PDA

View Full Version : Canlılığın Temel Birimi "Hücre"



Nasdax
12-04-07, 00:19
CANLILIĞIN TEMEL BİRİMİ HÜCRE
Hücre Teorisi
Hücre teorisi düşüncelerin ve sürekli olarak gelişen araçlarla elde edilen gerçeklerin karşılıklı birbirini etkilemesi sonucunda gelişmiştir.Hücre teorisi , basit gözlem ve kavramlardan , daha kesin ve daha gelişmiş kavramlara doğru ilerlemiştir.
Hücrenin varlığı , mikroskobun bulunması ile tanımlanmaya başlanmıştır. İngiliz Robert HOOK ( 1665 ), ilk kez kendi yaptığı ilkel mikroskopla hücreyi tanımladı. Şişe mantarından elde ettiği ince kesitlerde CELLULA = HÜCRE adını verdiği dikdörtgen biçiminde boşluklar gördü. Onun koyduğu hücre adı bugüne kadar değişmeden kaldı.
Hollandalı A.. V. LEEUWENHOEK amatör bir mikroskop yapımcısıydı . 50 – 270 kez büyüten mikroskobu ile bir hücreli hayvanları , bakterileri , kaslardaki enine çizgileşmeleri ve lökositleri görerek tanımladı. Leeuwenhoek’ un ölümü ile mikroskopla incelemeler yavaşladı.
XVIII . y.y ortalarında Alman K. F. Wolff çeşitli hayvan embriyolarını inceledi . Wolff , özelleşmiş yeni hücrelerin oluşması ve bunların yeni organlar haline gelmesiyle embriyonun kendine özgü şekil almak üzere büyüdüğüne inandı. Başka bir deyişle hücreler yalnızca sayıca artmakla kalmıyor ,aynı zamanda kompleks bir organizmanın farklı kısımlarını meydana getiriyorlardı.
XIX. yy da yaşayan iki Alman biyologu Theodar SCHWANN (1810-1882 ) ve Matthias SCHLEİDEN ( 1804-1881 ) çalışmaları ile hücre teorisinin ortaya atılmasını sağlamıştır.Schleiden çalışmasında çekirdeğin hücrenin gelişmesinde büyük bir rol oynadığı hipotezini ileri sürmüştür. Schwann da çalışmaları ile onu desteklemiştir.Sonuçta ortaya şu görüşü sürdüler; Bir hücreli organizmalardan insana kadar tüm canlılar hücrelerden oluşmuştur ve hücreler bağımsız oldukları halde birlikte iş görürler.Bu görüşe de HÜCRE TEORİSİ adı verilir.Daha sonra bu teoriye hücreler bölünerek çoğalırlar ifadesi eklenmiştir.
Buna göre hücre teorisinin temel ilkeleri şunlardır:
1- Bütün canlılar hücrelerden oluşmuşlardır: Bazı canlılar bir hücreden oluştuğu halde bazı canlılar çok hücreden oluşmuşlardır.
2- Hücreler bağımsız hareket ettikleri halde beraberce iş görürler : Çok hücreli canlıların her bir hücresi; enerji üretme , enzim sentezleme, bölünme gibi temel canlılık olaylarını kendi başına gerçekleştirir. Buna bağımsız hareket denir.Yapısı ve görevi aynı olan hücrelerin , aynı işi beraberce yapmalarına birlikte hareket denir.
3- Hücreler bölünerek çoğalırlar: Var olan hücrelerin çoğalmasıyla yeni hücreler oluşmaktadır.
4- Her hücrede kalıtım maddesi bulunur : İster bir hücreli canlılarda olsun ister çok hücreli canlılarda tüm hücreler kalıtım maddesini taşırlar.
Hücrenin Evrimsel Gelişimi:
Bundan yaklaşık 2-3 milyar yıl önce, bir gen- bir enzim şeklinde kendini eşleyebilen ilk molekül meydana gelmiş ve bir zaman sonra bu molekül lipit ve protenoid moleküllerinden oluşmuş bir koaservat keseciğinin içine girerek ilkin hücreyi yapmıştır. Başlangıçta oksijensiz ortamda yaşayan bu hücre, çevredeki birikmiş besin maddelerini kullanıyordu ( heterotrof canlılar ). Bir süre sonra besin azaldı ve bu arada inorganik yoldan sentezlenmiş porfirini bünyesine alarak ( klorofil oluşumu ) kademe kademe organik maddeleri sentezleyen canlılar ( ototrof canlılar ) ortaya çıktı.. Bu sentezlemenin yan ürünü olan serbest oksijeni, metabolizmalarının etkili bir maddesi olarak kullanan hücrelerden bir kısmı, diğer hücrelerin içine girerek onlarla ortak yaşamaya başladı. Bu arada hücre içine giren ortak hücre ( simbiyont hücre ) , bir çok hücresel yapısını yitirerek mitokondriye dönüştü. Yalnız, kendi başına bölünme yeteneğini ve özel DNA’sını bugüne kadar saklayabildi. Keza bu arada ilk olarak denizde burgu gibi dönerek hareket eden bazı bakteriler bu hücrelerin üzerine yapışarak onlara hareket olanağı vermiş ve bu arada onların yakaladığı besin maddelerine de ortak olmuştur. Bir zaman sonra aralarındaki ilişki ortak yaşama dönüşerek, yapışan hücreler kamçı ve silleri oluşturmuştur. Nitekim bu bakterilerin bugün yaşayanlarının yapısı , kamçıların ve sillerin yapısına benzemektedir.Lizozom, ribozom ve çekirdek zarının da simbiyotik ilişkilerle ( ortaklık ilişkileri ) dışarıdan girdiğine ilişkin kanıtlar vardır. Bk. Şekil 1
Sonuç olarak modern hücre, birçok ilkin hücrenin ya da hücre benzeri varlığın simbiyotik ilişkiler içinde bir araya gelmiş karmaşık bir kombinasyonudur

Nasdax
12-04-07, 00:19
Hücrenin Yapısal Organizasyonu:
Tüm organizmalar sınıflandırıldıkları zaman bitkiler yada hayvanlar alemine yerleştirilirler. Her ne kadar bir çok tür bu 2 kategoriye kolayca yerleştirilirse de , bazı türlerin yerleştirilmesinde güçlükler vardır. Bu türler hem hayvan hem de bitkilere ait özellikleri taşımaktadırlar. Son yıllarda canlıların sınıflandırılmasında yapılan yeniden değerlendirmeler temelde farklı hücresel planlara dayandırılmaktadır. Bu farklı hücreler prokaryot ve ökaryotlar dır.
Prokaryot hücre :
Bu tip hücrelerde sitoplazma içinde zarla çevrelenmiş çekirdeğin varlığı gözlenmez. Kalıtsal materyali yapan DNA, sitoplazma içinde yaygındır. Canlılığı belirleyen metabolizma olayları hücre zarı ve ondan oluşan yapılarda yürütülür.Oksijenli solunum enzimlerinin bulunduğu zar kıvrımlarına Mezozom denir. Çeşitli hayatsal olaylar için farklılaşmış ayrı organeller bulunmaz.Sadece ökaryotlarla ortak olarak ribozom bulunur. Bakteriler ve Mavi-Yeşil algler örnek olarak verilebilir.
Ökaryot hücre :
İleri yapısal gelişim gösteren bu tip hücrelerde sitoplazma içinde zarla çevrelenmiş çekirdek görülür. Çeşitli yaşamsal olaylar hücre içi organellerle gerçekleştirilir.
Hücrenin Büyüklüğü:
Organizmayı oluşturan hücreler çok farklı büyüklüktedirler. En küçük boylu hücreler gametler, bakteriler ve parazit bir hücrelilerdir. Bu hücreler 0.2-0.5 mikron (1 mikron= 0.001 mm ) çapındadır. Bazı silliler ve delikliler gözle görülebilir ( Gregarinler 1.5 cm kadar olabilir ). En büyük hücre, kuş yumurtasıdır. Bugün yaşayanlardan devekuşunun yumurtası ile 100 yıl önce Madagaskar da yaşayan Aepyornis kuşunun 8 litrelik yumurtası bilinen en büyük hücrelerdir.
Hücrenin Şekli:
Serbest kalan bir hücre kendini korumak amacıyla genellikle, yüzey geriliminin etkisi altında, küre şeklini alır. Çünkü hacmi en büyük; fakat yüzeyi en küçük olan geometrik şekil küredir. Hücreler, türden türe, dokudan dokuya ve yaptıkları işe göre şekil bakımından büyük değişiklik gösterirler.Bk. Şekil 2
Hücreler gösterdikleri şekillere göre: yassı, kübik, prizmatik, piramidal, oval, yuvarlak ( küremsi ), mekik, iplik ve yıldız şekilli hücreler olarak adlandırılırlar.
Hücrenin yapısı:
Hücrenin esasını, kolloidal ( pelte kıvamında olan ) ve fizikokimyasal özellikleri bulunan bir kütle oluşturur. Yaşam denen canlılık belirtileri, protoplazma diye adlandırılan bir koloidal ortamda kendini açığa vurur.
Hücrenin yapısına giren belli başlı maddeler, besinlerimizin temelini oluşturan proteinler, karbonhidratlar, yağlar ve bunlardan daha fazla ölçüde olmak üzere sudur. Ayrıca çeşitli mineraller ( Na, K, Ca, P, vs. ), vitaminler ve hormonlarda hücre için önemli olan maddelerdir.İç yapısı bakımından her hücrede belirli biçimlenme gösteren canlı ( organel ) ve cansız ( inklüzyon ) oluşumlar bir arada yer alır.

