PDA

View Full Version : Şeriata sövenler



hacer355
07-05-07, 06:14
Şeriata sövenler

Mahmut Toptaş




Birkaç tane kendini bilmez çıkmış meydana ve “Kahrolsun Şeriat” diye bağırmışlar.

Bu habere üzülüp de beni haberdar edene “Üzülme, çünkü sizin sevdiğiniz şeriatla onların sövdüğü şeriat aynı değil. Siz İslam’ı seviyorsunuz. Onlar da İslam’ı seviyor.

Onların elebaşları batılı ateistlerin muharref Hıristiyanlık için geliştirdiği sövgüleri terceme edip “Hıristiyanlık” kelimesinin yerine “Şeriat” kelimesini yerleştiriveriyorlar. Ateistlerin, Hıristiyanlık için çizdiği resmin altına bizimkiler “Şeriat” adını yazıveriyorlar.

Amerika’da profesör, öğrencisine niçin ateist olduğunu sormuş o da “Tanrının üçlüğüne kafam yatmadı ben de üçünü de inkar ettim” demiş. Yanında oturan Türk öğrenciye sormuş sen niçin ateist oldun? “Ben de aynı gerekçelerle” diyerek kara cahilliğini ortaya koyuvermiş. Bunları bilgilendirmek lazım.

Bunları bilgilendirmek için yanlarına varan gönül insanı, eli değnekli, asık suratlı, çatık kaşlı, yılan dilli olursa o öğretmen Ferhat gibi gayreti olsa da karşısındakinin taş bağrından bir damla su çıkartamaz.

Şeriat konusunda Hacı Bektaşı Veli’nin, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Feridüddini Atar’ın, Ahmet Yesevi’nin, İsmet İnönü’nün Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in görüşlerini naklettim buyurun:

Hacı Bektaşı Veli diyor ki:

Şeriatın birinci emri İman etmektir.

İkinci emri İlimdir. Üçüncü emri namaz kılmaktır, oruç tutmaktır, zekat vermektir, imkanı varsa Hacca gitmektir, cünüp olunca yıkanmaktır.

Dördüncü emri haramdan sakınmak, faizi haram bilmektir. Beşinci emri nikahla evlenmektir. Altıncı emri kadınların aybaşı halinde ve loğusa halinde cinsi münasebetten kaçınmaktır. Yedinci emri Peygamberin sünnetine uyan cemaate katılmaktır. Sekizinci emri Şefkattir. Dokuzuncu emri temiz yemek, temiz giymektir. Onuncu emri iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır. (Hacı Bektaşı Veli, Makalat üçüncü bölüm)

Hasan Ali Yücel de şöyle diyor:

“Bir ayrı nizam; odur şeriat.

Bilmez, aramaz yalın hakikat.

Ahkâmı kuran Odur beşerde,

Mi’yarı koyan Odur hayr u şerde.”

(Hasan Ali Yücel, Allah Bir, Türk Tarik Kurumu Basımevi 1961)

Mevlana ise gönül göklerine çıkarıyor:

“Parlak şeriatın hükmü olmasaydı herkes yanındakini parça parça ederdi.” (Mesnevi, Prof. Amil Çelebioğlu terc. 5/1218)

“Şeriat Hak ile şerri, hileyi giderir. Şeytanı huccet şişesinde hapseder.” (Mesnevi, Prof. Amil Çelebioğlu terc. 5/1219)

“Ya şehadetinden veya yemininden dönmesiyle fodul şeytanı şişede mahpus eder.” (Mesnevi, Prof. Prof. Amil Çelebioğlu terc. (Mesnevi, Amil Çelebioğlu terc. 5/1220)

“Şeriat iki zıttı razı eden bir teraziye benzer. Şaka ile ciddi olanı, hak ile batılı ayıt eder.” (Mesnevi, Prof. Amil Çelebioğlu terc. 5/1221)

“Cismani olan/materyalistler, Müslümanların din ve şeriat kalelerine saldırırlar. Bu saldırmaları o insanlardan tertemiz çocuklar yetişmesin diye gayb kalelerini zaptetmek içindir.” (Mesnevi, Tahirül Mevlevi tercümesi 14843-4)

“Ey akıl sahibi, Şeriatın beğenmediği şeyin etrafında dolaşma. Sana göre uygun olsa da kendi başına iş yapma. Cenabı Hak neyi haram etmişse ondan uzak dur. Şeriattan öteye adım atarsan sapıklığa düşer ıstırap ve elem duyarsın” (Feridüddin Attar, Pendname)

Dünyanın dikkatle izlediği İbni Haldun ise şöyle der: “Şeriatlar tanıklık ettiği gibi Tanrının yaratıklarını ve kullarını idare etmek üzere koyduğu hüküm ve kanunları da insanlar için hayırdır, onların menfeat ve işlerine uygundur.”

“Çünkü yalnız beşeri olan hükümler bilgisizlikten ve şeytani olan arzu ve heveslere uymaktan ibarettir.” (İbni Haldun, Mukaddime 134, M. E.Bak. tercümesi 1/366)

Buyurun Ahmet Yeseviyi dinleyin:

Tarikate şeriatsiz kirgenlerni

Şeytan kilip imanını alur irmiş

Uşbu yolnı pirsiz dava kılğanlarnı

Sersan bolup ara yolda kalur irmiş. (sayfa 216/1)

Tarikate şeriatsiz girenlerin

Şeytan gelip imanını alır imiş.

İşbu yolu pirsiz dava kılanları

Şaşkın olup ara yolda kalır imiş. (Kemal ERASLAN’ın Kültür bakanlığı yayınları arasında çıkan “Ahmet Yesevi, Dîvanı hikmet, seçmeler” 1993 sayfa 217/1)

Şu alemde rüsva bolup kan yutmasang

Şeriatda tarikatda pir tutmasang

Hakikatda canu tendin pak ötmeseng

Ğafletlerdin sini ne dip cüda kılsun (sayfa 140)

Bu alemde rüsva olup kan yutmasan;

Şeriatte, tarikatte pir tutmasan,

Hakikatte candan, tenden tam geçmesen,

Gafletlerden seni ne diye ayırı versin? (Kemal ERASLAN’ın Kültür bakanlığı yayınları arasında çıkan “Ahmet Yesevi, Dîvanı hikmet, seçmeler” 1993 sayfa 141/3)

Yunus Emre ise Şeriat için bakın ne diyor?:

Mumsuz bal’dır Şeriat, tortusuz yağdır tarikat.

Dost için balı yağa ne için katmayalar?

(Yunus Emre Divanı s: 37, Faruk Timurtaş, Kül.Bak.Yay. 1980)

anatomi
07-05-07, 07:20
seriata sövenlerin allah belasini versin

perikızı
07-05-07, 09:05
seriata sövenlerin allah belasini versin


henüz yeni yepyeni bir arkadaşımızsın...

şeriat ın öncelikle sana ve ailen için ne gibi olumsuzluklar getireceğini en kısa zamanda öğrenmelisin. kavrayıp, sonrada bu bedduanı ?????? :42: dini sevip,allaha inanıp nasıl yapacaksan yeniden yapabilirsin umarım.

dans_1
07-05-07, 09:53
Evet; şeriat Allah'ın emirlerine uymaktır. Burası doğru. Şeriat Allah'ın istediklerinin yapılmasını öngörür. Ama şunu da düşünmeliyiz; ya da şunun da ayırdına varmalıyız; Bizler Demokratik bir ülkede yaşamaktayız. Ve bazı şeyler Allah ile kul arasında kalmalıdır. Allah'ın istediklerini yapmayan birine zorla şeriat diyerek yaptıramazsın. Herkesin kendine göre inancı ve düşüncesi vardır. Allah bile onu o şekilde kabul ederken, insanların bir şeriattır diye tutturması garip geliyor bana. Biz insanlar neyiz ki? Ve şu da gerçektir şuan AK Partinin uyguladığı ya da eline imkan geçerse ülkeye uygulayacağı iyi yönde şeriat olmayacaktır. Ne olur artık, sığınmayın şeriat diyerek. Hepimiz inançlıyız.

xmen2
07-05-07, 09:54
henüz yeni yepyeni bir arkadaşımızsın...

şeriat ın öncelikle sana ve ailen için ne gibi olumsuzluklar getireceğini en kısa zamanda öğrenmelisin. kavrayıp, sonrada bu bedduanı ?????? :42: dini sevip,allaha inanıp nasıl yapacaksan yeniden yapabilirsin umarım.

yani sen yukardaki yazıyı okuduktan sonra yine de olumsuz bir yorum mu yapıyorsun.Peki sevgili arkadaşımız anlatmış şeriatı peki sende şeriaatın olumsuzluğunu anlata bilirmisin.Tabi delil götermen lazımm

hacer355
07-05-07, 11:05
yani sen yukardaki yazıyı okuduktan sonra yine de olumsuz bir yorum mu yapıyorsun.Peki sevgili arkadaşımız anlatmış şeriatı peki sende şeriaatın olumsuzluğunu anlata bilirmisin.Tabi delil götermen lazımm

tebrikler kanka.bu kadar delilden sonra şeriata laf söylenmemesi gerekir

(::Mehmet::)
07-05-07, 11:09
yani sen yukardaki yazıyı okuduktan sonra yine de olumsuz bir yorum mu yapıyorsun.Peki sevgili arkadaşımız anlatmış şeriatı peki sende şeriaatın olumsuzluğunu anlata bilirmisin.Tabi delil götermen lazımm

Delil mi görmek istiyorsunuz?Ben yardımcı olabilirim bu konuda.Birincisi şeriat demek,tamami ile İslam dinine göre yaşamak,tamamiyle Allah'ın emir ve yasaklarına itaat etmek değildir.
Şeriatın en olumsuz yanları ise Allah'ın emir ve yasaklarının şeriat başlarında bulunan din tacirlerinin,din sömürgecilerinin tarafından çarpıtılarak insanlara "Allah yoludur,hakikat yoludur" kisvesi adı altında insanlara empoze edilmesidir.
Şeriat'te hırsızlık yapanın kolunu keserler,kadının söz hakkı kısıtlıdır ve kız çocukları ile erkek çocukları arasında ayırım yapılır,sen yanlış bir yola düşmüşsen seni yanlış yolundan döndürmeye çaba göstermezler,önce bir güzel cezan ne ise o cezayı verirler ve cezayı sana kesenler yine insanlardır,hiç olmadıkları halde kendilerine hoca,şeyh,şıh gibi kılıf giydirilmiş yobazlara seni itaat etmeye zorlarlar vs...

Şimdi geçenlerde Irak'ta yine bir olay daha yaşandı,belki duymuşsunuzdur,bu haberlere de çıktı,Irak'ta koca dayağından kaçan bir kadın Zeyidiler'e yardım umuduyla sığınıyor ve bulunduğu ilçenin kaymaklığında iki kez yargılanıp,idam kararı çıkartılıyor ve kadını halkın arasına salıyorlar,genç,yaşlı kadını sokak ortasında tekmelerle,tokatlarla,ker****,taş fırlatmalarla beş dakika içerisinde çocukların gözlerinin önünde öldürüyorlar ve cesedini kaldırıp bir köşeye atıyorlar.
Yine kendi ülkemizde de bu kadar merhametsiz olmasa da bu ve buna yakın emsal örnekler görülüyor.Erkek,kadının kusurları karşısında onu dövmey,kendinde hak görüyor,kız çocuğunun okumasının gereksiz olduğunu düşünüyor -aslında kız çocuğunun aklını kullanarak gerçeklerin farkına varmasını engellemek içindir ve okumanın kız çocuklarını yoldan çıkarağını zannederler- ,yine evlilik gibi ciddi kararlarda aile içerisinde kız çocuğu varsa bir oto-kontrolcülük mekanizması işler ... vs...

Halbuki biliyor musunuz ki,insanlar ilk olarak şeriat başlarındaki o yobazlara gideceklerine,alıp ellerine Kur-an'ı Kerim'i okusalar bunların safsata olduğunu görecekler.
Son zamanlarda tarikatlar da epeyce çoğaldı ve artık ülkemizi tarikatlara teslim eder olduk.Hiçbirisine kimsenin ihtiyacı yok,ama insanlarımız okumuyor,Kur-an'ı okumuyor,tabii ki kandırılması en kolay olan insan,okumayan insandır.

Efendim,bir de çaputçuluk,dilekçilik,türbecilik gibi yeni kavramlar türedi.İşte bunlar tarikatların insanlar üzerinde oynadığı en büyük oyundur,Muhammed buyuruyor :"Cesetlerden,ağaca çaput bağlamalardan,putlardan medet ummayınız." yahu daha söze gerek var mı,gidip türbelere garip garip şekillere gireceğinize orada yatan için bir dua okuyun,onun rahmetine bir Fatiha okuyun,ağaçlara çaput bağlayıp ağacın büyümesine engel olacağınıza,onlara biraz su verin,bakın,büyütün,yetiştirin.

Çok yazık,çok.Hakikaten çok yazık,Allah aşkına bırakın şeriatı,tarikatı,yobazlığı.
Dini kitaplar adı altında Kur-an içerisindeki ayetler çarpıtılmış yorumlarla bezeniyor.Sizler aklı başında yerinde insanlarsınız,Kur-an'ı Kerim öyle karmaşık bir dille yazılmamıştır,herkesin anlayabileceği,idrak edebileceği bir dille yazılmıştır,oradaki bir ayeti anlamak için benim,onun,hacının,hocanın yorumuna ihtiyacınız yok,siz kendiniz kendinize yetersiniz.
O yüce kitabı okuduğunuz zaman ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.Orada herşey açık olarak yazılmış.

Allah'ın ilk emri "OKU" dur.Bu emir tüm insanlığadır,sadece Hz.Muhammed(SAV)'e değildir.

darkfriairs
07-05-07, 11:31
Şimdi geçenlerde Irak'ta yine bir olay daha yaşandı,belki duymuşsunuzdur,bu haberlere de çıktı,Irak'ta koca dayağından kaçan bir kadın Zeyidiler'e yardım umuduyla sığınıyor ve bulunduğu ilçenin kaymaklığında iki kez yargılanıp,idam kararı çıkartılıyor ve kadını halkın arasına salıyorlar,genç,yaşlı kadını sokak ortasında tekmelerle,tokatlarla,ker****,taş fırlatmalarla beş dakika içerisinde çocukların gözlerinin önünde öldürüyorlar ve cesedini kaldırıp bir köşeye atıyorlar.

Bu konuyu nereden öğrendin sen bakalım. Bu yezidiler zaten tavuskuşuna tapan gerizekalı bir millet, o koca dayağından kaçmıyor, bişr müslüman gence kaçtı diye yezidiler tarafından öldürüldü... İslam ile bir alakası yoktur.


Halbuki biliyor musunuz ki,insanlar ilk olarak şeriat başlarındaki o yobazlara gideceklerine,alıp ellerine Kur-an'ı Kerim'i okusalar bunların safsata olduğunu görecekler.
Son zamanlarda tarikatlar da epeyce çoğaldı ve artık ülkemizi tarikatlara teslim eder olduk.Hiçbirisine kimsenin ihtiyacı yok,ama insanlarımız okumuyor,Kur-an'ı okumuyor,tabii ki kandırılması en kolay olan insan,okumayan insandır.


Peki sen 5 vakit namaz kılıp, Kuran-ı kerimi okuyormusun? Ayrıca sadece Kuran okumak ile iş bitmiyor, hadis ve fıkıh bilgisi gerekli, bunu nasıl aşıyorsun, okuduğun fıkıh kitabından ne anlıyorsun?


Çok yazık,çok.Hakikaten çok yazık,Allah aşkına bırakın şeriatı,tarikatı,yobazlığı.
Hâlâ Şeriat ile yobazlığı aynı yerde kullanıyorsun...


Dini kitaplar adı altında Kur-an içerisindeki ayetler çarpıtılmış yorumlarla bezeniyor.Sizler aklı başında yerinde insanlarsınız,Kur-an'ı Kerim öyle karmaşık bir dille yazılmamıştır,herkesin anlayabileceği,idrak edebileceği bir dille yazılmıştır,oradaki bir ayeti anlamak için benim,onun,hacının,hocanın yorumuna ihtiyacınız yok,siz kendiniz kendinize yetersiniz.

Bir ayetin 77 tane tefsiri yapılabilir. Sen neden bahsediyorsun, Fatiha suresinin anlattığını açıkla bakalım bize burada, Cin alinin maceralarından söz etmiyoruz.


Tabii Konudışı,

Noktalama işaretlerinden sonra bir boşluk b ırakılır.

hacer355
07-05-07, 11:39
Hacı Bektaşı Veli diyor ki:

Şeriatın birinci emri İman etmektir.

İkinci emri İlimdir. Üçüncü emri namaz kılmaktır, oruç tutmaktır, zekat vermektir, imkanı varsa Hacca gitmektir, cünüp olunca yıkanmaktır.

Dördüncü emri haramdan sakınmak, faizi haram bilmektir. Beşinci emri nikahla evlenmektir. Altıncı emri kadınların aybaşı halinde ve loğusa halinde cinsi münasebetten kaçınmaktır. Yedinci emri Peygamberin sünnetine uyan cemaate katılmaktır. Sekizinci emri Şefkattir. Dokuzuncu emri temiz yemek, temiz giymektir. Onuncu emri iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır. (Hacı Bektaşı Veli, Makalat üçüncü bölüm)

