalı moyalı,
şıngırdak fıngırdak, kirpikleri takma, saçları sokma, onlan bunlan düşüp
kalkma, gözleri elde, etekleri belde, artanı da yerde, sıska mıska, şıbıldak
gibi bazı, çirkin mirkin hanımlar, gızlar oluveriyormuş. Amanın onlara
tutuluveren de, yanıveren de deme yavrım. Alceen gızın soyu sopu belli, saçı
sırma telli, eline el değmemiş, kötü süt emmemiş, sevisi derinde, eti butu
yerinde olmalı. Dizine otutturuverdin mi kucağın dolmalı, domuz hem evlenince
pazara kadar değil, mezara kadar varmalı. Ee hanım dediğini de alaya kattın
mı, koluna taktın mı yakışmalı, duvara attın mı yapışmalı. Bu sözlerimi eyi
dinle bakem, bi kulağından sok da öte kulağını tıka, çıkıvermesin len. Senin
nazlı Eminen ne güne duruyo?

Geçenlerde ekmek ediyodum. Açcık hamurum kaldıydı. Emine gelivedi.
"Koley gelsin ninem" deye artanını da o edivedi sağolsun. Maşallah bi olmuş
hopur hopur. Dilim dağı taşı gırkbin kere maşallah. Amanın, artanını da o
ediverdikten sonra iki süpürgü çalıvedi avluya, malların altlarını kürüyüvedi.
Ben de ah benim ak topanım, gövercinim, kalem kaşlım, nazlı gülüm, mor
zümbülüm, al bürgülüm, bol görgülüm, naha Alah seni allı başlı gelinler
edivesin, muradına er, gonca güller der, naha evlerine sarı sarı buğdeyler
yağıvesin deye dualar edivedim. Giderken de senin hesabiyetine şööle "e
gelinim olmecen mi len?". Sarmeştim de iki yaneceğinden şappudu şuppudu
öpüvediydim. Amanin misler gibi kokuyo len. Ee öpmek filan deyince o gül yüzün
gülüyo de mi? Seni gavurun ****i seni! Emi güzel yavrım, yokluğun köz oluyo
yüreğimde.

Dün akşamüstü kırmızı fistanımı geydim de şööle cami duvarına doğru
yukarı çıkıyodum. Elimi ardıma kodum. Bizim Zartlak Osman pencereyi açmış,
bende şööle oturdum. Bi de iradyoyu sonuna kadar açtıttırmış da havaları
dinliyon deyyodum. Beni görüvedi, "ninee!" dedi. "Eeey!" dedim. "Gel de bi
açcık oynayıvee" dedi. "Beni mi deyyon ay oğlum" dedim. "Heee" dedi. "Uleen"
dedim, "benden geçti gari a yavrim. Sen o karını, Gıygıdı İbram'ın gızını bi
cıscıbıldak soy, köyün delikanlılarını ünle, onların garşısında böyle şakkıdı
şukkudu bi oynatıve!". İyi dememiş miyim len? Sen olmayınca yokluğun köz oluyo
yüreciğimde. Gel gari yavrım. Yollara bakıttırma, gözümüzden yaş akıttırma.
Gel gari yavrım, gel gari! He hey.
Yazan: Özay Gönlüm KAYNAK: ROLL DERGİSİ 41 SAYI

Munky
21-07-07, 08:54
Rahmani ( 1942)
Halk ozanı.Asıl adı Ali ÇIRÇIR�dır. 1942 yılında Erzurum�da doğdu. Aziziye ilkokulunu bitirdikten sonra tahsiline devam edemedi. Bir yandan gündelik işlerle ekmeğini koştururken diğer yandan sazla ve sözle ilgilenmeye başladı. 1965 yılından itibaren kendini tamamen saza ve söze adadı. Bu tarihten sonra Rahmani mahlasını kullanmaya başlayan ozan, uzun yıllar Atatürk Üniversitesi Mediko-Sosyal de çalıştı ve buradan malulen emekli oldu.

Okul şiirleri adlı bir de kitabı bulunan Rahmani,özellikle atışma ve leb deymez türlerinde başarı gösterdi.Ozan, Katılımı�na giderken, yolculuk ettiği otobüs Erzurum-Erzincan arasında, Samsa Deresi�nde teröristler tarafından durduruldu.Ozan, burada teröristlerce vurularak şehit edildi.

Munky
21-07-07, 08:55
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/3944.jpg
Recep Ergül
*Halk Müziği Sanatçısı
*Halk Edebiyatı Araştırmacısı
*Radyo Programcısı

Yayınlanmış Eserleri

Bir Türküdür Yaşamak 2001 - Medya Müzik
Etek Sarı 2003 - (Single)
Bir Beyaz Ölüm 2006 - Kültür ve Turizm Bakanlığı
Rengahenk Türküler II 2007 - Artvizyon

Recep Ergül,15 Mayıs 1972 yılında Kars�ın Sarıkamış ilçesinde doğdu. Bu yörenin folklor edebiyatı ve musikisi kaynağından beslendi. Türkülerimizi otantik olarak yorumlamaya özen gösteren Ergül,Halk müziği sanatçılığı ile birlikte, radyo Program yapımcılığı ve sunuculuğu yapmakta ve Çeşitli Folklor ve Edebiyat Dergilerinde yazıları yayınlanmakta.Yurtiçi ve Yutdışında çok sayıda Konser verdi.Son derece nitelikli bir dinleyici potansiyeline sahip olan sanatçı İstanbul�da yaşamaktadır.

İlk Albümü 2001 yılında yayımlanan Sanatçı�nın,Kültür Ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan 2.Albümü Türkiye�de bir ilk olma özelliğini taşıyor.

Ergül bu Albümde, Osmanlı-Rus Harbi dahilinde, Sarıkamış�ta Şehit düşen mehmetçiklerimizin ardından yakılmış Türküleri,tam 5 yıllık titiz bir araştırma sonucunda derleyip, bir Albümde topladı.17 eser ve 2 cd�den oluşan bu Albümde, Zara,İzzet Altınmeşe,Erkan Oğur,İsmail Hakkı Demircioğlu, Mircan Kaya, Şeref Taşlıova ve Muammer Ketencoğlu gibi Sanatçılar, seslendirdikleri birer eser ile Ergül�ü desteklediler.

Recep ERGÜL,Volkan KONAK,Sunay AKIN,Yusuf HAYALOĞLU,Ferhat GÖÇER ve daha bir çok Sanatçının birer eser ile katıldığı ve bu Ocak 2007 de ARTVİZYON Etiketi ile Müzik Piyasasına sunulan ANADOLU SEVDASI-RENGAHENK TÜRKÜLER II Albümünde de yer alarak,bugüne kadar bir çok Sanatçı tarafından eksik seslendirilmiş olan ��Ardahandan Gelen Tatar�� türküsünü orijinal şekli ile seslendirdi.

Recep Ergül'ün "Bir Türküdür Yaşamak" adlı programları, yıllardan beri ilgi ve beğeni ile dinlenmekte. Bu programlarda, yurdun dört bir yanında yaşamış onlarca halk şairimizi tanıttı. Aşık Hıfzî, Zülalî, Müdamî, Edip Harabî,Aşık Şenlik,Aşık Elesker, Ercişli Emrah, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Ferrahî, Erzurumlu Emrah, Sümmanî, Aşık Veysel, Ruhsatî, Agahî, Ali İzzet, Sefil Selimî ve daha bir çok şairimiz, Recep Ergül'ün radyo ve televizyon programlarında yalnız yaşam öyküleriyle değil, yaşadıkları coğrafya, zaman dilimi ve sosyal,siyasal ve ekonomik koşulları ve bu koşulların eserlerine yansımalarınıda içeren çok yönlü olarak ele alındı. Titiz araştırmalar yaptı. Her bir programı bir belgesel niteliği taşıdı..

Aşıklık geleneği üzerine,Bilimsel-Akademik araştırma ve incelemeler, derlemeler yaptı. Bu konularda çeşitli dergilerde makaleler yayınladı. Kongrelerde,sempozyumlarda bildiriler sundu.Çok Sayıda Panele konuşmacı olarak katıldı. Sanatçı halen hafta içi her gün 10.00-12.00 saatlerinde Yön Fm de Radyo Postası programını hazırlayıp sunmaktadır.

Munky
21-07-07, 08:55
Sabiha Tekand ( 1911)
Doktor Miralay Bekir Sıtkı Bey�in kızı olan sanatçı, 1911 yılında Beylerbeyi'nde doğmuştur. Üsküdar Kız Sanayi Okulu'ndan mezun olmuş ve uzun yıllar Yargıtay memurluğunda çalışmıştır. Müzik hayatına altı yaşında başlayan sanatçı; santuri Ziya Bey�den santur, Sedat Öztoprak'tan ud ve Ziya Bey�den de usul dersleri almıştır. Elliden fazla bestesi olan sanatçının ilk bestesi Cevdet Baybora�nın güftesini yazdığı nihavend eseridir:

Ağlarım güldüğümüz günleri andıkça bugün
Ateş-i aşkın ile gizlice yandıkça bugün
İstemem hiç kimseyi hatırana hürmet için
Ateş-i aşkın ile gizlice yandıkça bugün

Munky
21-07-07, 08:55
Seyrani ( 1800)- (1866)
1800 yılında Kayseri-Develi'de (Everek) doğdu.Develi ilçesi imamı Cafer Ağa�nın oğludur. Öğrenimine memleketinde başladı, İstanbul'da tamamladı. Sultan Abdülmecid döneminde İstanbul'da yedi yıl kaldı. Âşık kahvehanelerinde, konaklarda ve hatta sarayda çalıp söyledi. Tasavvufa ilgi duydu. Hicivleri yüzünden İstanbul'dan kaçmak zorunda kaldı. Bir süre Halep'te bulundu. Memleketine döndü. Hayatının son zamanları yokluk ve sefalet içinde geçti. Âşık ve dîvân tarzı şiirler yazdı. Sistemin aksayan yönlerini hicvetti. Beşerî duyguları sağlam bir dil ve içten bir anlatımla şiirleştirdi. Şiirleri üzerine çeşitli araştırmalar yapıldı ve yayınlandı.1866 yılnda öldü.

Gönül senden geçer yardan geçemez
Bağlanmış ikrara kavi özlüyüm
Her sözüm dinleyen özüm seçemez
Sırat köprüsünden ince sözlüyüm

Benim sözüm çürük değil sağ gibi
Çürük sözler erir akar yağ gibi
Üzerinden kervan geçer dağ gibi
Yokuşluyum sanma beni düzlüyüm

Yolcu ateş yakmak ile yol almaz
Erenlerin dokunduğu çul yanmaz
Cehennemde günah yanar kul yanmaz
Ben günahtan sürmelenmiş gözlüyüm

Seyrani aradım onu her yerde
Aşk-ı hakikatla düştüm bu derde
Tuttum günahımdan yüzüme perde
Rabbim divanında kara yüzlüyüm
********
Ateş vapurunu icat eyleyen
Yelken açıp yel kadrini ne bilsin
Süleyman dır kuş dilini söyleyen
Her Süleyman dil kadrini ne bilsin

Hayvanlarda bir kaç çeşit fıkralar
Kimi düzen aşar kimi yorgalar
Gübreliğe inip kokan kargalar
Has bahçede gül kadrini ne bilsin

Seyrani babanın beli büküldü
Ağzının içinde dili döküldü
Davud nebi haddesinden çekildi
Saz çalmayan tel kadrini ne bilsin

Munky
21-07-07, 08:55
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1664.jpg
Suavi ( 1950)
1950 yılında Kırıkkale'de doğdu. ODTÜ Mimarlık mezunu olan şarkıcı uzun yıllar orkestralarda gitar ve davul çaldı şarkı söyledi..
Sırasıyla 'Deli Gönlüm', 'Yıllar Sonra-Aydın mısın' ve 'Yalı Çapkını' adlı albümlerini çıkardı..

Suavi çalışmalarında kendi söz ve müziklerinin yanı sıra yurdumuzun tanınmış şairlerinin şiirleri ile besteler yaptı.. Bunlar arasında Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Rıfat Ilgaz ve Hasan Hüseyin gibi isimlere rastlamak mümkün.

Suavi, ulusal ve uluslararası bir çok festivale katıldı... Çok sayıda solo konser yaptı... Eurovision´da üç kez finalist oldu... Ankara´nın başkent oluşunun 72´nci yılı kutlamalarındaki beste yarışmasında 1´nci oldu... Beyaz Güvercin İstanbul Yarışması´nda 2´nci oldu 1994 yılında Kazakistan´ın Almaata kentinde 24 ulusun katıldığı yarışmada (Voice Of Asia) da yabancı jüri tarafından dünya 1´ncisi seçildi, 'Grand-Prıx' kazandı... 1997 yılında Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması´nda Profesyonel kategoride en iyi besteci, en iyi profesyonel yorumcu seçildi. 'De Lan' adlı şarkısı ile 1´nci olarak iki büyük ödüle layık görüldü.

DİSKOGRAFİ
Deli Gönlüm
Yıllar Sonra - Aydın mısın?
Yalı Çapkını
Tükenme

Munky
21-07-07, 08:56
Şeref Taşlıova ( 1938)
Şeref (Şerafettin) Taşlıova; Kars�ın Çıldır ilçesi Pekşeren (Gülyüzü) köyünde 1938 yılında doğdu. İlkokul mezunu olup evli ve yedi çocuk babasıdır. Âşık makamlarını ve halk hikâyeciliğini de bilen Şeref Taşlıova kendi deyişleri yanında usta malı da söylemektedir.

ESERLERİ
Gönül Bahçesi adlı bir kitabı çok sayıda plak ve kaseti vardır.

Arzu iplik sevgi nakış
Ördükçe güzel görünür
Gönül gözü ile bakış
Gördükçe güzel görünür.

Zaman ince esen yeldir
Hayat ağaç günler daldır
Mutluluk uzunca yoldur
Vardıkça güzel görünür

Tatlı söz dil arasında
Diken var gül arasında
Hatıra yıl arasında
Durdukça güzel görünür

İnsanı yaşatan hava
Tatlı sözdür derde deva
Herkes hayalinde yuva
Kurdukça güzel görünür

Şeref der ki başka yandan
Kervanım ayrıldı handan
Seven sevdiğini candan
Sardıkça güzel görünür.

Munky
21-07-07, 08:56
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1729.jpg
Tanju Okan ( 1938)- (23.05.1996)
Pop Müzik
Doğum Yeri : İzmir
Doğum Tarihi : 1938
Kariyeri : Balıkesir Lisesi´nden mezun olduktan sonra İtalya´ya giderek şan eğitimi aldı. Profesyonel müzik yaşamına 1961 yılında Ankara´da başladı. Ertesi yıl İstanbul´a yerleşti ve Müfit Kiper Orkestrası´nda solist olarak çalışmaya başladı. 1963 yılında Amerika´da konserler verdi. Tanju Okan, Milli Orkestra´yla birlikte Türkiye´yi, Balkan Müzik Festivali´nde temsil etti. İlk evliliğini yirmidokuz yaşında Nur Erbay´la yaptı. Sekiz ay süren bu birliktelikten Tansu adında bir oğlu oldu. 1964 yılında 'İbibikler Öter Ötmez Ordayım' adını taşıyan ilk kırkbeşliğini çıkardı. Fransız Barclay firmasıyla dört plak çalışması yapan Okan, 'Hasret' adlı çalışmasıyla geniş kitlelerce tanındı. Ardından görkemli sesiyle yorumladığı 'Kadınım', 'Bir Falcı Vardı', 'Ayyaş', 'Öyle Sarhoş Olsam Ki', 'Kemancı', 'Bu Benim Halkım', 'Dostlarım', 'Yıldönümü' ve 'Kaderim' gibi bir çok parçasıyla şöhret buldu. Bu arada ikinci evliliğini 1976 yılında Zerrin Erdoğan´la yaptı ve bu evliliği de ondört ay sürdü. Tanju Okan´ın son albümü 1995 yılında Marş Müzik´ten çıkan 'İşte Tanju Okan ´95' oldu. Yılların sırtına yüklediği yorgunluğa rağmen Başak Başer ve Reha Erdir´in söz ve müziğini yazdığı 'Yağmurla Gelen Düşler', 'Artık Yoruldum', 'Mavi Gözler', 'Sevdiğimi Söyle', 'Bil Ki', 'Sensiz Esen Rüzgarlar', 'Kalbi Kırık Serseri', 'Anılarım', 'Bir Zamanlar' ve 'Son Güller' adlı şarkıları seslendirdi.

Uyuşturucu kültürünü meşrulaştırdı
İçki sigara, benim tek dostum ve Öyle sarhoş olsam ki adlı şarkıları başta olmak üzere şarkılarında alkol ve uyuşturucu kültürünün yaygınlaşmasına katkıda bulundu.Alkole olan düşkünlüğüyle bilinen Tanju Okan, Urla´ya yerleşerek bu alışkanlığından kurtuldu. 22 Nisan 1995´ta aşırı kilo kaybı ve kalp yetmezliği şikayeti ile hastaneye kaldırılan Tanju Okan´a siroz teşhisi kondu ve bundan sonra acılı günleri başladı. Ve yaklaşık bir yıl sonra, 23 Mayıs 1996 tarihinde öldü.

Munky
21-07-07, 08:56
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/3926.jpg
Tuncay Okutan
9 mart 1983 yılında Adıyaman'ın Besni ilçesinde doğan Okutan müzik hayatına 10 yaşında iken zamanının ustalarından bağlama dersleri alarak başladı. 11-12 yaşlarında tek başına bağlama çalıp türküler söylemeye başlayan okutan, yetişkin çağa geldiğinde orta ve lise öğrenimini tamamlayıp müzik çalışmalarına hız verirken diğer yandan Türk Halk Müziği ve ses kültürümüzün bitmek tükenmek bilmeyen pınarlarından su içme özlemiyle eğitim ve araştırmalar yapmak amacıyla İstanbula geldi. Konservatuar sınavlarına giren sanatçı, sınavları kazandı ancak bu eğitimini çeşitli nedenlerden dolayı devam ettiremedi daha sonra halk müziğinin farklı icracılarından önemli bir isim olan Cavit Murtezaoğlun'dan şan ve sahne performans dersleri aldı. Müzik eğitimini bu şekilde sürdüren okutan enstruman çalmanın ve yorumculuğun yanında söz ve beste çalışmalarıyla da kendinden söz ettirmeye başladı. Başta Adıyaman olmak üzre Adana, Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya gibi büyük şehirlerde resitaller vermekte ve birçok, yerel ve ulusal tv ve radyo proğramlarına konuk olmuştur.. Sanat yaşamını mütevazi ve ayakları yere basan bir olgunlukta sürdüren sanatçının bazı eserleri Besni halayı, yar yar, yar olmadın gibi eserler birçok sanatçı tarafından seslendirilmesi sanatçının başarı grafiğininin giderek yükselmesine neden oldu.

Munky
21-07-07, 08:57
Üzeyir Hacıbeyov
Üzeyir Hacıbeyov Azerbaycanlı besteci.

1875'te doğdu. Küçük yaşlarında müziğe ilgi duymaya başladı. Gori Öğretmen Lisesi'ne devam ederken keman ve teori dersleri aldı. Daha sonra müzik eğitimini Moskova ve St. Petersburg'ta sürdürdü. 1907 yılında Fuzulî'nin "Leyla ile Mecnun" adlı şiirini opera olarak besteledi. Daha sonra "Şeyh Sinan", "Rüstem İle Zöhreb", "Şah Abbas ve Hurşid Banu", "Kerem ile Aslı", "Harun ve Leyla" adlı operalarını ve "Karı ile Koca", "O Olmazsa Bu Olsun / Meşhedi İbad" ve "Arşın Mal Alan" adlı müzikli komedileri besteledi.

"Arşın Mal Alan" müzikli komedisi birçok dile çevrildi ve eser büyük ün kazandı. Hacıbeyov, 1922 yılında Azerbaycan Konservatuvarı'nı kurdu. Aynı okulda öğretim üyeliği ve rektörlük yaptı. Eserlerinde, Azeri halk müziğini çağdaş bir şekilde yorumlayarak kullanan Hacıbeyov, aynı zamanda bir yazar ve şairdir. Eserlerinin metinlerini kendi yazmıştır. Hacıbeyov'un Azeri halk müziğinin esasları ile ilgili eserleri okullarda ders kitapları olarak okutulmaktadır. Ü. Hacıbeyov, 1937 yılında "Köroğlu" operasını besteledi, bu eser "Arşın Mal Alan" müzikli komedisi ile birlikte SSCB döneminde "Devlet Mükafatı"na layık görüldü. Hacıbeyov, Azerbaycan Besteciler Kurumu Başkanlığı yaptı ve Sovyetler Birliği Yüksek Prezidium üyeliğine de getirildi. Besteci Hacıbeyov'un eserleri arasında, Azerbaycan Milli Marşı da bulunmaktadır. Besteci, 1948 yılında yaşama veda etti.

Munky
21-07-07, 08:57
Vivaldi
Antonio Vivaldi

(Venedik, 1678- Viyana, 1741)

Antonio Vivaldi, Giovanni Vivaldi ve Camillo Calichio�nun ilk çocuğu olarak 1687�te Venedik�te dünyaya geldi. Lakabı Kızıl Rahip�ti. Babası, önceleri berberlik yapmış, daha sonra ise başarılı bir kemancı olmuştu. Vivaldi, ilk müzik eğitimini babasından almıştır. Annesi ise bir terzinin kızıydı.

1693-1703 yılları arasında dinî eğitim aldı. Bu arada 1696�da St. Mark kilisesinde kemancı olarak çalıştı. 1703�te ilk resmî işine, Venedik�teki dört yetimhaneden biri olan ve kızların müzik eğitiminin verildiği, Pio Ospedale della Piet*�da başladı. 1709 yılında bu görevinden ayrılmak zorunda kaldi. Bu dönemde Vivaldi besteci olarak dikkat çekmeye başladı. Op.1 sonat seti 1705 yılında yayımlandı.

1709�da Op.2 keman sonatını Danimarka Kralı IV. Frederik�e ithaf eden Vivaldi, bu sıralarda konçerto yazmaya başlamıştır. Hollandalı yayıncı Estienne Roger, Vivaldi�nin 12 konçertodan oluşan "L'estro Harmonico" adli eserini yayımladı. Bu dönemin en etkili müziksel yayını oldu. Almanya dışına hiç çıkmayan Bach�in müziğinin İtalyan yanının oluşmasında önemli bir yeri vardır. 1714�te Vivaldi�nin konçertolarını duyan Quantz, Albinoni ile birlikte Vivaldi�ye konçertoda reform yapmaları için ödenek bağlamıştır.

1723 ile 1724�te Roma�daki karnaval mevsimi için üç opera yazdı. Yine 1723�te Vivaldi, Pieta�nın yöneticileriyle ayda iki konçerto besteleme konusunda anlaştı. 1725�te yazdığı eseri Op. 8, "Il cimento dell'armonico e dell'inventione" ile ünü daha da yayıldı. Bu yıllarda opera sanatçısı Anna Giraud ile ilişkisi başladı.

1737�de görevde yaptığı Ferrara�nın yöneticileriyle Vivaldi arasında sergilenecek operaların seçimi konusunda çıkan anlaşmazlık Vivaldi�nin işinden olmasına yol açtı. Bu olayın ardından Vivaldi, Amsterdam�a yerleşti. 1741�de Graz�da Anna�yı dinlemek için Avusturya�ya yaptığı yolculuğu sırasında Viyana�da konakladığı bir dulun evinde öldü. Hemen aynı gün kimsesizler mezarlığına gömüldü.

Vivaldi�nin 500�den fazla konçertosu vardır. Farklı enstrümanlardan yararlanmayı çok seviyordu. Hiç kimse viyolonselden solo enstrüman olarak onun yararlandığı kadar yararlanmamıştır. Fransız Barok müziğinde nefesli çalgılar ağırlıktayken, onun müziğinde yaylı çalgılar önem kazanır. 230 keman konçertosunun yanında, flüt, obua, çello, viyola, mandolin konçertoları vardır. Klasik müzikle ilgisi olmayanların bile bildiği Dört Mevsim Konçertosu en sevilen eseridir. Kendisinin 94 tane opera yazdığını söylemesine karşın, bunların ancak 50�si günümüze ulaşabilmiştir. Bitmek tükenmek bilmeyen bir müzik dehası olan Vivaldi�nin hırslı ve güçlü kişiliği, müziğine de yansımıştır. Ölümünün üzerinden yaklaşık üç asır geçmiş olmasına rağmen eserlerinin hâlâ büyük hayranlık uyandırması ve konser salonlarında çalınması, Vivaldi�nin çok büyük bir besteci olduğunu kanıtlamaktadır.

Munky
21-07-07, 08:57
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/3573.jpg
Yaşar Reyhani ( 1932)
1932 yılında Hasankale'nin Alvar köyünde doğdu. Asıl adı Yaşar Yılmaz'dır. İran'dan göçen babası önce Kars'a daha sonra Erzurum'a yerleşti. Aşık Reyhani'nin çocukluğu köyünde geçti. Zaman zaman komşu köylere gitme olanağı bulduysa da daha başka yerlere gidemedi. Okuma yazmayı okula gitmeden öğrendi. Sonraki yıllarda ise dışarıdan sınava girerek diploma aldı.

Küçük yaşlarda köyüne gelen aşıklardan etkilendi. Hem aşıklardan dinleyerek hem de eline geçen kitapları okuyarak birçok halk hikayesini öğrendi. Kendi aşıklığı ve şiir yazmaya başlaması 18 yaşından sonradır.

Reyhani, rüyasında gördü bir kıza aşık oldu. Kısa bir süre sonra da kızı kaçırdı. Birkaç ay geçmeden evliliği geçimsizliğe ve huzursuzluğa dönüştü. Bunun üzerine karısının ailesi kızlarını alarak başka biriyle evlendirdiler. Aşık Reyhani, bu dönemden sonra Dertli mahlasıyla şiirler yazmaya, türkü söylemeye başladı. Ancak bu mahlası uzun süre kullanmadan, Bayburtlu Aşık Hicrani tarafından Reyhani mahlası verildi.

Konya Aşıklar Bayramına aralıksız katılan 7 aşıktan biridir. Eski aşıkların dışında, yetiştiği Huzuri Baba, Nihani, Cevlani, Efkari, Murat Çobanoğlu'nun babası Gülistan Çobanoğlu gibi aşıklardan gelenek ve usul öğrendi.

İran'dan Avrupa'ya birçok ülkede türkü söyleyen Aşık Reyhani, katıldığı yarışmalarda da birçoğu birincilik olmak üzere çeşitli ödüller aldı. 1980'li yılların başında Erzurum'da bulunan Doğu Ozanları Derneğinin başkanlığına getirildi.

Aşık Reyhani birçok ülkeye konser ve konferanslara katılmak üzere çağrıldı. Ayrıca ABD'nin Michigan Üniversitesinde katıldığı bir konferanstan sonra kendisine fahri öğretmenlik unvanı verildi.

Şiirleri birçok gazete, dergi ve araştırmada yaralan ve çeşitli radyo ve televizyon programlarına katılan Aşık Reyhani'nin, şiirlerinin bir bölümünü topladığı "Alvarlı Reyhani" (1962), "Böyle Bağlar" (1966), "Kervan" (1988) ve bazı düşünce ve şiirlerinden oluşan "Şu Tepenin Arkasında" adlı kitapları Dilaver Düzgün tarafından hazırlanan "Aşık Yaşar Reyhani", (1997) adlı kitap bulunmaktadır.

Yaşar Reyhani 10 Aralık 2006 tarihinde Bursa'da vefat etti.

VEFAT-HABER

Aşık Reyhani, son yolculuğuna uğurlandı
Zaman 11 Aralık 2006

Türk âşıklık geleneğinin en önemli temsilcilerinden ünlü halk ozanı Aşık Reyhanı bir süre önce yerleştiği Bursa'da 74 yaşında vefat etti. Reyhanı'nın ölümü sevenleri ve dostları tarafından üzüntüyle karşılanırken, cenazesi Yıldırım ilçesi Değirmenönü Merkez Camisi'nde ikindi namazının ardından Cumalıkızık mezarlığına defnedildi. Aşık Reyhani'nin cenazesine, yetiştirdiği bazı aşıkların yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı.

Yaklaşık 10 yıl önce, doğduğu topraklar olan Erzurum'dan göç edip Bursa'ya yerleşen Aşık Reyhani, burada bir süre daha sanatını icra etti. Ancak Reyhani, her geçen gün aşıklık geleneğine duyulan ilginin azalması üzerine saz çalıp türkü söylemeyi bıraktı. Bursa'nın merkez Yıldırım ilçesine bağlı Değirmenönü Mahallesi'nde çocuklanın yanı sıra Erzurumlu aşık dostlarının yardımı ile hayatını idame ettiren Aşık Reyhani, sağlık sorunları nedeniyle bir süredir tedavi görüyordu.
Aşık Reyhani, dün gece yarısı evinde hayatını vefat etti. Vefat haberinin duyulması üzerine Türkiye'nin dört bir yanından aşık dostları ve sevenleri Reyhani'nin evine akın etti. Aşık Reyhani'nin cenazesi, Değirmenönü Mahallesi Merkez Camii'nde ikindi namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.

Aşık Reyhani'nin cenazesine katılmak üzere Kocaeli'den gelen Aşık Erol Evgani, Reyhani'nin ölümünden büyük üzüntü duyduğunu söyledi. Evgani, üzüntüsünü 'Reyhaniler kolay kolay yetişmez, acımız çok büyük' sözleriyle dile getirirken, Aşık Nuri Çırağı, Reyhani'nin her yönüyle bir Hakk ve halk aşığı olduğunu dile getirdi. Reyhani'nin duygu ve düşüncelerini nükteli ancak mert bir şekilde saz ve sözle anlatan vatanperver bir insan olduğunu dile getiren Çırağı, "Reyhani, nükteyi yerinde yapan, vatan ve mimlet sevgisini haykıran günümüzün en gerçek aşığıydı. Onun türkülerinde halk vardır. Üzüntümüz sonsuz." şeklinde konuştu.


ŞİİRLERİ

Bağlar

Demedim mi gönül kalkıp yürüme
Birgün yollarını harami bağlar
Dertliysen derdini dertsize deme
Dertsiz hekim olsa yara mı bağlar

Yazılan kaderdir başa gelince
Suç sende ayağın taşa gelince
Kudretin damlası coşa gelince
Onu bent mi eyler dere mi bağlar

Oku sayfasını geçen çağların
Yaprağı dökülmüş nice bağların
Adeti böyledir yüksek dağların
Aslı'ya yol verir Kerem'i bağlar

Ben de Reyhani'yim susuz pınarım
Damlam coş ederse olmaz kenarım
Öldüğümü duysa o nazlı yarim
Bilmem al mı giyer kara mı bağlar


Koklaya Koklaya

Gel yarim yeter bekledim
Gülü koklaya koklaya
Gözlerime yaş ekledim
Seli koklaya koklaya

Bir derdime bin ekledim
Aşkın boynuma yükledim
Seherde haber bekledim
Yeli koklaya koklaya

Gurbet gezdim adım adım
Asla olmadı muradım
Sırma saçın hatırladım
Teli koklaya koklaya

Reyhani'yim bak zamana
Kara bağrım yana yana
Kerem oldum Aslı Han'a
Külü koklaya koklaya


Sevdiğim

Al beni ne olur sevdaya götür
Erenlerden geri kaldım sevdiğim
Saz bir bahanedir göğsümü dövdüm
Bir kemik bir deri kaldım sevdiğim

Bu zalim zamanın ne ise kasti
Nereye gittimse yolumu kesti
Sırtımda kırık saz elimde testi
Doldurmadım yarı kaldım sevdiğim

Aşık Reyhani'yim uğradım derde
Nerdesin sevdiğim nerdesin nerde
Meydanı kaptırdım çakala kurda
Bir sürüden biri kaldım sevdiğim


Yarim

Bir muhannet yara gönül bağladım
Oldum bir kurumuş dal yarim yarim
Eğer günüm doldu, vadem yettiyse
Gelip de canımı al yarim yarim

Gençlik bir kuş idi elimden uçtu
Varlık kervan idi geldi de geçti
Ömür güneş idi gedikten aştı
Sanırsın olmamış yol yarım yarim

Aşık Reyhani'yim bu aşkın mesti
Gönlünden gönlüme bir rüzgar esti
Sen bir ulu pınar ben kırık testi
Acı bu halime dol yarim yarim


Bir Güzele

Bir güzele gönül verdim bağlandım
Ceylan oldu çekti beni izine
Boş boşuna ateşine dağlandım
Duman bitti umut kaldı közüne

Köz beni kül eder cana getirir
Yaş olur gözümden dane getirir
Gün olur ki yakar yıkar bitirir
Eyvah der elini vurur dizine

Dizine vursa da vurmasa da boş
İçenler uyanır içmeyen sarhoş
Aşk çilesi çetin olsa bile hoş
Hayal gerek aşıkların gözüne

Göze sürme çeker yar güzel olur
Yüze yaşmak çeker ar güzel olur
Yar ile dünyalık var güzel olur
Reyhani'yim baksam yarin yüzüne


Şimdi

Tükendi mürekkep karıştı satır
Bilemez ki katip ne yaza şimdi
Dört mevsimde ne şevk ne umut kaldı
Minnet ne bahara ne yaza şimdi

Vazgeç gafil göremezsin içimi
Sen kendinle kıyas etme suçumu
Doğuştan simsiyah olan saçımı
Söyle kim boyadı beyaza şimdi

Reyhani'yim geçti ömrüm saz ile
Gıda aldık hayaldeki haz ile
Bir ömür devrettik cilve naz ile
Naz bitti çevrildik niyaza şimdi


Ağlayım

Lütfeyle halime geçti şu ömrüm
Yar yüzünü görüp görüp ağlayım
Nasip eyle eşiğini kapını
Yüzlerini sürüp sürüp ağlayım

Gönlümüz gözümüz vecd ile dolsun
Muradım maksudum secdegah olsun
O gün olsun yarin müjdesi gelsin
Yol üstüne durup durup ağlayım

Reyhani'yim n'olur beni inandır
Yanarken bir yudum su ver de kandır
Yalvarırım seher vakti uyandır
Rüzgarlardan sorup sorup ağlayım


Bezdim

Ben bu aşkın abdalıyım
Dolana dolana bezdim
Çığ sökmüş bahar seliyim
Bulana bulana bezdim

Her gün sam yeli eser mi
Kamil cahile küser mi
Bıçak çeliği keser mi
Bilene bilene bezdim

Keder üstümüze zimmet
Zalimden olmaz merhamet
İlimsiz mürşitten himmet
Dilene dilene bezdim

Reyhani ölü yürür mü
Kül ölür mü kül çürür mü
Kuru ağaç dal verir mi
Sulana sulana bezdim

X
Veremem

Bana derler aşık derdini söyle
Bu bir sırdır emanettir veremem
Belki dağlar kadar büyümem amma
Cevizin de kabuğuna giremem

Hasta odur sabır ile inleye
Evlat odur nasihati dinleye
Bundan sonra zevkle bakmam aynaya
Çünkü onda iç yüzümü göremem

Kulaksız işitmek dilsiz ifade
Canım cananındır edem iade
Vücut bir camidir vicdan seccade
Onun bunun çıkarına seremem

Reyhani'yim zamanım yok gülmeye
Doğar iken boyun eğdim ölmeye
Azrail gelmesin canım almaya
Bir canım var cananındır veremem


Söyleyin

Beni sizden sorarlarsa dostlarım
Bir Reyhani geldi gitti söyleyin
Hayatı çileli muradı yarım
Heder etti ah tüketti söyleyin

Aldı kırık sazı kapıdan çıktı
Ağlar gözler ile gülerek baktı
Dağın ufuğunda bir akşam vakti
Güneşle beraber battı söyleyin

Ara sıra sazı verdik destine
Name yazdı yarenine dostuna
Ceketini yorgan ettik üstüne
Kolu yastık oldu yattı söyleyin

Bir duvara yaslamıştı yanını
Sılasına çevirmişti yönünü
Gurbet elde hasret yaktı canını
Sitem vurdu dert çürüttü söyleyin

Aşık Reyhani'ymiş kıldı ah u zar
Dolaştı alemi diyar be diyar
Parça parça etmiş bir deli rüzgar
Yaşı yağmur göz buluttu söyleyin


Başlar

Bekle ağaç meyve versin
Taş ondan öteye başlar
Mevsim sonbahara ersin
Kış ondan öteye başlar

Üç kapıyı açacaksın
Dört pınardan içeceksin
Altı şartı seçeceksin
Beş ondan öteye başlar

Gel gülü yandırma bülbül
Önce ağla sonradan gül
Ölüm en son nokta değil
İş ondan öteye başlar

Reyhani can yakacağın
Tükenmedi çekeceğin
Asıl gözden dökeceğin
Yaş ondan öteye başlar


Kurtulamaz

İnsan ömrü kara benzer
Erimekten kurtulamaz
Sona doğru azar azar
Yürümekten kurtulamaz

Gençlik açılmamış güldür
İlim çağı tatlı baldır
Sonu yaprak dökmüş daldır
Kurumaktan kurtulamaz

Reyhani yar yara kalsa
Gönül neşe ile dolsa
Aslı som altından olsa
Çürümekten kurtulamaz


Birgün

Deryalar yanmaz diyenler
Denizler de yanar birgün
Nehir içip doymayanlar
Damla içen kanar birgün

Çiçek solar fikir solmaz
Derya damla ile dolmaz
Evladın kötüsü olmaz
Atasını anar birgün

Sözüm söz deyip övünme
Özüm öz deyip övünme
İşim düz deyip övünme
Çark tersine döner birgün

Kesilmez mevladan umut
Bir mürşidin elini tut
Gelir rüzgar gider bulut
Elbet yağmur diner birgün

Gel Reyhani hayal kurma
Yolu bilmeyene sorma
Kendini yüksekte görme
Gökler yere iner birgün


Beni 1

Behey rüzgar gider isen canana söyle beni
Lütfü ve keremi çoktur yakmasın böyle beni
Ben bu derde düş olalı bana Mecnun dediler
Ben nasıl Mecnun'um bilmem aramaz Leyla beni

Ben bu derde düş olalı gözlerim yaşta benim
Sinemi sitem kapladı gönlüm telaşta benim
Ne dizimde kuvvet kaldı ne aklım başta benim
İpsiz bağladı felek bir kaşı yayla beni

Ey Reyhani hep düşündün dünyada han olmayı
Hiç aklına getirmedin bir kabristan olmayı
İstemem sensiz efendim tahta sultan olmayı
Bana köle deseler de sen kabul eyle beni


Beni 2
İlahi niyazım sana düşürme garip beni
Alemin şahı Rabbena kılma muzdarip beni
Derdi senden alır isem dermanı kim neylesin
Sen bana benim demezsen kurtarmaz tabip beni

Geldi geçti gaflet ile bunca yıl ve seneler
Hep senin emrinde döner yorulmaz pervaneler
Dergahına talip olmuş tabiri divaneler
Ne olur eyle yarabbi aklıma sahip beni

Ey Reyhani neden akar durmaz göz pınarların
Gönül neylesin dünyayı olmazsa senin yarin
Birgün olup okununca cümlesi aşıkların
Yunusların arasında eyleme kayıp beni

Kaynak www.turkuler.com

Munky
21-07-07, 08:57
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1521.jpg
Yıldırım Gürses ( 1939)
1939 yılında Bursa'da doğan Yıldırım Gürses, Bursa Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İşletme Bölümü'nü bitirdi. Sanat hayatına 1951 yılında Bursa Ses Kralı seçilerek başladı. 1959'da da Üniversitelerarası Ses Kralı seçildi. 1961 yılında kendisi gibi ses sanatçısı olan Ayla Gürses'le evlendi. Bu evlilikten Bayazıt adını verdiği bir oğlu dünyaya geldi. 1965 yılında Hürriyet Gazetesi'nin düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasını kazandı.1961 yılında Devlet Opera imtihanına girdi ve birinci oldu. Opera'da 7 - 8 ay çalıştıktan sonra ayrıldı.Gürses, 1965 yılında Hürriyet'in düzenlediği Altın Mikrofon Şarkı Yarışması'nı kazanarak, müzik dünyasına adımını atmıştı. 350'yi aşkın Türk Sanat Müziği bestesine imza atan ünlü sanatçı Yıldırım Gürses, 14 Mayıs 2001 tarihinde 61 yaşında kalp krizi sonucu öldü.


HAKKINDA YAZILANLAR

Leylaklar döküldü, güller ağladı
Yeni Asya 15 Mart 2001

Gürses, 1987 yılında en iyi erkek sanatçı olarak Altın Kelebek ödülünü kazandı. Bugüne kadar 350'yi aşkın şarkı yazan Gürses'i ilk bestesi 'İçime Hep Hüzün Doluyor'la hatırlıyoruz.

En sevilen şarkılarını arasında "Mevsimler Yas Tutup Güller Ağlasın, Gençliğe Veda, Mazideki Aşk, Aşk Çiçeği, 35 Yaş, Sonbahar Rüzgarları, Son Mektup, Bir Garip Yolcu, Eller." Ünlü besteci, 'Hoş Sada' adlı yapımla Türk Müziği'ne çok sesliliği getirdi. Ancak bu çok seslilik bazı müzik adamlarınca Türk Müziği'ne uygun bulunmadı. Geçtiğimiz aylarda 'Anılarla Yıldırım Gürses' adlı albümü çıkartarak, 14 yıl aradan sonra müzik dünyasına geri döndü. Muazzez Ersoy'un geçtiğimiz hafta piyasaya çıkan 'Nostalji 10-11-12' albümünde Yıldırım Gürses'in üç eseri yer alıyor. Bunlar 'Bir Garip Yolcuyum', 'Güller Ağlasın' ve 'Körfezdeki Üç Beş Güzel'.

Munky
21-07-07, 14:05
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2266.jpg
Abdülmecid Çermoy ( 15.03.1882)
Abdülmecid (Tapa) Çermoy

15 Mart 1882'de Çeçenistan'ın Caharkala(Grozni) şehrinde dünyaya geldi. Soylu bir Çeçen ailesine mensuptur. Babası Ortsu Çermoy Rus ordusunda generaldi. Vladikafkas lisesini bitirdikten sonra askeri öğrenimini Rusya'nın ünlü askeri okulu "Nikolayevskoye Kavaleriysekol Noyennol Uçilişçe"de yaptı. Çar'ın muhafız alayında bir müddet görev yaptı. Petersburg'da yüksek bir sosyete hayatı yaşamasına rağmen 1908'de ordudan istifa ederek memleketine döndü, petrol işleriyle uğraşmaya başladı. Zekası ve teşebbüs kabiliyeti sayesinde petrol işlerini ilerletti. Grozni'de ve bütün Kafkasya'da bugünkü petrol tesisatının esas temellerini atanlardan biri oldu.

1917 ihtilalinden sonra Kuzey Kafkasya'daki devletleşme ve bağımsızlık çalışmalarının içinde yer aldı. 18 Eylül 1917'de Andi'de toplanan II. kurultay sonucunda oluşturulan Kuzey Kafkasya Milli Müessesan Meclisi Merkez İcra Komitesi Başkanlığı görevine getirildi.

11 Mayıs 1918 tarihinde ilan edilen "Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti"nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.

8 Haziran 1918'de Osmanlı Hükümeti ile Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalayan heyette yer aldı.

10 Aralık 1918 günü Terek Kazakları ile Kuzey Kafkasya Hükümeti arasında Terek Kazaklarının Kuzey Kafkasya birliğine dahil olduklarına dair imzalanan anlaşmaya hükümet adına imza koyanlar arasında bulunarak Kazaklarla kanlı mücadeleleri milli menfaata uygun tarzda sonuçlandırma başarısında büyük pay sahibi oldu.

Paris Barış Konferası'na katılmak üzere 1919 baharında Fransa'ya giden sabık Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti başkanı Abdülmecid Çermoy bir daha ülkesini göremedi.

28 Ağustos 1937'de Lozan'da (İsviçre) vefat etti.

Munky
21-07-07, 14:06
Ali Alkanov
Çeçenistan�da haftasonu yapılan devlet başkanlığı seçimlerini, yarışa katılan 7 adaydan Kremlin�in favorisi olarak gösterilen Ali Alkanov kazandı. Resmi rakamlara göre alkanov ilk turda zaferini garantiledi. Rus haber ajansları, seçimlere katılım oranının yaklaşık yüzde 80 olduğunu duyurdu.

İlk sonuçların belli olmasının ardından bir açıklama yapan 47 yaşındaki Ali Alkanov, omuzlarında büyük bir sorumluluk taşıdığını, yapılacak çok iş olduğunu söyledi.

Devlet başkanlığı seçimlerine katılan diğer adaylarsa hile yapıldığını savundu ve ilgili kurumlara şikayette bulundu. Çeçen ayrılıkçılarsa, Alkanov�un akibetinin Ahmed Kadirov�dan farklı olmayacağını bildirdi. Rusya yanlısı Çeçen Devlet Başkanı Kadirov, geçen Mayıs�ta düzenlenen saldırıda öldürülmüştü.

Munky
21-07-07, 14:06
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2279.jpg
Aslan Meşhedov
Kendi jenerasyonundaki bütün Çeçenler gibi, Aslan Mashadov da sürgünde doğdu. Ailesi 1944 yılında Stalin tarafından sürgün edilmişti. Kazakistan�dan evine 1957 yılında 6 yaşında bir çocuk iken döndü.

Geleceğin başkanı kariyerine Sovyet ordusunda topçu subayı olarak başladı.1972'de Tiflis Askeri Topçu Akademisi'nden, 1981'de de Kalinin Topçu Akademisinden mezun oldu.

Macaristan'da görev yaptı ve Ocak 1991'de Litvanya milliyetçi bağımsızlık hareketinin bastırılması girişimlerinde Sovyet ordusunda görev aldı - aldığı bu görevden duyduğu pişmanlığı defalarca dile getirdi.

Ertesi sene Çeçenistan�ın Bağımsızlık mücadelesini sürükleyen liderler arasında yer aldı.

1995 yılında Çeçenistan Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmay Başkan Yardımcısı görevini yürütürken Cahar-Kale (Grozni) Başkanlık Sarayının savunulmasını koordine ederek Genel Kurmay Başkanlığına yükseldi ve büyük başarılara imza attı.

1996 yılında barış görüşmelerinde ön plandaydı.Her zaman bir nokta da katı oldu; Çeçenistan Bağımsız olmalıydı.

27 Ocak 1997�deki seçimlerde oyların %63�ünü alarak Çeçenistan Devlet Başkanlığı�na seçildi.

1997 ve 1998 yıllarında uğradığı iki suikast girişiminden de son anda kurtuldu.

Çeçen halkının seçilmiş lideri Aslan Mashadov, Devlet Başkanlığı görevini bağımsızlık mücadelesinin en ön saffında, cephede Çeçen Ordusunun başında sürdürmektedir.

Munky
21-07-07, 14:06
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2484.jpg
Burhaneddin Rabbani
Taliban'ın iktidara gelmesiyle devrilen, halen uluslararası alandatanınan devlet başkanı.

Sürgündeki iktidarın lideri Burhanettin Rabbani: 1940 doğumlu Burhanettin Rabbani, Birleşmiş Milletler tarafından Afganistan'ın Devlet Başkanı olarak tanınmaya devam ediyor.

Devlet Başkanı olmadan önce Kabil Üniversite'nde İslam hukuku profesörü görevini yürüten Rabbani, Mısır'ın ünlü El Azhar İslam Üniversitesi'nde de eğitim gördü.

Politik hayatının ilk yıllarında Afganistan'da iktidarda bulunan Sovyetlerin laik polikalarına karşı mücadele etti.

1992 yılında mücahit örgütleri tarafından devlet başkanı ilan edildi. Ancak 1996 yılında Taliban'ın başkent Kabil'i ele geçirmesi üzerine ülkenin kuzeyine kaçmak zorunda kaldı.

Şimdi zamanının büyük bir kısmını Taliban'a muhalif grupları birleştirmeye ayırdı.

Rabbani, Sovyet işgalinin ardından mücahit gruplarınca kurulan koalisyon tarafından 1992'de cumhurbaşkanlığına seçilmişti. Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesiyle Tacikistan'a geçti. Halen Kuzey İttiffakı'nı bir arada tutan politik lider olarak görev yapıyor.

Munky
21-07-07, 14:07
Celal Talabani ( 1933)
1933'te doğan Talabani, siyasi kariyerine 1950'lerde KDP'nin öğrenci kanadının kurucusu ve lideri olarak başladı.
KDP lideri Mustafa Barzani ile görüş ayrılığına düşmesi sonrası KDP'den ayrılarak KYB'yi kurdu. Bir yıl sonra da Bağdat hükümetine karşı silahlı mücadeleye girişti.

KDP - KYB rekabeti, bunu takip eden 30 yıl boyunca bölgedeki siyasi hayatın odağını oluşturuyordu.

Kuzey Irak'ın Körfez Savaşı sonrası uçuşa yasak bölge ilan edilmesi, KDP ile kısa süren bir bahar havası yaşanmasına yol açtı.
Taraflar 1992'de seçime giderek bölgede bir ortak yönetim kurdular. Ancak bu yönetimin başkanının kim olacağını berlilemek üzere yapılan seçimler yeni bir silahlı çatışma dönemini başlattı.

4 Ekim 2002'de ABD arabulucuğuyla sağlanan anlaşmadan bu yana iki parti ortak hareket etmeye gayret gösteriyor.
Talabani, önce Irak Yönetim Konseyi'ne bilahare de Irak Cumhurbaşkanlığına seçildi.

HAKKINDA YAZILANLAR

[PORTRE - MUZAFFER DELİGÖZ]
Ayrılıkçı liderlikten devlet başkanlığına TALABANİ
Zaman 07.04.2005

KYB lideri Celal Talabani�nin devlet başkanı seçilmesiyle Irak ve Arap ülkeleri tarihinde ilk kez bir Iraklı Kürt, devlet başkanlığına seçilmiş oldu. Öylece; 30 yıllık bir mücadelenin sonunda; Talabani, ABD ile yaptığı işbirliğinin neticesi olarak Irak devlet başkanlığı makamına oturmuş olacak.

Dün Irak Meclis�inin kararı ile Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani yeni dönemin ilk Cumhurbaşkanı olarak devlet başkanlığı koltuğuna oturmayı başardı. Yeni dünya düzeni açısından söz konusu gelişmenin simgesel bir anlamı olduğu açık. Gelişme üzerine Talabani portresinin çıkarılması artık elzem oldu. Bu portre çalışması Talabani�nin yıllardan bu yana verdiği mücadelenin yanı sıra, bir nevi Kuzey Irak�taki Kürt oluşumunun da bir siluetini vermeyi hedeflemektedir.

Irak�taki Kürt hareketleri 2. Dünya Savaşı öncesi 1938 yılları civarında Molla Mustafa Barzani ile başlar. Bir süre sonra verdiği mücadelenin başarısızlığını fark edecek olan Barzani, bu dönemde aşiretinden 3.000 kişiyi de yanına alarak Rusya�ya sığınmış ve Ruslarla birlikte Almanlara karşı savaşmıştır. Barzani�ye bu dönemde �Rus Generali� rütbesi verilmiştir.

Savaşın bitmesinden kısa bir süre sonra 1946 yılında İran�ın Kürtlerle meskun (Mahabat) bölgesinde Rusların da yardımı ile bir Kürt devleti kurulurken, devlet başkanlığına Kadı Ahmet getirildi. Ne var ki bu devletin ömrü ancak 6 ay devam edebilmiş, Rusların yardımını çekmesi üzerine İran bölgeyi işgal etmiş, Kadı Ahmet ve 12 arkadaşı idam edilmiştir. Böylece ilk Kürt hareketi daha doğmadan ölümle karşı karşıya kalmış ve Barzani de 2. kez Rusya�ya kaçmak zorunda kalmıştı.

1958 yılına kadar Rusya�da kalan Barzani, Irak Devrim Hareketi�nin çıkardığı af üzerine ülkesine döndü. Abdulkerim Kasım, bu af ile hususen Barzani�nin dönmesini istiyordu. İstediği de oldu. Rusya�da bulunan Barzani taraftarı Kürtler geri gelerek Bağdat�ta iskan edilmiş, Barzani de Bağdat�a yerleştirilmişti. Daha önce Rusya�ya gitmeyen Barzani aşiretinin bir kısım mensupları ile yine bir Kürt aşireti olan Zibari�ler arasında zaman zaman çarpışmalar meydana geliyordu. Barzani, Abdulkerim Kasım�dan izin alarak bu anlaşmazlıkları önlemek üzere Kuzey Irak�a gitti, oraya yerleşti. Bu sırada yıl 1959�u bulmuştu. Irak�taki demokratik hareketler de bu sırada oluşmaya başladı. Celal Talabani�nin çıkışı işte bu dönemlere rastlamaktadır.

Avukat Celal�i aşireti desteklemedi

Celal Talabani, Bağdat Hukuk Fakültesi�ni birincilikle bitirmiş, meşhur bir avukattı. Siyasetle yakından ilgilenen, yaptığı çalışmalar sonucunda Demokratik Kürdistan Partisi�ni kuran Talabani zor koşullar altında çeşitli stratejiler izlemiş, başarılı olmanın tüm yollarını denemeye çalışmıştır. Celal Talabani, �Talabani� aşiretindedir. Bu aşiret bölgede Sünni gelenekten gelen, tasavvufi eğilimleri olan bir aşiret olarak bilinmektedir. Talabani�nin sosyalist ve ırkçı görüşleri bu nedenle bu aşiret tarafından hiçbir zaman kabul edilmedi, aşireti Talabani�ye umduğu desteği vermekten imtina edecekti. Esasen Talabani bir süre sonra demokratik yolla muvaffakiyet sağlayamayacağını anladığından, Irak devletine karşı kanun dışı eylemlere başlamıştı. Bu eylemlerinde de Talabani aşireti Avukat Celal�e destek vermedi.

Bu sırada bütün dünyada Molla Barzani Kürtçülük hareketinin lideri olarak tanındığından; Celal Talabani, Molla Mustafa Barzani�ye giderek beraber çalışmayı teklif etti.

Talabani�nin parti kurması ile birlikte Irak�taki bütün Kürt entelektüeller bu partiye girmişlerdi. Bunun sebebi de 1958�e kadar Irak�ta Kürt-Arap ayrımı yoktu. Hatta Irak�ın 14 valisinden 6-7�si Kürt asıllı idi. Ayrıca, ordu içinde her rütbeye ulaşma imkanları da vardı. En yüksek kumandanlar arasında Kürt ve Türkleri görmek mümkündür. 1958�den itibaren devletin Arap ırkçılığını esas alması sonucu devlet dairelerinde görev verilmesi sırasında Arap olup olmadığına bakılmaya başlanıldı. Devlet dairelerinden çıkarılan Kürt münevverleri bu sebeple Talabani�nin partisine girmeye başladılar. Bunların Molla Barzani�nin liderliğinde birleşmeleri ile hareket kuvvetlendi. Irak siyasi yönetiminin kuvvetleri ile giriştikleri çete savaşlarında güçlerini göstermeye de başladılar. Hükümet güçleri, Kürtçülük hareketine yardım etsin-etmesin birçok köyü yakıp yıktı. Birçok masum insan öldü, ki bu haksız ve zalimane tutum durum, bölgede Kürt hareketini desteklemeyenleri de hareketin içine soktu.
Barzani ile sürekli çatıştı; çünkü...

Irak�ın bölgedeki Arapları kışkırtmalarına misilleme olarak İran�ın da etkili bir aktör olarak devreye girmesi Talabani�nin başkaldırı hareketinde öne çıkmasını sağlayan etkenlerden biri oldu. Hitabetinin ve ikna kabiliyetinin iyi olması sebebiyle birçok lideri etrafına topladı. Halk arasında efsane şahıs haline geldi. Hatta, Kürt kadınları en güzel elbiselerine �Mam Celal-Celal Amca� ismini veriyorlardı.

1963�te Baas ihtilali olunca Kürtlerle anlaşma yapıldı. Toplantıların tamamında Kürtleri Celal Talabani temsil ediyordu. Yapılan anlaşma sonucu, Irak bir kanun ile Kürt bölgesine kısmi özerklik veriyordu. Bu, ancak bir yıl devam etmiş, Baas Partisi bu kanunu iptal ederek, bölgedeki hakimiyetini sürdürmeyi esas almıştır. Bu sırada, Kürt hareketinin yönlendirilmesi ve amaçları konusunda Molla Barzani ile Celal Talabani�nin arası açıldı. Talabani, Kürtlerin Irak�tan ayrı müstakil Kürt devleti kurmalarını istiyordu. Tabii bu devletin yapısı sosyalist rejime dayalı olacaktı. Bunu sağlamak için de Irak Komünist Partisi ile işbirliğine gidilmesini istiyordu. Molla Mustafa Barzani�nin fikri ise çevredeki bütün devletlerin müstakil Kürt devletinin kurulmasına izin vermeyeceklerini, bu sebeple en iyi yolun Irak Devleti içinde özerk bir Kürt bölgesi olarak kalmak olduğu yolunda idi. Kendisi hafız olan Molla Barzani, komünist ve sosyalist rejim esasını kabul etmiyor; daha önce kendisinin bulunduğu Rusya�dan örnekler vererek müstakil Kürt devleti fikrini reddediyordu. Bu fikir ayrılığı sebebiyle Celal Talabani, İran�a gitmek zorunda kaldı. Bir süre sonra Talabani, Irak Baasçıları ile anlaşarak Bağdat�a dönerken, yanındaki Kürt güçleri, Baasçılarla birlikte Molla Barzani�ye karşı savaşmaya başlayacak, böylece Kürt hareketi ikiye bölünmüş olacaktır. Bu durumdan istifade etmek için pusuda bekleyen Irak Baas Partisi, Talabani�yi yok etmenin yollarını aramış, birkaç adamı bu yolda suikaste uğramış olmasına rağmen Talabani, bu tuzaklardan kurtulmayı başarmıştır. Söz konusu gelişme Talabani�yi tekrar Molla Barzani�nin kucağına itmiş, onunla işbirliğine sevk etmiştir. (1970)

1975�ler civarında Kürt hareketinin tekrar canlılık kazandığını görüyoruz. Bu dönemde Saddam yönetimine karşı sağlanan başarılar Baas iktidarını da zora sokacaktır. Ancak Saddam�ın diğer Arap ülkelerinin de yardımı ile Kürtleri destekleyen İran şahı ile Cezayir�de bir araya gelmesi yine sıkıntılı bir süreci başlatacaktı. (1975)

Kürtlere İran�ın desteğini kesen Saddam kuvvetleri bu dönemde Kürtlere baskılarını artırdı. Molla Mustafa Barzani de etrafı ile birlikte 1981 yılında öldüğü ABD�ye göç etti. Baas Partisi bir kısım Kürtleri affetti, bir kısmını idam etti. Kürt halkının büyük kısmını da Güney Irak�ta mecburi iskana tabi tuttu. Kürtlerden kalan yerlere de Arapları yerleştirdi. Böylece bölgede çok az Kürt kaldı.
İran-Irak harbi sırasında Talabani gizlice Irak�a döndü. Kürt hareketini geliştirmek istedi. Ancak, bölgede kalan Kürtlerden beklediği yardımı göremedi. Yine de faaliyetlerine devam etti. Bu hareketi tamamen silmek isteyen Saddam, İran saldırıyormuş gibi gösterip Irak uçakları ile Kürt köylerini bombalıyordu.

Ve devlet başkanlığına doğru...