HÜCRENİN KISIMLARI
A) HÜCRE ZARI ( PLAZMALEMMA )
Hücre zarı hücreyi çepeçevre çevreleyen, hücre içeriğinin dağılmasını önleyen, dış etkilere karşı koruyan, hücre ile dış ortam arasındaki madde alışverişini sağlayan ve denetleyen, kalınlığı yaklaşık 75 A o – 100 A o olan , seçici geçirgen bir yapıdır.
Hücre zarının yapısı hakkında ilk bilimsel model Danielli ve Dawson tarafından ortaya konmuş ve birçok biyolog tarafından uzun bir süre benimsenmiştir.Bu modele göre hücre zarının ortasında bir fosfolipit (60 AO kalınlığında ) ve bunun her iki tarafında da birer protein tabakası ( 30 A O kalınlıklarında ) bulunur. Zarın çeşitli yerlerinde porlar mevcuttur.(Birim zar modeli) Bkz.Şekil 3a Bu model hücrenin işlevsel bir parçası olan hücre zarının işlevini tam olarak açıklayamadığından bu konuda yeni modellerin geliştirilmesine neden olmuştur.Daha sonra 1966 yılında Singer ve Lenard tarafından ‘Mozaik Zar Modeli ‘ ortaya çıkarıldı ancak 1972 yılında ayrıntılı olarak yayınlandı. Bu modele göre hücre zarı lipit denizinde yüzen, protein ve glikoproteinlerden yapılmıştır. Bu zar modeli hücrenin tüm zarlı yapılarında aynıdır.
Bk. Şekil 4

Nasdax
12-04-07, 00:19
Zarın yapısındaki lipitler çoğunluk fosfolipitlerdir ve zarın ortasında iki tabakalı olarak bulunur. Bu tabakadaki fosfolipidin suda erimeyen kutbu ( Yağ asitlerini taşıyan polarize olmamış kutup ) öbür tabakadaki fosfolipidin aynı kutbuna dönüktür. Dolayısıyla ışınsal bir şekilde suda erimeyen kutuplar karşı karşıya gelmiştir. Suda eriyen kutuplar ise dışa dönüktür. Bu tabakalar, polipeptitlerden meydana gelmiş bloklar yada adacıklarla kesilmiştir.
Zar proteinleri, yerleşim durumuna göre iki kısma ayrılır. Bir gurup protein zar tabakasının her iki yüzündedir. Bir kısmı da yağ tabakasının içine gömülmüştür; dış kısımları yağ tabakasının iç yada dış yüzeyine açılabilir. Memeli hücrelerinde, özellikle alyuvarlarda, içe gömülü proteinlere bağlı olarak karbonhidratlar bulunmuştur.Karbonhidratlar, hücre zarında glikoproteinler ve glikolipitler halinde bulunurlar ve zar yüzeyinin, türlere hatta hücre guruplarına ilişkin özgüllüğünü sağlarlar.Bu sayede hücreler birbirini tanıyabilmekte ve aynı kökenden olanlar bir araya gelebilmektedir.Yine hücreler bu almaçlar sayesinde öteki hücreler tarafından salgılanan hormon ve benzeri uyarıcıları algılayıp gereken canlılık davranışlarını gerçekleştirebilmektedir. Hücre yüzeyinde yer alan glikoproteinler hücreye antijen özelliği verirler.
Hücrenin iç ortamı ile dış ortamı ayıran ve her iki ortam arasındaki madde alışverişini düzenleyen hücre zarının yapısı büyük olasılıkla sabit değildir. Yağ ve protein molekülleri belirli sınırlar içinde hareket eder. Bu hareket içe ve dışa olmaktan ziyade yanlara doğrudur.
Elektron mikroskobuyla yapılan çalışmalarda, hücre zarının, golgi cisimciğinin bir ürünü olduğu saptanmıştır. Golgide meydana gelen zar, hücre zarının onarılmasında ve hücre bölünmesinden hücre zarının büyümesinde kullanılır.
Hücre zarı seçici geçirgen bir zardır. Yani bazı maddelerin geçişine izin verirken bazılarını geçirmez. Ancak bitki hücrelerinde bu zardan başka, her türlü maddenin geçişine izin veren, yani tam geçirgen olan bir zar (Hücre Çeperi ) vardır. Selülozdan yapılmış olan bu zarın görevi bitki hücrelerine desteklik ve direnç vermektir.
Hücre zarının, zardan geçebilen bir maddeye olan geçirgenliği değişebilmektedir. Zarın geçirgenliğinin değişmesi, zar yüzeyindeki protein ve glikoproteinlerin seyrekleştirilmesi veya sıklaştırılmasıyla olmaktadır. Hücre zarının geçirgenliğinin değişebilmesi, hücre zarı ile çevrili olan mitokondri, koful gibi organellere gereksinim duyduğu maddelerin kolayca girmesini sağlar. Ayrıca zarın dış yüzeyinin negatif yüklü olmasının da bu giriş çıkışta büyük önemi olduğu varsayılmaktadır.
Hücre zarının uğradığı morfolojik değişiklikler
Hücre zarı 1- Madde alış- verişini gerçekleştirmek
2- Hücreye hareket kazandırmak
3- Hücrelerin birbirine tutunmalarını sağlamak
amaçları ile değişikliğe uğrayabilir. Bunların sonucunda şu yapılar ortaya çıkar.
1- Madde alışverişini sağlayan değişimler
a) Mikrovilluslar: Zarın hücrenin dışına doğru yaptığı, yalın eldiven parmağı şeklindeki çıkıntılardır. Barsak örtü epiteli , böbrek tubulus proksimalis hücrelerinde sayıca fazla olarak bulunur.
b) Endositoz: Pinositoz ve fagositoz olarak iki durumda görülür. İleriki kısımlarda açıklanacaktır.
c) Eksositoz: İleriki kısımlarda açıklanacaktır.
2- Hareket sağlayan değişimler
a) Yalancı ayaklar ( Pseudopotlar ): Bu tür oluşumlar, topluluk halinde olmayan, bağımsız hücrelerde rastlanır. Hücreler bu yolla yerlerini değiştirir. Amiplerde görülür bu nedenle bu harekete ameboid hareket denir. Pseudopotlar geçici olarak şekillenen sitoplazma uzantılarıdır. Hücre bu uzantılarla bir yere tutunur ve uzantılar hücrenin geri kalan kısmını kendilerine doğru çekerek hücreye yer değiştirirler.
b) Titrek tüyler ( Siller ): Mikrovilluslar gibi sitoplazmanın çıkıntılaşması ile oluşurlar, farklı olarak daha kalın ve uzundurlar,kalıcıdırlar en çok solunum yolunu örten epitel hücrelerde görülürler. Bkz Şekil 5
c) Kamçılar ( Flagellat ): Titrek tüyler gibi hareketli ve kalıcı uzantılardır. Aynı yapıyı gösterir ancak çok daha uzun ve sayıca azdır.
3- Hücreleri birbirine bağlayan değişiklikler.

Nasdax
12-04-07, 00:19
a) Sıkı bağlantı bölgesi: Birbirine sıkı sıkıya bağlanması gerekli hücre gurupları ve dokularda görülür. Örneğin: epitel doku, sidik kesesi duvarı.
b) Desmozom ( Yapıştırıcı bölge ): Bir gurup hücrenin beraberce görev yapmasında rol oynarlar.
I Kemer desmozom
II Düğme desmozom
c) Geçit bölgeleri: Hücreler arası haberleşmeyi sağlayan yapılardır.
B) SİTOPLAZMA VE SİTOPLAZMADA BULUNAN ORGANELLER
Sitoplazma bütün canlı sistemlerinde aynı yapıdadır. Hücre zarı ile sınırlandırılan, çevrelenen sitoplazma çekirdek dışında hücrenin çeşitli moleküler yapılarını içeren jelatinimsi bir kütledir, mikroskopta görünüşü granüle ve fibriller bir yapıdadır.
Yapısında organik ve inorganik maddeler bulunur. Sitoplazmada bulunan organik maddeler: yapısal proteinler, karbohidratlar
Yağlar, hormonlar, nükleotitler, enzimler ve vitaminlerdir. Su ve madensel tuzlar ise inorganik moleküllerdir. Sitoplazma içersinde yaşamsal olayların gerçekleştirildiği organeller yer alır.Şimdi bu organelleri sırayla inceliyelim.
Endoplazmik Retikulum:
Memeli hayvanların eritrositleri (alyuvarlar ) ve bakteriler dışında, tüm çekirdekli hücrelerde hücre zarından başlayıp çekirdek zarına kadar uzanan ağ gibi örülmüş ince kanal sistemine Endoplazmik Retikulum ( E.R ) denir. Bu sisteme Ergastoplazma da denir. Kanalcıklar ( sisternalar ) ve borucuklar çekirdek zarının hücre zarına kadar çeşitli şekillerde uzamasıyla meydana gelmiştir. Kanallar hücre içi madde dağıtımını ve taşınımını, hücrede asidik ve bazik tepkimelerin birbirini etkilemeden bir çeşit odacıklar içinde oluşmasını ve hücrenin mekanik etkilere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar. Çekirdekle yakından ilişkisi vardır. Her hücrenin E.R sistemi kendine özgüdür. Kanalcıklar sistemi sabit değildir, gelişim ve işlev durumuna göre yapısı hızla değişebilir. Hücre bölünürken kaybolur, daha sonra yeniden oluşur. Hücre yaşlandıkça E.R un işlevleri ve kanalcıkların birbiriyle ilişkisi azalır. İki tip E.R ayırt edilir.
a) Granüllü E.R Özellikle protein sentezi yapan hücrelerde iyi görülür. Çünkü protein sentezi, çoğunluk E.R un borucuk ve kanalcıklarının dış yüzüne bağlanmış ribozomlarda gerçekleştirilir. Bu nedenle protein sentezlenen kısımları tanecikli görülür. Fakat ribozomların E.R a bağlanma zorunluluğu yoktur. Bakterilerde E.R bulunmamasına karşın, ribozomca zengindirler.E.R diğer maddeleride sentezlemektedir. Örn. Yağ
b) Granülsüz E.R Daha çok yağ sentezi yapan hücrelerde, özellikle steroid hormonları sentezleyen endokrin bezlerde (iç salgı bezleri ) bulunur. Kural olarak ribozom içermezler. Fakat granüllü ve granülsüz E.R arasında yapısal bir fark yoktur. Bu sentezleri yapan enzimleri E.R sisteminin zarlarından ayırmak mümkün olmamıştır. Bkz Şekil 6
Golgi Aygıtı :
Golgi bir çok alt birimden meydana gelmiştir. Bu birimlerin her birine diktiyozom denir. Ergin sperma ve kan hücreleri hariç tüm hayvan bitki hücrelerinde bir yada birkaç tane bulunur.Sentezleme, özellikle salgı yapan hücrelerde fazlaca görülür. Örn. İpek böceğinin salgı yapan hücrelerinde çok gelişmiştir. Genellikle sentriyolün civarında ve çekirdeğin üzerine yakın olarak bulunur. Yapı olarak granülsüz E.R dan farklı değildir. Daha fazla kanalcık içerir ( 5-30 kadar ) 1898 yılında İtalyan Camilio GOLGİ tarafından tanımlandığından Golgi adı verilmiştir.
Golgi E.R ile hücre zarı arasında bir geçit görevi görür. Öyleki, E.R un üzerinde sentezlenen protein, bazı maddelerinde eklenmesiyle golgide zar birimleri halinde hücre zarına iletilir ve onun yapısına katılır. Golgide basit şekerlerden kendine özgü yüksek karbonhidratların sentezlendiği saptanmıştır. Böylece hücre zarının yapısına katılan ve onun özgüllüğünü sağlayan karbonhidratlar Golgide sentezlenmiş olur. Salgının atılmasından başka, bir hücrelilerde, hücredeki fazla suyun atılması golginin görevleri arsındadır.
Uzun zamandır önemli bir organel olmadığı gerekçesiyle dikkate alınmayan Golgi , hücre zarının özgüllüğünü sağlamasındaki rolü ile dikkatleri üzerine topladı. Çünkü hücre zarının özgüllüğünü karbonhidratlar sağlamaktadır ve karbonhidratlarda golgide sentezlenmektedir. Karbonhidrat taşıyan proteinler ve diğer maddeler özellikle hücre yüzeyinde bulunurlar ve hücrelerin birbirini tanımasını, diğer