hacer355
07-05-07, 12:04
Şeriat Soruşturmasına Cevap

1. "Şeriat düzeni" tabiri etrafında yürütülen tartışmaları sağlıklı bulmuyorum; çünkü bu tartışma yanlış yerlerde, yanlış kişiler arasında ve yanlış bir usûl ile yapılıyor. Bu yanlışlarla dolu tartışma sebebiyle milletimiz "şeriat düzenine taraftar olanlar" ve "şeriat düzenine karşı olanlar" şeklinde ikiye ayrılmak üzeredir. Hemen tamamı müslüman olan bir milletin kısmen de olsa böyle bir ayrılma ve kırılma noktasına gelmesine sebep olan tartışmalara sağlıklı demek mümkün değildir.
2. Dînî edebiyatımızda ve ilmî kaynaklarımızda "din, millet ve şeriat" kelimeleri aynı mahiyeti farklı bakış açılarına göre ifade etmek için kullanılmıştır. Allah Teâlâ'nın peygamberleri ile gönderdiği bilgi ve talimat bütününe, iman ve itâat edilmesi gerekli bulunduğu için "din", yazılı olduğu veya insanları belli bir çerçeve içinde topladığı için "millet", takip edilmesi gereken yol, uyulması gerekli kurallar bütünü olduğu için de "şeriat" denilmiştir. Buna göre şeriat dindir, İslâm şeriatı da İslâm dînidir. Din terimini değişme kabûl etmeyen inanç ve amel hükümlerine, şeriat terimini ise değişebilir din hükümlerine ve kurallarına tahsis edenler varsa da böyle bir tahsisin geleneğimizde dayanağı yoktur. Şeriat değişen ve değişmeyen, inanca ait olan ve amel ile ilgili bulunan bütün dînî hükümlerin ve talimatın adıdır. Geleneğimizde şeri'at, dar mânâda amelî hükümleri (ibâdet ve hukuk), hattâ yalnızca hukûku ifade etmek için de kullanılmıştır.
3. "Şer'î hukûkun tümüyle uygulanma şartları" müslüman insanların var olması ve uygulamanın mümkün bulunmasıdır. Müslüman olmayan veya müslüman olduğu hâlde İslâm Hukûkunu uygulamayan bir toplum içinde yaşayan müslüman, mümkün olan alan ve ilişkilerde şer'î hukûku uygulamakla yükümlüdür. Çünkü Allah Teâlâ bu hükümleri (bağlayıcı olan din kurallarını) inananlar onları hayatlarında uygulasınlar diye göndermiş, pek çok âyet ve hadîste bu uygulama emredilmiş, uygulamayanlar için müeyyideler öngörülmüştür. Böyle bir toplumda müslümanların sayısı çoğaldığı nisbette şer'î hukûkun uygulanması yoğunluk kazanır; yalnızca rejimin müeyyide koyarak engellediği noktalarda müslümanlar hukuklarını uygulayamazlar. Müslümanların çoğalması, güçlenmesi, şuurlanması iktidara gelmelerine yeterli seviyeye ulaşınca seçilmiş müslüman temsilciler iktidara gelir, ülkenin ve dünyanın içinde bulunduğu şartları göz önünde tutarak, bir geçiş dönemi sürecinde, giderek bütünleşen ve tamamlanan bir uygulamayı gerçekleştirirler. Şer'î hukûkun (İslâm Hukûkunun) uygulanması demek, bütün vatandaşların zorla müslümanlaştırılması demek değildir. Şer'î hukûkun uygulandığı bir ülkede inanmayanlar ve müslüman olmayanlar da bulunabilir, tarihte de bulunmuşlardır, ülkede onların da hayat hakları başta olmak üzere birtakım hakları ve hürriyetleri vardır. Bunlar şer'î hukûka uygun olarak kanunlaştırılır, herkes kanûnî haklarını alır, yükümlülüklerini yerine getirir, böylece hak ve hukuk devleti gerçekleşmiş olur.
Tarihte bu uygulamanın "tam mânâsıyle" gerçekleştiği dönemler olmuştur, Hz. Peygamber (s.a.v.), Raşid Halifeler, Ömer b. Abdulaziz gibi yöneticiler bu dönemleri gerçekleştiren örneklerdir. Şer'î hukûkun tam olarak uygulanamadığı dönemlerin baş sebebi İslâm'a aykırı olan saltanat ve istibdad rejimidir. Saltanat dışındaki bütün alanlarda ve ilişkilerde İslâm Hukûkunun uygulandığı dönemler çok olmuştur, bu dönemlerin eksik olan kısmı saltanatla ilgili olan kısımdır. Bugün saltanat ve istibdad yönetimleri birer birer çökmekte ve tarihe karışmaktadır, gün ve çağ İslâm Hukûkunun bütünü ile uygulanması için daha müsait bir konuma gelmektedir.
4. Şer'î hukukla lâik hukûkun birleştiği ve ayrıldığı noktalar üzerinde durmak, konuyu bu çerçeveye oturtmak yanıltıcı, hattâ saptırıcı olabilir. Hareket noktası lâikliğin niçin ve neye karşı ortaya çıktığını tesbit olmalıdır. Lâiklik kiliseye ve ayrı bir sınıf teşkil eden din adamlarına, bunların hâkimiyet ve otoritesine karşı bir başkaldırıştır. İlâhî bir irşâda sahip olmadan, kendi akıl ve arzularının mahsullerini insanlara ilâhî diye dayatan, Batı toplumunu maddî ve mânevî olarak büyük sıkıntılara sokan din adamlarının otoritesini kilise içine hasretmek, kilisenin devlet ve toplum üzerindeki otoritesine son vermek üzere tasarlanan lâiklik ilkesi büyük mücadeleler sonunda başarıya ulaşmış, uygulama alanı bulmuş ve bu mânâda din ile devleti, toplum düzenini belirleyen otoriteyi birbirinden ayırmıştır. İslâm'da ise din adamları sınıfı yoktur, âlim ve cahil vardır, cahiller için de öğrenme imkânı, hattâ belli bir seviyeye kadar mecbûriyeti vardır. Her müslüman beraber namaz kıldığı cemâate imam olabilir, burada öncelik bir sınıfa mensup olana değil, ahlâk ve bilgice üstün olana aittir. Müslümanların elinde, Allah Teala'nın bildirdiklerini ve istediklerini ihtiva eden, Allah'a ait olduğunda hiçbir şüphe bulunmayan, fert ve toplum olarak bütün müslümanların uymak, dinlemek, izlemek mecbûriyetinde oldukları bir kitapları (Kur'ân-ı Kerîm) vardır. Allah Rasulü'nün (s.a.v.) uygulaması ve sünneti, talimatı açıklayan ve tamamlayan ikinci kaynaktır. Bu kaynaklara uyup uymamak -müslümanlar için- serbest değildir, müslüman uymayı tâahhüt eden, Allah irâdesine ve buyruğuna boyun eğendir. Bu sebeple müslümanlar ibâdet hayatlarını öğrenip düzenlerken nasıl ve ne kadar dîne (Kitap ve Sünnete) uyacaklarsa, dünya hayatlarını (siyâsî, sosyal, iktisadî, hukûkî, ahlâkî, estetik...) öğrenip uygularken de aynı bağlayıcı kaynaklara o kadar tâbî olacaklardır. Bu kaynakların açık bıraktığı, insanlığın ve medeniyetin gelişmesi ile değişmeye açık tuttuğu alanlarda ve konularda ictihada başvurulacak, mevcut hükümlerin ve talimatın ışığında, onların işaret, delalet, rûh ve amaçlarından hareketle yeni hükümlere ve bilgilere ulaşılacaktır. Bu anlayış ve davranış biçimi ile lâiklik anlayışını bir kefeye koymak, birbirine yaklaştırmak mümkün değildir. İslâm Hukûku ile lâik hukuklar arasındaki bazı benzerlikler, ortak hükümler insan fıtratını yansıtan ve ondan kaynaklanan tabiî hukuk kurallarıdır, bu noktalarda insanlık ilâhî irâdeyi fıtrî akıl yoluyla yakalamış demektir, ancak bu diğer noktalarda (farklı hükümlerde) lâik aklın isabet ettiği mânâsına gelmez.
5. Şeriat belli bir devlet modelini öngörseydi ancak o modelin uygulandığı, uygulanabildiği zaman ve mekânlarda insanlara doğru yolu gösterecek, onları hayra, selâha ve saadete yöneltecekti. Şeriat devlet modeli yerine ilkeler ve amaçlar getirmiştir. Devletin amacı, fonksiyonu iç ve dış güvenliği korumak, hayatın, malın (özel ve kamu kesimlerine ait servetin), aklın, dînin ve neslin korunmasını sağlamak, bu amaçları gerçekleştirebilmek için zarûrî bulunan iyi ahlâkı ve sosyal adaleti (adil paylaşımı) yaygınlaştırmak, muhtemel tehditlere karşı en üstün ilmî, teknolojik ve askerî gücü hazırlamak, hak dînin hakimiyeti için mücadele etmektir. Devlet yasamada, Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet kaynaklarını temel referans olarak kullanacak, iktidarı vekalet yoluyla yönetici veya yöneticilere emânet eden halkın veya temsilcilerinin denetimine açık olacak ve işlerini danışma ile yürütecektir (Yöneticiler diktaya, istibdada sapmayacaklardır). İşte bu amaç ve ilkeleri ihtivâ eden, gerçekleştirmeye yönelen her model şeriata uygundur.
Temel hak ve hürriyetlerin insan olmaya bağlı bulunanlarının tamamı (statü hakları) İslâm'da mevcuttur. Ehliyet ve liyâkâte bağlı olan insan haklarında, İslâm'ın rûh ve amaçlarına bağlı liyâkât şartları vardır, bu şartlara sahip olmanın yolu herkese açıktır (fırsat eşitliği), lâyık ve ehil olan hakkını alır. İslâm insanı kendini (insanın bilgi ve değerlendirme kâbiliyetini) kendine yeterli (Allah'ın irşâdından müstağni) kabûl etmediği için ferdî hürriyete bazı kısıtlamalar getirmiştir, fert dünyada ve ahirette kendine zarar verecek davranışlarında hür ve serbest değildir. Rûh ve beden sağlığına zarar verdiği için alkollü içkileri ve uyuşturucu nesneleri kullanamaz, ailenin ve neslin korunmasını olumsuz etkilediği için zînâ edemez, toplum ahlâkını bozacağı, zînâyı teşvik edeceği için müstehcen davranışlarda bulunamaz, ekonomik, sosyal ve ahlâkî zararları bulunduğu için faizcilik, kumar, rüşvet, stokçuluk, aldatma, hîle, gasb vb. yollardan mal ve para elde edip kullanamaz, Allah yasakladığı için müslüman domuz eti yiyemez, müslüman kadın, gayr-i müslim erkek ile evlenemez... Bütün sistemlerde ferdin hürriyeti sınırsız değildir, "başkalarına zarar veren veya genel ahlâka aykırı olan" davranışlar yasaktır. İslâm'ın bu çerçevedeki yasakları ve kısıtlamaları da hem çok değildir, hem de her birinin hikmetleri, ferde ve topluma faydaları vardır. Fertler günah, ayıp ve yasak olan fiilleri açıkta, alenî olarak işleyemezler, gizlide işlenen bu gibi fiillerin hesabı kul ile Allah arasındadır, yönetim özel hayatı, gizlilikleri ortaya çıkarmak için faaliyet gösteremez. İslâm toplumunda ibâdet, hizmet, hayır ve fazîlet açık; (varsa) ayıp, günah ve yasak gizlidir. (Kamuya zarar vermesi ihtimalî bulunmadıkça) kimsenin gizlisi araştırılmaz.
Demokraside iki önemli unsur vardır:
a) İktidara halkın oyları ile gelmek, seçenlerin denetimine açık olmak, onların oyları ile gitmek, iktidarı halk adına kullanmak (yani ya doğrudan, yahut da temsilcileri vasıtasıyle halkın kendi kendini idare etmesi).
b) Hakimiyetin kayıtsız şartsız halka veya millete ait bulunması. Bu iki unsurdan birincisi İslâm'a aykırı değildir, ikincisi aykırıdır; hakimiyet İslâm'da da ümmete aittir, ancak mutlak değil, Allah Teâlâ'nın irâdesinin temsilcileri olarak. Allah'ın irâdesini bilmenin yolu O'nun dînine başvurmaktır. O'nun irâdesi ile ümmetin irâdesi (olmaz ya) birbirine ters düşerse hâkim olan Allah'ın irâdesidir.
6. Şeriat denildiği zaman Suudî Arabistan, İran ve Pakistan gibi örneklerin verilmesi tamamen yanlış ve isabetsiz değildir. Bu ülkeler devleti ve toplumu İslâmlaştırmak üzere yola çıkmışlardır, birtakım denemeler yapmışlardır ve yapmaktadırlar; bunların kimi başarılı olmuştur, kimi olmamıştır; kimi samimiyetle İslâm'ın bütününe taliptir, kimi yöneticilerin ve ortaklarının menfâatlerine aykırı olmayan ölçülerde İslâmlaşmaya taliptir, bu arada halk, aydınlar ve yöneticilerin faklı talepleri ve anlayışları olabilmektedir. Ülkelerin ve toplumların tarihî, sosyal, ekonomik, kültürel şart ve vaziyetleri de farklı anlayış, uygulama ve denemelere kaynaklık etmektedir. Durum ne olursa olsun bir bütün olarak İslâmlaşmaya talip olan, bunu gerçekleştirmek üzere yola koyulup faaliyet gösteren toplum modellerini, gerçekleştirebildikleri İslâmlaşma nisbeti ne olursa olsun İslâmî modelin deneyimleri, renkleri ve kısmen de olsa uygulanışı olarak görmek gerekir.
7. Birleşik Devletler'de 1910 yılından itibaren The Fundamentals (temeller) isimli bir seri yayımlanmaya başlanmıştı; bu seri, modernlikle her türlü uzlaşmayı reddeden Protestan ilâhiyatçıların 90 makalesini ihtivâ ediyordu. 1920'li yıllarda bir lise biyoloji öğretmeninin yaratılış inancına aykırı bulunan bir kitabı derste okutması üzerine patlak veren olaylar ve tepkiler (Scopes olayı) sonunda fundamentalist terimi Amerikan günlük diline girdi. Burada modernizm ve liberalizme karşı kendini gösteren fundamentalizm "İncil'in yanılmazlığı, Hz. İsa'nın (a.s) yüceliği, hayat-ölüm arasındaki etkileşim, İsa'nın (a.s) dirilişi ile rûhun selâmete ereceği" inançlarını ihitiva ediyor ve inananlara, henüz iman etmemiş olanları dâvet görevi veriyordu. İkinci Dünya Savaşından sonra fundamentalizm siyâsî sahnedeki en gerici akımlarla ve Soğuk Savaşın güçlü anti-komünistleriyle birleşti. Aynı inancı paylaşan Evanjelikler siyasetten uzak durdukları ve toplumu tabandan Hıristiyanlaştırmak için çalıştıkları hâlde fundamentalistler siyasete giriyor ve toplumu tepeden Hıristiyanlaştırmayı önceliyorlardı. Bunlara göre insanî hukuk yüce (ilâhî) hukûku çiğnediğinde yurttaşlar yasalara uymayabilirdi.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın daha çok ikinci yarısında İslâm dünyasında toplumu İslâmlaştırma hareketleri ivme kazandı. Bu hareketler de iki ayrı istikamette seyrediyordu:
a) Aşağıdan yukarıya (ihyacılar, ıslâhatçılar, toplumu eğiterek İslâmlaşmayı önceleyenler); b) Yukarıdan aşağıya (devrimciler, iktidarı ele geçirerek İslâmlaşmayı sağlama yolunu seçenler).
Bu İslâmî hareketlerle hiristiyan ve yahudi topluluklarındaki emsaller arasında benzerlik kuran bazı yazarlar birinci usûle "yeni fundamentalizm", ikinci usûle "fundamentalizm" adını vermişlerdir. Bu kelimeyi, toplumu bütün yönleriyle (siyasî, sosyal, kültürel...) İslâmlaştırmayı hedefleyen bütün İslâmî hareketler için kullanan yazarlar, keza yalnızca şiddet ve devrim yanlısı olan hareketlere tahsis edenler vardır.
Fransız yazar Olivier Roy, fundamentalizmi şöyle açıklamaktadır: "Ulema ve mollalar, siyasal sistemin niteliğini sorgulamadan, şeriatın tam anlamıyle yürürlüğe konmasını talep etmektedirler. Olumsuz açıdan lâikliğe, yani iktidar odağına belli bir yer açan bu tavrı, kelimenin dar anlamıyle fundamentalizm olarak adlandıracağız."5
Bize dışarıdan gelen bu terimin tarihî gelişimini kısaca gördükten sonra şöyle bir değerlendirme yapmak mümkündür: İslâmlaşmayı, yalnızca iman, ibâdet ve ahlâkta müslüman olmak, müslümanca yaşamak değil de, fert ve toplum hayatının bütününde İslâm'ın talimatı dışına çıkmamak, hayatın bütününü müslümanca yaşamak olarak alanlar, böyle kabûl edenler ve bunun için gayret gösterenler, gayret göstermeyi dînî bir vecîbe bilenler doğru yoldadırlar, doğru İslâm anlayışı budur. Fundamentalist ve şeriatçı terimleri bu müslümanları ifade ediyorsa İslâm'a göre makbûl, salih, iyi insanları ifade diyor demektir. İslâm'ı böyle anlamayan ve böyle uygulamayan müslümanların anlayışı hatâlıdır, eksiltir; imkân buldukları hâlde İslâm'ı eksik uygulayanlar günah işlemekte, -Allah affetmediği takdirde- cezâyı haketmektedirler. Doğru ve bütün İslâm anlayış ve uygulamasını hayata geçirmek için çeşitli yollar ve usûller denenmiştir, hâlen de denenmektedir. İyi niyet, ilim, ehliyet ve istişare ile bir yol tutup da bunda başarıya ulaşamayanlar kınanamaz. Onların denemelerinden sonuçlar çıkarılarak daha uygun yollar ve usûller denenir. Bu yol ve usûllerin içinde İslâm'a aykırı olanı bulunamaz (kullanılamaz), gâye -meşrû olmayan- aracı meşrû kılamaz. Allah'ın izin verdiği veya istediği kesin olarak bilinmedikçe inanan, inanmayan hiçbir kimsenin malına, canına, namusuna, haysiyet ve şerefine dokunulamaz, zarar verilemez. Fundamentalizm terimi, İslâm'da meşrû ve caiz olmayan bir İslâmlaştırma yolu ve yöntemi mânâsında kullanılıyorsa bununla ittiham edilen şahıs ve grupların açıkça belirtilmesi ve kanıtların ortaya konması gerekir. Aksi hâlde kasıtlı bir kavram kargaşası çıkarılarak müslümanlar arasına fitne salınmak isteniyor ve müslümanların bölünmesi hedefleniyor olabilir.
8. Türkiye'deki lâiklik ve şeriat tartışmalarının bir siyasî parti ile irtibatlandırılması bazı çevrelere aittir. Diğer bazıları lâikliğe karşı olan hareket ve oluşların çerçevesini daha geniş tutmakta, toplum hayatının bütün kademelerinde inancına göre yaşamak isteyen müslümanları "lâikliğe aykırı davranmakla" suçlamaktadırlar. İmam-Hatip Liselerinin çoğalmasını, örtünen kadınların sayılarının artmasını, basında ve diğer medyada müslümanların da boy göstermelerini... şeriatın ayak sesleri olarak değerlendirmektedirler. Bir partiyi şeriatçılıkla, anti-lâisizmle suçlayanlar, İslâm'ın demokratik yoldan da olsa iktidara gelmesini istemeyen ve bundan korkanlar olmalıdır. Onlara göre İslâm (şeriat) iktidara gelirse demokrasi ve insan hakları ortadan kalkacak ve toplum Ortaçağın karanlığına saplanacaktır. Böyle bir korkuyu taşıyanlara şunlar söylenebilir:
a) Ortaçağda Batı toplumlarının, İslâm dışındaki dinlerin ve bunlara bağlı olanların ilmî ve medenî seviyeleri ile müslümanlarınki mukayese edilmelidir. Böyle bir araştırmanın sonucu şu olacaktır ve olmuştur: Ortaçağ Avrupa'sını karanlıktan ve bataklıktan çıkaranlar müslümanlardır, İslâm medeniyetidir.
b) Yukarıda yazılanları özetlemek gerekirse İslâm, insan haklarını ve "halkın yönetimi işbaşına getirmesi, denetlemesi, yönetime katılması ve gerektiğinde iktidarın eldeğiştirmesini sağlaması" mânâsındaki demokrasiyi ortadan kaldırmaz. Bu anlayış ve uygulamaları insanlığa hediye eden İslâm'dır. Delil isteyenler İslâm'ın ilk kırk yılındaki yönetim biçimine, Medine Site Devleti Anayasasına (Medine Vesikasına) ve Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Veda Hutbesine bakabilirler.




--------------------------------------------------------------------------------

5. O. Roy, Siyasal İslâm'ın İflası, s. 48; ayrıca bkz. G. Kepel, Tanrının İntikamı, İst. 1992.

(::Mehmet::)
07-05-07, 12:07
Bu konuyu nereden öğrendin sen bakalım. Bu yezidiler zaten tavuskuşuna tapan gerizekalı bir millet, o koca dayağından kaçmıyor, bişr müslüman gence kaçtı diye yezidiler tarafından öldürüldü... İslam ile bir alakası yoktur.



Peki sen 5 vakit namaz kılıp, Kuran-ı kerimi okuyormusun? Ayrıca sadece Kuran okumak ile iş bitmiyor, hadis ve fıkıh bilgisi gerekli, bunu nasıl aşıyorsun, okuduğun fıkıh kitabından ne anlıyorsun?


Hâlâ Şeriat ile yobazlığı aynı yerde kullanıyorsun...



Bir ayetin 77 tane tefsiri yapılabilir. Sen neden bahsediyorsun, Fatiha suresinin anlattığını açıkla bakalım bize burada, Cin alinin maceralarından söz etmiyoruz.


Tabii Konudışı,

Noktalama işaretlerinden sonra bir boşluk b ırakılır.

Şeriat ile yobazlığı bir tutmak değil niyetim.Zeyidiler ile verdiğim örnekten de çıkarılabilecek mana içerisinde de vurguladım.Asıl konu yobazlık,çarpıtılmak.
Örneğin,her zaman bir meziyet ve üstünlük şeklinde yansımaları da görülmektedir.Yazmış olduğunuz yazılarda öncelikle sorduğunuz "namaz kılıp,kılmadığım" olmuş.Buradaki manadan hemen anladım ki,beni küçük düşürme çabasına girilmiş olduğu.
Asıl dediğim şudur ki,şeriat ile Allah yolu birdir demek ise,siz de şeriat ile yaşamınızı bezemiş iseniz,neden beni küçük düşürmeye çalıştınız?
Şayet ki namaz kılar ve Kur-an okurum.Okuduğum kadarıyla da anlamadığım bir cümlesi olmadı Kur-an'ın.Bazı yerleri gerçekten de anlamadığım oluyor,o zaman da camimizin hocasına gider,anlamadığım yerleri ona sorarım,o da sağolsun anlatır.
Kur-an ile tanıştıktan sonra hayatımdan pek çok şeyi çıkardım.Arkadaşlarım aralarında küfürlü konuşurken,ağzımdan tek bir küfür çıkmaz,onları da uyarırım,en azından sofrada bir yemek duası okumak,bütün gün televizyon başında tembellik etmemek,okumak,ders çalışmak,aileme yardımcı olmak .. gibi pek çok örnek verilesi davranışları elimden geldiğince ve farkında olduğum sürece yapmaya gayret ederim.
O halde ben de şeriate göre mi yaşıyorum demektir,yoksa İslam'a göre mi?Ben bu kısmı tam olarak anlayabilmiş değilim ve yine cami hocamıza gideceğim bu konuda.

(::Mehmet::)
07-05-07, 12:17
Unutmadan eklemek isterim,başlıkta "şeriate sövenler" ibaresi yer almış ama benim öyle bir amacım yok.
Aşağıda bulunan başlıkları güzel bir şekilde açıklayabilirseniz,sanırım kavramlar arasındaki ince ve kalın çizgileri daha iyi bir şekilde kavrayabiliriz.

1-İslam
1a-İslam Yaşantısı

2-Şeriat
2a-Şeriat Yaşantısı

3-Tarikat
3a-Tarikat Yaşantısı

hacer355
07-05-07, 13:49
YA ŞERİAT CEPHESİ

YA KÜFÜR CEPHESİ



Yeryüzünde üç değil, iki cephe vardır. Şeriat Cephesi, Küfür Cephesi. Şeriat Cephesi vahye dayanır, küfür cephesi ise heva ve hevese dayanır.

