PDA

View Full Version : Biyografiler



Sayfalar : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 [12] 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24

Hairdesigner
31-03-08, 13:10
Necmettin Çeçen </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

New York’ta yaşayan Dünyaca Ünlü Heykeltıraş Üstadımız

Dünyanın dört bucağında başarılı Türkmenlerimizi ararken sn. Necmettin Çeçen üstadımızı Amerikanın New York şehrinde olduğunu öğrendik, orada ün salmış olan hocamız saddam zamanından beri Amerika da Heykeltıraş sanatını başarıyla sürdürmüş ve hâlâda sürdürmektedir.

Necmettin Çeçen 1970 yılında Bağdat Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisinden yüksek lisansa sahip olmuş, 1984’te Praat enstitünden Güzel Sanatlar bölümünden Mastar derecesine nail olmuştur.
Sn. Çeçen Güzel Sanatlar Stüdyosu heykel Merkezini New York’ta kurmuş, bu stüdyo yıl boyunca yetişkinler için bir atölye ve bronz dökümhanesi olarak kullanılmaktadır, ayrıca kendisi Hudson Valley Heykelcilik Cemiyetinin kurucu üyelerinden biridir, eserleri ise New York, Hudsun Valley ve Batısında vilayetlerinde sergilemektedir.

Sn. Çeçenin 1980 yılları başından buyana remzi heykelleri tam doğal stilden geliştirilmiş ve izlenimsel tecrit haline gelmiştir, çalışmalarının ilgi alanı anatomik modeller veya kahraman şemaları değildir, vücudun veya giyimin güzelliğini gösterenden daha fazla vücudun gölgesi, insan ruhu ve ruhunun güzelliğini çalışmalarının odak noktası olmuştur.

Eserlerinin çoğu günlük hayat mücadelesini ifade etmektedir, figürler hırsı, barış ve temenni arzusunu göstermektedir, figürleri hayata yüzden bakan sıradan insanlardır, o insanları doku ve pürüzlü modellere çevirip seyredenlere savunmasız insan ruhunu göstermektedir. Kendisinin arzusu gizli olan insan ruhunu açığa çıkarmaktır, tüm figürleri hayata şunu ifade etmektedir “bundan sonar ne olacak?” bu figürler dünyaya temenniyle katılmaktadırlar, zorlanıyorlar ama hayati seviyor ve yaşamayı çok istiyorlar.

1980li yıllarda günlük hayat mücadelesi veren Irak halkının yaşamını temsil eden heykeli yapan sn. Çeçen şöyle ifade ediyor : Irak halkın çoğu rejim tarafından zulme uğruyordu, özellikle azınlık etnikler, tıpkı benim gibiler, onlar ayrımcılığın adaletsizliğinden küçük düşen ve korku dolu günler yaşayan insanlardır, bu adaletsizliğe karşı mücadele vermek dünya insanının ortak bir misyonu olmuş ve 21. yüzyılda yaşamın bir parçası olmuştur. Şiddettin başlangıcından, Babalar, Analar ve Evlatlar yıkıldılar özellikle çok sevdikleri birisini kayıp edenler derin yara aldılar, benimde ailem diğer Iraklı aileler gibi 34 yılını hüzün içinde zalim bir diktatörün hükmü altında yaşamlarını sürdürdüler, bu 34 yıl binlerce korku dolu amansız gecelere dönüşmüştür. Bir çok insan, Irak’ın geçmişini ve Mezopotamya’nın yeri olduğunu unutmaktadır, bu ülke dünyaya 1001 gece Masallarını veren ve efsanevi asmalı cennetler mekanı olduğu, ve bir çok peygamberlerin geçtiği ülkedir, ayrıca İbrahim a.s. anavatanıdır. Irak medeniyetin kaynağı ve ilk yazı yazılan yerdir, tekerleğin icat edildiği ve insanın ilk yazdığı kanun yeridir, orada tufanın ilk masalı söylenmiştir. Irak halkı hakkıyla tarihiyle gurur duyar, bu gurur insanların ülkesinin yaratıcılık simgesi yerini zulüm ve acı almış hayatları bir trajediye dönmüştür.

Bu günlerde sn. Çeçen doğum yeri Kerkük’ü bir ay boyunca ziyaret etmiş, dönüşünde resimler yapmaya başlarken hep aile ve arkadaşlarıyla konuştuklarını hatırlamış, Irak’ın bir çok şehrini gezerken kötülük ve insan acısını iyice anlamıştır, esimler insanların zulüm ve hüsrana uğradıklarını göstermekte olduğunu fakirlikse sıkıntılarını simgelediğini söylüyor.

Sn. Çeçenin en son eserleri 90 çamur 4 -12 inç büyüklüğünde heykellerdir, 58i aile ve akrabalarını, 24ise arkadaşlarını yapmıştır, akrabalarının çoğunluğu kadın heykellerinden ibarettir. Bu küçük heykeller Irak’ta olan geleneksel elbiseleri sergilemektedir, ailesinin iç güzelliği ve sevda dolu yaşamlarını anmaktadır.

Sn. Çeçenin yeni sergisinde, eserleri Irak insanının istikbal ve hayallerini yansıtmaktadır, Anneler, Babalar ve Çocuklarında tıpkı diğerleri gibi hayallari bulunmaktadır. Son pastel ile yapılmış resmide renkli baş örtüsü dalgalanmaktadır, buda serbestlik hayalinin simgesi anlamına gelmektedir.

M.Samad
Biz Türkmeniz Grubu
Danimarka

Hairdesigner
31-03-08, 13:11
Nefi Demirci ( 1934) </B>
Nefi Demirci
/dr./ Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Başkanı/
Kerkük'lülerin önemli isimlerinden biri. Halen Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Başkanı olan Dr. Demirci 1934'te Kerkük'ün Musalla semtinde dünyaya geldi. Dedesi Hıdır Lütfi bir Osmanlı subayı. İstiklal Harbi'nde de yaralanan Hıdır Lütfi, Mevlana'nın so-yundan, 1045'de Konya'dan Kerkük'e gelen Şeyh Kemal'in ailesinden geliyor. Şair Hıdır Lütfi, Türkiye'de subay olan oğluna yazdığı bir mektup nedeniyle, 1938'de "gizli teşkilat kurmak" ve "Turancılık" suçla-masıyla hapsediliyor. Önce idam cezasına mahkum ediliyor, sonra müebbet hapse çevriliyor, 4 yıl yattıktan sonra serbest bırakılıyor. Arap Milliyetçiliği teme-linde yarı sosyalist ve totaliter bir ideoloji içeren Baas Partisi, Kerkük'lü aydınları 'Turancılık' ve 'Türkiyecilik' ile yaftalamış hep. İlk, orta ve lise eğitimini Kerkük'te tamamlayan Nefi Demirci, 1953'de İstanbula gelerek Tıp okudu. Bir süre Kerkük'te çalıştıktan sonra 1967'de Türkiye'ye yerleşti. 1996'ya kadar İstanbul Araştırma ve Eğitim Hastanesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Dr. Demirci 1967-2003 yılları arasında zorunlu bir sürgünlük yaşamış. Baas rejimi Dr. Demirci'nin Kerkük'e girmesini yasaklamış. Amcasının oğlu Dr. Rıza Demirci de, Necdet Kocak, Adil Şerif, Abdul-lah Abdurrahman ile birlikte 1980'de Saddam rejimi tarafından katledilmiş. Kerkük'te Baas rejiminin zulmünü anlatan Dr. Nefi Demirci, "Amca oğlum Rıza Demirci, 1980'de Saddam'ın gizli polisi tarafından gözaltına alındı. Orman Bakanlığı'nda müsteşardı, Orman Fakültesi'nde de hocaydı. Cesedine bile ulaşa-madık. Ailemiz darmadağın edildi. Ailece çok baskılar yaşadık, acı günler gördük" diyor.

Hairdesigner
31-03-08, 13:11
Nejdet Koçak ( 07.04.1939)- (16.01.1980) </B>
7-Nisan-1939 tarihinde Kerkük’te doğmuştur. Babası Nurettin Ali Tevfik’tir. N. Ali Tevfik, bir Türkmen öğretmeniydi. Nejdet, ilk, orta ve lise tahsilini Kerkük’te tamamladı. 1958 yılında Türkiye’ye gelerek Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bölümüne girdi. 1962 yılında bu fakülteden yüksek ziraat mühendisi olarak mezun olmuştur. Kerkük’e dönmüş ve 1962-64 yılları arasında Tarım Bakanlığı’na bağlı Zirai Donatım Müdürlüğü’nde çalışmıştır. 1964 yılında Türkiye’ye tekrar gelmiştir ve 1966 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde Master öğrenimini tamamlamıştır.1969 yılında da aynı üniversitede doktorasını tamamlamıştır. Daha sonra Irak’a dönerek 1970 tarihinden itibaren Bağdat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak göreve başlamıştır. 1976 yılında Doçent olmuştur. Daha sonra da profesörlük tezini takdim etmiştir.

22.03.1979 tarihinde kendisine Türkçülük suçu isnat edilerek tutuklanmış ve 16 Ocak 1980 tarihinde Bağdat’ta Saddam rejimi tarafından idam edilerek şehit olmuştur.

Nejdet Koçak, milli dava uğruna daha orta okul ve lise dönemlerinde çalışmıştır. Nitekim, 1959 yıllında Kerkük Katliamı’nda şehit edilen Türkmen lideri Ata Hayrullah’ın gizli olarak kurduğu gençlik teşkilatında çalışmış ve başkanlık yapmıştır.

Nejdet Koçak tam manasıyla bir lider ve dava adamıydı. İnsani değerlerin en üst kademesine ulaşan, milletine ve dinine sımsıkı bağlı olan bir insandı. Hayatını Irak Türkleri’nin milli kimliklerinin korunması ve Irak Türklerinin meşru siyasi, kültürel haklarının elde edilmesi uğruna hiç çekinmeden harcadı. İleri sürdüğü fikirleri bizzat yaşayan ve yaşamında uygulayan gerçek bir fikir adamıydı.
Doç. Dr. Ekrem Pamukçu’nun yıllar önce hazırlayıp o zamanki Kerkük Dergisinde yayınladığı “Irak Türklerinin Büyük Şehidi Nejdet Koçak” adlı yazısında şöyle diyordu;
Değerli eşleri Ayten Koçak hanımefendinin belirttikleri gibi, Saddam’ın adamları 15 Ocak 1980 tarihinde gece geç vakit eve geliyorlar. Yarın gelip eşleri Nejdet Koçak’ı hapishanede görebileceklerini haber veriyorlar. Ertesi gün hapishanenin bulunduğu “Ebu Greb”denilen Bağdat yakınlarındaki hapishaneye gidiliyor. İçeri girdiklerinde, bir insanın çok zor sığabileceği yan yana üç demir hücre içerisinde Nejdet Koçak, Albay Abdullah Abdurrahman ve Adil Şerif’in kendilerine aylardır uygulanan insanlık dışı işkence sonucu son derece bitkin ve yorgun oldukları görülüyor. Albay Abdullah Abdurrahman şeker hastasıydı, ilaçları verilmediği için gözlerini kaybetmiş acılar içinde kıvranıyordu. Her üçünün de vücutları yara bere içindeydi.
Bir kaç saat sonra asılacak olan Nejdet Koçak ailesine ve kendisini son saatlerinde onu yalnız bırakmayan kalabalık dava arkadaşlarına hitaben şöyle diyordu;
“Arkadaşlar, ağaç budandıkça yeşerir. Sizden ricam davayı bırakmayın ve sürdürmeye devam edin. Ben şu anda her zamankinden daha huzurluyum. Allah’ımın huzuruna gönül rahatlığıyla çıkıyorum. Bayrağı size teslim ediyorum. Bu bayrağı şerefle taşıyacağınızdan eminim. Doğruluktan ve Allah’ın yolunda asla şaşmayın. Allah’a emanet olunuz.”
16 Ocak 1980'de bu son derece kısa konuşmasından bir kaç saat sonra diğer dava arkadaşlarıyla birlikte idam edilerek şehit edilmiştir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:11
Nesrin Erbilli ( 1934) </B>
Irak Türklerinin yetiştirdiği kadın şairlerimizden biri olan Nesrin Ata Erbil 1934 yılında Erbil şehrinde doğdu. Bugün Irak Türklerinin önemli kadın şairlerinden olan Nesrin hanım, nezih bir ailenin çocuğu olarak, ilim ve irfan ile dolu ve bin yıldan fazla Türkmen diyarı olan bu şehirde dünyaya gözünü açar. Daha ilkokuldayken yakalandığı bir hastalık nedeniyle çok sevdiği okulunu terk etmek zorunda kalır. Yinede bu acı durum onun ileride büyük bir şair olmasına engel teşkil etmez, çünkü Nesrin’in babası Ata Reşit bey ve ağabeyleri, zamanın tanınmış edip ve şairlerindendi.

Babasının binlerce kitap ve dergilerden meydana gelen büyük bir kütüphaneye sahip olmasından dolayı değişik dillerde her türlü ilmi, edebi ve de sanat ile ilgili kitap bulmak şairimiz için çok kolaydı. Çocuk Nesrin daha buluğ çağına varmadan, yaşadığı ortamdan da etkilenerek kitaplarla haşir neşir olmuş, büyüdükçe merakı artmış yaşına göre öğrenme ve araştırma yeteneğini azami dereceye ulaştırmıştır.

İlk olarak babasının da yardımıyla ana dili olan Türkçe okuyup yazmaya başlar, ondan sonra Arapça eğitimi alır bu kadarı da yetmez kütüphanelerinde bulunun İngilizce kitapçıkları sözlük aracılığıyla çevirip içeriğini öğrenmeye çalışır, sözcüklerin telaffuzunu da yabancı radyolarda yayınlan İngilizce dil derslerini takip ederek öğrenir. Bununla da yetinmez, Bağdat’a gider İngiliz Kültür Merkezinde İngilizce kurslarına başlar ve iyi dereceyle belge (sertifika) alarak buradan mezun olur.

Küçük yaştan beri serbest şiire ve resme merakı olan şairimiz önceleri babasının düzeltmeleriyle kısa şiirler yazar, bu arada Yahya Kemal Beyatlı, Cahit Sıtkı Tarancı ve Orhan Veli’nin şiirlerini incelemeye başlar. Başlangıçta bu şairlerden etkilense de, kendi üslubunu ve saf şiir anlayışını yakalar. Usta bir şair olarak Irak Türkleri’nin şairleri arasında en önde yerini alır.

İngiliz dilini unutmamak için yabancı radyolardan müzik ve sohbetleri kaçırmayan şair 1956 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan (Musik City) adındaki kuruluşun uluslar arası bir şiir yarışması düzenlediğini duyar duymaz heyecanlanır, ilham perileri bu sefer İngilizce olarak şairin kulaklarına bir şeyler fısıldar, her zaman yanında kalem bulunduran şairimiz bunu ihmal etmez. İlham perisinden duyduklarını not eder ve nihayet ortaya “her şey sevgi için ”(All For Love) başlıklı güzel mi güzel bir şiir çıkar ve ailesinin desteğiyle yarışmaya gönderir.

Beklenmeyen haber nihayet kapısını çalar, şairimiz birincilik ödülü olan 10 bin Amerikan dolarını “üç bin Irak Dinarı” kazanır. California ‘daki “Nordic” adlı büyük bir plak şirketi söz konusu şiiri bestelemek ve de telif hakkını ödemek için şairimizin kapısı çalar.
Bu olumlu sonuç şair Nesrin Erbil’e büyük güven vererek İngilizce çalışmalarını iyi yönde etkiler ve şairimiz İngilizce şiir yazmaya devam eder, sonuç olarak, İngilizce yazmış olduğu “Yalnız” ile “Bana Geri Dön” ( “Lonly ”, “Come Back To Me”) bu iki şiiri bestelenmek üzere aynı plak şirketi tarafından satın alınır.

İngilizce’den sonra Almanca dilini de öğrenen Nesrin Erbil’in 1968 yılında Deniz Rüyası adlı eseri Ankara da yayınlanır. 1991 yılında yine Ankara da “ Irak Türkleri şairlerinden Nesrin Erbil” (hayatı ,Kişiliği, Şairliği ve Şiirleri ) kitabı Doç. Dr. Ekrem PAMUKÇU tarafından hazırlanır .

Nesrin hanım şiirlerinin çoğunu Bağdat menşeli Kardaşlık dergisinde yayınlatırdı. 1969 yılında annesin vefatı şairimizi çok üzer, bir süre daha şiir yazmaya devam eder, ama 1980 den sonra, şiir ve edebiyat dünyasından uzaklaşarak eşi ve oğlu ile Bağdat’a yerleşir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:12
Nevzat Timur </B>
Nevzat Timur
Türkmeneli Partisi Genel Başkanı Riyad Sarıkahya’nın da Kuzey Irak bölgesine girmesi dolaylı bir şekilde Kürt grupları tarafından yasaklanmıştır. Dolayısıyla Irak savaşı sonrasına kadar Sarıkahya’nın yerine, Parti başkanlığını önce Seyyah Küreci, daha sonra da Nev-zat Timur yürütmüştür.

Hairdesigner
31-03-08, 13:12
http://www.biyografi.net/images/kisi/254.jpg
Nihal Atsız ( 1905)- (11.12.1975) </B>
Hüseyin Nihal Atsız 1905 yılında İstanbul'da doğdu.Yüksek Öğretmen Dkulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1930).Edebiyat öğretmenliği ve kütüphanecilik yaptı. Türk milliyetçiliğine gönül verdi, Atsız Mecmua, Orkun ve Ötüken dergilerini yayınladı. Şiirleri, romanları, araştırmaları ve Osmanlı Türçesinden sadeleştirmeleri yayınlanmıştır.11 Aralık 1975 tarihinde vefat etti, kabri Karacaahmet Mezarlığındadır.Nihal Atsız, yazar Necdet Sançar'ın da ağabeyi, Yağmur ve Buğra Atsız'ın babasıdır.

ESERLERİ (bazı):Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor, Deli Kurt, Ruh Adam(roman),Yolların Sonu (şiir), Edirneli Nazmi, Türk Tarihi Üzerine Toplamalar, Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ülküsü,Osmanlı Tarihine Ait Takvimler, Türk Tarihinde Meseleler, Kemalpaşaoğlu, Birgili Mehmet Efendi, Ebussud ve Ali bibliyografyaları.

Atsız'ın eserleri İrfan Yayınları tarafından yayınlanmaktadır.
İrfan Yayınları 0212 5183866

HAKKINDA YAZILANLAR
1.Atsız Armağan'ı, Ötüken Y., İstanbul 1976
2.Nihal Atsız, Sakin Öner, Toker Y., İstanbul 1977

x
Nihal Atsız'dan Kalan
Yağmur Atsız
Radikal 14 Aralık 2006

11 Aralık, Atsız'ın 31. Ölüm Yıldönümü. Pazartesi günü, her yıl olduğu gibi, yine ona dâir yazılar yayımlanıp, anma törenleri düzenlendi. Onun ne kadar eşsiz bir insan olduğu anlatıldı. Tıpkı on yıllardır olduğu gibi... Ancak, yine on yıllardır olduğu gibi, bütün bu yazılar, şiirler, övgüler ve kutsamalar muhtemelen bu sefer de yoğun bir duygusallık ve şark-kârî bir hamâset edebiyâtı sınırlarını pek aşmadı, aşamaz. Oysa gönül isterdi ki bu doksandokuzluk tesbih misâli 30 yıldır tekrârından özellikle genç nesillere usanç gelen, fakat 'Aman cehâletimiz meydana cıkmasın!' endîşesiyle kimsenin açıkça söylemeye cesâret edemediği 'Atsız çok büyük Adamdı, çook, çokkk!' âyinleri tedrîcen yerlerini 'Peki, ama neden?' suâline bırakmış olsun. Yâni meselâ yine o belirli kesimlerin göklere çıkarmakdan yorulmadığı, lâkin tamâmına yakın bölümünün zahmet edip de iki satırını okumadığı Peyâmi Sefâ'nın ifâdesiyle 'şiir devrinden şuur devrine' nihâyet geçmiş bulunalım. En yakınlarından biri sıfatıyla şunu iddia edebilirim ki bugün Türkiye'de adı en fazla bilinip de kim olduğu en az bilinen şahısların bir listesi çıkarılsa Atsız bu listenin bir ihtimâl başında yer alır. Bilenlerin kısm-ı âzamı da aşağı yukarı sâdece 'Bozkurtların Ölümü' adlı romanını bilir. Toplam dört romanı vardır, 'Öbürlerini say!' deseniz onu dahî beceren az bulunur.
Garibdir ki Atsız hakkındaki en dişe dokunur incelemeler onun hayranları tarafından değil politik yelpâzenin sol kanadında duran araştırmacı ve bilim adamlarınca kaleme alınmışdır. Meselâ "Toplum ve Bilim" Dergisi'nde Cenk Saraçoğlu'nun uzun incelemesi gibi. Yâhut İletişim Yayınları 'Modern Türkiye'de Siyâsî Düşünce' dev dizisinin 4. Cildi "Milliyetçilik"deki gibi... Bunun bildiğim yegâne istisnâsı, kanaatimce yaşayan olumlu mânâdaki en büyük Türk Milliyetçisi olan Târihçi Ağabeyim Yılmaz Öztuna'dır. Zâten aralarındaki büyük yaş farkına rağmen Rahmetli Prof. Muharrem Ergin'le berâber Atsız'ın en yakın iki arkadaşı ve sırdaşıydılar.

Atsız neden önemli?

Benim bunca yıl sonra ansızın Atsız'ı tematize etmem bir heves sonucu değil. Hidâyete filan da ermiş değilim. Ne var ki zarûret görüyorum. Türkiye son zamanlarda gitgide kabarma ve azma istîdâdı gösteren haşîn, mütecâviz ve dış dünyâyla en câhilâne tarzda kanlı-bıçaklı bir milliyetçi ve (artık ne demekse!!!) 'ulusalcı' dalganın etki alanı içine girme tehlikesine mâruz. Sâdece dış dünyâ bakımından değil ülke içinde de mecâzî bağlamda bir boğazlaşma ortamı doğuyor. Bu arada Atsız da her eline geçirenin kötüye kullandığı bir tür "çok amaçlı silah"a dönüştürülüyor. 'Kafatasçılık' iddiası bu sû-i istîmâlin en bâriz örneklerinden biridir. Bakınız ölümünden on ay önce, 1970 Şubatı'nda yayınlanmış olan 'Türkçülük ve Siyâset' başlıklı yazısında ne diyor: "Kafatasçılığın ise Türkçülükle uzak yakın hiçbir ilgisi ve ilişiği yoktur."

Atsız'ın 'ırkçılık' anlayışı da Hitler Irkçılığı ile mukayese edilemez. Irkçılığın her türlüsüne karşı hayâtı boyunca var gücüyle mücâdele etmiş bir insan olarak bu farkı belirtmeyi de bir entelektüel hakkâniyet gereği telakkıy ederim. Yine aynı yazıdan: "Türkler ise, Türk soyundan gelmişler kadar Türkleşip kendini o soya bağlayan ve beyninde hiçbir yabancı ırk düşüncesi bulunmayan fertlerin topluluğudur."

Yukarıda sözünü etdiğim 'Milliyetçilik' adlı 1022 sayfalık cildde Araştırmacı Güven Bakırezer'den şu satırlar var: "Atsız kan bağını mutlak bir saflık olarak aramayıp (./.) anası Türk olmayan Osmanlı Pâdişahlarını, Babası Arnavut olan Mehmed Âkif'i Türklük kadrosundan çıkarmamıştır.

Ayrıca kan bağını tahlîlin olanaksız olduğunu reddetmez." Lütfen yanlış anlaşılmasın! Irkçı değildi demiyorum. Ancak i'lerin üzerindeki noktaları koyuyorum. Şahsen ırkçılığın her türlüsüne şiddetle karşı olduğumu da hayâtım boyunca saklamadım.
Ama yine de önemli bir adamdı Atsız!!!

Bunun sebeblerini Yılmaz Öztuna şöyle açıklıyor:
"Atsız Türk Milliyetçiliği'nin TÜRKÇÜLÜK denen Ziyâ Gökalp Ekolü'nü kudretle devâm ettirmiş büyük bir fikir adamı, târih edebiyat, dil bilginidir. Atatürk Gökalp'ın tekliflerinin çoğunu uygulamıştır.
Türkeş Atsız'ın yetiştirdiği bir liderdir. Atsız olmasaydı Türkeş'in ortaya çıkması kesinlikle mümkün değildi. Ancak Türkeş Türk Milliyetçiliği'nin ÜLKÜCÜLÜK denen aksiyona dönük ekolünün kurucusudur. Zamanla Atsız Milliyetçiliği'nde bulunmayan dînî motifleri de benimsedi." ("Türkiye", 4 Kasım 2005)

Şunu söylemek istiyorum ki Atsız değerlendirilirken ona kendisinde bulunmayan birtakım vasıflar izâfe ve mevcud birtakım husûsiyetlerini de hasıraltı etmek, eğer cehâletden ileri gelmiyorsa, dürüstçe bir davranış değildir.

Her devrin menkubu

İster haklı ister haksız en keskin karakter özelliklerinden biri dürüstlük olan bir fikir adamına karşı bu husûsu belirtmeyi bir borç bildim. Tekrâr ediyorum, târihen belki haklı olmasa bile bu dürüstlük Atsız'da öylesine sarsılmaz bir karakter özelliğiydi ki bu yüzden ömrü boyunca kendi devletiyle mütemâdiyen problemli yaşadı:
Osmanlı'nın son demlerinde çocuk denecek yaşda bir Tıbbiye-i Şâhâne talebesiyken hapse atıldı. Atatürk Devri'nde sürgün edildi. Millî Şef İnönü Devri'nde yine hapse atıldı. Menderes Devri'nde meslekden men cezâsı aldı ve nihâyet ikinci çok partili yıllarda 68'ine girerken tekrar hapse de girdi.

O yüzdendir ki kartvizitinde 'Her devrin menkûbu' ibâresi vardı. Menkûb, gözden düşmüş demekdir.

Ben Atsız'ın fikirlerinden pek çoğuna katılmam ve bâzılarına da muârızım ama entellektüel tavrına da her zaman derin saygı beslemişimdir. Peki, ben neyim?

Bu bağlamda benim ne olduğumu da yine Yılmaz Öztuna'nın kaleminden aktarmak istiyorum: "Yahyâ Kemâl, çok saydığı Gökalp'tan esaslı şekilde ayrılan, Gökalp gibi köye ve folklora değil, kente ve yüksek kültüre yönelen ve Osmanlı'dan kopmak şöyle dursun bilakis onu geliştiren bir milliyetçiliği telkin ve terennüm etti. Türkiye'nin geleceğini aydınlatabilecek milliyetçilik Yahyâ Kemâl'in anlattığı gibidir. Yağmur Atsız da, babasının emsâlsiz ve çok büyük târihî misyonunu belirtmekle berâber, Yahyâ Kemâl Milliyetçiliği'ni, savunuyor."

Bu satırları hassaten buraya aldım ki kerâmeti kendinden menkûl bâzı "psikanalistler"(!) yine ipe sapa gelmez hazin netîcelere varmasınlar...
Atsız bizi atının terkisine alarak Karakurum'a bir ok atımı mesâfedeki bir ulu otağın önünde indirdikten sonra 'Bundan sonra başınızın çâresine kendiniz bakın!' diyen ve biz orada biraz şaşkın ve biraz çâresiz kalakalırken altındaki küheylânı mahmuzlayıp dörtnala Tanrıdağı'na doğru gözden kaybolan adamdır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:12
Nikos Anastasiades </B>
GÜNDEM

Rum muhalefet lideri Türkiye’ye geliyor

03 Şubat 2005 Perşembe
ANKARA (İHA) - Kıbrıs meselesinin çözümü sürecinde sürpriz gelişme. Güney Kıbrıs Rum ana muhalefet partisi DİSİ lideri Nikos Anastasiades, Başbakan Erdoğan’dan görüşme talebinde bulundu. Türkiye’ye 6-9 Şubat tarihleri arasında gelmeyi planlayan Rum lider, Erdoğan’ın Güney Asya programı nedeniyle gezisini 9-12 Şubat tarihlerine erteledi. Erdoğan-Anastasiades buluşmasının Güney Asya ziyareti sonrasında gerçekleşmesi bekleniyor. AK Parti, Anastasiades’i 3 gün süreyle Türkiye’de ağırlayacak. AK Parti’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli başta olmak üzere, partinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleriyle biraraya gelecek olan Rum heyeti, Kıbrıs sorununu ele alacak.

Hairdesigner
31-03-08, 13:13
Nimetullah Hafız </B>
ARAŞTIRMA

ESKİ YUGOSLAVYA’DA ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI
Prof. Dr. Nimetullah HAFIZ
http://www.makturk.com
01.08.2005

15. yüzyılın ortalarında İstanbul’un fethedilmesiyle (1453) Avrupa’nın fetih yolunda Balkan Yarımadası en önemli odak noktasını oluşturmuştur. Bununla birlikte buralarda yaşayan halk, onun yaşama biçimi, gelenek-görenekleri, kültürü, dili de, durumun ve tarihi olayların yarattığı yeni gelişmelerin etkisi altında kalmıştır.

Cami, hamam, tekke, medrese, türbe, köprü, han, çeşme gibi çok sayıda görkemli tarihi anıtların, objelerin inşa edilmesiyle birlikte, Osmanlılar buralara kök salıp güçlü bir şekilde gelişen çok sayıda zanaat ve meslek kollarını da getirmişlerdir. Bu türlerin başında hızla gelişen ticaret ile iktisat ve sanayi olmuştur. Ayrıca Türk dili resmi devlet dili olarak yerini bulmuş ve böylece bugünkü Yugoslavya sınırları içinde yaşayan halklar da, Türkçeyi öğrenmek zorunda kalmışlardır Bu şekilde, Türk dili, buralarda ulus ve halkların konuştukları öteki dillere de oldukça etkili olmuştur. Bunun en iyi örneklerini, Müslüman, Sırp, Hırvat, Makedon, Arnavut ve öteki dillerde görülen çok sayıda Türkçe kelimeler kanıtlamaktadır.

Osmanlı fetihleri, konuştukları dilin yanı sıra, buralara kendileriyle birlikte, ilkin evlerde ve kışlalarda, daha sonraları ise medrese ve tekkelerde, bu arada halkın çeşitli bayramlar, merasimler kutlamalar nedeniyle bir araya geldiği yerlerde söylenen sözlü halk edebiyatının en güzel örneklerini de getirmişlerdir. Bu şekilde bu topraklarda Türk halk edebiyatının temelinin atıldığını söyleyebiliriz.

Böyle bir başlangıçla, Türk halk edebiyatı eserleri, ağız yoluyla kuşaktan kuşağa taşınarak günümüze dek korunup gelebilmiştir. Bu büyük yolu geçerken, tabii ki, zaman ve mekân içerisinde bu eserler kimi değişikliklere de uğramışlardır. Dolayısıyla da, bura halkı, bu eserlere kendi özgünlüğü ve de karakterinden birçok şeyleri sokmuştur. Bu şekilde var olmalarının yanı sıra, bura Türklerinin de halk edebiyatında özgün örnekler yarattıkları görülmüştür. Bu halkın en özgün eserleri olarak daha küçük ve basit örneklerden söz etmeyi istersek, o zaman ninnileri, manileri, deyimleri atasözlerini, muammaları, bilmeceleri, türküleri, efsaneleri, masalları destanları örnek olarak gösterebiliriz.

Bu arada aşık denilen halk şairlerinin de sayısı az değildir. Bu büyük Türk kültür hazinesinin önemli bir bölümü eski mecmualarda cönklerde yazılmış ve muhafaza edilmiş olunup, aynı zamanda halk edebiyatı örneklerinden bir çoğunu şuralarda veya buralarda sararmaya yüztutmuş eski kâğıt parçalarında yazılmış olarak da bulmaktayız. Ancak, tüm bu yazma örnekleri ele geçirmeden, onların tümünü bulamadan, birçoğunun çeşitli şekillerde ve çeşitli durumlarda yokolduğu da bir gerçektir Burada, Yugoslavya ile Türkiye’de, Avrupa ülkelerine nazaran, folklor ile halk edebiyatı örneklerinin araştırılmasına ve incelenmesine çok geçlerde başlanıldığını da unutmamız gerekir. Yugoslavya’daki Türk halk edebiyatı örneklerinin bulunduğu malzemenin toplanıp derlenmesi ve bunlar üzerinde esaslı bir bilimseleleştirisel incelemenin yapılması ise aşağı yukarı bundan yirmi yıl önceleri başlamıştır. Bu arada, tarih çarkının döndüğü gibi, yaşam da kendi yolunda tekerlenmeye devam etmiştir. Bu sürede yüzlerce Türk silesi ana ülkeye göçetmiş, buralarda kalan yaşlılar da birbiri ardına vefat ederlerken, kayda geçirilmemiş çok zengin edebi örneklerini de beraberlerinde götürmüşlerdir. İşte bu şekilde, Türk halk edebiyatının vaktiyle kök salmış, gelişmiş, zenginleşmiş çok sayıda, çok değerli örnekleri unutulmaya, yokolmaya yüz tutmuştur. Şimdiye kadar toplanan, derlenen malzemelerin, var olan halk edebiyatı örneklerinin sadece yüzde otuz’unu teşkil ettiğini söylersek, o zaman, bu paha biçilmez halk edebiyatı hazinesinin ne kadar zengin ve görkemli olduğu kolayca ortaya çıkacaktır.

Yugoslavya’da Türk Halk edebiyatına paralel olarak, Türkiye’de olduğu gibi aydınların, genel olarak dini çevrelerde yarattıkları örnekleri kapsayan Divan edebiyatı da gelişiyor. Divan şairleri şiirlerini Arap alfabesiyle Osmanlıca olarak yaratıyorlardı. Bu elyazmaların büyük bir bölümü, bunları ele geçiren şahısların cahilliği ve ilkellikleri nedeniyle yokedilmiş, yakılmış, sandıklar içerisinde tavan köşelerine atılmış veya “günahtır” diye avlularda yere gömülmüştür. Bizde Divan edebiyatı türünde yaratılan eserlerin çok azı aydın kişilerin özel kitaplıklarında, çok ender olan bazı örnekler ise dünyanın ünlü kitaplıklarında bulunmaktadır ki, bu yaratılan eserlerin bazıları genel dünya edebiyatında yer sağlamışlardır.

Dünyadaki doğu biliminin hızla gelişmesiyle, çok sayıda Türkoloji uzmanı kendi araştırmalarında şimdiye kadar kamuoyunda çok az bilinen veya hiç bilinmeyen bir çok divan şairinin eserlerine rastlamışlardır. Bu şekilde, aralarında bizde yetişen bazı ünlü Divan şairlerinin de eserleri dünya kütüphanelerinde dikkatle korunmaktadır.

Ancak, hiç çekinmeden, bu alanda yapılan araştırmalar ve çalışmaların yeterli olmadığını, aynı zamanda bizim şairlerimize ait olup dünyanın çeşitli kütüphanelerinde ve bizdeki şârkiyat merkezlerindeki tüm yazma eserlerin hâlâ derlemelerinin, bunların sistematizasyonu ile incelenmelerinin de yapılmamış olduğunu da söylememiz gerekir. Tüm bu çalışmaların gerçekleştirilmesi için, ekip halinde çalışmaların yapılması ne yazık ki, şimdilik koşulların yaratılmadığı nedeniyle mümkün değildir. Ama, Bosna-Hersek’te şarkiyatçılar Türkçe, Farsça ve Arapça yaratmış olan Divan şairlerinin eserlerini derleyip kitap halinde yayınlamakla, konu üzerinde nasıl çalışılması gerektiği yolunda güzel bir örnek göstermiş, önemli bir davranışta bulunmuşlardır.

Osmanlı döneminde yaşamış ve yaratmış olup eserleri günümüze dek, gelecek kuşaklara aktarılan çok sayıda Divan şairini tanıyoruz. Aynı zamanda, eserleri hâlâ rastlanılmamasına rağmen, daha çok sayıda şairin yaşayıp yarattığı da bilinmektedir. Buna rağmen şimdiye kadar varlıklarından hiç haberdar olmadığımız bazı şairlerin eserlerine de rastlanılmıştır. Burada, şiirleriyle Türk Divan Şiiri’nde çığır açan kimi şairlerin adlarını vermeyi uygun buluyoruz: Adnî, Mesihî, Ujiçelı Sabit, Lekofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet, Sûzî, Aşık Çelebi, Tecellî, Behârî, İshak Çelebi, Mustafa Çelebi, Hayalî, Sa’î, Sem’î, Sucudî, Mehmet Tâhir, vb...

Sayıca daha az ve ifade gücünden daha zayıf olmalarına rağmen iki dünya savaşı arasındaki dönemde de Yugoslavya topraklarında yaşayan Türkler arasında yetişen şairlerin şiir yazdıkları görülmüştür. Bu dönemdeki yaratıcılardan çoğunu tekke veya çeşitli dini kurumlarda çalışıp buralarda yaşayan şeyhler, dervişler oluşturur. En tanınmışları şunlardır: Feyzullah, Mehmet Efendi, Süleyman Efendi, Abdurrahim Fedai, Al Hoca, Hacı Ömer Lütfü vb... Bu şairlerin eserleri günümüzde tekke veya kimi aydınların özel kitaplıklarında bulunmaktadır. Şairlerin ele aldıkları konular genel olarak dini konulardır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:13
Nizamülmülk - (24.07.1091) </B>
Devlet hizmetindeki hayâtı, babası ile berâber Gazne Devletinin Horasan vâlisi Ebü’l-Fâzıl Es-Suri’nin hizmetinde bulunmakla başladı. 1040 yılındaki Dandanakan Savaşından bir süre sonra Alp Arslan’ın Belh vâlisi Ali bin Şadan’ın maiyetine girerek, vilâyet işlerinin yürütülmesiyle vazifelendirildi. Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin vefatı ile Alp Arslan ve kardeşi Süleyman Bey arasındaki taht mücâdelesi sırasında yerinde görüş ve tedbirleriyle dikkatleri çekti ve 1063 yılında Alp Arslan’ın yanında hizmete başladı. Alp Arslan Sultan olunca 1064 yılında Selçuklu Devletine vezir tâyin edildi. Zamânın halîfesi Kâim bi emrillah tarafından Nizâmülmülk ünvânı ile taltif edildi. Bu ünvânıyla tanındı.

Nizâmülmülk, vezir olduğu 1064’ten, şehit edildiği 1092 senesine kadar aralıksız yirmi dokuz sene Büyük Selçuklu Devletine, tam bir dirâyet ve adâletle hizmet etti. Vazifeli olduğu için katılamadığı Malazgirt Meydan Muhârebesi hâriç, bütün Selçuklu fütûhatında bulundu. Sultan Alp Arslan’ın vefâtıyla veliaht Melikşah’ın tahta geçmesini sağlayıp, nizam ve âsâyişin korunmasında muvaffak oldu. SultanMelikşah’a muhâlefet eden veya başkaldıran Selçuklu prenslerinin itâat altına alınmasında büyük hizmeti geçti. Sultan Melikşah, devletin idâresinde ona çok büyük ve geniş yetkiler verdi. Nizâmülmülk’ün akıllı, tedbirli ve adâletli idâresi sâyesinde de, Melikşâh’ın saltanatı, aynı zamanda Büyük Selçuklu Devletinin de en parlak ve en şanlı devri olmuştur.

Nizâmülmülk, âlim, edip ve kadirşinâs bir zât olduğu için meclisi; ilim ve sanat adamlarının toplandığı bir yer hâline gelirdi. Abbâsi halîfesi de kendisine pekçok hürmet eder, meclisinde bulunurdu. Âlimlere, şâirlere, sanatkârlara karşı çok ikrâm, ihsan ve iltifât ederdi. Birçok câmi, mescit, vakıf eserleri yaptırdı.

Büyük Selçuklu Devletine; idârî, adlî, askerî, mâlî, sosyal ve kültürel sâhada pekçok yenilikler ve değişiklikler getirdi. Sarayı, merkezî hükümet teşkilâtını, İslâm esaslarına dayalı mahkemeleri, toprak sistemini sağlam esaslar üzerine yeniden düzenledi. Gerçekleştirdiği yeni sistemler bâzı değişikliklerle berâber bütün Türk-İslâm devletlerince devam ettirildi.

Nizâmülmülk, zamânında yayılmaya ve kuvvetlenmeye çalışan bozuk fırkalara karşı, Ehl-i sünnet bilgilerinin sistemli bir şekilde öğretilmesi sağlandı. Bunun için Bağdat, Belh, Nişabur, Herat, İsfehan, Basra ve Musul gibi çeşitli şehirlerde, kendi ünvanı ile anılan Nizâmiye Medreselerini kurdurdu. Onuncu yüzyılda Ehl-i sünnete muhâlif cereyanların giderek yaygınlaşması sebebiyle İslâm dünyâsında ortaya çıkan karışıklıkların giderilmesinde Nizâmiye Medreselerinin çok büyük hizmeti geçti. Bu medreselerin en meşhurlarından birisi de, Bağdat’taki Nizâmiye Medresesi olup, asrın büyük âlimlerinden birisi olan Ebû İshak-ı Şîrâzî burada ders vermekle vazîfeli idi.

Nizâmülmülk’ün Selçuklu Devletindeki bütün düzenleme ve değişiklikleri ciddî bir şekilde tetkik eden, devlet idâresinde kendi görüşlerini, icrâatını ve bunların gerekçelerini gelecek nesillere intikal ettirmek maksadıyla Fârisi olarak yazdığı Siyâsetnâme isimli eseri, bugün siyâset ilmiyle uğraşanların el kitapları arasında sayılmaktadır. Siyâsetnâme’de Türk-İslâm devletlerinin idârî, mâlî, siyâsî, askerî, sosyal ve kültürel yönlerini incelemektedir. Tam doğru metin ve ilâvesiz nüshası, İstanbul’da Süleymâniye Kütüphânesi,Molla Çelebi kısmında 114 numarada mevcuttur. Siyâsetnâme, birçok dillere tercüme edilerek, yayınlanmıştır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:13
Numan Çelebi Cihan </B>
Kırım Türkleri, bir yandan Rus hakimiyetinden kurtulmak, siyasi ve kültürel haklarını kazanmak, vatanlarında hür yaşamak amacıyla yeraltı mücadelesi başlatırken diğer yandan da İstanbul da yaşayan Kırımlı öğrenciler "Kırım Talebe Cemiyeti" ve onun gizli "Vatan" teşkilatını kurmuşlardır. Bu teşkilatın başında bulunan Numan Çelebi Cihan ve diğer Kırımlı aydınlar, Rusya'daki iç durumu ve halkın ihtiyacını göz önüne alarak 1912 de "Milli Fırka" adı altında siyasi bir parti olarak teşkilatlanmışlar ve Rus Çarlığı 1917 Bolşevik ihtilali ile parçalanınca Bahçesaray da 13 Aralık 1917 de toplanan Kırım Türkleri Milli Kurultayı, Kırım'ın bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu kurultayda kırım müftüsü Numan Çelebi Cihan, Devlet Başkanı seçilmiş, milli hükümetin kabinesi de oluşturulmuştur. Fakat maalesef Kırım Cumhuriyetinin ömrü uzun olmamış,1918 yılında Rus orduları Kırım'ı istila ederek katliamlara, yağma ve şiddet hareketlerine girişmişler ve buna bağlı olarak da Kırım'da Devlet Başkanı Numan Çelebi Cihan tutuklanmış, büyük işkencelere tabi tutulduktan sonra kurşuna dizilerek cesedi Karadeniz'e atılmıştır.

Allahın rahmeti tüm şehitlerle birlikte onun da üzerine olsun.

Hairdesigner
31-03-08, 13:14
Nurettin İzzet Çelenk ( 1944) </B>
1944 Kerkük doğumludur, güzel sanatlar enstitüsü (resim bölümünden) 1965 senesinde mezun olmuştur. Kerkükte önde gelen sanatçılardan biridir, Türkmen sanatçıları adına tüm sergilere katılmıştır ayrıca 1971 Türkiye’de Türkmen adına açılan özel resim sergisine iştirak etmiş ve çok beğenilmiştir artı ABD New York’ta yabancılarla bir özel sergiye katılmıştır.

Irak’ta 25 sene öğretmenlik yaptıktan sonra şimdi emekli ve özel resim işlerinde çalışmaktadır, öğretmenlik senelerinde eli altından geçen talebeler ise İtalıya da yaşayan meşhur sn. Muhammed al Vendavi, İsveç’te Fazıl Nasır ve Nurettin Nasır, Almanya’da Yünüs Gellev, Kanada’da Salah ve birçok sanatçılar.

Sayın İzzetin resimde kullandığı tarzıysa insanların hayatını canlandırmak ve Türkmen köylerinin renk ve yaşamını ifade etmektir.
Sanatçımız Türkiye ve Türk cumhuriyetlerinde Türkmen sergisi açmak niyetindedir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:15
Nurgaliyev Raşid Gumaroviç ( 1956) </B>
Doğum Tarihi 1956
Milliyeti Tatar
Uyruğu Rus
Medeni Durumu Evli. 2 Çocuk
Eğitim Durumu Kuusinene Petrozavod Devlet Üniversitesi (1979)

Önceki Görevleri

1979-1981: Hadvoitsı Karelya şehrinde Fizik Öğretmenliği
1981-1995: Karelya Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Devlet Güvenlik Komitesi (KGB) çeşitli görevler
1995-1998: Federal Güvenlik Servisi (FSB) Karşı İstihbarat Dairesinde görevli ve FSB Özel Güvenlik Dairesi Başkanı
1999-2002: FSB Kaçakçılık ve Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi Başkanı
2002-Mart 2004: İçişleri Bakan Yardımcısı
Halen Bulunduğu Görev İçişleri Bakanı (09.03.2004)

Hairdesigner
31-03-08, 13:15
http://www.biyografi.net/images/kisi/2733.jpg
Nursultan Nazarbayev </B>
SSCB'nin Mihail Gorbaçov ve Boris Yeltsin'den sonra en etkin kişiliğe sahip bir devlet adamı olan Nursultan Nazarbayev, Kazakistan'da Alma-Ata'nın hakim bulunduğu Kazkalenski yöresindeki Çemolgan köyünde dünyaya geldi. Lise öğrenimini bitirdikten sonra bir maden ocağına girip maden işçisi olarak çalışmaya başladı.

Daha sonra Ukrayna'ya giderek Metalurji öğrenimi gördü. 1960 yılında Karaganainski bölgesindeki Temirtav kentinde Kazmetallurgstroy Tröstü'nün inşaat işçiliğinde çalıştı. Bundan sonra ise Karaganda Demir-Çelik Fabrikası'nda çalışmasına devam etti. Buradaki yüksek fırında sırasıyla dökümcü, gaz tesisinde usta ve baş usta olarak çalıştı.

Nursultan Nazarbayev 1969 yılından itibaren parti çalışmasına yöneldi. Temirtav'daki Komsomol Kent Komitesi'nin I. Sekreteri oldu. 1971'de bu kentin parti üst komitesinin II. sekreterliğine seçildi. 1973'te Kombinası Parti Sekreterliği'ne getirildi. 1977'de Bölge Parti Üst Komitesi II. Sekreterliği'ne atandı.

Nursultan Nazarbayev 1979 yılında Kazakistan Komünist Partisi'nin MK Sekreteri oldu. 1984'te Kazakistan Sovyet Yönetimi Bakanlar Kurulu Başkanlığı'nda bulundu. 1989'da Kazakistan Komünist Partisi Genel Başkanlığı'na seçildi.
1990 yılının Nisan ayında Kazakistan Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlığı'na seçilen Nursultan Nazarbayev, ekonomi sahasında master yapmıştır.

xxxxxxxxxxxxx

HABER

TÜRK DÜNYASI HİZMET ÖDÜLÜ
NURSULTAN NAZARBAYEV'E VERİLDİ

(www.asilkan.org.) 17.10.2006
Türk Dünyası Hizmet Ödülü, bu yıl Türk ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişmesi çabaları sebebiyle Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev e verildi.

Elazığ Valiliği tarafından düzenlenen ve bu yıl üçüncüsü verilen ödül, Vali Muammer Muşmal tarafından Astana daki Kazakistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı nda takdim edildi. Nazarbayev in yurtdışında olması sebebiyle ödülü Kazakistan Devlet Genel Sekreteri Oralbeg Abdu Kerimoviç kabul etti. Kerimoviç ödül töreni sırasındaki konuşmasında, "Türkiye bağımsızlığımızı ilk tanıyan ülkedir. Bugün de ülkemdeki pek çok inşaatın zirvesinde Türk ve Kazak bayrağı ortaklaşa dalgalanmaktadır. Bu, kardeşliğin göstergesidir." dedi. Kazakistan ın Akmola eyaleti de jest olarak Gökçedağ daki bir caddeye "Elazığ" ismini vermeyi kararlaştırdı.

Kazakistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı nda gerçekleşen törene, Vali Muşmal ile birlikte Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu, Fırat Üniversitesi Rektörü Hamdi Muz ile çok sayıda yetkili katıldı. Türk dünyasına hizmet eden kişilere verilen ödülün ilki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş a, ikincisi ise merhum İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga ya takdim edilmişti. Ödülün üçüncüsü de Türk ülkeleri arasında sosyal, kültürel ve ekonomik işbirliği ile dostluk ve kardeşliğe dayalı işbirliğinin sağlam temellere dayandırılarak sürdürülmesine hizmeti nedeniyle Nazarbayev e verildi. Kazakistan hükümeti, ödül programı çerçevesinde katılımcılara uranyum, altın, petrol ve doğalgaz yatakları hakkında ayrıntılı bilgi verdi. Devlet Başkanı Nazarbayev, ülkesini 2030 da dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasına sokma hedefi çerçevesinde atılan adımların somut sonuçlarını da basın mensuplarına tanıttı. Türkiye nin Almatı Büyükelçisi Taner Saben de Kazakistan ın mevcut yatırımlar ve ekonomik göstergelerdeki olumlu tablo nedeniyle yakın geleceğin gelişmiş ülkeleri arasında yer alacağını belirtti. Kazakistan da Türk müteşebbisler tarafından kurulan Kazak-Türk okulları öğrencileri program boyunca resmi tercümeyi gerçekleştirdi. Başkent Astana yı da kapsayan Akmola Eyaleti Valisi Macit Esenbayev, Türk okullarının Kazak gençlerin eğitimine büyük destek verdiğini belirterek, bu okullarla gurur duyduğunu söyledi. Vali Esenbayev, "3 çocuğumuz bilim olimpiyatlarında derece aldı. Bu okuldan mezun olan birçok çocuğumuz da Cumhurbaşkanı mızın verdiği burslarla ABD ve İngiltere de eğitimlerini sürdürüyor. Bunlar bizim örnek çocuklarımız. Bir Rus olan Oleg de bu okulda Kazakça öğrendi. Bilim olimpiyatlarında Kazakistan adına ödül aldı. Bu okulları yakından tanıyorum. Burada okuyan çocuklarımızla gurur duyuyorum." dedi. Eğitimden sorumlu Vali Yardımcısı Shelengelek Eugeniy de Kazak-Türk okullarının eğitim sistemini örnek aldıklarını belirterek, "Yüksekokul imtihanlarında yüzde 83 lük başarı gösterdiler. Eyalet birincisini çıkardılar. Sürekli yükselen bir başarı görüyoruz bu okullarda. Biz de mümkün olduğunca destek veriyoruz." ifadesini kullandı.

Hairdesigner
31-03-08, 13:15
Nusret Dişo Ülkü </B>
Makedonya Türk Edebiyatı

Tercihini Makedonya Türk şiirinde yer almak yönünde yapan Nusret Dişo Ülkü, şiirlerinde çağdaş bir şiir anlayışı sergilemektedir. Buna rağmen ilk şiirlerinden beri toplumsal ve güdümlü konulara yer vermekten vazgeçmemiştir. Ancak slogancılığın sularına da kapılmamıştır. Somut şiiri tercih etse de, ünlü Bosna Hersek şairi Mak Dizdar’ın etkilerini taşıyan soyut şiir örnekleri de vermiştir. Bir süre sonra onlara Hasan Mercan katılmıştır.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1. Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:16
Oğuz Çetinoğlu ( 28.11.1938) </B>
28 Kasım 1938 târihinde Bafra’da doğdu. İlk ve Orta Okulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisâdî ve Ticârî İlimler Akademisi’nde okudu. Lise yıllarından itibâren bâzı dergilerde yazıları yayımlandı.

İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mâlî müşâvir ve profesyonel yönetici olarak devam etti.

1980 yılında İstanbul’a yerleşerek ticâretle meşgul oldu. 1984 yılında Anavatan Partisi Sarıyer İlçe Başkanlığı’na seçilerek 4 yıl politika ile ilgilendi.

SSCB’nin dağılmasından Türk Cumhuriyetleri’nde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas âzâsı olarak Kırım’da; tesis kurup çalıştırdı. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. 10 yıl boyunca (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı.

2000 yılında işlerini tasfiye etti. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Tarih ve Düşünce ile Türk Dünyası Tarih ve Kültür dergilerinde yazmaktadır.

Oğuz Çetinoğlu evlidir, bir oğlu ve bir torunu vardır.

Yayına hazır eserleri: 1- Osmanlı Devleti Kırım Hanlığı İlişkileri, 2- (4.000 Sayfalık) Açıklamalı - Yorumlu Kronolojik Kültür - Sanat ve Tarih Ansiklopedisi, 3- Türkiye’de Süreli Yayınlar, 4- Tespih, ile 5- Türklerde İnanç Hayatı.

YAYINLANMIŞ ESERLERİ

DEĞERLİ DOSTLARIM,

Yaşadığımız yıllarda, Türkiye'yi etnik gruplar mozaiği olarak göstermek isteyenler artmıştır. Bu suretle parçalanmalara zemin hazırlanmaktadır.

Ülkemizde; nüans ölçüsündeki farklılıklara sahip kültürlerin varlığı bir gerçektir. Bu gerçeği değiştirmemiz mümkün olmadığı gibi, değiştirilmeye
çalışılması da gereksiz ve hatta zararlıdır. Çünkü o kültürlerin her biri; el emeği göz nuru halı, kilim ve örtü gibi. el sanatlarımızın
değerli ürünleri olan, bir bütünlük içerisinde kültürümüzü yansıtan objeler üzerindeki renk, desen ve motiflerdir. Güzellikleriyle, farklılıklarıyla bölünmez bir bütün oluşturmuşlardır.

Kültürler arasındaki benzeşmeler, farklılıklardan çok daha fazladır. Her biri, yekdiğerini tamamlıyor. Böylece zenginliğimizi ve gücümüzü meydana getiriyorlar.

Alt kimlik - üst kimlik tartışmalarının yapıldığı günümüzde, konuyu sentezci bir yaklaşımla inceleyen ve yeni açılımlar getiren KÜLTÜR
ZENGİNLİKLERİMİZ isimli kitap yayınlanmıştır.

Kitapta; Abazalar, Afşarlar, Aleviler, Arnavutlar, Bektaşiler, Boşnaklar, Çeçenler, Çepniler, Çerkezler, Çingeneler, Dürziler, Ermeniler, Gürcüler, Kürtler, Lazlar, Mevleviler, Museviler / Yahudiler, Nasturiler ve Keldaniler, Nusayriler, Pomaklar, Rumlar, Sarıkeçililer, Süryaniler, Şamanlar, Şiîler, Tahtacılar, Tatarlar, Türk Ortodokslar, Vehhabiler, Yezidîler ve Yörükler. kökenleri, günlük yaşayışları ve nükteleriyle okuyucuya sunulmaktadır.

Okuyucu, sayfalar arasında kendisine ve ilgilendiği gruplara ait az bilinen gerçeklere ulaşmak imkânı bulacaktır.

Bilgilerinize sunarım.

Çevrenize duyurmak zahmetini esirgemezseniz, müteşekkir kalırım.

Selâm, saygı ve sevgilerle.

Hairdesigner
31-03-08, 13:16
Oğuz Kağan </B>
Binlerce yıllık tarihinde Yüce Türk Milletinin feyz kaynağı olan Türk (Oğuz) Töresine ad veren, büyük Türk Hakanı Oğuz Kağan'ın babası Kara Kağandı. Kara Kağanın bir oğlu dünyaya geldi. Bu çok güzel bir çocuktu. Doğduğunda annesinin sütünü emmedi, daha sonra annesi rüyasında, çocuğun kendisine "Tanrıya iman etmedikçe sütünü emmeyeceğini" söylediğini gördü. Annesi bu rüyayı üç gece üst üste görünce, Tanrıya imam etti ve çocuk annesinden birkere süt emdi ve bir daha emmedi. Bir yıl sonra büyük bir adam gibi konuşmaya başladı. "Ben bir çadırda doğduğum için adımı Oğuz koymak gerekir" dedi. Adını Oğuz koydular. Harikulade halleri görülen Oğuz, çocukluğundan ergenlik çağına kadar, her fırsatta Tanrıyı anardı. Ona Tanrının nurlu feyzi erişti. Her türlü bilim ve hünerde, ok atmada, kargı kullanmada, kılıç çalmada ve bilgi hususunda, aleme ün salacak gelişme gösterdi. Babası onu amca kızıyla everdi. Fakat evlendiği kız imam eetmediği için ona yanaşmadı. En sonunda kendine imam eden bir kızla evlendi. Oğuz'un bir tek Tanrıya inandığını duyan babası, onu bir av dönüşü öldürmeyi planladı. Bu haberi alan Oğuz, putperes babasıyla yaptığı savaşı kazandı. Ok yarası alan Kara Kağan öldü. Bunun üzerine Oğuz, Kağan oldu ve puta tapanlara hiç bir merhamet göstermedi.

Oğuz Kağan destanında anlatılan Oğuz Han, aynı zamanda Büyük Hun Türk İmparatorluğunun kurucusudur. Türk devlet geleneğinin temel taşlarını koyan, Türk Hakanının vazettiği kanunlar, Oğuz (Türk) Töresi olarak ün yapmış ve 16 Büyük Türk İmparatorluğunun da güç kaynağı olmuştur. 24 Oğuz Boyunun atası olan Oğuz Han, Türk Töresini; Disiplin , Adalet, Ahlak ve Millete hizmet esası üzerine inşa etmiştir.

İlk teşkilatı orduyu kuran Oğuz Han, Onlar-Yüzler-Binler-Onbinler diye tasnif yapıp, kumandanlarınada, Onbaşı, Yüzbaşı, Binbaşı, Tümenbaşı diye de ünvanlar vermiştir, Orduda itaatı esas kılmış, itaat etmeyenlerin boynunu vurdurmuştur.

Daha sonra Oğuz Kağanın üç oğlu olmuş. Onlara Gün, Ay, Yıldız adını verir. Bir daha evlenir ve ondanda üç oğlu olur. Bu oğullarına da Gök, Dağ, Deniz adlarını verir. Gün gelir büyük bir toy (şölen) verir. Halkı çağırır, yenilir içilir sonra Beylerine ve Halka buyruk verir.

"Ben sizlere oldum Kağan
Alalım yay ile kalkan
Nişan olsun bize buyan
Bozkurt olsun bize uran"

Dedi ve Dünyanın dört bir yanına yarlığı yazdı, Elçilere verip gönderdi. Bu fermanlarda şöyle yazıyordu: "Ben Türklerin Kağan'ıyım Dünyanın dört bucağına hakim olmam gerekir. Sizlerden itaatinizi istiyorum. Kim benim buyruğuma baş eğerse, hediyelerini kabul eder dost sayarım. Her kimde baş eğmez ise, ona gazab eder, üzerine Ordu çekip, baskın yapar yok ederim. "Çin Kağan'ı itaatini ve dostluğunu bildirdi. Urum Kağan'ı itaatini bildirmedi. Bunun üzerine Oğuz Kağan ordusuyla onun üzerine yürüdü ve onların yenip kendine bağladı. Daha sonra Oğuz Kağan devletin sınırlarını güneyde Hindistan, kuzeyde Sibiryay, doğuda Qindenizi, batıda Akdeniz ve Mısır'a kadar genişletti. Buralarda yaşayan Milletleri ve Devletleri kendine bağladı. Daha sonra büyük ganimetlerle ülkesine döndü.

Büyük bir toy verir Oğuz Kağan ve Devleti oğulları arasında pay eder. Boz Oklar denen, Ayhan Yıldızhan ve Gökhan arasında devleti payeder. Üç Oklar denen Denizhan, Dağhan ve Günhan oğullarına da "Sizlerde Boz Oklar altında Beylik yapın" der. 75 yılı savaşlarla geçiren Oğuz Kağan 116 yıllık hükümdarlığının sonunda hayata gözlerini yumar.

Oğuz Kağan Milletine hizmeti daima ön planda tutardı. Eşsiz bir devlet adamı ve bilge kişiydi. Türk Milletinin ona atfettiği kutsallıktan ötürü onun bir Veli veya Nebi olabileceği tarihe geçmiştir. Onun buyruk ve vazettikleri Töre olmuşTUR.Oğuz Kağanın hayatı boyunca iki öğe çok önemli bir şekilde göze çarpar. Birincisi; Tanrıyı bir bilip ve daima ibadet etmesi. İkincisi; Millete hizmeti. Milletini daima ön planda tuttuğunu şu olay en iyi şekilde bize örnektir: Devletin zayıf olduğu bir zamanda, düşmanları ondan en sevdiği atını isterler, verir. Sonra eşini isterler onuda verir. Daha sonra çorak bir toprak parçası isterler, Oğuz Kağan "Atım ve eşim kendi malımdı verdim, fakat toprak çorakta olsa milletimindir veremem" der ve birliklerini toplar, kendinden emin olan düşmana ani baskın yaparak onları mağlup eder. Bu olayda Devlet malının Millete ait olduğunu ve Devlet malının üzerinde tasarruf edilemeyeceğini göstermiştir. Yani önce Devlet ve Millet manfaati gelir daha sonra diğer menfaatler gelir. Önce Devletim ve Milletim bir Oğuz Türk Töresidir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:16
Okday Ahmed </B>
Makedonya Türk Edebiyatı

1950 yılından sonra aylık Sevinç ve Tomurcuk çocuk dergilerinin, Türkçe kitapların da yayımlanmaya başlaması, şiir çalışmalarının hız kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak araya giren 1953 göçü, Makedonya Türk şiirinin bu hızlı gelişimini sekteye uğratmıştır. Göçün hız kestiği 60’lı yılların ortalarında, Sesler Aylık Toplum-Sanat Dergisi’nin de yayın hayatına girmesiyle, slogancılıktan uzaklaşma, gerçek şiiri arama çabaları daha da güçlenmiştir. Önce, söyleyeceklerini somut bir tarzda iletmek için düşünce ve duygularını gereksiz sözcüklerden arındırarak kurduğu kusursuz dizelerde ortaya koyduğu ince lirizm tonlarıyla dikkatleri çeken , yazdıklarıyla okuru düşünmeye iten Avni Engüllü ile birlikte Mustafa Yaşar, Yusuf Edip, Sabahattin Sezair, Fahri Ali, Suat Engüllü, İrfan Bellür; daha sonraları da Esat Bayram, Sabit Yusuf gibi şairlerin yer aldığı, Makedonya şiirine güç veren, yeni bir yazar kuşağı ortaya çıkmıştır. Makedonya Türk şiirinin yaşatılması misyonuna son katılanlar arasında, Melâhat Engüllü, Biba İsmail, Oktay Ahmed, Rıfat Emin, Tülay İbrahim, Leylâ Süleyman, Meral Kain, Arzu Abdullah gibi değerli genç şairleri de anmak gerekir.

Tito Yugoslavyası’nın resmî siyasetî, 1951 yılına kadar Kosova’da Türk varlığını tanımıyordu. Bu nedenle Kosova Türkleri, ilk başta Makedonya Türklerine tanınan olanaklardan yararlanamadılar. Bu nedenle birçok alanda olduğu gibi, edebiyatta da ortaya çıkan alt yapı eksikliğini, 1969 yılına kadar Makedonya Türklerinin sahip oldukları olanaklardan yararlanarak giderdiler.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:17
Oktay Öksüzoğlu </B>
Kıbrıs Türk Edebiyatı

1941´de Vadili´de doğan Oktay Öksüzoğlu, Kıbrıs Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakanlığı´nda mütercim memurluk yaptı. Mücahitler bandosunda ve Anamur´daki Kıbrıs´ın Sesi Radyosu´nda mütercim-spiker sıfatıyla mücahit olarak görevler alan Öksüzoğlu, Londra´da gazetecilik eğitimi aldı.

Oktay Öksüzoğlu, Basın Yayın Enformasyon Dairesi´nde çeşitli görevlerde bulundu, sanatın çeşitli dallarıyla ilgilendi. Kıbrıs Türk Sanatçılar Ocağı´nın kurucusu ve ilk başkanı olan Öksüzoğlu, Kıbrıs Türk Edebiyatçılar Derneği´nin ilk genel sekreterliğini üstlendi; Kıbrıs Türk Mücahitler Bandosu ve Devlet Senfoni Orkestra ve Korosu´nda müzik yaptı; yağlıboya resimlerini yurt içinde ve dışında sergiledi.

Halkın Sesi ve Zaman gazetelerinde yazıları ve araştırmaları yayımlanan Oktay Öksüzoğlu, 1990´da Basın Yayın ve Enformasyon Müdürü görevinden emekli olmasından beri Ankara´da yaşıyor. Basın şeref ödülü ve sürekli sarı basın kartı hamili olan Oktay Öksüzoğlu´nun araştırma kitapları da bulunuyor.
xxxx

Oktay Öksüzoğlu’nun yeni şiir kitabı...

Enformasyon Dairesi´nin eski müdürlerinden, sanatçı Oktay Öksüzoğlu´nun, "Aşk Adasından Şiirler" adıyla yeni kitabı yayımlandı.

Kitabını, "gerçek sevenlere, barış ve huzur için kesintisiz ve samimi çaba harcayanlara" adayan Oktay Öksüzoğlu, Aşk Adasından Şiirler kitabında "Aşk Adası" adını taşıyan şiirinde, Kıbrıs´ı şu dizelerle tanımlıyor:

"Acıların üstünü umut tülüyle örten/ sevda yaralarına tatlı merhem süren/ baharı bahar yapan çiçek bahçelerinden/ dalga dalga yayılır yöreye mis kokular/ Aşk Adası denilen cennet işte burası/ Akdeniz´in koynunda gerçekleşir rüyası."

http://www.vatangazetesi.com/haberdetay.asp?HaberID=8302
07.07.2007

Hairdesigner
31-03-08, 13:17
Olcas Süleymanov ( 1936) </B>
Olcas Süleymanov

Dil âlimi, yazar, şair, jeolog ve diplomat olan Olcas Süleymanov Kazak Türklerinden olup, 1936'da o zamanki tam adıyla Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin başşehri Almatı'da dünyaya gelmiştir. Babası Ömer Bey , Kızılordu'da süvari subayı olup, Olcas'ın doğumundan birkaç gün önce bir çarpışmada öldüğünden, Olcas öksüz olarak büyümüştür. Annesi Fatma Hanım, kocasının ölümünden birkaç yıl sonra ünlü bir Kazak gazeteci Abdül Ali beyle evlenir. Daha sonra, sosyal bilimci, şair ve edip olarak yetişmesinde Olcas Süleymanov'un hayatında önemli rol oynar. Klasik Sovyet ilk ve orta öğrenimini bitiren Olcas, Kazak Devlet Üniversitesinin jeoloji bölümüne girer.

Sovyetler Birliği zamanında Sovyet rejiminin özellikle Türk halklarına yönelik sistematik bir eğitim projesinin bir parçası, Türk soylu okur yazar takımını sosyal bilimlere değil de , fen ve teknik bilimlere yöneltmek. Fakat Olcas Süleymanov'un üzerimde çok hakkı var dediği üvey babası gazeteci Abdül Ali'nin küçük yaşlarda kendisine açmış olduğu yolu takib ederek, edebiyat ve şiire yönelir. Yazmış olduğu ilk şiir ve yazılar dikkat çekmiş olmalı ki, Olcas'ı Moskova Edebiyat Enstitüsüne gönderirler. Daha sonraki yıllarda hemen hepsi üstün birer edebiyatçı, şair ve devlet adamı olarak olan Azerbaycan'ın (Elçibey döneminde) İstanbul Başkonsolosu Abbas Abdullah Hocalıoğlu, Özbek şairi Yadigar Abidov, Yakut şairi Vladimir Samık ve pekçoklarıyla Moskova Edebiyat Enstitüsüyle , Gorki Edebiyat Enstitüsünde tanışacaklardır.

İlk edebiyat mahsullerinde, göçebe Kazak hayatının motiflerinden, Kazak tarihine, sözlü kültür varlıklarının yeraldığı çalışmalarını giderek, sosyal antropoloji dil ve tarihe yönelten Olcas Süleymanov, bu yönelişi şöyle izah edecektir. "Günümüzde bir Türk Şairi, edebiyat adamı aynı zamanda" araştırmacı bir bilim adamı olmak zorundadır." dedikten sonra şöyle devam etmektedir;"En ağır yükü kervanın gövdesi taşır. Yolda düşenlerde onun sırtına yüklenir çünkü. Her nesil, sanki dünyanın son nesliymiş gibi, büyük bir gayretle çalışmalıdır. Atalarımızın bilmediği ve kabullenmedikleri gerçeklerin de sorumluluğunu üstlenmemiz gerekmektedir. Yükleniyoruz da gereksiz görülen bir takım şeylerle bu yüzden uğraşıyoruz zaten: Etrüsk Tarihini, Sümer arkeolojisini inceliyor, Mahenjo-Daro yazıtlarını anlamaya, İskandinav alfabesini çözmeye çalışıyoruz" demektedir.

Gerçekten de bu yoldan hareketle dil bilime, antropoloji ve tarihe yönelen Olcas Süleymanov, Rus Destanlarının tetkikine yöneldiğinde, karşısına muhteşem bir kavim Türk Kültür Tarihi çıkacak, çalışmalarını teksif edip ortaya koyduğu"Az i ya" adlı çalışması Moskova İlimler Akademik heyetini ikiye bölecek, İlim ve edebiyat çevrelerini ayağa kaldıracaktır. Sözkonusu çalışma ilmi bir çalışmadır fakat ortaya konan tezler o güne kadar hakim tarih ve ideolojik söylem olan "Rus imajı"nı yerle bir edeceğinden İlimler Akademisi tarafından gerekçesiz olarak reddedilecektir. Ne varki, Rus karakterli Sovyet tarih ve Kültür hayatında derin izler bırakacak olan "Az i ya" (Türkçesi, "sen ve ben" klasik Rusça'da ise "ben ve ben") eser 80'li yılların Türk soylu Sovyet aydınları arasında kendilerini Ruslarla, dönüm noktasına getirecektir.
Nitekim, on yıllık bir beklemenin ardından (1990) Sovyet sisteminin çözülüşü esnasında Olcas Süleymanov'un bir daha adının gündemi işgal edişine şahit olmaktayız. Bu defaki, Sovyetler çapında değil, dünya çapındadır. Doğduğu topraklardan yıllar önce kopup moskova'ya gelen Olcas,yıllar sonra jeolojik tedkikler için Kazakistan'a döndüğünde Türkistan'ın yegane hayat kaynağı olan Aral Gölü'nün kuruduğunu, semey eyaletindeki Sovyet nükleer çalışmalarının Türkistan'ı cehenneme çevirdiğini görecek, keza aynı biçimde ABD'nin, Kızılderili ülkesi olan Nevada'da yaptığı benzeri nükleer çalışmaların aynı felaket olduğundan yola çıkarak milletlerarası bir sivil insiyatif olarak "Anti Nükleer Semey-Nevada" hareketini kuracaktır.

Dünya ekoloji ve entelektüel mahvellerinde geniş yankı bulan "Anti Nükleer Semey-Nevada" hareketini, dünyü ölçeğinde belli bir işlerlik kazandıran Olcas Süleymanov, 1917, I.Bütün Rusya Müslümanları Kongresinden 70 yıl sonra ,Kazan Türk aydınlarından dilci Rafail Muhammeddin'le birlikte ilk defa I. Türk Halkları Kongresini (1990) düzenleyerek, yeniden yapılanacak Türk Dünyası'nın temeline ilk harcı koyacaktır.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ,Yüksek Sovyet üyeliği, Sovyetler Birliği Halk Temsilciliği, Kazakistan Yazarlar Birliği Genel Sekreterliği, Asya Afrika Yazarlar Birliği Komite Başkanlığı, Anti-Nükleer Semey -Nevada Hareketi Başkanlığı, Türk Halkları Birliği Kurucu Üyeliği gibi son derece entelektüel bir karizmaya sahip olan Olcas Süleymanov, Kazakistan, bağımsız bir Cumhuriyet olup, Nur Sultan Nazarbayev Cumhurbaşkanı olduktan sonra, Kazakistan nezdinde dış göreve atanmış olup, halen Kazakistan'ın italya sefiri olarak, Roma'da bulunmaktadır.

Edebiyat, dil ve tarih yanında, sinemayla da ilgilenen, bir müddet kazak film stüdyolarında da çalışan Olcas Süleymanov'un yayınlanmış eserlerinden başlıcaları şunlardır:
Seherin Güzel Vakti(Şiir) , Paris'li Bir Kızdır Gece(Şiir), Maymun Yılı(Roman), Kil Kitabı, Az i ya (Destan İnceleme), Yazı'nın Dil'i (Dil Felsefesi).

Hairdesigner
31-03-08, 13:17
Orhan Kavuncu ( 1949) </B>
Orhan Kavuncu, aslen Özbekistan Türkler'inden olup 1949'da Adana'da (Türkiye) doğdu, ilk, orta ve lise tahsilini Kahraman Maraş'ta, üniversite tahsilini Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi'nde tamamlayan Orhan Kavuncu, ilmî hayata aynı üniversitede devam ederek, 1977'de "Zirai Genetik ve istatistik" teziyle doktorasını tamamlayıp, 1984'te doçent, 1991'de profesör olmuştur.

Cemiyet ve fikir adamı olarak, memleket ve milletin istikbaline dair yurdun çeşitli yerlerinde konferanslar veren Prof. Dr. Orhan Kavuncu bu yoldan olmak üzere 1985-1993 seneleri arasında Türk Ocakları'nda, 1993-1995 senelerinde Kazakistan, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Rektör Vekilliği, 1995-1999'da TBMM'de BBP'den Adana milletvekilliği yapan Orhan Kavuncu, bilhassa Afganistan'ın işgaliyle, işgali taki-beden yıllarda Afganistan'daki Türk varlığının tanınması için yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Evli ve üç çocuk babası olan Prof. Dr. Orhan Kavuncu bir ara Almanya'da yaşamış ve Avrupa Nizam-ı Alem Ocakları Genel Başkanlığım yapmıştır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:18
Orhan Ketene ( 1953) </B>
1953'te Kerkük'te doğan Orhan Ketene, ilk ve orta öğrenimini Irak'ta yaptı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde, Uçak Mühendisliği öğrenimi gördü, 1978-1981 yılları arasında Ankara ve İstanbul'da değişik inşaat ve uçak şirketlerinde mühendis olarak çalıştı. 1982-1997 Yılları arasında Kanada'nın, London, Winnipeg ve Montreal'deki uçak ve otomotiv şirketlerinde Tasarım ve Üretim Mühendisliği'nin ardından, 1997-2001 yıllarında ABD'de Boeing firmasında Üretim Destek Mühendisiliği'nde bulundu. Orhan Ketene lise yıllarında Bağdat, Kerkük, Musul, Telafer, Tuz Hurmatu'daki Türkmen gençleri arasında Türklük düşüncesinin canlı tutulmasını sağlayan ve Araplaşmaya direnen gizli bir örgüt kurdu (1969). 1971'de Baas hükümetinin Türkmenlere verdiği Kültürel hakları yerine getirmediği için, tüm kuzey Irak Türkmen kentlerinde ve özellikle Kerkük'te protestoları doğrudan hazırladı ve bunlara katıldı. 1971'de Türkiye'ye gitti, orada Irak Türklerinin davasını tanıtma eylemlerine katıldı. 16 Ocak 1980'de Necdet Koçak ve diğer Türkmen önderlerinin Bağdat'ta idam edilmelerine tepki gösteren Türkmen gençleriyle, Irak muhalefetine kucak açan Suriye'ye askeri eğitim için yollandı.

1997'de Kuzey Amerika'daki Türkmenlerin eylemlerini düzenleyen Irak Türkmen Örgütü'nü (ITO) kurdu. Amerika, Kanada, Avustralya ve Avrupa'daki Irak Türkmenleri derneklerinin eylemlerinde eşgüdüm etkinliklerinde bulundu. Ketene, 2001 Ekimi'nden bu yana Irak Türkmen Cephesi Washington Temsilciliğini sürdürüyor.

Hairdesigner
31-03-08, 13:18
Osman Batur </B>
29 Nisan 1951 Güneş'in Söndüğü Gün
O S M A N B A T U R

Türküz dedik çekip çekip vurdunuz...
Bizi vurup bizden hesap sordunuz...
Ölümden öteye köy mü kurdunuz,
Korkumuz yok, korkumuz yok sizden…

Türk Dünyası’nda öyle kelimeler vardır ki sayfalar ve ciltler hacmi ile anlatılacak kavramları çağrıştırır. Sürgün denilince Kırım Türkleri ve Kafkas Halkları akla gelir. Katliam ve soykırım kelimeleri Kerkük Türkleri’ni akla getirir. İşkence kelimesi ise Çinlileri ve Çin zulmü altında inleyen Doğu Türkistanlıları…

Batur, Çin işkencelerine başkaldıran efsânevî bir kahramandır. Başarılı oldu. Kısa da olsa, bir dönem için milletini Çin işkencelerinden kurtardı. Bu başarısı sebebiyle de işkence uygulanarak şehid edildi.

HAYATI
Asıl adı Osman İslâmoğlu idi. Batur, O’na milletinin verdiği bir unvan, bir sıfattır. Kahraman ve cesur anlamındadır. O, bu unvan ve sıfatla özdeşleşmiş, böylece anılmaya hak kazanmıştır.
Altay vilâyetindeki Köktogay bölgesinin Öndirqara mevkiinde doğdu. Orta halli bir çiftçi ailesinin oğluydu. Dedesi din adamı idi. Osman Beğ, 40 yaşına kadar doğduğu bölgede tarımla uğraşarak geçimini sağladı. 1940 yılında Çin zulmü dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Camilere tecavüz eden, Kur’an-ı Kerim’i yakan Çinlileri protesto eden Türkler, ‘isyancı’ oldukları bahanesiyle tutuklandı. Resmî makamlar, Türk’lerin ellerindeki silâhları toplamaya başladılar. Babası ve ailesinden bâzı kişiler, silâhlarını Çin askerlerine teslim ettiler. Osman Beğ,
- Bu gün silâhımızı alanlar, yarın canımızı da alırlar. Ben silâhımı Çinlilere vermem. İstiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa, gelip alsınlar !”
Dedi ve tek başına dağa çıktı. Savaştan başka kurtuluş yolu olmadığına inanıyordu. Başlattığı mücadele aynı gün destek gördü. Arkasından ilk gidenler arkadaşı Süleyman ve büyük oğlu Şerdiman oldu. Silâhını Çinlilere teslim eden babası İslâm Bey, oğlu için hayır duâlarını ve başarı dileklerini dile getirdi. Oğlunu koruması için Cenab-ı Allah’a duâ etti. Annesi Ayça Hanım:
“- Ben oğlumu bu günler için doğurdum. Çinliler asırlardır koyun boğazlar gibi biz Türk’leri öldürüyorlar. Bizim canımız, bizden önce ölenlerin canından daha kıymetli değildir. Bizden sonrakilerin yaşaması için oğlum, ben diğer çocuklarım ölmeye hazırız !” Diyordu.
Kısa zaman içerisinde, etrafında gözü pek insanlardan bir mücâhit ordusu oluştu. Zelebay Telci, Nurgocay Batur, Kâseyin Batır, Canım Han Hacı, Süleyman Batır, Musa Mergen Aktepe, Sulibay, Ökürbay , Nogaybay, Ahid Hacı, Halil Teyci, Karakul Zalin... bu mücâhidlerden birkaçıdır. O artık, soydaşlarının Osman Batur’u idi.
Osman Batur ve silâh arkadaşlarının mücâdelesi, 1941 yılı Ekiminden 1943 yılı Temmuzuna kadar gerilla savaşı şeklinde devam etti. 22 Temmuz 1943’te Altaylar, Çinlilerden tamamen temizlenmişti. Altay Türkleri artık bağımsızdı. Mücâdelesini sürdürdü. Altay Geçici Halk Cumhuriyeti Başkanlığına seçildi. 1944 – 1945 yıllarında, Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Doğu Türkistan Kazak Türkleri’nin yaşadığı bölgeleri de Çin İstilâsından kurtardı. 1945 yılının Ekim ayından 1947 yılının Şubatına kadar üç vilâyetten oluşan Doğu Türkistan Hükümeti’nin askerî ve mülkî âmiri olarak Vâli sıfatıyla görev yaptı. O’nu, Şubat 1947’den Eylül 1949’a kadar Doğu Türkistan Cumhuriyeti koalisyon hükümetinin aslî üyesi olarak görüyoruz. Aynı zamanda, Altay Vâliliği görevini de devam ettiriyordu. Bütün bu görevleri sırasında Çinliler ile silâhlı mücâdeleden bir an bile geri kalmadı.

Çinliler, yönetimleri altında bulunan Türk’lerle meskûn bölgelerin birer birer elden çıkmakta olduğunu anlayınca, büyük bir ordu oluşturdular. Osman Batur ve beraberindeki mücâhidler, sayıca kendilerinden 10 kat fazla ve modern silâhlarla donanmış düzenli orduya karşı savaşa devam ettiler. Osman Batur, bu savaş sırasında, 1950 Kasımında, cephânesi bittiği için Kamambal Dağı’nda, Çinlilere esir düştü. Ellerinden ve ayaklarından zincirlerle bağlanarak zindana atıldı. Her gün kesintisiz işkence görüyor, kendisine yardımcı olan Türk’leri ele vermesi için sıkıştırılıyordu. Çinliler, işe yarayacak bilgi alamayacaklarını anlayınca Osman Batur’u göstermelik bir mahkemeye sevk ettiler. Mahkeme, önceden verilmiş kararı, 19 Nisan 1951 tarihinde açıkladı: “Devrim düşmanlığı suçundan idam...” Karar, 29 Nisan 1951 tarihinde Urumçi’de kurşunlanmak suretiyle uygulandı. Osman Batur’un son sözleri, bağımsızlık için mücadele edenlerin yolunu aydınlatacak bir meş’ale idi:
“- Ben can verebilirim. Milletim, dünya durdukça mücâdeleye devam edecektir.”