Nasdax
12-04-07, 00:19
hücrelerle ilişki kurmasını, embriyolojik hücre hareketlerinin oluşmasını sağlar. Hücre yüzeyindeki bazı glikoproteinlerin bozulmasıyla kanserleşmenin ortaya çıktığı bulununca araştırmalar bu konu üzerine yoğunlaştı. Bkz Şekil 7
Mitokondriler:
Oksijenli solunum yapan tüm hücrelerde bulunur. Boyları 0.2-5 mikron arasındadır, şekli ovalden, çubuğa kadar değişir.Sayıları birkaç taneden 2500 e kadar çıkabilir ( Karaciğerde ). Genellikle 5-6 tanesi uç uca gelerek bir iplik şekli meydana getirir. Bakteri, yeşil alg ve memelilerin alyuvarında bulunmaz. Kalınlıkları 70 A o olan zarla çevrilmiştir; içteki zar iç yüzeyin arttırılması için yaklaşık 200 A o luk aralıklarla bir çok kıvrım meydana getirmiştir; bu kıvrımların tarak gibi olanlarına Krista ( = Cristae Latince tarak demektir.) , tüp şeklinde olanlarına Tubulus ( Latince borucuk demektir) denir. Buna göre de mitokondrinin tipi tanımlanır.Kristaların iki birimi arasındaki mesafe 60 A o dur. Dıştaki ve içteki her iki zarda, daha önce açıkladığımız, ortada fosfolipit, dışta kısmen protein moleküllerinin bulunduğu zar biriminden oluşmuştur. İçteki zarın kıvrımları Elektron Taşıma Sistemi ( ETS ) enzimlerini; aradaki sıvı kısmı Matriks ( Latince, ana kök demektir ) ise mitokondri içine giren maddeleri parçalayacak enzimleri taşır. Mitokondride kristalar arsındaki matriks kısmında bir yada birkaç DNA çemberinden oluşmuş kalıtım materyali bulunur. Hücre çekirdeğinden ayrı bir DNA nın varlığı kendi başına bölünme ve kısmen otonom metabolizma yeteneği verir. Hücredeki görevi enerji üretmektir. İşlevlerinin fazla olduğu yerlerde toplanırlar. Örneğin sinirlerin sinaps bölgelerinde, aktif olarak hareket eden sperm kuyruklarında, kas hücrelerinin özellikle kasılma bölgelerinde bol miktarda rastlanılır.
Mitokondrinin içersinde bir sıvı birde zar ortamı bulunur. Bu iki ortam kimyasal tepkimelerde önemli bir rol oynar. Hücrenin oksijenli solunum merkezidir. Yakıt maddesi olarak kullanılan karbonhidratlar, yağlar ve proteinler mitokondrinin dışında bulunan enzimlerle daha küçük parçalara ayrılır yani karbonhidratlar pürivik asit, proteinler a.a , yağlar yağ asidi şeklinde mitokondriye girerek ortama katılır. Buradaki enzimler bu molekülleri daha küçük moleküllere parçalar ( su ve karbondioksite ). Bu olayda oksijen rol oynadığından bu tepkimelere Oksidasyon denir.Bu tepkimeler sonucu enerji açığa çıkar.
Bakteri hücrelerinin mitokondrisi yoktur ama ETS nin enzimlerini taşıyan zarlara sahiptir.
Mitokondride geçen oksidasyon reaksiyonlarında görev alan enzim ve sitokromlar mitokondri iç zarında yer alır. ETS nin başlıca koenzimleri NAD, FAD, ubikinon ( koenzim Q ) , sitokrom b, c, a ve a3 tür. Bkz Şekil 8
Lizozom:
Zarla çevrelenmiş, içi homojen olmayan yoğun materyalle dolu oluşumlardır. Mitokondrilerden biraz daha küçüktürler. Lizozomların iç yüzeyleri mitokondriler gibi kristalı değil, düzdür ve içlerinde canlı hücre proteinlerinin, nükleik asitlerin, belirli karbonhidratların, yağ ve benzeri tüm organik bileşiklerin sindirilmesinde katalizörlük eden hidrolitik enzimler vardır. Bu enzimlerde ribozomlar da sentezlenmektedir. Lizozomlarda depo edilen sindirim enzimlerinin hücreye zararlı olmayışının nedeni lizozom zarının koruyucu etkisindendir.Tahrip edilen bir lizozomdan dışarıya akan enzimler kısa sürede tüm hücre içeriğini liziz ederek ( parçalayarak) onu ölüme sürükler. Bu olaya ‘otoliz ‘ denir. Ölümden kısa bir süre sonra kokuşmanın ortaya çıkması, Lizozomların bozulmasındandır. Fagositoz olayında lizozomlardaki hidrolitik enzimlerin hücreye zararlı olmadan etkili olması, sindirilecek maddelerin lizozom zarından içeriye alınmasıyla veya lizozomlar ın fagositoz kofulu içine alınmalarıyla yapılmaktadır. Litik enzimler bu koful içindeki besin maddesini küçük moleküllere ayırır ve sindirilemeyen kısım koful içinde kalır. Yüksek organizasyonlu canlılarda bu artıklar yavaş yavaş dışarıya atılır ( karaciğer hücrelerinde olduğu gibi ) yada sindirim kofulu tekrar tekrar kullanılarak , bir zaman sonra artık maddelerle dolmasına ve hücrenin yaşlanmasına neden olur. Yaşlandıkça insan vücudunda, özellikle ellerin üzerinde, omuzlarında, yada yüzünde kahverengi lekelerin oluşması lipofuksin denen pigmentlerin birikmesindendir.Lizozomlar lökositler ( akyuvarlar ) ve makrofajlar gibi fagositoz yapan hücrelerde fazla sayıda bulunur. Hücre içi sindirimden başka harabiyete uğrayan veya ölen hücrelerin ve hücre kalıntılarının eritilip yok edilmelerinde görev yaparlar.Yumurtanın döllenmesi sırasında da spermanın akrozomundan ( spermanın baş kısmının ucu ) litik enzimler salgılanarak yumurta zarının delinmesi sağlanır. Döllenmeden hemen sonra yumurta kabuğunda bulunan litik enzimler serbest hale geçerek kabuğu parçalar ve diğer spermaların girmesini önleyecek yeni bir kabuğun oluşumunu sağlar.

Nasdax
12-04-07, 00:20
Ribozomlar:
Virüsler hariç tüm canlılarda bulunur. Yaklaşık 150-200 A o çapında , hepsi birbirinin benzeri, küremsi yada oval partiküllerdir. Hücrelerin en küçük organelidir. m RNA arcılığı ile taban kısımlarından birbirine yapışmış biri büyük diğeri küçük iki alt birimden meydana gelmiştir. Bu iki alt birim ancak m RNA nın varlığında yapışırlar sentezleme bittiğinde, ayrılır ve tekrar diğer bir m RNA nın varlığında başka bir alt birimle bir araya gelirler. Genç ve sentez yapan hücrelerde sayıca fazladırlar.Ribozomlar r RNA ve proteinden yapılmıştır. Aynı türdeki hücrelerde ribozom ların protein ve a.a bileşeni aynıdır. Değişik türlerde ve canlı guruplarında ise ribozom ların yapılışı birbirine çok benzer , hatta evrensel bir yapıya sahiptir.Ribozomlar salgı yapan hücrelerde bazı yerlerde zincirler ve sarmallar halinde bulunur bunlara Polizom denir. Polizom lar protein sentezini kolaylaştırır.
Peroksizomlar( Mikro cisimler ):
Hidrojen peroksit metabolizması ile ilgili enzimler taşıyan peroksizom organeli özellikle metabolik aktivitesi yüksek hücrelerde bulunmaktadır özellikle karaciğer, böbrek ve kalp kası hücrelerinde bulunmaktadır. Bazı bir hücrelilerde ve bitkilerin çeşitli hücrelerinde de rastlanılmıştır. Taşıdıkları dört enzimden üçü hidrojen peroksidin oluşmasını, dördüncüsü de ( katalaz ) parçalanmasını sağlar.
Sentrozom:
Yalnız hayvansal hücrelerde ve bazı yosun, mantar türleri gibi ilkel bitkilerde rastlanılır. Çekirdek zarı yakınında birbirine dikey bir çift sentriyolden oluşur. İki temel görevi vardır. Birincisi mitoz sırasında iğ iplikleri dediğimiz yapıların oluşumunu sağlamak, ikincisi hücreden uzanan sil, flagellat gibi stoplazmik yapıların oluşum ve şekillenmelerini sağlamak. Sentriyollerin yapıları birbirine paralel üç fibrilden oluşan bir orta fibril demeti çevresinde aynı şekilde üçer fibrilli dokuz demetin bir zarla sarılmış durumda bir araya gelmesiyle oluşur. Bkz Şekil 9
Koful ( Tonoplast )( vakuol ):
Özellikle gelişmiş, farklılaşmış bitki hücrelerinde bulunan ve bitki yaşamı için çok önemli olan kofullar, zarla çevrili, içi koful sıvısı ile dolu bitki organelleridir. Genç ve aktif hücrelerde ufak olan veya bulunmayan kofullar ergin hücrelerde büyük çapta, bazı bitki hücrelerinde de bütün sitoplazmanın yerini alacak , hücreyi kaplayacak şekildedir. Hücre stoplazması ve çekirdek bir kenara itilmiştir.Bitkilerde özellikle meristematik doku olarak adlandırılan büyüme bölgelerindeki hücrelerde koful küçük ve azdır. Bitkilerde bazı kofullar lizozomla benzer görev yapar. Bazı bitkilerdeki kofullarda bulunan antosiyanin adı verilen madde toprağın pH sına göre bitkiye renk verir. Asidik ortamda bu maddeden dolayı bitki kırmızı veya pembe , bazik ortamda mor menekşe renkli olarak görülür. Hayvan hücrelerinde fagositoz yapanlarda koful görülür. Kofullar iki türlüdür.
Besin kofulu: Özellikle bir hücreli canlılarda görülür. Vücut içine girecek besin, zardan geçerken bir kesecik içersine (koful zarı ) içersine alınır. İlk olarak asidik sonra bazik tepkimelerle yıkılır. Bu yıkımı lizozim sağlar. Sindirilen besinlerden arta kalanlar daha sonra dışarıya atılır. Bitkilerde artık maddelerin depolanması görevini görürler.
Kontraktil kofullar ( Vurgan kofullar ): Özellikle tatlı suda yaşayan bir hücreli canlılarda bir yada iki adet olarak bulunur. Denizde yaşayanlarda genellikle bulunmaz. Görevi tatlı sularda, yoğunluk farkından dolayı, vücut içersine giren fazla suyu pompalayarak küçük kanalcıklar aracılığıyla dışarıya atmaktır. Kontraktil koful büyük olasılıkla golgi aygıtından meydana gelir. Zarları da bir tabakalı zar birimi yapısındandır.
Plastidler:
Sadece bitki hücrelerinde bulunur. Plastidler üç gurupta incelenirler.
Kloroplast: Mitokondri gibi çift zarlıdır. Ancak iç zarı düzdür. Kloroplast ın iç sıvısına stroma denir. Stroma da bozuk paraların üst üste gelmesini andıran yapılar vardır. Tiloceid zarlardan oluşan bu yapılara Granum denir. Granum u oluşturan her birime de Lamel denmektedir. Lamellerin içinde klorofil adı verilen çok önemli bir renk maddesi bulunur. Güneş ışığını absorbe eden ( emen ) klorofil sadece yeşili yansıtarak bitkilerin yeşil görünmesini sağlar. Absorbe sırasında da klorofilden e- ayrılır. Ayrılan elektron kloroplast içindeki E.T.S’ ye aktarılır ve ATP üretilir. O halde hücre içindeki mitokondri gibi ATP sentezleyen ikinci organel kloroplast tır diyebiliriz. Bitki hücrelerinde bundan dolayı mitokondri miktarı azdır.