Şeriat Cephesi: Allah-u Teala’nın hakimiyet gücüne hizmet eden, bir cephedir. Yani Şeriat Cephesi; bir taat ve ubudiyet cephesidir. Allah-u Teala’nın arzında Şeriat-ı Garra’yı öğrenen, uygulayan, yaşayan, tebliğ ve tebyin eden, muhafaza ve müdafaa eden “Şeriat Cephesi”ni oluşturmak, Rabbani bir ödevdir.

Şeriat Cephesi’ni oluşturmayı bizzat Rabbimiz bizden istiyor: “(Emirleri ve yasaklarını uygulaman için) seni emr ile (hayat konusunda) bir ŞERİAT’ın üzerinde görevli kıldık. Artık o (şeriat’ın kanunları)na tabi ol. Bilmezlerin heva (ve heveslerine) sakın uyma!...” (Casiye Suresi 45/18) Dikkat edilirse bizler heva ve heves cephesi olan küfür cephesini reddedip hakikat cephesi olan şeriat cephesine tabi olmakla mükellefiz. Müslüman olduğunu iddia eden bir kişi, şeriat cephesinden başka bir cephede bulunmaya ve görünmeye muhayyer değildir.

Müslüman olan bir insan için şeriat cephesinin dışında başka bir cephede insanca ve müslümanca yaşama hakkı yoktur. Çünkü şeriat cephesinin dışındaki diğer tüm cepheler, küfür cephesidirler. Küfür cephesi ise; bir reziller ve alçaklar cephesidir. Çünkü bu cephede yer alanlar, Allah ve Resulüne başkaldıran asilerdir. Bu dünyada Resulüllah’ın canibi Allah’tan getirip haber verdiği şeriat nizamını reddedenlerden daha büyük alçak ve rezil yoktur. Yeryüzünde en büyük alçaklik, Allah’ın inzal ettiği şeriat nızamını red ve inkar etmektir. Allah-u Teala ezeli ve ebedi hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Allah’a ve Peygamberine karşı gelenler, işte onlar en alçak kimselerle beraberdirler. Allah “and olsun ki, ben ve peygamberim üstün geleceğiz.” diye yazmıştır. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.” (Mücadele suresi 58/20-21)

Evet, küfür cephesi; bir zillet cephesidir. Günümüz İs1am coğrafyasında şeriat cephesinin karşısına dikilen laiklik cephesi, bir küfür cephesidir. Şunu unutmayalım ki laiklik, şeytanın kafirliğiyle yaşıt olan batıl bir şeriattır.

İnsanlık tarihi laiklik cephesi/küfür cephesi ile şeriat cephesinin çarpışması ve çatışması üzerine bina olunmuştur. Günümüzde görülmeye başlanmış bulunan “Müslüman-Laik Çatışması”, “Şeriat-Laiklik Çarpışması, şeytanın Adem (A.S.)’a secde etmekten kaçınıp istikbara sarılmasıyla baş1amıştır.

Bir insanın hem müslüman hem de laik olması mümkün değlidir. Bakınız şeytan Allah’a inanıyordu fakat kendisiyle ilgili Allah kanunlarını kabul etmiyor, bizzat kendi hayatı için kendisi kanun koyuyordu. Şeytanın iddia ve mesajı şu idi: “Ya Rabbi sen beni ateşten, Ademi de topraktan yarattın. Benim kanunuma göre ateşten yaratılan bir kimse, topraktan yaratılan bır kimseye secde etmez.” Bu munasebetle “Yeryuzünde ilk laik kimdir?” sulaine verilecek en doğru ve en makbul cevap “Şeytandır”. Ve yine yeryüzünde kendi yaratılışını, kanını, ırkını üstün tutmak suretiyle de ilk ırkçı, ilk faşist ilk milliyetçi ve ilk kanun/yasa, ihdas edicisi şeytandır. Tabii ki, insan neslinden de ilk laik ve ilk katil Kabil’dir. Çünkü o da şeytan gibi Allah’ın kendisi için koyduğu kanunu reddetti ve kendisi aile hukukuyla ilgili kanunu koydu. Dikkat edilirse laik insanların hayatlarında iki ilah, müslüman insanın hayatmda ise tek bir ilah vardır. Dolayısıyla diyoruz ki; Şeriat cephesinde toplananlar, sadece ve sadece Allah-u Tealaya ibadet ederler. Küfür cephesi böyle değildir. Küfür cephesi dediğimiz laik cephe; çok ilahlı bir cephedir. Laiklik cephesinde yer alanlar, Allah’dan başka bir sürü sahte ilaha iman edip taparlar.

Hiç kuşkusuz Laiklik/Küfür cephesi, sahte ilahlığı güçlendirme ve kuvvetlendirme cephesidir. Şer’i şerife ters kanunları icad etme yetkisini kendisinde bulan herkes sahte bir ilahtır. Dolayısıyla Şer’i şerif ile çelişen ve çatışan sistemleri kuvvetlendirmek amacıyla oluşturulan tüm cepheler, küfür cepheleridir.

Küfür/Laiklik cephesi, hak ve hukuk noktasında bir ölüm ve zulüm cephesidir. Şeriat cephesi ise, hak ve hukuk cephesidir. Çünkü şeriat cephesine mensub olanlar, hakkın ve hukukun savunucularıdır. Günümüz İslam coğrafyasında “Müslümanlar ile Laikler arasında uzlaşma sağlanmalıdır” teklifini ileri sürenler, hakkı batıla, batılı da hakka karıştıran melunlardır. Şunu unutmayalım ki; heva ve heveslerini ilah edinen ve meydanlarda “Kahrolsun Şeriat!...” diye bağıranlar, küfür cephesinin tabii üyeleridir. Yani Ebu Leheb ve Ebu Cehil’lerin yoldaşlarıdır.

Şu bir hakikattır ki, küfür/laiklik cephesinde yer alanların isimleri, meşrebleri, alametleri ayrı ayrı olabilir. Şeriat nazarında küfür; millet-i vahide/tek millet sayıldığı için küfür alametleri arasında fark yoktur. (Frenk Mukallitliği (Atıf Hoca) Ter: Sadık Albayrak) Sh: 25, İST/ty.) Çünkü şeriat/İslam birdir, küfür ise. sayısızdır. Bu münasebetle alemdeki insanları Şeriat Cephesi ile Küfür Cephesi şeklinde taksim edip mütalaa etmek; hem imanî bir zaruret ve hem de hayati bir ihtiyaçtır.

Bir kimse ben müslümanım diyor, öte yandan İslamî ahkâmı beğenmiyor ve reddediyor?.. Bu durum nasıl olur. Bir adam bir anda hem mümin, hem kafir olamaz. Ya mümindir, ya da kafır... İslam dininin ahkamını ortadan kaldıran, kabul etmeyen kimse ben müslümanım demiş bulunsa, böyle dediği halde kafir ahkamını rızası ile kabul etse münafık olur ve küfür içinde kalır, dinsiz imansız bir tip olarak ortaya çıkar. (Elfaz-ı Küfür (Hüseyin Aşık) Sh: 154, İST/198 1) Bir insanın bir anda hem laiklik/küfür cephesine ve hem de şeriat cephesine mensup olması asla ve kat’a mümkün değildir.

Sonuç olarak diyoruz ki; bir insan ya şeriat cephesindendir veya küfür/laiklik cephesindendir. Bir insanın hem şeriat cephesine ve hem de küfür cephesine mensub olması mümkün değildir. Çünkü biranda bir insan, hem hukukun savunucusu ve hem de terörizmin sunucusu olamaz. İnsanoğlu için yeryüzünde iki tercih hakkı vardır. Ya Şeriat cephesi, ya küfür cephesi. ŞERİAT CEPHESİ İLE KÜFÜR/LAİKLİK CEPHESİ ARASINDA BİTARAF KALAN, BERTARAF OLUR.





KÜFÜR KAÇ HİZİBDİR?



Küfür; hem tek millet ve hem de tek hizibdir. Allah-u Teala değişmez hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Onları şeytan kaplamış da Allah’ı hatırlamayı kendilerine unutturmuştur. ONLAR HİZBUŞŞEYTAN’dır. Dikkat edin HİZBUŞŞEYTAN olanlar hüsrana uğrayanlardır.” (Mücadele Suresi 58/19) İslam uleması bu ayet-i celilenin ışığında “Hizib” kavramını izaha kavuşturmuşturlardır. Ancak bazı şabloncular; HİZBUŞŞEYTAN ve alternatifi olan HİZBULLAH’ın yeni ortaya çıkan kavramlar olduklarını iddia ediyorlar. Biz bu iddiayı asırlar önce dünyaya iki hizib halinde mütalaa eden bir Kur’an mektebinin öğreticisi olan Nisaburî (Rh.a.)’ın tesbiti ile tarihin çöp sepetine atalım: “Halk iki kısımdır. Birincisi HİZBULLAH’dır. Dikkat HİZBULLAH felaha erendir. İkincisi HİZBUŞŞEYTAN’dır. Dikkat edin HİZBUŞŞEYTAN hüsrana uğrayandır.” (Geraibu’l Kur’an ve Reğaibu’l Furkan (Nisaburî/Tefsiri Taberi’nin bihamişinde) C: 1, Sh: 256, Mısır 1323) Dikkat edilirse Hizbuşşeytan, Hizbullah’ın zıddıdır.

Hizbuşşeytan; Allah-u Teala’ya dost olanların değil, aksine düşman olanların hizbidir. Çünkü hizbuşşeytanı oluşturanlar, Allah ve peygamberine karşı savaşanlardır. Her kim Allah-u Teala’nın inzal ettiği Şeriat-ı Garra’yı reddedip. kendisine karşı savaşırsa o kimse hizbuşşeytandandır. Esasen Şeriat-ı Garra yerine beşeri ideolojileri savunanların hizbuşşeytandan olduklarında şüphe yoktur.

Hizbuşşeytan; İslam nizamını hayat nizamı olarak kabul etmeyen, Allah’ın hakimiyetini hatırlamayan ve Allah’a iman ile birlikte beşerî ve şeytanî rejimleri restöre eden, çalıştıran her hizibdir.

Hizbuşşeytan, şirkin necasetini vahyin bereketine tercih eden çirkin fiillerin savunucusu ve sunucusu olan her hizibdir.

Hizbuşşeytan; vahyi hayattan uzaklaştırıp yerine heva ve hevesleri egemen kılmak için heva ve heveslere göre örgütlenmiş tüm parti ve grupların genel ismidir.

Cinsleri, şekilleri ve adları ayrı ayrı olsa da KÜFÜR TEK HİZİBDİR. 0 DA; HİZBUŞŞEYTAN’DIR. Şu bir hakikattır ki; kafirlerin sosyal ve siyasal alandaki faaliyetlerinin düzenlenme ve yönlendirilme merkezi hizbuşşeytandır. Çünkü Hizbuşşeytan, küfrün hakimiyeti için sosyal ve siyasal yöndeki örgütlenmenin sağlık ve varlık sermayesidir. Bu nedenle örgütlenmiş küfrî faaliyetlere bekçilik eden her hizib, hizbuşşeytandır.

Şu bir gerçektir ki; Hak da hem tek millet ve hem de tek hizibdir. Allah (c.c.) hayat programımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Kim Allah’ı, peygamberini ve müminleri yar edinirse, şüphesiz üstün gelecek onlar, HİZBULLAH’dır.” (Maide Suresi 5/56) Evet, HAK TEK HİZİBDİR. 0 DA; HİZBULLAH’DIR. Kafirler de; Amerikasıyla, Rusyasıyla, Almanyasıyla, japonyasıyla, İsrail ve Çiniyle, Komünizmiyle, Kemalizmiyle, Faşizmiyle, Kapitalizmiyle, Sosyalizmiyle, Masonuyla, Farmasonuyla, Dernokratiyla, Laikiyla, Liberalistiyle, sağcı ve solcusuyla tek hizibdirler. 0 da; HİZBUŞŞEYTAN’dır.

Bir insan ya Hizbullah’dandır veya Hizbuşşeytan’dandır. Üçüncü bir hizib yoktur. YA HİZBULLAH VEYA HİZBUŞŞEYTAN. Gerisi laf-u güzaftır.



SONUÇ



Kafirler, İslamın karşısında bir bütündürler. Tabii ki, müslümanlar da kafirlerin karşısında bir bütündürler. Kafirler ile Müslümanlar arasındaki haklı ve farklı ayrılık, hem itikadî ve hem de amelîdir. Dolayısıyla Ahkam-ı Rahmana göre yeryüzünde sürekli çarpışma ve çatışma halinde bulunan iki millet vardır. Küfür Milleti, İslam Milleti.

İslam Milleti; Allah-u Teala’ya karşı ilahlık iddiasında bulunan ferdlerin, beynel-akvam/kavimler arası kurum ve kuruluşların, kurultayların, meclis ve parlamentoların Şeriat-ı Garra-ı Ahmediyye’ye mukabil ve onun yerine geçmek üzere uydurdukları anayasa metinlerine toptan LA/hayır diyen ve sadece Allah’a ve O’nun gönderdiği hayat nizamı şeriata iman edenlerin oluşturdukları bir millettir. İslam milletini oluşturanlar, muhtelif kavim ve ırklara mensub olan kimselerdir. Şunu unutmayalım ki; ırklarımızın, kavimlerimizin ayrı ayrı olmaları, aynı milletten olmamızı engellemediği gibi, dinleri ayrı ayrı olanlarımızın ayni kavim ve ırka mensubiyetimizi engellemez. Ancak dinlerimizin ayrı ayrı olması, aynı milletten olmamızı engeller. Çünkü dinimiz, aynı zamanda milletimizdir. Tabii ki, kafırlerin de küfrü onların milletidir.

Küfür Milleti; İslam’ın dışındaki sistem ve rejimlere iman edenlerin oluşturdukları bir millettir. Küfür milletinde her türlü ırk ve kavme mensup olan insanlar vardır. Küfür Milletini sadece Ruslar, Amerikalılar, İngilizler, Almanlar, Ermeniler oluşturmaz. Aksine küfür milletini oluşturanlar, yukarıda sayılanlarla birlikte Kürdler, Türkler, Araplar, Farslar, Çerkezler, vesair ırk ve kavimlere mensup olanlardır. Yani Allah-u Teala’yı ve O’nun indirdiği şeriat nizamını inkar edenler kayıtsız şartsız küfür milletindendirler. Bunların, Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Fars vesair kavimlere mensub olmaları durumu değşitirmez.

İslam Milleti, Küfür Milleti ayrımı, Şeriat-ı Garra’nın ortaya koyduğu bir esasıdır. Bu esasi asli, siyaset-i şeriyye’nin iç ve dış boyutunun temelini teşkil eder. İslam Milleti, Küfür Milleti ayrımını ortadan kaldırdığınız zaman meydanda siyaset-i şeriyye diye birşey kalmaz. Bu nedenle “Küfür Tek Millettir” düsturu, siyaset-i şeriyyenin dış boyutu konusunda sürekli riayet edilmesi zorunlu olan şer’i bir ihtiyaçtır.

Bütün bu gerçeklere rağmen günümüz İslam coğrafyasında ortaya çıkmış İşlami grupların bir çoğu dış siyaset konusunda “Küfür Tek Millettir” düsturuna riayet etmemektedir. “Küfür Tek Millettir” düsturuna riayetsizliğin bir neticesi olarak kafirlerle müslümanlar arasrnda itikadî ve amelî ittifaklar gerçekleşmektedir. Tabii ki, bu da, din-i mübin-i İslam’a karşı cinayettir. Bu çinayetten kurtulmanın tek çaresi; dış siyaset onun doğrultusunda ilişki ve münasebetleri sürdürmektir.

Şurası bir hakikattır ki; gerek İslam insanın şer’i kimlik ve kişiliğine kavuşmasında, gerek İslam cemaatinin oluşmasmda ve gerekse İslam devletinin kendisi dışındaki devletlerle ilişki ve münasebetler kurma konusunda değişmez ve değiştirilmez iki esası vardır. Birincisi “İSLAM TEK MİLLETTIR” esasıdır. İkincisi ise, “KÜFÜR TEK MİLLETTİR” esasıdır. Hayatlarında bu iki esası ihmal ve ihlal edenler, daire-i İslam’da sabit kalamazlar. İman notka-i nazarında ihmal ve ihlale uğrarlar. Allah-u Teala değişmez hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Siz kendinizi kurtamaya bakın, siz hidayet üzere olursanız sapıtanların sapıklığı size zarar vermez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. 0 yaptıklarınızı haber verecektir.” (Maide Suresi 5/105)

“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten geri kalmazlar: Size sıkıntı verecek şeyleri isteyip dururlar. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sozlerden) belli olmuştur İçlerinde sakladıkları (duşmanlıkları) ise daha büyüktür Eğer düşünüp anlıyorsanız herhalde ayetlerımızı size açıklamış oluyoruz.“ (Ali İmran Suresi 3/118)

Müslümanlar nerede olurlarsa olsunlar, İslam Milleti ile Küfür Milleti arasındaki sınırı muhafaza ve müdafaa etmekle mükelleftirler. İslam Milleti ile Küfür Milleti arasındaki sınırın muhafaza ve müdafaası; küfür cephesi karşısında şeriat cephesinin oluşturulması, safların ayrılması, kafirlerle her türlü velayet ve vekalet ilişkisinin kesilmesiyle mümkündür. Esasen bu, küfrü tek millet kabul etmenin tabii bir neticesidir. Şu hakikatı bilmekte fayda vardır: “Küfür Tek Millettir” düsturu dikkate alınmazsa, ehl-i küfürle itikadî ve amelî ittifaklara gidilecektir. Ehl-i küfür ile itikadî ve amelî ittifakların içerisine girmek ise, doğrudan doğruya küfre hizmet etmektir. Bu münasebetle küfre hizmet etmek istemeyenler, biran önce dış siyasetlerini “Küfür Tek Millettir” düsturuna göre şekillendirip yönlendirmelidirler.

hicretonline.com

xmen2
07-05-07, 14:56
BU KADAR fazla uzun yazıları okuyamadım.Sevgili mehmet demişsin ki hırsızlık yapanı kolu kesilirdi, kız çocuklarına değer verilmez kadınız söz hakkı yoktur falan filan.Allah aşkına şeriat bu değildir.Ne demek hırsılık yapanı kolu kesilirdi önce dört tane emin insanları şahitliğine başvurulur.Sonra bakalım o hırsılığa ihtiyacı var mıydı yok muydu ona bakılır.Bunun yanıda zina yasaktır zinanın cezası kesin söylemek istemiyorum ama 80 kırbaçtır neden bugün kü durumlara düşmeyelim diye .ırza tecavüz zannerdersem ölümdü bugün 13 14 yaşındaki kızlar tecavüz kurbanı oluyor adamı yatıyor 1 yıl sonra tekrar tecavüz için çıkıyorlar.örnek leri çoğaltabiliriz tabi

öle el kesmek kol kesmek adam asmak değildir şeriat sizin tanımladığınız şeriat da biraz farklılık var

hacer355
07-05-07, 15:02
BU KADAR fazla uzun yazıları okuyamadım.Sevgili mehmet demişsin ki hırsızlık yapanı kolu kesilirdi, kız çocuklarına değer verilmez kadınız söz hakkı yoktur falan filan.Allah aşkına şeriat bu değildir.Ne demek hırsılık yapanı kolu kesilirdi önce dört tane emin insanları şahitliğine başvurulur.Sonra bakalım o hırsılığa ihtiyacı var mıydı yok muydu ona bakılır.Bunun yanıda zina yasaktır zinanın cezası kesin söylemek istemiyorum ama 80 kırbaçtır neden bugün kü durumlara düşmeyelim diye .ırza tecavüz zannerdersem ölümdü bugün 13 14 yaşındaki kızlar tecavüz kurbanı oluyor adamı yatıyor 1 yıl sonra tekrar tecavüz için çıkıyorlar.örnek leri çoğaltabiliriz tabi

öle el kesmek kol kesmek adam asmak değildir şeriat sizin tanımladığınız şeriat da biraz farklılık var



şeriat sana göre bana göre olmaz.kuranı kerimde belirtilmiştir.kimse kafasına göre yorumlayamaz.birde çok komik gerekçen var.yazı uzun okuyamam.öğrenmek istiyorsan okuyacaksın.nasıl ki hasta ben bıçak altına yatmam , yada o ilaç çok acı içemem derse nasıl ki iyileşemezse ,sende birşeyler öğrenmek istiyorsan okuman gerekir.rabbimizin ilk emri okudur.

panther_07
07-05-07, 17:06
bu konuyu açandan allah razı olsun

satırbaşı
07-05-07, 17:25
kaynagın gercekten hoş muş:)

Kanka Bot
07-05-07, 17:32
Konu taşınmıştır...

hacer355 konuları doğru yere açıp flood yapmazsan sevinirim...

maarulaw
07-05-07, 19:09
Ne yani şeriat çarpıtılıyor diye uygulamayalım mı?SEn doğrusunu öğren insnalara anlat doğrusunu yaşa.Müslümanlıkta çarpıtılmaya çalışılıyor sen müslümanda olma.