KİŞİLİĞİ
Osman Batur 1,85 boyunda, iri gövdeli bir insandı. Kısa ve kalın boynu, siyah saçları, yarı kapalı denecek ölçüde kısık gözleri vardı. Kaşlarının arası kırışıktı. Çok az konuşurdu. Kudret ve kötü tâlih şahsiyetinde birleşmişti.
Daha 10 yaşında iken usta bir binici ve iyi bir avcı olmuştu. 12 yaşına geldiğinde Kazakların büyük kahramanı Böke Batur’un dikkatini çekti. Böke Batur O’nu himâyesine aldı. İyi bir silahşor, usta bir dövüşçü olarak yetişmesine katkıda bulundu. Sonra çete savaşlarının inceliklerini öğretti. Rusların ve Çinlilerin, soydaşlarına yaptığı işkenceleri görüp yaşadığı için Rus ve Çin milletinden nefret ediyordu. Böke Batur’un telkinleriyle bu nefret, şuurlu bir inanca dönüştü. Dedesi dolayısıyla iyi bir Müslüman olarak yetişmişti. İslâmiyet’in komünizmle bağdaşmadığını anlamakta gecikmedi.
Böke Batur, öğrencisinin yetiştiğine inandığı gün:
“- Benim sana verebileceğim başka bir şey kalmadı. Benim işim bitti. Artık bana ihtiyacın olmayacak. Fakat milletimizin sana ihtiyacı var.”
Dedi. Osman Batur, hayatı boyunca kendisine ihtiyacı olanlar için mücâdele etti. Hayatı, bu mücâdele ile dolu olarak yaşadı ve inandığı ülkü uğruna can verdi. Mekânı Cennettir inşallah.

Kazaklar ve Uygurlar Osman Batur’u hiç unutmadılar. Dünya durdukça unutmayacaklar. “Bize sen ruh ve şuur verdin, hürriyet aşkını sen bize öğrettin. Ey büyük kahraman ! senin yolundan gidecek azimli kahramanlar yetiştireceğiz.” Diyerek O’nu anıyorlar. Adına şiirler yazılıyor, anma günleri düzenleniyor.
Osman Batur, yeni ve genç Osman Batur’ların bedeninde yaşamaya devam ediyor.
ÇİN ZULMÜ BİTMEZ !

Çinliler, Altay Türkleri’nin millî kahramanı Osman Batur’u işkencelerden sonra şehit etmekle ancak, bir büyük kahramanın aziz bedenini ortadan kaldırabilmişlerdi. Bağımsızlık düşüncesini, Türk’lerin bağımsızlık için mücâdele azmini yok edemediler. Edebileceklerini zannedip işkence ve zulümlerini sürdürdüler.

Osman Batur’un tek erkek kardeşi Delihan İslâmoğlu, istiklâl için giriştiği savaşta esir alınarak şehid edildi. Osman Batur’un ikinci hanımı, üç oğlu ve beş kızı da esir alındı. 18 yaşındaki kızı Kabiyra ile 14 yaşındaki oğlu Baybolla, anneleri Mamey’in gözleri önünde doğranarak şehid edildi. 11 yaşındaki oğlu Kariy ve 9 yaşındaki kızı Sapiyan, 20 metre derinliğindeki kuyuya diri diri atıldı. Evlâtlarına yapılan bu zulme, işkenceye ve katliama dayanamayan Mamey Hatun, aklını kaybetti ve olay yerinin yakınındaki nehrin azgın sularına kendini attı.
Osman Batur’un; Şerdiman, Nimetullah ve Nebî isimli oğulları, babalarının şehit edilmesinden sonra da bağımsızlık savaşını devam ettirdiler.

Hairdesigner
31-03-08, 13:19
Osman Korutürk </B>
Osman Korutürk
/büyükelçi/
Türkiye Cumhuriyeti Irak Özel Temsilcisi, eski cumhurbaşkanlarından Fahri Korutürk’ün oğlu…

Hairdesigner
31-03-08, 13:19
Osman Mazlum </B>
Osman Mazlum
/şair/
Kerkük şehrinin önemli sairlerinden olup, büyük bir şöhrete kavuşmuştur. Şiirlerinde en güzel kelimeleri ve sözleri kullanıyordu. Şiirleri de kalbe yakın, duygu-lara da yakından hitap ediyordu. Kerkük şehrinin yollarını tutuyordu

Hairdesigner
31-03-08, 13:19
Osman Sungur </B>
Bulgaristan Türk Edebiyatı

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, Selim Bilâl, Mülâzim Çavuş, Osman Sungur gibi şairler, Bulgaristan Türk şiiri geleneğini sürdürmeye devam etmişlerdir. Ancak 1950-51 göçünün, her şeyi alt üst ettiği malûmdur. Buna rağmen, Bulgaristan’da kalabalık bir Türk toplumunun olması, kısa sürede yeni şairlerin yetişmesini sağlamıştır. Bu genç ve yetenekli şairler, bura Türk şiirinin gelişimine büyük bir hız kazandırmışlardır. Selim Bilâl, Mehmet Çavuş, Mefküre Mollova, Lâtif Ali, Hasan Karahüseyin, İsmail Çavuş, Arzu Tahirova bu misyonu gerçekleştiren değerli şairlerden birkaçıdır sadece.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:19
Osman Türkay ( 1927)- (24.01.2001) </B>
1927 yılında Kıbrıs’ta doğdu.Orta öğreniminden sonra Kıbrıs’ta gazetecilik ve tercümanlık yaptı.Londra’ya giderek Modern Diller Okulu gazetecilik bölümünü bitirdi (1955), Kıbrıs’a döndü (1957), Lefkoşa’da Beşparmak ve Uyarı dergilerini çıkardı, bilahare Londra’da yaşamaya başladı.Şiirleri yanında denemeler ve incelemeler yazdı, ingilizceden çeviriler yaptı.Şairin eserleri Türkçe, ingilizce, rumca, ispanyolca, urduca, hinduca, polonezce, çekce ve isveçce yayınlandı.Dünyanın değişik ülkelerinden 50’ye yakın ödül aldı.Osman Türkay Şairler Cemiyeti ve uluslar arası kuruluşlar tarafından şiir dalında 1988 ve 1990 yılında Nobel edebiyat Ödülü’ne iki kez aday gösterildi.Son dönemlerde aktif olarak Türk dünyasını ilgilendiren organizasyonlara katıldı.

Uzay şairi olarak bilinen Osman Türkay, değer yargılarımızın süzgeciyle metafizik alanın kaygı ve heyecanlarını bütün insanlığa iletme sevdasında bir büyük şairdi.Türk Dünyasının Kıbrıslı büyük şairi Osman Türkay, tedavi gördüğü Girne Akçiçek Hastanesinde 24 Ocak 2001 tarihinde vefat etti.

ESERLERİ

1.Kıyamet Günü Gözlemcileri
Şiirler
Osman Türkay
Yeditepe Yayınları İstanbul 1975
2.Uyurgezer
Şiirler
Osman Türkay
Yeditepe Yayınları İstanbul 1969
3.7 Telli
Şiirler
Osman Türkay
Beşparmak Şiir Yayınları Lefkoşa 1959
4.Evrenin Düşünde- Gezgin
Osman Türkay
Senfonik Şiirler-İdeogramlar-Ağıtlar
Yeditepe Yayınları İstanbul 1971
5.Beethoven’de Aydınlığa Uyanmak
Osman Türkay
Şiirler
Yeditepe Yayınları İstanbul 1970
(Doğumunun 200. yılında)
7.Roaming About Universe (Evrende Başıbıboş Gezi)
Şiirler(ingilizce)
Osman Türkay
Pentland Yayınevi 1996 Avusturalya
Kaynak:Türkay’ın Yeni Başarısı Türkiye 7 Eylül 1996
8.Cosmorama
Şiirler
Osman Türkay
Pentland Yayınevi 1999 ABD
Kaynak:Cosmorama Kıbrıs 7 Ağustos 1999
(O.Türkay’ın otuzuncu şiir kitabı)
9.Edebiyat, Eleştiri ve Dil Üstüne Düşünceler
Deneme
Osman Türkay

Bazı Yazıları
1.İletişim Açısından Şiir Eleştirisinin Yetersizliği Osman Türkay
Yazko Edebiyat Ekim 1983
2.İletişim Açısından Edebiyat, Eleştiri ve Anlambilim Osman Türkay
Somut 2 Eylül 1883 sf.6
3.İnsanlık Yok Olma Çıkmazında mı ? Osman Türkay
İnsan ve Kainat Ağustos 1993 s.96 sf.6-7

Hakında Yazılanlar

1.Ben İnsanoğlu İnsanım
Akis 11-17 Mayıs 1987 y.1 s.4 sf.14
(Osman Türkay Norveç Başbakanıyla yemekte)
2.KKTC Cumhurbaşkanlığı Özel Ödülü:Osman Türkay
Gösteri 86 Sanat eki sf.12
3.Osman Türkay Uluslararası Ödül Kazandı
Milliyet Sanat Dergisi 3 Kasım 1972 s.6 sf.2
4.Osman Türkay 7.Ozanlar Kongresini Katıldı
Cumhuriyet 30 Ekim 1984
5.Sanatçılar Çevresinde
Milliyet Sanat Dergisi 5 Nisan 1974 s.74 sf.23
(Centro Studı Escambı İnternationali örgütü şiir yayınına başlayışının 15. yılı münasebetiyle üç antoloji yayınlayacak ve birini de Osman Türkay’a ithaf edecek.)
6.Osman Türkay Poet Laureate Seçildi
Milliyet Sanat Dergisi 1 Ağustos 1981 yeni dizi s.29 sf.61
7.Yunus Emre Özel Barış Ödülü Osman Türkay’ın
Türkiye 13 Ocak 1992

Hairdesigner
31-03-08, 13:20
http://www.biyografi.net/images/kisi/670.jpg
Osman Rauf Alper ( 1928) </B>
Osman Rauf Alper, 1928 Elazığ doğumlu. Elazığ ve Diyarbakır liselerinde okurken solcu öğretmenler ve sol yayınların etkisiyle sosyalizmi benimsedi. 1949 yılında gizlice Bulgaristan’a geçti. Hapsedildi, sürgüne gönderildi, daha sonra Marksist-Leninist ekonomi tahsili gördü. 1958’de vatandaşlıktan çıkarıldı. Bir yayınevinde redaktör olarak çalıştı ve Türkçe’ye çok sayıda kitap tercüme etti. 1961 yılında Türk Mülteciler Örgütü’nü kurdu. 62’de yurt dışına çıkan Zeki Baştimar’ın oluşturduğu TKP Dış Örgütü çerçevesinde partiye girerek faaliyette bulundu. Budapeşte ve Sofya radyolarında programcı-yorumcu olarak çalıştı. Altmışlı yıllarda TKP Dış Örgütü’nde yönetime karşı olan muhalefet içinde yer aldı, birçok arkadaşı ile cezalandırıldı ama 1972’de yeniden partiye alındı; muhalefetini sürdürdü. Yurda dönmek için birkaç kere başvuruda bulunduysa da, isteği 1992’de cevaplandırıldı. Hatalarını, yanlışlıklarını, haksızlıklarını, hayal kırıklıklarını, vatan sevgisini gözden geçirerek, özvatanına döndü.


Nâzım’a farklı bir bakış
17 Şubat 2001 Türkiye
Özcan Ünlü

Dile kolay, tam kırk yıl... Yarım asıra yakın... Dicle kıyılarında filizlenen bir düş.. Demirperde gerisinde geçen 40 yıl ve yaşanılan kâbus dolu yıllar... Osman Rauf Alper’in gerçek hayatından kesitlerin yer aldığı “Mülteci Komünist” isimli kitap (Timaş Yayınları), sadece Rauf’un hatıralarından değil, o dönemin sosyo-politik yanlışlıkları ve yanılgılarını da kişiler bazında ele alıp inceliyor. Nazım Hikmet’ten Aziz Nesin’e, İsmail Bilen’den Cemil Meriç’e kadar onlarca ünlü sima ve yakın tarihimize ışık tutan olayları kalemine dolayan Alper, ideallerinin peşine bir delikanlı olarak düşüşünden cezaevleri, kamplar, sürgünler, gözaltılar, vatan özlemi ve nihayet dönüşe kadar geçirdiği serüveni gözler önüne seriyor. Emrinde olduğu TKP’yi bile yerden yere vuran, parti tarafından dışlanan ama kurtuluşu sosyalizmde gördüğü için direnen Alper, gün geldi, düşündüklerinin ve kendine empoze edilenlerin, gerçek hayatla hiçbir ilgisinin olmadığını anladı. O, şimdi Türkiye’de... Anavatanında... “Mülteci Komünist”i de, bir dönemin panoramasını gerçekçi bir tahlille ortaya koymak için kaleme aldı.

Şiirlerin sosyalizmi
“Nazım’ın şiirleri, benim sol düşünceye geçişime büyük etki etmiştir. Özellikle, sol görüşlü hocalarımızı da burada hatırlıyorum” diyor Osman Rauf Alper ve devam ediyor:
“Türkiye’de o dönemlerde, yani 1940’lı yıllarda müthiş bir yoksulluk vardı. Ülkenin bu kaostan kurtulması için kurtuluşun sosyalizmden geçtiğine inanıyorduk. Nazım da bu konuda bize yol gösteriyordu. Bir hocamız, sosyalizmin kendi ülkesinde, yani Moskova’da öğrenileceğini ve bizi yurtdışına gönderebileceğini söylüyordu. Fakat ben aceleci davranıp Bulgaristan’a kaçtım. 1949-51 yıllarında beni taşraya sürdüler ve kereste fabrikasında çalıştırdılar. Sonra, bursla üniversiteye girdim, evlendim ve o dönemlerde Türkiye Komünist Partisi’yle tanıştım. Parti görevi olarak yayın ve propaganda işiyle uğraştım. Bir süre sonra, Kıbrıs meselesi, anayasa, ordu gibi konularla TKP’ye ters düştüm. Bazı arkadaşlarla birlikte fikir ayrılığı yaşıyorduk.”

Gizlenen gerçekler
Nazım Hikmet’le aynı yıllarda tanıştığını söylüyor Alper, 1951 yılında Sofya’ya geldiğinde onu görememiş, çünkü yaşadığı kasabadan çıkma izni yokmuş ama 1958 yılındaki Sofya ziyaretinde kendisiyle tanışma imkanı bulmuş. Nazım’ı bir şair olarak hâlâ çok sevdiğini söylüyor ve onu iyi bir insan olarak hatırlıyor:
“Bugünkü tartışmalarda konuşması gerekenler susuyor. Meydanı bilgisiz genç insanlar alıyor. Onlar da savundukları konularda samimi değiller. Nazım’ı, Sofya’da Türk bölgelerine götürüp, Türkiye aleyhine konuşturdular. Bizden de böyle şeyler istemişlerdi. Bu, komünist partinin resmi görüşüydü, TKP de mecburen buna katılıyordu.”
Nazım Hikmet’in, bir duygu adamı olduğunu da belirtiyor Alper, “Ona vatan haini demek için düşünmek gerekiyor” diye ilave ederek; “Nazım’ın istediği komünist şair olarak bilinmekti ama Moskova buna karşı çıkıyordu. Çünkü, onlara göre Nazım bir Türk şairi olarak kalmalıydı. Sürekli çatışma halindeydi. Ona sürekli iftira ettiler.”

Romantik komünist
Nazım Hikmet’in “Fransız Hümanizmi”nden etkilenen, yeni bir sosyalizm ve vatanseverlik tanımı olduğunun altını çizen Osman Rauf Alper, “Eğer böyle olmasaydı, Kurtuluş Savaşı Destanı’nı yazamazdı. O, Türk halkını ve ülkesini çok sevdi. Moskova’ya gittiği yıllarda, sosyalist mimariyi eleştirdiği için Stalin’le görüşmesi iptal edilen biriydi o. Moskova, onu çok kullandı. Özellikle Türk bölgelerinde, kendi ideolojisini ona söyletti. Türk Cumhuriyetleri’nde onu komünist olarak değil, Türk olarak sevdiler. Bir de, Nazım’ın sosyalizm teorisi hakkında fazla bilgisi yoktu. Bazı gerçekleri bilmiyordu. Yani romantik biriydi. O yüzden, çabuk dolduruşa geliyordu; bunlar onu çok iyi tanıyan arkadaşlarımın gözlemleri. Muhalif bir sosyalist olarak yaşadı hep. İyi bir şair, iyi bir edebiyatçı; parti disiplinine uyan iyi bir elemandı. SSCB’ye göre bir enternasyonal, bir de patriotist sosyalizm vardı. Bize enternasyonalizmi, kendileri ise yurtseverliği benimsediği için Nazım’ın yurtseverleğine kızıyorlardı” diyor.

Mezarı getirilmeli
Komünist Parti’nin haberi olmadan TKP’nin nefes bile alamayacağını belirtiyor Alper... Nazım’a bazı şeyleri tehdit ve baskıyla yaptırdıklarına da inanılmasını istiyor. Bugünkü tartışmalarla ilgili görüşlerini de şöyle açıklıyor:
“Ben bugün, Nazım’ı eleştirenlerin rant peşinde koştuklarını düşünüyorum. Tartışmaları da içeriksiz buluyorum. Onun mezarının Türkiye’ye getirilmesi gerektiğine inanıyorum çünkü Moskova’da kaldığı sürece daha çok gürültü kopacak. Nazım’ı eleştirenler, ne onu okumuşlar, ne de onun hakkında yazılanları. Böyle olunca, bütün konuşmalar slogandan öte geçmiyor. Ülkenin birleşmeye, hoşgörüye ihtiyacı olduğu bugünlerde böyle bir hareket gerekebilir. Kendi arkadaşları, hatta Zekeriye Sertel’in etkisinde kalan oğlu Mehmet bile onu kıyasıya eleştirdi ama Nazım Hikmet’i, yanlışları ve doğrularıyla bir insan olarak ele almak gerekiyor. Kesinlikle putlaştırmamadan ve mantıklı hareket ederek. Bugün, Nazım’ın hâlâ bazı kesimler tarafından idol olduğu gerçeğini de görmeliyiz.” (0212 513 84 15)

Ermeniler ve Nâzım
Nazım Hikmet’in, 1951 yılında Sofya’ya geldiğinde Ermeni cemaati tarafından coşkuyla karşılandığını söyleyen Osman Rauf Alper, bu ziyaretle ilgili olarak şunları anlatıyor:
“Ermeni cemaati onu kendi derneklerine götürdü. Kendisine, Ermeni meselesi hakkında soru sorduklarında Nazım, ‘Ermeni soykırımı, alnımızda kara bir lekedir’ diyor. Ama daha sonraları, bu sözü ağzından kaçırdığını belirtiyor. Nazım’ın böyle şeyler söyleyeceğini biliyorum çünkü, bazı konuları hiç bilmezdi. Ben bunları söyleyemem çünkü Doğuluyum ve literatürü okudum. TKP üyesi biri Fransa’ya gittiğinde, ilk soru Ermeni soykırımı üzerine olur. Eğer, soykırımı kabul etmiyorsa, ‘Sen komünist değilsin’ derler. Stalin bile Gürcü idi ama Ermeniler’in etkisinde kalarak Ardahan ve Kars’ı istedi. Ermeniler çok aktifti o dönemlerde, hâlâ da öyle. Moskova’daki Şarkiyat Enstitüsü’nün Türkiye bölümünde Ermeni uzmanlar çalışır ve her fırsatta bu konuyu gündeme getirirler. Türkiye’de de böyle düşünen bilim adamlarının sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Bunları da bilmek gerekiyor.”

Hairdesigner
31-03-08, 13:20
http://www.biyografi.net/images/kisi/1376.jpg
Ömer Büyüka </B>
BEYGUA ÖMER(BÜYÜKA)'İN ARDINDAN

AKUŞBA EROL
Acı haber tez ulaşır derler; öyle oldu nitekim. Kafkas ve Kırım halklarının yurtlarından sürülüşünün 57'nci yılı vesilesiyle Kafkas Vakfı'nda
gerçekleştirilen anma toplantısının ardından gelen haber ortalığı derin bir sessizliğe boğdu. İrfan Argun ağabeyimiz, saygıdeğer eyhabımız Beygua Ömer'in,
yani bizim kendisine hitap ettiğimiz şekliyle sevgili Ömer amcamızın ahirete irtihal ettiğini bildiriyordu. Ömer Büyüka'yı Türkiye'deki Kafkas diasporası içinde pek az insan bilir belki,
ama yaptığı çalışmalar ve yazdığı Abhazca şiirlerle Abhazya'da yaşayan herkes onu tanır. Çünkü o bedeni burada ama gönlü orada yaşayan bir insandı. Sıradan
bir insan değildi, o bir kültür savaşçısıydı. Düşünen, yaşama ve geçmişe dair tezleri olan bir insandı. İnsanlığın bilinmeyen tarihinin sırlarının Abhaz
dili içinde gizli olduğuna inanırdı. Bu inançla, ömrünü, herşeyine vakıf olduğu anadili Abhazca'nın sırlarını çözmeye adadı. Çok ciddi bir emek vererek
yazılı eserler ortaya koydu. Didik didik ettiği Abhaz dilinin dolambaçlı yollarından şaşırtıcı iddialarla döndü. Örneğin filolojik ve mitolojik
verilere dayanarak Abhazca'nın yeryüzündeki dil ve kültürlere anaçlık ettiği iddiasında bulundu. Ortaya koyduğu veriler bu tezini desteklemekten öte ispat
da etti. Ama bu tezleri ilim çevrelerinde sadece bir irkilme meydana getirdi. Uzun boylu tartışılmadı. Ünlü tarihçi Prof.Dr.M.Altay Köymen'in, bu tezlerini
ciddiye aldığına dair kendisine Ömer amca farklı bir insandı. Yıllarca, okuduğu ve dinlediği her şeyin kendisinde yaptığı Abhazca çağrışımların peşinden koşturdu durdu. Ve bütün
çıkarımlarını ön yargıya kapılmadan korkusuzca yazdı. Örneğin İbrahim Aleyhisselam'ın Abazaca konuşan bir peygamber olduğunu ilk o söyledi. İlk
duyanların dudak bükeceği, mübalağalı bulacağı bu iddiayı, onun "Hz İbrahim'le Awubla ve Kafkaslılar " adlı kitabını okuyanlar ciddiye almak zorunda
kaldıklarını göreceklerdir. Hz İbrahim Abazaca mı konuşurdu? Ömer amcanın kitabını okuduktan sonra bu soruya "hayır" diye cevap vermek gerçekten
güçleşiyor.

O bir kültür savaşçısıydı dedik. Abhaz dilinin eriyip gittiğini görmek onu gerçekten kahrediyordu. 1982 yılında kendisini ziyarete gittiğimde 80 yaşını
çoktan aşmıştı. Ama dinçti. Çalışmalarını heyecanla sürdürüyordu. Abhazca'nın kaybedilmemesi, üzerinde çok düşünülmesi gereken bir dil olduğunu söylüyordu.
Bilip de kağıda dökemediklerinin kendisiyle birlikte mezara gitmesinden çok korkuyor ve 'Ah" diyordu, "Ah, Allah(cc) bana bir 10 sene daha ömür verse de
şu kafamın içindekileri bir kağıda dökebilsem." Duası kabul oldu, Allah(cc) ona 20 sene daha ömür verdi. O da yaşlılığının müsaade ettiği ölçülerde yazdı
ve çizdi. (İnşaalah o yayınlanmamış çalışmaları zayi olup gitmez.) Asil bir insandı, insanları çok severdi. Onurluydu da, cemiyete girdiğinde
layık olduğu yerde olmak isterdi. Tevazu sahibi idi aynı zamanda, kendinden 60-70 yaş küçük insanlarla oturur saatlerce milli meseleleri konuşabilirdi.
Halkının problemlerini dert edinmişti kendisine, kafa yorardı. Şair ruhluydu, gerçekten güzel şiirler yazardı. Araştırmacıydı, o üzerinde açık bir el olan
unutulup gitmiş Abhaz milli bayrağını tarihin tozlu sayfalarından çıkarıp halkına armağan eden o oldu.

Nitekim yukarıda belirttiğimiz gibi Beygua Ömer sadece Türkiye'de değil Kafkasya'da da tanınmış bir sanat adamıydı. Yazdığı Abhazca şiirler Abhazya'da
değişik sanat dergilerinde yayınlanıyordu. Yazı ve şiirleri kitap haline getirilerek Abhaz milli literatüründeki yerini çoktan almıştı. Nitekim Abhazya
hükümeti, Abhaz kültürüne katkılarını göz önüne alarak 1992 Yılı Dirmit Gulya Devlet Ödülü'nü ona layık görmüştü. 1982 yılında ses kayıt cihazımı alarak yanına gitmiştim. Kendisine
çıkaracağımız dergide biyografisine yer vermek istediğimizi söyledim. "Hay hay" dedi memnun oldu. Hemen teybimi açtım ve önüne koydum. Daha sorumu
sormadan "dur" dedi, "makineyi kapat." Kapattım. "Şimdi ben söyleyeceğim sen yaz, makineyi da gerek yok" dedi. Dediği gibi yaptım. (Bu arada ses kayıt
cihazına makine demesi çok hoşuma gitmişti nedense. Bu sözünü o günden bu yana hiç unutmadım ve yeri geldikçe ben de onun gibi ses kayıt cihazlarına makine
dedim.) Sonra O söyledi, ben yazdım. Fakat yayınlamak nasip olmadı. İşte 7 Şubat 1982 tarihinde kendi seçtiği kelimeler ve kurduğu cümlerle Beygualar'ın
ve Ömer amcanın hikayesi.Beygua Ömer üçü erkek, dört çocuk babası idi.
Mekanı Cennet olsun.

Hairdesigner
31-03-08, 13:21
Ömer Öztürkmen ( 1929) </B>
1929 yılında İstanbul’da doğdu.Ailesi Kerkük’lüdür.İÜ Edebiyat Fakültesini bitirdi.Gazeteciliğe 1949’da başladı.Yeni İstanbul, Tercüman, Son Havadis, Anadolu Ajansı, Ortadoğu, Türkiye gazetelerinde muhabirlik, yazarlık, genel yayın müdürlüğü yaptı.Şiirleri Diriliş’te çıktı.

ESERLERİ
Şiirleri:Kerkük, Taşkent’te Sabah Namazı
Denemeleri:Gözyaşı Medeniyeti,Zihniyet İnkılabı, Bilimden Damlalar.

ZİHNİYET İNKILABI
Bir yanda, yıllarca körükörüne taptıkları putlara başkaldıranlar... Dünyayı Marks'ın kitabından veya Dünya Bankası'nın, IMF'nin, OECD'nin gişelerinden görenler... Vahşi kapitalizmle vahşi komünizm arasında gidip gelenler...

BİLİMDEN DAMLALAR
Bilim ve teknoloji... Dilimizden hiç düşürmediğimiz bu kavramlara siyasîler ve üniversitelerimiz gereken önemi veriyorlar mı? "Bilgi Çağı"na adım atmaktan söz ediliyor; gereği için bilim adamlarımız, resmî ve özel kuruluşlarımız üzerlerine düşeni yapıyorlar mı? Bilimden Damlalar, bu konulardaki tespitleri, tavsiyeleri, problemleri işaret etmektedir.

GÖZYAŞI MEDENİYETİ
Bu kitapta, bir taraftan İslam'ın özünde var olan değerler incelenirken, diğer taraftan Batı düşüncesinin temelinde yatan çarpıklıklar mukayeseli bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır.

Hürriyete kul olmak
Ömer Öztürkmen
Türkiye 8 Haziran 2001

Şanı Yüce Allah (CC) ruhlarımıza sordu: “Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?..” (1)
Ruhlarımız cevap verdi: “Evet..”
“Yüce Allah sonra göğe ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek geliniz, dedi; onlar da isteyerek geldik” dediler. (2)
İnşaallah yanlış anlamamışızdır; Azimuşşan Yüce Varlık yarattığı insana, göğe ve yere bile bir irade hürriyeti tanıyor...
İşte İslam’ın özgürlük anlayışı ve işte uğruna canlar verdiğimiz özgürlüğün metafizik boyutu.. Özgürlük inancına denk, inanç özgürlüğü.. Lâhûtî âlemden müjdelendiği kesin.. İnsanoğlunun halifeliği burada yoğunlaşıyor..

Ve bir köleyi âzad etmek, onu özgürlüğüne kavuşturmak.. İslamın tebcil ettiği büyük bir sevap.. Yeryüzü bundan daha önemli bir devrim tanımadı.. Düşünün, insanlıktan çıkmış bir insanı yeniden insanlaştırıyorsunuz; bunun sevabına denk başka ne olabilir ki..
Yanlışlıkla bir insan öldürmenin cezasından kurtulmak için ancak iki köleyi azad etmek durumundasınız.. Bir insan ölüyor ama, iki insan diriliyor, özgürleşiyor.. Özgürlüğün insanlık için ne kadar büyük ve vazgeçilmez bir önem taşıdığı İslam’ın bu emrinden de anlaşılıyor.. Böylece Mâverâ’da başlayan özgürlüğümüz dünyada içimize yansıyor, insanlığımızı kucaklıyor.. Bunun içindir ki hürriyeti “insanın kendi kişiliğini gerçekleştirmesi” olarak tanımlıyoruz..

İslam’da zorlama da yok..
Zorluklarla, zorbalıklarla mücadele edişimiz de Yüce Yaratıcı’nın bize bahşettiği o özgürlük iştiyakından, ihtiyacından değil mi.. Özgürlük bizim ondört asırlık malımız..
Romalılar düğünlerini aydınlatmak için zenci köleleri yakıp dururken, İslam dini köleliğin insanı sefilleştiren, özgürlüğe meydan okuyan bir kurum olduğunu ilan ediyor...
Filozof Hayek, “Batı, bireysel özgürlüğü 17. yüzyılda keşfetti” diyor.. Doğrudur; ama biz, Locke ve Voltaire gibi kanun himayesinde bir özgürlük değil, adaletin ve hukukun/güvenlik şemsiyesi altındaki özgülük fikrini kendimize daha yakın buluyoruz.. Hatta kanunla özgürlük arasında bir ilişki dahi kuramıyoruz.. Çünkü düzeni koruma iddiasıyla çıkarılan kanunlar çoğu zaman özgürlükleri kısıtlamaya yarıyor.. Ancak hukukun kanunlarda aradığı kesinlik vasfı gerçekleşmişse, o başka.. Çünkü o takdirde kanun hukukun bir parçası (lazim-ı gayr-ı müfariki) haline gelmiş demektir... Hukuk felsefesinin ruhu ve kalbi de orada çarpar: Hakk’ın hukuku, Hakk’ın âdaleti ve özgürlük kaynağı..

Gerçek hürriyetin öteler ötesinden aldığı bir kutsallık var.. Hürriyet bizim mukaddeslerimizden.. Biz onu şuradan buradan değil, kendi kitabımızda bulduk.
İnsan hakları derken bu deyim metafizik haklarımızı da içermiyorsa eksiktir.. Rabb’ul Âlemîn ister bu dünyayı, ister öteki dünyayı veya her ikisini birden seçme hakkını vermiş bize; seçmede serbest bırakmış bizi..
Hakikat bu iken Fukara Marcuse, mistik temellere dayanan bir iç özgürlük kavramı geliştirebiliriz diyor; dilenir gibidir Marcuse..
Peki, biz ne kadar hür ve nereye kadar kuluz?
Bu dünyadaki kulluğuyla övünenler var.. Oysa bir büyüğümüzün dediği gibi bu dünyadaki kulluk gururunu unutacaksın ki, öteki dünyada Hak Tealâya gerçek manada kulluk edesin”
Kulluk... O da bir nasip meselesi..
Hürriyeti önce ruhumuzda arıyacağız, sonra kafamızda. Gerçekten hür ve bağımsız düşünebiliyor muyuz.. Ön yargılardan, klişe sloganlardan, kalıpçı şemalardan, pratik zekânın zorladığı konformist eğilimlerden âzâde miyiz?
Her insanın iyi ve kötü yanları var; kötülüklerden kurtulmak, iyiliklere yönelmek bir nefis muhasebesidir.. İyi yanı üstün gelen, yani Allah’ın buyruklarına uygun yaşayan, içindeki kötü huyları bastıran, kontrol altına alan, dizginleyen insan Özgür insandır..
(1) Araf - 172. âyet
(2) Fussilet - 11. Âyet

Hairdesigner
31-03-08, 13:21
Ötüken Hürmüzlü ( 1974) </B>
1974 yılında Ankara'da doğdu.1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarına girdi. 1996'da mezun oldu. Aynı yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda Mezun Sanatçı olarak görev aldı. Daha sonra 1997 yılında açılan sınavla Adana Devlet Tiyatrosunda Sanatçı olarak göreve başladı.

Görev aldığı bazı oyunlar; Sezuan'ın iyi insanı, insandan Kaçan, Tango, Türkmen Düğünü, Akıllı Soytarı, Üçkağıtçı, Kanlı Nigar, Si1vanlı Kadınlar, Ayak Bacak Fabrikası,Benim Güzel Pabuçlarım, V. Frank, Canlı Maymun Lokantası,Kaçık.

Hairdesigner
31-03-08, 13:21
Özcan Micalar </B>
Kosova Türk şiirinin en hızlı gelişim dönemi, Priştine’de, haftalık “Tan” gazetesinin yayımlanmaya başladığı 1969 sonrası dönemdir. Sadık Tanyol, Fahri Mermer, Raif Kırkul, Burhan Sait, Aziz Serbest, Özcan Micalar, bu dönemde ortaya çıkan şairlerdir.

Son Kosova olayları öncesinde, Türkçe olan bütün yayın faaliyetinin durdurulması nedeniyle zor günler yaşayan Kosova Türk şiiri, NATO’nun müdahalesinden sonra Türkiye’nin desteği sayesinde, tekrar toparlanma sürecine girmiş bulunmaktadır.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1. Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:22
Özer Berkem ( 1939) </B>
1939 yılında Kıbrıs/Lefkoşa'da doğan Dr. D. Özer Berkem, 1957'de liseyi bitirdikten sonra 1963 yılında Istanbul Teknik Üniversitesi Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. 1962 yılında Kıbrıs Bayrak Radyo Televizyonu'nu (BRT) kurmakla görevlendirilen Dr. Berkem, bu kuruluşun çeşitli üst düzey kademelerinde görev aldı. 1983 yılında BRT Genel Müdürlüğü de yapan Dr. Berkem, ayrıca 1962 yılında C. M. C. Özel Araştırma Grup Başkanlığı, 1964'te Kıbrıs Türk Elektrik ve Makina Mühendisleri Birliği Kurucusu, 1967'te K. T. M. M. B. Genel Sekreterliği, 1972'den 78'e kadar Elektrik Mühendisleri Odası Başkanlığı, 1976'da Verimlilik Merkezi Yönetim Kurul Üyeliği, 1977'de Kıbrıs Türk Elektrik Mühendisleri Odası Yetkili Kurulu Üyeliği, 1989'da Kıbrıs Türk Islam Kültürü Derneği Danışma Kurulu Üyeliği, 1990'da Kıbrıs Türk Islâm Yazarları Derneği Başkanlığı, 1990'da K. K. Kurum ve kuruluşlar Konseyi Üyeliği görevlerinde bulundu. 1963 yılında Kıbrıs BRT'nın kendi vericilerini tasarlayarak, yayın hayatına başlamasında rol alan Dr. D. Özer Berkem, bugüne kadar konu ile ilgili milletlerarası 10'dan fazla sempozyum ve konversiyona katıldı. Ayrıca haber, haber teşkili ve yayın psikolojisi üzerinde de eğitim alan Dr. Berkem, çok iyi derecede Ingilizce, Rumca ve Almanca biliyor. Evli ve 2 çocuk sahibi olan Dr. Berkem, ayrıca RTS, AES, SMPTE, IEE ve FIDOF gibi milletlerarası yayın kuruluşlarına da üye, TGRT Genel Müdürlüğünde bulundu.

Hairdesigner
31-03-08, 13:22
Rafael Muhammedin ( 1947) </B>
Tarihçi ve siyaset adamı olan Rafael Muhammedin , Kazan türklerinden olup, Sovyet sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin, sosyalist idari yapılanmasında Sverdlovsk bölgesi olarak bilinen, idari bölgenin Berözvoskiy kasabasında 1947'de doğmuştur.
İlk ve Ortaokulu doğduğu yerde tamamlayan Rafael Muhammeddin, liseden sonra Leningrad( şimdiki St. Petesburg) üniversitesinin "Doğu Bilimleri Fakültesine"girmiştir. Kendi beyanına göre, uzun süre Türkoloji bölümüne girmek için uğraşmış ,ancak sovyet sisteminin"Türkçe'yi neden öğreneceksin" sorularına muhatap kalarak hayli zaman Türkoloji okuması önlenmiştir. Üniversite de Türkoloji okuduğu yıllarda, daha sonra Türk düşmanlığıyla adından sıkça söz, ettirecek olan şu anda Rus şövenist parti liderlerinden Jirinovsky ile birlikte okumuşlardır. (Jirinovsky 'nin kendisi de Rus değil, yahudidir). Okulu bitirdiği yıllarda Türk -Sovyet ekonomik ve Teknik işbirliği anlaşması sonucunda İskenderun Demir Çelik İşletmeleri'nin inşaasına Türkçe tercüman olarak gitmek istemişse de, Rafael Muhammeddin değil, Jirinovsky gönderilmiştir, Muhammeddin birkaç yılını devletin rutin tercümanlık işlerinde geçirmiştir.

1980 yılında Tataristan'a dönen Rafael Muhammeddin, bundan sonra ilmi, içtimai ve siyasi hayatını belirleyecek olan Tataristan İlimler Akademisi'ne bağlı Galimcan İbrahimov Dil,Tarih ve Edebiyat Enstitüsünde çalışmaya başlayacaktır.

1989'dan itibaren Sovyetler Birliği'nin çözülüşe başladığı günlerde, seksen yıllık Rus-Sovyet iktidarına karşı ilk muhalefet teşkilatı sayılacak olan " Tatar İçtimai Merkesi"ni kurarak, bir grup akademisyen grubuyla adından söz, ettirmiştir. Kısa zamanda halk üzerinde tesir bırakan bu hareket siyasal bir cereyana döndüğünde Rafael Muhammeddin, İçtimai teşkilatı partileştirerek (1990) İlk Tatar Milli Bağımsızlık partisi olan İttifak Partisini kurarak Genel Başkan olmuştur. İdil-Ural Türklüğünün kendine has özel durumundan hareket eden Rafael Muhammeddin, bütün Türkistan ve Sibirya ve Kafkasya Türklerinin biraraya geleceği"Türk Halkları Asamblesini" kurup ilk Genel başkanı olarak Kazak aydınlarından Olcas Süleymanov'la birlikte, ilki Kazakistan'da olmak üzere Türk Halkları Birliği kongresini gerçekleştirmiştir. İttifak Partisi Genel Başkanlığını Fevziye Bayramova'ya ,Türkl Halkları Asamblesi Genel Başkanlığını(1991-1993 arası yürütmüştür) Çuvaş Türklerinden V.Timofiyef'e bırakmış(1991-1997 arası ikinci başkanlık görevini yürütmüş) İlimler Akademisindeki ilmi görevine dönmüştür.

Tataristan'da ilk milli muhalefet hareketinin çekirdeği sayılan Şehabeddin Mercani Kültür Merkezinin de kurucularından olan Rafael Muhammeddin, yerli ve yabancı gazetelerde,dergilerde yayınlanmış yüzlerce makalenin yanında, içtimai ve siyasi hayatta Türk Halklarının Milletlerarası Konferans ,kongre ve toplantılarında müdafi olmuştur.

Roza hanımdan olan Ayas adındaki bir çocuğu ile halen Kazan'da Tataristan Bilimler Akademisi, Tarih Enstitüsünde araştırmacı olarak çalışan Rafael Muhammeddin'in, Bilimler Akademisi tarafından kabul edilmiş, "Türk Halklarının politik düşünce Tarihi ve ideolojisi üzerine; Osmanlı ve Rus İmparatorlukları, Türkiye , SSCB, BDT, XIX.asrın 70'li -XX.asrın 90'lı yılları" alt başlığını taşıyan " Türkçülüğün Doğuşu ve Gelişimi" adlı yayınlanmış bir eseri bulunmaktadır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:22
Rahimov Murtaza Gubaydulloviç ( 07.02.1934) </B>
Doğum Tarihi 7 Şubat 1934
Doğum Yeri Tavakanovo, Başkırdistan
Medeni Durumu:Evli
Eğitim Durumu Ufa Petrol Fakültesi
Bulunduğu Görevler 1956-1990 Petrol Kuruluşlarında çeşitli görevler, 1990 Başkırdistan SSC Milletvekili, Başkırdistan Cumhurbaşkanı 1996.
Halen Bulunduğu Görev Başkırdistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Aralık 2003)

Hairdesigner
31-03-08, 13:23
http://www.biyografi.net/images/kisi/2309.jpg
Ramazan Karça ( 1909)- (1981) </B>
Kafkasya'da, bugünkü Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde bulunan bir Karaçay köyünde doğdu (1909). Duda ailesindendir. Öğrenimini anayurdunda yaptıktan sonra Rostov Üniversitesi Filoloji Bölümünü bitirdi. İkinci Dünya Savaşında Almanlara esir düştü (1942). Savaş sonrasında bir süre Türkiye ve Almanya'da yaşadıktan sonra ABD'ne yerleşti. 1981 yılında orada öldü.

Yazılarında "Mahmut Aslanbek", "Dudalanı Mahmut" (Karaçayca asıl adı) ve "Mahmut Dudayev" imzalarını da kullanan R. Karça’nın Kafkasya yerel basınında Karaçaylılarla ilgili yazıları ve kitapları yayınlanmıştı. Yurdunu terk etmek zorunda kaldıktan sonra da Almanya'da "Kafkasya İstiklal Komitesi"nin organı olarak yayınlanan "Kafkasya" (daha sonra Birleşik Kafkasya) dergilerinde Türkçe-İngilizce-Rusça yazıları çıktı. Münih'deki "Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü'nün çıkardığı Türkçe "Dergi", İngilizce "Caucasian Review", Rusça "Vestnik", Arapça "Elmecelle" vb. yayınlarda çok sayıda makaleleri yayımlanmıştır.

ESERLERİ
"Karaçay-Malkar Türklerinin Faciası" (Ankara 1952),"Karaçay-Malkar Türklerinde Hayvancılık ve Bununla İlgili Gelenekler" (Ankara 1954)...

Hairdesigner
31-03-08, 13:23
http://www.biyografi.net/images/kisi/77.jpg
Ramazan Mirzaoğlu ( 1945) </B>
KAMAN - 1945, Gazi, Mariye - Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Master, KTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora - İngilizce - Kimya Yüksek Mühendisi Prof.Dr., Öğretim Üyesi - Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi, Anabilim Dalı Başkanı, Bölüm Başkanı ve Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı - Devlet Bakanı - Evli, 3 Çocuk.

Hairdesigner
31-03-08, 13:23
Rasem Rüşdü - (1986) </B>
Büyük Çerkes sürgününde (1864) önce Anadolu'ya oradan da Ürdün yöresine göç eden bir Adige ailesinin çocuğu olup daha sonra Mısır'da yerleşmiştir. Mühendislik öğrenimi gördü. 1932 yılında Kahire'de oluşturularak Mısır, Ürdün, Suriye, Türkiye ve Avrupa ülkelerindeki Kafkas göçmenlerinin ilişkilerinin güçlendirilmesinde önemli bir rol oynayan "Çerkes Kardeşlik Cemiyeti"nin kurucu ve üyeleri arasında aktif rol oynadı. Bu gayeyle bu ülkelere geziler yaptı. Yakındoğu ülkelerinde faaliyet gösteren petrol şirketlerinde mühendis olarak çalıştı. Kafkasya ve Çerkes halklarının tarih ve kültürüyle ilgili Arap ve İngiliz dillerinde çeşitli eserlerin sahibidir. 1986 yılında ABD'nde öldü.

ESERLERİ
"Eladıge kadimen ve hadisen" (Eski Çağlarda ve Bugün Adigeler, Kahire 1946), "Şerkesi yetehaddes an kavmihi" Bir Çerkes Milletini Anlatıyor, Kahire 1947), "Masr veşşerakise" (Mısır ve Çerkesler, Kahire 1948),"Jan" (Uzun Hikaye, Kahire 1949; Amman 1988), "The Tragedy of a Nation" (Bir Milletin Trajedisi, Kudüs 1939), "Eto Moya Natsiya" (Şerkesi yetehaddes... adlı Arapça eserinin Rusça çevirisidir, Nalçik 1993).

Hairdesigner
31-03-08, 13:23
Rasim Ekşi ( 1954) </B>
1954 yılında Rize'de doğdu, ilk, orta ve lise öğrenimini Rize'de, yüksek tahsilini ATÎA Mali Bilimler ve Muhasebe Yüksek Okulu'nda tamamladı. 1976'da Türkiye'de ve Dünyada Sabah gazetesinde mesleğe atıldı. Hergün, Millet ve Ortadoğu gazetelerinde muhabirlik, Türkiye Gazetesi'nde redaktörlük, Orkun ve Olaylara Bakış dergilerinde Yazı işleri Müdürlüğü yaptı. Türkistan Türkleriyle Dayanışma Derneği ve Turan Kültür Vakfı'nın kurucuları arasında yer aldı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Aydınlar Ocağı, Türk Edebiyatı Vakfı ve Avrasya Bir Vakfı üyesi, Turan Yayıncılık şirketinin yöneticisidir.

Halen Turan Kültür Vakfı Başkanı olan Rasim Ekşi, bir ara Ulaştırma Bakanlığı Müşavirliği görevini yürütmüştür.
Erol Cihangirle birlikte Dr. Baymirza Hayit Armağanı adlı kitabı yayınlanmış olan eserin yanısıra neşre hazır 4 eseri daha vardır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:24
Raşid Tacibayev </B>
Raşid Tacibayev

SSCB’nin Kazakistan Cumhuriyeti’nde Kızılorda şehrinde 6 Ocak 1968 tarihinde dünyaya gelmiştir. İlk, Orta ve liseyi Kızılorda şehrindeki No. 212 mektebinde bitirmiştir. 1986-1988 yıllarında SSCB Kızılordusu’nda askerlik yapmıştır. Türkiye’ye 1991 yılında gelerek İ.Ü. Edebiyat Fakültesinin Tarih bölümüne kayd yaptırarak lisansı 1995 yılında başarıyla bitirmiştir. Aynı yıl Yüksek Lisans imtihanın kazanarak 1997 yılında “1991-1995 yıllar arasında Türkiye-Kazakistan ilişkileri” Tezini vermiştir. 1997 yılında Doktora imtihanlarını kazanmıştır.

Kızılordu'da askerlik yapmış bir akademisyen olan Raşid Tacibayev tarafından özellikle Rus kaynakları titizlikle taranarak meydana getirilmiş geniş kapsamlı bir çalışmadır.

TRUVA'daki ESERLERİ:

Kızıl Meydan'dan Taksim'e

Hairdesigner
31-03-08, 13:24
Raşidhan Kaplanov - (1937) </B>
Raşidhan Kaplanov (Reşit Kaplan)

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Hükümeti'nde Ulaştırma Bakanlığı yaptı. Sonrasında Azerbaycan Musavat Hükümeti İçişleri ve Maliye Bakanlığı görevinde bulundu. Sorbon Üniversitesi bitirip bir süre orada çalıştı. 1920 yılında tutuklandı. Kısa bir süre sonra serbest bırakıldı.

Sovyet Hükümeti tarafından 1937 yılında tutuklanıp kurşuna dizildi.

Hairdesigner
31-03-08, 13:25
http://www.biyografi.net/images/kisi/2459.jpg
Raşit Dostum ( 1953) </B>
1953 yılında Afganistan'ın kuzeyindeki Şibergan şehrinde doğdu.26 yaşındayken Sovyetlerin Afganistan'da açtığı bir doğalgaz tesisinde işçi olarak çalışmaya başladı.Kısa sürede tesis içinde örgütlü bulunan işçi sendikasının başkanı oldu. Bu dönemde Afganistan içinde Sovyet yanlısı bir rejim vardı ve muhalifler bu yönetime karşı savaşıyordu.Bu savaşta kendilerine mücahit denilen Suudi etkisindeki gruplar, ülke kuzeyindeki Türkmen, Özbek ve Taciklere karşı tavır alınca, Dostum kuzeyden topladığı milislerle çatışmalar içine girdi.Sovyetlerin Afganistan'dan çekilmesinden sonra iktidarda bulunan Necibullah hükümetiyle işbirliğini sürdürdü.Mezar-ı Şerif başta olmak üzere Kuzey Afganistan'daki yedi eyaletin yönetimini ele aldı.Raşit Dostum Cünbüş-i İslami Afganistan adıyla siyasi örgütlenmesini de yaptı.

1992 yılında Necibullah'tan desteğini çekince başkent Kabil, mücahit grupların eline geçti. Mücahit grupların hemen hepsi ya etnik bir temele dayanıyor ya da İran, Pakistan ve Suudi Arabistan'dan gibi ülkelerin sözcülüğünü yapıyordu.Ayrıca örgütlerin en önemli gelir kaynağı olan uyuşturucu üretim ve sevkiyatı da çatışmaların ayrı bir yönünü teşkil ediyordu. Bu örgütleren hepsinin ittifak ettiği tek konu ise Türklerin yönetim dışında kalması idi. Başkenti birbiriyle çatışan mücahit gruplara devreden Raşit Dostum, kuvvetlerini yeniden kuzeye çekti ve Mezar-ı Şerif'te devlet otoritesini pekiştirdi.Mezar-ı Şerif kısa zamanda eğitim,ticaret ve ziraat başta olmak üzere her alanda gelişti.Türkiye ile ilişkiler kuran Raşit Dostum, devrin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın açtığı imkanlarla bütün dünyada tanındı.Turgut Özal bir dönem kullandığı makam arabasını Raşit Dostum'a hediye etti ki, bunun sembolik anlamı Türklere ayrı bir heyecan kazandırıyordu.

Raşit Dostum, Yüksek Askeri Şura Başkanı sıfatıyla başkent Kabil'i terk etti. Birbiriyle çatışan mücahit gruplardan ümidini kesen Pakistan ve Suudi Arabistan, Afganistan'ı ele geçirmek için Hindistan'ın Diobent şehri medreselerinde eğitim gören gençleri, Taliban yani talebeler adıyla örgütledi.Bu medresede esas itibariyle ehli sünnet alimlerinin dini kitapları okutulmakla birlikte bu eğitim skolastik bir yaklaşımla ve medeniyet eksenli bir bakıştan uzak bir şekilde veriliyordu. Değişmeyi idrakten yoksun bu bakış, medeniyet tarihimizdeki değişiklikleri bidat diyerek reddediyordu. Bu kesin inançlı robot örgütlenme kısa zamanda gelişti ve mücahit grupların hepsini yıkarak kuzey hariç Afganistan'a hakim oldu.Raşit Dostum'la Kuzey Afganistan pazarlığını bizzat 1999 yılında Pakistan Dışişleri Bakanı yürütüyordu. Raşit Dostum, Rabbani öncülüğündeki devrik Cumhurbaşkanı ve eski mücahit gruplardan yana tavır koyarak, Pakistan'la anlaşmadı. Tacik asıllı Ahmet Şah Mesut dışında hiç bir mücahit örgütü Talibanlar'ın karşısında tutunamayınca, Pakistan destekli Talibanlar Mezar-ı Şerif'i ele geçirdi.Ülkesini terk eden Raşit Dostum, Ankara'ya gelerek Türk yetkililerle durum değerlendirmesi yaptı. Bilahare Türkiye, Özbekistan ve İran'da kısa süre bulunduktan sonra Kuzey Afganistan'a tekrar döndü.

Raşit Dostum liderliğindeki Kuzey Afganistan güçleri, ABD'nin Taliban yönetimine karşı başlattığı askeri harekatla tekrar öne çıktı.

Dostum'un güçleri, ABD'deki saldırılardan sonra Mezar-ı Şerif yönünde en etkili saldırıyı gerçekleştirdi.


HAKKINDA YAZILANLAR

Dostum 1998 yılında yayınlanan bir haberde Taliban ile Usame bin Laden arasındaki bağlantıya dikkat çekmişti.

Dostum: Taliban'a para akıyor
Bülent Uzun/Ankara
Sabah 28 AĞUSTOS 1998

Türkiye'ye gelen Özbek General Afgan lider Raşit Dostum, "Kısa süre sonra Afganistan'a döneceğim. Afganistan'a hakim olmak için yeni bir planım var." dedi.
Dostum, ABD Büyükelçiliklerine yapılan saldırıların perde arkasındaki kişi olan Osama Bin Laden'in, Taliban'ı desteklediğini ve Taliban'lara 10 milyon dolar verdiğini açıkladı. Türkiye'den askeri değil siyasi destek isteyen Özbek General Dostum, Taliban'ın aslında Pakistan güçleri olduğunu kaydetti. Dostum, Türkmen petrolü için kurulacak boru hattının gerçekleşebilmesi için de Afganistan'da huzur ve istikrarın şart olduğunu vurguladı.

HAKKINDA YAZILANLAR

Dostum, sığındığı Türkiye'ye, bakan yardımcısı olarak döndü

Afganistan Geçici Hükümeti Savunma Bakan Yardımcısı Özbek asıllı General Raşid Dostum, Türkiye’ye geldi. Geçtiğimiz yıl nisan ayı içerisinde sessizce Afganistan’a dönen ve Taliban karşıtı askeri operasyonlar içinde yer alan Dostum, muzaffer bir komutan olarak Ankara’ya ziyaret gerçekleştiriyor.
Özbekistan Hava Yolları’yla Özbekistan’ın başkenti Taşkent’ten İstanbul’a ve ardından Ankara’ya geçen Dostum için resmi bir karşılama töreni düzenlenmedi. Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile görüşmesi planlanan Dostum, gezisinin ilk gününde Ankara’da bulunan ailesiyle hasret giderdi. Soruları cevaplandıran General Dostum, ‘1 yıldır ayrı olduğum çocuklarımı görmek için buradayım.’ dedi. Dostum’un eşi ve 9 çocuğu Oran’da Türkiye tarafından kendilerine tahsis edilen konutta kalıyor. Dostum, Başbakan Bülent Ecevit ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem, ABD’den dönene kadar evinde dinlenecek.
Boynundaki kireçlenme ve şeker hastalığından muzdarip olan Dostum, Ankara’da bulunduğu süre içerisinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde de tedavi görecek. Dostum’a, eşi ve 9 çocuğunun yaşadığı Oran’daki evi ve 06 CF 013 plakalı makam aracı, 1985'te dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından hediye edilmişti. Türkiye hayranı olarak bilinen Dostum, çocuklarından birinin ismini Mustafa Kemal olarak koydu. Dostum’un bir diğer çocuğunun ismi ise kendisi için hayatını feda eden korumalarından Yarmehmet’in ismini taşıyor.
General Dostum’un, ziyareti sırasında Afganistan’daki mücadelesine Türkiye’den verilen desteği sürdürmesi için temaslarda bulunacağı belirtiliyor. Başbakan Ecevit’in ABD Başkanı Bush ile yaptığı görüşmede, Afganistan’ın yeniden yapılanması ve Afgan gruplar arasında barışın korunması konusunda aktif faaliyet gösterme onayını alması ardından Dostum’la yapılacak görüşme büyük önem taşıyor.
Dostum Türkiye’de geçirdiği uzun inziva döneminin ardından 7 Nisan 2001’de Afganistan’a gitmiş ve bu haber ilk olarak ZAMAN’da duyurulmuştu. İki gün sonra Afganistan’da Reuters’e konuşan Dostum, haberi doğrulayarak Taliban’a karşı savaşmaya hazır olduklarını açıklamıştı

Hairdesigner
31-03-08, 13:25
Raşit Pertev </B>
Kıbrıs Türk Edebiyatı

HAKKINDA YAZILANLAR

Rasit Pertev, 'Kâni-Veran: İkilemelerde Saki Larnaka, Pygmalion Yayinlari, Lefkosa, 1999. (asagidaki yazi 20 Ekim 1999 tarihli Kibris gazetesinden nakledilmistir).

Yaşamını görevli olarak bulunduğu Paris'te sürdüren ve ilk şiir kitabı "Gür Yapraklar Işıklar İçinde", 1995'te Pygmalion Yayınları'ndan çıkan Kıbrıslı Türk şair Raşit Pertev'in, ikinci şiir yapıtı "Kâni-veran", İstanbul'da, Belge Yayınları'ndan basıldı. Krokiler, kartpostallar, desenler, şiirlerde geçen sözcük, tarih ve yer adlarına ilişkin toplam 5 açıklamalı dizinin de yer aldığı kitapta, şairin, Romen rakamlarıyla numaralanmış 30 şiiri var.

"Gür Yapraklar Işıklar İçinde"den sonra, seçilen dil açısından oldukça şaşırtıcı bulduğumuz "Kâni-veran" için, ilk izlenim olarak özetle bir şeyler söylemek gerekirse, altını çizeceğimiz ilk şey, kitabın, 'dili' açısından hayli tartışmalı karşılanacağıdır.Özellikle 1974'lerden sonra tartışmaya açılan 'Kıbrıslı Türkçesinden, özgün bir şiir dili yaratılması' görüşünün en 'uç' örneği sayılabilecek olan "Kâni-veran"da Raşit Pertev, Kıbrıslı Türk şairler arasında en radikal (köktenci) tavrı sergileyen olarak beliriyor. İnanılmaz riskli bir dil bölgesinde kurmuş şiirini. Artık epey gerilerde kalmış bir dili, şiir dili olarak seçmiş. Bir 'laboratuavar çalışması' karşısında mıyız, bir kumar mı, yoksa şairin belirli bir seçimi mi söz konusu? Bunun açıklamasını şairinden beklemek hakkımız. Ondan böyle bir açıklama gelinceye kadar (gelirse!) bize söylemek için çok sınırlı şeyler kalıyor. Şairin "Gür Yapraklar Işıklar İçinde" örneğini, o yapıtta ortaya konan şair duyarlığını, yetkinliği bilmesek, işimiz daha da kolay olabilirdi. Bu aşamada söyleyebileceğimiz tek şey, Raşit Pertev'in, yeni kitabındaki şiirlerle 'dilin mayın tarlası'nda gezindiğidir. Bir ülkenin, hem de epey gerilerde kalmış yıllarda konuşulan halk dilini, tüm yazım ve diyalektini hiçbir dönüşüme uğratmadan (daha üst bir dile dönüştürmeden), en ham, en otantik biçimiyle ve en yoğun biçimde 'şiir dili' olarak kullanmayı seçmek sanırım başka türlü açıklanamaz.

Raşit Pertev'in bilinen şiir duyarlığı bu kitapta da kendini duyuruyor. Kitabını, hiçbir tematik sorunu olmayan, hiçbir sanat değeri taşımayan ve dili -tıpkı yeni kitabındaki gibi- en ham biçimiyle kullanan ve bir dönemde epey yaygınlaşan oyun, öykü örneklerinden ayrı bir yere koyan da bu özelliği. Ortada şiir duyarlığı var, ama bu şiirler dil açısından tam bir 'mayınlı bölge' ortasında duruyor bizce! Raşit Pertev, özel, farklı bir dili en uç noktasına kadar kullandı. Bundan ötesi yok! Ve kitabı, bu konuda 'en uç örnek' olarak şiir tarihimizdeki yerini aldı. Bizce, bundan sonra yapması gereken, bu dilin vurgularını, ruhunu, daha üst bir şiir diline taşımak. Ki bu çabasından çok ilginç, önemli bir şiir çıkabilir.

Yeni tutumu, bundan sonra yazacaklarını daha da ilginç kılıyor, merakla beklemeyi getiriyor. Bize düşen, kitaptan bir örnekle okuru buluşturmak. Sonrası onlara kalmış. Kitabı edinerek kendi kararlarını verebilirler.

Hairdesigner
31-03-08, 13:25
http://www.biyografi.net/images/kisi/648.jpg
Rauf Denktaş ( 27.01.1924) </B>
Rauf Raif Denktaş 27 Ocak 1924 tarihinde Kıbrıs’ın Baf bölgesinde doğdu.Rauf Denktaş 1,5 yaşındayken annesini kaybetti.Babası hakim Raif Bey’dir.Anneannesi ve babaannesi tarafından büyütülen Denktaş, 1930 yılında eğitim için İstanbul’a gönderildi.Arnavutköy’de ilkokuldan liseye kadar eğitim veren Fevziati Lisesi’nde yatılı okumaya başladı.Ortaokuldan sonra Kıbrıs’a döndü ve liseyi Kıbrıs’ta bitirdi.II.Dünya Savaşı’ndan sonra hukuk tahsili için İngiltere’ye gitti.Mezun olduktan sonra avukatlığa başladı.1949 yılı yaz aylarında savcılık yapmaya başladı.Yine aynı yıl Aydın Hanım’la evlendi.27 Kasım 1948 tarihinde Kıbrıs Türklerinin düzenlediği ilk mitingte Dr.Fazıl Küçük ile beraber hatiplik yaptı.Türk Cemaatının iki önemli ismi Faiz Kaymak ve Dr.Fazıl Küçük arasında ara bulucu rolünü üslenip, toplumun çıkarlarının takipçisi oldu.Faiz Kaymak’ın teklifi ve Dr.Fazıl Küçük’ün tasvibiyle Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu kongresinde başkanlığa seçildi.Savcılık görevinden İngiliz yönetimini zorlukla ikna ederek istifa etti ve Cemaat sorunlarıyla uğraşmaya başladı.1958 yılına gelindiğinde Rum tedhişçiler, Türk köylerine saldırınca, Türkler de bu olayları protesto etti.Zürih-Londra anlaşmaları öncesinde Dr.Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş, Ankara’ya Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile görüşmeye gitti.Bu görüşmede Denktaş adaya Türk askeri gönderilmesi teklifini dile getirdi.16 Ağustos 1960 tarihinde 650 kişilik Türk Alayı Magosa Limanı’na ayak bastı.1963 olaylarından sonra Denktaş temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya gitti.Temaslarını tamamlayan Denktaş bir sandalla Kıbrıs’a geçti ve Türk direnişini örgütlemeye başladı.Bu dönemden sonra Kıbrıs Türklerinin temsilcisi olarak görev yaptı.1974 Barış Harekatından sonra da Kuzey Kıbrıs Türk Federasyonu ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dönemlerinde cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
xxxxxxxx

English Biography

RAUF DENKTAS

Rauf Raif Denktaş was born in Baf Region of Cyprus on 27 Ocak 1924. Rauf Denktaş lost his mother when he was 1,5. His father is judge Raif Bey. He was grown up by his maternal and paternal grandmothers and was sent to Istanbul for education in 1930.

He began to study at in Fevzi Ati High School giving education in Arnavutköy from primary to high school as a boarding student. He turned back to Cyprus after secondary school and completed high school in Cyprus. He went to England for law education after the 2nd World War. He started to work as a lawyer after he graduated. He began to work as a prosecutor in summer months of 1949. He married Aydın Hanim the same year.

He addressed to the public in the first public meeting arranged by Cyprus Turks on 27 November 1948 together with Dr. Fazil Küçük. He acted as mediator between the two important persons of Turkish community, Faiz Kaymak and Dr. Fazıl Küçük and pursued the interests of the community. Upon the proposal of Faiz Kaymak and approval of Dr.Fazıl Küçük, he was elected as the chairman in the congress of Cyprus Turkish Institutions Federation. He resigned his position as prosecutor by hardly convincing English government and began to deal with the problems of the community.

Denktaş, who directed Cyprus Turkish resistance against Enonis, which played a terrorist role and EOKA in 1955, resigned from his duty in the government in 1958. He established Turkish Resistance Organization on 1 August 1958 together with his friends. He paid efforts in Zurich and London Agreements in 1959, in 1960 agreements and preparation of the Constitution of Republic of Cyprus. The same year he was elected as the chairman of Turkish Community Assembly and the execution committee.

In 1958, Greek terrorists attacked on Turkish villages which Turks protested. Dr. Fazıl Küçük and Rauf Denktaş went to Ankara to hold negotiations with Foreign Minister Fatin Rütü Zorlu before Zurich-London agreements. In this negotiation, Denktaş proposed sending of Turkish troops to the island.

On 16 August 1960, a Turkish regiment of 650 people landed on Magosa Port. Denktaş went to Ankara to hold negotiations after 1963 events. Denktaş returned to Cyprus on a rowboat having completed his contacts, and began to organize Turkish resistance. He was declared as “persona non grata” by Makarios after 1964 London Conference. His entry to Yeşilada was forbidden. He landed on Erenköy secretly and took part in the war. He was arrested in 1967 while entering the island secretly. He was given back to Turkey as a consequence of intense efforts. In 1968, since prohibition of his entry to the island was lifted, he returned to Cyprus.

He was elected as the chairman of Turkish Community Council in 1970 elections. He was elected as Assistant Cyprus President and President of Turkish Government until 28 February 1973. After proclamation of Cyprus Turkish Federal State on 13 February 1975, he pursued the posts of state and government president, and was elected as the state president in the general elections held in 1976. He became the president of the state for the second time in 1981.

He was elected as the president for the second time in the early elections held on 22 April 1990. He was elected as the president in the elections held in 1995 too.
He is still the President of Republic of Northern Cyprus Turks.

He has published books on various issues.

Hairdesigner
31-03-08, 13:26
Rauf Parfı ( 1943) </B>
RAUF PARFI: 1943 yılı Eylül ayında Özbekistan 'ın Taşkent vilayetinde doğdu. Taşkent Devlet Üniversitesi 'ni bitirdi. Çeşitli yayınevlerinde çalıştı. İlk şiirleri 1950 'li yılların sonlarında yayınlanmaya başladı. 1960 'lı yıllarda tanındı. 60 'lı yılların başında klasik Sovyet şiirinden ayrılan, sonraki yıllarda daha da belirginleşen özgürlük düşüncesini içinde taşıyan, sembolizme kısmi dönüşü hissettiren ve suskunluk devrinden sonraki Yeni Özbek Şiiri diye adlandırılan modern Özbek şiirinin üç büyük öncüsünden biri olarak kabul edilir. Şairin, Kervan Yolu (Karvon yo'li, 1968), Tasvir (Tasvir, 1973), Hatırat (Xotirot, 1975), Sabır Ağacı (Sabr daraxti, 1986), Tevbe (Tavba, 2000) şiir kitaplarından en bilinenleridir. Güçlü bir çevirmen sıfatıyla Byron, Şehriyar ve Nazım Hikmet 'i Özbek okuyuculara tanıtan şair bir çok ödülün de sahibi. Bunlardan en önemlileri Uluslararası Mahmud Kaşgari Ödülü (1989) ve Türkiye Diyanet Vakfı Türk Dünyası Münacat Yarışması Büyük Ödülü (1996) 'dür.

Zerafet Rauf Parfi Nehir dalgasına gazel yazılmış, Otlar eğilmiş de kitap okuyor. Bir lahza neşeyle gülüyor güneş Diğer bir an ah çekiyor duruyor. Kamışlar fısıldar ırmak yanında, Gökte ak bulutlar gezer mecalsiz. Varlık diri bir zerafet, cihanda, Birine yalvarır, sığınır halsiz. Bu kadar güzellik hangi mekanda, Bu hangi kitaptır, kimin defteri, Kimin dünyasıdır kılıç ucunda? Titreyip parlıyor bir lamba, garip, Bir küçük kuş öter ruhum içinde, Bir kuş beni arar, ağlar acayip. Zarofat Daryo mavjlariga yozilmish g'azal, Maysalar egilib o'qiydir kitob. Shodlanib xandalar otar bir lahza, Bir lahza oh tortib qo'yadir oftob. Qamishlar shivirlar daryo tomonda, Ko'kda oq bulutlar kezar bemajol. Bir tirik nafosat borliq, jahonda, Kimgadir elanar, qilar iltijo. Bu qadar go'zallik qaysi ochunda, Bu qaysi kitobdir, kimning daftari, Kimning olamidir qilich uchinda? Qaltirab porlaydir bir chiroq g'arib, Bir qushcha sayraydir ruhim ichinda, Bir qushcha yig'laydir meni axtarib.

Hairdesigner
31-03-08, 13:26
Rauf Beg ( 1947) </B>
Korgeneral Rauf Beg (Resuloğlu), 1947 yılında Afganistan'ın Tahhar vilayetinde doğdu.Afganistan'daki Özbek Türklerindendir.Askeri Lise'de okuyan Rauf Beg, 1969'da Kabil Harp Okulu'ndan mezun olarak Afganistan ordusuna katılmıştır.1976-1982 yılları arasında Sovyetler Birliği Frunze Askeri Harp Akademisi'nde kurmaylığını tamamlayarak Afganistan Savunma Bakanlığı Keşif Başkanlığı Birinci Yardımcılığına atanmıştır.Bilahare değişik askeri görevlerde bulunduktan sonra Afganistan iç savaşı sırasında Kuzey-Batı Afganistan Şura Başkanlığı görevinde bulunan Rauf Beg, General Raşit Dostum'un Afganistan'da söz sahibi olmasından sonra Cünbüş-i İslam-i Afganistan saflarına katılarak cephe hayatına yeniden dönmüştür.1992'den 1998 senesine kadar Kuzey Afaganistan Kumandanlığı Genelkurmay Başkanı olarak görevini sürdürmüştür.Suudi Arabistan ve Pakistan destekli Taliban örgütünün Afganistan'ı işgaline karşı direnirken cephede yaralandı. Cepheden ağır yaralı olarak ayrıldığı 1998 senesinden beri Afganistan dışında.Bir süre Türkiye'de kalan Rauf Beg, halen Norveç'te külteci olarak yaşıyor.Afganistan ve Taliban konusunda özgün bilgilere sahip olduğu hatıralarını farsça kaleme alan Rauf Beg'in hatıralarını yayına araştırmacı-yazar Erol Cihangir hazırladı.

ESERLERİ

Adı, Afganistan'dı Talibanların Eline Nasıl Düştü?
Korgeneral Rauf Beg
Yayına Hazırlayan Erol Cihangir
TURAN KÜLTÜR VAKFI
İstanbul 2001

....herşey, 1979 senesinin Aralık ayında, Sovyet Kızıl Ordusu'nun Kabil'e hava köprüsü kurmasıyla başladı Afganistan'da. Gerçi bunun asıl başlangıcı İngiliz emperyalizminin, sözde Hindistan dominyonlarını terketmesine kadar uzanıyordu ya neyse. Hikmetin, hissin, cengaverliğin ve sözün vatanıydı Afganistan. Büyük Asya medeniyetinin insanlığa armağanı olan Bedehşan, Herat, Celalabat ve Gazne... Yirmi yıldır, ABD başta olmak üzere, Pakistan, Arabistan ve batılı emperyalistler tarafından yoksulluğun, vahşetin ve barbarlığın vatanı oldu. Hülasa, dünya barışı adına korkunç cinayetler ustası Anglo-Sakson emperyalizmi ile, en eski medeniyetler beşiği Afganistan'ı ölüler ülkesi haline getiren Talibanlar arasında isimler ve etiketlerden başka fark olmasa gerektir. Afganistan'da barışın bozulduğu tarihten, bugüne kadar hadiselerin içinde bizzat yaşayan Özbek Türk'ü Korgeneral Rauf Beg'in cephe günlüklerinden, insanın tüylerini ürperten cinayetlerle, hesapta islam mücahitleri ile, emperyalizmin ajanı Talibanların icraatlarından, Afganistan trajedisinin çarpıcı gerçekleri ile yüz yüze geleceksiniz.

Hairdesigner
31-03-08, 13:26
Reha Oğuz Türkkan ( 1920) </B>

1920 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Halid Ziya Bey, annesi Saibe hanımdır. İyi bir eğitim gördü. St. Joseph, Galatasaray ve Kabataş liselerinde okuduktan sonra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde master yaptı. Tarih ve Türkoloji dallarında Sorbonne Üniversitesinde, Tecrübî psikoloji dalında ise Columbia Üniversitesinde ihtisas yaptı.
Uzmanlı dalları arasında psikoloji, futuroloji, hukuk, tarih, yazarlık ve yayıncılık(şeref ve sürekli basın kartı sahibi) sosyo-etnografya yer almaktadır. Reha Oğuz Türkkan, 1947-1972 yılları arasında 25 yıl boyunca ABD'de Columbia ve CCNY üniversitelerinde, 1975-1976 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde ve daha sonra da 1996 yılında Ahmet Yesevî Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı.
"Sorularla Programlı Öğrenim" metodunun üç kurucusundan biri olarak ve ABD'deki katkılarından dolayı "WHO'S WHO" ansiklopedisinde yer aldı. ABD hükümeti tarafından 4 eyaletin eğitim planlaması ve Sunrise Açık Üniversitesi'nin kuruluşunda Eğitim teknolojisi Danışmanı olarak görev aldı. 124 okul (4 tanesi hızlı okuma ve bilgisayar üzerine) açtı.
Türkiye'de Yay-kur Açık Öğretim Üniversitesi'ni kurdu. 1976 yılında NASA'ya danışman olarak Hindistan'daki uydulu eğitim çalışmalarını inceledi.
Reha Oğuz Türkkan'ın, yerli ve yabancı basında binlerce makale, dizi ve araştırması yayınlandı. İstanbul Ticaret Odası Gazetesinde "Amerika ve Türkiye'de İş Dünyası" konularında 2 yıl köşe yazarlığı yaptı.
ABD'de bulunduğu süre içinde, "Psikolojinin İş Dünyasında Başarıya Etkisi Ve Uygulanışı", "İkna Psikolojisi Ve Satış Teknikleri" konularında iş dünyasına yönelik eğitimler verdi. Çeşitli şirket ve kuruluşlara danışmanlık ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı.
Reha Oğuz Türkkan, Türkçülük alanında çeşitli sosyal faaliyetlerde bulundu. Bu konuda yazarlık ve yayıncılık yaptı. Gurbetçi çocuklar için ABD'de Atatürk Okulu adıyla bir okul açtı. 1997 yılında Orta Asya ve Kafkas Türkleriyle ilgili olarak "Türk Dünyası Parkı" ve "Türkler" adlarıyla ABD'de ve Türkiye'de daimi resim sergileri açtı.
Reha Oğuz Türkkan, Türkiye'de "Çevrecilik Eğitimi Kampları"nın kurucusu oldu.
ABD'de Human Value Vakfı başkanlığı yaptıktan sonra, NEA (Eğitim Sendikası), IPA (Konferansçılar Derneği), Gazeteciler Derneği, Aydınlar Ocağı'nda üyelik ve Türk 2000 Vakfı'nda başkan olarak görev yaptı.
Reha Oğuz Türkkan'ın İngilizce, Fransızca ve Türkçe olarak yayınlanmış 41 kitap, 9 film ve 6 tv senaryosu bulunmaktadır.
Türkçülüğe Giriş (İstanbul-1940), Milliyetçiliğe Doğru (İstanbul-1943), One America (New York-1954), Talking Turkey (New York-1955), Turkish Literature (New York-1956), Turkish National Character (New York-1971), Tabutluktan Gurbete (İstanbul-1975), Yenilenmiş Türk Destanları ve Hikayeler (1977), Biz Kimiz (İstanbul-1987), Türk Milliyetçiliğinin Kısa Tarihi (İstanbul-1992), Yükselen Milliyetçilik, 21. Yüzyıl Milliyetçiliği (İstanbul-1995), Kızılderililer ve Türkler (İstanbul-1998) önemli eserleri içinde yer alır.
Reha Oğuz Türkkan, Ece Zübeyde Hanım ile evlenmiş olup Aslıhan, Ceylan, Tuğrul ve Alptunga adlarında dört çocuğu vardır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:27
Remzi Kartal </B>
1991 yılında DEP milletvekili olarak Parlamento'ya giren Remzi Kartal, tutuklanmamak için 1994 yılında yurtdışına kaçtı. Yurtdışındakı diğer DEP'lilerle "DEP ile Dayanışma Bürosu"nu kuran Kartal, 1995 yılında Sürgünde Kürdistan Parlamentosu'nun (PKDW) kuruluş çalışmalarında yeraldı. PKDW'nin Yürütme Kurulu'nda yeralan Kartal, 1999 yılında parlamentonun kendisini feshi ardından Kürdistan Ulusal Kongresi'nin (KNK) kuruluş çalışmalarında yeraldı. KNK Yürütme Konseyi'nde görev yapan Kartal, KONGRA-GEL Başkan yardımcıları arasında yerini alıyor.

Hairdesigner
31-03-08, 13:27
Reşat Mendan Ömer </B>
Reşat Mendan Ömer
/Bilim ve Teknolojiden Sorumlu Bakan/
Geçici Irak kabinesindeki tek Türk üye.

Hairdesigner
31-03-08, 13:27
Reşid Murad ( 1915) </B>
Kırım Türk Edebiyatı

1915 yılında doğar.Özbekistan'a sürülen Reşid Murad daha Kırım'da iken şiir yazmaya başlamıştır.Şiirleri, "Bir Kuçak Çeçek" (1958), "Açık Gönülden" (1971), "Yıldırım" (1976), "Beklenilgen Al Yelkenler" (1983), "Yükseklik" (1986) adlı kitaplarında yer almıştır.
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr

Hairdesigner
31-03-08, 13:28
Reşit Ali Dakuklu </B>
Reşit Ali Dakuklu
/şair/
1918 yılında Dakuk’ta doğdu. Çok sade bir insan olup, harika bir ahlaka sahipti. Milli Türkmen kıyafeti olan salt zubun ile dolaşmayı severdi. Aynı zamanda başını Türkmen usulü başlardı. Şiiri El-Teheci üslubu ile yazıyordu

Hairdesigner
31-03-08, 13:28
Reşit Küle Rıza </B>
Reşit Küle Rıza
/şarkıcı/
Türkmen şarkıcılarındandır. Şarkıları etkili ve basittir. Tuzhurmatu ailesindendir. Gençliğinden beri Kerkük şehrinde yaşamıştır. Davetlerde ve münasebetlerde hayatının son günlerine kadar şarkı söyler ve bundan dolayı hep yoksul yaşamış ve ölmüştür.

Hairdesigner
31-03-08, 13:28
http://www.biyografi.net/images/kisi/1486.jpg
Reşit Rahmeti Arat </B>
Yazar, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı profesörü, Türkiyat Enstitüsü Müdürüdür.Ord. Prof. Reşit Rahmeti Arat Kırım kökenlidir.

Reşit Rahmeti Arat, Dr. Rabia Rahmeti Arat ile evlidir. Bu evlilikten Aysu R.Arat ve Süyüm Lucas doğmuştur.Osman Bankoğlu ve Seden Edepoğlu, Aysu R.Arat'ın çocuklarıdır. Aysu R.Arat Şermin Kenneth'in teyzesi, Emine Bankoğlu ve ahmet Edipoğlu'nun kayınvalidesi. Aysel Ernart ve Fikret Balaban'ın dünürleridir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:28
Rıfat Emin </B>
Makedonya Türk Edebiyatı

1950 yılından sonra aylık Sevinç ve Tomurcuk çocuk dergilerinin, Türkçe kitapların da yayımlanmaya başlaması, şiir çalışmalarının hız kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak araya giren 1953 göçü, Makedonya Türk şiirinin bu hızlı gelişimini sekteye uğratmıştır. Göçün hız kestiği 60’lı yılların ortalarında, Sesler Aylık Toplum-Sanat Dergisi’nin de yayın hayatına girmesiyle, slogancılıktan uzaklaşma, gerçek şiiri arama çabaları daha da güçlenmiştir. Önce, söyleyeceklerini somut bir tarzda iletmek için düşünce ve duygularını gereksiz sözcüklerden arındırarak kurduğu kusursuz dizelerde ortaya koyduğu ince lirizm tonlarıyla dikkatleri çeken , yazdıklarıyla okuru düşünmeye iten Avni Engüllü ile birlikte Mustafa Yaşar, Yusuf Edip, Sabahattin Sezair, Fahri Ali, Suat Engüllü, İrfan Bellür; daha sonraları da Esat Bayram, Sabit Yusuf gibi şairlerin yer aldığı, Makedonya şiirine güç veren, yeni bir yazar kuşağı ortaya çıkmıştır. Makedonya Türk şiirinin yaşatılması misyonuna son katılanlar arasında, Melâhat Engüllü, Biba İsmail, Oktay Ahmed, Rıfat Emin, Tülay İbrahim, Leylâ Süleyman, Meral Kain, Arzu Abdullah gibi değerli genç şairleri de anmak gerekir.

Tito Yugoslavyası’nın resmî siyasetî, 1951 yılına kadar Kosova’da Türk varlığını tanımıyordu. Bu nedenle Kosova Türkleri, ilk başta Makedonya Türklerine tanınan olanaklardan yararlanamadılar. Bu nedenle birçok alanda olduğu gibi, edebiyatta da ortaya çıkan alt yapı eksikliğini, 1969 yılına kadar Makedonya Türklerinin sahip oldukları olanaklardan yararlanarak giderdiler.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:29
Rıza Bekin ( 1925) </B>
Asker ve cemiyet adamı olan M. Rıza Bekin, 1925'te bugün Çin esareti altında bulunan Doğu Türkistan 'ın Hoten şehrinde doğmuştur. Uygur Türklerinden olan M.Rıza Bekin, dokuz yaşında iken ailece yurtlarından ayrılıp , Afganistan'da Kabil'e yerleşmişlerdir. O yıllarda oldukça yüksek seviyede seyreden Türkiye-Afganistan münasebetleriyle, eniştesi Mehmet Emin Buğra'nın girişimi, Türkiye'nin Kabil Büyükelçisi Memduh Şevket Esendal'ın tavassutuyla, yeğeni Niyaz Mehmet 'le birlikte askeri okulda okumak için Türkiye'ye gönderilen M.Rıza Bekin, 1938'de Maltepe Askeri Lisesi'nin orta kısmında öğrenime başlamıştır. 1944'de Askeri Liseyi bitiren M. Rıza Bekin, 1944-1946'da Kara Harp okulunu, 1946-1948'de Topçu okulunu bitirerek Topçu subayı olarak Türk ordusuna katılmıştır. Görev yaptığı esnada (1950) Uzak-doğuda patlayan Kore savaşına Birinci Türk Tugayı Topçu Taburuna teğmen rütbesiyle katılarak, gazilik madalyası almıştır.

1963-1965'te Kara Harp Akademisi ,1966'da Yüksek Komuta Akademisi'ni bitiren M. Rıza Bekin, 1949'da Almanya'da Askeri İstihbarat, 1953'te ABD'de Subay Muharebe, 1959'da Stratejik istihbarat, 1963'te Topçu tekamül kurslarına katılarak kariyerine; Edremit ve Bornova'da Tugay Komutanlığı, Topçu okulu ve Muharebe istihbarat okulunda öğretmenlik (1954-1959) ,Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'nda Şube Müdür Vekilliği (1965-1967), Van Jandarma Tugay Kurmay Başkanlığı(1967-1968), Doğu Menzil K. Plan Şube Müdürlüğü (1968-1969) , 5.Kolordu Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü (1969-1971) , K.K.K Harekat Başk. Eğitim Şube Müdürlüğü (1971-1973) ile devam etmiş, 1973'te Tuğgeneral rütbesiyle, CENTO Askeri Planlama Karargah Harekât Başkanlığıyla, 19.Piyade Tugay ve 57. Topçu Eğitim Tugay Komutanlığı (1975-1977) ile kadrosuzluk sebebiyle 1977'de Tuğgeneral rütbesiyle emekli olarak tamamlamıştır.

General, M. Rıza Bekin, askeri kariyeri içinde, Birinci Kore Tugayı Topçu Tabur Takım Komutanlığından (1950-1951) başka, 1959-1961 arası Türkiye'nin Tahran Askeri Ataşe Muavinliği görevini ifa etmiş, emekli olduktan sonra bir müddet Başbakanlıkta uzman olarak çalışırken Afganistan meselesinin patlak vermesi üzerine 1989-1990 yılları arasında BM'lerin Afganistan'a insani yardım programı çerçevesinde Pakistan'da kurmuş olduğu Mayın Temizleme Eğitim Merkezinde (İslâmabad) Başdanışmanlık görevini yürütmüştür.