Nasdax
12-04-07, 00:20
Kloroplast, bir başka plastid olan leukoplast tan ışık karşısında meydana getirilir. Işık olmadan bitki hücresinden kloroplast görülemez, yani yeşil renk yansıtılamaz. Kloroplastta da mitokondri de olduğu gibi DNA, RNA ve ribozom bulunu. Bazen kloroplast ta ikiye bölünerek yeni kloroplastların oluşmasını sağlayabilir. Ökaryotik hücrelerin DNA sın da protein bulunur, Prokaryotik hücrelerde ve mitokondri ve kloroplast organellerindeki DNA da protein yoktur.
Kloroplast, ökaryotik bitki hücrelerinde de bulunur ( bitki ve bazı protista hücrelerinde ) ancak prokaryotik bazı bakteriler ve bazı mavi- yeşil algler fotosentez yapar. Bunlarda kloroplast yoktur, bu canlılarda klorofil sitoplazmada serbest olarak bulunur. Fotosentez sitoplazmada klorofile bağlı olarak gerçekleştirilir.
Kromoplast:
Bitkilerde yeşilden başka renk maddeleri de bulunur. Bunlar kromoplast içinde taşınır.
Licopin= kırmızı ( domates )
Ksantofil= Sarı ( gül )
Karoten= turuncu ( havuç )
Pigmentler bitkiye üç farklı rengi verir. Esasen bu maddeler kloroplast ta bulunur. Ancak klorofil daha fazla olduğundan görülmezler. Klorofil bozulmaya başladığında bu renk maddeleri baskın hale gelir. Kloroplastta kromoplasta dönüşür.
Leukoplast:
Renksiz plastitlerdir. Leukoplastta nişasta ve protein depo edilir. Özellikle kök, gövde parankima hücrelerinde bulunur. Havuç, şeker pancarı ve patateste bolca bulunurlar.
Leukoplast diğer plastitlerin orijinidir. Özellikle kloroplast, leukoplast ın ışık karşısında değişiminden oluşur . Mesela patates bir süre ışığa bırakılırsa dış yüzeyi yeşille kaplanır.
ÇEKİRDEK ( nucleus ):
Hücrenin yaşamını sağlamak ve sürdürmek için mutlak bulunması gereken bir organeldir. Örneğin çekirdeği yok edilen bir amip birkaç gün sonra ölür. Bölünmenin, büyümenin ve onarımın denetim merkezidir. Çekirdekten gelen RNA lar ile hücrenin işlevleri yürütülür. Onsuz yaşam düşünülemez. İlkel hayvan ve bitkilerde ( prokaryotlarda ) zarla çevrilmiş belirli bir çekirdek olmamasına karşın, çekirdek materyali, başka deyişle, kromatin maddesi, sitoplazma içersine dağılmış haldedir. En ilkel canlılar sayılan virüslerin kalıtsal materyali, bir RNA yada bir DNA zincirinden ibarettir.
Tipik olarak ökaryot her canlı hücrede ( eritrositler hariç ) bir çekirdek bulunur.Bazı canlılarda; bir hücrelilerin bir kısmında, örneğin terliksi hayvanda büyük ve küçük çekirdeğin Foraminiferada bir çok çekirdeğin , memelilerde karaciğer hücrelerinde iki ayrıca çizgili kas hücrelerinde bir çok hücrenin kaynaşması ile birkaç yüz çekirdeğin bir dizide görülmesi gibi çok çekirdeklilik görülebilir.
Çekirdek küremsi veya oval şekildedir. Genellikle ortadadır; eğer yanda ise, kılcal damara yakın bölgelerde bulunur. Çekirdeğin büyüklüğü ile sitoplazma kütlesi arasında her zaman belirli bir oran vardır. Bu oran yaşlılığa ve işleve göre değişebilir.Çekirdek 4 kısımda incelenir.
1) Çekirdek Zarı ( Karyolemma= Nukleomembran )
E.R un devamı gibi olan bir çift zarla çevrilidir. Yalnız biraz daha kalındır. Zarın hem dıştaki hem de içteki kısmı birim zardan yapılmıştır. Çekirdek zarı üzerinde çapı 400 – 1000 AO arasında bulunan porlar bulunur. Bunlar çekirdek plazması ile sitoplazma arasında madde alışverişini sağlar. Mitoz bölünme sırasında çekirdek zarı çözülür. Daha sonra tekrar oluşturulur.
2) Çekirdek Plazması ( Karyoplazma = Nükleoplazma )
İçinde kromatin ipliklerin bulunduğu çekirdek sıvısıdır.Homojen bir yapıya sahiptir. Ayrıca kromatinlere bağlanan proteinleri de içerir.
3) Çekirdekçik ( Nükleolus )
Işığı kuvvetli olarak kırdığından çok belirgin olarak görülür. Çekirdek sıvısından herhangi bir zarla ayrılmaz. Büyüklükleri canlının türüne ve hücresine göre değişir. Hücre bölünmesi sırasında kaybolur ve daha sonra ortaya çıkar. RNA ve bazı proteinlerden yapılmıştır. Sayıları, RNA sentezini yönelten kromozomal segmentlerin ( parçacıklar ) sayısıyla belirlenir. Fakat diploid çekirdeklerde ancak bir tane görünür. Çekirdekçikteki RNA , r RNA özelliğindedir. Elektron mikroskobu altında çekirdekçikte partiküller içeren bir kısım ve bu kısmı kuşatan homojen görünüşlü proteinden yapılmış olan matriks kısmı ayırt edilir.