1987 yılında Süleymaniye şehrindeki şeker fabrikasını bombalamak isteyen 2 uçaktan biri düşürülünce Saddam�ın oyunu anlaşıldı. 1988�de Türkiye�ye �PKK merkezleri� diye sivil hedefleri göstererek bombalatmak istedi. Ancak Türkiye, bunun farkına vardı. Bir daha Saddam�a inanmadı. Bu hadiseler, Talabani�ye yardımcı olmayan bölgedeki Kürtleri de harekete yaklaştırdı.
Irak�ın Kuveyt�e saldırısı sırasında Talabani ve Kürt hareketi yine ön saflarda görünmeye başladı. Bilhassa İngiltere�nin desteği ile hareket eden Talabani, Irak�ın işgalinin ilk günlerinde Irak�ı içeriden vurabileceklerini iddia ederek siyasi ve maddi büyük yardımlar almayı başarmış, siyasetini ve çizgisini bu strateji üzerinde sürdürmeye devam etmiştir. �Müstakil Kürt devleti� fikrinden vazgeçerek �özerk Kürt bölgesi� fikrini kabul ettiğini belirtmeye başlayan Talabani�nin bu söylemi etkili olmuştur. Bu yolda ABD ve İngiltere tarafından istenilen çalışmaları yaptı. Şam�da ve Paris�te Irak muhalefetini topladı. S. Arabistan�a giderek Suudi yetkililerle görüşmelerde bulundu. Yıllardır sosyalist olmasını istediği Kürtçülük hareketine yeni bir veçhe vermeye çalıştı. �Talabani-Barzani mücadelesi de son 30 yıldır Irak Kürtlerinin siyasi hayatında baskın güç oldu. İki lider, Kuzey Irak�ta söz sahibi olmak için zaman zaman çatıştı. Saddam�ın Kuveyt�i işgal etmesiyle başlayan 1991 Körfez Savaşı ve Kuzey Irak�taki Kürtlerin merkeze karşı ayaklanmalarıyla Celal Talabani�nin siyasi hayatında yeni bir dönem başladı. Kuzey Irak�ta Batılı devletlerin müdahalesi ile güvenli bölgelerin kurulmasının ardından Kuzey Irak�ta 1992 yılında yapılan seçimlerle KYB-KDP ortak yönetimi kuruldu. 1994�te iki parti arasındaki görüş ayrılıkları sebebiyle çatışmalar oldu. ABD ve İngiltere�nin girişimiyle iki parti arasında yapılan görüşmeler sonucunda 1998�de Washington�da barış anlaşması imzalandı...� (Hürriyet-06.04.2005)

Irak meclisi �Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği� lideri Celal Talabani�yi, Irak devlet başkanlığına seçti. Talabani�nin yardımcılıklarına ise Sünni Gazi el-Yaver ve Şii Abdül Mehdi getirildi. 275 sandalyeli mecliste milletvekillerinin 227�si Talabani ile 2 yardımcısı lehinde oy kullanırken 30 oy, başka rakibi olmayan bu üç adayı protesto etmek amacıyla boş çıktı.

Talabani�nin devlet başkanı seçilmesiyle Irak ve Arap ülkeleri tarihinde ilk kez bir Iraklı Kürt, devlet başkanlığına seçilmiş oldu. Böylece; 30 yıllık bir mücadelenin sonunda; Talabani, ABD ile yaptığı işbirliğinin neticesi olarak Irak devlet başkanlığı makamına oturacak. Talabani, çete savaşları ile başlayan bu mücadeledeyi taçlandıran bir noktaya getirdi. Bakalım Irak Devlet Başkanı olarak, kendi kabilesinin desteğini alamayan Talabani, bu kez Irak�ı ve Iraklıları kuşatabilecek mi?

Munky
21-07-07, 14:12
Dimitrov .
Georgi Dimitrov
Bulgaristan'da sosyalist yönetimin kurucusu ve ilk başbakanı.

18 Haziran 1882 tarihinde Bulgaristan'ın Kovaçevtçi kentinde doğdu. Öğrenimini yarıda bıraktı ve küçük yaşlarda çalışmaya başladı. Sofya'ya yerleştikten sonra 1902'de Bulgaristan Sosyal Demokrat Partisi'ne girdi. Parti bölününce 1904'te Sosyal Demokrat İşçi Partisi içinde yer aldı. 1909'da Merkez Komitesi'ne seçildi. 1913'te milletvekili oldu. 1918'de savaş karşıtı propagandadan dolayı üç yıl hapse mahkum oldu. Ama dört ay sonra serbest bırakıldı. Partinin Bulgaristan Komünist Partisi adıyla yeniden örgütlenmesinde büyük rol oynadı (1919).

1921'de SSCB'ye gitti. Komintern yürütme kuruluna seçildi. 1923'te Bulgaristan'da komünist ayaklanmayı yönetti. Ayaklanma bastırıldıktan sonra idama mahkum edildi. Yurtdışına kaçarak Viyana ve Berlin'e geçti. 1929'da Komintern Orta Avrupa bölümünün başkanlığını yaptı. 27 Şubat 1933'teki Reichstag yangının çıkmasından sorumlu tutuldu ve başka komünistlerle birlikte yargılandı.
Duruşmalarda Nazi iddialarını asılsız olduğunu savundu ve aklandı. Bu duruşmalarda yaptığı savunmayla dünya çapında ün kazandı. Ardından Moskova'ya yerleşti. Komintern'in kendini dağıttığı 1943'e kadar Naziler�e karşı örgütlenmede önemli rol oynadı. 1944'te Bulgaristan'daki hükümete karşı direniş hareketini yönetti. 1945'te ülkesine döndükten hemen sonra komünistlerin egemenliğindeki Vatan Cephesi hükümetinin başbakanlığına getirildi. 1946'da Bulgaristan Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasını sağladı. 2 Temmuz 1949'da Moskova yakınlarında öldü.
X

HAKKINDA YAZILANLAR

1.İşçi Sınıfının Evladı Dimitrov
Kamen Klaçef
Ceylan Yayıncılık

Bulgaristan Halk Cumhuriyeti'nin kurucusu Georgi Dimitrov'un hayatını anlatan Kamen Kalçef'in biyografik romanı "İşçi Sınıfının Evladı Dimitrov", ülkemizde de çok iyi tanınan büyük devrimci için yazılan en güçlü eserlerden biridir.

Bulgaristan'daki devrimci savaşı, faşizme karşı işçi sınıfıyla birlikte emekçi halkın oluşturduğu halk cephesini veren bu eserde Kamen Kalçef, Dimitrov'u gerçek yanlarıyla halkın yetiştirdiği alçakgönüllü bir devrimci olarak yüceltmekte, kararlılığını, burjuvazi karşısındaki uzlaşmazlığını rahat bir anlatımla dile getirmektedir.

Munky
21-07-07, 14:12
Fatmir Seydiu
1951�de Priştine�nin Poduyeva Belediyesi�ne bağlı Pakaştiça köyünde dünyaya gelen Dr. Fatmir Seydiu, evli ve üç çocuk babası. Siyaset bilimi doktorası bulunan Seydiu, Priştine Üniversitesi�nde öğretim görevlisiydi. Kosova Başkanı Seydiu, Fransızca ve İngilizce biliyor.

GÜNDEM

Kosova�nın yeni lideri Fatmir Seydiu oldu
Zaman 11.02.2006

Kosova meclisi, efsanevi lider İbrahim Rugova�nın yerine ılımlı görüşleriyle tanınan Fatmir Seydiu�yu (54) seçti.

120 sandalyeli mecliste yapılan seçimin 3. turunda 12�ye karşı 80 kabul ve 17 çekimser oy alan Seydiu, Kosova�nın yeni başkanı oldu. Rugova�nın fahri başkanı olduğu Kosova Demokratik Birliği Partisi Genel Sekreteri olan Seydiu, Kosova Meclisi Başkanlık Kurulu üyeliği görevini yürütüyordu.

Meclisi boykot eden 10 Sırp üye seçime katılmazken, Türk ve Boşnak vekiller Seydiu�ya destek verdi.

Seçimin ardından, Kosova�nın nihai statüsüyle ilgili görüşmelere devam edilmesi bekleniyor. Seydiu, ay başında yaptığı açıklamada, nihai statüyle ilgili olarak, �En iyi çözüm bağımsızlıktır.� demişti. Yeni lider, dünkü teşekkür konuşmasında da �Demokratik Kosova�nın AB ve Avro-Atlantik kurumlarla bütünleşmesi için çaba harcayacağım.� dedi.

Dün başta AB olmak üzere uluslararası toplumdan Fatmir Seydiu�ya destek mesajları geldi. Hukuken Sırbistan-Karadağ�a bağlı olan Kosova, 1999�daki NATO operasyonundan beri BM idaresinde bulunuyor.

Munky
21-07-07, 14:13
Georgi Pırvanov
Pernik kentinde 1958 yılında doğan Georgi Pırvanov, matematik lisesini bitirdikten sonra Sofya Üniversitesi Tarih Fakültesi�nden mezun oldu. Daha 24 yaşındayken Komünist Partisi üyeliğine kabul edilen Pırvanov, rejim değişikliğinden sonra eski Komünist Parti�nin devamı niteliğindeki Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) saflarına katıldı.
BSP içinde çeşitli görevlerde bulunan Pırvanov, son olarak 1994 yılında Genel Başkan Yardımcılığı�na kadar yükseldi. Pırvanov, 1996 yılında Genel Başkan Jan Videnov�un görevinden istifa etmesi üzerine BSP Genel Başkanlığı�na getirildi. Pırvanov, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine BSP�nin adayı olarak katılma kararı aldı. 20 Aralık 2001'de ve 29 Ekim 2006�da yapılan seçimlerden zaferle çıktı.


HABER

Pırvanov yeniden cumhurbaşkanı
NTV-MSNBC
30 Ekim 2006

Bulgaristan�da 1989 yılındaki rejim değişikliğinden sonra 4. kez yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin galibi, ikinci kez aday olan Cumhurbaşkanı Georgi Pırvanov oldu.

SOFYA - Resmi olmayan sonuçlara göre, Pırvanov bugün yapılan ikinci turda geçerli oyların yüzde 78�ini aldı.

Pırvanov�un rakibi ırkçı lider Volen Siderov ise yüzde 22�de kaldı.

Oy sayım işleminin devam ettiğini belirten Merkez Seçim Komisyonu yetkilileri, kalan oyların sonucu çok fazla değiştirmeyeceğini açıkladı.

İkinci turda seçime katılım oranı ilk turda olduğu gibi yüzde 50�nin altında kalarak yüzde 42.3 olarak gerçekleşti. 6 milyon 446 bin kayıtlı seçmenin yarıdan fazlası sandık başına gitmedi. Türkiye�de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarından 50 binden fazlasının da oy kullandığı bildirildi.

Munky
21-07-07, 14:13
Hamid Karzai
Hamid Karzai, Peştun asıllı lider. Kandahar yöresinde Taliban güçleriyle çatıştı. Hamid Karzai'nin geçici hükümetin başına getirilmesinin, Afganistan'da çoğunluğu oluşturan Peştunları memnun etmesi bekleniyor. 1980'lerde Sovyetler Birliği işgali sırasında Sovyet güçlerine karşı gösterdiği mücadeleyle Afganlar tarafından tanınan bir isim haline gelen Karzai, Sovyetler'in ülkeden çekilmesinin ardından kurulan hükümette dışişleri bakanlığı yardımcılığı yaptı. Karzai, 1996 yılında Taliban başa geçene kadar bu görevi yürüttü.taliban yönetimi sonrasında beçiş hükümetinin başbakanlığını yaptı. Devlet Bakanlığı seçimini kazandı.

HAKKINDA YAZILANLAR
Afganistan�da zafer Karzai�nin
NTV 24 Ekim 2004

Afganistan�da devlet başkanlığı seçimlerinde Hamid Karzai zaferini ilan etti.İlk resmi sonuçlara göre, Devlet Başkanı Karzai, oyların yüzde 54�ünü aldı.

Afganistan�da seçimin ardından, kullanılan oyların yüzde 92�sinin sayımı tamamlanırken, ilk resmi sonuçlara göre, Devlet Başkanı Karzai, oyların yüzde 54�ünü aldı. Karzai�nin sözcüsü, seçimi kazandıklarını söyledi ve bunun resmen açıklanmasını beklediklerini belirtti.
Seçimin ikinci tura gitmemesi için Karzai�nin oyların yüzde 50�sini alması gerekiyor. Karzai�nin en yakın rakibi olan ve oyların yüzde 38�ini alan eski Eğitim Bakanı Yunus Kanuni yenilgiyi kabul etti. Hamid Karzai, 2001�de Taliban yönetiminin devrilmesinden sonra ABD�nin desteğiyle ülkenin yönetimini üstlenmişti.

Munky
21-07-07, 14:13
İbrahim Rugova
Kosova'nın ilk cumhurbaşkanı

1944 yılında Kosova'da doğdu. Paris Sorbonne Üniversitesi'nde linguistik öğrenimi gördü. Kossova'ya dönüşünün ardından Arnavut edebiyatı profesörü oldu. Aynı zamanda yazar olan Rugova 1989 yılında Kosova Yazarlar Sendikası'na başkanlık yaptı.
Aynı yıl içinde Yugoslavya cumhurbaşkanı Slobodan Miloşeviç, Kosova'nın özerkliğine son verdi, bu ise Kosova Demokratik Ligi'nin (LDK) kurulmasına yol açtı. LDK Kosova'da komünist olmayan ilk siyasi partiydi.

Rugova, Miloşeviç rejimine karşı şiddetsiz bir direniş politikası izleyerek 1990'lar boyunca LDK'nin başında oldu, LDK Sırbistan ve federasyon seçimlerini boykot etti ve Kosova'daki Arnavut nüfusu için hastaneleri, okulları ve vergi sistemini kapsayan alternatif bir yönetim oluşturulması için çalıştı. 1992'de ve 1998'de kendine özgü ve Belgrad'ın tanımadığı "Kosova Cumhuriyeti"nin cumhurbaşkanı seçildi.

Rugova'nın pasifist politikası Kosova'nın Dayton Barış Görüşmelerinin dışında bırakıldığı 1990'ların ortalarında - bu birçok Arnavut asıllıya göre, Kosova'nın bağımsızlığı için Batı'nın destek verme şansının ortadan kalkması anlamına geliyordu - eleştirilmeye başlandı.

Rugova, Kosova Arnavut delegasyonunun bir üyesi olarak 1999 yılının Şubat ayında Rambouillet Barış Görüşmelerine katıldı.

2000 yılının Ekim ayında Rugova'nın partisi yerel seçimlerde oyların %58'ini alarak yeniden halkın desteğini kazandığını göstermiş oldu. 2001 yılının Kasım ayında yapılan genel seçimlerde ise bu kez %4 6 oy alan Rugova ve partisi seçimleri - çoğunluğu alamasa da - kazanmış oldu. Üç ay süren pazarlıklar sonucunda diğer Arnavut asıllıların partileri ile güç paylaşımı konusunda anlaşmaya varıldı ve Rugova 2002 yılının Mart ayında Kosova cumhurbaşkanı ilan edildi.

HAKKINDA YAZILANLAR

Kosova Başkanı İbrahim Rugova öldü
Hürriyet 21 Ocak 2006

Başkana yakın Kosovalı yetkililer, akciğer kanseri olan 62 yaşındaki Rugova'nın bugün öldüğünü belirttiler.

Kosova'nın başkenti Priştine'deki bir Batılı yetkili de Rugova'nın öldüğünü doğruladı. Kosovalı Arnavutların Sırbistan'dan bağımsızlık mücadelesinin temsilcisi olan Rugova'ya geçen eylülde akciğer kanseri teşhisi konulmuştu.

x

1990 yılında Kosova Demokratik Ligi (LDK)'ni kuran İbrahim Rugova bugün hala ülkenin cumhurbaşkanıdır. Rugova aslen edebiyatçıdır ve uzun yıllar batı yanlısı bir siyaset izlemektedir. Siyasi hayatı boyunca askeri hareketlenmelere ve dolayısıyla Kosova Kurtuluş Ordusu'na (KKO) karşı olmuştur. 2000 yıl yerel seçimlerinde 25 parti arasından %58'lik oy oranıyla birinci olan Rugova'yı %27'lik oy oranıyla eski KKO başkanı Haşim Taçi'nin liderliğini yaptığı PDK takip etmiştir.
2001 yıl 17 Kasım parlamento seçimlerinde yine %45.6'lı oy oranı ve 47 milletvekili ile Rugova birinci olmuştur. Haşim Taçi'nin PDK'sı %25.7'lik oy oranıyla 26 sandalye alabilmiştir. Boşnakların VATAN İttifakı dört, Türkler üç, Sırpların Dönüş İttifakı ise %11'lik oy oranıyla 22 milletvekili kazanmıştır. Sonuçta Rugova cumhurbaşkanı olurken PDK'dan Bayram Recebi başbakan olmuştur.

Kosova�da seçim zaferi Rugova�nın

Başbakan İbrahim Rugova�nın liderliğindeki Kosova Demokratik Birliği (LDK) oyların yüzde 47�sini alarak zaferini ilan etti.AA

24 Ekim 2004 Seçimlere katılan tek Türk partisi olan Kosova Demokratik Türk Partisi�nin, 120 sandalyelik Kosova parlamentosunda toplam 3 milletvekiliyle yer alması bekleniyor.


İnsan Hak ve Özgürlükleri Konseyi�nin açıkladığı sonuçlara göre, Kosova Başkanı İbrahim Rugova�nın liderliğindeki Kosova Demokratik Birliği, oyların yüzde 47�sini, Haşim Taçi�nin lideri olduğu Kosova Demokrasi Partisi yüzde 27�sini, Kosova Refah İttifakı yüzde 8�ini, seçimlere büyük umutla giren yurttaş girişimi Ora (Saat) yüzde 6�sını aldı.

Seçimlere katılan tek Türk partisi olan Kosova Demokratik Türk Partisi, aldığı oylarla seçime katılan 33 siyasi oluşum arasında 6�ıncı olmayı başardı. Parti, oyların en büyük bölümünü, Prizren belediyesinde kazandı.

Geçen yıla oranla seçime katılımın daha düşük olmasına karşın oy potansiyelinde yüzde 10�luk artış görülen KDTP�nin, 120 sandalyelik Kosova parlamentosunda toplam 3 milletvekiliyle yer alması bekleniyor.

Kosova Başkanı Rugova, seçimlerle ilgili değerlendirmesinde, Kosovalıların kendi kendilerini yönetebileceklerini ve yüksek siyasi kültürlerini ortaya koyduklarını belirterek, Kosova�nın bağımsızlığını doğrudan tanıma zamanın geldiğini söyledi.

Rugova, Kosova�nın nihai statüsüyle ilgili seçenek olarak uluslararası toplantı yapılmasını önerdi.

Munky
21-07-07, 14:14
İslam Kerimov ( 30.01.1938)
İslam Kerimov, 30 Ocak 1938'de Semerkand'da doğmuştur. İki ayrı dalda yüksek öğrenim görmüştür. Birincisi mekanik mühendisliği, diğeri de iktisadî ilimlerdir. Çalışma hayatına, Taşkent'teki bir işletmede usta vekili olarak 1960 yılında başlamıştır. Sık sık aynı işletmede usta, teknisyen ve mühendis olarak görev yapmıştır. Ayrıca 1961'de Taşkent Uçak Tesisleri Kompleksi'nde mühendis olarak görev almıştır.

Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Planlama Teşkilatı'nda uzman yardımcısı iken, 1966'da Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Planlama Komitesi Başkan Vekilliği'ne yükseldi. 1983 yılında Özbek Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı'na tayin edildi. 1986'da Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Başbakan Yardımcılığı'na ve Devlet Planlama Komitesi Başkanlığı'na tayin edildi. 1986 yılı içinde Özbekistan Komünist Partisi'nin Merkezî Komitesi'nde birçok yönlendirici makamları işgal etti.
24 Mart 1990'da parlamentodan cumhurbaşkanı seçildi. Bir yıl sonra Özbekistan halkı Özbekistan Halk Demokratik Partisi'nin başkanı olan İslam Kerimov'u 29 Aralık 1991'de Bağımsız Özbekistan Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlığı'na çok büyük bir çoğunlukla seçti.

Munky
21-07-07, 14:14
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1864.gif
Jomo Kenyatta ( 1894)
1894 yılında doğdu.Doğu Afrika�nın en ünlü kabilesi olan Kikuyulardan olan Kenyatta, 10 yaşında öksüz bir çocukken, İskoç misyonerler onu himayelerine aldı. Jomo�nun, o zaman ki adıyla Kamua Ngengi�nin çocukluğu, bu misyonerlerin yanında geçti. Hıristiyanlaştırılan Kenyatta�ya papazlar Johnstone adını verdi. Biraz büyüyünce Nairobi Su İşleri�nde memur oldu. 1922�de Kikuyu Merkez Birliği�ne (KAC) katıldı, Genel Sekreter oldu. Birlik, onu 1929�da Kenyalıların haklarını savunsun diye Londra�ya gönderdi. Johnstone orada uzun yıllar kaldı. Kenyatta Londra�da üniversiteye girdi. Ünlü Antropoloji Profesörü Milanovaski�nin en gözde öğrencisi oldu. Profesörün desteğiyle Kikuyu kabilesinin tarihini inceleyen bir eser yazdı. �Kenya Dağına Bakarken� adlı bu kitap, bir Afrikalı tarafından yazılmış ilk ciddi inceleme sayılabilir. Rusya�da iki yıl kalıp Moskova Üniversitesi�nde antropoloji okudu. 1945�de Manchaster�de toplanan Pan-Afrika Federasyonu Kongresi�ni yönetti. 1944�de kurulmuş olan Kenya Afrika Birliği�ne geçti; örgütü kısa zamanda geliştirip, çalışmalarını hızlandırdı. Afrikalıların kendi öğrencileri için kurdukları �Bağımsız Okullar Birliği� ile ilgilendi. Kenyatta�nın Afrikalılar üzerinde büyüleyici gücü vardı ve sözlerine yasa gözüyle bakarlardı. Kenya Afrika Birliği için çizdiği siyah, kırmızı, yeşil renkli bayrak herkesin elinde dolaşıyordu. Siyah; Afrika halkını, yeşil; yurdu, kırmızı; kurtuluş için dökülen ve dökülecek kanı temsil ediyordu. İngilizler o sırada başlayan Mau-Mau ayaklanmasında Kenyatta�yı sorumlu tuttular ve 1952�de Kenyatta�yı tutukladılar. Bu ayaklanma Afrika�da beyazlara karşı açılan ilk ulusçu ayaklanmaydı. Kenyatta, Mau-Mau�ların başında ülkesini emperyalistlerin boyunduruğundan kurtarıp bağımsızlığa kavuşturmaya çalışıyordu. Duruşması Kenya�nın ıssız ve gizli bir bölgesinde yapıldı. Sonunda yedi yıl hapis, bir yıl da sürgün cezasına çarptırıldı. O cezaevindeyken Kenya ulusal bağımsızlık eylemi zafere ulaştı. 1963�de ülkede sömürge yönetimi son bularak, Kenya Cumhuriyeti kuruldu. Cezaevindeyken salıverilen 61 yaşındaki özgürlük savaşçısı Jomo Kenyatta, önce Başbakanlığa sonra da Kenya Devlet Başkanlığı�na getirildi. 1978 yılında öldü.

Munky
21-07-07, 14:14
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2915.jpg
Leh Walesa
Lech Walesa; "Dayanışma" sendikasının başkanı. Sıkıyönetim döneminde gözaltına alınır. 1982 Kasım ayında serbest bırakılır, yer altına çekilen "Dayanışma" hareketinin liderliğini üstlenir. 1983 yılında Nobel Barış Ödülü ile ödüllendirilmiştir. 1988 yılı grevlerinin ardından, hükümetle sonunda Yuvarlak Masa'da görüşmelerine kadar ulaşacak ilk görüşmeleri başlatır. 22 Aralık 1990 tarihinde Polonya Cumhuriyeti'nin ilk demokrat cumhurbaşkanı olur. Cumhurbaşkanlığı nişanını, komünizm öncesi hükümetin devamı olarak sürgündeki Polonya hükümetinden alır.

Munky
21-07-07, 14:14
Mao Ze Tung ( 1893)- (1976)
1893 yılında doğdu.Çin Devrimi�ne önderlik etti.Sol düşüncelerle üniversite öğrenimi sırasında tanıştı. 1921 yılında kurulan ÇKP (Çin Komünist Partisi)�nin 12 kişilik kurucu delegesinden biriydi.
ÇKP�nin kurulduğu dönem, onbinlerce köylünün toprak ağalarına karşı ayağa kalktığı, işçi ve öğrenci hareketlerinin yükseldiği bir süreçti. ÇKP, bu dönemde, büyük bir etki sağladı.

ÇKP, emperyalist işgale karşı, burjuvazi ile Komintang içerisinde ittifak kurdu. 1924-1927 yıllarında başlattığı silahlı ayaklanma bastırıldı. ÇKP 6. kongresinde, �Halk Savaşı Stratejisi� olarak ifade edilen, kırın kenti kuşatması devrimci savaş stratejisini kabul etti. Yoğunlaşan yerli direnişler karşısında geriye çekilmeye mecbur kaldı ve Mao�nun öncülüğünde büyük Uzun Yürüyüş başladı. Eylül 1934�ten Ekim 1935�e kadar süren yürüyüşte Çin�in bir ucundan diğer ucuna yürüyen komünistler, onbinlerce kayıp verdi. Mao, 1935�te ÇKP�nin liderliğine getirildi. Çin�in özgün koşullarından dolayı kır çalışmasına ağırlık veren Mao liderliğindeki ÇKP, Kızıl Ordu�yu kurarak, mücadeleyi gerilla savaşı biçiminde başlatıp, kurtarılmış alanlar yaratarak ilerledi. Çin Halk Devrimi 1949�da zafere ulaştı; Mao devlet başkanlığına seçildi. 1949�dan ölümüne kadar, Çin Halk Cumhuriyeti�nin tartışılmaz lideri oldu.

1956�ya kadar geleneksel Sovyet ekonomi ve devlet modelini yakından izleyen iktisadi ve politik dönüşümler; 1956-1957�de �yüz çiçek açsın, yüz düşünce yarışsın� sloganı ile yürütülen liberal dönem; 1958�de �büyük sıçrayış ve halk komünleri� kampanyası; �Kültür Devrimi�, 1960�lardan sonra Çin-SSCB arasındaki çekişme ve anlaşmazlıklar, ABD�ye yakınlaşma politikaları ve dış politikada ulaşılan bu son noktanın �Üç Dünya Teorisi� ile sistematikleştirilmesi, bu önemli dönemeçlerden başlıcalarıdır. Dünyanın pekçok yerinde komünist hareketleri etkilemiş olan Mao, 1976 yılında öldü.




HAKKINDA YAZILANLAR

1.Sabah Tufanı-1 Mao Zedung ve Çin Devrimi, 1893-1954
Han Suvin
Berfin Yayınları

Sabah Tufanı (The Morning Deluge) onbeş yıllık araştırmanın yolculuğunun ve Çin'in önde gelen yöneticileriyle yapılan konuşmaların ürünü. Mao'nun yaşamı çevresinde Çin Devrimi'nin tarihini dile getiren Sabah Tufanı bu konuda yazılmış en iyi kitaplardan biridir.

Munky
21-07-07, 14:15
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/3205.jpg
Mihail Gorbaçov
ESERLERİ
Yerküre Manifestom
Yazarı : Mihail Gorbaçov
Mihail Gorbaçov, şeffaflık ve yeniden yapılanma politikasını açıkladığı zaman, Sovyet toplumu kaynayıp durdu. Ancak, beş sene sonra, dünyanın şekli değişmişti. Gorbaçov, bugün ise yeryüzündeki hayatımızı ilgilendiren her şeyde yeniden yapılanma ve şeffaflık istiyor. Kafkasya�nın çetin tabiat şartlarında geçen çocukluğunu hatırlatıyor; kendi hayat çizgisinden bahsediyor.
Çernobil şokunun insanları nasıl bir çevre şuuruna sevkettiğini ve "Green Cross International"ı bu yüzden kurduğunu anlatıyor. Yeni bir müşterek şuur ve değerler manzumesi ortaya koymak gerektiğini, devasa bir �yeryüzü perestroykası� olmadan alınacak bütün tedbirlerin başarısızlıkla sonuçlanacağını haykırıyor. Düşünce ve tecrübelerini çok açık bir biçimde herkese anlatarak, yaşanacak bir yerküre projesi için tekliflerini ilk defa bu kitapta dile getiriyor.

Munky
21-07-07, 14:17
Rahimov Murtaza Gubaydulloviç ( 07.02.1934)
Doğum Tarihi 7 Şubat 1934
Doğum Yeri Tavakanovo, Başkırdistan
Medeni Durumu:Evli
Eğitim Durumu Ufa Petrol Fakültesi
Bulunduğu Görevler 1956-1990 Petrol Kuruluşlarında çeşitli görevler, 1990 Başkırdistan SSC Milletvekili, Başkırdistan Cumhurbaşkanı 1996.
Halen Bulunduğu Görev Başkırdistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Aralık 2003)

Munky
21-07-07, 14:17
Saddam Hüseyin ( 1937)
1937'de Tikrit kasabasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Babasının ölümü nedeniyle annesi ve akrabaları tarafından büyütülen Saddam Hüseyin, 1955'te Bağdat'a gelerek muhalafetteki Arap miliyetçisi bir hareket olan Baas partisine katıldı ve politikaya ilk adımını attı. Kısa sürede partide önemli mevkilere gelen Saddam Hüseyin, 1959'da Irak'ın asker kökenli Devlet Başkanı Abdülkerim Kasım'a bir suikast girişimini organize etti. Çıkan çatışmada Kasım da Saddam Hüseyin de yaralandı.

Bu başarısız denemenin ardından Mısır'ın başkenti Kahire'ye kaçan Saddam Hüseyin, burada parti faaliyetlerini sürdürürken hukuk eğitimi aldı. 1963'de Bağdat'a dönen Hüseyin, önce evlendi ardından da Baas Partisi'nde Genel Sekreter Asistanı konumuna yükseldi.

1968'e kadar muhalafette kalan Baas, bu yıl düzenlediği bir darbeyle iktidarı ele geçirdi. Darbenin ardından Baas Partisi'nin kurduğu Devrim Komuta Konseyi ülkedeki tek yetkili, Saddam Hüseyin'de 1969'da Konsey'in Başkan Yardımcısı oldu.

Ülkenin önemli iç problemlerinin çözümüne yönelik bir hamle başlatan Saddam Hüseyin, 1970'de Kürt ayrılıkçılara otonomi verdi ancak bir süre sonra anlaşma bozuldu, Irak rejimi ile Kürt gruplar arasında savaş çıktı. Ülkesinin İran ile dokuz yıl süren savaşını yönetti.

Kuveyt'i işgal kararı aldı. Bunun ardından birinci Körfez Savaşı başladı.

Saddam Hüseyin yönetimi, 12 yıl süren BM ambargosunun ardından, 2003 yılının Mart ayında bu kez yalnızca ABD ve İngiltere tarafından oluşturulan koalisyonun başlattığı operasyonun ardından 9 Nisan 2003'te devrildi.

13 Aralık gecesi Tikrit yakınlarında yakalandığını açıkladı.

VE İDAM KARARI

Irak'ın devrik Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, yargılandığı Duceyl davasında insanlığa karşı suç işlemekten 05 Ekim 2006 günü ölüm cezasına çarptırıldı. Saddam'ın savunma ekibi, kararın ve yargılama sürecinin meşru olmadığını savunurken, Iraklı Başsavcı Cafer El Musavi, Saddam'ın kurşuna dizilmeyeceğini, asılacağını açıkladı.

Saddam, mahkemenin hakkında ölüm cezası kararını vermesinden sonra duruşma salonunda tekbir getirdi ve "vatan sağolsun" diye bağırdı.

Saddam Hüseyin ve davada kendisiyle birlikte yargılanan diğer yedi sanık, 1982 yılında Duceyl kasabasında 143 Şii'nin öldürülmesi talimatını vermekle suçlandı. Saddam Hüseyin ölüm cezasına çarptırıldı.

SADDAM İDAM EDİLDİ

Irak'ın idam cezasına çarptırılan devrik lideri Saddam Hüseyin, şafaktan az önce asılarak idam edildi. (30 Aralık 2006) İdam kararını, İran, İngiltere, ABD ve İsrail olumlu karşıladı.

ESERİ

SADDAM ''YAZAR'' ÇIKTI!
haberturk 13 Haziran 2001

SADDAM HÜSEYİN'NİN ROMAN YAZDIĞI ORTAYA ÇIKTI.. BİR KRALIN EVLİ VE YOKSUL OLAN KADINA AŞKININ ANLATILDIĞI ROMAN ''ZABİBAH VE KRAL'' IRAK'TA BEST SELLER OLDU.. ROMANDA SADDAM�IN KRAL, ZABİBAH'NİN İSE IRAK HALKINI TEMSİL ETTİĞİ BELİRTİLİYOR..

Irak lideri Saddam Hüseyin tarafından yazıldığı düşünülen "Zabibah ve Kral" adlı roman televizyon dizisi oluyor. El Tavra gazetesinin haberine göre, yazarı belirtilmeden yayımlanan roman televizyona uyarlanacak. Dizinin 20 bölümden oluşacağını belirtilirken, yayın tarihi açıklanmadı. Bir kralın evli ve yoksul olan Zabibah'a aşkının anlatıldığı ve geçen yıl yayımlanan roman, Irak'ta en çok satan kitapların başında bulunuyor. Romanda Saddam Hüseyin'in kral, Zabibah'nin ise Irak halkını temsil ettiği belirtiliyor.

Munky
21-07-07, 14:18
Tasos Papadopulos
GÜNDEM

Rum Kesimi'nin yeni lideri Papadopulos
Hürriyet 16 Şubat .2003

Kıbrıs Rum Kesimi'nde yapılan ''başkanlık'' seçimini, Demokratik Parti (DİKO)Başkanı Tasos Papadopulos kazandı. Oyların yüzde 97'si sayıldı. Seçimi kazandığı kesinleşen Papadopulos, oyların yüzde 51.43'ünü, Klerides yüzde 38.77'sini, Alekos Markides yüzde 6.61'ini, Yeni Ufuklar partisi (NEO) Başkanı Nikos Kutsu ise yüzde 2.11'ini aldı.

Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides, yüzde 38.93, Rum Başsavcı Alekos Markides yüzde 6.60, Yeni Ufuklar Partisi (NEO) Başkanı Nikos Kutsu da yüzde 2.11 oranında oy aldı.

Tasos Papadopulos'un Rum ''başkanlık'' seçimini kazanması, Kıbrıs müzakerelerine yeni bir boyut kazandırdı.
Papadopulos da Klerides gibi eski bir EOKA'cı
Kıbrıs Rum Kesimi'nde bugün yapılan ''başkanlık'' seçimlerini kazanan Demokratik Parti (DİKO) başkanı Tasos Papadopulos, şimdiki Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides gibi eski bir EOKA'cı.
Papadopulos, 1934 yılında Lefkoşa'da doğdu. Londra'da hukuk eğitimi gördü. Rum tedhiş örgütü EOKA'da aktif şekilde görev aldı. Rummaliye, çalışma, sağlık, içişleri ve tarım bakanlıkları yaptı. Kıbrıs görüşmelerinde 1976'da Rum tarafının müzakerecisi oldu.

DİKO'nun eski başkanı Spiros Kipriyanu, ölümünden önce, DİKO'nun başına Tasos Papadopulos'u getirdi.
Papadopulos'un sahibi olduğu hukuk bürosunun adı, eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç'in yurtdışına kaçırdığı paraların aklanmasına karıştı.

Papadopulos, Kıbrıs konusunda, Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides'ten daha sert tutum izlemesiyle biliniyor.
Papadopulos, seçim propagandası süresince, Kıbrıs müzakerelerini yürüten Rum heyetinin yetersiz olduğu belirterek, kendisinin seçilmesi halinde müzakere heyetini yeniden oluşturacağını söylemişti.
Papadopulos, seçimlerde, komünist AKEL Partisi, Sosyal DemokratlarHareketi (KİSOS) ve Çevreciler Hareketi tarafından desteklendi.
Seçimleri kazandığının kesinleşmesinin ardından, Papadopulos'un taraftarları sevinç gösterileri yapmaya başladı.

Klerides kutladı
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides, bugün yapılan ''başkanlık'' seçimini kazanan rakibi, Demokratik Parti (DİKO) başkanı Tasos Papadopulos'u telefonla arayarak kutladı.
Tasos Papadopulos ise Klerides'e olan saygısını dile getirdi. Papadopulos, Klerides'in Ulusal Konsey'e katılımını sürdürerek, kendisine Kıbrıs sorunuyla ilgili tavsiyelerde bulunacağına inandığını söyledi.
(aa)

Munky
21-07-07, 14:18
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/116.gif
Turgut Özal ( 1927)- (17.04.1993)
8.CUMHURBAŞKANI

GÖREV SÜRESi

9 KASIM 1989
17 NİSAN 1993

1927 yılında Malatya'da doğdu. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. 1952 yılında A.B.D'ne giderek ekonomi tahsili gördü. Türkiye'ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye'nin elektrifikasyonu ile ilgili projelerde çalıştı.

1961-62 yılları arasında askerlik hizmetini Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyesi olarak ifa etti ve Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulmasına katkıda bulundu. Bu sırada, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde ders de verdi.

Bir süre Başbakanlık Teknik Uzmanlar Kurulu Üyesi olarak çalıştı ve 1967-71 yılları arasında da Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yürüttü. Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Para ve Kredi Kurulu, RCD Koordinasyon Kurulu ve AET Koordinasyon Kurulu başkanlıklarında bulundu.

1971-1973 tarihleri arasında Dünya Bankası'nda danışman olarak çalıştı. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli sınai kuruluşlarda çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. Aynı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini de vekaleten yürüttü.

12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükûmete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982 yılında bu görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi'ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin başarılı olması üzerine hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve böylece Türkiye'nin 19. Başbakanı oldu. 1987 yılında yapılan seçimler sonrasında tekrar hükûmet kurdu ve başbakan olarak görev yaptı.

31 Ekim 1989'da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 9 Kasım 1989 tarihinde bu görevine başladı.

17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle görevi sırasında vefat etti.

HAKKINDA YAZILANLAR

Turgut Özal
1983-1993
Fatih Emin
Risale Yayınları

Özal Hikayesi
Hasan Cemal
Doğan Yayıcılık

�Kimdir Turgut Özal? İnsan olarak, siyaset adamı olarak... Kişiliği nasıl oluşmuştur? Ya beslendiği kültürel ortam? Bu dünyaya ve öbür dünyaya bakışı... Kendisinde, ailesinde, partisinde yaşayageldiği Doğu-Batı ikilemi nedir? Vefalı bir insan mı? Kindar mı? İnatçı mı? Politikadaki güvenilirliği ve inandırıcılığı... Özal ve ABD... Özal ve asker... Özal ve hanedan... Ekonomide ve demokraside modeli... 12 Eylül'ün siyasal ortamında geçerli "haksız rekabet"le 1983'te iktidara tırmanışı... 1989'daki inişi... Bu süreci çok yakından izledi Hasan Cemal. Altı yılda yükseliş ve düşüş: tarihsel süreç içinde, ancak bir an sayılabilir bu. Hasan Cemal bu anı fotoğrafladı ve ortaya Özal Hikayesi çıktı. Özgün bir yapıttır Özal Hikayesi; eksiğiyle fazlasıyla Özal'ın kendisidir. Çekilen fotoğraf, tarihi yakalamaya dönük bir çaba sayılabilir. Tarihi yaşarken yakalamak... Evet, belki de olanaksız. Ama bir gazeteci vazgeçemez bundan. Akıp giden zamanın gelecekteki öyküsünü bugünden ele geçirmeye çalışır. Çünkü her şeyden önce çağının tanığı olmak ister. Onun için sürekli kıpır kıpırdır gazeteci. Suyun yüzüne vuranla yetinmez. Sahnenin arkasındakini sergilemeye çalışır çoğu kez. Turgut Özal da sahnede yıllarca kaldı... İşte böyle bir çabanın ürünüdür Özal Hikayesi...�

Özal'ın Misyonu
Meşhurların Hatıraları ve Değerlendirmeleriyle
Osman Özsoy
Türdav Yayınları

�Siyasetçilerimiz Özal'ın vizyonuna sahip olma yarışında. Partilerimiz, Özal'ın misyonunu en iyi biz temsil ediyoruz iddiasında. Vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, sağlığında olduğu kadar ölümünden sonra da ülke gündemini meşgul eden isimlerin başında geliyor Turgut Özal. ... Ve Özal tartışılıyor. Yaşadığı dönemde vizyonu, ölümünden sonra misyonu tartışılan Turgut Özal"ı anlatan kapsamlı bir eserle karşı karşıyasınız. Eserin, Özal'ın vizyonuna sahip olmak isteyenlerle, misyonunu temsil etmek isteyenlere faydalı olacağı kanaatindeyiz. Şimdi söz, okuyucunun...�

Turgut Özal'ın Anıları
Mehmet Barlas
Birey Yayıncılık / Yakın Tarih - Anı Dizisi

Elinizdeki kitapta, ülkemizin en yetkin gazetecilerinden Mehmet Barlas'ın Cumhuriyet döneminin en çok tartışılan, en vizyoner liderlerinden rahmetli Turgut Özal'la hayatının son yıllarında gerçekleştirdiği röportajlar yer alıyor. Kitapta Özal, ülkemizin dünü, bugünü ve geleceğine ilişkin hala geçerliliğini ve önemini koruyan görüşler dile getiriyor. Yayınevimiz,
ülkemizin ve dünyanın devasa sorunlarla, açmazlarla ve belirsizliklerle karşı karşıya kaldığı bir zaman diliminde Özal'ın Anıları'nı yayımlayarak siyaset ve ekonomi dünyamıza anlamlı bir katkıda bulunuyor. Barlas'ın kitabı, yabancı kaynaklarda Özal hakkında en fazla referans olarak başvurulan kitaplardan biri.

Özal'lı Yıllar
1983-1987
Yavuz Donat
Bilgi Yayınevi / Yavuz Donat'ın Vitrininden Dizisi

"Özal'lı Yıllar", Yavuz Donat'ın Vitrin'inden dizisinin son kitabı. Donat, "Sandıktan İhtilale", "Buyruklu Demokrasi" ve "Özal'lı Yıllar" adlı bu üç kitapla, 1977'den, 1987 Eylülü başına değin ülkemizin siyasal görüntüsünü , yine 1987 notlarıyla renklendirerek çiziyor.
-Rauf Tamer (Tercüman, 5.4. 1987)-



24 Ocak Yargılanıyor (İcraatın Dışından)
24 Ocağın Ekonomi Politiği
Faik Y.Başbuğ
Tekin Yayınevi

İşte "24 Ocak" pastasından acı bir ziyafet. Ortadirek adlandırmalı müşteriler çokluğunda, tadsız düşündürücü ve sanki hep ağıt dolu... Bu yönlü ağırlıklarıyla, yazılanlar, izleyicileri çok ilginç bir senaryo kurgusunda, zengin Başbakan masalarından yoksullara bakımyurdu'na, piyango milyarderliği umudundan fahişeliğin ekonomik diyalektiğine taşıyacak içerikte. Konular, uzun bir dönemi içeren anı-günlük yaklaşımıyla izlenmeye çalışılmıştır. Bunun için de, özellikle "ihtilalin" ya da yerleşik deyimiyle
"Kurtuluş Harekatının" bereketlendirdiği topraklarda, 24 Ocak ve mimarlarının icraatı yansız bir şekilde ele alınmış ve bu açıdan sistem bütünlüğü, kendi mantığı içinde özenle korunmak istenmiştir.

YORUM

Davut Bey ve Turgut Bey
Hilmi Yavuz
Zaman 27 Nisan 2001

Batılılaşma ya da Modernleşme girişimleri, Osmanlı entelektüellerini, Aydınlanma sonrasında Avrupa siyasal düşüncesiyle ilişki kurmaya götürmüştür; ama buna benzer bir ilişki Avrupa iktisat düşüncesiyle kurulamamıştır.
Geçen haftaki yazımda da belirtmiştim: Prof. Ahmet Güner Sayar, bırakınız Yeni Osmanlılar'ı Jön Türkler'in bile 'ne teorik iktisattan anladıklarını, ne de bizatihi iktisadi süreci anlayabildiklerini' öne sürmenin mümkün olmadığını bildirir; Adam Smith ve Ricardo'nun iktisadi fikirlerinin 'Yeni Osmanlıların teorik esaslarına kaynaklık ettiğini' öne süren Bernard Lewis'in bu iddiasının bir 'fanteziden öteye geçmediğini vurgular.

Namık Kemal'in, Montesquieu ve J.J. Rousseau'nun siyasal teorilerinden etkilendiğini biliyoruz elbet; �bizzat Namık Kemal'in yazıları bu etkilenmeye tanıklık ediyor çünkü! Gelgelelim, Adam Smith ve Ricardo'nun iktisat teorilerinin Yeni Osmanlılar'ın iktisadi görüşlerine kaynaklık ettiği iddiasının dayanağı nedir? Ve bu iddia, niçin 'bir fanteziden öteye' geçememektedir?
Prof. Dr. Şerif Mardin, 'Türkiye'de İktisadi Düşüncenin Gelişmesi' adlı kapsamlı makalesinde, 1838'de İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Baltalimanı anlaşmasının 'bütün hazırlık safhalarında ehemmiyetli bir rol' oynayan İngiliz Sefareti Başkatibi David Urquhart'tan söz ediyor. Prof. Mardin'in deyişiyle, 'Adam Smith'ten daha Adam Smith'çi' olan Urquhart, 'Adam Smith'in kaldırılmasını tavsiye ettiği devlet müdahalelerinden Türkiye'de hiçbirinin bulunmadığına ve binaenaleyh Türkiye'nin serbest ticaret için ideal bir ülke olduğuna' inanmaktaydı. Urquhart, bu düşüncelerini 1833'te yayımladığı 'Turkey and Its Ressources' adlı kitabında açıklamıştır. O yıllarda, yine İngiliz sefaretinde katip olarak görev yapan (Sir) Henry Layard'ın Autobiography and Letters'te yazdıklarına bakılırsa, Ahmet Vefik Efendi (Paşa) ile, 'Adam Smith ve Ricardo'nun eserlerindeki politik ekonomi konuları üzerinde' tartıştıkları anlaşılıyor.

Urquhart üzerine kuşatıcı bir çalışma yapmış olan Prof. Taner Timur da, 'Osmanlı Çalışmaları'nda, onun İngiliz politikasında 'Rus tarafdarları'na karşı, 'Osmanlı tarafdarları'nı temsil ettiğini yazmıştır. Urquhart'a göre 'Osmanlı düzeni en geniş ölçüde özgür ticarete ve özgür sanayie dayanmakta, bu durum da yerel idarenin son derece özerk ve gelişmiş olmasına yol açmaktadır. Türkler, 'çürümüş Bizans aristokrasisinin', 'kalabalık ve zalim ruhban sınıfının', 'hor görülmeye layık hükümetinin haksız kanunlarının' ve özellikle de tekelleri işle 'mali idaresinin ve tahsildarlar ordusunun' tam anlamıyla ezdiği halka rahat bir nefes aldırmışlardır. Timur'un belirttiğine göre David Urquhart (Osmanlıların verdikleri adla, 'Davut Bey'!), Osmanlı Devleti'nde yerel idarelerin özerkliğinin, 'kökeni İslam hukukuna dayanan vergi sistemi sayesinde' gerçekleştiğini düşünmektedir: 'Gerçekten de Türkler dolaylı vergileri toptan reddederek ve mali sistemleri basit ve dolaysız bir vergi sistemine dayandırarak, ticaretin ve sanayinin son derece gelişmesine elverişli bir zemin hazırlamışlardır. Doğrudan vergiler, yerel idareleri geliştirmiş ve bu durum Müslüman olmayan reayanın da kendi kurumlarını korumalarına ve hatta, Avrupa'da sanılanın aksine, geliştirmelerine yol açmıştır.' Urquhart, Osmanlı sistemi analiz edilirken iki tip 'merkeziyetçilik'in birbirine karıştırılmaması gerektiğini hatırlatarak, Osmanlı'da siyasal merkeziyetçilikten söz edilebileceğini, ama idari merkeziyetçiliğin bulunmadığı görüşündedir. (Şerif Mardin, Urquhart'ın özellikle Rumeli'deki vergi sistemini yakından incelediğini ve bu vergilerin 'beledi teşekküller olan ayanlar tarafından tayini ve toplanması'nın Urquhart'ı çok etkilediğini bildirmektedir.) Kısaca Urquhart, Osmanlı iktisadi yapısının liberal bir iktisat konsepti bağlamında örgütlendiğini, devlet müdahalesinin (zannedilenin aksine) asgari düzeyde olduğu kanısındadır. Taner Timur da, Osmanlı toplumunda yerel yönetimlerin özerk konumuna yaptığı vurgu dolayısıyla Urquhart'ın fikirlerinin günümüzde moda olan 'Osmanlı'da sivil toplum yok!' iddialarına uzak düştüğünü söylüyor. Osmanlı 'sivil toplum'unu, Urquhart'ın 'Türk ilkeleri' adını verdiği ilkelere dayandırabiliriz: Pazar ve ticaret özgürlüğü, sultanın keyfî vergi koyamaması, yerel geleneklere saygı, dini kurumların özerkliğini koruma, gayrimüslimlerin inanç özgürlüklerinin teminat altında bulunması... Bu durum, Prof. Timur'un haklı olarak belirttiği gibi, Osmanlı'nın 'modernist' potansiyelini gösterir.

Urquhart'ın 'Yeni Osmanlılar'la olan ilişkisi, özellikle 'sarıklı ihtilalci' Ali Suavi'de görülür. Hüseyin Çelik, 'Ali Suavi ve Dönemi'nde, 'Suavi, Urquhart'ta adeta kendisini bulmuştur' der. 'Çünkü o, Urquhart'ın söylediklerini, küçük nüanslar dışında bir ömür boyu söylemiş adam'dır. Çelik şunları yazıyor: 'Suavi de Urquhart gibi, İslam'ın Hıristiyanlık'tan farklı olarak, bütün çağların ihtiyacına en modern şekilde cevap verecek bir din olduğuna inanıyordu.' Nitekim Urquhart'ın Sultan Abdülaziz'e gönderdiği bir mektupta, Osmanlıların 'ancak ve ancak, geçmişte olduğu gibi Kur'an�ı Kerim'in hükümlerine tam uyarak yaşayabileceğini' bildirdiği de biliniyor.

David Urquhart ya da Davut Bey, Adam Smith'ten daha adam Smith'çi olduğu kadar, Osmanlı'dan daha Osmanlıcı olarak yadırganmış, hatta bizzat İngiliz hükümeti ve elbette Dışişleri Bakanı Lord Palmerston tarafından dışlanmıştır. Urquhart, İngiltere'nin Osmanlı ile olan ticari ilişkilerini geliştirmesi için çalışıyordu; �Lord Palmerston ise, Rusya ile! Ama maalesef, Ali Suavi dışında Yeni Osmanlılar'ın Davut Bey'i ciddiye aldıklarına dair bir tanıklık yoktur. İngilizler de ciddiye almamışlardır Urquhart'ı... Kimilerine göre 'acayip', 'egzantrik' ve 'megolaman'dır, kimilerine göreyse 'yarı deli!' Prof. Mardin bile, 'Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu'nda Urquhart'ın hissi egzotizmi'nden söz etmekten kendini alamamıştır. Dolayısıyla, Adam Smith ve Ricardo'nun görüşlerinin Urquhart gibi 'acayip' biri aracılığıyla dolaşıma sokulmasının Osmanlı entelijansiyası tarafından 'fantezi' olarak kabul edilmesine şaşmamak gerekir...

Davut Bey'in Osmanlı toplumunun modernist potansiyeline ilişkin değerlendirmelerinin Yeni Osmanlılar'ın ya da Jön Türkler'in fikirleri üzerinde etkin olmayışını anlamak mümkün de, bu düşüncelerin belli ölçekte değerlendirilebilmeleri için Turgut Bey'in iktidara gelmesini beklemek? İşte bunu anlamak mümkün değil! Hem siyasi hem de iktisadi anlamda gerçek 'Modernleşme' ya da 'Batılılaşma', bütün sancıları, problemleri ve elbette hatalarıyla, Osmanlı'nın modernist potansiyelinin farkında olan Turgut Bey'le başlamıştır çünkü...

Munky
21-07-07, 14:19
Zahir Şah ( 1915)
Muhammed Zahir Şah, Sürgündeki Kral. 40 yıl boyunca ülkeyi yönettikten sonra 1973 yılında kuzeni tarafından devrildi. Kral'ın ülkede birliği sağlamak için etnik grupların temsil edileceği Loya Cirga'ya başkanlık edebileceği bildiriliyor. 86 yaşında.

Munky
21-07-07, 14:19
Ahmet Kadirov ( 1954)
Doğum Tarihi 1954
Doğum Yeri Çeçenistan
Milliyeti Çeçen
Uyruğu Rus
Medeni Durumu Evli
Eğitim Durumu Taşkent İslam Enstitüsü (1980)
Yabancı Dil
Önceki Görevleri 1989-1994 Kuzey Kafkasya İslam Enstitüsü Kurucusu ve Rektörü

1996 Çeçenistan'ın resmi Müftüsü

1999 Şamil Basayev ve Hattab başkanlığundaki grublara karşı çıkarak, Çeçenistan Devlet Başkanı Mashadov'a karşı muhalefet başlattı.

1999 Mashadov tarafından Müftülük görevinden alınarak, vatan haini ilan edildi.

2000 Rusya tarafından Çeçenistan Cumhuriyeti yönetimine atandı.

5 Ekim 2003 tarihinde yapılan Çeçenistan Devlet Başkanlığı seçiminde Çeçenistan Devlet Başkanı seçildi.
Halen Bulunduğu Görev 9 Mayıs 2004 tarihinde Çeçenistan Devlet Başkanı iken düzenlenen bir suikast sonucu hayatını kaybetti.

Munky
21-07-07, 14:19
Aliya İzzetbegoviç ( 1925)- (19.10.2003)
İzzetbegoviç
Aktüel, 9-17-95

- 1925 doğumlu
- 24 yaşında İslâmcılık suçundan 5 yıl hapis yattı.
- Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirdi.
- 25 yıl avukatlık ve bir inşaat firmasında yöneticilik yaptı.
- 1970 yılında İslâm Manifestosu adlı bir kitap yazdı.
- Bu kitap 1983'te kovuşturmaya uğradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı.
- 1950 öncesinde kurulmuş olan Mladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçundan 14 yıl hapse mahkum edildi.
- Mahkumiyetini çekerken, Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi.
- 1989 yılında Yugoslavya'nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu.
- 1990 yılında İslam Manifestosu'nu yeniden bastırdı.
-Bu kitap İzzetbegoviç'in İslâmi kimliğinden ziyade, siyasi kararlılığının ve mücadelesinin bir simgesi oldu.


HAKKINDA YAZILANLAR

Direnen Saraybosna
Münir Gavrankapetanoviç
Timaş Yayınları / Hatıra Dizisi

�Bir Müslüman-Boşnak entellektüel olarak ün yapmış olan Münir Gavrankapetanoviç, 'Genç Müslümanlar Teşkilatı'nın üyesi olmak suçundan 1940'larda daha üniversite öğrencisi iken hapisle tanışmıştı. Yıllarca bağımsız Bosna'nın hasretini ve çilesini çekmiş olan Gavrankapetanoviç, Aliya İzzetbegoviç'in de yakın dava arkadaşıdır. "Bu kayıtlar, benim ve ailemin Nisan 1992-Nisan 1994 yılları devresindeki kuşatmanın zor günlerini nasıl yaşadığımızın şahididir. Bu, Sarayevo'yu derinden sarsan ağır olaylar içinde yaşanan dram sahnesini, kendine özgün bir tarzda gösteren bir denemedir." diyen yazarın elinizdeki eseri, edebi bir üslup, münevver bir bakış açısı ve farklı gözlem gücüyle zevkle okunacak bir hatırat... Bu kitap aynı zamanda, 20. yüzyılın sonuna yaklaşırken Avrupa'nın göbeğinde yaşanmış olan bir vahşete ve bir milletin şanlı direnişine ışık tutması bakımından da ayrı bir öneme haizdir.�

Aliya İzzetbegoviç öldü

Bosna-Hersek Eski Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç öldü. Bosna'daki savaş sırasında liderlik yapan efsanevi lider İzzetbegoviç, 78 yaşında vefat etti. Bosna'da 1992-1995 yılları arasındaki savaşın önde gelen isimlerinden olan İzzetbegoviç, son yıllarda iki kez kalp krizi geçirmiş, 2002 senesinde kendisine kalp pili takılmıştı. Biz bu yazıda bir yandan İzzetbegoviç�in hayatını ele alırken diğer yandan da küreselleşme baskısı altında ulus-devletlerin parçalanma programına eleştiriler getireceğiz.
Aliya İzzetbegoviç, 1925 yılında doğdu. 24 yaşında �İslâmcılık� suçundan 5 yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirdi. 25 yıl avukatlık ve bir inşaat firmasında yöneticilik yaptı. 1970 yılında İslâm Manifestosu adlı bir kitap yazdı. Bu kitap 1983'te kovuşturmaya uğradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. Aliya İzzetbegoviç, 1983 yılındaki Saraybosna mahkemesinin ardından Bosna-Hersek'teki İslami hareketin sembolü olarak zihinlere yerleşti. 1950 öncesinde kurulmuş olan Mladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçundan 14 yıl hapse mahkum edildi. Mahkumiyetini çekerken, Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi. 1988 yılında Yugoslavya'nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu.
Yugoslavya'nın en kötü hapishanesinde "taş kırarak" geçen 6 yılın ardından 1988'de dışarı çıktığında, Bosna toplumu içinde büyük bir karizma sahibi olmuştu. Mayıs 1990'da Müslümanlar tarafından kurulan Demokratik Eylem Partisi'nin (SDA) genel başkanlık koltuğuna adeta "doğal lider" olarak oturdu. İzzetbegoviç, Bosna'da 40 yıldır baskı altına alınmış ve unutturulmaya çalışılmış olan İslam'ın yeniden doğuşunu simgeliyordu. Batı'nın tahakküm edici ve saldırgan karakterine karşı, İslam'ın hoşgörü ve barışçılığını vurguluyor, çoğulcu bir Bosna-Hersek'in devamını savunuyor, Hırvat ve Sırp toplumlarıyla barış içinde birlikte yaşamayı hedefliyordu.
1990 yılında İslam Manifestosu'nu yeniden bastırdı. Bu kitap İzzetbegoviç'in İslâmi kimliğinden ziyade, siyasi kararlılığının ve mücadelesinin bir simgesi oldu.

Bosna Savaşı
ABD�nin Haiti ve Panama saldırganlığı uzak coğrafyamızda olaylardı. Doğrusu Türk kamuoyu bunu pek takip edemedi. Yugoslavya�nın parçalanması ise Bosna�ya özgürlük kazandıracağı için işimize geliyordu. Bu konuda Doğu Perinçek dışında pek bizi uyaran olmadı. Bugün ABD�nin Irak saldırganlığına Haiti, Panama müdahaleleri ve Yugoslavya�nın parçalanması örtülü bir meşruiyet kazandırmıştır.
Sırpların baskısı altında yaşayan ama bağımsızlık çabası içine giren Boşnaklara, zamanın Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, kimsenin kendilerine dokunmayacağı müjdesini vererek, gerekirse �gök kubbeyi başlarına yıkarız� diyebilmişti. Bir siyasi parti lideri Bosna�ya gönüllü ordusu göndereceğini söylerken, bir başka parti topu Türk Silahlı Kuvvetleri�ne havale ederek, �Ordu�nun Bosna�ya asker göndermesini� isteyebilmişti. Tabii bu söylenilenlerin hiç biri olmadı. Ne Sırpların başına gök kubbeyi yıkabildik, ne gönüllü ordu, ne de TSK�yı gönderebildik Bosna�ya.
Oysa Boşnakların karşılarında Avrupa�nın dördüncü ordusu konumundaki Yugoslav-Sırp ordusu vardı. Üstelik bu ordu Rusya ve Yunanistan�dan açık destek alıyordu. Türkiye�nin Bosna-Hersek�le sınırı yoktu ve Boşnakların İran ve Suud emperyalizmi tarafından kirletilmiş beyinleri oyuna gelmeye çoktan müsayitti. Ve Aliya İzzetbegoviç daha savaş başlamadan ilk ziyaretlerinden birini İran�a yapmıştı bile. Bosna parlamentosu hızını alamayıp adil düzen uygulayacağını söylüyordu.
Bosna Savaşı�nda binlerce insan öldürüldü ve Yugoslavya parçalandı. Ardından imzalanan Dayton Anlaşması gerçekten bağımsız bir Bosna-Hersek ortaya çıkarmadı.