1986'da kurulan Doğu Türkistan Vakfı Başkanlığına seçilen M.Rıza Bekin, halen Çin esareti altında yaşayan Doğu Türkistan (Uygur Türkleri) meselesinin insani ve siyasi boyutta dünya kamuoyuna duyurulması yolunda Doğu Türkistan vakfı bünyesinde çalışmalarına devam etmektedir.

Merkezi Münih'te bulunan "Doğu Türkistan Milli Kongresi'nin şeref Başkanı'da olan M.Rıza Bekin, evli ve iki çocuk babası olup, İngilizce ve Farsça bilmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:30
Rıza Demirci ( 1928)- (1979) </B>
Rıza Demirci
/mühendis/kanat önderi/

1928 yılında Kerkük’te doğmuştur. İlk,orta ve lise öğrenimini burada tamamlamıştır. Liseyi Kerkük Lise-sinde bitirdi. Liseden mezun olduktan sonra yüksek tahsilini yapmak üzere Türkiye’ye gelmiştir. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’ne girdi. Orman Fakülte-si’ni 1951 yılında bitirdi. Buradan mezun olduktan sonra aynı yıldan itibaren Irak’a dönmüştür. Aynı yıl içerisinde Erbil ve Kerkük Orman Bölge Müdürlüklerini kurmıştur. Bundan sonra Türkiye’ye dönmüş ve 1959 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Ambalaj Bölümü’nden doktorasını almıştır. Daha sonra Bağdat Orman Genel Müdürlüğü Teknik İşleri Daire Başkanlığı ve Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur.Dr. Rıza Demirci, 07.05.1960 yılında Bağdat’ta kurulan Türkmen Kardaşlık Ocağı’nın kurucularındandır. Türkmen Kardeşlik Ocağı en aktif üyelerinden birisiydi. Ocak bünyesi içerisinde çok başarılı işler yapmıştır. Bunların en önemlilerinden birisi, Kardeşlik Ocağı içerisinde bir Öğrenci yurdu açıp, burayı yönetmesidir. Bu vesile ile yüzlerce Türk öğrencisinin en iyi şekilde tahsillerini yapmalarını sağlamıştır. Ayrıca, Kardaşlık Dergisi’nin çıkarılmasında, Irak Türkleri hakkında gerek coğrafik gerekse tarihi araştırmalar yapmasında, Irak’ta bulunan Türk nüfusunun yerleşim sahalarının tespitinde büyük çabalar harcamıştır.Dr. Rıza Demirci, Irak Ormancılık ihtisasındaki gelişmelere büyük katkılar sağlayıp, başarılı bir bilim adamı olduğunu da ispatlamıştır. Bununla birlikte milli şuuru yüksek, mütevazı, yardım sever, milli davasını her şeyin üstünde tutan, görevine bağlı ve cesur bir kişili-ğe sahipti. Mart 1979 tarihinde diğer dava arkadaşları ile birlikte tutuklanıp idam edilmiştir. Ancak bugüne kadar ne cenazesi teslim edilmiş, ne de idamı doğru-lanmıştır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:30
Rızaeddin Fahreddin ( 31.12.1858)- (12.04.1936) </B>
Rizaeddin Fahreddin’in Kısa Hayat Hikayesi
İlyas Kamalov

Tataristan Türklerinin fikri hayatında etkin bir isim olan Rizaeddin b. Fahreddin 31 Aralık 1858 yılında bir molla ailesinde beşinci çocuk olarak doğmuştu. Ailesi döneminin eğitimli kişileri arasında sayılmaktaydı. Annesi Mevhube Hanım köyün kız ve erkek çocuklarının ilk tahsilinden sorumlu biriydi. Babası Fahreddin b. Seyfeddin (1819-1891) ise nüfusuna kayıtlı bulunduğu köyün imamlığını yapmaktaydı. Küçük Rizaeddin ilk eğitimini annesinden almış, 1867 yılında ise medreseye kaydolmuştu. Çistay medresesinde aldığı bir yıllık eğitimin ardından, 1869 yılında Selçili köy medresesine yazıldı. Bu yıldan itibaren aralıksız olarak devam ettiği medrese eğitimine, 1879 yılında son noktayı koydu ve Astrahan medreselerinde eğitimine devam etmek için çabalamaya başladı. Bu süreç içinde 25 Ağustos 1873 tarihinde annesinin ölümü Rizaeddin Fahreddin’in hayatında yer edinmiş en üzücü olaydır .

Astrahan’a gitmek arzusu hocası Abdülfettah Efendi tarafından engellenince bağlı bulunduğu medresede eğitim öğretimini sürdürdü. Ama bu defada Buhara’da okumak hevesine kapıldı. Lakin bu isteğinde de başarılı olamadı, çünkü bu kezde babasının engellemesine takılmıştı. Ardından İstanbul’a gitme hayalleri doğdu ise de maddi koşullar buna müsait değildi. Anlaşılan küçük Rizaeddin’in eğitim adına kurduğu bütün hayaller kaderin ağlarına takılarak başlamadan sönüp gitmişti. 1879’da tifoya yakalanınca bir sonraki yıl yapması gereken askerlik hizmetinden muaf tutulmuştu. 1884 yılında ise basını İsmail Gaspıralı’nın çıkardığı Tercüman gazetesiyle tanıdı. 1891 yılında Orenburg Müftülüğüne kadı olarak atandı. Daha medrese öğrencisi iken 1885 yılında evlendiği eşi Nurcamal Hanımla ömrünün sonuna kadar mutlu bir evlilik sürdürmüştü. Bu evliliği sonucunda ikisi kız, dördü erkek altı çocuğu oldu .

Rizaeedin Fahreddin 14 Haziran 1883 yılnda Bügülme şehrinin İlbek köyüne ikinci imam olarak atandıktan sonra 12 Aralıktan itibaren medreselerde ders vermeye başladı. 1891-1893 yılları arasında kadı Maksudov’un yerine üç yıllığına Orenburg müftülüğüne seçildi.

Böylece, aralıklarla, ama aksımadan 1891-1906, 1918-1923 yılları arasında kadı, 1923-1936 yılları arasında da molla olarak meslek hayatı başlamış oldu .

Sovyet hükümetinin dine karşı açtığı yoğun-sert propaganda ve savaşa rağmen, Rizaeddin Fahreddin, Rusya’daki Müslümanların çoğunu başında bulunduğu Ufa Nezareti etrafında birleştirdi. Onbinlerce mescidin kapatılıp ekmek deposuna veya dinsizler klübüne dönüştürüldüğü bir zamanda, bölgesinde pekçok mescidin açık kalmasını, mescidlerde dini derslerin verilmesini, imam ve müezzin çocuklarının fen okullarına alınmasını, imamlardan alınan aşırı vergilerin kaldırılmasını, tüm Rusya, özellikle de bölge Müslümanlarının tarihleri için paha biçilmez bir hazine olan Diniye Nezareti arşivinin korunmasını ve müftülükçe İslam Mecellesi adında bir mecmua çıkarılmasını sağladı .

Rizaeddin Fahreddin düşünce ve faaliyet anlamında her zaman eğitim olgusunun merkezi olarak hareket etmiştir. Çalışmalarında özet olarak sonuca yansıyacak ana fikir: çağın gelişimini yakalamak için eğitime ihtiyacımız vardır. Bu düşünce onun dini ve felsefi görüşlerinde de esas olmuştur. Mercani’nin İslam’ın doğasında bilimlere büyük değer vardır şiarını kendi eserlerinde birebir temel düşünce olarak yansıtmaya çalışmıştır. Pratik yaşamdaki faaliyetlerini de bu düşünce üzerinde sürdürmeye çalışmıştır. Rusya Müslümanlarının kurultay ve toplantılarında, katıldığı küçük çaplı siyasi çalışmalarda belirleyici tavrını bu düşünceden yana koymuştur. Kısacası, Rizaeddin rasyonel olgular alanında benimsenmiş etnik ve dini kimliği koruyarak gelişmiş bir toplum olmanın hayalini gerçeye yansıtma mücadelesini vermiştir .

Özel ve genel anlamda hayata dair faaliyetleri yanında Rizaeddin Fahreddin bilimsel çalışmalar yapan ve bunları kitaplaştıran fikir adamlarındandı. Geniş kapsamlı olmasını göz önüne alırsak 16 büyük esere imzasını atmıştır. Toplam ilmi eser ve çalışmalarının sayısı 70’i bulmaktadır. Ciddi alanda bilgi dışında bulunan teknik ve aşırı siyasi görüş ve düşünceler dışında dini, felsefi, eğitim-öğretim, coğrafi ve tarihi konularda bugünde belli ölçülerde değerini muhafaza eden en önemlisi yaklaşık yüz yıl önceki Türk düşünce tarihinin alanlarını tespit ettirecek eserlere imzasını atmıştır. Rizaeddin amaçlı olarak eserlerini toplumun her ferdi tarafından anlaşılacak öğretici bir üslupla kaleme almıştır. Tarih alanında bu üslup kapsamında yazdığı en önemli eserlerinden biride çevrisini sunduğumuz “Altın Orda ve Kazan Hanları” başlığında toplanan makaleleridir.

Rizaeddin Fahreddin, büyük maddi sıkıntılar içerisinde geçirdiği müftülük yıllarının ardından, 12 Nisan 1936 yılında, bu dünyadan ayrıldı.

Hairdesigner
31-03-08, 13:31
Riyaz Sarıkahya </B>
Riyaz Sarıkahya
Türkmeneli Partisi Genel Başkanı
Riyad Sarıkahya’nın da Kuzey Irak bölgesine girmesi dolaylı bir şekilde Kürt grupları tarafından yasaklan-mıştır. Bu yüzden Irak savaşı sonrasına kadar Sarıkahya’nın yerine, parti başkanlığını önce Seyyah Küreci, daha sonra da Nevzat Timur yürütmüştür. 1992 yılında milli mücadele arkadaşları ile birlikte Türkmeneli Partisi’ni kurdu. Parti kurucuları (Riyaz Sarıkahya, Dr. Aydın Abbas Beyatlı, Mükerrem Garip Kasap, Dr. Ayhan Bayraktar, Ahmet Ali Çadır)

Hairdesigner
31-03-08, 13:31
Roza Otunbayeva </B>
Kırgızistan

ROZA OTUNBAYEVA (54) - Eski Dışişleri Bakanı, İngiltere ve BM'de Büyükelçi. Bayan Otunbayeva geçen sonbaharda, yurtdışı hizmetinden döndükten kısa süre sonra muhalefete katıldı ve daha çok tanındı.
Ülkenin kuzeyindeki aydınlar ve sanatçılar arasında desteğe sahip. Yoksul güneydeki desteği de, açıkça devlet başkanını hedef alan kadın bir politikacı olmasından dolayı artıyor.

Hairdesigner
31-03-08, 13:31
Rüştü Tahsin </B>
Rüştü Tahsin
/avukat/
15 Haziran 1994 tarihinde Irak Milli Türkmen Partisi (IMTP) Erbil Komite Üyesi ve Türkmen İnsan Hakları Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Rüştü Tahsin bir saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:32
Rüya Taner </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Rüya Taner Antalya’da konser verecek
http://www.kktc.superonline.com

KKTC’li piyanist Rüya Taner Antalya’da bir konser verecek.

Türkiye'deki dört şehri kapsayacak konserlerin ilki olan konser, 18 Şubat akşamı saat 20:00'de Akdeniz Üniversitesi Konser salonunda başlayacak ve Antalya Devlet Senfoni Orkestrasının programlı konserleri çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri Armoni Mızıkası işbirliği ile gerçekleşecek.

Albay Haluk Erten yönetimindeki konserde Taner, piyano literatürünün incilerinden sayılan Ed. Grieg'in ünlü La Minör konçertosunu, Antalya Devlet Senfoni Orkestrası Nefesli Çalgılar Grubu ve Türk Silahlı Kuvvetleri Mızıkası eşliğinde solist olarak seslendirecek.

KonserdeAnton Dvorak'ın nefesli çalgılar için ilk kez TSK Armoni Mızıkası tarafından uyarlanan "Yeni Dünya" Senfonisi de yer alacak.
15/02/2005 15:21

Hairdesigner
31-03-08, 13:32
Sabahattin Sezair </B>
Makedonya Türk Edebiyatı

1950 yılından sonra aylık Sevinç ve Tomurcuk çocuk dergilerinin, Türkçe kitapların da yayımlanmaya başlaması, şiir çalışmalarının hız kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak araya giren 1953 göçü, Makedonya Türk şiirinin bu hızlı gelişimini sekteye uğratmıştır. Göçün hız kestiği 60’lı yılların ortalarında, Sesler Aylık Toplum-Sanat Dergisi’nin de yayın hayatına girmesiyle, slogancılıktan uzaklaşma, gerçek şiiri arama çabaları daha da güçlenmiştir. Önce, söyleyeceklerini somut bir tarzda iletmek için düşünce ve duygularını gereksiz sözcüklerden arındırarak kurduğu kusursuz dizelerde ortaya koyduğu ince lirizm tonlarıyla dikkatleri çeken , yazdıklarıyla okuru düşünmeye iten Avni Engüllü ile birlikte Mustafa Yaşar, Yusuf Edip, Sabahattin Sezair, Fahri Ali, Suat Engüllü, İrfan Bellür; daha sonraları da Esat Bayram, Sabit Yusuf gibi şairlerin yer aldığı, Makedonya şiirine güç veren, yeni bir yazar kuşağı ortaya çıkmıştır. Makedonya Türk şiirinin yaşatılması misyonuna son katılanlar arasında, Melâhat Engüllü, Biba İsmail, Oktay Ahmed, Rıfat Emin, Tülay İbrahim, Leylâ Süleyman, Meral Kain, Arzu Abdullah gibi değerli genç şairleri de anmak gerekir.

Tito Yugoslavyası’nın resmî siyasetî, 1951 yılına kadar Kosova’da Türk varlığını tanımıyordu. Bu nedenle Kosova Türkleri, ilk başta Makedonya Türklerine tanınan olanaklardan yararlanamadılar. Bu nedenle birçok alanda olduğu gibi, edebiyatta da ortaya çıkan alt yapı eksikliğini, 1969 yılına kadar Makedonya Türklerinin sahip oldukları olanaklardan yararlanarak giderdiler.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:33
Sabit Mukanov ( 1900)- (1973) </B>
Kazak Edebiyatı

Sabit Mukanov

Son devir yazarlarından Sabit Mukanov (1900-1973), Çokan Velihanov hakkında dört cilt olarak tasarladığı, fakat 1973’te vefat edince tam olarak bitiremediği romanının ilk iki cildini Akan Culdız “Akan Yıldız” adıyla bastırttı.

Kazak Edebiyatının Belli Başlı Temsilcileri
Bünyamin ÖZGÜMÜŞ Yağmur Sayı : 16
Temmuz - Ağustos - Eylül 2002

Hairdesigner
31-03-08, 13:33
http://www.biyografi.net/images/kisi/3397.jpg
Sadettin Ergeç </B>
ITC' NİN YENİ BAŞKANI Dr. SAADETTİN ERGEÇ
www.kerkuk.net
ITC Basın Bürosu 17.06.2005

4.Türkmen Kurultayı sona erdi. Irak Türkmen Cephesi Başkanlığı'na, daha önce Türkmen Meclisi Başkanlığı’ nı yürüten Dr. Saadettin Ergeç seçildi.

8 Haziran'da 71 kişilik Türkmen Meclisi tarafından belirlenen 9 kişilik Yürütme Kurulu çalışmalarını (17 Haziran) tamamladı. 20 Maddelik Kurultay Sonuç Bildirisi'nin okunmasının ardından, Yürütme Kurulu'nca, Cephe Başkanlığı için varılan mutabakat, Milletvekili Dr. Faruk Abdullah tarafından açıklandı.

Faruk Abdullah, bundan böyle kendisinin siyasi saha olan Bağdat'ta ve Irak Meclisinde faaliyetlerini sürdüreceğini, mücadele sahası Kerkük'te ise Türkmen Cephesi Başkanlığını Dr. Saadettin Ergeç' in üstleneceğini söyledi. Türkmeneli Televizyonundan da naklen yayınlanan kurultayda; Dr. Faruk Abdullah, ITC Başkanlığı’nı törenle Dr. Saadettin Ergeç'e devretti. Eski ve yeni başkanların kol kola girerek Türkmen Milli Marşı’nı okuması takdirle karşılandı.

Kurultay, Dr. Faruk Abdullah'ın veda, Dr. Saadettin Ergeç'in teşekkür konuşmasında, birlik ve beraberlik mesajları vermesiyle son buldu.

Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilciliği olarak, hizmetlerinden dolayı Dr. Faruk Abdullah'a takdir ederken, yeni Cephe Başkanı Dr. Saadettin Ergeç'i de kutluyor, bu sonucun Türkmen camiasına hayırlara vesile olmasını diliyoruz..

X
Sadettin Ergeç, bir önceki kurultayda da Türkmen Meclisi Başkanı seçilmişti

Hairdesigner
31-03-08, 13:33
Sadık Ahmet ( 07.01.1947)- (24.07.1995) </B>
Ölümsüz Bir Mücadele Adamı
Sadık Ahmet
Yeni Avrasya Ağustos 2001

07 Ocak 1947 Gümülcine Sirkeli Köyü bu dünyaya teşrif; 24 Temmuz 1995, Lozan Antlaşması’nın 78. yıl dönümünde, İskeçe yolunda meş’um bir kaza sonucu Hakk’a yürüyüş. 48 yıllık fiziki hayata sığdırılmış yüzlerce yıllık mücadele azmi. İşte Sadık Ahmet... Mücadele, sadece Atina ve Lozan antlaşmaları ile doğan insani hakların sağlanması için...

Bu mücadele ne için veriliyordu? Antlaşmalara rağmen, sadece dini kimliği ile anılan Batı Trakya Türk toplumunun milli kimliği ile de anılması. Eğitim haklarının Türkiye’de yaşayan Rumlarınki gibi olması. Türk toplumu üzerindeki asimilasyon ve göç ettirme çalışmalarının kaldırılması. Antlaşmalarla elde edilen Türk toplumunun kendi dini liderini seçme hakkının yeniden uygulanması. Çünkü, Türk toplumu, 1967 yılından beri Yunan hükümetinin müdahalesi ile dini liderlerini seçememektedirler. Mal varlıkları devamlı tasallut altında olan Türk toplumunun, bu baskından kurtarılması ve bunlar gibi onlarca insani hakkın Batı Trakya Türk toplumuna kazandırılması.

Gurbet ellerde kalındığı günlerden beri Evlad-ı Fatihan torunlarının çektiği sıkıntıları bir nebze dindirebilmek için mücadele veren Türk toplumu liderlerinin yaktığı IŞIK, haklar elde edilinceye kadar sönmeyecektir. Ruhun şadolsun şehit Sadık Ahmet...

Hairdesigner
31-03-08, 13:33
Sadık Tanyol </B>
Kosova Türk şiirinin en hızlı gelişim dönemi, Priştine’de, haftalık “Tan” gazetesinin yayımlanmaya başladığı 1969 sonrası dönemdir. Sadık Tanyol, Fahri Mermer, Raif Kırkul, Burhan Sait, Aziz Serbest, Özcan Micalar, bu dönemde ortaya çıkan şairlerdir.

Son Kosova olayları öncesinde, Türkçe olan bütün yayın faaliyetinin durdurulması nedeniyle zor günler yaşayan Kosova Türk şiiri, NATO’nun müdahalesinden sonra Türkiye’nin desteği sayesinde, tekrar toparlanma sürecine girmiş bulunmaktadır.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1. Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:34
Salih Miroğlu ( 20.10.1953) </B>
20 Ekim 1953 Kayakale (Limasol) doğumludur. İlk ve orta öğrenimini Limasol’da yüksek öğrenimini ve ihtisasını İstanbul’da yaptı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunudur. Girne Akçiçek Hastanesinde hekimlik yaptı. 1990-1993-1998 Genel Seçimlerinde Ulusal Birlik Partisinden Girne Milletvekili seçildi. Gençlik ve Spor Bakanı, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı olarak görev yapmıştır. Miroğlu 2003 milletvekilliği genel seçimlerinde yeniden Girne milletvekili seçilmiştir. Evli ve iki çocuk babasıdır. 10 Haziran 2004 tarihinden itibaren UBP Genel Sekreterlik görevini yürütmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:34
Salih Murat </B>
Yücel Hepimizin Davası
http://www.makturk.com
22.01.2005

Okuyacağınız yazı, bundan yaklaşık dokuz yıl önce yazılıp gönderildiği Birlik gazetesinde yayımlanmadı. Yayımlanmamasının haklı gerekçeleri vardı belki. Belki cesaretten yoksun beyinlerin gereksiz sansürüne uğradı. Bugün bunun için kimseyi suçlamıyorum. İnsan dediğimiz taştan değil ki. Her nasıl olursa olsun yayımlanmaması iyi olmadı ama.

19 - 25 Ocak 1948 tarihleri arasında, Üsküp’te, dönemin Yugoslavya Federatif Halk cumhhuriyetinde yaşayan Türklere kurulan komplonun sahnelenmesi anlamına gelen Yücel duruşması yapıldı. 25 Ocak 1948de okunan kararla dört kişi idama, onlarca kişi ağır hapis cezasına gönderildi.

O zamandan 57 yıl geçmiş olmasına rağmen, olayın perde arkası henüz aydınlatılamadı. Yücelcilerin itibarlarının iadesi girişimi maalesef sonuçsuz kaldı. Olayın kahramanları hakkında ciddî bir çalışma maalesef yapılamadı. Yücel başlattığı haklı davayı sahiplenen çıkmadı. Sonuçta Makedonya ve Kosovada yaşayan Türkler, Makedon ve Arnavut milliyetçiliğinin kıskacında, olmak ya da olmamak noktasına geldiler.

Böyle olmakla birlikte hâlâ hiçbir şey için geç değildir. Her nerede olursak olalım bu yüce dava etrafında birleşelim, kenetlenelim; belli mihrakların bizi birbirimize düşürmek için öne çıkardıkları, aslında doğal görülmesi gereken aramızdaki mevcut fikir ayrılıklarına yenik düşmeyelim; aklın yolunun bir olduğunu göz ardı etmeksizin asgari müştereklerde buluşup hareket edelim.

Hairdesigner
31-03-08, 13:34
Sami Dönmez </B>
Sami Dönmez
/Dr./
ITC çatısı içerisinde yer alan Türkmen İslami Hareketi lideri.

Hairdesigner
31-03-08, 13:34
Sami Şebek </B>
Sami Şebek
Türkmen Liberal Demokratik Topluluğu Başkanı
Kürt grupların kurduğu kukla Türkmen partilerinden biri olduğu iddia ediliyor.

Hairdesigner
31-03-08, 13:35
Sanan Ahmet Ağa </B>
Sanan Ahmet Ağa
/Avukat/kanaat önderi/yazar/
Türkmen Kardeşlik Ocağı ve Irak Türkmen Cephesi (ITC) liderlerinden

Sanan Ahmet Ağa (Sanan Ağa Kasap), "Erbil-Erbilli" adlı bir eser yayınlar. Eserinde belgelere dayanarak Erbil'in kökeninin Türkmen olduğunu savunur. Türk-men karşıtları, Kürtler ve Barzani'nin güdümündeki gazeteler, Ağa’ya karşı büyük bir saldırıya geçerler. Bu sırada Ağa’nın evi de bombalanır. Ama Ağa ve ailesi, saldırıdan yara almadan kurtulur. Erbil’de geniş bir etkinliği olan Ağa ısrarlar üzerine ITC'ye katılmaya ikna edilir ve bir grup Erbilli Türkmenle birlikte Türk-men Şurası üyesi seçilir. Bu gelişme Türkmenler içinde olumlu karşılanır. Çünkü KDP'nin baskı ve tecrit politikasıyla karşı karşıya kalan ITC'ye Erbil’in ünlü simala-rından biri olan Sanan Ahmet Ağa ve arkadaşlarının katılması büyük bir moral kaynağı olur. Aynı yılın son aylarında Erbil'de İkinci Türkmen Kurultayı düzenlenir. Kurultayda Sanan Ahmet Ağa ITC başkanlığına seçilir. Ağa, Iraklı muhaliflerin Başkan George Bush'un Irak Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad'ın başkanlığında Anka-ra'da yaptıkları bir dizi toplantıya Iraklı Türkmenlerin tek meşru temsilcisi olarak katılmıştır. 2004 yılında yapılan son Türkmen Kurultayına katılmaz.

Hairdesigner
31-03-08, 13:36
http://www.biyografi.net/images/kisi/2933.jpg
Saparmurat Türkmenbaşı ( 1940) </B>
Saparmurat Atayevich Niyazov 1940 yılında bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası II. Dünya Savaşı'nda öldürüldü. Ailesinin diğer fertleri, 1948 yılında meydana gelen Aşkabat depreminde öldü. İlk önce yetimhanede, sonra uzak aile fertlerinin evinde büyüdü.

Leningrad Teknik Üniversitesi'nden enerji mühendisi unvanı ile mezun oldu. Bundan sonra Aşkabat yakınlarındaki Bezmein enerji tesislerinde çalıştı. Daha sonra Komünist Partisi üyesi oldu. 1985 yılında Türkmenistan Milletvekilleri Konseyi Başkanlığı'na atandı. Daha sonra Türkmen Komünist Partisi'nin Merkez Komite I. Sekreterliği'ne seçildi.

13 Ocak 1990 tarihinde Cumhuriyetin yüksek yargı organı olan Yüksek Sovyet başkanlığına atandı. 27 Ekim 1990 günü yapılan seçimlerde Türkmenistan'ın ilk Cumhurbaşkanlığına seçildi. 21 Haziran 1992 yılında yeni bir anayasanın kabulü için yapılan yeni cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 99.9'unu aldı. Türkmenbaşı 21 Aralık 2006 tarihinde vefat etti.

Eserleri: Ruhname, Türkmen İlim Aman Olsun, Türkmen'in Beş Çağının Ruhu
Türkmenbaşı'nın eserlerinden Ruhname Türkiye Türkçesi, Rusca, İngilizce, Japonca, Arapça, Farsça, Almanca, Çekce gibi bir çok dünya dillerine çevrilmiş yüzbinlerce basılan meşhur bur eserdir.

VEFAT-HABER

Türkmenistan lideri hayatını kaybetti...
Milliyet 21 Aralık 2006

Hükümet kaynakları, Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı, sabaha karşı hayatını kaybettiğini belirtti.

21 yıldır devlet başkanı olan Türkmenbaşı’nın beklenmedik bir şekilde öldüğünü duyurdu. Türkmenbaşı’nın yerel saatle 04.30'da hayata veda ettiğini belirtti.

Türkmenistan’ın bu sabah erken saatlerde hayata veda eden Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı’nın kalp ya da şeker hastası olabileceği söyleniyordu

Hairdesigner
31-03-08, 13:36
Satuk Buğra Han . - (21.06.954) </B>
Abdülkerim Satuk Buğra Han ilk Müslüman-Türk hükümdarı. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Babası Karahanlı hükümdar ailesinden Bezir Han idi. Babasının ölümü üzerine amcası ve üvey babası Oğulcak Kadır Hanın himayesinde büyüdü. Satuk Buğra on iki yaşlarında iken Maveraünnehr ve Horasan bölgesine hakim olan Müslüman Samanlı Devleti şehzadeleri arasında anlaşmazlık çıktı. Bunlardan Nasır bin Ahmed, Oğulcak KadırHanın ülkesine sığındı. Ona iyi muamele edip Artuç nahiyesinin idaresini verdi. Artuç Nasır bin Ahmed'in gayretleri ve gelip-giden Müslüman tüccarlar sayesinde bir ticaret merkezi oldu. Satuk Buğra da Artuç'un ziyaretçileri arasındaydı. Nasır bin Ahmed'le tanışıp ondan İslamiyeti öğrenerek Müslüman oldu. Abdülkerim adını aldı. Yirmi beş yaşına gelince Müslüman olduğunu açıklayıp, amcası ile mücadeleye başladı. Onunla Fergana Savaşını yaptı. İlk olarak Atbaşı kalesini zaptetti. Daha sonra üç bin kişilik bir orduyla Kaşgar üzerine yürüyüp fethetti. Amcası OğulcakKadırHanı öldürdü. Ülkede hakimiyeti sağlayıp birliği temin etti. Türk ülkelerinde İslamiyeti hızla yaydı. Ebü'l-Hasan Muhammed gibi İslam alimleri, Satuk BuğraHana yol gösterip teşvik ettiler.

Abdülkerim Satuk Buğra Han, daha sonra yaptığı savaşlarda; Yağma, Çiğil, Oğuz kabilelerinin yerleşmiş bulunduğu Türkistan şehirlerini birer birer ele geçirdi. Bu sırada Karahanlılar Devletinin doğu kısmına hakim olan Büyük Kağan Bazır Arslan Han Çinlilerden yardım alarak 924 yılında Abdülkerim Satuk Buğra Hana karşı savaş açtı. Satuk Buğra Han Müslümanların yardım ve desteğiyle, onunla Balasagun Savaşını yaptı ve galib geldi.

Bundan sonra 31 yıl hüküm süren Satuk Buğra Han, güzel ve adil idaresi ile binlerce kimsenin Müslüman olmasına vesile oldu. 955 (H.344) senesinde Kaşgar civarında bulunan Artuç kasabasında vefat edip oraya defnedildi.Abdülkerim Satuk Buğra Handan sonra, oğulları devrinde de ülkesine pekçok İslam alimi gelip, İslamiyeti doğru olarak anlattılar ve yayılmasına çalıştılar. Kendisinden sonra Musa Tunga adında bir oğlu yerine geçti. Bundan sonra da bunun oğlu Baytaş Süleyman Arslan hükümdarlık yaptı. Başka oğulları ve kızları olduğu da rivayet edilmiştir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:36
Sefer Bey ( 1892) </B>
Berzeg Sefer Bey, 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Kafkasya'dan göç eden bir Vubıh ailesine mensuptur. 1892 yılında Düzce'de doğdu. Babası Mehmet Talustan Bey, Balkan Savaşı'na Kafkas göçmenlerinden kurulu bir gönüllü birliğinin başında katılmış ve Çatalca'da Bulgarlara karşı savaşırken ölmüştü. Sefere genç yaşında bu savaşa gönüllü olarak katıldı.

Birinci Dünya Savaşı'nda da askerliğini inzibat eri olarak yaptıktan sonra Mondros Mütarekesi'nden sonra Düzce'ye dönü. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na mensuptu. Buna karşın, üçüncü Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin Kuvay-ı Milliyecilerin girişimiyle iktidardan düşürülmesinden sonra muhaliflerin Düzce ve Adapazarı yöresindeki Kafkas göçmenlerini Kuvay-ı Milliye ve İstanbul Hükümeti aleyhine örgütleme girişimlerine karşı çıktı. Ancak Damat Ferit Paşa'nın tekrar iktidara gelmesi ile İstanbul hükümetince Şeyhülislam fetvaları ile kışkırtılan Kafkas göçmenleri arasında Kuvay-ı Milliye'ye karşı silahlı eylemlerin de başlaması üzerine, halktan gelen bu harekete katılma zorunluluğunu duydu. Kişisel nüfusu ile Maan Koç Bey, Maan Ali Bey, Kesebiy Abdülvahab Bey gibi yöredeki Kafkas göçmenlerinin ileri gelen kişilerini bir araya getirerek Düzce'de geçici bir yöresel yönetim kurdu ve düzeni sağlamaya çalıştı. İstanbul ile Ankara'daki Kuvay-ı Milliyecilerin bazılarıyla ve Adapazarı'ndaki Karzeg Sait Bey ve arkadaşları ile ilişki kurdu. Ankara hükümetince yöreye gönderilen Rafet Bey (Bele), Çerkes Ethem gibi Kuvay-ı Milliye Komutanları ile de görüşerek kardeş kavgasını önlemeye çalıştı.

4000 Çerkes atlısı ile Kuvay-ı Milliye'ye katılacağını bildirdi ve önerisi kabul edildi. Buna karşın yapılan antlaşmalara uygun olarak ve hiçbir direnme ile karşılaşmaksızın Düzce'ye gelen Ethem Bey tarafından, arkadaşları ile birlikte 27 Mayıs 1920'de asılarak idam edildi.

Hairdesigner
31-03-08, 13:37
Seitumer Emin ( 1921) </B>
Kırım Türk Edebiyatı

Seitumer Emin (1921), İkinci Dünya Savaşından önce şiir yazmaya başlayan nesil ile 1960'lı yıllarda şiir yazmaya başlayan nesil arasında bağ kurabilen şairlerdendir. Şiirleri "Beyaz Çeçekler" (1968) ve "Ateşli Künler" (1969) adlı şiir kitaplarında; Rusça yazdığı şiirleri ise, "Alevli Dalgalar" (1977), "Yol" (1980), "Sesler" (1983) ve "Menim Sesim" (1987) adlı şiir kitaplarında yayımlanmıştır. Eserlerinde vatana duyulan sevgi, iyilik ve adalet konularının yanında halkın geleceği, nesillerin devamlılığı gibi konularda da düşüncelerini ortaya koymaktadır.
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr

Hairdesigner
31-03-08, 13:37
Selahattin Kaptanağası ( 1920)- (31.01.2005) </B>
1920 yılında Konya'da doğdu. İlkokulu ve Askeri ortaokulunu Konya'da okudu. Daha sonra Çengelköydeki Kuleli Askeri Lisesinden mezun oldu. 1941'de topçu subayı olarak ordu saflarına katılan Kaptanağası, çeşitli kademelerde görevde bulunduktan sonra 27 yıllık hizmetini müteakiben kendi isteği ile emekli oldu.
Kaptanağası 1964 yılında Yeşilay'da görev aldı. 5 yıl Cemiyet genel Sekreterliği yapan Kaptanağası, 1969 yılı Kasım ayında Genel Başkanlığa getirildi.
Yayınlanmış üç kitabı olan kaptanağası, Yeşilay Cemiyeti'ne 40 yıl gönüllü hizmet ederek bir rekora imza attı.
Son kongrede rahatsızlığı sebebiyle görevi bırakan Kaptanağası 3 çocuk ve 6 torun sahibiydi.

HAKKINDA YAZILANLAR

Türkiye Yeşilay Cemiyeti eski Genel Başkanı Selahaddin Kaptanağası karaciğer yetmezliğinden dolayı bir süredir tedavi gördüğü GATA yoğun bakımda 31 Ocak 2005 sabahı vefat etti.
85 yaşında vefat eden Kaptanağası’nın cenazesi 1 şubat 2005 Salı günü Üsküdar Yeni Camii’de öğlen namazını müteakiben kılınacak cenaze namazından sonra aile mezarlığına defnedilecek.
Cenaze namazını Marmara Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Ramazan Ayvallı’nın kıldıracağı bildirildi.
Uzun süre Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanlığını yürüten Kaptanağası, 2004 Ekim ayında yapılan kongreden önce istifa etmiş, yerine Av. Mustafa Necati Özfatura seçilmişti.
Türk kültür hayatında önemli bir çınar olan Kaptanağası hayatını Yeşilay’a ve hizmetlere vakfederek örnek bir ömür sürdü.

Hairdesigner
31-03-08, 13:37
Selim Bilal </B>
Bulgaristan Türk Edebiyatı

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, Selim Bilâl, Mülâzim Çavuş, Osman Sungur gibi şairler, Bulgaristan Türk şiiri geleneğini sürdürmeye devam etmişlerdir. Ancak 1950-51 göçünün, her şeyi alt üst ettiği malûmdur. Buna rağmen, Bulgaristan’da kalabalık bir Türk toplumunun olması, kısa sürede yeni şairlerin yetişmesini sağlamıştır. Bu genç ve yetenekli şairler, bura Türk şiirinin gelişimine büyük bir hız kazandırmışlardır. Selim Bilâl, Mehmet Çavuş, Mefküre Mollova, Lâtif Ali, Hasan Karahüseyin, İsmail Çavuş, Arzu Tahirova bu misyonu gerçekleştiren değerli şairlerden birkaçıdır sadece.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:37
Selahattin Terzi - (1963) </B>
Selahattin Terzi
Prof. Mahir Nakip'in eşi Müzeyyen Nakip'in babası 1963'te dükkanında kalfasıyla birlikte öldürüldü

Hairdesigner
31-03-08, 13:38
Sevim Selahattin </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

MISIR'IN PAŞA TORUNU BEYAZ TÜRKLERİ
Aksiyon 10.10.2006

Dünyanın herhangi bir köşesinde ‘unutulmuş’ Türklerden söz etmiyoruz bu kez. Mısır’da refah içinde yaşayan padişah ve paşa torunları hem varlıklı hem eğitimliler. İstanbul kadar Paris’i de ziyaret ediyorlar ve Türkiye’den maddi-manevi bir beklenti içinde değiller
KAHİRE - Dünyanın herhangi bir köşesinde ‘unutulmuş’ Türklerden söz etmiyoruz bu kez. Mısır’da refah içinde yaşayan padişah ve paşa torunları hem varlıklı hem eğitimliler. İstanbul kadar Paris’i de ziyaret ediyorlar ve Türkiye’den maddi-manevi bir beklenti içinde değiller.

Kahire’nin kalabalık caddelerinde savrulurken âdet olduğu üzere ‘Enti min eyne - Nerelisin?’ diye soran taksi şoförü, aldığı cevaptan pek hoşnut görünüyor; “Türkiye’den…” Koltuğunda biraz toparlanıyor, sırtını hafif dikleştirip, dikiz aynasına gülümsüyor; “Benim de ninem Türk’tür.” Yolcu işkilleniyor. Şimdi nedir bu? Bir yabancıyla yakınlık kurma çabası mı? Bindiğiniz beş taksiden ikisinin şoförü nasıl oluyor da aslının Türk olduğunu iddia edebiliyor? Şaşkınlık kısa sürmeli, burası Mısır ve tarihe biraz aşina olanlar muhakkak ki, bir Avrupalı turistten daha farklı bakmalı ülkeye. Gizemli piramitlerden ve bereketli Nil’den daha ötesi; 869’da Tolunoğulları ile başlayan ve 1952’ye kadar süren bir Türk hâkimiyeti söz konusu olan. Aradaki Fatımi dönemi hariç, Memluklu ve Osmanlı ile devam eden ve Kral Faruk’un tahttan indirilmesine kadar zayıflayarak da olsa süren yakın ilişkilerden bugüne kalan; yerel Arapçaya bolca karışmış Türkçe kelimeler ve halkın gururla söz ettiği ‘Türk nineler ve dedeler’ den ibaret.
Evet, Türk olmak, Mısır’da hâlâ gurur vesilesi, soyluluk göstergesi, şimdi tek kelime Türkçe konuşmuyor olsalar ve ortalama Mısırlılar gibi yaşasalar dahi, aile tarihinde sanki bir efsane gibi söylenegelen Türk geçmişine sıkı sıkı sarılıyorlar. Başka hangi ülkede, bir müze görevlisi, bir cami bekçisi Türk ziyaretçisine ‘Ahsen-ul Nas - İnsanların daha güzeli’ der ki! Yalnız, Mısır halkının bir konuda kafası epey karışık görünüyor. Türklere ‘Müslüman mısınız?’ diye soruyorlar. Evet, aynen öyle, şaka yapmıyorlar, alay etmiyorlar, gayet masumane ve gerçekten anlamak isteyen bakışlarla ‘Müslüman mısınız?’ diyorlar. Sorunun muhatabı -ki bu soruyu Hüseyin Meydanı’ndaki kaldırıma oturmuş mango suyu içerken, Fustat Çarşısı’ndan yasemin esansı alırken ya da Mısr-u Kadim’deki camilerden birinin minaresinden şehri temaşa ederken sıklıkla duymuştur- aynaya bakma ihtiyacı hissediyor, “Rabbim kimlere benziyorum? Yoksa Müslüman gibi görünmüyor muyum?”
Fazla geçmeden anlaşılıyor ki, sorunun muhatabı bütün Türkler… Peki niye soruyorlar, hele başında örtüsü olan hanımlara? İçlerinden biri, “Buraya çok yabancı geliyor, bazıları örtünüyor. Emin olmak istedim.” diyor. Cevap ikna edici değil, sebep nerede aranmalı? Soruyu yöneltenlerin cahilliğinde mi? Vaktiyle Mısır’ı gezen Avrupalı seyyahların Türk kelimesini Müslüman anlamında kullandığı hatırlanırsa… Ne tezat!..

Hairdesigner
31-03-08, 13:38
Seyfettin Demirci </B>
Seyfettin Demirci
Türkmen Birlik Partisi Başkanı
Türkmen Birlik Partisi’nin Kürt grupların kurdurduğu kukla Türkmen partilerinden biri olduğu iddia edilir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:39
Seytemur Emin </B>
Seytumer Emin:
“halkım için, yurtum için ateşte yanarım…”
Zera BEKİROVA

Namlı şairimiz, halkımıznın Kırımğa qaytuv ve ayak astı etilgen haklarını ğayrıdan tiklev oğrunda ki kureşnin ilki kunlerinden on saflarında bulunğan, İkinci Cian cenkinin sabık askeri Seytumer ağa Emin keçenlerde 80 yaşını tolturğanına bakmadan kuç-kudretke tolu ve hala daha saftan çıkmadan hareket etmekte. Bu sene muhterem ustamıznın "Hatıra Kitabı" da dünya yüzünü kordi. Kitapka Kırım Tatarlarnın ikinci cian muarebesinde elak olğan, bellisiz ğayıp olğan, gizli savaşkan evlatlarının adları kirsetilgen. Çünki bundan birkaç yıl evesi Rus tilinde neşir olunğan "Hatıra kitabı" nda bir çok Kırım Tatarının adı unıtılıp kirsetilmegen edi. Sabık cenkçi Seytumer Emin bu beyaz lekeni yok etmek ve hakikatnı tiklemek yanı Kırım Tatar halkının cenkteki akiki iştirakini kostermekni ozünün mukaddes boyun borcu diye sayıp, sonki birkaç yıl devamında şu kitabı uzerinde çalıştı.

Seytumer Emin asılında kimlerden ola ve ne yerde doğdu ? Ozunin bıldır neşir etilgen " Sen olmasan..." şiirler cıyıntığına yazğan kiriş sözünde kendisi hakkında şair boyle yaza:

"Men Kimim ?"

Men,mavi tonlarda doğdım anamdan,
Onın için saçlarda sabalar cırı bar.
Çokrak suvları içtim men alandan,
Onın için sesimde gurülder çokraklar.
Denizler boyladım cenklerde tökip kan,
Onın için yüreğim dalğalı bir deniz.
Sürgünlik ayırdı tatamdan, anamdan...
Olar için ağlarım men keçe ve kundüz.
Afatlı yıllarda Halkımnen edim men,
Olsem de kalsam da, islerim Onınnen!

Hairdesigner
31-03-08, 13:39
Selim Bilal </B>
Bulgaristan Türk Edebiyatı

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, Selim Bilâl, Mülâzim Çavuş, Osman Sungur gibi şairler, Bulgaristan Türk şiiri geleneğini sürdürmeye devam etmişlerdir. Ancak 1950-51 göçünün, her şeyi alt üst ettiği malûmdur. Buna rağmen, Bulgaristan’da kalabalık bir Türk toplumunun olması, kısa sürede yeni şairlerin yetişmesini sağlamıştır. Bu genç ve yetenekli şairler, bura Türk şiirinin gelişimine büyük bir hız kazandırmışlardır. Selim Bilâl, Mehmet Çavuş, Mefküre Mollova, Lâtif Ali, Hasan Karahüseyin, İsmail Çavuş, Arzu Tahirova bu misyonu gerçekleştiren değerli şairlerden birkaçıdır sadece.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:40
Seyyah Küreci </B>
Seyyah Küreci
Türkmeneli Partisi Genel Başkanı
ITC Yürütme Konseyi Üyesi

Türkmeneli Partisi Genel Başkanı Riyad Sarıkahya’nın da Kuzey Irak’a girmesi dolaylı bir şekilde Kürt grupları tarafından yasaklanmıştır. Dolayısıyla Irak savaşı sonrasına kadar Sarıkahya’nın yerine, parti başkanlığını önce Seyyah Küreci, daha sonra da Nevzat Timur yürütmüştür

Hairdesigner
31-03-08, 13:40
Sıddık Bende Gafur </B>
Sıddık Bende Gafur
/şarkıcı/
Kerkük Piryadi mahallesinde doğdu. İyi bir bina ustası ve meşhur Türkmen şarkıcılarından biriydi. Türkmen halkı arasında çok sevilen ve tanınan okuma tarzıyla büyük bir yeri vardı. 1960’larda Kallankuç kasetiyle çok meşhur olmuştur ve şimdiye kadar benzeri olmayan kaset her yerde dinlenmiştir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:40
Sinan Çelebi </B>
Sinan Çelebi
ITC Eski Başkanı
Sinan Çelebi 1996 yılında Türkmen Cephesi Başkanlığı yapmıştır. İhsan Doğramacı’nın yeğenidir. Kardeşi Ferit Çelebi de Türkmen Bağımsızlar Hareketi’nin başkanlığını yapmıştır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:41
Sinan Sait ( 1934)- (1991) </B>
Sinan Sait
/dr./yazar/gazeteci/
1934 yılında Kerkük’te doğdu. İlk okul ve liseyi bitirdikten sonra öğretmenlik okulundan mezun olunca resim öğretmeni oldu. Azerbaycan'da bulunduğu 1959 - 1970 yıllarında Azeri edebiyatından bir çok şiir, monografi ve hikayeler çevirdi. Irak'ta bulunduğu birkaç yazısı Yurt gazetesinde çalıştığı dönemde yayınlanmıştır. Yazar ve sanatçımız Dr. Sinan Sait bir takım uluslararası basın ve tanıtma konferanslarına katılmış ve bildirirler sunmuştur. Tanıtma ve basın alanında ileri sürdüğü canlı düşünceleri basın uzmanları tarafından özenle karşılanmıştır. Yazar, geçirmiş olduğu ani bir hastalık nedeniyle 1991 yılında Bağdat'ta vefat etmiş, Karh Mezarlığında toprağa verilmiştir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:44
Songül Çabuk </B>
Songül Çabuk
Irak Türkmen Kadınlar Birliği Başkanı
Irak Geçici Hükümet Konseyi'indeki tek Türkmen temsilci

Irak Türkmen Kadınlar Birliği Başkanı Songül Çabuk, Saddam sonrası Irak’ın yeniden yapılanması sırasında faaliyet gösteren Milli Kongre Hazırlık Komitesi’ne seçilen 7 Türk üyeden biridir. Çabuk bir ara Irak savunma bakanlığına da aday olmuştur. Irak Geçici Yönetim Konseyindeki Türkmen Temsilcisi Songül Çabuk, Irak Millî Türkmen Partisi’nin Kerkük’teki son kurultayında partiye üye oldu ve partinin genel başkan yardımcısı seçildi. Songül Çabuk, petrol mühendisi Yılmaz Terzi ile evli ve Hülya, Muhammed ve Tansu adlarında üç çocuk annesi. Kerkük’te yaşıyor. Irak Kadın Hakları Örgütü Başkanı Belkıs Çabuk da Songül Çabuk’un kız kardeşidir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:45
Suat Engüllü </B>
1950 yılında Üsküp'te doğdu. İlk ve orta öğrenimini "Vuk Karaciç" ve "Tefeyyüz" okullarında bilirdi. 1969 yılında Üsküp "Nikola Karev" Pedagoji Lisesi'nden mezun oldu. Ardından "Kliment Ohridski" Pedagoji Akademisi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde Öğrenimine devam etti.
Ailesinin sınırlı maddi imkânları yüzünden kısa bir süre sonra okuldan ayrılmak zorunda kaldı.

1970 yılında Üsküp Radyosu Türkçe Yayınları'nda gazeteciliğe başladı. 1973'te lektörlüğe tayin edildi. Üç yıl sonra Makedonya gençlik örgülü başkanlığına üye seçildi. Örgütte iki yıl Çocukların Eğitimi Komisyonu, iki yıl da Kültür Komisyonu başkanı görevinde bulundu. 1979 yılında Makedonya'da ilk "Gezici Resim Atölyesi"ni kurdu. Milliyetçilik damgasını yiyip daha üst görevlere gelebilmesi engellendi. 1981 yılında "Birlik" Ga-
zetesi'ne geçti. Kültür sayfalarında yazarlık yaptı. Bir yıl sonra da "Sesler" Aylık Toplum Sanat Dergisi yayın yönetmenliğine getirildi. 1989 yılında Makedonya Anayasası'nda yapılan değişmelere karşı çıklı ve resmi siyasetle uzlaşmaz duruma düştü. Aynı yılın kasımında Türkiye'ye göç elli.
Genç yaşta edebiyata eğilim gösterdi. 1968 yılında "Nikola Karev" Pedagoji Lisesi'nde "Naim Şaban" Edebiyat Kolunu kurdu, 1970 yılında
Üsküp'te "Orhan Veli Kanık" Yazın-Oyun Topluluğu'nun kurulması girişimini başlattı. Topluluğun ilk başkanı oldu. Türkiye'ye göç edene
kadar da bütün imkânsızlıklara ve topluluğun kapatılmasına yönelik bütün gayretlere rağmen örgütlediği etkinliklerle "Orhan Veli Kanık"ın ayakta kalabilmesini sağladı.

Makedonya Türk Edebiyat'ına şiir yazmakla girdi. Fakat edebi çalışmalarını şiirle sınırlamadı, öykü, eleştiri, deneme, inceleme-araştırma yazmakla da uğraştı. İlk şiir kitabı "Sözgen" 1972 yılında "Birlik" Yaymlarınca yayımlandı. Bunu "Zamandışı İçdüşlemeler" ("Birlik" Yayınları, Üsküp 1974), "Bir Sevimle Bir Devrim Üstüne" ("Tan" Yayınlan, Priştine 1980), "Kumrovetslİ Çocuğun Anısına" ("Birlik" Yayınları, Üsküp 1981), "Seve Yorgunu" ("Birlik" Yayınlan, Üsküp 1983), "Let kon
sinevinite" (Mavilere Uçuş, "Ogledalo" yayınlan, Üsküp 1989, Makedonca'ya çeviri) adlı şiir kitapları İzledi. .1986 yılında "Açıl Susan Açıl" ("Birlik" Yayınları, Üsküp) Öykü kitabı yayımlandı.

Makedonya'daki Türk köylerinin içler acısı durumunu, Türk köylülerinin bitmeyen çilesini dile getirdiği röportajları "Pırnalı'dan Çıktık Yaya"
("Birlik" Yayınları, Üsküp 1989) kitabında bir araya getirildi.

1989 yılında İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'nda "4. Boyut" Aylık Toplum, İletişim, Kültür ve Sanat Dergisi'ni çıkardı. Dergi yönetimine şahsi işlerin karıştırılması üzerine yayın yönetmenliğinden istifa etti. Halen İ.Ü. Basımevi ve Film Merkezi’nde çalışmakladır.
1973 yılında Yugoslavya Gazeteciler Cemiyeti, 1975'te Makedonya Yazarlar Birliği üyeliğine alınan Suat Engüllü, TYS ve ÎLESAM üyesidir.
Makedonca ve Sirp-Hırvatça'tan Türkçe'ye ve Türkçe'den Makedonca'ya çeviri yapmakla da uğraşmaktadır. Makedonca-Türkçe Sözlük çalışmaları devam etmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:45
Sultan Galiyev ( 13.07.1882) </B>
1917 Bolşevik devriminin dört büyüklerinden biri olan Sultan Galiyev (diğerleri Lenin-Stalin-Troçki) Kazanlı bir Tatar Türk'ü ve Müslüman kökenli bir marksisttir.
Galiyev 13 Temmuz 1882 yılında bugünkü özerk Başkırdistan sınırları içinde Sterlitamak bölgesindeki Krımsakaly (bazı kaynaklarda kırımsakal ya da kırmıskalı olarak geçiyor) kasabasına bağlı Elimbetova köyünde dünyaya geldi. İlk eğitimini öğretmen olan babasından aldıktan sonra Kazan'daki Tatar Pedagoji Enstitüsü'ne girdi. Sultan Galiyev bu okulu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı ve daha sonra Ufa Belediye Kütüphanesi'nde çalışmaya başladı. Buradan ayrılan Galiyev çeşitli gazetelerde çalıştıktan sonra 1915'te öğretmenlik mesleğine geri döndü. Bu sırada Bakü'de bulunan Galiyev Azerbaycan Ulusal Hareketine katıldı.

1917 Şubat Devrimi esnasında Bakü'de bulunan Galiyev, Müslüman Kongresi Yürütme Komitesi Sekreterliği için çağrılmış olduğu Moskova'ya gitti ve kongrenin bitiminden sonra Kazan'a geçti. Böylece aktif olarak siyasi hayatı başlamış oldu. Sultan Galiyev Kazan'da Müslüman Sosyalist Komitesi'ne katıldı (Muskom). Bu komitenin lideri Molla Nur Vahitov'du ve ileriki günlerde Galiyev'e rehberlik edecekti.

Sultan Galiyev, 1917 yılında Rus Komünist Partisi'ne de girdi. Komünist Parti hiyerarşisi içinde en yüksek dereceli Müslüman haline geldi. 1918 yılında Molla Nur Vahitov'un Çek lejyonerleri tarafından öldürülmesi önünün açılmasına sebep olmuştu. Fakat Vahitov'un öldürülmesi S.Galiyev'in mücadelede yalnız kalmasına da sebep oldu. S.Galiyev Komünist Parti içerisinde daha ziyade Müslümanlarla ilgili görevleri üstlenmiştir. Bunlar Merkezi Müslüman Komiserliği üyesi, Müslüman Askeri Kollegiyumu başkanı, Narkomats'ın resmi yayın organı Jizn Natsionalnostey'in editörlüğü idi. Dolayısıyla Komünist Parti içinde sağlam bir yere sahipti ve devrimde en önlerde yer almıştı. 1923'te ilk defa tutuklandığında devrime yaptığı bu hizmetler nedeniyle serbest bırakıldı.

Rus Bolşeviklerin iç savaştan başarılı bir şekilde çıkmasından sonra Rus liderler arasında özellikle Lenin'in hastalanmasından sonra egemenlik mücadelesi başladı. Stalin bu mücadeleyi kazanan kişi oldu. Stalin bu mücadele sırasında Sultan Galiyev'i de kendisine rakip olarak görüyordu. İşte bu durum Galiyev'in karşı-devrimci, burjuva milliyetçisi suçlamalarına maruz kalmasına ve 1940'lı yıllarda kurşuna dizilerek öldürülmesine neden oldu. Ölüm tarihi net olarak bilinmemektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:45
Sultan Mahmut Toraygır ( 1893)- (1920) </B>
Kazak Edebiyatı

Sultan Mahmut Toraygır (1893-1920)
Kazak bozkırlarında ortaya çıkan millî uyanışa, millîleşme çabalarına ve kurtuluş mücadelesine kuvvet veren aydın, yazar ve şâirler arasında Magcan Cumabayev (1893-1938), Sultan Mahmut Toraygır (1893-1920), Jüsipbek Aymavıt (1889-1931) ve Şahkerim Kudayberdi gibi kişilerin de Kazaklar nezdinde önemli bir yeri vardır.

Kazak Edebiyatının Belli Başlı Temsilcileri
Bünyamin ÖZGÜMÜŞ Yağmur Sayı : 16
Temmuz - Ağustos - Eylül 2002

Hairdesigner
31-03-08, 13:46
Sultan Sencer </B>
Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın oğlu olan Sencer 1086'da Sincar'da doğdu. Küçük yaştan itibaren devlet tecrübesi kazanan Sencer, ağabeyleri Berkyaruk ve Muhammed Tapar zamanında devlet hizmetinde bulunarak doğuda çıkan isyanları bastırdı. Buradaki başarıları üzerine Horasan Melikliği'ne atanan Sencer, 1102'de Selçuklu Devleti'ne saldıran Karahanlı Hükümdarı Kadir Han'ı bertaraf etti. Ayrıca Gaznelileri Selçuklu'ya tabi kıldı.

Babası Melikşah'ın siyasetini takip eden Sencer, Horasan'dan itibaren devletin doğusunda Selçuklu düzenini yeniden kurdu. Berkyaruk'tan sonra tahta geçen Muhammed Tapar'ın ölümü üzerine 18 Nisan 1118'de küçük yaştaki oğlu Mahmut, Büyük Selçuklu Devleti tahtına çıkarılırken, Sencer de 14 Haziran 1118'de Horasan'da bağımsızlığını ilan etti. 14 Ağustos 1119'daki savaşta yeğenine galip gelen Sencer, Büyük Selçuklu Sultanı oldu. Devletin merkezini de Irak-ı Acem'den Horasan'a nakletti. Bundan sonra büyük savaşlara girişen Sultan Sencer Sultanü'l-azam unvanını kazandı. 1132'de Karahanlıların, 1136'da Gaznelilerin, 1141'de Karahitaylıların ve 1147'de Harezmlilerin isyanını bastıran sultan Sencer, 1152'de Gurluları mağlup etti. Fakat 1153'te Oğuz Yabgu ile Belh'te yaptığı savaşı kaybedince esir düştü. Sencer esaret altında bir sultan olmak istemediğinden sultanlığı terk edip Merv Hankahı'na kapandı. Buradaki üç yıllık esaretten sonra Nisan 1156'da kurtarıldı. Ancak 29 Nisan 1157'de 91 yaşında iken Merv'de vefat ederek kendi yaptırdığı türbeye defnedildi.

Bilim adamalarına sahip çıkan ve bilimi teşvik eden Sultan Sencer'in döneminde Horasan bütün İslam dünyasına ve Anadolu'ya din ve bilim adamı sevk eden bir merkez oldu.

Hairdesigner
31-03-08, 13:46
Suphi Saatçi ( 1946) </B>
Suphi Saatçi
/prof./mimar/
1946 yılında Kerkük'te doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü'nü bitirdi. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda tarihî çevre koruma uzmanı olarak danışmanlık yaptı. "Kerkük Kenti ve Ev Mimarisi" konulu doktora tezini, İstanbul Teknik Üni-versitesi Mimarlık Fakültesi Restorasyon Ana Bilim Dalı'nda tamamladı. Uzun yıllar Mimar Sinan Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışan Prof. Saatçi, aynı üniversitesiye bağlı Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü görevini sürdürüyor.

Hairdesigner
31-03-08, 13:46
Süreyya Yusuf </B>
Süreyya Yusuf

Bu şartlar altında Kosova Türk şiirinin canlandırılması misyonunu, aslen Makedonyalı olan Süreyya Yusuf üstlenmiştir. Onun çabalarıyla Makedonya’ya geçen Naim Şaban, Nusret Dişo ve Nimetullah Hafız’ın, kısa sürede şiirde önemli yol kat ettikleri aşikârdır.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:47
Süyün Bike </B>
“Nıgıtkılar üstüne çıgıp Uruslarını kördü Süyün Bike özü dahi suguş içine kirdi Tatar topcularıga özü de kumanda birdi.”

(Surlara çıkarak Rusları gördü Süyün Bike kendisi bile savaşa girdi. Tatar topçularına kendisi de kumanda etti.)

Bundan 450 yıl kadar önce bir Şubat günüydü. 60.000 kişilik bir Rus ordusu Kazan kalesine karşı hücuma geçmişti. Tarih, 1550 yılı Şubatının 13'ü idi. Kazanlılar şehirlerini kahramanca müdafaa ettiler. Surların altı kapısı vardı. Han, Atalık, Tümen, Kabak, Muralı ve Kırım kapıları diye anılan bu kapılarda kanlı savaşlar oluyordu.

Kapıların her biri Mamay Bek, Nurali Mirza, Kuzıcak Oğlan (Oğlan Han neslinden gelen prens han anlamında) Çora Batır, Ak Muhammed Oğlan, Kul Muhammed Seyyid, Barbolsın Atalık Biybars Bek gibi kumandanlar tarafından korunuyordu.

Süyün Bike de savaş yerinde diğer kahramanlardan geri kalmadan savaşıyordu.

Rusların da tarihlerinde uzun uzadıya bahsettiği, hakkında yazılan piyeslerin Moskova'da yıllarca afişte kaldığı Süyün Bike, Nogay Mirzalarından Yusuf Mirza'nın kızıydı. Nogaylar, Kazanlılar ve Ruslar arasında hem bilgisi hem güzelliği ile tanınmıştı.

1532 yılı yazında Kazanlılar, Safa Giray Han'ı Kazan Hanlığı'ndan ayırıp yerine Can Ali Han'ı getirdiler. Can Ali, Kazan Hanı gibi görünüyordu. Fakat aslında hanlık işlerinin çoğunu Vasili'nin buyruğuna göre yütürüyordu.

1533 yılında Can Ali Han, Süyün Bike ile evlendi. Bu olay iki yurt arasında yakınlık meydana getirecekti.

Can Ali Han, Rus Knezi'nin buyruğundan çıkmadığı için Kazanlılar ondan memnun değildi. 1535 yılında isyan ettiler. İsyan, Can Ali Hanın ölümü ile sonuçlandı.

Kazanlılar tekrar Safa Giray'ı han yaptılar. Can Ali'nin dul eşi Süyün Bike, hem nüfuzlu hem de çok güzel bir hanımdı. İkisinin evliliği ülkeye politik yönden faydalı olacaktı.

Safa Giray Han zamanında Kazan'ı işgal etmeye niyetlenen Rus orduları 3-4 defa büyük yenilgiye uğratıldılar. Kendisinin Ulu Yurd Hanı olduğunu bilen Safa Giray, Rus Knezlerinin buyruğunca yürümeyip diğer hanlarla birlikte hareket ediyordu.

Süyün Bike ile Safa Giray 1547'de dünyaya gelen oğullarına Ödemiş Giray adını koydular.

1549 yılında Safa Giray Han öldü. O sırada iki yaşında olan küçük oğlu Ödemiş Giray, Han ilan edildi. Safa Giray'ın birinci hanımından Bölek Giray isimli bir oğlu daha vardı. Ama Kırım vilâyetinde olduğundan küçük oğlu han seçilmişti.

Ödemiş Giray Han küçük, vasisi de bir kadın olduğundan Moskova Knezi İvan'ın Kazan'ı alma zamanı geldi diye hazırlanmaya başlayacağını bilen Kazanlılar, iş başında muktedir bir er bulunmasını lüzumlu gördüler. Safa Giray'ın büyük oğlunun hanlık işlerine bakmasını temin için Kırım'a elçi gönderdiler. Ruslar elçilerin üzerine hücum edince mektup Rusların eline geçti.

Ödemiş Giray henüz bebek denecek yaşta olduğu için hanlığının bütün işlerine Süyün Bike bakıyordu. Bu sırada Kazanlıların Ruslarla arası iyi değildi. 1549 yılı Mart ayında Kazanlılar Morum üstüne baskın yaptılar.

Safa Giray Han'dan kaçıp Nogay yurduna sığınmış olan beyler İvan'a mektup yazıp Kazan'a hücum etmeye teşvik ediyorlardı. İvan'ın istediği de buydu. Her iki taraf hazırlanıp buluşarak 13 Şubat 1550'de Kazan önlerine geldiler. Çetin savaşlar oldu.

Kazan halkının kahramanca müdafaası karşısında 25 Şubat'ta İvan, Kazan kuşatmasını kaldırıp Moskova'ya dönmek zorunda kaldı.

1551'de Ruslar Kazan'ı yeniden muhasara etti. O sırada Kazan halkı arasında rekabet çoğalmış, dıştan yollar tutulmuş, içerdeki asker miktarı azalmıştı. Ödemiş Giray Han, beşikte hiç bir şeyden habersiz yatıyordu. Süyün Bike hem oğlunun hem Kazan halkının harap olmasından korkuyor, her türlü çareye başvuruyordu.

Kazan Mirzaları teslim olmayı düşündükleri halde Kırım mirzaları savaş taraftarı idiler. Halka Kırım, Nogay ve Asterhan'dan yardım geleceğini vaad ediyorlardı.

Kırım Mirzalarının Kazan halkından tamamiyle ümitleri kesildikten sonra kendi aralarında belki Osmanlılardan yardım temin edebiliriz diyerek anlaşıp Kazan'dan ayrıldılar. Lakin onlara kurtuluş nasip olmadı. Kahramanca savaşmalarına rağmen yolda pusu kuran Ruslar tarafından öldürüldüler.

Kırımlılar gittikten sonra artık tamamıyle ümitleri kırılan Kazanlılar İvan'a elçi gönderip sulh istediler.

İvan'ın Kazan elçilerine bildirdiği şartların en önemlisi, “Süyün Bike, Ödemiş Giray Han ve bunların tarafını tutan Kırımlılarla, onların çocuklarının esir sıfatı ile Moskova'ya gönderilmesi” dileğiydi.

Anlaşma gereğince Ruslar, Süyün Bike'yi almaya geldiği zaman Süyün Bike Kazan Beylerine bir şey söylemedi. Madem ki Kazan halkının rahat yaşaması için başka çare yoktu, öyleyse Moskova'ya gidecekti.

Süyün Bike'nin üzüntüsü herkese tesir etti. Bütün şehir halkı ağlıyordu. Süyün Bike Kazan'dan ayrılmadan Safa Giray Han'ın mezarını ziyaret edip helallaşmak istedi. Kabrin yanına varınca başındaki altın başlığı yere bıraktı. Büyük bir üzüntü içinde onunla güzel ve ikballi günler geçirdiğini, şimdi Moskova'ya esir gitmekte olduğunu söyleyip ağladı.

Süyün Bike kendisi için hazırlanmış olan araba ile nehir kıyısına kadar gitti. Kıyıda Süyün Bike'yi alıp gidecek olan gemi bekliyordu. Geminin ortasında Süyün Bike'nin oturmasına ayrılmış süslü bir bölüm vardı. Süyün Bike kendisi ile gemiye kadar gelenlerle gönülden helallaştı.

Esirleri götüren gemiler hareket edince halk da nehrin iki yanından ilerlemeye başladı. Süyün Bike'nin gidişi Kazan halkına çok dokunmuştu. Onu şimdiden özlemişlerdi.

Hairdesigner
31-03-08, 13:47
Şah Cihan ( 22.11.1590)- (11.12.1665) </B>
Şah Cihan, Ekber Şah’ın torunu ve Cihangir Selim Şahın oğludur. 1591’de doğdu. 1628’de tahta çıktı. Hindistan’da kurulmuş olan Türk İmparatorluğunun beşinci hükümdarı olan Şah Cihan, Hindistan’daki Türk hâkimiyetinin en parlak dönemlerinden birini yarattı.

Şah Cihan, çok zengin ve muhteşem bir hükümdarlık devri yaşadı. Sanata ve ilme büyük değer verirdi. Onun zamanında birçok uygar anıtlar kuruldu. Delhi şehrini imar edip büyüttü. Şah Cihan’ın tahtındaki mücevherler dillere destan olmuştu.

Şah Cihanın, çok sevdiği karısı Mümtazmahal namiyle şöhret bulan Ercüment Banu için Ağra’da yaptırdığı göz kamaştırıcı Tac Mahal Türbesi, Türk sanatının en ince ve yüksek mimarî eseri olarak günümüzde hâlâ gözleri kamaştırmaktadır. Tac Mahal, Türk uygarlığının en güzel anıtlarından biri olarak yaşamaktadır. Bu eserle Şah Cihan, Türk sanatının en güzel örneklerinden birini yaptırarak onu sonsuzlaştırmıştır. Bu eserin mimar ve ustaları İstanbul’dan gitti.

Hayatının son yılları hastalıkla ve hapisle geçti. Çünkü kendisi hasta olunca oğulları arasında saltanat kavgası baş gösterdi. Oğlu I. Âlemgir (Evrengzib), kardeşlerini ortadan kaldırarak babasını tahttan indirdi. Şah Cihan 1666’da öldü. O, bugün dünyanın en zarif mimarî anıtlarından biri olan Tac Mahal’de sevgili karısıyla beraber yatmaktadır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:47
Şahkerim Kudayberdi </B>
Kazak Edebiyatı

Şahkerim Kudayberdi

Kazak bozkırlarında ortaya çıkan millî uyanışa, millîleşme çabalarına ve kurtuluş mücadelesine kuvvet veren aydın, yazar ve şâirler arasında Magcan Cumabayev (1893-1938), Sultan Mahmut Toraygır (1893-1920), Jüsipbek Aymavıt (1889-1931) ve Şahkerim Kudayberdi gibi kişilerin de Kazaklar nezdinde önemli bir yeri vardır.

Kazak Edebiyatının Belli Başlı Temsilcileri
Bünyamin ÖZGÜMÜŞ Yağmur Sayı : 16
Temmuz - Ağustos - Eylül 2002

Hairdesigner
31-03-08, 13:47
Şakir Selimov ( 1942) </B>
Kırım Türk Edebiyatı

Son dönem Kırım şairleri içinde en önemli yerlerden birini işgal eden Şakir Selimov (1942), halkından hiçbir dönemde kopmamış, onun bütün problemlerini, meselelerini yüreğinin derinliklerin de hissetmiş, bu özelliğiyle de milletine tercüman olmuştur. Şair 1987 yılında yazdığı "Bar Küçnen" adlı manzumesi ile sürgünde yaşayan bu milleti bağışladıklarını ilan ettikleri halde çıkan gazete ve dergilerde tek bir harfin bile hesabını soran zihniyete baş kaldırmış ve bu isyanı başarılı olmuştur.
Şakir Selim'in ilk eseri "Akbardak" (1974) adlı şiir kitabıdır. Şair bu eserde yer alan şiirlerinde, ideallerine sadık kalarak, bunlar için sonuna kadar mücadele edenlerin hiçbir zaman unutulmayacaklarını işlemektedir.

"Duygularım" (1979), "Sevgi Alevi" (1981), "Uyanuv" (1986), "Tüşünce" (1997) isimli şiir kitapları da, şairin lirik şiirinin temsilcilerinden olduğu göstermektedir.

Kutlu Doğum Haftası'nda birincilik aldı

Şakir Selim 1996 yılında "Kutlu Doğum Haftası" münasebetiyle bütün Türk devlet ve toplulukları şairleri arasında Ankara'da düzenlenen şiir yarışmasında birincilik, gene aynı yıl Türkiye'de Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen Türk Dünyası Uluslar arası Şiir Festivali'nde "Arif Nihat Asya" şiir ödülünü almıştır.

Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr

Hairdesigner
31-03-08, 13:48
Şamil Aladin ( 1912) </B>
Kırım Türk Edebiyatı

İkinci Dünya savaşından önce daha Kırım'da yaşama hakkına sahipken şiir ve hikayeleri yayımlanmaya başlayan Şamil Alâdin (1912), romanlar, hikayeler, deneme türü yazılar ve makaleleri ile Kırım Türk edebiyatının gelişmesi açısından oldukça önemli bir şahsiyettir.

Yazarın konularını gerçek hayattan alan 1957 yılında "Teselli" ve Çauş Oğlu" isimli hikayeleri, 1961 yılında "Eger Sevsen", 1969'da "Rüzgardan sallangan Fenerler" isimli romanları neşredilmiştir. Şamil Alâdin daha sonra "Elmaz" ve "Furtuna Tıngan Son" adlı hikayelerini yazmıştır.

Şamil Alâldin'in 1979 yılında yazdığı "İblisnin Ziyafetine Davet" isimli hikayesinde ise; 1913 yılında vahşice öldürülen Usein Şamil Toktargazi'nin hayatı tarihi belgelere dayandırılarak işlenmiştir.

Yazarın Kırım edebiyatının bilhassa İkinci Dünya Savaşından sonraki dönemini inceleyen yazılarının toplandığı "Yüksek Hizmet" (1983) isimli eseri, Kırım edebiyatı tarihi açısından önemli bir açığı kapatan bir eser olarak oldukça önemlidir.

Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr

Hairdesigner
31-03-08, 13:48
Şamil Basayev ( 1965) </B>
1965'de Çeçenistan'ın Vedeno Bölgesi'nin Vedeno köyünde doğdu. 1987 yılında Moskova'da mühendislik eğitimine başladı. Öğrencilik yıllarında devrimci kişiliği ile ön plana çıkmıştı. Moskova'da odasının duvarında Che Guevera'nın posterinin asılı olduğunu verdiği bir demeçte dile getirdi.

1991 Ağustosu'nda Moskova'daki hükümet darbesi sırasında Yeltsin taraftarları arasında yer aldı. Adını ilk defa Çeçenistan'da yaşananları dünyaya duyurmak için bir Rus uçağını kaçırarak Ankara'ya indirdiğinde duyurdu.
1992 yılında Cahar Dudayev'in emri ile Abhazya'ya gönderilen Çeçen birliklerin komutanı iken, Abhazya'nın Gürcü işgalinden kurtulmasında birinci dereceden etkili olan Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) birliklerinin komutanlığına getirildi. Abhazya'nın ardından Çeçenistan'a dönerek Dudayev'e karşı muhalefete geçen Rus yanlısı silahlı birliklerin dağıtılmasında etkili oldu. 1994 yılı aralık ayında Ruslar'ın Çeçenistan'ı işgal etmesiyle Çeçen komutanların en önemlilerinden biri haline geldi. 1995 yılı başında Rus savaş uçakları Şamil'in Vedeno'daki evini bombalayarak ailesinden 11 kişiyi şehid ettiler.
Rus güçlerin sivillere karşı giriştikleri katliamların en üst seviyelere ulaştığı Haziran 1995'de, yaşananları dünya kamuoyuna duyurabilmek için 150 savaşçının Budennovsk kentine düzenlediği eylemi yönetti.

1996 yılı Nisan ayında Çeçen Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı'na getirildi. Ve Rus güçleri Çeçenistan'ı boşaltmaya mecbur eden Cahar-Kale(Grozni) operasyonunu komuta etti. 1998 de Cahar-Kale'de yapılan Çeçen-Dağıstan Halkları Kongresi'nde başkan seçildi. Kongrenin ikinci toplantısında alınan kararla 1 Ağustos 1999'da kurulan İslam Şûrâsı'nın başkanlığına getirildi.

1999'da Rusya'nın Çeçenistan'ı yeniden işgali üzerine Çeçenistan'a dönerek doğu cephesi komutanlığı görevini sürdürmeye başladı. İkinci savaş sırasında da başkent Grozni'yi savunan Basayev, kentten çekilirken yaralanmış, bir bacağının bir kısmı kopmuştu. Basayev, Devlet Başkanı Aslan Mashadov'un emrinde Çeçenistan Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı görevini sürdürmekteydi.

Hairdesigner
31-03-08, 13:49
Şaymiyev Mintimer Şaripoviç ( 20.01.1937) </B>
Doğum Tarihi 20 Ocak 1937
Doğum Yeri Aktanış (Tataristan)
Milliyeti Tatar

Uyruğu Rus
Medeni Durumu Evli. 2 çocuk
Eğitim Durumu Kazan Tarım Enstitüsü, Lisans

Önceki Görevleri
1969-1983 : Tataristan SSC Toprak Islah Bakanı
1983 : Tataristan SSC Başbakan Birinci Yardımcısı
1983-1985: SB Komünist Partisi Bölge Komitesi Sekreteri
1989-1990: Tataristan SSC Başbakanı
1989-1991: SB Komünist Partisi Tataristan Birinci Sekreteri
1990-1991: Tataristan SSC Yüksek Sovyet Başkanı
1991-1996: Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
1996-2001: İkinci kez Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
2001: Üçüncü kez Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Halen Bulunduğu Görev Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Hairdesigner
31-03-08, 13:49
Şemsettin Küzeci ( 1965) </B>
(Gazeteci, Yazar, Araştırmacı) Kerkük’te doğdu (1965). İlk, orta ve lise öğrenimini Kerkük’te tamamladı. Musul Üniversitesi Spor Akademisi'ni bitirdi (1989). Askerliğini Körfez Savaşı esnasında Irak’ta yaptı(90-91).

Kerkük’te Beden Eğitimi Öğretmenliği yaptı (92-96).

Kerkük TV’sinde, Bağdat Radyosu Türkmence bölümünde programlar hazırlayıp sundu (92-95).

Bağdat’ta yayınlanan Yurt Gazetesi, Birlik Sesi ve Kardaşlık dergilerinde yazıları yayınladı (86-96).

Irak Yazarlar Birliği üyesi (1993)
Arap Yazarlar Birliği üyesi (1994)
Irak Radyo Sinema ve Televizyoncular Sendikası üyesi (1995)
Dünya Genç Türk Yazarlar Birliği’nin 2. Başkanı ve Uluslararası Genel Koordinatörü Azerbaycan (2000)
Azerbaycan Yazarlar Birliği üyesi (2001)
Türkiye Yazarlar Birliği üyesi (2002)
Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği üyesi (2002)
Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) üyesi (2003)
Azerbaycan Gazeteciler Konfederasyonu üyesi (2003)
Türkmeneli Aydınlar Derneği; Yön. Kur. üyesi, Genel Sekreter (2004)
Dünya Türk Gençleri Birliği Başkan Yardımcısı.2004
Türk Dünyası Genç İletişimciler Birliği .Kurucu Genel Başkanı. 2004

Kerkük, Irak Gazetesinin Türkiye Temsilcisi. 2004

Yayınlanmış Eserleri:
Şehit Kemal Ömer BEG (Kerkük, 1992)
İki Gönül (1997, İstanbul)
Suçum Türk Olmaktır (Ankara, 2000)
Türkün Sesi (Azerbaycan, 2001)
Kerkük SOYKIRIMLAR. Ankara 2004

Hairdesigner
31-03-08, 13:49
Şerzat Üzeyri </B>
Şerzat Üzeyri
Türkmen Kurtuluş Partisi Başkanı
Kürt grupların kurdurduğu kukla Türkmen partilerinden biri olduğu iddia edilmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:49
Şevki Bektöre ( 1888)- (1961) </B>
Kırım Türk Edebiyatı

Romanya'da doğan Şevki Bektöre (1888-1961), İstanbul'da tahsilini tamamladıktan sonra 1916'da Kırım'a gider ve burada öğretmenlik yapar. 1920 senesinde "Bilgi" ve "Yanıçolpan" gazetelerinde çıkan "Erginekon", "Hancami Karşısında", "Ey Çoşkun Dalgalar", "Çatırtavnın Yankıları", "Aşkım Üçün", "Kabem" isimli şiirlerinin de bulunduğu bir şiir kitabı neşredilir. Şair, bazı eserlerinde "Çarlı" mahlasını kullanmıştır. Bektöre'nin "Sarf ve Nahv" isimli gramer kitabı ise 1922 yılında basılır.
1932 yılında mart ayında tutuklanan Şevki Bektöre, götürüldüğü Taşkent hapishanelerinde yapılan işkenceye dayanamaz ve hafızasını kaybeder. Mahkumiyetten kurtulduğu iki yıl boyunca işsiz yarı aç yarı tok yaşayan şair, 1949'da Sibirya'ya sürülür. 1956'da Türkiye'de yaşayan karısı ve çocuklarının daveti üzerine Türkiye'ye gitmesine izin verilen Bektöre, yaşadıklarını anlattığı "Volga Kızıl Akarken" isimli kitabını yazarsa da çok yaşamaz, burada ölür.

Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr

Hairdesigner
31-03-08, 13:50
Şeyh Mansur </B>
Çeçenler arasında Oççarma (Üşarma) diye bilinir. Tarihi kaynaklarda adı Şeyh Mansur`dur. 25 Haziran 1785 tarihinde Albay Pieri komutasında Aldıevla`ya taarruz eden Rus birliği Şeyh Mansur tarafından dört saat içinde tamamen imha edildi. Mansur`un ortaya çıkışı ile birlikte Kuzey Kafkasya halkları özellikle Kaberdeyler, Şapsığlar, Janeler ve Abhazlar sağlam bir ittifak vücuda getirdiler. Giorgievsk (Kumkale) Savaş`ında, Kızılyar Taarruzu`nda Tatartüp, Obün ve Khoperskoe savaşlarında yalnız bırakmadılar. 22 Haziran 1791 tarihinde Anapa`da tutsak alındı.

Hairdesigner
31-03-08, 13:50
http://www.biyografi.net/images/kisi/497.jpg
Şeyh Şamil ( 1797)- (04.02.1871) </B>
Kuzey Kafkasya'nın efsanevi lideri ve "devletleşme" çabalarının en kayda değer ismi İmam Şamil, 1797 yılında Dağıstan'da Gimri (Genu) köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avarlara mensup Dengau Muhammed'dir. Annesi Aşiltalı Bahu Mesedo, Avar beyi olan Pir Budah'ın kızıdır. Genç yaşında, Rus yayılmacılığına karşı Kuzey Kafkasya'da halkı "gazavat"a çağıran Nakşibendi tarikatına dahil oldu. İlk eğitimini Said Harekani'den aldı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki Efendi'den ders aldı. İmam Hamzat'ın 19 Eylül 1834 Cuma günü Hunzah Camii'nde şehadetinden sonra, 2 Ekim 1834'de Aşilta'da yapılan toplantıda oy birliği ile imamlığa getirildi.

25 Ağustos 1859'da, Gunip kuşatmasında silah bırakıncaya kadar aralıksız mücadeleyi sürdürdü. 1869'a dek Kaluga'da ikamet etti. 1870'te İstanbul üzerinden Hicaz'a geçti.
İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlendi. Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin (küçük yaşta öldü), Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Yaygın olarak bilinenin aksine, Şamil asla bir "şeyh" değildi; "siyasi otorite" yi temsil eden "imamet" makamında bulunuyordu. Şamil'in ruh ikliminde Molla Cemaleddin'in yeri büyüktü. Hocasının yanında Şamil, baştan beri büyük bir disiplin ile çalışmış, Arap edebiyatını öğrenmiş, mukayeseli ilim dalları üzerinde çalışmıştı. Büyük yerleşim birimlerinde halkı teşkilatlandırıp, aydınlatmaya çalışan Şamil, Aşilta köyüne yerleşti.Ruslar 1837 Hunzah, Gimri ve diğer önemli yerleşim birimlerini zaptedip kaleler yapmışlardı.

Sık sık yer değiştirmek zorunda kalan Şamil, düşmanın uzanmayacağı bir yerde yerleşmeyi önerenlere sağlam bir yere çekilelim, kendi yurdumuzda düşmanla çarpışalım" dedi. Bunun üzerine çok güç zaptedilir bir yer olan Ahulgoh'a yerleştiler. Henüz daha bir yıl olmuştu ki; Ruslar bütün kuvvetleriyle 1838'de Ahulgoh'u ablukaya aldılar. Cesaretin mükemmel örneğini Gimri müdafaasında gösteren Şamil, imamlığının ilk büyük imtihanını ve kumanda üstünlüğünü Ahulgoh ve Surbay savaşlarında da ispat etmişti. Ahulgoh'ta günlerce mücadele eden İmam, buradan kuşatmayı gizlice aşarak Ruslara esir düşmeden Çeçenistan'a gitmeyi başardı. Ruslar bu kuşatmada İmam'ın bir avuç askeri karşısında 3 bin kayıp vermişti. Başına ödül konmuş olan İmam'ın Rus Çarı'na meydan okuyan mektupları ünlüdür.

Muhammed Tahir'in vesikaları Şamil'in hayatına ilişkin aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Tahir, Şamil'in vefakar bir maiyeti ve sekreteriydi. Şamil, esaret yıllarında hayatına ilişkin bilgileri dikte ettirmişti. Bu tarihi vesikalar Arapça yazılmıştır. Tahir'in 1882'de ölümünden sonra, oğlu Habibullah eserin yazım işini sürdürdü.