Nasdax
12-04-07, 00:20
4) Kromatin ve kromozomlar
İlk defa 1840 yılında botanikçi HOFMEİSTER tarafından Tradescantia bitkisinin polen ana hücrelerinde görülmüş ve 1888 yılında WALDEYER tarafından da Kromozom ismi verilmiştir.
Hiçbir zaman yeniden oluşmazlar ya eskiden var olan kromozomların bölünmesiyle yada tamamlanma sentezi ile yapılırlar. Her türde şekli farklıdır, aynı türün aynı kromozomları benzerdir.Sayıları, türden türe farklı olur. Sayısı ile canlının organizasyon derecesi arasında bir ilişki yoktur. Örneğin Ascaris megalocephala univalens’ de 2n=2 ( bilinen en az sayıda kromozom taşıyan canlı ) , Drasophila melanogaster’ de (sirke sineği ) 2n= 8 , insanda 2n= 46 , keçide 2n= 60, bir tür ıstakozda 2n= 200, Ophyoglossum vulgatum ( bir çeşit eğrelti otu ) da 2n= 500 ( canlılar arasında bilinen en fazla kromozom sayılı bitki ) kromozom vardır.
Hücreler taşıdıkları kromozomların çift olup olmamsına göre ikiye ayrılır
2n kromozomlu hücreler
Bunlar canlının vücudunu oluşturan hücrelerdir. Bu hücrelere diploid hücre ( somatik hücreler ) denir. Bu hücrelerde bulunan kromozomlar çift çifttir. Biri anadan biri babadan gelen birbirinin benzeri olan kromozom çiftlerine homolog kromozomlar denir. Bir canlının 2n kromozomlu hücrelerinde, kromozomlar çift çift olduğundan, n kromozomlu hücresinin iki katı kadar kromozom bulunur.
n kromozomlu hücreler
Bunlara üreme hücresi, monoploid hücre, haploid hücre denir.Bunlarda vücut hücrelerinde bulunan homolog kromozom çiftlerinden yalnız bir tanesi bulunur. Örneğin vücut hücrelerimizde 46 kromozom bulunurken, üreme hücrelerimizde 23 kromozom bulunur. Monoploid hücreler, diploid hücrelerden mayoz bölünmeyle oluşur.
Erkek arı gibi partogenezle üreyen bazı canlılar döllenmemiş yumurtadan oluştuğundan vücut hücreleri üreme hücreleri gibi n kromozomludur. Bu özel durum böcek türleri ve yosunlarda da görülür. Bu canlılar vücut hücreleri n kromozomlu olduğundan , üreme hücreleri mitozla oluşur.
Normal bir hücrede kromozomlar gözükmez. Mitoz bölünme sırasında profazın başlangıcından başlayarak gittikçe yay şeklinde kıvrılan ve kalınlaşan ince kromatin ağ şeklindedir. Sonunda türlere özgü kromozom şeklini alıncaya kadar kıvrılma devam eder. Bir kromozom genel olarak aralarında açı bulunan iki koldan oluşur. Kollar bir boğumla birbirinden primer boğumla ayrılır. Bu primer boğuma Sentromer adı verilir. İki kolu birbirine eşit olan kromozomlara Metasantrik , eşit olmayanlara ise Submetasantrik denir. Bir kollu gibi görünen kromozomlara da Akrosentrik kromozomlar denir.
Kromozomlar üzerinde primer boğumdan başka sekonder boğumlarda boğumlar da bulunabilir. Genellikle kromozomların kromozomların uç kısmında uydu ( satalit ) denilen yuvarlak yada uzunca bir yapı bulunur. Bu tip kromozomlara Sat kromozomlar denir. Sentromerler kromozomların mitoz bölünme sırasında iğ ipliğine takılmasını sağlar. Sentromeri olmayan bir kromozom bölünmeye katılamaz ve tasfiye olur. Kromozomların uçlarına da Telomer denir.
Kromozomun ince yapısı
Çözülmüş DNA nın uzunluğu bölünmekte olan hücrelerdeki paketlenmiş kromozomlardan yaklaşık 100000 defa daha fazladır. İnsan kromozomlarının ağırlığı kabaca DNA ve kromozomdaki proteinlerin toplamına eşittir. DNA nın HİSTONLAR olarak bilinen kromozomal proteinlerle olan bağlantıları tamamen yoğunlaşmış kromozomlar içinde DNA nın inanılmaz derecede sıkıca paketlenmesini sağlar.
Bölünmeyen hücrelerde, çekirdek, kromatin olarak bilinen kaba ve şekilsiz bir granüler materyal içerir. Bu kromatin ipliğe Kromonema denir. Kromonemalar bölünme evresine girmiş kromozomlarda matriks denilen proteinlerden yapılmış amorf bir madde içinde bulunur. Bölünmelerin haricinde kromatin iplikler çözünmüş olarak bulundukları için ışık mikroskobunda görünmezler. Kromatinlerin her bir boncuğuna nükleozom denir.
Kromozomlar döller boyunca sabit tutulması gamet oluşumu sırasında homolog kromozomların ikiye ayrılması ve yalnız bir tanesinin gametlere verilmesiyle mümkün olur. 2n sayısı döllenme ile tekrar sağlanır. Her kromozom bir yada birkaç özelliği kontrol eden bir çok gen vardır. Her gen belirli bir yerde bulunur bu yere lokus denir. Bkz şekil 10, 11

Nasdax
12-04-07, 00:20
Çekirdeğin Görevleri:
Çekirdeğin görevleri aslında DNA nın görevleridir. Çünkü, DNA çekirdekte bulunur. Bu görevler şunlardır:
1 – Hücreyi yönetmek : Hücredeki her türlü yaşamsal olay çekirdek yönetiminde gerçekleşir. Yaşamsal olayların çekirdek tarafından yönetildiği amiplerle yapılan deneylerle kanıtlanmıştır.
Deney I- Bir amibin çekirdeği çıkarılarak çekirdek ve sitoplazma uygun bir ortama bırakılırsa, birkaç gün hiçbir şey olmamış gibi davranırlar. Fakat daha sonra ölürler. Bu deney bize çekirdeğin canlılık olaylarını yönettiği açıklar. Ama burada sitoplazmanın ölümüne çekirdeğin çıkarılması sırasında yapılan işlemlerin neden olabileceği düşünülerek ikinci bir deney düzenlenmiştir. Şekil 12
Deney II- Bu deneyde amibin stoplazması bir kısmı çekirdekli, bir kısmı çekirdek içermeyecek şekilde bölünür. Bunun sonunda çekirdek içermeyen kısım ölürken, çekirdekli kısım yaşar. Buda bize hücredeki canlılık olaylarını çekirdeğin yönettiğini gösterir.
2 – Hücre bölünmesini sağlamak : Çekirdeğin hücre bölünmesini sağladığı yine amiplerle yapılan deneylerle kanıtlanmıştır. İkinci deneyde çekirdek içeren kısmı bölünmüş, diğer kısım bölünmemiştir.
3 – Kalıtım maddesi taşıması : Çekirdeğin kalıtım bilgisi taşıdığı Acetobularia mediterranea ( Denizlerde yaşayan, düz şemsiyeli bir hücreli bir çeşit su yosunu ) ve A . crenulata ( parçalı şemsiyeli ) ile yapılan deneylerle gösterilmiştir. Boyları 5 cm ye kadar uzayabilen bu bir hücreliler şemsiye, sap ve kök bölümlerinden oluşur. Hücre çekirdeği köke yakın bölgede yer alır. Deneyde kullanılan türlerin şemsiye yapıları birbirinden farklıdır. Araştırıcı deneyinde düz şemsiyeli yosunun çekirdeği sağlam kalacak şekilde şemsiyesini keser ve bu kısma şemsiyesi parçalı olan yosunun sap kısmını aşılar, su yosunu şemsiyesini tekrar yapar, oluşan şemsiye düzdür. Buda bize çekirdeğin kalıtsal materyali taşıdığını ve kendi türüne özgü taşıdığı bilgilerle hücreyi yönettiğini gösterir. Şekil 13
HÜCRE BÖLÜNMESİ
Hücre Döngüsü
Hücreler, büyüklük bakımından belirli bir sınıra ulaştığı zaman, kuramsal olarak ikiye bölünmesi gereklidir. Çünkü hücre genel olarak bir küre şeklinde düşünülürse, büyümede hacim / yüzey oranı r3 / r2 dir. Yani hacim yarıçapın küpüyle artarken, yüzeydeki büyüme yarıçapın karesi ile orantılı kalır. Bir süre sonra hücrenin yüzeyi besin alışverişini, artık maddelerin atılımını ve gaz alışverişini tüm hücreye sağlayamayacak duruma gelir ve hücre yüzeyini arttırmak amacıyla bölünmeye başlar. Bölünmenin bir başka sebebi de büyüyen hücrede sitoplazma / çekirdek oranı arttığından ve çekirdeğin etki alanı sınırlı olduğundan bu durum hücreyi ölüme sürükleyebilir bu nedenle de hücre bölünmeye zorlanır.
NOT: Bu görüş ilk kez 1908 yılında Hertwig tarafından ortaya atılmıştır. Hücrenin içine yapay olarak iki çekirdek yerleştirildiğinde yada çekirdek içindeki kromozom miktarı iki katına çıkarıldığında hücrenin hacmi normalin iki katı olabilir. Bu çekirdeğin sınırlı bir etkiye sahip olduğunu kanıtlar. Uygun X ışınına tutulan hücrelerde kalıtsal materyalde artış olur, fakat bölünme oluşmaz ve sonuçta hücre büyümesiyle birlikte hızlı hücre çoğalması da görülür ( kanserleşmede olduğu gibi )
Bölünme büyümeyi, rejenerasyonu( eksilen, kopan parçaların yenilenmesi ) ve dokuların yenilenmesini sağlar. Ayrıca bir hücreli canlılarda üremeyi sağlar.
Her canlıda ve aynı bireyin farklı dokularında hücrelerin mitozla bölünme hızı tamamen farklıdır. Örneğin bağırsak mukozasındaki, epidermisteki, kan hücrelerini üreten dokulardaki hücreler sürekli bölünürken, diğer dokuların hücreleri belirli zamanlarda, sinir ve retina hücreleri ise 20-250 yaşın üstünde ( insanda ana karnında 4. aydan sonra ) hiç bölünmez.
Hücredeki tüm yapıların ikileşerek, daha sonra iki yavru hücreye verilmesini sağlayan döngüye hücre döngüsü ( hücre siklusu ) denir. Bir hücre döngüsünde büyüme ve bölünme diye birbirini izleyen iki farklı evre vardır. Bitki ve hayvan hücrelerinde hücre döngüsünün tamamlanması yaklaşık 20 saat kadar sürer. Bu sürenin yaklaşık bir saati mitoz bölünmeye ayrılmıştır. Geri kalan süre büyümeye ayrılır. Hücrelerin bölünme süreleri genellikle sabittir, uygun olmayan koşullarda uzayabilir.
Döllenmiş yumurta hücresi bölünmesini yaklaşık bir saatte tamamlar. Çünkü yumurta hücresi olgunlaşma sırasında her türlü gerekli molekülü bünyesine katmıştır. Böylece yumurta hücresi hızla bölünerek gittikçe daha küçük hücreleri oluşturur, bunlarda büyüme evresi yoktur. Yalnızca bölünmeye hazırlık yapılır.
Mitoz bölünme sürekli bir olay olmasına karşın incelemede kolaylık olması amacıyla belli evrelere ayrılarak incelenir. Bu evreleri aşağıdaki şekilde görebilirsiniz.