Aliya İzzetbegoviç'in sahneden çekilmesi

2000 yılında Bosna-Hersek'te de bir seçim gerçekleştirildi. Ancak Dayton Anlaşması'nın Bosna-Hersek topraklarını üçe bölmesi sebebiyle Müslümanların oylarının ağırlığı seçimlerde çok fazla kendini hissettiremiyordu. Bosna-Hersek açısından 2000 yılının en önemli gelişmesi ise hem bir hareket, hem bir düşünce, hem de bir devlet adamı olan Aliya İzzetbegoviç'in sahneden çekilmesi oldu.

Hareket adamlarının birçoğu, devlet kademelerinde makam sahibi olduktan sonra çizgilerini değiştirerek davalarındaki samimiyetleri konusunda şüphelere sebep olmuşlardır. Ancak Aliya İzzetbegoviç hareket lideri olduğu sırada izlediği çizgiyi cumhurbaşkanı sıfatıyla da aynen sürdürerek samimiyetini ispat etmiştir. İzzetbegoviç aynı zamanda Bosna-Hersek davasında tarihe ismini yazdıran karizmatik bir lider rolü oynamıştır.

Bosna'da SDA'nın seçim zaferi yönetime yansımıyor çünkü...
2002 yılında yapılan seçimlerde oyların yüzde 36,94'ünü Aliya İzzetbegoviç'in kurduğu Demokratik Eylem Partisi (SDA) almıştı. SDA hem merkezi parlamentoda hem de Boşnak-Hırvat Federasyonu'nda en çok oy alan parti olmuştu.

Bosna Aliya�yı uğurladı

Aliya İzzetbegoviç uzun yıllardır devam eden hastalığından sonra vefat etti. Bosna halkı, Aliya İzzetbegoviç�i görkemli bir törenle uğurladı. Cenaze töreninde Türkiye�yi Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül temsil etti. 19 Ekim 2003 Pazar günü tedavi gördüğü Kosova Hastanesi�nde hayatını kaybeden İzzetbegoviç, 22 Ekim tarihinde parlamento binası önünde düzenlenen törenden sonra Kovaçi Şehitliği�nde kılınan cenaze namazından sonra şehitliğe defnedildi. Ülkede bayraklar yarıya indirilirdi, tören için binlerce Boşnak Saraybosna�ya akın etti. Başta Saraybosna olmak üzere değişik şehirlerde açılan taziye defterlerini imzalamak için Boşnaklar uzun kuyruklar oluşturdu. Bosna�da bütün gazete ve televizyonlar normal yayınlarını keserek İzzetbegoviç ile ilgili özel programlar yayınladı. Başbakan Adnan Terziç, �O, çok uluslu Bosna�nın babasıydı. Sadece Bosna değil tüm insanlık için büyük kayıp� dedi. Yüce Allah rahmet eylesin.(Amin)

Dayton�a rağmen devlet olmak

Self determinasyon yani halkların kendi geleceğini tayin hakkı ile egemen devletlerin ülke bütünlüğü birbiriyle çatışan iki ayrı yönelimdir. Bizim kendi topraklarımızda ülke bütünlüğünden bahsederken, başka ülkelerin topraklarında yaşayan halkların bağımsızlığını açıkça destekleme gibi bir lüksümüz olamaz. Ben ülkemde her hangi bir etnik ayrılığı hoş görmediğim gibi Eski Yugoslavya ve Rusya dahil hiçbir ülkenin parçalanmasına karşıyım. Bu çerçevede Yugoslavya�nın parçalanmasına da karşıyım. Bosna bağımsızlık savaşının ardından Dayton Anlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Bu anlaşmanın getirdiklerine kısaca göz atmak faydalı olacaktır.

Dayton Anlaşması, Bosna�nın Lozanı

Bosna tüm dünyada yeni dünya düzeni için simgesel mânâda önemli bir ülke. Burada Doğu ile Batı, İslam ile Hıristiyanlık, Katoliklik ile Ortodoksluk, Katoliklik ile İslam, İslam ile Ortodoksluk buluşuyor. Bu şekilde birbirine karşı üç unsurun, Katolik Faşizmi, Ortodoks Tüm Slavcılık ve İslamın buluştuğu Bosna, medeniyetler çatışması veya barışı konusunda ve baskın bir din veya milliyetin ağırlıkta olan bir çokuluslu � çok dinli siyasi yapının kurulup kurulamayacağında dünyanın en güzel ve müsait deney alanı olacak.
Bu nedenle Dayton Anlaşması�nda hedeflenen de çok uluslu, çok dinli, çok toplumlu bir model oluşturmak. Yapılan iş, bu şekilde üç unsuru bir araya getirerek bir devlet kurmak. Dayton Anlaşması Bosna�da hakim unsurlardan birinin diğerine baskınlık kurmasına müsaade etmiyor. Yani temelde çoğunluk olan müslüman Boşnakların hakimiyetini engelliyor.
2000 yılında Bosna-Hersek'te de bir seçim gerçekleştirildi. Ancak Dayton Anlaşması'nın Bosna-Hersek topraklarını üçe bölmesi sebebiyle Boşnakların oylarının ağırlığı seçimlerde çok fazla kendini hissettiremiyor. Dayton Anlaşması acı reçete olmasına rağmen Aliya İzzetbegoviç�in olguları görerek bu anlaşmayı imzalaması, onu küçültmemiş büyütmüştür. O, bu yaklaşımıyla Lozan�da Türkiye�nin ve Mustafa Kemal�in uyguladığı doğru yöntemi uygulamıştır. Yaser Arafat, Hamas�ın baskısıyla Ehud Barak�ın uzattığı eli boşlukta bıraktığı için ne Barak ne Clinton ne de Arafat kazanabildi. Barak�ın ve Clinton�un halklarına bir şey olmadı, ama Yaser Arafat�ın halkı, Filistinliler perişan. Netice itibariyle ben Aliya İzzetbegoviç�i bağımsızlık savaşı başlattığı için değil, karizmasından fedakarlık yaparak sulh anlaşması imzaladığı için başarılı buluyorum. Allah rahmet eylesin.

İzzetbegoviç�in cezaevi arkadaşlarından Cemalettin Latiç

Ülkenin önde gelen aydınlarından ve Aliya İzzetbegoviç�in cezaevi arkadaşlarından Cemalettin Latiç ise Dayton Anlaşmasına �Bize sadece ülkenin kaybedilmemesi, savaşın kaybedilmemesi noktasında başarı sağladı. Bu noktada başarıdır; yine aynı açıdan bakarsanız da Sırplar ve Hırvatlar açısından büyük yenilgidir� şeklinde bakıyor. Boşnak Milli Marşı�nın yazarı, aynı zamanda ilahiyat fakültesi öğretim üyesi olan Latiç, Bosna�daki savaşın şekil değiştirdiğini, politik arenada devam ettiğini ve Boşnakların, Bosna�da yüzde 50 eşitliği sağladığı güne kadar süreceğini söylüyor. İzzetbegoviç�in de aralarında bulunduğu ekiple 3.5 yıl cezaevinde kalan Latiç�e göre �özgür ve Müslüman bir Bosna�nın garantisi Avrupa Birliği olacak.

Sorunlar çözülmeme bile devletleşme süreci başarılmalı

Bosna�da barış yıllardır uygulamada, ama sorunlar çözülmüş değil, üstelik birliktelik silah zoruyla sağlanıyor. Her üç toplum da nihai çözümü Avrupa Birliği üyesi olmakta görüyor. Bosna Hersek, 1992�1995 yılları arasında savaş, tarihte eşi görülmemiş bir vandalizm, toplu mezarlar ve bir toplumun efsanevi direnişi ile dünya gündemini adeta işgal etmiş, takip eden bir yıl içerisinde de daha önce hiçbir yerde denenmemiş bir toplum modeli öneren Dayton Anlaşması ile gündemdeki yerini korumuştu.
Peki ama 250 bin Boşnak�ın hayatını kaybettiği, yüz binlerce insanın sakat kaldığı ve savaş mağduru olduğu, ekonomisinin yüzde 70 oranında enkaza döndüğü bir ülke geride kalan süre içerisinde ne durumdaydı? Savaşın yaraları sarılabilmiş miydi? Amerika tarafından planlanıp Bosna�da uygulamaya konan modelin aşısı tutmuş muydu? Bosna�yı mercek altına aldık; fakat ortaya çıkan manzara çok da ümit verici değil. Dondurulmuş bir sorunlar yumağı var Bosna�da.

Herşeye rağmen devlet olmak

Ana hatlarıyla özetlemek gerekirse sistem şu şekilde işliyor; Bosna�nın başında üç kişilik bir devlet başkanlığı kurulu var. Bunlar, üç kurucu halkı temsil ediyorlar ve en çok oyu alan kurul başkanı oluyor. Bunun altında bakanlar kurulu var. İki eşbaşbakan (Boşnak ve Sırp) ve bir eşbaşbakan yardımcısı (Hırvat) bakanlar kuruluna başkanlık ediyor. Bakanlıklarda birer bakan ve ikişer bakan yardımcısı var. Her bakanlığı yöneten üç kişi, üç ulus arasında paylaşılıyor. Mesela, dışişleri bakanı Hırvat ise, yardımcıları Sırp ve Boşnak olmak zorunda. Devlet seviyesinden iki kanatlı bir meclis var. Devlet yönetimi ise iki ana bölümden oluşuyor. Bosna Hersek ve Bosna Hersek Sırp Cumhuriyeti. Sırp Cumhuriyeti�nin başında bir cumhurbaşkanı var. Srbska�nın kendi meclisi ve bir bakanlar kurulu var. Burada makam dağılımında etnik bir ayrım yok. Srbska arazisi bir alt yönetim için belediyelere ayrılmış durumda. Federasyonun başında ise, bir başkan ve bir yardımcısı var. Bu makamlar, Boşnak ve Hırvatlar arasında iki yıllığına dönüşümlü olarak tutuluyor. Federal hükümetin başbakanı Boşnak, yardımcısı Hırvat. Bakanlıklarda bakan bir ulustan ise yardımcısı diğerinden olmak durumunda. Federal bölge kendi başkanları, hükümetleri ve meclisleri olan 10 kantondan oluşuyor. Kantonların altında ise belediyeler var. Bosna�da sadece şehir alanı değil, şehre bağlı tüm bölgelerin yönetimi de belediyelerin elinde. Sistem bu kadar karmaşık olunca ülkede işleyiş ve �tek devlet� tesis edilemiyor. Yazılarında Bosna sorununa özellikle değinen yazarlardan Hakan Albayrak, gelinin süreçte Bosnalıların bir psikolojik savaşa tabi tutulduğunu söylüyor. Albayrak�a göre başarı bu psikolojik savaşı aşmaya, yani her şart altında devlet olmayı başarmaya bağlı.
Barışta kimlik mücadelesi ve SDA�nın gençlik kolu Miladi Müslüman

Hırvatlar Katolik oldukları için Hırvat, Sırplar Ortodoks oldukları için Sırp ve Boşnaklar Müslüman oldukları için Boşnak. Bunun dışında herşeyleri aynı. Bu nedenle Boşnaklar arasında müslüman kimliğin korunması çok önemli. Özellikle Boşnak gençlerine milli ve dini bilinç oluşturma konusunda çalışmalar yapan Miladi Müslüman (Genç Müslümanlar) hareketinin ana misyonu �Boşnak kimliğinin korunması� şeklinde açıklanıyor. Miladi Müslüman aslında Aliya İzzetbegoviç�in partisi olarak bilinen SDA�nın gençlik kolu olarak faaliyet gösteriyor. Özellikle 1991�de yoğun olarak teşkilatlanmaya başlamışlar. Çünkü Hırvat ve Sırpların milliyetçilik propagandası yapmaları üzerine �Müslüman Boşnak� kültürünü kazandırmak zorunda olduklarını fark etmişler. Temel olarak Boşnak gençlerine sahip çıkmak amacında olduklarını anlatan kurum başkanı Almedine Zuko �Küreselleşme ve kardeşlik adı altında Bosna�da uygulanan bir plan var. Gençlerimizin milliyet ve dini referanslarını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.�

Munky
21-07-07, 14:19
Bill Clinton
Bill (William Jefferson) Clinton

ABD'nin 42. Başkanı olan Bill Clinton 19 Ağustos 1946'da Arizona eyaletine bağlı Hope kentinde doğdu. Babası William Blythe'yi bir trafik kazasında kaybeden Bill, 16 yaşındayken, annesi Virginia Blythe, Roger Clinton ile evlenince Clinton soyadını aldı. 1968'de Georgetown Üniversitesi'ni bitiren Clinton, burslu olarak bir süre Oxford Üniversitesi'ne devam etti, 1973'te Yale Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.

1972'de George McGovern'in başkanlık kampanyası için çalışan Clinton, 1973-76 yılları arasında Arkansas Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı ardından 1978 yılında Arkansas Eyaleti Başsavcısı seçildi. 1978 yılına gelindiğinde Clinton ülkenin en genç valisi sıfatıyla Arkansas'a vali seçildi.

1980'de yeniden adaylığını koyduğu valiliğe seçilemeyen Clinton, 82, 84, 86 ve 90 yıllarında yeniden seçilerek Arkansas Valiliği yaptı. Clinton 1975'de Hillary Rodham ile evlendi, Çiftin Chalsea isimli bir kızları oldu.

Bush'u yendi
Kişiliğine yönelik tüm saldırılara rağmen 1992'de ABD Başkan adaylığı için Demokratlar'dan birçok eyalet seçimini kazanan Clinton, Demokrat Parti'yi merkeze kaydırmakla suçlandı. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen Clinton, 1992 kasımında düzenlenen seçimlerde Başkan George Bush'u ağır bir yenilgiye uğratarak ABD Başkanı seçildi.

Clinton'ın başkanlığı döneminde ülkede açılan yeni iş alanlarıyla işşizlikle savaşta önemli adımlar atıldı. Ülke ekonomisi son yılların en iyi düzeyine erişti. Dış politikadaysa Ortadoğu barış sürecine ilişkin arabuluculuk rolünü iyi oynayan Clinton, Bosna'daki iç savaşın bitmesini sağlamak için bölgeye ABD askerleri gönderdi, Rusya ve Çin ile olan ilişkileri revize etti.

Clinton'ın Arkansas Valiliği döneminde ortağı olduğu Whitewater emlak şirketi ile ilgili ortaya atılan yolsuzluk iddiaları, ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'daki karizmasını çok sarstı. Clinton'ın bazı yakın arkadaşları davayla ilgili olarak çeşitli cezalara çarptırıldı, ancak tüm bunlar Clinton'ın 1996'da seçimleri bir kez daha kazanarak ikinci dönem ABD Başkanlığını engelleyemedi.

Beyaz Saray'da seks skandalı
Clinton ikinci dönem başkanlığı bir seks skandalının gölgesinde geçti. ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'da çalışan Monica Lewinsky ile birlikte, dünyaya yön veren önemli kararların alındığı Oval Ofis'te ilişkiye girdiğinin ortaya çıkması Clinton'ın az daha azledilmesine yol açıyordu. Clinton, başlarda iddiaları yalanladı. Ancak daha sonra bir çok tanığın ve delilin ortaya çıkması üzerine, ABD Başkanı Lewinsky ile 'kısıtlı' bir ilişkiye girdiğini kabul etti. Lewinsky'nin kendisine sadece oral seks yaptığını itiraf eden Clinton, Kongre'de yapılan oylama sonucu azledilmekten kurtuldu.

Clinton'ın ekonomik programı, bu ikinci başkanlık döneminde de ülkeye belirli bir oranda refah getirdi. Dış politikadaysa, Clinton yine Ortadoğu barışında arabulucuk görevini başarıyla yürüttü. Kosova'da Arnavutlar'a yönelik Sırp baskısının sona ermesi için düzenlenen NATO operasyonuna liderlik etti.

Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in, ülkede olduğu öne sürülen kimyasal-biyolojik silahları denetlemekle yükümlü Birleşmiş Milletler ekibinin faaliyetlerine son vermesi üzerine düzenlenen ikinci geniş kapsamlı operasyonda bayraktarlık yaptı.

Çin- ABD ilişkilerinin bugüne dek olmadığı kadar gelişmesinde önemli rol oynadı. Ancak Clinton, Rusya'nın Çeçenistan'da düzenlediği ve çok sayıda sivilin de ölmesine yol açan operasyonunu durdurmasında başarılı olamadı.

Başkanlık "Junior" Bush'a teslim
Clinton, 7 Kasım 2000'de yapılan olaylı ABD Başkanlık seçiminin galibi George Bush'a 22 Ocak 2001'de Beyaz Saray'daki başkanlık koltuğunu teslim edecek.
Xxxxxxxx

Munky
21-07-07, 14:20
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1294.jpg
Cahar Dudayev ( 1944)- (21.04.1996)
Çeçenistan'ı özgürlüğü kavuşturan Cahar Dudayev, 1944 yılının Şubat ayında Çeçenistan'ın Yalho köyünde doğdu. Hayata gözlerini açar açmaz Rus baskısı ile tanıştı. 23 Şubat 1944'te Sibirya'ya sürgün edilenlerin arasına katıldığında daha annesinin kucağında 15 günlük bir bebekti. Çocukluk yılları Sibirya bozkırlarında çok güç şartlar altında geçti. Orta öğrenimini burada tamamladı. 1962 yılında Tambov Askeri Pilot Yüksek Okulu'ndan, 1966 yılında da Uzak Mesafe Uçakları Pilot ve Mühendis Yetiştirme Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1974 yılında Gagarin Hava Harp Akademisi'ni de bitiren Dudayev, 1. Sınıf pilot ve mühendis ünvanını kazandı. S.S.C.B. hükümeti tarafından kendisine 12 madalya verildi. Tümgeneralliğe yükseldi. Sovyet tarihinde Stratejik Hava Kuvvetleri'nde Tümen Komutanı olmayı başaran ilk Müslüman olarak adından bahsettirdi.

Çeçenistan Devlet Başkanı olmadan önce Baltık Cumhuriyetlerinde yaşanan bağımsızlık hareketlerini bastırmadığı için adı isyancı generale çıktı. 1989'da Estonya'da Stratejik Hava Kuvvetleri Filoları Komutanlığı'nda görev yaparken Baltık ülkelerinde başlayan bağımsızlık hareketlerinin kuvvet kullanılarak bastırılması için Moskova'dan emir aldı. Ancak bu emri "yurdunun bağımsızlığı için mücadele eden bir halkın üstüne bomba atmam" diyerek yerine getirmedi. Moskova bu itaatsizliği hazmedemedi ve Dudayev'e ceza olarak askeri birliği ile birlikte Grozni'ye sürgüne gönderildi. 1990 yılının Mayıs ayında görevinden istifa etti. Rusya bu "isyancı" komutanın önderlik edeceği birçok olaya gebeydi.

Kasım 1990'da toplanan Çeçen Halkının Kurultayı'na davet edildi ve sonradan "Çeçen Ulusal Kongresi" adını alan bu halk meclisinin icra kurulu başkanlığına seçildi.
19-21 Ağustos 1991'de Gorbaçov'a karşı girişilen başarısız darbe teşebbüsü sırasında darbecilerin karşısında yer aldı. Akabinde, darbecilerle işbirliği yapan Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Hükümeti'ni düşürmek için başlatılan halk hareketinin başına geçti. Demokratik güçler, aydınlar ve tüm Çeçen halkı kendisini destekledi. 27 Ekim 1991'de yapılan seçimlerde %85 oranında aldığı oyla Çeçenistan Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.Rusya'nın 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenistan'a karşı başlattığı işgal ve soykırım hareketine karşı Cahar Dudayev, "Son Çeçen canını vermeden Ruslar ülkemize hakim olamaz" diyerek, halkına "Cihad" emrini verdi.Dudayev'in önderliğindeki Çeçen halkı, iki yıla yakın bir süre devam eden şanlı bir istiklal mücadelesi verdi. Sonunda Mayıs 1996'da Çeçenistan Ruslardan temizlenerek, Kafkas tarihine yeni bir altın sayfa eklendi.Bu özgürlük lideri, 21 Nisan 1996'da bir suikast sonucu şehid edildi.

Munky
21-07-07, 14:20
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/112.gif
Cemal Gürsel ( 1895)- (14.10.1966)
4.CUMHURBAŞKANI

GÖREV SÜRESİ

27 MAYIS 1960
28 MART 1966

1895 yılında Erzurum'da doğdu. İlk öğrenimini Ordu ilinde yaptı. Daha sonra öğrenimini Erzincan ve İstanbul'da askerî öğrenci olarak sürdürdü.

1915-1917 yıllarında Topçu Subayı olarak Çanakkale Savaşlarına katıldı. Filistin ve Suriye cephesinde bulundu.

Türk İstiklal Harbinin Batı cephesindeki bütün savaşlarına katıldı. 1929 yılında Harp Akademisi'ni bitirdi.

1946 yılından itibaren Orgenerallik rütbesi dahil çeşitli general rütbelerinde hizmet yaptı. 1958 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. Bütün bu görevleri sırasında meslekî bilgi ve karakteri ile ordunun ve halkın sevgisini ve güvenini kazandı.

27 Mayıs 1960 harekâtının lideri olarak kabul edildi. Yeniden demokratik düzene dönülmesinde ve 1961 Anayasası'nın hazırlanmasında önemli rol oynadı. Halk oyuna sunulan ve kabul olunan bu Anayasa gereğince, 10 Ekim 1961 tarihinde yapılan seçimlerden sonra teşekkül eden Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin dördüncü Cumhurbaşkanı olarak seçildi. 1966 yılında başlayan rahatsızlığının devamı ve görevini engellemesi üzerine, Anayasa uyarınca Cumhurbaşkanlığı görevi sona erdi. 14 Eylül 1966 tarihinde vefat etti.

Munky
21-07-07, 14:21
Deli Petro ( 12.12.1671)- (24.12.1724)
1672 yılında Moskova'da doğdu ve kendi kurduğu Saint-Petesburg (Leningrad) da 1725 yılında öldü. Rusyayı Avrupalılaştırmak için çalışmalar yaptı. Petro'nun ilk işi bir ordu ve donanma meydana getirmek olmuştur. İngiliz gemilerinin nasıl yapıldığını öğrenmek için iki defa Arkanjel'e seyahat etmiş, mühendisler getirterek Voronej ve Don nehirleri üzerinde ilk Rus donanmasını yaptırmıştır. Rusya'nın sahili olmadığı ve Karadenize inmek için Petro 1696'da Azak kalesine hücum ederek Osmanlının elinden aldı. 1709'da da onikinci Charles'e karşı Poltava zaferini kazanarak onu Osmanlıya sığınmaya mecbur etti. Petro İsveç kralının kendisine teslim edilmesini istemişti. Osmanlı bunu kabul etmeyerek kralı beş sene muhafaza etmiş ve sonra memleketine kaçmasına imkan vermiştir. Osmanlıyla bu sebepten dolayı muharebeye girişti fakat Baltacı Mehmed Paşa'nın kumandası altında bulunan Osmanlı ordusu tarafından Prut'ta 1711'de zor durumda bırakılmıştı. Baltacı Mehmed Paşa biraz azimli davransaydı, Petro ya yenilecek ya da askeriyle birlikte mahvolacaktı. Petro Osmanlının elinden ucuz kurtulduktan sonra Azak kalesini tekrar elden çıkardı. Baltacı Mehmed Paşa'nın Katherina'dan etkilenerek sulh yapmak gerektiği fikrini savunduğu söylenmektedir. Petro elli üç yaşında öldü. Unvanını hakkıyla kazanmış hükümdarlardandır. Yaptığı birçok değişikliklerden ve insafsızca şiddetinden dolayı eski tarihciler ona Deli Petro derler.

Munky
21-07-07, 14:21
Ebulfez Elçibey ( 11.07.1037)
Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, 1938 yılında Nahçıvan'ın Keleki kasabasında doğdu.

Asıl adı, Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev olan Elçibey, Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.

Elçibey, 1970'li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan'ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. 1976 yılında Sovyetler'e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978 yılında şartlı olarak serbest bırakıldı.


Ebulfez Elçibey, 1988-1989 yıllarında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük ederek, halkından büyük destek gördü. Elçibey, aktif siyasi hayatına 1989 yılında, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin (AHCP) başına geçerek başladı.
Azerbaycan, SSCB'nin 1990'da dağılmasının ardından 18 Ekim 1991 yılında bağımsızlığını resmen ilan etti. Ayaz Muttalibov'un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992'de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu.

Elçibey, daha önce "Milli Kahramanlık Ödülü"nü verdiği Suret Hüseyinov'un Haziran 1993'de ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terkederek doğum yeri olan Keleki'ye döndü. Azerbaycan'ın eski Cumhurbaşkanı, 31 Ekim 1997'de Keleki'den Bakü'ye döndü ve AHCP'nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. Elçibey, 1998 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine, "demokratik ve adil olmadığı" gerekçesiyle boykot ederek katılmadı.
Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti.

Azerbaycan'da 5 Kasım'da yapılacak 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koydu.
Hayatı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde "Bütün Azerbaycan Yolunda" isimli bir kitap çıkardı.
62 yaşında ölen Ebulfez Elçibey, iki çocuk babasıydı. GATA'da bir süredir tedavi gören Azerbaycan'ın eski Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey vefat etti.

Elçibey, yaklaşık 2 aydır sağlık nedenleriyle Türkiye'de tedavi altında tutuluyordu.

Prostat tümörü nedeniyle önce Ankara Hastanesi'nde tedavi altına alınan Elçibey, hastalığının belirli bir evreye ulaşması ve kemik tutulumu nedeniyle radyoterapi gerektiği için 9 Ağustos Çarşamba günü GATA'ya radyoterapi görmek üzere kaldırılmıştı.
Eski Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'ye "metabolik durumunun çok bozuk ve septik komada, şuuru kapalı olarak" geldiği, Türkiye'de kaldığı sürece durumunun iyiye gittiği, ancak nefes darlığı, akciğer enfeksiyonu, prostat kanseri hastalıklarını birarada taşıdığı belirtilmişti.

Munky
21-07-07, 14:21
Faysal ( 1885)- (1933)
Arap Devlet adamı ve Irak Kralı. I Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletine karşı düzenlenen Arap ayaklanmasının önderlerindendir. Faysal 1915'de babası Şerif Hüseyin tarafından başlatılacak bir Arap ayaklanmasının öbür Arap liderleri tarafından desteklenmesinin koşullarını görüşmek üzere Şama gitti. İngiliz Hükümeti ile anlaşarak bir ordu kurmaya girişti. Şam 1 Ekim 1918'de İngiliz ve Arap ordusunun eline geçince Faysal Suriye Kralı ilan edildi. 1919'da Barış görüşmelerine katılmak üzere Paris'e gitti.

Paris'te Fransızların Lübnan'ın ve Suriye'nin kıyı bölgelerini işgal etmelerini kabullenmek zorunda kaldı. Ancak Fransızlar 1920'de Suriye'nin tümünü işgal ederek Faysal'ı sürgüne yolladılar. İngilizlerle anlaşan Faysal Suriye ve Irak milliyetçilerinin de desteğini alarak, Ağustos 1921'de Irak kralı oldu. Ekim 1922'de İngiltere ile görünüşte İttifak, gerçekte İngiliz mandası öngören 20 yıllık bir antlaşma yaptı. Antlaşma metnin Irak basınında yayımlanmasını izleyen tepkiler sonucu antlaşmanın süresi 4 yıla indirildi.
Ardından İngiltere ile yapılan bir dizi anlaşma sonucu Irak bağımsız bir ülke olarak 3 Ekim 1932'de Milletler Cemiyetine üye oldu.

Munky
21-07-07, 14:21
Glafkos Klerides
GÜNDEM

Kıbrıs Rum Kesimi Seçimleri

Financial Times: ''Klerides yengilgisi umutları gölgeledi

Güney Kıbrıs'ta dün yapılan başkanlık seçimlerinde muhalefet adayı Tassos Papadopoulos'un beklenmeyen kolay zaferinin Kıbrıs müzakerelerinde anlaşma yapılmasını güçleştirebileceği öne sürüldü.

Financial Times gazetesi, Rum Kesimi'nde yapılan seçimlerin sonucunu değerlendirirken "Klerides'in yenilgisi anlaşma umutlarını gölgeledi" yorumunu yaptı.

Papadopoulos'un Kıbrıslı Türklerle anlaşma yapılmasına karşı çıkmakla tanındığına dikkat çeken Financial Times, bu durumun 28 Şubat'a kadar bir anlaşma sağlanmasını güçleştirebileceğini kaydetti. Gazete, seçim sonuçlarının Nisan'da AB'ye katılım antlaşmasının sadece Kıbrıslı Rumlar tarafından imzalanması olasılığını da arttırdığını belirtti.

İngiliz gazetesi, adanın en büyük siyasi partisi olan Kıbrıs Komünist Partisince desteklenen Papadopoulos'un sonuçların alınmasının ardından "retçi" imajını silmek için uğraştığını belirterek "Müzakarelere başlamaya hazırım, çözüme bağlıyım ve Mayıs 2004'de AB'ye birleşik bir Kıbrıs'ın girebilmesi için her türlü çaba göstereceğim" sözlerine dikkat çekti.

Papadopoulos'un 1950 yıllarında İngiltere'den bağımsızlık için savaşan EOKA adlı milliyetçi Rum silahlı örgütü üyesi olduğunu anımsatan Financial Times, Papadopoulos'un Klerides'i barış görüşmelerinde izlediği tutumu eleştirdiğini de kaydetti. Buna karşın Papadopoulos'un Klerides'den müzakereler konusunda Başkan'a danışmanlık yapan Rum Ulusal Konseyi üyeliğini sürdürmesini istediğine işaret eden gazete, 16 Nisan'ta iki toplum liderinin AB'ye katılım antlaşmasını imzalayabilmesi için Kıbrıs'da varılabilecek anlaşmanın, 30 Mart'a kadar iki toplum tarafından ayrı ayrı düzenlenecek referendumlarda onaylanması gerektiğini belirtti.

Munky
21-07-07, 14:22
Haydar Aliyev ( 10.05.1923)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı

10 Mayıs 1923 tarihinde Nahçıvan'da doğdu.Ilk, orta ve teknik öğrenimini Nahçıvan'da yaptı.1941 yılında M. Azizbeyov Sanayi Enstitüsü�nden (şimdiki Azerbaycan Petrol Akademisi) mezun oldu.20 yaşında Komünist Partisi�ne girdi.

1941 yılından itibaren Nahçıvan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Halk Dili Işleri Komiserliğinde ve Halk Komiserleri Meclisinde Şube Müdürü olarak görev yaptı, 1944 yılında Nahçıvan Komünist Partisi tarafından KGB'de görevlendirildi.

1957 yılında Sergei Mironoviç Kirov Üniversitesi�ni (şimdiki Azerbaycan Devlet Üniversitesi) bitirdi.1967 yılında Azerbaycan Komünst Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreterliğine getirildi. Iki kez Sosyalist Emek Nişanı ile ödüllendirilen Haydar Aliyev,1976 yılında Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi Politbüro yedek üyeliğine, 1982 yılında ise asil üyeliğine getirildi. SSCB'de politbüroya yükselen tek Türk siyasetcisi oldu.

1990 yılında Gorbaçov ile ihtilafı nedeniyle görevden alındı ve 1991 yılında döndüğü Nahçıvan'da, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Meclis Başkanlığına seçildi.. 1993 Mayıs ayında Elçibey tarafından Bakü'ye davet edildi ve Milli Meclis Başkanı seçildi. 3 Ekim 1993 tarihinde ise Devlet Başkanlığına getirildi.

Munky
21-07-07, 14:22
İmam Yahya
Hakkında Yazılanlar

1.Milli Mücadele Dönemi'nde Yemen-Türkiye İlişkileri
İmam Yahya-Mustafa Kemal Paşa Yazışmaları
Mim Kemal Öke, M.Lütfullah Karaman
Arba Yayınları / Tarih-Anı Dizisi

Bu kitapta, belgelerin diliyle, aktaracağımız öykü Yemen'de geçiyor. Hemen Birinci Dünya Savaşının ertesinde... Mütareke ile başlayan barışın, hatta yeni bir dünya düzeninin kurulduğu yıllar içinde. Ama, bu dönem bazıları için tarih daha doğrusu genel trendlerin ekseni dışında sapa kalmış bir konjoktürdür. Açıkçası kayda geçirilen tarihin yanında
kronolojinin unutulan cebidir! Oysa ki, resmi yazışmalarda izleyeceğiniz Türkiye-Yemen ilişkileri bir zamanlar aynı sınırlar ve anayasal başlık altında yaşanmış merkezle çevrenin, vasi ile
mahminin keza savaş düşünülürse iki müttefiğin birbirlerinden kopuşunun hikayesidir.

Daha da önemlisi Türkiye açısından bırakılan sadece mahalli sahibine tevdi edilen "emanet" toprak değildir. O toprakları savunmaya gönderilen anavatan çocuklarıdır. Mütareke'den sonra ülkesine dönemeyen, ortada kalmış gazilerin "yarını" üzerine yazılanlar, bu kitabın ana temalarından birini oluşturuyor. Aslında arşiv vesikalarıyla ortaya çıkan, kıtalar arası çok uluslu imparatorluğun çözülüşünde yaşanan dramın bir parçasıydı.

Munky
21-07-07, 14:22
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/113.gif
İsmet İnönü ( 1884)- (25.12.1973)
2.CUMHURBAŞKANI

GÖREV SÜRESi

11 KASIM 1938
22 MAYIS 1950

1884 yılında izmir'de dogdu. ilk ve orta ögrenimini Sivas' ta tamamladıktan sonra Mühendishane idadisini (Askerî Lise) bitirdi.

1903 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1906 yılında Harp Akademisi'nden mezun olarak, ordunun çeşitli kademelerinde görev yaptı.

1910-1913 yılları arasında Yemen isyanı'nın bastırılması harekâtına katıldı.
Bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapılan anlasmalarda görev aldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi'nde Kolordu Komutanı oldu.Suriye Cephesi'nde savaştı; Millî Mücadele sırasında Mustafa Kemal Atatürk'le birlikte çalıştı. Edirne milletvekilligi ve bakanlık yaptı. Albay ismet Bey, mebusluk ve bakanlık da uhdesinde kalarak Garp Cephesi Komutanlıgı'na getirildi. 25 Ekim 1920'den sonra Batı Cephesi Komutanı olarak Çerkez Ethem kuvvetleriyle çatıştı..Birinci ve ikinci inönü Savaşlarını yönetti. Tuggeneral rütbesine yükseldi.

Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz'dan sonra kazanılan zafer üzerine Mudanya Mütarekesi'nde Büyük Millet Meclisi'ni temsil etti. Lozan
Barış Konferansı'na Dışişleri Bakan ve Türk heyeti başkanı olarak katıldı.

24 Temmuz 1923'te Lozan Andlaşması'nı imzaladı.

Cumhuriyetin ilânından sonra 1923-1924 yıllarında ilk hükûmette Başbakan olarak görev aldı, 1924-1937 yılları arasında bu görevini sürdürdü. Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra, 1938 yılında, TBMM tarafından Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi.ikinci Dünya Savaşı
sırasında cumhurbaşkanıydı. 1950 yılında, yapılan seçimleri kaybettikten sonra, 1960 yılına kadar Ana Muhalefet Partisi Başkanı olarak siyasî hayatını sürdürdü. 27 Mayıs harekâtından sonra Kurucu Meclis üyeligine seçildi ve 10 Kasım 1961 tarihinde Başbakanlıga atandı.

1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasî hayatına devam etti, 1972'de Parti Genel Ba?kanlıgı ve milletvekilliginden istifa ederek; ölünceye kadar (25 Aralık 1973) Anayasa geregince Cumhuriyet Senatosu tabiî üyeligi görevinde bulundu.

ESERLERİ

Hatıralar
Cilt: 1
İsmet İnönü
Bilgi Yayınevi / İsmet İnönü Dizisi

"İsmet İnönü" hatıralarını yazmayı hiç düşünmedi. Eğer 1950'li yıllarda Metin Toker hapsedilip Akis dergisinin başından uzaklaştırılmasaydı ve 1960'lı yıllarda Ulus gazetesi güç duruma düşmeseydi, "İsmet İnönü - Hatıralar" adı altında bugün bütününü yayımladığımız bu eser de hazırlanamayacaktı. Birinci kitabın birinci bölümünü "İsmet İnönü", kızı Özden Toker'e dikte ederek
yazdırdı ve bu bölüm, 1959'da Akis dergisinde tefrika edildi. Birinci kitabın ikinci bölümüyle, çıkacak olan ikinci kitabın tamamı için
"İsmet İnönü", değerli yazar ve tarihçi Sabahattin Selek'in yardımlarından yararlandı. Milli Mücadele Yıllarını, Lozan Konferansını ve Cumhuriyet dönemini kapsayan o kısımları Sabahattin Selek, "İsmet İnönü"nün sesinden teybe aldı. Bunların bir parçası, hiç değiştirilmeden 1968'de Ulus gazetesinde yayımlandı.


Hatıralar
Cilt: 2
İsmet İnönü
Bilgi Yayınevi / İsmet İnönü Dizisi
... Nihayet, Cumhuriyetin kuruluşunda, 1937'ye kadar başbakan olarak hizmet gören "büyük devlet adamı" ile karşılaşıyoruz. "İnönü" burada Atatürk ile geçici ayrılışının nedenlerini çok samimi bir dille açıklamaktadır. Öğreniyoruz ki, anlaşmazlığın temelleri biraz daha eskidedir. "İsmet İnönü", cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra kendi el yazısıyla tuttuğu notlarda da olayın ilginç ayrıntılarını anlatmaktadır ve bu notlar, ikinci cildin bitimindeki ekler arasında yer almaktadır.

Bütün bu cilt boyunca da "büyük edip", o kendine has, dikkat çekici üslubunu sürdürmektedir. Denilir ki siyasi karşıtları onun demeçlerini birkaç defa okuyarak inceliğini sezerlerdi. Bu, "İnönü"nün üslubunun güç anlaşılır olmasından değil, kıvrak cümlelerle ve kaba konuşmaktan daima kaçınarak fikirlerini, sizin de bir çaba göstermenizi bekleyerek söylemesinin bir sonucudur.


HAKKINDA YAZILANLAR

Yarı Silahlı, Yarı Külahlı Bir Ara Rejim 1960-1961
Metin Toker
Bilgi Yayınevi

Kitaplar yaşayan varlıklardır. Hele kitap dizileri büsbütün öyledirer. Bir planlama yaparsınız. Ele alacağınız zamanı parsellersiniz. "5 kitap olacak" dersiniz, "6 kitap olacak" dersiniz. Bir bakarsınız, biçtiğiniz süreçlerin içinden bir tanesi olağanüstü bir ilginin odak merkezini oluşturmuş. Onun üzerine, mecburen -meşhur bir şarkıda söylendiği gibi "mecburiyet"ten- o dönemi bir ayrı ilgiyle ele almak durumunda kalırsınız. Özellikle televizyonda yayınlanan bir dizi 1960-1961 dönemini o hale getirdi. 1960-1961 arası mutlaka bir "inanılır ve belgesel nitelik taşıyan başvuru kitabı" olmak görevini üstlenmeliydi. Bundan dolayıdır ki ilk planlamadaki 5. kitap, "Darbeden Demokrasiye (1960-1965)" ikiye bölündü ve ortaya bu, Milli Birlik Komitesi iktidarını kapsayan "Yarı Silahlı, Yarı Külahlı Bir Ara Rejim (1960-1961)"e yer açtı. Dizinin yazarının "külahlı bir fotoğraf"ının bu sayfada yer alması da kitabın adının getirdiği ilhamın sonucudur. Böylece dizinin kitap sayısı altıdan yediye çıkmış bulunuyor. 6. kitap "İnönü'nün Son Başbakanlığı (1961-1965)" başlığını taşıyacaktır. Dizi "İsmet Paşanın Son Yılları (1965-1973)" başlıklı 7. kitapla son bulacaktır.


Tek Partiden Çok Partiye 1944-1950
Metin Toker
Bilgi Yayınevi

1944-1950 arası Türk politika tarihinde bir dönemeç noktasıdır. Tek partiden, çok partili hayata geçilirken, bu döneme damgasını vuran kimi politikacıların, önemli olayların çoğu, bugün iyi bilinmez, çünkü gizli kalmıştır. Metin Toker, İnönü ve Bayar başta olmak üzere Nihat Erim, Tevfik Rüştü Aras, Hikmet Bayur, Refik Koraltan, Samet Ağaoğlu, Sıtkı Yırcalı ve Basri Aktaş gibi o dönemin ünlü politikacılarıyla o yıllarda uzun görüşmeler yapmış, elde bulunan belgeleri, bilgileri değerlendirerek bu yapıtı hazırlamıştır. Tek Partiden Çok Partiye, Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları'nı aydınlatacak dizinin ilk kitabıdır.

Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları 1944-1973
Cilt: 2
DP'nin Altın Yılları 1950-1954
Metin Toker
Bilgi Yayınevi / Metin Toker'in Kitaplar Dizisi

"Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları 1944-1973" dizisinin 2.kitabı "DP'nin Altın Yılları 1950-54", özellikle gençlere, politikacılara ve meraklılara bir başvuru kitabıdır.


Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları 1944-1973
Cilt: 3
DP Yokuş Aşağı 1954-1957
Metin Toker
Bilgi Yayınevi / Metin Toker'in Kitapları Dizisi

Metin Toker milli tarihimizden önemli bir devri anlatıyor. Metin Toker bu devrin olayları içinde, onların yakınında yaşamıştır. Bu devir Demokrasi Devriminin hikayesidir. Cumhuriyet tarihimizde tam bir dönüm noktasıdır. -İsmet İnönü-
(Önsöz)
Menders'i en çok düşündüren Akis istihbaratının kudreti oldu. Konyak kadehindeki soğutulmuş rakısından bir yudum daha alan Menderes "Çalıştığım ekipten emin değilim" dedi. Menderes'e göre, ekipte ağzını tutamayanlar vardı.. Akis bilmemesi, bilememesi icap eden meseleleri biliyordu. Menderes, "Bu haberleri Akis'e ya ben, ya siz veriyorsunuz" cümlesini sarfetmekten dahi
çekinmedi.

Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları 1944-1973
Cilt: 6
İnönü'nün Son Başbakanlığı 1961-1965
Metin Toker
Bilgi Yayınevi / Metin Toker'in Kitapları Dizisi

... Bir gurup asker ülkenin meşru iktidarını devirmek ve onu ele geçirmek için sokağa döküldü mü, mutlaka başka bir asker gurubu da onun karşısında tavır alır. Bunların hepsi doğrudur. Ama karşıt gurubla birlikte sergüzeştçi gurubun üzerine yürüyebilmek için iktidarın başındaki adamın "Ancak benim Meclis kapısındaki cesedimi çiğneyerek amaçlarına varabilirler" diye kendisini ortaya atması lazımdır. O tarihteki Başbakan "İsmet Paşa" değil de Ahmet Bey veya Mehmet Bey olsaydı, ama Ahmet Bey veya Mehmet Bey öyle davranacak yüreğe sahip bulunsaydı sonuç değişir miydi? Metin Toker'in buna yanıtını, işte bu kitapta bulacaksınız.


Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları 1944-1973
Cilt: 7
İsmet Paşa'nın Son Yılları 1965-1973
Metin Toker
Bilgi Yayınevi / Metin Toker'in Kitapları Dizisi

Abdi İpekçinin İsmet İnönü ile yaptığı ve 12 Eylül 1970 günü yayımlanan mülakat.
Abdi İpekçi: Bu sıralar ne okuyorsunuz Paşam?
İsmet İnönü: Şimdi Metin Toker'in kitaplarını okuyorum. Güya bildiğim, tanıdıım insanın kitaplarını okuyorum. Ama tamamiyle birbirleriyle tamamen münasebeti olmayan adamların serbest fikirleriyle okuyorum kitapları. Çok enterasandır. Çok emekle yazılmış kitaplardır. Hem tek partiden çok partiye geçiş, hem benimle 10 yıl, İsmet Paşa ile 10 yıl diye kitap var. Cilt cilt. Bitirmeye çalışıyorum.


İsmet İnönü / Televizyona Anlattıklarım
İsmet İnönü Nazmi Kal
Bilgi Yayınevi / İsmet İnönü Dizisi

"İsmet İnönü'nün Cumhuriyet'in 50. Yılı Konuşmasından": ... Ellinci seneyi o şartlar içinde idrak ediyoruz ki. Artık her fikir gerek
yazı ile gerek özle çok partili siyasi haytta söylenebilecek devreye geldik. Burada muhtelif cereyanlar zaman zaman söylenir mi, söylenme daha ileri teşebbüslere varır mı, bu yüzden memleketin huzuru ve idaresi temelinden sarsılır mı? Bu endişeleri, idare edenler kafalarında bir ihtimal olarak bulundurmaları lazımdır.


İsmet İnönü Yeni Bir Yorum Denemesi
(İsmet İnönü, The Making of a Turkish Statesman)
Metin Heper
Tarih Vakfı Yurt Yayınları / Türkiye Araştırmaları Dizisi

Türkiye siyasetine giriş olarak da okunabilecek bu özgün siyasi biyografi, Türkiye'nin İkinci Adam'ı hakkındaki bazı yerleşik görüşleri yeniden gözden geçiriyor. İnönü, Cumhuriyetin kuruluşunda, Batılılaşma sürecinin devam ettirilmesinde, demokrasiye geçişte ve demokrasinin yerleştirilmesinde kritik bir rol oynamıştır. Kitapta İnönü'nün Atatürk'ün tamamlayıcısı olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde durduğu laiklik gibi temellerin sadık muhafızlığını sürdürürken, zamanla liberal görüşleri de benimsediği savunuluyor. Prof. Dr. Metin Heper'e göre, eğer yurttaşları İnönü'yü daha fazla dikkate alsalardı, daha liberal bir demokrasi anlayışına sahip olacaklar, belki de siyasette daha basiretli davranacaklardı.


Mevhibe 2. Kitap/
Çankaya'nın Hanımefendisi
Gülsün Bilgehan
Bilgi Yayınevi

... "Mevhibe"nin birinci cildini tamamladığımda, Osmanlı İmparatorluğu'nda doğan kendi halinde küçük bir kızın nasıl bir gün Türkiye Cumhuriyeti'nin birinci kadını haline geldiğini yazmıştım ve serüvenin burada bittiğini düşünüyordum. Yanılmışım... Bayan İnönü'nün hayatının diğer yarısının da sürükleyici bir roman kadar hareketli olduğunu ancak yeni kitap için çalışırken öğrendim. O döneme ait eserleri karıştırırken, gazeteleri okurken, yüzlerce mektubu tek tek gözden geçirirken, 11 Kasım 1938'den 7 Şubat 1992'ye kadar anneannemin yaşadıklarını gün gün izledim. Acılarını, heyecanlarını, sevinçlerini hissettim, çoğu zaman kendimi onun yerinde buldum. Bir defa daha bu hikayeyi tamamlamak için bana ne kadar çok belge bıraktığına hayret ettim. Tavan arasındaki sandıklardan ansızın çıkan, geçen asırdan kalma, eski Türkçe mektuplar, dosyaların içine saklanmış, Avrupa modaevlerinden Bayan İnönü'nün zevkine sunulmuş elbise modelleri, imzalı fotoğraflar, albümler, İsmet Paşa'nın yetişmekte olan evlatlarına yazdığı, eğitim alanında ders niteliği taşıyan öğütler ve rastladığım her yerde eski dostlarından bana aktarılan anılarla, Özden Toker'in yaşantısının en hızlı devrelerini yansıttığı günlükler... "Mevhibe"nin devamı yine tarih içinde bir gezinti oldu. Kahramanım artık sadece "Hanımefendi" diye anılıyordu. Bu defa Çankaya Köşkü'nde İkinci Dünya Savaşı'nın sıkıntılarını, Pembe Köşk'te demokrasiye geçişin sancılarını çekti. Bir anne olarak çocuklarını siyaset hayatının etkilerinden kurtarmaya çabalarken diğer taraftan Cumhuriyetin birinci kadını olarak kocasının yanı başında her toplumsal etkinlikte yerini aldı. Başına gelenler Türkiye'de çok partili demokrasiyi yerine oturtma gayreti içindeki diğer politikacı ailelerinin yaşadıklarından örneklerdi. O bu sınavı şerefi ile verebilmiti. Tek dileği gelecek kuşakların aynı acıları çekmemeleriydi...

Çağdaş Devlet Adamı
İsmet İnönü
Ali Rıza Cihan, Abdullah Tekin
Tekin Yayınevi

Yaşamının akışı içinde laiklik ilkesinin önemine büyük özen gösteren ve bu ilkenin doğrultusuna koşut bir uygarlık sergileyen İnönü, ülke için de sorunun bu olduğu kararıyla ekonomik, kültürel, sosyal ve eğitsel bağımlılıkları bu çizgi içinde ele alarak aydınlığa ulaştırmıştır. Türk toplumunun özgürleşme, demokratikleşme ve çağdaşlaşma sürecine etki ve katkıda bulunan insanlar elbette iyi tanınmalı, bilinmeli ve unutulmadan da anımsanmalıdır.
u çalışma, bu tür bir amaçla bir görevi yerine getirmeye yöneliktir.

İkinci Adam
Cilt: 2
1938-1950
Şevket Süreyya Aydemir
Remzi Kitabevi / Tarih Anı İnceleme Dizisi

İkinci Adam'da, Tek Adam isimli üç ciltlik eserimizde konu olarak alınan Atatürk hadisesini, günümüze kadar izleriz. Şu yönleri ile ki, bu hadise, Atatürk'ü doğuran şartlar içinde Atatürk'ün zuhuru ile başlamıştır. Bu hadise, 1920-1938 devresinde, Atatürk'ün, bayrağını taşıdığı bütün olaylarda, Mustafa Kemal ve İnönü'nün Kader Birliği içinde gelişmiştir. 10 Kasım 1938'de Atatürk fani hayattan çekilince de, Atatürk'ü devam ettirmek ve onu ikmal etmek görevi, İsmet İnönü'nün omuzlarına, bütün ağırlığı ile oturmuştur...
Atatürk devam ettirilmiş ve ikmal edilmiş midir? İşte bu problemdir ki, İkinci Adam'ın bu cildinde, bütün olaylarda istifhamını çizen bir konu olarak yaşar.

İsmet Paşa ve Devlet
Haluk Besen
İnkilap Kitabevi / Tarih � İnceleme � Biyografi Dizisi

İsmet İnönü'nün Kastamonu Gezileri
1938-1949-1958
Mustafa Eski
Çağdaş Yayınları

İsmet İnönü, cumhurbaşkanı seçildikten kısa bir süre sonra, 6 Aralık 1938 tarihinde ilk yurt gezisini Kastamonu'ya yapmıştır. İnönü; 1958'de CHP Genel Başkanı olarak iki kez daha Kastamonu'yu ziyaret etmiştir. Özellikle ilk iki gezisinde birkaç gün burada kalarak ilçelere gitmiş ve halkın dertlerini dinlemiştir. Kastamonu, Milli Mücadele yıllarında çok önemli görevler
üstlenmiştir. İnebolu'ya gelen binlerce ton silah ve cephaneyi, bu bölgenin insanları çok büyük özveri ile taşımışlardır. Yüzlerce Kastamonu evladı, Garp Cephesinde İnönü ile beraber ülkemizin kaderini paylaşmıştır. İlk seyahatin Kastamonu'ya yapılmasındaki sebebi, savaş yıllarında aramak gerekir.

İsmet İnönü
Necdet Uğur
Yapı Kredi Yayınları / Cumhuriyet ve Türkiye Dizisi

I. Dünya Savaşı'nda komutanlık yapmış, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışına tanık olmuş, bu yıkıntılar arasından Atatürk'le birlikte, onun en yakın arkadaşı ve yardımcısı olarak, çağdaş bir Türkiye'nin kuruluşunu gerçekleştirmiş ulusal bir kahramanın; Türkiye'yi II. Dünya Savaşı yangın ve yıkıntısından kurtarmış uzak görüşlü bir devlet adamının; çok partili siyasal yaşamı başlatmış, seçimlerde kaybedince iktidarı uygarca devredebilmiş çağdaş bir muhalefet liderinin; Türkiye'nin ikinci cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün, yaşamı ve dünya görüşü üzerine birinci elden bir tanıklık.

Munky
21-07-07, 14:23
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/111.jpg
Kenan Evren ( 1918)
7.CUMHURBAŞKANI

GÖREV SÜRESİ

9 KASIM 1982
9 KASIM 1989

1918 yılında Manisa ilinin Alaşehir ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Alaşehir, Manisa, Balıkesir ve İstanbul'da sürdürdü ve Maltepe Askerî Lisesi'nden mezun oldu.

1938 yılında Kara Harp Okulu'nu, 1949 yılında Harp Akademisi'ni bitirdi. Topçu subayı ve Kurmay subay olarak Silahlı Kuvvetler'in çeşitli kademelerinde görev yaptı.

Dokuzuncu Kore Türk Tugayı'nda, önce Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü; sonradan Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Tuğgeneralliğe yükseldiği 30 Ağustos 1964 gününden itibaren, Silahlı Kuvvetler'in bütün komuta kademelerinde ve üst rütbelerde görevini sürdürerek, Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan sonra, 7 Mart 1978 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'na atandı. Bu görevi sırasında, 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri müdahale ile, diğer görevleri yanında Devlet Başkanlığı görevini de üstlendi.

7 Kasım 1982 tarihinde halk oyuna sunulan ve kabul olunan Anayasa ile, Türkiyenin 7. Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. 9 Kasım 1989 tarihinde, görev süresini tamamlayarak Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.

ESERLERİ

Zorlu Yıllarım 1
Kenan Evren
Milliyet Yayınları / Yaşantı Dizisi

"Zorlu Yıllarım"da anarşi ve terörün kol gezdiği, sosyal siyasal olumsuzlukların doruk noktasına ulaştığı yakın tarihimiz, en yetkili ağızdan tekrar inceleniyor. Sayın Kenan Evren daha önce 6 cilt olarak yayımlanan "Anıları"nı bu kez değişik bir tarzda ele alıyor. Ayrıca son dakikaya kadar yazmayı çeşitli nedenlerle istemediği konu, kişi ve olayları da gözler önüne seriyor.




HAKKINDA YAZILANLAR

Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları
Baskın Oran
Bilgi Yayınevi / Baskın Oran'ın Kitapları Dizisi

"Yaşamım boyunca bu denli keyifle okuduğum başka kitap anımsamıyorum. Bu keyif önce kitabın konusundan ve kahramanından geliyor. Konu, 1961 yılından başlayarak tarih sırasına göre atlaya atlaya anlatılan Kenan Evren'in yaşamı.
Salt Türkiye'de değil, dünya yazınında bu türde yazılmış yapıtlar olduğunu bilmiyordum... Kitabın türünü belirleyemedim. Roman değil, ama roman. Anı değil, ama anı. Günce değil, ama günce. Özyaşamöyküsü değil, ama özyaşamöyküsü. Bir araştırma değil, ama araştırma. Bence bilimkurgu denilen roman türünün yeni ve gerçekçi bir modeli diyebiliriz bu kitaba.
-Aziz Nesin-

Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları 2
Son Defter
Baskın Oran
Bilgi Yayınevi / Baskın Oran'ın Kitapları Dizisi

"Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları'nı yazdığı için Baskın Oran'a ellerine sağlık ve ona renkli konuşmalarıyla bu esini veren Evren'e de diline sağlık diyorum. Ancık bu, 'yazılmamış anıların' son olmasını istemem. Kendisine paşa denimesini isteyen ve kendisini general değil de paşa sanan Marmaris'te paşa paşa oturan Kenan Evren'in her zaman olduğu gibi havadan sudan ve dereden tepeden ağzına geldiği gibi konuşmasını, Baskın'ın da bunları saptayarak şu sıkıntılı ve bunalımlı dönemde okurları biraz olsun güldürmelerini dilerim."
-Aziz Nesin-

Munky
21-07-07, 14:23
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/933.jpg
Lenin ( 1870)- (1924)
Vıladimir İliç Uliyanof Lenin 1870 tarihinde doğdu. Rusya'da büyük Bolşevik ihtilalini yapanlardan biri olan Lenin, bugünkü Sovyet idaresini kurarak, o rejimin diktatörlüğünü ve hükümet başkanlığını yaptı. Asıl adı Viladimir İliç Ulyanof'dur. Cihan harbi sırasında yazdığı "Halk Dostları Kimlerdir ve Sosyal Demokratlar Nasıl Çarpışırlar" adlı kitabını Lenin diye imzalamıştır. Lenin, 1918'de fabrika işçilerine konferans verip çıkarken dört kurşunla yaralandı. 1922'de sağ tarafına bir felç geldi ve dili tutuldu. 1924 yılında Gorki'de öldü.

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Her Yönüyle Lenin 1. Cilt
David Shub
Ceylan Yayıncılık

David Shub 1887'de Rusya'da doğdu. 1903'te Lenin'in başında bulunduğu Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisine girdi. 1905 Devrimine katıldı. 1906'da Sibirya'ya sürgün edidi. 1908'de kaçmayı başardı ve Birleşik Amerika'ya yerleşti. David Shub, Lenin, Troçki, Buharin vb. Birçok Bolşevik Lideri yakından tanıdı. Her yönüyle Lenin adlı bu kitap, Lenin üstüne bugüne kadar yazılan yapıtların en yetkini olarak tanınmaktadır. Bu elinizdeki kitap, 1887-1914 dönemini kapsamaktadır. Büyük Devrim'e hazırlanan, büyüğünden küçüğüne, bütün yurtsever insanların ibret dersleriyle dolu yaşamını, iç kavgalarını, düşünce serüvenlerini okuyacaksınız bu kitapta.

2.İşte Lenin!
Nadejda Krupskaya
İnter Yayınları

Bu kitap Dietz-Verlag tarafından "Das Ist LENİN" adıyla yayınlanan 2.baskısından Türkçe'ye çevrilmiştir.

Munky
21-07-07, 14:23
Mehmet Ali Talat ( 1952)
1952 yılında Girne�de doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Girne ve Lefkoşa�da tamamladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğinden M. Sc. derecesi ile 1977 yılında mezun oldu.

Türkiye�de yüksek öğrenim gördüğü sürece Kıbrıslı Türk öğrencilerin oluşturduğu derneklerde yönetici ve başkanlık görevlerinde bulundu. Kıbrıslılar Öğrenim ve Gençlik Federasyonu (KÖGEF) Kurucu Başkanlığını yaptı.

1 Ocak 1994 tarihinde kurulan 1'inci Demokrat Parti - Cumhuriyetçi Türk Partisi Koalisyon Hükümetinde Milli Eğitim ve Kültür Bakanı olarak görev aldı. 2'inci DP - CTP Hükümetinde de Eğitim ve Kültür Bakanlığı�nı sürdüren Talat, 3'üncü DP - CTP Hükümetinde Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevini yürüttü.
X

HAKKINDA YAZILANLAR

Buzdolabı tamirciliğinden başkanlığa
Hürriyet 18.04.2005

KKTC�nin yeni Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1952 yılında Girne�de doğdu. Ortaöğrenimini KKTC�de tamamladıktan sonra Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Fakültesi�nden mezun oldu.

1977�de yine ODTÜ�de yüksek lisans eğitimi alan Talat uzun yıllar Girne�de buzdolabı tamirciliği yaptı. Talat siyasi hayatına Türkiye�de başladı ve adaya döndükten sonra sol görüşlü Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) içinde hızla yükseldi. 1993�te DP-CTP koalisyon hükümetinin Eğitim ve Kültür Bakanlığı�nı yaptı. 1996�da CTP Genel Başkanı seçilen Talat, 2003 seçimlerinde partisini iktidara taşıdı. Talat, 20 Şubat 2004 tarihindeki seçimlerden CTP�yi daha da güçlü çıkardı. Seçimden sonra başbakan olan Talat, 17 Nisan 2005 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak Denktaş'tan sonra KKTC'nin ikinci cumhurbaşkanı seçildi.