(::Mehmet::)
07-05-07, 20:13
Yahu o halde şunu söyleyiverin değerli arkadaşlar,bakın yukarıda anlattığım tüm olumsuz vakalar gerçekleşiyor,muhabir gidip olayı araştırmaya çalışıyor,ısrar ederse önce güzelce bir dayak yiyor,bu tür olumsuzluklara neden olanlardan bazıları da çıkıp anlatıyor.Şeriat bunu emrediyor.Yine tarikatlara bakıyorum,baş tarafta bir adam oturmuş,binlerce kişi adamın elini öpmeye sıraya dizilmiş,adam haram diye yanında kadın bulundurmuyor,ama adamın üç tane hanımı var.Evlilik tek kişiyle olur.İnsanlara elini öptürüyor,bundan da hiç utanmıyor.Bizlere küçüklükten beri yaşlılarımızın hizmetini görme ve ellerini öpme düşüncesi aşılandı,büyük gelir biz ayağa kalkarız.Yahu adam bırak ayağı kalkmayı,oturduğu yerden elini öptürüyor.Soruyorsun ki neden?Şeriat böyle emrediyor.
Ama bir de şu var,Diyanet İşleri Başkanlığı çıkıyor tüm bu tefsirleri,fıkıhları din alimlerine,bilginlere,profesörlere hazırlattırıyor.Sonra halkımızın öğrenmesi,bilgilenmesi için hizmetimize sunuyor.
Bu zamana kadar bu profesörlerimizin,din alimlerimizin,bilginlerimizin önünde binlerce insanların el öpmek için kuyruğa girdiğini hiç görmedim.

Bizim Diyanet İşleri Başkanlığımız da aynısını ve üstelik çarpıtmadan,doğrusunu açıklıyor zaten din hakkında herşeyin,iyi de daha niye ihtiyacımız olsun ki başkasına?

schizophrenic1
07-05-07, 23:05
çok güzel bi konu teşekkürler

KAYTAGI
07-05-07, 23:40
kuran ı inkar eden kafirdir...........
ancak şeriat da durum farklıdır............zira şeriat kuran ın bilerek çarpıtılmış bir yorumudur..............
örnek verirsek :zina............
kuran da zina ya verilecek ceza 100 sopa ve ev hapsidir.......
ama şeriat recm denilen tevrattan aşırma barbarca bir cezayı öngörür.......
sözde şeriatla yönetilen arabistan,sudan gibi devletlerde bu ceza uygulanır............
oysa bunun ne dinde yeri vardır ne de insanlıkta..........
diğer önemli bir husus ise kuran da bazı suçlara ceza belirtilmemiştir.....
örneğin içki içmek namaz kılmamak,oruç tutmamak.........
bu emirler ALLAH tarafından verilir ancak uygulamayanın cezasının kıyamet günü sorulacağını söyler............
oysa şeriatta namaz kılmayana kırbaç cezası verilir...........
halbuki namaz tamamen ALLAH rızası için yapılan bir ibadettir.....
işin içine zorlama girdimi ALLAH ın rızası kalmaz...........
korkuyla kılınan namaz ın kime faydası olacağı sorgulanmadan uygulanan bu ceza dinde yeri olmayan uygulamalara örnektir.
ancak kavram kargaşasının önüne geçmek için şu açıklamayı gerekli görüyorum:
şeriat sadece ALLAH Kelamının dedikleriyse amenna.............
yok eğer işin içine kimliğini tespit edemediğimiz kişilerin koyduğu uydurmalarsa o zaman bunları ısrarla savunanın iman tazelemesi gerekir..........

(::Mehmet::)
07-05-07, 23:46
kuran ı inkar eden kafirdir...........
ancak şeriat da durum farklıdır............zira şeriat kuran ın bilerek çarpıtılmış bir yorumudur..............
örnek verirsek :zina............
kuran da zina ya verilecek ceza 100 sopa ve ev hapsidir.......
ama şeriat recm denilen tevrattan aşırma barbarca bir cezayı öngörür.......
sözde şeriatla yönetilen arabistan,sudan gibi devletlerde bu ceza uygulanır............
oysa bunun ne dinde yeri vardır ne de insanlıkta..........
diğer önemli bir husus ise kuran da bazı suçlara ceza belirtilmemiştir.....
örneğin içki içmek namaz kılmamak,oruç tutmamak.........
bu emirler ALLAH tarafından verilir ancak uygulamayanın cezasının kıyamet günü sorulacağını söyler............
oysa şeriatta namaz kılmayana kırbaç cezası verilir...........
halbuki namaz tamamen ALLAH rızası için yapılan bir ibadettir.....
işin içine zorlama girdimi ALLAH ın rızası kalmaz...........
korkuyla kılınan namaz ın kime faydası olacağı sorgulanmadan uygulanan bu ceza dinde yeri olmayan uygulamalara örnektir.
ancak kavram kargaşasının önüne geçmek için şu açıklamayı gerekli görüyorum:
şeriat sadece ALLAH Kelamının dedikleriyse amenna.............
yok eğer işin içine kimliğini tespit edemediğimiz kişilerin koyduğu uydurmalarsa o zaman bunları ısrarla savunanın iman tazelemesi gerekir..........

Bu açıklama o kadar güzel ve tanımlayıcı ki,şimdi pek çok şeyin farkına varabildim.Bu açıklayıcı yorumunuz için çok teşekkür ederim.

highranger
08-05-07, 00:04
yazı gayet açık.eleştirilen şeriatla aslolan şeriat farklı demekki.zira şeriat Allah'ın kanunları demek. çarpıtılmışsa bunu yapan yine kuldur. meselenin aslını iyi tespit etmek lazım

hacer355
08-05-07, 12:38
kuran ı inkar eden kafirdir...........
ancak şeriat da durum farklıdır............zira şeriat kuran ın bilerek çarpıtılmış bir yorumudur..............
örnek verirsek :zina............
kuran da zina ya verilecek ceza 100 sopa ve ev hapsidir.......
ama şeriat recm denilen tevrattan aşırma barbarca bir cezayı öngörür.......
sözde şeriatla yönetilen arabistan,sudan gibi devletlerde bu ceza uygulanır............
oysa bunun ne dinde yeri vardır ne de insanlıkta..........
diğer önemli bir husus ise kuran da bazı suçlara ceza belirtilmemiştir.....
örneğin içki içmek namaz kılmamak,oruç tutmamak.........
bu emirler ALLAH tarafından verilir ancak uygulamayanın cezasının kıyamet günü sorulacağını söyler............
oysa şeriatta namaz kılmayana kırbaç cezası verilir...........
halbuki namaz tamamen ALLAH rızası için yapılan bir ibadettir.....
işin içine zorlama girdimi ALLAH ın rızası kalmaz...........
korkuyla kılınan namaz ın kime faydası olacağı sorgulanmadan uygulanan bu ceza dinde yeri olmayan uygulamalara örnektir.
ancak kavram kargaşasının önüne geçmek için şu açıklamayı gerekli görüyorum:
şeriat sadece ALLAH Kelamının dedikleriyse amenna.............
yok eğer işin içine kimliğini tespit edemediğimiz kişilerin koyduğu uydurmalarsa o zaman bunları ısrarla savunanın iman tazelemesi gerekir..........



tamamne yanlışşsın.recm cezasını islam alimleri peygamberimizin hadislerinden kaynak alarak uygulamışlardır ve islamda vardır.bunu inkar eden tövbe etsin.

Namazı Terkin Dini Cezası
Osman ERSAN
Namazı inkar eden kafir olur. Çünkü kat'i delille sabittir. Umursamayarak yani tembelliğinden dolayı kasten namazı terk eden fasık olur. (İbni Abidin, Reddü'l Muhtar, c. 2, s.7).

Farz olduğunu inkar etmemekle birlikte beraber tembellikle namazı kılmaya uygulanacak dünyevi cezanın ne olacağı mezhepler arasında mezhepler arasında itilaflıdır.

Hanefîlere Göre; namazı kılmayan fasıktır. Namaz kılıncaya veya ölünceye kadar hapsedilir ve dövülür.

Mâlikîlere Göre; vaktin sonuna kadar beklenir, bu müddet zarfında kılarsa serbest bırakılır, kılmazsa ceza olarak (kafir sayarak) öldürülür.

Şâfiîlere Göre; vaktin sonuna kadar beklenir, sonra tövbeye davet edilir. Tövbe edip namazını kılarsa, serbest bırakılır. Aksi halde ceza olarak öldürülür. Öğleyi ve ikindiyi terkten dolayı güneş batıncaya kadar, akşam ve yatsıyı terkten fecir, sabahı terkten dolayı da güneş doğuncaya kadar ceza tatbik edilmez. Ancak kendisinden namazı vaktinde eda etmesini istemek şarttır.

Hanbelîler Göre; namazı tembellik göstererek terk eden kimseyi devlet başkanı veya naibi namazı kılmaya davet eder. Eğer sonra ki namazın vakti daralıncaya kadar kılmazsa katli vaciptir. Fakat üç gün kendisi tövbeye davet edilmedikçe ceza infaz edilmez. Mezheplerin her birinin görüşlerini dayandırdıkları akli nakli deliller vardır. Ancak sözü uzatmamak için bu kadarıyla yetindik. (Necati Yeni el, Hüseyin Kayapınar, Sünen-i Ebû Davud Terceme ve Şerhi c. 2, s. 112)

Kaynak: Osman ERSAN, Gözümün Nûru Namaz, Erkam Yayınları.

göçmenoğlu
08-05-07, 12:50
üstat o zaman bırakalım ülkeyi şeriat adına şihlar dervişler yönetsin,mesela kafası sarıklı eli asalı,dünya boş devamlı zikir çekin dünya işleriyle hiç uğraşmayın diyenlermi,üstelik şer,i hükümlerin hepsi kur,anda bir sefer yok beşeri hükümlerde gerekiyor.

aşkınkaptan
08-05-07, 12:56
emegine saglık güzel paylaşımdı

mustafa25
08-05-07, 13:03
henüz yeni yepyeni bir arkadaşımızsın...

şeriat ın öncelikle sana ve ailen için ne gibi olumsuzluklar getireceğini en kısa zamanda öğrenmelisin. kavrayıp, sonrada bu bedduanı ?????? :42: dini sevip,allaha inanıp nasıl yapacaksan yeniden yapabilirsin umarım.

Değerli arkadaşım Şeriat denilince ne anlıyorusunuz bunu bir anlamış değillim.Şer-i kanunlar düzenleyici niteliğindedir.Bu ülkede kimse şeriatın ülke yönetimine hakim olmasını istemıyorum.İnanan insanlar Şer-i hükümleri kendi yaşantılarına uygulayarak inançlarının gerektirdikleri doğrultusun da yaşamaya çalışıyorlar.Bunda herhangi zorlama veya mecburi bir şart yok.Kişiler kişisel tercihlerini kullanıyorlar.Bu geçmişte de böyleydi gelecekte de böyle olacak.Benim atalarım Cami yaptırdıkların da hemen yanı başına havra,sinagog,kilise yaptırırdı kı müslüman olmayan inananlar da ibadetlerini özgürce yapsınlar dıye.Onlar da şeri hükümler doğrultusun da hareket edıyorlar dı ama bugünkünden çok daha demokrattılar.Asıl tehlike demokrasinin arkasına sığınıp kirli düşüncelerle insanları rencide etme ve dayatmacı baskıcı bır zihnıyetle kişisel tercihlerı yok sayma görmezden gelmedir.Demokrasiden bahsetmek için gerçekten demokrasıye ınanmak ve samımı olmak gerekir.Ben sizler de göremıyorum malesef...........

hacer355
08-05-07, 13:20
üstat o zaman bırakalım ülkeyi şeriat adına şihlar dervişler yönetsin,mesela kafası sarıklı eli asalı,dünya boş devamlı zikir çekin dünya işleriyle hiç uğraşmayın diyenlermi,üstelik şer,i hükümlerin hepsi kur,anda bir sefer yok beşeri hükümlerde gerekiyor.

kanka dört halife devrini bir okuda şeriatla nasıl yönetildiğini öğren.doldurma bilgilerle hareket etme lütfen.dört halife dönemi ve peygamberimizin dönemi şeriata yönetime çok güzel ve örnek alınacak yaşantılardır

highranger
08-05-07, 13:40
üstat o zaman bırakalım ülkeyi şeriat adına şihlar dervişler yönetsin,mesela kafası sarıklı eli asalı,dünya boş devamlı zikir çekin dünya işleriyle hiç uğraşmayın diyenlermi,üstelik şer,i hükümlerin hepsi kur,anda bir sefer yok beşeri hükümlerde gerekiyor.

senin anlayışın bu kadarcık demekki:hahah:

schizophrenic1
08-05-07, 14:48
bazıları şeriatı saptırmış diye şeriat karşıtı olmak yanlış ALLAH bnm kurallarımı uygulayın demiş bize ne söz düşerki ey gidi...faniyiz bu dünyada biz, ne haddimize şeriata, Allah'ın kurallarına karşı olmak..ama nedense Allah'ın kurallarını yasaklayanlar hiç korkmuo heralde ölümsüzler...(örnek başörtü yasağı)

hacer355
08-05-07, 15:47
bazıları şeriatı saptırmış diye şeriat karşıtı olmak yanlış ALLAH bnm kurallarımı uygulayın demiş bize ne söz düşerki ey gidi...faniyiz bu dünyada biz, ne haddimize şeriata, Allah'ın kurallarına karşı olmak..ama nedense Allah'ın kurallarını yasaklayanlar hiç korkmuo heralde ölümsüzler...(örnek başörtü yasağı)

tebrikler kanka.allah razı olsun
:bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo:

schizophrenic1
08-05-07, 16:04
saol sendende ;)

maarulaw
08-05-07, 16:49
arkadaşlar şunu bi anlayalım önce.Şeriat diye bir kavram peygamberimiz zamanında yada halifeler döneminde yoktu fakat onlar ülkeyi islam kurallarına göre yönetirlerdi.DAha sonraki alimelr bu kuralların tamamına şeriat dediler.Sİz isterseniz buna abuzittin deyin isterseniz kanunlar deyin isterseniz hükümler deyin farketmez.Onemli olan kurandaki kurallara uyulmasıdır.
Ayrıca şunu da unutmayın islamda recm diye bir uygulama yoktur.Peygamberimiz zamanında uygulanmıştır fakat daha sonra nur suresinde 100 sopa vurulması emredilince recm uygulaması kaldırılmış zina yapanlara 100 sopa vurulmuştur.
Şeriat dediğimiz şey dinimizdeki kurallar bütünüdür.Kaytağının yazdıkları yanlışşş.

QQQQQQQQQQQQQQQ
08-05-07, 16:56
heryerin bir kuralı var başörtüsüymüş allahın verdiği kılı ne saklıyosun erkek tahrik oluyomuş erkek istese giydiğin kara çarşaftan bile tahrik olur şeriat isteyenler gitsin kardeşim ülkeden burası BÜYÜK ATATÜRKÜN kurduğu LAİK DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ ,gerici yobaz islami şartlara öre yönetilen ülke değil boşuna onbinler şehit edilmedi şeyhlerin imamların ülkeside hiçbizaman olamaz bende sövüyorum şeriata varmı kardeşim böle düşünenelerinde allah belasını versin

schizophrenic1
08-05-07, 17:09
heryerin bir kuralı var başörtüsüymüş allahın verdiği kılı ne saklıyosun erkek tahrik oluyomuş erkek istese giydiğin kara çarşaftan bile tahrik olur şeriat isteyenler gitsin kardeşim ülkeden burası BÜYÜK ATATÜRKÜN kurduğu LAİK DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ ,gerici yobaz islami şartlara öre yönetilen ülke değil boşuna onbinler şehit edilmedi şeyhlerin imamların ülkeside hiçbizaman olamaz bende sövüyorum şeriata varmı kardeşim böle düşünenelerinde allah belasını versin

merak etme Allah verir belasını bela isteyenlere kardeşim sen sanırsam bela istiosun sonra pişman olmassın inşallah (gerçi olucaksın) Allah hidayet eylesin

hacer355
08-05-07, 17:11
heryerin bir kuralı var başörtüsüymüş allahın verdiği kılı ne saklıyosun erkek tahrik oluyomuş erkek istese giydiğin kara çarşaftan bile tahrik olur şeriat isteyenler gitsin kardeşim ülkeden burası BÜYÜK ATATÜRKÜN kurduğu LAİK DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ ,gerici yobaz islami şartlara öre yönetilen ülke değil boşuna onbinler şehit edilmedi şeyhlerin imamların ülkeside hiçbizaman olamaz bende sövüyorum şeriata varmı kardeşim böle düşünenelerinde allah belasını versin

ne demek allahın verdiği kıl.allahu teala nur suresi 31. ayetinde hanımlara rabimiz örtünmeyi emrediyor.sen kabul etmiyor musun?
ATATÜRK 1923 de meclisi dualarla açtı.ayrıca balıkesirde camide hutbe verdi.sen atatürk'e düşmansan rusyaya gidebilirsin

schizophrenic1
08-05-07, 17:52
bu arada kur'anda geçen bi sureyi inkar eden müslümanlıkdan çıkar bunu da hatırlatayım dedim. hemen kelime_i şahadet getirlip tövbe edilmesi şarttır anlayana

QQQQQQQQQQQQQQQ
08-05-07, 18:45
ne demek allahın verdiği kıl.allahu teala nur suresi 31. ayetinde hanımlara rabimiz örtünmeyi emrediyor.sen kabul etmiyor musun?
ATATÜRK 1923 de meclisi dualarla açtı.ayrıca balıkesirde camide hutbe verdi.sen atatürk'e düşmansan rusyaya gidebilirsin

ya bırakın müslümanlık yokken türk örf ve adetleri vardı siz kime ne diyosunuz atatürkü düşman olduğumu nereden çıkardın zaten anca sen çıkarabilirsin böle bişeyi,dualarla açması ne güzel bişey işte müslümanlığa karşı fln değilim uğraşılmasından nefret ediyorum herkes istediği gibi yaşar ve bu ülkenin kurallarına göre yaşar şeriat ne demek ya islami şartlar bu ülkede uygulanamaz bunu böle bilin dediklerim islama karşıysa ben ateistim kardeşim ben atatürkçüyüm kurduğu düzene karşı gelende ilk beni bulur karşısında bu kadar millet boşuna miting yapmadı ********* iktidarın oyunlarına ne halk izin verir ne asker ki gördük hepberaber hepsi rezil kepaze oldu ,şeriata sövenler demişssin sanane kardeşim söverim yasakmı 1500 sene önceki şartlarla bugünki hayat standartları birmi ,peygamberimiz o zamanın şartlarına göre olayların gelişine göre kapanmayı emretmiş neden ? müslüman kadınların belli olmaması ve zarar görmemesi için olayları çarpıtmayın ,,allah herkesin ne olduğunu biliyor için rahat olsun bırak şeriatı flnda ülkeni kurtarmaya bak sen ,,rusya muhabbetine gelince ne alaka? atatürke karşı olanlar arabistana gidiyormu ki ben atatürkçüyüm diyorum nie rusyaya gidiyim ,,28 şubat muhtırası ve akpnin aldığı muhtıra ikiside aynı ve millet uyandı artık bitti başörtüsüyle okula gireyim yok bilmemne oldu anasını satayım cumhurbaşkanı imam başbakan imam olsun,,ilk başta akpnin gerçek yüzünü öğrenin bilmeyenler adamların yahudi sabetaist olduğunu pkkya yardım ettiği şirketleri olduğunu fln,,böle insanlar başta olduğu sürece bu millette şeriatada söver gerici yobaz saçma fikirlerede söver ,,traş bunlar traş 85 sendir aynı muhabbetler dönüyo ama hiçbişey değişmedi değişemez tek değişen böle gerici yobazların akılları yavaş yavaş değişti ya ülkeden gitmek zorunda kaldı yada bidaha meclis yolu gözükmedi bunları bilsek iyi olcak....

QQQQQQQQQQQQQQQ
08-05-07, 18:46
bu arada kur'anda geçen bi sureyi inkar eden müslümanlıkdan çıkar bunu da hatırlatayım dedim. hemen kelime_i şahadet getirlip tövbe edilmesi şarttır anlayana

verir verir allah seni ıslah etsin sadece bunu diyorum senden müslümanlığı öğrenicek değilim fethullah gülenin piyonları beyinleri yıkanmış insanlarla işim olmaz haha

hacer355
08-05-07, 18:51
Şeriat İslamdır


HAKSÖZ

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
Önce TV kanallarını ayarladılar. Sonra işbirlikçi basının frekansını. Tüm dinazorlar mikrofonların karşısında yerlerini alabilmek için boyun bağlarını kuşandılar. Laikler, Kemalistler, ateistler, loteryenler, masonlar, lionerler ve tüm batıcı yobazlar; şeriat düşmanı ifrazatlarıyla dolu senaryolarını medyaya sundular. Yeni Dünya Düzeni'nin kuyrukçusu eski marksistlere de amigoluk görevini ihale ettiler. Ve neticede Uğur Mumcu olayını bahane ederek yollara dökülenler, hep birlikte karanlık seslerini yükselterek haykırdılar: "Kahrolsun Şeriat!"

Bu ses, yeni değildi. Zira bu ses, tevhid-şirk çatışmasında zulüm ve tuğyandan yana yer alanların sesiydi. Ve tevhid-şirk mücadelesi de devam etmekte idi.