HÜCRE DÖNGÜSÜ
G1 Evresi
Yaklaşık 8 saat sürer, fakat zaman olarak en değişken evredir. Dinlenme evresi olarak ta adlandırılır. Bu evrede gerçekleşen bazı önemli olaylar şunlardır:
Hücrenin hazırlık ve bölünme evresine geçmesini sağlar.
Ribozomlar ve diğer organeller çoğalır.
Hücre yassılaşır ve yüzeyinde mikroviluslar oluşur.
Hücre bölünmesi için gerekli proteinler, diğer maddeler ve ATP sentezlenir. ( Çünkü hücre bölünmeye geçtikten sonra metabolik işlevlerinin çoğunu durdurur ) Özellikle iğ ipliklerini için gerekli proteinler bu evrede hazırlanmış olur.
S – evresi
G1 evresinin bitişini izler, normal hücrelerde yaklaşık 6 saat sürer. Bu evrede çekirdekteki DNA miktarı sadece iki katına çıkmakla kalmaz, her kromozomun eksiksiz bir eşinin yapılması sağlanır. G1 evresinde başlayan yassılaşma daha da ilerler ve hücre yüzeyi düzgünleşir.
S evresi geçirmeyen hücre bölünemez. İnsanın kalp kası hücreleri G2 evresinde kalır. S evresi geçirmekle beraber bölünmezler.
DNA nın SENTEZİ : Replikasyon ( = Eşleşme = İkileşme )
Mitoz bölünme sonunda hücrelerin DNA miktarının değişmeden kaldığını biliyoruz. Bunun gerçekleşebilmesi için DNA nın hücre bölünmesi gerçekleşmeden kendi eşleniğini yapması gereklidir. Bu olaya DNA nın replikasyonu denir.
Hücreler mitoz bölünmeye hazırlandığı bu evrede kromozomların üzerinde yer alan histonlar dan ve proteinlerden oluşan kılıf sıyrılır ve DNA serbest hale geçer.
DNA nın kollarını birbirine bağlayan zayıf hidrojen bağlarının kopmasıyla DNA nın kolları birbirinde bir fermuar gibi açılır. Bu açılma her iki kolda eşlerinden ayrılan pürin ve pirimidinlerin uçlarını açıkta bırakır.
Hücrenin sitoplazmasında çeşitli nükleotitler vardır. Bu nükleotitler yüksek enerjili fosfat bağları taşır. DNA nın kolları açıldıkça uygun nükleotitler kolların taşıdığı bazların karşısında yerini alır. İkili sarmal dizinin sonuna ulaşıldığında DNA nın iki kolunun karşılıkları da tamamlanmış olur. Bunun sonucunda da DNA hiçbir değişikliğe uğramadan ikileşmiş olur. Bu şekilde DNA nın yarısı yeni yarısı eski olur buna semikonservatif eşleşme denir. Şekil 14
G2 evresi
S evresini izler. Yaklaşık 4-4.5 saat kadar sürer. Memeli hücrelerinde bu süre 3-5 saat kadardır. Bu evrede iki katına çıkmış olan DNA iplikçikleri mitozdaki dağılımın doğru olabilmesi için türe özgü bir biçimde kısalarak, boyanabilir ve iyi görünür kromozomları yapar. Ayrıca bu evrede protein sentezi artar.
MİTOZ BÖLÜNME M evresi Şekil 15
Mitoz bölünmenin başlangıcını saptamak olanaksızdır. Fakat hücrelerde bazı değişiklikler gözlenmiştir. Hücre jel haline geçer, metabolizma durur, çekirdeğin hacmi hızla büyür. Kromatit iplikleri belirginleşir ve boyanmaya başlar. Mitoz bölünme profaz, metafaz, anafaz ve telofaz olmak üzere 4 evrede gerçekleşir.
Profaz
Bu evrede, kromozomlar kısalaşıp kalınlaşarak belirgin hale gelir. Bu sırada çekirdek zarı ve çekirdekçik kaybolurken, iğ iplikleri de oluşur.Eşlenmiş kromatin iplikler sentromerlerinden birbirlerine tutunmuşlardır. Bölünen hayvan hücresinde ise, sentrozom kendini eşler hücre kutuplarına doğru gittiği görülür. Bitki hücresinde sentrozom olmadığı için iğ iplikleri doğrudan sitoplazmada bulunan proteinlerden sentezlenir.
Bu evrede birbirine sentromerlerinden bağlanmış olarak kardeş kromozomların her birine KROMATİT denir.
Metafaz
Kromozomlar bu evrede kromatitlerin karşılıklı kutuplara gitmesini sağlayacak şekilde hücrenin ekvatoral düzleminde, iğ ipliklerine tutunarak sıralanırlar. Bu aşamada kromozomlar sayılabilir. Metafazın sonlarına doğru kardeş kromatitler birbirinden ayrılmaya başlar.
Anafaz
Mitoz sonunda benzer hücrelerin oluşumunu sağlayan en önemli olay bu evrede gerçekleşir. Kardeş kromatitler, iğ iplikleri tarafından kutuplara doğru çekilir. Böylece aynı bilgiler zıt kutuplara taşınmış olur.
Telofaz
Hücrenin kutuplarında toplanan kromozomların etrafında çekirdek zarı oluşmaya başlar. Bu sırada kromozomlar uzayıp incelirler ve birbirlerine bağlanırlar. Böylece interfazda kaybolan kromatin tekrar oluşur. Kromatin oluşumu sırasında iğ iplikleride çözünerek kaybolur.
Hücrede iki çekirdek oluşumuyla mitoz sona erer. Bundan sonra sitoplazma bölünmesi gerçekleşir.
Sitoplazma bölünmesi ( SİTOKİNEZ )
Bazı hücrelerde mitoz biterken, yani telofazın sonlarına doğru bazı hücrelerde de tamamen bittikten sonra sitoplazma bölünmeye başlar.
Hayvan hücrelerinde sitoplazma bölünmesi, hücre zarının dıştan içe boğumlanmasıyla başlar. Boğum ortaya doğru derinleşir ve hücre ikiye bölünür.
Bitki hücrelerinde ise, hücrenin ortasında golgiden oluşan hücre plağı denilen yapı ortadan dışa doğru gelişerek hücreyi ikiye böler. Oluşan zar birinci zardır.
AMİTOZ ( gizli mitoz )
Bir hücreli mikroorganizmalarda hücre bölünmesi sırasında mitoz da olduğu gibi çekirdek zarı çözünmediğinden kromozomlar ve bölünme evreleri görülmez. Bu yüzden bölünmeye gizli bölünme (Amitoz ) denir. Ancak bölünme sırasında kromozomların oluştuğu, kendisini eşlediği ve kutuplara hareket ettiği bilinmektedir.
Amitoz bölünmede, bölünme olacağı zaman önce çekirdek uzar. Uzayan çekirdek boğumlanma yaparak ikiye bölünür. İki çekirdekli hale gelmekte olan hücrede sitoplazmada boğumlanmaya başlar ve sonuçta iki hücre oluşur.
MAYOZ BÖLÜNME
Canlı vücut hücrelerindeki kromozom sayısı ile üreme hücrelerindeki kromozom sayısı farklıdır. Vücut hücrelerinde diploid ( 2n ) kromozom bulunurken, üreme hücrelerinde monoploid ( n ) kromozom bulunur. Yani üreme hücrelerindeki kromozom sayısı, vücut hücrelerindekinin yarısı kadardır.
2n kromozomlu hücrelerden , n kromozomlu üreme hücreleri özel bir hücre bölünmesi olan mayoz bölünme ile gerçekleşir. Erkek arı, karayosunu ve benzerlerinde bireyin vücudu n kromozomlu olduğundan bunların hücreleri mitozla oluşur.
Mayozun esas görevi haploid hücreler olan gametleri oluşturmaktır. Su yosunları, diğer çiçeksiz bitkiler, plazmodium, ve bazı omurgasız hayvanlarda mayozla oluşan hücreler gametler değildir. Bunlar sporlar yada diğer haploid hücrelerdir.
Mayoz bir hücrenin arka arkaya iki kez bölünmesiyle oluşur ve sonucunda dört yeni hücre oluşturulur. Buna göre mayoz bölünme sırasında mitozda görülen profaz, metafaz, anafaz ve telofaz safhaları iki kez tekrarlanır.
MAYOZ I
Bölünme sonucu oluşan hücrelerde meydana gelebilecek değişimler bu evrede gerçekleşir. Mitoz bölünmede gördüğümüz hazırlık evresinde geçen olaylar aynen bu bölünmede de gerçekleşir. Bundan sonra sırası ile diğer evreler gerçekleşmeye başlar
Profaz: Mitozda geçen olaylar bu evrede tekrar edilir farklı olarak belirginleşen kromozomların iki kardeş kromatitten oluştuğu görülür. Belirginleşen kromozomların homolog olanları ( aynı özelliği gösterenler) karşı karşıya gelerek eşleşirler. Buna sinapsis adı verilir. Her kromozom iki kromatitli olduğundan homolog kromozomlar dörtlü demetler halinde görülürler. Bu 4 kromatitli homolog kromozom guruplarına tetrat adı verilir. Her homolog kromozom çifti tetrat oluşturduğundan, bir canlının mayozu sırasında diploit hücresindeki kromozom sayısının yarısı kadar tetrat oluşur. Örneğin 46 kromozomlu insanın mayozunda 23 tetrat oluşur.
Tetratlar oluşunca birbirine değen homolog kromozomların kardeş olmayan kromatitleri arasında kromatit parçası değişimi olur. Bu olaya crossing- over denir. Böylece homolog kromozomlar arasında kalıtsal bilgi değişimi olur. Bu durumda artık bazı kardeş kromatitler birbirinin aynı değildir. Crossing- over la genlerin yapısı değişmez. Sadece kromozomlar üzerindeki diziliş sırası değişir. Bir kromozom çiftinin bir yerinde olabileceği gibi bir çok yerindede olabilir. Bu olay sonucunda oluşan üreme hücrelerinin çeşitliliği artar. Kromozomlar üzerinde bulunan genler birbirlerine ne kadar uzaksa bu genlerin crossing over la değiştirilme olasılığı o kadar yüksektir.
Bu olay gerçekleştikten sonra çekirdek zarı da çözününce profaz sona erer.
Metafaz :
Mitozdan farklı olarak kromozomlar ekvatoral düzlemde iki sıra halinde dizilirler. Homolog kromozomlar sıralanırken karşı karşıya gelirler.
Anafaz :
Mitoz bölünmenin anafazında ayrılan kromatitler ayrılmaz. İki kromatitli olarak karşılıklı kutuplara çekilirler.
Telofaz :
Çekirdek zarları oluşur ve sitoplazma bölünür. İki hücre oluşur. ve ikinci mayoza geçilir. Bazı hücrelerde çekirdek zarları belirginleşmeden de sitoplazma bölünebilir.
MAYOZ II
Mayoz II de, mayoz I öncesinde olduğu gibi kromozomların yapısındaki DNA kendini eşlemez. Bu nedenle mayoz I den hemen sonra mayoz II başlar.
Profaz II :
Eğer çekirdek zarı belirginleşmişse parçalanır ve iğ iplikleri oluşur.
Metafaz II :
İğ ipliklerine bağlanan kromozomlar, hücrenin ekvatoral düzleminde yer alır. Bu evrede kromozomlar iki kromatitli olarak görülür.
Anafaz II :
Ekvator düzlemde yer alan homolog kromozomların kromatitleri birbirinden ayrılarak karşılıklı kutuplara doğru hareket eder. Kromatitlere bundan sonra kromozom denir.
Telofaz II ve II . sitoplazma bölünmesi :
Kromozomların etrafında çekirdek zarı oluşur. Bu aradada sitoplazmada bölününce ikişerden dört hücre oluşur. Böylece mayoz bölünme tamamlanmış olur. Oluşan hücreler n kromozom sayısı içermektedir.
MİTOZ VE MAYOZ ARSINDAKİ FARKLAR