Yeni dava dönemi
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Hürriyet 18.04.2005

KKTC�de dün yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandıktan, oyların yüzde 55.6�sını alan CTP lideri ve Başbakan Mehmet Ali Talat çıktı. Sonuçların ardından, �Sessiz bir devrim gerçekleştirdik� diyen Talat, hedeflerini Hürriyet�e açıkladı. Talat, �Eski dava çöktü, yenisi başlıyor� dedi.

CTP lideri ve Başbakan Mehmet Ali Talat, dün yapılan seçimlerde oyların yüzde 55.6�ini alarak, en yakın rakibi UBP lideri Derviş Eroğlu�na yüzde 33 fark attı ve Cumhurbaşkanı oldu. Talat, sonuçların ardından düzenlediği basın toplantısında, �Sessiz bir devrim gerçekleştirdik. Kıbrıslı Rumlar�a da barış elimizi uzatıyoruz. Onlar tutuncaya kadar elimiz uzatılmış kalacak� dedi.

Kıbrıs Türk Federe Devleti�nin kurulduğu 1975�ten bu yana Kıbrıs Türkleri�nin altı dönem üst üste seçtiği Rauf Denktaş�ın ardından ikinci Cumhurbaşkanı olan Talat, Hürriyet�e şu mesajları verdi:

AYRI DEVLET DAVASI ÇÖKTÜ

Ben de Denktaş gibi �dava� sözünü kullanıyorum. Denktaş�ın davası Kıbrıslı Türklerin ayrı bir devlet sahibi olması ve bu devletin dünya tarafından tanınması, bu olmazsa Türkiye�ye entegre olmasıdır. Davasını günün koşullarına uyarlamayı başaramadı. Kıbrıs davası çöktü. Davayı kaybetmişken, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı�nda koyduğu güçlü irade dünyayı şoke etti. Yeni dava bizim hükümete gelmemizle başladı. Bu yeni bir politika ve yeni bir hedeftir. Bu hedef geçmişte olduğu gibi Kıbrıs�ta ayrılığı sonsuza kadar pekiştirecek değil, ayrılığı ortadan kaldırarak Kıbrıs�ın bütünlüğünde eşitliği sağlayarak varılacak bir hedeftir. AB hedefidir.

Bütün dünyaya onların (Rumların) gerçek niyetlerini göstereceğiz. Papadopulos�un 2005�i EOKA yılı ilan etmesi ve bunun dışında her türlü fanatizmi desteklemesini teşhir edeceğiz. Bunların Avrupai yaklaşımlar olmadığını ortaya koyacağız. Onu izole ederek çözüm yoluna zorlayacağız.

Geçmişte Rum tarafının hataları veya art niyetli politikaları kamufle ediliyordu. Rumların reddedeceği durumlar ortaya çıkınca Rumlara fırsat vermeden Denktaş reddederdi. Bundan sonra Denktaş engeli yok. Türk halkının çıkarları için meydanlara çıkılacak artık.

DENKTAŞ�A DANIŞIRIM AMA

Denktaş Bey eğer hakikaten tavsiye ve görüş ortaya koyma eğiliminde olursa onunla işbirliği yapmak elbette söz konusu. Ancak şu anda ortaya koyduğu gibi marjinal durursa o zaman olmaz. Annan Planı�na �hayır� demesiyle ilgisi yok. Şimdi �Ulusal Konsey kuracağım, TMT ruhu, filan� diyor. Bu halka isyandır. Kıbrıs Türk halkının iradesine saldırıdır, marjinal çıkıştır.

Öte yandan Türkiye ile ilişkilerin iyi olması dışında bir şansımız yok. Türkiye ile iyi ilişkilerin olmadığı tanınmamış bir KKTC�nin yaşama şansı yok. Türkiye�nin müdahaleci tutumlarına karşı geçmişte hep karşı çıktık. Ama özellikle son zamanlarda Türkiye�nin bu tavırlarında çok değişiklik var. Son genel seçimler ve bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk kez Türkiye müdahale etmedi. AB ve ABD�nin beni desteklediği belli. Müdahale demek fiili olarak işin içine girmek demektir.

Cumhurbaşkanı Talat�tan dört mesaj

Bütün Kıbrıs Türk halkını kucaklayacağım

Şimdi yeni dava var: Birleşik Kıbrıs ve AB

Papadopulos�u teşhir ve izole edeceğim

Türkiye ile ilişkilerin iyi olması şart

FARK ATTI

9 adayın yarıştığı seçimlerde, CTP lideri Mehmet Ali Talat sandıktan açık farkla lider çıktı. UBP lideri Derviş Eroğlu ve DP�nin adayı Mustafa Arabacıoğlu yüzde 10 oranını aşarken, geriye kalan 6 aday arasında yüzde 5�i aşan olmadı.

Talat�ın ilk turda kazandığı seçimin sonuçları şöyle:

M. Ali Talat: % 55.6

Derviş Eroğlu: % 22.8

M. Arabacıoğlu: % 13.1

Nuri Çevikel: % 4.79

Zeki Beşiktepeli: % 1.72

Hüseyin Angolemli: % 1.05

Zehra Cengiz: % 0.44

Arif Salih Kırdağ: % 0.30

Ayhan Kaymak: % 0.17

En düşük katılım

Seçimlere katılım beklenenin çok altında gerçekleşerek yüzde 64�te kaldı. Düşük katılım, KKTC halkının son iki yıldır kısa aralıklarla sandığa gitmesine bağlandı. Kıbrıslı Türkler, bugüne kadar gerçekleşen 6 cumhurbaşkanlığı ve 10�dan fazla parlamento seçimine yüzde 81�lik bir ortalama ile katılmıştı. Dünkü seçimde 147 bin 823 seçmen, 577 sandıkta oy kullanarak 9 Cumhurbaşkanı adayı arasından tercihini belirledi. Rauf Denktaş�ın oy kullandığı Lefkoşa�daki 130 no�lu sandıktan da Talat�ın çıktığı seçimde, CTP-BG adayı Başbakan Mehmet Ali Talat, UBP adayı Dr. Derviş Eroğlu, KSPartisi adayı Zehra Cengiz, DP adayı Dr. Mustafa Ş. Arabacıoğlu, YP adayı Nuri Çevikel, TKP adayı Hüseyin Angolemli ve bağımsız adaylar Ayhan Kaymak, Arif Salih Kırdağ ve Zeki Beşiktepeli yarıştı.

Cumhurbaşkanı seçilebilmek için geçerli oyların yarısından bir fazlasını almak gerekiyor. Salt çoğunluğa ulaşılamaz ise, en yüksek oy alan iki aday bir hafta sonra yapılacak ikinci tura kalıyor.

Zeytin fidanını saray bahçesine dikecek

Başbakan Talat ve eşine, Talat�ın kazanması durumunda Cumhurbaşkanlığı Sarayı�nın bahçesine dikmeleri için 2 adet zeytin fidanı hediye edildi. Talat zeytinin Kıbrıs�ın simgesi olduğunu ve ilk fırsatta zeytin fidanlarını kendi elleri ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı�nın bahçesine dikeceğini belirtti.

Munky
21-07-07, 14:24
Mihail Nikolayev Yefimoviç ( 1937)
Saha (Yakutistan) Muhtar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mihail Nikolayev Yefimoviç, 1937 yılında Orcenikitse Vilayeti Otkomtsı köyünde doğdu. Bir köylü anne-babanın oğludur.

1961 yılında Orısk'ta Veteriner Enstitüsü'nü bitirdi. Komünist Partisi'nin Merkezî Komitesi Yüksek Okulu'na girdi. 1961'den itibaren Saha (Yakutistan) Cumhuriyeti Jigansk Vilayeti'nde veterinerlik yapmaya başladı. Aynı vilayetin Bölge Komsomol Başkanı oldu. 1961'den 1969'a kadar Yakutsk Şehri Komsomol Bölümü Başkanlığı yaptı.

1971'den 1978'e kadar Verhne Velyuyski Vilayeti Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin başkanlığını yaptı.
1979'dan 1985'e kadar Saha (Yakutistan) Başbakan yardımcılığında bulundu.
1985'ten 1989'a kadar Saha (Yakutistan) Cumhuriyeti Tarım Endrüstrisi Komitesi Başkanlığı'nı yürüttü.
1989'dan 1990 yılının Aralık ayına kadar Saha (Yakutistan) Cumhuriyeti Yukarı Sovyet Prezidyum başkanlığı yaptı.
1990 yılı Nisan ayından itibaren Yukarı Sovyet Başkanlığına geçti.

20 Aralık 1991'de Saha (Yakutistan) Cumhuriyeti'nin seçimle gelen ilk cumhurbaşkanı oldu.

Mihail Nikolayev Yefimoviç, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Munky
21-07-07, 14:24
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/3434.jpg
Natsagin Bagabandi
HAKKINDA YAZILANLAR

Bagabandi: Türkler neden atalarının mezarını ziyarete gelmiyor
Zaman 14.05.2005

Orhun Anıtları'ndan Gobi Çölü'ne, step iklimine dayanıklı kısa boylu prezavalski cinsi atlarından nadir bulunan kar leoparlarına, Buda heykellerine, hala korunan kıl çadırlarına, koyunlarına kadar birçok tabiat ve kültürel zenginliğe sahip olan Moğolistan, umudunu turizme bağladı.

Moğolistan hükümeti 2005 yılını ''Moğolistan'ı Ziyaret Yılı'' ilan ederken, ülkenin bakir doğasının turizm faaliyetleriyle iyi döviz kazandırılabileceğini düşünen Ulaştırma ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, Moğolistan turizminin çevreye ve doğaya dayandırıldığını, bu ülkeyi ziyaret eden turistlere at binme, balık tutma, orman safarisi, dağcılık turları, kar leoparlarını izleme-gözleme turları, bozkırlarda gezinti imkanları sunulduğunu belirtiyorlar.

Edinilen Türk tarihinde önemli bir yeri bulunan Moğolistan topraklarına kayıtlara göre bugüne kadar hiç Türk turist gelmemiş.

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in bu ülkeyi ziyareti sırasında Bakan Tüzmen'i kabul eden Moğolistan Cumhurbaşkanı Natsagin Bagabandi'nin Tüzmen'e, ''Türkler neden atalarının mezarını ziyarete gelmiyorlar?'' diye sorduğu öğrenildi.

Bakan Tüzmen, yol uzunluğu ve direkt uçuşun olmaması gibi nedenlerle Türk turistlerin gelemediği belirtirken Cumhurbaşkanı Bagabandi, ''Gerçi günümüzün gençleri babalarının mezarını bile ziyaret etmiyorlar ki atalarının mezarını ziyaret etsinler'' diye gençlere serzenişte bulundu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın önümüzdeki Temmuz ayında bu ülkeyi ziyaretinde iki ülke arasında turizm konusunda somut adımlar atılacağı da öğrenildi.

Munky
21-07-07, 14:24
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/648.jpg
Rauf Denktaş ( 27.01.1924)
Rauf Raif Denktaş 27 Ocak 1924 tarihinde Kıbrıs�ın Baf bölgesinde doğdu.Rauf Denktaş 1,5 yaşındayken annesini kaybetti.Babası hakim Raif Bey�dir.Anneannesi ve babaannesi tarafından büyütülen Denktaş, 1930 yılında eğitim için İstanbul�a gönderildi.Arnavutköy�de ilkokuldan liseye kadar eğitim veren Fevziati Lisesi�nde yatılı okumaya başladı.Ortaokuldan sonra Kıbrıs�a döndü ve liseyi Kıbrıs�ta bitirdi.II.Dünya Savaşı�ndan sonra hukuk tahsili için İngiltere�ye gitti.Mezun olduktan sonra avukatlığa başladı.1949 yılı yaz aylarında savcılık yapmaya başladı.Yine aynı yıl Aydın Hanım�la evlendi.27 Kasım 1948 tarihinde Kıbrıs Türklerinin düzenlediği ilk mitingte Dr.Fazıl Küçük ile beraber hatiplik yaptı.Türk Cemaatının iki önemli ismi Faiz Kaymak ve Dr.Fazıl Küçük arasında ara bulucu rolünü üslenip, toplumun çıkarlarının takipçisi oldu.Faiz Kaymak�ın teklifi ve Dr.Fazıl Küçük�ün tasvibiyle Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu kongresinde başkanlığa seçildi.Savcılık görevinden İngiliz yönetimini zorlukla ikna ederek istifa etti ve Cemaat sorunlarıyla uğraşmaya başladı.1958 yılına gelindiğinde Rum tedhişçiler, Türk köylerine saldırınca, Türkler de bu olayları protesto etti.Zürih-Londra anlaşmaları öncesinde Dr.Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş, Ankara�ya Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile görüşmeye gitti.Bu görüşmede Denktaş adaya Türk askeri gönderilmesi teklifini dile getirdi.16 Ağustos 1960 tarihinde 650 kişilik Türk Alayı Magosa Limanı�na ayak bastı.1963 olaylarından sonra Denktaş temaslarda bulunmak üzere Ankara�ya gitti.Temaslarını tamamlayan Denktaş bir sandalla Kıbrıs�a geçti ve Türk direnişini örgütlemeye başladı.Bu dönemden sonra Kıbrıs Türklerinin temsilcisi olarak görev yaptı.1974 Barış Harekatından sonra da Kuzey Kıbrıs Türk Federasyonu ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dönemlerinde cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.

ESERLERİ

Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 1
1964-1974 Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R. Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

Güzide devlet adamı Rauf Denktaş, Kıbrısı milli dava haline getirmiş insandır. Bu, elbette netameli bir iş. Şimdi de, o heyecan ve şeref dolu günleri, günlük notlarına ve vesikalara dayanarak yazdığı hatıraları ile milli hafızaya emanet etti. Tarihi yapmak ve yazmak; bu, Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı'nın nasibi... Tarihi yapanın kaleminden okumak da Boğaziçi okuyucularının...

Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 2
1965
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R. Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

"1965 yılının bu ilk gününde Tanrı'ma yalvarıyorum: "Tanrım! Kıbrıs Türk'ünü koru, acılarımız son bulsun, çocuklarımız özgür ve mutlu yaşasınlar, esaret zincirleri bizden uzak olsun." 1965 yılının son günü. "Özgürlük mücadelemizin ikinci yılındayız ve sürgünlüğümüzün de ikinci yılını
doldurduk. Bin bir ızdırap ve çile içinde geçen koskoca iki yıl. Geçmişi, dünü ve bugünü düşünüyorum: Enosis Olmaz."

Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 4
1967
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R.Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

"Ada'dan uzak kalışın baskısı ve tatsızlığı ile bir yıl daha geçti. Kıbrıstan gelen haberler daha da tatsızlaştı... Ankara'dan geçerken uğrayıp hal hatır
soranlar da iyice azaldı. Benimle temas edenler "ikbalden" düşüyorlarmış. Aydın "iş bul artık" diyor sık sık."


Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 5
1963
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R.Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

1968 yılının son günü. Asırlar kadar uzun gelen sürgün yıllarından sonra ilk defa yeni bir yıla halkımla, halkımın çocukları ile birlikte giriyorum.
Halkımla olmak, Mücahitlerle omuz omuza mücadele etmek benim için en büyük mutluluk... Acılarımı yüreğime gömdüm... Geriye bakacak zamanımız yok... Önümüzde zorlu ve çetin bir yol, başarıya ulaştırılması gereken soylu bir mücadele var... 1968 yılının bu son gününde Tanrımdan yine tek bir dileğim var; "Şehitlerimizden emanet aldığımız mücadelemizde bize güç ver... bu küçük vatan parçasında bayrağımız inmesin, ezan sesleri dinmesin..."

Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 6
1969
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R.Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

Emin Dırvana geliyor gözlerimin önüne: "Makarios bu anlaşmaları bozacak, ortaklık binasını başımıza yıkacak, enkazın altında kalmayalım" demiştim adaya geldiği ilk gün. Çok kızmıştı!... "Kimsenin bu anlaşmaları bozmaya gücü yetmez" diye haykırmıştı ve o günden sonra da bizim verdiğimiz her raporu" geçersizdir inanmayınız" diyerek Ankara'ya intikal ettirmişti. Acaba şimdi ne diyor, ne yapıyor? "Makarios'un anlaşmaları bozmak niyeti yoktur, bu düşünceler Denktaş ve kafadarlarının vesvesesidir" diyerek Türkiye'yi uyutmuş olmasının kefaretini şimdi hem biz, hem de Türkiye ödemektedir. Büyükelçi'lik önemli, hayati bir görev!... Emin Dırvana ise "asker ve Kıbrıs kökenli, güçlü bir Büyükelçi" olarak Mayıs 1960 ihtilal hükümetinin hediyesi olmuştu bize!.. -12 Şubat 1969, Rauf Denktaş-


Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 7
1970
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R.Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

1970 günlüğünün ilk sayfasında Francis Tompson'dan şu dörtlük var: Ölümsüz bir güçle, uzak veya yakın her şey gizlice birbirine bağlantılıdırlar. Öyleki, yıldızları rahatsız etmeden bir çiçeğe dokunamazsınız."
Ölümsüz güç... Yüce Allah... 1970'te bu halkı sen koru. O'na dayanma gücü ver. İmanını gevşetme. 1 Ocak 1970-
Bir yıl daha geçti. Makarios'un en çok 24 saatte halledilmesini istediği Kıbrıs Türk'ü hala ayakta, inançla mukavemetini sürdürüyor... 31 Aralık 1970-

Rauf Denktaş'ın Hatıraları
Cilt: 8
1971-1972
Arşiv Belgeleri ve Notlarla O Günler
Rauf R.Denktaş
Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi

27 Ocak 1972: Doğum günüm. Kaç yıldır yaşıyor muyum? Azap içinde gece gündüz mücadele ve sorumluluk altında hergün bunalıma girmek yaşamak ise "evet yaşıyorum" diyebilirim. Kurban Bayramı. Sana kurban olayım Allah'ın bizi şu Makariostan kurtar artık.


Rauf Denktaş'a Armağan
Yakan Cumalıoğlu/Erol Cihangir
TURAN KÜLTÜR VAKFI

İÇİNDEKİLER
Rasim Ekşi Dentaş'ın Misyonu ve Kıbrıs'ın Geleceği 1
Erol Cihangir Gittiler Ama Bir Gün Gelecekler 8
Metin Akar Ahmet Vefik Paşa Hakkında İki Belge 28
Zeki Akçam 1974 Barış Harekâtı Sırasında Gazimağusa Baykal Bölgesi'nden Kale İçine Geçişi Sağlayan Tünel... 31
Aydın Akkurt Ulusal Direniş, TMT'den Kesitler 36
Mustafa G. Aksaygun Kıbrıs Türk Milli Mücadele Tarihinde Kanlı Nobel 44
Çiğdem Arkan Kıbrıs Türk Mücadelesinde Bayrak Radyosu 60
Ali Fikret Atun Kıbrıs Meselesi ve Rauf Denktaş 64
Hakkı Atun KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş 73
Yakan Cumalıoğlu KKTC'nin Temelindeki Harç TMT 78
Kemal Çapraz Vatandaş Denktaş İle Mülâkat 87
Özkul Çobanoğlu Osmanlı İskân Siyasetiyle Adalar Türklüğü'nün Akıbeti Bağlamında Dağ Köyleri ve Kıbrıs Türklerinin.. 91
Özge Eliz KKTC Milli Mücadele Tarihinde Katliamlar 106
Mehmet S. Emircan Türk Kıbrıs ve Kıbrıs Türkü 112
Necati Münir Ertegün KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş 127
Cumhur Evcil Kıbrıs'ta Barış ve Özgürlük Yolu 130
Harid Fedai Kıbrıs'ta Namık Kemal Kültü 136
Ahmet C. Gazioğlu Kıbrıs'ta Federasyon Fikrinin Doğuşu 144
Gönül Gökdemir Mücahid Yemini 165
Necat Gültepe Kıbrıs'ın Tapusu 171
M. Arif Erdoğru Kıbrıs'ın Alınmasından Sonra Ada'ya Yapılan İksânlar 208
Yusuf Halaçoğlu Kıbrıs'ın Alınmasından Sonra Ada'ya Yapılan İksânlar 208
Cristhine Hainze KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 220
Sebahattin İsmail Kıbrıs'ta İki Ulusal Kongre 222
Yaşar Kalafat İkinci Uluslar Arası Kıbrıs Araştırmaları Kongresi 236
Nejat Konuk Başkan Denktaş 253
İsmet Koltak Kurtlar Sofrasında Denktaş 257
Hasan Köni Kıbrıs, Stratejiler ve Yanlışlıklar, Çözümler 259
Kıymet Mahirel Namık Kemal Lisesi'nin Kuruluş ve Misyonu 266
Erol Manisalı Türkiye, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs 274
Erol Mütercimler Türkiye'nin Jeopolitiğinde Kıbrıs 277
Gökçin Orundalı Bereketçiler 281
Ahmet Ötüken Kıbrıs Türk Sendikal Hareketi 285
Ersin Özarslan Toroslar'dan Beşparmaklar'a Uzanan Şiir Köprüsü 288
Metin Özarslan Şükrü Elçin'in Şiirinde Adalar ve Kıbrıs 301
Muzaffer Özdağ Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Önemi 313
Halil M. Paşa Barış... Ama Nasıl? 320
Filiz Pehlivanoğulları Kıbrıs İnönü Köyündeki Panayırlar 324
Behiye Saltkaya Erenköy Mücadelesi ve Erenköy Şehidleri 328
Michael Stephen Cumhurbaşkanı Denktaş Hakkında Şahsi Düşünceler 333
İlke Susuz Kıbrıs Türk Mücadelesinde Tiyatro 336
Ahmet Tolgay Kıbrıs'ta TMT, Atatürkçülük ve Karşıt Kültür Virüsleri 353
Dursun Yıldırım Tarihin İçinde Yürürken Tarih Yapmak 362

Yayın Yılı: 2000; 369 sayfa; 3.HAMUR; 16x23,5 cm; KARTON KAPAK; Dili:TÜRKÇE


GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Kıbrıs Türkü Rum Vatandaşı oluyor

KKTC'DE DENKTAŞ'IN ''ALTI BOŞALTILIYOR''... RUM KESİMİ KKTC TÜRKLERİNE RUM VATANDAŞI VE DOLAYISIYLA AB VATANDAŞI OLMA HAKKI TANIDI !!!


Büyükelçi Yalım Eralp'in yazısı:
Kıbrıs�da Kritik Seçim ya da �Ayaklarıyla Oy Vermek� Ayaklarıyla oy vermek tabiri soğuk harp döneminde Doğu Berlin�den Batı�ya kaçanlar için kullanılırdı.Batı Berlin refah içinde iken Doğu dökülürdü. Acaba KKTC�de benzer bir olgu yaşanacak mı?Rum kesimi AB�ye girmek üzere ve kişi başına gelir 15.000 dolar iken KKTC�de ise 3000 dolar civarında.Türkiye�nin ve toplumun bütün kötü taraflarını ve ekonomik sıkıntılarını KKTC�ye maalesef başarı ile ihraç ettik ve kendimize benzettik. Rumlar bugün artık pek siyasal çözüm ile ilgili değil.AB üyeliği yolu ile KKTC�yi içeriden çözmeye ve çökertmeye çalışıyor.Ne yazık ki diplomasimiz buna sadece seyirci değil adeta yardımcı:Çözümsüzlükten yana tutum alarak� Rum kesiminde seçimler yapılacak.Rumlar KKTC vatandaşlarının rum vatandaşı olabilmelerine,seçimlerde oy verebilmelerine ve rum pasaportu almalarına imkan tanıyor.Böylece Kıbrıs�lı Türkler AB�de serbestçe dolaşabilecek ve AB�den yararlanabilecek. Sıkıntı içindeki Kıbrıs�lı Türkler bakımından cazip..Londra�da yaşayanlar bakımından ise belki de hayati..Rumlar adeta KKTC�nin içini boşaltabilecek bir yöntem bulmuş gibi gözüküyor.Türk diplomasisi ise adeta çaresiz..Tehdit etmekle yetiniyor..Evet,zaman içinde göreceğiz ayaklarıyla kaç kişi oy verecek! Strasburg�daki Mahkeme Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi tehlikeli bir yol açtı.Siyasal bir sorun olan Kıbrıs�a hukuk yoluyla çözüm bulmak gibi.Bunda bizim hatalarımızın da rolü var.�Kıbrıs meselesi çözülmüştür� söylemi önemli bir menfi unsur oldu.Bir de kendimizi savunmaktan kaçınmamız.Akla gelen bir husus acaba Azeriler bir milyona yakın müracaatla rumların başarısından örnek alarak Ermenistan�ı Divan�a şikayet etse Divan ne yapacak? Dile kolay bir milyona yakın başvuru..Biz bir çok konuda hatalıyız da Divan hatasız mı? yalime@cnnturk.com.tr

Munky
21-07-07, 14:25
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2933.jpg
Saparmurat Türkmenbaşı ( 1940)
Saparmurat Atayevich Niyazov 1940 yılında bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası II. Dünya Savaşı'nda öldürüldü. Ailesinin diğer fertleri, 1948 yılında meydana gelen Aşkabat depreminde öldü. İlk önce yetimhanede, sonra uzak aile fertlerinin evinde büyüdü.

Leningrad Teknik Üniversitesi'nden enerji mühendisi unvanı ile mezun oldu. Bundan sonra Aşkabat yakınlarındaki Bezmein enerji tesislerinde çalıştı. Daha sonra Komünist Partisi üyesi oldu. 1985 yılında Türkmenistan Milletvekilleri Konseyi Başkanlığı'na atandı. Daha sonra Türkmen Komünist Partisi'nin Merkez Komite I. Sekreterliği'ne seçildi.

13 Ocak 1990 tarihinde Cumhuriyetin yüksek yargı organı olan Yüksek Sovyet başkanlığına atandı. 27 Ekim 1990 günü yapılan seçimlerde Türkmenistan'ın ilk Cumhurbaşkanlığına seçildi. 21 Haziran 1992 yılında yeni bir anayasanın kabulü için yapılan yeni cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 99.9'unu aldı. Türkmenbaşı 21 Aralık 2006 tarihinde vefat etti.

Eserleri: Ruhname, Türkmen İlim Aman Olsun, Türkmen'in Beş Çağının Ruhu
Türkmenbaşı'nın eserlerinden Ruhname Türkiye Türkçesi, Rusca, İngilizce, Japonca, Arapça, Farsça, Almanca, Çekce gibi bir çok dünya dillerine çevrilmiş yüzbinlerce basılan meşhur bur eserdir.

VEFAT-HABER

Türkmenistan lideri hayatını kaybetti...
Milliyet 21 Aralık 2006

Hükümet kaynakları, Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı, sabaha karşı hayatını kaybettiğini belirtti.

21 yıldır devlet başkanı olan Türkmenbaşı�nın beklenmedik bir şekilde öldüğünü duyurdu. Türkmenbaşı�nın yerel saatle 04.30'da hayata veda ettiğini belirtti.

Türkmenistan�ın bu sabah erken saatlerde hayata veda eden Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı�nın kalp ya da şeker hastası olabileceği söyleniyordu.

XXX

HABER

Türk Parlamenterler Birliği Türkmenbaşı'na Büyük Devlet Adamı Ödülü Verdi

Merkezi Ankara'da bulunan Türk Parlamenterler Birliği, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Saparmurat Türkmenbaşı'na Büyük Devlet Adamı Ödülü verdi. 2700 eski ve yeni parlementer üyesi bulunan Birliğin Genel Başkanı Zeki Çeliker, ödül gerekçesini şöyle açıklıyor: "Atayurdumuz Türkmenistan'da büyük işler başaran ve Türkiye ile dostluk köprüsünü kuran Saparmurat Türkmenbaşı, Birliğimiz tarafından Büyük Devlet Adamı ödülüne layık görülmüştür.Türkmenbaşı, Türkmen halkına ve bütün insanlığa yaptığı hizmetlerle bu ödülü fazlasıyla hak etmektedir" dedi.

HAKKINDA YAZILANLAR

Türkistan�ın İsviçresi: TÜRKMENİSTAN

DR.SÜLEYMAN DOĞAN
dogansuleyman@hotmail.com

Başkent Aşgabat�a yukarıdan bakınca sanki cetvelle çizilmiş bir şehir görüyorsunuz. O kadardüzenli ki görenlerin gözünü kamaştırıyor. Bulvar, cadde ve sokaklar son derece güzel ve temiz. Bundan on yıl önce gittiğim Aşgabat ile bugünkü başkent arasında dağlar kadar fark vardı. Şehir batı şehirlerini aratmayacak derece de modern hale getirilmiş.

Sovyetler'den Bağımsızlığa

Sovyetler Birliği�nin 1990 yılında dağılmasından sonra 6 Türk devleti dünya haritasında yerine aldı. 1980 öncesinde bir grup ve siyasi parti hep Türkçülük ve hatta ırkçılıkla suçlandı. Suçlayan sol kesim ise; Sovyetler Birliği'ne dizeler yazıyorlardı. Ne var ki, 1990'lı yıllar her şeyi alt-üst etti. Sovyetler Birliği dağıldı. Komünist ideoloji tehdit olmaktan çıktı.
Sovyetler Birliğini 1990 yıllarından itibaren gazeteci olarak birçok yerini dolaştım. Köylerine varıncaya kadar gittim. Gördüğüm manzara dehşet vericiydi: insanlar dinlerinden uzaklaştırılmış, içki sudan ucuz bir şekilde sunulmuş, teknoloji hantal hale gelmiş, savaştan bozguna uğramış bir ülkeler zinciri görüntüsü veriyordu.

Adriyatik'ten Çin Seddi'ne

Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının üzerinden yıllar geçti. Geçen sürede neler başarıldı, neler başarılamadı? Türkiye'nin bu kardeş dünyayla 'Adriyatik'ten Çin Seddi'ne ülküsüyle başlayan ilişkileri bugün ne durumda? Türkistan Türkleri arasında 'İstanbul'u görmemiş isen, henüz dünyaya gelmemiş sayılırsın!' anlamında bir deyim vardır. Bunun Özbekçesi şöyledir: İstanbulnı körmegen, âlemge kelmegen! Türkistanlı hacılar Hac için Mekke'ye giderken, önce yollarını uzatarak İstanbul'a uğrar, sonra Mekke'ye giderlerdi. Bilhassa, 19. yüzyıl ortalarından 1920'lere kadar İstanbul'da çıkan gazete ve dergilerle, kitaplar Azerbaycan, Kırım, Kazan ve Türkistan'nın Taşkent, Buhara ve Semerkand gibi büyük şehirlerine ulaşır ve aydınlar tarafından okunurdu. Türkistan ve başka yerlerdeki Türkçe yayınlar da İstanbul'a ulaşırdı. Bilhassa Gaspıralı İsmail Bey'in "Tercüman" gazetesi İstanbul aydınları tarafından da merakla okunurdu.

Türkistan ile Türkiye arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkiler 1925 yılında Sovyet rejiminin Türkistan ve başka Türk yörelerinde tam anlamıyla egemen olmasından sonra birdenbire kesildi. Özellikle SSCB'nin kapılarını dış dünyaya kapaması ve Sovyetlerdeki Türklerin alfabelerinden tutarak kültür hayatının bütünüyle değiştirilmesinden sonra, Türkiye'de yaşayanların Sovyetlerdeki Türkler hakkındaki bilgileri de zamanla kaybolmaya başladı. Çok az sayıdaki bilginden başka, Türkiye'deki halk Türkistan ile ilgilenemez oldu.

Ekonomiye Türk Damgası

Türkiye'nin Türk cumhuriyetleriyle ticaretinin yükselen bir seyir izlediğini söylemek biraz zor. Şu anki seviye, 1997 ve 1998' deki seviyelerin çok gerisinde ve toplam 1 milyar 150 milyon dolar civarında. Bu rakamlarla Türkiye, Türkmenistan ve Azerbaycan'ın ikinci-üçüncü ticaret ortağı durumunda, ancak diğer cumhuriyetlerde aşağılardayız.

Türkiye'nin 1992'de açtığı 1,2 milyar dolar tutarındaki Eximbank kredileri, bu ülkelerle olan ticarete ivme kazandırmıştı, ancak geri ödemelerinde yaşanan sorunlar daha sonraki ilişkileri zora soktu.

Türk özel sektörü bölgede ABD'li ve Avrupalı firmalarla rekabet ediyor. Bazı küçük çaplı yatırımlar dışında, büyük enerji projelerinde görünmese de inşaat ve tekstil başta olmak üzere hemen her sektörde Türkler var. Küçük ve orta boy işletme kültürünü Türkler'in yerleştirdiğini söylemek abartı olmaz.

GSM operatörlüğünden otelciliğe, konfeksiyondan deterjan üretimine kadar pek çok sektörde kardeş ülke vatandaşlarıyla ortak işletmeler kuruldu. 10 yıl öncesinde bakkal açamayan bölge insanı, bugün yabancı ortaklarla birlikte hipermarketler açabilir hale geldi. Resmi ağızların da sık sık ifade ettiği gibi, Türk işadamları bölgede devletin çok önündeler.

Türk İşadamının Ayrıcalığı

Bölge ülkelerinde açılan Türk okulları iş adamlarına cesaret verdiği gibi, bölgede faaliyet gösteren Türk şirketlerinin eleman ihtiyacının karşılanmasına da büyük katkı sağladı. Bugün ilgili branşlardan mezun gençler, donanım açısından gerek Türk gerekse yerel işadamlarının en çok tercih ettiği elemanlar. Hemen her Türk şirketinde, bu okullardan mezun anadili yanında Rusça, İngilizce ve Türkçe konuşan personele rastlamak mümkün.

Sonuçta ilk 10 yılda ekonomi alanında önemli mesafeler alındıysa da geleceğe sağlıklı bakabilmek için bu dönemin iyi muhasebe edilmesi gerekiyor. Bu cumhuriyetleri ve Türkiye'yi biribirine bağlayan duygu ve manevi bağlar gözardı edilemez. Önemli olan, bunu bir avantaj bilip, ilişkilerde günlük siyasi kaygıları bir yana bırakarak ileriye dönük gerçekleştirilebilir ekonomik ve siyasi hedefler çizmek.

Türk cumhuriyetleri milli gelirleri toplamı şu an 150 milyar doları bulmuyor ama, enerji üretim ve pazarlamasının yoluna girmesiyle zenginler ligine girme imkanı bulacaklar. Ancak bunu yaparken petrol zengini Ortadoğu şeyhliklerine benzemek istemiyorlarsa, demokrasiyi ihmal etmemeleri gerekiyor.

Türk Okulları Büyük Bir Avantaj

Birçok tarafsız gözlemciye göre Türkiye'nin 10 yıllık dönemde Türk dünyasında gerçekleştirdiği en büyük başarı Türk okulları. T.C. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yurtdışındaki bütün okulların temsilcileriyle 1995'te yaptığı bir toplantının ardından yayınlanan resmi kitapçığa göre, 10 yıl içinde bölgeye 130'u özel olmak üzere toplam 142 eğitim kurumu kazandırıldı. Tümü özel 9 üniversitenin aralarında bulunduğu eğitim kurumları özel Türk firmaları, T.C. Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı tarafından açıldı.

Bilgisayar, turizm, ticaret gibi özel branşlar yanında orta öğretim düzeyinde hizmet veren Türk okullarında Türkiye'deki Anadolu Liseleri müfredatı uygulanıyor. Okullar hem ev sahibi ülkenin, hem de Türkiye'nin milli eğitim bakanlıklarınca denetleniyor. Hazırlık sınıfında ve diğer yıllarda İngilizce, Türkçe, Rusça ve o ülkenin dili öğretiliyor. 9'uncu sınıf başında öğrenciler sözel ve sayısal iki gruba ayrılıyor. Sosyal dersler ev sahibi ülkenin öğretmenlerince, dil ve sayısal dersler Türk öğretmenlerce veriliyor. Din dersleri ülkeden ülkeye değişiyor. Örneğin Özbekistan'daki müfredatta din dersleri yer almazken, Türkmenistan'da Dinler Tarihi adıyla bütün dinlerin öğretimine haftada bir saat ayrılıyor.

Dünya çapında Kırgız edebiyatçı Cengiz Aytmatov'un Türk Okulları hakkındaki yorumu ise şöyle: "Kırgız-Türk liselerinde okuyan ve daha sonra mezun olacak bu gençler 21. asrın kadroları ve geleceğimizin aydın günleridirler."
Türkmenistan'da doğalgaz ülkenin en önemli gelir kaynağı. Bunun yanında tekstil ve inşaat sektöründeki gelişmeler ekonomiyi canlı tutuyor. Bu cumhuriyetler arasında en küçük ekonomiye sahip Kırgızistan ise, zengin enerji kaynaklarına sahip olmamakla birlikte, serbest piyasa ekonomisini oturtmanın yollarını arıyor.

Türkmenistan'da Türkmenbaşı tarafından kaleme alınan Ruhname adlı eserde, kapitalist ve sosyalist modellerin eleştiriyor, zenginin fakiri koruduğu, fakirin ise zengini kıskanmadığı bir model öneriliyor.

Türkistan'nın İsviçre'si

Türkmenistan son on yılda yüzde 20 kalkınma hızıyla dünyada sayılı ülkeler arasına girmeyi başardı. Devlet Başkanı Türkmenbaşı'nın uyguladığı başarılı politikalar sayesinde Türkmenistan'da bugün Türk firmalarının açtığı tesisler göz kamaştırıyor. 5 milyon nüfuslu Türkmenistan Türkistan'nın İsviçre'si olma yolunda hızla ilerliyor. Türkmenistan sadece Türkistan'nın değil dünyanın en hızlı gelişen ülkesi olmayı başardı.

"Bu topraklar bizim sevgimiz, gayretimiz, alın terimiz, bereket olup Türkmen sofrasına geri dönmektedir. Ben hayata bu toprağı sevmekle başladım, ben bu toprağın bağrına sevgi olarak dönerim. Yüce Allah'ın emriyle, üçüncü bin yılın bölgesi başımıza düştüğü günlerde 1991 yılında Türkmenistan bağımsız devlet oldu. Her bir Türkmen, milletinin tarihi yazgısından, milli devletinden, cemiyetinden, onun bölünmez bütünlüğünden, ittifakından mesuldür. Bizim Dede Korkut gibi, Mahtumkulu gibi cevahir zihinli, elmas muhakemeli bilge kişilerimiz var. Yüce Allah bizi insan olarak yarattı. Her bir vatandaşımızın asil ve dürüst insanlar haline gelmelerine imkan sağlamak bizim mukaddes borcumuzdur. Gücünü gayretini, sevgisini, ömrünü bütünüyle ortaya koyabilen halkımız varken, bu toprağı cennete döndürüp, muhteşem altın cemiyeti kurmazsak ayıp olur! Aziz Türkmen halkım! Sen moralini yüksek tut, yaptığın işin hakkını ver, zenginleş, zenginleştir yurdunu!"

Türkmenbaşı ve Ruhname

Yukarda ki sözleri Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı'ın yazdığı "Ruhnama" isimli eserinden alıntı yaptım. Türkmenistan Cumhurbaşkanı Türkmenbaşı yazar olduğu kadar da şair. Türkmenbaşı, 8 yaşından itibaren yazdığı tüm şiirlerini 226 sayfalık bir şiir kitabında toplayarak, "Türkmen Elim Aman Olsun" ismiyle yayımladı. 2. Dünya Savaşı'nda babasını, 8 yaşında yaşadığı 1948 depreminde de annesi ve 2 kardeşini kaybeden Türkmenbaşı'nın, yerleştirildiği yetimhanede, yaşadıklarını şiire dökmeye başladı. Türkmenbaşı, şiirlerinde vatan sevgisi, deprem, anne sevgisi ve aşk konularına ağırlık veriyor. Ayrıca Türkmenbaşı, Türkmenistan Milli Marşı'nı yazan 12 şairden biri. 1992 yılında gittiğim Türkmenistan�ın başkenti Aşgabat, bir köy görünümündeydi. Sovyetler döneminde ihmal edilen Türkmenistan'ın bugün geldiği noktayı tarif etmek adeta imkansız. Ülke şimdi yüzde 20 kalkınma hızıyla İsviçre olma yolunda hızla ilerliyor.

Müreffeh Türkmenistan

Bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetleri içinde bugün en gelişmiş olanı hiç şüphesiz Türkmenistan'dır. Türkmenistan dünyanın kaynak bakımından en zengin ülkelerinden biri. Türkmen halkının en müreffeh bir şekilde yaşaması için başta Devlet Başkanı Türkmenbaşı olmak üzere tüm yöneticiler canla başla çalışıyor.

Türkmenistan'ın kalkınmasında Türk işadamlarının büyük emekleri var. Bugün Türkmenistan�ın bir batı ülkesinden farkı yok. Türk Cumhuriyetleri içinde en fazla büyüme hızıyla gelişen ülke. Ülke gelişip değişirken hem Türk işadamları kazanıyor hem de Türkmenistan. Ülkedeki işlerin yüzde 80'ini Türk iş adamlarına havale etmiştir. Türkmenistan dünyanın dördüncü doğalgaz rezervlerine sahip bir ülke. İnşallah yakın bir zamanda Türkmen gazı Türkiye�ye gelir.

Türkiye-Türkmenistan ilişkileri

Türkiye Cumhuriyeti 16 Aralık 1991 tarihinde Türkmenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmuş, 29 Şubat 1992 tarihinde de diplomatik ilişkiler tesis etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, Türkmenistan'ın tanınması, uluslararası ve bölgesel kuruluşlara katılması veya işbirliğinin pekiştirilmesi, üçüncü ülkelerin ve uluslararası kuruluşların destek ve yardımlarının sağlanması gibi konularda girişimlerde bulunmuştur.

İki ülke arasındaki ticarî ve ekonomik ilişkilerin temeli, Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı'nın ülkemize yapmış olduğu ziyaret sırasında 3 Aralık 1991 tarihinde imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ile Türkmenistan Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliğine Dair Anlaşma"ya dayanmaktadır.

2000 yılı itibariyle, Türkmenistan'ın dış ticaret hacminde Türkiye'nin payı % 17 olarak belirlenmiş ve ülkede 280 Türk şirketinin faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. Yabancı sermayeli şirketler arasında Türk şirketlerinin payı yaklaşık % 31'dir.
Türk müteahhitleri tarafından Türkmenistan'da bugüne kadar gerçekleştirilen faaliyetler, çeşitli iş kollarına yönelik olmuştur. Türk firmalarının genel olarak inşaat, tekstil, gıda, temel tüketim malları, telekomünikasyon, otomotiv ve elektrikli cihaz gibi faaliyet konularında yoğunlaştıkları görülmektedir.

Mevcut Türk firmalarının büyük bir kısmı çeşitli ticaret ve taahhüt işleri gerçekleştirmiş, bir kısmı ise, halen piyasa araştırması ve yatırım hazırlıkları içerisindedir. Bazı Türk firmalarıysa, riskleri yüzünden herhangi bir faaliyete başlamamışlardır. Hâlen tescilli firmalar dışında, herhangi bir kayıt altında olmadan Türkmen firmaları üzerinden ticaretle uğraşan pek çok Türk firması da mevcuttur. Bunun yanında Türkmenistan ile Türkiye arasında bavul ticareti olarak tanımlanan faaliyetler de mevcuttur.

Başarılı Türk İşadamları

Türkmenistan'da gerçekleştirdikleri işlerde kaliteyi ve uluslararası standartlara uygunluğu ön planda tutmayı genel bir ilke olarak benimseyen iş adamlarımız arasında, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Saparmurat Türkmenbaşı tarafından, vatan sevgileri ve başarılı çalışmaları dolayısıyla "Üstün Hizmet Madalyası" ile ödüllendirilen iş adamlarımız mevcuttur. Halen sayısı yüzlerle ifade edilebilecek esnaf, Türkmenistan'da ticaretle uğraşmaktadır. Türkiye ve İran dışındaki ülkelerin, Türkmenistan'da küçük esnaflık faaliyeti bulunmamaktadır. İranlı esnafın faaliyetleri, Türklerinkine göre oldukça düşük orandadır. Ayrıca, ülkede yerleşik iş yapmakta olan yabancılar içerisinde Türklerin uyumu diğerlerine göre daha kolay olmaktadır.

Türkmenistan'da yollar modern olmamakla birlikte, çoğunluğunu Türk firmalarının gerçekleştirdiği rehabilitasyon çalışmaları sonucu 1996 yılında Türkmenistan karayollarının % 81'i onarılmıştır. 1996 yılı içinde yolcu taşımacılığı için kurulan firmalar, Türkiye'dekine benzer bir yapılanma içine girmişlerdir.

1996 yılında ülkeyi İran'a bağlayan demiryolu hizmete girmiştir. Ayrıca, Türkmenbaşı'ndaki (eski Krasnovodsk) bir deniz limanının ıslahı ve Aşgabat hava limanının genişletilmesine ilişkin çalışmalar sürdürülmektedir. Aşgabat, Daşoğuz ve Merv�deki ulaşım sistemlerinin geliştirilmesine yönelik 34 milyon dolarlık bir Dünya Bankası projesi halen uygulama aşamasındadır.

Türkmenistan gerek elektrik üretimi, gerek diğer enerji kaynakları, özellikle doğalgaz açısından zengin bir ülkedir. Ülke ekonomisinin temel taşını pamuğun yan ısıra doğalgaz ve petrol oluşturmaktadır.

Başta Rusya Federasyonu olmak üzere, SSCB'de bulunan doğalgaz rezervleri, toplam dünya doğalgaz rezervlerinin yaklaşık % 40�ını oluşturmaktadır. Türk Cumhuriyetleri arasında en büyük doğalgaz rezervlerine ve yıllık üretim kapasitesine sahip olan ülke Türkmenistan'dır. Türkmenistan'daki doğalgaz rezervleri, bölgedeki toplam rezervlerin büyük bölümünden fazladır. Üretilen doğalgazın % 84'ü ihraç edilmektedir.

Toplam yüz ölçümünün 4/5'i çöl olan ülkenin, tarıma elverişli alanı sadece % 3'tür. Yeni Türk Cumhuriyetleri arasında ikinci büyük pamuk üreticisi olan Türkmenistan'da son yıllarda üretilen pamuğun işlenmesine ve ülke içinde değerlendirilmesine önem verilmektedir. Türkmenistan, zengin maden kaynaklarına sahiptir. Özellikle petrol ve doğal gaz en önemli yeraltı kaynaklarıdır..

Tarafsız Türkmenistan

Doğalgazın ihracatı için Rusya üzerinden geçen boru hattı kullanılmaktadır. Ayrıca, 1997 yılında açılmış olan 200 km'lik, İran ile bağlantı sağlayan sınırlı kapasitedeki bir boru hattı da mevcuttur. Halihazırda Afganistan üzerinden Pakistan ve Hindistan'a gaz naklini sağlayacak bir boru hattı projesinin geliştirilmesi konusunda çalışmalar sürdürülmektedir.

Türkmenistan, Türk Cumhuriyetleri içinde "tarafsızlığı" temel siyaset olarak benimsemiş bir ülke. Türkmenistan'ın tarafsızlığı BM'ce onaylandı.. Türkmenistan geleceği parlak. Türkmenbaşı'nın gösterdiği yolda medeni ülkeler seviyesine ilerlemeye devam ediyor. On yılda 50 yıllık gelişme ilerleme kaydederek göz kamaştıran Türkmenistan'ın gelişmesi sadece ekonomik alanda sınırlı değil; özellikle gençliğin eğitilmesi ve milli şuurun kazanılmasında da çok büyük mesafe kat edilmiş.

Türkmen Boyları!

Türkmen adının tarih sahnesine çıkışı 10'ncu yüzyıla rastlar. Bu ad, genel bir adlandırma olarak yerleşik hayata geçmiş Türkler için, ağırlıklı olarak da Müslüman Oğuz boyları için kullanılmıştır. Türkmen adı bugün Türkmenistan Cumhuriyeti'nde yaşayan Türkmenler ile Irak, İran, Suriye ve Anadolu'daki Türkmen boylarına mensup olanlar için kullanılmaktadır. Başta Teke ve Yomutlar olmak üzere Çovdur, Göklen, Sarık, Salır ve Ersarı gibi kabileleri Türkmenlerin en büyük kabileleri arasında sayabiliriz.

Türkmenistan'da yasama gücü Devlet Başkanı ile birlikte beş yıl için seçilen "Halk Maslahatı" ve "Meclis" tarafından paylaşılmaktadır. Meclis, alt yasama organı niteliğindedir ve önemli kararlar daha sonra Halk Maslahatı'na sunulmaktadır. Halk Maslahatı'nda milletvekilleri, her ilden seçilen halk temsilcileri, üst yöneticiler, bakanlar kabinesi üyeleri ve yerel yöneticiler yer almaktadır. Türkmenistan'ı ilk tanıyan ülke Türkiye olmuştur. Türkmenistan Cumhuriyeti; BM, AGİK gibi milletler arası kuruluşlara üye, kalkınma yolunda bağımsız bir Türk devletidir.

Halk Maslahatı

Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı, açık sözlü, hoş sohbet, alçak gönüllü, rahat konuşulan halkıyla bütünleşmiş bir insan. Komşuları olan İran ve Afganistan ile iyi ilişkiler içinde. Türkmenistan hala Afganistan'a bedava elektrik veriyor. Ayrıca Afganistan'da yaşayan Türkmen gençleri eğitmek için kolları sıvadı. Her yıl en az 100 öğrenciyi bedava okutma sözü verdi. Başta Türkmenbaşı olmak üzere Türkmen yetkilileri; "Afgan halkıyla hep birlikte olduk ve bundan sonra da birlikte olmaya devam edeceğiz."

Türkmenistan'da alınan tüm kararları tek başına Devlet Başkanı Türkmenbaşı almıyor. 'Halk Maslahatı' adıyla bir üst kurul var. Önemli konular buraya gelir ve bu kuruldan çıkar. Bundan bir süre önce Halk Maslahatı, aldığı kararla ay ve gün isimlerini değiştirmiştir. Rusça adları değiştirerek Türkmen Türkçesinden sözler koymuştur. Türkmenbaşı (Ocak), Bayrak (Şubat), Nevruz (Mart), Kurbansultan (Nisan), Mahdumkulu (Mayıs), Oğuz (Haziran), Korkutata (Temmuz), Alpaslan (Ağustos), Ruhnama (Eylül), Garazsızlık (Ekim), Sultan Sancar (Kasım), Bitaraflık (Aralık). Yine Rusça ve Farsça gün adları da değiştirilmiş; Başgün, Yaşgün, Hoşgün, Sevap günü, Anna günü, Ruh günü, Dinç gün yapılmıştır."

Nereden Nereye!

Türkmenistan SSC, 22 Ağustos 1990 tarihinde Türkmenistan Meclisi Türkmenistan Devleti'nin egemenliğini ilan etmiş ve 27 Ekim 1990 tarihinde yapılan açık oy esasına dayalı genel seçim ile oyların %98,3'ünü alan Saparmurat Niyazov Türkmenistan SSC'nin seçimle başa gelen ilk Devlet Başkanı olmuştur. Türkmenistan SSC, 27 Ekim 1991 tarihinde yapılan referandum sonucu bağımsızlığını ilan etmiştir.

18 Mayıs 1992 tarihinde Türkmenistan Meclisi'nin oy birliği ile bağımsız Türkmenistan'ın yeni Anayasası'nın kabul edilmesi nedeniyle, 21 Haziran 1992 tarihinde Devlet Başkanlığı seçimleri yenilenmiş ve Saparmurat Niyazov seçmenlerin % 99,5'inin oyunu alarak Türkmenistan'ın Devlet Başkanı olarak tekrar seçilmiştir. Yeni Anayasa Başkanlık sistemini öngörmekte ve Devlet Başkanı, ileride Meclisin onayına sunmak şartıyla yasa yapmak hakkına sahiptir. Devlet Başkanı Yardımcıları, Bakanlar, Hakimler (Belediye Başkanı + Vali), Yüksek Mahkeme Başkanı Devlet Başkanı tarafından atanmaktadır. Bakanlar Kabinesi'ne başkanlık da yapan Devlet Başkanı, gerekli gördüğü hallerde Meclisi feshetme hakkına sahiptir.

Latin Alfabesi

Türkmenistan Meclisi, 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren Kiril alfabesini terk ederek, belirli bir geçiş dönemi çerçevesinde, Lâtin alfabesine geçilmesini kararlaştırmıştır. Geçtiğimiz yıldan itibaren resmi yerlerde Türkmençeye tamamen geçilmiştir. Devlet Başkanı Türkmenbaşı'nın büyük gayreti sayesinde kısa zamanda Latin alfabesi benimsenmiştir. Bütün okullarda, resmi kurum ve kuruluşlarda Latin alfabesi geçerlidir. Türkmenistan'da dokuz yıl eğitim zorunludur. Dokuz yıllık eğitimi tamamlayanlar üniversitelere gitme hakkını kazanmaktadır. Eğitimini meslek okullarında sürdürmek isteyenler sekiz yıllık eğitimden sonra dört yıl meslek eğitimi alarak mezun olabilir. Özel okullar haricinde, ülkede bir üniversite (Türkmenistan Devlet Üniversitesi) bulunmaktadır. Ayrıca 1952 yılında kurulan Türkmenistan İlimler Akademisi mevcuttur.

Türkmen Gençler Eğitiliyor!

Bugüne kadar Türkmenistan ve Türkiye hükûmetleri arasında imzalanan anlaşma sayısı 100 civarında olup, Türk özel teşebbüsünün temsil sorumluluğu ile gerçekleştirdiği faaliyetler dışında kamu kesimi de Türkmenistan'da birçok ciddî katkıyı gerçekleştirmiştir.

Özellikle kamu kesimi tarafından yapılan önemli faaliyetler Millî Eğitim Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmiştir. Türkiye Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 1993-1994 eğitim ve öğretim yılı döneminde; "Aşgabat Anadolu Lisesi", "Aşgabat Türk İlkokulu", "Aşgabat Türkiye Türkçesi Eğitim Öğretim Merkezi (TÖMER)" hizmete açılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı okul ve kursların bütün eşya, kitap, makine ve ekipmanı Türkiye'den getirilmiş olup modern bir eğitim sürdürülmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı, Türk Silâhlı Kuvvetleri, Turizm Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ile birlikte yaklaşık 4600 Türkmen öğrenciye lise, üniversite ve harp okullarında eğitim imkânı sağlanmıştır. Ayrıca 90�lı yıllarda Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından Azadi Üniversitesi bünyesinde Türk Dili Bölümü açılmıştır. Tüm ders araç gereçleri ve öğretmen maaşları vakıf tarafından karşılanmıştır.

Bayrak Bayramı'nın Önemi!

İstanbul�da görüştüğüm Türkmenistan Başkonsolosu Nurberdi Amanmuradoğlu Bayrak Bayramı'nın önemini dile getirerek, "Bayrak Bayramı'nın manası bizim çok büyük. Atalarımız geçmişte herhangi bir faaliyette, tören ve düğünlerde hep bayraklarıyla birlikte olmuşlar. Ama tarih gösteriyor ki Türkmenler 700 sene bir araya gelememişler. Dolayısıyla Türkmenlerin bayrağı olmamış, devleti olmamış. Cumhurbaşkanı Türkmenbaşı'nın liderliğinde bağımsız Türkmenistan Cumhuriyeti kuruldu. Bir devletimiz var ve bir bayrağımız var. Bayrağımız şimdi dünyanın her ülkesinde dalgalanıyor. Türkmenbaşı'nın sayesinde biz bu bayrağı kazandık. Bu bayrak Türkmenistan'da yaşayan herkes için çok önemlidir. Onun için Bayrak Bayramı kutluyoruz. Ayrıca Cumhurbaşkanımız Türkmenbaşı'nın doğum tarihi aynı güne geldiğinden dolayı çifte bayram yaşıyoruz" dedi.

Türkmenistan'da Bayrak Bayramı'nın 10 gün devam ettiğini ve bu zaman içinde çeşitli etkinliklerin düzenlendiğini belirten Amanmuradoğlu, "Bu bayramda da insanların hizmetine çeşitli binalar açıldı. Etkinliklere her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye'den bir heyet katıldı. Türkiye'nin çeşitli üniversitelerinde öğrenim gören öğrenciler de bu kutlamalara iştirak ediyor. Diğer taraftan bayramımız dünyada 120'den fazla devlette hep birlikte kutlanıyor. Ama Türkiye'de Bayrak Bayramı daha başka manalı oluyor" diye konuştu.

Türkiye'nin Türkmenistan için önemli bir yere sahip olduğuna işaret eden Nurberdi Amanmuradoğlu, "Türkiye bizim kardeşimiz. Bayramlarımızda onlarla birlikte olmak bizim mutluluğumuzu, sevincimizi arttırıyor" dedi. Türkmenistan'ın bağımsızlığını elde etmesinden bu yana Türk işadamlarının inşaat, tekstil ve diğer sektörlerde olmak üzere 8 milyar dolara yakın yatırımları bulunduğuna dikkat çeken Amanmuradoğlu, "Biz bu ilişkilerin ve yatırımların daha da artarak devam etmesini bekliyoruz ve bu ilişkilerin artacağından da ümitliyiz. Çünkü Türkmenistan'la Türkiye'nin zaten bayramları aynı. Bu kardeş iki milleti her yönüyle daha fazla birbirine bağlıyor. Bizim için iki ülke kardeşleri arasındaki faaliyetler gurur vesilesidir" şeklinde konuştu.

Enerji Ülkesi!

Türkmenistan'ın enerji açısından dünyanın sayılı ülkeleri arasında bulunduğuna dikkat çeken Konsolos Amanmuradoğlu, "Türkmenistan'ın yüzölçümü 492 bin kilometre karedir. Yaklaşık yüzde 80'i çöldür. Ama 21 - 23 trilyon metreküp doğalgaz rezervlerimiz, yaklaşık 12 milyar ton petrol kaynaklarımız vardır. Diğer yeraltı yerüstü zenginliklerimiz de bulunuyor. Geçen sene de 2.5 milyon ton buğday üretimi yapıldı. 2 milyon ton da pamuk üretimi gerçekleştirildi. Dolayısıyla Türkmenistan enerji konusunda ve ekonomik olarak bölgesinde ve dünyada önemli bir yere sahiptir" dedi.
Bayrak Bayramı dolayısıyla dünyaya mesaj veren Konsolos Nurberdi Amanmuradoğlu, Türkmenistan'ın bağımsız ve bir barış ülkesi olduğunu vurgulayarak, "Biz barış devletiyiz. Dünyada da barış olmasını, savaşın olmamasını istiyoruz. İnsanlar eğitim, sağlık, diğer sosyal hizmetlerden en üst seviyede faydalansınlar. Ülkeler arasında ekonomik ilişkiler hızlansın ve gelişmeler hep insanların faydasına olsun. İnsanlık mutluluk içinde yaşasın" ifadelerini kullandı.

TÜRKMENİSTAN�IN KİMLİĞİ
Nüfus: 6.329.000
Başkenti: Aşgabat
Cumhurbaşkanı:Saparmurat Türkmenbaşı
Önemli Şehirleri: Aşgabat, Merv(Marı), Türkmenbaşı, Daşoğuz, Türkmenabat ve Balkanabat
Resmî dili: Türk dilinin Oğuz Türkçesi grubundan olan Türkmen Türkçesi
Nüfusun % 100�ü okuma yazma bilmektedir.
Dünyaca ünlü sanat eseri ürün: Türkmen halı ve kilimi
Ortalama memur maaşı: 1 milyon 750 Manat (336 dolar)
Milli para: Manat
1 dolar: 5200 Manat
1 ekmek: 500 Manat
1 lt benzin: 400 Manat
Trafik rumuzu: TM
Kişi başına düşen milli hasıla: 6299 Dolar (2003)
2000-2003 yıla arasında: 236 adet önemli sanayi tesisleri işletmeye açıldı.
Buğday üretimi: 2003 toplam 2,5 milyon tondan fazla buğday üretildi.
Yatırım miktarı: 2002-2003 yılları içerisinde 12,7 milyar dolar.
Ünlü yemek: Türkmen pilavı
En popüler spor: At yarışları,satranç ve futbol

Not: Bu makalede bazı değişiklikler ve güncelleştirme hariç yazının tamamı Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi Şubat 2004 tarihinde neşrolunmuştur.