Şamil daha genç yaşlarında iken ciddi çalışmaları, spor aktiviteleri ve kahramanlıkları ile adından sözettirdi. Şamil sadece asker kişiliği ile tanınan biri değildi. Uyguladığı başarılı harp taktiklerinin yanısıra adli, idari ve sivil bir devlet mekanizması geliştirdi. Medreselerdeki tedrisata ehemmiyet verdi, fikir ve san'at sahasında büyük adımlar attı. Tarihteki en büyük gerilla lideri sayılan Şamil 4 Şubat 1871'de yetmiş dört yaşında Medine'de vefat etti. Cennet-ül Baki mezarlığına defnedildi.

Hairdesigner
31-03-08, 13:50
Şükrü Ramo </B>
Makedonya Türk Edebiyatı

Balkanlar’da İkinci Dünya Savaşı Sonrası Türk Şiiri

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan, Makedonya’yı cumhuriyet, Kosova’yı özerk bölge statüsüyle sınırları içine alan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti’nde, azınlıklara tanınan birtakım haklar sonucu, sosyal ve kültürel hayatın bütün diğer alanlarında olduğu gibi, edebiyat alanında da, kısa sürede bir canlanma görülmeye başlamıştır. Krallık Yugoslavya rejiminin, 1929 yılında yasakladığı Türkçe yayın basın faaliyetinin, çok sınırlı da olsa devreye girmesi, bunda büyük rol oynamıştır. Öyle ki 23 Kasım 1944 yılında Makedonya’da yayın hayatına başlayan haftalık “Birlik” gazetesi sayesinde, çoğu edebiyata şiirle giren yeni bir yazar kuşağı ortaya çıkmıştır. Bu kuşağa mensup Şükrü Ramo, Enver Tuzcu, Necati Zekeriya, Fahri Kaya, İlhami Emin gibi şairlerin eserleriyle, Makedonya Türk şiirinin yeniden hayat bulduğu söylenebilir.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1. Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:51
Tahsin Ertuğruloğlu ( 1953) </B>
1953 yılında Lefkoşada doğdu. 1981 yılında ABD ‘nin Arizona Üniversitesi Siyasi Bilgiler Fakültesi, Uluslararası ilişkiler bölümünden mezun oldu.1983 yılında Dışişleri ve Savunma Bakanlığı’na girdi ve 1986 - 1991 yılları arasında K.K.T.C. Londra Temsilciliğin’de 2. ve 1. Sekreter olarak görev yaptı . 1991 yılında başbakanlık Müşteşarı oldu . 1994 yılına kadar bu görevi yürüttü .

1994 - 1996 DP - CTP ikdidarı döneminde müşavir oldu ve bu sürede 1994 - 1995 yılları arasında , Yenicami Ağdelen Kulubü Başkanlığını yaptı. 1995 - 1996 akademik yılında ise ABD ‘nin Minnesota Üniversitesi’nde Kamu yönetimi üzerine bir yılık Humphrey Fellowship Eğitim Programına katıldı. 1996 yılında yeniden Başbakanlık Müsteşarlığına atandı.

1998 Genel seçimlerine kadar bu görevi yürüttü. BRTK Yönetim Kurulu üyeliği ve Başkanlığı görevlerini de yaptı . 6 Aralık 1998 Genel Seçimlerinde Ulusal Birlik Partisinden , Lefkoşa Milletvekili seçildi. Ocak 1999’da kurulan Hükümette Dışişleri ve Savunma Bakanı olduİngilizce bilmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:51
Tayfur Sökmen ( 1892)- (1980) </B>
Hatay Cumhurbaşkanı

1892 yılında Gaziantep'te doğdu. Hatay Cumhuriyeti'nin ilk ve tek Cumhurbaşkanı, Kırıkhan Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra özel eğitim gördü. I. Dünya Savaşı'nda istihbarat görevlerinde çalıştı. İskenderun sancağındaki Fransız işgaline karşı direniş hareketinin örgütlenmesinde öncülük yaptı.20 Ekim 1921'de TBMM Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşmasıyla İskenderun sancağı, Fransız mandası altındaki Suriye'ye özerk bir yönetim birimi olarak bağlandı. Fransız manda yönetimi arapları ve hıristiyanları kayıran bir tutum izleyince direniş yeniden başladı. Tayfur Sökmen, gıyabında ölüm cezasına çarptırılınca Adana'ya kaçtı. 1924-26 arasında Viyana'da kalan Tayfur Sökmen, Hariciye Vekaleti'nin girişimiyle Fransa'dan İskenderun sancağına giriş izni aldı. Buna rağmen baskıya uğradı ve 1927'den sonra Gaziantep, Adana ve İstanbul'da yaşamak zorunda kaldı. 1935'te Antalya bağımsız milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi. 1936'da Fransa'nın Suriye ve Lübnan'a bağımsızlık vermesi üzerine, Türkiye, İskenderun sancağını da bağımsızlığa kavuşturmak için girişimlere başladı. Ocak 1937'de İskenderun sancağına, Dışişlerinde Suriye'ye bağlı, ama kendi anayasasıyla yönetilen yarı bir sancak statüsü tanındı. Sancağının adı da Hatay olarak değiştirildi. Aynı yıl Türkiye'nin verdiği nota üzerine Fransa sorunun Milletler Cemiyeti'nde çözülmesini istedi. Uluslararası koşulların da dayatması sonucunda varılan anlaşmayla, Milletler Cemiyeti 19 Mayıs 1937'de Hatay için bir anayasa kabul etti. Uzun süren görüşmelerden sonra, Türk ve Fransızlardan oluşan bir kurulun gözetiminde Hatay Cumhuriyeti'nin kurulduğunu ilan etti.Cumhurbaşkanlığına da Tayfur Sökmen'i seçti. Hatay Cumhuriyeti 29 Haziran 1939'da Millet Meclisi kararıyla Türkiye Cumhuriyetine katıldı. Cumhurbaşkanlığı görevi sona eren Sökmen, 1950'ye kadar Antalya, 1950-54'de Hatay milletvekili olarak TBMM'de yer aldı. 1969'da kontenjan senatörü olarak Cumhuriyet Senatosu'na girdi. 1975'te siyasi hayattan çekildi. Tayfur Sökmen, 1980 yılında İstanbul'da öldü. Tayfur Sökmen, "Hatay'ın kurtuluşu İçin Harcanan Çabalar" (1978) adlı kitabında Hatay sorununu ayrıntılarıyla ele almıştır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:52
http://www.biyografi.net/images/kisi/1288.jpg
Taymi Biybuolt ( 1779)- (14.07.1832) </B>
Taymi Biybuolt Çeçenlerin hem ulusal tarihi hem de efsanevi kahramanıdır. Çeçen halk destanlarında anlatılmaktan başka, ünlü şair M.Y. Lermantov`un "Hacı Abek"inde baş kahraman olmuştur. Biyboult mukaddes cihadını 1824 yılında başlatmıştır. Kendisinin en yakın yardımcıları arasında Germançuklu Molla Abdülkadir ile Yandırgaelalı Cieçoyn (Tisieçoyn) Dcambulat bulunmaktaydı. Çeçen ve Rus tarihinde Mayra (yiğit) Beybulat diye de anılan bu ünlü lider 1824 yılında etrafına topladığı Çeçen mücahitleriyle, Rus istihkamı olan Amiri-Adjiyort`u fethetti. Başlarında General Gerekof`un bulunduğu bir Rus tümeni harekata başlayınca Biybuolt gerila savaşını seçti. Mayrtüp`te gazavat bayrağını açtı.

Çeçen birlikleri Bnb.Pantelyev`in komutasındaki Gerzelevla istihkamını kuşattılar. Ancak General Grekof`la General Lisanoviç`in imdada yetişmesi sonucunda Biybuolt kuvvetleri geri çekildi.Ertesi gün Gergefevla istihkamına davet edilen komşu Çeçenler ağır hakaretlerle karşılaşınca Molla Uçar Hacı kamasını çekip her iki generali de ağır yaraladı. General Grekof hemen General Lisanoviç ise 16 Temmuz`da savaşta vurulup öldü. Yerine General Yermelof getirildi.Gaddar ve zalim bir general olarak anılan Yermelov Çeçen düşmanı ve Rus ****lomanı olarak bir avuç Çeçen saşçısının önünde hırpalana hırpalana itibar kaybetti. Yerine gönderilen Kont Pavel Paskiyeviç hile yolu ile Biybolt`u tutsak etmek istemiş, bunu anlayan Çeçen literi Çar ordusunda general rütbesindeki Şahmal Tarkovski`nin oğlunu rehin almıştır. Bunun üzerine Çeçen-Rus barışı sağlanmıştır. Ama Çeçenlerin bu yiğit evladı, ulusal önderi, Çan yanlısı olan Gazikumuk Hanı Kinyaz Girey tarafından, babası Prens Mehti Girey`in öldürülmesi sebep gösterilerek, 14 Temmuz 1832 günü katledilmiştir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:52
Terekeme Hacı </B>
KARAPAPAKLAR VE TEREKEMELER

Azerbaycan, Gürcistan ve Rusya/Dağıstan’da yaşayan ve Borçalı-Kazak boyundan gelen Karapapak Türkleri, Kıpçak, Kuman, Bulgar ve Hazar Türklerinin Ön-Asya’daki koludur. Borçalı ve Kazak olarak iki kola ayrılan Karapapaklar, Türkiye’nin dışında Azerbaycan’ın Sulduz bölgesi, Ermenistan’ın Ağbaba bölgesi, İran Devleti kuzey bölgesi, Türk Cumhuriyetlerinde ve Avrupa’da dağınık şekilde yaşıyorlar.

Kendilerini Karapapah, Terekeme ve Karapapak olarak da adlandırıyorlar. Bu sözcüğün kaynağına yönelik iki rivayet vardır: Birincisi "Terekeme", "Türkmen" sözcüğünden türediği yönünde. İkincisi ise: İslamiyet’in Anadolu da ilk yayıldığı yıllarda Mekke den getirilen muhacir Araplara "terk-i Mekke" denilmekteydi. Terekeme sözcüğünün bu sözcükten geldiği düşünülüyor. Terekemeler ayrıca "Karapapak" olarak da adlandırılıyor. Bu da büyük ihtimalle o dönemde kalpak giyen Kafkas Türklerine verilen addır.

Karapapakça Azeri diline yakın Batı (Oğuz) dillerinden biridir. Karapapak Türklerinin, konusunu Ruslara karşı verilen bağımsızlık mücadelesinden alan Şeyh Şamil ve başta Dede Korkut, Köroğlu, Şah İsmail ve Kirmanşah hikâyeleri ile benzer özellikler taşıyan Kaçak Nebi, Mihrali Bey, Terekeme Hacı (Sarıkızoğlu), Hasan ve Hüseyin kardeşler, Zakir, Kaçak Mehmet ve Deli Ali gibi mahalli kahramanlarla ilgili halk hikâyeleri bulunuyor.

Karapapaklar bugün % 98 oranla eğitime önem veriyorlar.

İslam, Sünni, Hanefi inancına mensupturlar.

Bugün Gürcistan’ın Cavaheti ve Ahılkelek ilçelerinde yaşıyorlar. Ancak, büyük kısmının 1944 Ahıska sürgününde Rusya nın muhtelif yerlerine sürgün edildikleri, başka bir Terekeme topluluğunun da Borçalı’da yerleştiği biliniyor. Ayrıca, Azerbaycan’ın Sulduz bölgesi ve Rusya Federasyonu/ Stavropol ve Dağıstan’da da Terekeme Köyü bulunuyor. Ukrayna’daki Türk Terekeme Topluluğu 1944 Ahıska (Gürcistan) sürgünü sonucunda bölgeye yerleşti ancak, bu topluluk vatandaşlık hakkını henüz elde edemedi.

Terekemenin Farsça sözlük karşılığı Terakime olup, “Türk e benzeyen” anlamına geliyor. İddiaya göre Karapapaklar, IV. yy. da Kazakistan dan Arap Yarımadası na ve VI. yy. da Arap larla yaşadıkları sorunlar yüzünden Kafkasya ya göç ettiler. Terekemeler de köklerinin Kafkasya’da olduğunu ileri sürüyor.

Terekemeler din ve konuşma dili bakımından farklı özelliğe sahip olmalarında karşın, Karapapaklar adlarının geniş anlamda her iki grubu da içeren kapsayıcı bir ad olduğuna inanıyor. Her iki grup da, endogami geleneğini büyük ölçüde sürdürüyor. Türkmen kökenli aşiretler başlangıçta Mekke ve Medine yakınlarında yaşarken, oradan göç edip Türkiye’ye geldiler. Karapapak terimi ise, şimdi Amu Derya’da yaşayan ve bir Kıpçak halkı olan Karapaklar’la bir kurumsal özdeşlik kurulmasına yol açtı.

M.S. II. yy’da Cebelitarık’tan Fırat’a kadar geniş bir alana Roma İmparatorluğu hükmetmekteydi. Doğuda Kür ve Aras boylarından batıda Fırat’a kadar olan bölgeye ise Arsaklılar hakimdi. Roma ve İran ile siyasal ilişkileri olan Arsaklılar devletini İskitler in Horasan kolundan gelen Arsak isimli bir başbuğun yönetimindeki boy ve oymaklar kurdu. Bodun bazında teşkilatlanan Arsaklılar eski Gök Tanrı ve Şaman geleneklerini korumakla beraber bu yeni yurtlarında Hıristiyanlıkla tanıştılar. İç Asya da ise Mete nin (Mo-Tun) kurduğu Asya Hun siyasal birliği parçalanmış, Hunların doğu kanadı Çin egemenliğine girmişti. Çiçi batıda Talas boylarında yerleşik düzene geçmeye çalışıyordu. Gerek yerleşikliği gerekse Çin egemenliğini kabul etmeyen özgürlük ve bağımsızlıklarına düşkün kimi Hun boy ve Uruğları ise batıya doğru hareket etmeye başladılar. Asya Hunları’nın sahneden çekilmesi ile Çin Denizi nden Kafkaslar a kadar geniş alanda büyük bir otorite boşluğu belirdi.
Bir taraftan göç hareketlerinin yerleşikler üzerinde yapmış oldukları tahribat diğer taraftan ise kendilerine yeni yurt bulmak isteyenlerle, yurtlarını korumak isteyenler arasındaki kanlı mücadeleler bozkırda yaşamı güçleştirdi. Bu bunalımlı yıllarda kuzeyden Kafkaslar ı aşarak Kür Irmağı boylarına iki yeni Türk boyu geldi. "Borçalı" ve "Kazaklı" olarak anılan bu boylar, bugün Terekeme olarak bilinen Türklerin atalarıdır. At sürüleri (Yılkı) ve koyun besiciliği yapan bu boylar siyah astragan kalpak giydiklerinden komşuları tarafından "Karapapaklar" diye anılmaya başlandılar. Kür boylarındaki egemenliklerini pekiştirmek isteyen Karapapaklar, Tiflis, Nahçıvan, Karabağ, Loru, Ahılkelek, Gence ve Şirvan dolaylarını yurt edindiler. Bulundukları bölgede bir çok yer ve akarsu, dağ ve ovalara kendi adlarını verdiler. Bugün Gümrü nün kuzeydoğusundan çıkarak Kür e karışan Borçalı Çayı ile Pembek dağından çıkarak Aras’a karışan Kazak Çayı isimleri ile bu yılların hatırasını taşıyor.

Karapapaklar zaman zaman sınırı geçerek komşu Arsaklılara yağma akınları düzenlerlerdi. Dede Korkut hikâyelerinden bazıları konularını bu iki Türk toplumu arasındaki savaşlardan almıştır. Arsaklılarla Karapapaklar arasında izleyebildiğimiz ilk savaş M.S. 200 yılında meydana gelmiştir. Karapapaklar Surhan isimli bir başbuğun idaresinde Kür Irmağını geçerek Arsaklı ülkesini yağmaladılar.

Durumu öğrenen Arsak hükümdarı Ulaş onları takip ederek Derbent Geçidi nde (Demirkapı) yakaladı. Bu iki Türk toplumu arasında yapılan çetin ve kanlı savaşta Karapapaklar, büyük kayıplar vermelerine karşın Arsak hükümdarı, Ulaş’ı da okla vurarak öldürdüler. Karapapaklar üslerine dönerken hükümdarları ölen Arsaklılar da onları takip edemediler.

Tarihin akışı içerisinde Karapapaklarla Arsaklılar arasındaki ikinci büyük savaş M.S. 300 yılında gerçekleşti. Karapapak birlikleri Aras ı geçerek, Karabağ, Muş, Erzurum ve Ahlat a kadar Arsaklı topraklarını istila etmişlerdi. Bunun üzerine Arsaklı hükümdarı Tridat ın yönettiği ordularla Karapapaklar, Karkarlı (Gogarlı) ovasında karşılaştılar. Her iki tarafın da çok kayıplar verdiği bu savaşta Arsaklı komutanlarından "Ardovazd" ile Karapapak başbuğu savaş alanında öldüler. Bundan sonra Karapapaklar işgal ettikleri Arsaklı topraklarını terk ederek, Erzurum a (Garin) kadar çekilmek zorunda kaldılar. Karkarlı savaşından sonra da Arsaklı ve Karapapak ilişkilerinde kalıcı bir dostluk gelişmedi. Zaman zaman taraflar birbirlerine çok pahalıya mal olan yağma akınları düzenlediler. Her iki taraf içinde son derece yıpratıcı olan bu akınların hızı, bölgede Hıristiyanlığın yayılmaya başlaması üzerine azalmaya başladı.

Karapapaklar geçmişte Kuzey Azerbaycan’da, Kazah Şemsettin Khanate’nin Kazah ve Borçalı bölgelerindeki Derbend ve Borçalı nehirleri boyunca yaşamıştır. 1828 yılında imzalanan Türkmençay Anlaşması’ndan sonra bir bölümü Kars’a ve bir bölümü de İran Azerbaycan’ın Sulduz bölgesine, Ushnu’nun doğusuna göç etmiştir. Bir başka kayda göre, Terekemeler, Hazar denizi kıyısında, Gamri Uzun’dan Derbent’e uzanan ovada yaşamıştır. Sözkonusu isimsel farklılığın nedeni, Rusların, kısmen Kafkasya ve kısmen de İran’dan gelip eski Aleksandropol bölgesine, Akhaltsike’ye ve şimdiki Gürcistan’daki Ahılkelek’e yerleşenleri tanımlamak için “Karapapaklar” terimini kullanmış olmalarına dayanabilir. Oysa Akbaba Terekemelerinden ayırt edilmeleri için bunlar genel olarak Gürcistan Terekemeleri olarak adlandırılmaktadır.

Von Hellwald’ın (1878-1899) kaydettiğine göre, Rus işgalinden önce Osmanlı topraklarında 105 köyde 29.000 Terekeme ve Karapapak yaşıyordu.

Terekemeler veya Karapapaklar denilen bu Müslüman Türk boyunun kökeni tam olarak kesinlik kazanmamasına rağmen, tarihçi Z.V.Togan ve A.Caferoğlu bunların tarihi yerleşim bölgelerini dikkate alarak Kıpçak veya Türkmen boyuna mensup olabileceklerini kaydediyor.

90-100 hanelik bir Terekeme grubu, 1904 yılında Türkiye’ye yerleşmek için başvuruda bulundu.

Bir kısmı o zaman Rusların elinde bulundurduğu Kars’a, bir kısmı Ağrı, Tutak ve Eleşkirt’e geldi, diğerleri Adana’ya, geri kalanlar ise 1914 yılında Malazgirt’ten Sivas’ın Tutmaç, Büyükköy ve Kurdoğlu köylerine göç etti. Diğerleri ise 1921’de Rusların çekilmesiyle Kars’a yerleşti. Ancak, Gümrü Antlaşması yla gerçekleşen nüfus mübadelesiyle Akbaba, Tiflis, Borçalı ve Kazah bölgelerine göç ettiler.

Karapapaklar ya da Terekemeler özellikle Kuzeydoğu Kafkasya da yaşıyor ve bugün birçokları şehir yaşamı sürdürüyor.

Hairdesigner
31-03-08, 13:53
Terken Hatun </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Kıpçakların hırslı güzeli Terken Sultan!
İrfan Özfatura bilgi@tg.com.tr
Türkiye 24 Mart 2004

Harzemşah Sultanı Alaaddin’in annesi Terken Hatun ileri yaşına rağmen çok güzel ve bakımlı bir kadındır. Öyle ki onu ilk defa görenler sultanın kızı sanırlar. Kaldı ki soylu bir saraylıdır, nedimeleri ağzının içine bakar, bir şey emredecek diye tetikte dururlar. Eteğini tutanlar, kapısını açanlar, gül yaprağı saçanlar...
Annesini kim sevmez, hem kim kırar? Her Müslüman gibi Sultan Alaaddin de validesini hoş tutar. Gelgelelim Terken Hatun mensubu olduğu kabileye (Kıpçaklara) tutku derecesinde bağlıdır. Hadi eşini dostunu kollaması anlaşılır da... Ahh devlet işlerine karışmasa...
Sultan Alaaddin’in veliahtı (ileriki yıllarda ismi destanlaşacak olan) Celâleddin Harzemşah’tır. Ancak Terken Sultan, ağırlığını koyar ve o makamı büyük torunundan aldırtır, aradaki Rükneddin Günsaçtı’yı atlatıp Kıpçak anadan doğma Kutbeddin Uzlak Şah’ı veliaht yaptırır. Gelgelelim Uzlak, henüz ağzında emzik, altında bezle dolanan bir tıfıldır.
O günlerde Kıpçaklar saraydan yüzlü oldukları için Karahitaylarla takışırlar. Terken Sultan, bir Kıpçak’ın ayağına diken batsa dayanamaz. Eteğini tuttuğu gibi oğlunun yanına koşar, ağzından girer burnundan çıkar ve orduyu Karahitayların üzerine salar.

Huzur batınca!..
Devlet ricali “o yöre Moğol kaynıyor, adamlar zaten zafer sarhoşu, havayı germemekte yarar var” deseler de gider Karahitayları kırarlar. İşte tam o sırada Cuci’yle karşılaşmasınlar mı? İki ordu rast gelmeye görsün; savaş için mutlaka bir bahane bulurlar. Cengiz’in oğlu cenkten çekinen bir tip değildir ama babasından izinsiz Harzemşahlarla takışmaz. Gelgelelim bizimkilerin yiğitliği tutar. O gece Cuci, ordugâhındaki ateşleri yanık bırakır, adamlarını toplar ve sessizce kaçar. Kendisine “korktu” dedirtmeyi bile göze alır ama dallanıp budaklanacak bir kavgaya alet olmaz.
Cengiz, kan dökücü bir kaan olmasına rağmen bunu savaş sebebi saymaz. Ömrü cenk meydanında geçtiği için o havayı bilir, sürtüşmeyi mâkul karşılar.

İpler kopunca...
Hatta Harzemşahlara elini uzatır, ticari münasebetlerin geliştirilmesi için çaba harcar. Gelgelelim Otrar Valisi İnalcık Han mıntıkasında mola veren Moğol tacirlerini “casusluk yaptıkları” bahanesi ile öldürtür, kervana ve mallara el koyar.
Cengiz yine de ihtiyatı elden bırakmaz. Tutar, Gurgenç’e adamı Kerfec Buğra’yı yollar ve Otrar Valisinin cezalandırılmasını arzular. “Cezalandır”, “cezalandırmam” atışması alevlenince bir Kıpçak Beyi ortaya çıkar ve “üstüne vazife gibi” Moğol elçisini bıçaklar.
Elçiye zeval olur ve ipler kopar.
Halbuki Cengiz Han, Çin’den alacağını almış, kaldıracağını kaldırmıştır. Hem doymuş, durulmuş hem de yorulmuştur. Batı’ya yürümek gibi bir niyeti yoktur ama hakaretin bu kadarını kaldıramaz! Kanlı katil kılıcını kınından çıkarır, ordusunu toplamaya başlar.
Sözün özü Sultan Alaaddin ve adamları uyuyan yılanın kuyruğuna basarlar.
Doğrusu “ha” deyince yarım milyon süvari çıkarabilen Harzemşahlar kolay lokma sayılmazlar. Her şehir bir devlet gibidir. Buhara, Semerkant gibi merkezlerde 50’şer bin süvari bulunur, piyadeler hesaplanamaz. Şehir surları kolay aşılmaz ve erzaktan yana sıkıntıları olmaz.
Harzemşahların asıl unsuru olan Türkmenler, Sultan’ın hareketlerini tasvip etmeseler de ok yaydan çıktıktan sonra meydan savaşını arzularlar. Celaleddin Harzemşah babasını muharebe yapmak için çok zorlar. Hatta “ilk vuran kazanır” mantığı ile savaşı onların topraklarına yıkmaktan yanadırlar. Gelgelelim Sultan’ı bir korkudur sarar. “Her kale kendini savunsun” der ve batıya doğru kaçar.

Hanlar kaçınca!..
Evet, birkaç yıl evvel böylesi bir planın mantığı vardır. Adamlar devasa surların önünde kalakalacak, usanacak ve yıpranacaklardır. Ancak bu Moğollar, o Moğollar değildir! Çin seferinde çok şey öğrenmiş, kale zaptı üzerine ihtisas yapmışlardır. Nitekim şehirler bir bir düşmeye başlar, sarı katillerin kimi öldürüp, kimi bırakacakları belli olmaz. Bazılarını direndiler diye kırar, bazılarını fazla uzlaşmacı bulur yine kırarlar. Merv şehrinde insanlarla birlikte kedi ve köpekleri de öldürür tek canlı bırakmazlar. Düşünebiliyor musunuz koca şehri sürülmüş tarla haline sokarlar.
Bazen bir vilayeti hayalet şehir haline getirir, oraya civardan kaçanların sığınması için vakit tanırlar. Sonra ansızın döner ve ikinci bir “temizlik” yaparlar.
Esirlerin alayına Moğol elbisesi giydirir, yeni kuşatmalarda yem olarak kullanırlar. Sonra “fısıltı gazetesi”ni çalıştırır, direnenleri dünyanın öbür ucuna kaçsalar bile “bulup cezalandıracakları” şayiasını yayarlar.
Moğollar öylesine şımarırlar ki bazen birkaçı şehre girer, halkı toplar, istediğini öldürür, istediğini hırpalarlar, kimse ses çıkaramaz. Halk, en ufak bir itirazda Cengiz’in dört köpeğinden (Cuci, Ügedey, Tuluy ve Çağatay) birinin kendilerine musallat olacağını sanırlar.
Laf işte... Halbuki Hoçent Valisi Temür Melik, Cengiz’in büyük oğlu Cuci’nin tozunu atar. Moğolların pekâlâ yenilebileceklerini göstererek büyük bir hizmet yapar...
Unutmadan söyleyelim Terken Sultan hazinesiyle birlikte Sarp-ilal kalesinde ele geçer, onu Cengiz’e götürürler. Kıpçak güzelinin yanında ne nedimeleri durur, ne hizmetkârları kalır. Avuç avuç bahşiş alan adamları bir anda yok olurlar. Kadıncağız iki günde öyle çöker ki, oğlu görse tanıyamaz.

Hairdesigner
31-03-08, 13:53
Tevfik Dalgıç </B>
Profesor Dr. Tevfik Dalgic
Teksas Universitesi-Dallas
Isletme Fakultesi,
Organizasyon, Strateji ve Uluslararasi Isletmecilik Bolumu Ogretim Uyesi Teksas, ABD

1944 yilinda Nevsehir'de dogdu. Nevsehir Lisesi Fen Kolunu bitirdikten sonra Orta Dogu Teknik Universitesi Isletmecilik Bolumunden mezun oldu. Askerligini yedek subay olarak Jandarma Genel Komutanligi Basin ve Halka Iliskiler Bolumde yapti. Ogrencilik yillarinda basladigi gazetecilik yasamini askerlikten sonra da TUBITAK'da surdurdu, endustriyel enformasyon
uzani olarak calisirken Bilim ve Teknik Dergisi sorumlu mudurlugu yapti. ODTU Isletmecilik Bolumunden ilk Master derecesi (MBA) alanlardan birisi oldu. Daha sonra Ankara Iktisadi ve Ticari Ilimler Akademisinde Doktorasini tamamladi.

1980 yilindan itibaren Irlanda'da Dublin Universitesi Trinity College'de ogretim uyesi olarak calismaya basladi. Iki yil sonra da Dublin Teknoloji Enstitusu Isletmecilik Kolejine gecti.

1990 yilina kadar tam zamanli olarak Iletisim ve Medya Bolumu Baskanligi yapti.

1990-1995 doneminde Irlanda'dan izinli olarak Hollanda'a Maastricht Management School ve Henley Managemet College Hollanda subesinde Pazarlama ve Uluslararasi Isletmecilik Profesorlugu yapti,Master ve Doktora programlarinda Arastirma Mudurlugunu yuruttu. 1995-1997 doneminde Irlanda'da Dublin Teknoloji Enstitusu Isletmecilik Fakultesi Isletme Yonetimi ve
Muhasebe Yuksek Okulunda Mudurluk yapti. 1997'de Ingiliziz Sheffield Universitesi ile Hollanda'daki Hogeschool van Utrecht tarafindan kurulan Utrecht Business School'da mezuniyet sonrasi Dekanlik gorevini yuklendi ve MBA programinin akademik kalitesinden sorumlu oldu, tez yonetti.

2000 yili Ocak ayindan itibaren de Teksas Universitesi-Dallas Isletmecilik Fakultesinden yapilan bir is teklifini kabul ederek oraya yerlesti. Halen ayni fakultede Strateji,Pazarlama ve Uluslararasi Isletmecilik Profesoru olarak calismaktadir.

Tevfik Dalgic Irlanda'da iken Hurriyet ve TRT muhabirligi yapti. Hollanda'da iken de Gunaydin ve Cumhuriyet muhabiri oldu. Radikal gazetesinde haftalik Pazarlama Notlari" baslikli kose yazilari yazdi. Halen Surekli Sari Basin karti hamili olup; Dordunkuvvetmedya.com, Internetajans.com ve ABHaber.com sitelerinde kose yazilari yayinlanmaktadir.

Profesor Dalgic'in Ingilizce ve Hollandaca basilmis kitaplari ve toplam 50 ye yakin yayimlanmis makale ve konferans tebligleri bulunmaktadir. Amerikan ders kitaplarinda kendisine atifta bulunulan bilim adamlarimizdan birisidir.

Dr. Dalgic evli ve iki yetiskin oglu vardir. Buyuk oglu da baba meslegini secmis olup New York Eyalet Universitesi-New Paltz'da Finansman hocaligi yapmaktadir. Kucuk oglu da elektrik muhendisi olarak Dallas'ta bir ozel sirkette calismaktadir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:53
Tevfik İsmailov ( 1939) </B>
1939 yilinda Bakü'de dünyaya gelen Tevfik Ismailov 1962 yilinda Azerbaycan Devlet Tiyatro Enstitüsü Oyunculuk Fakültesi'nden mezun oldu. Ayni okulun yönetmenlik fakültesinde egitimine devam eden Ismailov, 1964-70 yillari arasinda Azerbaycan Film Stüdyosu'nda yönetmen olarak çalismaya basladi. Yine ayni yillarda Moskova Yüksek Yönetmenlik ve Senaryo Enstitüsü'nde lisansüstü egitimini tamamlayan Ismailov, bugüne kadar 22'si uzun 4'ü kisa metrajli olmak üzere 26 sinema filmine imza atti, pek çok belgesel ve TV filmleri hazirladi. Yurt içi ve yurt disinda Azerbaycan sinemasini temsil eden Ismailov, bugüne kadar sayisiz ödüle layik görüldü. Ülkesinde akademik düzeyde çalismalar yapan Ismailov, 1994 yiilnda Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde misafir ögretim üyesi olarak göreve basladi. Çesitli toplantilarda, seminer ve sempozyumlarda Türk Cumhuriyetleri ve Sovyet Sinemasi üzerine konusmalar yapan yönetmen, ayni zamanda Azerbaycan Yazarlar Birligi üyesi. Tevfik Ismailov'un daha önce yayinlanmis bes kitabi daha bulunuyor.

'Türkî' sinemanin tarihi
Kalici isler yapilmasi gerektigini söyleyen Azeri yönetmen Tevfik Ismailov'un, bes yil süren titiz çalismasi "Türk Cumhuriyetleri Sinema Tarihi" yayinlandi.
Azeri yönetmen Tevfik Ismailov uzun ve titiz bir çalismanin neticesinde tamamlanan 'Türk Cumhuriyetleri Sinema Tarihi' adli çalismasini yayinladi. Ilk ciltte Azerbaycan Cumhuriyeti'nin sinema tarihini konu eden Ismailov, ikinci ciltte Kazakistan ve Kirgizistan Cumhuriyetleri'nin, üçüncü ciltte ise Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri'nin sinema tarihini ele aliyor.
Özverili ve özgün bir çalisma
Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-Tv Merkezi ve Türk Güzel Sanatlar Vakfi'nin sponsorlugunda gerçeklestirilen bu çalisma, Tevfik Hoca'nin bes yilini almis. Kitaplarda Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nde sinemanin nasil gelistigi, Sovyetler zamaninda bu ülkelerde sinemanin katettigi mesafe ve bugün sinemanin her bir ülkedeki durumu konu aliniyor. Yaklasik 2100 resimden olusan eserde, sadece bu ülkelerin salt sinema tarihi bulunmuyor, dönemsel önem tasiyan tarihi gelismelere, toplumsal olaylara da yer veriliyor. Bu ülkelerin her birisine en az beser defa gidip arastirmalar yapan Ismailov'un üç ciltlik eserinin bir diger özelligi de kitaplarin Türkçe yazilmis olmasi.
Gezdi, gördü ve yazdi
"1995 yilinda Mimar Sinan Üniversitesi'nde dünyada sinemanin 100. yilini doldurmasi nedeniyle yapilan toplantida, Türk Cumhuriyetleri ve Rus sinemasi üzerine de bir konusma gerçeklesmisti. O zaman bana Sami Sekeroglu Türk dünyasi sinemasi hakkinda bir çalisma yapilmasi gerektigini ve benim böyle bir çalismanin öncülügünü yapabilecegimi söylemisti. Böylece bu çalismanin tohumlari atildi." diyerek üç ciltlik arastirmasinin çikis öyküsünü özetleyen Ismailov, kitap üzerinde arastirmalar yaparken üniversitenin Sinema-TV Merkezi'nden ve Halit Refig'den büyük katkilar görmüs.
Refig'in ilk defa 1963'de Azerbeycan'da gördügünü ancak yillar sonra 1990'larda tanisma firsati buldugunu söyleyen Ismailov, Türk sinemasiyla tanismasinin da bu yillara rastgeldigini belirtiyor: "Sovyetler zamaninda Türk Cumhuriyetleri'nde "Al Yazmalim, Selvi Boylum" ve "Serçe" gibi filmler izleniyordu." Bütün Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'ni en az bes kere gezdigini ve kitabinda kulanmak için bu cumhuriyetlerin sinemasini temsil eden yönetmen, film ve oyuncular hakkinda bilgiler içeren dökümanlar topladigini söylüyor.
Necip Fazil, Puskin'den büyük
Arastirmalarin 1995 yilina gelindiginde duraganlasmasinin nedeni ise Sovyetler Birligi'nin dagilmasinin ardindan bu cumhuriyetlerde sinemasinin kabuk degistirmesi ve gerekli ödenekten yoksun kaldigi için kan kaybetmeye baslamasi.
Türk'ün Türk'ten baska düsmaninin olmadigini kaydeden Ismailov, Türk Cumhuriyetleri arasinda kültürel alisveris yerine sadece ekonomik alisverise agirlik verilmesinden sikayetçi. Türk dünyasi Edebiyat Tarihi, Tiyatro Tarihi gibi baska ortak çalismalarin da yapilmasini temenni eden Ismailov, bugüne kadar Türk Cumhuriyetleri'nin yaptigi ortak toplantilarin protokol gezileri, yemek davetleri ve daha sonra unutulacak konusmalarla sinirili kaldigini, gelecek nesillere faydali olabilmek için daha kalici çalismalar yapilmasi gerektigini söylüyor.
Necip Fazil Kisakürek gibi büyük bir sairin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin hiçbirisinin taninmadigini, oysa herkesin Puskin'in siirlerini çok iyi bildigini, Kisakürek'in bir sair olarak Puskin'den çok daha yetenekli bir sair oldugunu belirten Ismailov, "Kisakürek sadece Azerbeycan'da taniniyor. Ne bir Kazak, ne bir Türkmen ne de bir Özbek onu taniyor, bu bir faciadir. Türk halklari ancak ortak kültürel çalismalarla birbirine yakinlasabilir" diyor.

Hairdesigner
31-03-08, 13:54
Timur </B>
TİMUR (1336-1405)
Timur 1336'da Keş'de doğdu. Türkler kendisine, Aksak Timur derlerdi. Barlas aşiretinin başbuğlarından Emir Turagay ile Tekina Hatunun oğluydu. 1370 yılında hükümdar olan Timur askeri ve idari düzenlemeler yaptı. 1373'de Harizm seferine çıkan Timur, Kat şehrini ele geçirdi. Daha sonra Celyirlilerin başkenti Hocend üzerine yürüdü ve şehri ele geçirdi. Bu bölgede seferlere ve zaferlerine devam eden Timur giderek güçlendi. 1379'da Harizm'i tamamıyla, 1381'de de Sebzvar'ı, topraklarına kattı. 1384'de Irakı Acem'e giren Timur, aynı yıl Esterabat'ı ele geçirdi. 1386'da Tebriz, Kars ve Tiflis'i aldı. Azebaycan ve Ermenistan bölgelerindeki seferleri sonunda Karakoyunlulara karşı savaştı ve 1387'de Doğu Beyazıt, Ahlat, Adilcevaz ve Van'ı ele geçirdi. İran'a yönelen Timur, Maraga, Rey ve Isfahan üzerine yürüdü. 1389 yılında Altınordu devleti üzerine sefere çıkan Timur, iki kez zafer kazandı. 1391 yılında Mazerdan bölgesini ele geçirdi. Timur, bütün Şiraz ve Kirman'ı ele geçirdikten sonra Bağdat, Tekrit, Erbil ve Musul'a hakim oldu. Urfa'yı ele geçiren Timur bir süre sonra Akkoyunlu ve Karakoyunlu beylerini kendine bağladı. 1395 yılında Derbendi ele geçirerek kuzeye yönelen Timur, Ukrayna ve Kiev üzerine yürüdü. Özi ırmağı kıyısında bulunan Kırım ve Azak çevresindeki Ceneviz kolonilerini ele geçirdi ve Moskova'ya dayandı. 1398'de Hindistan'a girdi. Delhi'yi ele geçirdi. 1400'de toplanan kurultaydan sonra Gürcistan Seferine çıkma kararı aldı. Ardahan ve Kars üzerinden Bingöl'e geldi. Ahmed Celayir ve Kara Yusuf, Timur'dan kurtulmak için Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid'e sığındılar. Bayezid, Timur'a bağlı olan Erzincan'ı ele geçirdi. Timur ise 1400 yılında Erzincan'a tekrar hakim oldu ve Sivas, Malatya ve Behisni şehirlerini ele geçirdi. Suriye üzerine yürüyen Timur Halep'i aldı ve Şam'ı kuşattı ve aldı. 1402 yılında Erzurum, Erzincan, Kemah ve Kayseri üzerinden Ankara'ya doğru hareket etti. Ankara'da Çubuk ovasında yapılan savaşta Osmanlı Kuvvetlerini büyük bir bozguna uğratan Timur, Yıldırım Bayezid'i esir aldı. Bir yıl Anadolu'da kalan Timur bütün Anadolu illerini ele geçirdi. 1403'de Gürcistan, 1405'de Çin seferine çıktı. Pir Muhammed'i yerine veliaht bırakan Timur, Otrar'da öldü.

Hairdesigner
31-03-08, 13:54
Timur Kocaoğlu ( 1947) </B>
Görevleri: Koç Üniversitesi Türkçe dersleri koordinatörü

Müdür, Stratejik Araştırmalar Merkezi (Koç Üniversitesi)

Öğretim:Fen İnsani Bilimler ve Ederbiyat Fakültesi, Koç Üniversitesi

İş Adresi:Koç Üniversitesi, Fen-İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi, Rumeli Feneri Yolu, Sarıyer 34450, İstanbul

İş Telefonu:0212 338-1422,İş Faksı: 0212 3381559

E-posta: tkocaoglu@ku.edu.tr

Doğum Yeri ve Tarihi: İstanbul, 1947

Medeni Durumu:Evli, üç çocuk babası

AKADEMİK DERECELERİ

Mezuniyet (B.A.), 1971, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

Master, 1977, Columbia University ( New York ), Graduate School of Arts & Sciences

Department of Middle East Languages Cultures (MELAC)

M.Phil. (Siyasal Bilgiler), 1979, Columbia University , School of International Studies

Problems of Soviet Nationalities

Doktora (Ph.D), 1982, Columbia University , GSAS

MELAC

Doçent, 1988, Marmara Üniversitesi (İstanbul), Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü; 1999 Koç Üniversitesi

YABANCI DİLLERİ

Anadil: Türkçe, Özbekçe

İyi derecede: İngilizce, Farsça

Araştırma düzeyinde: Almanca, Rusça

Ders verme düzeyinde: Çeşitli Türk Yazı Dilleri

DOKTORA TEZİ

“National Identity in Soviet Central Asian Prose Fiction of the Post-Stalin Period: 1953-1982” Tez Hocası: Prof. Edward Allworth, Columbia University , New York

DENEYİMLERİ
Akademik: 1994-sürüyor

Koç Üniversitesi, Fen İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi,

Çeşitli sömestirlerde verdiği kurslar:

TURK100 Turkish Speech & Composition,

TRKC201, 301, 401Uzbek (Elementary, Intermediate, Advance)

HIST313 History of the Turkic Peoples,

HIST350 Modern Central Asian Republics & Azerbaijan ,

LITR401 Republican Turkish Poetry,

LITR402 Republican Turkish Prose (Story & Novel)

HIST/TURK300 Introduction to Ottoman Turkish (Arabic Script)

LITR/HIST312 Biography Writing & Oral History

1985-1988

Öğretim Üyesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

Fen-Edebiyat Fakültesi, Marmara Üniversitesi, İstanbul

Verdiği Dersler: 1) Eski Türkçe (Göktürkçe, Eski Uygurca)

2) Orta Türkçe (Karahan, Harezm, Kıpçak, Çağatay dönemleri)

3) Modern Türk Dili (Özbekçe)

Tez Yönetmenliği:

(1986-1988): Marmara Üniversitesi

Bir doktora ve iki master tezi yönetti

Araştırma:

1983-1985

Radio Free Europe/Radio Liberty, Inc., Munih, Almanya

Orta Asya Uzmanı, Research Department

Kıdemli Araştırma Analisti olarak 35 araştırma yazısı yayımladı ve çok sayıda araştırmayı yönlendirdi

1982-1983

Centre National de la Recherce Scientific

Prof. Alexandre Bennigsen’in yönettiği araştırma grubunda

Sovyetlerdeki Müslümanlar üzerine olan projede çalıştı

Radyo Jurnalizmi:

1977-1982 ve 1988-1994

Milletler Bölümü, Özbek Şubesi

Radio Free Europe/Radio Liberty, Inc., Munih, Almanya

Editör (1977-1979), Kıdemli Editör (1980-1982), Baş Editör (1989-1994)

Orta Asya ile ilgili kültürel, siyasi ve edebi program hazırladı, yönetti

ÖDÜLLER:

“Şapkalar” adlı hikayesiyle Mart 1996’da Ömer Seyfettin İkincilik Ödülünü kazandı

ÜYELİKLERİ:

Bilim Kurulu Üyesi : Türk Dil Kurumu ( Ankara ), 1995-2001.

Bilim Kuruu Üyesi:Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü ( Ankara ), 1979’dan beri.

Yönetim Kurulu Üyesi:Ayaz-Tahir Türkistan İdil-Ural Vakfı (Ankara-İstanbul), 1988’den beri.

BİYOGRAFİSİ:
“Kocaoğlu, Timur” Günümüz Türkiyesinde Kim Kimdir (Who’s Who in Turkey ) ,1986’dan beri (en son 2003/2004) İstanbul: Profesyonel.

Hairdesigner
31-03-08, 13:54
Tonyukuk . </B>
Tonyukuk, adı bilinen ilk Türk yazar, tarihçi ve büyük devlet adamı. Milattan sonra 8. asırda Göktürkler devrinde yaşamış İlk defa Türk adını taşıyan Türk devletidir. Göktürkler, Türklerin atlı uygarlık ya da bozkır uygarlığından yerleşik uygarlığa geçiş döneminde, Türk boylarının başına geçerek hüküm süren bir hakan sülâlesidir (552-745). Kurdukları devlete de Göktürk Devleti denir.

GöktürklerAsya Büyük Hun İmparatorluğu'ndan sonra, her bakımdan temsil ettiği Türk kültürü itibariyle ikinci "süper" Türk imparatorluğu niteliğinde olan Gök-Türk hakanlığı, "Türk" sözünü ilk defa resmî devlet adı
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.İlteriş Kağan (Kutluk), Kapagan Kağan, Bögü Han ile Bilge Kağana baş vezirlik yapmış, bazı savaşlarda başkomutan olarak vazife görmüştür.

Kendi adına dikilen abideye yazdırdıklarından anlaşıldığına göre; Çin’de doğmuş, Çin esaretinden İlteriş (Kutluk ) Kağanla birlikte kurtularak Türklerin Çin esaretinden kurtuluş savaşını idare etmiş, gençlik yıllarında ataklık ve cesaretiyle, yaşlılığında da tecrübe ve bilgisi ile devletine hizmet vermiştir. Damadı Bilge Kağanın Türk milletini yerleştirmek ve Budist tapınakları açmak gibi fikirlerini reddetmiştir. Bu sebeple milleti her an at sırtında harbe hazır tutmuş ve Türklüğün İslamiyete girmesine zemin hazırlamıştır. Politikayı iyi bilen, halk ruhunu derinlemesine kavramış olan bu meşhur Göktürk vezirinin kendi adına M.S. 720-725 yıllarında dikilen kitabesi, Moğolistan’ın Bayın Çoktu mevkiindedir.

Sade ve sanatsız bir dille yazılan bu kitabede; Çin esaretinin çilesinden, Çinlilerin hile ve zulümlerinden bahsedilerek halka öğütler verilir. Bazı bölümlerde de kendi hayatından bahisler vardır.

Bilge Tonyukuk kitabesinden:

“Tanrı yarlıgadığı için Türk milleti içinde silahlı düşmanı gezdirmedim. Damgalı atı koşturmadım. İlteriş Kağan çalışmasaydı ona uyarak ben kendim çalışmasaydım, il de millet de yok olacaktı. Çalıştığı, çalıştığım için il, il oldu. Millet de millet oldu. Kendim artık kocadım... Şimdi Türk Bilge Kağan, Türk müstakil milletini, Oğuz milletini iyi idare ederek tahtında oturuyor."
xxxxxxx


Vizier Tonyukuk
He is the first known Turkish writer and historian. He worked as a counselor for Kutlug Khan, the founder of Gokturk State as well as Kapagan Khan and Bilge Khan, and conducted the post of their council chairman.

It is understood from the epitaphs he erected in his name, that he was born in times when Gokturks were under captivity by Juan Juan State. He escaped captivity together with Kutlug Khan and took part in establishment of Goktur State.

He not only served as vizier to Bilge Khan but also married his daughter to him and became his father-in-law. Since he was a good strategist and tactician, western Turkologists call him as the "Bismarc of Turks".

Tonyukuk talks about himself as follows in his epitaph:
"Since God vouchsafed, I did not let armed enemy walk around in Turkish Budun. I did not run marked horse. If Ilteriş Khan did not work and I did not work obeying him, this nation was to be eliminated. Since I worked, it became provinces and nations. Now I am old. Now Bilge Khan leads his nation governing Turks well".

Vizier Tonyukuk, who prevented Turks' conversion into Buddhism also prevented Turks' settling down in cities surrounded by ramparts and being enslaved by Chinese again. Tonyukuk who always guided his nation, explains as follows the life of his nation which reached comfort from hunger, and independence from slavery: We were eating rabbits and deers in Karakurum. The nation was full. Our enemies were like furnace nearby. We were fire." Although his date of birth is not known, his death is in 726. His memory was reminded in a place named Bain-Cokto by Bilge Khan.

Hairdesigner
31-03-08, 13:55
Tuğrul Bey ( 30.06.992)- (21.03.1063) </B>
Selçuklu Devletinin kurucusu. Oğuzların Kınık boyundan Selçuk Beyin torunudur. Babasının adı Mikail’dir. Muhtemelen 993 yılında doğdu. Babası Mikail, gazâ akınında şehit düşünce, dedesi Selçuk’un yanında büyüdü. Çocukluğu Cend’de geçti. Büyük bir îtinâ ile yetiştirildi. Âilesinden dînî ve millî terbiye alıp, mükemmel silâh kullanmasını öğrendi.

Selçuk Beyin vefâtıyla amcası Arslan Yabgu’nun Selçuklu âilesinin reisliğini almasına, kardeşi Çağrı Bey ile itiraz etmedi. Ancak dedelerinin vefâtından sonra iki kardeş Cend şehrini terk ederek batıya göç ettiler. Burada Mâverâünnehr hükümdarı İlek Nasr’ın kendilerine karşı düşmanca siyâseti üzerine Çağrı Bey ile Karahanlı hükümdarı Buğra Hanın ülkesine gittiler. Tuğrul Bey , Karahanlılar ülkesinde haps edildiyse de, Çağrı Bey, Buğra Han ordusunu yenip pekçok esir aldı. Alınan esirler karşılığı Tuğrul Bey serbest bırakıldı. Tekrar Mâverâünnehr’e döndüler. Buhara hâkimi Karahanlı Ali Tegin’in aleyhlerine faaliyeti ve yeni durum üzerine Tuğrul Bey çöle çekildi. Çağrı Bey de yeni vatan keşfi için Rum Gazâsına çıktı. İki kardeş, Rum Gazâsından alınan ganîmetlerle çok zenginleştiler.

Arslan Yabgu, 1205’te Gaznelilerce esir alınıp, Hindistan’da haps edilince, iki kardeş ortak iktidar sistemiyle Selçuklu âilesinin lideri oldu. Liderliği Karahanlı Ali Tegin tarafından şüpheyle karşılanınca, ikili liderlik sistemi yerine amcaları Musa’yı Yabgu yapıp, üçlü iktidar sistemine geçtiler. 1034 sonbaharında, Gaznelilerin müttefiki Oğuzlardan Şah Melik, Selçuklulara âni bir baskın yapınca, zayıfladılarsa da, tekrar toplandılar. On bin kişilik kuvvet toplayarak Gaznelilere âit Horasan’a girdiler. Gazneli Mes’ûd’un ordusunu 20 Haziran 1035’te Mesâ’da yendiler. Gaznelilerle antlaşma yapıp; Nesâ, Ferâve ve Dihistan’ı aldılar. Ayrıca TuğrulBeye GazneliMes’ûd tarafından hâkimiyet alâmetlerinden olan hil’at, at, menşur ve sancak gönderildi. Tuğrul Bey antlaşmayla Nesâ’da Gaznelilere tâbi federal bir devlet kurmuş olmasına rağmen, resmî îlânı yoktur.

Tuğrul Bey ve diğer Selçuklu hânedan mensupları toprak sâhibi olunca, Oğuz boyları ve kabile reisleri yanlarına akın edip, toplandılar. Tuğrul Bey , çok güçlenip, bölgenin nüfûsu artınca; Gazneli Mes’ûd’a önceki üç şehrin dar geldiğini bildirip, 1037’de Merv, Serahs ve Bâverd’iyi de istedi. Bu şehirlere karşılık da Gaznelilerin maaşlı askeri olma ve Horasan’daki asâyişi temin etme taahhütünde bulundular. Teklifleri oyalamaya alınınca, Tuğrul Bey küçük gruplar hâlinde akın harekâtı yaptırdı. Çağrı Beyin idâre ettiği akınlarda Selçuklular Cüzcan, Tâlekan ve Faryâb’dan Rey’e kadar harekâtta bulundular. Selçuklu akınlarını durdurmak için Gazneli Mes’ûd’un gönderdiği ordu Serahs yakınında 1038 Haziranında yenildi. Zafer sonrasında toplanan kurultayda Tuğrul Bey , hükümdar îlân edildi. Bu kurultay kararı ve 1038 târihi Selçuklu Devletinin kuruluşu olarak kabul edilir.

Tuğrul Bey Nişapur’da kalıp, Çağrı Bey Merv’de melikler meliki olarak, askerî harekâtları idâre ederek ordu kumandanlığı yaptı. Tuğrul Beyin Nişapur’da istiklâlini îlân etmesi, Gazne’de hoş karşılanmadı. Çağrı Bey , 1039 yılında Gaznelilerle iki kere muhârebe yapıp, yenildi. Tuğrul Bey ve diğer Selçuklu hânedanları, Gazneli Mes’ûd’un düzenli ordusuna karşı gerilla harpleri yapıp, onları yıprattılar. Gazneli Mes’ûd, antlaşma istedi. Tuğrul Bey , Gaznelilerin türlü metodlarla Selçukluları Horasan’dan çıkarabileceklerini tahmin ederek, zaman kazanmak ve hazırlıkları tamamlamak için çöle çekildi. Sultan Gazneli Mes’ûd’un 1040 Baharındaki Tûs ve Serahs istikâmetindeki harekâtı üzerine Selçuklular, Tuğrul Beye başvurup, harekete geçmesini istediler.

Tuğrul Bey , 1040 Mayısında çölden çıkıp, Serhas’ta Gazneli ordusuyla karşılaştı. Gazneliler ot ve yiyecek sıkıntısı çektiğinden Merv’e hareket edince, Tuğrul Beyin kumandasındaki Selçuklular, sağdan ve soldan taarruzla Gaznelileri tâciz ettiler. Dandanakan Kalesi önünde yapılan asıl muhârebede Gazneliler bozuldular. 23 Mayıs 1040 târihinde kazanılan Dandanakan Zaferiyle, Tuğrul Bey tekrar tahta oturdu. Tuğrul Bey zafer sonrasında ele geçen ganimetle zenginleşip, kumandanlara pekçok ihsanlarda bulundu. Kurultay toplandı. Kurultayda devletin temel stratejisi tespit edilip, plânlar yapıldı. Bağdat’taki Abbasî Halifeliğine bağlılık ve hürmet ifâde eden mektup gönderildi.

Çağrı Beyin 1060’ta vefâtına kadar ortak iktidar sistemine göre hareket edilmesine rağmen, devleti temsil yetkisi Tuğrul Beye âitti. Tuğrul Bey hükümdarlığını ve Selçukluları maddî güçlerle kuvvetlendirdiği gibi mânevî olarak da Halîfe, âlim ve tasavvuf ehlinden destek alıyordu. Tebaasının refah seviyesini yükseltip, orduyu askerî sisteme göre teşkilâtlandırıyordu. 1040 Dandanakan Zaferi ve 1043’te devlet merkezini Rey’e taşıması sebebiyle Bağdat’taki Abbâsi Halîfesi El-Kaim’e tekrar bağlılığını arz etti. Tuğrul Beyin Abbasî Halîfesiyle münâsebeti Sünnî İslâm dünyasında büyük îtibâr kazanmasına sebep oldu. Halîfe El-Kaim, Tuğrul Beyin yanına; büyük İslâm âlimlerinden olup, sosyal ve devlet idâresi hakkında Ahkâm-üs-Sultâniye isimli eserin sâhibi olan Maverdî’yi gönderdi. Tuğrul Bey , ülkesinde hutbeyi Abbasî Halîfesi adına okuttu; halîfenin zâlim Büveyhîler ve âsîlere karşı yardım talebini kabul etti. Halîfeye bildirdiği arz; samimiyetinin ve temiz itikadının ifâdesi olup, şunları ihtivâ ediyordu: Halîfeye hizmet etmek şerefine kavuşmak, Mekke’de Hac yapmak ve Hac yollarını Bedevîlerin taarruzundan korumak, Suriye ve Mısır’da Fâtimîlerle harp etmektir. 1055’te Bağdat’a gelip, hutbede adı okundu.

Selçuklu Hânedanı ile Abbasîler arasında evlenmeler münâsebetiyle akrabalık kuruldu. Halîfe, Çağrı Beyin kızı Hatice Arslan Hatun ile 1056’da evlendi. Tuğrul Bey de Halîfe’nin kızı ile 1062’de muhteşem bir düğün merâsimiyle evlendi. Bağdat’tayken zâlim Büveyhîler ve sapık Fâtimîlere karşı mücâdele edip, Musul ve bölgede Selçuklu hâkimiyetini tesis etti. Büveyhli hükümdarını öldürerek, Bağdat ve sünnî âlemini katliam ve tahripten korudu. Selçukluların batısındaki Bizans ülkelerine fetih harekâtı ve akınlarında bulundu. Erzurum Hasankale’ye gelip, Malazgirt’i fethetmek istediyse de kışın yaklaşması üzerine, baharda gelmek üzere kuşatmayı kaldırdı. Tuğrul Bey , hâkimiyet ve tahrik sebebiyle kendine âsî olan üvey kardeşi İbrâhim Yınal’ın isyânını 1058’de bastırıp, onu cezâlandırdı.

Tuğrul Bey , devâmlı mücâdeleyle geçen uzun yıllar sonunda çok büyük işler başardı. Dünyânın en büyük devletlerinden birini kurup, Türk İslâm âlemine çok hizmeti geçti. Mâverâünnehr’den Anadolu’ya, Irak’tan Âzerbaycan ve Kafkasya’ya kadar olan ülkede huzur ve emniyet tesis etti. Yirmi sekiz ülkeye kendi hâkimiyetini kabul ettirdi. Zirâî, ticârî faaliyet neticesinde iktisâdî hayat gelişip, refah seviyesi yükseltildi. Bizans akınlarında çok ganimet alınıp, büyük gelir elde edildi. Devlet teşkilâtı muazzam şekilde tesis edilip, kuvvetli temeller üzerine oturtuldu. Selçuklu Devlet Teşkilâtı, devrinde ve sonra kurulan Türk ve İslâm devletlerine nümûne oldu. Tuğrul Bey , yirmi beş yıl adâlet, ihsan ve gazâlarla geçen hükümdârlıktan sonra, hastalandı. Yetmiş yaşlarında Rey yakınlarındaki yazlığında 5 Eylül 1063 târihinde vefât etti.

Tuğrul Beyden sonra Selçuklu tahtına yeğeni Alparslan geçti. Tuğrul Bey âdil, vakur, cömert, samimi, iyi ve yumuşak huylu bir şahsiyetti. Halkı tarafından sevilen bir hükümdar ve ordusunca tam bağlanılan kuvvetli bir kumandandı. “Kendime bir saray yapıp da yanında bir câmi inşâ etmezsem, Allahü teâlâdan utanırım.” sözü Tuğrul Beyin dînî duygularını çok güzel ifâde etmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 13:55
Tuleyev Aman-geldı Moldagazıyeviç ( 13.05.1944) </B>
Doğum Tarihi 13 Mayıs 1944
Doğum Yeri Krasnovodsk (Türkmenistan) .
Milliyeti Tatar
Uyruğu Rus
Medeni Durumu Evli
Eğitim Durumu Novosisbirsk Demiryolu Enstitüsü, Demiryolu Mühendisi

Önceki Görevleri
1978-1989 Kemerovo bölgesinde demiryolu işletmesinde çeşitli görevler
1990 Kemerovo bölgesi demiryolu işletmesi müdürü
1990 Kemerovo Belediye Meclisi Üyesi
1991 Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (RSFSR) Devlet Başkanlığı seçimlerinde Devlet Başkanı Adayı
1992 Birleşik İslam Bankası Yönetim Kurul Başkanı
1993 Federasyon Konseyi (Üst Meclis) Milletvekili
1996 Yeniden Federasyon Konseyi (Üst Meclis) Milletvekili seçildi
1996-1997 R.F. BDT Ülkeleriyle Koordinasyon’dan Sorumlu Devlet Bakanı 22 1997 1997-2001Kemerovo Bölgesi Valisi
2003 Yeniden Kemerovo Valisi seçildi
Halen Bulunduğu Görev Kemerovo Valisi

Hairdesigner
31-03-08, 13:55
Turhan Ketene ( 1956) </B>
Turhan Ketene
/dr./Türkmen Milliyetçi Hareketi Siyasi ve Dış İlişkiler Sorumlusu

Kerkük Elmas Mahallesinde 1956 yılında dünyaya geldi. Babası Bağdat Emniyet Müdürü olunca başkente taşındı. Liseyi orada okudu. Bağdat Tıp Fakültesini kazandı. Ancak gözü Türkiye’de idi ve kaçarak Türki-ye’ye geldi. Ankara Tıp Fakültesini kazandı ve bitirdi. Körfez harekatıyla Erbil’e geçti. 1995’de ITC kurucu genel başkanlığını yaptığı sırada Erbil’de 19 Aralık 1995 tarihinde suikasta uğradı. Bu saldırıdan yara almadan kurtulurken iki koruması hayatını kaybetti. 1996 yılında kurduğu Türkmen Halk Partisi çatısı altında faaliyetlerini sürdürmekteydi. Bugün siyasi mücadelesine TMH saflarında sürdürüyor. Örgütün Siyasi ve Dış İlişkiler Sorumlusu Türkmen Milliyetçi Hareketi bugün ITC'nin dışında yer alıyor. TMH, Kerkük içinde etkili bir kitleye sahip olmasının yanı sıra, yurt dışında da önemli bir lobiye sahiptir. Başta ABD, Kanada, Danimarka olmak üzere birçok ülkede temsilcileri bulunmaktadır

Hairdesigner
31-03-08, 13:56
Tülay İbrahim </B>
Makedonya Türk Edebiyatı

1950 yılından sonra aylık Sevinç ve Tomurcuk çocuk dergilerinin, Türkçe kitapların da yayımlanmaya başlaması, şiir çalışmalarının hız kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak araya giren 1953 göçü, Makedonya Türk şiirinin bu hızlı gelişimini sekteye uğratmıştır. Göçün hız kestiği 60’lı yılların ortalarında, Sesler Aylık Toplum-Sanat Dergisi’nin de yayın hayatına girmesiyle, slogancılıktan uzaklaşma, gerçek şiiri arama çabaları daha da güçlenmiştir. Önce, söyleyeceklerini somut bir tarzda iletmek için düşünce ve duygularını gereksiz sözcüklerden arındırarak kurduğu kusursuz dizelerde ortaya koyduğu ince lirizm tonlarıyla dikkatleri çeken , yazdıklarıyla okuru düşünmeye iten Avni Engüllü ile birlikte Mustafa Yaşar, Yusuf Edip, Sabahattin Sezair, Fahri Ali, Suat Engüllü, İrfan Bellür; daha sonraları da Esat Bayram, Sabit Yusuf gibi şairlerin yer aldığı, Makedonya şiirine güç veren, yeni bir yazar kuşağı ortaya çıkmıştır. Makedonya Türk şiirinin yaşatılması misyonuna son katılanlar arasında, Melâhat Engüllü, Biba İsmail, Oktay Ahmed, Rıfat Emin, Tülay İbrahim, Leylâ Süleyman, Meral Kain, Arzu Abdullah gibi değerli genç şairleri de anmak gerekir.

Tito Yugoslavyası’nın resmî siyasetî, 1951 yılına kadar Kosova’da Türk varlığını tanımıyordu. Bu nedenle Kosova Türkleri, ilk başta Makedonya Türklerine tanınan olanaklardan yararlanamadılar. Bu nedenle birçok alanda olduğu gibi, edebiyatta da ortaya çıkan alt yapı eksikliğini, 1969 yılına kadar Makedonya Türklerinin sahip oldukları olanaklardan yararlanarak giderdiler.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1.Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 13:56
Türker Acaroğlu </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Mehmet Türker Acaroğlu..
www.makturk.com

Ömrünü yüksek bir gayeye adayan, hayatını kutsal saydığı hizmetlere vakfeden kültür adamlarımızdan biri de Mehmet Türker Acaroğlu'dur.

İstanbul Avcılar'da oturan bu kıymetli yazar, 1915 doğumlu.90 yaşında.
Bir asra yaklaşan bereketli bir ömür sürüyor.
Türkiye'de arşiv ve derleme konusunda akla ilk gelen isim.
Uzun yıllar Derleme Müdürü olarak çalıştı.
Şimdi emekliliğin tadını, okuyarak, yazarak ve yeni eserler hazırlayarak çıkarıyor.
O bir "evlâd-ı fâtihan".
Bulgaristan''ın Razgrad bölgesinde doğan Türker Bey, ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Sofya''da yeni harflerle günlük yayınlanan Deliorman gazetesinde çalıştı.
Ailesiyle birlikte 1931''de anayurt Türkiye''ye göç etti.
Ankara''da Şükran Aktan ile yaptığı evlilikten iki kız çocuğu oldu: Çiçek ve Demet.
Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü''nü 1940''ta bitirdikten sonra yurdun değişik bölgelerinde Türkçe öğretmenliği yaptı.
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi''nin Hungaroloji bölümünde okudu.
Adnan Ötüken''in iki yıllık kütüphanecilik kursunu bitirdikten sonra 1948 ile 1950 yılları arasında Milli Kütüphane''de uzman olarak çalıştı.
Hükümet tarafından Paris''e yüksek meslek tahsili için gönderildi.
1952 ile 1974 yılları arasında Basma Yazı ve Resimleri Derleme Müdürlüğü yaptı.
22 yıl hizmet ettiği bu görevden1974''te emekli olduktan sonra DTCF ile Fransa Arşivleri Genel Müdürlüğü''nde kütüphane ve arşiv uzmanı oldu.
Dokümantasyon Teknikleri Devlet Enstitüsü, Yüksek Kütüphanecilik Okulu ve Sorbonne Üniversitesi Fransız Uygarlığı Kurları sertifikaları sahibi.
Bibliyografya Enstitüsü''nün kuruluşunda görev alan, Ankara''da Siyasal Bilgiler Fakültesi''ne bağlı Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü''nü bitiren yazar, millî ve milletlerarası bir çok kongreye katılarak tebliğ sundu.

BULGARLARIN ÖDÜLÜNÜ REDDETTİ .
Hayatı boyunca kitaba, kütüphanelere ve derleme çalışmalarına yaptığı büyük katkılar dolayısıyla çeşitli kurumlardan önemli ödüller alan Acaroğlu''na, yıllar önce Bulgar Hükümeti tarafından "Bulgar Devleti 1300.Kuruluş Yıldönümü Altın Madalyası" verilmek istenmişti.
Ne var ki, yüreği millî duygularla dolu yazar, 1984-85 yılları arasında Bulgaristan''daki soydaşlarımıza yapılan zulmü protesto etmek amacıyla ödülü reddetmiş, Türk aydınının bu soylu davranışı, Bulgar yöneticilerinin yüzünde Osmanlı tokadı gibi şaklamıştı.
Araştırmacımıza, 1991 İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet, 1995 Türk Kütüphaneciler Derneği Üstün Hizmet mükâfatları lâyık görüldü.

Yazarın muhtelif tarihlerde basılmış pek çok kitabı arasında "Çocuk Şiirleri Antolojisi", "İstanbul Üniversitesi Yayımları Bibliyografyası", "Ozanlar ve Yazarlar", "Edebî Eserler Sözlüğü", "Açıklamalı Süleyman Nazif Kaynakçası", "Bulgaristan''da Türkçe Yer Adları Kılavuzu", "En Ünlü Dünya Yazarları", "Dünya Atasözleri", "Türk Atasözleri" ve "İlk Derleme Müdürü Selim Nüzhet Gerçek" de bulunuyor.
Kadirşinas yazar, son kitapta selefi Selim Nüzhet''in hayatını, eserlerini ve bilinmeyen yazılarını bir araya getirerek, Abdülhak Şinasi Hisar''ın değerli kardeşini unutulmaktan kurtarmış oldu.

BAKANLIĞA DÜŞEN GÖREV
Türker Bey, uzun yıllar yürürlükte kalan ama bir türlü yenilenmeyen Derleme Kanunu''nun ıslahı için âdeta canını dişine takarak mücadele etti.
Konferanslar verdi, yazılar yazdı, araştırmalar yaptı, raporlar hazırladı, siyasilerle görüştü.
Modern ve kullanışlı derleme çalışmalarının yapılabilmesi için geceli gündüzlü çalıştı.
Bu konuda kendisini ümitlendiren gelişmeler oldu, ama hedeflediği noktaya ulaşamadı.
Verdiği mücadelenin sonunda derleme çalışmalarının ehemmiyetini kısmen de olsa bazı ilgililere ve yetkililere kavrattı.
Osmanlı döneminde parlak örnekleri olan ve bugün de modern tarzda yapılan derleme çalışmalarına dikkat çekti.

Kitap, Şlm, fotoğraf, kaset, cd gibi kültürel ürünlerin derlenmesi, arşivlenmesi ve Türk insanının hizmetine sunulması için yollar gösterdi, çözümler üretti.
Hiç bir zaman ümitsizliğe düşmedi.
Derlemenin ve arşivin gerekliliğini sıkça vurgulayarak kültür hayatımızın bu hayatî meselesini çözüme kavuşturmak için didindi durdu.
1935''ten beri, 70 yıldır çeşitli gazete ve dergilerde yazıyor.
Radyoda 1957 ile 1960 yılları arasında yaptığı "Kitapseverlerle Başbaşa" konuşmaları ise unutulmuyor.
Eylül 1974''te kendi isteğiyle emekliliğe ayrılan Mehmet Türker Bey, kalemi elinden, kâğıdı masasından düşürmedi.
Hâlâ yeni bibliyografyalar hazırlıyor.
Türk folkloru, dil ve edebiyatına dâir incelemeler yapıyor.
Zengin kütüphanesinde kitap ve dergiler arasında araştırmalarına devam ediyor.
Her bulduğu yeni belge, öğrendiği taze bilgi onu mutlu ediyor.
Çalışmanın coşkusu, üretmenin zevki ve geleceğe eser bırakmanın heyecanı, ilerlemiş yaşına rağmen onu genç ve zinde tutuyor.
O, Türk irfanına cânü gönülden bağlı, Türkçe''ye sevdâlı, Türkiye âşığı inançlı bir araştırıcıdır.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, değerli ilim adamının kütüphanesini sahiplenmeli, hakkında toplantı düzenleyip armağan kitap hazırlamalıdır.
M.Türker Acaroğlu''nun ismi, 22 yıl hizmet ettiği, Cağaloğlu''ndaki Milli Eğitim Yayınları''nın bulunduğu Derleme Müdürlüğü eski binasına törenle asılmalıdır.
Vefâ hissi çok güzel, en çok da insana yakışıyor.

Hairdesigner
31-03-08, 13:57
Türkman Souljah </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

MÜZİĞİN MİX DALINDA DÜNYADA ÖNDE GELEN BEŞ BİRİNCİDEN BİRİSİ ( DJ TÜRKMAN SOULJAH ) ADIYLA KERKÜKLÜ TÜRKMEN GENCİ.
M-Samad

Bu genç genellikle Kerkükte özelliklede sporcular arasında tanılan ve çok sevilen üstat Adnan Şükür ün oğludur. Danimarka da yaşayan gençle evinde görüştük

Mix müziği dalında dünyanın beş birincisi arasına girdiğiniz için ve bu büyük başarıyı elde ettiğinizden dolayı sizi kutluyoruz ve sizin gibi Türkmen genciyle gurur duyuyoruz.

Sanırım pek çok Irak Türkmenleri sizi yakından tanımaya fırsatları olmamıştır, yalnız bazıları medya aracıyla sizi duymuşlardır, lütfen kendini tanıtır mısınız ?
Onların beni değil, benim onları yakından tanımaya fırsatım olmamıştır, maalesef buna o kadar zaman bulamadım, üzgünüm....
Adım Levent 19 yaşımdayım 16 seneden beri Danimarka’da yaşıyorum.

Mix müzik dalını bizlere açıklar mısınız ?
Mix müziği aşağı yukarı 40 sene önce ABD’nde başlayan bir müzik dalıdır, müziğin en yeni dalı sayılabilir. Mix müziği ile uğraşan bir müzisyene DJ yani ( Disk Jokey) denilir, profesyonel DJ ise ( DJ’lik yapmak demektir ). Müziğin diğer dallarıyla uğraşmaktan biraz daha zordur olduğunu diyebilirim, çünkü iki aleti birden kollanmak zorlukları vardır, en küçük yanlışlık her şeyi bozabilir o yüzden sanırım Keman ve Piyano gibi aletlerle uğraşmak daha kolaydır.

Ne zaman ve nasıl bu enteresan müziğe başladınız ?
Biz Türkmenler güzel şeylerle uğraşmayı severiz, bunlardan biriside müziktir, müziğe olan ”aşkım” çocukluğumdan beri başlamıştır fakat Mix müziğine 4 seneden beri.

Ne zaman kendini profesyonel gördünüz ?
İsmimi TURKMAN SOULJAH ilan ettiğim günden itibaren, anlamı da ( Türkmen askeri ) demektir müzik dilimizde.

Bu başarınıza Babanızın katkısı veya yardımı oldu mu ?
Evet hem de çok, çünkü Babam bana sportmenliği öğretti, ayrıca bütün ailemin katkısı olmuştur özellikle de Annem.

İki defa Danimarka ve İskandinav ülkeleri şampiyonu oldunuz artı iki defa Londra da dünya şampiyonasına katıldınız, bu maratonun öyküsünü açıklar mısınız ?
Evet, Öncelikle cenabı Allah’a sonsuz şükür ediyorum bu başarımda bana yardım ettiği için, şampiyonluğum hiç de kolay olmadı bence Danimarka şampiyonasında daha fazla haya canlıydım İskandinav şampiyonasından, çünkü dünya şampiyonasına katılmam için Danimarka şampiyonasında çok başarılı olmam gerekiyordu hanı söylemiştim en küçük yanlış yapmak her şeyi bozabilir, dolayısıyla gece gündüz çalışmamın karşılığını hak etmiş oldum.

Son Londra şampiyonasında neler olduğunu bizlere aktara bilir misiniz?
Çok büyük bir haksızlığa uğradım, son dünya şampiyonunu yenmem lazımdı fakat hakemlerin pek çoğu İngiliz olmaları benim birinci olmamama sebep oldu, hatta geçen senelerin dünya şampiyonları benim birinci olmamı istemişlerdi lakin hakemlerin yeteneksiz ve taraf tutmaları birinci olmamama neden olmuştur. Biliyor musunuz kazananların birinci, ikinci ve üçüncüsü İngiliz dili konuşanlardan olmuştur, ama ben hiç üzgün değilim çünkü O muhteşem akşam kameraların önünde bütün dünyaya Türkmenlerin ne kadar sportmen ve yetenekli olduklarını göstermiş oldum.
Biz Türkmenler kazanmak için doğmuşuz yalnız aşamayacağımız bir sınır vardır oda Terbiye, Ahlak ve usul sınırıdır.... Türkmen’im Ya, bu bana yeter.

Yaşadığınız müzik yıllarının en mutlu anını anlatabilir misiniz ?
Türkmen ve Türk marşlarını duyduğum zaman, çünkü Türk marşlarını büyük bir zevkle dinlerim.

Bu kadar Danimarka ve Avrupalı gençler arasından nasıl bu başarıya olaştınız, ayrıca sizi kıskanan oldu mu bir Türkmen olduğunuz için ?
Kendime güvenerek ve çalışarak buralara geldim, hiç kimse başarı merdivenlerine elleri cebinde tırmanmamıştır, eğer beni kıskanan varsa başarılarımdan değil Türkmen olduğumdandır.

Sizce dünya şampiyonluğunu gelecekte elde edebilir misiniz ?
Ben cenabı Allah’tan hiçbir zaman ümit kesmedim ve kesemem, eğer haksızlık olmazsa inşallah kazanırım çünkü biz Türkmenler tuttuğumuzu koparırız .

Bu müziğe en çok kızlar mı erkekler mi ilgi gösteriyor ?
Erekler biraz daha fazla ilgi gösteriyorlar.

Günde kaç saat müzikle uğraşıyorsunuz bunun dışında spor yapıyor musunuz ?
Çok çalışıyorum bazen 10 saat bile oluyor, evet zaman buldukça spor yapıyorum bir zamanlar Atletizm ve dövüşçülükle uğraştım.

Ortadoğu ülkeleri bu müziği ne kadar tanıyorlar ?
Henüz çok tanımıyorlar.

Bu şöhret ve başarınız Türkmen milletini tanıtmaya vesile oldu mu ?
Evet oldu, bunun için çok çalıştım, tüm Danimarka TV kanallarında Türkmenlerin ne olduklarını ve nerede yaşadıklarını anlatmaya çalıştım ayrıca takma ismimin neden Türkman Souljah olduğunu açıkladım, Türkmen milletini zaten dünya tanıyor bizi tanımayan varsa oda geri zekalı olmalıdır.

Irak’ın durumu iyileşirse bu müziği Kerkük’e tanıtır mısınız ?
Seve seve tanıtırım memnuniyetle.

Kuşkusuz Danimarka’nın önde gelen TV ve Gazetelerinde görüştünüz, başka hangi dünya Gazete ve Televizyonlarında görüşme yaptınız ?
İngiltere, İsveç, Norveç TV ve gazetelerinde yer almıştım, ayrıca içinde yer aldığım yeni yapılan Video filimi dünyanın dört bir yanına dağılmıştır.

son sözünüzü alabilir miyiz ?
Size çok teşekkür ediyorum, dünyada yaşayan tüm Türk ve Türkmen kardeşlerime saygılarımı iletiyorum ayrıca Kerkükte yaşayan tüm aileme selamımı gönderiyorum.
Türkmen’in mikrogramlık ağırlığı benim için altından kıymetlidir. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

Şüphesiz sizin gibi başarılı Türkmen genciyle görüşmek bizim için gurur verici ve göğüs kabartıcı bir olaydır, size grubum adına teşekkür ediyorum ve başarılarınızın devamını cenabı Allah’tan diliyorum, bizi ağırladığınız için ayrıca teşekkür ediyoruz.

Biz Türkmeniz grup koordinatörü
Muhammed Samad / Danimarka

Hairdesigner
31-03-08, 13:57
Ubeydullah-ı Ahrar </B>
Ubeydullah-ı Ahrar Hazretleri

Bu gün yine Türkistan'dayız. Uçsuz bucaksız toprakların ve çilekeş insanların coğrafyasında. Gerçi bir tanedir güneş zahirde ama nice manevi güneşlerin yurdu olan Türkistanda tarihler 1403'ü gösterirken bir güneş daha eklenir güneşlere. Büyük veli Ubeydullah-ı Ahrar doğar ve küçücük bir bebecikken büyük bir veli olacağının işaretlerini verir.
Daha küçükken yüzünde öyle bir nur parlar ki Ubeydullah'ı görenler hayret ve hayranlık iklimlerinde dolaşırlar. Önce Seyyid Kâsım Tebrizi Hazretleri gibi bir büyük âlimin eşiğinden tam bir teslimiyetle girer. Muhteşem zekası ve hafızası yanında şaşılacak edep ve tevazusuyla hemen yükselir arkadaşları arasından.
Derken ona büyük mesafeler katettirecek olan büyük veli, ilim ve marifet kaynağı Yakubi Çerhi Hazretleri'nin namını duyar ve diz çöker önüne. Büyük veli bir attarın ıtırdan anladığı basiretiyle ondaki cevheri keşfeder ve ulvi sırları paylaşır. Büyük veli "Bir Allah dostunun huzuruna gidince Ubeydullah'a benzeyin. Onun gibi kandili takılmış, yağı hazırlanmış, yanmaya hazır bir fener gibi olun ki, Allah dostuna sadece ateşle tutuşturmak kalsın" der.

Halka hizmet
Ubeydullah-ı Ahrar bütün ilimlerden diploma alır ve hocasının emriyle insanlara İslâmiyeti anlatmaya başlar. Gerçi halkın gözünde sultanlardan kıymetlidir ve her söylediği emir bilinir ama büyük veli kendisini ahalinin hizmetine adar. Herkes Allahü teala'ya bir yoldan kavuşur onu da insanlara hizmet ederek kavuştururlar.
Bir gün Horasanlı talebesine "Memleketine gitmeni istiyorum" der, "zira annen ve baban benim kalbimin derinliklerine hasretten ateşler koyuyorlar".
Genç birkaç günlük Horasan yolculuğundan sonra anne babasına kavuşur ve sorar: "Siz ne yaptınız da hocam bana hemen yanınıza gelmemi istedi?"
-Her namazdan sonra Allah'a dua ettik. Allah'tan seni bize kavuşturmasını niyaz ederdik. Ubeydullah-ı Ahrar Hazretleri ısrarla der ki: "Aman! Doğru itikat. İslâmın, imanın şartlarına ve diğer bütün dini konulara Efendimiz aleyhisselamın, Eshab-ı kiramın, büyük imamların ve diğer Allah dostlarının söyledikleri gibi inanın. Yoksa hiçbir ibadetinizin zerrece kıymeti olmaz ve geri dönülmez felaketlere düçar olursunuz."
Ubeydullah-ı Ahrar Hazretlerinin 1300'den fazla çiftliği olmasına rağmen tevazu içinde yaşar kazandıklarını fakirlere dağıtır, dualarını alır. "İnsanların hayırlısı insanlara hizmet edendir" hadisi şerifini sıkça hatırlatır.
Her haliyle Efendimiz aleyhisselamın ahlâkı ile ahlaklanır. Ömrü boyunca esnediği, ayaklarını uzatarak oturduğu görülmez.

Aşka bak
Bir gün misafirlerine bal ikram eder. Dervişlerden birinin minik oğlu balı görünce kendini kaybeder. Ubeydullah-ı Ahrar merhamet nazarlarıyla süzdüğü çocuğa sorar: "Söyle bakalım küçük efendi adın ne? Küçük çocuk büyük bir iştahla yediği balın lezzetinden olsa gerek başını kaldırmadan mırıldanır: "Bal!"
Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri tebessüm ederek buyururlar ki: "Bu çocukta tam bir kabiliyet var. Balın lezzetine öyle daldı ki kendini bile unuttu." Bu çocuğu babasından alıp yetiştirir. Onda umduklarını bulur.
Şeyh Ahrar-ı veli der ki: İlmi ile amel eden, Efendimiz aleyhisselam'a, Eshab-ı kirama ve ondan sonraki evliyaya muhabbet duyan alimler şüphesizki Peygamber Efendimizin varisleridir. Bu söylediğimiz hadisi şerif ile de sabittir. Sakın siz de evliyanın zahirine (dış görüşüne) bakarak onları küçümsemeyiniz ve saygısızlık etmeyiniz. Unutmayın ki Efendimiz aleyhisselamı görüp de inanmayanlar "Bu nasıl peygamberdir ki bizim gibi yer, içer" dediler. Bundan dolayı dünya ve ahirette azabı ilahiye düçar oldular. Siz O'nun (aleyhisselam) varisleri olan evliyaullah için aynı bahtsızlığa düşmeyin ki sonunuz o inkarcılara benzemesin.
Ömrü insanlara hizmet ve hakikati anlatmakla geçen Ubeydullahı Ahrar Hazretleri ardında Kadı Muhammed Zahid Bedahşi, oğlu Muhammed bin Ubeydullah, Mevlâna Seyyid Hasan, Mevlâna Kâsım gibi zirveleri (daha nicelerini) miras bırakarak bir Cuma günü vefat eder.
Yıllar geçti. Türkistan'da güneş doğup batmaya devam ediyor. Ama gönülde doğup, batmayan sevgi ve muhabbet güneşleri kalpten kalbe, nesilden nesile yol buluyor.