Bu ses, Rabbimize isyan eden şeytanın ve vahye kulaklarını tıkayan şeytan dostlarının devam edegelen karanlığa gark olmuş sesidir.

Bu ses, yaratmada, hüküm koymada, gaybı bilmede Rabbimize isyan eden ve ortak koşan tağutların ve müşriklerin sesidir. Bu ses, küfrün, emperyalizmin ve emperyalist işbirlikçilerin sesidir.

Bu ses, zulme, sömürüye, şirke ve her türlü haksızlığa karşı olan İslami harekete buğz edenlerin sesidir.

Bu ses, "iki eli kırılası Ebu Leheb"in sesidir.

Oysa şeriat İslam'dan başka bir şey değildir. İslam, yeryüzündeki karanlığı gidermek, nefislerimizi ve dünyayı Rabbimizin önerdiği kanunlarla ıslah etmek ve aydınlatmak eyleminin adıdır. Şeriat namazdır. Şeriat haçtır. Şeriat zinaya karşı çıkmak, ölçüyü doğru tartmak, sömürgecilerin elini kesmek, Allah'ın yolunda savaşmaktır. Şeriat İslam'dır. "Kahrolsun Şeriat" diyenler, İslam'a karşı açtıkları savaşı toplu olarak ilan etmektedirler. Onlar, müslümanlara tuzak kurmaktadırlar. Lakin, Rabbimiz şeytanın tuzağını boşa çıkaracaktır. Ve kötü akıbet sahipleri de, ancak İslam düşmanları olacaklardır.

Çağdaş Ebu Leheb'ler, oluşturdukları İslam karşıtı kampanyayı, müslümanlara zulmederek ve işkencehanelerini çığlıklarla doldurarak devam ettirdiler. Hayali örgütler tesbit edip, bu örgütlerin üyeleri diye suçüstü yakaladıklarını açıkladıkları insanlara, üzerlerinde her türlü işkenceyi deneyerek düzmece senaryolarını itiraf ettirmeye çalıştılar. Kampanyalarına dayanak olmak ve halkı aldatmak için sahte deliller oluşturma yoluna gittiler.

Sonradan balistik muayenesi temiz çıkan silahları, basında, katillerin kullandığı suçlu silahlar diye takdim eden resmi ağızlar; bu sahte suç isnadını bahane ederek Şeriat düşmanı kampanyaya fiili destek verdiler. Ümmetin kimliğini oluşturan İslami hareketi, bu sahte suç isnadlarıyla bir örgüt adına indirgeyip İslami hareketi lekeleyebileceklerini, İslami hareketi engelleyebileceklerini sandılar.

Ancak, şu konu iyi bilinmelidir: Onların dayak, Filistin askısı, elektrik şoku gibi iğrenç işkenceleri ve kara çalmalarıyla müslümanlar lekelenemez. Ve yine şu iyi bilinmelidir ki: Zulme ve işkenceye uğrayan müslümanların acısı muvahhid vicdanlarda yepyeni çiçeklerin yeşermesine neden olacaktır. Hayatın iman ve cihaddan ibaret olduğunu bilen bilinçli müslümanlar, sizin tuzaklarınızı bir musibet olarak değil; zaferi kazandıracak olan bir sınavın başlangıcı olarak değerlendireceklerdir. Ve sizlerin neden olduğu acılar ve zulüm, saflarımızı daha çok sıklaştırmaya yardımcı olacaktır. Bu Rabbimizin buyruğudur. O buyruk ki, bizlere kardeşlerimiz bir zulme ve saldırıya uğradıkları zaman birlik olup karşı durmamızı emretmektedir.

Siz, bu halkın evlatlarını kapitalist yayılmacılığa malzeme yapanlar!

Siz, bu halkın evlatlarını emperyalist emellere kurban verenler!

Siz, bu halkın yeraltı ve yerüstü tüm kaynaklarını uluslararası sermayeye, faiz geliri olarak sunanlar!

Siz, inancın ve düşüncenin gasıpları!

Şunu bilin ki; emperyalizmin korkulu rüyası İslami hareket her geçen gün güçlenmektedir. Kalbimizin bir ucu Cezayir'de, bir ucu Filistin'de, bir ucu Bosna'da atmaktadır. İslami hareketin mecrası ve çekim hattı her geçen gün güçlenmektedir. İslami hareket İslam'ın yaşayan sesi, ümmetin eylemleşen inancıdır. Şeytan ve şeytanın dostları ve tüm Şeriat düşmanları bu hareketi engellemeye kalkışsa da İslami Hareket Engellenemez.


haksöz dergisi

schizophrenic1
08-05-07, 18:55
verir verir allah seni ıslah etsin sadece bunu diyorum senden müslümanlığı öğrenicek değilim fethullah gülenin piyonları beyinleri yıkanmış insanlarla işim olmaz haha

gün gelir elbet...

QQQQQQQQQQQQQQQ
08-05-07, 19:03
gün gelir elbet...

benden bu kadar sizin gibi at gözlükleri ile bakıcak değilim ki sizin gözünüz bile yok herşeyiniz allah kitap müslümanlık kitap din olmuş ,allah beyin vermiş ve hayvanlardan ayıran en büyük özellik olarak bunu lütfetmiş ama size allah affetsin ama hiç vermemiş sanırım biraz kafanızı çalıştırın genç beyinlerini sömürmüşler ama siz ablada olabilirsiniz şuanda bi amaca hizmette edebilir olabilirsiniz ben ortaların hepsine girdim çıktım doğru yoluda buldum allah sizede doğru yolu gösterir elbet,,,arayla imanın kimde olduğu belli olmaz.Bir insanın imanını türban takıp takmamasına bağlayamassın. Öyle insanlar görüyorum ki gözlerinin açıkta kalmasından bile rahatsızlık duyuyor. Bu nedir ya?? Türban denilen şeyin 85 te çıktığını biliyor muydun?? Lübnan'da yaşayan insanlar ordaki Filistin li gerillaların tacizlerinden kurtulmak için Tahran üniversitesinde bir profesör olan Saith Muudi 'nin tavsiyesini uyguluyor ve türban denen şey ortaya çıkıyor... Önceden yobazlar karaçarşaf giyerdi. Şimdi biraz daha açığı olan türban. Daha sonra biraz daha açığı olan vs vs. ... Türban kelimesinin kökeni bile fransızcadır. Nasıl kendi geleneğimiz oluyor?? Madem kendi geleneğimiz Tülbent deyin o zaman..!!! Sözde milliyetçilik yapmayın burda. Gerçekten mantıklı cümleler kurun.Bu vatana yararlı olcak fikirler üretin. En azından şurdan yola çık. Atatürk Laikliği getirdi ve türban kalktı..!! Senin bacın sokakta takar tamam ama devlet içine giremez yani bir resmiyeti yoktur..!! Yüce önder bile buna karşı o insanın niye böyle yaptığını hiç mi düşünmedin?? Türkiye şıhlar, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olmayacaktır!!! M.Kemal Atatürk hadi eyw bu kadar ders yeter gerçi sizin beyniniz alırmı bilmiyorum ama ben türk genci olarak bilinçlendirme görevini yapmak zorunda hissettim kendimi duvarada konuşmuş olabilirim ,,,bye bye


Şeriat İslamdır


HAKSÖZ

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
Önce TV kanallarını ayarladılar. Sonra işbirlikçi basının frekansını. Tüm dinazorlar mikrofonların karşısında yerlerini alabilmek için boyun bağlarını kuşandılar. Laikler, Kemalistler, ateistler, loteryenler, masonlar, lionerler ve tüm batıcı yobazlar; şeriat düşmanı ifrazatlarıyla dolu senaryolarını medyaya sundular. Yeni Dünya Düzeni'nin kuyrukçusu eski marksistlere de amigoluk görevini ihale ettiler. Ve neticede Uğur Mumcu olayını bahane ederek yollara dökülenler, hep birlikte karanlık seslerini yükselterek haykırdılar: "Kahrolsun Şeriat!"

Bu ses, yeni değildi. Zira bu ses, tevhid-şirk çatışmasında zulüm ve tuğyandan yana yer alanların sesiydi. Ve tevhid-şirk mücadelesi de devam etmekte idi.

Bu ses, Rabbimize isyan eden şeytanın ve vahye kulaklarını tıkayan şeytan dostlarının devam edegelen karanlığa gark olmuş sesidir.

Bu ses, yaratmada, hüküm koymada, gaybı bilmede Rabbimize isyan eden ve ortak koşan tağutların ve müşriklerin sesidir. Bu ses, küfrün, emperyalizmin ve emperyalist işbirlikçilerin sesidir.

Bu ses, zulme, sömürüye, şirke ve her türlü haksızlığa karşı olan İslami harekete buğz edenlerin sesidir.

Bu ses, "iki eli kırılası Ebu Leheb"in sesidir.

Oysa şeriat İslam'dan başka bir şey değildir. İslam, yeryüzündeki karanlığı gidermek, nefislerimizi ve dünyayı Rabbimizin önerdiği kanunlarla ıslah etmek ve aydınlatmak eyleminin adıdır. Şeriat namazdır. Şeriat haçtır. Şeriat zinaya karşı çıkmak, ölçüyü doğru tartmak, sömürgecilerin elini kesmek, Allah'ın yolunda savaşmaktır. Şeriat İslam'dır. "Kahrolsun Şeriat" diyenler, İslam'a karşı açtıkları savaşı toplu olarak ilan etmektedirler. Onlar, müslümanlara tuzak kurmaktadırlar. Lakin, Rabbimiz şeytanın tuzağını boşa çıkaracaktır. Ve kötü akıbet sahipleri de, ancak İslam düşmanları olacaklardır.

Çağdaş Ebu Leheb'ler, oluşturdukları İslam karşıtı kampanyayı, müslümanlara zulmederek ve işkencehanelerini çığlıklarla doldurarak devam ettirdiler. Hayali örgütler tesbit edip, bu örgütlerin üyeleri diye suçüstü yakaladıklarını açıkladıkları insanlara, üzerlerinde her türlü işkenceyi deneyerek düzmece senaryolarını itiraf ettirmeye çalıştılar. Kampanyalarına dayanak olmak ve halkı aldatmak için sahte deliller oluşturma yoluna gittiler.

Sonradan balistik muayenesi temiz çıkan silahları, basında, katillerin kullandığı suçlu silahlar diye takdim eden resmi ağızlar; bu sahte suç isnadını bahane ederek Şeriat düşmanı kampanyaya fiili destek verdiler. Ümmetin kimliğini oluşturan İslami hareketi, bu sahte suç isnadlarıyla bir örgüt adına indirgeyip İslami hareketi lekeleyebileceklerini, İslami hareketi engelleyebileceklerini sandılar.

Ancak, şu konu iyi bilinmelidir: Onların dayak, Filistin askısı, elektrik şoku gibi iğrenç işkenceleri ve kara çalmalarıyla müslümanlar lekelenemez. Ve yine şu iyi bilinmelidir ki: Zulme ve işkenceye uğrayan müslümanların acısı muvahhid vicdanlarda yepyeni çiçeklerin yeşermesine neden olacaktır. Hayatın iman ve cihaddan ibaret olduğunu bilen bilinçli müslümanlar, sizin tuzaklarınızı bir musibet olarak değil; zaferi kazandıracak olan bir sınavın başlangıcı olarak değerlendireceklerdir. Ve sizlerin neden olduğu acılar ve zulüm, saflarımızı daha çok sıklaştırmaya yardımcı olacaktır. Bu Rabbimizin buyruğudur. O buyruk ki, bizlere kardeşlerimiz bir zulme ve saldırıya uğradıkları zaman birlik olup karşı durmamızı emretmektedir.

Siz, bu halkın evlatlarını kapitalist yayılmacılığa malzeme yapanlar!

Siz, bu halkın evlatlarını emperyalist emellere kurban verenler!

Siz, bu halkın yeraltı ve yerüstü tüm kaynaklarını uluslararası sermayeye, faiz geliri olarak sunanlar!

Siz, inancın ve düşüncenin gasıpları!

Şunu bilin ki; emperyalizmin korkulu rüyası İslami hareket her geçen gün güçlenmektedir. Kalbimizin bir ucu Cezayir'de, bir ucu Filistin'de, bir ucu Bosna'da atmaktadır. İslami hareketin mecrası ve çekim hattı her geçen gün güçlenmektedir. İslami hareket İslam'ın yaşayan sesi, ümmetin eylemleşen inancıdır. Şeytan ve şeytanın dostları ve tüm Şeriat düşmanları bu hareketi engellemeye kalkışsa da İslami Hareket Engellenemez.


haksöz dergisi

bana sen kendi düşüncelerinle gel böle sızıntı aksiyon haksöz fln fethullahın piyonlarının dergilerinin laflarını alıp bana ne kadar basit bi insan olduğunu kanıtlayabilirsin başka hiç bişeyi değil tabi düşünücek kadar beynin olsa eminim bu yolda olmazdın biraz kafa çalıştırmak gerek,yazında bile laikler kemalistler diyo yaranız var yaranız osmanlı bitti hilafet şeriat kalktı hepinizin kuyruk acısı var allah beterinden saklasın eğer eski günlere dönersek çok daha fazla zaiyat verirsiniz akıllı olun akıllı

schizophrenic1
08-05-07, 19:12
ben hiç bir cemate mensup deilim bnm mantığım bunları alıo seninki almıo görüyorumki neyse diyorum ya arkadaşım gün gelicek hepimiz görücez doğruları dimi ama? en azından bu noktada bana katıldığını düşünüyorum grşrüz orda sanada byee :smile:

QQQQQQQQQQQQQQQ
08-05-07, 19:14
ben hiç bir cemate mensup deilim bnm mantığım bunları alıo seninki almıo görüyorumki neyse diyorum ya arkadaşım gün gelicek hepimiz görücez doğruları dimi ama? en azından bu noktada bana katıldığını düşünüyorum grşrüz orda sanada byee :smile:

ewt sadece bu noktada katılıyorum elbet birgün cenabı hak bize doğrunun ne olduğunu göstericek

schizophrenic1
08-05-07, 19:16
ewt sadece bu noktada katılıyorum elbet birgün cenabı hak bize doğrunun ne olduğunu göstericek

:bravo: sevindim

KAYTAGI
08-05-07, 19:30
tamamne yanlışşsın.recm cezasını islam alimleri peygamberimizin hadislerinden kaynak alarak uygulamışlardır ve islamda vardır.bunu inkar eden tövbe etsin.

Namazı Terkin Dini Cezası
Osman ERSAN
Namazı inkar eden kafir olur. Çünkü kat'i delille sabittir. Umursamayarak yani tembelliğinden dolayı kasten namazı terk eden fasık olur. (İbni Abidin, Reddü'l Muhtar, c. 2, s.7).

Farz olduğunu inkar etmemekle birlikte beraber tembellikle namazı kılmaya uygulanacak dünyevi cezanın ne olacağı mezhepler arasında mezhepler arasında itilaflıdır.

Hanefîlere Göre; namazı kılmayan fasıktır. Namaz kılıncaya veya ölünceye kadar hapsedilir ve dövülür.

Mâlikîlere Göre; vaktin sonuna kadar beklenir, bu müddet zarfında kılarsa serbest bırakılır, kılmazsa ceza olarak (kafir sayarak) öldürülür.

Şâfiîlere Göre; vaktin sonuna kadar beklenir, sonra tövbeye davet edilir. Tövbe edip namazını kılarsa, serbest bırakılır. Aksi halde ceza olarak öldürülür. Öğleyi ve ikindiyi terkten dolayı güneş batıncaya kadar, akşam ve yatsıyı terkten fecir, sabahı terkten dolayı da güneş doğuncaya kadar ceza tatbik edilmez. Ancak kendisinden namazı vaktinde eda etmesini istemek şarttır.

Hanbelîler Göre; namazı tembellik göstererek terk eden kimseyi devlet başkanı veya naibi namazı kılmaya davet eder. Eğer sonra ki namazın vakti daralıncaya kadar kılmazsa katli vaciptir. Fakat üç gün kendisi tövbeye davet edilmedikçe ceza infaz edilmez. Mezheplerin her birinin görüşlerini dayandırdıkları akli nakli deliller vardır. Ancak sözü uzatmamak için bu kadarıyla yetindik. (Necati Yeni el, Hüseyin Kayapınar, Sünen-i Ebû Davud Terceme ve Şerhi c. 2, s. 112)

Kaynak: Osman ERSAN, Gözümün Nûru Namaz, Erkam Yayınları.
tastamamen yanlışsın...........
islam alimlarinin ALLAH tan daha bilgili olduğunu iddia eden zihniyet şirke batmıştır............
tövbe et dinine geri dön..........
birincisi ALLAH ın zina edenlere verdiği ceza belliyken filan kişi daha iyi biliyor demen senin ALLAH a ve onun kelamına saygısızlığını ve inançsızlığını gösterir..........
imanın şartlarında alimlere iman var mı???????????
var da ben mi bilmiyorum??????????????


Nisâ(*) Sûresinin 15 . Ayetinde
Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).7

Nisâ(*) Sûresinin 16 . Ayetinde
Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

Nûr(*) Sûresinin 2 . Ayetinde
Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.

Nûr(*) Sûresinin 3 . Ayetinde
Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu mü’minlere haram kılınmıştır.

bu kadar ayeti nasıl inkar edip de "recm var "diyebiliyorsun??????????????
ya inandığın hadisler sahih değilse????????????
sen imanını rivayetler üzerine kurmuşsan burada sakın dindarlık taslama.............
sen daha ALEMLERİN RABBİNE nasıl iman edileceğini bilmiyorsun..........
adını alim koyduğun kişilerin sözlerini ayetlere tercih mi ediyorsun???????????
söyler misin ALLAH ın mı ilmi yüksek yoksa alimlerin mi?????????*

namaz kılmayanlara ceza verildiği hangi ayette yazıyor??????????
ALLAH ın ceza vermediğine kul hangi hakla ceza verebilir????????????
ALLAH Resulünün namaz kılmadığı için cezalandırdığı bir sahabe var mı???????????????*
bu uydurmaların oluşturduğu saçmalıklar toplamına şeriat;bunları uyduranlara ve bunları kullanarak iktidar hedefliyenlerede yobaz ve mürteci denir..........
ALLAH ın getirdiği dini değiştirip kendilerine göre uyduranlara ,yeni bir din çıkaranlara ALLAH ın azabı şiddetli olacaktır.............

QQQQQQQQQQQQQQQ
08-05-07, 19:38
tastamamen yanlışsın...........
islam alimlarinin ALLAH tan daha bilgili olduğunu iddia eden zihniyet şirke batmıştır............
tövbe et dinine geri dön..........
birincisi ALLAH ın zina edenlere verdiği ceza belliyken filan kişi daha iyi biliyor demen senin ALLAH a ve onun kelamına saygısızlığını ve inançsızlığını gösterir..........
imanın şartlarında alimlere iman var mı???????????
var da ben mi bilmiyorum??????????????


Nisâ(*) Sûresinin 15 . Ayetinde
Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).7

Nisâ(*) Sûresinin 16 . Ayetinde
Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

Nûr(*) Sûresinin 2 . Ayetinde
Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.