XXXX

Türklüğün Parlak Uldızı: Saparmurat Türkmenbaşı
Mahmut Çetin
info@biyografi.net

Türkiye ile Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasındaki en temel problem, sağlıklı bir iletişimin sağlanamaması olmuştur. Özellikle Türkiye�deki bir kısım çevreler, Türk Cumhuriyetlerindeki olayları çarpıtarak, halkımızı yanlış bilgilendirmektedir. Bu noktada yapılması gereken şey, Türk Milliyetçilerinin platonik Türk Dünyası tahayyüllerinin, ilişkilerin geliştirilmesinde belirli bir uzmanlaşma gözetilerek değerlendirilmesidir.

Özellikle diplomasi ve medyada yer alan sol görüşlü kadrolar, Türk Dünyası ile Türkiye�nin ilişkilerinin gelişmesine ön yargı ile yaklaşmaktadırlar. Türkiye�nin ve Türk Dünyasının çıkarları, bu ön yargılı kadrolara emanet edilemeyecek kadar önemlidir.
Türkçe niye rahatsız eder ?

Türk basınında Türkmenistan ile ilgili bir başka yanlış anlaşılan olay da Halk Maslahatı�nın Rusça ve Farsça olan ay ve gün isimlerinin Türkçeleştirilmesi konusunda yaşandı. Buna göre birinci 1. aya Türkmenbaşı 2. aya Bayrak, 3.aya Nevruz, 4. aya Kurban Sultan, 5. aya Mahdumkulu, 6. aya Oğuz, 7. aya Korkutata, 8. aya Alpaslan, 9. aya Ruhname, 10. aya Bağımsızlık, 11. aya Sultan Sancar, 12. aya Tarafsızlık denilmiş ve Rusça ve Farsça gün adları da Başgün, Yaşgün, Hoşgün, Sevap günü, Anna günü, Ruh günü, Dinç gün yapılmıştır.

Türkiye basınının neye niçin karşı çıktığını anlamak mümkün değildir. Ancak Kültür Eski Bakanı Namık Kemal Zeybek bu konuda en esaslı yorumu yapmıştır. Şöyle diyor Zeybek: "Basınımızın bir kısmı Ocak ayına Türkmenbaşı adı verilmesine takılıp duruyor. Peki diğerleri... Biliyorum ki; asıl rahatsız oldukları Alpaslan�dır, Oğuz�dur, Korkutata�dır... Tam da Türkiye�de millet bilincini yok etmek üzere iken bu Türkmenistan ne yapıyor diyorlar. Türkmenistan Halk Maslahatı, Türkmenistan için doğru olanı yapıyor. Bize düşen anlamak ve saygı duymaktır, diyorum."(1)

Birlik için lider karizması gerekli

Namık Kemal Zeybek, yakından tanıdığı Türkmenistan Devlet başkanı Sapar Murat Türkmenbaşı�nın bazılarını iddia ettiği gibi bir diktatör, bir megolaman olmadığının altını çizdikten sonra onun 'açık sözlü, hoş sohbet, alçak gönüllü, rahat konuşulan bir insan olduğunu' söylemektedir. Liderlik kültünün Türkmenistan için önemini şu sözlerle ifade etmektedir: "Yani Türkmenistanlılara biraz da destanlaştırılmış bir lider, olabildiğince gerilmiş bir yurtseverlik duygusu ve yükseklerde dalgalanan bir Türkmenlik ruhu gereklidir. Daha uzun zaman... Türkmenlik, boyculuk ve hemşehricilikten kaynaklanan bölünmelerin üzerinde ana unsur durumuna gelinceye kadar..."
İşte Türkmenistan�ın birleştirici lider efsanesi ile yapmaya çalıştığı, hayatın içine çekilmiş bir tarih bilinci ve kökleri sağlamlaştırma çabasıdır. Ruhname de bu amaçla hazırlanmıştır. Türkmenbaşı bütün bu anlattıklarımın bilincindedir.

Niçin Ruhnama ?

Komünizm rejiminin milletlerin ruhunu kuruttuğunu, metafizik dünyalarını boşalttığını, fertleri mideleriyle toprağa basar, şehvetleriyle düşünür hale getirdiğini, insanları sosyolojinin değil de, adeta zoolojinin konusu yaptığını değişik ülkelerde müşahede ettiğim için, bu rejimde doğup büyüyen Türkmenbaşı�nın Ruhnama'sını benim açımdan hiçbir değer taşımayacağına inanarak elime aldım. Fakat daha ilk sayfasında önyargının ne kadar kötü bir şey olduğunu bir kere daha idrak ettim. Şu satırları yazanın amansız bir materyalist eğitimden geçtiğine kim, nasıl inanabilir: "Nuh peygamber evlatlarına 'gençlere' gayretlilik, ruh yüceliği, erdemlilik, ahde vefa, çalışkanlık öğretti."

Tarih şuuru

Ciddi bir devlet adamının birinci vasfı tarih şuuruna sahip olmasıdır; çünkü bir kalabalığı millet yapan dil, din gibi bütün değerlerin kökleri eskilerdedir. Ayrıca millet hayatında tecrübe paha biçilemeyecek kadar önemlidir. Hem kalabalığı millet yapan değerleri korumak, hem de geçmişteki olaylardan önümüzü görmekte yararlanmak, ancak tarihe sahip çıkmakla mümkün olur. Böyle bir gayretin insanı olduğunu, kitabının ilk sayfasındaki şu cümlelerinden anlıyoruz: "Türkmen halkının Nuh Aleyhisselam�a kadar uzanan büyük tarihî geçmişi var. Nuh Aleyhisselam, oğullarından Yales�in soyuna yurt olarak Türkistan iklimini verdi." Tabii Türkmenbaşı�nın naklettiği bu bilgide kuru bir tarih anlayışı yok. Tarihlerini bir peygambere ulaştırmakla onu kutsallaştırıyor. Kutsal bir fenomen durumuna getirdiği tarihlerinin üzerinde biraz yüreği, duygusu olanın hassasiyetle titreyeceğini Türkmenbaşı büyük devlet adamlarına has sezgisiyle gayet iyi biliyor.

Birlikte yaşamacılık

Devlet adamlığının en önemli vasfı realist olmasıdır. Bu da en belirgin şekilde devletin gücüyle idealinin dengelenmesinde görülür. Türkmenistan yeni bir devlet; nüfusu, ekonomik imkanları belli. Bunları göz ardı ederek büyük hayaller kurmak, mumdan gemiyle güneşi fethe çıkmaya benzer. Milletin potansiyelinden küçük gayeleri hedef edinmek de toplumun dinamizmini pasifize eder; bu da uzun vadede yokluğa götürür. Bu hassas dengeyi nasıl gözettiğini şu satırları ortaya koyuyor: "Biz yeni bir devletiz. Bu yüzden bize iğneden uçağa, ilaçlardan bilgisayara kadar her şey lazım... Bizim eski dostlarla içtiğimiz su ayrı gitmez, yeni dostlar ediniriz; ama kimseye karşı düşmanlığımız yok."

Boy değil millet şuuru

Vatandaşlarını aşırı derecede seven Türkmenbaşı gibi bir liderin normal olarak boycu olması gerekir. Fakat tarih şuuru onu boyculuktan alıyor, Türk milletini kucaklayan bir lider haline getiriyor. Türk boylarının hepsini birleştiren mitolojilerin başında 'Ergenekon Destanı' gelir. Bizim siyasilerimizin yeteri kadar anlayamadığı o güzelim destana sahip çıkıyor ve onu şöyle yorumluyor: "Bu destanda bahsedilen koca maden dağını eriterek dünyaya açılmanın mecazi bir anlamı var. Türkmen kılıcının kadimden gelen mütekamil örneğini günümüze kadar ulaştırmış. Bu kılıcın üzerinde �Türkmen hiçbir zaman, kılıcını kınından komşusuna çekmez� yazısını bırakmış. Günümüzde bu kılıç İran�daki tarihi müzede bulunmaktadır." Bütün Türklerin efsanelerinde görünen büyük atası Oğuz Han�ı ihmal etmiyor, onun 'Diriye hareket, ölüye istirahat gerek' ve benzeri vecizeleriyle kitabını dokuyor. Dede Korkut�la da kültürün bir millet için ne kadar önemli olduğunu vurguluyor.

Ortaçağda birçok Türkmen beylikleri kuruldu diyerek, Tulunilerden başlayıp, Osmanlıları, Akkoyunluları sıralayarak, İran�daki Kaçar hanedanıyla listesini tamamlıyor. Bu liste onun zaman ve coğrafya dilimlerine sıkışıp kalmadığını, değişik kıtalara dalga dalga yayılan milletine idrakinde ve yüreğinde yer verdiğini gösteriyor. 'Beyazid-i Bestami adlı Türkmen sufi vardır.' diyerek de milletinin metafizik direklerini görmezlikten gelmiyor.

Allah�ın kitabı Kur�an-ı Kerim mukaddestir

Zaman zaman kalıpları kırarak, cümleleri yeşil vadilerden fışkıran el değmemiş pınarlar gibi coşuyor; fakat hiçbir zaman dengeyi kaybetmiyor. "Türkmenlerin Ruhnama�sı dinî kitap değil. Kur�an-ı Kerim, Yüce Tanrı�nın kitabı bütün Müslümanların arasında Türkmenlerin de baş kitabı... Allah�ın kitabı Kur�an-ı Kerim mukaddestir. O hiçbir kitapla değiştirilemez ve mukayese edilemez. Orta Asya�nın bozkırlarından Avrupa�nın derinliklerine kadar yayılan milletimiz bölük pörçük, bazı siyasilerimizin, yetkililerimizin yaptıkları da bizleri karamsarlığa sürüklüyor. Ama Türkmenbaşı�nın Ruhnama�sı insanın iç dünyasını aydınlatıyor; en bedbin ruhlar için bile şevk kaynağı oluyor. Böyle önderlerin gayretiyle eli öpülecek milletimiz dünyada mutlaka hak ettiği yere gelecektir. Yalnız Türkmenlerin değil, bütün Türklerin başucu kitabı olması lazım gelen Ruhnama�yı yazdığından dolayı Türkmenbaşı�na şükranlarımızı sunmalıyız."(2)

Türkiye ile Türkmenistan arasında gelişen ilişkiler

Türkiye Cumhuriyeti 16 Aralık 1991 tarihinde Türkmenistan�ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmuş, 29 Şubat 1992 tarihinde de diplomatik ilişkiler tesis etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, Türkmenistan�ın tanınması, uluslararası ve bölgesel kuruluşlara katılması veya işbirliğinin pekiştirilmesi, üçüncü ülkelerin ve uluslararası kuruluşların destek ve yardımlarının sağlanması gibi konularda girişimlerde bulunmuştur.
İki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin temeli, Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı�nın ülkemize yapmış olduğu ziyaret sırasında 3 Aralık 1991 tarihinde imzalanan Türkiye Cumhuriyeti ile Türkmenistan Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliğine Dair Anlaşmaya dayanmaktadır.

2000 yılı itibariyle, Türkmenistan�ın dış ticaret hacminde Türkiye�nin payı % 17 olarak belirlenmiş ve ülkede 280 Türk şirketinin faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. Yabancı sermayeli şirketler arasında Türk şirketlerinin payı yaklaşık % 31�dir.
Türk müteahhitleri tarafından Türkmenistan�da bugüne kadar gerçekleştirilen faaliyetler, çeşitli iş kollarına yönelik olmuştur. Türk firmalarının genel olarak inşaat, tekstil, gıda, temel tüketim malları, telekomünikasyon, otomotiv ve elektrikli cihaz gibi faaliyet konularında yoğunlaştıkları görülmektedir.

Mevcut Türk firmalarının büyük bir kısmı çeşitli ticaret ve taahhüt işleri gerçekleştirmiş, bir kısmı ise, halen piyasa araştırması ve yatırım hazırlıkları içerisindedir. Bazı Türk firmalarıysa, riskleri nedeniyle herhangi bir faaliyete başlamamışlardır. Halen tescilli firmalar dışında, herhangi bir kayıt altında olmadan Türkmen firmaları üzerinden ticaretle uğraşan pek çok Türk firması da mevcuttur. Bunun yanında Türkmenistan ile Türkiye arasında bavul ticareti olarak tanımlanan faaliyetler de mevcuttur.
Türkmenistan�da gerçekleştirdikleri işlerde kaliteyi ve uluslararası standartlara uygunluğu ön planda tutmayı genel bir ilke olarak benimseyen işadamlarımız arasında, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Saparmurat Türkmenbaşı tarafından, vatan sevgileri ve başarılı çalışmaları nedeniyle "Üstün Hizmet Madalyası" ile ödüllendirilen işadamlarımız mevcuttur.

Sadece işadamı değil, Türk esnafı da Türkmenistan�da

Halen sayısı yüzlerle ifade edilebilecek esnaf, Türkmenistan�da ticaretle uğraşmaktadır. Türkiye ve İran dışındaki ülkelerin, Türkmenistan�da küçük esnaflık faaliyeti bulunmamaktadır. İranlı esnafın faaliyetleri, Türklerinkine göre oldukça düşük orandadır. Ayrıca, ülkede yerleşik iş yapmakta olan yabancılar içerisinde Türklerin adaptasyonu diğerlerine göre daha kolay olmaktadır. Bu konuda en önemli pratik gelişmeyi esnafı ve işadamları sağlamıştır.

Türk işadamları Orta Asya'yı ve oradaki iş imkanlarını kısa zamanda keşfederek, iş ilişkileri geliştirdiler. Sonra sıra kültürel ilişkilere geldi. Türkiye hükümetinin 10 bin civarında Orta Asya ve başka yörelerdeki Türk gençlerini yüksek öğrenim için Türkiye'ye getirmesi ve Türkiye'deki çeşitli sivil toplum kuruluşlarından vakıfların Orta Asya ve eski SSCB'den bağımsızlığına kavuşan çeşitli cumhuriyetlerde "Türk kolejleri" açma girişimleri sayesinde Türkiye'deki Türkler ile Türk Cumhuriyetleri arasındaki kültürel köprüleri yeniden kurma yolunda sağlam adımlar atılmış oldu.

Eskiden Türkiye'nin yalnız Türkoloji bölümlerinde eski Türk lehçeleri öğretilir, yaşayan çağdaş Türk edebiyatları öğretilmezdi. Şimdi ise, Türk üniversitelerinde çağdaş Türk lehçelerine de önem verilmeye başlanmıştır.

Yolları Türk Firmaları Yapıyor

Türkmenistan�da yollar modern olmamakla birlikte, çoğunluğunu Türk firmalarının gerçekleştirdiği rehabilitasyon çalışmaları sonucu 1996 yılında Türkmenistan karayollarının % 81'i onarılmıştır. 1996 yılı içinde yolcu taşımacılığı için kurulan firmalar, Türkiye�dekine benzer bir yapılanma içine girmişlerdir.

1996 yılında ülkeyi İran'a bağlayan demiryolu hizmete girmiştir. Ayrıca, Türkmenbaşı'ndaki (eski Krasnovodsk) bir deniz limanının ıslahı ve Aşkabat hava limanının genişletilmesine ilişkin çalışmalar sürdürülmektedir. Aşkabat, Daşoğuz ve Mary'deki ulaşım sistemlerinin geliştirilmesine yönelik 34 milyon ABD dolarlık bir Dünya Bankası projesi halen uygulama aşamasındadır.

Enerji

Türkmenistan gerek elektrik üretimi, gerek diğer enerji kaynakları, özellikle doğalgaz açısından zengin bir ülkedir. Ülke ekonomisinin temel taşını pamuğun yanısıra doğalgaz ve petrol oluşturmaktadır.

Başta Rusya Federasyonu olmak üzere, SSCB�de bulunan doğalgaz rezervleri, toplam dünya doğalgaz rezervlerinin yaklaşık % 40�ını oluşturmaktadır. Bu ülkelerdeki toplam doğalgaz rezervlerinin yaklaşık % 85�i de Rusya Federasyonu�nda bulunmaktadır. Orta Asya Cumhuriyetleri arasında en büyük doğalgaz rezervlerine ve yıllık üretim kapasitesine sahip olan ülke Türkmenistan�dır. Türkmenistan�daki doğalgaz rezervleri, bölgedeki toplam rezervlerin % 5�ini oluşturmakta olup, tespit edilen toplam doğalgaz rezervleri yaklaşık 2,86-4,4 trilyon m3 civarındadır. Ancak bağımsızlıktan sonra üretim, ihracat imkanlarının da daralmasıyla yarı yarıya azalmıştır. Üretilen doğalgazın % 84�ü ihraç edilmektedir.

Doğalgazın ihracatı için Rusya üzerinden geçen boru hattı kullanılmaktadır. Ayrıca, 1997 yılında açılmış olan 200 km�lik, İran ile bağlantı sağlayan sınırlı kapasitedeki bir boru hattı da mevcuttur. Halihazırda Afganistan üzerinden Pakistan ve Hindistan�a gaz naklini sağlayacak bir boru hattı projesinin geliştirilmesi konusunda çalışmalar sürdürülmektedir.

Asıl Proje: Trans-Hazar petrol boru hattı projesi

Türkmenistan�ın gaz sektörüne ilişkin asıl büyük projesini, Hazar Denizi�nin altından geçerek Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden Türkiye�ye ulaşması planlanan, yılda 30 milyar m3 kapasiteli, yaklaşık 3 milyar ABD dolarlık maliyeti olan, Trans-Hazar petrol boru hattı projesi oluşturmaktadır. Projenin müteahhitliğini, General Electric Capital ve Bechtel 'in Trans -Hazar boru hattı projesinin yapımını üstlenen ortak firmaları PSG üstlenmişti. PSG geçen yıl Royal Dutch Shell'i de projeye dahil etmiş ve tarafların yüzde 50-50 oranında ortaklık payına sahip olduğu yeni bir konsorsiyum oluşturulmuştur.

Doğalgaz, elektrik ve su bedava

Ülkenin hedefi en azından yukarıda sayılan kalemlerde dışarıdan ithalat ihtiyacı duymayacak hale gelmektir. Türkmenistan Hükümeti, vatandaşlarına doğalgaz, su ve elektriği ücretsiz olarak vermektedir. Devlet et, süt, tereyağı, ekmek, ve şekeri çok büyük ölçüde sübvanse etmektedir.

Ocak-Şubat 2000 döneminde Türkmenistan�ın ihracatı 358 milyon ABD doları gerçekleşirken, dünyanın 31 ülkesine ihracat yapılmıştır. İhracat yapılan ülkelerin başında %16 ile İtalya gelirken, bunu %12 ile İran, %9 ile Türkiye ve %6 ile de Rusya Federasyonu izlemektedir.

İthalat kapısı Türkiye

Aynı dönemde 55 ülkeden 186,1 milyon ABD dolarlık ithalat yapılırken Türkiye % 19�luk oranla birinci sırada yer almıştır. Daha sonra; Ukrayna % 16, Birleşik Arap Emirlikleri % 12, Rusya % 11, İran % 8 ve Fransa % 16�lık oranlarla ilk sıralarda yer almıştır.

IMF�ye teslim olmayacak bir ülke

Dünya Bankası, Türkmenistan�a toplam 89 milyon ABD doları kredi vermiştir. IMF ise ekonomik reformların uygulanmasında teknik yardım ve eğitim desteği sağlamaktadır. IMF�nin ülkeye yönelik aktif bir kredi programı bulunmamaktadır. Türkmenistan�ın dış borcu 1999 yılı itibariyle 2.1 milyar dolardır.(3)

Bahçeli Türkmenistan�da

MHP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli�nin ilk yurtdışı resmi ziyaretini Türkmenistan�a yapmıştır. Bahçeli, Alparslan Türkeş'in vefat etmeden önce son ziyaret ettiği ülkenin Türkmenistan olduğunu işaret ettikten sonra, �Türkmenistan'da bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu� belirtmiştir. Bu ziyaretle Türkiye ile Türkmenistan arasındaki ilişkiler daha da artmış ve yeni gelişmeler kaydedilmiştir.(4)

Bağımsızlık

Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan, 1991 yılı Aralık ayı sonlarında Sovyetler Birliği'nin parçalanması üzerine, bağımsızlığına kavuştu. Beş bağımsız Türk Cumhuriyeti 2 Mart 1992 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından tanınarak, dünya politika sahnesine beş bağımsız devlet halinde çıkmış oldu.

Böl, parçala, yönet

Sovyetler Birliği döneminde, Batı Türkistan'da tek bir Türk veya Türkistanlı millet oluşumu önlenerek, onun yerine ayrı ayrı Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Karakalpak ve Tacik milletleri yaratma ve bunlar arasındaki ayrılıkları daha da artırma politikası güdüldü.

Mankurtlaştırma stratejisi

Yine bu dönem içinde, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Karakalpak Türkleri ve Tacikler'in milli şuur, dini inançları ve insani duyguları köreltilerek, onların başka milletlerle beraber Rusça konuşan, hürriyeti olmayan bir Sovyet Milleti meydana getirmelerine çalışıldı. Ancak Cengiz Aytmatov�un tabiriyle bu mankurtlaştırma politikası, 67 yıllık bir tecrübeden sonra iflas etmiştir.
Orta Asya�daki beş Türk cumhuriyeti ile Rusya�nın doğal ilişkileri devam etmektedir ve bundan Türk milliyetçilerinin ve Türk devlet yöneticilerinin de bir rahatsızlığı yoktur. Birlikte yaşamacılık, dünyayı kavramanın tabii bir sonucudur. Bu konuda Türk Cumhuriyetleri ve Rusya arasında gittikçe zemine oturan sağlıklı ilişkiler her alanda gelişmektedir. Bugün Rusya yöneticileri Türksoy gibi Türkiye ile beş Türk Cumhuriyetinin birlikte geliştirdiği projelere bile katılabilmekte ve katkıda bulunabilmektedir. Türkiye�deki bir kısım çevreler, Türkiye ile Türk Dünyası arasındaki ilişkileri anlayamasalar bile, hiç olmazsa olumsuz propaganda yapmayarak katkı sağlamalıdırlar. ABD, Çin ve Rusya bile Türk Dünyasının yeniden kaynaşmasını �anlayışla ve hoşgörü ile� izlerken, bu kaynaşmadan rahatsızlık duymak anlaşılabilecek bir şey değildir. Çünkü Türk Dünyasının kaynaşması insanlık için birlikte yaşama, işbirliği, paylaşma ve esenlik müjdelemektedir.

KAYNAKLAR

(1)Türkmenistan�da aylar ve günler N.Kemal Zeybek www.aygazete.com/goster.php?yazar=0&tur=0
(2)Türkmenlerin Ruhnama�sı Mehmet Niyazi Zaman 28 Nisan 2002
(3)Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları Timur Kocaoğlu Bağlam Yayınları, İstanbul 1998 sf. 79-95
(4)Türkmenbaşı'na 'Bozkurt' hediyesi Sefa Salantur Akşam 18 Şubat 2001

x


'Türkmenbaşı vizyonu' ve Türkmenistan�ın geleceği
Şatlık Amanov
Zaman 12.08.2003

Türkmenistan�ın bağımsızlığından bu yana elde ettiği kazanımlar ve özellikle bu genç ülkenin ilk cumhurbaşkanı olan Saparmurat Türkmenbaşı ekseninde yapılacak bir değerlendirme için haklı birçok gerekçeler bulunmaktadır.

Türkmenistan, konumu ve zengin doğal kaynakları bağlamında bölgedeki jeo-politik dengeler açısından önemli bir konuma sahiptir. Nitekim Türkmenistan doğalgaz ve petrol rezervleri bakımından Körfez bölgesi ve Rusya�dan sonra dünyada üçüncü sırada yer almaktadır. Uzmanlara göre ülkenin kaynakları yıllık 240 milyar metreküp doğalgaz ve 80 milyon ton petrol üretimine imkan vermektedir. Diğer zengin maden kaynaklarının yanı sıra ülkede 1,5 milyon ton pamuk ve 2 milyon ton buğday üretimi gerçekleştirilirken, üretilen elektrik enerjisinin % 50�si ihraç edilmektedir.

Diğer taraftan Türkmenistan, Orta Asya bölgesini Kafkasya ve Türkiye ile birleştiren bir köprü ve Rusya açısından ise güneye açılan bir koridordur. Ülke, bölgesel güçlerin (Rusya, Türkiye, Çin, İran) tam merkezinde ve/veya 'yakın çevresi'nde yer almaktadır.

Ancak konumuz açısından ne jeo-politik konumun ne de kısmen saymaya çalıştığım zenginliklerin önemi vardır. Burada bizi ilgilendiren esas konu 'siyaset'tir veya diğer bir ifadeyle Türkmenbaşı�nın 'vizyonu'dur; yani Saparmurat Niyazov�u 'Türkmenbaşı' yapan 'vizyon'.

Türkmenbaşı�nın vizyonu

Türkmenistan, bağımsızlığından bu yana istikrarlı bir kalkınma ve büyümeyi başarabilmiş birkaç BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu) üyesi ülkeden birisidir.

Türkmenistan, her şeyden önce ekonomik ve siyasal bağlamda özgün ve benzeri olmayan bir 'yol' seçmiş bulunmaktadır. Bir taraftan uluslararası siyasi ve ekonomik sisteme entegrasyonu geliştirmeye çalışırken diğer taraftan 'ata yadigarı' olarak bilinen tarihi ve milli değerlerini de yeniden canlandırmaya ve hayata taşımaya çalışmaktadır. Eski Sovyetler Birliği�ne üye ülkelerden farklı olarak Türkmenistan�da etnik, teritoryal ve dini çatışmalar, siyasi istikrarsızlıklar veya mülteci akınları hiç yaşanmamıştır. Saparmurat Türkmenbaşı�nın bağımsızlık sonrası izlediği toplumsal huzuru ve barışçıl ilkeleri ön planda tutan politikaları sayesinde silahlı savaşlara veya toplumsal düzensizliklere yol verilmemiştir.

Bağımsızlık sonrasında serbest piyasa ekonomisine geçişi amaçlayan bir model öngörülmüş olmasına rağmen, Türkmenbaşı 'şok terapisi' dediğimiz yöntemlerden sürekli kaçınmıştır. 'Ekonomik reformlara evet; ancak halka rağmen değil' parolası ekseninde bir politika takip edilmiştir. İstatistiksel veriler bütçenin % 60�ının sosyal harcamalara tahsis edildiğini göstermektedir. Bağımsız gözlemciler Türkmenistan�ın başarılı bir şekilde geçiş sürecinden yeni bir 'gelişme' aşamasına sıçradığını kabul etmektedirler. Birçokları tarafından ilk başta egzotik ve popülist olarak değerlendirilen sosyal güvenlik politikaları, bağımsızlık yıllarında efektif olarak uygulanmıştır. Türkmenistan�ın toplu taşımacılık sistemi dünyadaki en ucuz ulaşım hizmetini sunmaktadır. Doğalgaz, elektrik ve suyun ücretsiz dağıtımı, dünyada bir başka örneği bulunmayan bir uygulama olarak toplumsal barışa da hizmet etmektedir.
Dış ekonomik ilişkilerde ise 'açık kapılar' siyasetinin izlendiği söylenebilir. Ancak bu 'açıklık' krediler konusunda değil, doğrudan yatırımlar bağlamında bir açıklığı ifade etmektedir. Prensip olarak Türkmenbaşı 'en uygun koşullar'da verildiği söylenen kredilere karşı ihtiyatlı yaklaşmaktadır. 'Biz kredileri alacağız, ödemeyi ise çocuklarımıza ve torunlarımıza yaptıracaklar.' diyen Türkmenbaşı�na göre borçlanmak bir ülkenin ekonomik ve hatta siyasi manevra alanını daraltan bir unsurdur. Doğrudan sermaye yatırımları konusunda ise Türkmenistan oldukça iyimser verilere sahiptir. BDT üyesi devletler arasında kişi başına yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme (% 17,6) açısından birinci sırada yer almaktadır.

Ayrıca bugün yabancı şirketler, Türkmenistan�ın enerji ve ulaşım sektörlerini kontrol edemiyorlarsa bunun bir tek nedeni vardır: Türkmenbaşı�nın ferasetli siyaseti. Sözünü ettiğim sektörler, bir ülkenin siyasi manevralarına yön vermek isteyen diğer bir ülkenin yerleşebileceği en uygun noktalar olarak görülüyor. Türkmenistan bağlamında enerji sektörüne (özellikle doğalgaz ve petrol) hakim olmak demek ülkenin milli gelişim stratejisinin kalbine yerleşmek demektir. Günümüzde bütün enerji ve ulaşım sektörleri devletin elindedir ve yabancı şirketlerin nüfuz etmesine izin verilmemiştir. Halbuki komşu ülkelere bakıldığında merkeze çöreklenmiş küresel güçlerle yerel enstrümanlar arasında cereyan eden çatışmaların seslerini rahatlıkla duyabiliyoruz. Yani bu anlamda da Türkmenbaşı�nın gelecek nesillere iftiharla bırakabileceği armağanlarının olduğuna inanıyorum.

'Tarafsızlık' statüsü

Diğer taraftan, eski Sovyetler Birliği coğrafyasındaki devletler arasında dış politikada 'daimi tarafsızlık' (permanent neutrality) statüsünü ilan eden ve bu politikasını hiçbir şekilde taviz vermeden uygulayan tek ülke yine Türkmenistan�dır. 12 Aralık 1995�te Birleşmiş Milletler�e üye ülkeler 'Türkmenistan�ın daimi tarafsızlık statüsü' ile ilgili 59/80 sayılı kararı kabul ederken bölgesel barışa da önemli bir katkıda bulunmuş olmaktaydılar. Bildiğimiz gibi Türkmenistan XX. yüzyılda 'tarafsızlık' statüsünü elde eden üç ülkeden (İsviçre ve Avusturya) biridir. Türkmenbaşı�nın 'tarafsızlık statüsü' konusundaki haklı gerekçelere dayalı vizyonu, ancak Tacik iç savaşı ve Afganistan operasyonuyla birlikte daha iyi anlaşılmıştır. Bu vizyonun soyut kavramlardan daha çok 'realist' ve 'pragmatik' eğilimleri yansıttığı söylenebilir.

Dış politikada takip edilen tarafsızlık politikası sayesinde Türkmenistan ideolojik veya siyasi yapılanmasına bakmaksızın tüm ülkeler ile eşit mesafeli bir ilişki kurmaya çalışmaktadır. Orta Asya�daki ülkelerin hayati çıkarlarını tehdit eden Afganistan�daki iç kargaşa sırasında da Türkmenbaşı yönetimi hiçbir istikrarsızlığa meydan vermeden savaşan taraflarla görüşmelerini sürdürmüştür. Afganistan�ın yeniden yapılandırılması konusundaki istek ve kararlılığını da her türlü platformda seslendirmiştir. Bölgedeki sıcak çatışmaların şiddetlendiği en çetin zamanlarda bile Türkmenbaşı, 'tarafsızlık' statüsünü kullanarak 'ucuz' ve 'geçici' çıkarlar peşinde olmamış, devletin onurunu her şeyin üzerinde tutmaya çalışmıştır.

Son zamanlarda basında çıkan haberlerin aksine Türkmenistan-Rusya ilişkilerinde de bir sorun olduğu söylenemez. Hatta post-Sovyet ülkeleri arasında Rusya ile ilişkileri en iyi olan ülkenin Türkmenistan olduğu iddia edilebilir. Rusya�nın borçlular listesinde ismi olmayan tek ülke Türkmenistan�dır; Rusya�nın doğal hinterlandı içerisinde ve 'yakın çevresi'nde (near abroad) en emniyetli sınırlar yine Türkmen sınırlarıdır; etnik çatışmanın olmadığı ve ekonomik ilişkilerin (enerji sektörü başta olmak üzere) en sağlam olduğu ülke yine odur. Ayrıca Rusya ile 'çifte vatandaşlık' konusunu resmi olarak yasal çerçeveye oturtan ilk ülke Türkmenistan�dır.

Son tahlilde, açıkça denebilir ki Türkmenistan�ın bugünü ve geleceği Türkmenlerin başı olan Saparmurat Niyazov ile yakından bağlantılıdır. Türkmenlerin tarihini ve bölgenin sosyo-kültürel yapısını bilmeyen, günümüzdeki gelişmeleri de önyargıyla değerlendiren yabancı gözlemciler, bu tespitten hoşlanmayabilir; ama Türkmenbaşı 'vizyonu'nun aynı zamanda Türkmenlerin vizyonu olduğu ve Türkmenistan�a bir 'ufuk' kazandırdığı inkar edilemez bir gerçektir.

Munky
21-07-07, 14:26
Şaymiyev Mintimer Şaripoviç ( 20.01.1937)
Doğum Tarihi 20 Ocak 1937
Doğum Yeri Aktanış (Tataristan)
Milliyeti Tatar

Uyruğu Rus
Medeni Durumu Evli. 2 çocuk
Eğitim Durumu Kazan Tarım Enstitüsü, Lisans

Önceki Görevleri
1969-1983 : Tataristan SSC Toprak Islah Bakanı
1983 : Tataristan SSC Başbakan Birinci Yardımcısı
1983-1985: SB Komünist Partisi Bölge Komitesi Sekreteri
1989-1990: Tataristan SSC Başbakanı
1989-1991: SB Komünist Partisi Tataristan Birinci Sekreteri
1990-1991: Tataristan SSC Yüksek Sovyet Başkanı
1991-1996: Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
1996-2001: İkinci kez Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
2001: Üçüncü kez Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Halen Bulunduğu Görev Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Munky
21-07-07, 14:26
Tayfur Sökmen ( 1892)- (1980)
Hatay Cumhurbaşkanı

1892 yılında Gaziantep'te doğdu. Hatay Cumhuriyeti'nin ilk ve tek Cumhurbaşkanı, Kırıkhan Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra özel eğitim gördü. I. Dünya Savaşı'nda istihbarat görevlerinde çalıştı. İskenderun sancağındaki Fransız işgaline karşı direniş hareketinin örgütlenmesinde öncülük yaptı.20 Ekim 1921'de TBMM Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşmasıyla İskenderun sancağı, Fransız mandası altındaki Suriye'ye özerk bir yönetim birimi olarak bağlandı. Fransız manda yönetimi arapları ve hıristiyanları kayıran bir tutum izleyince direniş yeniden başladı. Tayfur Sökmen, gıyabında ölüm cezasına çarptırılınca Adana'ya kaçtı. 1924-26 arasında Viyana'da kalan Tayfur Sökmen, Hariciye Vekaleti'nin girişimiyle Fransa'dan İskenderun sancağına giriş izni aldı. Buna rağmen baskıya uğradı ve 1927'den sonra Gaziantep, Adana ve İstanbul'da yaşamak zorunda kaldı. 1935'te Antalya bağımsız milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi. 1936'da Fransa'nın Suriye ve Lübnan'a bağımsızlık vermesi üzerine, Türkiye, İskenderun sancağını da bağımsızlığa kavuşturmak için girişimlere başladı. Ocak 1937'de İskenderun sancağına, Dışişlerinde Suriye'ye bağlı, ama kendi anayasasıyla yönetilen yarı bir sancak statüsü tanındı. Sancağının adı da Hatay olarak değiştirildi. Aynı yıl Türkiye'nin verdiği nota üzerine Fransa sorunun Milletler Cemiyeti'nde çözülmesini istedi. Uluslararası koşulların da dayatması sonucunda varılan anlaşmayla, Milletler Cemiyeti 19 Mayıs 1937'de Hatay için bir anayasa kabul etti. Uzun süren görüşmelerden sonra, Türk ve Fransızlardan oluşan bir kurulun gözetiminde Hatay Cumhuriyeti'nin kurulduğunu ilan etti.Cumhurbaşkanlığına da Tayfur Sökmen'i seçti. Hatay Cumhuriyeti 29 Haziran 1939'da Millet Meclisi kararıyla Türkiye Cumhuriyetine katıldı. Cumhurbaşkanlığı görevi sona eren Sökmen, 1950'ye kadar Antalya, 1950-54'de Hatay milletvekili olarak TBMM'de yer aldı. 1969'da kontenjan senatörü olarak Cumhuriyet Senatosu'na girdi. 1975'te siyasi hayattan çekildi. Tayfur Sökmen, 1980 yılında İstanbul'da öldü. Tayfur Sökmen, "Hatay'ın kurtuluşu İçin Harcanan Çabalar" (1978) adlı kitabında Hatay sorununu ayrıntılarıyla ele almıştır.

Munky
21-07-07, 14:26
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2959.jpg
Vladimir Putin
Kremlin'den yabancı Büyükelçilere gönderilen resmi bildiride "Vladimir Putin 7 Ekim 1952'de Leningrad'da doğdu. 1975 yılında Leningrad Devlet Üniversitesi Hukuk Bölümü mezunu. 1975 yılından itibaren KGB Dış İstihbarat Dairesi'nde hizmete başladı" deniyordu.

Resmi açıklamalarda 1975'ten önceki döneme ait bilgi bulamayan gazeteciler, siyaset sahnesinde birden adı parlayan Putin'in gizli kalan hayat hikayesine merak saldılar.

1975'te üniversiteden mezun olduktan sonra KGB'nin dış istihbaratında ve esas olarak Almanya'da çalıştı. Aynı zamanda, Leningrad Devlet Üniversitesi Rektörü'nün uluslararası işbirliği alanında danışmanlığını yaptı. 1990'da KGB'den ayrıldı ve Leningrad Belediye Başkanı Sobçak'a yakınlaştı, önce belediye reisinin dış ilişkiler komitesinin başına geçti. Mart 1994'ten sonra başkanın yardımcısı oldu. Evimiz Rusya'nın yerel şubesinin de başındaydı. Eylül 1996'da Sobçak'ın yenilgisinden sonra istifa etti ve Moskova'ya taşındı. Başkanlık Yönetimi'nin başındaki P.Borodin'in yardımcılığına atandı.

1997 Mart-1998 Mayıs'ta Başkanlık Yönetimi Ana Kontrol Departmanı'nın başındaydı. Mayıs 1998'de Bölgelerle İlişkiler İdaresi'nde başkan yardımcısı, Ağustos 1998'de FSB Direktörü oldu. Ekim'den itibaren de Güvenlik Konseyi üyesi seçildi. Mart 1999'da Güvenlik Konseyi Sekreterliği'ne atandı. Ağustos1999'da Yeltsin tarafından yeni başbakan olarak teklif edildi. Yeltsin'in istifası üzerine boşalan başkanlık koltuğuna vekil olarak oturdu. Ardından yapılan seçimlerde başkan seçildi.

Resmi bilgiye yalanlama

Özellikle Putin'in çocukluk dönemi ve anne-babası hakkında bilgi verilmiyordu. Internettte yayınlanan bilgilerde ise Putin'in babası Vladimir Spiridonovic'in bir fabrika işçisi olduğu, 1996 yılında vefat ettiği belirtiliyordu. Bu bilgilere göre de annesi kocasından 6 ay önce hayata gözlerini yumdu.

Resmi kaynakların Putin'in annesinin öldüğüne dair açıklamalarına şüpheyle bakan gazeteciler konuyla ilgili bilgi toplama seferberliğine çıktılar. Gazeteciler Putin'in çocukluk yıllarının geçtiği Gürcistan'ın Kaspi ilçesinin Metehi köyünün yolunu tuttular. Ve "Ben Vera Putina. Viladimir'in annesiyim" diyen 73 yaşında bir kadınla karşılaştılar.


Putin'in annesi: Ölmedim yaşıyorum
Gürcistan'da yayınlanan Alya gazetesinin aktardığına göre, gazetecilerden önce köye Sovyet ve Gürcü istihbarat servisinden ajanlar gelmişti. Köylüler Putin hakkında bilgi sızdırmasınlar diye uyarılmıştı. Ajanların talimatları bu doğrultudaydı. Köy halkı Putin'i Vova diye biliyorlardı. Bu annesinin ona hitap tarzıydı. Putin bu köyde çocukluğunun 3 ile 10 yaş arasını burada geçirmişti.

İşte Vera Putina'nın anlattıkları:
"Ben Ural bölgesinde doğup büyüdüm. Orada teknik okulda bir erkekle tanıştım. O erkek de Vova'nın babası oldu. Adını bile hatırlamak istemiyorum.O beni aldattı. Gebe kaldığım zaman onun bir ailesi olduğunu öğrenmiştim. Karısından mektup gelince her şeyi anladım. Onu hemen terkettim. Vova anne ve babamla kalıyordu.

Sonra Taskent'te tahsil görüyordum. Taşkent'te Gyorgi Osepasvili ile tanıştım. Osepasvili Sovyet ordusunda askerlik yapıyordu. Evlenip Metehi köyüne geldik. Biraz sonra annem Vova'yı Metehi'ye getirdi. O zaman Vova 3 yaşındaydı. Kocam Vova'yı istemedi. Onun kendi çocukları vardı. Ben oğlumla beraber Rusya'da kalmak istiyordum fakat benim diğer çocuklarım da vardı, onun için annesi beni Gürcistan'a dönmesi için ikna etti. Gürcistan'a kızlarım için döndüm, kızlarımı Vova'dan üstün tuttum.
Babam hastalanınca annem çocuğumu çocuk evine verdi. Onu Rusya'da bıraktığım için bana darılmıştı. Kardeşlerim de Vova hakkında haber vermiyorlardı. Kocam da Rusya'ya gitmeme izin vermiyordu. Kocamın kız kardeşi Vova'yı Tiflis'e götürdü ve bir yüzbaşının karısına verdi. Ben Tiflis'e gidip Vova'yı geri aldım. Kocam ve kız kardeşi Vova'nın benden alınması için ellerinden geleni yaptılar. Sonunda başardılar da�"

Putin'in annesi daha ilginç bir bilgiyi de aktarıyor: "KGB'den gelip Vova'nın fotoğraflarını aldılar. Bana da oğlum hakkında konuşmamam gerektiğini tavsiye ettiler.
Ajans Kafkas

Munky
21-07-07, 14:27
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2265.jpg
Zelimhan Yandarbiyev ( 1952)
Kendi yaş grubundaki diğer Çeçenler gibi sürgünde dünyaya gelen Zelimhan Yandarbiyev, 1952 yılında Kazakistan'da doğdu. Çeçen İnguş Devlet Üniversitesi ve Moskova'daki Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi. Bir edebiyatçı olan Yandarbiyev'in, yayınlanmış kitapları ve şiirleri bulunmaktadır. Yazdığı eserlerin bazıları İngilizce ve Türkçe'ye de çevrilmiştir.

1977 yılında siyasete atıldı. Siyasetle direk teması 1989'da oldu. O dönemde Çeçenistan'da kurulan bağımsızlık yanlısı Vaynah Demokratik Partisinin kurucuları arasında yer aldı. Ayrıca aynı dönemde kurulan Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu kurucuları arasındaydı.

1991'de Çeçenistan bağımsızlığını ilan ettikten sonra yapılan ilk seçimlerde Çeçen Parlamentosu'nda yer aldı. 1993'de Cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine getirildi.

1996 yılında Cahar Dudayev�in şehid edilmesi üzerine Çeçen-İçkeriya Cumhuriyeti İkinci Cumhurbaşkanı oldu. Aynı zamanda Kuzey Kafkasya'daki İslami Uyanış ve Kalkınma Teşkilatında da başkan olarak görev yaptı.

Halen, Çeçenistan Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov�un tüm İslam ülkeleri temsilciliğini yürütmektedir.

Munky
21-07-07, 14:27
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/117.gif
Ahmet Necdet Sezer ( 13.09.1941)
10.CUMHURBAŞKANI

GÖREV SÜRESİ

16 MAYIS 2000-

13.09.1941 tarihinde Afyon'da doğdu. 1958 yılında Afyon Lisesinden, 1962'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Hâkim adayı olarak göreve başladı. Askerliğini Kara Harp Okulunda Yedek Subay olarak yaptı. Sırasıyla; Dicle Yerköy Hâkimlikleri ve Yargıtay Tetkik Hâkimliği görevlerinde bulundu. Medeni Hukuk alanında 1977-1978'de Ankara Hukuk Fakültesinde yüksek lisans (master) öğrenimini yaptı. 07.03.1983 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi üyesi iken Yargıtay Genel Kurulu'nca belirlenen üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 27.09.1988 tarihinde Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine atandı. 6 Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi Başkanı seçildi. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

HAKKINDA YAZILANLAR

Hükümet�e Göre Sezer�in Planı
Muharrem Sarıkaya
Hürriyet 22 Şubat 2001

CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer, MGK'daki çıkışını yaparken, hükümete dönük bir planı var mıydı? DSP ve ANAP'lı bakanlara göre, ��Evet vardı, bunu uygulamaya koydu...��
Hatta, hükümet ortaklarının milletvekilleri, ��Sezer'in planı�� olarak gösterdikleri senaryoyu DYP kurmaylarıyla da paylaşmış.
ANAP'ın etkin bir milletvekili, DYP yöneticisiyle yemekte buluşmuş.
Sezer'in ne yapmak istediğine dönük senaryoyu aktarmış.
��Bu plana göre siz de gümbürtüye gidiyorsunuz�� demiş.
DYP'nin önceki gün gensoru önergesini apar topar geri çekmesinde bunun da etkisi büyük olmuş.
Hükümetin etkin bakanlarından biri ��Sezer'e ait olduğunu�� ileri sürdüğü planı bize de anlattı.
Aktardığına göre;
Sezer uzun süredir ��Demokratik ve çağdaş anayasa�� çalışması yaptırıyormuş.
'Mış' ve 'muşlarla' anlatılan senaryoya göre, Sezer anayasa hazırlığını ��Meclis dışındaki güç odakları�� ile yürütüyor.
Hazırlıklar bir süre sonra bitecek ve anayasa Meclis'e dayatılacak.
Sezer, Başbakan ile haftalık olağan görüşmelerde hiç konuşmuyor, soru sormuyor, bir temas, yakınlaşma olanağı aramıyor. Tam anlamıyla hükümeti yıpratma ve ipleri koparma taktiği uyguluyor.
Kararnameleri imzalamıyor.
Hedefi ise hükümeti yıldırıp, istifaya zorlamak.
Hatta, ��tarihin en çok yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu�� gerçekleştiren hükümeti ��yolsuzlukla itham�� etmek.
Bunun için de Devlet Denetleme Kurulu'nu devreye sokuyor. .
* * *
Aynı bakan, bunu da planın bir parçası olarak gösteriyor. Bankalarla ilgili önemli bilgileri eline geçirip, ilerde özel sektöre ve basına karşı bir tehdit unsuru olarak kullanmayı amaçladığını iddia ediyor.
Aktardıkları burada bitmiyor.
��Biz hükümetten çekildiğimizde ne olacak biliyor musun?�� sorusuyla başlayıp devam ediyor:
��Bu Meclis'ten, bu koalisyon haricinde hükümet çıkmayacağı biliniyor.��
Anlattığına göre, Sezer hükümetin istifasının ardından bir süre yeni bir hükümetin kurulması için Meclis'teki turları bekleyecek.
��Nafile olduğu�� ortaya çıkınca ��Hükümeti kuramıyorsunuz�� deyip ipleri eline alacak.
Kendisine yakın olabilecek bazı milletvekillerinin de içinde bulunduğu teknokratlar hükümetini kurduracak...
* * *
Sonra ne mi olacak?
Yeni gelen bakanlar, bugünkü hükümet üyeleri hakkında olmadık suçlamalarda bulunacak.
Ülkeyi kötü yönettikleri, ekonomiyi çıkmaza soktukları iddialarını ortaya atacak.
Bu hükümet ipleri tam el geçirince seçime gidecek. Bu sırada teknokratlar hükümetinin bakanları, bir partiye geçecek. Böylece, o parti hükümetteymiş gibi olacak ve seçimi kazanacak.
Hükümetin karşı bir planı da yokmuş, düşünülmemiş.
Bunlar hayalci gibi gelebilir. Ancak Başbakanlık'ta hemen her bakanın odasında konuşuluyor.
* * *
Peki Çankaya buna ne diyor?
Sezer'e yakın bir isim yukarıdaki senaryoyu aktardığımızda gülüyor.
��Sayın Cumhurbaşkanı hayatı boyunca politika ile uğraşmadı ki, politik plan yapsın�� diyor.
Çevresindeki isimlerin de bugüne kadar politika ile sıkı fıkı olmadığına dikkat çekiyor.
Son dönemde 211 kararname geldiğini, 3'ünün geri çevrildiğini söylüyor.
Demokratik, çağdaş Anayasa hazırlığına İstanbul ve Ankara Baroları'nın Sezer seçilmeden önce, 1999 sonbaharında başlandığını anımsatıyor.
Çankaya ile hükümet arasında daha çok senaryo yazılacağa benziyor.

Köşk'teki Hakim
Abdullah Muradoğlu
Anka Yayınları

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i Orta Anadolu'dan 864 rakımlı tepeye çıkaran faktörler, kişiliği, yaşam biçim hep merak edildi, kimliği hakkında çok şeyler söylendi. Sezer açıklamıyor, gösteriyor. Eylemleriyle kazanıyor. Seveni de sevmeyeni de anlıyor Sezer'i. "Binbir entrikanın geçtiği saray" olarak nitelendirilen Çankaya Köşkü'nde "Devlet rutin dışına çıkabilir" diyen devlet adamlarından sonra, Sezer'in varlığı demokratik hukuk devleti açısından bir güvence sayılmalı. Kişisel hataları, paylaşmadığımız görüşleri mutlaka vardır, bu doğaldır da; ama bir şey daha var: Sezer'in yüzü halka dönük. Bu özelliği onu, ne derin güç merkezlerinin, ne küçük bir iş adamı grubunun, ne de ayrıcalıklı zümrelerin değil, bütün Türkiye'nin Cumhurbaşkanı yapıyor. Sezer'in cumhurbaşkanlığı olağanüstü süreçten geçen Türkiye'den ekonominin siyasetin, basının, hukukun, demokrasinin, bilimin normale dönmesi gerektiğini dayatıyor. Cumhurbaşkanı Sezer de siyasetçi kumpaslarının, çıkar gruplarının, sahte aydınların, cahil yığınların yarattığı illüzyon içinde yükselen sahte değerlere yenik düşerek yalnızlaşmaz, soylu düşünceleri ayağa kaldırmak yolunda bir kıvılcım çakabilirse; Çankaya Köşkü'nün kalın duvarları arasında yalnızlık hissetmeyecek, gözleri açık veda etmeyecek yaşama.Umulur ki Sezer de yeni bir "umut işkencesi" olmasın.

Munky
21-07-07, 14:28
Askar Akaev ( 10.11.1944)
Askar Akaev, 10 Kasım 1944'te Kemindey Bölgesi'ndeki Kızılbayrak köyünde dünyaya geldi. Babası bir kolhoz işçisidir.
1961 yılında Fdurzemash fabrikasında metal işçisi olarak çalışmaya başladı. 1968'de Leningrad Hassas Mekanik ve Optik Enstitüsü'nden mezun oldu.

1972'den 1973'e kadar Frunze Politeknik Enstitüsü'nde, sonra da Leningrad Hassas Mekanik ve Optik Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı ve öğretmen olarak çalıştı.

Askar Akaev 1976'da Kırgızistan Cumhuriyetinin başşehrine dönüp Politik Enstitüsü'nde kıdemli öğretmen, doçent ve nihayet bölüm başkanı olarak çalıştı.

1986-1987 yıllarında Kırgızistan Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin İlim ve Eğitim Müesseseleri Bölümü Başkanı'ydı. 1987'de İlimler Akademisi başkan yardımcılığına ve iki yıl sonra da başkanlığına seçildi. Aynı yıl içinde Askar Akaev S.S.C.B. halk temsilciliğine seçildi.

Askar Akaev bilimsel doktor, profesör, Kırgızistan Cumhuriyeti İlimler Akademisi akademisyeni ve aynı zamanda beynelmilel ilim dünyasında tanınmış bir fizikçidir. Bilgi İşlem Mühendisliği ve kuantum radyofiziğinin problemlerinin çözümüne uzmanlığı ile büyük katkılarda bulunmuştur. Aynı zamanda optik bilgi işlem mühendisliğini geliştirenlerdendir.

1990 yılı Ekim ayında Askar Akaev, Kırgızistan Cumhurbaşkanlığı'na seçildi. Kırgızistan Cumhurbaşkanı olarak 1991 Ağustosu'nda yapılan darbe teşebbüsüne aktif bir şekilde karşı çıktı.

Askar Akaev 12 Ekim 1991'de Kırgızistan'ın millet tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.
1993 yılı Mayıs ayında Kırgızistan'ın yeni anayasası kabul edilince Askar Akaev'e olan güven derecesini tespit için bir referandum yapma ihtiyacı doğdu. 1994 Ocak ayında Kırgızistan halkı Kırgızistan Cumhurbaşkanının yetkilerini onayladı.
Askar Akaev, Kırgızistan'ı tarihin en zor döneminde yönetti. Onunla birlikte cumhuriyet bağımsızlığına kavuştu. Dünya cemiyetinin tam üyesi oldu ve onun yaptığı demokratik değişiklikler dünyada anlayışla karşılanarak kabul gördü.

X

Akayev son kez halkına seslendi
CNN Türk 7 Nisan 2005

Akayev'in konuşması parlamentoda da yayınlandı

Kırgızistan'ın devrik lideri Askar Akayev, Kırgız halkına son seslenişinde, her şeyi halkı ve ülkesi için yaptığını söyledi.
Kaydı Moskova�da yapılan ve Meclis�te de yayınlanan Akayev'in konuşması, televizyonda canlı yayınlandı.

Her zaman şiddete karşı olduğunu belirten Askar Akayev, ''özellikle dış güçlerin içimizdeki krize karışmasını istemedim. Son emrim 'ateş etmeyin' oldu. Böylece kan dökülmesini, halk ihtilalinin olmasını engelledim'' dedi.

Halkının kendisini affedeceğini umduğunu da söyleyen Akayev, tüm işleri halkının refahı ve iyiliği için yaptığını savundu.

Kırgızistan�da 24 marttaki yönetim değişikliğini anladığını ve kabul ettiğini ifade eden Akayev, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana geçen sürede Kırgızistan'ın geldiği konum hakkında bilgi verdi.

Sovyetlerin dağılmasının ardından Kırgızistan'ın zor şartlarla karşı karşıya kaldığını dile getiren Akayev, ülkenin doğal kaynakları bulunmadığını, bu nedenle her şeye yeniden başlamak zorunda kaldıklarını söyledi.

İktidarda bulunduğu süre içinde Asya ülkelerinin yanı sıra batılı ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yaptıklarını belirten Akayev, özellikle son beş yılda ülkenin ekonomik açıdan ilerlediğini savundu. Kamuda şeffaflık için altyapı oluşturduklarını anlatan Akayev, sosyal ve ekonomik alanlarda atılımlar yapıldığını da ifade etti.

Akayev istifasını halka verdi

Kırgızistan Meclis Başkanı Ömürbek Tekebayev de, meclis olarak amaçlarının devrik lider Askar Akayev'i cezalandırmak değil, ülkede düzen ve istikrarı sağlamak olduğunu söyledi.

Tekebayev, devlet başkanını halkın seçtiğini ve Akayev'in de istifasını halka verdiğini ifade ederek, ''ülkede şu anda devlet başkanı yok. Biz geçici devlet başkanı seçtik, asıl devlet başkanını halk seçecek'' dedi. Tekebayev, bunun gecikmeden olabilmesi için de öncelikle Akayev'in istifasının mecliste onaylanması gerektiğini belirtti.

Munky
21-07-07, 14:28
Boris Yeltsin
Sibirya'daki Svardslovsk'ta 1931'de bir köylü ailesinin çocuğu olarak hayata gözlerini açan Yeltsin, 1955'te Ural Politeknik Enstitüsü'nden inşaat mühendisi olarak mezun oldu. Politikaya 1961'de başlayan Yeltsin, Sovyetler Birliği'nin dağılma aşamasında ülkesinin demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi doğrultusunda dönüşümünün sağlanmasında büyük katkı sağladı. Rusya Federasyonu'nun dokuz yıl başkanlığını yapan Boris Yeltsin, tüm kamu sektörünü hızla özelleştirirken, yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları ile sıkça gündeme geldi.

1991'de Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov'u hedef alan darbe girişimine direnen Yeltsin 'demokrasi kahramanı' olarak görüldü. Ancak Ekim 1993'te, yetkilerini kısıtlamak isteyen Rus Parlamentosu alt kanadı Duma'yı tanklarla bombalattı. Aralık 1994'te girdiği, Çeçenistan'dan iki yıl sonra yenilgiyle ayrıldı. 1996 yılında ikinci kez göreve gelen Yeltsin, Çeçenistan'da süren savaş, yaşanan ekonomik kriz ve sıkça değişen hükümetlere dayanamayarak görev süresinin dolmasına birkaç ay kala Aralık 1999'da görevi başbakan Vladimir Putin'e devretti. 23 Nisan 2007 tarihinde vefat eti.

VEFAT-HABER

Rusya'nın seçilmiş ilk lideri Yeltsin öldü
Faruk Akkan
Zaman 24 Nisan 2007

Rusya Federasyonu'nun demokratik olarak seçilen ilk lideri Boris Yeltsin 76 yaşında hayatını kaybetti. Kremlin özel doktoru Sergey Mironov, Yeltsin'in dün kronik kalp yetmezliği nedeni ile öldüğünü açıkladı.

Yeltsin, Ağustos 1991'de tank üzerine çıkarak darbecilere meydan okumuştu.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasında başrol oynayan isimler arasında yer alan Boris Yeltsin'in ölümü dolayısıyla ülkede bir günlük yas ilan edildi. Gelişme, dünya liderleri tarafından da üzüntüyle karşılandı. ABD Başkanı George Bush, Yeltsin'i, 'tarihi bir şahsiyet' olarak tanımlarken, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da taziye mesajında Yeltsin'in Rusya'da dikta rejimini yeniden canlandırmaya çalışan darbeye karşı duruşuyla hatırlanacağını belirtti. Sağlığında kendisi ile konuşmayan Sovyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov ise yaptığı açıklamada, "Omuzlarında ülkesiyle ilgili birçok yararlı olay ve ciddi hatalar bulunan Yeltsin'in ailesine en içten taziyetlerimi iletmek isterim.'' dedi.

ESERLERİ

Bu Gidişe Karşıyım
"Gorbi'yi Niçin Sevmiyorum"
(Against The Grain An Autobiography)
Boris Yeltsin
Altın Kiataplar / Toplum ve İnsan Dizisi

"Stalin muhalif politikacıları vurdururdu... ama artık zaman değişti." Boris Yeltsin olağanüstü biyografisini böyle özetliyor. Bu kitap halen Sovyet yaşamının doruk noktalarında gezinen bir politikacı tarafından yayımlanan ilk açık, dürüst ve gerçek bir hesaplaşmadır. Yeltsin, Gorbaçov iktidarının perestroyka politikasının asıl öyküsünü ve perde arkasında bürokrasiye karşı
verilen büyük mücadeleyi anlatıyor. Yeltsin'in yaşam öyküsünde yalnızca enerjik ve cesur bir Rus delikanlısının, sistemle savaşını değil, Sovyetler Birliği'nde yaşanan büyük değişimin çarpıcı tablosunu bulacaksınız. Şu anda Sovyetler Birliği'nin en büyük Cumhuriyeti Rusya Federasyonu'nun devlet başkanı olan Boris Yeltsin, SSCB'de geleceğe dönük gelişmelerde en iddialı isimlerden biridir.

Munky
21-07-07, 14:29
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/109.jpg
Celal Bayar ( 1883)- (22.08.1986)
3.Cumhurbaşkanı

GÖREV SÜRESİ

22 MAYIS 1950
27 MAYIS 1960

1883 yılında Bursa Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra memuriyet hayatına atıldı. Adalet, reji ve bankacılık sahasında memuriyet görevlerinde bulundu. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra İttihat ve Terakki çalışmalarına katıldı. Bu cemiyetin İzmir Şubesi Genel Sekreterliğini yaptı.

12 Ocak 1920'de toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne Saruhan Sancağı Milletvekili olarak katıldı. Türk Millî Mücadelesinin başlaması ile birlikte Anadolu'ya geçerek bu harekete fiilen katıldı.