Gafiller de mi var?
Ubeydullah-ı Ahrar anlatırlar: Beş yaşlarında mektebe gider, gelirdim. Hiçbir zaman Allah'tan gafil olmaz, sürekli kalbimde ve hatırımda tutardım. Soğuk ve yağmurlu bir günde çamura battım. Ayakkabılarımı çıkarmaya uğraşırken bir an Allahü teâlâ'dan gafil olduğum hissine kapıldım. Çok üzüldüm, çok ağladım. Çünkü insanların kendilerini yaratandan bir an bile gafil olmadıklarını zannederdim. Sonra anladım ki O'ndan (Celle Celalüh) gafil olmamak bazı kullara nasip olan bir şeydir.

Bu yemeği mutlaka yapın
Hatırlayın, mektep sıralarında hangimiz hatıra defteri tutmadı. Onun minik kilidini sevdiklerimiz için açmadık mı?
Geçen eskileri karıştırıyorum. "Bana kalbin kadar temiz bir sayfa ayırdığın için teşekkür eder ve..." diye başlayan yazılar içinden biri dikkatimi çekiyor. Bu enteresan bir yemek tarifi. Kelime oynamadan aktarıyorum.
Yemeğin adı: İnsanlık.
Kullanılacak malzeme: Bir tutam tebessüm, iki fincan muhabbet, azıcık ilgi, dolu dolu şefkat ve kararınca nezaket.
Hazırlanışı: Malzemeyi yüreğinizden alın, yıkamaya gerek yok, zaten tertemizdir. Gönül teknenize yerleştirip, sabır fırınında kızartın. Kokusu her yana yayıldığında pembeleşmiş demektir. Bunu gözyaşı şerbeti ile ıslatın. Sonra takvim bıçağı ile dilimleyip hayat tabağına alın. Üzerini duygu marmelatı ve sevgi çiçekleriyle süsleyin. Gökkuşağı ile fiyonklandırıp servis yapın. Merak etmeyin herkese yeter. Kendiniz de yeyin. Başkalarına da verin.
Nasıl. Hoş değil mi?
Haydi, hayırlı bayramlar.

Kelâm-ı kibar
İnsanın kıymeti, idraki ve zekasının, Allah dostlarının hakikatlerini anladığı kadardır.
Söz söylemek, dilin gönülle, gönlün de Hak ile olduğu zaman makbuldür.
Bizi seven ve yolumuzda bulunanların eli helal kârda, gönülleri ise hakiki yarda olsa gerektir.
Söz yüce bir şeydir, zamanında ve yerinde olsa gerektir.
İnsanın yaratılmasından murad, kulluk yapmasıdır. Kulluğun özü de her hâlükârda Allahü teâlâyı unutmamaktır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:57
Umer İpçi ( 1897)- (1955) </B>
Kırım Türk Edebiyatı

Bahçesaray'da doğan Umer İpçi (1897-1955) edebiyatın hemen her türünde eserler vermiştir. Şiirleri, hikayeleri, tiyatro eserleri, makaleleri ve tercüme eserleri bulunan İpçi'nin, bu eserlerinde savaşın getirdiği büyük sıkıntılar ve açlık; Kırım tarihi, Kırım halkının yaşadığı acılar işlenmiştir. 1917 yılında yazdığı "Gazi Mansur" isimli şiirinden sonra "Alim" (1925), "Nenkecan Hanım" (1926), "Şain Giray" (1929) isimli tiyatro eserlerinde ve "Tair ile Zöre" (1927), "Taraktaşlı Seitoğlu Seydamet" (1930) gibi eserlerinde tarihi konuları işlemesi ayrıca gene konularını tarihten alan "Alim Kırım Yiğidi" isimli film senaryosu ile "Alim" romanını yazmaya başladığının İleri gazetesinde (1930, N 7, c.14) resmen ilan edilmesi, 1927-1928 yıllarında işletilmeye başlayan çarkın, İpçi'yi de pençesine almasına ve iki üç yıl önce birlikte çalıştığı arkadaşlarının suçlamalarının gazete sayfalarını doldurmaya başlamasına sebep olmuştur. Umer İpçi, 24 Eylül 1937 tarihli "Yaş Kuvet" gazetesinde bazı Kırımlı yazar ve şairlerle birlikte o günün moda suçlaması burjuva milliyetçiliğiyle suçlanır. Bunun akabindede 23 Ekim 1937 tarihinde on iki hapis cezası verilir. Pek çok şiir, hikaye, tiyatro, makale yazan Umer İpçi, dünya ve Rus klasiklerinden tercümeler de yapmıştır.

Şair şiirlerinde cemiyetteki haksızlığa ve adaletsizliğe karşı insanların mücadele etmeleri gerektiğini vurgular. "Medrese", "Evlere Bakkanda", "Kimden Yardım?", İpçi'nin ilk şiirlerindendir. Ekim inkılabından sonra yazdığı "Balıkçılar", "Cigitke", "Deniz" gibi şiirlerinde inkılapla ilgili duygularını anlatır. Şairin şiirleri, 1926'da "Şark Kadınlığı", 1928'de "Küreş İçün" adlı şiir kitaplarında yer alır.

Hikayelerinde halkın yaşadığı hayatı tarafsız ve realist bir şekilde ifade eden Umer İpçi, yaptığı yeniliklerle Kırım nesrinin seviyesini yükseltmiştir. 1917'de "Arkadaş ve Yoldaş" isimli kolhoz dergisinde hikayeleri çıkan İpçi, aynı sene "Bosağa" adlı hikayesini de yazmıştır. İpçi, 1924'te "Açlık Hatireleri", 1925'te "Traktör", "Küreş" 1927'de "Avcı", "İlki Bolşevik" gibi hikayelerini Kırım edebiyatına kazandırmıştır.

İpçi'nin Kırım dram ve tiyatrosunun gelişmesinde de çok büyük hizmetleri olmuştur. Umer İpçi, tiyatro yazarı olmanın yanında rejisör olarak da tiyatronun gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Yazar, "Faişe", "Alim" (1924); "Nenkecan Hanım" (1926); "Motor", "Ayınıklar", "Azat Halk" (1930), "Şaingeray" (1929), "Düşman" (1933) gibi eserleri tiyatroya kazandırmıştır.

Dil ve edebiyat meselelerine çok önem veren İpçi, edebi dil konusunda açılan tartışmalara katılarak bu konuda pek çok makale yazmıştır. "Bizde İmla Meselesi" (1923), "Til ve İmla", "Yazı Meselesi", "İmla ve Til Konferentsiyası Münasebetiyle" (1924) adlı makaleleri edebi dil konusunda yazılmıştır. Ayrıca "Kırım Mektepleri" (1926), "İftira Değil Hakikat" (1926) isimli makaleleri okullarda okutulan dil ve edebiyat dersleriyle ilgilidir. "Nefis Edebiyat Tercümesi" (1932), "Edebiyatımızın Muvaffakiyetleri ve Bazı Eksiklikleri" (1935; "Edebiyatta Eksiklikler Yok Edilmeli" (1934) gibi makalelerinde Kırım yazarlarının vazifeleri hakkındaki görüşlerini belirtir. "Teatr Ömürinde" (1925), "Köyde Teatr İşlerimizi" (1932), "Milli Opera" (1937) isimli makaleleriyle tiyatronun gelişmesini engelleyen problemleri ortaya koyarak eksiklikleri ve yapılması gereken işleri gösterir.

Bütün propagandist tavırlarına rağmen, Stalin'in zulmune uğradı

Umer İpçi, halkın sosyalizmin getirdiği yeniliklere uyum sağlaması maksadıyla yaptığı bunca edebi çalışmaya rağmen, Stalin'in gazabından kurtulamayarak sürgünlerde, kamplarda her türlü azap, işkence, mahrumiyet çektikten sonra 1955'te Tomsk şehrinde ölür.
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr

Hairdesigner
31-03-08, 13:58
Usein Badaninskiy </B>
USEIN BADANINSKIY
Elmira ÇERKEZ

Kırım Tatar medeniyetinin resim, sanat dalında ayrıca yer tutan Usein Badaninskiy Bahçesaray müzesinin temel taşını koymuş ve 17 yıl boyunca orada müdür olarak çalışmıştır.

Profesyonel abideci olmasıyla birlikte Kırım Tatar halk dekorasyon sanatını iyi bilen, arkeoloji mimarlık ve tarih dallarında da derin bilgilere sahipti. Usein Badaninskiy Kırım tarih ve medeniyetinin abidelerini saklayarak, inkılabın son dönemlerinde Kırım Tatarlarının Milli ananevi sanatlarının gündeme gelmesinden başka tiyatro sanatı inkişaf ediyor, Kırım sanatına ve tarihine teşvik etmeyi amaç ediniyor ve bu amaç üzerinde çalışıyor. Derin bilgilerinin, namusluluğunun, prensipliliğinin ve çalışkanlığının sayesinde Usein Badaninskiy bütün halkın saygısını kazanıyor.

1920 - 1930 yılları arasında Kırım’da Usein Badaninskiy' nin adını bilmeyen kalmamıştır.. O defalarca hem yerli hem de Cumhuriyetin hakimiyet organlarında milletvekili olarak seçilmiştir.

Usein Badaninskiy 1877 senesinin Aralık ayının 1' inde Akmescit civarındaki Badana Köyünde bir halk öğretmenin evinde dünyaya gelmiştir. Tatar mektebinde okuduktan sonra öğretmen okuluna geçiş yapmıştır. Burada onun resim kabiliyeti ortaya çıkıyor. Kırım Tatar cemaatinin maarif vakfının desteği ile, bu mektepten sonra Moskova'daki Stroganora okuluna gönderilmiştir. Okulda dekoratif ressam sanatını benimseyerek Akmescit' e geri dönüyor. Burada iki yıl çalıştıktan sonra, onu yeniden Moskova'daki Stroganora okulunun eşsiz sanayi mektebine başkanlık yapmak üzere davet edilmiştir. O hem okulda ders görüyor, hem de yüksek icatlar yaparak kendi gücünü sınıyordu. 1909 da bütün Rusya genelinde yapılan yarışmalara katılarak yaptığı ev eşyalarıyla birincilik ödülüyle mükâfatlandırıldı.

1907 - 1909 yılları arasında Usein Badaninskiy yurt dışına çıkarak İstanbul, Paris, München ve Drezden şehirlerinde dolaşır.1912 yılında ise İtalya'ya Rönesans devrinin abide resimlerini öğrenmek için gitmiştir. Bu arada Usein Badaninskiy Rus ressamlarıyla tanışıyor. ve ressamların onu St. Petersburg 'a çalışmak için davet ediyorlar. Ressam çok çalışarak ürün veriyor ve eserleri daima karşılaşmalarda ve sergilerde gösterime sunuluyor. St. Petersburg 'da ki ressamlar dairesinde bulunan gençler istidatlı ressamın yaşamak için Petersburg 'da kalacağını düşünüyorlar. Fakat şan ve şöhretin en yüksek noktasını yaşayan Usein Badaninskiy her şeyi elinin tersi ile iterek vatanına, Bahçesaray' a geri dönüyor.

Onun için kendi halkının ve medeniyetinin önünde borçluluk duygusuna kapılmak her şeyden üstündür.

Abisi Ali Badaninskiy ( sonra kurultayda delege seçilmiştir) ile Usein Badaninskiy Kırımın içtimai siyasi ömründe faaliyet gösteriyor. Bahçesaray' ın göz nuru ve en güzel binalarından biri olan Hansaray' a birçok şair ve ressam en güzel eserlerini bağışlamışlardır. Meşhur alimlerden Konkadv ve Katov' un teşebbüsü ile 280 tane halk sanatı eşyası koleksiyonu yapılmıştır. İşte bu koleksiyonla Kırım Tatar sanat, tarih ve etnografya müzesinin açılmasına sebep oldu. 1917 senesinin ekim ayının 4 'ünde Usein Badaninskiy Bahçesaray' da ki Hansaray Müzesinin müdürü olarak tayin edildi. O, meşhur arkeolog ve etnograf G. A. Bonç - Osmolovskiy; Kırım Tatar halk dekorasyon sanatının temelini bilen, ona yüksek değer veren Ý. Gimburg, Ya. Tuhengold, Başkirov gibi alimlerle sıkı ilişkiler içinde bulunuyordu.

Bahçesaray Abideleri ve Yadigarları Koruma Cemiyetinin reisi olarak Usein Badaninskiy büyük tehlike altında bulunmuş, harabeye dönen tarihi abidelere büyük özen göstermiştir. Rusya Federasyonu halk maarifi komiserliğinin müzeler bölümüne, orijinal dini inşaatların ve saray kurumlarının hazin vaziyeti hakkında, 1922 senesinde resmi belgeler yollanmıştır. Onun usanmadan yaptığı hareketler sayesinde müze genişlemiştir. Çufut - Kale, Mangup -Kale, Eski-Kermen, Tepe - Kermen, Aziz gibi tarihi yerler müzenin içinde dahil edilerek devlet tarafından koruma altına alınmışlardır. Yeşil - Cami, Dürbe, Sarı Güzel ve bir sıra cami devlet himayesi altına alınmıştır. 1923 senesinde Moskova ve Petersburg 'da bulunurken, Usein Badaninskiy bir-çok ilmi ve içtimai cemiyetlerle, teşkilatlarla bağlantıya geçerek Moskova'da ilimler akademisinde Kırım'da ki tarih ve medeniyet Abidelerinin vaziyeti hakkında bilgi verdi.

1923 senesinden itibaren Usein Badaninskiy tüm istidadını teşkilatçılık kabiliyetini, bilgisini halk dekorasyon sanatına sergilemeye kullandı.

Kırım Tatarlarının tarihini, etnografyasını, arkeolojisini öğrenerek ve medeni zenginliklerini koruyarak işe başladı. Aynı devirde Usein Badaninskiy gayretle halkımızın unuttuğu sanatları diriltmeye çalıştı.

İsmail Gaspıralı' nın ev - müzesini ve kütüphanesini donatmak için emeğini ve bilgilerini harcamıştır.

1924 senesinde başkanlık yaptığı müzede, 2254 adetten ibaret olan nadir el yazılı kitaplar bölümünde 211 tane kitap toplanmıştır. Usein Badaninskiy pedagoji faaliyetine Tatar bedii sanayi mektebinde devam etmiştir. Kırım'ın farklı şehirlerinde ve köylerinde, orta çağ Kırım Tatarlarının halk dekoratif ameli medeniyeti ve bugünkü Tatar kültürü hakkında dersler vermiştir. Bu mekteplerden birinde okuyan ve daha sonra büyük bir ressam olan Amet Ustayev' in hatıralarına göre, Usein Badaninskiy' nin derslerine pek çok talebe katılır ve onu büyük bir dikkatle dinlerlerdi. Usein Badaninskiy' nin rehberliği altında müze nüfuslu bir ilim merkezi haline çevrilmişti. Usein Badaninskiy Çufut kale, Eski Yurt Çerkez Kermen ve Eski Kırım'da yapılan kazılara kendisi bizzat iştirak etmiştir. Daha sonra Kırım Tatar türbeleri hakkında önemli ve ilmi risaleler yazmıştır.

Kırım Tatar medeniyeti etrafında, öğrenme maksadıyla 1925 senesinde oluşturulan arkeolojik, etnografik çalışmalar, o devrin önemli ilmi tedbirlerinden biri olmuştur.

1925 senesinin Nisan ayında, Paris'te bugünkü bedii (eşi, benzeri olmayan) sanayisinin sergisini teşkilatlandırmıştır. Bu sergiye gönderilen numunelerin seçimi sırasında Usein Badaninskiy aktif olarak rol aldı. Paris' e erkek ve kadınların milli elbiselerini, kilimler, maramalar (örtü), nakışlar, bakır ve gümüş kaplar gönderilmiştir. Neticeler çok iyiydi. Kırımdan gelen numuneler tunç madalyayla takdir edilmiştir.

1925 senesinin ikinci yarısında "Alim" adlı film çok büyük ilgi görmüş ve kendini tarihte kabul ettirmiştir. Usein Badaninskiy Kırım'ın en itibarlı doğu alimlerinden biri olarak kendine ait eserlerini "Yeni Doğu", "Kırım", "İleri", "Tavriya Tarih Arkeoloji ve Etnografı Cemiyetinin Haberleri" dergilerinde yayınlanmıştır. Kendiside bu cemiyetin faal üyelerinden birisi olmuştur.

Usein Badaninskiy cemaat işleri ile uğraştığından resim sanatında kalıcı eserler meydana getirememiştir. O' nun "Aydın Gece", "Bakırcının Ustahanesi" adlı resimleri bilinmektedir. Maalesef Usein Badaninskiy' nin birçok arzusu yerine getirilememiştir. 1934 senesinde sebep göstermeden vazifesi bıraktırılmış, 1937 senesinde yakalanmış ve 1938 yılında ise Tatar Milliyetçiliği ile suçlanarak kurşunlanarak öldürülmüştür. Başkanlık yaptığı Bahçesaray' da ki Hansaray Müzesinde bırakmış olduğu eserler Tatar milletine yapmış olduğu en büyük hatırasıdır. Sovyet yönetimi Kırım Tatar halkı arasında az sayıda çıkan bu çeşit istidatlı insanları yok ederek Tatar Milletinin önünü kesmek istemiştir. Ama becerememiştir.

Bahçesaray Müzesinin başkanı ve ilk müdürü olan Usein Badaninskiy adını ebedîleştirmek ve onun adıyla Kırım Tatar Sanat Müzesini ve Bahçesaray ile Akmescit şehirlerinde ki birer sokağın adını adlandırmak bizim ona karşı bir görevimizdir.

Yazarın Adı: Elmira ÇERKEZ - KIRIM
KALGAY Dergisi Yıl : 5 Nisan – Mayıs – Haziran 2001, Sayı:20, Sahife 13 ten alınmıştır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:58
Usein Kürkçi </B>
Edebiy tilimizniñ buük ustası

Usein Kürkçiniñ doğğanınıñ 100 yıl toluvı münasebetinen
Ş. Asanov

Qırımtatar halqınıñ yigirminci asırda icat etken ziyalılar arasında Usein Osmanoviç Kürkçi ayrı yerde tura. O Qırımtatar edebiy tiliniñ imla qaidelerini, grammer esaslarını yazğan, imla, terminler ve frazeölogiya luğatlarını tertip etken, Rus ve çetel klassik edebiyatından tercimeler yapqan, ozü de acayip ikayeler yazğan munevverlerimizden biridir.

Usein Kürkçi 1905 senesi Ocak 23-te Bağçasaray şeerinde Arslan-Ağa maallesinde kürkçiler esnafınıñ usta başı Osman molla Sali oğlu Kürkçiniñ qorantasında doğa. Başlanğıç bilgilerini maallelerindeki mektepte Yaqub Şakir-Alide, soñra zemstvo mektebinde ve 1918 senesi Bağçasaray da açılğan İ. Gasprinskiy adına darülmüalliminde Yagya Naci Bayburtlu, İbraim Meinov, Usein Badaninskiy, İbraim İlmiy, Şeyh Vehbi kibi belli ocalarla tanış ola.

Qırımtatarlarnıñ o zamandaki medeniy ayatı qaynağan Bağçasarayda yaş Usein halqımıznıñ pek çoq ileri adamlarını kore ve tanıy edi. Şu cumleden İsmail Gasprinskiyni de defalarca toylarda körgen edi. Onıñ aytqanlarına kore, İ. Gasprinskiy çağırılğan toy azbarına kirgende, çalğıcılar onıñ (İsmail Beyniñ) sevgen avası – «Aqsaq Timurnıñ marşı»nı icra ete, toynıñ cemaatı ise onı ayaqqa turıp qarşılay eken.

1922 senesi Aqmescitte Rus nümüne orta mektebiniñ soñki sınıfında oquğan soñ, Bakuğa kete, anda Azerbaycan pedagoji institutınıñ tarih-edebiyat fakültetine kire, belli alimler: şarqşınas, akademik V. Bartoldnıñ, professorlardan İ. İkmetniñ, B. Çobanzadeniñ, G. Gubaydulinniñ oglerinde tasil kore. Bu yıllarda Rus ve çetel klassik edebiyatından bir sıra tercimeler yapa. İnstitutnın bitirip Qırımğa qayta, bir qaç yıl Qırımtatar mekteplerinde, «Oquv işleri» metodik ve içtimaiy-edebiy gazetesiniñ edebiyat bölüginde çalışa soñra Qırım pedagoji institutınıñ til ve edebiyat fakültetiniñ yuksek bolumunda oquy.

1934 senesi, yuksek bolumu bitirgen soñ, «Qırımtatar tili grammeriniñ esasları» mevzusında dissertatsiya qorçala ve Qırım pedagoji institutında doçent vazifesinde, aynı zamanda A.S. Puşkin adına til ve edebiyat ilmiy-tedqiqat institutısinde ilmiy hadimi olıp çalışa. Bunıñnen beraber bu yıllarda Qırımtatar tiliniñ birinci imla luğatını (1936 senesi), terminölogik luğatlarnı tertip etüv (latin elifbesi esasında), derslikler yazuv ile meşğul oldı, butün Qırım ilmiy til konferentsiyasında (1934 senesi) «Edebiy tilimizniñ grammatik esasları hususında» mevzuda marüzanen çıqışta bulundı.

Amma 1937 senesi Usein Kürkçiniñ semereli icadiy faaliyeti birden uzüldi. Pek çöq ileri adamlarnı kibi, enkavede onı 5810-11 madde mucibi kabaatlanndan, sekiz yıl muddetine ukum ete. Dokuz buçuk yılı lağerde keçe. Sonra azat etile, Ferğana vilyaetinin Marğılan şeerindeki doğmuşlarını kelip tapa. Mında yaşağan eki buçuk yılı içinde Kırım pedağoji institutısının kimya - bioloğiya fakultetini bitirğen ocapçe Emine Asanovağa ile evlene. Yanı ayat başladım değende, 1949 senesi martta ekinci kere Devlet telikelu insanları inceluv komiteti tarafından kapatıla. Bu sefer Krasnoyarsk ulkesindeki Dolğiy most koyune edebiy surğunlikke ukum etile. Ozyu surğun etilğen son, omur arkadaşı Emine apte çoktan-çok manialarnı yenip, hasta anasınen beraber Krasnoyarsk ulkesine Usein Osmanoviçke kelip kavuşmağa nail ola. Bu surğunlikteki ayatta Usein Kurkçinin bir oğlu Server ve bir kızı Dilyara doğalar. Mında o korantasınen beraber 1955 senesi Eylule kadar surğunlikte ekinci kere buluna. 1957 yenesi reabilitirlene. Boyleliknen,edebiy tilimiznin buyuk mutehassısı Usein Kurkçinin en mahsuldar çalışacak yılları, yani on yedi yılı bastırıklarda ve lağerlerde keçti.

Sürgünlikten azat olunğan soñ, 1965 senesine qadar Marğılan şeerinde Rus tili ocası olıp çalıştı.

Men Usein Kürkçini ilk kere 1974 senesi «Lenin bayrağı» gazetesinde körgen edim. O mında eki kün edebiy tilimizge bağışlanğan lektsiyalar oquğan edi. O lektsiyalar mende buük teessurat qaldırğan ediler. Soñra o lektsiyalar doquz maqale olaraq gazetada basılğan ediler, 1986 senesi ise «Fikir incileri» serlevanen ayrı kitap olaraq neşir etilgen ediler.

Yetmişinci yıllarda Usein Kürkçi Qırımtatar tiliniñ imla qaidelerini ve frazeölogiya luğatını tertip etkeni aqqında Lenin bayrağı müarririyetiniñ haberi bar edi. İmla meselelerini mıtlaqa acele surette çezmek kerek edi. Çünki o vaqıtta gazetada ve «Yıldız» mecmuasında aynı sözler çeşit-çeşit yazıla edi. Em de imla meseleleri çezilmegeni lugatlarnı tertip etüv işini de çanalata edi. Şunıñ içün 1982 senesi gazetamıznıñ o vaqıttaki müarriri Timur Dağcınıñ teşebbüsinen müarririyetiizde tilimiznen bağlı olğan alimler – Usein Kürkçi, Memet Umerov, Ayder Memetov, Seitmemet Mujdabayev em de yazıcılar ve jurnalistlerniñ işitirakinen toplaşuv keçirilgen edi. Toplaşuvda cumleden Usein Kürkçige «İmla qaideleri» ni derc etmek içün azırlamaq; filölogi ilimleri namzetleri M. Umerovğa. A. Memetovğa. S. Mujdabayevge ve yazıcı Çerkez-Alige U. Kürkçiniñ «Qırımtatar tiliniñ frazeölogizmler luğatı»na taqrizler yazmaq avale etilgen edi.

Usein ağa «İmla qaideleri» eserini qısqa vaqıt içinde azırlap, müarririyetimizge yolladı. Olar gazetamızda «Qırımtatar tili imlasına dair teklifler» serleva asıtnda 1988 senesi avgust 18-den 1989 senesi aprel 4-ke qadar derci etildi. M. Umerov, A. Memetov, S. Mujdabayev ve Çerkez-Ali bir ay içinde U. Kürkçiniñ «Frazeölogizmler luğatı»na , bazı bir qaydlarnen, musbet taqrizler yazdılar. Lakin bu luğatnıñ kölemi buük olğanı (tahminen 100-105 basma tabaq) sebebinden. O zamanda onı planğa kirsetmek imkanı bile olmadı. Söz sırası, bu luğatnı İ. gasprinskiy adına cumhuriyet Qırımtatar kitaphanesiniñ müdiri Ayder Emirov 1998 senesi Marğılanğa barıp U. Kürkçiniñ kiyevinden alıp kelgen edi. Lakin o alya daa neşir etilmeyip, kitaphaneniñ arhivinde yata

Sekseninci yıllarda Usein Kürkçi daa başqa müim işler yaptı: «Rusça-Qırımtatarca ve Qırımtatarca - Rusça frazeölogizmlerniñ ekvivalent (tıpqınlıq) luğatları»nı ve «Qırımtatar tiliniñ grammatika terminleri luğat»nı tertip etti. (Men bu luğatlarnıñ kartotekasını onıñ evinde qapaqlı qutular içinde körgen edim). Nefis edebiyatımıznı yahşı bilgen mutehassıs olaraq, ozü de acayip ikayeler yazdı. Sekseninci senelerde «Yıldız» mecmuasında Usein oca imzası ile basılgañ dulber edebiy tilimizde yazılğan ikaelerini («Kopçeklernin davuşları altında», «Koryuşyuv», «Yarıklı şey») okuyabilirsiniz.

Belli yazıcılarımız Şamil Alyadin. Eşref Şemi-Zade ve digerleri Usein Kürkçini pek urmet ete, onıñnen mektüpleşe ve tilimiz, yazğan eserleri hususında aqıl tanışa ediler.

Sekseninci-doqsanıncı yıllarda Usein ağa çoq facialarnı başından keçirdi: omür arqadaşı Emine apte Marğılanda, doğmuş qardaşı İsmail Kürkçi Moskvada vefat ettiler, 1983 senesi oğlu Server Qırımda Tarhankut yalısındaki qayalarda alpinistik meşğuliyetinde elak oldı (Voinka köünde defn etildi), qızı Dilyara Marğılanda vefat etti.

Bu qadar azap-facialarnı başından keçirse de, omrüniñ soñunace temiz qalpli insan olaraq qaldı. 1996 senesi Kasım 27-de Marğılanda vefat etti.

Teessüf ki, biz edebiy tilimizniñ buük ustası, alicenap insannı Vatanımızğa qaytarıp olamadıq.

Hairdesigner
31-03-08, 13:58
Vahidettin Behattin ( 1929) </B>
Vahidettin Behattin
/yazar/
1929 yılında Kerkük’te Kale Meydan mahallesinde doğdu. Yazar ve edebiyatçımızın edebi hayatı çok uzun yıllara dayanır. Kerkük’te bulunduğu yıllarda Kerkük, Afak, Beşir gazetelerinde yazar olarak görevlerde bulunmuş, Yazarlar Birliği derneği, Birlik Sesi ve Kardeşlik dergilerinde yıllarca yazı kurulu üyeliği yapmıştır. İhtisası Arapça olduğundan çalışmaları Arap ve dünya edebiyatı üzerine olmuş ve makalelerini hep Arapça olarak yazmıştır.

Hairdesigner
31-03-08, 13:59
Veli Can Oduncu </B>
Ant; ölüme dirliğe
Ant; dirlikte birliğe
Ant; erdeme erliğe
Mayalandı umutlar,
Dirilecek Bozkurtlar…

Uzun zamandan beri ilk defa bir tahliye veriyorduk.
-İnşallah farkına varmazlar, diyordu Veli Can.

Cezaevi infaz savcılığı tahliye tarihimi yanlış hesaplamış, on aylık bir sapmayla, erken bırakılıyordum. Defalarca hesap yaptık, evet idare şaşırmıştı. İki firar ve birçok isyandan dolayı yanan infazımın on aylık bölümü görünmüyordu. Gardiyanlar iki gün sonra bırakılacağımı söylediler. Hapishanede arkadaşlar arasında ihtiyatlı bir bayram havası esmeye başladı. Bende ise yaşayamadığım buruk bir sevinç vardı. On yılı aşkın bir süredir doğudan batıya kadar bir çok cezaevinde birlikte olduğumuz can'larımdan ayrılıyordum. Biz bu kahramanlarla birlikte neler görmüştük neler. Değil seneleri ayları, saniyeleri bile parça parça yaşadığımız, o karanlık dehlizlerde birbirimize destek olarak ne savaşlar vermiştik.

O akşam büyük bir hücrede hep beraber toplanmamıza idare göz yumdu. Son geceyi İhsan Barutçu ve Erdoğan Tağın’la altı ay beraber kaldığımız hücrede hepimiz toplanarak geçirdik. Sohbet ederek sabaha kadar oturduk. Herkes birşeyler konuşuyordu, sanki hapishanede ki ilk zamanlarımızdı. Bu insanlara bakarken, âdeta son çeyrek yüzyılın tarihini görüyordum, o gül yüzlerinde. Ülkemizin etrafı ABD ve RUSYA tarafından ve onların içerdeki ortakları tarafından kuşatılmış, bir avuç vatanperver ülkücü de bu haçlı kuşatmasını kırarak, cennet yurdumuzu felaha çıkarmıştı.

Veli Can, arkadaşları dikkatle dinliyor fakat lafa hiç girmiyordu. Benimle göz göze gelincede tebessüm ediyor ve sağ yanağında hafif bir gamze oluşuyordu. On yıl önceki günlerimiz sanki dün gibi canlanmaya başladı hafızamda. Veli Can ondört yaşında, pol-der'li vatan hainleri tarafından yakalanarak ve bir nice işkenceden sonra tutuklanmış, Sağmalcılar taşmedresesine kapatılmıştı. Yaşı küçüktü ama o bir devdi, bir ülkü devi.
Sarsarak köprüleri
Devler geçti bu yollardan:
Dudaklarında Hun Türküleri.
Şair onu tarif ediyordu şüphesiz. Dedesi Osman Batur uçağa kement atmıştı Türkistan dağlarında. Çinlilere karşı amansız bir savaş yapan bu büyük kumandanın destanları hâlâ yaşar o kutsal topraklarda. Sağmalcılar da rahmetli Zeytin dayıdan dinlemiştim Osman Batur'un kahramanlık öykülerini. Zeytin dayı, onun komutasında, Çinlilere kan kusturan bir ilay-ı kelimetullah savşçısı. Çocuk yaşına rağmen orduya katılmış.
Türkistan Türkleri yıllarca mücadele etmişler ancak Osman Batur ve bir nice kahramanın şehadetiyle birlikte, hicret kararı alan aksakkallar Türkiye'nin yolunu tutmuşlar. Çok zorlu bir yolculukla Taklamakan çölünü geçmişler ve yoğun bir şekilde devam eden Çin birliklerinin takibi altında Himalayalara kadar varmışlardı. Ancak bu bölgede Tibet çetecileriyle defalarca çatışmaya girmişler, geçitvermez dağları, açlık, susuzluk ve her türlü meşakkati de yenerek Hindistan sınırına ulaşmışlardı. Bir dizi görüşmeler neticesi bir kısmı Suudi Arabistana diğer bir kısmı da ülkemize gelmişlerdir. İşte "Sartaphanoğlu" Veli Can onların çocuğu, o çile neslinin yadigarıydı. Ama çile bitmemiş, dedelerinin, Çinlilerden gördüğü zulmün bin fazlasını Veli Can'lar özyurdunda görmüş, o inci gibi dişleri pol-der'li köpekler tarafından kaç kere kırılmıştı!..

Veli Can'a bakarken bir olay canlanıyordu gözlerimde. O gün, bir-iki saat birlikte bahçede volta atmış, dinlenmek için, sandelyemiz olan büyük taşların üzerine oturmuştuk. "Peykeler, duvara mıhlı peykeler" diyordu Necip Fazıl. Bizde, yerlere mıhlı taşların üzerinde, mazinin derin mevzularına dalmış, öylece sohbet ediyorduk. Gaziantep'in kızgın güneşi tam tepemizdeydi ve hücrelerde geçirdiğimiz havasız kapalı günlere inat masmavi bir gökyüzü, tertemiz bir hava vardı. Bir sünger gibi bedenim güneş ışınlarını emiyor ve zaman, Veli Can'ın bal muhabbetiyle âdeta duruyordu. Yaklaşık iki saat sonra.

-Biraz gölgeye geçelim, dediğimde, o sendeleyerek ayağa kalktı ve bir taraftan başını tutarak:
-Öf be hoca, hiç demeyeceksin zannettim.
Karanlıkta çok kaldığı için güneş ışınları onu çok rahatsız ediyormuş, ama ben güneşli tarafa gidelim dediğim için, sırf beni kırmamak uğruna kendi arzularını bir kere daha feda etmiş ve iki saat bu çileye katlanarak, asalet, nezaket ve estetizmin doruklarından, bizlere bir taşmedrese dersi daha vermişti.
Hapishanede ki bütün arkadaşlarımızın hayatında bu gibi zarafet ölçüleri vazgeçilmez bir ilke olarak yer almıştı. Birine sevmediği bir şey bile ikram edilse kesinlikle onu reddetmezdi. Zehir verseler onu zemzem diye içerdik. Hatır, gönül burada gerçek anlamlarıyla yaşatılıyordu. İnsanlık ihtişamlı günlerinin başdöndürücü sarhoşluğunu bizim hayatımızda tekrar yakalamış, tarihini yeniden yazıyordu. Geçici heveslerden ve gündelik telaşlardan uzak, feragat ve fedakarlık gibi üstün değerleri zirvelere taşıyan arkadaşlarımız vazifelerinin ince yollarını bütünüyle keşfetmenin verdiği rahatlıkla hasta ruhlara şifa dağıtıyorlardı. Ya kudurdular, ya duruldular... Ya kasırga gürültüsü ya da gece sessizliği... Bir altın nesil oldular...
Bir taraftan kafamda böyle hatıralar canlanıyor, diğer taraftan arkadaşları dinliyordum. Bir arkadaşımız ezan okumaya başladı. Susmuştuk. Ilık bir ses. İnsan ruhunun derinliklerine işleyen bir huzur rüzgarı. Sabah ezanının ötelere götüren havası bir anda hapishane maltasına hâkim olurken, bizlerde yere çarşaflar sererek, o kâbus hücresini bir özgürlükler beldesine dönüştürmüş ve cemaat olarak namazımızı eda etmiştik. Ne de çabuk sabah olmuştu.

Arkadaşların bir kısmı uyumak için hücrelerine çekildiler. Biz volta atarak muhabbete devam ediyorduk. Veli Can’a gidip yatmasını söylediğimde itiraz etti. İhsan Barutçu ve Erdoğan Tağın’da yatmadılar. Tahliye müzekkeresi de bir türlü gelmiyordu. Hepimiz yorulmuştuk. Hava karardı, gelen giden yok. Nihayet saat 20:00 dolaylarında giderek yaklaşan ayak sesleri bizi hareketlendirdi. Kalabalık bir ekip geliyordu anlaşılan.
Arkadaşlar üstümde bir falçatanın olmasını istiyorlardı. Ne de olsa sol siyasilerin bölmesinden geçecektim. Başkan:
-Aman ha. Bir sürpriz olmasın. Yanına bir şeyler al da öyle git.
Ben “gerek yok” dedikçe, onlar ısrar ettiler. Oldukça keskin bir bıçağı yanıma alarak hazırlandım.
Ayrılık çok zor olacaktı. Cezaevi savcısı ve müdür tahliye müzekkeresiyle hücrenin kapısına gelmişlerdi. Veda sahnesi dayanılacak gibi değildi, birbirimize sarılmış ayrılamıyorduk. Savcı beklemekten sıkıldı ve kendince bir çıkış yolu buldu:
-Haydi acele edin, bir kişi yola vurmak için bölme kapısına kadar gelebilir.
Sözde küçük bir taviz veriyordu idare. Yunus Meral'le bölme kapısına doğru yönelirken, geride bıraktığım arkadaşlarımı düşünerek, karmaşık duygular içinde, tahliyeme bile sevinemeden kendimi dışkapıda bulmuştum. Bu arada üstün gayretleri ile tahliyemi sağlayan (bu gün hayatta olmayan) büyük insan Mehmet Öztürk kardeşimin çabalarını düşünerek yürüyordum. Öztürk, yanına bir muhasip alarak mahkeme heyetine götürüyor ve on aylık erken bırakılmam onun hesap oyunu sayesinde gerçekleşiyordu.

Ben iki kişiydim artık, ikiye bölünmüştüm ve birini orada bırakarak diğeriyle dışarıya yöneldim. Kapıda bir başka canlar beni bekliyordu. Adil Aşkaroğlu ve diğer kardeşlerim. Bu sefer kavuşma sahneleri yaşanıyordu.
Biz nasıl bir nesildik... On yıllık işkenceli, sürgünlü ve ölümlerle dolu bir cezaevi ortamından sonra tahliyeme bile sevinemiyordum. Çünkü, ruhumun yarısı içeride arkadaşlarımın yanında, diğer yarısı ile ancak dış dünyadaydım.
Mahzunluk duygusu her yanımı kuşatmış, kımıldayamıyorum. Gittikçe ağırlaşan bu his yoğunluğu beynimi teslim alırken, bedenim de bu istilaya karşı fazla bir direnç gösteremiyor. Hüzün ve utanç karışımı bir hücum bu. Hislerimin en mahrem kalelerini zapteden bu utanç duygusundan kurtulmam lâzım ama arkadaşlarım içerde, ben dışardayım. Hazmedemiyorum doğrusu. Yakalandığım bu ruh kasırgasından hasarsız sıyrılmak için bir çıkış yolu arıyordum. Nafile... His fırtınası dinmek bilmiyor. Bir tesselli bulmak için kenarından köşesinden bir şeyler aramaya çalıştıkça, ulaşabildiğim mazinin ihtişamlı günleri sadece şuurumu kamaştırıyor.
Herşeye rağmen kaybeden biz değildik. Özgürlük ve esaret kavramları bizlerin dünyasında asli manalarıyla vücut bulmuş, kapımızdaki gardiyanlar esaretin dayanılmaz acısını yaşarken, bizler karanlık hücrelerimizi gül bahçesine çevirip ruh dünyamızdan fışkıran sonsuzluk pınarlarından, kana kana soğuk sular içmiştik.
Zelzele tarlasına dönen ruh dünyamda, bir müddet sonra, gene bir sarsıntı olacak ve takvimler 26 mart 1988'i gösterirken o kara haberi alacaktım.
Veli Can şehit olmuştu.

Hairdesigner
31-03-08, 13:59
Velit Şerike </B>
Velit Şerike
Türkmen Kardeşlik Partisi Başkanı
Türkmen Kardeşlik Partisi’nin Barzani tarafından kur-durulmuş bir parti olduğu iddia edilmektedir. Velid Şerike’nin babası Kürt, annesi Arap. Sırf Türkmence konuştuğu için bir partinin başına aylık ücretle oturtulduğu söyleniyor.

Hairdesigner
31-03-08, 13:59
Yasir Gerçik ( 26.12.1964) </B>
Asıl mesleği gazeteci olan Yasir Ger-çik, 26 Aralık 1964'te Gölcük'te doğmuştur. Babasının adı Yüksel, annesinin adı Aynur olan Yasir Gerçik, çok değişik işlerde çalıştıktan sonra, önce Türkistan Dergisi adına Afganistan'da cereyan eden savaşı takip etmek için 1988'de İslamâbad'a (Pakistan) gitmiştir, İslâmâbad'dan, Peşaver'e geçip Azat Beg'in Millî Türkistan Komitesine giren Yasir Gerçik, 1992'ye kadar Azat Beg'in komitesinde irtibat, muhabere, özel temsilci sıfatıyla çalışmış müfreze komutanı olarak sıcak çatışmalarda bulunmuştur. Bu çalışmalar esnasında Logar, Aybeg, Şıbırgan, Bamyan, Belh, Kabil, Herat, Semengan, Tahhar bölgelerinde Afganistan'ı yakından tanımıştır. 1992'den sonra savaş muhabiri olarak Kafkasya'da Abhaz-Gürcü çatışmalarını takip etmiş, Ruslar tarafından Kırım Millî Meclis baskınını dünyaya ilk duyuran gazeteci olmuştur. Orta Doğu, Kurultay gibi gazetelerde çalışan Yasir Gerçik hayatını halen serbest gazeteci olarak sürdürmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 14:00
Yaşar Cengiz ( 1954)- (08.12.2004) </B>
Yaşar Cengiz
Irak Türkmenleri Siyasi Tutuklular ve Şehit Aileleri Derneği Başkanı

Yaşar Ömer Emin (Cengiz) 1954 yılında Kerkük'ün Musalla Mahallesinde dünyaya geldi. Lise yıllarında milli harekete katılarak bir çok siyasal etkinlikte faal olarak çalıştı. 1975-1979 yılları arasında Bağdat'ta Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümünde tahsil hayatını tamamlayarak, mezuniyetinden sonra da aynı okulda asistan olarak kaldı. Bağdat'ta çeşitli kültürel etkinlikler düzenleyen Yaşar Cengiz, bir yandan Türkmen gençler için geniş kapsamlı eğitim faaliyetleri yürütüyor, bir taraftan da ev sohbetleri düzenliyordu. Saddam yönetimi, Türkmen kelimesini bile kendileri için büyük bir tehlike olarak gördüğünden, değil siyasî yapılanma, folklorik bir hareketlenmeyi bile hazmedecek durumda değildi. Saddam zulüm rejimine karşı dik duruşu o'nun başına büyük belâlar getirmiş ve 26 Aralık 1987 tarihinde Irak İstihbarat Teşkilatı Muhabe-rat tarafından öğrencilerine ders verdiği okulundan gözaltına alınarak Bağdat'taki merkeze götürülmüştü. Burada yedi ay gibi uzun bir zaman ağır işkencelere maruz kaldı. Suçlama her Türkmen tutuklu için aynı olan Irak Ceza Kanunu'nun ünlü 158.maddesi. Meşhur cellat teşkilâtı ‘Mahkemetu Sawra' yedi ay süren iş-kence neticesi müebbed ağır hapis cezası vererek Yaşar Cengiz'i Ebu Garip hapishanesine yolluyordu. O sırada Ebu Garip'te 215 Türkmen hükümlü ve 85 tutuklu bulunmaktadır. Uzun hapishane yıllarında Yaşar Cengiz boş durmamış ve arkadaşlarıyla beraber Türkmenlerin hukuk mücadelesine bir çok sahada yardımda bulunarak, demir parmaklık arkasında da olsa milletinin var olma savaşına önemli katkılar sağ-lamıştır. 20 Ekim 2002 tarihinde hapishaneden serbest bırakılınca soluğu Türkiye'de alan Yaşar Cengiz Anka-ra'da bulunan Türkmeneli İşbirliği Kültür Vakfı'nda çalışmaya başlar. 2003 senesinin Nisan ayında tekrar Kerkük'e dönerek faaliyetlerini şehrinde sürdürmeye devam eder. Bu arada Yaşar Cengiz 4 Eylül 2003 tarihende evlenir. Onun anlayışında durmak yoktur. Yaşar Cengiz Irak Türkmenleri Siyasi Tutuklular ve Şehit Aileleri Derneği'ni kurarak bu teşkilâtın Genel Başkanı seçilir. Bu kuruluş, Irak sahasında önemli çalışmalar başlatmış ve sosyal dayanışmanın en mü-him örneklerinden biri olmuştu. Seneler boyunca Türkmen milli davasına hizmet eden “Irak Türkmenleri Siyasi Tutuklular ve Şehit Aileleri Derneği” Genel Baş-kanı Yaşar Cengiz, Irak Türkmeneli Partisi Genel Başkanı Riyaz Sarıkahya ve Türkmeneli AKP Genel Başkanı Enver Bayraktar'ın araçları 08 Aralık 2004 Çarşamba günü Bağdat-Kerkük karayolunda Halis yakınlarında kaza yapmış, bu elim trafik kazası neticesinde diğer iki arkadaşı yaralanırken Yaşar Cengiz Hak'kın rahmetine kavuşmuştur.

Hairdesigner
31-03-08, 14:00
Yaşar İmamoğlu </B>
Yaşar İmamoğlu
/kanaat önderi/
Irak Milli Türkmen Cephesi’nin kurucularından ve ileri gelenlerinden. Irak’ı, Türkmenleri ve Kürtleri en iyi bilen isimlerden. Cephe’nin lideri olması önerisini rahatsızlığı sebebiyle geri çevirmek zorunda kaldı, yerine Yayçılı geçti.

Hairdesigner
31-03-08, 14:00
Yunus Emre . </B>
(1241?-1321?) Hayatı hakkında kesin bilgimiz yoktur. Son araştırmalara göre 1240/41 ile 1320/21 yılları arasında yaşadığı kabul edilmektedir. Şiirlerinden ve hayatı hakkında yazılıp anlatılagelen menkıbelere göre; iyi bir eğitim görmüştür. Taptuk Emre'nin dergâhına kapılanmış, orada tasavvuf terbiyesinden geçmiştir. Halkı irşad etmek amacıyla diyar diyar dolaştı. Şiirleriyle irşad görevini sürdürdü. Mevlânâ ile görüştü. Yıllar süren gurbet hayatından sonra doğduğu köye, Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy'e döndü. Orada vefat etti. Sonradan burada kendisi için bir anıt mezar yapıldı. Anadolu'nun birçok yerinde kabri ya da makamı olduğu rivayetleri vardır. Yunus, Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Kendisinden sonra gelen pek çok şairi etkilemiştir. Kullandığı Türkçe, işlediği temalar, şiirindeki sadelik ve yalınlık, onun ne denli büyük bir şair olduğunu ispat etmeye yeter. Bazı şiirlerinde aruzu da deneyen Yunus, asıl şiir kabiliyetini heceyle yazdığı ilahî, nefes ve semaî türü şiirlerinde ortaya koymuştur. Şiirleri bir çok araştırmacı tarafından derlenip toplanmış ve yayınlanmıştır. Dîvân'ının karşılaştırmalı metni Dr. Mustafa Tatçı tarafından basılmıştır.

GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ

Gönlüm düştü bir sevdaya gel gör beni aşk neyledi
Başımı verdim kavgaya gel gör beni aşk neyledi

Ben yürürüm yana yana aşk boyadı beni kana
Ne âkilem ne divâne gel gör beni aşk neyledi

Ben yürürüm ilden ile dost sorarım dilden dile
Gurbette hâlim kim bile gel gör beni aşk neyledi

Benzim sarı gözlerim yaş bağrım pâre yüreğim baş
Hâlim bilen dertli kardaş gel gör beni aşk neyledi

Gurbet ilinde yürürüm dostu düşümde görürüm
Uyanıp Mecnûn olurum gel gör beni aşk neyledi

Gâh tozarım yerler gibi gâh eserim yeller gibi
Gâh çağlarım seller gibi gel gör beni aşk neyledi

Akar sulayın çağlarım dertli ciğerim dağlarım
Şeyhim anuban ağlarım gel gör beni aşk neyledi

Ya elim al kaldır beni ya vaslına erdir beni
Çok ağlattın güldür beni gel gör beni aşk neyledi

Ben Yûnus-ı bî-çâreyim başdan ayağa yareyim
Dost ilinde avareyim gel gör beni aşk neyledi
x



YUNUS EMRE
Yunus Emre, who was a great folk poet and a sufist whose poems provided spiritual bases to Turkish people, is full of myths. It is not certain when and where he lived and died. It is reported that he was born in Bolu or Sivrihisar.
It is a popular rumor that Yunus was illiterate. It can be understood from his grammatical mistakes in his poems that he did not receive regular education. However, when you read his books, you cannot consider him as an ignorant person. His letters show that he knew a lot, and he understood very well the values and the styles of belief of his age. There are sections of his poems which cannot be easily understood in terms of language and ideas, which need explanations. However, there are many of them which are quite clear, natural, and thought-provoking.
Yunus kept his place in the memories of Turkish people with his poems, hymns, and myths, revived in their language, lived in their spirit and was shed in their tears. Yunus Emre is a great, deep and sincere folk poet. He tried to explain the unreachable excitement of Allah love to the public with his clear Turkish, and he managed. For him, everything in the nature seeks and talks about Allah.
We see a deep mystic culture in Yunus. He turned Turkish folk language into a literary language with his most beautiful works in Oghuz dialect. In his age, Persian was the literature language, and Arabic was the scientific language. Yunus Emre, gave the best expression of divine thoughts with his simple and plain language use.
The books written about Yunus, the sun of hearts, great troubadour, who said:
Benim burda kararım yok,
Ben burdan gitmeye geldim.
Bezirgâmım metaım çok
Alana satmaya geldim.

Ben gelmedim dava için
Benim işim sevgi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim.
can fill libraries. He embraces the centuries in fact. Centuries talk about him, loving and beloved hearts talk about him. He is the water wheel who moans with suffrage of love:
Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim.
Suyum alçaktan çekerim,
Dönüp yükseğe dökerim,
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim.
Yunus Emre's period is a period of introversion, despair, being exhausted for Anatolia. Anatolia Seljukian State, being defeated by Mongol attacks, went totally weak because of frequent rebels of Turkmen clans, and started efforts for living their own life with their own troubles. Scarcities of years destroyed exhausted people's hopes of life. The people, gathered in groups around sheiks who suggested that real happiness was after death, and that people should head towards Allah in this temporary world. Yunus, in this atmosphere, rose as a love sun in Anatolia, gave hope to the hopeless, and became the heart and tongue of Anatolia.

Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni.
Mevlâsını, her yerde, her zaman çağıran Yunus, gençlik yıllarında büyük mutasavvıf Mevlâna Celâleddin'in sohbet meclislerine katılmış: Yunus, who always and everywhere called Allah, took part in conversations of great sufist Mevlana Celaleddin in his youth years and said his look of forgiveness was a mirror for his heart:
Mevlâna Hüdavendigâr bize nazar kılalı
Onun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır,
Some rumors color Yunus Emre's life. In a day of scarcity, he went to Hacı Bektaş-ı Veli's Convent and wanted wheat. They proposed "himmet (assistance)" instead of wheat. He replied "No, I want wheat". They filled his sacks with wheat. He sobered down on the way turning back to his village. He returned and wanted "holy person's assistance". They said "your destiny is Taptuk Emre" and commended him to Taptuk Emre.
Yunus carried firewood to the Convent of Taptuk Emre for forty years. He did not take even one bowed firewood into Taptuk Convent saying even the bowed of firewood cannot enter Taptuk Convent". At last, he attained his desire, and was allowed.

He said:
Dirildik pınar olduk,
İrkildik ırmak olduk,
Aktık denize daldık,
Taştık Elhamdülillâh.
Taptuğun tapusunda,
Kul olduk kapısında,
Yunus miskin çiğ idik
Piştik Elhamdülillâh.
and started to travel around in many places and telling poems with the embers of the fire in him. From that time on, he had nothing apart from divine love in his heart. He was burning with this love, and his moans made him a troubadour. Now there was no Yunus left but love, songs of love. Yunus blew in love, Yunus fell in love in this harvest of love:
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün'ü günü
Bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni...
Yunus Emre is a sun of sufism who rose and set in Anatolia. In his period when Turkish was being overlooked, Yunus carried Turkish language with all its delicacies and beauties, and pioneered the troubadours after him. Yunus Emre's language is Anatolia's native language. The heart of Anatolian Turks beat with Yunus, this heart cries out in Yunus and depicts:
Gönlüm düştü bu sevdaya
Gel gör beni aşk neyledi
Başımı verdim kavgaya
Gel gör beni aşk neyledi.
Ben ağlarım yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne âkilim ne divâne
Gel gör beni aşk neyledi.
In his never-ending love, you hear the voice of all humanity. There is true belief in this voice, God Love, human value and the happiness of existence. He calls out to the humanity with a pure heart without evil:
Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu âlem birdir bize...
By saying these, he invited people to understanding and solidarity, unity and cooperation. His invitation is to "love" furnace. He called out:
Gelin tanış olalım,
İşi kolay kılalım.
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz.
Yunus Emre has two known works. One is Risaletü'n-Nushiyye (Booklet of Advice) written in prosody meter, a sufist, moral and religious work. The other is his Divan, which reflects his real power in poetry. Recent investigations revealed that Yunus Emre died in 1321 when he was seventy. It is reported that there was a dervish lodge of him in the region where Porsuk water and Sakarya joined, and that he was buried there.
Although there are places shown as the grave of Yunus Emre in Erzurum in the vicinity of Tuzcu village and in a village in the vicinity of Keçiborlu town in Emre village, between Salihli and Kula districts of Manisa, the truth is that his real grave is the heart of those loving him.
UNESCO, accepted year 1971-1972 as the year of Yunus Emre in all over the world.
Biz dünyadan gider olduk
Kalanlara selâm olsun.
Bizim için hayır dua
Kılanlara selâm olsun
Ecel büke belimizi
Söyletmeye dilimizi
Hasta iken hâlimizi
Soranlara selâm olsun
Tenim ortaya açıla
Yakasız gömlek biçile
Bizi bir âsân vechile
Yuyanlara selâm olsun
Selâ verile kasdımıza
Gider olduk dostumuza
Namaz için üstümüze
Duranlara selâm olsun.
Derviş Yunus söyler sözü
Yaş dolmuştur iki gözü
Bilmeyen ne bilsin bizi
Bilenlere selâm olsun.

Hairdesigner
31-03-08, 14:01
http://www.biyografi.net/images/kisi/1669.jpg
Yusuf Akçura - (1935) </B>
İttihat Terakki'yle ilişkileri nedeniyle Mekteb-i Harbiye'den atılarak Trablusgarp'a sürüldü. 1914'te Mekteb-i Mülkiye'ye tarih müderrisi oldu. 1918'e kadar kurulan her milliyetçi kuruluşta emeği var. Mütareke yıllarında Anadolu'ya ilk geçenlerden. İlk mecliste milletvekili. Kurtuluştan sonra Türk Tarih Kurumu Başkanı. "Üç Tarz-ı Siyaset" makalesiyle Türkiye'deki milliyetçi akıma teorik bir çerçeve çizmeye çalıştı.Ancak Anadolu kaynaklı Türk Milliyetçiliği bu çerçevenin dışında gelişti. 1918'den sonra Turan fikrinden vazgeçti. 1935'te Haydarpaşa Garı'nda çocuklarıyla yürürken kalp krizinden öldü.
xxxxxxxx

English Biography

YUSUF AKCURA

Yusuf Akcura was born on 2 December 1876. He is one of the leading opinion-leaders and historians of pro-Turk trend. He studied in the Military College. He was arrested in 1897 on grounds that he took part in the attempts of coup d'etat. He was sentenced to lifelong confinement in fortress with the decision of Taşkışla Military Supreme Court. He was sent into exile to Trablusgarp with Sultan's decree after the decision. He was allowed to stroll freely in Trablusgarp due to attempts of İttihat and Terakki Community in 1899.

He escaped to France after a short period of time, and joined Young Turks in Paris. He studies Political Sciences Institute in Paris. He returned to Russia graduating from the school with his thesis named Osmanlı Devleti Kurumlarının Tarihi Üstüne Bir Deneme (An essay on History of Ottoman State Corporations) in 1903. He worked as a teacher in Kazan. His numerous unsigned articles were printed on Ümmet and Türk newspapers which were being published in Egypt in those times. The article titled Üç Tarz-ı Siyaset, which was published on a Turkish newspaper in 1904, is of particular importance among them. He said the options of the empire were "Pro-Ottoman", "Pro-Islam" ideologies and "Turkish Nationalism based on Race", and that the best was the last one.

Akçura went to Istanbul after 2nd Constitutional Monarchy. He worked as a teacher in various schools. He gave political history courses in Istanbul University and Civil service School. He attended Turkism trend in idea level. He took part among the founders of Turkish Association and Turkish Organization. He became the editor and head writer of Turk Yurdu magazine.

He became deputy in the first Turkish parliament and Turkish History Corporation member after liberation. Akçura maintained that Ottoman Turks and Turks outside of Ottoman State could not establish a unity only with their common language and history.

His important books include; Üç Tarz-ı Siyaset, Şark Meselesine Dair tarih-i Siyasi Notları(1920), Muasır Avrupa'da Siyasi ve İçtimai Fikirler Cereyanlar(1923), Siyaset ve İktisat hakkında Birkaç Hitabe ve Makale(1924), Osmanlı İmparatorluğunun Dağılma Devri. In addition, his collection named Türk Yılı(1928) is a comprehensive study which investigates the sources and development of Turkism movements. His Mevkufiyet Hatıraları (1914) gives information about his activities in Russia and his being imprisoned. The most important study about him is the book by François Georgeon named Aux Origines du Nationalisme Turc; Yusuf Akçura (1980).

Yusuf Akçura died of heart attack on 12 March 1935 while he was walking in Haydarpaşa railway station with his children.

Hairdesigner
31-03-08, 14:01
Yusuf Bolat ( 1909)- (1986) </B>
Kırım Türk Edebiyatı

Kırım Türk Edebiyatı'nda İkinci Dünya Savaşından önce tiyatro türünde eserler yazan Yusuf Bolat (1909-1986), bu dönemde Roman, hikaye ve tiyatro eserler yazmıştır.

Yazarın "Saf Yürekler" (1962), "Anife" (1969) ve bu eserin devamı olan "Sadakat" (1979) isimli romanları, Kırım Türkçesini canlandırması bakımından Kırım Edebiyatında oldukça önemli bir yer tutmaktadır.

Yusuf Bolat'ın 1941 yılında "Sovyet Edebiyatı" dergisinde neşredilen "Alim" romanının devamı olan "Alim Atka Mindi" romanı 1980'de "Yıldız" dergisinde neşredilmiş, 1983 yılında ise kitap halinde basılmıştır. Bu eser Sovyet dönemindeki Kırım Türk Edebiyatının ilk tarihi romanıdır.

Yazarın "Zoraki Kelin" isimli komedi türünde yazılmış eseri Kırım Türklerinin kurduğu müzik ve gösteri gurubu tarafından oynanmıştır. "Dubaralı Toy" isimli müzikal oyunu ise, Özbek Türkçesine aktarılmıştır. 1974 yılında "Toy Devam Ete" isimli tiyatro eserlerini topladığı kitabı neşredilmiştir. Ayrıca "Ömür ve Ezgiler" (1984) isimli eserin içinde hikayelerinin yanında tiyatro eserleri de bulunmaktadır.
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr

Hairdesigner
31-03-08, 14:01
Yusuf Edip </B>
Makedonya Türk Edebiyatı

1950 yılından sonra aylık Sevinç ve Tomurcuk çocuk dergilerinin, Türkçe kitapların da yayımlanmaya başlaması, şiir çalışmalarının hız kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak araya giren 1953 göçü, Makedonya Türk şiirinin bu hızlı gelişimini sekteye uğratmıştır. Göçün hız kestiği 60’lı yılların ortalarında, Sesler Aylık Toplum-Sanat Dergisi’nin de yayın hayatına girmesiyle, slogancılıktan uzaklaşma, gerçek şiiri arama çabaları daha da güçlenmiştir. Önce, söyleyeceklerini somut bir tarzda iletmek için düşünce ve duygularını gereksiz sözcüklerden arındırarak kurduğu kusursuz dizelerde ortaya koyduğu ince lirizm tonlarıyla dikkatleri çeken , yazdıklarıyla okuru düşünmeye iten Avni Engüllü ile birlikte Mustafa Yaşar, Yusuf Edip, Sabahattin Sezair, Fahri Ali, Suat Engüllü, İrfan Bellür; daha sonraları da Esat Bayram, Sabit Yusuf gibi şairlerin yer aldığı, Makedonya şiirine güç veren, yeni bir yazar kuşağı ortaya çıkmıştır. Makedonya Türk şiirinin yaşatılması misyonuna son katılanlar arasında, Melâhat Engüllü, Biba İsmail, Oktay Ahmed, Rıfat Emin, Tülay İbrahim, Leylâ Süleyman, Meral Kain, Arzu Abdullah gibi değerli genç şairleri de anmak gerekir.

Tito Yugoslavyası’nın resmî siyasetî, 1951 yılına kadar Kosova’da Türk varlığını tanımıyordu. Bu nedenle Kosova Türkleri, ilk başta Makedonya Türklerine tanınan olanaklardan yararlanamadılar. Bu nedenle birçok alanda olduğu gibi, edebiyatta da ortaya çıkan alt yapı eksikliğini, 1969 yılına kadar Makedonya Türklerinin sahip oldukları olanaklardan yararlanarak giderdiler.

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1. Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

Hairdesigner
31-03-08, 14:02
Yusuf Kerim </B>
Bulgaristan Türk Edebiyatı

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
Suat Engüllü
1. Karşıyaka Şiir Kurultayı
19-21 Mart 2004/ İzmir
http://www.makturk.com

1969 yılında, Bulgaristan Komünist Partisi’nin “bütünleşme” kararının ardından, Türkçe’nin yasaklanması, Türk kurumlarının kapatılması, Bulgaristan Türklerinin Bulgarlaştırılmasına gidilmesiyle, gelişim açısından iyi bir hava yakalayan Bulgaristan Türk şiirine büyük bir darbe indirilmiş oldu.

Jivkov dikta rejiminin son bulduğu 1989 yılından bir süre sonra, Bulgaristan Türk şiiri tekrar bir toparlanma sürecine girmiştir. Bu süreçte, Bulgaristan’da kalan Yusuf Kerim, Osman Aziz, İsmail Çavuş, Arzu Tahirova gibi şairlerin çabaları, her türlü takdire lâyıktır.

Hairdesigner
31-03-08, 14:02
http://www.biyografi.net/images/kisi/2952.jpg
Yusuf Ziya Arpacık ( 01.05.1958) </B>
1 Mayıs 1958 yılında Erzurum'da dünyaya geldi. Çocukluk yılları zor tabiat şartlarıyla mücadele içerisinde geçti. Gençlik döneminde ise, 1980 öncesindeki fırtınalı savaş günlerinin tam orta yerinde bulmuştu kendisini. İstanbul Üniversitesi’nde Tarih ilmi tahsil ederken, 13 Şubat 1978’de hapse düştü. Sür-günden sürgüne yollandığı zindanlardan defalarca kaçmaya teşebbüs etmesine rağmen, Sağmalcılar ve Yozgat cezaevinden olmak üzere iki sefer firara
muvaffak oldu...

Tamamı yaklaşık on yıl olan hapis hayatının beş yılını hücrelerde geçirmek zorunda bırakılmış, kitaplar vasıtası ile ve kendi kendine yabancı dil öğre-nirken, cezaevlerindeki ecnebi tutuklularla bu lisanların pratiğini yapabilmiştir. Hapishaneden çıkınca da 'nerede kalmıştık?' diyerek dış dünyadaki mücadelesine kaldığı yerden tekrar başlayıp, 1992 yılında Karabağ savaşında kardeşlerine yardım için Kafkaslar’a koşmuş ve devamı itibarı ile bir çok ülkede Türk düşmanlarına karşı fiziki etkinlikler örgütlemiş ve kendisi de faal olarak katılmıştır. Bu arada çıkan öğrenci affından faydalanarak devam ettiği üniversiteden, 27 sene sonra da olsa tahsilini tamamlayarak diplomasını
almıştır.

Evli ve üç evlat babası olan yazar İngilizce, Arapça, Farsça ve Rusça bilmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 14:02
Zehra Bektaş - (1995) </B>
Zehra Bektaş
Ekim 1995’de Saddam zulmünü protesto etmek için Zehra Bektaş adlı bir Türkmen kızı, Kerkük’te üzerine benzin dökerek kendisini yakmıştır.

Hairdesigner
31-03-08, 14:03
http://www.biyografi.net/images/kisi/2224.jpg
Zeki Velidi Togan ( 10.12.1890)- (26.07.1970) </B>
Zeki Velidi Togan, 10 Aralık 1890 tarihinde Başkurt ilinde İsterlitamak'a bağlı Küzen köyünde doğdu. Daha ilk mederse tahsilini yaparken bir yandan da özel Rusça dersleri alıyordu. Öğretmen olan annesinden Farsça öğrenmeyi de ihmal etmiyordu. 1902 yılında orta tahsil için Ütek'e bulunan dayısı Habib Neccar'ın medresesine gitti. Buradaki öğrenimi sırasında Arapça dersler alarak dil bilgisini geliştirdi.

1908'de köyünden kaçarak Kazan'a gelip burada özel dersler aldı. Bu arada Katanov ve Aşmarin gibi bilginlerle tanıştı. 1909 yılında mezun olduğu Kasımiye medresesine “Türk Tarihi ve Arap Edebiyatı Tarihi Muallimi” oldu. 4 yıl süren bu öğretmenliği sırasında 1911 sonlarında yayınladığı Türk ve Tatar Tarihi adlı kitabı sayesinde meşhur olmaya başladı. Bu eserin iyi yankıları sayesinde Kazan Üniversitesi Arkeoloji ve Tarih Cemiyeti'ne Aza seçildi.

1913'te Fergane'ye, 1914'te Buhara'ya araştırmalar yapmak için gönderildi. Bu seyahat neticelerine ait hazırlamış olduğu raporlar başta Petersburg Arkeoloji Cemiyeti olmak üzere Kazan ve Taşkent Arkeoloji cemiyetleri mecmualarında yayınlandı. Bu arada Prof. Katanov'un şimdi İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü'nün esas nüvesini teşkil edecek olan kitaplarının Türkiye'ye gönderilmesine vesile oldu.

Daha sonra Rus Millet Meclisi Duma'da Ufa Müslümanlarının temsilcisi olarak bulunmak üzere Petersburg'a gitti. Bilimsel çalışmalarına siyasî çalışmalarını da eklemiş oluyordu. Bu sırada Bolşevik ihtilâli patlak verince o da Türklerin durumunun düzelmesi için mücadeleye girişti.

Bolşevik İhtilâli'nden 22 gün sonra 29 Kasım 1917'de Başkurt ilinin muhtariyeti ilan edildi. Örenburg'u 18 Şubat 1918'de işgal eden Sovyetler onu tutukladılarsa da 7 Haziran'da hapisten kaçtı. Başkurt hükümeti kurulduğunda Togan, Harbiye Nazırı oldu. Bundan sonra Lenin, Stalin ve Troçki ile defalarca görüşütü fakat olumlu sonuç alamayınca Türkistan'a çekilip orada mücadeleye karar verdi.

1920-23 yıllarında Türkistan'da amansız bir mücadeleye girişti ise de başarılı olamadı. Basmacı Hareketi'nin içinde bulundu. Türkistan Millî Birliği'nin kurucusu ve ilk başkanıdır.

Paris, Londra ve Berlin'deki bir çok Orta-Asya tarihçisi onunla çalışmak istemesine rağmen, devrin Türkiye Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, Fuat Köprülü, Rıza Nur, Yusuf Akçura'nın istekleri sayesinde Türkiye'den davet aldı.
20 Mayıs 1925'te geldiği Türkiye'de Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Encümeni'ne tayin edilmiştir. O zamanki Ankara'nın kitap açısından yetersiz olması yüzünden kendi isteği ile İstanbul Darülfünun'u Türk Tarihi Müderris Muavinliği'ne tayin edildi.
Bundan sonra İstanbul ve Anadolu kütüphanelerinde hummalı çalışmalarına başladı. Fakat, 1932'de I. Türk Tarih Kongresi'nde tıp doktoru Reşit Galip'in sunduğu Orta Asya'da iç deniz olduğu ve bunun sonradan kuruduğu konusu hakkındaki tebliğini eleştirince, Togan aleyhine bir kamuoyu oluştu. Kendisine takınılan bu kötü tutum üzerine ülkeyi terk etme kararını verdi. 8 Temmuz 1932'de istifa ederek Viyana'ya gitti.

1935'te doktora çalışmalarını bitirdikten sonra Bonn Üniversitesi'nde, 1938'de Göttingen Üniversitesi'nde ders verdi. 1939'da Millî Eğitim Bakanı'nın daveti üzerine tekrar Türkiye'ye geldi. İstanbul Üniversitesi'nde Umumî Türk Tarihi Kürsüsü'nü kurdu.
İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Türkiye'de Sovyetler aleyhine faaliyet ve Turancılık suçundan tutuklanıp mahkeme edildi. 10 yıl hapse mahkum edildiyse de Askerî Mahkeme kararı bozdu ve Togan beraat etti.
1948'de yeniden döndüğü üniversitedeki görevine ölümüne kadar devam etti. 1951'de İstanbul'da toplanan XXI. Müsteşrikler Kongresi'ne Başkanlık etti. Bu onun bilimsel alandaki şöhretini çok daha artırdı.
Zeki Velidi Togan 26 Temmuz 1970'te İstanbul'da vefat etti.

Hairdesigner
31-03-08, 14:03
http://www.biyografi.net/images/kisi/2265.jpg
Zelimhan Yandarbiyev ( 1952) </B>
Kendi yaş grubundaki diğer Çeçenler gibi sürgünde dünyaya gelen Zelimhan Yandarbiyev, 1952 yılında Kazakistan'da doğdu. Çeçen İnguş Devlet Üniversitesi ve Moskova'daki Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi. Bir edebiyatçı olan Yandarbiyev'in, yayınlanmış kitapları ve şiirleri bulunmaktadır. Yazdığı eserlerin bazıları İngilizce ve Türkçe'ye de çevrilmiştir.

1977 yılında siyasete atıldı. Siyasetle direk teması 1989'da oldu. O dönemde Çeçenistan'da kurulan bağımsızlık yanlısı Vaynah Demokratik Partisinin kurucuları arasında yer aldı. Ayrıca aynı dönemde kurulan Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu kurucuları arasındaydı.

1991'de Çeçenistan bağımsızlığını ilan ettikten sonra yapılan ilk seçimlerde Çeçen Parlamentosu'nda yer aldı. 1993'de Cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine getirildi.

1996 yılında Cahar Dudayev’in şehid edilmesi üzerine Çeçen-İçkeriya Cumhuriyeti İkinci Cumhurbaşkanı oldu. Aynı zamanda Kuzey Kafkasya'daki İslami Uyanış ve Kalkınma Teşkilatında da başkan olarak görev yaptı.

Halen, Çeçenistan Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov’un tüm İslam ülkeleri temsilciliğini yürütmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 14:03
Zerin Abas </B>
HABER

Makedonyalı Türklere Mecliste İlave Sandalye
http://www.makturk.com 01.02.2006

Makedonya Meclisi tarafından yapılan bir açıklamada, Meclis Başkanı Lyupço Yordanovski'nin ABD'ye elçi olarak atanması yüzünden, Üsküp'ten Türk Demokrat Partisi (TDP) adayı olarak gösterilen Zerin Abas'ın, milletvekili saflarına gireceği ifade edildi. Bu şekilde TDP'nin mecliste üçüncü milletvekili olacak.

Bu arada, TDP Genel Başkanı Kenan Hasip başkanlığındaki heyet, geçen haftadan itibaren TDP şubelerini ziyaret ediyor. Hasip ve heyeti TDP çalışmalarını bizzat şube yetkililerine ve üyelerine anlatarak, üyelerinin sorunlarını dinliyor.

30 Ocak Pazartesi akşamı TDP'nin Üsküp'teki merkez şubesinde yapılan toplantıda, yaşanan sorunların yanı sıra elde edilen başarılar da dile getirilerek, TDP'nin Makedonyalı Türklerin toplanabileceği tek siyasi çatı olduğu ifade edildi.

Hairdesigner
31-03-08, 14:03
Zeynel Beksaç </B>
ZEYNEL BEKSAÇ 21 Şubat 1952 yılında Prizren’de(Kosova) doğdu. Bir şiirinde “mutlu belâm” diye tanımladığı Türkçesi’yle sekiz yıllığı ve liseyi Prizren’de bitirdi. Bir süre hukuk okudu. Daha çocuk yaşlarda yazıya, yazına(edebiyat) olan tutkunluğu gazeteciliğe atılmasına neden oldu. Bir yıl Tan Gazetesi’nde, sekiz ay Priştine Radyosu’nda çalıştıktan sonra, Priştine Televizyonu’na geçti. 1974-1999 yılları arasında söz konusu televizyonda çok sayıda kültür, sanat ve belgesel içerikli programlar hazırlayan Zeynel Beksaç, Kosova’da Türk Dili üzere televizyon yayınlarının gelişip yeni boyutlar kazanmasında damgasını vuran gazetecilerden biridir.

Çok yönlü bir sanatçı olan Beksaç’ın ilk şiiri daha ilköğretimin beşinci sınıfındayken Üsküp’te Birlik Gazetesi’nde yayınlandı. O yıllarda başlayan edebiyat aşısı günümüzde de tüm yoğunluğu ile devam ediyor. Yayınladığı kitaplar:
Gurur Duy Sen XX. Yüzyıl (Tan Yayınları-Priştine 1980) Sevginin Rengini Arıyorsanız ( Sevinç Yayınları – Üsküp 1982) Düşünce Usa Durmadı Daha ( Sesler Yayınları- Üsküp 1984) Kavak Uyur Mu? ( Sevinç Yayınları- Üsküp 1987) Önce Sevgiye Doğar Güneş ( Tan Yayınları- Priştine 1995) Gökkuşağında Salınan Çocuk ( T.C. Kültür Bakanlığı- Ankara 1997)
Vurmazsam Nâmerdim ( 1997’de İstanbul’da kendi yayını olarak gün yüzünü gördü) Mehmetçik Kosova’da ( Raif Kırkul’la birlikte hazırladı- Prizren 2002)
Sevda Eskizleri( Bakü’de Vektor Yayınları’nca Azeri Türkçesiyle yayınlandı-2006) Resim Kültürü 2 (Ders Kitabı) Priştine, 2006 1990 yılında Çetrefil Sevda, 1995 yılında Önce Sevgiye Doğar Güneş adlı kitapları Tan Yayınları arasında yılın kitapları seçilerek “Süreyya Yusuf Ödülü”ne layık görüldüler.

Beksaç, 1987’de İzmir’in Temmuz Dergisi Özel Şiir Ödülü’nü, 1993 yılında Kazakistan Başkenti Alma Ata’da düzenlenen Türkçe’nin Uluslar arası 2. Şöleni’nde Cambıl Şiir Ödülü’nü kazandı. 1998 ve 1999 yıllarında Türkiye Diyanet Vakfı’nca Balkanlar Kırım ve Kıbrıs şairleri arasında düzenlenen şiir yarışmalarında ard arda ikincilik ödüllerine sahip çıktı. 2006 yılında merkezi İzmir’de olan KIBATEK’in(Uluslararası Kıbrıs-Balkanlar-Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu) Uluslararası Türk Dili’ne ve Türk Edebiyatı’na Hizmet Ödülü’nü kazandı. Ayrıca gene 2006 yılında kültür ve sanat alanındaki çok yönlü çalışmaları nedeniyle Azerbaycan’ın “VEKTOR” Uluslararası Bilim Merkezi tarafından kendisine Fahri Doktora unvanı ve Uluslararası Türk
Dünyasına Hizmet Ödülü verildi.

Yarım yüzyılı göğüslemiş, Balkanlarda, Türkçe’nin Rumeli yakasında Türk kültürünün onur kapısı olan Prizren’in Doğru Yol Türk Kültür Sanat Derneği’nin Zeynel Beksaç’ın yaşamı ve yaratıcılığında çok özel bir yeri vardır. Daha 14-15 yaşındayken onun kapısından adımladı. Kurucularından biri olduğu Yeşil Turnalar Türk Halk Müziği Kolu’nu sekiz yıl yönetti. Prizren’de söylenen türkülerin Priştine Radyosu repertuarına alınması ve gene Priştine Televizyonu programlarında sunulması doğrultusunda çok büyük katkısı oldu.

Bunun yanı sıra yıllarca ud çaldı, türkü derledi, beste yaptı. Besteleri konser, festival ve düğünlerde çeşit sanatçılar tarafından okundu. İki bestesinin yer aldığı bir 45’lik plak 1979 yılında Belgrad’ta RTB plak evince gün yüzünü gördü. En güzel yıllarını verdiği bu dernekte bir yandan gençlerin bağlamaya heves beslemelerine , bir yandan da edebiyat kolunu yöneterek onlara edebiyat aşılamaya özen gösterdi.

Beksaç, 1971 yılında adı sonradan Esin’e dönüşen Doğru Yol Dergisi’nin ilk yedi sayısını çıkardı. 1986 yılında aynı derneğin Filiz çocuk dergisini hazırladı. 1990 yılında da Tan’ın Çığ Dergisi’ni Prizren’de çıkardı.

1996 yılında Doğru Yol sanatçılarının katılıp Dr. Mehmet A.Özbek yönetiminde Ankara’da Prizren Türküleri 1 adlı kasetin gün yüzü görmesinde büyük emeği geçti.

1990 ve 1999 yıllarında iki defa derneğin başkan görevinde bulundu. Kosova’da dolayısıyla Balkanlarda Türk müziği, gelenek ve göreneklerini olduğu gibi genelde Türk kültürünün yaşatılmasında eşi benzerine zor rastlanan Doğru Yol Türk Kültür Sanat Derneği ile birlikte ister yönetici ister de saz sanatçısı olarak çok sayıda uluslararası düzeyde festivallere katılıp, Rumeli’de Türkçe’nin nöbetine duran bu derneğin daha geniş çevrede tanınması doğrultusunda yürekli çalışmalar içinde yer aldı. Adının şanının savunulması yönünde katıksız desteğini sunmaya günümüzde de devam etmektedir.

Son yıllarda resim çalışmalarına bir ivme kazandıran Beksaç, soyut ve somut içerikli yağlı boya tablolarını Kosova ve Türkiye’de yoğun olarak sergilemekte, resimde de iç dünyasının o renkli, onurlu, ince duygu kilimini kendine özgü tezgâhta dokumaya özen gösteriyor. Kendi deyimiyle, resimlerinde şiirinin renge durduğu anı yakalamaya çalışıyor.. Çizimleri, hazırladığı dergi, kitap kapakları, ayrıca kişisel ve karma sergilerde hep değişik olmaya, Rumeli’deki Türk’ün kimliğini ilericil bir sanat yaklaşımıyla yaşatmayı kutsal bir görev olarak üstlenmiş bulunuyor. Kosova Ressamlar Birliği üyesi olarak Paris, Tokyo, Berlin, Bakü gibi Avrupa ve dünyanın diğer yerlerinde kişisel ve karma sergiler açtı. 2005 yılında Osman Hamdi Bey anısına açılan Resim
Yarışması’nda 5.ödülü 2006 yılında Prizren’de Mehmet Paşa Hamamı’nda “…Daha güzel bir dünya için” Kosova’nın ünlü ressamlarının katıldığı konulu resim yarışmasında 1. ödüle sahip çıktı. Birçok eseri resim yarışmalarında sergilenmeye değer resim olarak seçilmiş, ayrıca uluslar arası düzeydeki bienallerde de eserleri yer almıştır.
Bugün serbest sanatçı olarak şiir, resim çalışmalarını sürdürürken, bir yandan da Kosova Türk Yazarlar Derneği Başkanlık üyesi, Uluslararası Süleyman Brina Balkanlar Türk Kültürü Hizmet Ödülü Seçici Kurul Başkanı, KIBATEK(Kıbrıs-Balkanlar-Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu kurucu üyesi, Yeni Dönem Kosova Türk Medyası Şirketi Danışma Kurulu üyesidir. Beksaç, 1999 yılından bu yana Türkçem adı altında Kosova’da yayınlanan biricik çocuk dergisini çıkarmaktadır. Türkçem Dergisi çocuk edebiyatı konusunda hizmeti geçenlere her yıl uluslararası düzeyde yılın ödülü’nü vermektedir. 2005 yılında Kosova Çocuk Kültürü ve Edebiyatı Araştırma Derneği’ni kuran Beksaç, bu yönde de Kosova’daki Türk çocuklarına hizmet sunmaya özen göstermektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 14:04
http://www.biyografi.net/images/kisi/3088.jpg
Ziya Uygur </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

BİR DAVA ADAMI TAŞKENTLİ ARAŞTIRMACI YAZAR ZİYA UYGUR

Çocukluk dönemimden hatırımda kalan babamın arkadaşlarından Ziya bey amcanın (Araştırmacı-Yazar Ziya UYGUR) yeri bir başkadır. Beşiktaş Serencebeyde, Çitlenbik sokakta otururlardı. Biz de Yıldızda Cediciye sokakta. Geçenlerde, o yıllardan (1955-1960) kalan birkaç eski fotoğraf geçti elime. Ziya bey amca, babamla beraber. Son 30-35 senedir hiç görmedim. Taşkentli olduğunu söylemişti babam. Acaba şimdi nerede, ne yapıyor....? Ramazan bayramında dayımla eskileri yad ederken yine hatırladık onu ve ziyaretine karar verdik. Dayımda telefonu varmış. Randevulaştık ve 5 Mart 1995 pazartesi akşamı, Göztepe Ayşe kadındaki evindeydik Ziya bey amcanın. Dayım Dr. Emin Emiroğlu (emekli albay diş tabibi), eşi, annem, eşim ve ben.Ziya bey amca 85 yaşındaymış. Önce bizi tanımakta zorlandı. Hatta yıllar sonra gerçekleşen bu ziyareti yadırgadı da başlangıçta ama daha sonra sohbet koyulaştı. Ömrünü harcadığı kitaplar, arşiv belgeleri, Masonlar, Abdülhamit, Menderes....
Taşkentli olduğunu bildiğim, bu unutulmuş, köşesine çekilmiş dava adamını çağrı dergisinde genç hemşehrilerime tanıtmak istedim.

- Ziya bey amca Taşkentli olduğunuzu biliyorum. Bu doğru mu?
Ziya UYGUR- Babam Taşkentli, PERHİZLER sülalesinden, Hoca İbrahim Efendi. Annem Isparta Senirkentli. Oraya yerleşmiş olan Nogay Türklerinden. Senirkent'te doğmuşum. Ama babam nüfusa doğum yeri Taşkent yazdırmış.

- Hiç Taşkent’e gittiniz mi?
Ziya UYGUR - Kısmet olmadı. Hiç Taşkent’e gidemedim. Şimdi 85 yaşındayım. Sağlığım yerinde. İnsan yaşamadığı yaşı bilmez. Bu yaşın kıymetini bu yaşa gelen bilir.