MİTOZ
MAYOZ

1. Çok hücreli canlıların vücut hücrelerinin çoğalmasını sağlar. Erkek arı, kara yosunu gibi vücudu n kromozomlu canlılarda üreme hücresi de oluşturur.
2. Gelişme sırasında vücudun bütün doku ve organlarında görülür.
3. Bölünme ile oluşan hücreler canlının gelişimini sağlar.
4. Bölünme ile oluşan hücreler genelde uzun ömürlüdür.
5. Tetrat oluşmadığından crossing-over görülmez.
6. Bir hücrenin bölünmesi ile iki hücre oluşur.
7. Bölünen hücre ile oluşan hücrelerin kromozom sayıları eşittir.
8. Oluşan iki hücrenin kalıtım bilgisi ( mutasyon olmamışsa ) aynıdır.
9. Bölünme sırasında çekirdek ve sitoplazma bölünmesi bir kez olur.
10. Zigot oluşumundan ölüme kadar sürer.





1. Çok hücreli canlılarda gametlerin oluşmasını sağlar.
2. Hayvanların erkeklerinin testislerinde, dişilerin yumurtalıklarında ve bitkilerin çiçeklerindeki üreme organlarında oluşur.
3. Bölünme ile oluşan hücreler üremeyi sağlar.
4. Bölünme ile oluşan hücreler genellikle kısa ömürlüdür.
5. Tetrat oluştuğundan crossing-over görülür.
6. Bir hücrenin bölünmesi ile dört hücre oluşur.
7. Oluşan hücrelerde oluştuğu hücrenin yarısı kadar kromozom sayısı içerir.
8. Oluşan dört hücreninde kalıtım bilgisi birbirinin aynısı değildir.
9. Mayozun birinci bölümünde bir kez ve ikinci bölümünde bir kez olmak üzere iki kez çekirdek ve sitoplazma bölünmesi görülür.
10. Ergenlikle başla, üreme devri süresince devam eder.






SPERM OLUŞUMU ( SPERMATOGENEZ )
Erkek bireylerde üreme hücreleri olan spermler mayoz bölünme sonucu oluşur. Bu olaya spermatogenez denir. Erkeklerde mayoz geçirebilen hücrelere spermatogonium denir. Bunlar testislerdeki binlerce seminifer tüpçüğün içersinde astarlanmış olarak bulunur. Spermatogonyumların ergenlik öncesinde mitozla bölünerek sayıca artması testislerin büyümesine neden olur. Spermatogonyumlar büyüdükten sonra mayozla bölünmeye başlarlar. Bu nedenlede testis büyümesi durur.
Mayoz bölünme geçirecek olan spermatogonyumların büyüdüğü görülür, bunlara birincil spermatosit denir. İkincil spermatositler, mayoz I de kromozom sayısı yarıya düştüğünden n kromozomludur.
İkincil spermatositlerde bölününce, mayoz II sonunda eşit büyüklükte dört hücre oluşur. Bunlara spermatit denir. Spermatitler, n kromozomlu küremsi hücrelerdir. Spermatitlerde başkalaşım sonucu baş ve kuyruk oluşunca sperm meydana gelir.
Spermatogenez ergenlikle başlar ve ileriki yaşlara kadar devam eder.
YUMURTA OLUŞUMU ( OOGENEZ )
Dişi bireylerde üreme hücreleri olan yumurta mayoz sonucu oluşur. Bu olaya oogenez denir. Dişilerde mayoz geçirebilen hücrelere oogonium denir. Oogonyumlar mitozla çoğalarak yeni oogonyumlar oluşturur. Oogonyumların irileşerek mayoza hazırlananlarına birincil oosit denir. Dişilerde oogonyumlardan birincil oositlerin oluşumu, embriyonik gelişimin üçüncü ayından sonra başlar ve doğum öncesine kadar sürer. Doğumdan sonra ve ergenlikte yeni birincil oosit oluşumu görülmez. Yeni doğan bir kız çocuğunun yumurtalığında mayozun profaz I evresine ulaşmış 300 – 400 bin birincil oosit bulunur. Ergenlik çağına kadar bunlarda herhangi bir değişiklik oluşmaz. Bu yüzden bu dönem uzamış profaz olarak kabul edilir.
Ergenlikten sonrada bu hücrelerden çok az bir kısmı mayozu tamamlayabilir. Bu yüzden dişilerde , bir yılda tam olgunlaşmış 13 yumurta oluşur.
Dişilerde mayozla oluşan hücrelerin büyüklükleride farklıdır.Oosit I den mayoz bir sonunda biri büyük, diğeri çok küçük iki hücre oluşur. Büyük olana ikincil oosit, küçük olanada birinci kutup hücresi denir. Mayoz II de ikincil oosit, yine biri büyük, biri küçük olan iki hücreye bölünür. Büyük olana “ ootit “, küçük olana ikinci kutup hücresi denir. I. Kutup hücreside bölününce iki kutup hücresi daha oluşur ve sonuç olarak 4 yeni hücre meydana gelmiş olur. Ancak bunlardan 3 kutup hücresi yok olup giderken ootit bölünmeden bir takım farklılaşmalar geçirerek yumurta ( ovum ) denir.
Dişilerde genellikle bir çocuk doğurmanın nedeni mayoz sonunda bir yumurtanın oluşmasıdır. Aslında dişilerde aynı anda, aynı yumurtalıkta bulunan 15-16 folikülden 15-16 oosit mayoza başlar. Ancak bunlardan yalnız bir tanesi mayoz bölünmeyi tamamlar, bazen iki yada daha fazla oosit mayoz bölünmeyi tamamlar bu durumda bu yumurtaların döllenmesi ile ayrı yumurta ikizleri oluşabilir.
Oogenez sonucunda bir büyük, üç küçük hücrenin oluşmasının nedeni oluşan dört hücrenin birinde bol miktarda besin depolanmasını sağlamaktır.

HÜCRE ZARINDAN MADDE GEÇİŞİ
Hücre zarı seçici geçirgen bir yapıya sahiptir. Molekülün büyüklüğüne, yağda veya suda çözünmesine, polaritesine, ortamdaki yoğunluğuna veya türüne göre zar üzerinden madde taşınması dört farklı şekilde gerçekleşir.
1 . Pasif Taşıma
Maddelerin enerji harcamadan, yoğunluk farkından dolayı hücre zarındaki porlardan veya fosfolipit tabakadan doğrudan geçmesidir. Hücrede pasif taşıma üç şekilde görülür.
A. Difüzyon
Difüzyon, bir maddenin konsantrosyonunun yüksek olduğu yerden düşük olduğu yere doğru hareketine denir. Örneğin bir kokunun tüm odaya dağılması yada bir bardağa damlatılan bir damla mürekkebin bütün bardağa dağılması. Aynı kural hücre içinde geçerlidir. Örneğin sitoplazmada glikoz sürekli olarak tüketilmekte ve artık maddelerin yoğunluğu artmaktadır. Dış ortamda glikoz arttığında, iç ve dış ortam arsındaki yoğunluk farkı glikozun enerji harcamaksızın çok yoğun olduğu yerden az yoğun olduğu yere doğru hareketine neden olur. Bu hareket her iki taraftaki glikoz yoğunluğu dengeleninceye kadar devam eder. Bir tarafta artı veya eksi yöndeki bir değişiklik difüzyonu yeniden başlatır.
Por içinde difüzyonla taşınacak maddenin porlardan geçecek kadar küçük ve suda çözünebilir olması gerekir. Büyük moleküller pordan geçemez. Örneğin glikoz difüzyonla taşınırken, nişasta taşınmaz. Por sayısının fazla olması difüzyon hızını arttırır. Yağda çözülen maddelerin difüzyonla taşınması için büyüklük sınırı veya por kullanma gereği yoktur. Hücre zarı lipit yapısında olduğundan, bu maddeler zarın herhangi bir yerinden geçebilir.
Kolaylaştırılmış Difüzyon Su ve yağda erimeyen maddelerin (klor iyonları) ve glikoz, galaktoz, fruktoz gibi şekerlerin zardan geçişi, kolaylaştırılmış difüzyon denilen pasif bir yolla olur.
Taşınacak madde zarda bulunan taşıyıcı proteinle “substrat – enzim” gibi yüzey uygunluğu gösterir ( Taşıyıcı protein taşınacak maddelerin yapısına göre şeklini değiştirir) . Madde geçişi gerçekleştikten sonra taşıyıcı protein tekrar önceki orijinal şeklini alır. Geçişme yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama doğru olur. Por sayısındaki artış kolaylaştırılmış difüzyonu hızlandırır.
Kolaylaştırılmış difüzyon , taşıyıcı sistemden ötürü aktif taşımaya benzerse de ikisi arasındaki en büyük fark difüzyonda enerji kullanılmaması ve yüksek konsantrasyondan düşük konsantrasyona doğru olmasıdır.
B.Osmoz
Suyun, yarı geçirgen bir zar üzerinden çok olduğu ortamdan az olduğu ortama doğru geçişine osmoz denir. Örneğin; yarı geçirgen bir zarla ayrılmış iki ortamdaki nişasta çözeltilerini ele alalım. Zarın bir yanında nişasta çok yoğun ise birim hacimdeki su miktarı daha azdır. Diğer yanda ise nişasta daha az ve su miktarı daha fazladır. Doğal olarak bu konsantrasyon farkının dengelenmesi gerekir. Nişasta porlardan geçemeyecek kadar büyük olduğundan, su molekülleri nişastanın çok, suyun az olduğu ortama doğru geçer.
Bu olayı canlılarda da görmek mümkündür. Canlılarda, kapalı ortam, hücre zarıyla sınırlandırılmış olan sitoplazmadır. Sitoplazma içerisinde organik asitler, şekerler, organik ve inorganik tuzlar gibi maddeler bulunur ( bu maddelerin potansiyel değerlerine osmotik değer denmektedir.) Sitoplazma ve dış ortamın yoğunluğuna göre her iki ortam arasında su geçişi olur. Osmoz sonucu iki değişik olay gözlenir.
Plazmoliz: Hücre kendisinden yoğun ( hipertonik ) bir ortama konduğunda, yoğun ortama su vererek zarın her iki tarafındaki yoğunluğu dengelemek ister. Dolayısı ile su kaybederek büzülür. Hücrenin daha yoğun bir ortama konduğunda su kaybederek büzülmesine plazmoliz denir.
Bitki hücreleri hücre çeperine sahip olduklarından hayvan hücrelerine göre daha yavaş su kaybederler. Deniz suyu içildiğinde dokular su kaybederek ölür. Çünkü deniz suyunda tuz oranı dokulardakine oranla daha fazladır.
Deplazmoliz: Hücrenin ortamdan su alarak şişmesine deplazmoliz denir. Hücre kendisinden daha az yoğun ( hipotonik ) bir ortama konulursa, ortamdan hücreye su girişi olur.
Osmotik kuvvetler:
a) Osmotik Basınç: Hücre içindeki maddelerin yoğunluğundan dolayı sıvıların hücreye girerken zara dıştan yaptıkları basınca osmotik basınç denir. Osmotik basıncı oluşturan maddeler şekerler, organik asitler, organik ve inorganik tuzlardır. Dolayısıyla hücre içinde bu maddelerin yoğunluğuyla hücrenin osmotik basıncı doğru orantılıdır. Deplazmolizden önce hücrenin osmotik basıncı yüksek olup, su hücre içine girer. Örneğin bitkilerin köklerindeki emici tüylerde osmotik basınç yüksek olduğundan su topraktan kök hücrelerine geçer. Osmotik basınç atmosfer birimi ile ifade edilir. Osmotik basınç, plazmolize uğramış hücrede yüksek, deplazmoliz halindeki hücrelerde düşüktür. Hücre kendisi ile aynı yoğunluktaki (izotonik) ortama konulursa osmotik basınç, iç basınçla denge halindedir.
b) Turgor Basıncı: Deplazmoliz esnasında sitoplazma sıvısının zara yaptığı basınca ( iç basınç ) denir. Hayvan hücreleri bu yüksek basınca dayanamaz parçalanır. Örneğin Alyuvarlar kendilerinden az yoğun ortama konulursa ortamdan alyuvarlara su girişi olur,daha sonra zarları parçalanır ve hücre ölür (hemoliz). Bitki hücrelerinde selüloz çeper olduğundan turgor basıncından hayvan hücrelerine göre daha az etkilenirler Ayrıca turgor basıncının bitkilere sağladığı avantajlar vardır.
Bu avantajlar: Otsu bitkilerde desteklik, stomaların açılıp kapanması, Küstüm otu gibi bitkilerde
Hareketi sağlaması.