Bu mücadelenin kazanılması sırasında Batı Anadolu'da faaliyet gösterdi. Aynı zamanda Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Bursa Milletvekili olarak görev aldı. 1921'de İktisat Vekili oldu.

Lozan Barış Konferansı'na müşavir göreviyle katıldı. 1923 seçimlerinden sonra İkinci Büyük Millet Meclisi'ne İzmir Milletvekili olarak girdi.

1924 yılında Yş Bankası'nın kurulmasında önemli rol oynadı. İktisat Vekilliği görevinde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda mücadele adamı, politikacı ve iktisatçı olarak temayüz etti. 1937-1939 yılları arasında Başbakanlık yaptı. 1943 yılına kadar İzmir Milletvekili olarak siyasî hayatını sürdürdü.

Çok partili siyasî hayata geçilmesi üzerine 1946 yılında arkadaşları ile birlikte Demokrat Parti'yi kurdu ve başkanlığına getirildi. Partisinin 1950 seçimlerini kazanmasından sonra aynı yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin üçüncü Cumhurbaşkanı seçildi. (22 Mayıs 1950)

10 yıl boyunca sürdürdüğü bu görevden 27 Mayıs harekâtı ile 1960 yılında ayrıldı.

Yassıada Mahkemesi tarafından idama mahkum edildi. (15 Eylül 1961)

Cezası daha sonra müebbet hapse çevrildi. Yassıada'dan Kayseri Bölge Cezaevi'ne nakledilen Bayar, 7 Kasım 1964 tarihinde rahatsızlığı nedeniyle serbest bırakıldı.

22 Ağustos 1986 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

ESERLERİ

Kayseri Cezaevi Günlüğü
Celal Bayar
Yapı Kredi Yayınları / Tarih Dizisi

Celal Bayar yaklaşık üç yıl kaldığı Kayseri Cezaevi'ndeki günlerini anlatırken, geriye dönüşler yaparak, Yassıada anılarını da aktarıyor. "... vaktiyle bu avluda ağaçlar varmış. Zemin de toprakmış. Yassıada davaları başladıkları sırada hapishanenin tamir ve ıslahı ele alınmış, bir subay bu işle vazifelendirilmiş. Uzağı gören insanlar! Mahkemenin 450-500 kişiyi mahkum ederek buraya göndereceklerini derin bir ferasetle daha o zaman anlamışlar! İşte bu tamir sırasında avludaki ağaçlar kesilmiş, toprak yere Erciyes'in ateş püskürdüğü devirden kalma siyah taşlar -arnavutkaldırımı tarzında- döşenmiş. Bu intizamsız kara taşlar üzerinde yürür, dört duvar arasında başımızı yukarıya kaldırır, mavi semadan temiz hava dilenirken, küçük bir "filiz" dikkatimizi çekti. Samet bu filizi himayesine aldı, korudu, büyümesi için ihtimam gösterdi. Filiz, kesilmiş bir ağacın kökünden sürmüştü. Ölçtüm, tam üç karış boylanmış, kışın kuruttuğu yaprakları dökülmüş, yerine yeşil tomurcuklar belirmiş. Bu hal bana dışarıda baharın başladığını hatırlattı. Düşündüm: İstanbul, baharının güzelliğiyle meşhur şehirlerimiz cennet olarak nazarımda canlandı. Odama döndüğüm zaman, Kayseri Hastanesi'nden muayeneden gelen Bahadır Dülger 'bahar gelmiş, dışarısı yemyeşil' dedi. Ben de bu filizin beni
aldatmadığını anladım." Tartışmalı bir dönemin birinci elden tanıklığı...



Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 1
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın birinci cildinde; İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kuruluşu, örgütlenmesi ve tüzüğü, Jön Türkler'in faaliyetleri ve Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki siyasal etkileri, 31 Mart 1909 irtica hareketi ve ordu içindeki etkileri, 31 Mart ayaklanmasında Osmanlı basını, irticai örgütlerin eylemleri ve sonuçları, irticaya karşı kurulan Hareket Ordusu'nun İstanbul'a yürümesi, Vahdeddin'in tahta çıkışı (1918), Mustafa Kemal'in değerlendirmeleri, 'Cihad-ı Mukaddes' ilan edilmesi ve sonuçları, 1918 Mondros Anlaşması, tam metni ve ayrıntılı yorumları gibi konular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 2
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın ikinci cildinde; Abdülhamid devrinin sona erişi, 31 Mart 1909 irtica hareketinin oluşumu ve sonuçları, Jön Türkler'in örgütlenmeleri ve etkileri, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yapısı ve ilkeleri, Turancılık ve Osmanlıcılık, Arnavutlar'ın ve Araplar'ın Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılma girişimleri, İtalya'nın Trablusgarp'ı ele geçimesi (1911), 1912 seçimleri ve partiler arası çekişmeler, ordu içinde yenilik karşıtı örgütlenmeler ve etkileri, ordu mensuplarının politikayla uğraşmalarının yasaklanması ve gerekçeleri, Akdeniz'de siyasi dengeler ve İngilizler'in Mısır'ı işgali gerekçeleri gibi konular ele alımaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 3
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben'de Yazdım'ın üçüncü cildinde; İngiltere'nin Mısır politikası ve Mısır'ı işgali, Jön Türkler'in Mısır'daki gizli faaliyetleri, Meclisi Mebusan'ın feshi, Arnavutluk isyanı ve ayrılık hareketlerinin başlaması, Yunaninistan, Bulgaristan, Karadağ, Makedonya ve Arnavutluk'ta ıslahat istekleri ve Osmanlı İmparatorluğu'na verilen notalar, İstanbul'da ayrılık hareketlerine karşı yapılan kitle gösterileri ve yorumlar, Balkan ittifakının kurulması, Bulgar ve Rum ideolojileri ve birbirleriyle çatışmaları, Balkan ülkelerinin, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı aralarında yaptıkları anlaşmalar, Balkanlar'da Müslümanlara yönelik katliamlar, Balkan Savaşı (1912) ve olumsuz sonuçları, büyük devletlerin Türkiye'yi parçalama istekleri, iç politikada çekişmeler ve Londra Barış Konferansı gibi konular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 4
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın dördüncü cildinde; Mondros Mütarekesi'nden sonraki gelişmeler, Balkan vilayetlerinin birer birer kaybedilmesi, Babıali baskını, Dreyfus meselesi, Mahmut Şevket Paşa suikastı (1913) ve arka planı; Edirne'nin işgali ve kurtuluşu, bağımsız Batı Trakya Devleti'nin kuruluşu (1913), Balkanlar'da Türkler'e yönelik işkence ve katliamlar, Rusya'nın Boğazlar politikası, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı yönetimi ile Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Makedonya ve Rusya ilişkileri, İstanbul ve Atina antlaşmalarını oluşturan koşullar ve ayrıntıları gibi onular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 5
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın beşinci cildinde; İstanbul'un İtilaf Devletlerince işgal edilmesi ve politik baskılar, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanma sürecinde azınlıklar meselesi, Ermeni sorununun kökeni, Abdülhamid devrinde önemli Ermeni saldırıları, Abdülhamid'e suikast, Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı İmparatorluğu'ndan istenilen topraklar, İttihatçılara yönelik baskılar, tutuklama ve sürgünler, Yunan işgali öncesinde İzmir'de ekonomik yaşam, İzmir'de İttihat ve Terakki örgütlenmesi, Teşkilat-ı Mahsusa'nın kuruluşu, programı ve çalışmaları, İzmir'de Rumların Yunan işgaline hazırlanmaları, Ege bölgesinde İtalya ve Yunanistan arasında çıkar çatışmaları, Hıristiyan din adamlarının siyasi faaliyetleri gibi konular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 6
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın altıncı cildinde; İzmir'in Yunanistan tarafından işgali, Ege'deki Osmanlı ordusunun dağılması, İstanbul hükümetinin işgali destekler nitelikteki tavrı, efeler ve Yunan işgaline karşı örgütlenmeleri, Batılı devletlerin İzmir'in işgali karşısındaki tavırları, İzmirliler'in işgal öncesinde düzenledikleri protesto eylemleri, işgal sırasında gerçekleşen katliamlar ve baskılar, Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geçmesi, Türkçe ve Rumca basında İzmir'in işgaline ilişkin yorumlar, Aydın'ın Yunanistan tarafından işgal edilmesi, Ege kasaba ve köylerinde halkın işgalcilere karşı örgütlenmesi ve silahlı mücadelenin başlatılması, Milli Mücadele fikrinin doğuşu ve milli heyetlerin oluşturulması gibi konular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 7
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi


Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın yedinci cildinde; İzmir'in işgali sonrasında, Ege bölgesinde Yunan yayılmacılığı, Yunanistan'ın ve İtalya'nın Ege bölgesindeki çıkar çatışmaları, zeybeklerin Milli Mücadele'ye örgütlü biçimde katılmaları, işgal güçlerine karşı yerel örgütlenmeleri ve silahlı çatışmalar, İstanbul Hükümeti'nin duyarsızlığı ve engellemeleri, Milli Mücadele düşmanlarının işgal yanlısı tavırları, Erzurum Kongresi kararlarının etkileri, İstanbul Hükümeti'nin ve yandaşlarının Mili Müadeleye karşı İngilizlerle işbirliği yapması, Milli Heyetler'in kuruluş ve etkinlikleri, padişahın, sadrazamın ve yakınlarının ülke dışına kaçış hazırlıkları ve Mustafa Kemal'in Milli Mücadele'ye giderek ağırlığını koyması gibi konular ele alınmaktadır.

Ben De Yazdım
Milli Mücadeleye Gidiş
Cilt: 8
Celal Bayar
Sabah Kitapları / Türkiye'den Dizisi

Celal Bayar, Ben de Yazdım'da; Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını; Meşrutiyet Devri'nin seçme olaylarını, Mondros Mütarekesi'nden bu yana milli mücadeleyi, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu ve ilk çalışmalarını, ilk meclis hükümetlerini, Atatürk'ü ve devrimlerini; anılarına, yaşadıklarına ve belgelere dayandırarak, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasal tarihine önemli bir tanıklık yapmaktadır. Bayar, bir yandan da, kendi deyişiyle, "genç nesiller için faydalı olacağı düşüncesi ile, özelikle inkılapların meydana gelmesini zorunlu kılan tarihi sebep ve etkenler" üzerinde durmaktadır.

Ben de Yazdım'ın sekizinci cildinde; Yunan işgali altındaki Aydın'da Kuvayı Milliye örgütlenmesi, iç çekişmeler, Denizli'nin efeler tarafından yakılmak istenmesi, Akhisar Milli Alayı'nın kurulması, Menemen'in, Manisa'nın, Akhisar'ın ve Turgutlu'nun Yunanlılar tarafından işgali, katliamlar ve Milli kuvvetlerin gerilla taktikleriyle düzenledikleri saldırılar, Mustafa Kemal'in İstanbul'a gelişi, padişahla görüşmeleri, padişahın damadlık teklifi, Mustafa Kemal'in padişahın emriyle Samsun'a gönderilişi, Samsun yolculuğunun ayrıntıları, Karadeniz'de Rum çeteleri ve etkinlikleri, Amasya genelgesinin hazırlanışı, alınan gizli kararlar, İstanbul Hükümeti'nin Erzurum ve Sıvas Kongrelerini engelleme girişimleri ve İngiltere'nin baskısı, Mustafa Kemal'in ordudan azledilmesi, asi ilan edilmesi ve tutuklanması kararı, Erzurum Kongresi'nin temel ilkeleri, Atatürk Anayasası ile 61 Anayasası'nın karşılaştırılması gibi konular ele alınmaktadır.

HAKKINDA YAZILANLAR

Siyasi Günlük
Demokrat Parti'nin Kuruluşu
Samet Ağaoğlu
İletişim Yayınevi / Anı Dizisi

Samet Ağaoğlu, sadece siyaset sahnemizin değil siyasi literatürümüzün de en özgün ve en önemli isimlerinden. Ağaoğlu'nun ilk kez günışığına çıkan siyasi günlüğü, yakın tarihimizin önemli bir dönemine ilişkin çok zengin bir eser niteliğinde.

Munky
21-07-07, 14:29
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/118.gif
Cevdet Sunay ( 1899)- (22.05.1982)
5.CUMHURBAŞKANI

GÖREV SÜRESİ

28 MART 1966
28 MART 1973

1899 yılında Trabzon'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Erzurum, Kerkük, Edirne ve Kuleli Askerî Lisesi'nde yaptı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917 yılında, subay adayı olarak eğitim kampına katıldı. Aynı yıl Filistin cephesinde görev aldı.

1918 yılında Mısır'da İngilizlere esir düştü. Esaretten döndükten sonra, Kurtuluş Savaşı'na katılarak, Güney cephesinde görev aldı. Sonradan Batı cephesinde görevini sürdürdü.

1927 yılında Harp Okulu öğrenimini tamamladı. 1930 yılında Harp Akademisi'ni bitirdi. Silahlı Kuvvetlerde çeşitli görevler alarak 1949'dan itibaren Generallik rütbelerinde hizmet verdi. 1960 yılında Genelkurmay Başkanlığı görevine atandı.

1966 yılında, bu görevinden ayrılarak Cumhurbaşkanlığı kontenjan senatörlüğüne seçildi. Cemal Gürsel'in rahatsızlığı sebebiyle görevden ayrılması üzerine, 28 Mart 1966'da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin beşinci Cumhurbaşkanı seçildi. Yedi yıllık görev süresini tamamladıktan sonra 1973 yılında Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı. 22 Mayıs 1982 yılında vefat etti.

Munky
21-07-07, 14:30
Demirbaş Şarl ( 15.12.1681)- (23.12.1717)
Demirbaş Şarl, 1682'de doğdu. Cesaretinden ve savaşlarda gösterdiği başarılardan dolayı Yeniçeriler ve tarihçiler ona Demirbaş Şarl dedi. İsveç kralı on birinci Şarl'ın oğlu olan Demirbaş Şarl, 1697 yılında babasının yerine kral olmuştur. Rusya, Danimarka ve Polonya arasındaki ittifakı bahane edip, Danimarka'ya savaş açmış ve büyük bir zafer kazanmıştı. Daha sonra Rusya ve Polonya'ya savaş açtı.

Rus çarı Deli Petro karşısında önceleri başarılı olduysa da, Moskova'ya kadar ilerlediği sırada kışın ve ordusundaki salgın hastalığın etkisiyle Putlava'da yenildi. O dönem Osmanlı devletinde bulunan Bender'e iltica etti. Demirbaş Şarl bu Osmanlı toprağında beş sene gibi uzun bir süre oturmuş, bu süre içerisinde, Osmanlı Devletini Ruslara karşı sürekli kışkırtmıştır. Baltacı Mehmed Paşa'nın Rus Çarı Deli Petro'yu yenmesiyle sonuçlanan Prut savaşı, onun teşvikiyle çıkmıştı. Prut Savaşı sonunda Ruslarla barış antlaşması yapıldığı halde Osmanlı devletini savaşması için kışkırtmaya devam eden Demirbaş Şarl,
Bender'den çıkarılmak istendi. Direnen Şarl sonunda ele geçirilerek Dimetoka'da hapsedildi. Fakat kaçmayı başaran Demirbaş Şarl, Macaristan ve Almanya üzerinden İsveç'e geçmeyi başardı ise de orada boğularak öldürüldü (1718).

Munky
21-07-07, 14:30
6.CUMHURBAŞKANI

GÖREV SÜRESİ

6 NİSAN 1973
6 NİSAN 1980

1903 yılında İstanbul'da doğdu. 1916 yılında Bahriye Mektebi'ne girdi. 1923 yılında Deniz Harp Okulu'nu, 1933 yılında Deniz Harp Akademisi'ni bitirdi. Deniz Kuvvetleri'nin çeşitli kademelerinde görev aldı. Roma, Berlin ve Stokholm'de Deniz Ataşesi olarak hizmet verdi.

1936'da Montreux Boğazlar Konferansı'na askerî uzman olarak katıldı. 1950 yılında Amiralliğe yükseldi. Oramiralliğe kadar çeşitli rütbelerde komuta görevleri yaptı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevinden 1960 yılında emekli olduktan sonra sırası ile Moskova ve Madrit Büyükelçisi olarak diplomatik görevler aldı.

1968 yılında Cumhuriyet Senatosu Üyesi oldu.

1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin altıncı Cumhurbaşkanı seçildi.

1980 yılında, yedi yıllık hizmet süresi tamamlandığından Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldı. 12 Ekim 1987 tarihinde vefat etti.

Munky
21-07-07, 14:31
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2786.jpg
George W. Bush ( 1946)
George W. Bush 1946�da Connecticut�de doğan George W. Bush, aslında siyasi kariyeri yüksek bir aileden geliyor. Babası George Bush, 1988 başkanlık seçimini kazanarak, 1989-1993 yılları arasında bu görevi ürüttükten sonra Bill Clinton'a mağlup oldu. George W. Bush'un kardeşi Jeb Bush da halen Florida valiliği görevini yürütüyor ve geleceğin muhtemel başkan adayları arasında sayılıyor.

1946 Connecticut doğumlu Bush, 1968 yılında Yale Üniversitesi'ni bitirdikten sonra 1975'te iş idaresi alanında master derecesini aldı. Bush, askerlik görevini, 1968-1973 yılları arasında, ailesinin yerleştiği Texas eyaletinde Ulusal Hava Muhafız Kuvvetleri'nde uçak pilotu olarak yaparken, Vietnam'da savaşmamak için dönemin önemli yetkililerinden olan babasının nüfuzunu kullandığı iddia edildi.

Bush, 1978 yılında Temsilciler Meclisi üyeliği için milletvekili adayı olarak yarıştıysa da seçimi kaybetti. 1989-1994 arasında Texas Rangers profesyonel beyzbol takımının başkanlığını yürüten Bush, aynı yıllarda, Bush Petrol ve Gaz Şirketi'ni kurdu ve yönetim kurulu başkanlığını yaptı. 1994'te Texas Valisi seçilen Bush, 1998'de bu valilik seçimini açık farkla yeniden kazandı. 1977'den beri Laura Bush ile evli olan Bush'un ikiz kızı var (resim). Bush, başkanlık ön seçiminde zorlu bir yarıştan sonra Arizona Senatörü John McCain'i yenerek Cumhuriyetçilerin başkan adayı oldu. 7 Aralık 2000 tarihinde yapılan Başkanlık Seçimlerini olaylı bir şekilde kazandı.

Başkan olduktan 10 ay sonra 11 Eylül günü ikiz kulelere yapılan saldırılar onun ilk imtihanıydı. İlk başta tedirginliği ile dikkat çeken Bush, özellikle kamuoyu tarafından esas Başkan olarak nitelendirilen Dick Cheney�in sağlam duruşuyla bu tedirginliği üzerinden attı. Saldırıdan hemen sonra kullandığı Haçlı Savaşı tabiri bir gün geçmeden Cheney tarafından düzenlendi ve akabinde de Bush ABD�deki İslam toplumunu ziyaret etti. Ekim Ayının ortalarında Afanistan�a saldırı emri vererek Taliban yönetiminin devrilmesini sağladı ve Afganistan�ın yeni yönetimi sonuna kadar desteklediğini açıkladı.

ARİSTOKRAT KOVBOY BUSH
Başkanlık seçimlerinden birkaç gün önce Milliyet�in Washington Muhabiri Yasemin Çongar Bus Hakkında yukarıdaki tabiri kullanıyordu. Ve şöyle bir yorum yapıyordu: �Teksas�ın yayvan aksanı ve �mürekkep yalamamış" halk adamı üslubuyla konuşan, bol bol gülümseyen ve anketlere göre, seçimlerdeki �sempati yarışını" açık farkla kazanan George W. Bush, Beyaz Saray�a yerleşirse buna en çok babası şaşıracak. Eski başkan George Bush, kısaca �W" (�dabılyu� ya da Teksas aksanıyla �dabıya�) olarak anılan büyük oğlunun �siyasette yükseleceğini" önceden hiç tahmin etmediğini söylüyor. Teksas�ta son altı yılda, iki dönem üstüste seçilerek valilik yapan W�nun, başarılı sayılamayacak bir mesleki geçmişi var. Babasının CIA başkanı, başkan yardımcısı ve başkan olduğu yıllarda, beyzbol takımı alıp satması, Kongre seçimlerine girip kaybetmesi ve iş dünyasında başladığı projeleri yarım bırakmasıyla tanınıyor.

40 yaşına kadar aşırı alkol kullanan Bush, daha sonra dindar" olmuş ve daha ağırbaşlı bir hayatı benimsemiş. Şimdi 54 yaşında ve öğretmen eşi Laura, 18�indeki ikiz kızları Barbara ve Jenna ile �mutlu aile babası" tablosu çiziyor. Entelektüel açıdan ise tam bir �hafif sıklet." Okuma alışkanlığı zayıf, ayrıntılı analizlerden ve uzun brifinglerden hoşlanmıyor; sık sık gaf yapıyor. Üst sınıfları kayıran bir vergi sisteminden ve merkezi hükümetin zayıflatılmasından yana çıkan Bush�u �aristokrat bir kovboy" diye tanımlayanlar var.�


GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

ABD BAŞKANLIK SEÇİMİ

Dört yıl daha
Hürriyet 4 Kasım 2004 Kasım CİNDEMİR / WASHINGTON

Beyaz Saray geç saatlerde, �Matematiksel olarak geçilemez� diyerek George Bush�un galibiyetini resmen açıkladı. Cumhuriyetçi Bush yüzde 51, John Kerry yüzde 49 oy aldı. Bush, Demokrat rakibi Kerry�ye 3.5 milyon oy fark attı.

George W.Bush beklenmedik bir oy oranıyla ikinci kez başkan seçildi. Bu seferki seçim beklentilerin aksine 2000�deki gibi kilitlenmeyle sonuçlanmadı. Demokrat aday Kerry, dün Bush kampını arayarak Cumhuriyetçi rakibinin galibiyetini kabul ettiğini açıkladı. Bush yüzde 51�lik sonuçla, ABD�nin en karizmatik başkanlarından Bill Clinton�ı bile geçti. Clinton 1992�de yüzde 43 ile seçilmiş, 1996�da ise yüzde 49 ile ikinci kez seçilmişti. Yenilgiyi kabul eden Kerry, Bush�u telefonla arayarak kampanyadan çekildiğini bildirdi. Bush da rakibine yürüttüğü seçim kampanyasından dolayı gurur duyması gerektiğini söyledi.

ABD Başkanı George W. Bush, seçim öncesinde yapılan tüm tahminlerin ötesinde görkemli bir zafer kazanarak dört yıl daha Beyaz Saray�ın ev sahibi olmak için Amerikan halkından vize aldı. Seçimin Ohio�da tıkanması beklenirken, Demokrat aday John Kerry Beyaz Saray�ı arayarak yenilgiyi kabul ettiğini açıkladı.

Munky
21-07-07, 14:31
Hafız Esad ( 1930)- (10.06.2000)
Suriye Cumhurbaşkanı

Hafız Esad 1930 yılında fakir bir alevi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu maddi zorluklarla geçti, asker olmak istedi. 1955'te Hums Askeri Akademisi'nden pilot subay olarak mezun oldu ve 1958 yılında gece savaşı eğitimi görmek amacıyla SSCB'ye gönderildi. Yurduna döndükten sonra uzun yıllar orduya hizmet eden Esad, başarılarıyla hava filosu komutanlığına kadar yükseldi.

1961'de Mısır Devlet Başkanı Nasır'ın başını çektiği Pan-Arap ütopyosını gerçekleştirmeye çalışan Birleşik Arap Cumhuriyeti'nden Suriye'nin çekilmesine karşı çıkınca ordudan ihraç edildi. Ordudan ayrıldıktan sonra 16 yaşında üye olduğu Baas Partisi'nin askeri kanadında önemli görevler üstlendi.

Darbeyle iktidara geldi

Esad, 1966'da Baas Partisi'nin Suriye kolu içindeki radikal ve bağımsızlık yanlısı kanadın, barışçı kanadı devirmesinin ardından partideki hizmetlerinin karşılığında Savunma Bakanı oldu.Filistinli gerillalarla Ürdün ordusu arasında çıkan Ürdün içsavaşında hangi tarafın tutulacağı tartışmaları ülkeyi böldüğü dönemden başarıyla sıyrılarak alevi-nusayri azınlığın örgütlü gücüne dayanarak 13 Kasım 1970'te bir darbeyle iktidarı ele aldı. Mart 1971'de yapılan halkoylaması ile de Suriye'nin Devlet Başkanı oldu ve ölene kadar bu görevi sürdürdü.

Esad'ın, ülkeyi yönettiği dönem dünyanın kaynayan kazanı Ortadoğu'nun en hareketli yılları idi.Doğu komşusu Irak'ta iktidar ve kardeş parti Baas yöneticileriyle hiç bir zaman yıldızı barışmadı. 1973 Arap İsrail savaşında Mısır'ın yanında yer aldı ancak yenilgiyle çıktığı savaşın ardından Mısır ile de yolları ayrıldı.

Sovyetleri iyi kullandı

Esad zamanla gelişen bölgedeki yalnızlığını dönemin süper gücü SSCB ile ilişkiye geçerek kapatmaya çalıştı. Bu destekle bölgede hatırı sayılır güçlerden biri haline gelen Esad yönetimi müttefikinin politikalarını destekledi. Bu paralelde en büyük icraati Ortadoğu'da İsrail'e karşı direnişin sembolü haline gelen Filistin Kurtuluş Örgütü'ne destek vermek oldu.

Ürdün'den kovulduktan sonra İsrail'e karşı direnişi Lübnan'an sürdüren FKÖ bu kez de Lübnan'da sorun oldu. FKÖ bu kez de Lübnan'da üstünlüklerini kaybetmek istemeyen farklı gruplarla (Amerikan yanlısı Hıristiyan Falanjistler, Arap ülkeleri tarafından desteklenen Maruniler, İsrail yanlısı Hıristiyan milisler...)çatışmak zorunda kaldı ve Lübnan iç savaşı başladı. Bu dönemde Suriye FKÖ'yü destekliyordu. Esad yönetimi ortadoğudaki Arap direnişinin simgesi haline gelen FKÖ'yü güdümüne alarak Arap dünyasının liderliğine oynamak istiyordu. Lübnan'da çıkan içsavaşa müdahale kararı alan Esad 1976 yılında Lübnan'a girdi. Bu müdahaleye birçok Arap ülkesi karşı çıktı, çünkü bu müdahale ile Esad yönetimi liderlik yarışında öne geçebilirdi. İçsavaşı sona erdirme bahanesiyle yapılan müdahale başlangıçta FKÖ yararına yorumlandıysa da FKÖ Suriye güdümüne girmeyi reddetti. O günden sonra FKÖ ile Suriye'nin yolları ayrıldı. FKÖ'den umudu kesen Suriye İsrail'e karşı direnişteki etkinliğini kaybetmemek için bölgede mücadele eden başka grupları desteklemeye başladı. 6 yıl süren Lübnan işgali İsrail'in 1982'de FKÖ'yü kökten yok etmek için Lübnan'a girmesiyle sona erdi.

Esad yönetimi bu kez de 1979 yılından beri anlaşamadığı Irak'la yeni sorunlar yaşamaya başladı.Sınır problemlerinde anlaşamadığı komşusunun kendi topraklarından geçen boru hattını kapattı. Irak'tan petrol alamayan Esad yönetimi bu kez de İran alternatifine yöneldi. Bu yıllarda Suriye İran'dan petrol ve SSCB'den aldığı ekonomik ve askeri yardımlarla güçlü bir dönem geçirdi. Ve bölgedeki en büyük düşmanı İsrail'e karşı katı bir tutumunu pekiştirdi.

Hama şehrini haritadan sildi

1980 yılının sonlarına doğru Esad artık İsrail ve ABD'ye karşı sert tutumundan vazgeçerek daha ılımlı politikalar üretmeye başladı ve ülke içindeki tehditlere yöneldi. İlk olarak karşısına Müslüman Kardeşler Örgütü'nün muhalefeti çıktı. Bu örgüte karşı başlattığı hareket ülke çapında bir çok insanın ölmesine neden oldu. Bu hareketi dünya Şubat 1982'de Müslüman Kardeşler'in kalesi Hama kentini haritadan sildiği ve onbinlerce kişinin katledildiği olayla duydu.

Esad 1984 yılında iktidarı için bu kez de kardeşi ile mücadele etmek zorunda kaldı. Ve kardeşinin darbe girişimi başarısız oldu. Tüm bu olaylarda insan hakları örgütleri Esad'ı şiddet kullanmakla ve baskı yapmakla suçladı.

Esad sıkı sıkıya sarıldığı iktidarını 19 yıl boyunca kimseye kaptırmadı. Son yıllarda dış dünyaya daha çok açılan Esad, ülkedeki özel girişimi alevi azınlığı gözeterek desteklemeye başlamıştı.Geçen yıl İsrail'le de barış görüşmelerine başlayan Esad ölümünden önce ortadoğu barışına yakın politikalar üretiyordu. Esad kendisinden sonra iktidara geçmesini istediği büyük oğlunu yıllarca iyi bir eğitimle yetiştirmişti, ancak veliaht oğul bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Bu kazanın ardından Esad'ın umutsuzluğa kapıldığı ve bunalıma girdiği yorumları yapılıyordu. Akciğer kanserine yakalanan Esad 10 Haziran 2000 tarihinde Şam'da öldü.

Hakkında Yazılanlar

1.Esad
Şam'ın Sfenksi
Moshe Ma�oz
Akademi Yayınları

"Onun bakanları arasında şöyle bir söz vardır: "Başkan, her zaman masanızın arkasında bekliyor!" Bir amir olarak Esad, oldukça ukala ve kabadır... kendisini hor görenleri kesinlikle bağışlamaz... bağımsız görüş açıları ve yolları olanları, yönetimini tehlikeye sokabilecek, kişiliğini gölgede bırakacak derecede hırslı ve zeki olanlara da asla tahammül edemez. Bu özelliklere sahip olanlar önemsiz mevkilere getirilir, tutuklanır ya da idam edilir."
"Teröre karşı koymak için Esad, vahşi bir karşı-teröre, rasgele tutuklamalara, dövmeye, işkenceye, şüphelilerin barındığı düşünülen binaları yerlebir etmeye, sanıkların ailelerine karşı misillemelere... toplu öldürmelere başvuruyor..."
"Esad'ın taburları isyanı kanlı ve yakıp yıkarak bastırdı: Şehrin çeşitli kesimleri; camiler, kiliseler ağır top ateşi ile yıkıldı; on bin ile otuz bin arasında insan, kadın, çocuk ayrımı yapılmadan öldürüldü; kadınların ırzına geçildi, malları yağmalandı."

Munky
21-07-07, 14:31
Hazreti Ömer
Hz ÖMER, (591-644).

Hz. Ömer, hz. Muhammed'in ölümünden sonra İslam toplumunun başına geçen ikinci halifedir.
Hz. Muhammed'in ölümünden sonra İslam toplumunun basma geçen ikinci halife olan Hz. Ömer, Hz. Muhammed'in bağlı olduğu Mekke'nin Ku-reyş kabilesinin Beni Adiyy ailesindendi. Babası kabileler arasındaki sorunları çözmesiyle tanınmıştı. Hz. Ömer de bir süre bu görevi yürüttü. Cesareti ve yiğitliğiyle ün salmıştır.

fetihler sürdü. 642'de İskenderiye'yi alan Mısır Valisi Amr îbnü'l-As birliklerini Libya üzerine gönderdi. Hz. Ömer 644'te Medine' de, kendisinden fazla vergi alındığım öne süren İranlı bir Hıristiyan köle tarafından öldürüldüğünde İslam devleti Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Batı Asya'da önemli bir güç durumuna gelmişti.

Hz. Ömer İslam tarihinde adaletiyle ün kazanmıştır. Öte yandan ilk devlet örgütlenmesinin de temellerim atmış, adalet, maliye, ordu ve toprak yönetimi alanında ilk düzenle-meleri yapmış, ilk İslam parasını bastırmıştır. Hicret'in İslam tarihinin başlangıcı olması onun zamanında kabul edilmiştir

Munky
21-07-07, 14:31
İmamali Rahmanov
HABER

Tacikistan'da Rahmanov yeniden devlet başkanı
www.ntv.com.tr 7 Kasım 2006

Tacikistan'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan İmamali Rahmanov'un yeniden devlet başkanı seçildiği bildirildi.

Merkezi Seçim Komisyonu Başkanı Mirzoali Bultuyev, basına yaptığı açıklamada, oyların 76,4'ünü kazanan Rahmanov'un Tacikistan devlet başkanlığına yeniden seçildiğini duyurdu. Seçime katılım oranının yüzde 91 olarak gerçekleştiğini belirten Bultuyev,Rahmanov'un en yakın rakibi, Ekonomik Reform Partisi lideri Olimzhon Boboyev'in oyların yüzde 7,2'sini aldığını kaydetti.

Munky
21-07-07, 14:32
Jacques Chirac ( 1932)
Paris'te 1932'de doğan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 1995'de François Mitterand'ın görev süresinin dolmasının ardından bu göreve getirildi. Muhafazakar politikacı Chirac, 1974-76 ve 1986-88 yılları arasında başbakanlık görevinde bulunmasının yanı sıra 1977-95 yılları arasında da Paris Belediye Başkanlığı yaptı.

Sert dış politika ve güçlü ulusal hükümet fikrini savunan Chirac, bu düşünceleriyle Fransa eski Devlet Başkanı Charles de Gaulle'un görüşlerine yakın görünüyor. Chirac bu yüzden sıkı bir "de Gaulcü" olarak tanımlanıyor.

1954'te Institut d'Etudes Politiques'den siyaset bilimi diploması alarak mezun olan Chirac, 1956'da orduya katıldı. Cezayir'e gönderilen Chirac, bu Fransız sömürgesinde bağımsızlık istemiyle başkaldıranlara karşı savaştı. Fransa'ya 1957'de dönmesinin ardından 1962'de daha sonra başbakan olacak Georges Pompidou'nun saflarına katılarak politikaya atıldı. 1972'de tarım, 1974'te içişleri bakanlığı görevlerine atandı. 1974'te Pompidou ölünce Valery Giscard d'Estaing Devlet Başkanı oldu. Chirac ise başbakanlığa atandı.

Giscard ile birçok konudaki görüş farklılıkları Chirac'ın 1976'da başbakanlıktan istifasına neden oldu. 1977'de yapılan yerel seçimlere katılarak Paris Belediye Başkanı seçilen Chirac 1995 yılına dek bu görevde kaldı. Chirac, Belediye Başkanlığı süresince yeni kütüphaneler yapılması için başlatılan bir girişime öncülük etti, yaşlılara, sakatlara, dul annelere iş imkanları sağlayarak, Paris halkının gözünde popülaritesini artırdı.

Üçüncü denemede cumhurbaşkanı
1981'de cumhurbaşkanlığı için adaylığını koydu ancak sosyalist Mitterand'a karşı seçimleri kaybetti. 1988'de bir kez daha cumhurbaşkanlığı için adaylığını açıklayan Chirac, yine Mitterand karşısında yenilgiye uğradı. Chirac, 1994'te üçüncü kez cumhurbaşkanı adayı oldu ve bu kez 1995'te yapılan seçimi, oyların yüzde 53'ünü alarak kazandı.

Chirac'ın cumhurbaşkanlığı programı, ülkede işsizliğin azaltılması, vergilerin düşürülmesi, Fransa ordusunun gönüllülere dayalı bir yapıya kavuşturulması konularından oluşuyor. Chirac dış politikada ise Mitterand'ın yolundan ilerleyerek Avrupa'nın bütünleşmesi ve tek Avrupa para birimine geçilmesi konularını destekliyor.
Xxxxx

Munky
21-07-07, 14:32
Kurbangulı Berdımuhammedov
Kurbangulı Malikkuliyeviç Berdımuhammedov�un Biyografisi

1957 yılında Türkmenistan�ın Aşkabat şehrine bağlı Geok-Tepinski Bölgesinin Babarap köyünde dünyaya gelmiştir. 1979 yılında Türkmenistan Diş Hekimliği Fakültesi�nden mezun olan Kurbangulı Berdımuhammedov uzun yıllar diş hekimi olarak çalıştı. 1987 yılında Moskova�ya doktora yapmak için giden Berdımuhammedov doktorasını 1990 yılında tamamlamıştır. 1990-1995 yılları arasında Berdımuhammedov Diş Hekimliği Fakültesinde önce asistan, sonra ise Dekanlık görevine getirilmiştir.

Tükrmenbaşı�nın elinden tutmasıyla politika kariyerine başlayan Berdımuhammedov 1995 yılında Aşkabat Stomotoloji Merkezi Başkanlığına getirildi. Ardından Tıp Üniversitesi Rektörlüğüne atandı. Daha sonra 28 Mayıs 1997 yılında Sağlık Bakanlığına getirildi. Ardından 1998 yılında Türkmenbaşı adına Uluslararası Tıp Merkezinin başına getirildi.

Berdımuhammedov 3 Nisan 2001 yılında Tıp, Eğitim ve Bilimden sorumlu Başbakan Yardımcılığına getirildi. Ağustos 2004�ten itibaren sorumluluk alanı genişletilerek Kültür ve Basından da sorumlu kılındı. Ayların ve günlerin isimlerinin değiştirilmesinde ve Ruhname�nin hazırlanmasında etkin rol oynadı.

Kurbangulı M. Berdımuhammedov,Türkmenistan hükümetinde koltuğunu en istikrarlı ve uzun süre koruyan bakan olarak bilinmektedir. Ancak
Berdımuhammedov Türkmenbaşı�nın özel doktorluğunu da yapmıştır. Berdımuhammedov�n Türkmenbaşı�nın kararlarını etkileyen birkaç politik figürden birisi olduğu ifade edilmektedir.

Son dönemlerde Türkmenistan�ın uluslararası organizasyonlarda Berdımuhammedov temsil etmekteydi. Bu anlamda 28 Kasım 2006�da yapılan son BDT liderleri toplantısında Türmenistan�ı Berdımuhammedov temsil etmiştir. Bazı kaynaklara göre Türkmenbaşı geçtiğimiz aylarda kendisi yerine varis olarak Berdımuhammedov�u göstermişti.

23 Aralık 2006 tarihinde Berdımuhammedov hükümetteki görevlerinden istifa ederek yerine Başıma Sapıyeva�yı atamış ve kendisi Devlet Başkanlığı vekalet görevini üstlenmiştir. 11 Şubat 2007 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak, Tükmenistan�ın yeni cumhurbaşkanı olmuştur.
X

SEÇİM-HABER
Yeni Türkmenbaşı!
Türkiye 15 Şubat 2007

AŞKABAT (İHA)- Türkmenistan�da 11 şubatta yapılan başkanlık seçimini, Gurbanguli Berdimuhammedov kazandı. Oyların yüzde 89.2�sini alan Berdimuhammedov�un yemin töreninde birçok ülke devlet ve hükümet başkanı da hazır bulundu. 21 Aralıkta ölen Saparmurat Türkmenbaşı�nın yerine 5 yıllığına devlet başkanı seçilen Berdimuhammedov, Halk Maslahatı�nda ant içti. Berdimuhammedov, anayasaya el basarak yemin etmesinden sonra yaptığı konuşmada, Türkmenbaşı�nın izinden gideceğini vurguladı. Törene; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, Gürcistan Devlet Başkanı Mikhail Saakaşvili, Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko, Özbekistan Meclis Başkanı Halilov Erkin, İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımıcısı Perviz Davudi ile İran Dışişleri Bakanı Monuçehr Mutteki ve diğer bazı ülkelerin temsilcileri katıldı.

�Başarılar�

Berdimuhammedov, yemin töreninin ardından Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı sarayında bir araya geldi. İki ülke arasındaki ilişkilerinin ele alındığı görüşmede Berdimuhammedov, Türkiye�ye verdiği önemi ifade ederken; siyasi ve ekonomik münasebetlerin geliştirilmesi için çaba gösterileceğini söyledi. Görüşmede, iki ülke arasında yakın çalışma ve irtibat içinde olunması üzerinde mutabık kalındığı öğrenildi. Başbakan Erdoğan da Türkiye�nin, Türk dünyasıyla ilişkilere önem verdiğini belirterek, Berdimuhammedov�a yeni görevinde başarılar diledi.

Arayı buluruz

Başbakan Recep Erdoğan, Türkmen doğalgazının Hazar�ın geçişinde yaşanan meselelerin halledilmesi durumunda Şahdeniz hattından Türkiye�ye getirilebileceğini kaydetti. Hazar�ın geçişinin ancak Azerbaycan ile Türkmenistan arasındaki krizin aşılması ile gerçekleşebileceğini ifade eden Erdoğan, �Türkmenistan�ın Azerbaycan ile arası iyi değil. İlham Bey�le (Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev) bu konuyu konuşuyoruz. Kardeşlerin arasını buluruz. Biz de kardeşiz� dedi. Yaşanan doğalgaz krizleri sonrasında enerjiyi çeşitlendirmenin gerekli olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti: �Ne kadar çeşitli kaynağımız olursa, o kadar güçlü oluruz. 43 ilde doğalgaz kullanıyoruz. Sürekli talep artıyor. Bunu bütün illere yayarsak, ihtiyacımız da o ölçüde artacak. Sanayi ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak tüketimimiz de artıyor. Doğalgazda daha önce �al öde� modeli vardı. Şimdi rezervlerle çalışacağız. Tuz Gölü�nün altına rezerv için çalışma yaptık. Mısır�dan da doğalgaz gelecek. Çeşitliliğimiz ne kadar fazla olursa, manevra imkanımız o kadar fazla olacak.�

x
Yeni Türkmenbaşı: Kurbangulı Malikkuliyeviç Berdımuhammedov
Sinan OGAN - Turksam Baskanı
www.turksam.org 26 Aralık 2006

Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı�nın 21 Aralık tarihinde geçirdiği kalp krizi soncu ani ölümünden sonra 24 Aralık 2006 tarihinde yapılan sade bir törenle doğum yeri olan Başkent Aşkabat�tan 15 km uzaklıktaki 'Kıpçak' Köyü'nde toprağa verildi. SSCB�nin dağılmasından sonra ülkeyi tek başına yöneten ve kendi kişisel kültünü ülke kurumlarının üzerinde tutan Türkmenbaşı�nın kendisinden sonra ülkenin yönetimini ele alacak kişiyi işaret edemeden vefat etmesinden sonra şimdi onu yerine kimin geçeceği sorusu tartışılmaya başlanmıştır.

İlk defa 1997 yılında Almanya�da bir kalp ameliyatı geçirdiği bilinmesine rağmen ülkenin tek hakimi olan ve sağlığına dikkat ettiği bilinen Türkmenbaşı�nın görevi başında kalp krizi sonucu yaşamını yitirmesi, suikaste uğradığına dair çeşitli komplo teorilerini de gündeme getirmiştir. Aslında Türkmenbaşı 2 Ekim 2006 tarihinde de Ulusal Güvenlik Bakanlığı toplantısında konuşması sırasında kalbi sıkışmış ve konuşmasını tamamlayamadan kendisini kaybederek hastaneye kaldırılmıştı. Türkmenbaşı�nın hastalığı uzun süredir ilgili çevrelerin yakından takip ettiği bir konuydu. Rusya kaynaklı bazı haberlerde ise öleceğinin önceden tahmin edildiği ve hatta Türkmenbaşı�nın birkaç gün önce ölmüş olabileceği dahi iddia edildi.

Anayasa�ya göre devlet başkanının ölmesi ve/veya görevini ifa edememesi halinde bu göreve vekalet etmeye yetkisine sahip kişi olan Parlamento Başkanı Ovezgeldi Atayev�e karşı Türkmenistan başsavcılığı tarafından dava açılarak tutuklanması ülkedeki iktidar oyununun erken başladığını göstermiştir. Palamento Başkanlığı görevine en yakın aday Dışişleri Bakanı Raşid Meredov ismi ön plana çıkmaktadır. Türkmenistan Milli Güvenlik Konseyi tarafından Ovezgeldi Atayev�in devre dışı bırakılmasıyla önü açılan Kurbangulı Malikkuliyeviç Berdımuhammedov aynı zamanda eski Sovyet geleneğinin bir devamı olarak Cenaze Komisyonu gibi önemli bir göreve de getirilmesiyle bundan sonraki süreçte etkin olacağının işaretlerini verdi. Ancak Türkmenistan Anayasası�nda seçimler sırasında Devlet Başkanlığına vekalet eden kişinin seçimlere giremeyeceği belirtilmektedir. Ancak bu durum, yasa yapma yetkisine de sahip olan Halk Maslahatı�nın ilgili maddeyi değiştirmesi sonucunda ortadan kalkmıştır.

26 Aralık 2006 tarihinde ülkede devlet başkanı adayını da belirleyen yasa yapma yetisine sahip en üst kurum olan 2507 üyeli (2466 katılımla yapıldı) Halk Maslahatı (Aksakallılar Kurultayı) 18. olağan üstü olağanüstü toplantısı Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat'taki Ruhiyet Köşkü'nde yapıldı. Toplantısı neticesinde aralarında Kurbangulı Berdımuhammedov�un da bulunduğu 6 kişinin adaylığını kesinleşmiştir. Devletteki üst düzey bürokratlar, parlamento üyeleri, halk içinden seçilen kişiler, dini önderler, Türkmenistan�ın bütün devlet organlarının yöneticileri ve Türkmenbaşı�nın kurmuş olduğu Sivil Toplum Örgütü olan �Kalkınış� ve diğer STÖ temsilcileri ile diğer toplumun önde gelen temsilcilerinden oluşan Maslahat Meclisi üyeleri bu adaylar içerisinden en fazla oyu (2 bin 446 oy) Kurbangulı Berdımuhammedov�a vermiştir. Bu arada Maslahat Meclisi Anayasa�da bazı değişiklikler de yapmıştır. Belirlenen takvime göre devlet başkanlığı seçim tarihi 11 Şubat 2007 olarak açıklandı. Bu süre içerisinde Devlet Başkanlığına Başbakan Yardımcısı ve Sağlık Bakanı Kurbangulı Berdımuhammedov�un vekalet etmesi de karara bağladı ve Maslahat Meclisi başkanlığına ise anayasaya göre 55 yaşın altındakiler seçilemediği için Kurbangulı Berdımuhammedov�un (49 yaşında) yerine Savuma Bakanı Agageldi Mamedgeldiyev�i atadı. Ancak bölgeden gelen haberlerde Savunma Bakanı Agageldi Mamedgeldiyev ile beaber bakanlık çalışanlarından yaklaşık 120 kişinin tutuklandığı bildirilmektedir.

Halk Maslahatı toplantısı neticesinde yapılan açık oylamada 12 aday çerisinden Devlet Başkanlığı görevine vekaleten bakan ve Türmenbaşı�nın evlilik dışı oğlu olduğu ileri sürülen (fotoğraflardaki benzerliğe rağmen aralarındaki 17 yaşlık fark bu durumu şüphe altına almaktadır) Kurbangulu Berdımuhammedov�la beraber 6 adayın ismi açıklanmıştır. Bu adaylar: Türkmenistan Petrol-Gaz ve Yeraltı Kaynakları Bakanı İşangulı Nurıev (2 bin 11 oy), Türkmenbaşı Şehrinin Hakimi Aşirniyaz Pomanov (bin 945 oy), Abadan şehri Hakimi Orazmırad Garajayev (bin 900 oy), Türkmen Meclisi Milletvekili ve Daşoğuz Vilayeti Hakim Yardımcısı Amanyaz Atadjikov (bin 888 oy) ve Karabekalus Şehrinin Hakimi Muhammetnazar Gurbanov (bin 779 oy) seçilmişlerdir.

Berdimuhammedov Halk maslahatı sonunda yaptığı konuşmasında, 11 Şubat'ta yapılacak başkanlık seçimlerinin ardından 14 Şubat 2007 tarihinde Halk Maslahatı'nın 19. toplantısının yapılarak, devlet başkanının tasdik edileceğini duyurmuştur.
Teke, Yomut, Gölken, Yazır ve Alili kabilelerinin etkin olduğu Türkmenistan�da her ne kadar birden fazla aday ismi açıklansa da kanaatimize göre en güçlü aday mevcut Devlet Başkanlığına vekalet eden Başbakan Yardımcısı ve Sağlık Bakanı Kurbangulı Berdımuhammedov�dur. Devlet Başkanlığı Muhafız Alayı�nın başında bulunan ancak bununla beraber ülkede Türkmenbaşı�na çok yakın olması sebebiyle fiilen İçişleri ve Savunma Bakanlıkları ile diğer güvenlik birimlerine de hakim olan Akmurad Recepov�un tavrının önem kazandığı görülmektedir. Recepov�un gölgede kalmayı sevdiği ve ön plana çıkmak yerine Berdımuhammedov�u desteklediği anlaşılmaktadır. Diğer güçlü figürler olan İçişleri Bakanı Akmemed Rahmanov ile Türkmenistan Milli Güvenlik Bakanı Geldi Aşirmuhammedov�un da şimdilik Akmurad Recepov ve Berdımuhammedov�la birlikte hareket ettiği düşünülmektedir.
Berdımuhammedov�u destekleyen sadece Recepov değildir. Ülke politik ve bürokratik elitlerinin neredeyse tamamına yakını bu aday üzerinde birleşmektedirler. Seçim Komisyonu Başkanı Murad Kariyev�in alanen: 'Berdimuhammed'i başkan yapmak için elimden geleni yapacağım, çünkü kendisi bu göreve layık.' Şeklinde bir açıklama yapması 11 Şubat 2007�de yapılması planlanan seçimler hakkında şimdiden bir fikir vermektedir. Bununla beraber Kariyev, seçimin yabancı gözlemcilerle izlenmesi ve şeffaf sandık kullanılmasını da vaat etmiştir.
Ağustos 2003 tarihinde Halk Maslahat toplantısında yapmış olduğu konuşmada ülkede 70 yaş üstü hiç kimsenin devlet başkanı olamayacağını bu kanunun Oğuz Kağan zamanından beri geçerli olduğunu ifade etmiştir. Bu sebeple de yarışma otomatik olarak 70 yaş altı politikacılar arasında olmuştur.
Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov Türkmenbaşı�nın ani ölümü tam da bölgede doğalgaz mücadelesinin yürütüldüğü bir döneme denk geldi. Dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerinden birisine sahip Türkmenistan�ın devlet başkanının ölümü bu küçük Türkistan ülkesini bir anda bütün küresel güçlerin dikkatlerini bölgeye çevirmelerine sebep olmuştur.

Munky
21-07-07, 14:32
Levon Ter Petrosyan
Ermenistan eski Cumhurbaşkanı. 1988 yılında Karabağ'la ilgili faaliyetleri sebebiyle tutuklandı, serbest bırakıldıktan sonra siyasi hayatta rol aldı. Ermeni Ulusal Hareketi'nin liderliğine seçildi. 1991�de yapılan seçimlerde devlet başkanı oldu.

Karabağ'da barış istediği için eleştiri oklarına hedef oldu. 1998 yılı Şubat ayı başlarında istifa etti. "Devlet Başkanlığını vekaleten alması gereken Parlamento Başkanı Babken Ararktsyan'ın da Petrosyan'la dayanışma amacıyla verdiği istifası da kabul edildi Böylece meydan sertlik yanlısı Rober Koçaryan'a kaldı."
Petrosyan, Kafkasya'da bir Kürt devleti kurma, PKK'yı destekleme, (sözde) soykırımı gündeme getirme tekliflerini reddettiği gerekçesiyle muhalifleri tarafından hain ilan edilmişti. Saray darbesi ve ölümle tehdit edilerek Koçaryan tarafından istifaya zorlandığı iddia ediliyor.

16 Mart'ta ilk tur ve 30 Mart'ta ikinci tur seçim yapıldı. 1 milyon 564 bin 582 geçerli oyun yüzde 59.48'ini aldı. Seçime katılma oranı yüzde 68�di. Siyasi çevreler, Türkiye Petrosyan�a destek vermiş olsaydı kesinlikle Koçaryan kaybederdi demişlerdir.

Munky
21-07-07, 14:33
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2465.jpg
Mehmet Emin Resulzade ( 1884)- (06.03.1955)
(1884 - 1955) Tarihteki ilk Türk Cumhuriyeti olan Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzâde 1884'te Bakü'de dünyaya geldi. Çalışma hayatına 19 yaşında iken gazete yazarlığı ile başladı. Tiflis'te yayınlanan Şark-i Rus, Azerbaycan'da Hüseyinzâde Ali Bey Turan'ın Hayat ve Füyuzat ile Ahmet Ağaoğlu'nun Irşat ve Terakki gazetelerinde yazdı. Bakü'de haftalık Tekâmül, sonra Yoldaş dergilerini yayınladı.

1905'te siyâsete atıldı. Çarlık yönetimine karşı gizli bir dernek kurdu. Takibata uğrayınca Türkiye'ye kaçtı. 1913'te Çarlık yönetimi af çıkarınca Bakü'ye döndü.
1917'de Bağımsız Azerbaycan fikrini savunan Müsâvât Partisi'nin başkanı oldu. Türkistan'daki diğer Türk Cumhuriyetleri'nin de Rusya'dan ayrılması ve Türk Devletleri Federasyonu kurulması fikrini savunuyordu.
28 Mayıs 1917'de Azerbaycan Cumhuriyeti kuruldu ve ilk cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyet iki yıl yaşadı. Kızıl Ordu Azerbaycan'ı işgal edince Resulzâde önce Almanya'yla gitti. Ikinci Dünya Savaşı sonunda Almanya teslim olunca Türkiye'ye geldi, Ankara'ya yerleşti.
6 Mart 1955'te vefat etti.

Munky
21-07-07, 14:33
Molla Muhammed Ömer
Taliban lideri Molla Muhammed Ömer, "Emir ül-Müminün" yani tüm müminlerin emiri olarak adlandırılan Molla Muhammed Ömer, Taliban hareketinin de dini lideri. Hakkında çok az bilgi mevcut. Yaşadığı Afganistan'ın Kandahar kentinden çok az dışarı çıkıyor. Başkent Kabil'i bile bir defa ziyaret etti.

Taliban'ın Dışişleri Bakanı Vekil Ahmet Mütevekkil bile Molla Muhammed Ömer'den çok daha fazla tanınıyor ve kamuoyu önüne çıkıyor.

Molla Muhammed Ömer'in 40 yaşlarında olduğu sanılıyor. Bir gözünü, Sovyet ordularıyla savaşırken kaybetti.

Batı medyasna göre, Molla Muhammed Ömer Taliban'ın sert İslam kuralları uygulamasının da tek mimarı. Osama bin Ladin ile çok yakın ilişkisinin olduğu biliniyor.

Munky
21-07-07, 14:33
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2733.jpg
Nursultan Nazarbayev
SSCB'nin Mihail Gorbaçov ve Boris Yeltsin'den sonra en etkin kişiliğe sahip bir devlet adamı olan Nursultan Nazarbayev, Kazakistan'da Alma-Ata'nın hakim bulunduğu Kazkalenski yöresindeki Çemolgan köyünde dünyaya geldi. Lise öğrenimini bitirdikten sonra bir maden ocağına girip maden işçisi olarak çalışmaya başladı.

Daha sonra Ukrayna'ya giderek Metalurji öğrenimi gördü. 1960 yılında Karaganainski bölgesindeki Temirtav kentinde Kazmetallurgstroy Tröstü'nün inşaat işçiliğinde çalıştı. Bundan sonra ise Karaganda Demir-Çelik Fabrikası'nda çalışmasına devam etti. Buradaki yüksek fırında sırasıyla dökümcü, gaz tesisinde usta ve baş usta olarak çalıştı.

Nursultan Nazarbayev 1969 yılından itibaren parti çalışmasına yöneldi. Temirtav'daki Komsomol Kent Komitesi'nin I. Sekreteri oldu. 1971'de bu kentin parti üst komitesinin II. sekreterliğine seçildi. 1973'te Kombinası Parti Sekreterliği'ne getirildi. 1977'de Bölge Parti Üst Komitesi II. Sekreterliği'ne atandı.

Nursultan Nazarbayev 1979 yılında Kazakistan Komünist Partisi'nin MK Sekreteri oldu. 1984'te Kazakistan Sovyet Yönetimi Bakanlar Kurulu Başkanlığı'nda bulundu. 1989'da Kazakistan Komünist Partisi Genel Başkanlığı'na seçildi.
1990 yılının Nisan ayında Kazakistan Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlığı'na seçilen Nursultan Nazarbayev, ekonomi sahasında master yapmıştır.

xxxxxxxxxxxxx

HABER

TÜRK DÜNYASI HİZMET ÖDÜLÜ
NURSULTAN NAZARBAYEV'E VERİLDİ

(www.asilkan.org.) 17.10.2006
Türk Dünyası Hizmet Ödülü, bu yıl Türk ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişmesi çabaları sebebiyle Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev e verildi.

Elazığ Valiliği tarafından düzenlenen ve bu yıl üçüncüsü verilen ödül, Vali Muammer Muşmal tarafından Astana daki Kazakistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı nda takdim edildi. Nazarbayev in yurtdışında olması sebebiyle ödülü Kazakistan Devlet Genel Sekreteri Oralbeg Abdu Kerimoviç kabul etti. Kerimoviç ödül töreni sırasındaki konuşmasında, "Türkiye bağımsızlığımızı ilk tanıyan ülkedir. Bugün de ülkemdeki pek çok inşaatın zirvesinde Türk ve Kazak bayrağı ortaklaşa dalgalanmaktadır. Bu, kardeşliğin göstergesidir." dedi. Kazakistan ın Akmola eyaleti de jest olarak Gökçedağ daki bir caddeye "Elazığ" ismini vermeyi kararlaştırdı.

Kazakistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı nda gerçekleşen törene, Vali Muşmal ile birlikte Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu, Fırat Üniversitesi Rektörü Hamdi Muz ile çok sayıda yetkili katıldı. Türk dünyasına hizmet eden kişilere verilen ödülün ilki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş a, ikincisi ise merhum İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga ya takdim edilmişti. Ödülün üçüncüsü de Türk ülkeleri arasında sosyal, kültürel ve ekonomik işbirliği ile dostluk ve kardeşliğe dayalı işbirliğinin sağlam temellere dayandırılarak sürdürülmesine hizmeti nedeniyle Nazarbayev e verildi. Kazakistan hükümeti, ödül programı çerçevesinde katılımcılara uranyum, altın, petrol ve doğalgaz yatakları hakkında ayrıntılı bilgi verdi. Devlet Başkanı Nazarbayev, ülkesini 2030 da dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasına sokma hedefi çerçevesinde atılan adımların somut sonuçlarını da basın mensuplarına tanıttı. Türkiye nin Almatı Büyükelçisi Taner Saben de Kazakistan ın mevcut yatırımlar ve ekonomik göstergelerdeki olumlu tablo nedeniyle yakın geleceğin gelişmiş ülkeleri arasında yer alacağını belirtti. Kazakistan da Türk müteşebbisler tarafından kurulan Kazak-Türk okulları öğrencileri program boyunca resmi tercümeyi gerçekleştirdi. Başkent Astana yı da kapsayan Akmola Eyaleti Valisi Macit Esenbayev, Türk okullarının Kazak gençlerin eğitimine büyük destek verdiğini belirterek, bu okullarla gurur duyduğunu söyledi. Vali Esenbayev, "3 çocuğumuz bilim olimpiyatlarında derece aldı. Bu okuldan mezun olan birçok çocuğumuz da Cumhurbaşkanı mızın verdiği burslarla ABD ve İngiltere de eğitimlerini sürdürüyor. Bunlar bizim örnek çocuklarımız. Bir Rus olan Oleg de bu okulda Kazakça öğrendi. Bilim olimpiyatlarında Kazakistan adına ödül aldı. Bu okulları yakından tanıyorum. Burada okuyan çocuklarımızla gurur duyuyorum." dedi. Eğitimden sorumlu Vali Yardımcısı Shelengelek Eugeniy de Kazak-Türk okullarının eğitim sistemini örnek aldıklarını belirterek, "Yüksekokul imtihanlarında yüzde 83 lük başarı gösterdiler. Eyalet birincisini çıkardılar. Sürekli yükselen bir başarı görüyoruz bu okullarda. Biz de mümkün olduğunca destek veriyoruz." ifadesini kullandı.