Nûr(*) Sûresinin 3 . Ayetinde
Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu mü’minlere haram kılınmıştır.

bu kadar ayeti nasıl inkar edip de "recm var "diyebiliyorsun??????????????
ya inandığın hadisler sahih değilse????????????
sen imanını rivayetler üzerine kurmuşsan burada sakın dindarlık taslama.............
sen daha ALEMLERİN RABBİNE nasıl iman edileceğini bilmiyorsun..........
adını alim koyduğun kişilerin sözlerini ayetlere tercih mi ediyorsun???????????
söyler misin ALLAH ın mı ilmi yüksek yoksa alimlerin mi?????????*

namaz kılmayanlara ceza verildiği hangi ayette yazıyor??????????
ALLAH ın ceza vermediğine kul hangi hakla ceza verebilir????????????
ALLAH Resulünün namaz kılmadığı için cezalandırdığı bir sahabe var mı???????????????*
bu uydurmaların oluşturduğu saçmalıklar toplamına şeriat;bunları uyduranlara ve bunları kullanarak iktidar hedefliyenlerede yobaz ve mürteci denir..........
ALLAH ın getirdiği dini değiştirip kendilerine göre uyduranlara ,yeni bir din çıkaranlara ALLAH ın azabı şiddetli olacaktır.............

kaytagı teşekkürü sana borç bilirim düzgün bir şekilde yorumladığın için bir din bu kadar istismar ve saprıtılamaz teşekkür ederim:bravo: :bravo:

schizophrenic1
08-05-07, 19:50
şeriat uydurulmuş saçmalıklar topluluğu değildir arkadaşım asıl şeriat kur'anla bağdaşmaktadır ,senin dediğin uydurulmuş olan saptırılmış şeriattır..ayetler için de teşekkürler

Kanka Bot
08-05-07, 20:05
Arkadaşlar konudaki tüm yorumları okumadım ama bir kaç şeyde ben ekleyim dedim. Bakın gerçek şeriat Osmanlı İmparatorluğunda vardır. 600 küsür senedir bu imparatorluğu şeriatla ayakta tutmuştur. ve araştırın bakın bakalım bu irandaki arabistandaki şeriat kuralların hangi biri kaç kez Osmanlıda uygulanmıştır. Şeriat derken irandaki arabistandaki kanunlarla karıştırmayalım..

hacer355
09-05-07, 11:51
Arkadaşlar konudaki tüm yorumları okumadım ama bir kaç şeyde ben ekleyim dedim. Bakın gerçek şeriat Osmanlı İmparatorluğunda vardır. 600 küsür senedir bu imparatorluğu şeriatla ayakta tutmuştur. ve araştırın bakın bakalım bu irandaki arabistandaki şeriat kuralların hangi biri kaç kez Osmanlıda uygulanmıştır. Şeriat derken irandaki arabistandaki kanunlarla karıştırmayalım..

kanka onlarda gerçeği biliyolar.doğru örneği alsalar kendileri haksız olacaklar.yanlışı örnek veriyorlar ki akılları sıra şeriatı kötülemeye çalışıyorlar ama boşa uğraşıyorlar

(::Mehmet::)
09-05-07, 13:50
kanka onlarda gerçeği biliyolar.doğru örneği alsalar kendileri haksız olacaklar.yanlışı örnek veriyorlar ki akılları sıra şeriatı kötülemeye çalışıyorlar ama boşa uğraşıyorlar


Asıl siz Cumhuriyeti kötülemeye çalışıyorsunuz şu sözlerinizle.Bu ülkeyi kimseye yâr etmeyiz.Şehitlerimizin kanları bizlerin onurudur,şerefidir.Türkiye Cuhuriyeti'nde yaşayacaksan kendi dinine göre yaşama hakkına sahipsin demektir.Şu anda şu dergilerden,gazetelerden,sağdan soldan kopyaladığın yazıları paylaşabiliyorsan bu Cumhuriyet'in sayesindedir.Şayet sizin bahsettiğiniz gibi şeriat ile yönetilseydik,ne senin söz hakkın olacaktı,ne de benim.
Ben seninle bu konuşmaları böyle yapamayacaktım,başındaki yöneticileri sen seçemeyecektin.Bak gördün geçenlerde olanları,adam çıkıyor kendi başına birini seçiyor.Sana sordu mu,sana danıştı mı?Dedi mi ki sana "değerli vatandaşım,benim için önemli olan sensin,seni yönetecek olanı sen seçmelisin" kadın dert yanıyor,adam korumasını çekiştiriyor eliyle,neden?kadını çekin kameralar görmesin diye.
Ben bu Türk bayrağını evimin çatısında boşuna dalgalandırmıyorum.Ben Atatürk'ün fotoğrafını duvarıma süs olsun diye asmıyorum.Onun zamanında da oldu bu tür vakalar,şeyhler,şıhlar halkı kışkırtıyordu.Laiklik kötü diyorlardı,demokrasi kötü diyorlardı,başınızı açtırdıyor namus elden gidiyor diyorlardı.Ne oldu peki?Bütün millet el ele tutuştu,birlik oldu.
Senin atalarınla benim atalarım başka değil ki,hepimizin ataları ülkemizi o kötü yönetimden kurtaranlardır.Ben atalarımın sahip çıktığına sahip çıkar,onun koruduğunu korurum.Sen atana şimdiden ihanet ediyorsan,ileri de nelere ihanet edeceğini de Allah bilir.

hacer355
09-05-07, 14:31
Şeriatta Adalet Var, HAYAT VERİR !



Sözlüklerde Şeriat'ın anlamları:

Türk Dil Kurumu sözlüğünde Şeriat'ın anlamı:

Kur'an da ki ayetlerden, Peygamberin sözlerinden çıkarılan, dini temellere dayanan Müslümanlık kanunları, İslâm hukuku'dur.

Şeriatçı: Dinin esaslarını sadece dini hayatta değil, hukuki, iktisadi ve siyasi düzenlemede geçerli kılmak isteyen kimsedir. (Kaynak: Türk dil kurumu Türkçe sözlük cilt 2. sayfa 2087 9. Baskı Ankara 1998)

Büyük Türkçe sözlükte Şeriat: 1.Yol, geniş yol, doğru yol. 2. Kaynak. 3.Yüce Allah'ın, kulları için koyduğu din! 4. İlâhî kanun (yüce Allah'ın) kanunu, dinin, amel (uygulama) ile ilgili, hükümlerinin bütünü. (Büyük Türkçe sözlük, sayfa 1023 D.Mehmet Doğan bahar yayınları 11. baskı)

Osmanlıca- Türkçe ansiklopedik Büyük Lûgat'ta Şeriat: 1.Doğru yol. 2.Hak din yolu. 3.Büyük ve geniş cadde. 4.Nur, aydınlık, ışık. 5.Kur'an-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber Aley-hissalâtü Vesselâmın tarif ettiği ve bildirdiği yol. Allah (c.c.) tarafından Peygamber Aleyhisselâm'ın vâsıtasıyla vaaz ve tebliğ olunan hükümleri hâvi İlâhî (Allah'ın) kanunlarının heyeti mecmuası (tamamı) 6.Şeriat, aynı zamanda din mânâsına müsta'meldir ki, ahkâm-ı asliye denen itikadiyâtı ve ahkâm-ı asliye denen itikadiyâtı ve ahkâm-ı fer'ye denen ibâdet, ahlak ve muâmelât yani İslâm Hukukunu ihtivâ etmektedir... (Osmanlıca- Türkçe ansiklopedik Büyük Lûgat sayfa 2003 Tür dav yayınları)

İlköğretim Türkçe sözlükte Şeriat: 1.Allah'ın buyruklarının tümü. İslâm hukuku, bu buyrukları esas alan yönetim biçimi. (İlköğretim Türkçe sözlük sayfa 421 Şerif Benekçi- Damla yayınları)

Kur'an meallerinde Şeriat'ın Anlamı:

Elmalı mealinden:

Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitap (Kur'an) ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, her biriniz için bir Şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir. (Kur-an'ı Kerim Maide suresi 48.ayet)

Sonra (Ey Muhammed)! Seni din hususunda apaçık bir Şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma. (Kur-an'ı Kerim Casiye suresi 18.ayet)

Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana vahy ettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu da Şeriat yaptı! Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin (Şeriat kanunları), müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine (elçi) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir. (Kur'an'ı Kerim Şura suresi 13. ayet)

Diyanetin, mealinden:

Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir Şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve Şerîatler) de sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeylerin (gerçek tarafını) O haber verecek. (Kur-an'ı Kerim Maide suresi 48.ayet)

Sonra da seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma. (Kur'an ı Kerim Casiye suresi 18.ayet)

Dikkat! Şeriat, Yüce Allah'ın Dini, yönetimi, kanunları olunca: Şeriata karşı olmak, Yüce Allah'a karşı olmak olmaz mı?! Şeriata, Düşman olmak, Yüce Allah'a düşman olmak olmaz mı? Yüce Allah’a, “düşman olan” aklını çöpe koymuş; Şeytan’a dost ve asker olmuş olmaz mı?!

Lütfen dikkat! Müslüman olup olmadığımızı, "Yüce Allah" bize mi soracak? Yoksa: bizim eylemlerimize göre mi karar verecek?! Eylemlerimize göre karart verecekse: Şeriatına karşı olanı, karşı olanlara yardım edeni ve onları destekleyenleri; Yüce Allah, Müslüman kabul eder mi?

Ey İnsanlar! Yüce Allah, size verdiği hayatınızı, aklınızı, ellerinizi, ayaklarlarınızı, gözlerinizi, kulaklarınızı, dillerinizi ve dudaklarınızı; benim Şeriatıma düşman olsunlar ve hâkimiyetime engel olsunlar; öyle olanlara yardım etsinler veya destek olsunlar diye mi vermedi! Ey insanlar! Gafletten uyanın: Kurtuluşunuz için Yüce Allah'ın şu acil çağrısına DİKKAT EDİN hemen katılın:

26.De ki: "Ey mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır, ancak Senin elinde! Muhakkak ki, Sen her şeye kâdirsin. (Kur'an ı Kerim Âli İmran suresi 26.ayet)

Size azap gelmeden (Yüce Allah’tan bir ceza olarak; bir felâketle evleriniz tepenize yıkılmadan) önce! (Tâgut’lardan: Yüce Allah’ın, emirlerini yasaklayan ve yasakları ile emredenlerden kaçın); Rab'biniz (yaratıcınız ve yöneticiniz olan Yüce Allah’a “dönün” (Kur’an da ki yasalarına“teslim olun” (kurtulun)! (Kur’an ı Kerim Zümer suresi 54.ayet)



İnsanlar, düşmanlarından intikam alırlarda; Yüce Allah'ın almaz mı? Yüce Allah'ın, düşmanlarından nasıl intikam aldığını okumak için Tıklayın



Yüce Allah'ın Şeriat kanununda, adalet var. Çünkü her mülk sahibinin, mülkünde istediği gibi tasarruf hakkına sahip olması en doğal hakkı değil mi?! Yüce Allah'ta, mülkünü ve yarattığı insanları yönetmesi en doğal hakkı değil mi?!....

Her hangi bir insan bir başka insanın malını zorla alması, öldürmesi, zorla cinsel ilişkiye girmesi, yaralaması ve benzeri olaylar, bunları yapan insan, zulmettiği bu insanlara haklarını verip helalleşmeden Yüce Allah'a ne kadar tövbe ederlerse etsinler; Yüce Allah onların tövbesini asla kabul etmez! İşte bu Yüce Allah'ın Şeriat kanunda ki ADALETİ! O fiilleri işleyenler, ne zaman zulmettikleri insanlara haklarını verip helalleşirse işte o zaman Yüce Allah, onların tövbelerini kabul eder!

Ama Demokratik ve diğer sistemlerde ise Cumhurbaşkanı, Milletvekilleri veya Krallar ise yukarda ki saydığımız fiiller sanki kendilerine yapılmış gibi her birine bir gerekçe göstererek onları affederler! İşte buda insanlara yapılan zulmün başka bir boyutu! Zulme uğrayan başka affeden başka! İşte bunun için, Yüce Allah'ın Şeriat kanununda, adalet var!

Evinizde, eşinize ve çocuklarınıza, başkalarının emredip yönetmesine razı olur musunuz? Evinizi, eşinizi, çocuklarınızı, başkalarının yönetmesi, size yapılan adalet mi yoksa zulüm mü olur? Onlarla aranızda barış mı yoksa savaş mı olur? Siz, en çok üç yüz metre kareye oturan evinizin yönetimini başkalarına vermez onlarla dövüşür ve savaşırsanız;

Yüce Allah yeryüzünün yönetimini biz insanlara verir mi? İşte Yüce Allah'ta, yarattığı, mülkünde yaşattığı ve yaratıklarını insanların menfaatlerine verdiğinin karşılığında; mülkünde yaşattığı insanların sosyal hayatlarını koyduğu yasalarla yönetmesi; Yüce Allah'ın da en doğal hakkı ve adaletin tâ kendisi!

Yüce Allah, Yarattığı insanlara, hapis veya ölüm cezasını ancak kendisi veriyor; bu hakkı peygamberlerine bile bırakmadığını Kur'an da şöyle bildiriyor:

Hazreti Davut Aleyhisselam' a Yüce Allah şöyle emrediyor:

"Ey Dâvut! Şüphe yok ki, biz seni yeryüzünde halife kıldık. Artık insanlar arasında hak ile (sana vahy ettiklerimiz) ile hükmet; hevâ ve hevesine tâbi olma, sonra seni Allah'ın yolundan şaşırtır! Muhakkak o kimseler ki, Allah yolundan saparlar, onlar için hesap gününü unutmuş oldukları için şiddetli bir azap var! "(Kur'an ı Kerim Sad suresi 26.ayet)

Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselâm'a da şöyle hitap ediyor: Sen, Rabbin tarafından sana vahy olunana tâbi ol, ondan başka ilâh (yönetici) yok. Ve müşriklerden yüz çevir. (Kur'an ı Kerim En'am suresi 106.ayet)

Yüce Allah, Peygamberlerine vermediği yasa koyup yönetme hakkını, bize verir mi?

Ey Mü'minler!. Öldürülenler hakkında sizin üzerinize kısas farz oldu. Hür ile hür, köle ile köle, kadın ile kadın kısas edilir. Fakat hangi bir katil için kardeşi tarafından bir şey affedilirse mâruf olan emre ittiba etmeli ve ona da "diyeti" güzellikle ödeyin. Bu Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmet. Artık bundan sonra kim tecavüzde bulunursa onun için elem verici bir azap var! (Kur'an ı Kerim Bakara suresi 178.ayet)

Biz onların üzerine o Tevrat'ta yazdık ki: şüphesiz cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralar biri birine kısas! Fakat her kim bunu bağışlarsa bu onun için bir kefârettir. Ve her kim Allah Teâlâ'nın indirdiği ile hükmetmez ise işte onlar zalimlerdir. (Kur'an ı Kerim Maide suresi 45.ayet)

Bundan dolayı İsrail oğullarının üzerine yazdık ki; her kim bir şahsı, bir şahıs karşılığında veya yerdeki bir fesattan dolayı olmaksızın öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur ve her kim de bir şahsın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanları kurtarmış gibi olur. And olsun ki, bizim Peygamberlerimiz onlara mucizeler ile gelmişlerdi. Sonra onlardan bir çokları bunu müteakip yeryüzünde muhakkak aşırı giden kimseler olmuşlardı. (Kur'an ı Kerim Maide suresi 32.ayet)

Yüce Allah'ın Şeriat yönetiminde hayat var:

Ey akıl sâhipleri!. Sizin için kısasta büyük bir hayat var! Umulur ki siz "öldürmekten" korkarsınız. (Kur'an ı Kerim Bakara suresi 179.ayet)

Açıklama: Yukarda ki ayetlerde görüldüğü gibi Yüce Allah'ın öldürülmesini izin verdiği insanların dışında, düşman olduğu bir insanı veya başka birilerinin arzu ve isteğine uyarak biri insanı öldürürse; Yüce Allah'ın emri ile kısas olarak kendisinin de öldürüleceğinden korkar da; düşmanını öldürmekten vaz geçer, böylece her ikisi de hayatta kaldığı için, Şeriat hayat verir!

Ey insan! Seni yoktan yaratıp, hayatını verip mülkünde yaşatan; aklını ve organlarını sağlam yaratan "Yüce Allah'a karşı çok dikkatli ol"! Yüce Allah, bir kaza veya felç hastalığı vererek bu verdiklerini tekrar senin elinden alabilir! Eğer alırsa: Buna kim engel olabilir? Yüce Allah, aklını ve organlarını sakat yaratsaydı: Annen, baban, sen, Demokrasi ve laiklik hepiniz birleşseydiniz; engel olabilirler miydiniz? Engel olamazsanız: Yüce Allah'tan başkasının arzu ve isteklerine itaat etmek ve savaşmak "NEYE"?! İşte bunun için "Yüce Allah'a karşı hürmette kusur etme; Kur'an da ki yasalarına muhalefet etme"! Günde bir saatini Yüce Allah'ın Kur'an da ki yasalarını okuyup öğrenmeye zaman ayır; ayırmazsan: "Yasalarına muhalefet edersin"; Yüce Allah'ta seni terörist kabul eder; hakkında yasal işlemler yapar; evini başına yıkar ve cehennem'e atar! Bu konuyu çok iyi düşün!

Yüce Allah'ın rızasını kazanmak; Cennetine girmek, tüm yeryüzü insanlarının gerçek kurtuluşlarına yardımcı olmak için; bu yazıyı, bildiğin dillere çevirerek, okutarak, tavsiye ederek; Yüce Allah'ın rızasını kazanmak için sende çalış!

allahadavet.com

(::Mehmet::)
09-05-07, 16:01
Kopyala kopyala yaz.Şeriat'ın sözlük anlamını ben de biliyorum,önemli olan nasıl uygulandığı,diğer bütün mesajlarda soruyorlar,niye çarpıtılmış,recm yok diyorlar,kendiniz bir cevap vermemişsiniz.Kopyala kopyala yaz.
Bizler orjinal insanlarız.

hacer355
09-05-07, 16:33
Kopyala kopyala yaz.Şeriat'ın sözlük anlamını ben de biliyorum,önemli olan nasıl uygulandığı,diğer bütün mesajlarda soruyorlar,niye çarpıtılmış,recm yok diyorlar,kendiniz bir cevap vermemişsiniz.Kopyala kopyala yaz.
Bizler orjinal insanlarız.

orjinal insan olsan yazılanlardan birşeyler öğrenirdin.ama öğrenmemekte israr edersen sen bilirsin.

(::Mehmet::)
09-05-07, 16:54
orjinal insan olsan yazılanlardan birşeyler öğrenirdin.ama öğrenmemekte israr edersen sen bilirsin.

Yazılanların hepsini okudum,özellikle de senin yazdıklarının hepsini,uzun da olsa okudum.Ama şunu gördüm ki,çarpıtmalar da var bunların içerisinde.Diğer mesajlarda arkadaşlar sana bazı şeyler sormuşlar hiçbirisine cevap vermemişsin.Senin orjinallik anlayışın soruları yanıtsız bırakarak,kopyalayıp yapıştırmak.Ben senin kopyaladıklarını bile okudum,yazdıklarından bazıları güzel,adaletle ilgili olanlar çok güzel,ama bahsettiğim şu,çok kolayca çarpıtılıyor.Bak arkadaş ne dedi,recm geçerli değil,sen de mesaj attın,gidip recm'i anlattın,Kuran'da zina için olan suçu arkadaş ayetleri olduğu gibi yazdı,sen ne cevap verdin,hiçbir cevap vermedin.Hemen gittin kopyaladın bir yerden yazıyı yapıştırdın.Ya farkında olmadan yapıyorsun ya da kopyalamak çok hoşuna gidiyor.
Üstelik kopya kaynaklarına da bakıyorum.Tarikatlar marikatlar,iyi,afferin böyle devam edin.
Olanları bilmiyoruz zannetmeyin.İslam'ın içerisinde herşey var,tüm dersler var.Hukuk da var adalette de var,ama sizde yok bu,sizin anlattığınız şeriatle uygulanan şeriat arasında dağlar kadar fark var.Uğur Dündar seneler önce bunları bir bir tespit etti,camilerde yok çocukların ağızlarına şiş geçirmeler,yok kafa sallamalar,ben namaz bilirim,ben oruç bilirim,ben zekat bilirim,ben Kuran okumayı bilirim,ben Kuran'dan başka,peygamberlerden,meleklerden başka bir şeye inanmam.Hiç kusura bakma,hem kopyala,hem yapıştır.Sonra da bana öğrenmiyorsun diye hitapta bulun.
Öğrendim senin yazdıklarını,okumasam nasıl eleştiri yapıcam,öğrenmesem nasıl senin yazdıkların hakkında fikir sahibi olacam?
Diğer arkadaşların sorularının hiçbirisine doğru düzgün bir cevap verdiğini görmedim,şurda 6 sayfa yazı var,ama o 6 sayfanın 4 sayfası kafadan senin kopyalarınla dolu,o soruları yanıtla,ya yanıtla ya da yanıtlamicam,yine kopyalicam,ben de kopyalama hastalığı var diye serzenişte bulun yeter.

hacer355
09-05-07, 16:59
yazdıklarımda soruların hepsine cevap var.tabi cevapları öğrenmek isteyene

(::Mehmet::)
09-05-07, 17:05
Kopyaladıklarında soruların cevapları var,yazdıklarında cevap yok.Üstelik arkadaşlar ayetleri göstermişler olduğu gibi,senin bu ayetlere cevabın ise kaynakları farklı yerlerden derlenmiş yazılar.Şimdi bana şunu söyle ben Kur-an'daki alınmış ayete mi inanayım,yoksa senin kopyaladığın x dergisindeki,x sitedeki yazıya mı?
Sen onları yayınladığına göre onlara inanıyorsun.Ben ise oradaki Kur-an ayetlerine.

(::Mehmet::)
09-05-07, 17:10
Yüce Allah'ın Şeriat yönetiminde hayat var:

Ey akıl sâhipleri!. Sizin için kısasta büyük bir hayat var! Umulur ki siz "öldürmekten" korkarsınız. (Kur'an ı Kerim Bakara suresi 179.ayet)

Açıklama: Yukarda ki ayetlerde görüldüğü gibi Yüce Allah'ın öldürülmesini izin verdiği insanların dışında, düşman olduğu bir insanı veya başka birilerinin arzu ve isteğine uyarak biri insanı öldürürse; Yüce Allah'ın emri ile kısas olarak kendisinin de öldürüleceğinden korkar da; düşmanını öldürmekten vaz geçer, böylece her ikisi de hayatta kaldığı için, Şeriat hayat verir!

Şeriat hayat verirse bu öldürme izni ne oluyor?
Bak buradaki ayet de siz öldürmekten korkarsınız diyor,oysa açıklamada öldürme izninden bahsediyor.Yani diyorsun ki sen hem müslüman olacan,hem de suçu olan bir müslümanı öldürecen.İyi de müslüman müslümanı öldürmez.Bir insan başka bir insanın canını alamaz.Sen mi yarattın o insanı?Sen mi can verdin ona?Bir suç işlemişse o suç işleyenle Allah arasındadır.
Savunduğun fikir ile yazdığın açıklamalardaki şu tezatı şu çelişkiyi de görmüyorsan sen şeriatla yaşa.Sen bir suç işle ertesi gün de ölüm kararını çıkartsınlar.O zaman merhamet dilenirsin,kimden insanlardan.Oysa ki insan insandan değil insan Allah'tan merhamet ister.

hacer355
09-05-07, 17:16
“ŞERİATSIZ DİN” YA DA “ALLAHSIZ İSLAM”

Gallup, "şeriat" araştırması yapmış ve Türkiye'de "şeriat" isteyenlerin oranı oldukça yüksek çıkmış. Özellikle de kadınlarda! Aslında araştırmanın amacı “İslam ve demokrasi” Gallub “Türkiye, Filistin, Mısır ve Lübnan’da dini geçmişe sahip iktidarların oluşması sonrasında İslam ve demokrasinin birbirine uygun olup olmadığını incelemek istemişler.. Türkiye, Mısır, Lübnan, Bangladeş, İran, Ürdün, Pakistan, Mısır, Endonezya ve Fas’tan oluşan 10 ülkede 100 bin kişiyle yapılan ankete göre, Türkiye’de şeriatın yasalarda bir şekilde yer almasını isteyenlerin oranı yüzde 32 !“Şeriat tek yasa kaynağı olmalı” diyenlerin oranı yüzde 9 olarak belirlenirken, ankete katılan Türklerin yüzde 11’i bu konuda ’kararsız’ kalmış.

Türkiye ile ilgili diğer sonuçlar şöyle: İslam ülkelerinde şeriata en çok karşı çıkan ülke de Türkiyeymiş. Oran %57. Türkiye’de halkın yüzde 88’i anayasada düşünce özgürlüğünün bulunması gerektiğine inanıyormuş. Gerisi ne istiyormuş aceba.. Türkler’in yüzde 86’sı, “Din, günlük hayatımda önemli bir yere sahip” diyormuş.. Buyurun şimdi. %86 böyle diyor, %57si ise Şeriata karşı. Bundan nasıl bir sonuç çıkar: Bu insanlar ne dediklerini bilmiyorlar.

Türkler’in yüzde 24’ü dini liderlerin, anayasa oluşturulması sırasında doğrudan ya da danışman olarak rol alması gerektiğini söylüyormuş. Zengin ve eğitimli olan Müslümanlar radikal olmaya çok daha yatkınlarmış ve Kadınlar erkeklere göre daha çok şeriat istiyormuş.. Kadınların çoğunluğu, yasalarda şeriatın mutlaka yer alması gerektiğini düşünüyor, ancak aynı zamanda kadın haklarına da inanıyormuş.Terörle savaş Müslüman dünyasında radikalleşmeyi artırdı ve Amerikan karşıtlığının çok yüksek seviyelere tırmanmasına sebep olduğu da bir başka gerçek.Gallubçuların mı kafası karışık, yoksa vatandaşın mı bilmiyorum ama, bu işi bizim mediamızın ve aydınlarımızın anlamadığı çok açık..

A benim yurdumun canım aydıncıkları, şeriatsız din olur mu kardeşim..Önce şeriat ne demek. Siz bunu ne anlamda soruyorsunuz, karşınızdaki ne anlıyor? Şeriat, etimolojik açıdan geniş yok, pınarın gözü / Pınarın gözüne giden yol anlamına geliyor.. Teknik anlamda ise Şeriat Hukuk, meşruiyetin kaynağı demek. Yani “Gayrimeşru” dediğiniz zaman “ Şeriata uygun değil” demiş olursunuz. Teolojik anlamda ise bir dinin emir ve yasakları demektir. Yani dini anlamda meşruiyeti ifade eder. Bir Müslümanın şeriata karşı çıkması, “ben Türkiye vatandaşıyım ama bu ülkenin hukuk düzenine inanmıyor ve güvenmiyorum”demektir.. Müslümanım dediğiniz zaman, İslam şeriatına şeksiz şüphesiz iman ve ona uygun yaşama sözü vermiş olursunuz.. Yani içki içmekle bir Müslüman dinden çıkmaz ama, bu iş vejeteryan olduğunu söyleyip arkasından da köfteye bayıldığını söyleyip arkadaşlarını köfte partisine davet etmeye benzer. Sosyalist olduğunu söyleyip tefecilik yapan adamın durumuna düşer sonra kişi. İnek kasaplığı yapan Hindudan (İneğe tapan kişi) ne farkı kalır insanın o zaman..Laiklikle kafasını bozmuş birileri, şeriatı, herkesi belli bir dinin, hatta belli bir mezhebin elinde, onun ruhbanları tarafından topluma dayatılan, karşı çıkanların acımasızca cezalandırıldıkları, ellerinin kollarının kesildiği bir düzen gibi, diktatörlük gibi göstermeye çalışıyor. Kendi ideolojileri İslamdan daha yüce, Allah(cc)den daha merhametliler (haşa)!Yani din devleti olacak, herkes belli bir dinin politikacılar tarafından yorumlanan ve din adamları kadrosu tarafından oluşturulacak bir yönetim mekanizması olarak görmeye/göstermeye çalışıyor.. Burada asırlardır Hristiyanların ve Yahudilerin, Sabiilerin, hatta Ezidilerin (Şeytana farklı bir misyon yükleyen inanç topluluğu), Mecusilerin yaşadığını unutuyorlar.. Müslümanlar asırlarca Hindistanı, İspanyayı, Balkanları, Afrikayı yönetti, ne oldu?

Ermeni meselesini çıkartanlar dindar insanlar değil, aksine seküler tiplerdi. İttihat Terakkiciler değil mi idi onlar.. Biz tabiri caizse şeytanı kutsayanlarla birlikte bin yıldır burada, İslam geleneği ve toplumu içinde barış içinde bir arada yaşamadık mı? Bunlar Cumhuriyeti de, Demokrasiyi de, Laikliği de bilmiyorlar. Tarihten de haberleri yok. İslamı da bilmiyorlar.. Benim yıllar önce yayınlanan “Yaşasın şeriat” diye bir kitabım vardı. Belki de onu yeniden yayınlamak gerekiyor. Namık Kemale baksınlar, Saidi Nursi’ye, Eşref Edibe, baksınlar, isterlerse İncile, Tevrada baksınlar ya da Türk Tarih Deyimleri sözlüğüne baksınlar bakalım Şeriat neymiş..Bir Müslümana “şeriat istiyormusun” diye sorulur mu? Bunun Hinduya “inek eti yiyor musunuz“ diye sormaktan ne farkı var. Ya da bir erkeğe “hamilemisiniz” diye sorulur mu? İnek eti yiyen hindu, ya Hindu değildir, ya da dinine ihanet ediyordur. Dinine ihanet eden biri ise kimse sadık olabilir!.. Ya da çifte standartı, iki yüzlü, münafık biridir ki, münafık kafirden eşeddir.. Böyle bir yanlış içinde olan kişi günahkar kabul edilir..O kadar. Yani siz günahkarların oranını bulmuş olursunuz böyle bir anketle... Şeriattan yana değilse ve “Müslümanım” diyorsa ya İslamı, ya da Şeriatı bilmiyordur, ya da sizden korktuğu için aklı karışmıştır zavallının.. Böyle bir kamu oyu araştırması sosyolojik yapıyı değil, cahilli ve korkuyu gösterebilir ancak.. Eski Ahid (Tevrat), Süleymanın meselleri 28/9 da “Kim şeriatı dinlemekten kulağını çevirirse, onun duası da mekruktur (Kerihtir / Pistir)” der. Kur’an-ı Kerimde “Dualarınız olmasaydı, ne işe yarardınız ki” der. Dinde böylesine önemli bir yeri olan dua konusunda, kulağını şeriattan çeviren biri için Tevratın dediği budur.. Şeriatsız bir din, Allahsız bir İslam olmaz.. Halksız demokrasi isteyenler kutsalı olmayan bir din dayatmak istiyorlar bize. Dinimizi, kendi ideolojik ve politik standartlarına indirgemek istiyorlar.. Bize İlahlık (Hüküm koyucu) ve Rablik (Terbiye edici) taslıyorlar.. Bize din biçmeye kalkıyorlar.. Devlet, anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyeti, birey ve toplulukların temel hak ve hürriyetlerini korumak olması gerekirken, bizzat bu yapıları korumaları gereken bir değere karşı tehdit olarak yorumlayan bir anlayışla, dini potansiyel bir risk ve tehdit olarak göstermeye çalışıyorlar..Soru da yanlış, cevap da. Zırva te’vil götürmüyor sonunda. Veri yanlış olunca yorum da yanlış oluyor sonunda..Her Müslüman şeriatçıdır ve şeriat sizin sandığınız gibi (şeriatı tehdit olarak görenlere söylüyorum) bir şey değildir.. Abdurrahman DİLİPAK ( 2007-02-25 )


Ş E R İ A T
"Biz bu sayıda 'Kahrolsun' ve 'Yaşasın' sloganlarıyla duygularımızın,korkularımızın, inancımızın,inkarımızın konusu olagelen 'Şeriat'ı düşüncenin konusu yapmayı amaçladık." İşte bu iddiadan yola çıkarak, son sayısını, özel bir 'dosya' halinde,hayli netameli bir konuya ayırmış İslamiyat dergisi : Şeriat.
Gerçekten de, bu ülkede şeriat, toplumsal bir antagonizmanın konusu haline gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. Şeriat Dosyası editörü, bu olguyu şu cümleyle vermeyi uygun bulmuş: "Bir tarafta Şeriat için canını vermeye hazır insanlar,diğer tarafta Şeriat'a karşı mücadele etmenin 'sevap' olduğu fetvasını veren savcılar, hukukçular…"
Osmanlı'nın Yeniçerileri "Şeriat isterük!" diye ayaklanırken, gerçekte istedikleri şeyin ne kadar cahiliyseler, Cumhuriyet'in Yeniçerileri de "Kahrolsun Şeriat!"diye koro halinde tempo tutarken, düşmanı oldukları şeyin o kadar cahiliydiler.Cehalete dayalı dostlukla cehalete dayalı düşmanlığın, "cehalet" zemininde aynı gözede buluşması demeye gelen bu tavırların çıkardığı toz-duman arasında Şeriat, hep bir düş kuşu, hep bir Simurg olmayı sürdürdü.
Şeriat, etimolojik olarak "suyun kaynağına varmak amacıyla, suya muhtaç canlılar tarafından oluşturulan işlek yol" anlamına geliyordu. Kur'an'da, ikisi "Şeria(t)"formunda olmak üzere, "Ş-r-a" kökünden türetilmiş dört kelime yer alıyordu. Bu kullanımlardan yola çıkılarak yapılan şu tesbit önemli: "Buradaki istiarenin suyun kaynağına değil de,kaynağa giden yola yapılması calib-i dikkattir. Dinî bağlamda bunun anlamı şudur: Şeria(t),ed-dîn'den tarihin her hangi bir anında bir topluma, bir peygamber(vahiy/kitap) aracılığıyla açılan yoldur; yani Şeriat, 'din' değil 'tedeyyün'dür. Lugat anlamında Şeria(t); canlıları hayat kaynağı olan suya götürürken; dinî anlamda Şeria(t) insanları ilahi hakikate bağlamaktadır."
Peki, problem nerede yaşanmaktadır? Garaudy'e kulak verecek olursak,problem, suyun kaynağına sadık kalmak yerine, eskilerin kendi zamanlarında kaynağa ulaşmak için kullandıkları yola-yordama sadık kalmaya çalışmaktan kaynaklanmaktadır. Oysa ki, bugün dün değildir.Garaudy'yi dinleyelim:
"Şeriat, kokmuş su çekmek için gidilen durgun bir su birikintisi değildir. Böyle bir şey yeni susuzlara yalan söylemek olurdu. Şeriat,pırıl pırıl parıldayan ve akarken kıyılarını verimli kılan güzel bir nehirdir."
Garaudy, geçmişi ve batıyı taklit batağına saplanmış cümle ölü canlara şunları söyler: "şeriat'ın gerçek anlamda uygulanmasının tembel bir lafızcılıkla hiçbir ilgisi yoktur. Gerçek bir uygulama, Kur'an ya da Sünnet'in koymuş olduğuher hükmün gerisinde, onun varlık nedeninin, onu hazırlayan ilkenin,uygulanmış olduğu tarihi şartların yeniden bulunmasını gerektirir... Şeriat, Kur'an'ın, tamamını açıklamış olduğu Allah iradesi tarafından emredilmiş olan fiillerimizin her biridir. O halde, Allah'ın rızası,her hangi bir ayeti, onu Kur'an'ın bütünselliğinden ve ona anlamını veren tarihi bağlamdan koparan lafzi bir okuma ile belirlenemez."
Fas'ın yetiştirdiği cins bir kafa olan Muhammed Abid Cabiri de,Şatıbî'den söz ederken şöyle der: "Bu metodolojik yeniden yapılanma,kıyas veya nassların lafzi anlamları üzerinde yoğunlaşarak onlardan hükümler üretme yerine,Şeriat'ın genel amaçlarının anlaşılmasını gerektirmektedir." Gerek Garaudy gerekCabiri, bu noktada aynı gözede buluşuyorlar. İkisi de, Şeriat'ın hırsızlık için öngördüğü "kat-ı yed" cezasını, önerdikleri yöntem çerçevesinde yeniden okumaya tabi tutuyorlar. Buraya kadar güzel.
Fakat, çıkış noktaları birbirinden tamamen farklı. Benim de asıl vurgulamak istediğim nokta burası. Garaudy'nin hareket noktası, "Bencil yararlarının savunulması üzerine" kurulan, "köleleştirici" Batı uygarlığının tek alternatifinin İslam olduğu gerçeğidir: "Başlangıç dönemlerindeki yaratıcı atılıma sadık olan bir islam, yeniden insani ve ilahi inanç birliğinin bir mayası ve gerçek bir modernitenin yaratıcısı olabilir." Cabiri'nin hareket noktası ise, Garaudy'nin tersine "öyle bir tedvin çağı ki, hareket noktası sürekli içtihad ve çağdaş hayata ayak uydurmaktır." (s.36)Cabiri'nin "tecdit" teklifinin eksenini "mevcut gelişmişlik düzeyineayak uydurabilecek yeni metodolojik çerçeveyi ortaya çıkarabilecek yöntemsel prensipleri yöneltmek" (s.42)oluşturmaktadır.
Bir çuval inciri berbat eden de, Doğu'lu Müslüman aydının Batı karşısında duyduğu,işte bu aşağılık kompleksidir.

"Şeriat yaşasın" , fakat nasıl?
Tevhid, insanlığın değişmez değerlerinin öbür adı olan "islam"ın tüm ilkelerinin kendisinden neş'et ettiği temel değerdir. Tevhid, epistemik anlamda hakikatin kaynağının tek olduğunu, kozmik anlamda var olan
hiçbir şeyin bu kaynaktan bağımsız düşünülemeyeceğini, sosyolojik anlamda insanların birbirleriyle ontolojik eşitliğini (vahdet) ve dolayısıyla kula ve eşyaya kulluğun, sömürünün, zulmün dışlandığını (adalet) ifade eder.
Tevhid'in, bütün unsurlarıyla gerçekleşmesi, insanın Allah'ın iradesi karşısında gösterdiği tavra bağlıdır. İslam, Kur'anî anlamda, insanın Allah'a karşı duruşunu ifade eder; yani, insanın, varoluşunu Allah'tan bağımsız anlamlandıramayacağını ve anlayamayacağını farkederek, hayat tasavvurunun merkezine Allah'ı yerleştirmesidir. Bu da, insanın, gönüllü olarak tüm yaşamı boyunca eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmesi,sorumsuz davranmaması anlamına gelir.
Allah, 'yaratma'yı kendisine meslek edinen (Hallâk), her an görev başında bir yaratıcı olarak (kulle yavmin huve fi-şe'n) aktiftir ve zamana, olaylara ve eşyaya müdahildir. İnsanlık tarihi boyunca gönderilen peygamberler ve onların taşıdığı vahiy, işte bu ilahi müdahalenin eseridir.Allah'ın tarihe müdahalelerinin hiç biri,zamandan, olaylardan ve olgudan bağımsız gerçekleşmemiştir. Aslında, bu müdahalelerin gerekçesi dahi, bizzat o zamanda ve mekanda yaşayanlar ve yaşananlardır.
Şu durumda, Allah'ın hayata müdahalesinin iki boyutu inkar edilemez biçimde ortaya çıkıyor:
1. Tüm ilahi müdahalelerde hiç değişmeyen ve hep aynı kalan temel nedenler,amaçlar ve ilkelerdir; ki, "Bugün size dininizi tamamladım"(5:3) ayeti bunu ifade ediyor. Bu ayetten sonra da "Şer'î hüküm" bildiren ayetler (Kelale ayeti gibi) inmeye devam ettiğine göre, bu ayette tamamlandığı ifade edilen "ilkeler"dir.
2. Bu sabit ilkelerin farklı zaman ve zeminlere uygun ve uyarlanmış olarak 'teklif edilen' özel yol,pratik uygulamalar ve yöntemlerdir. İşte Kur'an'daki "Sizden her nebi için bir şeriat açıkladık" (5:48) ibaresi bu anlamı ifade ediyor.
Şeriat'ın etimolojik anlamı, "canlıları suyun kaynağına götüren işlek ve geniş yol" olduğuna göre, 'şimdi ve burada' yaşayan insanları, yaşadıkları çağdan suyun kaynağına götüren yol nasıl bulunmalı? Çünkü,dünkü yol, dün yaşayan insanların kendi yaşadıkları zaman ve zeminden,yani onların 'şimdi ve burada'sından kaynağa giden yoldu. Bu gün o gün olmadığına göre, ne yapmalı?
Farklı bir ifadeyle:İlahi kelamın lafzı "suyun" karşılığıdır. O lafızların ahlaki hedefleri ise o suyun "kaynağıdır". O kaynağa giden "yol" ise, tabiatıyla "sudan" daha fazla, "suyun kaynağıyla" yani "ahlaki hedeflerle "ilgili hükümlerdir. Söz konusu "ahlaki hedefler" ise, Allah'ın "ne dediğinden "daha çok "ne demek istediğini" tesbitle ilgilidir ve yapılacak en önemli görev budur: Allah'ın ne dediğinden yola çıkarak ne demek istediğini, yani muradını tesbit etmek.
Ben, kendi payıma,Fazlur Rahman'ın şu sorusunu önemsiyorum:"Allah, toplumsal değişmeyi bütün vahiy tarihi boyunca, hatta Kur'an indirilirken bile dikkate alırken, Kur'an'ı tamamlarken bu tutumundan vaz mı geçti? Yoksa toplumsal değişme mi durdu? Zemahşeri'nin dediği gibi tarih boyu toplumsal değişmeye bağlı olarak değişen maslahatları gerçekleştirmek için yeni hükümler koyan Allah, 7. Miladi asırdaki bir toplumun maslahatlarının kıyamete kadar bütün insanlar için değişmeyeceğine mi karar verdi?"
Bugün, Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olan her ilim sahibi, bu sorunun cevabını aramak durumundadır. Bugün, "düşünsel" bir cihada, bu ümmetin geçmişten çok daha fazla ihtiyacı var. Bilmediğinin düşmanı olan aldatılmış cahil yığınları bir yana bırakacak olursak, "Yaşasın menfaatlerimiz!" diyemedikleri için "Kahrolsun Şeriat!" diye tempo tutanları "insanın mutluluğu" önünde ciddi bir engel olarak görmüyorum; benim asıl endişem,"Yaşasın Şeriat!" diyenlerin, Allah'ın iradesine uygun yeni bir hayatın inşası için gerekli gayret, birikim ve "temsil kabiliyeti"nden yoksun olmalarından kaynaklanıyor.
mustafaislamoglu.com

QQQQQQQQQQQQQQQ
09-05-07, 17:52
“ŞERİATSIZ DİN” YA DA “ALLAHSIZ İSLAM”

Gallup, "şeriat" araştırması yapmış ve Türkiye'de "şeriat" isteyenlerin oranı oldukça yüksek çıkmış. Özellikle de kadınlarda! Aslında araştırmanın amacı “İslam ve demokrasi” Gallub “Türkiye, Filistin, Mısır ve Lübnan’da dini geçmişe sahip iktidarların oluşması sonrasında İslam ve demokrasinin birbirine uygun olup olmadığını incelemek istemişler.. Türkiye, Mısır, Lübnan, Bangladeş, İran, Ürdün, Pakistan, Mısır, Endonezya ve Fas’tan oluşan 10 ülkede 100 bin kişiyle yapılan ankete göre, Türkiye’de şeriatın yasalarda bir şekilde yer almasını isteyenlerin oranı yüzde 32 !“Şeriat tek yasa kaynağı olmalı” diyenlerin oranı yüzde 9 olarak belirlenirken, ankete katılan Türklerin yüzde 11’i bu konuda ’kararsız’ kalmış.