Emme Basıncı, Turgor Basıncı ve Osmotik Basınç arasındaki ilişki
Emme basıncı hücrenin osmotik basıncının oluşturduğu bir çekici kuvvettir. Diğer bir deyişle emme basıncı osmotik basıncın iç basınca üstün olduğu sürece hücreye su girişini sağlayan bir kuvvettir. Osmotik Değer ( OD ) osmotik basıncı meydana getiren eriyiğin çekim gücüne denir.
Genel olarak emme basıncı ( EB) hücrenin osmotik değeri ( OD ) ile iç ( turgor ) basıncın ( TB ) arasındaki farka eşittir. EB= OD – TB
C. Diyaliz
Diyaliz, çözünmüş maddelerin seçici geçirgen zardan difüzyonudur. Örneğin içi glikoz molekülleri ile dolu bağırsak saf su içersine konursa glikoz molekülleri zardan su içine iki taraftada eşit olacak şekilde geçer.
Bu temel prensipten yararlanarak suni böbrek aleti ( diyaliz makinesi ) geliştirilmiştir. Diyaliz tüpünden her defasında hastanın 500 ml kanı geçirilir. Diyaliz tüpünün dışında, kanda bulunan ve difüzyon olabilen aynı yoğunlukta maddeleri taşıyan bir sıvı bulunur. Bu sıvı sadece uzaklaştırılacak maddeyi içermemektedir. Böylece kandaki gerekli maddeler dıştaki sıvıya geçmez. Uzaklaştırılması istenen madde dış sıvıda bulunmadığından, bu madde kandan dış sıvıya difüzyonla geçer ve kan bu maddeden temizlenmiş olur.
Moleküllerin Pasif Olarak Taşınmasını Etkileyen Faktörler
a. Moleküllerin Büyüklüğü: Küçük moleküller hücre zarından daha kolaylıkla geçerler. Su, oksijen, karbondioksit gibi moleküller, 6 karbonlu glikoza göre zarı daha kolayca geçerler.
b. Moleküllerin Elektrik Yükü: Hücre zarının iyonik yapısından dolayı, nötr moleküller hücre zarını daha kolay geçerler.
c. Yağda Çözünürlük: Hücre zarının yapısında yağ olduğu için yağda çözünen maddeler zardan kolaylıkla geçerler. Örneğin A, D, E, K vitaminleri.
d. Maddelerin Yağı Eritmesi: Yağı eriten maddeler zarı kolayca geçebilir. Örnek olarak alkol, eter, kloroform ve benzen.
e. Zardaki Por Sayısı: Zardaki por sayısı ne kadar fazla olursa madde giriş çıkışı o kadar fazla olur.
f. Konsantrasyon Farkı: Yüksek konsantrasyonlu ortamdaki moleküllerin birbirine çarpma hızı, düşük konsantrosyonlu ortamdaki moleküllere göre daha fazla dır. Bu durumda daha yüksek potansiyel enerjiye sahip olan yoğun ortamdan diğer tarafa madde geçişi hızlanır.
g. Molekül Ağırlığı: Molekül ağırlığı ile difüzyon hızı arasında ters orantı vardır. Molekül ağırlığı arttıkça hız azalır. Buna göre gazların difüzyonu en hızlı, sıvılarınki yavaş, katılarınsa yok denecek kadar azdır.
h. Sıcaklık: Moleküller yüksek sıcaklıkta daha hızlı hareket ederler dolayısıyla yüksek sıcaklıkta difüzyon daha hızlıdır.
I. Hücre Zarının Deformasyonu: Hücre zarının deformasyonu arttıkça difüzyon kolay olur.
2. AKTİF TAŞIMA
Bir maddenin konsantrosyonunun düşük olduğu yerden yüksek olduğu yere doğru enerji ( ATP ) harcanarak taşınmasına aktif taşınma denir. Yada başka bir deyişle maddelerin yokuş yukarı taşınması demektir. Canlı zarlar üzerinde enzim ve taşıyıcı proteinlerin yardımı ile gerçekleştirilir. Aktif taşımada mutlaka enerji harcanır. Enerji yetersizliğinde aktif taşıma durur, pasif taşıma devam eder. Bu durumda bazı maddelerin yoğunluk farkları ortadan kalkar ve hücrede metabolizma durur, hücre ölür. Örneğin; Büyüme ve protein sentezi için mutlaka gerekli olan potasyum hücre içinde hücre dışına göre 40 kat daha fazla bulunmak zorundadır. Eğer bu miktar azalacak olursa hücre fonksiyonlarını yeterli şekilde gerçekleştiremez.
Aktif taşımaya en güzel örnek çeşitli hücrelerde görülen Sodyum – Potasyum pompası dır. Normal koşullarda sodyum hücre dışında , potasyumda hücre içinde daha yoğundur. Yoğunluk farkından dolayı potasyum hücre içersine, hücre içine sızan sodyumda hücre dışına sodyum potasyum pompası ile pompalanır. Bu sırada ATP enerjisi kullanılır. Bu taşıma düşük yoğunluktan yükseğe doğru olmaktadır. Aktif taşımada enerjinin yanında enzimlerde iş görür yukarıda sözünü ettiğimiz olayda da etkili olan bir enzim vardır bu enzim Sodyum-Potasyum adenozin trifosfataz dır. Bu enzim ATP yi hidrolize ederek ADP ve inorganik fosfata dönüştürür. Açığa çıkan enerji sodyumu dışarıya, potasyumu içeriye taşımak için kullanılır.
Aktif taşımada proteinler, enzimler görev aldığından bu olay sıcaklık, p H , ve zehir etkisi yapan maddelerden etkilenir.
3. ENDOSİTOZ
Pasif ve aktif taşıma ile taşınan moleküller doğrudan hücre zarından veya porlardan geçerken büyük moleküller ( yağ, nişasta, glikojen, protein vs. ) geçemez. Bu moleküller zarın değişikliğe uğraması ile enerji harcanarak hücre içine alınırlar. Bu olaya endositoz denir. Endositozla hücre içine alınan besinler hücre içinde besin kofulu şeklinde bulunurlar. Endositozun 2 biçimi vardır.
a. Fagositoz: Katı parçacıkların endositozla içeriye alınmasıdır. Katı madde yalancı ayakla oluşturulan cep içine alınır. Daha sonra hücre içine çekilen besin kofulu lizozomla birleşerek sindirilir. Amipin beslenmesi, Akyuvarların mikroplarla savaşımı bu yolla olmaktadır.
b. Pinositoz: Sıvı maddelerin besin kofulu şeklinde hücreye alınması olayına pinositoz denir. Bu olayda sıvı maddelerin hücre zarına değdiği noktadan sitoplazma içine cep yada kanal şeklinde bir yapı oluşur. Bu yapılardan pinositoz keseleri oluşur ve hücre içine alınan sıvı maddeler lizozomla birleştirilerek sindirilir.
4. EKZOSİTOZ
Endositozla hücre içine alınan besin maddeleri lizozom enzimleri ile küçük moleküllere parçalanır. Kesecik içinde sindirim sonucu oluşan artık maddeler ve dışarı salgılanması gereken bazı metabolik ürünler hücreden dışarıya atılır. Bu olaya ekzositoz denir. Ekzositozda kesecik hücre zarına tutunur ve tutunan kısmından içeriğini dışarıya boşaltır, bu olayda da enerji kullanılır.

[CriMiNaL]
18-04-07, 17:24
ihtiyacı olanların işine yarıyacaktır tşk'ler