Munky
21-07-07, 14:33
Rober Koçaryan ( 1954)
1954 yılında doğdu.Ermenistan Devlet Başkanı. Dağlık Karabağ�ın başkenti Stepanakert�te doğdu. 1972-1974 yılları arasında Sovyet ordusunda görev aldı. 1982�de Erivan Politeknik Enstitüsü�nün elektronik ve teknoloji bölümünden mezun oldu. Siyasi hareketlere katıldı. Karabağ�ın Ermenistan�a katılması yolunda yürütülen eylemler de rol aldı.
1992�de Dağlık Karabağ Başbakanı olarak atandı. Ermeni milliyetçilerinin gözünde adeta bir �Savaş Kahramanı� olan Rober Koçaryan, Ermenistan�da 30 Mart 1998 Pazartesi günü yapılan ikinci tur seçimlerde, oyların yüzde 60�ını alarak Ermenistan Devlet Başkanı seçildi.

Koçaryan�ın yönetime seçilmesiyle Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yeni bir dönem başlamış oldu. Koçaryan, Dağlık Karabağ�a ilişkin siyasetinde ise �paket çözüm� talebinden yana oldu. Dağlık Karabağ�ın statüsü belirlenmeden işgal ettikleri topraklardan çekilmeyeceklerini açıklayan Koçaryan�ın �barış sürecini zora sokabileceği� ileri sürülüyordu.Koçaryan, Milli Opera Tiyatrosunda düzenlenen törende yemin ederek göreve başlarken, Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı İvan Rıbkin, sabık cumhurbaşkanı Ter Petrosyan, Karabağ'ın sözde cumhurbaşkanı Arkadi Gugasyan da yemin töreninde hazır bulundu. Koçaryan, yaptığı konuşmada, "Ermenistan ordusu, güvenliğimizin güvencesidir. Bölgedeki kuvvetler dengesi lehimizedir. Karabağ ihtilafı barışçı yolla çözümlenmelidir. Karabağ'ın sınırlarında güvenlik sağlanmalı, Ermenistan'a coğrafi olarak bağlanmalıdır" dedi.

1998 yılında, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan�ı, Cumhuriyet�in 75�nci yıldönümü törenleri için Türkiye�ye davet etmişti. Koçaryan, bu davet üzerine yaptığı açıklamada, �Türkiye�ye bir zirve için davet edilseydim, devlet başkanlarının katılacağı önemli bir toplantı, uluslararası bir konferans olsaydı sorun kalmazdı. Şimdi Türkiye�de sadece törenlere katılmak sözkonusu. Bu siyasi bir konu değil ve ben muhtemelen gitmeyeceğim� diyordu. Koçaryan, bu açıklaması üzerine, gazetecilerin, �Yerinize kimi göndereceksiniz� sorusuna da, �Hiç kimseyi� diye cevap veriyordu. Koçaryan�ın bu sözlerinden birkaç gün sonra ise İran�ın başkenti Tahran�da önemli bir toplantı yapıldı. Radikal gazetesinde yer alan habere göre; �Bu toplantıya Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos, Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanian ve İran Dışişleri Bakanı Kemal Harazi katılmıştı. Toplantının ardından yapılan açıklamada, Türkiye ile İsrail arasındaki askeri işbirliğinin ele alındığı bildiriliyordu.

Kaynak:
Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları 2000 İstanbul

Munky
21-07-07, 14:34
Stalin
HAKKINDA YAZILANLAR

1.Stalin/Çatışkıların Adamı
Kenneth Neill Cameron
Ceylan Yayıncılık

Bu kitap Sovyetler Birliği'ni ve modern tarihi eleştirel yollardan yeniden şekillendiren bir adamı herkesin anlayabileceği şekilde değerlendirmektedir. Özellikle nükleer savaşın "Sovyet tehdidi" bahanesiyle meşrulaştırıldığı bir dönemde yayımlanmıştır. "Oldukça makul bir kitap"ta efsane ile gerçeği birbirinden ayırmayı gözeten Cameron, hem kör bir övgüden hem de iftiradan kaçınmaktadır: onu sempatiyle değerlendirmekte ama eleştiriden kaçınmamaktadır. Cameron'un kitabı yalnızca biyografi de değildir: Stalin'in düşünce tarzının eleştirisi kitaba derinlik ve özel bir ilginçlik kazandırmaktadır. Kitapta Cameron, Stalin'in rahip okuluna gitmesini (annesinin isteğiyle); şiirlerini; Çarlık Rusya'sında işçileri örgütlemek için yaptığı çalışmaları; zaman zaman mahkumiyetlerini, sürgünlerini ve kaçışını; parti liderliğine yükselişini; Rus devrimindeki ve iç savaş sırasındaki rolünü; sanayileşme ve kolektivizasyon sırasındaki liderliğini; Troçki ve Buharin ile mücadelesini ve Lenin ile olan karmaşık ilişkisini anlatmaktadır. II. Dünya Savaşı'nın Stalin'i dünya çapında tanınan, anıtlaşmış bir gücü ve gerçek bir kahramanlığı temsil etmektedir. Yazar, Kruşçev'in 1956'daki gizli raporunda yer alan Stalin eleştirisini ve Stalin'in 1930'ların sonundaki siyasal baskılar konusundaki tutumunu incelemektedir. Kitap, Mareşal Jukov'un Stalin değerlendirmesini ve Stalin'in diyalektik materyalizm yorumuyla ondan etkilenen modern Sovyet filozoflarının yorumlarını içeren eklerle sona ermektedir. Yazar, halk mücadelelerinden yana tutum alırken, tüm varsayımları yeniden incelemeye de hazır olan kışkırtıcı bir düşünürdür.�

Munky
21-07-07, 14:34
Şerif Hüseyin
Şerif Hüseyin 1854'te İstanbul'da doğdu. Hz. Muhammed'in (S.A.V) soyundan geldiği kabul edilen Mekke şerifleri ailesindendir. 1908'de İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra Hicaz valisi ve Mekke Şerifi olarak, Arabistan'a gönderildi. Arapların Osmanlı Devleti'nden ayrılmaları yönünde çalışmalar yapmaya başladı. Şerif Hüseyin, oğlu Abdullah aracılığı ile Mısır'da ki İngiliz yönetimi ile ilişki kurdu. 1915-16 yıllarında Arapların Osmanlı İmparatorluğuna karşı ayaklanmaları durumunda İngilizlerin kendi krallığını tanımasını istedi. Oğullarından Faysal ise Suriye'de bulunan Osmanlı komutanı Cemal Paşa ile anlaşmaya çalıştı. 1916 ilkbaharında Cemal Paşa'nın Beyrut ve Şam'da devlete ihanetle suçladığı bazı Arap milliyetçilerini astırmasının ve Osmanlı birliklerinin Hicaz demiryolunu denetimi altına almasının ardından, Şerif Hüseyin krallığını ilan ederek, Haziran 1916'da Osmanlı Devletine karşı ayaklandı. Arap birlikleri Hicaz demiryoluna saldırılar düzenlemeye ve Osmanlı birliklerine kayıplar verdirmeye başladılar. Bir yandan İngilizlerle çarpışan Osmanlı ordusu, Hüseyin'in oğulları komutasındaki Arap birliklerine karşı da savaşmak zorunda kaldı. Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra İhtilaf kuvvetleri, Ürdün'de kendilerine bağlı bir yönetim kurdular. İngilizlerin Filistin'de bir İsrail devleti kurmaya çalışması Şerif Hüseyin'i kızdırdı. İngiltere'nin, 1921'de Abdullah'ı Ürdün Emiri, diğer oğlu Faysal'ı da Irak Kralı yapması Şerif Hüseyin'in Arap dünyasındaki otoritesini iyice sarstı. Mart 1924'te, Türkiye'de halifeliğin kaldırılmasından sonra kendisini halife ilan ettiyse de Mekke'yi kuşatan İbni Suud Abdülaziz tarafından krallığına ve halifelik iddialarına son verildi. Şerif Hüseyin 1930 yılına kadar Kıbrıs'ta sürgün hayatı yaşadı. Bundan sonra Şerif Hüseyin, Ürdün Emiri olan oğlu Abdullah'ın yanına gitti. Bir yıl sonra, 1931 yılında öldü.

Munky
21-07-07, 14:34
Thomas Garrigue Masaryk ( 1850)- (1937)
(1850-1937) Üniversite profesörü, filozof, sosyolog, politikacı , diğer bir deyişle "Ulusun babası". Birinci Dünya savası sırasında, Avrupalı güçlerce tanınan Çekoslovakya devletini kurmuş ve bağımsız Çekoslovakya'nın temellerini atmıştır. 1918 ve 1935
yılları arasında Çekoslovakya'da başkanlık görevini ifa eden ilk kişi olmuştur.

Munky
21-07-07, 14:35
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/3153.jpg
Yaser Arafat ( 1929)- (11.11.2004)
1929 yılında doğdu. Eski bir Osmanlı zabiti olan Abdülrahman Bey, Kudüs�te dünyaya gelen oğluna, Muhammed adını verdi.

Çoban, tüccar, Pakistanlı işadamı, hatta yaşlı bir kadın kılığında İsrail topraklarına baskınlar düzenlerken, Muhammed'in kod adı, "Ebu Ammar"dı. 1994'te, Nobel Barış Ödülü'nü alırken ise, herkes onu, Filistin lideri Yaser Arafat olarak tanıyordu.

Dünyanın en çalkantılı bölgesinde doğan Yaser Arafat�ın çocukluğunu geçirdiği ev, İsrail'in Doğu Kudüs'ü işgalinden sonra, ağlama duvarına yer açmak için yıkıldı.

Arafat gençliğinde neşeli ve enerji doluydu. Çevresindekileri kolayca etkileyebilen Arafat, Kahire Üniversitesi'nde okurken, Filistinli Öğrenciler Birliği'nin lideri seçildi. Uluslararası toplantılarda Filistin sorununun sözcülüğünü yapmaya, daha o zamanlar başladı. Üniversiteden sonra, kısa bir süre, Kuveyt'te inşaat mühendisliği yaptı.

1958'de El Fetih'i kurdu. Örgütün, İsrail topraklarına düzenlediği vur-kaç eylemlerinde, bizzat yer aldı. 1967 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonraysa, artık bir efsaneydi. Mısır lideri Cemal Abdül Nasır, bu genç adamı desteklemeye başladı. Onu, Mısır heyetinin bir üyesi olarak Sovyetler Birliği'ne götürdü.

İKİ ÖNEMLİ İLKE
Böylece adı artık uluslararası arenada da geçmeye başlayan Arafat, bütün Filistin örgütlerini çatısı altında toplayan Filistin Kurtuluş Örgütü'nün başına geçti. İki önemli ilkeye, sıkı sıkıya sarıldı: Bu ilkelerden birincisi, Filistin hareketinin, herhangi bir Arap ülkesinin denetimi altına sokmamaktı. Bu nedenle, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'la, sürekli karşı karşıya geldi. İkinci önemli ilkesiyse, komünistlerden, radikallere kadar farklı Filistinli grupları birarada tutmaktı. Bunun için de, onların disiplinsizliğe varan davranışlarına göz yumdu.

Filistinli grupların bu disiplinsizliği, Ürdün'de iç kargaşaya yol açtı. Ürdün güvenlik güçleriyle, Filistin örgütleri arasında yaşanan kanlı çatışmalar, tarihe, "kara Eylül" olarak geçti. Filistin Kurtuluş Örgütü, Ürdün'den Lübnan'a taşınmak zorunda kaldı. Ancak, bu gelişme, Lübnan'daki etnik dengeleri bozdu. Patlayan iç savaş, yıllarca sürdü. İsrail, kargaşa içindeki Lübnan'ı işgal etti. Arafat, o günlerde, bugünün İsrail başbakanı, o zamanların savunma bakanı Ariel Şaron'un elinden kurtulmak için, sürekli hareket eden bir araçta yaşamak ve sonunda, Lübnan'dan da çıkmak zorunda kaldı. Arafat'a ve hareketine, bu kez, Tunus kucak açmıştı. Arafat, en yakın arkadaşı Ebu Cihad'ı da, İsrail özel kuvvetlerinin yaptığı bir baskında, Tunus'ta kaybedecekti.

DÜNYANIN KABUL ETTİĞİ LİDER OLMAYA GİDEN YOL
1987'de, Filistinlilerin direnişi, sokağa döküldü. İntifada, yani "direniş" hareketinin en sıcak günlerinde, Arafat, tarihi bir adım attı. 1988'de Filistin Devleti'nin kurulduğunu ilan etti. Bir ay sonra, yine, tarihi açıklamalar yaptı. İsrail'in, "güvenlik içinde var olma hakkını tanıdıklarını", ve "teröre karşı olduğunu", ilk defa söyledi. Bu açıklamadan birkaç saat sonra Amerikan yönetimi, Filistin Kurtuluş Örgütü'nü, Ortadoğu sorununun taraflarından biri olarak tanıdığını ilan etti.
Arafat'ın en büyük hatalarından biriyse, Körfez Savaşı?nda "yanlış ata oynamak"tı. Kuveyt'i işgal eden Saddam Hüseyin'in yanında yer alınca, petrol zengini körfez ülkelerinden gelen ekonomik desteği, bir anda kaybetti.

OSLO ANLAŞMASI VE NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ
Savaştan sonra Ortadoğu'da dengeler değişti. Beyaz Saray'ın zoruyla, Ortadoğu barışı için görüşmeler başladı. Madrid'de açık açık, Oslo'da gizliden gizliye yürütülen görüşmeler, 1993'te sonuç verdi. Oslo'da varılan, Washington'da imzalanan anlaşmayla, İsrail Başbakanı İzak Rabin ve Filistin lideri Yaser Arafat, Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü. Arafat, bir yıl sonra, eskiden gizlice girdiği Gazze'ye, bu kez, Filistin yönetimi başkanı olarak taşındı. Çabaları hep, Filistin devletini kuracak olan nihai anlaşmayı sağlamak içindi.

2002 Şubat ayının ortalarında çıkan bir çatışma yüzünden yine Şaron tarafından ev hapsinde tutulmaya başlayan Yaser Arafat, parkinson hastalığı ile de mücadele etmek zorunda kalıyor.

GÜNDEM 11 Kasım 2004

Yaser Arafat öldü...
Milliyet 11 Kasım 2004

Filistin Devlet Başkanı ve Filistin mücadelesinin lideri Yaser Arafat, Paris yakınlarındaki Percy askeri hastanesinde bu sabaha karşı hayatını kaybetti.

İlk olarak Filistinli bakan Saib Erekat'ın ve ardından Filistin yönetimi başkanlığı sekreteri Tayip Abdürrahim'in resmen açıkladığı ölüm haberi, daha sonra Percy askeri hastanesi sözcüsü tarafından doğrulandı.

Hastane sözcüsü Christian Estripeau, Arafat'ın ''11 Kasım 2004 tarihinde, saat 03.30'da (TSİ 04.30) öldüğünü'' açıkladı.

Filistin yönetiminin başkanlık sekreteri Abdürrahim, Arafat için Mısır'ın başkenti Kahire'de cenaze töreni düzenleneceğini, Filistin liderinin daha sonra Ramallah'da defnedileceğini açıkladı. Kahire'deki törenin yarın düzenleneceği belirtildi.
Arafat'ın lideri olduğu El Fetih'in önde gelenlerinden Ahmed Gneym, ''Arafat, daha sonraki bir zamanda yeniden Kudüs'e defnedilebilmek üzere Mukata'da (Arafat'ın karargahı) tahta değil, taş bir lahitle defnedilecek'' dedi.


HAKKINDA YAZILANLAR

1.Arafat
Yaşayan Bir Efsane
Marco Koskas
Milliyet Yayınları

Yaser Arafat kimdir? Gözü kara bir gerilla ve usta bir politikacı, modern terörizmin ve kurnaz pazarlıkçı, sürgündeki göçebe ve efsanevi lider...Filistin halkının yazgsını yönlendiren kişi. Arafat nasıl oldu da tek başına Filistin davasının simgesi haline geldi? Yaser Arafat, Mısır'da geçen çocukluğundan itibaren hep bir "bağımsız Filistin" hayal etti. Onun ve halkının yazgını başlangıçtaki bu sır belirleyecekti. İşte Marco Koskas'ın yazdığı bu usta işi biyografi, ilk başkaldırıdan 1993'teki Oslo anlaşmalarından kadar, olayların birbirine eklenerek yarattığı bu şaşırtıcı liderin izlediği yolu ve vardığı noktayı gözler önüne sermektedir. Hem İsrail'in hem Arapların tertiplediği yüzlerce suikasttan kurtulan, birlikte yola çıktığı birçok politikacıyı eskiten Arafat, tartışmasız bir meşruiyete sahip. Yaşayan efsane Yaser Arafat'ı bu kitapta umulmadık bir ışık altında yepyeni bir açıdan göreceksiniz. Marco Koskas, Balance Bounel adlı eseriyle 1979'da Premier Roman ödülü kazandı. L'Homme de paille ve La position tango adlı eserlerinden başka, 1992'de bir de Albert Schweitzer biyografisi yayımladı.

Süha Arafat, Yaser Arafat�ın hırıstiyan kökenli eşi. Evlendikten kısa bir süre sonra müslüman oldu. Bir kız çocukları oldu Zahwa. (1995)

Munky
22-07-07, 07:41
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/31.jpg
Abdurrahman Nafiz Gürman ( 1882)- (06.02.1966)
10 Haziran 1949 - 6 Haziran 1950

Orgeneral GÜRMAN; 1882 yılında Bodrum'da doğdu. 1903 yılında Teğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl girdiği Harp Akademisi'ni 1906 yılında bitirerek Kurmay oldu. Çeşitli birliklerde Birlik Komutanlığı, Tabur Komutanlığı ve Kurmaylık görevlerine bulundu. Afrika Grupları Kurmayı iken, 8 Mart 1919 - 8 Ekim 1919 tarihleri arasında Fransız ve İtalyanlara esir düştü. Esaret dönüşü Akhisar Cephe Komutanlığı ile 1 nci Kolordu Kurmay Başkanlığı görevlerini müteakip 8 Şubat 1921 tarihinde Anadolu'ya iltihak etti. Çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1926 yılında Tümgeneral (Mirliva), 1930 yılında Korgeneral ve 1940 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tümgeneral rütbesi ile 6 ncı Kolordu Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile 9 ncu Kolordu Komutanlığı, MSB Müsteşarlığı, 4 ncü Kolordu Komutanlığı ve 2 nci Ordu Komutan Vekilliği, Orgeneral rütbesi ile 2 nci Ordu Komutanlığı ve Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevlerinde bulundu. 8 Haziran 1949 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 6 Haziran 1950 tarihinde ayrılarak Yüksek Askeri Şura Üyeliği'ne atandı. 6 Temmuz 1950 tarihinde Yüksek Askeri Şura Üyesi iken emekli oldu.

Evlidir.

Balkan Harbi, Trablusgarb Harekatı ile 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşlarına katıldı.

6 Şubat 1966 tarihinde vefat etti. Ankara'da Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:42
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/32.jpg
Ahmet Nurettin Baransel ( 1897)- (21.06.1967)
GÖREV SÜRESİ:
28 Mayıs 1954 - 25 Ağustos 1955

Orgeneral BARANSEL; 1897 yılında İstanbul'da doğdu. 1912 yılında Piyade Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. 1919 yılına kadar Takım Komutanlığı, Emir Subaylığı ve Bölük Komutanlığı yaptıktan sonra 1919 yılında Harp Akademisi'ne girdi. 1 Mart 1921 tarihinde Harp Akademisi'nde öğrenci iken Anadolu'ya iltihak ederek çeşitli birliklerde görev yaptı. 1923 yılında tekrar girdiği Harp Akademisi'ni 1925 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1939 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1939 yılında Tuğgeneral, 1941 yılında Tümgeneral, 1947 yılında Korgeneral ve 1951 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 1 nci Süvari Tümen Komutan Vekilliği, Tümgeneral rütbesi ile 16 ncı , 5 nci , 22 nci ve 17 nci Tümen Komutanlığı, 1 nci Ordu Kurmay Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile 6 ncı ve 3 ncü Kolordu Komutanlığı ve 3 ncü Ordu Komutan Vekilliği , Orgeneral rütbesi ile 3 ncü ve 1 nci Ordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. 6 Nisan 1954 tarhinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevine atandı. 28 Mayıs 1954 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 25 Ağustos 1955 tarihinde ayrılarak Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevine atandı. Bu görevde iken 14 Temmuz 1960 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

Fransızca bilir. Evli iki çocukludur.

Balkan, 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

21 Mayıs 1967 tarihinde vefat etti. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:42
Bahattin Özülker ( 1914)- (26.02.1974)
1914 yılında doğdu.Deniz Harp Okulu mezunudur. 1933 yılında Deniz Asteğmeni olarak katıldığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda çeşitli kademelerde görev yapmış, 1960 yılında Tuğamiralliğe yükselmiştir. Aynı yıl Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığına vekalet etmiş, 1961 yılında Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordu Komutan Vekilliği'ne atanmıştır. 1964 yılında Koramiral rütbesiyle Donanma Komutanı olmuş, 1966 yılında Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı görevine atanmış, 1 Ekim 1966 tarihinde Koramiral rütbesiyle ve kendi isteği ile emekliye ayrılmıştır. 28.02.1974 tarihinde MİT Müsteşarlığı görevine getirilmiş, 26.09.1974 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiştir.

Munky
22-07-07, 07:42
Celil Gürkan
ESERLERİ

12 Mart'a Beş Kala
Celil Gürkan
Tekin Yayınevi

"... General Gürkan'ın anılarını okurken, askeri müdahalelerin nasıl geliştiğini, ne gibi çalkantılarla karşılaştığını, ihanetleri, döneklikleri, kararsızlıkları - sanki sizler yaşarcasına - öğreneceksiniz. İster ilerici ve devrimci yanları ile "Jakoben" kavramını seçelim, ister Gürkan ve arkadaşlarına "Son İttihatçılar" diyelim, bu umutsuz çırpınışlar 9 Mart 1971 günü büyük bir yenilgi ile sonuçlanmıştır. Bu yenilgi, beraberinde birçok yararlı ders de getirmiştir...

Munky
22-07-07, 07:43
Eşref Bitlis ( 1933)- (1993)
(1933 Malatya-1993 Ankara) Jandarma Genel Komutanı.
1952 yılında Kara Harp Okulu'ndan Teğmen rütbesi ile mezun oldu. 1966 yılında Kara Harp Akademisini tamamladı. Almanya'da dil eğitimini tamamladıktan sonra 1969 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi'nden mezun oldu. 1973'de Alman Harp Akademisi'ni tamamladı. Bir yıl Kara Harp Akademisi'nde başöğretmen olarak görev yaptı. 1978'de Tuğgeneral oldu ve Bolu Komando Tugay Komutanlığına getirildi. 1982'de Tümgeneral ve Kıbrıs 28. Tümen Komutanı oldu. 1986'da Korgeneral rütbesi aldı. 1988'de Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı oldu. 1990'da Orgeneral rütbesi aldı ve Jandarma Genel Komutanlığı'na atandı..

Bitlis bölgede konuşlanmış durumda bulunan Çekiç Güç Kuvvetlerinin Türkiye'den ayrılması gerektiğini açıklıyor ve ABD'nin Kuzey Irak'da oluşturmaya çalıştığı Kürt Devleti'nin Türkiye'nin zararına olduğunu söylüyordu. Bu nedenle ABD büyükelçiliği tarafından birkaç defa Hükümete şikayet edildiği iddia edildi. 17 Aralık 1992'de Çekiç Güç'e bağlı Amerikan savaş uçakları, kendilerine bildirildiği halde Irak'ın Selahattin kentine gitmekte olan Bitlis'in helikopterine taciz uçuşu yapar ve helikopteri inişe zorlarlar.Eşref Bitlis 17 Ocak 1993'de henüz çözümlenmemiş bir şekilde uçağının düşmesi sonucu öldü.

Munky
22-07-07, 07:43
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/50.jpg
Faruk Gürler ( 1913)- (23.08.1975)
GÖREV SÜRESİ:
29 Ağustos 1972 - 6 Mart 1973

Orgeneral GÜRLER; 1913 yılında İstanbul'da doğdu. 1929 yılında Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1931 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu , 1933 yılında topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. 1939 yılına kadar çeşitli Topçu Birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı yaptıktan sonra, 1939 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1942 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1959 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde ve Napoli'de görev yaptı. 1959 yılında Tuğgeneral, 1962 yılında Tümgeneral, 1963 yılında Korgeneral ve 1966 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Harp Okulu Komutan Vekilliği, Harp Akademileri Komutan Vekilliği, Tümgeneral rütbesi ile MSB Müsteşar Vekilliği ve 15 nci Kolordu Komutan Vekilliği, Korgeneral rütbesi ile 5 nci Kolordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde MSB Müsteşarlığı, Genelkurmay II nci Başkanlığı ve 2 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 28 Ağustos 1970 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 29 Ağustos 1972 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 5 Mart 1973 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

İngilizce, Fransızca, İtalyanca bilir. Evli üç çocukludur.

23 Ağustos 1975'de vefat etti. Cebeci Şehitliği'nde toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:43
Hayri Ündül ( 1929)
1929 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1950 yılında Asteğmen olarak katıldığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra 1976'da Tuğgeneralliğe yükselmiştir. 1976-1980 yılları arasında Tuğgeneral, 1980-1985 yılları arasında Tümgeneral olarak hizmet vermiştir. 1985 yılında Korgeneral rütbesine yükselmiş ve 7.Kolordu Komutanlığı görevine atanmıştır. 05.09.1986 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine getirilmiş, 29.08.1988 tarihine kadar bu görevde kalmasını müteakip, atandığı Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı'ndan emekli olmuştur.

Munky
22-07-07, 07:43
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/39.jpg
İbrahim Feyzi Mengüç ( 1896)- (23.06.1966)
GÖREV SÜRESİ:
11 Ekim 1957 - 22 Ağustos 1958

Orgeneral MENGÜÇ; 1896 yılında İstanbul'da doğdu. 1914 yılında İstihkam Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1919 yılına kadar istihkam Bölüklerinde ve Yol İnşaat Şubesi'nde İstihkam Subaylığı yaptı. 1919 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1921 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1939 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1939 yılında Tuğgeneral, 1941 yılında Tümgeneral, 1947 yılında Korgeneral ve 1953 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Ağrı Hudut Tugay Komutanlığı ve 15 nci Tümen Komutan Vekilliği, Tümgeneral rütbesi ile 15 nci ve 69 ncu Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile Harp Akademileri Komutan Vekilliği ve 7 nci Kolordu Komutanlığı, Orgeneral rütbesi ile 3 ncü Ordu Komutanlığı, Harp Akademisi Komutanlığı ve Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevlerinde bulundu. Askeri Yargıtay Başkanı iken, 11 Ekim 1957 - 22 Ağustos 1958 tarihleri arasında idareten Genelkurmay Başkan Vekilliği görevini yürüttü. 15 Aralık 1959 tarihinde Askeri Yargıtay Başkanlığı'ndan kendi isteği ile emekli oldu.

Fransızca, Almanca bilir. Evli üç çocukludur.

1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

23 Haziran 1966 tarihinde vefat etti. Edirnekapı Şehitliği'nde toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:43
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/40.jpg
İsmail Hakkı Tunaboylu ( 1895)- (28.10.1958)
GÖREV SÜRESİ:
25 Ağustos 1955 - 10 Ekim 1957

Orgeneral TUNABOYLU; 1895 yılında Tuna Nehri Sahili'nde, Rahova Kasabası'nda doğdu. 1914 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. 1924 yılına kadar çeşitli birliklerde Batarya Takım Komutanlığı, Yaverlik ve Refakat Subaylığı yaptı. Kuleli Askeri Lisesi öğretmeni iken, 31 Temmuz 1921 tarihinde Anadolu'ya geçerek Milli Ordu'ya iltihak etti. 1924 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1927 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1945 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1945 yılında Tuğgeneral, 1947 yılında Tümgeneral, 1950 yılında Korgeneral ve 1955 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Yedek Subay Okul Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 65 nci ve 28 nci Tümen Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Harekat Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı, 3 ncü ve 15 nci Kolordu Komutanlığı, 1 nci Ordu Komutan Vekilliği ve Genelkurmay Harekat Başkanlığı yapyı. 6 Haziran 1955-25 Ağustos 1955 tarihleri arasında idareten Kara Kuvvetleri Komutan Vekilliği, Orgeneral rütbesi ile 25 Ağustos 1955 - 17 Eylül 1955 tarihleri arasında idareten Genelkurmay Başkan Vekilliği görevlerinde bulundu. 17 Eylül 1955 tarihinde asaleten Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. Bu görevde iken, 6 Haziran 1956 tarihine kadar Genlkurmay Başkanlığı görevine de vekalet etti. 6 Haziran 1956 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 3 Ekim 1957 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

Bulgarca, Almanca, Fransızca bilir. Evli üç çocukludur.

1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

28 Ekim 1958 tarihinde vefat etti. Cebeci Şehitliği'nde toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:44
Kazım Özalp ( 1880)- (1968)
1882�de Köprülü�de (Makedonya Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Titov Veles) doğan Kazım Özalp 1902�de Harp Okulu�nu, 1905�te Harp Akademisi�ni bitirdi. İlk görev yeri olan Selanik�te 36.Alay�da görev yaparken İttihat ve Terakki Cemiyeti�ne girdi. 1909�da 31 Mart Ayaklanması�nın bastırılması hareketine, 1912�de Balkan Savaşı�na katıldı. I.Dünya Savaşı�nda Doğu Cephesi�nde Ruslarla savaştı ve rütbesi 1914�te binbaşılığa, başarılarından dolayı da 1915�te yarbaylığa, 1917�de albaylığa yükseltildi. 1919�da Kurtuluş Savaşı başlayınca Heyet-i Temsiliye kararıyla Kuzey Cephesi komutanlığına atandı; 1920�de Aznavur Ayaklanması�nı bastırdı. I.Dönem TBMM�ye Karesi milletvekili olarak girdi; 1921�de olağanüstü yetkilerle Kocaeli bölge komutanı olarak görevlendirildi ve İzmit ile Adapazarı�nı düşmandan geri aldı. Emrine verilen kolorduyla Sakarya Savaşı�na katıldı, gösterdiği başarı nedeniyle Eylül 1921�de rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi. 1921 sonunda kolordu komutanlığını bırakan Kazım Özalp, Ocak 1922�de milli savunma bakanlığı görevini üstlendi ve aynı yıl korgeneral, 1926�da orgeneral oldu; 1927�de emekliye ayrıldı.

TBMM�deki yerini 1920�den, siyasal yaşamdan çekildiği 1954�e kadar aralıksız koruyan Kazım Özalp, 1924-1935 arasında TBMM başkanı, 1935-1939 arasında da ikinci kez milli savunma bakanı olarak görev yaptı. 1971-1972�de yayımlanan Milli Mücadele adlı bir de kitap yazdı.

Kurtuluş Savaşı�nın önde gelen adlarından asker ve siyaset adamı Kazım Özalp 6 Haziran 1968�de Ankara�da öldü.

ESERLERİ

1.Atatürk'ten Anılar
Kazım Özalp, Teoman Özalp
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Atatürk Dizisi ...

1930'lu yıllarda çocuk yaşlarında olan, bugünün belirli yaş düzeyinin üzerindeki akranlarımdan bir kısmı, Atatürk'ü, bir kez uzaktan dahi görmüş olmayı, haklı olarak büyük bir mutluluk saymaktadırlar. Ben bu yönden gerçekten çok şanslı bir insanım. Babamın ona yakınlığı nedeniyle çok kereler Atatürk'le beraber olabilmek şansına eriştim. Bu ülkede yaşayan herkes, eğer Atatürk ile ilgili bir anısı varsa, bunu milletine mal etmeyi bir görev saymalıdır. Bu nedenle, her ne kadar çocuk yaşlarımdaki anılar da olsa, bazıları, büyük dersler alınacak değerdedir. Anılarımı bu kitap içerisinde ikinci bölüm olarak yayınlamayı mutlu bir fırsat sayıyorum. Ailemizin elinde bulunan ve bazıları bugüne kadar hiç yayınlanmamış olan fotoğrafların, bu yayına bir katkı sağladığı inancındayım. Kitabın birinci bölümünü oluşturan babamın anılarında, kendi yazdıklarına aynen sadık kalınmış, ancak o devirde kullanılmakta olan Arapça kelimelerin bazıları, gençlerin daha iyi anlayabilmeleri için, bugün kullanmakta olduğumuz şekilde Türkçeleştirilmiştir. Belirli bir tarihten sonraki anılarda, soyadları ve kullanılmaya başlanmış bulunan yeni kelimeler kullanılmıştır�

Munky
22-07-07, 07:44
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/45.jpg
Mehmet Nuri Yamut ( 1890)- (05.06.1961)
GÖREV SÜRESİ:
5 Haziran 1950 - 10 Nisan 1954

Orgeneral YAMUT; 1890 yılında Selanik'te doğdu. 1908 yılında Teğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. Manastır 6 ncı Kolordu 50 nci Alay 3 ncü Bölükte iken, 1912 yılında esir düştü. Esaret dönüşü, 1913'de Harp Akademisi'ne girdi. 1 yıl okuduktan sonra tahsili bırakarak Orduya katıldı. 1919'da tekrar başladığı akademi tahsilini 1920'de bitirerek Kurmay oldu. Aynı tarihte Anadolu'ya geçerek Milli Ordu'ya iltihak etti. 1935 yılına kadar çeşitli karagah ve birlikler ile Afganistan'da görev yaptı. 1935 yılında Tuğgeneral, 1936 yılında Tümgeneral, 1939 yılında Korgeneral ve 1945 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 9 ncu Tümen Tugay Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 9 ncu ve 57 nci Tümen Komutanlığı , Korgeneral rütbesi ile 2 nci ve 12 nci Kolordu Komutanlığı, Orgeneral rütbesi ile 2 nci ve 1 nci Ordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. 3 Ocak 1949 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 1 Temmuz 1949 tarihine kadar aynı zamanda Genelkurmay Başkan Vekilliği görevinide yürüttü. 6 Haziran 1950 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 10 Nisan 1954 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

Fransızca bilir. Evli bir çocukludur.

Balkan , 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

5 Haziran 1961'de vefat etti. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:44
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/43.jpg
Mustafa Rüştü Eldelhun ( 1894)- (09.11.1983)
GÖREV SÜRESİ:
23 Ağustos 1958 - 27 Mayıs 1960

Orgeneral ERDELHUN; 1894 yılında Edirne'de doğdu. 1914 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. Topçu Birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı ve Yaverlik görevlerinde bulundu. İzmir Silah Komisyonu'nda görevli iken 2 Nisan 1921 tarihinde Anadolu'ya geçerek Milli Ordu'ya iltihak etti. 1923 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1926 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1945 yılına kadar çeşitli karargah ve birlikler ile Tokyo, Roma ve Londra Ataşelikleri'nde görev yaptı. 1945 yılında Tuğgeneral , 1947 yılında Tümgeneral, 1952 yılında Korgenral ve 1956 yılında Orgeneralliğe Yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 15 nci Tugay Komutanlığı ve Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Genelkurmay Eğitim Daire Başkanlığı, 6 ncı ve 51 nci Tümen Komutanlığı, MSB İİstanbul Tetkik Kurulu Üyeliği, Korgeneral rütbesi ile Tokyo İrtibat Heyeti Başkanlığı, 18 nci Kolordu Komutanlığı ve Genelkurmay II nci Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 2 nci Ordu Komutanı iken, 1 Ağustos 1958 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 23 Ağustos 1958 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 3 Haziran 1960 tarihinde emekliye sevk edildi.

İngilizce, Fransızca ve Japonca bilir. Evlidir.

1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

9 Kasım 1983 tarihinde vefat etti. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:45
Nevzat Bölügiray
ESERLERİ

Sokaktaki Askerin Dönüşü
(12 Eylül Yönetimi Dönemi)
Nevzat Bölügiray
Tekin Yayınevi


... 12 Eylül'den sonra "Sokaktaki Asker" artık kışlasına döndüğü için bu kitap 12 Eylül Yönetimi Dönemi'ne ait kimi anıları içermektedir. Bu nedenle, bu kitap "Sokaktaki Asker"in devamı sayılmalıdır. Bu kitapta; yönetimden partilere, 1402 liklerden basına, cezaevlerinden işkenceye ve irticaa kadar çeşitli konular yer almaktadır.

Munky
22-07-07, 07:45
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1065.jpg
Refet Bele
Bir ve ikinci dönem İzmir Milletvekili olan Refet Bele, asker ve politikacı olarak ünlü bir isimdir.Harp Akademisi mezunu olup Jandarma Genel Komutanlığı yaptı. Birinci Dünya Savaşında Filistin Cephesinde bulundu. Gazze Savaşı kahramanıdır. Refet Bele, Mustafa Kemal'le birlikte Samsun'a çıkanlar arasındadır. 3. Kolordu Komutanlığı da yaptı. Milli Mücadele döneminde iç isyanların bastırılmasında önemli roller aldı. Konya'da Delibaş, Denizli'de Demirci Efe ve Çerkez Ethem kuvvetleriyle çatıştı.İki kez İçişleri Bakanlığı ve bir kez de Milli Savunma Bakanlığı görevinde bulundu. TBMM, kendisini Doğu Trakya vatan parçasını teslim almakla görevlendirdi.

Refet Bele, büyük bir asker ve siyaset adamı olarak Türk tarihinde önemli bir yer tuttu. Bele, İzmir'de Atatürk�e yapılmak istenen suikast nedeniyle tevkif edildi, İstiklal Mahkemesinde yargılandı ve beraat etti. Bele 27 Kasım 1926'da Ordu'dan ve siyasetten çekildi.

Munky
22-07-07, 07:45
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/53.jpg
Semih Sancar ( 1911)- (08.12.1984)
GÖREV SÜRESİ:
6 Mart 1973 - 7 Mart 1978

Orgeneral SANCAR; 1911 yılında Erzurum'da doğdu. 1930 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1932 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1934 yılında Topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. 1939 yılına kadar çeşitli Topçu birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı yaptı. 1939 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1942 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1960 yılına kadar çeşitli karargah ve birlik Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1960 yılında Tuğgeneral, 1963 yılında Tümgeneral, 1964 yılında Korgeneral ve 1969 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 4 ncü Tümen Komutanlığı, Genelkurmay Personel Başkanlığı ve Genelkurmay Harekat Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Harp Akademileri Komutan vekilliği, 5 nci Kolordu Komutan vekilliği ve Kara Kuvvetleri Harekat Kurmay Yarbaşkanlığı, Korgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Eğitim Kolordusu Komutanlığı ve 9 ncu Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 29 Ağustos 1969 - 29 Ağustos 1970 tarihleri arasında Jandarma Genel Komutanlığı, bu tarihten sonra 28 Ağustos 1972 tarihine kadar 2 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 28 Ağustos 1972 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 6 Mart 1973 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 7 Mart 1978 tarihinde emekli oldu.

Fransızca bilir. Evli iki çocukludur.

8 Aralık 1984 tarihinde vefat etti. Cebeci Şehitliği'nde toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:45
Turgut Sunalp ( 1917)- (28.08.1999)
1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1924 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesi'ne giren Sunalp, 1945 yılında İstanbul'da Harp Akademileri'nden mezun oldu.

1962 yılında tuğgeneralliğe, 1968 yılında korgeneralliğe getirilen Sunalp, 1972 yılında orgeneralliğe yükselerek, Genelkurmay 2. Başkanlığı'na, daha sonra da Harp Akademileri Komutanlığı'na tayin edildi.

Sunalp, emekli olduktan sonra da Kanada'da büyükelçilik görevinde bulundu. 12 Eylül 1980 harekatından sonra siyasi parti çalışmalarına izin verilmesiyle emekli Orgeneral Turgut Sunalp ve 41 arkadaşı Milliyetçi Demokrasi Partisi'ni (MDP) kurdu ve partinin Genel Başkanlığı'na seçildi. Sunalp, 1985 yılında, daha sonra feshedilen, bu partinin genel başkanlığından istifa etti.Evli ve 2 çocuk babası olan Sunalp, 28 Ağustos 1999 tarihinde öldü.

Munky
22-07-07, 07:46
Adnan Ersöz ( 1917)- (13.10.1991)
1917 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1936 yılında Asteğmen olarak katıldığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nde çeşitli kademelerde görev yaptıktan sonra 1963'de Tuğgeneralliğe yükselmiştir. 1963-1965 yılları arasında Tuğgeneral, 1965-1969 yılları arasında Tümgeneral, 1969-1973 yılları arasında Korgeneral, 1973-1977 yılları arasında Orgeneral rütbesiyle hizmet görmüştür. 13.07.1978 tarihinde emekli Orgeneral olarak Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine atanmış, 19.11.1979 tarihinde istifaen görevden ayrılmış, 12 Eylül 1980 sonrasında oluşturulan Danışma Meclisi'nde görev yapmıştır. 13.10.1991 tarihinde İstanbul'daki evinde teröristlerin silahlı saldırısına maruz kalarak hayatını kaybetmiştir.

Munky
22-07-07, 07:46
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1134.gif
Ali Fuat Cebesoy ( 1882)- (1968)
1882 yılında İstanbul'da doğdu. Babası İsmail Fazıl Paşa'nın gönülsüzlüğüne rağmen, girdiği Harp Okulu'nda Mustafa Kemal ile aynı sınıfa düşmesi bir bakıma gelecekteki kaderini çizmiş oldu. Cebesoy'un Beyrut'ta başlayan kıta hizmetleri, 1908'deki Roma Askeri Ateşeliği dışında, çok hareketli geçti.Trablus'ta savaş başlar başlamaz (1911) oraya ilk gidenler arasındaydı. Balkan Savaşı sırasında Karadağ'da, Yanya Kalesinde, Pista ve Pisani muharebelerinde, 1. Dünya Savaşının başında tümen komutanı olarak katıldığı Kanal Hareketinde, büyük başarılar gösterdi. İstanbul Hükümeti'nin İçişleri Bakanı, Mustafa Kemal'in görevsizliğini bir genelgeyle açıklayınca Ali Fuat Paşa'da kendi bölgesindeki valilere ve mutasarrıflara kendisinden gelecek emirlere göre hareket edilmesini bildirdi (1919). Ayrıca, her tarafta Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin kurulacağını ilgililere hatırlattı. Bu çabaları takdirle karşılandığı için, Sivas Kongresi sonrasında Cebesoy, Umum Kuvayı Milliye komutanı olarak görevlendirildi. Kendisini çekemeyenlerce Çerkez Ethem taraftarlığıyla suçlandı. Doğru olmadığı sonradan belgelerle ortaya konan bu suçlama üzerine, ayaklanmaların bastırılmasından sonra, Ankara'ya çağrılarak Moskova Büyükelçiliğine atandı. Mustafa Kemal'in talimatını yerine getirmekle yükümlü olduğu bu zor görevi başarıyla yürüttü ve 10 Mayıs 1921'de Ankara'ya dönerek Mecliste siyasi çalışmalarına başladı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığını yaptı. 1925'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurucuları arasında yer aldı. Ertesi yıl (1926) İzmir Suikasti dolayısıyla Ali Fuat Paşa da tutuklandı, yargılandı ve beraat etti. Cebesoy'un ikinci dönem siyasi hayatı İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı yıllarında başladı. Milletvekili olarak tekrar Meclise girdikten sonra Bayındırlık Bakanlığı (1939-1943) ve bir ara TBMM Başkanlığı da (1947-1950) yaptı. 1968 yılında öldü.

ESERLERİ

Sınıf Arkadaşım Atatürk
Okul ve Genç Subaylık Anıları
Ali Fuat Cebesoy
İnkilap Kitabevi / Atatürk İle İlgili Kitaplar

Mustafa Kemal'i altmış yıl önce bir cuma akşamı tanımıştım. Harp Okulu'nda ve Harp Akademesi'nde sınıf arkadaşımdı. 1905 yılı başlarında birer Kurmay Yüzbaşı olarak şanlı Türk Ordu'suna katıldık. Önce Suriye'de Beşinci, sonra da Makedonya'da Üçüncü Ordu'larda kurmay stajlarımızı birlikte yaptık. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nde aynı safta bulunduk. Mücadelelerimiz ortaktı. Hürriyet hareketlerinde de birlikte çalıştık. Bu kitap, okul ve genç subaylık hayatımızın anılarını içine almaktadır. -Ali Fuat Cebesoy-

HAKKINDA YAZILANLAR

Ali Fuad Cebesoy
(1882-10 Ocak 1968)
Ayfer Özçelik
Akçağ Yayınları / Biyografi İnceleme Dizisi

... Türk Milli Mücadele Tarihi'ne yeni bilgiler ilave edeceğine inandığımız bu çalışmamız, ilmi ölçüler içinde yapılacak başka biyografik eserlerle daha iyi anlaşılacak, yorumlanacak ve en önemlisi Türk Tarihi'nin önemli bir devresini yani Milli Mücadele ve onun ayrılmaz bir parçası olan Türk İnkılapları ve İnkılapçılarının hayatı gözler önüne serilecektir.
-Ayfer Özçelik-

Munky
22-07-07, 07:46
Burhanettin Bigalı ( 1927)
1927 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1947 yılında Asteğmen olarak katıldığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değişik kademelerinde görev yaptıktan sonra 1972'de Tuğgeneral rütbesine yükselmiştir. 1972-1976 yılları arasında Tuğgeneral, 1976-1980 yılları arasında Tümgeneral olarak görev yapmıştır. 1980 yılında Korgeneralliğe terfi etmiş, 07.09.1981-14.08.1986 tarihleri arasında Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yapmış, 1986 yılında Orgeneralliğe terfi ederek 2. Ordu Komutanlığı'na, 1988 yılında Jandarma Genel Komutanlığı görevine atanmış, 1990 yılında emekli olmuştur.

Munky
22-07-07, 07:46
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/30.jpg
Cemal Tural ( 1905)- (17.12.1981)
16 Mart 1966 - 16 Mart 1969

Orgeneral A.Cemal TURAL; 1905 yılında Erzincan'da doğdu. 1923 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1925 yılında Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1930 yılına kadar Meclis Muhafız Takım Komutanlığı yaptı. 1930 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1933 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1954 yılına kadar çeşitli Karargah ve Birliklerde görev yaptı. 1954 yılında Tuğgeneral, 1956 yılında Tümgeneral, 1959 yılında Korgeneral ve 1961 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 57 nci Tümen Komutanlığı ve 1 nci Ordu Kurmay Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Genelkurmay Harekat Başkan Yardımcılığı, Genelkurmay Plan Harekat Daire Başkanlığı ve 66 ncı Tümen Komutanlığı , Korgeneral rütbesi ile 2 nci ve 7 nci Kolordu Komutanlığı ve 1 nci Ordu Komutan Vekilliği görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 2 nci Ordu Komutanı iken, 22 Ağustos 1964 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 16 Mart 1966 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'na atandı. 16 Mart 1969 tarihinde atandığı Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevinden 16 Ağustos 1969 tarihinde emekli oldu.

Fransızca bilir. Evlidir.

17 Aralık 1981 tarihinde vefat etti. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:46
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1066.jpg
Fahrettin Altay ( 1880)- (26.01.1974)

Fahrettin Altay
İşkodra 1880 doğumludur. 1899'da Harp Okulu'nu, 1902'de Harp Akademisi'ni bitirdi. Birinci Dünya Savaşı'nda, Çanakkale, Romanya ve Filistin Cepheleri'nde görev aldı. Kurtuluş Savaşı başlarken Konya Onikinci Kolordu komutanı idi. Milli Mücadelede Beşinci Süvari Kolordusu Komutan oldu.

Konya�da İkinci Ordu Komutanı olarak bulunduğu sırada çevre düzenlemesi adı altında pekçok ata yâdigârı tarihî eserin yıkılmasına göz yumdu. Prof. Dr. Osman Turan Selçuklular zamanında Türkiye Târihi adlı eserinin 689. sayfasında; �Selçuklularda büyüklerin ve pâdişahların cesetleri mumyalanarak gömüldüğü için sultanların da naaşları türbenin alt kısmında mumyalı olarak bir arada bulunmaktadır. Fakat ne yazık ki bir kumandan zamanında bu kısım açılmış ve bu cesetleri dağınık bir duruma getirilmiştir.� diyerek Selçuklu sultanlarının cesetlerinin yerinden alınarak dağıtıldığını bildirmektedir. İbrahim Hakkı Konyalı da Konya Târihi adlı eserinin 584-585. sayfalarında Selçuklu sultanlarının cesetlerinin köpekler tarafından parçalandığını görgü şâhidi Müzeler ve Kütüphâneler Umum Müfettişi Ahmed Tevhid Beyin ifâdesine dayanarak anlatmıştır. Birçok türbe, câmi ve mescidin bu dönemde yıkıldığı aynı eserde bildirilmiştir.

Başkumandanlık Meydan Savaşı'ndan sonra dağılan Yunan Ordusunu İzmir'e doğru kovalayan Fahrettin Altay komutasındaki Türk süvarileri, 9 Eylül'de İzmir'e girerek, milletimize kurtuluşun müjdesini verdiler.Orgeneral rütbesini alıp Yüksek Askeri Şura üyeliğinde bulunan Fahrettin Altay Birinci Dönem Mersin, İkinci Dönem İzmir milletvekiliydi. 1.11.1924'te istifa ile ayrıldı. Sekizinci Dönemde Burdur Milletvekilliği yaptı.26 Ekim 1974'te öldü..

ESERLERİ
Fahreddin Altay�ın Türkiye İstiklâl Muhârebâtında Süvârî Kolordusunun Harekâtı, İstiklâl Harbimizde Süvârî Kolordusu, İslâm Dini, On Yıl Savaşı ve Sonrası 1912-1922 adlı eserleri vardır.Türkiye İstiklal Savaşları'nda Süvari Kolordusu'nun Harekatı" isimli kitabı, 1925'te yabancı dillere tercüme edildi.

Munky
22-07-07, 07:47
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/35.jpg
Fevzi Çakmak ( 1876)- (12.04.1950)
GÖREV SÜRESİ:
12 Temmuz 1922 - 3 Mart 1924 (Orgeneral)
3 Mart 1924 - 12 Ocak 1944 (Mareşal)

Mareşal ÇAKMAK;1876 yılında İstanbul'da doğdu. 1895 yılında Teğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdikten sonra, aynı yıl girdiği Harp Akademisi'ni 1898 yılında bitirerek Kurmay oldu. Bu tarihten itibaren ordunun çeşitli kademelerinde karargah ve birlik komutanlığı görevlerinde bulundu. 1914 yılında Tümgeneralliğe yükseldi. Çeşitli birliklerde Kolordu Komutanlığı, Anafartalar Grup Komutanlığı ve Ordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. 6 Ocak 1918 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atandı. 28 Temmuz 1918 tarihinde Korgeneralliğe yükseldi. 27 Mayıs 1919 tarihine kadar bu görevi yürüttü. 1 nci Ordu Müfettişliği'nden sonraki Harbiye Nazırlığı görevinden 21 Nisan 1920 tarihinde istifa ederek Anadolu'ya geçti. Milli Müdafaa Vekili ve Heyeti Vekile Reisliği görevine atandı. 3 Nisan 1921 tarihinde Orgeneral, 31 Ağustos 1922 tarihinde de Büyük Zafer'in kazanılmasındaki yüksek hizmetlerini takdiren Mareşalliğe terfi ettirildi. 12 Temmuz 1922 - 3 Mart 1924 tarihleri arasında Genelkurmay Başkanlığı Vekilliği, 3 Mart 1924 tarihinden 12 Ocak 1944 tarihine kadar Genelkurmay Başkanlığı yaptı. 12 Ocak 1944 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

Fransızca, İngilizce, Almanca bilir. Evli 2 çocukludur.

Arnavutluk Harekatı ve İsyanı'na, İtalya, Balkan, 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

12 Nisan 1950 tarihinde vefat etti. Eyüp Sultan'da toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:47
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/36.jpg
Hilmi Özkök ( 1940)
1940 yılında Turgutlu, Manisa�da doğmuş, lise tahsilini 1957 yılında Işıklar Askeri Lisesi�nde tamamlamış ve 1959 yılında Topçu Asteğmen olarak Kara Harp Okulu�ndan mezun olmuştur.

Türk Silahlı Kuvvetleri�nin çeşitli birliklerinde Takım Komutanlığı ve Uçaksavar Batarya Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra, 1972 yılında Kara Harp Akademisi�nden mezun olan Orgeneral ÖZKÖK; Kurmay Subay olarak 15 nci P.Er Eğitim Tugayı Harekat ve Eğitim Şube Müdürlüğü, NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı Özel Silahlar Şubesi�nde Karargah Subaylığı, Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı SHAPE�in Plan ve Prensipler Dairesi�nde Karargah Subaylığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Plan ve Prensipler Başkanlığı�nda Savunma Araştırma Şube Müdürlüğü, Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Özel Kalem Müdürlüğü ve Kara Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.

NATO Savunma Koleji�ni de bitiren Orgeneral ÖZKÖK, 1984 yılında Tuğgeneralliğe terfi ederek, 1984-1986 yıllarında Genelkurmay Plan ve Harekat Daire Başkanlığı, 1986-1988 yıllarında 70 nci Piyade Tugay Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.

1988 yılında Tümgeneralliğe terfi eden Orgeneral ÖZKÖK,1988-1990 yıllarında 28 nci Piyade Tümen Komutanlığı ve 1990-1992 yıllarında da Genelkurmay Personel Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur.

1992 yılında korgeneralliğe terfi eden Orgeneral ÖZKÖK,1995 yılına kadar Brüksel�de NATO Türk Askeri Temsil Heyet Başkanlığı görevinde bulunmuş ve 1995-1996 yıllarında da 7 nci Kolordu Komutanlığı yapmıştır. 1996 yılında orgeneralliğe terfi eden ÖZKÖK, 1996-1998 yıllarında NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 1998-1999 yıllarında Genelkurmay II nci Başkanlığı, 1999-2000 yıllarında 1 nci Ordu Komutanlığı görevlerini müteakip, 2000 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı�na atanmıştır.

T.S.K. Üstün Hizmet, T.S.K. Üstün Cesaret ve Feragat Madalyaları ile A.B.D. Komutanlık Liyakat Madalyası sahibi olan Orgeneral ÖZKÖK, Bayan Özenç ÖZKÖK ile evli olup, iki çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir.

Munky
22-07-07, 07:47
İbrahim Şevki Atasagun ( 1899)- (1984)
TÜRKİYE CUMHURİYETİ CUMHURİYET SENATOSU BAŞKANI
GÖREV SÜRESİ: 2.12.1965 - 19.11.1970
1899'da İstanbul'da doğdu. 1921'de Askeri Tıbbiye'yi bitirdi. Kurtuluş Savaşına katıldı. Savaştan sonra iç hastalıkları uzmanlığını tamamladı ve İstanbul Tıp Fakültesinde öğretim üyesi oldu. Profesörlüğe yükseltildi. Bir süre sonra tekrar ordu hizmetine geçti. Çeşitli askeri hastanelerde başhekimlik yaptı. 1957'de tümgeneral iken emekliye ayrıldı. 1958-1960 arasında Sağlık Bakanlığı müsteşarlığında bulundu.1961 seçimlerine katılarak Nevşehir senatörü seçildi. Cumhuriyet Senatosu başkanlığını yürütürken hasta olan cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e uzun süre vekalet etmiştir. Senatörlük görevi bittikten sonra (1977), siyasetten çekildi.1984 yılında vefat etti. Tıp alanında çeşitli eserleri vardır.

Munky
22-07-07, 07:48
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/41.jpg
Kazım Karabekir ( 1882)- (26.01.1948)
Kazım KARABEKİR, 1882 yılında İstanbul'da doğdu. Mehmet Emin Paşa'nın oğludur. İlköğrenimini İstanbul, Van, Harput ve Mekke'de tamamladıktan sonra, 1896'da İstanbul Fatih Askeri Rüştiyesi'ni, 1899'da Kuleli Askeri İdadisi'ni, 1902'de Harbiye Mektebi'ni ve 1905'te de Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni bitirerek yüzbaşı rütbesiyle orduya katıldı. İki yıllık kıta stajını Manastır'da yaptı. İttihat ve Terakki'nin Manastır örgütünün kurulmasına katıldı. 1907'de kolağası (önyüzbaşı) rütbesi alarak İstanbul Harbiye Mektebi, tabiye öğretmen vekilliğine atandı. İttihat ve Terakki İstanbul örgütünün kurulmasında görev aldı. 2.Meşrutiyet' ten sonra Edirne'de 2.Ordu 3.Fırka (tümen) erkân-ı harfliğine (kurmaylığına) atandı.

31 Mart 1909 ayaklanmasında Hareket Ordusu'nda görev aldı. 1910 Arnavutluk ayaklanmasının bastırılması harekâtında çalıştı. 14 Nisan 1912'de binbaşılığa yükseldi. Balkan Savaşı'nda Trakya sınır komiseri olarak görev yaptı. 1914'te kaymakam (yarbay) rütbesiyle Birinci Kuvve-i Seferiye komutanlığıyla İran ve ötesi harekâtıyla görevlendirildi. Bir süre sonra İstanbul Kartal'da 14. Fırka komutanlığına atandı ve Çanakkale'ye gönderildi. Kerevizdere' de Fransızlar' a karşı üç ay savaştıktan sonra miralaylığa (albay) yükseldi. Buradan, İstanbul'da I. Ordu erkân-ı harbiye başkanlığına, sonra Galiçya' ya gidecek ordunun ve ardından Mareşal Von der Goltz' un erkân-ı harbiye başkanlığına atanarak Irak'a gitti.

1916'da Kutü'l-Amare'yi kuşatan 18. Kolordu komutanlığına getirildi ve burayı aldıktan sonra Irak'ta İngilizler' le çarpıştı. 1917'de Diyarbakır'daki 2. Kolordu komutanlığına getirildi ve Van, Bitlis, Elaziz (Elazığ) cephelerindeki 2. Ordu komutanlığına vekâlet etti. 1918'de Erzincan ve Erzurum'u Ermeniler' den ve Ruslar' dan geri aldı. Ardından Sarıkamış, Kars ve Gümrü Kalelerini ve Karaköse� yi kurtardı. Aynı yıl Mirliva (Tümgeneral) oldu. Mondros Mütarekesi sırasında sadrazam olan Ahmet İzzet Paşa'nın erkân-ı harbiye-i umumiye reisliği (genelkurmay başkanlığı) önerisini kabul etmeyerek Anadolu'da görev almak istedi. Önce Tekirdağ'daki 14. Kolordu Komutanlığı'na, ardından da Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığı'na atanmasını sağlayarak Nisan 1919'da göreve başladı.

Hazırlıkları yapılan Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı. Kurtuluş Savaşı'nda Edirne milletvekilliği ve Doğu cephesi komutanlığı yaptı. Ermeniler' in eline geçen Sarıkamış, Kars ve Gümrü Kalelerini geri alarak 15 Kasım 1920'de Ermeni ordusunu kesin olarak yendi. Ermeni hükümetiyle Ankara hükümeti adına Gümrü Antlaşması'nı imzaladı. Kars'ın alınmasıyla ferikliğe (korgeneral) yükseldi. Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti ve Kafkasya hükümetleriyle Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü. Halk Partisi�nden Ayrıldı Kurtuluş Savaşı'nın bitiminden sonra I. Ordu müfettişliğine atandı, 1923'te İstanbul milletvekili oldu. 1924'te, TBMM'deki Dörtler Grubu'nu destekledi. Ardından askerlikten ayrılarak Halk Fırkası'ndan istifa etti. 17 Kasım 1924'te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın başkanlığına seçildi. Parti 3 Haziran 1925'te Şeyh Sait ayaklanması nedeniyle kapatıldı. Karabekir Mustafa Kemal Paşa'ya karşı yapılan İzmir suikasti ile ilgili görülerek bazı partililerle birlikte yargılandıysa da beraat etti. Siyasi hayatına on iki yıllık aradan sonra, 6 Ocak 1939'da İstanbul milletvekili olarak devam etti. 1946'da TBMM başkanlığına seçildi ve bu görevde iken 26 Ocak 1948'de Ankara'da öldü.