Türkiye ile ilgili diğer sonuçlar şöyle: İslam ülkelerinde şeriata en çok karşı çıkan ülke de Türkiyeymiş. Oran %57. Türkiye’de halkın yüzde 88’i anayasada düşünce özgürlüğünün bulunması gerektiğine inanıyormuş. Gerisi ne istiyormuş aceba.. Türkler’in yüzde 86’sı, “Din, günlük hayatımda önemli bir yere sahip” diyormuş.. Buyurun şimdi. %86 böyle diyor, %57si ise Şeriata karşı. Bundan nasıl bir sonuç çıkar: Bu insanlar ne dediklerini bilmiyorlar.

Türkler’in yüzde 24’ü dini liderlerin, anayasa oluşturulması sırasında doğrudan ya da danışman olarak rol alması gerektiğini söylüyormuş. Zengin ve eğitimli olan Müslümanlar radikal olmaya çok daha yatkınlarmış ve Kadınlar erkeklere göre daha çok şeriat istiyormuş.. Kadınların çoğunluğu, yasalarda şeriatın mutlaka yer alması gerektiğini düşünüyor, ancak aynı zamanda kadın haklarına da inanıyormuş.Terörle savaş Müslüman dünyasında radikalleşmeyi artırdı ve Amerikan karşıtlığının çok yüksek seviyelere tırmanmasına sebep olduğu da bir başka gerçek.Gallubçuların mı kafası karışık, yoksa vatandaşın mı bilmiyorum ama, bu işi bizim mediamızın ve aydınlarımızın anlamadığı çok açık..

A benim yurdumun canım aydıncıkları, şeriatsız din olur mu kardeşim..Önce şeriat ne demek. Siz bunu ne anlamda soruyorsunuz, karşınızdaki ne anlıyor? Şeriat, etimolojik açıdan geniş yok, pınarın gözü / Pınarın gözüne giden yol anlamına geliyor.. Teknik anlamda ise Şeriat Hukuk, meşruiyetin kaynağı demek. Yani “Gayrimeşru” dediğiniz zaman “ Şeriata uygun değil” demiş olursunuz. Teolojik anlamda ise bir dinin emir ve yasakları demektir. Yani dini anlamda meşruiyeti ifade eder. Bir Müslümanın şeriata karşı çıkması, “ben Türkiye vatandaşıyım ama bu ülkenin hukuk düzenine inanmıyor ve güvenmiyorum”demektir.. Müslümanım dediğiniz zaman, İslam şeriatına şeksiz şüphesiz iman ve ona uygun yaşama sözü vermiş olursunuz.. Yani içki içmekle bir Müslüman dinden çıkmaz ama, bu iş vejeteryan olduğunu söyleyip arkasından da köfteye bayıldığını söyleyip arkadaşlarını köfte partisine davet etmeye benzer. Sosyalist olduğunu söyleyip tefecilik yapan adamın durumuna düşer sonra kişi. İnek kasaplığı yapan Hindudan (İneğe tapan kişi) ne farkı kalır insanın o zaman..Laiklikle kafasını bozmuş birileri, şeriatı, herkesi belli bir dinin, hatta belli bir mezhebin elinde, onun ruhbanları tarafından topluma dayatılan, karşı çıkanların acımasızca cezalandırıldıkları, ellerinin kollarının kesildiği bir düzen gibi, diktatörlük gibi göstermeye çalışıyor. Kendi ideolojileri İslamdan daha yüce, Allah(cc)den daha merhametliler (haşa)!Yani din devleti olacak, herkes belli bir dinin politikacılar tarafından yorumlanan ve din adamları kadrosu tarafından oluşturulacak bir yönetim mekanizması olarak görmeye/göstermeye çalışıyor.. Burada asırlardır Hristiyanların ve Yahudilerin, Sabiilerin, hatta Ezidilerin (Şeytana farklı bir misyon yükleyen inanç topluluğu), Mecusilerin yaşadığını unutuyorlar.. Müslümanlar asırlarca Hindistanı, İspanyayı, Balkanları, Afrikayı yönetti, ne oldu?

Ermeni meselesini çıkartanlar dindar insanlar değil, aksine seküler tiplerdi. İttihat Terakkiciler değil mi idi onlar.. Biz tabiri caizse şeytanı kutsayanlarla birlikte bin yıldır burada, İslam geleneği ve toplumu içinde barış içinde bir arada yaşamadık mı? Bunlar Cumhuriyeti de, Demokrasiyi de, Laikliği de bilmiyorlar. Tarihten de haberleri yok. İslamı da bilmiyorlar.. Benim yıllar önce yayınlanan “Yaşasın şeriat” diye bir kitabım vardı. Belki de onu yeniden yayınlamak gerekiyor. Namık Kemale baksınlar, Saidi Nursi’ye, Eşref Edibe, baksınlar, isterlerse İncile, Tevrada baksınlar ya da Türk Tarih Deyimleri sözlüğüne baksınlar bakalım Şeriat neymiş..Bir Müslümana “şeriat istiyormusun” diye sorulur mu? Bunun Hinduya “inek eti yiyor musunuz“ diye sormaktan ne farkı var. Ya da bir erkeğe “hamilemisiniz” diye sorulur mu? İnek eti yiyen hindu, ya Hindu değildir, ya da dinine ihanet ediyordur. Dinine ihanet eden biri ise kimse sadık olabilir!.. Ya da çifte standartı, iki yüzlü, münafık biridir ki, münafık kafirden eşeddir.. Böyle bir yanlış içinde olan kişi günahkar kabul edilir..O kadar. Yani siz günahkarların oranını bulmuş olursunuz böyle bir anketle... Şeriattan yana değilse ve “Müslümanım” diyorsa ya İslamı, ya da Şeriatı bilmiyordur, ya da sizden korktuğu için aklı karışmıştır zavallının.. Böyle bir kamu oyu araştırması sosyolojik yapıyı değil, cahilli ve korkuyu gösterebilir ancak.. Eski Ahid (Tevrat), Süleymanın meselleri 28/9 da “Kim şeriatı dinlemekten kulağını çevirirse, onun duası da mekruktur (Kerihtir / Pistir)” der. Kur’an-ı Kerimde “Dualarınız olmasaydı, ne işe yarardınız ki” der. Dinde böylesine önemli bir yeri olan dua konusunda, kulağını şeriattan çeviren biri için Tevratın dediği budur.. Şeriatsız bir din, Allahsız bir İslam olmaz.. Halksız demokrasi isteyenler kutsalı olmayan bir din dayatmak istiyorlar bize. Dinimizi, kendi ideolojik ve politik standartlarına indirgemek istiyorlar.. Bize İlahlık (Hüküm koyucu) ve Rablik (Terbiye edici) taslıyorlar.. Bize din biçmeye kalkıyorlar.. Devlet, anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyeti, birey ve toplulukların temel hak ve hürriyetlerini korumak olması gerekirken, bizzat bu yapıları korumaları gereken bir değere karşı tehdit olarak yorumlayan bir anlayışla, dini potansiyel bir risk ve tehdit olarak göstermeye çalışıyorlar..Soru da yanlış, cevap da. Zırva te’vil götürmüyor sonunda. Veri yanlış olunca yorum da yanlış oluyor sonunda..Her Müslüman şeriatçıdır ve şeriat sizin sandığınız gibi (şeriatı tehdit olarak görenlere söylüyorum) bir şey değildir.. Abdurrahman DİLİPAK ( 2007-02-25 )


Ş E R İ A T
"Biz bu sayıda 'Kahrolsun' ve 'Yaşasın' sloganlarıyla duygularımızın,korkularımızın, inancımızın,inkarımızın konusu olagelen 'Şeriat'ı düşüncenin konusu yapmayı amaçladık." İşte bu iddiadan yola çıkarak, son sayısını, özel bir 'dosya' halinde,hayli netameli bir konuya ayırmış İslamiyat dergisi : Şeriat.
Gerçekten de, bu ülkede şeriat, toplumsal bir antagonizmanın konusu haline gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. Şeriat Dosyası editörü, bu olguyu şu cümleyle vermeyi uygun bulmuş: "Bir tarafta Şeriat için canını vermeye hazır insanlar,diğer tarafta Şeriat'a karşı mücadele etmenin 'sevap' olduğu fetvasını veren savcılar, hukukçular…"
Osmanlı'nın Yeniçerileri "Şeriat isterük!" diye ayaklanırken, gerçekte istedikleri şeyin ne kadar cahiliyseler, Cumhuriyet'in Yeniçerileri de "Kahrolsun Şeriat!"diye koro halinde tempo tutarken, düşmanı oldukları şeyin o kadar cahiliydiler.Cehalete dayalı dostlukla cehalete dayalı düşmanlığın, "cehalet" zemininde aynı gözede buluşması demeye gelen bu tavırların çıkardığı toz-duman arasında Şeriat, hep bir düş kuşu, hep bir Simurg olmayı sürdürdü.
Şeriat, etimolojik olarak "suyun kaynağına varmak amacıyla, suya muhtaç canlılar tarafından oluşturulan işlek yol" anlamına geliyordu. Kur'an'da, ikisi "Şeria(t)"formunda olmak üzere, "Ş-r-a" kökünden türetilmiş dört kelime yer alıyordu. Bu kullanımlardan yola çıkılarak yapılan şu tesbit önemli: "Buradaki istiarenin suyun kaynağına değil de,kaynağa giden yola yapılması calib-i dikkattir. Dinî bağlamda bunun anlamı şudur: Şeria(t),ed-dîn'den tarihin her hangi bir anında bir topluma, bir peygamber(vahiy/kitap) aracılığıyla açılan yoldur; yani Şeriat, 'din' değil 'tedeyyün'dür. Lugat anlamında Şeria(t); canlıları hayat kaynağı olan suya götürürken; dinî anlamda Şeria(t) insanları ilahi hakikate bağlamaktadır."
Peki, problem nerede yaşanmaktadır? Garaudy'e kulak verecek olursak,problem, suyun kaynağına sadık kalmak yerine, eskilerin kendi zamanlarında kaynağa ulaşmak için kullandıkları yola-yordama sadık kalmaya çalışmaktan kaynaklanmaktadır. Oysa ki, bugün dün değildir.Garaudy'yi dinleyelim:
"Şeriat, kokmuş su çekmek için gidilen durgun bir su birikintisi değildir. Böyle bir şey yeni susuzlara yalan söylemek olurdu. Şeriat,pırıl pırıl parıldayan ve akarken kıyılarını verimli kılan güzel bir nehirdir."
Garaudy, geçmişi ve batıyı taklit batağına saplanmış cümle ölü canlara şunları söyler: "şeriat'ın gerçek anlamda uygulanmasının tembel bir lafızcılıkla hiçbir ilgisi yoktur. Gerçek bir uygulama, Kur'an ya da Sünnet'in koymuş olduğuher hükmün gerisinde, onun varlık nedeninin, onu hazırlayan ilkenin,uygulanmış olduğu tarihi şartların yeniden bulunmasını gerektirir... Şeriat, Kur'an'ın, tamamını açıklamış olduğu Allah iradesi tarafından emredilmiş olan fiillerimizin her biridir. O halde, Allah'ın rızası,her hangi bir ayeti, onu Kur'an'ın bütünselliğinden ve ona anlamını veren tarihi bağlamdan koparan lafzi bir okuma ile belirlenemez."
Fas'ın yetiştirdiği cins bir kafa olan Muhammed Abid Cabiri de,Şatıbî'den söz ederken şöyle der: "Bu metodolojik yeniden yapılanma,kıyas veya nassların lafzi anlamları üzerinde yoğunlaşarak onlardan hükümler üretme yerine,Şeriat'ın genel amaçlarının anlaşılmasını gerektirmektedir." Gerek Garaudy gerekCabiri, bu noktada aynı gözede buluşuyorlar. İkisi de, Şeriat'ın hırsızlık için öngördüğü "kat-ı yed" cezasını, önerdikleri yöntem çerçevesinde yeniden okumaya tabi tutuyorlar. Buraya kadar güzel.
Fakat, çıkış noktaları birbirinden tamamen farklı. Benim de asıl vurgulamak istediğim nokta burası. Garaudy'nin hareket noktası, "Bencil yararlarının savunulması üzerine" kurulan, "köleleştirici" Batı uygarlığının tek alternatifinin İslam olduğu gerçeğidir: "Başlangıç dönemlerindeki yaratıcı atılıma sadık olan bir islam, yeniden insani ve ilahi inanç birliğinin bir mayası ve gerçek bir modernitenin yaratıcısı olabilir." Cabiri'nin hareket noktası ise, Garaudy'nin tersine "öyle bir tedvin çağı ki, hareket noktası sürekli içtihad ve çağdaş hayata ayak uydurmaktır." (s.36)Cabiri'nin "tecdit" teklifinin eksenini "mevcut gelişmişlik düzeyineayak uydurabilecek yeni metodolojik çerçeveyi ortaya çıkarabilecek yöntemsel prensipleri yöneltmek" (s.42)oluşturmaktadır.
Bir çuval inciri berbat eden de, Doğu'lu Müslüman aydının Batı karşısında duyduğu,işte bu aşağılık kompleksidir.

"Şeriat yaşasın" , fakat nasıl?
Tevhid, insanlığın değişmez değerlerinin öbür adı olan "islam"ın tüm ilkelerinin kendisinden neş'et ettiği temel değerdir. Tevhid, epistemik anlamda hakikatin kaynağının tek olduğunu, kozmik anlamda var olan
hiçbir şeyin bu kaynaktan bağımsız düşünülemeyeceğini, sosyolojik anlamda insanların birbirleriyle ontolojik eşitliğini (vahdet) ve dolayısıyla kula ve eşyaya kulluğun, sömürünün, zulmün dışlandığını (adalet) ifade eder.
Tevhid'in, bütün unsurlarıyla gerçekleşmesi, insanın Allah'ın iradesi karşısında gösterdiği tavra bağlıdır. İslam, Kur'anî anlamda, insanın Allah'a karşı duruşunu ifade eder; yani, insanın, varoluşunu Allah'tan bağımsız anlamlandıramayacağını ve anlayamayacağını farkederek, hayat tasavvurunun merkezine Allah'ı yerleştirmesidir. Bu da, insanın, gönüllü olarak tüm yaşamı boyunca eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmesi,sorumsuz davranmaması anlamına gelir.
Allah, 'yaratma'yı kendisine meslek edinen (Hallâk), her an görev başında bir yaratıcı olarak (kulle yavmin huve fi-şe'n) aktiftir ve zamana, olaylara ve eşyaya müdahildir. İnsanlık tarihi boyunca gönderilen peygamberler ve onların taşıdığı vahiy, işte bu ilahi müdahalenin eseridir.Allah'ın tarihe müdahalelerinin hiç biri,zamandan, olaylardan ve olgudan bağımsız gerçekleşmemiştir. Aslında, bu müdahalelerin gerekçesi dahi, bizzat o zamanda ve mekanda yaşayanlar ve yaşananlardır.
Şu durumda, Allah'ın hayata müdahalesinin iki boyutu inkar edilemez biçimde ortaya çıkıyor:
1. Tüm ilahi müdahalelerde hiç değişmeyen ve hep aynı kalan temel nedenler,amaçlar ve ilkelerdir; ki, "Bugün size dininizi tamamladım"(5:3) ayeti bunu ifade ediyor. Bu ayetten sonra da "Şer'î hüküm" bildiren ayetler (Kelale ayeti gibi) inmeye devam ettiğine göre, bu ayette tamamlandığı ifade edilen "ilkeler"dir.
2. Bu sabit ilkelerin farklı zaman ve zeminlere uygun ve uyarlanmış olarak 'teklif edilen' özel yol,pratik uygulamalar ve yöntemlerdir. İşte Kur'an'daki "Sizden her nebi için bir şeriat açıkladık" (5:48) ibaresi bu anlamı ifade ediyor.
Şeriat'ın etimolojik anlamı, "canlıları suyun kaynağına götüren işlek ve geniş yol" olduğuna göre, 'şimdi ve burada' yaşayan insanları, yaşadıkları çağdan suyun kaynağına götüren yol nasıl bulunmalı? Çünkü,dünkü yol, dün yaşayan insanların kendi yaşadıkları zaman ve zeminden,yani onların 'şimdi ve burada'sından kaynağa giden yoldu. Bu gün o gün olmadığına göre, ne yapmalı?
Farklı bir ifadeyle:İlahi kelamın lafzı "suyun" karşılığıdır. O lafızların ahlaki hedefleri ise o suyun "kaynağıdır". O kaynağa giden "yol" ise, tabiatıyla "sudan" daha fazla, "suyun kaynağıyla" yani "ahlaki hedeflerle "ilgili hükümlerdir. Söz konusu "ahlaki hedefler" ise, Allah'ın "ne dediğinden "daha çok "ne demek istediğini" tesbitle ilgilidir ve yapılacak en önemli görev budur: Allah'ın ne dediğinden yola çıkarak ne demek istediğini, yani muradını tesbit etmek.
Ben, kendi payıma,Fazlur Rahman'ın şu sorusunu önemsiyorum:"Allah, toplumsal değişmeyi bütün vahiy tarihi boyunca, hatta Kur'an indirilirken bile dikkate alırken, Kur'an'ı tamamlarken bu tutumundan vaz mı geçti? Yoksa toplumsal değişme mi durdu? Zemahşeri'nin dediği gibi tarih boyu toplumsal değişmeye bağlı olarak değişen maslahatları gerçekleştirmek için yeni hükümler koyan Allah, 7. Miladi asırdaki bir toplumun maslahatlarının kıyamete kadar bütün insanlar için değişmeyeceğine mi karar verdi?"
Bugün, Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olan her ilim sahibi, bu sorunun cevabını aramak durumundadır. Bugün, "düşünsel" bir cihada, bu ümmetin geçmişten çok daha fazla ihtiyacı var. Bilmediğinin düşmanı olan aldatılmış cahil yığınları bir yana bırakacak olursak, "Yaşasın menfaatlerimiz!" diyemedikleri için "Kahrolsun Şeriat!" diye tempo tutanları "insanın mutluluğu" önünde ciddi bir engel olarak görmüyorum; benim asıl endişem,"Yaşasın Şeriat!" diyenlerin, Allah'ın iradesine uygun yeni bir hayatın inşası için gerekli gayret, birikim ve "temsil kabiliyeti"nden yoksun olmalarından kaynaklanıyor.
mustafaislamoglu.com


YAŞASIN CUMHURİYET şeriat istiyosan git kardşeim başka ülkeye allahım yarabbim ya bu kadar sapıkça bi ideali nasıl beyninde taşıyosun yazık ya sana cidden dünya ülkeleri laiklik demokrasiyi savunur bizim akıllı insanlarımızda şeriat der ,dünyadaki en geri milletler müslüman olan milletlerdir bak bakalım en ileri müslüman ülke hangisi türkiye neden yüzümüzü batıya döndük die ,ha şunuda demiyorum batılılaşalım batıyada şeriat kadar karşıyım ama herşeyin güzelliklerini almak varken nie böle en uç noktaları beyinlerini kabullniyo oda tabi profesörlerin işi açıp bakmları lazım,, git suudi arabistana gir kara çarşafın baş örtüsünün içine yaşa kardeşim engelleyen yok ama ülkemde buna izin vermem ,siktirin gidin ülkeden ya malmısınız nesiniz

Nasdax
09-05-07, 18:09
YAŞASIN CUMHURİYET şeriat istiyosan git kardşeim başka ülkeye allahım yarabbim ya bu kadar sapıkça bi ideali nasıl beyninde taşıyosun yazık ya sana cidden dünya ülkeleri laiklik demokrasiyi savunur bizim akıllı insanlarımızda şeriat der ,dünyadaki en geri milletler müslüman olan milletlerdir bak bakalım en ileri müslüman ülke hangisi türkiye neden yüzümüzü batıya döndük die ,ha şunuda demiyorum batılılaşalım batıyada şeriat kadar karşıyım ama herşeyin güzelliklerini almak varken nie böle en uç noktaları beyinlerini kabullniyo oda tabi profesörlerin işi açıp bakmları lazım,, git suudi arabistana gir kara çarşafın baş örtüsünün içine yaşa kardeşim engelleyen yok ama ülkemde buna izin vermem ,siktirin gidin ülkeden ya malmısınız nesiniz

Peki neden müslümanlar değil ?

Sizin gibiler müslüman'lığı yaşamıyorda ondan ! bir ülke tamamen kuran'ın dediklerini yapsa , bune olur , çevreyi temiz tutma , hırsızlık ; zina yapmama , insana saygı .. en ileri ülkelerden olurlar ..

Bir gün çok utanacaksınız , ama çok geç olacak ..

hacer355
09-05-07, 18:17
Peki neden müslümanlar değil ?

Sizin gibiler müslüman'lığı yaşamıyorda ondan ! bir ülke tamamen kuran'ın dediklerini yapsa , bune olur , çevreyi temiz tutma , hırsızlık ; zina yapmama , insana saygı .. en ileri ülkelerden olurlar ..

Bir gün çok utanacaksınız , ama çok geç olacak ..

tebrikler kanka.harika tesbitler
:bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo: :bravo:

güneş
09-05-07, 18:21
konu kapanmıştır. lütfen bu bölümde kafanıza göre tartışmayı bırakın. burası siyaset meydanı değil. devamı halinde ceza puanı alacaksınız.