-Senirkent'den Askeri Liseye Uzanan Tahsil hayatınızı anlatır mısınız?
Ziya UYGUR - İlkokulu bitirdikten sonra Yalvaç'ta ki ortaokula başladım. Yaz tatilinde köyde çobanlık yapıyordum. Köye bir gazete gelmişti. "Kuleli Askeri Lisesine öğrenci alınıyor" diye bir ilan gördüm gazetede. Bir istida yazdım. 15 gün sonra bir çağrı mektubu aldım. Babamdan habersiz, 175 kuruşa bir koyun sattım. O parayla İstanbul'a geldim. Sınava girdim. O zaman Erzincan Askeri Ortaokuluna çıktı ismim. Öne çıktım. "Gitmiyorum" dedim. Görevli Subay, "Şuraya dur, biraz bekle" dedi. Bekledim sonra Bursa'ya gider misin" dedi. "Giderim" dedim. Ve askeri okula başladım.

- Askerlik hayatınız kısa sürmüş neden? Subaylık mesleği size göre değil miydi?
Ziya UYGUR - Askeri okulda bana "istikbalin Turan orduları komutanı" derlerdi. Gerçekten iyi komutanlık özelliklerim vardı. Ama, emir almayı sevmem. Yüzbaşı iken, bir teftiş sırasında Paşa ile takıştık. Bölüğe, 200 metre ilerde ki top ağacı gösterip, "İstikamet top ağaç, ileri" komutunu verdim. Sonra paşaya dönüp, "teftiş bitti" dedim. Bu olaydan sonra yüzbaşılıktan sağlık sebebi ile emekli ettiler beni.

- Genç yaşta ordudan emekli olduktan sonra ne işle meşgul oldunuz? Devlet Arşivindeki çalışmalarınızı anlatır mısınız?
Ziya UYGUR - On çeşit eski yazı okurum. Yüzbaşı iken ordudan ayrıldıktan sonra, 15 sene Devlet Arşivinde çalıştım. Osmanlı tarihinin en eski evraklarını tasnif ettim. 3 Milyondan fazla gizli evrak okudum. Arşivde iken Abdülhamit devrini ayrıntıları ile inceledim. Tevrat’ı, incili ezbere bilirim. Masonların en gizli tüzüklerini, bile topladım. Bu konuda okumadığım kitap kalmadı.Ömrüm, İstanbul kütüphanelerinde kitap karıştırmakla geçti.

- Kitaplarınızı bu dönemde mi yazdınız?
Ziya UYGUR - 1954 de ilk kitabım çıktı. O dönemde, Yahudilik ve masonlukla ilgili, belgelere dayanan, ciddi bir eser yoktu. Çok ilgi çekti. Sonra 1964 ve 1967 de Tarih boyunca ihtilaller, inkılaplar ve Tevrat’a göre Siyonizm’in ana prensipleri, gayeleri, protokoller.

- Kitaplarınız ve yazılarınız o yıllarda önemli tepkiler almıştı. O dönem siyasiler sizinle ilgilendi mi?
Ziya UYGUR - İhtilalden 2 ay önce, Park Otel'de Menderesle baş başa görüştük. Beni duymuş Kitaplarımla ilgilenmiş.Davet etti. Menderes bana hep dert yandı. Ben konuşamadım. Ayrılırken, "bir daha görüşelim" dedim. İhtilalle ilgili uyaracaktım. Arşivde, Abdülhamit dönemini iyi incelediğimden, ihtilalin geldiğini hissediyordum. Abdülhamit 33 yıl, ihtilali bekleyerek, devleti nasıl idare etti? Onu anlatacaktım. "Harekat yapma ihtimali olanları çağırır. Doyur, nemalandır onları. Erzurum’da, Konya da şurda, burda arazi ver. Onları pasifize et. Aldılar mı, biter. Abdülhamit, isyan eden Kürt beyini yaver yapıp saraya hapsetmiş. Cebine para koy veya arazi ver, onu pasifize et diyecektim Zaman yetmedi. Tekrar görüşecektik. Kısmet olmadı. İhtilal oldu.

- Masonların iç yüzünü anlatan belgelere dayanan kitaplar yazmak hayatımızı olumlu mu etkiledi, olumsuz mu?
Ziya UYGUR- 17 yaşında askeri okulda iken "İslamda Rehberi Siyaset" adlı bir kitap okudum. O kitap ufkumu açtı. Masonlukla o çağdan beri ilgilenirim. Masonların hepsi beni tanır. Kitaplarımdan rahatsız oldular. Önce, "Mason ol" diye ısrar ettiler. Sonra, mason düşmanı olduğum için başıma gelmeyen kalmadı. Tecrit edildim. Kitaplarıma yeni baskılar yaptıramadım. Sultan Hamit dönemine ait siyasi tarih vesikalarından bir kitap hazırladım.Yayınlatamadım. (Araştırmacı-Yazar Ziya Uygur, yayınlatamadığı bu kitabının müsveddesini gösterdi. Tamamen belgelere dayalı, son döneme ait bir siyasi tarih belgeseli. Eski belgelerin hepsi /atin harflerine çevrilmiş ve özenle daktilo edilmiş. Kitap yayına hazır. İnşallah bir yayıncı ilgilenir bu eserin yayınlanmasını sağlar da yakın tarihimize ait yeni bilgi ve belgeleri öğrenmiş oluruz.)

-Türkiye’nin ve dünyanın bu günkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ziya UYGUR - Bugün dünyayı Yahudiler idare ediyor. Tevrat; "Borç vereceksin, borç almayacaksın" der. Yahudi’nin ömrü faizcilikle geçer. Onları biz zengin ediyoruz. Düşmanımızı tanımıyoruz. 3,5 Yahudi’nin esiriyiz. Türkiye borçlu bir ülke. Borçluluk esarettir. Bunun sonu olmaz. Bu millet bunu idrak etmedikçe düzelmez.
Eğitim yok. Eğitim Yahudi’nin kontrolünde. Eğitim düzelse, Türk yine dünyaya hakim olur. Türk milleti atılgan, hareketli millet. Türk milleti oturan millet değil. Bu millet iyi eğitilirse 15-20 senede dünya çapında olur. Bu millet Allah’ın lütfuna uğrayan bir millet.

- Gençlere söylemek istediğiniz bir mesaj var mı?
Ziya UYGUR - İkinci cihan harbinde zırhlı tugayda ayniyat muhasibi idim. Haram yesem milyarder olurdum. Hayatımda haram yemedim. Haram yemeyin ama zengin olmak için çaba harcayın. Etrafa yardım etmek için para gerekir. Allah’tan sonra egemenlik paradadır.Otuz yılı aşkın bir süreden sonra yaptığımız ziyaret ve sohbet hepimizi çok memnun etmişti. Sağlık ve uzun ömür dileklerimizle, müsaade isteyip Ziya Uygur ve eşinden ayrıldık. Biz asansöre binerken o, "Yine beklerim" dedi. " Bu kadar gecikmeyin.

Hairdesigner
31-03-08, 14:04
Ziyai Efendi ( 1850) </B>
Müftü Ziyai Efendi, 1850 yılında Lefkoşa'da dünyaya geldi. Öğrenimini Kıbrıs, Istanbul ve Mısır'da sürdürdükten sonra 1880 yılında o zaman adanın en yüksek öğrenim kurumu olan "Rüştiye Mektebi Başmuallimliğine" tayin edildi. İsmail Hikmet Ertaylan döneminde yayınlanan Lise Dergisine göre bu görev 1896 yılına kadar, yani Rüştiye'nin yerine dadi okulunun kuruluşuna kadar 16 yı1 sürdü. Bu 16 yıl boyunca ada'da ihtiyaç duyulan ilk muallim ordusunu yetiştirdi.

Bu görevden aynlmasından sonra İdadi'nin fahri öğretmenliğini, orta okullar heyetinin uzun yıllar üyeliğini ve başkanlığını yaptı. Başöğretmenlikten ayrıldıktan sonra siyasi hayata atılan Müftü Ziyai, Lefkoşa-Girne Milletvekilliği görevinde bulunmuştur. Daha sonra memuriyete atılan Müftü Ziyai, Lefkoşa Kadılığı'nda bulunmuş ve 1926 yılına kadar da Kıbrıs Müftülüğünü yürütmüştür.

Türk Bankası'nın kuruluşunda da önemli rol oynayan Müftü Ziyai uzun yıllar bu bankanın yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır. Sürekli olarak ada'daki yerleşim yerlerini dolaşan ve halkla temas kuran Müftü Ziyai 1918 yılında Meclis-i Milli Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynamış ve kongrenin başkanlığını yapmıştır.

Ölümü üzerine adanın her kasabasında ve Lefkoşa' nın bütün camilerinde salalar okundu ve cenaze merasimine Kıbrıs'ın her tarafından heyetler geldi. Törene büyük bir Türk kitlesi, hükümet erkanı, Rum ileri gelenleri, Lefkoşa Belediye Başkanı ve bir polis birliği katıldı.

Hairdesigner
31-03-08, 14:04
Zurab Jvaniya </B>
GÜNDEM

Gürcistan Başbakanı ölü bulundu

3 Ocak 2005- Jvaniya’nın gaz sızıntısından zehirlenerek öldüğü açıklandı.

Gürcistan İçişleri Bakanı, Başbakan Zurab Jvaniya’nın öldüğünü açıkladı. İçişleri Bakanı Vano Merabişvili, Rustavi-2 televizyonuna yaptığı açıklamada, Jvaniya’nın gaz sızıntısından zehirlendiğini söyledi.

Jvaniya’nın, olay sırasında bir arkadaşının evinde olduğunu belirten Merabişvili, Başbakan’ın telefonunu uzun süre açmaması üzerine korumasının camı kırarak evin içine girdiğini ve Jvaniya’nın cesedini bulduğunu kaydetti.

Hairdesigner
31-03-08, 18:57
Adnan Terziç ( 1960) </B>
Adnan Terziç, 2003 Ekim ayı başındaki seçimlerin ardından, 23 Aralık 2002’de Bosna Hersek Başbakanı oldu. Dragan Mikereviç’in yerine Başbakan olan Terziç, Bosna Hersek Merkezî Hükümeti’nde başbakanlığa dört yıllık bir süre için atanan ilk kişi oldu.

Terziç 1960 yılında Hırvatistan'ın başkenti Zagrep’te dünyaya geldi. Saraybosna Üniversitesi İnşaat Fakültesi mezunu olan Terziç, yüksek lisans çalışmalarını aynı üniversitenin Siyasi Bilimler Fakültesi’nde gerçekleştirdi. Terziç, 1991 yılında Müslüman Demokratik Eylem Partisi’ne katılarak, bu parti’nin başkan yardımcılığına kadar yükseldi. 1997 - 1998 Kasım ve 2000 - 2001 dönemlerinde iki kez Merkez Bosna Kantonu’nun valisi olarak görev yaptı.

Eşit sayıda Boşnak, Sırp ve Hırvat milletvekilinden oluşan Bosna Hersek Meclisi’nin Terziç’in başbakanlığını onaylamasının ardından bir konuşma yapan Terziç, reform sözü verirken, toplumun bütünüyle demokratikleştirilmesi, yasa gücü üstünlüğünün sağlanması, piyasa ekonomisini güçlendirilmesi ve toplumsal adalet konularının baş öncelikleri olacağını belirtti.

Temsilciler Meclisi’nde 23 Aralık 2002 günü yaptığı konuşmada Terziç, Hedefimiz Bosna Hersek'in Avrupa bütünleşmesi ile ekonomik ve siyasi reformlar konularında ileri adımlar atmasıdır dedi.

Hairdesigner
31-03-08, 18:57
Ahmed Kurey </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Arafat'ın yerine kim geçecek
Hürriyet 29.10.2004

Arafat'ın ölümü halinde Filistin yönetimin başına geçebilecek 5 isim ön plana çıkıyor.

Ahmed Kurey: Filistin Başbakanı, Arafat'ın eski destekçilerinden. 1993'te Oslo'da İsrail ve Filistin arasında gerçekleşen gizli görüşmelerde kilit rol oynamıştı. 66 yaşındaki Kurey'in son aylarda kendisine yeterli yetkiyi vermemekle eleştirdiği Arafat'la arası açık.

Mahmud Abbas: Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Arafat'tan sonraki en önemli ismi. 69 yaşındaki Abbas, liderlik için Kurey'den sonraki en güçlü aday.

Mervan Barguti: Cinayet suçundan halen İsrail'de hapis yatıyor. Uzun dönemde Arafat'ın en güçlü halefi konumunda. İkinci "İntifada" hareketinin yöneticilerinden.

Muhammed Dahlan: Eski içişleri bakanı. Halen Gazze Şeridi'nin güvenlik şefi. Reform yanlısı genç yönetim içinde göze çarpan isimlerinden. İsrail'in Gazze Şeridi'nden tek taraflı çekilmesi ardından düzeni sağlayabilecek bir lider olarak görülüyor.

Revhi Fettuh: Filistin Parlamento Sözcüsü, yasalara göre, Arafat'ın ölümünün ardından 60 gün süreyle başkanlık görevini sürdürecek. Liderlik için zayıf adaylardan biri olmasına karşın kilit konularda karar alınırken diğerlerini etkileyecek bir isim.

Hairdesigner
31-03-08, 18:58
Ali Fethi Okyar ( 1880)- (07.05.1943) </B>
Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurucusu. Pirlepe'de doğdu. İyi bir öğrenim gördü. Vatan Hürriyet Cemiyeti'nde Mustafa Kemal ile beraber çalışdı. 1908 da Paris'te ateşemiliter olan Fethi Bey, Trablusgarp Savaşı çıkınca Paris'ten ayrıldı, Afrika'da yapılan savaşlara katılmak üzere Trablusgarb'a geçti. 1913'de İttihat ve Terakki Genel Merkezi'ne üye seçilmiş ve Genel Sekreter olmuştur. Aynı yılın son aylarında Sofya'ya elçi olarak tayin edildi.

İzzet Paşanın kısa süren Sadrazamlığında Dahiliye Nazırı olarak görev alan Fethi Bey, Damat Ferit Paşa tarafından tutuklandı. Bütün muhaliflerini ortadan kaldırmak isteyen Damat Ferit, Fethi Bey'i Enver, Cemal ve Talat Paşaların kaçmalarına göz yummakla suçlandırmış ve Malta'ya sürgüne göndermiştir. Ancak tutuklanan İngilizler'le değiştirilmek suretiyle 1921 yılında Malta'dan kurtarıldı. Büyük Millet Meclisi tarafından Büyük Taarruzda Dahiliye Nazırı olarak seçilen Fethi Bey, Roma, Paris ve Londra'ya giderek; Yunanlıların Anadolu'dan çekilmelerini sağlayacak bir barış için çalışmıştır. Fethi Bey bu durumu, o sırada taarruz hazırlıklarını tamamlamak üzere bulunan Mustafa Kemal'e bir telgrafla birdirdi. Daha sonra da Ankara'ya döndü. Rauf Orbay'ın Başbakanlık görevinden ayrılması üzerine Başbakan seçildi (4 Ağustos 1923). Cumhuriyetin ilanı sırasında yaşanan kabine buhranı üzerine Başbakanlıktan ayrıldı. Mustafa Kemal'in Cumhuriyetin ilanına karar verdiği sırada, O'nun yanında bulunmuş ve Mecliste takip edilecek çalışma şeklini beraberce tespit etmişlerdir. Fethi Bey, Cumhuriyetin ilanından sonra TBMM Başkanı seçildi. Terakkiperver Fırkanın kurulmasından sonra, Başbakanlıktan ayrılan İsmet İnönü'nün yerine tekrar başbakanlığı seçilen Fethi Okyar, Şubat 1925'te başlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında Başbakanlıktan ayrıldı.Büyükelçi olarak çalıştığı Paris'ten, 1930 yılında dinlenmek için yurda gelen Fethi Okyar'a Mustafa Kemal tarafından yeni bir parti kurması teklifi yapılması üzerine, Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kurdu. Fakat bu parti kapatıldı. Mustafa Kemal'in ölümünden sonra da çalışmalarına devam eden Fethi Okyar, 12 Mart 1941'de Adliye Vekaleti görevinden ayrılmış ve birkaç yıl sonra 7 Mayıs 1943'de ölmüştür.

Hairdesigner
31-03-08, 18:58
Benazir Butto </B>
Benazir Butto, 21 Haziran 1953 tarihinde Pakistan’ın Karaçi şehrinde doğdu. Eski Pakistan başbakanı. Zülfikar Ali Butto'nun kızı. 1988'de seçimleri kazanarak başbakan oldu. 20 ay kadar sonra, askeri güçlerin desteğindeki devlet başkanı Gulam İshak Han tarafından yeni seçimlere gidileceği gerekçesiyle devrildi. 1993'de tekrar seçildi fakat üç yıl sonra, politik skandallar arasında görevden alındı. 2007 yılında sürgünden Pakistan’a dönerek yeniden siyasi hayata girdi.Ancak düzenlenen bir suikastla öldürüldü.
X

Hakkında yazılanlar

Benazir / Başörtünün İç Yüzü Laurence Gourret Milliyet Yayınları

Batı dünyasında hayranlık uyandıran, çağdaşlığı dolayısıyla övgüler alan, Zülfikar Ali Bhutto'nun kızı Benazir, 1988'de iktidarar geldiği zaman, bir İslam cumhuriyetinde demokrasiye ve kadın haklarının kazanılmasına dönüşün kahramanı olarak karşılanmıştı. Ama büyüleyici, heyecan uyandıran ve kurnaz Benazir, yaklaşık on yıl sonra, cinatetle suçlanan kocası ile politika arasında bir seçim yapmak zorunda kaldı... Elinizdeki kitabın, siyasi, sosyal, ekonomikl sorunlar veya dinin sömürülmesi gibi birçok açıdan bakıldığında, Pakistan gerçekleri ile günümüz Türkiye'sinde yaşanan sorunlar arasındaki ortak noktaları yakalamanıza yardımcı olacağına inanıyoruz.

Hairdesigner
31-03-08, 18:59
http://www.biyografi.net/images/kisi/1405.jpg
Benito Mussolini ( 1883)- (28.04.1945) </B>
1883'te Forli'de doğdu.Bir süre öğretmenlikle meşgul olduktan sonra 1902'de askerlik yapmamak için İsviçre'ye gitti.1904'te geri dönen Mussolini 10 sene boyunca gazetecilik yaptı.Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine orduya yazıldı ve savaşta aktif olarak görev yaptı.Savaşta yaralanan Mussolini Milano'ya döndü ve burada sağ görüşlü "Il Popolo d'Italia" gazetesinin editörü oldu.

1918'de savaş sona erdiğinde İtalya'da yıkım büyüktü.Ordudan geriye bir şey kalmamış, savaşta 460.000 kayıp verilmişti bununla beraber ekonomi de çökmüştü.Ayrıca savaş sonu antlaşmalarında toprak kazancı olacağını düşünen İtalya'yı İngiltere ve Fransa gözönüne dahi almadılar.Böylece İtalya Avrupa'da yalnızlığa itildi.İtalya'da siyasi krizde vardı, koalisyon hükümetleri başarılı olamıyordu. İşsizliğin giderek artması ve halkın gidişattan memnun olmaması komünistlerin büyük taraftar toplamalarına yol açtı.Bu sırada Mussolini ise çeşitli sağcı grupları kurduğu Faşist partisinin bünyesinde toplamıştı bile.Mussolini (halk arasındaki lakabıyla Il Duce "Duçe" ) ülkenin problemlerini çözeceğini vaat ediyor ve eski Roma İmparatorluğu'nu tekrar kuracağını söylüyordu.Nazi Almanya'sındaki SS ve SA gibi Mussolini'nde bir "Siyah Gömlekliler" grubu vardı.Bu grup parti karşıtlarıyla ve komünistlerle ilgileniyor, şiddete başvurmaktan kaçınmıyordu.Ülkede komünist düşmanlığı arttıkça ve siyasal istikrar sağlanamadıkça umutlar Duçe'ye bağlandı.Ekim 1922'de Mussolini Kral Viktor Emmanuel III'ü yönetimi kendisine devretmekle tehdit etti aksi takdirde 26.000 taraftarı ile Roma'ya yürüyecek ve bunu kendi yapacaktı.Komünist hareketinde önüne geçmek isteyen Kral bu teklifi kabul etti ve İtalya'da Duçe dönemi başladı.

Mussolini'nin başa geçmesiyle, kadınlar ev dışında çalışmaktansa ev kadını olmaya ve yapabildikleri kadar çocuk yapmaya teşvik edildi. Duçe tüm ülkeyi tren rayları ve otobanlarla adeta ördü.Çiftçiler sürekli teşvik edildi , tarım ve endüstride canlanma sağlandı, işsizlik azaldı.Tüm bunlar Mussolini'nin popülaritesini arttırdı.1930'ların başında o artık tüm ülkenin sevgilisiydi.

Fakat popülaritesini daha da arttırmak isteyen Mussolini 1935'te Habeşistan'ın işgaline başladı.Sonun başlangıcı böylece 1935 olarak saptanabilir, bu tarihten itibaren Mussolini'nin prestiji giderek zayıflayacaktır.Çünkü İtalyan halkı artık savaş istemiyordu, Birinci Dünya Savaşı'nın yaraları daha yeni sarılmıştı.Ama Duçe yoluna devam etti.1936'da Habeşistan'ın işgalini tamamladı ve aynı yıl Hitler'le Roma-Berlin mihverini kurdu.Bu tarihten sonra devamlı Hitler'in etkisinde kalan Duçe 10 Temmuz 1940'da Müttefiklere savaş ilan etti.Ama İtalyan Ordusu Kuzey Afrika ve Balkanlar seferlerinde rezil oldu, her seferinde imdada Almanlar yetişmese Yugoslavya ve Yunanistan'ın İtalya'nın işini bitirmesi içten bile değildi.
1943'te Müttefikler İtalya'ya çıkarma yaptılar.Kral Viktor Emmanuel III Mussolini'yi görevden aldı.Duçe tutuklandı ve hapsedildi.Ama en zor anında bile Führer imdadına yetişti.
Hitler, Mussolini'den sonra İtalya'nın teslim olmasından korkuyordu.Böyle bir durum Almanya'nın güneyini Müttefik saldırısına açık hale getirecekti.Eğer Mussolini kurtarılıp tekrar başa geçirilirse ona sadık kuvvetlerle İtalya'nın savunmasına devam edilebilirdi.

Mussolini'nin kurtarılması için SS Hauptsturmfuhrer Otto Skorzeny önderliğinde bir takım oluşturuldu.Takım üyeleri Hava Kavvetleri Luftwaffe'ye bağlı "Fallschirmjager" yani hava indirme birimine ait komandolardı.Bu arada Otto Skorzeny'den kısaca bahsetmek gerekirse o Almanya'nın en iyi yetiştirilmiş komandolarından biriydi ve Müttefik askeri çevrelerinde "Hitler's Commando" sıfatıyla gayet iyi tanınıyordu.

Duçe 12 Eylül 1943'de Gran Sasso'da tutuklu bulunduğu otelden kurtarıldı ve uçakla Viyana'ya kaçırıldı.İtalya'da kendine bağlı birliklerle mücadeleyi sürdüren Mussolini Nisan 1945'de yani savaşın son günlerinde kaçmaya çalışırken İtalyan Mukavemeti mensupları tarafından öldürüldü.(28 Nisan 1945)

Hairdesigner
31-03-08, 18:59
http://www.biyografi.net/images/kisi/56.jpg
Bülent Ecevit ( 1925)- (05.11.2006) </B>BÜLENT ECEVİT 05 KASIM 2006 TARİHİNDE, 6 AYDIR TEDAVİ GÖRDÜĞÜ GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİNDE HAYATINI KAYBETTİ.


"Bir bardak çay, bir yaprak kağıt, bir kurşun kalem ve şiir kitabı"… İşte Bülent Ecevit'in hayatındaki en yakın arkadaşları… Onunki 28 Mayıs 1925'te başlayan sade bir hayattı… İlk ve Ortaokulu Ankara'da okur… Lise çağında ona İstanbul Robert Kolej yolları görünecektir… Bu yol onun hayatını derinden etkileyen evliliğinin de vesilesidir…
Kolej'deki bir resim yarışmasında Rahşan Aral'la tanışır… Kısa sürede aşk yaşamaya başlayan iki genç, 22 Ağustos 1946 tarihinde Çocuk Esirgeme Kurumu salonunda sade bir törenle evlenirler… Bülent bey Londra Üniversitesi'ne kayıt yaptırır ve Londra Basın Ataşeliği'nde göreve başlar… Sırada Londra günleri vardır artık…

1949 yılında CHP'nin resmi yayın organı Ulus gazetesinde yazmaya başlayan Ecevit, 1954 yılında Amerikan Haberler Merkezi'nin davetlisi olarak Washington'a gider… Yazılarını Halkçı isimli gazetede sürdürür… Amerika'dayken aldığı bir telgraf hayatını değiştirecektir… CHP'den milletvekilliği adaylık teklifidir telgraftaki mesaj…27 Ekim 1957'de o artık milletvekilidir…15 yılda hızla atılan adımlar onu 14 Mayıs 1972'de CHP Genel Başkanlığı koltuğuna taşır…İsmet İnönü'ye karşı kazanılan zaferin ardından, Kıbrıs Fatihi ünvanına iki yıl kalmıştır… Onun siyasi hayatının belki de en önemli kilometre taşlarından birisi 1974'teki Başbakanlığında yapılan Kıbrıs Barış Harekatıydır…


12 Eylül 1980 askeri darbesinin siyasi yasaklısı Bülent Ecevit, eşi Rahşan hanımla bir süre Zincirbozan günlerine mahkumdur… Ardından eşinin uzun süre genel başkanlığını yaptığı Demokratik Sol Parti'nin başına geçer… 1991'de
yeniden Meclis'e giren Ecevit ve partisi, 1998'de ANASOL D hükümetinin düşürülmesinin ardından azınlık hükümeti olarak iktidara gelir… Azınlık hükümetinin başbakanı 17 Şubat 1999'da tarihi bir açıklama daha yapar…


Bu rüzgar 18 Nisan 1999 seçimlerinde ise yüzde 21'lik oyuyla birinci parti yapar DSP'yi ve Ecevit'i… Başbakan Ecevit 74.Yaşgünü'nde TGRT'nin kendisine hediye ettiği çiçeği alırken MHP ile koalisyonun temelini attıklarını da ilk kez telefuz eder…


Aslında yılların zıt kutbu gördükleri MHP ile koalisyonu Kıbrıs'ta masa tenisi oynarken de dile getirir Ecevit çifti…

DSP-MHP-ANAP Hükümeti büyük zorluklarla işe başladı… İki büyük deprem ve ekonomik problemler… Bir de Cumhurbaşkanlığı krizi… Kriz r Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer üzerinde uzlaşmayla aşılmıştı… 16 Mayıs 200'de göreve başlayan Cumhurbaşkanı Sezer'in birkaç ay sonra bir Milli Güvenlik Kurulu'nda Başbakan Ecevit'e fırlattığı Anayasa kitapçığı, bir ekonomik krizin de tetikleyicisi olacaktı…


19 Şubat 2001… Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın kamu bankaları yüzünden tartışması, piyasayı gerdi… Dolar 650 bin liradan bir günde 1 milyon 100 bin liraya fırladı… Faizler çıktı, borsa çöktü… Başbakan bu kriz günlerinde eski
bir dostu hatırladı… O dönem Dünya Bankası'nda çalışan Kemal Derviş'ti bu dost…. Derviş süper bakan olarak Ekonominin başına getirildi apar topar… Ecevit tıpkı Sezer gibi onunla da gönül köprülerini atacaktı bir süre sonra…
Zira Derviş de bakanlıktan istifa edip, önce Hüsamettin Özkan ekibiyle, sonra da Bülent beyin en büyük politik rakiplerinden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'la dirsek temasında bulunacaktı…


Tarih 4 Mayıs 2002'ydi… Başbakan Ecevit Başkent Hastanesi'ndeydi… Basit bir bel rahatsızlığı giderek büyümüş, kaburgası kırık, güçlükle konuşan bir Başbakan durumuna düşmüştü Ecevit… 28 Mayıs 2002'de hastaneden taburcu
olduğunda artık eskisi gibi yürüyemiyor ve konuşamıyordu…


Bülent Ecevit Başbakanlık koltuğunu tüm ısrarlara karşın bırakmadı bu süreçte…



Sağlığının ona yapamadığını 3 Kasım 2002 seçimleri yapmıştı… Birinci parti olarak seçime giren DSP, korkunç bir erimeyle yüzde bire düşmüştü… Ecevit için siyasette yolun sonuydu…



Onun DSP'ye ve siyasete vedası ilk kurultayda, duygusal bir ortamda gerçekleşti… Karaoğlan artık Oran'daki evine çekilmişti… Bazen bir bilen olarak sahneye çıkıyor, hakkında yazılan kitaplar ve yazdığı makalelerle sesini duyuruyordu…18 Mayıs 2006'da son olarak, Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in cenazesinde görüntüledi kameralar onu… Bitkin ve yorgundu… Buna üzüntü de eklenmişti… Akşam saatlerinde fenalaştı… Son kez hastane yolu göründü.... Bülent Ecevit beyin kanaması geçirmişti… Gülhane Askeri Tıp Akademisi'ndeki son çabalar onu hayata döndüremedi… Karaoğlan artık yoktu…

---------------------------------------------

Türkiye Karaoğlan’ını kaybetti. 18 Mayıs’ta geçirdiği beyin kanamasının ardından, Ankara’da, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’ne kaldırılan eski Başbakan bülent Ecevit, 172’nci gündü, yaşama veda etti.


Ecevit’in ölümü ilk olarak, doktoru Mücahit Pehlivan tarafından basına duyuruldu. Hastaneden yapılan açıklamada ise, Ecevit’in ölümü, “18 Mayıs 2006 tarihinden bu yana GATA Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanlığı Yoğun Bakım Ünitesinde takip ve tedavisi yapılan Sayın Bülent Ecevit'in stabil seyreden solunum ve dolaşım fonksiyonları son bir haftadır giderek bozulmuş ve uygulanan tedavilere yanıt alınamamıştır. Sayın bülent Ecevit, 5 Kasım günü saat 22.40’ta dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu vefat etmiştir. Türk milletinin başı sağolsun” cümleleriyle ifade edildi. Ecevit'in vefat haberini alan partililer Hastane önünde toplanırlarken, hastane önünde oldukça duygusal anlar yaşandı. Ecevit’in sevenlerinin çoğu gözyaşlarını tutamazken, bazılarının bayıldığı ve tedavi altına alındığı gözlendi. Ecevit’in ölüm haberinin duyulmasının ardından yazılı bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Ecevit’in yaşamını yitirmesinden büyük üzüntü duyduğunu ifade ederek, “Türk Ulusu, Bülent Ecevit'in ülkemize yaptığı hizmetleri, her zaman saygıyla anımsayacaktır” görüşüne yer verdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da yaptığı yazılı açıklamada, Türk siyasetinin önemli bir şahsiyetini kaybettiğini vurgulayarak, Kendisini rahmetle anıyor, hayat arkadaşı Rahşan Hanım'a ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum” dedi. Erdoğan'ın DSP Genel Başkanı Zeki Sezer'i de telefonla arayarak baş sağlığı dileklerini ilettiği öğrenildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:00
http://www.biyografi.net/images/kisi/2194.jpg
Derviş Eroğlu ( 1938) </B>
1938 yılında Magosa’nın Ergazi Köyünde doğdu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu ve Ankara’ da Üroloji ihtisası yaptı. 1976 Genel Seçimlerinde UBP’den Milletvekili seçildi ve 1977’ye kadar Eğitim ve Kültür İşleri Bakanlığı yaptı. 1981 Genel Seçimlerinde yeniden Milletvekili seçildi. 1983 Kasımında Kurulan Kurucu Mecliste görev aldı. 1985 Genel Seçimlerinden sonar Başbakan olarak atandı. İngilizce ve Rumca bilen Dr. Derviş Eroğlu evli ve dört çocuk babasıdır.

18 Aralık 1983 tarihinde UBP Genel Başkanlığına getirilen Dr.Derviş Eroğlu sırasıyle;

Temmuz 1985’te TKP ile ortak I. Eroğlu Hükümetini.
Eylül 1986’da YDP ile ortak II. Eroğlu Hükümetini.
Haziran 1988’de Bağımsızlarla ortak III. Eroğlu Hükümetini.
Mayıs 1990 Milletvekili Seçimlerinden sonra ise IV. Eroğlu Hükümetini kurdu.

12 Aralık 1993 Milletvekilliği Erken Genel Seçimlerinden sonra (Ocak 1994’de) Hükümeti DP-CTP ortaklığına devretti.

Dr. Derviş Eroğlu; 1984-1986-1988-1990-1992 Kurultaylarında tek aday olarak Genel Başkan seçildi. 1994 Yılında yapılan X. Kurultayda ise rakibi karşısında Genel Başkanlık için yarıştı ve % 70’lik bir delege oyu ile yeniden Genel Başkan seçildi.

16 Ağustos 1996 tarihinde UBP-DP koalisyonu oluşmuş ve bu tarihte Dr. Derviş Eroğlu Başkanlığına UBP-DP ortaklık Hükümeti kurulmuştur.

28 Haziran 1998 tarihinde gerçekleştirilen Yerel Seçimlerden birinci parti olarak Ulusal Birlik Partisinin çıkmasını sağlayan Dr. Derviş Eroğlu 6 Aralık 1998 tarihinde gerçekleştirilen Milletvekilliği Genel Seçimlerine Başkanı bulunduğu Ulusal Birlik Partisi’nin seçimlere götürmüş ve %40 oyla seçimlerden Ulusal Birlik Partisi’nin birinci parti olarak çıkmasını sağlamıştır.

30 Aralık 1998 tarihinde TKP ile kendi Başbakanlığında VI. EROĞLU Koalisyon Hükümetini oluşturan Dr. Derviş Eroğlu, 9 Mayıs 1999 tarihinde gerçekleştirilen XII. Olağan Kurultay’da yeniden Ulusal Birlik Partisi Başkanlığına seçilmiştir.

6 Mayıs 2001 tarihinde gerçekleştirilen XIII. Olağan Kurultayda oyların % 70.5 olarak yeniden UBP Genel Başkanı seçilmiştir.

7 Haziran 2001 tarihinde DP ile VII. EROĞLU Koalisyon Hükümetini kurmuştur.

14 Aralık 2003 tarihinde yapılan KKTC Milletvekilliği Genel Seçimleri sonucu Dr. Derviş Eroğlu meclise giren Ana Muhalefet Partisi UBP’nin Genel Başkanıdır.

HAKKINDA YAZILANLAR

KKTC’de 2005 seçim sonuçları/ Ömer BİLGE
Hürriyet 21.02.2005


KKTC’de dün yapılan erken genel seçimlerde, sandıktan CTP çıktı. Talat, yüzde 44.45’e ulaşmasına rağmen koalisyon kurmak zorunda.

KKTC’de 147 bin seçmen 14 ay aradan sonra ikinci kez parlamentosunu ve hükümetini belirlemek üzere dün sandık başına gitti.

Katılım oranının yüzde 80.76 olduğu seçimlerde, son seçimde yüzde 35 oy alan Başbakan Mehmet Ali Talat’ın partisi CTP, oy oranını yüzde 44.45'e çıkardı.

CTP BİR DÜŞTÜ, UBP BİR YÜKSELDİ

Yüksek Seçim Kurulu'ndan (YSK) bu sabah alınan kesin olmayan resmi sonuçlara göre, daha önce 25 milletvekilliği kazandığı açıklanan Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) sandalye sayısı 24'e düştü, Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) sandalye sayısı ise 18'den 19'a yükseldi.

Milletvekili sayısındaki durum, Girne sonuçlarında meydana gelen değişiklikten kaynaklandı. Girne'de 5 olarak açıklanan CTP milletvekili sayısı 4'e inerken, UBP'nin 3 olan sandalye sayısı 4'e yükseldi. Demokrat Parti'nin (DP) 6, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) 1 olan milletvekili sayılarında değişiklik olmadı.

Hairdesigner
31-03-08, 19:00
http://www.biyografi.net/images/kisi/1069.jpg
Ehud Barak ( 1942) </B>
Başbakanlık görevini, 1999 seçimlerinde rakibi Likud lideri Binyamin Netanyahu’yu yenerek kazanan İşçi Partisi Genel Başkanı Ehud Barak, 1942 yılında doğdu. İsrail ordusuna 1959’da 17 yaşındayken katılan Barak, ordunun çeşitli birimlerinde değişik rütbelerde görev yaptı. Barak, İsrail tarihindeki önemli savaşlarda cephede savaştı ve 1982’de istihbarat servisinin başına getirildi. Barak, 1991’de silahlı kuvvetlerdeki en yüksek rütbeye (genelkurmay başkanlığı) ulaşırken, İsrail-Ürdün barış anlaşmasının imzalanmasında etkin rol oynadı. Ehud Barak,
askerlik görevinin yanı sıra İsrail’deki çeşitli üniversitelerden fizik, matematik ve mühendislik gibi siyaset dışı alanlarda dereceler aldı.6 Şubat 2001 tarihinde yapılan Başbakanlık seçimini rakibi Ariel Şaron karşısında kaybetti.Ehud Barak yüzde 37, Ariel Şaron yüzde 62'i oy aldı.Seçim sonuçlarından sonra Barak İşçi Partisi Genel Başkanlığından ve milletvekilliğinden istifa edeceğini açıkladı.

Hairdesigner
31-03-08, 19:00
Ferdi Sabit Soyer ( 1952) </B>
1952 yılında Lefkoşa’da doğdu. 1970 yılında, Lise tahsilini Lefkoşa’da tamamladı. Yüksek tahsiline ara vererek uzun süre Sendikacı olarak görev yaptı.

1985 Genel Seçimlerinde ve 1993 Erken Genel Seçimlerinde Cumhuriyetçi Türk Partisinden Gazi Mağusa Milletvekili seçildi ve 11 Aralık 1995 tarihine kadar Tarım, Doğal Kaynaklar ve Enerji Bakanlığı yaptı. 1998 VE 2005 Genel Seçimlerinde Cumhuriyetçi Türk Partisinden Gazimağusa Milletvekili seçildi.Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra başbakan oldu.
Evli ve iki çocuk babasıdır.

Hairdesigner
31-03-08, 19:01
Ferit Melen </B>
Ferit Sadi Melen, (35. hükümetin başbakanı) 1906'da Van'da doğdu. İlk ve ortaokulu Van'da bitirip, 1928'de Bursa Erkek Lisesinden mezun oldu. Mülkiyeye girerek Temmuz 1931'de diploma aldı. 26 Ağustos 1931'de Bursa Maiyet memurluğunda devlet hizmetine girdi. 25 Ekim 1932'de Maliye Müfettiş Yardımcılığına atandı. 1 Ocak 1936'da Dördüncü Sınıf, 14 Temmuz 1939'da Üçüncü Sınıf, 26 Ocak 1940'ta İkinci Sınıf ve 28 Ocak 1943'te Birinci Sınıf Müfettişliğe terfi etti. Askerliğini asteğmen olarak 1 Mayıs 1940-27 Kasım 1941 tarihleri arasında yaptı. Bir yıl süre ile Fransa Maliye Bakanlığı Örgütünde inceleme yapmak üzere Paris'e gönderildi. 29 Kasım 1943'te Vasıtalı Vergiler Genel Müdürü oldu. 30 Haziran 1946'da Gelirler Genel Müdürlüğüne getirildi.

IX. Dönem seçimlerinde Van Milletvekilliğine seçildi, dönem sonunda yasama etkinliğine ara vererek serbest mali müşavirlik yaptı. 30 Eylül 1959'da emekliye ayrıldı. XI. Dönemde tekrar Van Milletvekili seçildi. 1961 Kurucu Meclisinde Van İli Temsilcisi olarak bulundu. IX. ve X. İnönü Kabinelerinde, Parlamento dışından, Maliye Bakanı olarak yer aldı. 7 Haziran 1964 - 14 Ekim 1979 tarihleri arasında Cumhuriyet Senatosu Van Üyeliği yaptı. 1968'de CHP'den istifa ederek Güven Partisi kurucuları arasında yer aldı. I. ve II. Erim Hükümetlerinde 26 Mart 1971'den 22 Mayıs 1972 tarihine kadar Milli Savunma Bakanlığı görevinde bulundu. 22 Mayıs 1972'de Başbakanlık görevini üstlendi. IV. Demirel Hükümetinde 31 Mart 1975'de tekrar Milli Savunma Bakanlığı görevine getirildi. 12 Temmuz 1980'de Cumhurbaşkanınca, Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçildi. Bu görevi 12 Eylül 1980'de sona erdi. 1983 Genel Seçimlerinde bir kez daha Van Milletvekili seçildi.

3 Eylül 1988'de Ankara'da vefat etti, Cebeci Asri Mezarlığında toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:01
Fethi Okyar ( 1880)- (07.05.1943) </B>
1880'de Rumeli' de Pirlepe' de doğan Okyar 1904' te Harp Akademisi'ni bitirdi. Selanik'teki 3. Ordu'da görev yaparken İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Meşrutiyet'in ilanından sonra Paris askeri ataşeliğine atandı (1908). Trablusgarp ve Balkan savaşlarına katıldı. 1911' deki Meclis-i Mebusan ara seçimlerinde Manastır milletvekilliğine seçildi. 1913'te Sofya büyükelçiliğine atandı.

1917' de İstanbul milletvekili olarak yeniden Meclis-i Mebusan' a girdi. Dahiliye nazırı oldu (1918). 1919'da öteki İttihat ve Terakki yöneticileriyle birlikte Malta'ya sürüldü. 1921'de serbest bırakılınca Ankara'ya giderek TBMM'ye katıldı. İçişleri bakanlığı ve iki kez başbakanlık (1923, 1924-1925) yaptı. Paris büyükelçisi oldu; 1930' a kadar bu görevde kaldı. 1930' da kuruluşuna öncülük ettiği Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın başkanlığını üst1endi. Serbest Fırka'nın 1930' da yapılan yerel seçimlerde kazandığı başarı hükümeti rahatsız etti. Gericiliği kışkırttığı gerekçesiyle sert eleştirilere maruz kalan parti 17 Kasım 1930' da kendini feshetmek zorunda kaldı.

1934'te Londra büyükelçiliğine atanan Okyar daha sonra yeniden milletvekili seçildi (1939-1942). Mayıs 1939'dan Mart 1941'e kadar Refik Saydam hükümetinde adalet bakanlığı yapan Fethi Okyar ekonomide liberal uygulamaları savunuyordu.
Eski başbakanlardan Ali Fethi Okyar 7 Mayıs 1943'de İstanbul'da öldü.


ESERLERİ
1.Fethi Okyar'ın Anıları
Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye
Fethi Okyar Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Ünlü Kişiler Dizisi

Bu kitapta başta ümitsiz görünen çetin bir mücadele sonucunda, ülkemizin bağımsızlığını sağlamış olan ve Cumhuriyet'in 1923'te ilanında, Cumhurbaşkanı seçilmiş olan Mustafa Kemal Atatürk'ün, 1930 yılında, yakın arkadaşı Fethi Okyar'ı görevlendirerek kurulmasına yol açtığı muhalefet partisinin dramatik öyküsünü bulacaksınız…

Hairdesigner
31-03-08, 19:01
Gerhard Schröder ( 07.04.1944) </B>
Schröder, 7 Nisan 1944'de Mossendorf adlı bir köyde doğdu ve bir kaç gün sonra, yüzünü görmediği babası Fritz Schröder, Alman ordusunun Romanya'dan çekilişi sırasında yaşamını yitirdi. Schröder üzerinde önemli rolü olan annesi Erika, temizlikçilik yaparak, iki çocuğunun geçimini sağladı.

Erika, 1947'de 3 çocuklu bir işçiyle 2. evliliğini yapınca, Schröder'in 3 tane de üvey kardeşi oldu. Üvey babası tüberküloz tedavisi için sık sık sanatoryumda yattığı için, evde aile reisi oölünü Schröder üstlendi. Komşu kentlerdeki okullara gidip, zor şartlar altında öğrenimini sürdürürken, 14 yaşında çeşitli dükkanlarda satıcı olarak çalışmaya başladı. Bu arada genç yaşlarda amatör futbol liglerinde de, iyi bir orta saha oyuncusu olarak top koşturdu.

1966 ile 1971 arasında Göttingen Üniversitesi'nde Hukuk okuyan Schröder, 1978'de ilk avukatlık bürosunu açtı. Savunmasını yaptığı kişiler arasında terör örgütü Kızıl Ordu Fraksiyonu'ndan (RAF) Horst Mahler de var. Partisine danışıp bu davayı üstlenen Schröder, başarılı olamadı. Schröder'in geçmişindeki bu ilginç dava, genel seçimlerde rakipleri tarafından, hiç propoganda malzemesi yapılmadı.

Dileği gerçek oldu
Almanya Sosyal Demokrat Partisi'ne (SPD) 1963'te giren Gerhard Schröder, 1978 - 80 arasında SPD gençlik örgütü JUSO'da iki dönem Genel Başkanlık görevini yürüttü. 1986'da Parti Yönetim Kurulu üyesi olan Schröder, 1986 - 1990 yılları arasında Bonn'da federal parlamentoda bir dönem milletvekilliği yaptı. Bu yıllarda, Bonn'daki Başbakanlık binasının demirliklerine tutunup, "Bir gün buraya Başbakan olmak istiyorum" diye bağırdığı anlatılır.

Daha sonra Aşağı Saksonya Eyaleti'ne dönerek, 1990'daki eyalet seçimini kazanan Schröder, bu eyaletin başbakanı olarak Yeşiller'le koalisyon kurdu. SPD, 1994'te eyaletteki seçimde tek başına iktidar oldu.

1998 martında yapılan Aşağı Saksonya seçiminde, SPD yüzde 48 oranında oyla çok iyi bir sonuç alınca, parti Yönetim Kurulu Schröder'i hemen genel seçimler için Başbakan adayı ilan etti. 27 Eylül 1998'de genel seçimleri kazanan Schröder liderliğindeki SPD, Yeşiller ile koalisyon hükümeti kurdu.

Türkiye'yi destekledi
Schröder, iç ve dış politikadaki tutarlı politikalarının yanı sıra Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığının en ateşli savunucularından biri olarak dikkat çekti. 1999 Aralık'ında Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de yapılan Avrupa Birliği Zirvesi'nde Türkiye'ye AB adayı statüsü, Schröder gibi düşünen bazı üye ülke devlet başkanlarının uzun süredir yürüttükleri olumlu kampanya sonucu verildi.
Xxxxxxxx

Hairdesigner
31-03-08, 19:02
Hamid Karzai </B>
Hamid Karzai, Peştun asıllı lider. Kandahar yöresinde Taliban güçleriyle çatıştı. Hamid Karzai'nin geçici hükümetin başına getirilmesinin, Afganistan'da çoğunluğu oluşturan Peştunları memnun etmesi bekleniyor. 1980'lerde Sovyetler Birliği işgali sırasında Sovyet güçlerine karşı gösterdiği mücadeleyle Afganlar tarafından tanınan bir isim haline gelen Karzai, Sovyetler'in ülkeden çekilmesinin ardından kurulan hükümette dışişleri bakanlığı yardımcılığı yaptı. Karzai, 1996 yılında Taliban başa geçene kadar bu görevi yürüttü.taliban yönetimi sonrasında beçiş hükümetinin başbakanlığını yaptı. Devlet Bakanlığı seçimini kazandı.

HAKKINDA YAZILANLAR
Afganistan’da zafer Karzai’nin
NTV 24 Ekim 2004

Afganistan’da devlet başkanlığı seçimlerinde Hamid Karzai zaferini ilan etti.İlk resmi sonuçlara göre, Devlet Başkanı Karzai, oyların yüzde 54’ünü aldı.

Afganistan’da seçimin ardından, kullanılan oyların yüzde 92’sinin sayımı tamamlanırken, ilk resmi sonuçlara göre, Devlet Başkanı Karzai, oyların yüzde 54’ünü aldı. Karzai’nin sözcüsü, seçimi kazandıklarını söyledi ve bunun resmen açıklanmasını beklediklerini belirtti.
Seçimin ikinci tura gitmemesi için Karzai’nin oyların yüzde 50’sini alması gerekiyor. Karzai’nin en yakın rakibi olan ve oyların yüzde 38’ini alan eski Eğitim Bakanı Yunus Kanuni yenilgiyi kabul etti. Hamid Karzai, 2001’de Taliban yönetiminin devrilmesinden sonra ABD’nin desteğiyle ülkenin yönetimini üstlenmişti.

Hairdesigner
31-03-08, 19:02
Haşim Taci </B>
Taci 24 Nisan 1968'de, Kosova'nın orta kesiminde Sırp makamlarına karşı etnik Arnavut silahlı direnişinin kalesi olan Drenica bölgesindeki Brocna kasabasında doğdu.

Priştine Üniversitesi'nde tarih okuyan Taci, eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç rejiminin eyaletin özerkliğini ortadan kaldırma hamlesine karşı barışçı Kosovalı Arnavut protestolarının damgasını vurduğu 1989-1991 döneminde bir öğrenci eylemciydi. Kosova'nın Sırbistan'dan ayrılmasının ateşli bir savunucusu olan Taci, kısa bir süre sonra 1993 yılında kurulan Kosova Kurtuluş Ordusu'na (KLA) katılmak üzere yeraltına indi. 1990'ların ortalarında İsviçre'ye göç etti ve burada siyaset alanında lisansüstü eğitim görerek Arnavut siyasi çevrelerine katıldı.

1996-1997 yıllarında KLA, Sırp liderleri, polisi ve Sırplarla çalışan Kosovalı Arnavut işbirlikçilerine karşı bir dizi saldırı düzenledi. 1998 yılı başlarında, Miloseviç rejimi isyancılara karşı geniş çaplı bir operasyon başlattı ve durum zamanla tam teşekküllü bir savaşa dönüştü. "Yılan" lakabıyla tanınan Taci, militan grubunun siyasi lideri oldu.

Taci, Şubat-Mart 1999'da Fransa'nın Rambouillet kentinde düzenlenen uluslararası toplum nezaretindeki barış müzakerelerinde Kosovalı Arnavut heyetindeki KLA temsilcilerinden biriydi. Taci, Kosova'nın son dönem simgesel lideri ve Sırbistan'a karşı barışçıl direniş yanlısı İbrahim Rugova'ya eyaletin müzakere heyetinin başkanı ve kabul gören bir siyasi haline gelmesinde arka çıktı. Sırp temsilcilerin Kosovalı Arnavut tarafının imzaladığı anlaşma önerisini geri çevirmesi sonrasında, müzakereler 19 Mayıs 1999'da başarısızlıkla sonuçlandı.

Bundan beş gün sonra NATO'nun başlattığı hava saldırıları, Belgrad'ın şiddete bir an önce son verilmesi ve askeri, polis ve milis kuvvetlerini derhal geri çekmesini de içeren siyasi anlaşmayı kabul etmesi sonrasında 10 Haziran'da sona erdi. Aynı gün, Kosova'yı UNMIK idaresine sokan ve NATO güdümünde bir barış gücünü (KFOR) hizmete sokan BM Güvenlik Konseyi'nin 1244 sayılı Kararı kabul edildi.

İhtilafın sona ermesi ve KLA'nın dağıtılması sonrasında, Taci Kosova Halkın Demokratik Partisini kurdu. Kuruluş toplantısını Mayıs 2000'de yapan parti eski isyancı liderini parti genel başkanı seçti ve adını kısaltarak Kosova Demokrat Partisi (PDK) olarak değiştirdi.

2001 parlamento seçimlerinde Taci'nin partisi Rugova'nın LDK'sının ardından açık farkla ikinci gelerek 26 sandalye kazandı. Parti, başbakanlık görevinin PDK'lı Bayram Recepi'ye verildiği LDK liderliğindeki hükümete katıldı. 2004 seçimleri Taci'nin partisine meclisteki temsil düzeyini 30 sandalyeye çıkarma olanağı sağlasa da, parti yine LDK'nın gerisinde kaldı ve bu sefer hükümete katılmayıp muhalefette kalmayı seçti.

Taci Kosova'nın beşinci başbakanı olarak onandığı 9 Ocak 2008'de, bağımsızlık ilanına "haftalar" kaldığını, ancak bunun ABD veya AB'nin önde gelen güçlerinin onayı olmadan gerçekleşmeyeceğini söyledi.

"Bütün Kosova vatandaşlarının başbakanı" olarak hizmet verme sözü veren Taci, bağımsızlığa karşı çıkan Kosovalı Sırplara hükümetinin "azınlık haklarına özellikle dikkat edeceğine" söz vermek üzere konuşmasının bir bölümünde ana dili olan Arnavutça'dan Sırpça'ya geçti.

Başbakan, "Özellikle Sırp toplumu olmak üzere azınlıklarla olan ilişkilerde bir hoşgörü ortamı yaratmak için elimizden geleni yapacağız." dedi.

Taci evli ve bir oğlu var.

Hairdesigner
31-03-08, 19:02
Helmut Kohl </B>
On altı yıl boyunca Almanya Başbakanlığı yapan politikacı olarak tarihe geçen Helmut Kohl, 1930'da Ludwigshafen kentinde doğdu. Frankfurt ve Heidelberg'de eğitim gören Kohl avukat oldu. Bir süre sonra Hıristiyan Demokrat Parti'ye katılan Helmut Kohl,1976'da Federal Parlamento'nun milletvekili bir üyesi olarak o yıllardaki başkent, Bonn'a gitti.

İyi bir çıkış yakalayan Kohl, kısa sürede partisinin genel başkanlık koltuğuna oturarak muhalafet lideri konumuna geldi. Schmidt koalisyonunun 1982'de çökmesiyle başbakan vekili olan Kohl, partisinin 1983 seçimlerini kazanması üzerine başbakanlık koltuğuna bu kez emaneten değil kalıcı olarak oturdu. Kohl, başbakanlıkta kaldığı süre içinde çok önemli başarılara imza attı.

Bu başarıların en dikkat çekeni iki Almanya'nın birleşmesini sağlamak oldu. Doğu Almanya'nın 1989'da Batı ile birleşmesinin ardından bir zamanların iki farklı ülkesi olan Birleşik Almanya'da 1990'da düzenlenen genel seçimleri Hıristiyan Demokratlar'ın kazanması üzerine bir kez daha başbakan oldu.

Kohl "Birleşik Avrupa" fikrinin ateşli savunucularından biri olmasına rağmen Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığına karşı tutumuyla dikkat çekti. 1998'de düzenlenen seçimlerden Sosyal Demokrat Parti'nin galip çıkması üzerine Kohl başbakanlığı Gerhard Schröder'e teslim etti.

Bir süre sonra partisinin genel başkanlığını da bırakan Kohl, Hıristiyan Demokratlar'a bir tür üstün hizmet nişanı anlamına gelen "Onursal Başkan" seçildi. Ancak, Kohl'ün iktidarı döneminde partisine yüklü miktarlarda yasadışı bağışlar yapıldığının ve Kohl'ün ülkede aranan bir silah tücarıyla ilişkisi olduğunun ortaya çıkması büyük bir politik skandala yol açtı.

Kohl onursal başkanlıktan istifa etmek zorunda kaldı. Kohl'ün yasadışı bağış yapanların isimlerini açıklamamakta direnmesi, Hıristiyan Demokrat Parti'de bir dizi artçı şoka neden oldu.

Hairdesigner
31-03-08, 19:03
Hikmet Süleyman </B>
Hikmet Süleyman
Türkiye taraftarı Başbakan Hikmet Süleyman'ın 1930'larda defalarca Ankara'ya giderek Atatürk ve İnönü ile Türkiye ve Irak'ın bir federasyon içinde birleşmesi konusunu görüştüğü biliniyor. Hikmet Sü-leyman istifa ettirildi ve tutuklandı.

Hairdesigner
31-03-08, 19:03
İbrahim El Caferi </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Caferi, Bakanlar Kurulu listesini tamamladı
www.cnnturk.com.tr 27 Nisan 2005

Irak'ta, hükümeti kurmakla görevlendirilen İbrahim El Caferi, Bakanlar Kurulu listesini tamamladı. Kabineyle ilgili açıklamanın bugün yapılması bekleniyor. Bakanlar kurulu listesinin, Devlet başkanı Celal Talabani'nin üç üyeden oluşan devlet başkanlığı konseyi tarafından onaylanması halinde, Meclis'e sunulabileceği belirtiliyor.Şiilerin Birleşik Irak İttifakı'ndan milletvekilleri, kabinenin 36 üyeden oluştuğunu, görev dağılımının Şiiler, Kürtler ve Sünniler arasında olduğunu söyledi.

36 üyeli kabine

Açıklamalara göre kabine, başbakan, üç başbakan yardımcısı ve 32 bakan olmak üzere 36 üyeden oluşuyor.Kabinede 17 Şii, sekiz Kürt, altı Sünni ve bir Hıristiyan bakanın görev alması bekleniyor. Bakanlardan en az ikisinin de kadın olduğu kaydedildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:03
http://www.biyografi.net/images/kisi/113.jpg
İsmet İnönü ( 1884)- (25.12.1973) </B>
2.CUMHURBAŞKANI

GÖREV SÜRESi

11 KASIM 1938
22 MAYIS 1950

1884 yılında izmir'de dogdu. ilk ve orta ögrenimini Sivas' ta tamamladıktan sonra Mühendishane idadisini (Askerî Lise) bitirdi.

1903 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1906 yılında Harp Akademisi'nden mezun olarak, ordunun çeşitli kademelerinde görev yaptı.

1910-1913 yılları arasında Yemen isyanı'nın bastırılması harekâtına katıldı.
Bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapılan anlasmalarda görev aldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi'nde Kolordu Komutanı oldu.Suriye Cephesi'nde savaştı; Millî Mücadele sırasında Mustafa Kemal Atatürk'le birlikte çalıştı. Edirne milletvekilligi ve bakanlık yaptı. Albay ismet Bey, mebusluk ve bakanlık da uhdesinde kalarak Garp Cephesi Komutanlıgı'na getirildi. 25 Ekim 1920'den sonra Batı Cephesi Komutanı olarak Çerkez Ethem kuvvetleriyle çatıştı..Birinci ve ikinci inönü Savaşlarını yönetti. Tuggeneral rütbesine yükseldi.

Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz'dan sonra kazanılan zafer üzerine Mudanya Mütarekesi'nde Büyük Millet Meclisi'ni temsil etti. Lozan
Barış Konferansı'na Dışişleri Bakan ve Türk heyeti başkanı olarak katıldı.

24 Temmuz 1923'te Lozan Andlaşması'nı imzaladı.

Cumhuriyetin ilânından sonra 1923-1924 yıllarında ilk hükûmette Başbakan olarak görev aldı, 1924-1937 yılları arasında bu görevini sürdürdü. Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra, 1938 yılında, TBMM tarafından Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi.ikinci Dünya Savaşı
sırasında cumhurbaşkanıydı. 1950 yılında, yapılan seçimleri kaybettikten sonra, 1960 yılına kadar Ana Muhalefet Partisi Başkanı olarak siyasî hayatını sürdürdü. 27 Mayıs harekâtından sonra Kurucu Meclis üyeligine seçildi ve 10 Kasım 1961 tarihinde Başbakanlıga atandı.

1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasî hayatına devam etti, 1972'de Parti Genel Ba?kanlıgı ve milletvekilliginden istifa ederek; ölünceye kadar (25 Aralık 1973) Anayasa geregince Cumhuriyet Senatosu tabiî üyeligi görevinde bulundu.

Hairdesigner
31-03-08, 19:04
Jacques Chirac ( 1932) </B>
Paris'te 1932'de doğan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 1995'de François Mitterand'ın görev süresinin dolmasının ardından bu göreve getirildi. Muhafazakar politikacı Chirac, 1974-76 ve 1986-88 yılları arasında başbakanlık görevinde bulunmasının yanı sıra 1977-95 yılları arasında da Paris Belediye Başkanlığı yaptı.

Sert dış politika ve güçlü ulusal hükümet fikrini savunan Chirac, bu düşünceleriyle Fransa eski Devlet Başkanı Charles de Gaulle'un görüşlerine yakın görünüyor. Chirac bu yüzden sıkı bir "de Gaulcü" olarak tanımlanıyor.

1954'te Institut d'Etudes Politiques'den siyaset bilimi diploması alarak mezun olan Chirac, 1956'da orduya katıldı. Cezayir'e gönderilen Chirac, bu Fransız sömürgesinde bağımsızlık istemiyle başkaldıranlara karşı savaştı. Fransa'ya 1957'de dönmesinin ardından 1962'de daha sonra başbakan olacak Georges Pompidou'nun saflarına katılarak politikaya atıldı. 1972'de tarım, 1974'te içişleri bakanlığı görevlerine atandı. 1974'te Pompidou ölünce Valery Giscard d'Estaing Devlet Başkanı oldu. Chirac ise başbakanlığa atandı.

Giscard ile birçok konudaki görüş farklılıkları Chirac'ın 1976'da başbakanlıktan istifasına neden oldu. 1977'de yapılan yerel seçimlere katılarak Paris Belediye Başkanı seçilen Chirac 1995 yılına dek bu görevde kaldı. Chirac, Belediye Başkanlığı süresince yeni kütüphaneler yapılması için başlatılan bir girişime öncülük etti, yaşlılara, sakatlara, dul annelere iş imkanları sağlayarak, Paris halkının gözünde popülaritesini artırdı.

Üçüncü denemede cumhurbaşkanı
1981'de cumhurbaşkanlığı için adaylığını koydu ancak sosyalist Mitterand'a karşı seçimleri kaybetti. 1988'de bir kez daha cumhurbaşkanlığı için adaylığını açıklayan Chirac, yine Mitterand karşısında yenilgiye uğradı. Chirac, 1994'te üçüncü kez cumhurbaşkanı adayı oldu ve bu kez 1995'te yapılan seçimi, oyların yüzde 53'ünü alarak kazandı.

Chirac'ın cumhurbaşkanlığı programı, ülkede işsizliğin azaltılması, vergilerin düşürülmesi, Fransa ordusunun gönüllülere dayalı bir yapıya kavuşturulması konularından oluşuyor. Chirac dış politikada ise Mitterand'ın yolundan ilerleyerek Avrupa'nın bütünleşmesi ve tek Avrupa para birimine geçilmesi konularını destekliyor.

Hairdesigner
31-03-08, 19:04
http://www.biyografi.net/images/kisi/1864.jpg
Jomo Kenyatta ( 1894) </B>
1894 yılında doğdu.Doğu Afrika’nın en ünlü kabilesi olan Kikuyulardan olan Kenyatta, 10 yaşında öksüz bir çocukken, İskoç misyonerler onu himayelerine aldı. Jomo’nun, o zaman ki adıyla Kamua Ngengi’nin çocukluğu, bu misyonerlerin yanında geçti. Hıristiyanlaştırılan Kenyatta’ya papazlar Johnstone adını verdi. Biraz büyüyünce Nairobi Su İşleri’nde memur oldu. 1922’de Kikuyu Merkez Birliği’ne (KAC) katıldı, Genel Sekreter oldu. Birlik, onu 1929’da Kenyalıların haklarını savunsun diye Londra’ya gönderdi. Johnstone orada uzun yıllar kaldı. Kenyatta Londra’da üniversiteye girdi. Ünlü Antropoloji Profesörü Milanovaski’nin en gözde öğrencisi oldu. Profesörün desteğiyle Kikuyu kabilesinin tarihini inceleyen bir eser yazdı. “Kenya Dağına Bakarken” adlı bu kitap, bir Afrikalı tarafından yazılmış ilk ciddi inceleme sayılabilir. Rusya’da iki yıl kalıp Moskova Üniversitesi’nde antropoloji okudu. 1945’de Manchaster’de toplanan Pan-Afrika Federasyonu Kongresi’ni yönetti. 1944’de kurulmuş olan Kenya Afrika Birliği’ne geçti; örgütü kısa zamanda geliştirip, çalışmalarını hızlandırdı. Afrikalıların kendi öğrencileri için kurdukları “Bağımsız Okullar Birliği” ile ilgilendi. Kenyatta’nın Afrikalılar üzerinde büyüleyici gücü vardı ve sözlerine yasa gözüyle bakarlardı. Kenya Afrika Birliği için çizdiği siyah, kırmızı, yeşil renkli bayrak herkesin elinde dolaşıyordu. Siyah; Afrika halkını, yeşil; yurdu, kırmızı; kurtuluş için dökülen ve dökülecek kanı temsil ediyordu. İngilizler o sırada başlayan Mau-Mau ayaklanmasında Kenyatta’yı sorumlu tuttular ve 1952’de Kenyatta’yı tutukladılar. Bu ayaklanma Afrika’da beyazlara karşı açılan ilk ulusçu ayaklanmaydı. Kenyatta, Mau-Mau’ların başında ülkesini emperyalistlerin boyunduruğundan kurtarıp bağımsızlığa kavuşturmaya çalışıyordu. Duruşması Kenya’nın ıssız ve gizli bir bölgesinde yapıldı. Sonunda yedi yıl hapis, bir yıl da sürgün cezasına çarptırıldı. O cezaevindeyken Kenya ulusal bağımsızlık eylemi zafere ulaştı. 1963’de ülkede sömürge yönetimi son bularak, Kenya Cumhuriyeti kuruldu. Cezaevindeyken salıverilen 61 yaşındaki özgürlük savaşçısı Jomo Kenyatta, önce Başbakanlığa sonra da Kenya Devlet Başkanlığı’na getirildi. 1978 yılında öldü.

Hairdesigner
31-03-08, 19:04
Kostas Karamanlis </B>
Yunanistan Başbakanı

Partisi Yeni Demokrasi’nin (ND) on yıldan uzun bir süre sonra yeniden iktidara gelerek büyük zafer kazandığı parlamento seçimlerinden üç gün sonra, 10 Mart 2004 tarihinde Kostas Karamanlis, Yunanistan başbakanı olarak yemin etti.

Karamanlis, Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi konusunda BM aracılığında yürütülen müzakereleri selefi Kostas Simitis’ten kritik bir aşamada devraldı. Konuyu en önemli önceliği olarak nitelendiren başbakan, Kıbrıs konusunda “adil, kalıcı ve Avrupalı bir çözüm” için çalışacağına söz verdi.

Hükümeti bekleyen başka bir zorlu mesele ve ülkenin yeni lideri açısından önemli bir diğer sınav da, Atina 2004 Yaz Olimpiyatları. “Gelmiş geçmiş en iyi ve en güvenli” Olimpiyat Oyunları’nı gerçekleştirme sözü veren Karamanlis, hazırlıkları yöneten kültür bakanlığının bizzat başına geçerek bu konuda kişisel sorumluluk üstlendi.

Hükümetin ilk toplantısında “Taviz vermeyeceğiz” diyen Karamanlis, “Ilımlılık, uyumluluk, cesaret, kararlılık, vizyon, planlılık, iyimserlik ve zevkle çalışma sözü veriyoruz” şeklinde konuştu.

Karamanlis, Yunanistan’ın en nüfuzlu iki siyasi hanedanlığından birine mensup. Amcası ve adaşı olan, Yunanistan eski başbakanı ve cumhurbaşkanı Konstantin Karamanlis, 1974 yılında ND’yi (Yeni Demokrasi Partisi) kurmuştu. Amca Karamanlis, 1981 yılında Yunanistan’ın o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na giriş müzakerelerini yönetmişti.

1979 yılında partiye katılan Yunanistan’ın yeni başbakanı, 1989 yılından bu yana ND Selanik milletvekili olarak görev yapıyor. Mart 1997’de partinin liderliğini devralan Karamanlis, zeki bir politikacı olarak ün kazandı.

Karamanlis 14 Eylül 1956’da Atina’da doğdu. 1979 yılında Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan lider, daha sonra özel Deree College’da ekonomi eğitimi aldı. 1980-1984 yılları arasında eğitim gördüğü ABD’deki Tufts Üniversitesi’ne bağlı Fletcher Hukuk ve Diplomasi Fakültesi’nde siyaset bilimi ve ekonomi konularında yüksek lisans ve diplomasi tarihi konusunda doktora yaptı.

1984-1989 yılları arasında avukatlık yapan Karamanlis, 1983-1985 yılları arasında Deree College’da siyaset bilimi, diplomasi tarihi ve şirketler hukuku konularında ders verdi.

İyi derecede İngilizce, Almanca ve Fransızca bilen Karamanlis, Nataşa Pazaitis ile evli ve iki çocuk babası.

Hairdesigner
31-03-08, 19:05
Kostas Simitis </B>
1936'da Atina'da doğan Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Almanya'da Marburg Üniversitesi'nde hukuk ardından London School of Economics'te ekonomi eğitimi aldı. 1961'de Yüksek Mahkeme'de yargıç olan Simitis, 1965'de Panhelenik Kurtuluş Hareketi Ulusal Konseyi'ne katılarak politikaya atıldı. Simitis aynı yıllarda bir araştırma ve çalışma topluluğu olan Elexandros Papanastasiuou Derneği'ni kurdu.

1967-69 yıllarında Yunanistan'da iktidarda olan askeri cuntaya karşı bir dizi yasadışı eylemde bulundu. Bu eylemlerin sonucunda mahkemelik olan Simitis, yargılanmamak için Almanya'ya kaçtı. Sürgün yıllarında da cuntaya karşı mücadelesine devam eden Simitis, Almanya'nın Konstanz Üniversitesi'nde öğretim görevlisi oldu. Simitis bir süre sonra Justus Liebig Üniversitesi'nde ticaret ve medeni hukuk dalında profesörlük ünvanı kazandı.

Simitis, cunta yıllarının ardından Yunanistan'a döndü ve 1985'te Yunan Parlamentosu'na girdi. 90'lı yıllara dek tarım, ulusal ekonomi ve endüstiri bakanlıklarında bulunan Simitis, Başbakan Andreas Papandreu'nun 1996 ocağında sağlık nedenlerinden dolayı görevi bırakmasının ardından düzenlenen seçimlere Panhelenik Sosyalist Hareketi'nin (PASOK) lideri olarak girdi.

Zeytin dalı uzattı
1996 eylülünde yapılan seçimleri kazanan PASOK, lideri Simitis'i de başbakanlık koltuğuna taşıdı. 17 Ağustos 1999'da Marmara'da meydana gelen büyük depremin ardından Türkiye'ye zeytin dalı uzatan ve iki toplum arasında tarihte görülmemiş bir yakınlaşmanın tohumlarını Ege'ye diken Simitis, Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin adaylığına karşı Yunan vetosunu da kaldırarak Aralık 1999'da Türkiye'ye aday ülke statüsünün verilmesinde önemli rol oynadı.

Simitis'in Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu (Kim kimdire link) ile uyumlu çalışması da, Yunanistan'ın Türkiye politikasında yumuşamasında önemli rol oynadı.

Simitis'in hukuk ve ekonomi konularında Almanya ve Yunanca yayınlanmış çok sayıda kitabı ve makalesi bulunuyor.

Hairdesigner
31-03-08, 19:05
Kurmanbek Bakiev </B>
Kırgızistan

KURMANBEK BAKİEV (56) - Eski Başbakan. Daha önce Chu bölgesinin valisiydi. Ekonomist ve deneyimli bir bürokrat olan Bakiev, doğduğu bölge güneyde, Rus işçiler ve kuzey bölgesindeki aydınlar arasında popüler.

2001'de Başbakan oldu ama Akayev, 2002'de Oş kentinde Özbekler ve Kırgızlar arasındaki kanlı çatışmalardan sonra Mayıs 2002'de Bakiev'i istifaya zorladı.

Bakiev, bugün muhaliflerle Devlet Başkanı Akayev yanlıları arasında çatışmalar çıkmadan önce başkent Bişkek'in merkezinde 10 bin kişiye bir konuşma yapmıştı.
X


Kırgız halkı kadife devrimi onayladı
Atıf Ala, Mustafa Başkurt, Marat Ömürov, Rüstem Abdülkerimov
Zaman 11.07.2005

Kırgızistan’da 24 Mart’taki kadife devrimin ardından yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini geçici yönetimin lideri Kurmanbek Bakiyev kazandı. Kritik seçimlerde gerginlik yaşanmaması, istikrardan yana oy kullanan kardeş Kırgızistan’ın yakın geleceği açısından ‘umut verici’ bulundu.

Devrimin öncü isimlerinden Bakiyev, gayri resmi sonuçlara göre yüzde 80’den fazla oy alarak devrik lider Askar Akayev’in halefi oldu. Seçime katılım oranının yüzde 70 civarında gerçekleştiği belirtiliyor. Halk, Bakiyev’in daha popüler olduğu ülkenin güneyinde daha yoğun şekilde sandık başına gitti. Bakiyev, kendisinden sonraki en güçlü aday olarak görülen bir diğer kadife devrimci isim olan Ar Namus Partisi lideri Feliks Kulov’u yanına çekerek, seçim zaferini neredeyse garantilemişti. Bakiyev lehine cumhurbaşkanlığı yarışından çekilen Kulov, Kırgızistan’ın yeni başbakanı olacak. Aksaklıklara rağmen, ülkenin, tarihindeki “en şeffaf ve demokratik seçime sahne olduğu belirtilirken, Bakiyev’in açık ara zaferiyle kadife devrimin demokratik meşruiyet kazandığı” yorumu yapılıyor. Müstakbel Bakiyev yönetimini, önemli ekonomik ve sosyal sıkıntılar bekliyor. Kırgızistan’daki demokratikleşmenin bölge ülkeleri için de önemli bir tecrübe olacağı vurgulanıyor.

Hairdesigner
31-03-08, 19:05
Mahathir Muhammed </B>
1926 yılında doğdu. 1981 yılından 2003 yılına kadar Malezya başbakanlığı yaptı. 2003 yılında kendi isteği ile emekli oldu.

HABER

Mahathir veda etti
Yeni Şafak 1 Kasım 2003

Dünyanın seçimle göreve gelen ve en uzun süre bu görevde kalan liderlerinden Mahathir, dün görevinden ayrıldı. Mahatir döneminde Malezya hammadde ihraç eden bir ülkeden yüksek teknolojiye sahip üretici bir ülke haline geldi.

Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed, 22 yıl iktidarda kaldıktan sonra bugün 77 yaşında emekliye ayrıldı. Muhammed, görevini yardımcısı Abdullah Ahmed Bedevi'ye devretti. Malezya'da ilk kez devirle Ahmed Bedevi, Ulusal Saray'da Mahathir Muhammed ve onlarca hükümet üyesinin katıldığı törende, sembolik başkan Kral Seyid Siracuddin Putra Cemalullah'ın önünde Malezya'nın beşinci başbakanı olarak yemin etti.

Törende Malezya'nın geleneksel giysilerini giyen Ahmed Bedevi, "tüm enerjisiyle bu onurlu görevin yüklediği bütün sorumlulukları yerine getireceği" konusunda söz verdi. 63 yaşındaki Bedevi, daha önce yaptığı açıklamalarda, izlenen politikalarda büyük değişiklikler yapmayacağı taahhüdünü vermişti. Bazı ülkeler ve muhalif gruplar, Ahmed Bedevi yönetiminin Mahathir döneminin sert politikalarını yumuşatmasını ümit ettiklerini belirtiyorlar. Mahathir Muhammed, 16 ay önce görevden çekileceğini açıklamıştı.

İlerleme ve otorite

1981 yılından beri ülkesini yöneten 77 yaşındaki Mahathir Muhammed döneminde Malezya hızlı değişim geçirmiş, ham madde ihraç eden ülke konumundan yüksek teknoloji üreten ve ihraç eden ülke konumuna geçmiş, en zengin ve hızlı gelişen Güneydoğu Asya ülkelerinden biri olmuştu. 1987 yılında kendisine karşı düzenlene siyas saldırılara Malezya'nın sert güvenlik yasalarını kullanarak karşılık veren Muhammed, muhaliflerini yargılanmadan tutuklattı, gazeteleri kapattı. Bu uygulamalara karşı çıkan üst düzey yargıçları görevlerinden aldı.

Malezya'nın Yeni Başbakanı Bedevi

Abdullah Ahmed Bedevi, 26 Kasım 1939'da Malezya'nın kuzey eyaleti Penang'da doğdu. Babası, 1957 yılında İngiliz yönetiminin sona ermesi görüşmelerine katılan Ulusal Birleşik Malay Örgütü'nün (UMNO) kurucusu, siyasi ve dini lider Ahmed Bedevi. Eğitimi İslami ilimler üzerinde yapan Bedevi, babasının ölümü üzerine siyasete atıldı. Mahathir Muhammed'in yardımcılığına getirilmeden önce eğitim, savunma ve dışişleri bakanlıkları yaptı. Bedevi, 1999 yılında Mahathir Muhammed tarafından başbakan yardımcılığına atandı. Bedevi, 1998 Asya krizi sırasında Mahathir Muhammed'le iktidar mücadelesine giren Enver İbrahim'in yerine geçti.

"EMEKLİYE AYRILAN İLK DİKTATÖR BENİM"

Yirmi iki yıl sürdürdüğü görevi boyunca Mahathir Muhammed, küreselleşme, ABD'nin terörle mücadelesi ve din gibi pekçok konuda görüşlerini açık ve doğrudan dile getirmesiyle tanınmıştı. Son olarak, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) zirvesinin açılış konuşmasında söylediği "Dünyayı Yahudiler kontrol ediyor" yolundaki sözleri üzerine ABD'nin neo-muhafazakar şahinleri tarafından eleştirilere maruz kalan Mahathir, iktidarı boyunca yaptığı bir çok çarpıcı konuşması ile dünya gündemine oturmuştu. İşte bu sözlerden bazıları:

* Yahudiler hakkında: "Avrupalılar, 12 milyon Yahudinin 6 milyonunu öldürdü. Ancak şimdi Yahudiler dünyayı kontrol ediyor. Başkalarının kendileri için savaşıp ölmesini sağlıyorlar..."

* ABD politikası hakkında: "Bu sadece terörizme karşı savaş değil. Bu, dünyayı yönetmek için yapılan bir savaş..."


* "Avrupa ırkı" hakkında: "Avrupalılar, kuyrukları dışkıya bulaşmış gıdaklayan tavuklardır..." "Avrupalılar, çok zeki ve cesurlar. Onların meraklarını gidermek zordur. Ne yazık ki oburlar ve zorla başka halkların haklarını ve topraklarını almayı severler..."

* Batı basını hakkında: "Batı basınının, aralarında esmer tenli Müslüman tarafından idare edilenin bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin, işlerini başarıyla idare etmeye muktedir olduğunu öğrenmesi gerektiğini düşünüyoruz..."

* Küreselleşme hakkında: "Çeşitlilik yaşamın çeşnisidir. Ama Hilton otellerinden birinde uyur, McDonald hamburgerlerinden yer, Ford marka araç kullanır ya da alışverişlerinizi Carrefour'dan yaparsanız, bu çeşitlilik hızla yok olur."

Hairdesigner
31-03-08, 19:06
Margaret Thatcher </B>
ESERLERİ

Margaret Thatcher: Demir Lady'nin Anıları
(The Downing Street Years)
Margaret Thatcher
Sabah Kitapları / Olaylar-İnsanlar Dizisi

Madenciler grevinden Falkland Savaşı'na ve dönemin önde gelen devlet
başkanları ve siyasetçilerle görüşmelerine uzanan politik çizgisinde,
kararlılığı ve sert düşünceleri nedeniyle "Demir Lady" ünvanını hak eden, son
20 yılın en etkili politikacılarından Thatcher'ın büyük ilgi uyandıran
başbakanlık yılları anıları.

Hairdesigner
31-03-08, 19:06
Mehmet Ali Talat ( 1952) </B>
1952 yılında Girne’de doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Girne ve Lefkoşa’da tamamladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğinden M. Sc. derecesi ile 1977 yılında mezun oldu.

Türkiye’de yüksek öğrenim gördüğü sürece Kıbrıslı Türk öğrencilerin oluşturduğu derneklerde yönetici ve başkanlık görevlerinde bulundu. Kıbrıslılar Öğrenim ve Gençlik Federasyonu (KÖGEF) Kurucu Başkanlığını yaptı.

1 Ocak 1994 tarihinde kurulan 1'inci Demokrat Parti - Cumhuriyetçi Türk Partisi Koalisyon Hükümetinde Milli Eğitim ve Kültür Bakanı olarak görev aldı. 2'inci DP - CTP Hükümetinde de Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nı sürdüren Talat, 3'üncü DP - CTP Hükümetinde Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevini yürüttü.
X

HAKKINDA YAZILANLAR

Buzdolabı tamirciliğinden başkanlığa
Hürriyet 18.04.2005

KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1952 yılında Girne’de doğdu. Ortaöğrenimini KKTC’de tamamladıktan sonra Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Fakültesi’nden mezun oldu.

1977’de yine ODTÜ’de yüksek lisans eğitimi alan Talat uzun yıllar Girne’de buzdolabı tamirciliği yaptı. Talat siyasi hayatına Türkiye’de başladı ve adaya döndükten sonra sol görüşlü Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) içinde hızla yükseldi. 1993’te DP-CTP koalisyon hükümetinin Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nı yaptı. 1996’da CTP Genel Başkanı seçilen Talat, 2003 seçimlerinde partisini iktidara taşıdı. Talat, 20 Şubat 2004 tarihindeki seçimlerden CTP’yi daha da güçlü çıkardı. Seçimden sonra başbakan olan Talat, 17 Nisan 2005 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak Denktaş'tan sonra KKTC'nin ikinci cumhurbaşkanı seçildi.


Yeni dava dönemi
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Hürriyet 18.04.2005

KKTC’de dün yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandıktan, oyların yüzde 55.6’sını alan CTP lideri ve Başbakan Mehmet Ali Talat çıktı. Sonuçların ardından, ‘Sessiz bir devrim gerçekleştirdik’ diyen Talat, hedeflerini Hürriyet’e açıkladı. Talat, ‘Eski dava çöktü, yenisi başlıyor’ dedi.

CTP lideri ve Başbakan Mehmet Ali Talat, dün yapılan seçimlerde oyların yüzde 55.6’ini alarak, en yakın rakibi UBP lideri Derviş Eroğlu’na yüzde 33 fark attı ve Cumhurbaşkanı oldu. Talat, sonuçların ardından düzenlediği basın toplantısında, ‘Sessiz bir devrim gerçekleştirdik. Kıbrıslı Rumlar’a da barış elimizi uzatıyoruz. Onlar tutuncaya kadar elimiz uzatılmış kalacak’ dedi.

Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulduğu 1975’ten bu yana Kıbrıs Türkleri’nin altı dönem üst üste seçtiği Rauf Denktaş’ın ardından ikinci Cumhurbaşkanı olan Talat, Hürriyet’e şu mesajları verdi:

AYRI DEVLET DAVASI ÇÖKTÜ

Ben de Denktaş gibi ‘dava’ sözünü kullanıyorum. Denktaş’ın davası Kıbrıslı Türklerin ayrı bir devlet sahibi olması ve bu devletin dünya tarafından tanınması, bu olmazsa Türkiye’ye entegre olmasıdır. Davasını günün koşullarına uyarlamayı başaramadı. Kıbrıs davası çöktü. Davayı kaybetmişken, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı’nda koyduğu güçlü irade dünyayı şoke etti. Yeni dava bizim hükümete gelmemizle başladı. Bu yeni bir politika ve yeni bir hedeftir. Bu hedef geçmişte olduğu gibi Kıbrıs’ta ayrılığı sonsuza kadar pekiştirecek değil, ayrılığı ortadan kaldırarak Kıbrıs’ın bütünlüğünde eşitliği sağlayarak varılacak bir hedeftir. AB hedefidir.

Bütün dünyaya onların (Rumların) gerçek niyetlerini göstereceğiz. Papadopulos’un 2005’i EOKA yılı ilan etmesi ve bunun dışında her türlü fanatizmi desteklemesini teşhir edeceğiz. Bunların Avrupai yaklaşımlar olmadığını ortaya koyacağız. Onu izole ederek çözüm yoluna zorlayacağız.

Geçmişte Rum tarafının hataları veya art niyetli politikaları kamufle ediliyordu. Rumların reddedeceği durumlar ortaya çıkınca Rumlara fırsat vermeden Denktaş reddederdi. Bundan sonra Denktaş engeli yok. Türk halkının çıkarları için meydanlara çıkılacak artık.

DENKTAŞ’A DANIŞIRIM AMA

Denktaş Bey eğer hakikaten tavsiye ve görüş ortaya koyma eğiliminde olursa onunla işbirliği yapmak elbette söz konusu. Ancak şu anda ortaya koyduğu gibi marjinal durursa o zaman olmaz. Annan Planı’na ‘hayır’ demesiyle ilgisi yok. Şimdi ‘Ulusal Konsey kuracağım, TMT ruhu, filan’ diyor. Bu halka isyandır. Kıbrıs Türk halkının iradesine saldırıdır, marjinal çıkıştır.

Öte yandan Türkiye ile ilişkilerin iyi olması dışında bir şansımız yok. Türkiye ile iyi ilişkilerin olmadığı tanınmamış bir KKTC’nin yaşama şansı yok. Türkiye’nin müdahaleci tutumlarına karşı geçmişte hep karşı çıktık. Ama özellikle son zamanlarda Türkiye’nin bu tavırlarında çok değişiklik var. Son genel seçimler ve bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk kez Türkiye müdahale etmedi. AB ve ABD’nin beni desteklediği belli. Müdahale demek fiili olarak işin içine girmek demektir.

Cumhurbaşkanı Talat’tan dört mesaj

Bütün Kıbrıs Türk halkını kucaklayacağım

Şimdi yeni dava var: Birleşik Kıbrıs ve AB

Papadopulos’u teşhir ve izole edeceğim

Türkiye ile ilişkilerin iyi olması şart

FARK ATTI

9 adayın yarıştığı seçimlerde, CTP lideri Mehmet Ali Talat sandıktan açık farkla lider çıktı. UBP lideri Derviş Eroğlu ve DP’nin adayı Mustafa Arabacıoğlu yüzde 10 oranını aşarken, geriye kalan 6 aday arasında yüzde 5’i aşan olmadı.

Talat’ın ilk turda kazandığı seçimin sonuçları şöyle:

M. Ali Talat: % 55.6

Derviş Eroğlu: % 22.8

M. Arabacıoğlu: % 13.1

Nuri Çevikel: % 4.79

Zeki Beşiktepeli: % 1.72

Hüseyin Angolemli: % 1.05

Zehra Cengiz: % 0.44

Arif Salih Kırdağ: % 0.30

Ayhan Kaymak: % 0.17

Hairdesigner
31-03-08, 19:07
http://www.biyografi.net/images/kisi/2886.jpg
Mesut Barzani ( 1946) </B>
Mesud Barzani, 1946'da İran'da doğdu. Barzani'nin dünyaya geldiği Mehabad bölgesinde bu sırada SSCB'nin desteğiyle Kürt Cumhuriyeti kurulmuştu. Bu kısa ömürlü devletin ordusunun başında KDP'nin kurucusu ve başkanı olan babası Mustafa Barzani vardı.

Kürtler arasında saygın bir lider olan Molla Mustafa Barzani, devlet girişiminin bir yıl sonra başarısız olması ardından Sovyetler Birliği'ne kaçtı. O zamanlar küçük yaşlardaki Mesud ise Irak'a gitti.

1958'de krallığın yıkılması ile Mustafa Barzani de Irak'a döndü. Bundan bir kaç yıl sonra da Kürtlere talep edilen hakları vermeyi reddeden Irak yönetimine karşı silahlı ayaklanma başlattı.

1970'te Baas iktidarı ile Kürtler arasında sağlanan ve Kürtlere özerklik hakları verilmesini öngören 11 Mart Anlaşması'nın müzakere heyetine Mesud Barzani babasıyla birlikte katıldı.

Molla Mustafa Barzani'nin 1979'da ölümü ardından Mesud Barzani KDP'nin yönetimini ele aldı.

1991'deki Körfez Savaşı sonrasında bölgenin uçuşa yasak bölge ilan edilmesi Barzani ve partisi açısından olumlu etki yaptı.
Barzani'nin bölgedeki diğer Kürt örgütlenmesi Kürdistan Yurtsever Birliği ile yaşadığı rekabet çoğu zaman silahlı çatışmalara dönüştü.

1987'de KDP, KYB ve altı parti birleşerek Irak Kürt Cephesi'ni kurduklarında bu sürtüşmeler bir süreliğine rafa kalktı.
Bölgenin liderliği için yapılan seçimler sırasında hem Barzani hem Talabani aday olunca yendien patlak veren gerginlik 1994'te KYB, KDP'yi ortak yönetim merkezi olan Erbil'den sürünce tam bir sıcak savaşa dönüştü.

Barzani, Talabani'yi yakalamak için Irak ordusundan yardım istedi. Talabani ise İran'dan destek almaya girişti.
Sonuç olarak bölge, partiler arasında ikiye bölündü. Taraflar 1998 yılı Ağustos ayında ABD arabuluculuğunda bir anlaşma imzaladı. O zamandan bu yana da çıkarları doğrultusunda paralel hareket etmeye gayret ediyorlar.
Mesud Barzani şu anda Irak Yönetim Konseyi üyelerinden biri Kürdistan bölgesi başbakanı...

HAKKINDA YAZILANLAR

Barzani, Kürt bölgesinin başkanı oldu
13.06.2005 Çetiner Çetin / Erbil /CHA

Irak’taki Kürt liderlerin 30 Ocak seçimleri öncesinde vardıkları anlaşma gereği Celal Talabani’nin Irak devlet başkanı olmasının ardından Mesud Barzani de kuzeydeki Kürt bölgesinin başkanlığına seçildi.

Kuzey Irak’taki “bölge parlamentosu’’ dün oybirliğiyle Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani’yi Kürdistan Federasyonu başkanlığına seçti. Barzani, Erbil’de toplanan 111 sandalyeli meclisin yaptığı oylamada Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin 42, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin 42 ve Kürt partilerin 27 oyunu topladı. Aynı anda kabul edilen Kürdistan anayasasına göre Barzani’nin görev süresi 4 yıl olacak. Yasaya göre bu dört yıllık sürenin ardından Barzani, bir sonraki dönem için de adaylığını koyabilecek. Bu kez parlamento tarafından seçilecek olan bölge başkanı, bir sonraki dönem için ise doğrudan halkın oyuna başvurularak belirlenecek. Parlamentodaki gruplar IKDP liderinin “bölge başkanı’’ olmasını öngören yasa tasarısı üzerinde geçtiğimiz perşembe günü uzlaşmışlardı.

Oylamanın ardından meclise hitaben bir konuşma yapan meclis başkan yardımcısı ve IKDP Kerkük eski sorumlusu Kemal Kerküklü, Barzani’nin tüm Kürtlere hayırlı olmasını dileyerek, “Bugüne kolay gelmedik. Çok şehitler verdik. Ancak bugünleri görmekten tüm Kürt halkı gibi bizler de sevinçliyiz.” şeklinde konuştu. Kerküklü, dün yapılması öngörülen yemin töreninin, kum fırtınası nedeniyle Başbakan İbrahim Caferi ve Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin Erbil’e gelememesi sebebiyle bugüne ertelendiğini açıkladı. Barzani’nin seçilmesinin ardından Kürt liderin dev posterleriyle donatılan Erbil kentinde Kürtler sevinç gösterileri düzenledi. Ellerinde Kürdistan bayraklarıyla konvoy halinde sokaklara dökülen Kürtler, davul ve zurnalar eşliğinde Barzani’nin bölgesel yönetimin başına gelmesini kutladı.

Direnişçilere müzakere çağrısı

Bu arada, Irak hükümeti, bazı direnişçi grupların barışçı çözümler aradığını ifade ederken şiddetten vazgeçen ve kan dökmemiş gruplarla müzakere yapabileceklerini açıkladı. Irak hükümet sözcüsü Layş Kubba, pek çok grubun geçtiğimiz haftalarda hükümetle temasa geçmeye çalıştığını ve bunlardan bazılarının hiçbir Iraklıyı öldürmediğini, yalnızca işgale karşı çıkmak için silahlandıklarını ve artık siyasal sürece katılmak istediklerini söylediklerini kaydetti. Kubba, “Iraklı öldürmemiş ve şiddet eylemlerini bırakmayı kabul ederek siyasi sürece katılmak isteyenler için kapı açık.” dedi. İbrahim Caferi başkanlığındaki hükümet sık sık silahlı mücadeleyi bırakan direnişçi gruplarla müzakere etme isteğini yineliyor. Ancak Ebu Musab el-Zerkavi’nin liderliğini yaptığı Irak el Kaide örgütü gibi Irak’taki sivillere ve güvenlik görevlilerine kanlı saldırılar düzenleyen örgütler kesinlikle müzakere dışında tutulacak.

Diğer yandan, şiddet olaylarının devam ettiği ülkede dün başkent Bağdat’ın güneyinde 20 ceset bulunduğu bildirildi. Polis, Bağdat’a 50 kilometre mesafedeki Nahravan bölgesinde, önceki gün, sivil giyimli, kurşunlanmış ve bedenlerinde işkence izlerine rastlanan farklı yaşlardaki 20 kişinin cesetlerinin bulunduğunu açıkladı. Bağdat’ın batısında bulunan El Anbar bölgesinde de ABD güçleri tarafından yapılan hava saldırısında 40 direnişçinin öldürüldüğü açıklandı. Amerikan ordusu da dün yaptığı açıklamada son iki gün içinde yol kenarına yerleştirilen bombaların patlaması sonucu dört deniz piyadesinin öldüğünü duyurdu.

Sekiz çocuklu başkan

Mesud Barzani’nin Kürdistan bölgesinin başkanlığına seçilmesi Erbil’de sevinç gösterileriyle karşılandı. Seçimin ardından Erbil Dohuk ve Süleymaniye kentlerini kepsayan Kürt bölgesinin başkanı olan 59 yaşındaki Barzani, Farsça ve Arapçayı da çok iyi konuşuyor. 8 çocuğu olan IKDP liderinin “Barzani ve Kürt Kurtuluş Hareketi” adlı 4 ciltlik kitabı bulunuyor. Mesud Barzani, Kuzey Irak’ta 20 yıldır savaşta ve barışta en fazla öne çıkan şahsiyet olarak öne çıkıyor.

Hairdesigner
31-03-08, 19:07
http://www.biyografi.net/images/kisi/1804.jpg
Mesut Yılmaz ( 1947) </B>
Mesut YILMAZ, 1947 Yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitiren Mesut YILMAZ, 1971 Yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nden mezun oldu. YILMAZ, 1972-1974 yılları arasında Almanya’nın Köln Üniversitesi İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde yüksek lisans çalışması yaptı.

1975-1983 yılları arasında kimya, tekstil ve ulaştırma sektörlerinde, çeşitli özel şirketlerde yönetici olarak görev aldı.

1983 yılının Mayıs ayında kurulan Anavatan Partisi’nin Kurucu Üyesi ve Genel Başkan yardımcısı olan Mesut YILMAZ, aynı yıl Kasım ayında yapılan Genel Seçimde Rize Milletvekili seçildi.YILMAZ, Birinci ÖZAL Hükümetinde enformasyondan sorumlu Devlet Bakanlığına atandı ve Hükümet sözcülüğü yaptı. 1986 yılında Kültür ve Turizm Bakanı olan Mesut YILMAZ, bu dönemde Türkiye-Federal Almanya ve Türkiye-Yugoslavya Ekonomi Karma Komisyonları’nın Başkanlığını yürüttü. 29 Kasım 1987 seçimlerinde yeniden Rize Milletvekili seçilen Mesut YILMAZ ikinci ÖZAL Hükümetinde Dışişleri Bakanlığına atandı. Mesut YILMAZ, Akbulut Hükümetinde de üstlendiği bu görevden 20 Şubat 1990’da istifa etti.

15 Haziran 1991 tarihinde yapılan Anavatan Partisi Büyük Kongresinde Genel Başkanlığa seçilen YILMAZ tarafından kurulan hükümet 5 Temmuz 1991 günü T.B.M.M. Genel Kurulunda güvenoyu aldı. 20 Ekim 1991 günü yapılan genel seçimlerden sonra Ana Muhalefet Partisi Lideri olarak çalışmalarını sürdüren YILMAZ 24 Aralık 1995 günü yapılan genel seçimler sonrası Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi tarafından oluşturulan 53.Hükümetin Başbakanı olarak görev yaptı.20 Haziran 1997 tarihinde 55.Hükümeti kurmakla görevlendirildi. 55'nci T.C. Hükümeti 12 Temmuz 1997 günü T.B.M.M. Genel Kurulu'nda güvenoyu aldı.
17 Ocak 1999 tarihinde T.C. Başbakanlığı görevinden ayrılan YILMAZ, 18 Nisan 1999 günü yapılan Genel Seçimlerden sonra kurulan 57'nci Hükümet'te 13 Temmuz 2000 tarihinden itibaren Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı.

YILMAZ, 1988 yılından sonra Avrupa Demokrasi Birliği Genel Başkan Yardımcılığı yaptı. Almanca ve İngilizce bilen Mesut YILMAZ, evli ve iki çocuk babasıdır.

Mesut Yılmaz, 22 Temmuz 2007 Genel Seçiminde Rize'den Bağımsız Milletvekili seçildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:07
http://www.biyografi.net/images/kisi/2304.jpg
Mikail Halil ( 1866)- (26.07.1936) </B>1866 yılında Dağıstan'da doğdu. Babası İmam Şamil'in naiblerinden (Lak) Muhammed idi. Rus ordusunda görev yaptı, albay rütbesine kadar Dağıstan Süvari Alayı’nda bulundu. Daha sonra I.Dünya savaşının başlangıcına kadar Temirhanşura Eyalet Başkanlığı yaptı. Harp sırasında Kafkasya Cephesi Başkumandanlığı’nda kurmay subaylık görevine getirildi ve generalliğe terfi etti. İhtilal sonrasında Kuzey Kafkasya'ya döndü ve Dağıstan Halk Kurultayı'nca "Dağıstan Milli Komitesi"nin askeri seksiyon başkanlığına getirildi. 11 Mayıs 1918’de ilan edilen Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin Parlamento üyesi oldu. Pşimaho Kosok kabinesinin istifası üzerine hükümet başkanlığı, harbiye ve dahiliye nazırlığı görevlerini yüklendiyse de Denikin'e karşı teslimiyetçi bir pozisyona sürüklenerek yoğun tepkiler aldı. Mülteci yaşantısında hep Türkiye'de kaldı.

Mikail Halil, hemşehrisi General İsa Ruhi Paşa ile birlikte 1925'de Kiraz Hamdi Paşa'nın önderlik ettiği "Tarikat-i Salahiye" mensubu olmakla suçlanarak "Ankara İstiklal Mahkemesi"nde sanık sandalyesine oturtulmuştu. Ankara İstiklal Mahkemesi'nde görülen davada 72 kişi yargılanmış; 11 kişi için idam kararı verilmiş, sanıkların altısı 15'er, yedisi 10'ar, sekizi 5'er yıla mahkum edilmiştir. 15 Ağustos 1925 günü yapılan duruşmada beraat eden 36 kişi arasında İsa Ruhi Paşa ve Mikail Halil'de bulunmaktadır.

26 Temmuz 1936'da İstanbul'da öldü

Hairdesigner
31-03-08, 19:07
Minnihanov Rustam Nurgaliyeviç ( 01.03.1957) </B>
Doğum Tarihi 1 Mart 1957
Doğum Yeri Novıy Arış (Tataristan)
Milliyeti Tatar
Uyruğu Rus
Medeni Durumu Evli
Eğitim Durumu Kazan Tarım Enstitüsü, Makina Mühendisi (1978). Ekonomi konusunda master.

Önceki Görevleri
1978-1985 : Tataristan’ın Sabinsk Bölgesinde Tarım Teknolojileri konusunda mühendis. Bölge Yöneticisi Yardımcılığı
1985-1993 : Tataristan’ın Arsk Bölgesinde, Belediye Meclisi üyeliği ve Bölge Yöneticisi Yardımcısı
1993-1996 : Tataristan Vısokogorsk Bölgesi Yöneticisi
1996-1998 : Tataristan Maliye Bakanı
10 Haziran 1998 Tataristan Başbakanı

Halen Bulunduğu Görev:Tataristan Başbakanı

Hairdesigner
31-03-08, 19:08
Naim Talu </B>
1919 yılında İstanbul’da doğdu. 1943 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Bir süre Sümerbank’ta çalıştıktan sonra 1946’da Merkez Bankası’na geçti. 1966 yılında vekâleten Genel Müdürlük yaptığı bu kuruluşta 1967 yılında Genel Müdür oldu. 1970 yılında Merkez Bankasının yeniden örgütlendirilmesi üzerine Bankanın ve İdare Meclisinin Başkanlığına getirildi.

2. Erim Hükûmeti’nde Ticaret Bakanı olarak siyasi hayata girdi. Melen Hükûmeti’nde de yerini korudu. 1972 yılında Ticaret Bakanı iken, zamanın Cumhurbaşkanı Sunay tarafından Senato Üyeliğine atandı. Melen Hükûmeti çekilince Cumhuriyetçi Güven Partisi ve Adalet Partisi’nin gösterdikleri ortak aday olarak 36. T.C. Hükûmeti’ni kurdu.

1973 seçimleri bu hükûmet zamanında yapıldı ve seçimden sonra hiçbir partinin tek başına hükûmet kurmağa yeterli çoğunluğu sağlayamaması üzerine Talu kabinesi Şubat 1974’e kadar işbaşında kaldı. Bülent Ecevit başkanlığında Cumhuriyet Halk Partisi–Millî Selamet Partisi koalisyonunun gerçekleşmesi üzerine Talu, görevi Ecevit’e devretti. 1976 yılında Kontenjan Senatörlüğü sona erdi.

İngilizce bilen Naim Talu, evli ve 2 çocuk babasıdır.

Başbakanı Olduğu Hükûmetler ve Görev Zamanları
36. T.C. Hükûmeti 15.04.1973 26.01.1974

Hairdesigner
31-03-08, 19:08
Nejad Brankoviç </B>
Bosna-Hersek Federasyonu Başbakanı

Bosna-Hersek Federasyonu (BHF) parlamentosu ana Boşnak Demokratik Hareket Partisi (SDA) üyesi Nejad Brankoviç'in BH'nin Müslüman Hırvat tarafının başbakanlığını 30 Mart 2007'de onayladı. Brankoviç göreve ülkede yapılan 1 Ekim 2006 genel seçimlerinden altı ay sonra atandı. Başbakan, federasyon hükümetini başında yine SDA üyesi Ahmet Hacıpasiç'in yerini aldı.

Brankoviç 28 Aralık 1962'de BH'nin doğusundaki Visegrad kentinde dünyaya geldi. 1987 yılında Saraybosna Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi'nden mezun oldu. Lisansüstü ve doktora diplomalarını sırasıyla 1999 ve 2006 yıllarında yine Saraybosna'dan aldı.

Brankoviç 1987 y ılında Saraybosna'daki Ulaştırma Enstitüsü'ne katıldı ve 1992 yılına kadar burada görev yaptı. Sonraki beş yıl boyunca BH'nin kamu demiryolu kuruluşunda genel müdür olarak, 1998'den 2002'ye kadar da Saraybosna'daki Energoinvest Stock Co'un genel müdürü olarak görev yaptı. Brankoviç daha sonra, 2003 yılına kadar kuruluşun bir sonraki genel müdürüne danışmanlık yaptı ve aynı yıl Hacıpasiç'in kabinesinde ulaştırma ve haberleşme bakanlığı görevine atanarak bu görevde dört yıllık görev süresini tamamladı.

Brankoviç, Saraybosna Üniversitesi Ulaştırma ve Haberleşme Fakültesinde yüksek eğitmen asistanı olarak görev yapıyor..

Brankoviç 1992-1993 yılları boyunca BH Ordusu'na hizmet verdi ve daha sonra en yüksek askeri nişan olan "Altın Zambak" nişanına layık görüldü.

1990 yılından bu yana SDA'nın üst düzey mercilerinde görev yapan Brankoviç, iki dönem boyunca BHF parlamentosu Temsilciler Meclisi'nde üyelik de yaptı.

Brankoviç, Zeljeznicar futbol kulübü başkanlığı ve BH Olimpiyat Komitesi üyeliği görevlerinde de bulundu.

Ekim 2006 seçimlerinde SDA oyların %26'sını toplayarak BHF'nin birinci partisi olarak boy gösterdi. 17 Ocak 2007'de parti Brankoviç'i BHF başbakanlığına aday gösterdi.

Brankoviç'in önerdiği beş partili koalisyon hükümeti taraf parlamentosunun alt meclisi tarafından onaylanarak 22 Mart'ta and içti. Ancak ertesi gün, Yüksek Temsilci Christian Schwarz-Schilling içişleri bakanı adayı Fadıl Yaganyak'ın gerekli inceleme sürecinden geçmediğini öne sürerek hükümetin atanmasına ilişkin kararı geçersiz saydı. Parti bunun üzerine Amuhidin Aliç'i göreve yeni aday olarak atadı ve sekiz Boşnak, beş Hırvat ve üç de Sırp bakanın yer aldığı 16 üyeli hükümet 30 Mart'ta onaylandı.

Brankoviç Mayıs ayında, hükümet programının federasyondaki ekonomik ve mali koşulları iyileştirme amaçlı öncelikli projeler, karayolları yapım çalışmaları ve gazilere yönelik yükümlülüklerin yerine getirilmesine odaklanacağını söyledi.

Brankoviç evli ve iki çocuk babası.

Hairdesigner
31-03-08, 19:09
Refik Hariri </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Lübnan'ın en zengin adamıydı
Zaman 15 şubat 2005

Eski Başbakan Refik Hariri, ülkeyi 15 yıl boyunca harabeye çeviren ve 1990'da sona eren iç savaşın ardından Lübnan'ı kalkındıran insan olarak biliniyor. Hariri, iç savaş sonrası Lübnan'da 10 yıl boyunca başbakanlık görevinde bulundu. 1992 ile 2004 arasında 5 hükümet kuran Sünni Müslüman Hariri, Ortadoğu'da bitmek bilmeyen çatışmalara rağmen, yabancı yatırımcılar ve sürgündeki Lübnanlıların ülkesinde yatırım yapması için güven telkin etme çabalarıyla tanınıyor. 4 milyar dolarlık servetiyle "Dünyanın en zengin 100 insanı" listesinde olan Hariri'nin Lübnan'da da bir medya imparatorluğu var. Hariri, ekimde hükümetten ayrıldıktan sonra Suriye askerlerinin Lübnan'dan çekilmesi için yürütülen kampanyalarda etkin rol üstlenmişti.
XX

Şam cephesi, Lübnan muhalefetini ‘sürgün general’ ile vurdu
Vesim Bekraki, Beyrut, Cihan Haber Ajansı
Zaman 14.06.2005

Lübnan’daki genel seçimlerin 3. turunda büyük sürpriz yapan eski Genelkurmay Başkanı ve Başbakan Michel Aun’un zaferi, Suriye karşıtı muhalefete darbe olarak yorumlanıyor.

128 üyeli mecliste toplam 58 sandalyenin ayrıldığı Dağlık Lübnan ve Bekaa bölgelerinde Aun ve müttefikleri 21 sandalye kazandı. Genellikle Marunilerin yaşadığı bölgelerde üstün görünen Aun, Suriye karşıtı olmak iddiasıyla ortaya çıkan muhalefetin ‘hiçbir programı’nın bulunmadığını söyledi. İlk iki turda Suriye yanlısı ve karşıtı cephe başa baş sonuç elde etmişti. Şam yanlısı Hizbullah ve müttefikleri de dün kazandıkları 10 milletvekilliği ile sandalye sayısını 33’e yükseltmiş durumda. Eski Başbakan Refik Hariri’nin oğlu Saadettin Hariri’nin listesini de içinde bulunduran Dürzi lider Velid Canbolat’ın liderliğindeki ittifak da önceki günkü seçimlerde kazandığı 27 vekillikle sandalye sayısını 46’ya yükseltti. Son tur öncesi kilit önemdeki 3. tur sonuçlarının Suriye karşıtı cephe için büyük darbe olduğu ve muhalefetin parlamentoda çoğunluğa sahip olmasını önleyebileceği yorumları yapılıyor. General Aun, Suriye yanlısı Cumhurbaşkanı Lahud’un görevden alınmasına soğuk yaklaşıyor. 1980’lerin sonlarında başbakanlık da yapan Aun, Suriye’nin çekilmesine yönelik kampanya yürütenlerin başında geliyordu. 1988 Eylül’ünde geçici hükümetin başına geldiğinde Suriye’nin çekilmesini isteyen Aun, Ekim 1989’da azledilmesine rağmen görevi bırakmayı reddetti. Taraftarları Kasım 1990’da Suriye güçlerine yenilince Aun, Fransa Büyükelçiliği’ne sığındı. Fransa’daki 14 yıllık bir sürgün hayatının ardından, Suriye askerlerinin çekilmesi sonrası Mayıs 2005’te ülkesine geri döndü.

Hairdesigner
31-03-08, 19:10
Refik Saydam </B>
1881 yılında İstanbul’da doğdu. Askeri Tıbbiyeyi doktor yüzbaşı olarak bitiren Refik Bey Almanya’da Berlin Askeri Tıp Akademisi’nde Brandenburg, Danzig, Spandou ve Scharite’de eğitim gördü.

Balkan Savaşı’nda Antalya’da ve Çatalca cephesinde kolera hastalığını önleyici çalışmalar yaptı. 1914 yılında atandığı Sahra Genel Sağlık Müfettiş Muavinliği sırasında Bakteriyoloji Enstitüsünü örgütleyerek tifo, dizanteri, veba ve kolera aşılarının, tetanos ve dizanteri serumlarının burada üretilmesini ve I. Dünya Savaşı boyunca ordu ihtiyacının karşılanmasını sağladı. Salgın hastalıklarla mücadelesini Hasankale’de cephe hizmetinde sürdürdü.

Tifüse karşı hazırladığı aşı, tıp literatürüne geçti ve I. Dünya Savaşında Alman ordusunda ve Kurtuluş Savaşı’nda kullanıldı. 1919’da 9. Kolordu Sağlık Müfettişi Muavinliği görevi ile Mustafa Kemal’in yanında Samsun’a çıkan Refik Bey, Erzurum’da Mustafa Kemal’in karargâhı dağıtıldıktan sonra Erzurum askeri hastanesi bulaşıcı hastalıklar servisi şefliğine atandı. Fakat bu görevi kabul etmeyerek ordudan ayrıldı. Erzurum ve Sivas Kongresi çalışmalarına katıldı.

1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Beyazıt Milletvekili olarak girdi. İkinci dönemden başlayarak üyeliğini İstanbul Milletvekili olarak sürdürdü. Aynı yıl Sağlık ve Sosyal Yardım (Sıhhat ve İçtimai Muavenet) Bakanı seçildi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Sağlık Bakanı olan Refik Saydam, 14 yıl sürecek olan bu görevinde sağlık hizmetlerinin temellerini attı. 1924 yılında Ankara’da ve daha sonra Erzurum, Diyarbakır, Sivas ve diğer birçok ilde memleket hastaneleri, doğum ve çocuk bakımevleri açtı. Ayrıca bu konuda eleman yetişti­rilmesine önem vererek sağlık kursları, tıp öğrenci yurtları, 1928 yılında Hıfzıssıhha Enstitüsünü ve Mektebini, İstanbul ve Ankara’da verem savaş dispanserlerini kurdu.

1938’den sonra İçişleri Bakanlığı, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterliği ve 15 yıl Kızılay Başkanlığı yaptı. Almanca ve Fransızca bilen Refik Saydam, 1942 yılında İstanbul’da vefat etti.

Başbakanı Olduğu Hükûmetler ve Görev Zamanları
11. T.C. Hükûmeti 25.01.1939 03.04.1939

12. T.C. Hükûmeti 03.04.1939 09.07.1942

Hairdesigner
31-03-08, 19:10
Sali Berişa </B>
15 Ekim 1944’te Tropoja’da dünyaya gelen Berişa, Tiran Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1967 yılında mezun oldu. Yüksek öğrenimini Paris’te tamamladıktan sonra Hemodinamik konulu bir araştırma programı yürüttü. 1968 yılında Avrupa Tıbbi Bilimler Araştırma Komitesine seçildi.

Berişa’nın siyasi kariyeri Aralık 1990’daki öğrenci hareketi ile başladı. Bu dönemde eski sisteme yönelik eleştirileri ve Arnavutluk’ta demokratikleşmenin gerekliliği konusundaki ısrarı ile tanındı. 1991 yılında Demokratik Partiyi (DP) kurdu ve başkanlığına getirildi. 1991, 1992, 1997 ve 2001 yıllarında parlamentoda görev yaptı.

Berişa, 9 Nisan 1992’de cumhurbaşkanı seçildi. Kendisinin liderliğindeki yönetim yabancı yatırımları artırmaya, ülkenin ekonomik durumunu iyileştirmeye ve daha liberal ve demokratik bir hükümet oluşturmaya çalıştı. Fakat gerçekleştirilen pek çok reforma rağmen, yaygın bir şekilde görülen yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma örnekleri yönetime darbe vurdu.

Berişa, 1994 yılında gerçekleştirilen referandumdan evet oyu çıksaydı çok daha güçlü hale gelebilecekti; fakat Arnavutluk halkı Berisha’nın başlarında yeni bir diktatör olacağı korkusuyla hayır oyu verdi. 1995 yılıyla birlikte ülkede ilerleme süreci durdu ve bunun sonucunda kamunun devlet kurumlarına olan güveni sarsıldı. Yönetimi ile ilgili tüm sorunlara rağmen Berisha 26 Mayıs 1996’da yeniden seçildi.

Kısa bir süre sonra saadet zincirlerinin çoğalması ve çökmesi bir ekonomik krize yol açtı. Pek çok Arnavut sahip oldukları tüm birikimleri kaybetti. Yönetim de bu zincirlere dahil olmakla suçlandı ve Berişa görevinden istifa etmeye zorlandı.

Başbakan olarak yeni görevine başlayan Berisha, bir yandan vergileri indirme ve hükümeti düzene sokmayı vaat ederken, diğer yandan da en önemli önceliklerinin bir sonraki seçimlerin (2006’daki yerel seçimler) adil bir ortamda gerçekleştirilmesini sağlamak olduğunu söyledi. Berişa ayrıca ülkede yaygın olarak görülen yolsuzluk ve yoksulluk sorunlarıyla mücadele etme ve ülkeyi uluslararası kurumlarla bütünleştirme sözü verdi.

Sali Berişa evli ve iki çocuk sahibidir.

Demokratik Parti lideri Sali Berişa, partisinin 3 Temmuz'da yapılan parlamento seçimlerinde aldığı galibiyetin ardından 3 Eylül 2005 tarihinde Arnavutluk başbakanı olarak göreve getirildi. Diğer gruplarla koalisyon kuran parti, meclisteki 140 sandalyenin 80'ini elinde bulunduruyor. Berisha hükümeti 11 Eylül 2005'te yemin ederek göreve başladı.

Hairdesigner
31-03-08, 19:10
Sergey Stanishev </B>
Sergey Stanishev, Bulgar Sosyalist Partisinin (BSP) 25 Haziran’da yapılan parlamento seçimlerindeki galibiyetinin ardından 16 Ağustos 2005 tarihinde başbakanlık görevine getirilerek, selefi Simeon Saxe-Coburg’un yerini aldı.

5 Mayıs 1966’da Ukrayna’nın Kherson şehrinde dünyaya gelen Stanishev, 1989 yılında Moskova Devlet Üniversitesi tarih böülümünden mezun oldu ve 1994 yılında da doktorasını tamamladı. Stanishev, 1998 yılında Moskova Siyasal Bilgiler Fakültesinde siyaset bilimi alanında uzmanlaştı; 1999-2000 yılları arasında London School of Economics'te uluslararası ilişkiler alanında konuk öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Stanishev, 1994-1995 yılları arasında serbest gazeticilik de yaptı.

1995 yılında BSP’nin dış ilişkiler bölümüne yönetici üye olarak katılan Stanishev, 1996-2001 döneminde partinin dış siyaset ve uluslararası ilişkilerden sorumlu yöneticiliğini yürüttü. Bu arada 2000 yılında BSP Yüksek Şurasına ve parti İdare Kuruluna seçildi, 2001 yılında ise Ruse milletvekili olarak parlamentoya girdi. BSP’nin Aralık 2001’deki 44. Kongresinde, Kasım 2001 seçimlerinde cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Georgi Parvanov’un yerini alarak partinin Yüksek Şurası ile meclis grubunun başkanlığına getirilen Stanishev, Nisan 2004'ten bu yana Avrupa Sosyalistler Partisi başkanlık kurulunda görev yapıyor.

Muhalefette geçirdiği sekiz yılın ardından 25 Haziran 2005'teki parlamento seçimlerini kazanan BSP, tek başına iktidar olmasına yetecek kesin çoğunluğu sağlayamadığı için koalisyon hükümeti kurmak zorunda kaldı. Sonunda 15 Ağustos’ta, yani seçimlerden yaklaşık iki ay sonra merkezci 2. Simeon Ulusal Hareketi (NMS-II) ve etnik Türk partisi Hak ve Özgürlükler Hareketi ile bir koalisyon anlaşmasına varıldı. Bir gün sonra Stanishev Bulgaristan’ın yeni başbakanı olarak göreve başladı.

NMS-II ve MRF ile imzalanan koalisyon anlaşmasının ardından yaptığı açıklamada “Avrupa ile bütünleşme, ekonomik büyüme ve sosyal sorumluluk” konularını en önemli öncelikleri olarak sıralayan Stanishev, “Amacımız Bulgaristan halkının beklentilerini karşılamak, ülkemize AB'ye katılma şansı vermek ve yaşam standartlarını yükseltmektir", dedi.

Stanishev, Bulgaristan açısından kritik bir dönemde, ülkenin AB'ye katılması planlanan Ocak 2007’ye 18 ay kala başbakanlık görevine geldi. Yine de söz konusu katılım tarihi bir dizi reformun uygulanmasına bağlı.

Bekar olan Stanishev, uzun bir süredir ünlü Bulgar gazeteci Elena Yoncheva ile birlikte yaşıyor.

Hairdesigner
31-03-08, 19:11
Serj Sarkisyan </B>
30 Haziran 1954 tarihinde doğdu. 1976 yılında erivan devlet üniversitesi’nden mezun oldu. 1979–1988 yılları arasında Dağlık Karabağ Bölgesi’nin Hankendi şehrinde belediyede çalıştı. 1989–1993 yılları arasında ayrılıkçı Dağlık Karabağ Bölgesi Silahlı Kuvvetleri’nin başına geçti. Aynı yıl Ermenistan Parlamentosu’na milletvekili olarak seçildi.

1993–1995 yılları arasında, Ermenistan savunma bakanlığı görevine getirildi. 1996–1999 yılları arasında milli güvenlik bakanlığı, 1999–2000 yıllarında milli güvenlik konseyi sekreterliği ve 2000 yılından itibaren de bu görevinin yanı sıra savunma bakanlığı görevini üstlendi.

Ölen başbakan Andranik Markaryan'dan sonra, savunma bakanlığından başbakanlığına atandı. Ermenistan'da yapılan genel seçimlerden sonra cumhurbaşkanı seçildi.

Sarkisyan, diaspora ile sıkı ilişkilere sahip iyi bir tüccar. Aynı zamanda da akıl hocası ve halefi Koçaryan gibi Ermenistan'da yönetimi elinde tutan Dağlık Karabağ kökenli ekipten. Ermenistan’ın yeni lideri Karabağ Savaşı'nda milis kuvvetlerini organize eden ve Hocalı'da katliam emrini veren kişi olarak biliniyor.

HAKKINDA YAZILANLAR

amerikan forbes dergisindeki bir habere göre yaklaşık 150 milyon dolarlık bir servetle ermenistan’ın en zengin sekizinci adamı olan sarkisyan, 30 haziran 1954’te azerbaycan’a bağlı dağlık karabağ bölgesinde doğmuş.

muhalefet liderleri her ne kadar sarkisyan’ın ermenistan ekonomisinde margaryan kadar önemli icraatlar gerçekleştiremeyeceğini belirtse de, sarkisyan’ın ermenistan’da ticaret ve özellikle de petrol konularına hâkim ender kişilerden biri olduğu biliniyor. diaspora ermenileri ile iyi ilişkiler içinde olan karabağlı sarkisyan’ın, dağlık karabağ savaşı ve hocalı katliamları’nda önemli rol aldığı, ayrıca tutucu ve sertlik yanlısı politikaları ile öne çıktığı, ülkede özellikle polis ve orduyla olan iyi ilişkilerini kullanarak bir çok kez menfaat sağladığı iddia ediliyor.

kaynak : yıldız deveci bozkuş
http://www.avsam.org/temp/temp409.pdf

Hairdesigner
31-03-08, 19:11
Simeon </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Bulgaristan’da Kral-Başbakan
Türkiye 16 Temmuz 2001

Eski Bulgaristan kralı İkinci Simeon’un başında bulunduğu parti seçimleri kazandı. Kral uzun tereddütlerden sonra, hükümeti kurmayı kabul etti.
Tereddüt, başbakanlığı kabul etmesinin, zımnen krallık iddiasından feragat manasına gelmesindendir. Nitekim kral adayı olarak oğlu Prens Kyril’i gösterdi. İkinci Simeon 1937 ve Prens 1964 doğumludur.

Bulgarlar, çocukken bir kaç yıl niyabet altında tahta oturmuş, ülkesinden sürüldükten sonra 40 yıl Madrid’de yaşamış bir soyludan ne umuyorlar? Ne umduklarını söylemek için bugün bu konuyu seçtim. Zira akıllı devletlerin ve toplumların hiçbir komplekse kapılmaksızın tam bir irade ile muasır medeniyet yolunu tutturduklarının tipik örneklerinden biridir.

İkinci Simeon, ünlü Alman hanedanlarından Sachaen-Koburg-und Gotha’ya mensuptur. Bugün İngiltere ve Belçika’da hüküm süren hanedandır. İkinci Simeon, şimdiki İngiltere Kraliçesi’nin, Belçika Kralı’nın, hatta İspanya kralının akrabasıdır. Simeon’un büyük babasının annesi, ünlü Fransız kralı (1830-48) Louis Philippe’in kızıdır. Simeon’un babaannesi de bir Bourbon’dur.
İkinci Simeon’un annesi ise İtalya kralı (1900-1946) Üçüncü Vittorio Emanuele’nin kızıdır. Bütün bu kan bağları, Bulgarlar’ın Avrupa uygarlığının tam ve ehliyetli bir üyesi bulunduğunun göstergeleridir. İkinci Simeon İngiltere kraliçesine Elizabeth, İspanya kralına Juan, İsveç kralına Carl diye hitap edebilmektedir. (Avrupa hükümdarları biribirlerine küçük adlarıyle hitap edip mektup yazarlar.)

Bir vakit önce Avrupa Birliği’ne girmek için eksiksiz bir irade sergileyen ve şimdiden serbest dolaşım hakkını elde eden küçük komşumuz, işte böylesine bir atmosfer oluşturmak istiyor.

Ancak çağdaş Avrupa monarşilerinde hükümdar, icraya asla karışmaz, icrayı usulen onaylar. Sadece temsil eder. İkinci Simeon, icranın başı olan başbakanlığa geçerek, bana göre tahta oturmak şansını yitirdi. Tahta otursaydı, yukarıdaki ilişkileri ülkesi lehine kullanabilirdi. Şimdi sorumlu bir başbakan sıfatıyla eleştirinin her türlüsüne açıktır. Oğlunu kral yapıp yapamıyacağını ise zaman gösterecek. Oğlu tahta geçebilirse, başbakanlıktan çekileceği tabiidir. Demokrasilerde baba-oğul devlet-hukûmet başkanlığı yoktur.

Hairdesigner
31-03-08, 19:11
Simon Peres </B>
Hakkında yazılanlar

1.Bir Politikacıyla Söyleşi Simon Peres
Robert Littell,
Milliyet Yayınları

“Aralık 1996'da, İsrail'de sağın iktidara gelişinden birkaç ay sonra, Ortadoğu barış sürecinin mimarı ve 1994 Nobel Ödülü sahibi ünlü devlet adamı Şimon Peres, Newseek dergisinin eski yazarı, romancı Robert Littell ile bir dizi görüşme yaptı. Bir hafta süren yoğun görüş alışverişinde, bu ikisi, tarihin elli yılı üzerine eğildiler. Peres'in (doğ.1923) ştetl'deki çocukluğundan Yahudi devletinin başlangıcına; soykırımdan "İntifada"ya; Filistinlilerle gizli pazarlıklardan Oslo anlaşmalarına; Rabin'in öldürülmesinden Likud'un zaferine; Enver Sedat'tan Yaser Arafat'a; De Gaulle'den Mitterrand'a; ben Gurion'dan İzak Rabin'e, bu görüşmeler hem İsrail devletini biçimlendirmiş olan önemli olayları be kişileri yeniden gözden geçiriyor, hem de Şimon Peres'in Ortadoğu tarihinde edindiği görmezlikten gelinemez yerin altını çiziyor.”

Hairdesigner
31-03-08, 19:12
Suat Hayri Ürgüplü ( 13.08.1903)- (1981) </B>
TÜRKİYE CUMHURİYETİ CUMHURİYET SENATOSU BAŞKANI
GÖREV SÜRESİ: 28.10.1961 - 6.11.1963
Suat Hayri Ürgüplü 13 Ağustos 1903 tarihinde Şam'da doğdu. Galatasaray Lisesinden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1926 yılında bitirdi. Çeşitli devlet hizmetlerinde bulundu. Türk-Yunan Ahali Değiş-Tokuşu mahkemelerinde çalıştı. İstanbul Ticaret Mahkemesi yargıçlığında bulundu ( 1929-1932).1939 ve 1943'te Kayseri Milletvekili seçildi. 2. Saraçoğlu kabinesinde Gümrük ve Tekel Bakanı oldu.1950'de tekrar parlamentoya dõndü.1952 yılına kadar Kayseri Milletvekilliği yaptı. Avrupa İstişari Meclisi'nde başkan yardımcılığı görevinde bulundu. 1952'de parlamentodan ayrılarak Bonn Büyükelçiliğine getirildi.1955'te Londra,1959'da Washington,1960'da ise Madrit Büyükelçiliğine atandı. 1961 seçimlerine katılarak Kayseri Senatörü seçildi. Cumhuriyet Senatosunun ilk başkanı oldu. Bu görevi tamamladıktan sonra 1965 yılında partilerüstü hükümetin başkanlığını yaptı.1966'da kontenjan senatörü seçildi.1972'ye kadar bu görevde kaldı. 1981 yılında vefat etti.

Hairdesigner
31-03-08, 19:12
Şaymiyev Mintimer Şaripoviç ( 20.01.1937) </B>
Doğum Tarihi 20 Ocak 1937
Doğum Yeri Aktanış (Tataristan)
Milliyeti Tatar

Uyruğu Rus
Medeni Durumu Evli. 2 çocuk
Eğitim Durumu Kazan Tarım Enstitüsü, Lisans

Önceki Görevleri
1969-1983 : Tataristan SSC Toprak Islah Bakanı
1983 : Tataristan SSC Başbakan Birinci Yardımcısı
1983-1985: SB Komünist Partisi Bölge Komitesi Sekreteri
1989-1990: Tataristan SSC Başbakanı
1989-1991: SB Komünist Partisi Tataristan Birinci Sekreteri
1990-1991: Tataristan SSC Yüksek Sovyet Başkanı
1991-1996: Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
1996-2001: İkinci kez Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
2001: Üçüncü kez Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Halen Bulunduğu Görev Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Hairdesigner
31-03-08, 19:12
http://www.biyografi.net/images/kisi/2350.jpg
Şükrü Saracoğlu ( 1887)- (1953) </B>
Mehmet Şükrü Saracoğlu, siyaset ve devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin beşinci Başbakanı. 1887 yılında Ödemiş'te doğdu. Mülkiye Mektebi'ni (1909) bitirdikten sonra İzmir liselerinde öğretmenlik yaptı. Birinci Dünya Savaşı yılarında Cenevre Siyasal Bilimler Fakültesi'ni bitirdi. İkinci dönem çalışmalarına başlayan T.B.M.M.'ye, İzmir milletvekili olarak katılan Mehmet Şükrü Bey, Fethi Okyar hükümetinde Milli Eğitim Bakanı (1924-1925) oldu.

1926'da da Türk ve Yunan halklarının değiştirilmesi amacıyla kurulan Muhtelit Mübadele Komisyonuna Türk delegasyonu olarak seçildi. Dördüncü ve Beşinci İnönü hükümetlerinde Maliye Bakanlığına (1927-1930) getirilen Şükrü Bey, henüz kalkınma programının oluşturulamadığı bu dönemde, Türk ekonomisinin ancak köyden başlatılacak reform çalışmalarıyla kalkınabileceğini ileri sürdü. Bunun yanı sıra memur sınıfının sorunlarına eğilerek personel ve emeklilik kanunlarını yürürlüğe koydu. İktisadi alanda yaptığı işlerden biri de, yabancı bankaların elinde iç ve dış ticaret mevsimlerine göre düşürülen, Türk parasının değerinin korunmasını sağlamasıydı. Bu amaçla Merkez Bankasını kurdu (1930). Aynı yıl sağlığı nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalınca, Türkiye'nin iktisadi sorunları üstüne inceleme ve araştırma yapmak üzere A.B.D.'ye gönderildi (1931). Dönüşünde Türk Pamuk Sanayii'nin temellerini atan bir rapor hazırladı. 1932'de Osmanlı İmparatorluğu'nun borçlarıyla ilgili sorunları çözümlemek üzere Paris'te yapılan görüşmelerde Türkiye'yi temsil etti ve 1933 antlaşmasını imzaladı.

Adalet Bakanlığı (1933-1939) yıllarında, Yargıç ve Avukatlar Kanunu'nu, Suçüstü, İcra-İflas Kanunları'nı yürürlüğe koyması, iş esasına dayanan cezaevleri kuruluş yasalarını uygulamaya sokarak, bu amaca dayalı İmralı cezaevini kurması önemli girişimleri arasındaydı. Saraçoğlu'nun en önemli görevi, İkinci Bayar hükümetinde (1938-1939) ve Saydam Hükümetlerinde (1939-1942) Dışişleri Bakanlığı oldu. 1942'de hükümeti kurmakla görevlendirildikten sonra da (1942-1946) zaman zaman Dışişleri Bakanlığını üzerine almak zorunda kaldı.

1940'ta İngiliz ve Fransız'ların, Türkiye'yi İtalya'ya karşı savaşa sokma isteklerini reddetti. 1948'de T.B.M.M. başkanlığına seçilen Saraçoğlu 1950'den sonra siyasi hayattan çekildi. 1953 yılında İstanbul'da öldü

Hairdesigner
31-03-08, 19:13
http://www.biyografi.net/images/kisi/278.jpg
Tansu Çiller ( 1946) </B>
Tansu Çiller, 1946 yılında İstanbul'da doğdu.Robert Koleji mezunu olan Tansu Çiller, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nü bitirmiştir. Doktorasını Connecticut Üniversitesi'nde veren Çiller, doktora sonrası çalışmalarını Yale Üniversitesi'nde devam ettirmiştir.1978 yılında doçent, 1983 yılında profesör olmuştur.

Başta Boğaziçi Üniversitesi olmak üzere çeşitli üniversitelerde çalışmalar yapan Çiller, 1990 yılı kasım ayında Doğru Yol Partisinde politikaya girmiştir.
1991 yılı seçimlerinde İstanbul milletvekili seçilen Çiller, Sosyal Demokrat Halkçı Parti ile kurulan, Süleyman Demirel'in başbakanlığındaki koalisyon hükümetinde ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak görev almıştır.

Demirel'in Türkiye Cumhuriyeti'nin dokuzuncu cumhurbaşkanı seçilerek başbakanlık görevini bırakmasından sonra DYP genel başkanlığına aday olan Tansu Çiller, 13 Haziran 1993 tarihli DYP olağanüstü genel kurulunda en yüksek oyu alarak genel başkan seçilmiş ve Türkiye'nin ilk bayan başbakanı olmuştur.Tansu Çiller'in ekonomi üzerine 9 yayını bulunmaktadır.
İki çocuk annesi olan Tansu Çiller, ingilizce ve almanca bilmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 19:13
Vınston Churchill </B>
WINSTON CHURCHILL (1874 - 1965)
İngiliz devlet adamı ve yazarı Wisnton Churchill, Oxfordshire'da, 30 Kasım 1874'te, Lord Randolph Churchill'in oğlu olarak dünyaya geldi. 1895'te Kraliyet Harb Okulunu bitirdi ve orduya girdi. Boerler savaşında esir düştü ve kaçarak milli kahraman haline geldi. On ay sonra, Muhafazakar partiden milletvekili seçildi.

1904'te Liberal Partiye girdi. 1911'de Bahriye Nazırı oldu. Başarılı siyasi kariyeri 1916 Gelibolu yenilgisinden sonra düşüşe geçti. Sadece donanmayla Çanakkale Boğazının geçilebileceği, ardın da rahatça İstanbul'a ulaşılabileceği konusundaki ısrarcı tavrı, Türklerin umulandan çok daha başarılı bir savunma yapması; müttefik ordusunun tarihi yenilgisine yol açtı. Bu başarısızlığın mimarı olarak nitelendirilen Churchill, İngiliz halkı karşında çok zor bir durumda kaldı ve muhaliflerinin de zorlamasıyla görevinden ayrıldı. Ancak 1917'de Cephane Bakanlığına ve Harbiye Bakanlığına getirildi. 1924'te tekrar Muhafazakar Partiye girdi. Maliye Bakanı oldu (1924-1929).

1939'da bir kez daha Bahriye Nazırlığına ve 1940'ta N. Chamberlain'ın yerine Başbakanlığa getirildi. İkinci Dünya Savaşında izlediği savaş politikası ve Roosevelt ile kurduğu iyi ilişkiler onu İngiliz tarihinin en önemli devlet adamları arasına soktu. Gene bu dönemde Müttefik Devletlerin Balkanlar'a kaydırmağa çalıştığı strateji konusunda Ruslarla çalıştı. Ancak S.S.C.B.'nin burada hakim duruma geçmesinden de çekiniyordu. Bu yüzden savaşın başından itibaren stratejik önemi büyük olan Türkiye'yi savaşa sokmağa çalıştı. Kahire ve Adana'da Türk yöneticileriyle bu konuda yaptığı görüşmelerde, Türkiye'nin istediği askeri yardımı vermeğe de yanaşmadı. Savaş sonrası Avrupa ülkelerinin birleşmesini sağlayan Kuzey Atlantik Paktı, Avrupa Konseyi gibi kurumların oluşması için büyük çaba gösterdi. 1951 seçimlerinde tekrar iktidara geldi. 1955'te görevlerini A.Eden'e bırakarak siyasetten çekildi.

Son yıllarını daha çok yazarak ve resim yaparak geçirdi. 1953 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı. 1963'te Amerikan Devleti, kendisine onursal vatandaşlık verdi. 1965 yılında, 90 yaşında öldü ve Blenheim Palace'a gömüldü.

Başlıca Eserleri Life of Lord Randolph Churchill (Lord Randolph Churchill'in hayatı, 1906); The World Crisis (Dünyanın geçirdiği Buhran, 4 cilt 1923-1929), Marlbrough (4 cilt, 1933-1938); War Memories (Savaş Anıları, 6 cilt, 1948-1954)

Hairdesigner
31-03-08, 19:13
Zurab Jvaniya </B>
GÜNDEM

Gürcistan Başbakanı ölü bulundu

3 Ocak 2005- Jvaniya’nın gaz sızıntısından zehirlenerek öldüğü açıklandı.

Gürcistan İçişleri Bakanı, Başbakan Zurab Jvaniya’nın öldüğünü açıkladı. İçişleri Bakanı Vano Merabişvili, Rustavi-2 televizyonuna yaptığı açıklamada, Jvaniya’nın gaz sızıntısından zehirlendiğini söyledi.

Jvaniya’nın, olay sırasında bir arkadaşının evinde olduğunu belirten Merabişvili, Başbakan’ın telefonunu uzun süre açmaması üzerine korumasının camı kırarak evin içine girdiğini ve Jvaniya’nın cesedini bulduğunu kaydetti.

Hairdesigner
31-03-08, 19:15
http://www.biyografi.net/images/kisi/31.jpg
Abdurrahman Nafiz Gürman ( 1882)- (06.02.1966) </B>
10 Haziran 1949 - 6 Haziran 1950

Orgeneral GÜRMAN; 1882 yılında Bodrum'da doğdu. 1903 yılında Teğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl girdiği Harp Akademisi'ni 1906 yılında bitirerek Kurmay oldu. Çeşitli birliklerde Birlik Komutanlığı, Tabur Komutanlığı ve Kurmaylık görevlerine bulundu. Afrika Grupları Kurmayı iken, 8 Mart 1919 - 8 Ekim 1919 tarihleri arasında Fransız ve İtalyanlara esir düştü. Esaret dönüşü Akhisar Cephe Komutanlığı ile 1 nci Kolordu Kurmay Başkanlığı görevlerini müteakip 8 Şubat 1921 tarihinde Anadolu'ya iltihak etti. Çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1926 yılında Tümgeneral (Mirliva), 1930 yılında Korgeneral ve 1940 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tümgeneral rütbesi ile 6 ncı Kolordu Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile 9 ncu Kolordu Komutanlığı, MSB Müsteşarlığı, 4 ncü Kolordu Komutanlığı ve 2 nci Ordu Komutan Vekilliği, Orgeneral rütbesi ile 2 nci Ordu Komutanlığı ve Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevlerinde bulundu. 8 Haziran 1949 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 6 Haziran 1950 tarihinde ayrılarak Yüksek Askeri Şura Üyeliği'ne atandı. 6 Temmuz 1950 tarihinde Yüksek Askeri Şura Üyesi iken emekli oldu.

Evlidir.

Balkan Harbi, Trablusgarb Harekatı ile 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşlarına katıldı.

6 Şubat 1966 tarihinde vefat etti. Ankara'da Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:15
Adnan Ersöz ( 1917)- (13.10.1991) </B>
1917 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1936 yılında Asteğmen olarak katıldığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nde çeşitli kademelerde görev yaptıktan sonra 1963'de Tuğgeneralliğe yükselmiştir. 1963-1965 yılları arasında Tuğgeneral, 1965-1969 yılları arasında Tümgeneral, 1969-1973 yılları arasında Korgeneral, 1973-1977 yılları arasında Orgeneral rütbesiyle hizmet görmüştür. 13.07.1978 tarihinde emekli Orgeneral olarak Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine atanmış, 19.11.1979 tarihinde istifaen görevden ayrılmış, 12 Eylül 1980 sonrasında oluşturulan Danışma Meclisi'nde görev yapmıştır. 13.10.1991 tarihinde İstanbul'daki evinde teröristlerin silahlı saldırısına maruz kalarak hayatını kaybetmiştir.

Hairdesigner
31-03-08, 19:15
Ahmet Muhtar Paşa ( 1861)- (16.03.1926) </B>
Yazar, tarihçi, tümgeneral ve ilk Askeri Müze Müdürüdür.1861 yılında İstanbul'da doğdu. Kolağası Hasan Bey'in oğlu ve yazar Sermet Muhtar Alus'un babasıdır. 1880 yılında Harp Okulundan topçu subayı, 1883 yılında Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun oldu. Harp Okulunda ve Topçu Okulunda görev aldı. 1908 yılında Tümgeneralliğe yükselerek Askeri Müzeye ilk müdür olarak atandı. Bir depo halinde olan Askeri Müzeyi kuran kişi olarak tanınır. Yeniçeri giysilerini Askeri Müzeye taşıttı. Silah tetkiki için bütün Avrupa şehirlerini dolaştı. 16 Mart 1926 tarihinde 65 yaşında iken İstanbul'da vefat etti.

Kaynak:Osmanlı Tarihi Yazarları M.Orhan Bayrak İstanbul 1982 sf.21

Hairdesigner
31-03-08, 19:16
http://www.biyografi.net/images/kisi/32.jpg
Ahmet Nurettin Baransel ( 1897)- (21.06.1967) </B>
GÖREV SÜRESİ:
28 Mayıs 1954 - 25 Ağustos 1955

Orgeneral BARANSEL; 1897 yılında İstanbul'da doğdu. 1912 yılında Piyade Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. 1919 yılına kadar Takım Komutanlığı, Emir Subaylığı ve Bölük Komutanlığı yaptıktan sonra 1919 yılında Harp Akademisi'ne girdi. 1 Mart 1921 tarihinde Harp Akademisi'nde öğrenci iken Anadolu'ya iltihak ederek çeşitli birliklerde görev yaptı. 1923 yılında tekrar girdiği Harp Akademisi'ni 1925 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1939 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1939 yılında Tuğgeneral, 1941 yılında Tümgeneral, 1947 yılında Korgeneral ve 1951 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 1 nci Süvari Tümen Komutan Vekilliği, Tümgeneral rütbesi ile 16 ncı , 5 nci , 22 nci ve 17 nci Tümen Komutanlığı, 1 nci Ordu Kurmay Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile 6 ncı ve 3 ncü Kolordu Komutanlığı ve 3 ncü Ordu Komutan Vekilliği , Orgeneral rütbesi ile 3 ncü ve 1 nci Ordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. 6 Nisan 1954 tarhinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevine atandı. 28 Mayıs 1954 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 25 Ağustos 1955 tarihinde ayrılarak Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevine atandı. Bu görevde iken 14 Temmuz 1960 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

Fransızca bilir. Evli iki çocukludur.

Balkan, 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

21 Mayıs 1967 tarihinde vefat etti. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:16
Ali Fuat Cebesoy ( 1882)- (1968) </B>
1882 yılında İstanbul'da doğdu. Babası İsmail Fazıl Paşa'nın gönülsüzlüğüne rağmen, girdiği Harp Okulu'nda Mustafa Kemal ile aynı sınıfa düşmesi bir bakıma gelecekteki kaderini çizmiş oldu. Cebesoy'un Beyrut'ta başlayan kıta hizmetleri, 1908'deki Roma Askeri Ateşeliği dışında, çok hareketli geçti.Trablus'ta savaş başlar başlamaz (1911) oraya ilk gidenler arasındaydı. Balkan Savaşı sırasında Karadağ'da, Yanya Kalesinde, Pista ve Pisani muharebelerinde, 1. Dünya Savaşının başında tümen komutanı olarak katıldığı Kanal Hareketinde, büyük başarılar gösterdi. İstanbul Hükümeti'nin İçişleri Bakanı, Mustafa Kemal'in görevsizliğini bir genelgeyle açıklayınca Ali Fuat Paşa'da kendi bölgesindeki valilere ve mutasarrıflara kendisinden gelecek emirlere göre hareket edilmesini bildirdi (1919). Ayrıca, her tarafta Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin kurulacağını ilgililere hatırlattı. Bu çabaları takdirle karşılandığı için, Sivas Kongresi sonrasında Cebesoy, Umum Kuvayı Milliye komutanı olarak görevlendirildi. Kendisini çekemeyenlerce Çerkez Ethem taraftarlığıyla suçlandı. Doğru olmadığı sonradan belgelerle ortaya konan bu suçlama üzerine, ayaklanmaların bastırılmasından sonra, Ankara'ya çağrılarak Moskova Büyükelçiliğine atandı. Mustafa Kemal'in talimatını yerine getirmekle yükümlü olduğu bu zor görevi başarıyla yürüttü ve 10 Mayıs 1921'de Ankara'ya dönerek Mecliste siyasi çalışmalarına başladı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığını yaptı. 1925'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurucuları arasında yer aldı. Ertesi yıl (1926) İzmir Suikasti dolayısıyla Ali Fuat Paşa da tutuklandı, yargılandı ve beraat etti. Cebesoy'un ikinci dönem siyasi hayatı İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı yıllarında başladı. Milletvekili olarak tekrar Meclise girdikten sonra Bayındırlık Bakanlığı (1939-1943) ve bir ara TBMM Başkanlığı da (1947-1950) yaptı. 1968 yılında öldü.

ESERLERİ

Sınıf Arkadaşım Atatürk
Okul ve Genç Subaylık Anıları
Ali Fuat Cebesoy
İnkilap Kitabevi / Atatürk İle İlgili Kitaplar

Mustafa Kemal'i altmış yıl önce bir cuma akşamı tanımıştım. Harp Okulu'nda ve Harp Akademesi'nde sınıf arkadaşımdı. 1905 yılı başlarında birer Kurmay Yüzbaşı olarak şanlı Türk Ordu'suna katıldık. Önce Suriye'de Beşinci, sonra da Makedonya'da Üçüncü Ordu'larda kurmay stajlarımızı birlikte yaptık. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nde aynı safta bulunduk. Mücadelelerimiz ortaktı. Hürriyet hareketlerinde de birlikte çalıştık. Bu kitap, okul ve genç subaylık hayatımızın anılarını içine almaktadır. -Ali Fuat Cebesoy-

HAKKINDA YAZILANLAR

Ali Fuad Cebesoy
(1882-10 Ocak 1968)
Ayfer Özçelik
Akçağ Yayınları / Biyografi İnceleme Dizisi

... Türk Milli Mücadele Tarihi'ne yeni bilgiler ilave edeceğine inandığımız bu çalışmamız, ilmi ölçüler içinde yapılacak başka biyografik eserlerle daha iyi anlaşılacak, yorumlanacak ve en önemlisi Türk Tarihi'nin önemli bir devresini yani Milli Mücadele ve onun ayrılmaz bir parçası olan Türk İnkılapları ve İnkılapçılarının hayatı gözler önüne serilecektir.
-Ayfer Özçelik-

Hairdesigner
31-03-08, 19:17
Ali İhsan Sabis </B>
ESERLERİ

Birinci Dünya Harbi
Harp Hatıralarım
Cilt: 1
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım) Dizisi

Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki hadiseler? Türkiye savaşa nasıl ve kimler tarafından sürüklendi? Müttefikimiz Almanların bu husustaki tesirleri nelerdi? İngiltere, Rusya ve Fransa'nın Osmanlı topraklarına yönelik planları? Ülkeyi yönetenler devlet mekanizmasını nasıl kullandılar? Dönemin bu ve benzeri bütün olaylarının içinde ve her kademede bizzat yeralan
yazar, yaşadığı ve şahid olduğu tarihi, siyasi, askeri hadiseleri büyük bir selahiyetle anlatmaktadır. Birinci cildi elinizde bulunan Ali İhsan Paşa'nın beş cilt olarak kaleme aldığı "Harp Hatıraları"nı, Tek Parti Döneminde yayınlanamayan üçüncü ve
dördüncü ciltleri de dahil olmak üzere, yakın tarihin karanlık bırakılmış yönlerine ışık tutar ümidiyle beş cilt halinde okuyucularımıza sunuyoruz.

Birinci Dünya Harbi
Harp Hatıralarım
Cilt: 2
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım) Dizisi

... İstanbul'dan Hasankale'ye ve Tortum'a, 1915'de Tortum muvaffakiyetleri, Dilman mağlubiyeti, Ermeni isyanı, Van'ın kaybolması, Tortum'dan Tatvan'a... Dönemin bu ve benzeri bütün olaylarının içinde ve her kademede bizzat yer alan yazar, yaşadığı ve şahit olduğu tarihi, siyasi, askeri hadiseleri büyük bir selahiyetle anlatmaktadır. İkinci cildi elinizde bulunan Ali İhsan Paşa'nın "Harp Hatıraları"nın tamamını yakın tarihin karanlık bırakılmış yönlerine ışık tutar ümidiyle beş cilt halinde okuyucularımıza sunuyoruz.


Birinci Dünya Harbi
Harp Hatıralarım
Cilt: 3
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım ) Dizisi


Bugün içinde bulunduğumuz durum sağlıklı bir değerlendirmeye, ancak kuvvetli olduğumuz dönemleri ve mazideki acı mağlubiyetlerimizin sebeplerini tetkik ederek, ibret almakla tabi tutulabilir. Bunun için Birinci Dünya Harbi'ndeki iyi ve fena hareketlerimizi, muvaffakiyetlerimizi ve mağlubiyetlerimizi dikkatle araştırmak lazımdır. Bu maksatla harp hatıralarımın üçüncü cildini
neşrediyorum. Muvaffakiyet Allahtandır.

Birinci Dünya Harbi
Harp Hatıralarım
Cilt: 4
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım) Dizisi


General Ali İhsan Sabis hatıralarının üçüncü cildini şu ifadelerle tamamlamıştı: "İran'dan nasıl çekildiğimizi, Ruslarla yaptığımız dümdar muharebelerini, Bağdat'tan bize doğru ilerleyen İngiliz kuvvetleriyle Şehriban civarında nasıl çarpıştığımızı ve tekmil 13. Kolorduyu Ruslarla İngilizlerin kıskacı arasından kurtararak Diyale nehrinin batı tarafına nasıl geçirdiğimi "Harp Hatıralarım'ın dördüncü cildinde tafsil edeceğim."
Yazar elinizde bulunan dördüncü ciltte, 9. Kolordu Kumandanlığından 4. Kolordu Kumandanlığına; 4. Kolordu Kumandanlığından 6. Ordu Kumandanlığına ve nihayet Haydarpaşa İstasyonu'nda tutuklanarak Malta adasına sürgün edilişine kadar uzanan bir seyir çizgisi içerisinde, işte bu hadiselere ışık tutmaya çalışmaktadır.


İstiklal Harbi ve Gizli Cihetleri
Harp Hatıralarım
Cilt: 5
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım) Dizisi


"Hepimiz bu fani dünyadan birgün göçeceğiz; yakın tarihin aydınlatılması işinden çekinmek, vatana faydalı değildir. İbret almak, dertleri gösterip devasını aramak vatandaşlık icabıdır. Meçhul hakikatler üzerindeki esrarlı perdeleri, tarihin tenviri için, yavaş yavaş kaldırmak, tarihin hakkını tarihe vermek zamanı gelmiştir. Hür fikir ve hür zihniyet yanında çalışır iken, uluyanlara rastgelmek
mümkündür. Bunlara "hoşt" demeye bile lüzum yoktur. İt ürür; kervan yürür. Zorluklardan, dikenlerden ve çakal ulumalarından endişe ederek vatana hizmetten çekinmek, hakiki vatandaşlığa sığmaz. Menfaat dinamosuyla müteharrik olanlar, bunu takdir edemezler.

İstiklal Harbi ve Gizli Cihetleri
Harp Hatıralarım
Cilt: 6
Ali İhsan Sabis
Nehir Yayınları / Ali İhsan Sabis (Harp Hatıralarım) Dizisi


"Bende artık bir kanaat hasıl olmuştu: Gerek Cephe Kumandanı ve gerek onun Erkanıharıp Reisi beni kızdırmak, izzeti nefsimi cerihadar etmek, istifaya mecbur eylemek için elbirliğiyle başkalarını tahrik ederek bir mesele çıkarmak istiyorlar. İsmet Paşa'nın sık sık, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesinde de bir komplo kokusu var gibi... İstifa etmeyeceğim; fakat maiyetimdeki
kumandanlardan aleyhime bir tahrik yapılır ise, o zaman vaziyet buhran kesbedecektir. Allah encamını hayır eylesin..."
Bu hatıralarımla yeni yetişen nesle ibaret levhaları gösterebilmiş, eskilere de tarihin karanlık sayfalarını tenvir edebilmiş isem, hayatımın son mükafatı olacaktır."

Hairdesigner
31-03-08, 19:17
Bahattin Özülker ( 1914)- (26.02.1974) </B>
1914 yılında doğdu.Deniz Harp Okulu mezunudur. 1933 yılında Deniz Asteğmeni olarak katıldığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda çeşitli kademelerde görev yapmış, 1960 yılında Tuğamiralliğe yükselmiştir. Aynı yıl Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığına vekalet etmiş, 1961 yılında Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordu Komutan Vekilliği'ne atanmıştır. 1964 yılında Koramiral rütbesiyle Donanma Komutanı olmuş, 1966 yılında Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı görevine atanmış, 1 Ekim 1966 tarihinde Koramiral rütbesiyle ve kendi isteği ile emekliye ayrılmıştır. 28.02.1974 tarihinde MİT Müsteşarlığı görevine getirilmiş, 26.09.1974 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiştir.

Hairdesigner
31-03-08, 19:17
Burhanettin Bigalı ( 1927) </B>
1927 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1947 yılında Asteğmen olarak katıldığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değişik kademelerinde görev yaptıktan sonra 1972'de Tuğgeneral rütbesine yükselmiştir. 1972-1976 yılları arasında Tuğgeneral, 1976-1980 yılları arasında Tümgeneral olarak görev yapmıştır. 1980 yılında Korgeneralliğe terfi etmiş, 07.09.1981-14.08.1986 tarihleri arasında Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yapmış, 1986 yılında Orgeneralliğe terfi ederek 2. Ordu Komutanlığı'na, 1988 yılında Jandarma Genel Komutanlığı görevine atanmış, 1990 yılında emekli olmuştur.

Hairdesigner
31-03-08, 19:17
Bülent Türker ( 1926) </B>
1926 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1945 yılında Piyade Asteğmen olarak başlayan askerlik yaşamı süresince yurt içinde ve dışında çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1971 yılında Tuğgeneral rütbesiyle Harp Okulu Öğretim Kurulu Başkanlığına atanmış, bilahare 6. Zırhlı Tugay Komutanlığı ve 26.07.1973-27.02.1974 tarihleri arasında MİT Müsteşarlığında MAH Başkanlığı ve Müsteşar Vekilliği görevlerinde bulunmuştur. Takibeden yıllarda, 19. Piyade Tümen Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı İKK Daire Başkanlığı görevlerini ifa etmiştir. 19.11.1979-07.09.1981 tarihleri arasında Korgeneral rütbesiyle MİT Müsteşarlığına getirilmiş, daha sonra 6. Kolordu Komutanlığına atanmıştır. 1983 yılında Korgeneral rütbesi ile Türk silahlı Kuvvetleri'nden emekli olmuştur.

Hairdesigner
31-03-08, 19:17
Celil Gürkan </B>
ESERLERİ

12 Mart'a Beş Kala
Celil Gürkan
Tekin Yayınevi

"... General Gürkan'ın anılarını okurken, askeri müdahalelerin nasıl geliştiğini, ne gibi çalkantılarla karşılaştığını, ihanetleri, döneklikleri, kararsızlıkları - sanki sizler yaşarcasına - öğreneceksiniz. İster ilerici ve devrimci yanları ile "Jakoben" kavramını seçelim, ister Gürkan ve arkadaşlarına "Son İttihatçılar" diyelim, bu umutsuz çırpınışlar 9 Mart 1971 günü büyük bir yenilgi ile sonuçlanmıştır. Bu yenilgi, beraberinde birçok yararlı ders de getirmiştir...

Hairdesigner
31-03-08, 19:18
http://www.biyografi.net/images/kisi/30.jpg
Cemal Tural ( 1905)- (17.12.1981) </B>
16 Mart 1966 - 16 Mart 1969

Orgeneral A.Cemal TURAL; 1905 yılında Erzincan'da doğdu. 1923 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1925 yılında Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1930 yılına kadar Meclis Muhafız Takım Komutanlığı yaptı. 1930 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1933 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1954 yılına kadar çeşitli Karargah ve Birliklerde görev yaptı. 1954 yılında Tuğgeneral, 1956 yılında Tümgeneral, 1959 yılında Korgeneral ve 1961 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 57 nci Tümen Komutanlığı ve 1 nci Ordu Kurmay Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Genelkurmay Harekat Başkan Yardımcılığı, Genelkurmay Plan Harekat Daire Başkanlığı ve 66 ncı Tümen Komutanlığı , Korgeneral rütbesi ile 2 nci ve 7 nci Kolordu Komutanlığı ve 1 nci Ordu Komutan Vekilliği görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 2 nci Ordu Komutanı iken, 22 Ağustos 1964 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 16 Mart 1966 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'na atandı. 16 Mart 1969 tarihinde atandığı Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevinden 16 Ağustos 1969 tarihinde emekli oldu.

Fransızca bilir. Evlidir.

Hairdesigner
31-03-08, 19:18
http://www.biyografi.net/images/kisi/33.jpg
Doğan Güreş ( 1926) </B>
GÖREV SÜRESİ:
6 Aralık 1990 - 30 Ağustos 1994

Orgeneral GÜREŞ; 1926 yılında Adana'da doğdu. 1945 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1947 yılında Nakliye (Ulaştırma) Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1949 yılında Ulaştırma Sınıf Okulu'nu bitirdi. Muhtelif karargah ve birliklerde Kısım Amirliği, Bakım Subaylığı, Takım ve Bölük Komutanlığı yaptı. 1963 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1965 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1973 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde, Atina'da görev yaptı. 1973 yılında Tuğgeneral, 1977 yılında Tümgeneral, 1981 yılında Korgeneral, 1985 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığı, SHAPE Lojistik ve Silahlanma Dairesi Başkan Yardımcılığı ve Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tugay Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile Genelkurmay Personel Başkanlığı ve 3 ncü Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Harp Akademileri Komutanlığı ve 1 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 23 Ağustos 1989 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 4 Aralık 1990 tarihinde Genelkurmay Başanlığı görevine atandı. 30 Ağustos 1994 tarihinde emekliye ayrıldı.

İngilizce bilir. Evli iki çocukludur.

Hairdesigner
31-03-08, 19:18
Eşref Bitlis ( 1933)- (1993) </B>
(1933 Malatya-1993 Ankara) Jandarma Genel Komutanı.
1952 yılında Kara Harp Okulu'ndan Teğmen rütbesi ile mezun oldu. 1966 yılında Kara Harp Akademisini tamamladı. Almanya'da dil eğitimini tamamladıktan sonra 1969 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi'nden mezun oldu. 1973'de Alman Harp Akademisi'ni tamamladı. Bir yıl Kara Harp Akademisi'nde başöğretmen olarak görev yaptı. 1978'de Tuğgeneral oldu ve Bolu Komando Tugay Komutanlığına getirildi. 1982'de Tümgeneral ve Kıbrıs 28. Tümen Komutanı oldu. 1986'da Korgeneral rütbesi aldı. 1988'de Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı oldu. 1990'da Orgeneral rütbesi aldı ve Jandarma Genel Komutanlığı'na atandı..

Bitlis bölgede konuşlanmış durumda bulunan Çekiç Güç Kuvvetlerinin Türkiye'den ayrılması gerektiğini açıklıyor ve ABD'nin Kuzey Irak'da oluşturmaya çalıştığı Kürt Devleti'nin Türkiye'nin zararına olduğunu söylüyordu. Bu nedenle ABD büyükelçiliği tarafından birkaç defa Hükümete şikayet edildiği iddia edildi. 17 Aralık 1992'de Çekiç Güç'e bağlı Amerikan savaş uçakları, kendilerine bildirildiği halde Irak'ın Selahattin kentine gitmekte olan Bitlis'in helikopterine taciz uçuşu yapar ve helikopteri inişe zorlarlar.Eşref Bitlis 17 Ocak 1993'de henüz çözümlenmemiş bir şekilde uçağının düşmesi sonucu öldü.

Hairdesigner
31-03-08, 19:19
http://www.biyografi.net/images/kisi/1066.jpg
Fahrettin Altay ( 1880)- (26.01.1974) </B>

Fahrettin Altay
İşkodra 1880 doğumludur. 1899'da Harp Okulu'nu, 1902'de Harp Akademisi'ni bitirdi. Birinci Dünya Savaşı'nda, Çanakkale, Romanya ve Filistin Cepheleri'nde görev aldı. Kurtuluş Savaşı başlarken Konya Onikinci Kolordu komutanı idi. Milli Mücadelede Beşinci Süvari Kolordusu Komutan oldu.

Konya’da İkinci Ordu Komutanı olarak bulunduğu sırada çevre düzenlemesi adı altında pekçok ata yâdigârı tarihî eserin yıkılmasına göz yumdu. Prof. Dr. Osman Turan Selçuklular zamanında Türkiye Târihi adlı eserinin 689. sayfasında; “Selçuklularda büyüklerin ve pâdişahların cesetleri mumyalanarak gömüldüğü için sultanların da naaşları türbenin alt kısmında mumyalı olarak bir arada bulunmaktadır. Fakat ne yazık ki bir kumandan zamanında bu kısım açılmış ve bu cesetleri dağınık bir duruma getirilmiştir.” diyerek Selçuklu sultanlarının cesetlerinin yerinden alınarak dağıtıldığını bildirmektedir. İbrahim Hakkı Konyalı da Konya Târihi adlı eserinin 584-585. sayfalarında Selçuklu sultanlarının cesetlerinin köpekler tarafından parçalandığını görgü şâhidi Müzeler ve Kütüphâneler Umum Müfettişi Ahmed Tevhid Beyin ifâdesine dayanarak anlatmıştır. Birçok türbe, câmi ve mescidin bu dönemde yıkıldığı aynı eserde bildirilmiştir.

Başkumandanlık Meydan Savaşı'ndan sonra dağılan Yunan Ordusunu İzmir'e doğru kovalayan Fahrettin Altay komutasındaki Türk süvarileri, 9 Eylül'de İzmir'e girerek, milletimize kurtuluşun müjdesini verdiler.Orgeneral rütbesini alıp Yüksek Askeri Şura üyeliğinde bulunan Fahrettin Altay Birinci Dönem Mersin, İkinci Dönem İzmir milletvekiliydi. 1.11.1924'te istifa ile ayrıldı. Sekizinci Dönemde Burdur Milletvekilliği yaptı.26 Ekim 1974'te öldü..

ESERLERİ
Fahreddin Altay’ın Türkiye İstiklâl Muhârebâtında Süvârî Kolordusunun Harekâtı, İstiklâl Harbimizde Süvârî Kolordusu, İslâm Dini, On Yıl Savaşı ve Sonrası 1912-1922 adlı eserleri vardır.Türkiye İstiklal Savaşları'nda Süvari Kolordusu'nun Harekatı" isimli kitabı, 1925'te yabancı dillere tercüme edildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:19
Fahri Belen ( 1892)- (1975) </B>
Yazar, Bayındırlık Bakanı, milletvekili ve korgeneraldir.1892 yılında Bolu'da doğdu.Bursa Askeri Lisesinden, 1912 yılında Harp Okulundan piyade subayı olarak mezun oldu.Kurtuluş Savaşında Doğu cephesinde 12'nci, Batı cephesinde 23'ncü Tümen Kurmay Başkanlığı, Kolordu ve Genelkurmay Harekât Şube Müdürlükleri görevlerinde bulundu.1924 yılında Harp Akademisini bitirerek kurmay oldu.1950 yılında Kolordu Komutanı ve Korgeneral iken askerlik hayatından kendi isteği ile emekliye ayrıldı.Harp Akademisinde Türk Harp Tarihi öğretmenliği, 1950-1957 yılları arasında Bolu milletvekilliği, 1950 yılı içinde 7 ay süre ile Bayındırlık Bakanlığı yaptı.1961 yılında Temsilciler Meclisine üye seçildi. Fransızca biliyordu.1975 yılında 83 yaşında iken İstanbul'da vefat etti. Mezarı Rumelihisarı'nda Kayalar mezarlığında giriş kapısının sağındadır.

ESERLERİ
Demokrasimiz Nereye Gidiyor,Tarih Işığında Devrimlerimiz, Ordu ve Politika

Hairdesigner
31-03-08, 19:19
http://www.biyografi.net/images/kisi/50.jpg
Faruk Gürler ( 1913)- (23.08.1975) </B>
GÖREV SÜRESİ:
29 Ağustos 1972 - 6 Mart 1973

Orgeneral GÜRLER; 1913 yılında İstanbul'da doğdu. 1929 yılında Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1931 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu , 1933 yılında topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. 1939 yılına kadar çeşitli Topçu Birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı yaptıktan sonra, 1939 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1942 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1959 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde ve Napoli'de görev yaptı. 1959 yılında Tuğgeneral, 1962 yılında Tümgeneral, 1963 yılında Korgeneral ve 1966 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Harp Okulu Komutan Vekilliği, Harp Akademileri Komutan Vekilliği, Tümgeneral rütbesi ile MSB Müsteşar Vekilliği ve 15 nci Kolordu Komutan Vekilliği, Korgeneral rütbesi ile 5 nci Kolordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde MSB Müsteşarlığı, Genelkurmay II nci Başkanlığı ve 2 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 28 Ağustos 1970 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 29 Ağustos 1972 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 5 Mart 1973 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

İngilizce, Fransızca, İtalyanca bilir. Evli üç çocukludur.

23 Ağustos 1975'de vefat etti. Cebeci Şehitliği'nde toprağa verildi

Hairdesigner
31-03-08, 19:20
http://www.biyografi.net/images/kisi/35.jpg
Fevzi Çakmak ( 1876)- (12.04.1950) </B>
GÖREV SÜRESİ:
12 Temmuz 1922 - 3 Mart 1924 (Orgeneral)
3 Mart 1924 - 12 Ocak 1944 (Mareşal)

Mareşal ÇAKMAK;1876 yılında İstanbul'da doğdu. 1895 yılında Teğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdikten sonra, aynı yıl girdiği Harp Akademisi'ni 1898 yılında bitirerek Kurmay oldu. Bu tarihten itibaren ordunun çeşitli kademelerinde karargah ve birlik komutanlığı görevlerinde bulundu. 1914 yılında Tümgeneralliğe yükseldi. Çeşitli birliklerde Kolordu Komutanlığı, Anafartalar Grup Komutanlığı ve Ordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. 6 Ocak 1918 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atandı. 28 Temmuz 1918 tarihinde Korgeneralliğe yükseldi. 27 Mayıs 1919 tarihine kadar bu görevi yürüttü. 1 nci Ordu Müfettişliği'nden sonraki Harbiye Nazırlığı görevinden 21 Nisan 1920 tarihinde istifa ederek Anadolu'ya geçti. Milli Müdafaa Vekili ve Heyeti Vekile Reisliği görevine atandı. 3 Nisan 1921 tarihinde Orgeneral, 31 Ağustos 1922 tarihinde de Büyük Zafer'in kazanılmasındaki yüksek hizmetlerini takdiren Mareşalliğe terfi ettirildi. 12 Temmuz 1922 - 3 Mart 1924 tarihleri arasında Genelkurmay Başkanlığı Vekilliği, 3 Mart 1924 tarihinden 12 Ocak 1944 tarihine kadar Genelkurmay Başkanlığı yaptı. 12 Ocak 1944 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

Fransızca, İngilizce, Almanca bilir. Evli 2 çocukludur.

Arnavutluk Harekatı ve İsyanı'na, İtalya, Balkan, 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

12 Nisan 1950 tarihinde vefat etti. Eyüp Sultan'da toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:20
Hamza Gürgüç ( 1913)- (1988) </B>
1913 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1933 yılında mezuniyetinden sonra yurt içi ve yurt dışında değişik rütbelerle çeşitli görevlerde bulunmuş, 1961 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir. Bu rütbede Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı Türk Yardımcılığı görevine atanmış 1965'de Tümgeneralliğe yükselmiş ve 15. Kolordu Komutanı olmuştur. 1966 yılında K.K.K. İdari Kurmay Yarbaşkanlığı, 1967'de Korgeneral rütbesiyle Genelkurmay CENTO Türk Askeri Temsilciliği, 1968'de Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı, 1969'da 8. Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuş, 1970'de Orgeneralliğe terfi etmiş ve Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevine atanmıştır. Daha sonra 3. Ordu Komutanı olmuş ve 1974 yılında emekliye ayrılmıştır. 25.11.1974-13.07.1978 tarihleri arasında Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevinde bulunmuş ve 1988 yılında vefat etmiştir.

Hairdesigner
31-03-08, 19:20
Hayri Ündül ( 1929) </B>
1929 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1950 yılında Asteğmen olarak katıldığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra 1976'da Tuğgeneralliğe yükselmiştir. 1976-1980 yılları arasında Tuğgeneral, 1980-1985 yılları arasında Tümgeneral olarak hizmet vermiştir. 1985 yılında Korgeneral rütbesine yükselmiş ve 7.Kolordu Komutanlığı görevine atanmıştır. 05.09.1986 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine getirilmiş, 29.08.1988 tarihine kadar bu görevde kalmasını müteakip, atandığı Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı'ndan emekli olmuştur.

Hairdesigner
31-03-08, 19:20
http://www.biyografi.net/images/kisi/36.jpg
Hilmi Özkök ( 1940) </B>
1940 yılında Turgutlu, Manisa’da doğmuş, lise tahsilini 1957 yılında Işıklar Askeri Lisesi’nde tamamlamış ve 1959 yılında Topçu Asteğmen olarak Kara Harp Okulu’ndan mezun olmuştur.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli birliklerinde Takım Komutanlığı ve Uçaksavar Batarya Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra, 1972 yılında Kara Harp Akademisi’nden mezun olan Orgeneral ÖZKÖK; Kurmay Subay olarak 15 nci P.Er Eğitim Tugayı Harekat ve Eğitim Şube Müdürlüğü, NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı Özel Silahlar Şubesi’nde Karargah Subaylığı, Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı SHAPE’in Plan ve Prensipler Dairesi’nde Karargah Subaylığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Plan ve Prensipler Başkanlığı’nda Savunma Araştırma Şube Müdürlüğü, Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Özel Kalem Müdürlüğü ve Kara Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.

NATO Savunma Koleji’ni de bitiren Orgeneral ÖZKÖK, 1984 yılında Tuğgeneralliğe terfi ederek, 1984-1986 yıllarında Genelkurmay Plan ve Harekat Daire Başkanlığı, 1986-1988 yıllarında 70 nci Piyade Tugay Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.

1988 yılında Tümgeneralliğe terfi eden Orgeneral ÖZKÖK,1988-1990 yıllarında 28 nci Piyade Tümen Komutanlığı ve 1990-1992 yıllarında da Genelkurmay Personel Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur.

1992 yılında korgeneralliğe terfi eden Orgeneral ÖZKÖK,1995 yılına kadar Brüksel’de NATO Türk Askeri Temsil Heyet Başkanlığı görevinde bulunmuş ve 1995-1996 yıllarında da 7 nci Kolordu Komutanlığı yapmıştır. 1996 yılında orgeneralliğe terfi eden ÖZKÖK, 1996-1998 yıllarında NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 1998-1999 yıllarında Genelkurmay II nci Başkanlığı, 1999-2000 yıllarında 1 nci Ordu Komutanlığı görevlerini müteakip, 2000 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanmıştır.

T.S.K. Üstün Hizmet, T.S.K. Üstün Cesaret ve Feragat Madalyaları ile A.B.D. Komutanlık Liyakat Madalyası sahibi olan Orgeneral ÖZKÖK, Bayan Özenç ÖZKÖK ile evli olup, iki çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 19:21
http://www.biyografi.net/images/kisi/37.jpg
Hüseyin Kıvrıkoğlu ( 1934) </B>
GÖREV SÜRESİ:
30 Ağustos 1998 -
Orgeneral Hüseyin KIVRIKOĞLU 1934 yılında Bilecik’in Bozüyük İlçesi'nde doğdu. 1955 yılında Kara Harp Okulu’ndan, 1957 yılında Topçu Okulu’ndan mezun oldu.

1965 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı çeşitli birliklerde Takım Komutanlığı ve Bölük Komutanlığı yapan Orgeneral KIVRIKOĞLU , 1967 yılında Kara Harp Akademisi’nden Kurmay Subay olarak mezun oldu. 39 ncu Tümen Topçu Batarya Komutanlığı, 9 ncu Tümen Lojistik Şube Müdürlüğü, AFSOUTH Harekat Dairesi Eğitim Şubesi Karargah Subaylığı, Genelkurmay Personel Dairesi General-Amiral Şubesi General-Amiral Kısım Amirliği, Kara Kuvvetleri Tayin Dairesi Kurmay Şube Müdürlüğü, Kara Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı görevlerini yürütmüştür.

1980 yılında Tuğgeneralliğe terfi etti. Bu rütbe ile SHAPE Harekat Merkezi Amirliği, 3 ncü Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı, 11 nci Piyade Tugay Komutanlığı görevlerinde bulundu ve 1984 yılında Tümgeneralliğe terfi etti. Bu rütbe ile NATO LSE Kurmay Başkanlığı, 9 ncu Piyade Tümen Komutanlığı görevlerini yürütü, 1988 yılında Korgeneralliğe terfi etti. Bu rütbe ile Genelkurmay Personel Başkanlığı, 5 nci Kolordu Komutanlığı, M.S.B. Müsteşarlığı görevlerinde bulunduktan sonra 1993 yılında Orgeneralliğe terfi etti. Bu rütbe ile NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 1 nci Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 30 Ağustos 1998 tarihinden geçerli olarak Genelkurmay Başkanlığı’na atandı.

Bayan Olcay KIVRIKOĞLU ile evli olan Orgeneral Hüseyin KIVRIKOĞLU'nun 1 çocuğu vardır.

İngilizce bilmektedir.

Hairdesigner
31-03-08, 19:21
http://www.biyografi.net/images/kisi/39.jpg
İbrahim Feyzi Mengüç ( 1896)- (23.06.1966) </B>
GÖREV SÜRESİ:
11 Ekim 1957 - 22 Ağustos 1958

Orgeneral MENGÜÇ; 1896 yılında İstanbul'da doğdu. 1914 yılında İstihkam Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1919 yılına kadar istihkam Bölüklerinde ve Yol İnşaat Şubesi'nde İstihkam Subaylığı yaptı. 1919 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1921 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1939 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1939 yılında Tuğgeneral, 1941 yılında Tümgeneral, 1947 yılında Korgeneral ve 1953 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Ağrı Hudut Tugay Komutanlığı ve 15 nci Tümen Komutan Vekilliği, Tümgeneral rütbesi ile 15 nci ve 69 ncu Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile Harp Akademileri Komutan Vekilliği ve 7 nci Kolordu Komutanlığı, Orgeneral rütbesi ile 3 ncü Ordu Komutanlığı, Harp Akademisi Komutanlığı ve Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevlerinde bulundu. Askeri Yargıtay Başkanı iken, 11 Ekim 1957 - 22 Ağustos 1958 tarihleri arasında idareten Genelkurmay Başkan Vekilliği görevini yürüttü. 15 Aralık 1959 tarihinde Askeri Yargıtay Başkanlığı'ndan kendi isteği ile emekli oldu.

Fransızca, Almanca bilir. Evli üç çocukludur.

1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

23 Haziran 1966 tarihinde vefat etti. Edirnekapı Şehitliği'nde toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:21
İbrahim Şevki Atasagun ( 1899)- (1984) </B>
TÜRKİYE CUMHURİYETİ CUMHURİYET SENATOSU BAŞKANI
GÖREV SÜRESİ: 2.12.1965 - 19.11.1970
1899'da İstanbul'da doğdu. 1921'de Askeri Tıbbiye'yi bitirdi. Kurtuluş Savaşına katıldı. Savaştan sonra iç hastalıkları uzmanlığını tamamladı ve İstanbul Tıp Fakültesinde öğretim üyesi oldu. Profesörlüğe yükseltildi. Bir süre sonra tekrar ordu hizmetine geçti. Çeşitli askeri hastanelerde başhekimlik yaptı. 1957'de tümgeneral iken emekliye ayrıldı. 1958-1960 arasında Sağlık Bakanlığı müsteşarlığında bulundu.1961 seçimlerine katılarak Nevşehir senatörü seçildi. Cumhuriyet Senatosu başkanlığını yürütürken hasta olan cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e uzun süre vekalet etmiştir. Senatörlük görevi bittikten sonra (1977), siyasetten çekildi.1984 yılında vefat etti. Tıp alanında çeşitli eserleri vardır.

Hairdesigner
31-03-08, 19:22
http://www.biyografi.net/images/kisi/38.jpg
İsmail Hakkı Karadayı ( 1932) </B>
GÖREV SÜRESİ:
30 Ağustos 1994 - 30 Ağustos 1998

Orgeneral İsmail H. KARADAYI; 1932 yılında Çankırı'da doğdu. 1951 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1953 yılında Uçaksavar Okulu'ndan mezun oldu. Çeşitli Topçu Birliklerinde görev yaptıktan sonra 1963 yılında Kara Harp Akademisi'ni, 1967 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi'ni, 1975 yılında Milli Güvenlik Akademisi'ni bitirdi. Kurmay subay olarak değişik komutanlıklarda Şube Müdürlüğü, Kara Harp Okulu'nda öğretmenlik, Orta Doğu Ülkelerinde Askeri Ataşelik, Alay Komutanlığı ve Genelkurmay Hareket Başkanlığı Plan Prensipler Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu ve 1977 yılında Tuğgeneralliğe terfi etti. Bu rütbede sırasıyla Kara Kuvvetleri Tayin Dairesi Başkanlığı ve Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı görevlerini yaptı ve 1981 yılında Tümgeneral oldu. Tümgeneral olarak Kıbrıs'ta iki yıl Tümen Komutanlığı yaptı ve bilahare Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı'na atandı. 1985 yılında Korgeneral oldu ve bu rütbede iki yıl Kolordu Komutanı olarak görev yaptı. 1989 yılına kadar Korgeneral olarak iki yıl, 30 Ağustos 1989 yılında terfiini müteakip, Orgeneral olarak da 1 Ocak 1991 tarihine kadar Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevini yürüten Orgeneral İsmail H.KARADAYI, bu tarihte 1 nci Ordu Komutanlığı'na tayin oldu. Orgeneral İsmail H.KARADAYI 30 Ağustos 1993 tarihinden itibaren 1 yıl süreyle Kara Kuvvetleri Komutanlığı yaptı.

30 Ağustos 1994 tarihinden geçerli olmak üzere Genelkurmay Başkanlığı görevine atanan Orgeneral İsmail H.KARADAYI evli ve iki çocuk babası olup Fransızca bilmektedir.

Orgeneral İsmail H.KARADAYI, TSK Üstün Hizmet ve TSK Altın Şeref Madalyaları ile Güney Kore TONG IL JANG, Pakistan Nişan-ı İmtiyaz, ABD LEGION OF MERIT ve Ürdün 1 nci derecede istihkak nişanı ve Fransız Liyakat Nişanı COMMANDEUR DANS L'ORDRE DE LA LEGION D'HONNEUR madalyalarına sahiptir.

Orgeneral İsmail H.KARADAYI'ya ayrıca, muhtelif tarihlerde; Uluslar arası Melvin Jones Dostluk Ödülü, Uluslararası Paul Harrıs Madalyası ve İlter Erkan Dostluk ve Barış Ödülü ile Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği tarafından Dr.Sadık AHMET Dostluk ve Barış Ödülü Tevcih edilmiştir.

Hairdesigner
31-03-08, 19:22
http://www.biyografi.net/images/kisi/40.jpg
İsmail Hakkı Tunaboylu ( 1895)- (28.10.1958) </B>
GÖREV SÜRESİ:
25 Ağustos 1955 - 10 Ekim 1957

Orgeneral TUNABOYLU; 1895 yılında Tuna Nehri Sahili'nde, Rahova Kasabası'nda doğdu. 1914 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. 1924 yılına kadar çeşitli birliklerde Batarya Takım Komutanlığı, Yaverlik ve Refakat Subaylığı yaptı. Kuleli Askeri Lisesi öğretmeni iken, 31 Temmuz 1921 tarihinde Anadolu'ya geçerek Milli Ordu'ya iltihak etti. 1924 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1927 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1945 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1945 yılında Tuğgeneral, 1947 yılında Tümgeneral, 1950 yılında Korgeneral ve 1955 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Yedek Subay Okul Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 65 nci ve 28 nci Tümen Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Harekat Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı, 3 ncü ve 15 nci Kolordu Komutanlığı, 1 nci Ordu Komutan Vekilliği ve Genelkurmay Harekat Başkanlığı yapyı. 6 Haziran 1955-25 Ağustos 1955 tarihleri arasında idareten Kara Kuvvetleri Komutan Vekilliği, Orgeneral rütbesi ile 25 Ağustos 1955 - 17 Eylül 1955 tarihleri arasında idareten Genelkurmay Başkan Vekilliği görevlerinde bulundu. 17 Eylül 1955 tarihinde asaleten Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. Bu görevde iken, 6 Haziran 1956 tarihine kadar Genlkurmay Başkanlığı görevine de vekalet etti. 6 Haziran 1956 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 3 Ekim 1957 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

Bulgarca, Almanca, Fransızca bilir. Evli üç çocukludur.

1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

28 Ekim 1958 tarihinde vefat etti. Cebeci Şehitliği'nde toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:22
Kazım Karabekir ( 1882)- (26.01.1948) </B>
Kazım KARABEKİR, 1882 yılında İstanbul'da doğdu. Mehmet Emin Paşa'nın oğludur. İlköğrenimini İstanbul, Van, Harput ve Mekke'de tamamladıktan sonra, 1896'da İstanbul Fatih Askeri Rüştiyesi'ni, 1899'da Kuleli Askeri İdadisi'ni, 1902'de Harbiye Mektebi'ni ve 1905'te de Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni bitirerek yüzbaşı rütbesiyle orduya katıldı. İki yıllık kıta stajını Manastır'da yaptı. İttihat ve Terakki'nin Manastır örgütünün kurulmasına katıldı. 1907'de kolağası (önyüzbaşı) rütbesi alarak İstanbul Harbiye Mektebi, tabiye öğretmen vekilliğine atandı. İttihat ve Terakki İstanbul örgütünün kurulmasında görev aldı. 2.Meşrutiyet' ten sonra Edirne'de 2.Ordu 3.Fırka (tümen) erkân-ı harfliğine (kurmaylığına) atandı.

31 Mart 1909 ayaklanmasında Hareket Ordusu'nda görev aldı. 1910 Arnavutluk ayaklanmasının bastırılması harekâtında çalıştı. 14 Nisan 1912'de binbaşılığa yükseldi. Balkan Savaşı'nda Trakya sınır komiseri olarak görev yaptı. 1914'te kaymakam (yarbay) rütbesiyle Birinci Kuvve-i Seferiye komutanlığıyla İran ve ötesi harekâtıyla görevlendirildi. Bir süre sonra İstanbul Kartal'da 14. Fırka komutanlığına atandı ve Çanakkale'ye gönderildi. Kerevizdere' de Fransızlar' a karşı üç ay savaştıktan sonra miralaylığa (albay) yükseldi. Buradan, İstanbul'da I. Ordu erkân-ı harbiye başkanlığına, sonra Galiçya' ya gidecek ordunun ve ardından Mareşal Von der Goltz' un erkân-ı harbiye başkanlığına atanarak Irak'a gitti.

1916'da Kutü'l-Amare'yi kuşatan 18. Kolordu komutanlığına getirildi ve burayı aldıktan sonra Irak'ta İngilizler' le çarpıştı. 1917'de Diyarbakır'daki 2. Kolordu komutanlığına getirildi ve Van, Bitlis, Elaziz (Elazığ) cephelerindeki 2. Ordu komutanlığına vekâlet etti. 1918'de Erzincan ve Erzurum'u Ermeniler' den ve Ruslar' dan geri aldı. Ardından Sarıkamış, Kars ve Gümrü Kalelerini ve Karaköse’ yi kurtardı. Aynı yıl Mirliva (Tümgeneral) oldu. Mondros Mütarekesi sırasında sadrazam olan Ahmet İzzet Paşa'nın erkân-ı harbiye-i umumiye reisliği (genelkurmay başkanlığı) önerisini kabul etmeyerek Anadolu'da görev almak istedi. Önce Tekirdağ'daki 14. Kolordu Komutanlığı'na, ardından da Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığı'na atanmasını sağlayarak Nisan 1919'da göreve başladı.

Hazırlıkları yapılan Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı. Kurtuluş Savaşı'nda Edirne milletvekilliği ve Doğu cephesi komutanlığı yaptı. Ermeniler' in eline geçen Sarıkamış, Kars ve Gümrü Kalelerini geri alarak 15 Kasım 1920'de Ermeni ordusunu kesin olarak yendi. Ermeni hükümetiyle Ankara hükümeti adına Gümrü Antlaşması'nı imzaladı. Kars'ın alınmasıyla ferikliğe (korgeneral) yükseldi. Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti ve Kafkasya hükümetleriyle Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü. Halk Partisi’nden Ayrıldı Kurtuluş Savaşı'nın bitiminden sonra I. Ordu müfettişliğine atandı, 1923'te İstanbul milletvekili oldu. 1924'te, TBMM'deki Dörtler Grubu'nu destekledi. Ardından askerlikten ayrılarak Halk Fırkası'ndan istifa etti. 17 Kasım 1924'te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın başkanlığına seçildi. Parti 3 Haziran 1925'te Şeyh Sait ayaklanması nedeniyle kapatıldı. Karabekir Mustafa Kemal Paşa'ya karşı yapılan İzmir suikasti ile ilgili görülerek bazı partililerle birlikte yargılandıysa da beraat etti. Siyasi hayatına on iki yıllık aradan sonra, 6 Ocak 1939'da İstanbul milletvekili olarak devam etti. 1946'da TBMM başkanlığına seçildi ve bu görevde iken 26 Ocak 1948'de Ankara'da öldü.

Hairdesigner
31-03-08, 19:23
http://www.biyografi.net/images/kisi/44.jpg
Kazım Orbay ( 1887)- (03.06.1964) </B>
GÖREV SÜRESİ:
12 Ocak 1944 - 30 Temmuz 1946

Orgeneral Mehmet Kazım ORBAY; 1887 yılında İzmir'de doğdu. 1904 yılında Topçu Teğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdikten sonra, aynı yıl girdiği Harp Akademisi'ni 1907 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1922 yılına kadar çeşitli birlik ve karargah görevlerinde bulundu. 1922 yılında Tümgeneral (Mirliva), 1926 yılında Korgeneral ve 1935 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tümgeneral rütbesi ile 3 ncü Kafkas Tümeni Komutanlığı ve Genelkurmay II nci Başkanlığı, Korgeneral Rütbesi ile aynı göreve devam ederek bilahare Afganistan Askeri Heyet Reisliği ve 4 ncü Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. 30 Temmuz 1930 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı'na, 24 Ağustos 1935 tarihinde, 3 ncü Ordu Müfettişliğine atandı. Daha sonra Orgeneral rütbesi ile Yüksek Askeri Şura Üyeliği ve Genelkurmay II nci Başkanlığı görevlerinde bulundu. 12 Ocak 1944 tarihinden 23 Temmuz 1946 tarihine kadar Genelkurmay Başkanlığı yaptı. Bilahare atandığı Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevinden, 6 Temmuz 1950 tarihinde emekli oldu.

Fransızca, Almanca, İtalyanca bilir. Evli bir çocukludur.

Harekat Ordusu ile Harekat'a, Karadağ Hudut Olaylarına Balkan, 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları ile Dersim Harekatı'na katıldı.

3 Haziran 1964 tarihinde vefat etti. Ankara'da Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:23
Kazım Özalp ( 1880)- (1968) </B>
1882’de Köprülü’de (Makedonya Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Titov Veles) doğan Kazım Özalp 1902’de Harp Okulu’nu, 1905’te Harp Akademisi’ni bitirdi. İlk görev yeri olan Selanik’te 36.Alay’da görev yaparken İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. 1909’da 31 Mart Ayaklanması’nın bastırılması hareketine, 1912’de Balkan Savaşı’na katıldı. I.Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde Ruslarla savaştı ve rütbesi 1914’te binbaşılığa, başarılarından dolayı da 1915’te yarbaylığa, 1917’de albaylığa yükseltildi. 1919’da Kurtuluş Savaşı başlayınca Heyet-i Temsiliye kararıyla Kuzey Cephesi komutanlığına atandı; 1920’de Aznavur Ayaklanması’nı bastırdı. I.Dönem TBMM’ye Karesi milletvekili olarak girdi; 1921’de olağanüstü yetkilerle Kocaeli bölge komutanı olarak görevlendirildi ve İzmit ile Adapazarı’nı düşmandan geri aldı. Emrine verilen kolorduyla Sakarya Savaşı’na katıldı, gösterdiği başarı nedeniyle Eylül 1921’de rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi. 1921 sonunda kolordu komutanlığını bırakan Kazım Özalp, Ocak 1922’de milli savunma bakanlığı görevini üstlendi ve aynı yıl korgeneral, 1926’da orgeneral oldu; 1927’de emekliye ayrıldı.

TBMM’deki yerini 1920’den, siyasal yaşamdan çekildiği 1954’e kadar aralıksız koruyan Kazım Özalp, 1924-1935 arasında TBMM başkanı, 1935-1939 arasında da ikinci kez milli savunma bakanı olarak görev yaptı. 1971-1972’de yayımlanan Milli Mücadele adlı bir de kitap yazdı.

Kurtuluş Savaşı’nın önde gelen adlarından asker ve siyaset adamı Kazım Özalp 6 Haziran 1968’de Ankara’da öldü.

Hairdesigner
31-03-08, 19:23
Kemal Yavuz ( 1934) </B>
Emekli Orgeneral Kemal Yavuz 1934 İstanbul doğumludur. İlk ve orta tahsilinden sonra 1948'de Bursa Askeri Lisesi'ne girmiştir.
1953'te Kara Harp Okulu'ndan, 1967'de Kara Harp Akademisi'nden ve 1969'da Silahlı Kuvvetler Akademisi'nden mezun olmuştur.
Muhtelif karargahlardaki kurmay görevlerinden sonra, 6 yıl süre ile Harp Akademilerinde "Öğretim Üyesi" olarak görev yapmıştır. Albaylığında, Artvin'de alay komutanlığı; Tuğgeneralliğinde, Kara Harp Akademisi Komutanlığı, Kıbrıs'ta Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı; Tümgeneralliğinde, Mekanize Tümen Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Harekat Başkanlığı; Korgeneralliğinde Trakya Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.
Körfez harekatı sırasında, Güneydoğu Anadolu'da 2nci Ordu Komutanı olarak görev yapmaktaydı. Son görevi, 1992-1994 arasında Harp Akademileri Komutanlığıdır.

Hairdesigner
31-03-08, 19:23
http://www.biyografi.net/images/kisi/111.jpg
Kenan Evren ( 1918) </B>
7.CUMHURBAŞKANI

GÖREV SÜRESİ

9 KASIM 1982
9 KASIM 1989

1918 yılında Manisa ilinin Alaşehir ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Alaşehir, Manisa, Balıkesir ve İstanbul'da sürdürdü ve Maltepe Askerî Lisesi'nden mezun oldu.

1938 yılında Kara Harp Okulu'nu, 1949 yılında Harp Akademisi'ni bitirdi. Topçu subayı ve Kurmay subay olarak Silahlı Kuvvetler'in çeşitli kademelerinde görev yaptı.

Dokuzuncu Kore Türk Tugayı'nda, önce Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü; sonradan Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Tuğgeneralliğe yükseldiği 30 Ağustos 1964 gününden itibaren, Silahlı Kuvvetler'in bütün komuta kademelerinde ve üst rütbelerde görevini sürdürerek, Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan sonra, 7 Mart 1978 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'na atandı. Bu görevi sırasında, 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri müdahale ile, diğer görevleri yanında Devlet Başkanlığı görevini de üstlendi.

7 Kasım 1982 tarihinde halk oyuna sunulan ve kabul olunan Anayasa ile, Türkiyenin 7. Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. 9 Kasım 1989 tarihinde, görev süresini tamamlayarak Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.

Hairdesigner
31-03-08, 19:24
http://www.biyografi.net/images/kisi/45.jpg
Mehmet Nuri Yamut ( 1890)- (05.06.1961) </B>
GÖREV SÜRESİ:
5 Haziran 1950 - 10 Nisan 1954

Orgeneral YAMUT; 1890 yılında Selanik'te doğdu. 1908 yılında Teğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. Manastır 6 ncı Kolordu 50 nci Alay 3 ncü Bölükte iken, 1912 yılında esir düştü. Esaret dönüşü, 1913'de Harp Akademisi'ne girdi. 1 yıl okuduktan sonra tahsili bırakarak Orduya katıldı. 1919'da tekrar başladığı akademi tahsilini 1920'de bitirerek Kurmay oldu. Aynı tarihte Anadolu'ya geçerek Milli Ordu'ya iltihak etti. 1935 yılına kadar çeşitli karagah ve birlikler ile Afganistan'da görev yaptı. 1935 yılında Tuğgeneral, 1936 yılında Tümgeneral, 1939 yılında Korgeneral ve 1945 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 9 ncu Tümen Tugay Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 9 ncu ve 57 nci Tümen Komutanlığı , Korgeneral rütbesi ile 2 nci ve 12 nci Kolordu Komutanlığı, Orgeneral rütbesi ile 2 nci ve 1 nci Ordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. 3 Ocak 1949 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 1 Temmuz 1949 tarihine kadar aynı zamanda Genelkurmay Başkan Vekilliği görevinide yürüttü. 6 Haziran 1950 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 10 Nisan 1954 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

Fransızca bilir. Evli bir çocukludur.

Balkan , 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

5 Haziran 1961'de vefat etti. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:24
http://www.biyografi.net/images/kisi/46.jpg
Memduh Tağmaç ( 1904)- (30.03.1978) </B>
GÖREV SÜRESİ:
16 Mart 1969 - 29 Ağustos 1972

Orgeneral TAĞMAÇ; 1904 yılında Erzurum'da doğdu. 1926 yılında Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1928 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu, 1930 yılında Topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. 1935 yılına kadar çeşitli Topçu Birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı yaptı. 1935 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1938 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1956 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1956 yılında Tuğgeneral , 1959 yılında Tümgeneral, 1962 yılında Korgeneral ve 1964 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Jandarma Subay Tatbikat ve Astsubay Okul Komutanlığı, 23 ncü Tümen Komutan Yardımcılığı, 3 ncü Jandarma Tugay Komutanlığı ve 1 nci Ordu Kurmay Başkan Vekilliği. Tümgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı ve Genelkurmay II nci Başkan Vekilliği, Korgeneral rütbesi ile aynı göreve devam ederek takiben 3 ncü Ordu Komutan Vekilliği yaptı. Orgeneral rütbesinde 1 nci Ordu Komutanı iken, 23 Ağustos 1968 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 16 Mart 1969 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 29 Ağustos 1972 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

Fransızca bilir. Evli iki çocukludur.

30 Mart 1978'de vefat etti. İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı'nda Toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:25
http://www.biyografi.net/images/kisi/1463.jpg
Muhsin Batur </B>
12 Mart 1971'in muhtıracı generallerinden Muhsin Batur, 12 Eylül 1980 öncesinde CHP’den milletvekili olup, Cumhurbaşkanlığına aday oldu, seçilemedi. Şair ve denemeci Enis Batur, Muhsin Batur'un oğlu, Cahit Batur kardeşidir.

Hairdesigner
31-03-08, 19:26
http://www.biyografi.net/images/kisi/43.jpg
Mustafa Rüştü Eldelhun ( 1894)- (09.11.1983) </B>
GÖREV SÜRESİ:
23 Ağustos 1958 - 27 Mayıs 1960

Orgeneral ERDELHUN; 1894 yılında Edirne'de doğdu. 1914 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. Topçu Birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı ve Yaverlik görevlerinde bulundu. İzmir Silah Komisyonu'nda görevli iken 2 Nisan 1921 tarihinde Anadolu'ya geçerek Milli Ordu'ya iltihak etti. 1923 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1926 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1945 yılına kadar çeşitli karargah ve birlikler ile Tokyo, Roma ve Londra Ataşelikleri'nde görev yaptı. 1945 yılında Tuğgeneral , 1947 yılında Tümgeneral, 1952 yılında Korgenral ve 1956 yılında Orgeneralliğe Yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 15 nci Tugay Komutanlığı ve Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Genelkurmay Eğitim Daire Başkanlığı, 6 ncı ve 51 nci Tümen Komutanlığı, MSB İİstanbul Tetkik Kurulu Üyeliği, Korgeneral rütbesi ile Tokyo İrtibat Heyeti Başkanlığı, 18 nci Kolordu Komutanlığı ve Genelkurmay II nci Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 2 nci Ordu Komutanı iken, 1 Ağustos 1958 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 23 Ağustos 1958 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 3 Haziran 1960 tarihinde emekliye sevk edildi.

İngilizce, Fransızca ve Japonca bilir. Evlidir.

1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

9 Kasım 1983 tarihinde vefat etti. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:27
http://www.biyografi.net/images/kisi/47.jpg
Necdet Üruğ ( 1921) </B>
GÖREV SÜRESİ:
6 Aralık 1983 - 2 Temmuz 1987

Orgeneral ÜRUĞ; 1921 yılında İstanbul'da doğdu. 1939 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nden, 1941 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1942 yılında Topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. Muhtelif Birliklerde Batarya Takım Komutanlığı yaptıktan sonra 1948 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1950 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1966 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1966 yılında Tuğgeneral, 1969 yılında Tümgeneral, 1973 yılında Korgeneral 1977 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Yardımcılığı ve Genelkurmay Strateji Plan Dairesi Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı, NMR Başkanlığı ve Genelkurmay Eğitim Daire Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı ve 15 nci Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Yüksek Askeri Şura üyeliği yaptı. 1 nci Ordu Komutanı iken, 27 Ağustos 1981 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığına atandı. Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığı uhdesinde olmak üzere 27 Ağustos 1981 - 15 Kasım 1982 tarihleri arasında Devlet Başkanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği, 15 Kasım 1982 - 1 Temmuz 1983 tarihleri arasında ise Cumhurbaşkanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği görevinide yürüttü.

1 Temmuz 1983 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına, 6 Aralık 1983 tarihinde de Genelkurmay Başkanlığına atandı. 2 Temmuz 1987 tar ihinde kendi isteği ile emekli oldu.

İngilizce bilir. Evli iki çocukludur.

Hairdesigner
31-03-08, 19:27
http://www.biyografi.net/images/kisi/48.jpg
Necip Torumtay ( 1926) </B>
24 Temmuz 1987 - 3 Eylül 1990

Orgeneral TORUMTAY; 1926 yılında Trabzon'nun Vakfıkebir İlçesi'nde doğdu. 1944 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1946 yılında Topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. Muhtelif Topçu Birliklerinde Takım Komutanlığı ve Topçu Okulu'nda öğretmenlik yaptı. 1954 yılında Harp Akademisi'ni bitirerek Kurmay oldu. 1970 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde, Tokyo Kara Ataşe Muavinliği ve TMR Kara Plan Subaylığı görevlerinde bulundu. 1970 yılında Tuğgeneral, 1974 yılında Tümgeneral, 1978 yılında Korgeneral ve 1982 yılında Orgenralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 1 nci Zırhlı Tümen Komutan Yardımcılığı, 2 nci Zırhlı Tugay Komutanlığı ve SHAPE Harekat Plan Daire Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Genelkumay Plan Harekat Daire Başkanlığı ve 4 ncü Piyade Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesinde Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Harekat Başkanlığı ve Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Devlet Başkanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi Genelsekreter Yardımcılığı, Cumhurbaşkanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi Genelsekreter Yardımcılığı ve Genelsekreterliği, Genelkurmay II nci Başkanlığı ve 1 nci Ordu Komutanlığı yaptı.

2 Temmuz 1987 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 24 Temmuz 1987 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atandı. 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile Genelkurmay Başkanlığı görevinden emekliye ayrıldı.

İngilizce bilir. Evli ve iki çocukludur.

Hairdesigner
31-03-08, 19:27
Nevzat Bölügiray </B>
ESERLERİ

Sokaktaki Askerin Dönüşü
(12 Eylül Yönetimi Dönemi)
Nevzat Bölügiray
Tekin Yayınevi


... 12 Eylül'den sonra "Sokaktaki Asker" artık kışlasına döndüğü için bu kitap 12 Eylül Yönetimi Dönemi'ne ait kimi anıları içermektedir. Bu nedenle, bu kitap "Sokaktaki Asker"in devamı sayılmalıdır. Bu kitapta; yönetimden partilere, 1402 liklerden basına, cezaevlerinden işkenceye ve irticaa kadar çeşitli konular yer almaktadır.

Hairdesigner
31-03-08, 19:27
http://www.biyografi.net/images/kisi/49.jpg
Nurettin Ersin ( 1918) </B>
GÖREV SÜRESİ:
1 Temmuz 1983 - 6 Aralık 1983

Orgeneral ERSİN; 1918 yılında Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinde doğdu. 1935 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nden, 1937 yılında Piyade Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1938 yılında Piyade Sınıf Okulu'nu bitirdi. 1945 yılına kadar çeşitli birliklerde Takım ve Bölük Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1945 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1948 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1964 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1963 yılında Tuğgeneral, 1966 yılında Tümgeneral, 1970 yılında Korgeneral ve 1974 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 3 ncü Ordu Kurmay Yarbaşkanlığı, 66 ncı Tümen Komutan Yardımcılığı ve Vekilliği, Genelkurmay Etüt ve İnceleme Heyeti Üyeliği, MİT Müsteşar Yardımcılığı, Tümgeneral rütbesi ile aynı göreve devam ederek takiben 4 ncü Piyade Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile Batı Menzil Komutanlığı, MİT Müsteşarlığı 6 ncı Kolordu ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Yüksek Askeri Şura Üyeliği, 22 Ağustos 1975 - 5 Ocak 1976 tarihleri arasında Jandarma Genel Komutanlığı yaptı. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve 1 nci Ordu Komutanlığı görevini takiben 9 Mart 1978 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı.

12 Eylül 1980 Harekatı'ndan sonra, aynı zamanda Milli Güvenlik Konseyi Üyeliği görevini de yürüttü. 1 Temmuz 1983 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'na atanarak Milli Güvenlik Konseyi Üyeliği görevine devam etti. 6 Aralık 1983 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

Evli iki çocukludur.

Kıbrıs Barış Harekatı'na katıldı.

Hairdesigner
31-03-08, 19:28
http://www.biyografi.net/images/kisi/51.jpg
Ragıp Gümüşpala ( 1897)- (05.06.1964) </B>
GÖREV SÜRESİ:
3 Haziran 1960 - 4 Ağustos 1960

Orgeneral GÜMÜŞPALA; 1897 yılında Edirne'de doğdu. Öğrenci iken Talimgaha çıktı. 1917 yılında Asteğmenliğe yükseldi. 63 ncü Alay 12 nci Bölük Komutan Vekili iken, 2 Ekim 1918 tarihinde esir düştü. 6 Ekim 1920 tarihine kadar esarette kaldı. Esaret dönüşü İstanbul'dan Ankara'ya geçerek 13 Aralık 1920 tarihinde Milli Ordu'ya katıldı. Takım ve Bölük Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 1931 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1934 yılında bitirerek Kurmay oldu. Çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptıktan sonra 1948 yılında Tuğgeneral, 1951 yılında Tümgeneral, 1955 yılında Korgeneral ve 1959 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 65 nci Tümen Piyade Tugay Komutanlığı, Motorlu Birlikler Okul Komutanlığı, 9 ncu Tümen Komutan Yardımcılığı ve 3 ncü Ordu Kurmay Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 65 nci Tümen Komutanlığı ve 2 nci Kolordu Komutan Vekilliği, Korgeneral rütbesi ile 7 nci Kolordu Komutanlığı ve 3 ncü Ordu Komutan Vekilliği görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 3 ncü Ordu Komutanı iken, 6 Haziran 1960 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'na atandı. 2 Ağustos 1960 tarihinde bu görevde iken emekli oldu.

Fransızca bilir. Evli altı çocukludur.

1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'yla Şeyh Sait Harekatı'na katıldı.

5 Haziran 1964 tarihinde vefat etti. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:28
http://www.biyografi.net/images/kisi/1065.jpg
Refet Bele </B>
Bir ve ikinci dönem İzmir Milletvekili olan Refet Bele, asker ve politikacı olarak ünlü bir isimdir.Harp Akademisi mezunu olup Jandarma Genel Komutanlığı yaptı. Birinci Dünya Savaşında Filistin Cephesinde bulundu. Gazze Savaşı kahramanıdır. Refet Bele, Mustafa Kemal'le birlikte Samsun'a çıkanlar arasındadır. 3. Kolordu Komutanlığı da yaptı. Milli Mücadele döneminde iç isyanların bastırılmasında önemli roller aldı. Konya'da Delibaş, Denizli'de Demirci Efe ve Çerkez Ethem kuvvetleriyle çatıştı.İki kez İçişleri Bakanlığı ve bir kez de Milli Savunma Bakanlığı görevinde bulundu. TBMM, kendisini Doğu Trakya vatan parçasını teslim almakla görevlendirdi.

Refet Bele, büyük bir asker ve siyaset adamı olarak Türk tarihinde önemli bir yer tuttu. Bele, İzmir'de Atatürk’e yapılmak istenen suikast nedeniyle tevkif edildi, İstiklal Mahkemesinde yargılandı ve beraat etti. Bele 27 Kasım 1926'da Ordu'dan ve siyasetten çekildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:28
Sabri Yirmibeşoğlu </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Sabri Yirmibeşoğlu
Müdahale Türkiye’ye yakışmaz
M.Ali Kışlalı
Türkiye 19 Şubat 2001

E. Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu Türk Silahlı Kuvvetleri içinde en üst rütbeye doğru yükselirken birçok kritik görev yaptı. Kıbrıs’ta bulundu. Özel Kuvvetler Komutanlığı yaptı. Ankara Sıkı Yönetim Komutanlığı ve kolordu komutanlığı sonrası 2. Ordu Komutanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde dört yıldan sonra, bir yıl görev süresinin uzatılması kendisini Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na, oradan da muhtemelen Genelkurmay Başkanlığına getirecekti. Ama beklenen uzatma olmayınca kadrosuzluktan emekliye ayrıldı. “Askeri ve Siyasi Anılarım” başlığı altında, yaşadığı önemli olayları yayımladı. Özellikle 12 Eylül 1980’den emekliye ayrılana kadar önemli görevlerde bulunan Org. Yirmibeşoğlu ile TSK’nın ülkedeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiği hakkında bir sohbet yaptık.
Bugün sizlere hepinizin yakından tanıdığı bir isimle E. Org Sabri Yirmibeşoğlu ile yaptığımız sohbeti aktarıyorum. İlk sorum 12 Eylül öncesi ortamın TSK açısından görünüşü oluyor.
Yirmibeşoğlu- Ordu ekonomik, siyasi istikrarsızlık yanında şiddet olaylarından tedirgindi. Bunda şaşılacak hal olmamalıydı. İç ve dış tehditlere karşı Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak durumunda olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu oluşumlara bigane kalması düşünülemezdi. Çünkü sonra telafisi mümkün olmayan durumlarla karşılaşılabilirdi.

Kışlalı- Sizce TSK’nın hangi hallerde müdahalesi ortaya çıkıyor?
Yirmibeşoğlu- Başka hiçbir çare kalmadığı zaman. Yoksa halka karşı bir askeri müdahale asla yapılamaz. Ülke çapında bir beklentinin ve desteğin olması lazım. Sokaktaki adam ile birlikte; üniversite, medya ve hukuk güçlerinin onayı lazım. Yoksa bir askeri harekat yapılamaz. Nitekim 1962 yılı 22 Şubatı ile 1963’ün 21 Mayısındaki girişimler böyle beklenti ve desteğe sahip olmamışlardır. Bıçak kemiğe dayandırılmamalı. Siyasiler, sivil yönetim memleketi çıkmaza sokmamalı. Askeri müdahalelere lüzum kalmamalı. Çünkü askeri müdahaleler Türkiye’ye yakışmıyor. İtibar kazandırmıyor.

Kışlalı- Ülke buhranlı dönemlerde çıkış yolunu sizce nerede aramalı?
Yirmibeşoğlu- Dünyada bir çok sosyal ve siyaset bilimcisi böyle buhranlı dönemlerde, karşı görüşlerde de olsalar, partilerin birleşerek uzlaşarak hükümet etmesi ve seçim ortamını hazırlayarak seçime gitmelerini öneriyorlar. Seçim demokrasinin emniyet subabıdır.

Hairdesigner
31-03-08, 19:29
http://www.biyografi.net/images/kisi/52.jpg
Salih Omurtak ( 1889)- (23.06.1954) </B>
GÖREV SÜRESİ:
1 Ağustos 1946 - 8 Haziran 1949

Orgeneral OMURTAK; 1889 yılında Selanik'te doğdu. 1907 yılında Harp Okulu'nu Teğmen rütbesi ile bitirdi. Aynı yıl girdiği Harp Akademisi'ni 1910 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1920 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 22 Ocak 1920 'de görevle geldiği Ankara'da kalarak Milli Ordu'ya iltihak etti. 1926 yılına kadar çeşitli birliklerde komutanlık yaptı. 1926 yılında Tümgeneral (Mirliva), 1930 yılında Korgeneral ve 1940 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tümgeneral rütbesi ile 8 nci Kolordu Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile 9 ncu ve 3 ncü Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Yüksek Askeri Şura Üyeliği, Genelkurmay II nci Başkanlığı ve 1 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 29 Temmuz 1946 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atanarak 8 Haziran 1949 tarihine kadar Genelkurmay Başkanlığı yaptı. Rahatsızlığı nedeniyle 1 Ocak 1950 tarihine kadar sıhhi sebepten izinli bulundu . Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevinde ikeni, 6 Temmuz 1950 tarihinde isteği ile emekli oldu.

Fransızca, Almanca bilir.

23 Haziran1954 tarihinde vefat etti. Ankara'da Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:29
http://www.biyografi.net/images/kisi/53.jpg
Semih Sancar ( 1911)- (08.12.1984) </B>
GÖREV SÜRESİ:
6 Mart 1973 - 7 Mart 1978

Orgeneral SANCAR; 1911 yılında Erzurum'da doğdu. 1930 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1932 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1934 yılında Topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. 1939 yılına kadar çeşitli Topçu birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı yaptı. 1939 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1942 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1960 yılına kadar çeşitli karargah ve birlik Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1960 yılında Tuğgeneral, 1963 yılında Tümgeneral, 1964 yılında Korgeneral ve 1969 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 4 ncü Tümen Komutanlığı, Genelkurmay Personel Başkanlığı ve Genelkurmay Harekat Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Harp Akademileri Komutan vekilliği, 5 nci Kolordu Komutan vekilliği ve Kara Kuvvetleri Harekat Kurmay Yarbaşkanlığı, Korgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Eğitim Kolordusu Komutanlığı ve 9 ncu Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 29 Ağustos 1969 - 29 Ağustos 1970 tarihleri arasında Jandarma Genel Komutanlığı, bu tarihten sonra 28 Ağustos 1972 tarihine kadar 2 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 28 Ağustos 1972 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 6 Mart 1973 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 7 Mart 1978 tarihinde emekli oldu.

Fransızca bilir. Evli iki çocukludur.

8 Aralık 1984 tarihinde vefat etti. Cebeci Şehitliği'nde toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:29
Sıtkı Ulay </B>
ESERLERİ
1.Giderayak
Sıtkı Ulay
Milliyet Yayınları / Aktüel Kitaplar Dizisi

... General Ulay, anılarını yazma gerekçesini şu sözlerle anlatıyor: "Tarihin bir tekerrür olduğunu bildiğim ve yaşayarak anladığım için, torunlarıma ve
genç evlatlarımıza, 88. yaş yılı içinde acı tatlı neler gördüğümüzü sırasıyla anlatmak ve gerekirse faydalanmalarını naçizane sağlayabilmektir."
!07 Doğumlu olan bu eski kuşak askeri, pek doğaldır ki, dünya görüşünü Atatürkçü bir çerçeve içine yerleştirmiş; toplumsal gelişmeleri bu açıdan
anlayıp yorumlamaya çalışmıştır. Sıtkı Ulay'ın anılarıyla, kısa bir tarih yolculuğuna çıkacak; kendinizi, tarihi şahsiyetler galerisinde bulacaksınız.

Hairdesigner
31-03-08, 19:30
Teoman Koman ( 1936) </B>
1936 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. 1956 yılında Asteğmen olarak katıldığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra 1981'de Tuğgeneralliğe terfi etmiştir. 1981-1985 yılları arasında Tuğgeneral, 1985-1989 yılları arasında Tümgeneral olarak görev yapmış ve 29.08.1988 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine getirilmiştir. Müsteşar olarak görevde bulunduğu 1989 yılında Korgeneral olmuş, 27.08.1992 tarihine kadar bu görevi sürdürmüş, daha sonra Kolordu Komutanı olarak Gelibolu'ya tayin edilmiş, 1993 yılında Orgeneralliğe yükselerek 3. Ordu Komutanlığı'na getirilmiştir. 1995 yılında Jandarma Genel Komutanı olarak atanmış ve 1997 yılında bu görevden emekli olmuştur.

Evli ve iki çocuk babası.Cavit Çağlar’ın sahibi olduğu Nergis Holding’in Yönetim Kurulu Üyeliği’nde bulundu.

Hairdesigner
31-03-08, 19:30
Turgut Sunalp ( 1917)- (28.08.1999) </B>
1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1924 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesi'ne giren Sunalp, 1945 yılında İstanbul'da Harp Akademileri'nden mezun oldu.

1962 yılında tuğgeneralliğe, 1968 yılında korgeneralliğe getirilen Sunalp, 1972 yılında orgeneralliğe yükselerek, Genelkurmay 2. Başkanlığı'na, daha sonra da Harp Akademileri Komutanlığı'na tayin edildi.

Sunalp, emekli olduktan sonra da Kanada'da büyükelçilik görevinde bulundu. 12 Eylül 1980 harekatından sonra siyasi parti çalışmalarına izin verilmesiyle emekli Orgeneral Turgut Sunalp ve 41 arkadaşı Milliyetçi Demokrasi Partisi'ni (MDP) kurdu ve partinin Genel Başkanlığı'na seçildi. Sunalp, 1985 yılında, daha sonra feshedilen, bu partinin genel başkanlığından istifa etti.Evli ve 2 çocuk babası olan Sunalp, 28 Ağustos 1999 tarihinde öldü.

Hairdesigner
31-03-08, 19:30
Ümit Gürses ( 1940) </B>
Ümit Y. Gürses 1940 yılında Ardahan'da doğmuştur. Aile Artvin kökenlidir. 1960 yılından Kara Harpokulu, 1974 yılında Kara Harp Akademisi, 1976 yılında ise Milli Güvenlik ve Silahlı Kuvvetler Akademisinden mezun olmuştur.
Çeşitli birlik ve karargahlarda Komutan ve Karargah Subayı olarak görev yapmıştır. 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatına katılan Ümit Y. GÜRSES 1979 yılında Belçika'da NATO karargahında çalışmış, 1982 - 1985 yıllarında Sofya'da Askeri Ataşe olarak görev yapmıştır.
1991 yılında Tuğgeneral Rütbesinde iken kadrosuzluk nedeniyle emekli olmuştur. Halen TEMA Vakfı Genel Müdürüdür.

Hairdesigner
31-03-08, 19:30
Vural Bayazıt ( 1934) </B>
1934 yılında doğdu.1953 yılında Deniz Harp Okulundan mezun oldu.Vural Bayazıt, sırasıyla çeşitli harp gemileri ve karargahlarda branş subaylığı/bölüm amirliği görevlerinde bulundu.1964 yılında Deniz Harp Akademisinden mezun oldu.

Daha sonra sırasıyla Muhrip II'nci komutanlığı ve Muhrip komutanlığı görevleri yaptı.1968-1970 yılları arasında Kahire Deniz Ateşeliği görevinde bulundu. 1971 yılından itibaren Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargahında çeşitli görevler yaptı.Muhrip Komodorluğu ve Harp Filosu Kurmay Başkanlığı görevlerini takiben 1976'da Tuğamiralliğe terfi etti.

Bu rütbede sırasıla; Akdeniz Bölge Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Personel Başkanlığı, Napolide NAVSOUTH Plan Daire Başkanlığı görevlerini yaptı. 30 Ağustos 1980 tarihinde Tümamiralliğe terfiini takiben; Mayın Filosu Komutanlığı, Gölcük Ana Üs Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanlığı ve Deniz Eğitim Komutanlığı görevlerini icra eden Oramiral Vural Bayazıt, 30 Ağustos 1984 tarihinde koramiralliğe terfi etti.

Bu rütbede sırasıyla; Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı görevlerinde bulunan Vural Bayazıt, 30 Ağustos 1989 tarihinde Oramiralliğe terfi etti.Bu rütbeyle önce Harp Akademileri Komutanlığına, ardından 1990 yılında Donanma Komutanlığına atandı.

20 Ağustos 1992 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevine atanan Oramiral Vural Bayazıt, emekle olduktan sonra Etibank Yönetim Kurulu üyesi seçildi.

Vural Beyazıt Kanat Bayazıt'la evli olup, Meltem ve Nilden isimli iki kız çocukları vardır. Oramiral Vural Bayazıt İngilizce bilmektedir.



HAKKINDA YAZILANLAR

Bayazıt da ifade verdi
Hürriyet 7 Nisan 2001

İSTANBUL -Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilen Etibank hakkında yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul DGM’ye gelen, bankanın eski Yönetim Kurulu Üyesi Vural Bayazıt, ifade verdi. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Vural Bayazıt’ın, avukatı Birsen Uluğ ile geldiği İstanbul DGM’de, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Ercan Cengiz tarafından, yaklaşık 45 dakika süreyle ifadesi alındı. İfadesinin alınmasının ardından Vural Bayazıt, özel otomobiline binerek, İstanbul DGM’den ayrıldı. Beyazıt’ın ‘bankacılıktan anlamadığını ve verildiği iddia edilen usulsüz kredilerden haberinin olmadığını’ söylediği öğrenildi.

Vural Paşa'ya tedbir ve yurtdışı yasağı
Hürriyet 17 Nisan 2001
Etibank'ı 112 trilyon 402 milyar TL zarara uğrattıkları iddiasıyla kişisel iflasları istenen eski yöneticilerden, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı, emekli Oramiral Vural Beyazıt'ın hem malvarlığına hem de yurtdışı çıkışına ihtiyati tedbir konuldu. Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin Beyazıt aleyhine alınan tedbir kararını kaldırmasından sonra İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi yeniden tedbir kararı aldı.

Hairdesigner
31-03-08, 19:32
Aclan Sayılgan ( 1924)- (05.09.2001) </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Aclan Sayılgan öldü
Radikal 07 Eylül 2001

AA - İZMİR - Devlet Tiyatrosu'ndan emekli oyuncu Aclan Sayılgan İzmir'de öldü. Sayılgan 77 yaşındaydı. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdikten sonra Devlet Tiyatroları'nda oyuncu ve yönetmen olarak görev alan Sayılgan'ın 'Türkiye'de Sol Hareketler Tarihi' isimli bir araştırma kitabı ile 'Tutuklama' ve 'Deprem' adlı romanları bulunuyor. Sayılgan, dün İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi'ndeki törenden sonra Hamidiye Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.

Hairdesigner
31-03-08, 19:32
http://www.biyografi.net/images/kisi/2268.jpg
Adel Mıhamceriy Hasoko ( 1933)- (1984) </B>
1933 yılında Ürdün'ün başkenti Amman'da doğdu. Ürdün'deki Kafkas göçmenlerinin kültürel kuruluşlarının çalışmalarında rol oynadı. 1950-1957 yılları arasında Ürdün'de bulunan İkinci Dünya Savaşı mültecilerinden yazar, besteci ve halkbilimci Kube Şaban ile birlikte Adige halkbilimi ve edebiyatı üzerinde çalıştı. Onun "Qebertayeme Yaçecstyeu" (Kabartay'ların Baskını) ve "Psiyıçvij” (Göç) adlı piyeslerinin Amman'da sahnelenmesine yardım etti ve bunlarda oynadı. Kube Şaban'ın Fransa'ya gitmesinden sonra da Amman'daki Gençlik Derneği'nde Adige dili ve alfabesi üzerine kurslar düzenledi. 1958 yılında "Dy Anebze" (Anadilimiz), 1959 da "Adighe Alfibe" (Adige Alfabesi), 1960 yılında ise "Xexiqheu Adighe Uered Zaul" (Seçme Adige Halk Şarkıları) ve "Mefepç" (Takvim) adlı yapıtları yayımlandı. Bu arada Şurdum Memduh ve Balkız Mahmud ile birlikte doldurmuş oldukları Kafkas halk müziği bantları Amman Radyosunda yıllarca çalınmıştır.

1960 yılında Ürdün'ü terk edip işçi olarak Batı Almanya'ya gitti. Bir süre sonra Almanca'yı öğrenip bir kompüter enstitüsünü bitirdi ve işini değiştirdi. Bu arada Schwelm adlı küçük bir kasabada kurduğu "Tscherkessischer Kulturverein" kısa sürede Almanya'da çalışan Kafkas kökenli işçiler ve Avrupa üniversitelerinde Kafkasoloji üzerinde çalışan öğrenciler için küçük bir enformasyon merkezi haline geldi. Almanya’da iken de çoğu bu derneğin yayını olmak üzere "Adighe Alfibem Yiqhuaz" (Adıge Alfabesi İçin Rehber), "Nart Txidezh I." (Nart Efsaneleri I.), "Zi Mafe Guerem" (Günün Birinde - Fabl'ler) gibi kitapları yayınlandı. "Nıbjeqhu" (Arkadaş) ve "Cible" (Yıldırım) adlı bültenlerin yayımlanmasında emeği geçti.

1984 yılının Ocak ayında öldü.

Hairdesigner
31-03-08, 19:33
http://www.biyografi.net/images/kisi/1538.jpg
Afife Jale ( 1902)- (24.07.1941) </B>
1902 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Afife Jale, Dr. Sait Paşa'nın torunudur. Tiyatro sevgisiyle 1918'de, Türk ve müslüman kadınlarının sahneye çıkmaları yasak olan bir dönemde Darülbedai'ye (Şehir Tiyatroları) alınmak üzere açılan sınava girer. Prof. Metin And, Türk Tiyatrosu Tarihi kitabında o dönemi "1920 yılında Darülbedayi, Hüseyin Suat'ın "Yamalar" adlı oyununu Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'nda (şimdiki Reks Sineması) sahneye koyuyordu. Bu oyunda Emel adlı kızı oynayan Eliza Benemenciyan topluluktan ayrılıp yurt dışına gittiği için bu rolü yüklenecek bir bayan aranıyordu. bu rol için seçilen Afife, "Jale" takma ismiyle Kadıköy'de Apollon Tiyatrosu'nda sahneye çıkar. O tarihi geceyi, altı yıl sonra Refik Ahmet Sevengil'e anlatırken "Hayatımda mesut olduğum ilk gece..." diyordu; "Sanatın, ruhuma verdiği güzel sarhoşluk içinde idim. Opiyekte güzel bir sen (scene:sahne) vardır; ağlama sahnesi...Orada taşkın bir saadetle ağladım. Sahiden ağladın...Alkış,alkış, alkış...Perde kapandı; açıldı, bana çiçekler getirdiler. Muharrir Hüseyin Suat bey, kuliste bekliyormuş; ben çıkarken durdurdu; alnımdan öptü: "Bizim sahnemize bir sanat fedaisi lazımdı; sen işte o fedaisin." dedi.

Daha sonra "Tatlı Sır" ve "Odalık" oyunlarında da polis baskını ile karşılaşır. İçişleri Bakanlığı'nın gönderdiği bir genelgeyle müslüman kadınların sahneye çıkmaları yasaklandı. Ancak bu işin bir de geçmişi vardı. 10 Kasım 1918'de, Behire, Memduha, Beyza, Refika ve Afife stajyer kadrosuna alınmışlar, ötekiler işi bırakmışlardı. İkisi de sahneye çıkarılmamışlardı. Refika suflör olarak çalışıyordu. Tüm baskılara karşın bundan sonra Burhanettin Topluluğunda Seniye, Yeni Sahne’de Şaziye (Moral), Münir (Neyire Neyyir), Bedia (Muvahhit) Milli Sahne'de Huriye ve Hikmet, Ruhat gibi Müslüman Türk kadınları Afife'yi izlediler" diye anlatır.

Neziha Araz'ın kaleminden Afife şöyle sesleniyor. "Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım" inancı ve aşkıyla yaşıyordu Afife, "Olmak ya da olmamak" işte gerçek buydu onun için. "Olmak"la sanatını icra etmek eşanlamlıydı, bu eşanlam da tiyatroydu. Toplum hayatında ilk olmak; yani onun deyimle "ilk ateşi yakmak"," ilk türküyü söylemek"," ilk aşkı ya da direnişi başlatmak" bir olaydı ve bunun her zaman bir bedeli vardı. İlkler yol boyu bu bedeli ödediler."

Bu zaptiye baskının ilkinde Afife arkadaşlarınca kaçırılmışsa da daha sonra sokakta polisce yakalanarak karakola götürülür. "Dinini, milliyetini unutan sen misin?" diye hırpalanır. Aile içinde babası da onun tiyatrocu olmasına karşıdır. Babasının gözünde Afife artık fahişedir. Evden de ayrı yaşamak zorundadır. Bu arada Darülbedai'deki ücretli görevine de son verilir. Güvencesiz ve parasızdır. Önüne gecilmeyen şiddetli başağrıları başlar. Hekimi morfinle tedavi yoluna giderek büyük bir yanlışlık yapar. Bunun sonucu Afife artık bir morfinmandır. Bu nedenle yaşamının son yıllarını Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesinde geçirir. 24 Temmuz 1941 günü 39 yaşındayken ölür.

Hairdesigner
31-03-08, 19:33
Agop Ayvaz ( 1911) </B>
Tiyatro oyuncusu. Eseyan Okulu’nda Yetişenler Derneği’nde tiyatro kolu başkanlığı yaptı. Üsküdar ve Kadıköy’de, çeşitli tiyatro oyunlarında rol aldı. Aram Elmas ve Sait Köknar gibi tiyatrocularla birlikte çalışan Agop Ayvaz, ‘Kulis’ adında Ermenice tiyatro dergisi çıkardı ve derginin yazıişleri müdürlüğünü yaptı. İstanbul’da Türkçe-Ermenice haftalık yayınlanan Agos gazetesinde, tiyatro üzerine yazılar yazdı.

Kaynak:Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000

Hairdesigner
31-03-08, 19:33
Ahmet Levendoğlu ( 1945) </B>
Doğum Tarihi 1945
Boy 173
Kilo 80
Göz Rengi Kahverengi
Yabancı Dil İngilizce (iyi)

Sinema Filmleri ve Yönetmenleri
Yaz Yağmuru (Tomris Giritlioğlu)

TV Yapımları ve Yönetmenleri
Kırık Hayatlar '85 (Emin Gerçeker)
Ateşten Günler (Ziya Öztan)
Baharın Bittiği Yer (Ziya Öztan)

Yabancı Ortak Yapımlar

Hairdesigner
31-03-08, 19:34
Ahmet Yenilmez </B>
HAKKINDA YAZILANLAR

Oğlum bile ‘irtibatı kopardın mı baba’ diyor
Yusuf Bülbül
Zaman 12.04.2005

Ekmek Teknesi’ndeki ‘Gamsız Celal’ rolü ile izleyicinin hayranlığını kazanan Ahmet Yenilmez, dizinin geçen bölümünde beklenmedik bir çıkışla Nusrettin Baba’yı üzdü. ‘Yenilmez diziden ayrılıyor mu?’ tartışmalarına yol açan bu gelişme karşısında usta oyuncunun küçük oğlu bile, “Baba yoksa irtibat kopuyor mu?” diye sormuş.

Ekmek Teknesi’nin “Gamsız Celal”ine nam-ı diğer Ahmet Yenilmez’e dizinin son bölümünde bir haller oldu. Nusrettin Baba’nın en sadık evlatlarından biri olarak bilinirken, geçen haftaki sert tavrı izleyicinin kafasını karıştırmış durumda. ‘Baba’nın bir dediğini iki etmeyen, yolunda ölmeye hazır olan ve karşısında sürekli boynu bükük görmeye alıştığımız Celal’in bu beklenmedik çıkışı, ‘diziden ayrılacak mı’ sorusunu akla getirdi. Ekmek Teknesi ile ilgili kafalardaki bu sorulara cevap almak için görüştüğümüz Ahmet Yenilmez’i yakalamışken, TRT’de başladığı “Aynalar”ı, her hafta izlediğimiz “Sırlar Dünyası”ndaki rolünü ve yeni projelerini de sorduk.

Diziden ayrılma noktasında herhangi bir mesaj almayan usta oyuncu, ihtiyatlı konuşuyor: “Dizi işi bu, hiç belli olmaz. Kalem başkasının elinde.” Senaryodaki bu tür iniş çıkışların diziye hareket getirdiğini söyleyen Yenilmez, sezon sonuna yaklaştıkları için diziye merak uyandıracak bir finalin gerekli olduğunu düşünüyor. Türkiye’de hiçbir dizinin başladığı gibi gidemeyeceğini iddia eden Yenilmez, senaryodaki son gelişmeler için, “Kesinlikle sezon bitimine bağlıyorum. Diziye heyecan katılsın diye yapılmış olabilir. Yapımcılarla ailecek tanışır, gider geliriz. Aramızda hiçbir problem yok. Olsa zaten duyardım.” diyor. Yenilmez’in dizideki ani çıkışı yalnız izleyicileri değil, küçük oğlu Burak’ı da fazlasıyla etkilemiş. Yenilmez, olayı şöyle anlatıyor: “Akşam eve geldiğimde oğlum, ‘Hayırdır baba yoksa irtibatı kopardın mı?’ diye sordu. Çocuk işte etkilenmiş. Çok dikkatli takip eder diziyi.”

‘Sırlar Dünyası’nda görmek istiyorlar’

Ekmek Teknesi’nin yanı sıra TRT’de iki hafta önce yayından kaldırılan “Aynalar”da rol alan ve Samanyolu’nda “Sırlar Dünyası”nda da zaman zaman izleyici karşısına çıkan Ahmet Yenilmez biraz dertli. Yüzlerce mail, telefon ve faks gönderen izleyiciler, ‘Sırlar Dünyası’nda neden sürekli oynamıyorsun?’ diye soruyorlarmış kendisine. “Yoksa sen mi istemiyorsun?” diye soranlar da varmış aralarında. Aynalar’ın yayından kaldırılmasının TRT’nin iç meselesi olduğunu söyleyen Yenilmez, Sırlar Dünyası için ise şöyle konuşuyor: “Bir kere Sırlar Dünyası dizi değil. Her bir bölümünde farklı konuların işlendiği bağımsız hikaye. Ben de genellikle birçok hikayede rol alıyorum. Hem oynamamam için bir sebep de yok zaten. Bana uygun hikâyelerde görev verildiği müddetçe rol almaya devam edeceğim.”


‘Tiyatro benim ilk göz ağrım, ondan kopamam’

Yenilmez Sanat Merkezi’ni (YSM) kuran Ahmet Yenilmez, tiyatroya da sırtını dönmemiş. Ekibiyle birlikte sebep-sonuç ilişkisine dayanan “uyuşturucunun zararları” ile ilgili bir oyun üzerinde çalışıyor. “Bizde proje bitmez.” diyen oyuncu, “Bazı kanallarla görüşme halindeyiz.” diyerek televizyon için hazırladıkları projeleri sıralıyor: “Almanya projemiz var. Dördüncü kuşak olarak gördüğümüz insanları konu alıyor. Bir de hayatında oyuncu olmayı istemiş; ama farklı mesleklere yönelmiş insanlara oyunculuk üzerine eğitim vermeyi amaçlıyoruz. Tanınmış tiyatro oyuncuları kurs verecek. Bunlarla İstanbul’da yerleşik bir sahne kuracağız.” Tüm bu projelerini www.ahmetyenilmez.com adresinde toplayan oyuncu, isteyenlerin bu siteye girerek bilgi sahibi olabileceklerini söylüyor.

Hairdesigner
31-03-08, 19:34
Alev Baymur ( 1965) </B>
Doğum Tarihi 1965
Boy 170
Kilo 60
Göz Rengi Sarı Ela
Yabancı Dil İngilizce ( iyi )

Sinema Filmleri ve Yönetmenleri
Sayın Başkan ( Ünal Küpeli )
Barışta Savaşanlar ( Ferdi Eğilmez )
Gelincik Tarlası ( Aydın Sayman )
Serada Aşk (Tülay Eratalay)
Küçük Dünya ( Osman Sınav )
Gölgeler Uzarken (Feyzi Tuna)

TV Yapımları ve Yönetmenleri
Parmak Ucundaki Yaşamlar (TRT)

Özgeçmiş
Ankara Devlet Konservatuvarını kazandığında 8 yaşında idi. Konservatuvar eğitiminin yanı sıra sanat derslerinde bale, piyano, solfej, karter canlandırma derslerini gördü. Ankara Devlet Opera ve Balesinde staj yaptığı dönemde Devlet Tiyatroları ve özel tiyatrolar tarafından sergilenen oyunlarda ve Hürriyet Çocuk Kulübünde sahneye çıktı. Aynı dönemde TRT tarafından çekilen (Kurtla Kuzu, Merdiven) adlı 2 televizyon filminde Kerim Afşar''''la birlikte çalıştı. İstanbul Opera ve Balesine tayin olduğunda 18 yaşındaydı. Oynadığı bazı eserler: Fındıkkıran, Deli Dumrul, Aida, Bahçe Saray Çeşmesi, La Bayadere, Şehrazat, Paquıta, Binbir Gece Masalları... Amerika'ya giderek dans dersleri aldı. Koreografi çalışmaları da yaptı ve Ajda Pekkan konserleri, Nükhet Duru Show, Altın Güvercin Şarkı Yarışması ve tiyatro oyunlarında danslar sahneye koydu. 1989 yılında tekrar film çalışmalarına dönerek Osman Sınav''''ın yönettiği "Küçük Dünyalar" adlı film ile 1990 "en iyi kadın drama oyuncusu" ödülünü aldı. Sırasıyla, Kadir İnanır ile "Sayın Başkan", Hakan Ural ile "Barışta Savaşanlar", Levent Ülgen ile "Gelincik Tarlası", Alev Sezer ile "Gölgeler Uzarken" , Kenan Işık ile "Serada Aşk" filmlerinde başrolleri paylaştı. Televizyonda "Evliliğe Doğru", yılbaşı programları, "Bir Başka Gece" programlarını sundu. 1995 yılında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı AB sanat Uluslararası Sahne Sanatları Bale ve Dans okulunu açtı. 1996 yılı içerisinde TRT''''de yayınlanan "Parmak Ucundaki Yaşamlar" adlı programa imzasını attı. Aynı zamanda sunuculuğunu yaptı. 1996 yılında Türkiye''''nin ilk dans ajansını kurdu. Türkiye''''nin ilk bale jübilesini 08.06.1998 tarihinde gerçekleştirdi.

Özel Beceriler
Dans, ata binmek, kayak

Ödüller
1990 En İyi Kadın Drama Oyuncusu

Hairdesigner
31-03-08, 19:34
http://www.biyografi.net/images/kisi/401.jpg
Aliye Rona ( 1921) </B>
1921 yılında Suriye’de doğdu. Tiyatro oyunculuğu yaptı. Kerim'in Çilesi adlı
filmle sinemaya geçti (1947).

Önemli filmleri: Yılanların Öcü (Metin Erksan), Bitmeyen Yol (Duygu
Sağıroğlu), Zalimler (Yılmaz Duru)

Hairdesigner
31-03-08, 19:35
Alpay İzer ( 1944)- (1990) </B>
1944 yılında Erzurum’da doğduTiyatro ve sinema oyuncusu. 1971'de Istanbul Belediye Konservatuvarı'nın Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Profesyonel olarak çeşitli topluluklarda oyunculuk ve yönetmenlik yaptıktan sonra sinema ve televizyon filmleri için senaryolar -skecler yazdi. Canavar Cafer, Devlet Kuşu, Zübük, Umudumuz Şaban, Dervis Bey gibi filmlerde rol aldı.1990 yılında öldü.

Hairdesigner
31-03-08, 19:35
Altan Erbulak ( 01.11.1929)- (1988) </B>
(1929-1988) Karikatürist Oyuncu - Gazeteci - Şovmen

Altan Erbulak 11 Kasım 1929'da Erzurum'da doğdu.Annesi,dini bütün bir ev kadını,sevecen ve hoş görülü. Babası Binbaşı .Altan'nın çocukluğu,babasının atanması ile ilgili olarak,Anadolu'nun muhtelif şehirlerinde geçti. İlk okulu hemen her yılını farklı okullarda okudu.Alıştığı arkadaşlarından kopmak onu çok üzüyordu. Orta okulu Bakırköy orta okulunda bitirip,Işık Lisesi'ne yazdırıldı.(Anılarında Işık Lisesi'nden ve çoçuklu- ğundan detaylı olarak bahis ediyor.Lütfen bakınız.)Işık Lisesi'nde başarısız olup,Akademinin resim bölümü- Ne kayıt oldu.Akademiyi bitirmeden onbaşı olarak askere gitti.Altan'nın babası da resim yapardı. Babası emekli olduktan sonra Bakırköy'de,Kartal Tepe Mahallesi Muhtarı oldu.Zengin değillerdi ama iki çocuklarını örselenmeden büyütmeyi başardılar.Altan'nın Bilgi adında bir kız kardeşi var. Bakırköy'de oturlarken Münir Özkul,Sadri Alışık ve Altan Karındaş ile,trende gidip gelirken skeçler oynar Komiklikler yaparmış.Aile arasında da tuhaflıklarını zevkle izlerlermiş.Sahneye ilk defa 1955 yılında cep Tiyatrosunda amatör olarak çıktı.aynı. yıl Altan Aşkın'la evleniyor.Kızı (altan) Ayşe Erbulak doğuyor (Ayşe bir Norveç'li evli orada yaşıyor.)1957 yılında Haldun Dormen'le tanışıyor.Bir kereliğine Küçük Sahne'de Dormen Tiyatrosu'nda Erol Günaydın ile Teyzesi adlı oyunda,kel bir uşak oynuyor ve bir daha tiyatrodan Kopamıyor.

1962 yılında Dormen Tiyatrosunda "Ayı Masalı"adlı oyunda tanışarak Füsun Şahin'le 21 Şubat 1964 te ikinci evlliğini yaptı. Bu evliliğinden 20 Ekim 1975 te Seviç Erbulak doğdu. (Şehir Tiyatrosu sanatçısı ,oda babasının yolunda dizilerde oynuyor,ödüller alıyor.) 1970 yılına kadar Dormen Tiyatrosunda profesyonel olarak çeşitli roller oynadı ve bu arada birçok oyun yönetti. Misafir olarak Münir Özkul tiyatrosun'da,1969'da İstanbul Devlet Opera Balesi'nde konuk oyuncu olarak Güngör Dilmen'in baş yapıtlarından Midas'ın Kulakları'nda 'Berber Başını' oynadı.Bir iki ay sonra Kültür Sarayı yandığında,Taksim meydanında bir saat yangını ağlayarak izledi.Onu birde yıllar sonra babasının ölümüyle oğullarının doğar doğmaz ölmeleri ağlattı.Bunun dışında limonu limonata yapan,son derece neşeli,anlayışla bir kimlik sergiledi.Pembe gözlüklüydü ama her şeyi içine attı.

1971-1979 yılları arasında Metin Serezli ile birlikte Koca Mustafa paşa Çevre Tiyatrosu'nu kurdu.Buradaki bütün oyunlarda rol alıp,bir kaçını da yönetti.Ünlü bir ikilinin o yıllarda Beyoğlu-Şişli dışında tiyatro açması ilk defa gerçekleşiyordu.İkinci bir ilk ise "Yüzsüz Zühtü" Kandemir Konduk'un oynanan ilk oyunu olması idi. 1982'deEgemen Bostancı'nın teklifi üzerine "Yedi Kocalı Hürmüz"de Kekeme berberi oynadı.Uzunca bir süre yalnız gazetecilik,karikatüristlik yaptıktan sonra Haldun Dormen'in Pangaltı'daki tiyatrosunda Necati Cumalı'nın "Her Evde Hır var"adlı oyununda görev aldı.Belli aralıklarla Maksim Gazinosunda şov yaptı. İki kez daha tiyatro kurma girişiminde bulundu.Venüs Tiyatrosu'nda Erol Günaydın ile birlikte Bit Yeniği- ni adapte edip "Bit Yeniğimi?"adı altında oynadı.Bir de Aksaray Köşe Başı Tiyatrosu'nda "Fehim Paşa konağı"nı sahneye koydu,Yedi Bela Rasim adlı kabadayı rölünüde üstlendi.Fehim paşa rölünü Mete İnselel oynadı.Salon Çevre Tiyatrosu sahibi Hasan Zengin'e aitti.1986 yılında Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda çalışmaya başladı."Yanımdaki Yatak "adlı oyun bir dram sayılırdı ve orada ilk kez ciddi,dramatik bir rol oynadığı için çok mutluydu.Seyirci ilk kez kendisine gülmüyordu.1 Mayıs1988 yılında Dünyalar adlı oyunu oynadıktan sonra ertesi gün çıkacağı Almanya turnesinin hazırlıklarını yaparken aramızdan ayrıldı.Sahnede öldü diyebiliriz.

Hadi Çaman Tiyatrosu'nda "Aziz Name"oyunu yönetti ve Dekorunu yaptı. Dormen Tiyatrosu'nda "Puntila ağa İle Uşağı Matti"dekorunu gerçekleştirmiştir. Çevre Tiyatrosu'nda Teknik ekiple çalışır,baş tekniksiyen Selahattin Ustayla dekorları bir fiil sabahlara kadar boyar çakardı.Tam bir teknoloji hastası idi en son çıkan çıhazları kendisine ve tiyatroya hemen alırdı. Eskilerin alaylı dedikleri bir oyuncu idi.Ama İsmail Dümbüllü, Muammer Karaca ve benzeri ustalarla,usta çırak ilişkisini,ölünceye kadar sürdü.

Film TV Çalışmaları

Uzunca bir süre,yani 1962 yılına kadar Yeşil çam'da çok sayıda filmde rol aldı.Muhterem Nur en sevdiği film Oyuncusudur. Çitlenbik adlı birkaç bölümlük filmde yoksul,iyi yürekli köylü tiplemesiyle dikkati çekti. Feryat Filminde sonra 1960larda Filiz Akın'la film çekti.Bir filminde Gönül yazarla yatağa gireceği için sık sık yıkanır Olmuştu. TV Çalışmalarını sıralamak mümkün değil.Çok sayıda program sundu. Tatlı Yiyelim Tatlı Konuşalım bunlardan biri yanlızca.Ahmet Üstel'in yazdığı parodilerde,özellikle Atılgan Ailesinde oynadı. Egemen Bostancı'nın müzikalleri televizyonda gösterildi. Bunlardan en renklisi Sezen Aksu Aile Gazinosu İdi.Yılbaşlarında skeçler yaptı.Televizyona tutkundu. Bilen Şöför Kazanıyor Halit Kıvanç ile birlikte,uzun yıllar sundu.Bu programda moral hocası oluyordu .Soruları Halit Kıvanç soruyordu.

Gazetecilik-Karikatüristlik

1947de Her Gün gazetesinde Karikatürist olarak çalışma hayatına atıldı.Sonra sırası ile Vatan ,Yeni Sabah, Milliyet ve çeşitli dergilerde karikatür çizdi. Karikatüristlik-Gazetecilik hangisi esas mesleğim bilemiyorum Derdi.Tiyatroculuk ve gazetecilik kızları gibiydi.Dizi halinde yıllarca süren çizimlerinden bazıları: Cafer'le Hürmüz (Münir Özkul-Heyacan Başaran'dan esinlenerek.) Taş Arabası,Yuki (Orhan Boran'nın radyodayarattığı Tipi dergi olarak çizdi.)
1958 yılında ,Yeni Sabahta Gazetesinde çalışırken ,bir hafta boyunca Medrano Sirkinde palyaçoluk yaptı. Teoman Orberk bu macerayı resimlerle ölüsüzleştirdi. Bir Başka Dünya adı altında Sirkteki günlerini Kaleme alıp, karikatürledi.
Anıları Nalıncı Keseri yada Ben Bir yalancıyım adlı bir kitapta topladı. Ölümünden sonra Delikır ile Kırmızı başlıklı seyirci adı altında Füsun Erbulak tarafından kendi anıları ıle birlikte bastırıldı. Bir de bilgi yayın evinin bir çocuk kitabında bu anılardan Füsun Erbulak tarafından alıntılar yapıldı. Uçuç Böceği ile Delikır Kiracı ve Taş Arabası adı altında karikatürlü yazılarını içeren iki kitabı Parantez yayınlarından çıktı. Şu ara Yalvaç Ural kapsamlı bir albümünü hazırlamakta. Ödülleri:
Altan Erbulak 'ın gazetecilik ve karikatürlerinden ötürü çok sayıda ödülü var.Oyunculuktan İlhan İskender ödülünü Küçük Sahnede oynadığı İkinci Baskı'daki Canavar Cafer rolü ile.(Buradaki kabadayıyı Kahvedekilerle sohbet ederek çalışmıştı. Sustalının nasıl açılıp kapanacağını öğrenmek istediğinde,kendisine Dersi veren kabadayı, Olmadı,demiş.Bunu açınca kapatmayacaksın.)
Ekspres Altın Heykel 1969
Ekspres Altın Heykel 1970
Ekspres Altın Heykel-Yılın en iyi erkek tiyatro sanatçısı 1971
İsmail Dümbüllü 1982-1983 yılının en başarılı sanatçısı
Gazeteciler Cemiyeti- Türk Spor yazarları Derneği
Spor Yazılarında 25.Yıl 1971

Hairdesigner
31-03-08, 19:36
Altan Erkekli ( 1955) </B>
Doğum Tarihi 1955
Boy 180
Kilo 75
Göz Rengi Kahverengi
Yabancı Dil İngilizce (iyi)


Sinema Filmleri ve Yönetmenleri
Dolap Beygiri (Atıf Yılmaz)
Mavi Sürgün (Erden Kıral)
Deniz Gurbetçileri (Ayhan Önal)
Merdiven (Ayhan Önal)
80. Adım ( Tomris Giritlioğlu )
Kurtuluş (Ziya Öztan)


TV Yapımları ve Yönetmenleri
Ah Ana (Tarık Alpagut)
Akça Köy (Tarık Alpagut)
Ben Olsaydım Ne Yapardım (Zekeriya Kabadayı)

Yabancı Ortak Yapımlar
Mavi Sürgün (Erden Kıral)

Özgeçmiş
DTCF Tiyatro bölümünü 1980 yılında bitirdi. 1975 yılında Ankara Sanat Tiyatrosuna girdi. 1985-1989 yılları arası Devlet Tiyatrosunda çalıştı. Rol aldığı oyunlardan bazıları, "Ana", Küçük Adam N''oldu Sana", Rumuz Goncagül", Sakıncalı Piyade", "Mefisto", "Akrep". Halen DTCF Tiyatro Bölümünde oyunculuk Ana Sanat Dalı Öğretim Görevlisi. Aynı zamanda Ankara Sanat Tiyatrosunda sahne üstü ve gerisi görevlerini sürdürmekte.

Özel Beceriler
Araba kullanmak, ata binmek

Ödüller
1982 Sanat Kurumu "En İyi Erkek Oyuncu". 1996 Sanat Kurumu "En İyi Erkek Oyuncu". 1997 Altan Erbulak "En İyi Erkek Oyuncu". 1998 TEB (Tiyatro Eleştirmenleri) "En İyi Erkek Oyuncu".

Hairdesigner
31-03-08, 19:36
Aydın Doğan </B>
Aydın Doğan, (öykücü, oyun yazarı); 14. 8. 1947’de Keban’ın Lorikân köyünde doğdu. Rençber bir ailenin üçüncü oğludur. Küçük yaşta babasını yitirdi. Aile sarsılınca 10 yaşlarında Elazığ’ın Kesrik mahallesinde aristokrat bir ailenin yanına evlatlık verildi. Okuma-yazmayı ve kitap sevgisini orada öğrendi. Birçok zanaat dalında (terzi, kunduracı, şapkacı, berber vb.) çıraklıklar yaptı. 19 yaşında Ankara’ya gitti. Bu kentte yeni arkadaşlıkları, sanat ortamını sevdi. Resim tabela işleriyle, berberlikle de bir süre ekmeğini kazanan Doğan, özellikle tiyatroya karşı olan tutumunu hep korudu ve bu sayede dünyanın dev oyun yazarlarının eserlerini okumuş oldu. Tiyatronun her alanında görev yaptı. 1968 yılında arkadaşlarıyla kurdukları toplulukla Ankara’nın yazlık sinemalarında komediler oynadı. 1974 yılında bir günlük gazetede kısa dönem muhabirlik yaptı. İlk öyküleri 1976 yılında Ankara’da çıkan “Savaş Gazetesi”nin sanat sayfalarında, “Radyo Televizyon Dergisi”, “Başkent”, “Çığ” (Yugoslavya) vb. dergilerde yer aldı. “Hıdırlardan Biri” öyküsü Yapıt Dergisi ödülünü kazandı (1978). Yazılarında Aziz Aydın Doğan, A. Aydın Doğan, A. Doğan imzası dışında takma adlar da kullanmıştır. 1978 yılında arkadaşlarıyla amatör olarak kurdukları Kardeş Tiyatrosu’nda yazarlık ve yönetmenlik yaptı. ‘Delioğlan’ oyununa Çankaya Belediyesi’nin 1990 yılında düzenlediği Gençlik Tiytrosu Oyun Yarışmasında övgüye değer plaketi verildi. 1979 yılında “Yaba Sanat” dergisini kurdu. Aynı dergi 80’li yılların ortasında “Yaba Öykü” adını alarak öyküye ağırlık verdi. İlkeli, toplumcu, halklara saygılı yayın çizgisini sürdürürken 1995 yılında “fikir suçlarını” kapsayan 8/1.2. maddelerinden para ve hapis cezası aldı. Bir süre çıkamayan dergiyi 1999 yılı sonunda “Yaba Edebiyat” -yeni dönem- logosuyla yeniden yayınlamaya başladı. Yayın editörlüğü yapan yazarın yayınlanmış kitapları şunlardır:
• Halkın Cönk Defteri (çağdaş şiir antolojisi, 1981, tükendi),
• Afişte Ölen Adam (öykü, 1988, 3. bs 2007),
• Kör Pencere (öykü, 1993, 2. Bs 2007),
• Delioğlan ve Diğerleri (tiyatro, 5 oyun, 1995),
• Halkın Cönkü (tematik halk şiiri antolojisi, 1995),
• Güneşli Bayır (öykü, 1998),
• Kara Fıkralar (2001),
• Islak Kaldırımlar (roman 2002),
• Şehnameden Seçme Hikâyeler (Firdevsi’den, 2003)
• Bir Taşralı Gencin Günlüğü, (2007)
• Günlerin İzi I, (günlük izlenimler, anılar, eleştiriler, 2007