Emre Yayınları'nda Çıkan Eserleri :

Kazım Karabekir paşanın eserleri 1991 yılından itibaren Emre Yayınları tarafından seri olarak yayınlanmaya başlamıştır.Daha önce paşanın bilinen İSTİKLAL HARBİMİZ (1960 yılındaki ilk baskısı yasaklanmış ve 5 sene süren mahkemeden sonra beraat etmiştir.)ve İSTİKLAL HARBİMİZİN ESASLARI (1933 yılında Paşa Sinan Matbaası'na eserini bastırmak isterken matbaa basılmış ve 3000 adet forma kireç ocaklarında yakılarak imha edilmiştir)eserlerini EMRE YAYINLARI tekrar basmış ve bunun yanında paşanın 30 eserini daha gün ışığına çıkararak yakın tarihimize büyük katkı sağlamıştır.

Bu eserler şunlardır.

1- Hayatım (Karabekir Paşa bu eserinde gençlik yıllarını anlatmaktadır.)

2- İttihat ve Terakki Cemiyeti 1896-1909 (Bu eserde Paşa İttihat ve Terakkinin kuruluş dönemini ve ilk çalışmalarını anlatmaktadır.)

3- Birinci Cihan Harbine Neden Girdik ? (Birinci Cilt) (Bu eserde Paşa'nın istihbarat subayı olduğu dönemleri kapsadığından Osmanlının 1.Dünya Savaşı'na neden girdiğini çarpıcı belgelerde ortaya koymaktadır.)

4- Birinci Cihan Harbine Nasıl Girdik? (İkinci Cilt) (Cihan harbine Osmanlı İmparatorluğu'nun nasıl girdiğini anlatmaktadır.)

5- Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik? (Üçüncü Cilt) - Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu (Karabekir Paşa bu eserinde ise Erzurum ve Erzincan'ın nasıl kurtarıldığını anlatmaktadır)

6- Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik? (Dördüncü Cilt) - Sarıkamış, Kars ve Ötesi - (Bu eserde ise Sarıkamış, Kars bölgelerinin nasıl kurtarıldığını anlatmaktadır)

7-Ermeni Dosyası (Paşa savaşacağı Ermenilerin tarihçesini araştırmış ve kaleme almıştır.)

8- Ermeni Mezalimi (Paşa Ermenilerin görev yaptığı doğu illerindeki katliamlarını belgelerle ve resimlerle ortaya koyarak, günümüzde koparılan kızılca kıyamete hayalle değil belgelerle cevap vermiştir.)

9-Paşaların Hesaplaşması ? İstiklal harbine neden girdik,niçin girdik ve nasıl idare ettik ? (Paşa, İstiklal Harbi öncesi İstiklal Harbi'ne kimlerin ve nasıl karar verdiğini, kimlerin karşı çıktığını ve inanmadığını bu eseriyle anlatmakta ve resmi tarihimizi kökten değiştirecek belgeleri koyup doğrularıyla bir dönemi aydınlatmaktadır.)

10- İstiklal Harbimiz (5 CİLT TAKIM) (Karabekir Paşa'nın en çok konuşulan ve tartışılan eseri. 1960 yılında ailesinin Türkiye Yayınevi tarafından yayınlattığı ve hemen yasaklanıp toplatılan eseri. Eseri baskıya hazırlayan Paşa'nın rahmetli damadı Prof.Faruk ÖZERENGİN beyefendinin deyimiyle "trenle Ankara'ya ailece toplanıp giderken kanun kaçakları gibi korka korka ürkek gözlerle baka baka gittiğimiz" diye anlattığı olay 5 yıl sürmüş ve sonunda beraat edip yayınına devam edilmiştir.

11- İstiklal Harbimizin Esasları (Karabekir paşanın 1933 yılında bastırmak istediği ancak matbaanın basılarak kireç ocaklarında imha edilen eseridir. İstiklal Harbi'mizi esas hatlarıyla ortaya koyan ve 1933 yılında bir Ankaralı adıyla bir gazetede yalan ve yakın tarihimizdeki olayları farklı, Karabekir Paşa'nın ismini aşağılayıcı yayınlar başladığında Paşa belgeler göndermeye başlar, ilk iki belge yayınlanır ama gerisi yayınlanmaz. Paşa bunun üzerine bu eseri hazırlar ve matbaada 3000 adet forma halindeki eser matbaa basılarak imha edilir. Bu eserin eksiksiz ve tam metin baskısı.)

12- İstiklal Harbimizde İttihat Terakki ve Enver Paşa (2 cilt takım) (Paşa bu eserinde de İstiklal Harbi döneminde İttihat Terakki Erkanının ve özellikle Enver Paşa'nın çalışmalarını belge ağırlıklı olarak anlatmaktadır. Kurtuluş Savaşımızın başlıca kahramanlarından biri olan rahmetli General Kazım Karabekir' in (1882-1948) bu eseri, 1. Dünya Savaşında Osmanlı ordularının başkomutanı olarak yenilgiye düşüp Avrupa'ya kaçmış olan Enver Paşa ile Cemal ve Talat Paşalar gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti (Fırkası) kurucuları ve erkanının özellikle Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında yaptıklarını -belgelere dayanarak- anlatır. Önemli belgeler arasında Halk Şuralar Fırkası programı ile İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı nizamnamesi de vardır. 1920-23 yıllarını kapsayan bu değerli anılar, Enver Paşa'nın Kafkaslar' dan Orta Asya'daki feci öldürülüşüne kadar geçen bütün yaşamını anlattığı gibi, Onun ve yandaşlarının Kurtuluş Savaşındaki olumsuz etkinliklerini de belirtmektedir. Enver Paşa, Harb-i Umumi'den mağlup çıkılması üzerine Berlin'e kaçmak zorunda kalmıştı. Buradan Rusya'ya geçen Paşa Moskova'da İngiliz emperyalizmine karşı birlikte mücadele etmek için Sovyet devlet adamları ile görüşerek onlardan Anadolu hareketine silah yardımı yapmalarını istedi. Ve Rusya'nın desteğiyle kurulan İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı adlı cemiyetin başına geçerek Anadolu'da şubeler açmak istedi ve 1920 Eylül'ünde gerçekleşen Doğu Halkları Kongresi'ne katıldı. Bir ara Berlin'e döndüyse de fazla kalmayarak yine Moskova'ya geldi. Ve Ankara hükümetinin temsilcisi ile görüşmeler yaptı. Mustafa Kemal Paşa'ya bir mektup yazarak hakkındaki söylentileri ve Anadolu hareketinin başına geçeceği iddialarını yalanladı; fakat Yunan saldırısının başlaması ile Anadolu'ya geçme fikriyle Batum'a geldi. Bütün bu gelişmeler olurken beride Anadolu'da gözle görülecek bazı faaliyetler belirdi: Trabzon'da Enver Paşa'ya taraftarlığı ile bilinen Yahya Kahya, mahkum ve kaçaklardan oluşan bir tabur meydana getirerek başına buyruk bazı işler yapmaya ve Enver'in yakında döneceğini açıkça telaffuz etmeye başladı. Diğer taraftan, gelişmeler Büyük Millet Meclisi'nde bulunan kırk civarındaki İttihatçı mebuslarda da yankısını buldu. Bu gelişmelerden rahatsızlık duyan Mustafa Kemal Paşa, Rus hükümetiyle anlaşarak, Enver Paşa'yı devre dışı bıraktı. Rusların desteklerini kaybettiğini ve Anadolu'da da bir şey yapamayacağını anlayan Enver Paşa bu kez, Türkistan'a yönelerek, buradaki Türkleri Ruslara karşı istiklal mücadelesi vermek üzere örgütlemek istedi ve bu yolda da can verdi. İlk baskısını 1967'de yapan bu eser; o sırada Şark'ta bulunan Kazım Karabekir' in kendi gözlem, hatıra ve bilgileriyle birlikte, bu maceranın kahramanlarının 1920-23 arasındaki resmi-özel yazışma ve mektuplarının suretlerinden oluşan birinci elden bir kaynak niteliğindedir. Ayrıca, aynı hadiselerle bağlantılı olan Yahya Kahya ile Mustafa Suphi'nin öldürülmesi olayları ve bunlarla ilgili belgeler de, eserde ele alınan konulardandır. Enver Paşa ve İttihat ve Terakki erkanının Milli Mücadeledeki faaliyetlerine dair ilk elden bilgi, belge ve anılar veren eser, İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı nizamnamesi, Halk Şuralar Fırkası Programı ve Meclis tarafından Kahya Yahya olayını incelemek üzere Bursa mebusu Mustafa Fehmi Efendi başkanlığında oluşturulan tahkik heyetinin raporu gibi çok önemli belgeleri de içermektedir. )

13- Paşaların Kavgası (İstiklal Harbi biter bitmez Karabekir Paşa'nın M. Kemal Paşa ve etrafıyla arasındaki ihtilafların ve tartışmaların başladığı dönemi çok çarpıcı şekilde ele alarak anlattığı eseridir. Bu kitapta Türk yakın tarihinin en çapraşık dönemi Karabekir Paşa'nın kalemiyle ele alınıyor. Resmi tarihe yer yer ters düşen bu hatıralar yakın tarihimizin iyi anlaşılması için büyük kazançtır. Tarihin hafızası hiç bir zaman unutkanlıkları bağışlamamıştır. Bu kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman yakın tarih tablosunun son çizgisinin çizilmiş olduğunu göreceksiniz. )

14- Bir Düello ve Bir Suikast (Karabekir Paşa'nın iktidar sahipleriyle ihtilafa düştüğü ve 15 yıla yakın Erenköy'deki köşkünde göz hapsinde tutulduğu dönemlerde kendisine planlanan suikast girişimini anlattığı eseri.)

15- Çocuk Davamız 2 cilt takım ("Kazım Karabekir Paşa'nın özellikle görev yaptığı Doğu vilayetlerinde bakımsız çocuklara yönelik yapmış olduğu çalışmaları ve raporlarını topladığı bu 2 ciltten oluşan eser günümüz idarecileri için iyi bir kaynak, tarih meraklıları için ise ibret verici bir çalışmadır. Paşa bu eserine başlarken şunları söylüyor: "Bir taraftan çocuk sefaleti, bir taraftan da şahane çocuk balolarını okudukça ve işittikçe bende duygularımı kaybettim. Bakımsız çocuklar millet enerjisinin, bakımsız topraklar da vatan enerjisinin kaybedilmesi demektir. Bakımsız çocuk milli tehlikedir. Çünkü her yıl maddi manevi bir sürü düşkün halk arasında kaynaşacak ve ordu saflarına karışacaktır. Demek milletin ve ordusunun keyfiyet bakımından kıymeti her yıl bir derece daha düşecektir. Vatanın geleceğinin sahipleri bugünün çocuklarıdır. Şu halde bakımsız çocukların bu vatana nasıl sahip olacakları bugünden düşünülecek bir meseledir. Bazı kimselerden esefle duydum ve duymaktayım da: Madem ki bakamayacaklar ne diye çocuk yapıyorlar. Bende cevap veriyorum ki: Ailelerin vatan borçları, fakir de olsalar, mümkün olduğu kadar çok çocuk yapmalarıdır. Nasıl Bakılacağını hesap etmek onların değil, devletin vazifesidir. Hayatımda bana zevk veren hayli başarılarım vardır: En zevklisi binlerce bakımsız çocuğun hayat ve geleceğini kurtarmak olmuştur."

16- Çocuklara Öğütlerim (Karabekir Paşa'nın özellikle ilk okul dönemine ait çocukları için hazırladığı eseri. Büyük çocuklara (!) da vereceği pek çok şey olduğunu okudukça bu eserde göreceğiz)

17- Bulgaristan Esareti -Hatıralar, Notlar- (Paşa'nın hatıra ve notlarından Bulgar esareti dönemine ait eseri.)

18- İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi (Paşa'nın bu üç devlet arasındaki savaşı anlattığı,askeri güç ve psikolojik durumu ortaya koyduğu eseri.)

19- Kürt Meselesi (Paşa'nın dün için doğu ve güneydoğu insanımızla ilgili ortaya koyduğu tezlerin bugün içinde aynen devam ettiğini, Kürt toplumu üzerinde emelleri olan Ermeni ve Batılı ülkelerin bu insanlarımızı nasıl kullanmak istediklerini bu eserinde okuyacaksınız.Doğu insanını ve doğu bölgelerini çok iyi bilen bir paşanın günümüz içinde geçerli tezlerini bu eserde bulacaksınız)

20- İzmir Suikasti (Paşa'nın ve muhalefetin İstiklal Harbi sonrası yargılandıkları M. Kemal Paşa'ya düzenlenen suikastı, Paşa'nın mahkemedeki savunmasını ve iddianameyi okuyacaksınız. Yayınevimizin sahibi Sn. Sami ÇELİK bu eserden dolayı yargılanmıştır.)

21- Ankara'da Savaş Rüzgarları -CHP Grup Tartışmaları- (Paşa ülkemizde ilk kez bir partinin grup tartışmalarını gün yüzüne çıkarmıştır. 2. Dünya Savaşı'na katılalım ve katılmayalım diyenleri, savaş öncesi savaşı yorumlayanlardan savaş sonrası kimlerin ahkam kesip büyük yanılgıya düştüklerini okuyacaksınız)

22- Nutuk ve Karabekir' den Cevaplar (12 Cilt) (Kazım Karabekir paşanın 1933 baskılı orijinal ve Osmanlıca Nutuk'un üzerine düştüğü notlar orijinal nutukla birlikte yayınlanmıştır.)

23- İktisat Esaslarımız (Paşa'nın İzmir İktisat Kongresi ile ilgili hazırlattığı rapordur ve kendi notlarıyla yayınlanmıştır.)

24- İtalya ve Habeş (Paşa'nın İtalya ve Habeş'i inceleyip kaleme döktüğü eseri.)

25-Tarihte Almanlar ve Alman Ordusu (Paşa'nın tarihi süreci içerisinde Almanları ve mesleği olan askeri açıdan Alman ordusunu incelediği eseridir.)

26-Tarih Boyunca Türk-Alman İlişkileri (Almanlarla Osmanlı arasında, Osmanlının son yıllarında başlayan yakın ilişkilerini ve Almanların Türkler tarafından en gizli bilgilere kadar ulaşabileceği makamlara getirilmesini anlatan eseridir.)

27- Türkiye'de ve Türk Ordusunda Almanlar (Paşa'nın Türk ordusunda görev yapan komutanları ve görev sürelerini inceleyip anlattığı eseri. Moltke, Goltz Paşa, Liman Von Sanders ıslah heyetlerinin başında Türkiye'ye gelip Osmanlı ordusunda senelerce görev yapmışlardır. Türk askerlik tarihine son asırlarında damgalarını vurmuşlar, bunlardan Goltz Paşa ülkemiz topraklarında ölerek İstanbul'a defnedilmiştir. Goltz ve Liman paşalarla birlikte çalışması hasebiyle Karabekir Paşa yer yer bu döneme ait hatıralarını da bu eserinde anlatmaktadır.





HAKKINDA YAZILANLAR

Karabekir Anlatıyor
Uğur Mumcu
um:ag Yayınları / Uğur Mumcu Bütün Yapıtları Dizisi

"Her ihtilal, çatışmalar ve çalkantılar içinde oluşur. Bu çatışma ve çalkantılar, ihtilalcileri karşı karşıya da getirir. Mustafa Kemal ve Karabekir Paşa, Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızı kesin utkuya ulaştıran iki eski dost, iki eski asker ve iki eski ihtilalcidir. (Ama) yolları, hilafetin kaldırılması ve cumhuriyetin ilanıyla birlikte ayrılmıştır. İhtilal, evlatlarını yer! Bu bir değişmez kuraldır. Anadolu İhtilali, Türkiye'de bir yeni dönem açmış, bir çağ değiştirmiştir. Böylesine bir olayda, ihtilalcilerin yollarının ayrılması doğaldır. Doğal olmayan, bu olaylar üzerindeki yasakların şu ya da bu nedenle bu gün bile sürmesi, sürdürülmesidir."
-Uğur Mumcu-

Munky
22-07-07, 07:48
Kemal Yavuz ( 1934)
Emekli Orgeneral Kemal Yavuz 1934 İstanbul doğumludur. İlk ve orta tahsilinden sonra 1948'de Bursa Askeri Lisesi'ne girmiştir.
1953'te Kara Harp Okulu'ndan, 1967'de Kara Harp Akademisi'nden ve 1969'da Silahlı Kuvvetler Akademisi'nden mezun olmuştur.
Muhtelif karargahlardaki kurmay görevlerinden sonra, 6 yıl süre ile Harp Akademilerinde "Öğretim Üyesi" olarak görev yapmıştır. Albaylığında, Artvin'de alay komutanlığı; Tuğgeneralliğinde, Kara Harp Akademisi Komutanlığı, Kıbrıs'ta Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı; Tümgeneralliğinde, Mekanize Tümen Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Harekat Başkanlığı; Korgeneralliğinde Trakya Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.
Körfez harekatı sırasında, Güneydoğu Anadolu'da 2nci Ordu Komutanı olarak görev yapmaktaydı. Son görevi, 1992-1994 arasında Harp Akademileri Komutanlığıdır.

Munky
22-07-07, 07:48
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/46.jpg
Memduh Tağmaç ( 1904)- (30.03.1978)
GÖREV SÜRESİ:
16 Mart 1969 - 29 Ağustos 1972

Orgeneral TAĞMAÇ; 1904 yılında Erzurum'da doğdu. 1926 yılında Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1928 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu, 1930 yılında Topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. 1935 yılına kadar çeşitli Topçu Birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı yaptı. 1935 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1938 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1956 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1956 yılında Tuğgeneral , 1959 yılında Tümgeneral, 1962 yılında Korgeneral ve 1964 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Jandarma Subay Tatbikat ve Astsubay Okul Komutanlığı, 23 ncü Tümen Komutan Yardımcılığı, 3 ncü Jandarma Tugay Komutanlığı ve 1 nci Ordu Kurmay Başkan Vekilliği. Tümgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı ve Genelkurmay II nci Başkan Vekilliği, Korgeneral rütbesi ile aynı göreve devam ederek takiben 3 ncü Ordu Komutan Vekilliği yaptı. Orgeneral rütbesinde 1 nci Ordu Komutanı iken, 23 Ağustos 1968 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 16 Mart 1969 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 29 Ağustos 1972 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

Fransızca bilir. Evli iki çocukludur.

30 Mart 1978'de vefat etti. İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı'nda Toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:48
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/47.jpg
Necdet Üruğ ( 1921)
GÖREV SÜRESİ:
6 Aralık 1983 - 2 Temmuz 1987

Orgeneral ÜRUĞ; 1921 yılında İstanbul'da doğdu. 1939 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nden, 1941 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1942 yılında Topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. Muhtelif Birliklerde Batarya Takım Komutanlığı yaptıktan sonra 1948 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1950 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1966 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1966 yılında Tuğgeneral, 1969 yılında Tümgeneral, 1973 yılında Korgeneral 1977 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Yardımcılığı ve Genelkurmay Strateji Plan Dairesi Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı, NMR Başkanlığı ve Genelkurmay Eğitim Daire Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı ve 15 nci Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Yüksek Askeri Şura üyeliği yaptı. 1 nci Ordu Komutanı iken, 27 Ağustos 1981 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığına atandı. Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığı uhdesinde olmak üzere 27 Ağustos 1981 - 15 Kasım 1982 tarihleri arasında Devlet Başkanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği, 15 Kasım 1982 - 1 Temmuz 1983 tarihleri arasında ise Cumhurbaşkanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği görevinide yürüttü.

1 Temmuz 1983 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına, 6 Aralık 1983 tarihinde de Genelkurmay Başkanlığına atandı. 2 Temmuz 1987 tar ihinde kendi isteği ile emekli oldu.

İngilizce bilir. Evli iki çocukludur.

Munky
22-07-07, 07:49
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/49.jpg
Nurettin Ersin ( 1918)
GÖREV SÜRESİ:
1 Temmuz 1983 - 6 Aralık 1983

Orgeneral ERSİN; 1918 yılında Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinde doğdu. 1935 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nden, 1937 yılında Piyade Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1938 yılında Piyade Sınıf Okulu'nu bitirdi. 1945 yılına kadar çeşitli birliklerde Takım ve Bölük Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1945 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1948 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1964 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1963 yılında Tuğgeneral, 1966 yılında Tümgeneral, 1970 yılında Korgeneral ve 1974 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 3 ncü Ordu Kurmay Yarbaşkanlığı, 66 ncı Tümen Komutan Yardımcılığı ve Vekilliği, Genelkurmay Etüt ve İnceleme Heyeti Üyeliği, MİT Müsteşar Yardımcılığı, Tümgeneral rütbesi ile aynı göreve devam ederek takiben 4 ncü Piyade Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile Batı Menzil Komutanlığı, MİT Müsteşarlığı 6 ncı Kolordu ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Yüksek Askeri Şura Üyeliği, 22 Ağustos 1975 - 5 Ocak 1976 tarihleri arasında Jandarma Genel Komutanlığı yaptı. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve 1 nci Ordu Komutanlığı görevini takiben 9 Mart 1978 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı.

12 Eylül 1980 Harekatı'ndan sonra, aynı zamanda Milli Güvenlik Konseyi Üyeliği görevini de yürüttü. 1 Temmuz 1983 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'na atanarak Milli Güvenlik Konseyi Üyeliği görevine devam etti. 6 Aralık 1983 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

Evli iki çocukludur.

Kıbrıs Barış Harekatı'na katıldı.

Munky
22-07-07, 07:49
Sabri Yirmibeşoğlu
HAKKINDA YAZILANLAR

Sabri Yirmibeşoğlu
Müdahale Türkiye�ye yakışmaz
M.Ali Kışlalı
Türkiye 19 Şubat 2001

E. Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu Türk Silahlı Kuvvetleri içinde en üst rütbeye doğru yükselirken birçok kritik görev yaptı. Kıbrıs�ta bulundu. Özel Kuvvetler Komutanlığı yaptı. Ankara Sıkı Yönetim Komutanlığı ve kolordu komutanlığı sonrası 2. Ordu Komutanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde dört yıldan sonra, bir yıl görev süresinin uzatılması kendisini Kara Kuvvetleri Komutanlığı�na, oradan da muhtemelen Genelkurmay Başkanlığına getirecekti. Ama beklenen uzatma olmayınca kadrosuzluktan emekliye ayrıldı. �Askeri ve Siyasi Anılarım� başlığı altında, yaşadığı önemli olayları yayımladı. Özellikle 12 Eylül 1980�den emekliye ayrılana kadar önemli görevlerde bulunan Org. Yirmibeşoğlu ile TSK�nın ülkedeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiği hakkında bir sohbet yaptık.
Bugün sizlere hepinizin yakından tanıdığı bir isimle E. Org Sabri Yirmibeşoğlu ile yaptığımız sohbeti aktarıyorum. İlk sorum 12 Eylül öncesi ortamın TSK açısından görünüşü oluyor.
Yirmibeşoğlu- Ordu ekonomik, siyasi istikrarsızlık yanında şiddet olaylarından tedirgindi. Bunda şaşılacak hal olmamalıydı. İç ve dış tehditlere karşı Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak durumunda olan Türk Silahlı Kuvvetleri�nin bu oluşumlara bigane kalması düşünülemezdi. Çünkü sonra telafisi mümkün olmayan durumlarla karşılaşılabilirdi.

Kışlalı- Sizce TSK�nın hangi hallerde müdahalesi ortaya çıkıyor?
Yirmibeşoğlu- Başka hiçbir çare kalmadığı zaman. Yoksa halka karşı bir askeri müdahale asla yapılamaz. Ülke çapında bir beklentinin ve desteğin olması lazım. Sokaktaki adam ile birlikte; üniversite, medya ve hukuk güçlerinin onayı lazım. Yoksa bir askeri harekat yapılamaz. Nitekim 1962 yılı 22 Şubatı ile 1963�ün 21 Mayısındaki girişimler böyle beklenti ve desteğe sahip olmamışlardır. Bıçak kemiğe dayandırılmamalı. Siyasiler, sivil yönetim memleketi çıkmaza sokmamalı. Askeri müdahalelere lüzum kalmamalı. Çünkü askeri müdahaleler Türkiye�ye yakışmıyor. İtibar kazandırmıyor.

Kışlalı- Ülke buhranlı dönemlerde çıkış yolunu sizce nerede aramalı?
Yirmibeşoğlu- Dünyada bir çok sosyal ve siyaset bilimcisi böyle buhranlı dönemlerde, karşı görüşlerde de olsalar, partilerin birleşerek uzlaşarak hükümet etmesi ve seçim ortamını hazırlayarak seçime gitmelerini öneriyorlar. Seçim demokrasinin emniyet subabıdır.

Kışlalı- Demokratik rejimin itibar kazanması için atılmasını gerekli bulduğunuz adımlar var mı?
Yirmibeşoğlu- Tabii var. Mesela yolsuzluk, rüşvet gibi toplumu rencide eden hususların ortadan kaldırılması için gayret gösterilmeli. Bunlar yargıya intikal ettirilmeli. Varsa suçlular ortaya çıkarılıp cezalandırılmalı. Ama maalesef bu her zaman yapılmıyor. Siyasileri ilgilendiren kirli işler Meclis komisyonlarında örtbas edilebiliyor. Kişilerin birbirini aklaması mümkün olabiliyor.

Kışlalı- Hatıralarınızı yazdığınız iki ciltlik kitabınızda sivil yönetim uygulamalarını yer yer eleştiriyorsunuz. Bunların yanında askeri yönetimlere de dokunduğunuz görülüyor. Mesela 12 Eylül�den sonraki ara dönemde emekli askerlere gerektiği gibi görev verilmediğini söylüyorsunuz. Hatta Az da olsa bazı görevler verildiyse bunlar hep ahbap çavuş usulü oldu diyorsunuz?
Yirmibeşoğlu- Bunları niye yazdığım, geçmişi neden kaşıdığım sorulabilir. Ama gerçeği dile getirmek istediğime inanıyorum. Yarım asırlık hizmetim esnasında düşüncemi ve gerçekleri söylemeden edemedim. Bunu söylersem iyi mi olur, kötü mü olur diye düşünmedim. Görevli iken çekinmedim de emekli olduktan sonra mı hoşa gideyim diye gerçekleri saptırıp yağ mı çekeceğim?

Kışlalı- Ne yapılabilirdi de yapılmadı?
Yirmibeşoğlu- Askeri yönetim dönemlerinde özellikle genç yaşlarında emekli olmuş askerlere hizmet imkanı verilebilirdi. Bu yapılmayınca onlar öcü gibi göründüler. Zaman zaman Asker o işleri bilmez dendiğini duyduğumda üzülmüşümdür. İçte ve dışta Türkiye�nin Asker ağırlıklı bir demokrasi olarak tanımlandığı görülür. Ama Türkiye�nin sivil yönetiminde asker emeklilerinin yeri yoktur.

Kışlalı- Askeri müdahaleler sırasında siyasi kadrolara müdahale, onların yasaklanması yararlı oldu mu?
Yirmibeşoğlu- Hayır. 12 Mart�tan sonra Demirel�in bir daha iktidara gelemiyeceği tahmini yapılmıştı. Oysa Demirel geri geldi. Çankaya�da ve Genelkurmay�da, dar katılımlı bir toplantıdaydık, daha toplantı başlamadan bize bir kimya bilimi kuralını anlatarak İşte tekrar geldim dedi bize. Eğer asılmasalardı, o zamanın liderleri de 27 Mayıs�tan sonra siyasi hayatımızın zirvelerine şüphesiz tekrar gelirlerdi. Parti kapatmakla partinin tabanı ortadan kalkmıyor. Lideri siyaset yapmaktan yasaklamakla siyasi hayatı sona erdirilemiyor. Bunu yakın geçmişte olup bitenler kanıtlıyor.

Kışlalı- Askeri dönemlerde yapılan anayasalar ve kimi yasalar beğenilmiyor?
Yirmibeşoğlu- Doğru ama normal döneme geçilince bunlar eden siviller tarafından değiştirilmiyor? 1961 anayasasına geniş, 1982 anayasasına da dar dendi. Neden siviller Türk milletinin üzerine tıpa tıp uyacak ölçüde bir anayasa yapmadılar? Ama partiler bir türlü anlaşamıyorlar. Her biri kendi görüşünde anayasa istiyor.

Kışlalı- Başbakanlığı sırasında MGK Genel Sekreteri olarak çalıştığınız Özal da galiba anayasadan memnun değildi?
Yirmibeşoğlu- Doğru. Bana anayasa kitapçığını eline alıp Sabri Paşa bu anayasa mı yönetmelik mi? dediğini hatırlıyorum.

Munky
22-07-07, 07:49
Sıtkı Ulay
ESERLERİ
1.Giderayak
Sıtkı Ulay
Milliyet Yayınları / Aktüel Kitaplar Dizisi

... General Ulay, anılarını yazma gerekçesini şu sözlerle anlatıyor: "Tarihin bir tekerrür olduğunu bildiğim ve yaşayarak anladığım için, torunlarıma ve
genç evlatlarımıza, 88. yaş yılı içinde acı tatlı neler gördüğümüzü sırasıyla anlatmak ve gerekirse faydalanmalarını naçizane sağlayabilmektir."
!07 Doğumlu olan bu eski kuşak askeri, pek doğaldır ki, dünya görüşünü Atatürkçü bir çerçeve içine yerleştirmiş; toplumsal gelişmeleri bu açıdan
anlayıp yorumlamaya çalışmıştır. Sıtkı Ulay'ın anılarıyla, kısa bir tarih yolculuğuna çıkacak; kendinizi, tarihi şahsiyetler galerisinde bulacaksınız.

Munky
22-07-07, 07:49
Ümit Gürses ( 1940)
Ümit Y. Gürses 1940 yılında Ardahan'da doğmuştur. Aile Artvin kökenlidir. 1960 yılından Kara Harpokulu, 1974 yılında Kara Harp Akademisi, 1976 yılında ise Milli Güvenlik ve Silahlı Kuvvetler Akademisinden mezun olmuştur.
Çeşitli birlik ve karargahlarda Komutan ve Karargah Subayı olarak görev yapmıştır. 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatına katılan Ümit Y. GÜRSES 1979 yılında Belçika'da NATO karargahında çalışmış, 1982 - 1985 yıllarında Sofya'da Askeri Ataşe olarak görev yapmıştır.
1991 yılında Tuğgeneral Rütbesinde iken kadrosuzluk nedeniyle emekli olmuştur. Halen TEMA Vakfı Genel Müdürüdür.

Munky
22-07-07, 07:49
Ahmet Muhtar Paşa ( 1861)- (16.03.1926)
Yazar, tarihçi, tümgeneral ve ilk Askeri Müze Müdürüdür.1861 yılında İstanbul'da doğdu. Kolağası Hasan Bey'in oğlu ve yazar Sermet Muhtar Alus'un babasıdır. 1880 yılında Harp Okulundan topçu subayı, 1883 yılında Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun oldu. Harp Okulunda ve Topçu Okulunda görev aldı. 1908 yılında Tümgeneralliğe yükselerek Askeri Müzeye ilk müdür olarak atandı. Bir depo halinde olan Askeri Müzeyi kuran kişi olarak tanınır. Yeniçeri giysilerini Askeri Müzeye taşıttı. Silah tetkiki için bütün Avrupa şehirlerini dolaştı. 16 Mart 1926 tarihinde 65 yaşında iken İstanbul'da vefat etti.

Kaynak:Osmanlı Tarihi Yazarları M.Orhan Bayrak İstanbul 1982 sf.21

Munky
22-07-07, 07:50
Ali İhsan Sabis
ESERLERİ

Birinci Dünya Harbi
Harp Hatıralarım
Cilt: 1
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım) Dizisi

Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki hadiseler? Türkiye savaşa nasıl ve kimler tarafından sürüklendi? Müttefikimiz Almanların bu husustaki tesirleri nelerdi? İngiltere, Rusya ve Fransa'nın Osmanlı topraklarına yönelik planları? Ülkeyi yönetenler devlet mekanizmasını nasıl kullandılar? Dönemin bu ve benzeri bütün olaylarının içinde ve her kademede bizzat yeralan
yazar, yaşadığı ve şahid olduğu tarihi, siyasi, askeri hadiseleri büyük bir selahiyetle anlatmaktadır. Birinci cildi elinizde bulunan Ali İhsan Paşa'nın beş cilt olarak kaleme aldığı "Harp Hatıraları"nı, Tek Parti Döneminde yayınlanamayan üçüncü ve
dördüncü ciltleri de dahil olmak üzere, yakın tarihin karanlık bırakılmış yönlerine ışık tutar ümidiyle beş cilt halinde okuyucularımıza sunuyoruz.

Birinci Dünya Harbi
Harp Hatıralarım
Cilt: 2
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım) Dizisi

... İstanbul'dan Hasankale'ye ve Tortum'a, 1915'de Tortum muvaffakiyetleri, Dilman mağlubiyeti, Ermeni isyanı, Van'ın kaybolması, Tortum'dan Tatvan'a... Dönemin bu ve benzeri bütün olaylarının içinde ve her kademede bizzat yer alan yazar, yaşadığı ve şahit olduğu tarihi, siyasi, askeri hadiseleri büyük bir selahiyetle anlatmaktadır. İkinci cildi elinizde bulunan Ali İhsan Paşa'nın "Harp Hatıraları"nın tamamını yakın tarihin karanlık bırakılmış yönlerine ışık tutar ümidiyle beş cilt halinde okuyucularımıza sunuyoruz.


Birinci Dünya Harbi
Harp Hatıralarım
Cilt: 3
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım ) Dizisi


Bugün içinde bulunduğumuz durum sağlıklı bir değerlendirmeye, ancak kuvvetli olduğumuz dönemleri ve mazideki acı mağlubiyetlerimizin sebeplerini tetkik ederek, ibret almakla tabi tutulabilir. Bunun için Birinci Dünya Harbi'ndeki iyi ve fena hareketlerimizi, muvaffakiyetlerimizi ve mağlubiyetlerimizi dikkatle araştırmak lazımdır. Bu maksatla harp hatıralarımın üçüncü cildini
neşrediyorum. Muvaffakiyet Allahtandır.

Birinci Dünya Harbi
Harp Hatıralarım
Cilt: 4
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım) Dizisi


General Ali İhsan Sabis hatıralarının üçüncü cildini şu ifadelerle tamamlamıştı: "İran'dan nasıl çekildiğimizi, Ruslarla yaptığımız dümdar muharebelerini, Bağdat'tan bize doğru ilerleyen İngiliz kuvvetleriyle Şehriban civarında nasıl çarpıştığımızı ve tekmil 13. Kolorduyu Ruslarla İngilizlerin kıskacı arasından kurtararak Diyale nehrinin batı tarafına nasıl geçirdiğimi "Harp Hatıralarım'ın dördüncü cildinde tafsil edeceğim."
Yazar elinizde bulunan dördüncü ciltte, 9. Kolordu Kumandanlığından 4. Kolordu Kumandanlığına; 4. Kolordu Kumandanlığından 6. Ordu Kumandanlığına ve nihayet Haydarpaşa İstasyonu'nda tutuklanarak Malta adasına sürgün edilişine kadar uzanan bir seyir çizgisi içerisinde, işte bu hadiselere ışık tutmaya çalışmaktadır.


İstiklal Harbi ve Gizli Cihetleri
Harp Hatıralarım
Cilt: 5
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım) Dizisi


"Hepimiz bu fani dünyadan birgün göçeceğiz; yakın tarihin aydınlatılması işinden çekinmek, vatana faydalı değildir. İbret almak, dertleri gösterip devasını aramak vatandaşlık icabıdır. Meçhul hakikatler üzerindeki esrarlı perdeleri, tarihin tenviri için, yavaş yavaş kaldırmak, tarihin hakkını tarihe vermek zamanı gelmiştir. Hür fikir ve hür zihniyet yanında çalışır iken, uluyanlara rastgelmek
mümkündür. Bunlara "hoşt" demeye bile lüzum yoktur. İt ürür; kervan yürür. Zorluklardan, dikenlerden ve çakal ulumalarından endişe ederek vatana hizmetten çekinmek, hakiki vatandaşlığa sığmaz. Menfaat dinamosuyla müteharrik olanlar, bunu takdir edemezler.

İstiklal Harbi ve Gizli Cihetleri
Harp Hatıralarım
Cilt: 6
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım) Dizisi


"Bende artık bir kanaat hasıl olmuştu: Gerek Cephe Kumandanı ve gerek onun Erkanıharıp Reisi beni kızdırmak, izzeti nefsimi cerihadar etmek, istifaya mecbur eylemek için elbirliğiyle başkalarını tahrik ederek bir mesele çıkarmak istiyorlar. İsmet Paşa'nın sık sık, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesinde de bir komplo kokusu var gibi... İstifa etmeyeceğim; fakat maiyetimdeki
kumandanlardan aleyhime bir tahrik yapılır ise, o zaman vaziyet buhran kesbedecektir. Allah encamını hayır eylesin..."
Bu hatıralarımla yeni yetişen nesle ibaret levhaları gösterebilmiş, eskilere de tarihin karanlık sayfalarını tenvir edebilmiş isem, hayatımın son mükafatı olacaktır."

Munky
22-07-07, 07:50
Bülent Türker ( 1926)
1926 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1945 yılında Piyade Asteğmen olarak başlayan askerlik yaşamı süresince yurt içinde ve dışında çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1971 yılında Tuğgeneral rütbesiyle Harp Okulu Öğretim Kurulu Başkanlığına atanmış, bilahare 6. Zırhlı Tugay Komutanlığı ve 26.07.1973-27.02.1974 tarihleri arasında MİT Müsteşarlığında MAH Başkanlığı ve Müsteşar Vekilliği görevlerinde bulunmuştur. Takibeden yıllarda, 19. Piyade Tümen Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı İKK Daire Başkanlığı görevlerini ifa etmiştir. 19.11.1979-07.09.1981 tarihleri arasında Korgeneral rütbesiyle MİT Müsteşarlığına getirilmiş, daha sonra 6. Kolordu Komutanlığına atanmıştır. 1983 yılında Korgeneral rütbesi ile Türk silahlı Kuvvetleri'nden emekli olmuştur.

Munky
22-07-07, 07:50
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/33.jpg
Doğan Güreş ( 1926)
GÖREV SÜRESİ:
6 Aralık 1990 - 30 Ağustos 1994

Orgeneral GÜREŞ; 1926 yılında Adana'da doğdu. 1945 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1947 yılında Nakliye (Ulaştırma) Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1949 yılında Ulaştırma Sınıf Okulu'nu bitirdi. Muhtelif karargah ve birliklerde Kısım Amirliği, Bakım Subaylığı, Takım ve Bölük Komutanlığı yaptı. 1963 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1965 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1973 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde, Atina'da görev yaptı. 1973 yılında Tuğgeneral, 1977 yılında Tümgeneral, 1981 yılında Korgeneral, 1985 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığı, SHAPE Lojistik ve Silahlanma Dairesi Başkan Yardımcılığı ve Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tugay Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile Genelkurmay Personel Başkanlığı ve 3 ncü Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Harp Akademileri Komutanlığı ve 1 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 23 Ağustos 1989 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 4 Aralık 1990 tarihinde Genelkurmay Başanlığı görevine atandı. 30 Ağustos 1994 tarihinde emekliye ayrıldı.

İngilizce bilir. Evli iki çocukludur.

GÜNDEM

Güreş, Çayan gibi konuştu
20 Aralık 2002 Milliyet

Eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, "Türkiye�yi oligarşi yönetiyor" dedi. �Oligarşi� kavramını Kızıldere�de öldürülen Çayan kullanıyordu

Eski Genelkurmay Başkanı ve DYP Kilis Milletvekili Doğan Güreş, 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde radikal sol gruplar arasında yaygın kullanılan bir ifadeyi kullanarak, "Türkiye�yi oligarşi yönetiyor" dedi.
�Oligarşi� kavramı, 1970�li yıllarda Kızıldere�de çatışmada öldürülen THKP - C lideri Mahir Çayan�ın tezlerinde geçiyordu. Kavram, çok küçük bir sermaye grubunun egemenliği olarak daha çok Latin Amerika rejimleri için kullanılıyordu.
Güreş, önceki gece Kanal D�de yayımlanan "Genç Bakış" programında yazarımız Abbas Güçlü�nün sorularını yanıtladı. "Türkiye�yi bir kere hükümetler, Meclis idare etmiyor. Oligarşi idare ediyor" diyen Güreş, "Dışarıdan sevk - i idare edenler var. Doğan Paşa acı söyler, ama dosttur, iyiyi söyler. İnşallah bundan sonra olmaz. Bir defa Türkiye�de kuvvetler ayrılığı yok" görüşünü dile getirdi. Güreş, Güçlü�nün, "Hep �Türkiye�yi askerler idare eder� derler. Siz ise askerler değil, oligarşi diyorsunuz" sözleri üzerine "Oligarşi, oligarşi" karşılığını verdi. Güçlü�nün, "Bunlar kim peki?" sorusuna da Güreş şu yanıtı verdi: "Bunlar hükümetleri devirirler. Bunlar hükümetlerin ellerindeki imkânlardan çok kolay yararlanırlar. Bunların 3 milyardan fazla dolar borçları vardır. Vermezler, ama hâlâ dışarda gezerler. Söyletmeyin beni, kapatayım bunu. Çünkü benim sözlerim biraz daha çok şey görür."

Munky
22-07-07, 07:50
Fahri Belen ( 1892)- (1975)
Yazar, Bayındırlık Bakanı, milletvekili ve korgeneraldir.1892 yılında Bolu'da doğdu.Bursa Askeri Lisesinden, 1912 yılında Harp Okulundan piyade subayı olarak mezun oldu.Kurtuluş Savaşında Doğu cephesinde 12'nci, Batı cephesinde 23'ncü Tümen Kurmay Başkanlığı, Kolordu ve Genelkurmay Harekât Şube Müdürlükleri görevlerinde bulundu.1924 yılında Harp Akademisini bitirerek kurmay oldu.1950 yılında Kolordu Komutanı ve Korgeneral iken askerlik hayatından kendi isteği ile emekliye ayrıldı.Harp Akademisinde Türk Harp Tarihi öğretmenliği, 1950-1957 yılları arasında Bolu milletvekilliği, 1950 yılı içinde 7 ay süre ile Bayındırlık Bakanlığı yaptı.1961 yılında Temsilciler Meclisine üye seçildi. Fransızca biliyordu.1975 yılında 83 yaşında iken İstanbul'da vefat etti. Mezarı Rumelihisarı'nda Kayalar mezarlığında giriş kapısının sağındadır.

ESERLERİ
Demokrasimiz Nereye Gidiyor,Tarih Işığında Devrimlerimiz, Ordu ve Politika.

Munky
22-07-07, 07:51
Hamza Gürgüç ( 1913)- (1988)
1913 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1933 yılında mezuniyetinden sonra yurt içi ve yurt dışında değişik rütbelerle çeşitli görevlerde bulunmuş, 1961 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir. Bu rütbede Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı Türk Yardımcılığı görevine atanmış 1965'de Tümgeneralliğe yükselmiş ve 15. Kolordu Komutanı olmuştur. 1966 yılında K.K.K. İdari Kurmay Yarbaşkanlığı, 1967'de Korgeneral rütbesiyle Genelkurmay CENTO Türk Askeri Temsilciliği, 1968'de Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı, 1969'da 8. Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuş, 1970'de Orgeneralliğe terfi etmiş ve Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevine atanmıştır. Daha sonra 3. Ordu Komutanı olmuş ve 1974 yılında emekliye ayrılmıştır. 25.11.1974-13.07.1978 tarihleri arasında Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevinde bulunmuş ve 1988 yılında vefat etmiştir.

Munky
22-07-07, 07:51
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/37.jpg
Hüseyin Kıvrıkoğlu ( 1934)
GÖREV SÜRESİ:
30 Ağustos 1998 -
Orgeneral Hüseyin KIVRIKOĞLU 1934 yılında Bilecik�in Bozüyük İlçesi'nde doğdu. 1955 yılında Kara Harp Okulu�ndan, 1957 yılında Topçu Okulu�ndan mezun oldu.

1965 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı çeşitli birliklerde Takım Komutanlığı ve Bölük Komutanlığı yapan Orgeneral KIVRIKOĞLU , 1967 yılında Kara Harp Akademisi�nden Kurmay Subay olarak mezun oldu. 39 ncu Tümen Topçu Batarya Komutanlığı, 9 ncu Tümen Lojistik Şube Müdürlüğü, AFSOUTH Harekat Dairesi Eğitim Şubesi Karargah Subaylığı, Genelkurmay Personel Dairesi General-Amiral Şubesi General-Amiral Kısım Amirliği, Kara Kuvvetleri Tayin Dairesi Kurmay Şube Müdürlüğü, Kara Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı görevlerini yürütmüştür.

1980 yılında Tuğgeneralliğe terfi etti. Bu rütbe ile SHAPE Harekat Merkezi Amirliği, 3 ncü Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı, 11 nci Piyade Tugay Komutanlığı görevlerinde bulundu ve 1984 yılında Tümgeneralliğe terfi etti. Bu rütbe ile NATO LSE Kurmay Başkanlığı, 9 ncu Piyade Tümen Komutanlığı görevlerini yürütü, 1988 yılında Korgeneralliğe terfi etti. Bu rütbe ile Genelkurmay Personel Başkanlığı, 5 nci Kolordu Komutanlığı, M.S.B. Müsteşarlığı görevlerinde bulunduktan sonra 1993 yılında Orgeneralliğe terfi etti. Bu rütbe ile NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 1 nci Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 30 Ağustos 1998 tarihinden geçerli olarak Genelkurmay Başkanlığı�na atandı.

Bayan Olcay KIVRIKOĞLU ile evli olan Orgeneral Hüseyin KIVRIKOĞLU'nun 1 çocuğu vardır.

İngilizce bilmektedir.

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Komutandan son görev
Bülent ERGÜN
Milliyet 6 Mayıs 2001

Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun amcası; Tümgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun babası emekli Tuğgeneral Mustafa Kıvrıkoğlu toprağa verildi.Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun amcası; 3. Mekanize Tümen Komutanı Tümgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun babası emekli Tuğgeneral Mustafa Kıvrıkoğlu, 86 yaşında, solunum yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi. 17 Ağustos depremi sonrasında, bölgede yaptığı çalışmalarla halkın sevgisini kazanan Tümgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, babasının tabutunu omuzunda taşıdı.

Mustafa Kıvrıkoğlu için ilk önce askeri tören düzenlendi. Törenin ardından da, Selimiye Camii'nde cenaze namazı kılındı. Törene, Mustafa Kıvrıkoğlu'nun eşi Özcan Kıvrıkoğlu, yeğeni ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, oğlu 3. Mekanize Tümen Komutanı Tümgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, gelini Hale Kıvrıkoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi Özkök, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ergin Celasin, 1.Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Timur, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Nahit Şenoğul, İstanbul Valisi Erol Çakır, eski kuvvet komutanlarından Muhittin Fisunoğlu katıldı.

TAZİYELERİ KABUL ETTİ
17 Ağustos Depremi sırasında, 8. Piyade Tugay Komutanı olan ve deprem bölgesinde yaptığı çalışmalarla halkın sevgisini kazanan Tümgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, cenaze törenine katılanların taziyelerini cami girişinde kabul etti. Kıvrıkoğlu'nun cenazesi daha sonra askeri bando eşliğinde top arabasına konularak Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

KOMUTANLAR AİLESİ
Geniş bir camia olan TSK'da zaman zaman aynı anda kardeşler ve birinci derece akrabalar görev yapabiliyor. Üç paşanın çıktığı Kıvrıkoğlu ailesinde kuzenlerin önemli görevler üstlenmesi gibi, 1990'lı yıllarda Emekli oramiral Vural Bayazıt Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nı, kardeşi orgeneral Doğan Bayazıt da MGK Genel Sekreterliğini yürütmüştü.

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Casa'ya Devam

PAKİSTAN TÜRKİYE'DEN 6 CASA UÇAĞI İSTİYOR
Haberturk.com 27.05.2001

Son dört ayda üçünü kaybettiğimiz uçaklara talip var. Pakistan Ordusu yetkilileri "Havacılıkta bu tür kazalar olur" dedi Türkiye, dört ayda üçünü kaybettiği, ancak Ankara�daki Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TAI) tesislerinde üretimini sürdürdüğü CASA nakliye uçaklarında dışsatım bağlantısı yapıyor. Türkiye�nin, Pakistan Ordusu�na 6 adet CASA CN - 235 tipi uçak satma yönünde girişimde bulunduğu öğrenildi. Görüşmeleri doğrulayan Pakistan kaynakları, Türkiye�de peşpeşe gerçekleşen uçak kazalarının "CASA�lara olan ilgilerini azaltmadığını" belirttiler. Pakistan�a CASA satışı konusu 1990�lı yılların ortalarından itibaren gündemde olmasına karşın, somut sonucu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu�nun devlet başkanı gibi ağırlandığı İslamabad ziyareti getirdi. Mart ayı sonunda Pakistan�a resmi ziyarette bulunan Orgeneral Kıvrıkoğlu ve bu ülkede "başyönetici" sıfatını alan General Pervez Müşerref, yaptıkları görüşmede yakın ilişkilerin savunma alanında işbirliğine dönüştürülmesi kararı aldılar. Temaslar sırasında Pakistan�ın ihtiyacı olan CASA uçaklarının Türkiye tarafından, TSK�nın ihtiyacı olan "cluster bombalarının" da Pakistan tarafından temin edilmesi görüşü benimsendi. Yine de Türkiye Gezi sırasında alınan karar doğrultusunda Pakistan Hava Kuvvetleri�nden bir heyet iki hafta önce Ankara�ya gelerek, TAI ile görüşmeler yaptı. Heyetin Pakistan�a dönmesinden bir hafta sonra önce Malatya, ardından da Ankara�da iki CN - 235 tipi uçak düştü. İki kazada kazada 3�ü İspanyol 38 kişi yaşamını yitirdi. Kazalardan sonra Milliyet�e son durumu değerlendiren Pakistan kaynakları, şunları söylediler: "Havacılıkta bu tür kazalar olur. CASA uçakları 20�nin üzerinde ülkede nakliye uçağı olarak kullanılıyor. Biz de bu amaçla alacağız. Kazalar, Türkiye�ye ilgimizi azaltmadı. Başka teklifler de olmasına rağmen, Türkiye�den temin konusuna öncelik veriyoruz. Bir - iki hafta gibi kısa bir süre içinde kararımızı açıklayacağız."

Munky
22-07-07, 07:51
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/38.jpg
İsmail Hakkı Karadayı ( 1932)
GÖREV SÜRESİ:
30 Ağustos 1994 - 30 Ağustos 1998

Orgeneral İsmail H. KARADAYI; 1932 yılında Çankırı'da doğdu. 1951 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1953 yılında Uçaksavar Okulu'ndan mezun oldu. Çeşitli Topçu Birliklerinde görev yaptıktan sonra 1963 yılında Kara Harp Akademisi'ni, 1967 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi'ni, 1975 yılında Milli Güvenlik Akademisi'ni bitirdi. Kurmay subay olarak değişik komutanlıklarda Şube Müdürlüğü, Kara Harp Okulu'nda öğretmenlik, Orta Doğu Ülkelerinde Askeri Ataşelik, Alay Komutanlığı ve Genelkurmay Hareket Başkanlığı Plan Prensipler Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu ve 1977 yılında Tuğgeneralliğe terfi etti. Bu rütbede sırasıyla Kara Kuvvetleri Tayin Dairesi Başkanlığı ve Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı görevlerini yaptı ve 1981 yılında Tümgeneral oldu. Tümgeneral olarak Kıbrıs'ta iki yıl Tümen Komutanlığı yaptı ve bilahare Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı'na atandı. 1985 yılında Korgeneral oldu ve bu rütbede iki yıl Kolordu Komutanı olarak görev yaptı. 1989 yılına kadar Korgeneral olarak iki yıl, 30 Ağustos 1989 yılında terfiini müteakip, Orgeneral olarak da 1 Ocak 1991 tarihine kadar Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevini yürüten Orgeneral İsmail H.KARADAYI, bu tarihte 1 nci Ordu Komutanlığı'na tayin oldu. Orgeneral İsmail H.KARADAYI 30 Ağustos 1993 tarihinden itibaren 1 yıl süreyle Kara Kuvvetleri Komutanlığı yaptı.

30 Ağustos 1994 tarihinden geçerli olmak üzere Genelkurmay Başkanlığı görevine atanan Orgeneral İsmail H.KARADAYI evli ve iki çocuk babası olup Fransızca bilmektedir.

Orgeneral İsmail H.KARADAYI, TSK Üstün Hizmet ve TSK Altın Şeref Madalyaları ile Güney Kore TONG IL JANG, Pakistan Nişan-ı İmtiyaz, ABD LEGION OF MERIT ve Ürdün 1 nci derecede istihkak nişanı ve Fransız Liyakat Nişanı COMMANDEUR DANS L'ORDRE DE LA LEGION D'HONNEUR madalyalarına sahiptir.

Orgeneral İsmail H.KARADAYI'ya ayrıca, muhtelif tarihlerde; Uluslar arası Melvin Jones Dostluk Ödülü, Uluslararası Paul Harrıs Madalyası ve İlter Erkan Dostluk ve Barış Ödülü ile Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği tarafından Dr.Sadık AHMET Dostluk ve Barış Ödülü Tevcih edilmiştir.

Munky
22-07-07, 07:52
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/44.jpg
Kazım Orbay ( 1887)- (03.06.1964)
GÖREV SÜRESİ:
12 Ocak 1944 - 30 Temmuz 1946

Orgeneral Mehmet Kazım ORBAY; 1887 yılında İzmir'de doğdu. 1904 yılında Topçu Teğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdikten sonra, aynı yıl girdiği Harp Akademisi'ni 1907 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1922 yılına kadar çeşitli birlik ve karargah görevlerinde bulundu. 1922 yılında Tümgeneral (Mirliva), 1926 yılında Korgeneral ve 1935 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tümgeneral rütbesi ile 3 ncü Kafkas Tümeni Komutanlığı ve Genelkurmay II nci Başkanlığı, Korgeneral Rütbesi ile aynı göreve devam ederek bilahare Afganistan Askeri Heyet Reisliği ve 4 ncü Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. 30 Temmuz 1930 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı'na, 24 Ağustos 1935 tarihinde, 3 ncü Ordu Müfettişliğine atandı. Daha sonra Orgeneral rütbesi ile Yüksek Askeri Şura Üyeliği ve Genelkurmay II nci Başkanlığı görevlerinde bulundu. 12 Ocak 1944 tarihinden 23 Temmuz 1946 tarihine kadar Genelkurmay Başkanlığı yaptı. Bilahare atandığı Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevinden, 6 Temmuz 1950 tarihinde emekli oldu.

Fransızca, Almanca, İtalyanca bilir. Evli bir çocukludur.

Harekat Ordusu ile Harekat'a, Karadağ Hudut Olaylarına Balkan, 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları ile Dersim Harekatı'na katıldı.

3 Haziran 1964 tarihinde vefat etti. Ankara'da Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:52
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1463.jpg
Muhsin Batur
12 Mart 1971'in muhtıracı generallerinden Muhsin Batur, 12 Eylül 1980 öncesinde CHP�den milletvekili olup, Cumhurbaşkanlığına aday oldu, seçilemedi. Şair ve denemeci Enis Batur, Muhsin Batur'un oğlu, Cahit Batur kardeşidir.

Munky
22-07-07, 07:52
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/48.jpg
Necip Torumtay ( 1926)
24 Temmuz 1987 - 3 Eylül 1990

Orgeneral TORUMTAY; 1926 yılında Trabzon'nun Vakfıkebir İlçesi'nde doğdu. 1944 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1946 yılında Topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. Muhtelif Topçu Birliklerinde Takım Komutanlığı ve Topçu Okulu'nda öğretmenlik yaptı. 1954 yılında Harp Akademisi'ni bitirerek Kurmay oldu. 1970 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde, Tokyo Kara Ataşe Muavinliği ve TMR Kara Plan Subaylığı görevlerinde bulundu. 1970 yılında Tuğgeneral, 1974 yılında Tümgeneral, 1978 yılında Korgeneral ve 1982 yılında Orgenralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 1 nci Zırhlı Tümen Komutan Yardımcılığı, 2 nci Zırhlı Tugay Komutanlığı ve SHAPE Harekat Plan Daire Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Genelkumay Plan Harekat Daire Başkanlığı ve 4 ncü Piyade Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesinde Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Harekat Başkanlığı ve Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Devlet Başkanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi Genelsekreter Yardımcılığı, Cumhurbaşkanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi Genelsekreter Yardımcılığı ve Genelsekreterliği, Genelkurmay II nci Başkanlığı ve 1 nci Ordu Komutanlığı yaptı.

2 Temmuz 1987 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 24 Temmuz 1987 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atandı. 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile Genelkurmay Başkanlığı görevinden emekliye ayrıldı.

İngilizce bilir. Evli ve iki çocukludur.

Munky
22-07-07, 07:52
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/51.jpg
Ragıp Gümüşpala ( 1897)- (05.06.1964)
GÖREV SÜRESİ:
3 Haziran 1960 - 4 Ağustos 1960

Orgeneral GÜMÜŞPALA; 1897 yılında Edirne'de doğdu. Öğrenci iken Talimgaha çıktı. 1917 yılında Asteğmenliğe yükseldi. 63 ncü Alay 12 nci Bölük Komutan Vekili iken, 2 Ekim 1918 tarihinde esir düştü. 6 Ekim 1920 tarihine kadar esarette kaldı. Esaret dönüşü İstanbul'dan Ankara'ya geçerek 13 Aralık 1920 tarihinde Milli Ordu'ya katıldı. Takım ve Bölük Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 1931 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1934 yılında bitirerek Kurmay oldu. Çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptıktan sonra 1948 yılında Tuğgeneral, 1951 yılında Tümgeneral, 1955 yılında Korgeneral ve 1959 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 65 nci Tümen Piyade Tugay Komutanlığı, Motorlu Birlikler Okul Komutanlığı, 9 ncu Tümen Komutan Yardımcılığı ve 3 ncü Ordu Kurmay Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 65 nci Tümen Komutanlığı ve 2 nci Kolordu Komutan Vekilliği, Korgeneral rütbesi ile 7 nci Kolordu Komutanlığı ve 3 ncü Ordu Komutan Vekilliği görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 3 ncü Ordu Komutanı iken, 6 Haziran 1960 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'na atandı. 2 Ağustos 1960 tarihinde bu görevde iken emekli oldu.

Fransızca bilir. Evli altı çocukludur.

1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'yla Şeyh Sait Harekatı'na katıldı.

5 Haziran 1964 tarihinde vefat etti. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Munky
22-07-07, 07:53
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/52.jpg
Salih Omurtak ( 1889)- (23.06.1954)
GÖREV SÜRESİ:
1 Ağustos 1946 - 8 Haziran 1949

Orgeneral OMURTAK; 1889 yılında Selanik'te doğdu. 1907 yılında Harp Okulu'nu Teğmen rütbesi ile bitirdi. Aynı yıl girdiği Harp Akademisi'ni 1910 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1920 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 22 Ocak 1920 'de görevle geldiği Ankara'da kalarak Milli Ordu'ya iltihak etti. 1926 yılına kadar çeşitli birliklerde komutanlık yaptı. 1926 yılında Tümgeneral (Mirliva), 1930 yılında Korgeneral ve 1940 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tümgeneral rütbesi ile 8 nci Kolordu Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile 9 ncu ve 3 ncü Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Yüksek Askeri Şura Üyeliği, Genelkurmay II nci Başkanlığı ve 1 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 29 Temmuz 1946 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atanarak 8 Haziran 1949 tarihine kadar Genelkurmay Başkanlığı yaptı. Rahatsızlığı nedeniyle 1 Ocak 1950 tarihine kadar sıhhi sebepten izinli bulundu . Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevinde ikeni, 6 Temmuz 1950 tarihinde isteği ile emekli oldu.

Fransızca, Almanca bilir.

23 Haziran1954 tarihinde vefat etti. Ankara'da Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi.